YUNUS EMRE’DE İNSAN SEVGİSİ

Yunus Emre’de, İnsan sevgisi tek kelime ile İlâhîdir.

Muhabbet ve merhamet ayaklıdır.
Erenlerin evrensel erdemini açılarken her insanın yüzünde Yarayan Rabbülâlemin’i görürür:
 
Yunus Hakk tecellisini senin yüzünde gördü
Çare yok ayrılmaya çün senden göründü Hakk..
 
İnsan sevgisinin çıkış noktasına şüphesiz ki Resûlullah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’ i oturtur:
 
Çalab nûrdan yaratmış adını Muhammed’in
Âleme rahmet saçmış canını Muhammed’in
 
Hakk yarattı âlemi âşkına Muhammed’in
Ay ü günü yarattı şenkine Muhammed’in
 
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sevgisine bitişik inandığı Ehl-i Beyt (as) sevgisini ise:
 
Tanrı arslanı Ali sağında Muhammed’in
Hasan ile Hüseyin solunda Muhammed’in
 
Canım kurban olsun senin yoluna
Adı güzel kendi güzel Muhammed!…
 
Âlemler rahmet olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in rahmetini her insana hak ve uygun bulan Yunus Emre tüm insanlığı bir görürür:
 
Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan
Şer’in evliyasıysa haikatte âsidir.
 
Bütün insanlara ayrısız-gayrısız Muhabbet ve merhamet gözleriyle bakmayan kişi Şerîatın Evliyası olsa da Hakikatın isyancısıdır.
 
Yetmiş iki millete kurban ol âşık isen
Ta âşıklar safında imam olasın sâdık
 
Gerçek âşık isen tüm insanları bir tut ki âşıkların sâdık imamı olasın.
 
Hakk’ı gerçek sevenlere cümle âlem kardeş gelir.
 
Aynı El Hayy (cc)’dan Hayat buluşun şahâne anlatımı…
 
Ortak sevgi ve hakça yaşayış paydasında topladığı insanoğluna:
 
Sen sana ne sanırsan
Ayruğ da onu san
Dört kitabın mânâsı
Budur eğer var ise…
 
Sen kendin için neyi güzel sanıyorsan senin gibi düşünmediğinden ayrı sandığın kişiye de onu iste.
Dört semavî dinin kitabının ana sözü budur eğer insanlar yerinde bıraktıysa…
 
Merhamet ve muhabbetsizliğin zıttı olan kibirden doğan kin ve nefreti reddedip miskinliği-alçak gönüllülüğü Erenlerin ana adı sayan Yunus Emre Hazretleri:
 
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Bir kimseye kin tutmayız
Cümle âlem birdir bize…
 
Buyurarak insanlık sıfatı taşıyan herkesi “sevmek-sevilmek-tanış olmak” için Sevgi Sırrına çağırır:
 
Gelün tanışık idelüm
İşin kolayın tutalım
Sevelüm sevilelüm
Dünyaya kimse kalmaz…
 
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
 
    “Ya eyyühen nasü inna halaknaküm min zekeriv ve ünsa ve cealnaküm şüubev ve kabaile li tearafu inne ekrameküm indellahi etkaküm innellahe alimün habir : Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât 49/13)
 
Denizden alınan bir damla gibi prototip-örnek olarak bir insanı ele alıp tüm insanlığa konuşan Yunus Emre’de;
İnsan, kâinatın  ve şu dönen devranın göz bebeği değerinde ve sahibi gibidir:
 
Benem sâhib-kıran devran benümdür
Benem uş pehlivan meydan benümdür.
 
Bu âlemde sahib benim, devran benimdir.
Şimdi pehlivan benim meydan benimdir.
 
Yunus Emre Hazretlerinin insan sevgisi ve insana hizmet inancı, Kâmil İnsanın amacıdır.
İnsana en yüce değeri verip:
 
Yaratılanı hoş gör Yaratandan ötürü!
Tüm eserleri Ulu Yaratıcısı’nın hatırına hoş görmeye çağırır.
 
Tehi görme kimseyi hiç kimse boş değil
Eksiklügile nazar erenlere hoş değil…
 
Bu âlemde hiç kimseyi bomboş görme ki zâten kimse boş değil.
Onun için Hak Erenler katında yaratılanların eksik-noksanını aramak asala hoş görülemez.
Çünkü, yaratılışta ona yüklenen mükemmel tarafı bulunup ibret ve hikmetle seyredilir.
 
Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namaz degül
Yetmiş iki millet dahı elin yüzün yumaz değül..
 
Yunus Emre Hazretleri, insana ve iç yapısına tecâvüzü en ağır suç sayar.
Diri Kâbe gibi gördüğü insan kalbinin kırılmasını kılınan namazla asala bağdaştıramamaktadır.
Öz abdest almayanların yüz abdestlerini dinen geçersiz ve işe yaramaz sayıp her insanın elini yüzünü yuyup durduğunu arada bir farkın olmadığını belirtmektedir.
 
Ak sakallı bir koca
Bilimez hâli nice
Emek yimesin hacca
Bir gönül yıkarıse…
 
Hakikat-ı Muhammed’den ve hâl-i hazır içinde bulunduğu hâlden habersiz kocamış ama mânâvî olgunluk yönünden ak sakallı bir bebe olanların; eğer bir tek gönül yıkmışlarsa, boşuna hacca gitmek için emek harcamamalarını uyarmaktadır…
 
Kırık bir gönlü yapmaya hizmeti ise:
 
Duru, kazan ve yedir
Bir gönül ele getir
Yüz Kâbeden yiğrektir
Bir gönül ziyâreti…
 
Anlamadan yapılan Kâbe ziyâretinden bir insan kalbinin hizmetinde bulunup gönlüne girmek üstün buyurmakta…
 
Çünkü gönül Çalab Teâlâ’nın Tevhid Tahtıdır. Ve nazargâhıdır:
 
Gönül Çalab’ın tahtı
Çalab gönüle bahtı..
 
Onun için hazreti Yunus, kişinin kendisinin Hakk Teâlâ katında değerini bilmeyi aşkın temeli sayar.
 
    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)
 
Buyruğunu rehber  edinir.
İnsanoğlunun ancak kendini bildiği zaman özünde potansiyel olarak zaten yüklü ve sadece kendine mahsus olan İlâhî Aşka ulaşacağını anlatır durur:
 
Andan yiğrek ne vardır kişi bile kendözin
Kendözin bilen kişi kamulardan ol güzin
 
Bir kişinin kendi özünü-kendisini bilmesinden daha iyi ne vardır?
Kendini bilem kişi kendini bilmeyenlerin tümünden seçilmiş, beğenilmiş ve ayrılmıştır.
 
Kendü mikdarın bilen bildi kendü hâlini
Veli dahi ışkıla evvel bahra benzer…
 
Sistemi yaratan yanında ve kâinât içinde kendi değer ve kıymetini anlayan kişi hâlihazır ne hâlde olduğunu bilmiş demektir.
Nitekim Velîyullah-Allah Dostları da özlerinde doğan Muhammedî Güneşle aydınlanıp, eriyip-akıp coşarak ilk bahar selleri gibi hakkı ve hayrı  buyurup durmaktalar..
 
Elbette insan oğlunu doğuran ve hizmet eden anası gibi, İlâhî Aşka ulaşım veyaşayış gibi tâlim-terbiye gerektiren konularda da hizmetini gören Muhammedî Mürşidler olacaktır.
 
Zaten Yunus Emre Hazretleri insanların farklılığını dışlarında kalışta görür. Eriyip akıp Hakta ve hayırda buluşup-bilşip bile olanlar Hakk Erenler sayar ve onlara asla halktan üstünlük ve kudsallık vermez.
Gerçek-Hakk Erenleri ise “Hızır hazır sen hazırsan” güzelliğinde görür :
 
Bilir misiz ey yarenler gerçek erenler kandadır
Kanda baksam anda hazır kanda istesem andadır…
 
Bilir misiniz ey can dostlarım! Gerçek Erenler nerededir?
Nereye baksam orada hazır nerde istesem orada hizmettedir.
 
 
Ancak kişinin kendiside temiz bir saflık içinde ciddiyet, samimiyyet
ve gayret göstermelidir.
Yoksa havanda su döğer..
 
Çeşmelerden bardağın toldurmadan korısan
Bin yıl anda turursa kendi tolası değil…
 
Herkese selsebil akan çeşmelere varıp kalb bardağın doldurmazsan ve yanına bırakırsan bin yılda ayrılık içinde beklese bardak kendi gidip de dolacak değildir. Sünnetullah olan Allah Teâlâ’nın kulluk imtihanı kanunu, tavır ve tarzı böyledir bu âlemde…
 
Yunus Emre, insanoğlunu mutsuz kılan ana problemleri ele çözüm yollarını İlâhî doğuşlarla anlatıp kafa ve kalb mutluluğuna ulaşmasına hizmeti esas alır.
Doğumu, hayatı, ölümü ve ötesini halk diliyle halka anlatır.
Zulmün her türlüsüne baş kaldırıp ezilenin yanında yer alır.
 
