Mecâzi ve Gerçek Aşk : XCI – XCV

XCI
 
 
Ey dost seni sevelden aklım gitti kaldım ben
Irmakları seyredip denizlere daldım ben
 
Ey Dost!
Seni seveliden beri aklım gitti kaldım ben!
Irmakları seyredip denizlere daldım ben!
 
 
Bir zerre aşkın odu kaynatır denizleri
Düştüm aşkın oduna tutuşuban yandım ben
 
Bir zerre aşkın ateşi kaynatır denizleri
Düştüm aşkın ateşine tutuşarak yandım ben!
 
 
Ol canda ki aşk ola anda gussa olmaya
Bu aşk bana gelelden gussam gitti güldüm ben
 
O canda ki aşk ola, onda tasa-keder olmaya
Bu aşk bana geleliden beri tasam-kederim gitti güldüm ben!
 
 
Bülbül de aşık olmuş gülün yüzüne
Gördüm erenler yüzün hezar-destan oldum ben
 
Bülbül de âşık olmuş gülün yüzüne
Gördüm erenlerin yüzünü de,
Bülbül-destan oldum ben!
 
 
Bu aşkı bana verdin ben diderem kend’ özüm
İçim dışım nur doldu dosta âşık oldum ben
 
Bu aşkı bana verdin de Dost!
Ben diderem-dağıtırım kendi özümü
İçim dışım nur doldu, Dost’a âşık oldum ben!
 
 
Bir kuru ağaç idim yol üzere düşmüştüm
Er bana nazar kıldı tâze cüvan oldum ben
 
Bir kuru ağaç idim yol üzerine düşmüştüm
Erenlerden bir Er bana nazar kıldı tâze civan oldum ben!
 
Cüvan : Civan. f. Cevan. Taze. Genç.
 
 
Yunus gerçek âşıksan adını miskin kogıl
Cümlesinden ihtiyar miskinliği buldum ben
 
Yunus gerçek âşık isen adını miskin koman gerek!
Cümlesinden seçilmiş miskinliği buldum ben!
 
İhtiyar : st: İstek, arzu. Razı olmak. Katlanmak. Seçmek. Tensib etmek. Seçilmek. (Bak: İrade)
 
 
 
XCII
 
 
Âşıklara ne diyem aşk haberinden şirin
Aşk ile dinleyene aydayın birin birin
 
Âşıklara ne diyeyim?
Aşk haberinden daha şirin haber olarak!
Aşk ile dinleyene söyleyin-anlatın tek tek!..
 
 
Evvel yer gök yoğiken var idi aşk bünyâdı
Aşk kadimdir ezelî aşk getirdi ne varın
 
Evvel yer gök yok iken var idi aşk esası-temeli
Aşk kadimdir ezelî aşk getirdi bu âleme ne var ise…
 
 
Evvel ezel bezminde kim dost yüzün gördüyse
Onun camdır âşık sor ondan aşk haberin
 
Evvel ezel bezminde kim Dost yüzün gördüyse
Onun canıdır âşık!
Sor ondan aşk haberin…
 
 
Aşkı hiç bir nesneye mesel bağlasam olmaz
Dünyâda âhırette ne tutusar aşk yerin
 
Aşkı hiç bir şeye benzetsem asla olmaz
Dünyâda âhirette ne tutacak aşkın yerini?
 
 
Emânettir sakıngıl aşk haberini zinhâr
Oturup değme yerde söyleme aşkın sözün
 
Emânettir çok sakın aşk haberini-sırrını açma!
Rast gele meclislerde oturup da sıradan kimselere söyleme aşkın sözünü!
 
 
Sarrafların katında kaide şöyledürür
Kadrin bilmez kişiye göstermedi gevherin
 
Sarrafların katında kaide-kural şöyledir ki,
Kadrini-kıymetini bilmez kişiye göstermezler mücevherlerini!
“Altının kıymetini sarraf bilir!” derler ya!..
 
 
Yunus’un havsalası aşk ile dolmuşdurur
Derdin saklayamadı keksiz söyler aşk dilin
 
Yunus’un anlayış melekesi aşk ile tamamen dolmuş durumdadır.
Ondan dolayı derdini saklayamadı, kendi isteği dışında söyler aşk dilini…
 
 
 
XCIII
 
 
Dost yüzünü göreceğ(iz) nice karar kılsın (bu) can
Şöyle yağmaya varı(sar) yüz bin zühd ile (dîn) îman
 
 
Dost yüzünü görünce, nasıl karar kılsın bu can
Bu öyle bir şey ki yağmaya gider yüz bin zühd ile dîn-îman!..
 
 
Ta’na yoktur âşıklara her ne hale döner ise
Fermân olamaz kendiye müşâhedeye gark olan
 
Ayıplamak yoktur âşıkları, her ne hâle dönerlerse dönsünler
Çünkü aşka düşenin- müşâhedeye gark olanın kendine fermânı geçmez!
 
