Münir Derman Sohbetleri 7

Resim

 

MÜNİR DERMAN (ks)

SOHBETLER : VII

Orada İnsan aklı Cebrail’den de büyüktür ne zannediyorsun.
Sen ne konuşuyorsun?
“Bir adım öteye gidemem Ya Rasûlullah yanarım!” diyor.
Oraya giden insan.
İnsanların en güzelinin güzeli.
En büyüklerinin büyüğü anladınsa!..
Onun için :
“Bütün Kâinatıma sığmam!” diyor Cenâb-ı Allah :
“Mü’min kulumun kalbine sığarım!”
Meleğin kalbi demiyor mü’minin kalbi.
Peki gâvurun kalbi yok mu?
Ulan var bütün insanın kalbi.
“Mü’minin kalbine sığarım” demek.
“Aha ben onlara kolaylık gösteririm şu âyetteki gibi onu inandırırım” demek.

Burnunun ucunu bile görmez.
Burnunun ucunu görebiliyor musun ahaa?
Daha burnunun, kendi elinlen tuttuğun burnunu göremiyorsun.
Kalbinin içindeki Allah’ı görmen kolay değildir.
Öyle kolay olsa herkes çıldırır yani.
Sen zannediyorsun ki havalara çıkacaksın, çıkacaksın, milyonlarca kilometre gidecek, yazacak : “Burası Sidredir.”
Ne yazılar yazıyor oralarda felan.
Cebrâil, Mikâil hepisi orda.
Nereye gideceksin?
Sidret-i Arş’a gideceğiz.
Bunu böyle düşünürsen sen hiçbir yere gidemezsin.
Aha burada!..

Arşta görülür, Kâbe’de görülür, Cebrail’de görülür.
Cemâlullah da gark olursun.
Hepisi görülür.
İş çorabı tersine çevirmekte.
Nasıl çeviriyor bu canım bu.
Bunun usulü yok mu?
Var usulü.
Yalan söylememek. Şakadan bile olsun yalan yok.
Kedi kaçtı da.
Geriye kediyi çağıracaksın.
“Pisi pisi pisi!..”
Aha da yalan.
Efendim felan dedi..
Değil, o yalan değil.
Bu yalan sınıfına bile girmez oğlum?
O edepsizliğin sınırına girer
Vereceğin şeyin peşinde o, bu yalan olmaz.
Yalan, İslamın yalanı budur.
Kediyi bile kandırmayacaksın.
Kedi kaçmış : “Pisi pisi pisi!..”
Bu yalan aha işte yalan yalan bu!..

Yoksa öyle efendim felan şey alıp nideceğim.
“Aldım senden otuz lira.”
“Yok efendim ben senden almadım.”
Bunlar yalan değil.
Bunlar cehennemin altındaki inkara yalandır bu inkara yalan.
Onlarınan işimiz yok bizim.
Böyle yalan değil.
Gıybet yok.
Nasıl gıybet yok?
Efendim felancayı biliyor musun?
Heeeee şöyle böyle o gıybet değil o, hased.
Efendim felanın işte apartumanı var da, işte otomobilleri var, parası yok da, bu da haseddir.
Hased ne biliyor musun, gıybet ne biliyor musun?
Şöyle küçük bir şeyden bunalıp da : “Yahu ne yapacağım?” gıybet o.
Hasedde o.
Allah’ nan irtibatını kesmektir.
“Yahu benim borcum var napacağım?”
Sen Allah’a inanmıyorsun!
“Vay şurama bişey çıktı!”
“Ne dediler?”
“Kanser dediler kanser!”
“Ne olacak?”
“Ameliyat olacak.”
“Eee ne olur?”
“Acaba ameliyat oluyum mu, olmayayım mı?”
Böyleysen iman yok, yoktur.

Daha dün gece ben nöbetçiydim.
Sabaha kadar uyumadım.
Getirdiler bir kadıncağızı.
Burnu şakır şakır kanıyor.
Yaşlı bir kadın 60 yaşlarında.
Evlatları getirdiler.
Ola kim burun kanı durdurmayacak.
Tansiyonu çok yüksek 24.
Çok yüksekti.
Durdurursak kurtulur, felçten kurtulur kadın.
İlaçta yazmayacağım, istersen yatırıyım.
“Derece var mı?” dedi.
Canını insanın Allah alır oğlum hastalık arada vesiledir.
Allahtan korkmuyor da hastalıktan korkuyor.
Ama tedavi olacaksın.
Hepimiz öleceğiz.
Korku yok!..

