V YÂ RABB!

Aceb bencileyin evsâfı fânî
Yolunda bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
Kılursan n’ola lutfunı erzanî
Elünde bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Yâ Rab!
Senin yolunda kulların arasunda taşıdığı kimlik ve kişilik varlığının geçici ve izafi sıfatların bilip anlayan benim gibi bir kimse daha var mıdır?
Sen yüce lutfünü bana münasip görsen ne olur?
Bir daha nasip edermisin kuluna?
 
Doğarsa cânuma nûrun ziyâsı
Eser bu dilüme bâd-ı sabâsı
Gönüller derdinün kanda nebâtı
Balunda bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Yâ Rab!
Özüm olan canımda-ruhumda  var oluş kaynağı olan Nurullah’ın ışığı Muhammedî Güneş ve Nur-u Mim olarak doğarsa,
Bu oluşun doğuşları-zevkleri gönlümde seher yeli gibi esmeye başlar.
Gönüllerin “kendin ve Rabbın bilmek” derdinin devası olan Birlik Balının toplandığı Erenler bitkileri-çiçeklerinden bir benzeri daha varmıdır?
 
 
İçerler Âşıklar âb-ı Hayât’ı
Hayy olur kalbinde cümle memâtı
Visâlün dâlinün kanda nebâtı
Balunda bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Yâ Rab!
Muhammedîâşıkların dirilik suyu olan İl3ahî aşkını içince,  kalblerinde ölü olan hak ve hayır melekeleri dirilir!
Nur-u Mim’e kavuşunca dirilen âletler gibi kalbimize Nurullah ulaşınca içimizdeki cehâlet karanlıkları ışığa kavuşur.
 Arı gibi âşık kullarını tevhid çiçekleriyle köklere kavuşturan Vuslat Dallarının gövdesi nerede?
Erenler kovanında bu baldan biraz daha var mıdır?
 
 
Cihânun kimseye yoktur vefâsı
Fahridür âşıka yârün cefâsı
Cemâlün zülfinün dâr-ı sefâsı
Telünde bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Yâ Rab!
Bu Yalan dünyanın kimseye sürekli bir güzellik verdiği görülemez!
Gülen bir gün gelir ağlar!
Yaratanının Kulluk imtihanı çilesi Âşıkın derdi değil, övünç kaynağıdır.
Kulluk kemâlâtının sonucunda vaat edile cennetlerin de sonucu olan Cemâlullah, kulluk canının sefâ girişi olan dâ ağacının ipi olan habli’l- verid=tek ip’ten bir daha var mıdır bir kul için? 
 
Kimi dünyâ ister kimisi Hurî
Zâhirdür Cennet’ün bağı gülzârı
İşka Yâr olanun avı şikârı
Sâlünde bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Yâ Rab!
Bu âlemde her çeşit kulların vardır.
Bunların kimi dünya  malı veya Âhiret Hurisi ister.
Halbuki cennetin bağı-bahçesi de, hepsi de zâhir ve perdedir.
İçinde ise bâtın sırrı olan ve gerçek âşıkların bu yolda elde edeceği tek kârı olan Rabbına Rücu’ isali=kavuşumu!..
Bu Sall’dan;
Allah’ıgörür gibi namaz kılmak-Salâtla, Allah’a kavuşum.
Salâvâtla, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e sıla ulaşımı.
Sıla-yı Rahim ile, tüm insanların göbek bağı kanalıyla ilk insan ve Peygamber Âdem aleyhisselâm’a kavuşum birliği bir daha var mıdır bir kul için? 
 
 
Nûş eden meyünden bezm-i ezelî
Getürdi sonunda cümle kemâli
Ene’l- Hakk söyleden zâtun zülâli
Boyunda bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Yâ Rab!
Bezm-i Elest meclisinde Ruhî nefsin içtiği kulluk şarabı, içinde yaşadığımız bu sarhoşluk âleminde Kulluk imtihanı kemâlâtı sonucunu getirdi.
Kulu Rabb’ısına bağlayan şah damarından da yakın olan “tek ip” kendi benlik canının boynundaki dâr ağacı ipidir.
“Ruh, Emr Âlemindendir” sırrına eren  Erenler içinde: “Ene’l- Hakk! : Ben Hakk’ım!” diyen zât olan Hallac-ı Mansur’un bu saf-samimi sözünü onun boyunda-soyunda âşiretinde bir daha söyleyebilen hiçbir kimse daha varmıdır Yâ Rab!
 
