Münir Derman Sohbetleri 12

Resim

MÜNİR DERMAN (ks)

SOHBETLER : XII

Arşa hakiki mü’min, bir sivrisineğin kanadından daha yakındır. Fakat hakiki kalbde, bu anlını secdeye koymayanlar ve ondan zevk almayanlar için Arş-ı Âlâ güneşten daha uzaktır.
Uzaklaşırsa insan küfre girer.
Çünkü her yerde hazır ve nazır olan Cenâb-ı Rabbü Teâlâ’ya mekan verilir.
Yanaştıkça insan hakiki imana girer.
Onun için Sallallahu Aleyhi Vesellem efendimiz mi’racda : “Kâbe kavseyn : bir ok kadar yanaştılar!” diyor.
O meseleyi mânevî edeb içinde mütalâa etmek için söylenmiş bir sözdür.
Bu iş 4000 senelik mesafededir.
4000 sene ışık senesi.
Işık aynen elektrik süratındadır.
Bir saniyede 300.000 kilometre kat’ eder.
Yani bir saniye de dünyamızı yedi buçuk defa dolaşır.
Hem elektrik hem de ziyâ.
4000 senede geliyor bize. Güneşin ziyâsı.
Fakat güneşe baktığınız zaman güneşin gözbebeğinizin içinde, doğar doğmaz sıcaklığını elinde hissedersiniz.
Bunun için Secde-yi Rahmândan zevk alıp hakiki mü’min sınıfına girmiş insan, güneşi kendi içinde, Allah’ı kendi içinde duyar.
Yok bunu yapmayan insan otuz kat pencerenin içinden uzaktan güneşin havasını ve ziyâsını hisseder gibidir.

Onun için Evliyaullah’tan birisi daima böyle otururmuş.
Çocuklarından birisi :
“Baba niye ayağını uzatıp oturmuyorsun?”
“O’nu görürken ben ayağımı nasıl uzatırım?” demiş.
Onun için İslamda edeb, yalınız kaldığı zaman Cenâb-ı Lemyezel’in onu gördüğünü ve daima Nur-u Resûlullah’ın onu yıkadığını hissedecektir.
Bunu hisseden insan daima edeb içindedir.
Onun için muhtelif va’zlarda size söyledim daima abdestli gezin efendiler.
Abdest, Allah’a ve Rasülüne yani Nur-u Resûlullah’a edebin en büyüğüdür.
“Bundan ne çıkar efendim?” demeyiniz.
Âhir zamandır.
Yarın âhirette göreceksin.

Onun için Sallallahu Aleyhi Vesellem : “İlim şuradadır, takva buradadır, ibadet şuradadır!” dememiştir.
“Şuradadır!” demiş, mübarek parmaklarıyla derken üç defa kalbini göstermiş.
Takva, Allah’a iman hepsi buradadır.
Şu et parçasının içindedir.
O et parçası bilirsiniz kalbdir.
Kalbin teknikte, anatomisinde, yani anatomisi; kalbi çıkarsak, baksak ve yarsak içinde neler var.
Dört tane gözü vardır.
Dört göz bu et parçasına hediye kalsın.
Biz mânevî gözlerini şey edeceğiz.
İslam dininde Sallallahu Aleyhi Vesellemin bildirdiğine göre, burada Sallallahu Aleyhi Vesellem ne söyledi Kur’ân’da ne var onu söylüyor.
“Hasan efendi şunu söyledi.
Mehmet Bey bunu söyledi!” yok.
Dili tutulur burda insanın.
“Onlar öyle, şu kitap şöyle diyor. Bu kitap böyle diyor!” onlar geveze insanlar.
Kur’ân-ı Kerim Sallallahu Aleyhi Vesellem’in hadisi şeriflerinden, burdan söylüyorum ben.
Çünkü niyetim öyle.
Aksi söylersem burdan paldır küldür sokağa topal çıkarım dışarı.
İki yarım, iki gözü vardır.
Birine gönül, “Fuad” kısmı derler Arapça da.
İkinci yarım kısmına, yarı kısmına Sabır, sabır, sabır.
Veyahut “Denis” veyahutta “Denes”
Esrede okunur, üstünde okunur Arapçada.
“Denis” veya “Denes”.
Kalbin kirli, paslı dünyaya, dünyanın şehvanî ve nefsanî arzularına bağlı tarafı demektir.