“Acaba efendim ameliyata dayanabilir miyim?”
Allah Allah! Bu da küfürdür oğlum!
Şekk ü şüpheye düştü mü haa bu âyetten istifade edemez.
Hiç bir şeyden şüphesi yoktur.
Yaz gelir : “Yandık aman Allah!”
Kış gelir : “Donduk Ya Rabbi!”
“Eee ne yapacağız biz?”
Başın ağrır : “Aman efendim ne yapsam ben?”
Dişin ağrır : “Ölsem de kurtulsam!”
Bunlar hastalıktır, her şey işler haa.
Bunun içinde tamahkâr, hasedkârlar bilmem neler istediğin kadar namaz kıl!
Onun faydası yok.
Ama bi de nemelazımcılık var haaa!..
O da eşşeklik.
Bunun eşşeklik tarafıdır.
Paranın bir yazı tarafı var bir de tura tarafı var.

Her şeyin tedbirini alacaksın.
Tedbir almamak var mıdır?
Vardır ama o mertebeye gel oğlum.
Evimize akşam şeye geldi mi kapatırız evimizi.
Burada kimse kalamaz.
Kapıcılar var.
Muhafazalar var.
Var oğlu var.
Var oğlu var var.
Sende öyle oldun mu tedbire lüzum yok.
Al öyleyse kula.
Akşama yemek yok ne yapacaksın.
Düşünmeyeceksin.
Sen düşünmedikçe senin ağzının içine getirirler, o raddeye gel!

Onun için aziz cemaat, adam akıllı inanacaksın.
Yobazca değil haaaa!
Bizim hastanede kim sabah namazına.
“Uyuyun uyuyun!” dedim.
“Sabah namazı yok!”
Ben erken kılarım oğlum.
Güneş doğacak kızıllık olduğu zaman diye bahane yok oğlum.
Müezzin : “Allahuekber!” dedi mi
Ben de peşine “Allahuekber!” derim.
Efendim işte kuşluk.
Rahmetli halam öyle söylerdi :
“Ezanı duydun mu oğlum gidebilirsen camiye git!”
Evde kıl.
Efendim işte cemaat gelir.
Gelirse gelsin, ben cemaatı mı bekleyeceğim.
Kıldık namazı beraber.
Orda bir hasta da vardı, yaşlı sakallı bir adamcağız geldi.
Güneş haa doğdu doğacak.
“Yav amuca dedim vakit geldi yav sen vakiti kaçırıyorsun kuşluk namazı mı kılıyorsun!” dedim.
“Yok dedi vakit geçmedi.” dedi
Aldı bir münakaşa herifnen.
“Ula!” dedi bu.
“İmam-ı Azam böyle dedi, şöyle dedi.”
“Sen İmam-ı Azama nidecen bu sabah namazı geçti!” dedim.
“Hiçbir şey deme kuşluk namazını hiç olmazsa kıl!”