 
Cân ü gönül fehm ü akıl aşk mevcine gark olıcak
Ne ile ansın ol kişi yazık u müzd assı-ziyan
 
Cân ve gönül, anlayış ve akıl Aşk Dalgasına gark olunca,
Ne ile ansın o kişi; “yazık oldu!”yu, mükâfatı, kârı ve ziyanı?
 
Müzd : f. Ücret, karşılık, kira. * Mükâfat.
 
 
Canında gözü yok kişi görmeyiser dost yüzünü
Gözsüz nice fehmeylesin ne rengedir işbu cihan
 
Canında gözü yok kişi-gönül gözsüzler, görmeyecekler Dost yüzünü
Gözsüz olunca nasıl anlasın ki ne renktedir işbu cihan ve mânâ âlemi!..
 
 
Yüz bin melik ü salâtin dost yüzünü göreyidi
Terk edeydi ten tertibin izzet ü leşker hân ü man
 
Yüz bin Melik ve Sultanlar Dost yüzünü görse idi
Terk ederlerdi ten tertibini-dünyevî düzenlerini, izzetlerini, askerlerini mal mülklerini!..
 
 
Âşık nice harab ise vilayeti artadurur­
Onun için ki dâimâ vîrandadır genc-i nihan
 
Âşık nice harab olmuş gözükse de vilayeti-manevî gücü artar durur­
Onun içindir ki dâimâ virânelededir gizli hazine!
 
 
Ayn’el-yakıyn gören kişi ırmaz gözün dost yüzünden
Nice görebilsin onu bu seviden daşra duran
 
Ayn’el-yakiyn gören kişi ayıramaz gözünü Dost yüzünden
Nasıl görebilsin O’nu bu şekilde seviden dışarda duranlar?
 
Ayn’el-yakiyn : (Ayn-ül yakîn) Göz ile görür derecede görerek, müşâhede ederek bilmek.
 
 
Yunus’a bu aşk kızgını komaz dilin tuta idi
Âşıka ma’şuk râzını dürüst diyemedi lisan
 
Bu aşkın kızgın ateşi bırakmaz ki Yunus Emre’m dilin tuta!  
Ondandır ki Âşığa, Ma’şuk sırrını doğru-dürüst diyemedi lisan
 
 
 
XCIV
 
 
Kimse doymaz bu nazara
Aşk ile kim pençe vura
Bu nazara karşı duran
Han ü mânın garka yere
 
Kimse doymaz bu şahâne bakışa!
Aşk ile kim pençe vurup kapışabilir?
Bu nazara karşı duranın malı, mülkü ve her varlığı yere gark olur!
 
 
Çün elini aşka vura
Aşk okuna kimdir dura
Gökyüzünden melâiki
Aşk onu indire yere
 
Kim imiş ki elini aşka vuracak?
Aşk okuna kimdir ki karşı duracak?
Gökyüzünde melek de olsa, aşk onu indire yere…
 
 
Gör Hârut Mârut ne idi
Hazrette ferişteh idi
Nasîbin aşka aldırıp
Makamın Zühreye vere
 
Gör Hârut Mârut ne idi?
Hakk katında melekler idi
Öyle olsa da nasîbin aşka aldırıp
Makamların daha parlak olan aşka, Zühreye vere…
 
Hârut Mârut : Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen iki meleğin ismidir.
Zühre : Çoban yıldızı. Sabah yıldızı. Târık. Venüs. Kervan kıran. Çulpan. Güneşten ikinci derecede uzak olan ve sair seyyarelerden daha parlak olan yıldızlar. * Berraklık, safilik.
 
وَاتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَـكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
    “Vettebeu ma tetlüş şeyatiynü ala mülki süleyman, ve ma kefera süleymanü ve lakinneş şeyatiyne keferu yüallimunen nasas sihra ve ma ünzile alel melekeyni bi babile harute ve marut, ve ma yüallimani min ehadin hatta yekula innema nahnü fitnetün fe la tekfür, fe yeteallemune minhüma ma yüferrikune bihi beynel mer’i ve zevcih, ve ma hüm bi darrine bihi min ehadin illa bi iznillah, ve yeteallemune ma yedurruhüm ve la yenfeuhüm, ve le kad alimu le menişterahü ma lehu fil ahirati min halakiv ve le bi’se ma şerav bihi enfüsehüm, lev kanu la’lemun :
Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!” (Bakara 2/102)
 
 
Abdestimiz namazımız
Doğruluktur taâtımız
Aşk ile bağladık kaamet
Safımızı kim ayıra
 
Abdestimiz namazımız doğruluktur ibadetimiz
Aşk ile bağladık kaamet safımızı kim ayırabilecek?
 
Kamet : (A, uzun okunur) Namaza başlama işâreti, namaz kılmak için okunan ezan.
 