Bu iki kısım, Nur-u Resûlullah la yıkanır.
Bütün canlılarda; dinsiz, kafir, münafık, İslam ve Nurullah kim olursa olsun hepisinde Nur-u Resûlullah vardır.
Nur-u Resûlullah’ı az ismini bilen ismini Hasan kor, İslam cemâatında yaşar.
Daha kıymetini bilen Cuma ya gider.
Daha kıymetini bilen, beş vakite gider.
Daha kıymetini bilen geçmişlerini kılar.
Daha kıymetini bilen, daima abdestli gezer, Allah-u Lemyezel’in mübarek ismini ağzından bırakmaz.

Aşağıya doğru nakıs tarafa gidersen küfre kadar gidersin.
Bunun için eşref-i mahlukat yalnız islamlan değildir.
Onunla birlikte dinsiz de imansızı da eşref-i mahlukat yaratılmıştır.
Fakat onun kıymetini bilmezse.
Bir antika yüzük tasavvur edin.
Antikacıya gidersiniz buna on bin lira der.
Fakat demircinin örsü yanında bir demir parçasından farkı yoktur.
İnsana kendisi kıymet vermelidir.
Kendi muhasebe-i ruhîyesini yarıp da kıymetini mânevî terazide ölçüp,
Emniyet-i Muhammedi de elde ettiği derecesinin ayarını, denesini, derecesini bulursa o zaman kendine şey eder.
Efendim ben günahkârım, sen günahkârsın.
İlmin din elinde mükemmel bir temizleyici âlet vardır, size söyledim.
Estağfirullah, Tevbe, Tevbe-i Nasuh.
Allah’ın ismi vardır.
Katiyyen ve katiyyen me’yus olmayınz.
Bunlar mertebe mertebe, mertebe mertebedir.
Hatta ömründe bir defa : “Lâ İlâhe İlallah” içinden söyleyen adam bir gün cennete girecektir.
Yani Allah’ın Cemâli’nin mütebessim tarafını görecektir.
Gazab tarafını değil.

Onun için denis tarafına.
Sabır tarafına daha çok insanlar meyyal olunca mesela şairler, romancılar, hatipler, vaizler, şırıltıcılar, dedikoducular ne kadar millet varsa hepisi denes tarafından konuşur.
Onun için burada bir vaiz başka söyler,
Amerika’da konuşan vaiz başka söyler,
Ankara da konuşan başka söyler.
Endülüs’te konuşan başka söyler.
Mekke’de konuşan başka söyler.
Yemen’de konuşan başka söyler.
Hudeybe’de konuşan başka söylerdir.

Bunu temizlemek için biliyorsunuz Sallallahu Aleyhi Vesellem cesed itibariyle kul olması bakımından, onun bu denis tarafı da temizlensin diye :
“Elem neşrah leke sadrek.
Biz onun göğsünü de yardık.”
O tarafı da temizlenmiştir.
“Elem neşrah leke sadrek!”
Mü’minin kendi elindedir.
Mü’minin kendi Cebrail’i kendi elindedir.
Resûlullah’ı Sallallahu Aleyhi Vesselemi nasıl küçükken Halime’nin yanında aldı geldiler.
Şima ismindeki kız kardeşi, süt kardeşi gördü.
“Kardeşimin göğsünü yardılar. Yıkadılar onu!”
İster bunu mânevî yıkadı kabul et, ister bıçaknan açıp!
Nasıl kabul edersen et.
Resûlullah’ın sadrı tamamiyle Allah’ın Nur Suyuyla bütün necislerden temizlenmiştir.
Fakat bu hadiseden sonrada da Elem neşrah leke sûresini, sûre-i mübarekesini de mü’minin eline vermiştir.
Hançer’in elinde, yar göğsünü, yıka!
Elem neşrah leke sadrak. Yap!

Onun için böyle fuad tarafından konuşanlar, fuad kısmından konuşanlar.
Yani nefsi tamamiyle kaldırmış, konuştu mu insanlar.
Veliyullahlar öyle konuşur.
Allah’ın en yakın kulları öyle konuşur.
Böyle bir kul söylesin.
Endülüs’te söylesin.
Amerika da söylesin.
Avusturalya’da söylesin.
Şurdaki yanımızdaki cami de söylesin.
Söylediklerinin hepisi birbirinin aynıdır.
Çünkü o ilhamı o şeyden, fuad kısmından geliyor.
O Allah’ın feyz yeridir.

