Mecâzi ve Gerçek Aşk : LXXI – LXXV

LXXI
 
 
Sensiz yola girer isem çarem yok adım atmağa
Gövdemde kuvvetim sensin başım götürüp gitmeğe
 
Sensiz yola girer isem çarem yok adım atmağa
Gövdemde kuvvetim Sensin başım götürüp gitmeğe
 
 
Gönlüm canım aklım bilim senin ile karâr eder
Can kanadı açık gerek uçuban dosta gitmeğe
 
Gönlüm canım aklım bilgim senin ile karâr eder
Can kanadı açık gerek uçuarak Dost’a gitmeğe
 
 
Kendiliğinden geçeni doğan eder ma’şuk anı
Ördeğe kekliğe salar süre eriben tutmağa
 
Kendi Benliğinden geçeni, doğan eder Ma’şuk onu
Ördeğe kekliğe salar izleyip yetişerek yakalamağa
 
 
Bin Hamza’ca kuvvet vermiş kaadir Çalap aşk erine
Dağları yolundan ırar kasdeder dosta gitmeğe
 
Bin Hamza’ca kuvvet vermiş kaadir Çalap aşk erine
Dağları yolundan kaldırır atar kasd eder Dost’a gitmeğe
 
Kâdir : Bir işi yapmaya gücü yeten. Kudret sâhibi ve herşeye kudreti yeten. (Allah C.C.)
 
 
Yüz bin Ferhad külüng alıp kazar dağlar bünyâdını
Kayalar kesip yol eder Ab-ı hayat akıtmağa
 
Yüz bin Ferhad külüng alıp kazar dağlar temelini
Sevgilisi Şirin için kayaları kesip yol eder Hayat Suyu akıtmağa
 
Bünyad : f. Temel, esas. Yapı, binâ.
 
 
Ab-ı hayat’ın çeşmesi âşıkların visâlidir
Sohbeti aşk ile eder susamışları yakmağa
 
Hayat Suyu ‘nun çeşmesi âşıkların Yâr’e kavuşmasıdır
Âşıklar sohbetlerini aşk ile eder ki susamışları yakmağa…
 
Visal : (Vasıl. dan) Vâsıl olma. Sevdiğine ulaşma. Kavuşma. Ayrılıktan kurtulma.
 
 
Aşık mı direm ben ana Tanğrı’nın uçmağın seve
Uçmak hod bir tuzakdur(ur) eblehler canın tutmağa
 
Aşık mı derim ben ona ki Tanrı’nın cennetini sevmek ise aslı
Cennet  sadece bir tuzakdır ki şaşkın-taşkın budalaların canını yakalamak için perdedir…
 
Hod : Başlı başına.
Ebleh : Ahmak. Bön. Budala.
 
 
Aşık olan miskin olur Hak yoluna teslim olur
Her ne dersen boyun tutar çare yok gönül yıkmağa
 
Âşık olan Muhammedî Melâmeti hazmeder Dünya sevgisi başta olmak üzere özündeki nefsin hevâ ve heves hırs ve şehvetine karşı sâkin ve kararlı miskin olur!
Halk içinde halka aldırmadan Hakk Yolu!na teslim olur!
Her ne dersen de ona, o boynun büker çâresi yok ki gönül yıkmağa…
O “dövene elsiz, sövene dilsiz gerek” olan Derviş Düsturunu hazmetmiştir!…
 
 
Bildik gelenler geçtiler gördük konanlar göçtüler
Aşk şarabın içen canlar uymaz göçmeğe konmağa
 
Bu âlemde biz de yaşamaktayız ve bildik ki tüm gelenler geçtiler!
Gördük ki tüm konanlar göçtüler !
Aşk şarabın içen ayık Eren Canlar, dalıp gitmez göçmeğe-konmağa!
Onlar bu geliş-gidişlerin basit bir Kulluk Kemâlâtı ve şehâdeti oyunu olduğunu bilir ve gereğini yaşarlar!
 
 
Tutulmadı Yunus canı geçti tamudan uçmağı
Yola düşüp dosta gider ol aslına uyakmağa
 
Yunus Baba’nın Eren Canı bu yalan dünyanın yalan tuzağına tutulmadı!
cehennemden de  geçti cenneti de geçti!
O Aşk Yolu’na düşüp Dost’a gider!
Onun hedefi daha özde ve  “ASL”ına batıp, kendisine hayal olan buâlemdeki Kulluk görevi için verilen geçici ve izâfî “Ben”liğini gerçek “BEN” de yok etmektir!
“Benim Asl oluşuma Sıla et! Ulaş!” emrini zevk et!…
Kendi şaşkın başına: “Ben! Ben!” deyip durma!
Gerçek “BEN”i gör!..
 