 
Budur âşıklara ışkun nişânı
Küntü Kenz’e mazhar ider insânı
Didârun bağınun verd-i reyhânı
Gülünde bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Âşıklara aşkın taktığı nişan, diğerlerinden ayıran işaret  o ki kendi özündeki “gizli hazine”nin farkına varıp Hakk’ın halifesi olduğu gerçeğine ulaşınca gördüğü gül yüzün-Cemâlullah’ın enfes kokusu hangi gülde olabilir Yâ Rab!
 
 
Ezelden inkârdur İblis’ün işi
Anunçün tamuda kaynaya başı
Işka lâ diyenün telbîs kumaşı
Dalunda bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Zıtlar âleminde ikrâra karşı inkar kutbunun başı olan İblis canla başla “Lâ!” inkar elbisesini sırtına geçiren başka biri var mı onun gibi Yâ Rab!
 
 
Her kime zerrece ışkun ulaşa
Sa’âdet tâcıdur kondugı başa
Tâli’i Mustafâ nûrına düşe
Fâlunda bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Yâ Rab! Her kim kuluna ki aşkın ulaşırsa başına ebedi mutluluk tacı konmuştur.
O kimse kaderi ve tevhid talihi, Rasûlullah Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in  nuruna kavuşmuş ve Nurullah’da yok olmuştur!
 Bu ise, o kişinin fala bakarak bulacağı bir talih oyunu değildir!
 
 
Kim ki fedâ kıla yolunda cânı
Bulupdur sırruna dürr-i me’ânî
Senün muhabbetün genc-i nihânî
Malunda bir dahı hiç var mı Yâ Rab?
 
Yâ Rab!
 Kim ki kendine geçici olarak imtihan için verilen canını gerçek “El Hayy” içinde eritirse,
O zaman o insan kendi hakikatının sırrına mânâ incisini bulmuştur.
Kimin malında böylesi bir gizli hazine olan Muhabbetullah’ın benzeri olabilir?
 
 
Zâr eder derdile yüregi yara
Meger fazlun ola derdine çâre
Sinân Ümmîleyin hiç yüzi kara
Kulunda bir dahı hiç var mı Yâ Rab?  
 
Yâ Rab!
Yüreğinde yarasıyla inleyen bir kulunun bu ayrılık ve yalnızlık derdinin çaresi ancak senin mârifet fazlın olabilir.
İşte böylesi kulların içinde Sinân Ümmî gibi yüzü kara birisi daha var mıdır?
 
 
Evsâf : (Vasf. C.) Vasıflar, sıfatlar.
 
Erzanî : f. Ucuzluk. * Lâyıklık, liyakat, münasiblik, muvafakat, uygunluk.
 
Nebât : (C: Nebatât) Topraktan yetişen, biten her çeşit şey. Bitki.
 
Dâr-ı sefâ : Sefâ yurdu.
 
Şikâr : f. Av, avlanan hayvan. Avlama. * Düşmandan ele geçirilen mal. Ganimet.
 
Sâll : Ulaşım, vuslar, sıla kökü.
Nûş: f. İçen, içici. * Tatlı şerbet gibi içilecek şey. * Zevk ve safâ.
 
Bezm-i ezelî : Bezm-i Elest. Cenab-ı Hak ruhları yarattığında “Ben Rabbiniz değil miyim? meâlinde: $ diye sorduğunda, ruhlar, $ “Evet Rabbimizsin” diye cevap vermeleri ânına “Elest meclisi” veya “Bezm-i elest” tabir edilir.
 
Ene’l- Hakk : Ben Hakk’ım!
 
Hallac-ı Mansur : Asıl adı Hüseyin olan bu zat, tasavvuf mesleğinde meşhurdur. Manevi istiğrak hallerinde hissettiklerini, şeriata zâhiren zıd düşen ifadelerle söylediği için, Hicri 306 senesinde idam edilmiştir.
 
Zülâli : Saf, berrak, tatlı, hafif, güzel, soğuk su. * Yumurta akı.
 
Küntü Kenz : Hazine idim!
 
Didâr : f. Mülâkat, görüş. * Görünme. * Yüz. Çehre. * Görüş kuvveti, göz. * Açık, meydanda.
 
Verd-i reyhân : Gülün hoş-güzel kokusu.
 
Telbîs : (Lebs. den) Ayıbını, kusurunu örtüp iyi göstermek. * Suret-i haktan görünerek hile edip aldatmak. * Hile. Oyun.
 
Dall : Azan. Azıcı, azdırıcı. Dalalette olan.
 
Tâli’ : Doğan. Tulu’ eden. * Kısmet, kader, baht. * Nişangâhın arkasına düşen ok. * Yeni hilâl.
 
Dürr-i me’ânî : Mânâ incisi.
 
Genc-i nihânî : Gizli hazine, define.
image_print