Onun için Hazreti Vessak meşhur, onun “El Aziz” diye bir kitabı vardır.
Orda der ki :
Allahu lem yezelden bütün mahlukat-i kainata ışık süzmesi şeklinde sayı hesabına girmeyecek feyz-i ilâhi iner.
Feyz!
Bu feyzin bir tanesi Sallallahu Aleyhi Veselleme inmiştir, Resûl olmuştur.
Resulullah’tan da binlerce feyz çıkar.
Peki kime?
Bir huzmesi, milyonlardan bir huzmesi, bir kula nasip olursa Veliyullah olur. Veliyullah olur.
Ve Allah’ın kapalı örtüsü altına girer.
“Benim bu evliyalarımı Benden başka kimse bilmez!”
Bu sırdır.
Onun için Sallallahu Aleyhi Vessellem üç defa :
“Buradadır iş! Buradadır iş! Buradadır iş!” demiş, kalbi göstermiştir.
“Efendim nasıl temizleyeyim?.”
Usulleri var.
Abdestli gez, abdestli gezene şeytanı şey etmez

Allah’a inkâr kapıları tamamıyla bu son asırda kapanmıştır.
Kimse inkâr edemez.
Âyet-i kerimeye bakın.
Onun için zaten insanın ilmi biraz artmaya başlarsa aşktan uzaklaşmaya başlar.
Sapıtır yani Türkçesi.
Basit insanlar Allah’ı havanın oksijenin mucizesi gibi, bir çiçeğin kokusu gibi içinde hissederler.
Biraz kitap okumuş :
“Ben şurdan mezunum, sen şunu okudun, ben bunu okudum.”
“Ya İlâhi!” der.
Elini kafasını yukarı kaldırır.
Birde bir gün gelir görecekmiş gibi.
Ellerimizi yukarı kaldırmamız, göğe bakmamız.
O müteâl büyük varlığa en münasib yer, içimizde o temizlikte gördüğümüz için göğe bakarız.
Kevatan merkezi buradadır.
Kalbinize bakın.

Cenâb-ı Peygamber hakiki mü’min Allah’a çevrilip dua ederse dağlar yerinden oynar diyor.
Hakiki mü’min.
Efendim gel dua edelim öyleyse.
Ohooooo hakiki mü’min sabır hasletinin içindedir.
Kızmazlar.
Bunalmazlar.
Şöyle boyunlarını büktü mü :
“Yâ İlahi!” buyur bir iş, daha birini demeden leb olur iş olur.
Öyle :
“Vır vır vır para ver!
Vır vır vır öküz ver!
Apartuman ver!
Otomobil ver! “
Kuru zırıltı bu, dua değil bu!..

Hazret-i Davud bir defa edeben başını yukarı kaldırmamıştır. Çünkü böyle dururken kafanı yukarı kaldırmak bir şeyi arzulamak demektir, istemek demektir.
Başı daima önde imiş.
Tevekküle giriyor.

Hazreti Ebubekir Radyallahuanhu bir gün Huzur-u Risalette otururken dişi ağrıyormuş.
Artık tahammül edemiyor.
Üç gündür devam ediyormuş.
Gözünden yaş gelmeye başlamış.
Sallallahu Aleyhi Vesellem : “Yâ Eba Bekir ne oldu?” demiş.
“Bir şey yok Yâ Resûlallah!” demiş.
“Hele hele!” demiş.
“Yâ Resûlullah üç gündür dişim ağrıyor da uyuyamadım.
Şimdi de çok şiddetlendi.
Tahamülsüzlükten gözümden yaş geldi!”
Resûlullah’ın refiki Ebabekir.
“Yâ Eba Bekir bana niçin söylemedin demiş.
“Yâ Resûlullah Cenâb-ı Allah’ı sana mı şikâyet edeyim!” demiş.

Kış gelir “üşüdük”, yaz gelir “terledik”, “nezle olduk”, “aman aman başım ağrıyor öleceğim.”
Bir şeyin kaybolur “ölsem de kurtulsam!” dersin.
Bunlar İslamlık değil efendiler, bunlar İslamlık değil.
Bırak kendini.
Yüzmek öğrenmek isteyen denize bırakırsa kendisini üstünde kalır.
Batacağım derse gittikçe dibe batar.
Zaten İslam müslüm, selem, teslim olan, selamete teslim olan efendiler.

