VII – L GIYAS

Ey Huda lutf eylegil kahrundan el Hak el Gıyas
Her zamân u her sâat fâ’il-i Mutlak el Gıyas
 
Ey Hüdâ lutüf eyle ki El Kahhar esmayın tecellîsi kahrından koru! Ey yardıma yetişmesi mutlak hak olan El Hakk el Gıyas!
 
 
Gün gibi aşkâresin âriflere ayne’l- Yakîn
Ehl-i tugyanun özinde kahr-ı mülhak el Gıyas
 
Sen âriflere irfan içinde görürcesine güneş gibi aşikâr veyakî olansın!
Küfründe azgınlığı seçip yaşayanların özünde durmadan artan bir kahredicisin ey  tek kurtarma gücü olan el Gıyas!
 
 
Bî-nişân u lâ-mekân sırrında pinhân olmayan
Bulmaya seyr-i ma’allâh sırrın el Hakk – el Gıyas
 
Kulluk imtihanı gereği binlerce nişan ve işaretler giyen insanoğlu, Zâtına mutlak mahsus olan, nişansızlık, mekansızlık bilinemezlik amâsı Ahadiyyetinin Ahmedî sırrında eriyip yok olamayan şah damarından yakın ilelik sırrını asla hayata sokup yaşayamaz el Hakk – el Gıyas!
 
 
Ehl-i ışka hâil olmaz âlem-i kevn ü mekân
Hoş azâbdur illâ ışkdan  fârig olmak el Gıyas
 
Muhammedi neşeye kavuşa Eren Âşıklar için bu gözüken varlık ve mekan âlemi perde olamaz!
Onlar için esas azab İlâhî aşksız kalışı ve onu kaybedişidir ki elektiriği kesilen âletlere dönerler el Gıyas!
 
 
Bu Sinân Ümmî zaîfe irmesün hışmun senün
İtmesün hasret-i hicran anı igrak el Gıyas
 
Yâ El Gıyas!
Bu zayıf kulun Sinân Ümmî’ye gereğince kulluk yok diye gazabın dokunup da İlâhî aşkın kesilip ayrılık hasreti acısı boğmasın!  
 
Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
 
 
Gıyas : Medetkâr. Yardımcı. Nusrete yetişen. * Meded. Yardım.
Mutlak : Salıverilmiş. Itlak olunmuş. Serbest. * Kat’i. Şüphesiz. * Aslâ bir şarta bağlı olmayan. Yalnız, tek.
 
El Gıyas (cc) : Yardım ve yetişmesi eşsiz olan Allah Teâlâ.
 
Fâ’il-i Mutlak : Fiilerin tek yaratıcısı.
 
Aşkâre : f. Belli, meydanda, açık. Bedihi.
 
Ayne’l- Yakîn : (Ayn-ül yakîn) Göz ile görür derecede görerek, müşâhede ederek bilmek.
 
Tugyan : Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Azgınlık, taşkınlık. Taşkın mizaçlılık. * Kan galebe etmesi hali. * Resmî devlet kuvvetlerine karşı durmak. * Su baskını.
 
Mülhak : İlhak olunmuş. Sonradan katılmış, zam ve ilâve olunmuş, eklenmiş.
 
Hâil : Perde. Mânia. İki şey arasını ayıran.
 
Kevn : Hudus. Varlık, var olmak. Vücud, âlem, kâinat. Mevcudiyet.
 
Fârig : İşini bitirmiş, boş kalmış, alâkasını kesmiş, rahat, vazgeçmiş, çekilmiş. * Fık: Tasarrufu altında olan mülkün kullanma ve tasarruf hakkını başkasına devreden.
 
Hışm : f. Öfke, hiddet, gazap, kızgınlık.
 
İgrak : Suya batırmak, boğmak. * Kabı doldurmak. * Edb: İmkânsız bulunan mübalâğa.
image_print