Uyakmak : Batmak.
إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
    “İnneni enallahü la ilahe illa ene fa’büdni ve ekimis salate li zikri : Muhakkak ki BEN, yalnızca BEN Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” (Tâ Hâ 20/14)
 
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ
    “Ve ma erselna min kablike mir rasulin illa nuhiy ileyhi ennehu la ilahe illa ene fa’düdun : Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiyâ 21/25)
 
 
 
LXXII
 
 
Bilir misiz ey yârenler gerçek erenler kandadır
Kanda baksam anda hâzır kanda istesem andadır
 
Bilir misiniz Ey Yârenler!
Gerçek Erenler nerdedir?
Onlar öylesine her yerde Olan Hakk’ın huzurunda dâim duranlardırlar ki nereye baksam orada hâzır nerde istesem oradadırlar!
Hep zikr-i dâim!
Hep fikr-i dâim!
Hep şükr-ü dâim!
Hep sabr-ı dâim olanlar!
Dost (cc)’un Dost (sav)’unun Dost (cc)’ları Hakk Erenler!..
 
 
Aşksızlara benim sözüm benzer kaya yankısına
Bir zerre aşkı olmayan belli bilin yabandadır
 
İlâhî aşktan nasib almayı tercih etmemiş bu muhteşem nimeti tepmiş aşksızlara benim bu sözüm,
Sanki bir dağda bir gerçeği haykırıyorsun da karşı yalçın kaylara çarpıp yankısı sana geliyora benzer!
Bir zerre İlâhî aşktan nasib ve kısmeti olmayanları belli bilin ki ebediyen yabandadır!
Hakk’tan ve hakikattan ayrı düşmüş bir şaşkın veya hayal peşinde koşan dindâr olduğunu sanan taşkındır!..
 
 
Yalancık eylemegil aşka yalan söylemegil
Bunda yalan söyleyenin anda yeri zındandadır
 
Ey Kardeş!
Sen kendi vicdanında aynanın arkasına bir bak da,
Kendi kendine sakın yalancık eyleme!
Olmadığın hâlde “Ben de Âşıkım!” deyip “Gerçek Aşk”a  karşı asla yalan söyleme!
Bu âlemde yalan söyleyenin o âlemde yeri ateşten zindandadır unutma!..
 
 
Ey kend’ özünü bilmeyen söz ma’nîsini bulmayan
Hak varlığın ister isen uş ilm ile Kur’andadır
Ey kendi özünü bilmeyen!
Söyelenen sözün gerçek maksadını mânâsını bulamayan!
Sen gerçekten Hakk’ın Varlığını-Birliğini bilmek ister isen,
O şimdi herkes için açık ve ortada olan  Muhammedî İlim ile Kur’ân’dadır!
Kendini bilemeden Rabb’ını bilmeyi istemen ise Âşıklık değil ahmaklıktır!..
 
    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu : Kim nefsini bilirse kesinlikle Rabb’ini de bilir. ” buyurmuştur.   (Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)
 
 
Allah benim dediğime vermiş verir aşk varlığın
Kimde ki var bir zerre aşk Çalap varlığı ondadır
 
Allah Teâlâ benim dediğim-anlattığım şekilde olan Erenlere İlâhî aşk varlığını vermiştir ve zâten bu âlemi Muhabbet için merhameten yaratmıştır ki gereği olan İlâhî aşkını dileyen her kuluna bahşedip verir!
Kimde ki var ise bir zerre kadar aşk,
Şüphesiz Çalap Teâlâ varlığı ondadır!..
 
 
Niceler aydır Yunus’a kocadın sen aşkı kogıl
Bu şak bize yenle geldi geldi henüz dahı turvendedir
 
Niceler ham akıllı kimseler Yunus’a derler ki: Sen artık kocadın-yaşlandın aşkı-meşki bırak gitsin!”
Halbuki bilmezlerki bu İlâhî Aşk bize yenile-hemececik geldi!
Yeni geldi henüz daha turfandadır!
Bu yüce aşkın çile çeşmesinden her an yeni aşk damlaları fışkırır!
Ancak ahmaklar sanırlarki hep aynı su gelen-giden!
Şe’ene şâhid Erenlerin canı, her an her yer ve her hâlde yenidir ve diridir gönlü güzel Derviş kardeşim!
 