Resûlullah’ın bize kadar uzanan buraya kadar uzanan elleri vardır. Fakat biz bunlara yapışmak usulünü bilmiyoruz.
Cenâb-ı Peygamber’in bir hadis-i şerifi vardır.
“Birinin çocuğu doğsa” diyor
“Çocuğu doğsa, ismini benim ismimle Mim, Mim harfi ile başlayan Muhammed koysa çocuk ve kendisi cennettik olur.”
Bu hadis peygambere sevginin sırrını beyân eder.
Çok deşmeye gelmez bunlar.
Onun için biz “Mehmet” der geçeriz.

Resûlullahu Sallallahu Aleyhi Vesellem efendimizin Mim harfiyle başlayan mübarek ismini bir iki ders anlattım size.
Gelişi güzel öyle, Hasan, Hüseyin, Ömer, Tülin, bilmem efendim Haççe gibi çok konuşma.
Mi’racda iken konuş.
Namazda iken konuş.
Salâvatı Şerife getireceksin.
“Essalatu vesselamı aleyk Yâ Resûlullah” işte bu salâvatı şerife.
İsmi örseleme.
İçini temizle.
Ondan sonra örselemeye başla.
O salâvat kanadı gibidir.
Tutuyum derken hem onu incitirsin, hem de kendin bir hatadan dolayı kendin berbat vaziyete düşersin.
Bu lakırtılar, “Fuad” kısmından söylenen lakırtılardır.
“Denes” kısmından değil.

Bu kısma giren insanlar Velilere, Velilerden sonra Sahabelere, Sahabelerden sonra Peygamberlere yanaşırlar.
Onun için peygamberler bilirsiniz ağlarlar.
Ağlıkları kuruduğu zaman ağlıkları…
“Efendim namazda ağlarsan, abdest namaz bozulur!” muş.
Sen o kadar geç kendinden de gözünden yaş gelsin.
Bozulursa ben abdestimi sana veriyorum.
Ama kafan mahallede geziyor.
Gözün bilmem nerede geziyor.
Aksırıp ağlıyorsun.
Ulan zaten senin abdestin yoktu…

Yine Cenâb-ı Sallallahu Aleyhi Vesellem’in bir hadis-i mübarekesinde :
“Bir ümmet içinde, bir ümmet içinde Allah korkusuyla ağlayan bir kişi olsa onun hürmetine bütün ümmeti Allah Rahmetle tecellî eder, karşısında..”
Bu korku cehennem korkusu değil.
Edeb dışı kabahat korkusudur.
Mü’min, hakiki mü’min cehennem ateşi nedir ki, hakiki mü’mini yaksın!

Abdulkadir Geylânî Hazretleri anlatırken böyle demiş buyuru vermiş fermanı.
“Lev şefaatü ceddü muhammedün fe tefeyte bi nari cehennemi cebren”.
“Benim ceddim Muhammed’ün şefaati olmasa ben şöyle parmağımın tükürüğüynen cehennemi söndürürüm!”
Cehennemden korkan adam bu işi güç olan adamdır.
Hesabını veremeyeceklerdendir.
Onun için insanlara biraz ma’siyyet lâzımdır.
Biraz hata lâzımdır.
Hatanın sebebi, bir memlekette hasta olmasa eczahâneler kurur. Cenâb-ı Allah o an esması rahmettir.
Sen hata yapacaksın : “Aman Yâ Rabbi!” diyeceksin.
O seni güler yüzle affedecek.
Ve Rahmetini şey edecektir.

Cenâb-ı Allah rahmetini dağıtmadan duramaz.
Bir Hadis-i Kudsi de bir adamın biri âhirete intikal etmiş.
Hadis-i Kudsiler.
Sallallahu Aleyhi Vessellem’in anlattığı hadisdeki hikayeler olmuş gibi beyân edilir.
Çünkü O mübarek bütün hadiseleri ezelden bilir.
Gitmiş hasenatı ve seyyiatı yâni edebsizliği ile iyiliği tartılmış, hiçbir şey yok.
Arz edilmiş. Onların hesap memurları : “Yâ İlâhi bunda bir şey yok!”
“Yoksa neyse verin eline gideceği yere gitsin.”
Cehenneme doğru gidiyor adam.
Tabii kula anlatmak için söylüyoruz bu hadiseler böyle değil.
Dönmüş o kul böyle bakıvermiş.
Hitab-ı İlahi gelmiş :
“Kulum niye baktın?” demiş.
“Hiç Yâ İlahi!” demiş.
“Hele Hele” demiş.
“Benim hiç iyi tarafım yok. Edebsizlik tarafım çok.
Ben dünya da iken birşey Allah belki beni affeder rahmeti büyüktür hatırımdan geçti de ondan döndüm baktım!” demiş
“Dur!” demiş.
Emr-i İlâhi çıkmış.
“Götürün cennete bunu. Ben kulumun zannı üzere tecellî ederim!” demiş.