 
Mescid medrese olduğu
Bâng-cemaat kılındığı
Halayık saf saf durduğu
Aşk şükrânesidir zîre
 
Mescid-medrese olduğu ezanımız okunduğu
Halkın saf saf durduğu hepsi de aslında aşk şükrânesidir zîra!..
 
Bâng-cemaat : Ezan.
 
 
İçimde yanar aşk odu
ağzım onun deriçesi
Aşk odunun tütününden
Yunus’un benzi sarara
 
İçimde yanar aşk ateşi, ağzım ise onun bacası,
Aşk ateşinin tütününden Yunus’un benzi sarara…
 
Deriçe : Pencere, küçük kapı, baca.
 
 
 
XC
 
 
Zihî şîrin hulu dilber durağı revan içinde
Can evini ol almıştır ayrık ne sığı(sar) anda
 
O pek şîrin huylu dilberin durağı içerde Can içinde
Can evini O almıştır-doldurmuştur!
Başkası nasıl yer bulacak da sığacak onda…
 
Zihî : Pek hoş.
Revan : Akan, giden. Ruh, can.
 
 
Can içinde dostu bulan ayrık ne yerde istesin
Onu daşra sananların ömrü geçti perâkende
 
Can içinde Dost’u bulan, başka ne yerde arasın
O’nu dışarıda sananların ömrü, perâkende-darmadağın maksatsız geçti say!..
 
Perâkende  f. Dağınık. Dağıtma. * Azar azar yayılan veya satılan.
 
 
Onun aşkının gözgüsü kendide gösterdi beni
Gönül esrik Hakk’a âşık esir olmuş bu dermande
 
O’nun aşkının aynası, kendinde gösterdi beni
Gönül sarhoş, Hakk’a âşık esir olmuş bu dermande…
 
Gözgü : Ayna.
 
 
Onu bana sorar isen bu yönüm dosttan yanadır
Her ne halde yürür isem mihrim artadurur günde
 
O’nu bana sorar isen bu yönüm Dost’tan yanadır
Her ne hâlde yürür isem muhabbetim artar gider günden güne…
 
Mihr : Mehr. Aşk, şefkat, muhabbet. * Güneş. * Huk: Mihr. Evlenme muamelesinde erkek tarafından kadına verilen nikâh bedeli.
 
 
Bu sûrette kim var dahı yönüm ayrık yana döne
Benim varlığım dost aldı eserimdir kalan bunda
 
Bu sûrette-güzellikte kim var daha ki yönümü başka o yana döneneyim?
Benim varlığımı Dost aldı!
Bu âlemde kalan ise sadece izlerimdir  aşk yolunda…
 
 
Onu bana soranlara nice nişan idiverem
Dil ile kim edebile bu aşkın durağı kanda
 
Onu bana soranlara nice-nasıl bir işaret veriversem bilmem ki!
Dil ile kim edebile bu aşkın durağı kanda!
Kimin dili edeb ileyse bu aşkın durağı-yuvası ondadır!
Edebsiz ilim İblisinkidir!
El Edîb olan ise sadece Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir.
 
 
Zihî ilâhî devlettir kime yoldaş olur ise
Kim Dost ile sürdü aşkıbu arada bu mekanda
 
Pek hoş ilâhî bir devlettir kime yoldaş olur ise
Kim Dost ile sürdürdü aşkı, bu arada bu mekanda…
 
 
Dost yüzünü gören kişi kend’ özünü koyasıdır
Dünya tutan gelen harîf tutsak olur bu mekânda
 
Dost yüzünü gören kişinin artık kendi özünü bırakması gerekir
Dünyayı iki eliyle tutup gelen herîf  sonunda dünyanın tutsağı olur bu mekânda…
 
Harîf  :(Hırfet. den) İş eri, Bir hırfet ehli. Meslekdaş, san’at arkadaşı. Teklifsiz dost. * Herif, âdi insan.
Hırfet : Geçinmeğe medar (sebeb) olan iş, san’at. Devamlı meşgul olunan iş.
 
 
Gör nice şirindür(ür) kocalar(ı) yiğit eder
Ayrılmadı esrikliği ne düşvardır bu meydanda
 
Bu dünyayı gel-gör ki sen, nasıl da şirin bir dilber gibi,
Onu gören kocaları-yaşlıları yiğit eder!
Ona tutulanların sarhoşlukları hiç geçmedi!
Bu ne zor bir iştir bu meydanda…
 
Düşvar : f. Müşkil. Güç. Zor.
 
 
Yunus gel gör âşıkları nice yavı varıpdurur
Dünya ahret elden koyup ne verende ne alanda
 
Yunus gel-gör âşıkları!
Nasıl da kaybolmuş hâlde varıp durmaktalar
Dünyayı da âhireti de elden atıp, ne verende varlar ne de alanda!
Bu bazarda işleri, aşkı yaşamaktır alış-verişsiz!..
 
Yavı varmak : Kaybolmak.
image_print