Neyler yapmış olduğun ibadet.
Zeytin yağınan su birbirine karışmaz ki oğlum.
Biri aşağıya çıkar biri yukarı çıkar.
Hatta kandile bile zeytinyağının içine su koysan, kandil bile yanmaz.
Şimdi kiminen münakaşaya gittik diye yakacak mıyız?.
Bir hışımnan kıldı.
Gitti oraya.
Ondan sonra : “İşte, cevap verecektim ama!” dedi.
“Bunlar” dedi. “Böyle işte” dedi.
“Bilmezler dini dedi, dinsiz herifler!” dedi.
“Nerden bilecek benim namazımı kıldığımı!” şöyledir böyledir.
Ordakiler de dinliyor bizi.
İçinden biri “ne dedi?”
“İşte şöyle böyle daha erken vakit kılınmaz.”dedi
“Peki dedi sen niye cevap vermedin ona” dedi.
“Madem ki biliyorsun adama sinkaf yapıyorsun?” dedi.
5 – 6 kişi.
“Peki, söyleyim de günaha mı gireyim?” dedi.
“Ne günahı efendi?”
“Öyle bilmeyenlere” dedi “dinsizlere!” dedi.
“Öyle söylemek günahtır!”
Bende kapı da dinliyorum ki.
İçeri Salaha nâil olsun.
Ondan sonra epey zaman geçti.
Şurda vaaz ediyorum.
Yok efendim. o……….
Cahil câhil namazda.
Bazıları da şöyle oturmuş.
Ondan sonra çıktı şeye şöyle bir baktı heyle.
Vaaz ettik.
Merdivenleri indik çıkıyoruz.
“Amuca niye baktın?” dedim.
“Hani bir hastanede yatmıştım Ramazan da mı ne iki ay evvel yatmıştım.”
Yattıydı.
“Böyle ben ondan sonra İslam oldum.”
“Yeni İslam oldum!” dedi.
“Ben öyle yıldırım şiddetiyle çıktım ki..” dedi.
Hala inat ediyor.
Dedim “senin kıldığın yanlış!” dedim.
“Ahaaaa!” diyor.

Onun için eşşek yaradılış bakımından otu sever otu!
Baklava yemez eşşek.
Pirzola da yemez.
Köfte kızartma haaa!
Onun için Kur’ân-ı Kerimde bir âyet var :
“Biz onların ağızlarını mühürledik” diyor.
Aha buna benzer.
Eşya mağazada, kapı mühürlü..
Onun anlamaması da, inadı ona mühür.

Yolcuya mühim mi haber bu haaa.
Çok mühim bir haber.
Ama bu ne olacak.
Sen Peygamberi bilmedin mi, bu mühür ağızdan kaldırılır oğlum.
Aha demindeki âyetteki gibi.
Açılmamış mühürler bile kaldırılır.
Eşek ot yerken, pirzola yemeye başlar.
Nasıl olur o?
Olur işte!..
İyiler, peygamberlerden kalan mühürleri Hazreti Sallallahu Aleyhi Vesselam Ahmedin hürmetine Cenâb-ı Allah kaldırdı oğlum.
Nasıl kaldırdı?
“İnna fetahna leke fethan mübina” âyeti ile hepsini olduğu yerden kaldırdı.
Çünkü O büyükler büyüğünden başka ne gelmiştir ne de gelecektir. Son peygamber bundan olmuştur.
Nasıl mühür kalktı.
Oğlum Uhud anını hatırlamıyor musun?
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in mübârek dişleri kırıldı.
Amucaları Hazreti Hamza’yı yetmiş parçaya ayırdı Hint biliyorsunuz.
Ordu darmadağın.
Dişleri kırılmış.
Sahabelerin bir çoğu şehitlik mertebesine gelmiş.
Kan akıyor mübârek ağzından.
Ellerini kaldırmış : “Ya Rabbi bunları sen affet! Bunlar ne yaptığını bilmiyorlar!” diyor.
“Bunların gönlünden mühürü aç!” diyor.
Koskoca peygambere bak!
Aha bunu müşrike, kendine ok atan insana söylersen senin gibi secde-i Rahmâna kapanıp Rasûle salavat getirene ne söylersin.
Mühürler açıldı oğlum.