Onun için “hablil verid”den daha yakın olan Cenâb-ı Allah’nan konuşun efendim.
Nasıl konuşulur.
Konuşulur işte, namaz mi’racı mü’minin…

Onun için bir ümmetin içinde edebsizlik çoğalsa bir tane ordaki sevgilinin gözünden bir yaş gelse Yâ İlahi bunlar sapıtmışlar.
Sen bunları yola getir değil haaa, yola getir duası bu çok büyük insanın duası olacak ki kabul olacak.
Yâ İlahi sen bunları rahmetinde Şefik Rahim esmanla tecelle et diye hatırından geçti mi o ümmet kurtulur.
İşte bu gibilerin rengi sararmış Hakk korkusundan yüzleri solmuştur bu insanların.
Öyle kırmızı yanaklı bulamazsın onların içinde.
Bunların gıdaları ruhanî, işleri nuranî, sözleri de semavidir.
Gıdaları ruhen beslenirler bunlar.
Fazla mide içini doldurmazlar.
İşleri nuranîdir.
Hep iyilik yaparlar.
Sözleri de semavidir.
Ya Resûl’dan ya kitaplardan konuşurlar.
Romanlardan değil.
Cingöz Recainin Romanlarından değil.
Bilmem nerden değil.
Allah’ın muhkem âyetlerinden.

Eğer bunların âlemini bilmeyen biri asıl varlıklarıyla onları görür ise hemen ölür. Hemen ölür.
Onların hakiki öyle insanların hakiki varlıklarıyla bir insana görürse öteki adam ona tahammül edemez.
Beyazidi Bestamî Hazretleri, iki tane veli konuşuyormuş.
Beyazidi Bestamî zamanında.
Birisi demiş : “Size ne oluyor ki bana günde yedi defa tecell-yi ilâhi oluyor!” demiş.
Tecellî İlahi ne?
Kaybediyor kendini, dalıyor, konuşuyor.
Demiş ki : “Niye o kadar kuruluyorsun sen?” demiş.
“Sen git de Beyazidi Bestamî’yi gör!” demiş.
Aradan bir ay geçmiş bu zat gelmiş demiş ki : “Bana günde yetmiş defa tecellî oluyor!” demiş.
“Sen gitte Beyazidi Bestamîyi gör!” demiş.
“Ulan demiş Beyazidi Bestamî nasıl bir gideyim!” demiş.
Kalkmış evine gitmiş.
Demişler ki : “Efendim ormanda.”
Kalkmış ormana gitmiş.
Veli Velinin geldiğini kendi radar aletiyle uzaktan anlamış hemen ormanın dışına çıkmış.
Veliyullah yanaşmış yanına Beyazidin mübarek yüzünü görür görmez “Küt!” diye düşmüş, ölmüş.
Çünkü Bayaziddaki tecellîye o tahammül edememiş.
Beyazidi Bestamînin karşısındaki o tecellîye Veliyullah tahammül edemiyor küt diye düşüp ölüyor.
Onun için böyle insanların karşısına biz geldiğimiz zaman bocalarız belki de nalları dikeriz.

Bir adamın mektep müdürü asabi bir adam olsun.
İkinci sınıftaki seni istiyor diye kapıcı çağırdı.
Yahut neferi paşa çağırsın.
Bu da Allah’ın paşası.
“Tuuuuuu! Tuu!” olur insan.
Bunları cahiller bilemez.
Onların işine cahilin aklı da ermez.
Onların alametleri yok değildir.
Vardır ama bilemezsin.
Bu bilgisizlik, bu bilmek bilgisi gaflettendir.
Onların daima kalbinde Allah’ın Ahad TEKlik heybeti yaşar.

Hele bir insanlar birbirine “Köpek!” der. “Köpek!” der.
Kendini köpekten üstün biliyorsan nidelim ki bu bilgi kendi köpekliğindendir insanın.
Öyle birbirine köpek söyleyen adamlar vardır.
Bu söz, yalancı, münafık, iki yüzlü, faziletsiz, merhametsiz, sadakat ve doğruluk bilmeyenlerin söylemesi gereken bir sözdür.
Sadakat gösterene Allah’ın ADL esması kanadıyla ecir verilir.
Köpek bundan dolayı Ashab-ı Kehf in içinde bulunmuştur.
Köpek diyipte geçmeyin.
Sadakat timsalidir.
Eciri de onun Ashab-ı Kehf e arkadaş olmuştur.

