I SENSİN!..

ÜMMÎ SİNÂN

 
DİVÂNINDAN SEÇMELER
 
 
     I – SENSİN!..
 
Evvelinden olmadı hiç ibtidâ
Âhirüne dahi yokdur intiha
 
Yâ Rabbi!
Senin evvelinden bir başlangıç olmadı.
Âhirinde ise bir nihayet mümkün değil.
Sen hep var olansın!
 
 
Zâhir ü bâtın sana hep muntazır
Bâb-ı fazlından ider küllî recâ
 
Zâhir ü bâtın her şey Senin emrini beklemek zorundadır.
Bütün Yarattıkların Senin kerem ve ihsan kapında ümit ile yalvarmaktalar.
 
 
Ey Kerim Allah kuddusün selâm
Vey Rahîm ü Hâlik-ı arz u semâ
 
Ey Kerim Allah!
El Kuddus, Es Selâm, Er Rahîm!
Arzın ve göklerin yaratıcısı El Hâlik!
 
 
Mâlikü’l- mülk-i hakâyık ins ü cân
Arş u Kürs-levh ü kalem tahte’l- ulâ
 
En Yüce Uluhiyyet âleminin altındaki, Arş ve Kürsî’ nin, Levh ve kalemin,
İnsanlar ve cinlerin hakikatler mülkünün sahibi El Mâlikü’l- Mülk!
 
 
On sekiz bin âleme sensin ilâh
Râzikı hem Hâfiz’ısın ey Hüdâ
 
On sekiz bin âlemin Allah’ı sensin!
Rızklarını veren El Râzik’ sın.
Hem koruyan El Hâfiz’ sin ey Hüdâ!
 
 
 
Sensin ol Habbâr-ı âlem zü’l celâl
Kahr idersen yek nefes olur fenâ
 
Ey Zü’l celâl!
Bütün âlemlerden kesin haberdâr olan Sensin!
Mahv etmek istersen bir nefeste yok olurlar!
 
 
Cins ü mislün yok nâzirün bir dahı
İllâ mahbûbun Muhammed Mustafa
 
Cinsin, mislin, benzerin ve dengin de yok!
Tek sevgilin Habibullah Muhammed Mustafa (sav)
 
 
Nûr-ı vechünden anı var eyledün
Sevdün anı derdlere kıldun devâ
 
Onu Zâtının nûrundan yarattın,
Nûrullahtan Nûr-u Muhammed.
Onu sevdin de dertlere derman eyledin.
 
 
A’zam-ı şânun bilmeklik muhal
Şerh olunup dile gelmez Kibriyâ
 
Senin şanıyın mahiyetini bilmek akıllar için olacak iş değil.
Kibriyâyın her yönden büyüklüğü açıklanıp dile gelemez.
 
 
Geldi her kim âleme herkim gele
Nûr-ı vechünden olur leb âşinâ
 
Bu âleme gelen her şeyin aslı esası Senin Zât’ıyın nûrundan olur.
Bu ise her aklın bileceği lebaleb, dopdolu ve insana en yakın olan tanıdığı bir gerçektir.   
 
 
Nûr-ı zâtın kıble kıldun cânlara
Bendesidür enbiyâ vü evliyâ
 
Zât’ıyın Nûru’nu kıble kıldın her cana
Peygamberler ve velîler Zât’ıyın Nûru’nun kuludurlar.
 
 
Bahr-ı zâtundan haber bilmeklige
Bulmadı yol ger velî ger evliyâ
 
Zât’ıyın bilinemezlik özelliği olan Ahadiyyet denizine dalıp çıkarak,
Bir haber getirmek için ne bir velî nede velîler bir yol bulamadı.
 
 
Bahr-ı mutlak lâ ta’ayyün künh-i zât
Vasf olunmaz niçedür ol  hay bekâ
 
Her hususta Zâtına mahsusluğu mutlak olan,
Zâtından başka varlık veya yokluğun tâyin edilip âşikâr olamadığı, ancak Zâtının aslının-kendinin var olduğu o âlemde;
Başlangıcı ve son ucu olmayan dâima var-bâki olan  El Hayy diriliği nasıldır hangi sıfatlarla anlatılabilir?
Ressamın özellik ve güzelliklerini resim diliyle nasıl anlatalım?
 
 
Dem be dem dir tapuna tübtü ileyk
Secde kılmış pâyuna nûr-ı amâ
 
Senin huzuruna her gelen her zaman: “Sana tevbe ettim!”  demek zorunda.
Ayağına secde eden de;
Zâtına mahsus Ahadiyyet bilinemezliği, zifiri karanlığı yâni;
Yaratıklar için körlük-amâlığı âlemiyin Nûrundan yarattığın kulların aslen!!!
 
 
Öyle olsa uş bu remzi anlayan
Eylemez bundan öte çün ü çâre
 
Şimdi burada remiz işaretleri ile anlatılan hakikatı bir kimse anlasa artık bundan sonra:
“Ne, nasıl, niçin, çâre ne?” demeyi terk eder artık!
 
Bu Sinân Ümmî temennâ kıldugı
Pâk zâtundan hemen ancak rızâ.
 
Yâ Rabbi!
Bu Sinân Ümmî kulunun sana minnettârlıkla yalvarışına sebeb,
Sadece tertemiz Zâtıyın rızasını dilemektir.
 
Vezni : Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
 
 
İbtidâ : Baş taraf. Evvel. Başlangıç. En önce, başta.
 
İntiha : Son, nihayet, uç.İNTİHA’ : Eğilme. Dayanma, yaslanma.
 
Muntazır : Bekleyen. Gözleyen. Birisinin gelmesini bekleyen.
 
Fazl : Âlimlere yakışır olgunluk. * İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma’rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. *
 
Recâ : Emel, ümit, yalvarmak. * Cânib, taraf. * İstek, arzu, dilek.
 
Kuddus : Kusur ve noksanlıklardan müberrâ olan, en mukaddes. Hiç eksiği olmayan, pâk, temiz. Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarındandır. * Mübarekliğin hadsiz derecesini ifâde eder. “En mukaddes” gibi.
 
Hakâyık : (Hakaik) (Hakikat. C.) Hakikatler.
 
Tahte’l- ulâ : Arşın altı.
 
Râzik : Rızık veren; yiyecek, içecek, giyecek gibi canlı mahlukata lüzümu bulunan her çeşit ihtiyacını te’min edip veren. (Allah)
 
Habbâr : Çok haber alan, haberdâr.
 
Kahr : Zorlama. Cebir. * Ezme. Mahvetme. * Fazlaca üzüntü. Keder içine işleme. * Cenâb-ı Hakkın şiddetli ve azab verici vasıflarının tecellisi. (Kahr, lütfun zıddıdır.) (Bak: Celal)
 
Leb : f. Dudak. Şefe. * Kenar. * Sahil. Kıyı.
 
Âşinâ : f. Mâlumatlı, haberli olan. Arif. Bilgili. Mâlik. Tanıdık. Yabancı olmayan. * Yüzücü.
 
Künh : Bir şeyin aslı, cevheri, mikdarı. Dip. Kök. Özü, nihâyeti, vechi. * Vakit, zaman.
 
Tübtü ileyk : Sana tevbe ettim.
 
    “…..sübhaneke tübtü ileyke ve ene evvelül mü’minin : ….Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.”   (A’raf 7/143)
 
Dem be dem : f. Bazan. Vakit vakit. Arasıra.
 
Çün : f. Gibi. * Zira, çünki, madem ki. * Nasıl, nice.
 
Temennâ : Eli alnına götürerek selâmlama işareti yapma. * Minnettar olma.
image_print