Şak : Akta şakınan terennüm, ezgi.
 
يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
    “Yes’eluhu men fiyssemavati vel’ardi kulle yevmin huve fiy şe’nin. : Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.” (Rahmân 55/29)
 
 
 
LXXIII
 
 
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
 
Aşkın aldı benden, beni!
Bana Seni gerek Seni!
Ben yanarım dünü günü
Bana Seni gerek Seni!..
Bu Muhammedî Eren zikrinin kaynağı Hakk’tır:
 
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
    “Le kad kane leküm fi rasulillahi üsvetün hasenetül li men kane yercüllahe vel yevmel haira ve zekerallahe kesira : Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzâb 33/21)
 
وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا
    “Ve nezkürake kesira : Ve seni çokça zikreyleyelim.” (Tâ Hâ 20/34)
 
 
Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni
 
Ne aslında geçici ve hayal olan varlığa sevinirim
Ne aslında geçici ve hayal olan yokluğa yerinirim
Ben bir Eren olarak, ancak ve ancak Aslıma sıla yolum olan İlâhî Aşkın ile avunurum Dost!
Bana Seni gerek Seni!..
 
وَاللّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَى بِاللّهِ وَلِيًّا وَكَفَى بِاللّهِ نَصِيرًا
    “Vallahü a’lemü bi a’daiküm ve kefa billahi veliyyev ve kefa billahi nasiyra : Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir DOST olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.” (Nisâ 4/45)
 
 
Aşkın âşıklar öldürür
Aşk denizine daldırır
Tecellî ile doldurur
Bana seni gerek seni
 
Et Dost!
Aşkın âşıklar öldürür
Aşk denizine daldırır
Tecellî ile doldurur
Bana Seni gerek Seni!..
Halk içindeki benler, senler hayldir!
Geçek olan bir tek “SEN” varsın!
Zevk zâmiri olarak SEN:
 
وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
    “Ve zen nuni iz zehebe müğadiben fe zanne el len nakdira aleyhi fe nada fiz zulümati el la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin : Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: «Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!» diye niyaz etti.” (Enbiyâ 21/25)
 
Tecellî : tecellâ. Görünme. Bilinme. * Kader. * Allah’ın (C.C.) lütfuna uğrama. * İlâhi kudretin meydana çıkması, görünmesi. Hak nurunun te’siriyle kulun kalbinde hakikatın bilinmesi.
 
 
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem
Bana seni gerek seni
 
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem
Bana Seni gerek Seni!..
 
 
Süfîlere sohbet gerek
Ahîlere ahret gerek
Mecnun’lara leylî gerek
Bana seni gerek seni
 
Süfîlere sohbet gerek
Ahîlere ahret gerek
Mecnun’lara leylî gerek
Bana Seni gerek Seni!..
 
Süfî : (C.: Sufiyyun) Tasavvuf ehli. Sofu. Mutasavvıf. Samimi ve saff dervişler.
Ahî : Kardeşim. * Ahilik ocağından olan kimse. * Eli açık, cömert.
Leylî : Leylâ. Çok karanlık gece. * Arabi ayların son gecesi. * Leylâ ile Mecnun hikâyesinin kadın kahramânı. Kap karanlık bir gece gibi kendisini sevenin her varlığını yutan yok eden kara sevdâlara salan Sevgili..
 
 
Eğer beni öldürseler
Külüm göğe savursalar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni
 
Eğer beni öldürseler
Külüm göğe savursalar
Toprağım orada da çağıra ki
Bana Seni gerek Seni!..
 
 
Yunus’durur benim adım
Gün geldikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni
 
Âşık Yunusdur benim adım
Günler ard arda geldikçe artar aşk ateşim!
İki cihanda tek maksadım
Bana Seni gerek Seni!..
 
Maksad : (C.: Makasıd) (Kasd. den) Kasdolunan ve istenilen şey. Merâm, gâye.
 
 
 
LXXIV
 
 
Ey dost aşkın denizine
Girem gark olam yürüyem
İki cihan meydân ola
Devrânım sürem yürüyem
 
Ey Dost!
İlâhî Aşkın denizine
Girem gark olam yürüyem!
İki cihan meydân ola
Devrânım sürem yürüyem!
 
Devrân : Dostûn İlâhî devrine Muhammedî şûur neşesiyle iştiraktir.
Şeriâtın şerefini yaşamaktır. Âşıkın her yer, her an ve her hâlde hep Yâr’ini anması ve ondan söz etmesidir!
 
