İSMAİL HAKKI BURSEVÎ

İSMAİL HAKKI BURSEVÎ
(1652-1728)
 
İsmail Hakkı Bursevî, 30 seneden fazla Bursa’da ikamet ettiği ve nihayet orada öldüğü için, “Bursevî” namı ile tanındığı gibi; Mesnevi şarihi İsmail Ankaravî (Rüsuhî Dede) den ayırmak için de, “Ruh’ül-Beyan Müellifi” diye anılır.
 
İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) yalnız 17. asrın değil, İslâm-Türk tarihinin en velûd mütefekkirlerinden, büyük âlimlerinden, bilhassa tasavvuf sahasında en mühim şahsiyetlerdendir.
50 senelik neşir hayatında yazdığı eserlerin toplamı 130 u aşar. Filhakika eserleri bu miktarı çok aşan âlimler vardır.
Fakat Bursevî ‘nin Kitab’ûn-Neticesi 1400 sahifeyi, Ruh’ül-Beyan’ın ise 4630 sahifeyi aştığını söylersek ve bilhassa bu eserlerinin keyfiyet bakımından da daha üstün bir kıymet taşıdığını ilâve edersek, Ruh’ül-Beyan Müellifi’nin şahsiyeti hakkında bir fikir vermiş oluruz..
 
HAYATI
 
İsmail Hakkı (k.s.) 1652de Aydos’ da doğmuştur.
On bir yaşında tahsil için, ailesi tarafından Edirne’ye gönderilen genç çocuk, zekâsı ve kabiliyeti ile, Müderris Abdülbâki Efendiye kendini tanıtmış ve ondan çok esaslı bir tahsil görmüş, sarf, nahv, mantık, fıkıh dersleri almış, kelâm ve tefsir sahasında da mühim eserler okumuştur.
16 yaşında sakal bırakan genç İsmail Hakkı, istikbale çok ümitler veren bir ilim âşıkıdır. Hocası Abdülbâki Efendinin tavsiye mektubu ile İstanbul’a gelen İsmail Hakkı, hocası olan Osman Fazlı Efendiyi bulmuş ve onun talebeleri arasına katılmıştır.
 
Diğer taraftan başka âlimlerden Farsça’yı pek az zamanda öğrenmiş ve şarkın büyük hükemâ ve mutasavvıflarının, müfessirlerinin, İran şairlerinin eserlerini tanımış ve bu arada musiki ile de meşgul olmuştur..
Aynı zamanda intisab ettiği Osman Fazlı Efendi, Hakkı’yı kendisinin mümessili olarak Üsküp’e göndermiştir.
Genç şeyh kendisine verilen zâviyede vaiz ve nasihatleriyle halkı irşada başlamıştır.
Bu devir, aynı zamanda eserlerini vermeğe başladığı devirdir.
Her büyük kıymetin ilk karşılaştığı müşkilât:
Cahil ve na-ehillerin hasedi, itirazlarıdır.
Genç vaiz, gerek onlarla, gerek Üsküp a’yanı ile hayli mücadele devirleri geçirmiş..
 
Diğer taraftan kendisinin ilmi, ahlâkı ve faziletini haber alan Usturumca ahalisinin ricâsı üzerine Usturumca’ya tâyini mümkün olmuş ve Usturumca’da ders ve vaizlerine devam etmiştir.
Bu nakiller, hep mürşidinin muvafakati, müsaadesi ile oluyordu.
30 ay sonra, o sırada Edirne’de bulunan Osman Fazlı Efendinin davetine icabet etmiş ve bir müddet sonra da yine mürşidinin emriyle Bursa’ ya gitmiştir.
 
Mürşidi Osman Fazlı Efendi (Şumnu)’ludur.
Maddî ve manevî ilim tahsili aşkıyle İstanbul’a gelmiş, Zakirzâde Abdullah Efendiye intisab etmiş, ondan hem zahirî ilimleri ve hem de ilâhî maarif tahsil etmiş, çetin riyazetlerin imtihanından geçmiş ve etrafında toplanan büyük kitleleri irşada başlamıştı.
Bir gece gördüğü rüya ile yaya olarak İstanbul’a geliyor; vezir-i âzam Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşanın himayesine mazhar oluyor.
Bu devir, Osmanlı Hükümetlerinin siyasî buhranlar devridir Osman Fazıl Efendi, büyük haksızlıklarla mücadele etmekte, hatta kendisini Edirne’ye davet eden hükümdar Avcı Mehmed’in huzurunda hükümeti ve adaletsizliği tenkitten korkmamak kadar celâdet sahibidir.
Bu mücadele nihayet onun (M. 1692) da Magosa’ya (Kıbrıs’a) sürgün edilmesine sebep olmuştur
 
İsmail Hakkı Magosa’dan kendisini çağıran mürşidinin davetine koşmuş ve 17 gün sonra yine Bursa’ya dönmüş, eserlerini yazmaya ve halkı irşada devam etmiştir.
İsmail Hakkı tıpkı Osman Fazlı Efendi gibi dinamik bir tasavvuf anlayışı ile cemiyetin dert ve ihtiyaçlarına hayatını adamış, Hakkın rızasını halka hizmette bulmuştu.
İkinci Mustafa’nın daveti üzerine Nemse’ ye padişahla gitmiş, orduyu tehyic etmiş, Elmas Paşa’nın bulunduğu muharebelerin hepsine iştirak etmiş ve birkaç yerinden yaralanmıştır.
Tarih: Milâdî, 1698.
 