Adam akıllı Allah’a dayanacaksın oğlum.
Nerede o Allah’a dayanma ki.
kılıç İsmail’i kesmemiş.
Baba almış eline Allah’ın şeyine yatırmış İsmail’i bağlamış.
Öyle bağlanmış ki kılıcı kesmemiş.
Nerede o keramet ki.
Nil’in dibini ana cadde yaptı.
Kaçıyor Ben-i İsrail Musa’dan.
Onlardan, Ondan evvel yaa!..
Geldiler Nil’in kenarına.
Hazreti Musa taşın üzerine çıkmış, Nil böyle.
Rüzgarlı hava, yağmur bir taraftan.
Çoluk çocuk, ihtiyar, genç kadınlar kızlar hep toplanmışlar etrafına Firavun’da geliyor öteden ordularıynan.
Herkes bir endişe Musa : “Korkmayın!” demiş.
Korktuğu yok bişeyden.
Aha böyle korkmayacaksın, itimadı var şüphesi yok.
Hiç fütur ettiği yok.
Emir gelmiş : “Musa şu deyneği uzat hele!”
Öyle bir açıldı oğlum, açıldı nil açıldı.
Kapı açılır gibi.
Hadi iyi günler.
İnekleriyle, tavuklarıyla, köpekleriyle yavruları, güvercinleri, horozları, morozları.
Nil diyor Bahr-ı Ahmer, Kızıldeniz açıldı.
Onlarda girdiler içine caddeden gidiyorlar.
Yanlarında böyle minareler gibi su duvarları.
Böyle bu tarafa gelmiyor.
“Nasıl gelmiyor?”
Eee gelmiyor oğlum!
Aklın varsa inan, aklın yoksa itiraz et!
Daha aklın yoksa gitti at kendi kendini.
Ondan sonra bunlar geçiyorlar.
Bakıyor ki ötekisi, cadde açılmış.
Haydi bunlar da arkalarından girmiş.
Tam ortaya geliyor, Musa’nın en son ümmeti de çıkıyor.
“Ha geldik ha gelecektik!”
Sular başlıyor : “Huuuuuuuu!”
Onlar içinde : “Vay noluyor, noluyor?”
Bir karmakarışık oldu.
Çırpıntı…

Nerede o inananlar.
Aha öyle inan.
Sen inan!
Bu Kur’ân-ı Kerimde, Rasûlullah’ın Sallallahu Aleyhi Vesellemin hadislerinde öyle sözler vardır ki.
Geceye söylesen gece, gecelikten çıkar oğlum!.
Sen ne konuşuyorsun!.
Bir Hadis-i kudsî de Cenâb-ı Allah diyor ki :
“Aha o Rasûlun nuru, Ahmedin nurunu Ahmed’in ruhunu, yüzümün nurundan halk ettim!” diyor Cenâb-ı Allah.
“Muhammedin nurunu yüzümün nurundan halk ettim!” diyor.
“Efendim Allah’ın yüzü ne imiş?”
Sen daha Rasûlullah’ın yüzünü bilmiyorsun.
Her yerde hazır ve nazır.
“Allah’ım ruhumu kendi kendi yüzünün nurundan halk etmiş!”
Bu hadis-i kudsî.
“Ben Peygamberimin ruhunu kendi yüzümün nurundan halk ettim!” diyor Hadis-i kudsîde.
Bunun üzerine Rasûlullah’da hadiste buyuruyor ki : “Allah önce ruhumu yarattı!” diyor.
“Hiçbir şey yaratılmadan Allah ilk önce benim ruhumu yarattı” diyor.
“Allah ilk önce kalemi yarattı” diyor.
“Allah ilk önce aklı yarattı” diyor.
“Üç şeyi yarattı : Ruhumu yarattı, kalemi yarattı, aklı yarattı!” diyor.
Demiyor ki : “İlk önce ruhumu yarattı!”
Yine diyor : “İlk önce kalemi yarattı, ilk önce aklı yarattı!”
Hepisi birden şöyle “lupp!.” diye üçü birden mi çıktı.
Üçü birden çıktı.
Yaa, Allah öyle çabucak yaratmaz.
“Dünyayı bile altı günde yarattı” diyor.

Cemaat iyi dikkat et!
“Allah önce nurumu yarattı. Allah önce kalemi yarattı. Allah önce aklı yarattı!”
“Hepsi birden yaratıldı!” demek.
“Allah önce kalemi yarattı” demiyor.
“İlim benimle yazıldı!” diyor
“Benimle yazıldı!”
“Allemel’insane ma lem ya’lem”
“Allah önce aklı yarattı, her şeyi idrak için bana akıl verdi” diyor.
Sen zannediyorsun ki.
Bir nur yaptı, getirdi sonra aklı soktu içine, ondan sonra benim ağzı da soktu bu.
Torba değil bu.
Haaa ruhu yaratır yaratmaz.
Ruhunan akılı ve kalemi yarattı.
Bu günkü gibi serseriyi, anlamayanların aklına sokmak için kalem diyor kalem!
Onun için Rasûlullah’ı Sallallahu Aleyhi Vesellem’in Allah’ın yüzünün nurundan halk edilir edilmez;
O nurun içindeki olan ilim,
O nurun içindeki olan idrak, akıl bütün esma birlikte yaratıldı.