 
Girem denize gark olam
Ne elif ne mim dal olam
Dost bağında bülbül olam
Güllerin olam yürüyem
 
Girem İlâhî Aşkın denizine gark olam
Ne elif ne mîm ne de dâl olam
Dost bağında bülbül olam
Güllerin olam yürüyem!
Seven de Sevilen de ben olam yürüyem!
 
 
Bülbül olubanı ötem
Gönül olam cesed tutam
Başımı elime alıp
Yoluna verem yürüyem
 
Bülbülü olarak ötem!
Her hâlde hep Yâr’imi anam  ve O’nu zikredem!
Gönül olam cesed tutam!
Emr âleminden lûtfen gönderilen Ruhum-Canım, bu âlemde İlâhî İrade gerği cisim giyip cesed ola!
Dost bende “BEN”i seyir ede!
Benlik Başımı koparıp, elime alıp
Yoluna verem yürüyem!
 
 
Bülbül olubanı ötem
Ey nice gönüller güdem
Yüzüm aşk ile dem-be-dem
Toprağa sürem yürüyem
 
Ben O Yüce Dost’un hiç susmayan Eren Bülbülü olarak ömrümce ötüp duram!
Ey nice nice suya-aşka hasret  gönüllerin çile çobanı olup güdem!
O gönüllere rahmaetenlilâlemin rahmeti taşıyan Birlik ve Bilelik Bulutu olup rahmetler taşıyam!
Nurullah’ın Tevhid Direği olam onlar için!
Yine de bu Kulluk Yüzümü İlâhî Aşkın ile durmadan
Toprağa sürem yürüyem!
Rahmânî ve Rahîmî secdelerimi ard arda ekleyip duram yaşadıkça Ey Dost!
 
 
Şükür gördüm didârını
İçtim visâlin yârını
Bu benlik senlik şarını
Terkini uram yürüyem
 
Şükür gördüm cemâlini!
Dost Muhammed aleyhisselâm elinden içtim kavuşmanın sebelerini!
Bu “Benlik-Senlik Şehri”nde zıtların zevkine varıp, “ikilik” olan “şeytan”ımı, Sahibimiz gibi Müslüman edip, tahkik Tevhide kavuşarak şu yalan dünyayı yaşarken terk edip Dost’a yürüyem!
 
عَنْ جرير بنِ عَبْدُاللّهِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]نظَرَ رَسُولُ اللّهِ  الى الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ. فقَالَ: إنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ عَيَاناً كَمَا تَرَوْنَ هذَا الْقَمَرَ َ تُضَامُونَ في رُؤْيَتِهِ. فإنِ اسْتَطَعْتُمْ أنْ َ تُغْلَبُوا عَلى صََةٍ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا فَافْعَلُوا. ثُمَّ قَرأ: وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشّمْسِ وَقَبْلَ الْغُروبِ[. أخرجه الخمسة إ النسائي .
 
    Cerir İbnu Abdillah (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir dolunay gecesi, aya baktı ve: “Siz şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O’nu görmede bir sıkışıklığa düşmeyeceksiniz (herkes rahatça görecek). Artık, güneşin doğma ve batmasından önce hiç bir namaz hususunda size galebe çalınmamasına gücünüz yeterse bunu yapın (namazları vaktinde kılın, vaktini geçirmeyin).”
Cerir der ki: “Resulullah, sonra şu âyeti okudu:
 
    “Rabbini güneşin doğmasından ve batmasından önce hamd ile tesbih et!” (Tâ Hâ20/ 130).
(Buhârî, Mevakitu’s-Salat 6, 26, Tefsir, Kaf 1, Tevhid 24; Müslim, Mesacid 211, (633); Ebu Davud, Sünnet 20, (4729); Tirmizî, Cennet 16,)
 
وعن أبِِى ذَرٍّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]سَألْتُ رَسُولَ اللّهِ : هَلْ رَأيْتَ رَبّكَ تَعالى؟ قَالَ: نُورٌ، أنّي أرَاهُ[. أخرجه مسلم والترمذي .
 
    Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a: “Sen Rab Teala’nı hiç gördün mü?” diye sordum.
“Nurdur, ben O’nu nasıl görürüm” buyurdular. ”   (Müslim, İman 291, (178); Tirmizî, Tefsir, Necm, (3278).
 