Bu arada, Hakkı iki defa Hac vazifesini yapmış ve manevî bir işaret üzerine Şam’a giderek orada meşhur Kitab’ül-Hitab’ını yazmıştır. Bu eser onun 100. eseridir.
Bunu, Kitab’ün-Necat takip etmiştir.
Şam’da hasudların rekabet daiyeleriyle karşılaşınca 1720’de Şam’ı terketmiş ve İstanbul’a gelmiş ve Üsküdar’da yerleşmiş ve bu esnada 30 kadar eser yazmıştın Nihayet İstanbul’dan Tekirdağ’ına ve oradan artık vatan edindiği Bursa’ya dönüyor..
 
Hakkın rahmetine kavuştuğu zaman 75 yaşında idi: 1728.
Allah’ın rahmeti üzerinden eksik olmasın!
Hicrî vefat tarihi:
“Hak Hak dedi azmeyledi Hakkı Efendi gitti cennete!”
Mısraının gösterdiği 1137. senedir.
 
İsmail Hakkı Bursevî (k.s.)’nin eserleri: 130 u aşar.
Tefsire ait eserleri : 8 adettir. En mühimmi Ruh ‘ül-Beyan tefsiridir. 6 cilttir. Ve mecmuu 4637 sahifedir.
Hadise ait eserleri: 16,
Fıkh’a ait eserleri: 8,
Akaide ait eserleri: 6 eseri vardır.
Tasavvufa ait eserleri : 80 e yakındır, içlerinde en mühimmi Ruh ‘-ül-Mesnevi, Şerhi Muhammediye (Ferah’ür Ruh), Kitab’ün-Netice, Ki-tab’ün Necat, Lübb’ül-Lübb tercümedir-, Kenz-i Mahfi’dir. (Kenz-i Mahfi’yi Üsküdar’da, Milâdi 1719 da bitirmiştir.)
 
İsmail Hakkı (k.s.) büyük âlim ve mutasavvıf ve mütefekkir olduğu kadar yukarıda bilhassa bildirdiğimiz ve hayatının safahatında da gördüğümüz gibi dinamik bir tasavvuf anlayışıyla halkın hizmetine koşmuş, memleketin derdiyle hemdert olmuş, haksızlıklara karşı mücadele etmiştir.
1682-1688 aralarında memleketin düşman orduları tarafından çiğnenmesi ona çok gözyaşları döktürmüştü.
Yurdun müdafaası için harb sahalarına koşan ve birkaç defa yaralanan Şeyh, İslâm tarihinde aynı zamanda bir büyük mutasavvıf, müfessir, çehresiyle asla unutulmayacak bir simâdır.
 
Celâl EMREM
 
 
İkamet : Bir yerde kalmak. Oturmak. * Müezzinin kamet getirmesi.
 
Müellif : (Ülfet. den) Te’lif eden. Kitab tertib eden, kitab yazan. Kitab meydana getiren. * İmtizac ettiren.
 
Şarih : Şerheden, açıklayan. Bir şeyin mânasını izhâr eden.
 
Mütefekkir : Düşünen, derin mes’eleleri düşünen. Tefekkür ve teemmül edici olan. * Kuvve-i bâtınayı sarfeden. Âlim. Çok bilgili. (Bak: Tefekkür)
 
Mümessil : Vekâlet eden. Bir şahsı bir topluluğu veya şahs-ı mâneviyi temsil eden. * Benzeten. * Kitap bastıran. * Vekil. * Rol temsil eden. Aktör.
 
İntisab : (Nisbet. ten) Bir yere, bir kimseye mensub olmak. Mâiyyetine girmek. Bağlanmak.
 
İrşad : Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te’sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kürba-yı Kur’aniye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah’a ibadet ve itaata kavuşturmak. Veli bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması. * Ist: Hak ve hakikatı arayan kimselere bir mürşid-i ekmelin Kur’ânî ve İslâmî eserleriyle veya sözüyle Sırat-ı Müstakim olan İslâmiyet yolunu tanıtması ve tarif etmesi. İmanı kuvvetlendiren ve inkişaf ettiren tahkikî ve yakînî delillerle hak ve hakikatı talim ve tedris etmesi. (Bak: Mürşid)
 
Na-ehil : Ehli olmayan.
 
A’yan : (Ayn. C.) Gözler. * Bir yerin ileri gelenleri. * Meclis âzaları. Senato âzaları. * Muayyen ve müşahhas olan şeyler. * Altınlar. * Kaymakam.
 
İcabet : Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak. * Ist: Akitlerde ilk söylenen söz.
 
Celâdet : Yiğitlik. Bahadırlık. Kuvvet ve şiddetlilik. Muhkemlik. Salâbet, metânet.
 
Tehyic : Heyecanlandırma. Coşturma. * Ayağa kaldırma.
 
Hasud : Çok hased eden.
 
Daiye : Daiyan. (Dâi. C.) Dua edenler, duacılar.
 
Hemdert : f. Dert yoldaşı, dert arkadaşı. Aynı dert ve kedere düçar olanların beheri.
 
Sima : Şahıs.
image_print