O halde, Cenâb-ı Salallahu Aleyhi Vesellem efendimiz, doğrudan doğruya Allah’ın hüccetinden geçmiş, küçülmüş küçülmüş bize gelmiş Cenâb-ı Allah’ın esmalarının aynası bir Zât-ı Muhteremdir. Anladın mı?
Mü’min de, ondan kıvılmış kıvılmış kıvılmış kıvılmış aha bu hale gelmiş.
Onun için bütün bağlar kopacaktır kıyamete yakın.
İslamların elinde bir bağ kalacaktır : Namaz.
Yani Ben’len olan irtibatınız.
O oraya, o oraya taa santrala.
Aha bu namazı bırakırsan santral kesilir.

Bu işte hadis.
Yani : “Ahmed’in ruhunu kendi yüzümün nurundan yarattım!” hadis-i kudsî.
İkinci Hadis : “Allah önce ruhumu, kalemi, aklı yarattı.”
Bu iki hadisten bir şey murad edilmiştir.
Bu da Hakikat-ı Muhammediyye.
Hakikat-ı Muhammediyye denilen islamdaki şey, aha bu demek. Bunu murad etmek istemiştir.
Onun için : “Hakikat-ı Muhammadiyye nedir Ya Rasûlullah?” dedikleri zaman :
“Ben Allah”tan, mü’minlerde benden!!” demiş.
“Ben Allah’tan, mü’minlerde benden.”
Sonra ruhları Esfel âlemine indirmiş.
Yüzünün nurundan halk ettiği nurun gitmesini riyazesini Allah onları Esfel âlemine indi.
Tin suresinde.
Esfel-i sâfilîn.
Esfel-i sâfilîn cehennem değil oğlum yaa, cehennem.
Esfel-i sâfilîne git!
“Tepeden aşağıya inmek” demek.
Tepeden aşağıya inmek.
Kürsüden yere inmek.
Havadan paraşütle aşağı atlamak.
Gaybe hu.
Yukarıda halk.

Çok iyi bişey anlatacağım size de bu malzemeyi topluyoruz.
Konserve kutusunu daha açmadık.
İçinde bakalım ne var?
İnsan yemekten oruçludur, bizde de bir şey öğrenmekten oruçludur.
Hepimiz oruçluyuz işte, akşama bişey yiyeceğiz dur bakalım.
Yukarıdaki yuva Sultanîye Mertebesi.
Sultanlara mahsustur.
Allah’a mahsustur.
Esfel-i sâfilîne inen Pişmanî olur.
Yani dünyaya inen dünyaya inen cesedin içindeki, içimizdeki Ruh.
Aha içimizdeki Ruh.
Anladın mı içimizdeki Ruh.
Aha bizde ellerimizi kaldırıyo, konuşuyoruz.
O Pişmanî Ruh, Pişmanî Ruh.
Sultanî Ruh yukarıda!
İşte Pişmanî Ruh, Esfel-i sâfilîne geldi.
Daha konuşuyorsun işte!..

Ondan sonra Allah, Ruhundan üfüledi.
İnsanın cenazesi de nefh etti olur.
Adam kalktı, aha cesetlerimiz kaldı.
Sultanî Ruh yukarıda.
Deminki âlimin okuduğu ne idi İslamlara idi.
Sultanî Ruhnan bu Esfel-i sâfilînde bulunan Pişmanî Ruhu birleştirmek için kafanızı secdeden kaldırmayın!
Onun için :
“Ben Allah’dan!” diyor.
“Mü’minler de benden” diyor.
Aha onu birleştirdiğin dakika da “pırrrrrr!” uçtun gittin.
Pişmanî Ruhu, Sultanî Ruha ordaki Ruha kabul ettirmek için temizlenmek lazım.
Yalan söylememek lazım.
Şunu söylememek lazım.
Bunu söylememek lazım.
Söylersen demin dediğim gibi zeytin yağınan suyu karıştırırsın. Kandil yanmaz oğlum!
Bu kandili yakabilmek için bu temizliği elde etmek lazım.
Yandı mı, o halde yüzünün ruhunu, yüzünün nurundan halk eden Cenâb-ı Allah’a Hazreti Rasûli Sallallahu Aleyhi Vesselleme. Rasûlullah’ta “Ben Allah’tan mü’minlerde benden” dedikten sonra Pişmanî Ruh, pisliklerden arınıp da Sultanî Ruha çengelini taktıktan sonra daha ne korkuyorsun?