 
Yunus’tur aşk âvâresi
Bîçareler bîçaresi
Sendedir derdim çâresi
Dermânım soram yürüyem
 
Yunus’tur bu aşkın âvâresi, başka işi gücü yoktur bu âlemde!
Bu bakımdan çâresizler çâresizidir!
Sendedir bu aşk derdimin çâresi Ey Dost!
Dermânım soram yürüyem!
 
 
 
LXXV
 
 
Yine geldi aşk elçisi
Yine doldu meydanımız
Yine teferrüc-gâh oldu
Sağlı sollu dört yanımız
 
Yine geldi aşk elçisi
Yine doldu meydanımız!
Yine tek kutuluş kapısı kesti  
Sağlı sollu dört yanımız!
 
Teferrüc-gâh : Gezinti, seyran, rahatlama yeri.
 
 
Yine mahfiller düzüldü
Yine badyalar kuruldu
Yine kadehler sunuldu
Esrik oldu bu canımız
 
Yine muhabbet Mahfilleri hazırlandı-düzüldü!
Yine Aşkın şarap küpleri dizldi,
Yine Toprak yapılı Erenler el elel gönül gönüle!
Yine aşk kadehleri sunuldu,
Yine canlar coşuyor!
Sarhoş oldu bu canımız!
 
Mahfil : (C.: Mahâfil) Toplanılacak yer. Toplantı ve görüşme yeri.
Badya : Topraktan yapılan, su ve içki içilen kap.
 
 
Ev içi aşk ile doldu
Ulu kiçi âşık oldu
Canlarımız hayran oldu
Aşk tahtına binenimiz
 
Yine Diri Kâbe’nin ev içi, can evi-gönül aşk ile doldu!
Büyük-küçük özündeki aşkın emrine girdiherkes âşık oldu!
Canlarımız içtiğinden zilzurna sarhoş ve Hakk’ın tecellîlerine hayran kaldı!
Aşk tahtına binip, kul iken Sultan olanlarımızın cümlesi mest, hepisi hoş vehayran!
 
Ulu-kiçi : Büyük-küçük.
 
 
Bir nicemiz Leylî oldu
Bir nicemiz Mecnûn oldu
Bir nicemiz Ferhad oldu
Aşktan haber duyanımız
 
“Ben”likler “Biz”de buluştu!
Seven-sevilen kavuştu!
Herkes sevgili Dost!
Bir nicemiz “Mecnûn!” dedi Leylâ oldu
Bir nicemiz “Leylâ!” dedi Mecnûn oldu
Bir nicemiz “Şirin” için Ferhad oldu
Aşktan bir haber duyanımız aşk kesti Dost uğruna!
 
 
Meydanımız meydan oldu
Canlarımız hayran oldu
Her dem arş seyran-gâh oldu
Hazret oldu revânımız
 
Meydanımız Mevlâ Meydanı oldu
Canlarımız hayran oldu!
Her an için Arş seyrangâhımız oldu
Hazreti Hakk Teâla oldu yoldaşımız!
 
Seyrangâh : f. Seyir yeri. Gezme ve eğlenme yeri.
 
 
Düşmüş idik ol kaldırdı
Birliğin bize bildirdi
İçimize aşk doldurdu
Dürüst oldu imânımız
 
Düşmüş idik O Dost kaldırdı!
Birliğin bize bildirdi
İçimize aşk doldurdu
Dürüst oldu imânımız
 
Dürüst : f. Sıhhati yerinde, sağ, sahih, salim. * Doğru, hatasız. * Bütün, tam.
 
 
Sorar isen aşk nerdedir
Nerde istersen ordadır
Hem gönülde hem candadır
Hiç kalmadı gümânımız
 
Sorar isen aşk nerdedir
Nerde istersen ordadır
Hem gönülde hem candadır
Hiç kalmadı bu husuta şüphemiz!
 
Gümân : f. Zan. Tahmin. Sanmak. şüphe.
 
 
Yunus aşkın vasfın söyler
Gerçeklere haber eyler
Mahrumların canı göyner
Asker oldu pinhânımız
 
Yunus aşkın vasfın söyler
Gerçeklerden haber eyler
Mahrumların canı göyner-gevrer-yanar
Aşikâr oldu gizlimiz-saklımız!
 
Pinhan : f. Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir.
Vasf : Sıfat. Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl. Bir kimsenin veya şeyin durumunu anlatarak tarif etmek.
Aşker : Aşikâr. f. Belli, meydanda, açık. Bedihi.
image_print