Mezar kapısını kapatıp ölümü öldüremediği için ölüm korkusuyla inanan insanoğlu için kendi özünden de yakın olan Yaratıcıya inanarak ölmeden önce ölüp-dirilmeyi ustaca anlatır. Kâinâtın var edilmesinin gerçek sebebi olan “Muhabbet”i ebedî dirilik olarak yaşar ve yaşatır:
 
Niçe ki ben seni sevem ecel eli irmeyiser
Kaçan sunar Azrâil el, ben seni canlanurısam.
 
Ben Sen’i gerçekten-yürekten seversem, bana ölüm-ecel eli asla ulaşamayacaktır.
Nasıl olur da ölüm meleği Azrâil, benim canımı almak için el uzatabilir?
Yaşarken cehâlette ölüp Kemâlâtta Sen’inle dirilmişsem ki Sen ebedîsin Yâ Rabb!
Fenâfillahı hayal edenlere mevcud hâlini söyler…
 
 
Coşkun bir Hak Âşığı olan  ve yaşadığı aşkı anlatan Yunus Emre Hazretleri bin bir telli saz gibi  her telden inler durur.
Yarım nesfeslerin ard arda eklenmesinin toplamı ve bir kulluk oyunu olan ömrün, çabucak uçup gitmesine üzülüp yanar:
 
Geldi-geçti ömrüm benim ş’ol yil esüp geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi ş’ol göz açıp yummuş gibi…
 
Yunus Emre Hazretleri, aslını ve ana formülünü (H2O) yaratanı asla unutmadan tıpkı bir damla su gibi;
Bazen donar:
 
Kogıl dünya bezeğini, bu dünya yildür ya hayal
Ne kılısar bize vefâ çünkü pusudadır zevâl…
 
Bırak-terk et şu yalan dünyanın süsünü-püsünü!
Bu dünya ya esip geçen bir rüzgâr-yeldir veya o bile değil bir hayaldir.
Zevâlin (bu dünyadan yok olup gidişin) bizi pusuda bekleyip durduğunu görüp dururken bize ne vefâsı gösterebilecekmiş?
 
Bazen erir-akar-coşar-çağlar sular olur:
 
Daşdun yine deli gönül sular gibi çağlar mısın?
Akdun yine kanlı yaşum yollarımı bağlarmısın?
 
Eriyen yüreğinde muhabbetin rahmete dönüşüp çağlayanlar gibi gözlerinden fışkırışı, yol kesen seller olup kendi yollarını bağlayışı ve Dost’un Dostu Dost dervişin ağlayışı anlatılır…
 
Buharlaşıp-arınıp-kanatlanıp gökyüzüne yükselişi, Hak Erenler kümesinde bulut oluşu ve kendinden kendine deyişi:
 
Karlı dağlarun başunda salkım-saçak olan bulut
Saçın çözüp benüm içün yaşın yaşın ağlar mısın?..
 
Karlı dağların başında salkım-saçak olan bulut
Saçın çözüp benim için gizli gizli-içli içli ağlar mısın?..
 
Buz, Su, Buhar, Bulut olurken aslı olan H2O, yani “İnsan” oluşun hepsininde temelinde olduğu gerçeğini hârika zevk edişi… 
 
Bütün bu olanların iç âleminde oluşunu ve Özün Zevkini sözle eyler:
 
Girdim gönül şehrine, taldum anın bahrına
Işkıla gideriken iz buldum can içinde…
 
Bu izümi izledim sağum solum gözledim
Çok acayibler gördüm yoktur cihan içinde…
 
 
Enfüsündeki İlâhi İlim denizine dalışı, aşkla Seyr ü Süluk edişi ve “Şah damarından yakın” olana giden Muhammedî İz’i buluşu…
 
Ve insan kalbinin madde-mânâ arakesiti ve diri Kâbe oluşunu en içteki can ın içinde canı yaratan götüreni izi buluşunu Kur’ânî delili buyuruyor:
 
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
    “Ve le kad halaknel insane ve na’lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)
image_print