İnsanların sadakatını hele bu asırda değiştirmek mümkündür. Ceketin düğmesi gibidir.
Fakat köpeğin sadakatını değiştiremezsin.
Evinizdeki köpeği nereye atsanız geri gelir.
Kuyruğunu kesseniz yine gelir.
Bacağını kırsanız yine gelir.
Bir lokma ekmeğe senelerce sadakat gösterir.
Gösterin, oğullarınız bile yapmaz bunu.
Cenâb-ı Peygamberin bir hadisi vardır :
“Köpeği evin dışında saklayınız. İçinde saklamayınız. Melâike girmez” buyuruyor.
Bu bildiğimiz başka, bunun mânâsı derindir sen o kadar bil oğlum. Onun derin hadislerinde de beş altı mânâları vardır.
Onların mânâlarını söylersek insanın kafası bocalar.
Onun için o kadarı yeter oğlum.

Birgün Bağdadda bir çobanın sürüsüne kurt saldırmış.
Kurt saldırmış.
Bir koyunu param parça etmiş.
Çoban : “Eyvaaaah!”
“Ne bağırıyorsun Eyvah!” diye.
“Hazreti Ömer öldü!” diye bağırmaya başlamış.
“Nereden bildin?” demişler.
“Hazreti Ömer sağ iken kurtlar sürüye saldırmazlardı!” demiş.
Az sonra gerçek anlaşılmış ki Hazreti Ömer Onun o kurtun parçaladığı zaman yarım saat evvel İbni Mülcem tarafından Medine’de katledilmiştir.
Adalet öyle yaygındır ki efendiler.
Öyle yaygındır ki.
Efendim adalet.
Sen adaletin içine gir bir yayıl da bak nasıl yayıldığını görürsün.
Adalet Allah’ın Kanunudur.
“En büyük cihad zalim hükümdar karşısında hakikati söylemektir.”

Geçen derslerimde Medine’de geçen bir hadiseyi size anlatmıştım biliyorsunuz.
Bazısı efendim bunların hepisini unutur.
Kürke bürünür bööööylee bir kibir içinde.
Ne oluyor böyle insana kürke girmiş.
Kürk. O kürk içindeki.
O kürk, içindeki hayvanı bir ömür boyunca muhafaza etmişte yine hayvanlıktan kurtarmamış.
Sen hayvanı öldürdün üstüne giydin adam mı olduğunu zannediyorsun?
Hayvanın kürkünü giydin hadi. Samur.
Bir zamanlar vardı ya eskilerde samur.
Kuruluyor samurunlan, ne oluyorsun?
Bu, doğduğundan beri hayvanın üstünde idi bu. Hayvanlıktan kurtuldu mu samur kürkü?”
“Yok!”
Eee sende aynısın.
Kurtarsaydı o hayvanı kurtarırdı.
Onun için bir kelime söylenir, birşey görürsünüz, gâyet güzel gelir size.
Bu kürk hikayesini unutmayın.
Ne güzel kürk.
Hayvan öldür de.
Güüüüm bıldırcını vurdun.
Güüüüm sülünü vurdun.
Bilmem neyi vurdun!
Vur ulan vur hadiii mideye.
Dağda bayırda gez!
Avcılık diye bir şeyler vardır, hayvan öldürmek.
Sonları yoktur.
Mideye korsun.
Dört saat sonra o mide onu tam çevirir.
Neye çevireceğini bilirsiniz.

Hazreti Adviye zamanında yaşamış bir ümmî kadın, Ukayre.
Güzel bir isim Ukayre vardı Bağdadda.
Bu o kadar ağlarmış ki gözlerinin ikisi de kör olmuş.
Yanına gitmişler : “Yâ Ukayre!” demişler. “Gözsüz kalmak çok çetin bir iş değil mi?” demişler.
Ne demiş cevap mübarek kadın :
“Allah’tan mahcup kalmak daha çetin!” demiş.
“Hele Allah’ın emirlerindeki muradı görmeyip de gönülü, gönül körlüğüne düşmek o büsbütün çetindir!” demiş.

Hızır, bir kör adama rastlamış.
Demiş ki : “Yahu ben Hızır’ım!” demiş
“Senin gözünü açıyım. Dua edeyim de!” demiş.
“Teşekkür ederiiiiiiim Hızır Efendi” demiş.
“Hadi güle güle yoluna!” demiş.
“İstemem!..”
“Niye iste miyorsun?” demiş.
“Ben Allah’ın kaderini iki gözümden daha çok severim!” demiş.

