YUNUS EMRE’NİN HAYATI

1240-1322
Bilinebilen tarih bu…
Yunus Emre Hazretleri’nin maddî kimliğinden ötede ve bize kadar gelip ileri gidecek olan mânevi kişiliği önemlidir.
Ancak yaşadığı çağın her türlü özelliklerinin bilinmesi buyurduklarını anlayış açısından  gereklidir.
 
XIII yüz yılda Anadolu’da ve halkın sırtında bir ateş ocağı yanarken ve yakarken, yüreğinde de bir Aşk Ocağı tütmeye başlamıştı.
Parçalandı sanılan ana toprakta, kökten ve daha taze kurulan Türkmen Beylikleri:
Eşref Oğulları : Beyşehir-Seydişehir-Gurgurum
Hamid Oğulları : Isparta-Burdur-Antalya
Menteşe Oğulları : Muğla
İnanç Oğulları : Denizli
Germiyan Oğulları : Kütahya
Osman Oğulları : Söğüt civarında idi.
 
Baba yurdumuzdan Ana yurdumuza dalga dalga gelen Horasan Erenleri, Gazi ve Velî oluşun önderleriydi..
Yunus Emre Hazretlerinin ataları da bunlardan birisi idi…
 
Horasan’dan dervişleriyle birlikte gelen Şeyh Hacı İsmail Lârende-Karaman kazasına bağlı kendi adıyla anılan bir köy kurmuştur.
(Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan; Kolonizatör Türk Dervişleri. Vakıflar Dergisi, sayı II-Ankara 1942 shf. 279-386)
 
Şeyh Hacı İsmail’in oğlu Musa Paşa burada bir zâviye yaptırmıştır. Bu cemâatten olan Yunus Emre ise bu mezrayı Karaman oğlu İbrahim Bey’den satın almıştır.
Vergilerden muaf olup öşürleri de bu zâviyede sarf edilmiştir.
 
Bektaşi geleneğindeyse Yunus Emre Sivrihisar kazasına bağlı Sarıköy’ lüdür.
 
Aslında her evde yaşayan bir Yunus ya da Emre isimli oğul vardır. Her yürekte ise türbesi sevgi hâlindedir.
Benim de bir oğlum ve bir torunum Emre isimlidir.
 
Anadolu’da pek çok köy civarında Yunus Emre Türbesi vardır. Onlara:
“Yunus Emre Eskişehir Sarıköy’de Hakk’a yürümüş!” derseniz hep aynı cevabı alırsınız:
“Bizim Yunus burada!”
Hepsi de bir Yunus Bizim Yunus…
 
Anadolu’da on yerde Yunus Emre’ye izafe edilen mezar-türbe meşhur olanlarıdır.
Bu mezarların hepsi de köydedir ki, Yunus Emre Hazretleri bir köy insanı olup Rıza Rençberliği yaptığı kesindir.
 
“Gelenek Edebiyatı”nda yer-yurttan ziyâde toplumun ortak görüş ve yaşamı olan sosyal durumu önemlidir.
Zâten bu türlü Horasan Erleri olan ahi, derviş ve şeyhler daima boş ve ıssız bir dağ başını mekan tutup imar edip emekleriyle geçinip çevre halka da ikramda bulunmuşlardır.
Alt yapı ve üst yapı olarak, toprak ve insanı bilmişlerdir.
Adalet ve merhamet içinde sevgi ve barışın eğemen olduğu köy hayatında temiz gönüllü pak ahlâklı çalışkan insanları esas almışlardır.
 
Hakk Eren Yunus Emre Hazretleri;
Bedensel rahatlık ve zenginlik içinde umutsuz uyuşukluğu ve aldırmazlığı yererken şûurlu yoksulluğu tercih eder:
 
Kemdürür yoksullukdan niçelerün varlığı
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı…
 
El emeği ve alın teriyle çalışarak kazanmayı, seçilmiş Resûllerin gerçek işi bilir ve bildirir:
 
Süleyman zenbil ördi
Kendi emeğin yirdi
Anun ile buldular
Anlar berhudârlugı…
 
Erenler Yolun izleyen Çile Dervişlerine:
 
Dünyadan gönlüni çeke
Eliyile arpa eke
Ununa yarı kül kata
Güneşde kurutmak gerek…
 
Kültür ve medeniyetin taşınmasında, değişiminde ve gelişiminde çok önemli görev gören Horasan Erenleri, Türklerin Anadolu’ya ve Rumeli’ye gelişinde ve yerleşmesinde de baş rolde olmuşlardır.
Dünya ve insan görüşünde madde ile mânâ arakesitine yaşanması gereken ve kolay olan diri bir ahlâk sistemi inşa’ etmişlerdir.
Anadolu anamızın iki ayağından birinin adı Gazi diğeri Velîdir.
İkisi de Anadolu insanına sevdâlı ve hizmetçidir.
Gazi ülkeler fethederken Velî de o ülkelere hakkı ve hayrı taşımışlar ve yetiştirmişlerdir.
 
Yunus Emre Hazretleri;
Konya ya da başka bir şehirde okumuş aydın birisi olmakla beraber, menşe’i- yetiştiği ve tercih ettiği yer olarak daima köy ve bozkırlardaki göçebe Türkmen hayatı içindedir…
O denli ki gafilleri uyarmak için uğradığı şehir hayatından ve sırtı berk-karnı tok insanların hallerinden şikayetini şöyle dile getirir:
 
Bu dünyenin meseli bir ulu şara benzer
 
Kasdum budur şehre girem feryad u figan koparam
Yine dönüben korkaram işide düşmen ünimi…
 
Herifler cümlesi tâata meşgul
Olupdur cümlesi sultanına kul…
 
Ferah oldı bular kayguları yok
Eğinleri bütün karınları tok…
 
Esas hayvanların köylülere hizmet eden yaratıklar değil bilakis aşktan ve nasihatten nasibi olmayan ihtiraslı anlayışsızlar olduğunu:
 
Dost döşeğine geçemez at u katır yahut deve
Işksız âdem hayvan olur, hayvan ögüt bilür değül…
 
İşbu sözüm anlamayan aydam sana beye benzer
Hayvandurur anun gibi tağda yürür süri süri…
 
Onun içindir ki Yunus Emre Baba;
Dervişi, nefsî hevâ, heves ve ihtiraslarında ebediyen kurtuluşu için Aşk Ateşine çağırır:
 
Bir bağ ki viran ola, içi dikenle dola
Ayıtlamak neylesin od ile yanmayınca..
 
Isılık u yabanda od mı bulunur anda
Kavı taşı çakmağı bir yerde olamayınca…
 
Bu Ateş Harmanı yerinde âşığın naz-niyaz nefesine ney olacak kemâlât kamışı da kendisidir.
Gül bağı da bülbülü de kendisidir:
 
Âşıkun gözi yaşı hem göl ola
Ayagından saz bitüp kamışlana
 
Cümle şâir dost bağçesi bülbülü
Yunus Emre arada dürraclana…
 
Kemâlât kamışını göz yaşıyla sulayan âşıklar birlik bülbülü derken kendisini Anadolu’muzun kekliğe benzer erkeği rengarenk Turaç kuşuna benzeterek Tevhid Tüccârlığının değil, Tevhid Türaçlığı’nın farkını buyurmaktadır…
 
 
Latif YILDIZ
image_print