Tayyareden insanı paraşütle atarken bir ip vardır orada.
Tayyareye bağlı.
Herif boşluğa düşer düşmez belki çıldırır diye muayyen bir müddet çıktıktan sonra ipi kesemez diye Tayyareden “lapp!” diye atarlar onu.
Sen de son nefesine geldi mi.
Sultanî Ruha katıl!
Sen hele katıl bakım.
Bütün hücrelerin : “Lâ ilâhe illallah!” demeğe başlar.
“Sen baakma efendim.
Sen ne dersen de Allah nasip ederse!”
Ulan secdeye nasip etmiş Allah seni.
Bu kadar, 45 sene seni Secde-yi Rahmâna hulus-i kalb ile, ama deminki dediğim gibi;
Riyâ yok. Yalan yok. Gıybet yok. Dedikodu yok.
40 sene yap ondan sonra son nefeste senin şeytanın rezil etsin seni?.
Nasıl edermiş Allah yavv!
“Gel bana!” diyor.
“Gel bana!” diyor.
Ruhun aşağıya indi mi.
“Sonra ulan bunlar şaşırırlar” diyor.
Semadan kitaplar gönderir aşağıya.
Kitaplarda neler var?
Yazılar var.
Aha demin bir tanesini okudum.
Namazda okuruz.
Yukarıda Hakikat-ı Rasûlullah dedik değil mi anlattık onu anladınız.
Aha bak şunda şunda bir parıltı var.
Değil mi bak şöyle korsan bu yansıyor aha bu.
Bu hakikatta da bir parıltı vardır.
O parıltı laflar Kur’ân-ı Kerimdir.
O parıltıya dikkat edersen iki yönlü rengi vardır.
Birisi şöyle demin bu güzel şuyunu idrak edip bana yanaşması için yapılması lazım olan haritadadır.
Gül dağına gideceksin harita çızmışlar vermişler eline.
Güneye doğru sol taraftan gideceksin.
Bu kadar kilometre.
Haritaynan gidilecek.
Pusulan da var elinde değil mi?
Yolu bilmek lazım haaaaaa!
İşte o Hakikat-i Rasûlullahı Muhammediye Sallallahu Aleyhi Veselleme vasıl olabilmek için harita Kur’ân-ı Kerimin içinde.
“Eee ben o haritayı göremedim!”
Sen göremezsin haritayı.
Şeyinen gelir nerde harita.
Aha gizlenmiş git, hazineyi bul!
Yağma vardı. Aklına sokuşmuş.
Bu harita dış âlemimizin düzenini sağlar.
Oda Şeriat işte. Şeriatı.
Bu haritaynan Hakikat-ı Muhammediye’ye vasıl olabilmek için haritası Şeriat…

KELİEMLER:

Sidre : Ağaca teşbih edilen, yedinci kat gökte bir makam ismi.
Sidertü’l- Münteha : Mahlukat ilminin ve amelinin kendisinde nihayet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işaret. Yedinci kat gökte olduğu rivayet edilen ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ulaştığı en son makam.
Fütur : Yeis. Ümidsizlik. Usanç. * Zaaf. * Keder, gam. * Gevşeklik.
Hüccet : Senet. Vesika. Delil. Bir iddiânın doğruluğunu isbat için gösterilen resmi vesika. * Şâhid.
Safilin : En sefil, çok sefil, en alçak, en aşağı, çok fenâ.
Sefillerin en sefili. Cehennem’in en aşağı tabakasındakiler.
Nefh : Üflemek, şişmek, üfürük. * Kaba kuşluk vaktine varmak.

ÂYETLER :

إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُّبِينًا
“İnna fetahna leke fetham mübina : Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.” (Fetih 48/1 )

عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
“Allemel’insane ma lem ya’lem : O, insana bilmediği şeyleri öğretti.” (Alak 96/5)

image_print