İşte dersin başında söylediğimiz hakiki mü’minlerin lakırtıları bu. Hakiki mü’minlerin lakırtıları.
Bu Ukayre’nin bir de Hacce isminde bir hizmetçisi varımış.
Hakiki Mü’min gökte ay var iken uyumaz gece.

Şems bu câmi kadar.
Kamer avucum kadar.
Koskoca cami avucun içine girer mi?
Koskoca Şems Kamerin içine giriyor.
“veşşemsu vel kamer.”
“vel kameru veş şems” değil.
Niçin?
Kamer mânevîyatın mümessilidir.
Güneş Şems maddiyatın mümessilidir.
Bu âyet bir gün kıyametin kopacağına delildir.
İkincisi mânevîyatın maddiyatı daima boğacak ve ondan üstün geleceğine delildir.
Onun için aylı gecelerde uyumayın!
Gece kervanlar geçer.
Uyuyormuş böyle bir gece.
Ayağınan Ukayre Hatice’ye dürtmüş : “Kalk!” demiş.
“Burası uyuyacak bir yer değil.
Uyku yeri mezardır mezar.
Çok uyuyacağız orda!”

Açık olun efendim açık.
Yemekleri ye. Etleri ye. Köfteleri ye. Ayranı iç.
“Horruu harrrııı, hurruuu!”
Kervanler geçer.
Senin haberin olmaz.
Bir gün de bakarsın efendim kaybı oldu.
Hasan efendinin bişey oldu bak.
“Ne oldu efendim?”
Kalbden, zırttan gitti.
Gözünüzü açın efendim.
Gözünüzü açın!.

Bize bir çok menkıbe gelmiştir bilirsiniz menkıbe.
Dilden dile, gönülden gönüle, kalbden kalbe dolaşan.
Güneşlerin yıldızların dertop olduğu bir renk âlemi vardır İslam mânevîyatında.
Buna nenkabe derler.
Nefsine, havai arzularına yularını kaptıran insanlar bu menkıbelerden bişey anlamazlar.
Efsane safsata derler geçerler.
Halbuki safsata kendileridirler o insanların .
Onları ancak Allah aşkıyla kıvranan insanlar anlayabilir.
Ve temiz olan kalblerinin perdelerinde, sinema perdelerinde seyrederler.
Cezbe halinde bunlar ancak anlaşılır.
Cezbe ne demektir?
Cezbe. Cezbe ye geldik.
Cezbe Ruhun Hakka doğru çekilmesidir.
Gidişi değil, çekilmesidir.
Oradan çekilip.
Giderken çeken başkası, zaten çekmeseler gidemezsin.
Burada yürümek için bu âlemde Mansur gibi kellesini verenler Nesimi gibi derisini yüzdürenler ancak orda yürüyebilirler.
Hazreti Nesimi’nin bilirsiniz derisini yüzdüler.
Hallac-ı Mansur’unda kafasını kopardılar.

Onun için aziz cemaat bu anlattığımız vaazları, güzel kelimeleri insanlar hoşnut bulur.
Bir formülize edelim.
Bir talimat yapalım da onun peşinden koşalım.
Genci menci yok.
“Efendim ben yaşlandım şimdiden sonra yapamam.”
Oho ho ho!
Hazreti Ebubekir 47 yaşında İslam oldu.
Ondan evvel yoktu bişey.
Hazreti Ömer ondan evvel şâki idi.
Resûlullah Efendimizi öldürmeye gidiyordu.
Kırk küsür yaşında idi.
Puta tapıyordu.
Hatta kendisinin sözüdür der ki.
“Ben pota-yı Resûlullah’ta erimeden evvel bir şâki câni idim” dermiş.
O Araplarda ilk doğan kız çocuğunu gömerlerdi, âdetti cahiliyet devrinde.
“Küçücük kızımı götürdüm” demiş.
“Canlı canlı böyle mezara sokarken.
Sakallarımı tuttu yavrum!” demiş.
“Ben şakilerdendim Resûlullah’ın nazar-ı akdesiyle bir an geldiği zaman muhterem oldum.”

Onun için : “Efendim ben şimdiye kadar namazı kılmadım.
Bilmem efendim borçlarım var.”
Oluuuuuuur.
Lafa dalıyor musun.
Yarını düşün.
Geçmiş geçmiş.
Bir insan ne kadar namaz borcu olursa olsun gider bu akşam evine “Yâ İlâhi ben bundan sonra namazımı tamamıyla kılacağım.
Geçmiş namazlarım var ben bunları mümkün mertebe ömrüm yettiği kadar her namazdan sonra bir günlük namaz eda edeceğim.”
Yatmadan evvel on dakikada kılınır.
“Geçmiş zamandaki;
Sabah namazının iki rekat farzına.
Öğlen namazının dört rekat farzına.
İkindi namazının dört rekat farzına.
Akşam namazının üç rekat farzına.
Yatsı namazının dört rekat farzına.
3 rekat Vitir Namazı kılacağım Yâ Rabbi!.”
Sen onu niyet etme.
“Felan günün, felan ayın” deme!
Onlar gider yerini tıkır tıkır tıkır doldururlar.
Bunu niyet edip de başladıktan yarım saat sonra ölse hadis vardır üzerine, Cenâb-ı Allah Namazlarınızın hepisini kılındı kabul eder.
Bu kadar kolaylık veren bir din.
Bu kadar rahmeti çok Allah’ın rahmetinin bize nasıl geleceğini bildiren Resûlullah’ın peşindeyiz.
Elhamdulillaaah.

Bir nizamname yapalım namazınızı acele kılmayınız!
Dâima abdestli geziniz!
Sabah namazını kıldınız!
Saklayabilirsen sakla, bozuldu mu al abdest!
Nerede olursa al!
Bir saniye sonra yaşayacağın meçhul.
Ceseden hiç olmazsa kadere tam iman, tadil-i erkanla inanmış olursun.
Yolda bozuldu, bitti, öldü abdest.
Yürü yürü!
Niyete bak sen!..

KELİMELER :

Kat’ : Kesme, ayırma. * Geçme. Yol almak. Yüzerek geçmek. * Delil ve bürhan ile ilzam etmek.
Lemyezel : Zâil olmaz, bâki, zeval bulmaz. Daimî olan.
Va’z : Dinî mes’eleler üzerinde konuşup nasihat etmek. Kalbi yumuşatacak sözlerle insanı iyiliğe sevke çalışma.
Nakıs : Noksan, eksik. Tamam olmayan. Gr: Yalnız son harfi harf-i illet olan kelime $ gibi. * Mat: Eksi. Negatif.
Eşref-i mahlukat : Mahlukatın en eşrefi, yaradılmışların en şereflisi. İnsan.
Me’yus : Ümidsiz. Kederli. Ye’se düşmüş. Ümidi kesik.
Mütebessim : (Besm. den) Tebessüm eden. Hafif ve lâtif tarz ile gülen. Gülümseyen.
Meyyal : Çok meyleden, eğilen. Çok istekli, düşkün.
Necis : Temiz olmayan. Pis.
Feyz : (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübareklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek.
Müteâl : Âlî, büyük.
Münasib : Benzer, uygun, lâyık, yakışır, yaraşır.
Tevekkül : İşi başkasına ısmarlamak. * Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah’a bırakmak. Allah’tan gelene razı olmak. Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah’dan istemek. Kadere razı olmak. Hakka güvenmek. * Yeis ve kederden uzak olmak. * Âcizlik göstermek.
Refik : Ortak, arkadaş, eş, yardımcı, yoldaş.
Ma’siyyet : İtaatsizlik, günah, isyan.
Mümessil : Vekâlet eden. Bir şahsı bir topluluğu veya şahs-ı mâneviyi temsil eden. * Benzeten. * Kitap bastıran. * Vekil. * Rol temsil eden. Aktör.
Şâki : (Şekavet. den) Haydut. Yol kesen. Haylaz. * Her çeşit günahı işleyebilen.
Câni : Cinayet işlemiş olan. Birisini öldürmüş veya yaralamış bulunan.

ÂYETLER :

Elem neşrah leke sadrek :
أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
“Elem neşrah leke sadrek : Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” (İnşirah 94/1)

hablil verid :
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
“Ve le kad halaknel insane ve na’lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (kaf 50/16)

اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
“İnne rabbekümüllahüllezi halekas semavati vel erda fi sitteti eyyamin sümmesteva alel arşi yuğşil leylen nehara yatlübühu hasisev veş şemse vel kamera ven nücume müsehharatim bi emrih ela lehül halku vel emr tebarakellahü rabbül âlemin : Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah’tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!” (A’raf 7/54)

image_print