EL HAKK c.c.

 
EL HAKKU

 

El Hakku : Varlığı mutlaka, fiilen olan. Varlığı ve ulûhiyyeti doğru, gerçek, lâzım ve lâyık olan. Varlığı hiç değişmeyen, ibâdete lâyık ve her hakkın sahibi olan. Âdil-i Mutlak Vâcib-i Lizâtîhi… Varlığı mutlaka zaruri olan, olmaması imkansız, lâzım ve lâyık olan. Tüm hakikatlerin kaynağı Mutlak HAKK. Bizzât ve sürekli olarak varlığı, gerçekliği ve Ulihiyyeti mutlak ve fiilen geçerli olan ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL.

Hakk: Gerçek, sabit, dogru olmak, gerekmek, bir şey’i gerçekleştirmek; bir hususa yakînen müttâli (bilgi sahibi) olmak anlamında masdardır. Hakk: Gerçek, sabit, dogru, varlığı kesin olan şey anlamında isimdir. Hak, daima bâtılın zıttı olup her yerde, her zaman ve her hâlde doğru, gerçek ve değişmez olandır. Hak, herkes ve her şey için hak olandır.

Hak kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de 247 yerde geçmektedir. ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL’e nisbet edilerek ise pek çok âyette geçmektedir (En’am 6/62; Yunus 10/30,32; Hacc 22/61,62; Kehf 18/44; Nûr 24/25; Lokman 31/30; Tâhâ 20/114 vd.) Hakk isminin Evvel, Âhir, Bâkî, Varis ve Hayy isimleriyle anlam münâsebeti vardır.

          Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : ” ALLAHım! Sen Hakksın, vaadin hak, sözün haktır. Sana kavuşmak haktır, cennet hak, cehennem haktır. Nebîler haktır, kıyametin kopması haktır.” buyurmuştur. (Buhârî, Tevhid, 24,25; Müslim,Müsafirin,199)

      Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Lebbeyke yâ İlâhü’l-Hakk! : Emret! Ey gerçek İlâh!” buyurmuştur. (İbni Mâce, Menasik,15; Nesâî, hacc, 54)

İslâmda hakk: Bu âlemde gerçekten mevcûd ve bu mevcûdiyyeti sabit ve devamlı olan varlık, gerçeğe uygun bilgi, hüküm ve söz demektir. Kînâttaki mevcûdların varlığı hak olunca bunları var eden ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL ise Hakkü’l-Hakk olup mutlak Hakk’ın aslı ve kaynağıdır. Mevcûdatın hak oluşu izâfî iken Vâcibü’l- Vücûdun hak oluşu “asl” dır.

Tasavvufta Hakk, ALLAH-U ZÜ’L-CELÂLdir. Kulluk imtihanı seferinde seyr-ü-sülûkun sır-rı sıfırı dediğimiz; HAKK’ta, HAKK’tan, HAKK’a, HAKK’la Hakke’l-yakîn biliş, buluş ve yaşayıştır.

4 lü sistemde :

Şerîat – Tarikat – Mârifet – Hakikat dörtlüsünün 4 lü anlamına bir bakalım :

        Şimdi elimizi vicdanımıza koyup: “Hak’tan alır halka veririz.”, “Zâhirimiz halk, bâtınımız Hakk”, “Ene’l-Hakk” gibi sözlerin yukardaki Kemâlât Haritasındaki koordinatlarını belirleyip, söyleniş yerini ve işin aslını bir iyice düşünelim… “Kitab kelimesinden ne anlıyorsun?” diye sorduğumuz; kara câhil, ilk okul öğrencisi, orta okul öğrencisi, lise öğrencisi ve üniversite öğrencisinin hatta ara sınıflarındakilerin cevablarını bir düşünün…Muhammedî Tasavvufun ana esaslarındandır ki resimlerin haklarıyla Ressam’ın Hakk oluşu asla karıştırılmamalıdır…Ve unutulmamalıdır ki kulluk imtihan sahası yağlanmıştır deli de kayabilir velî de kayabilir, kaymayanlar Rahmeten li’l-âlemîn olan Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)‘in izine izniyle, sağlam ve samimî basanlardır…Söz, sohbetin babası, zevkin dedesi ve hazzın büyük atasıdır…Sözle baş kesilir ve sözle baş kurtulur…Sözle müşrik ve sözle mü’min olunur…

        Hükmün ve hikmetin hak oluşu El Hakk’ın hakkı (Hakkü’l-Hakk) dır. Hakk’a inanmak ve hayrı işlemek ise halkın hakkıdır. Resim iken Ressamlığa kalkışmak ise cidden ahmaklıktır. Muradullah, kulluk kemâlâtı olup ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL’in muradı, kulluk imtihanında kullarının sonuçta kemâl bulup dilenen erginliğe ermeleridir. Emrullah ise bu kemâlâtın temin ve ikmâlinde gerekli olan kulluk kurallarıdır. Muhammedî Tasavvıf yolu, uçmak ve düşmek için değil insanca yürümek yoludur. İfratsız ve tefritsiz i’tidal yolu, yani Sırat-ı Müstakîm…Buz Dağının buzluğunun farkına gelmesi, farkı terke gelip eriyip akıp ark’a gelmesi, başsız ayaksız seyr-ü-sülûk sürünmesiyle çarka gelmesi ve çile ununu öğütüp, işini bitirip derunî deryada garka gelmesi kulun hak olan ilâhî görevi ve her şeyi bunun için halkeden El Hakk Tealâ’nın hesaba çekmessi de O’nun hakkıdır.

        Bu âlemde herşey kendi nefsinde, yerinde, zamanında ve hâlinde haktır. Hududullah’ı bilmek, anlamak ve uymakta haktır. Ham aklın: “olsun! olmasın!” oyunlarıyla akl-ı selimin “olan”ı Hükm-ü Hakk biliş inanç ilmi ve yaşayış edebi arasındaki ilgiyi kurabiliyor musunuz? Merkezden (vahdetten) muhite (kesrete) bakış haktır. Muhitten merkeze bakış da haktır. Rabbü’l-âlemîn’in ve de abdin hak ve hududlarını çiğnemeden..Vahdet (1) in, kesret (1’in resimlerinin) zevki zühûrat anlayışıdır… İki şeylik olan “şeytan”lık ise vahdeti bilemeyiş ve anlayamayışın yaşayış şeklidir…Vahdet; Hakkü’l-Hakk olan “BİR” in “ASL”ını anlayıştır. Kesret ise “BİR”in her zerredeki geçici ve izâfî vahdet yansımalarını (her rakamdaki resmî 1 mührünü) görerek yaşayıştır…

        “ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL’i görür gibi namaz kılmayı” emreden Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)‘e “nasıl?” diye soran sahabilerine (kendisinin sahib çıktığı ve de kendisine sahib çıkanlara): ” Benim gibi kılınız!” buyurması halk için, hakk’a ulaşım yolu ve kuralıdır. EL HAKK oluş ise ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL’in zâtına mahsus mutlak var oluştur. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmamak” için; Sefâleten (hamakıllı nefis), Kefâleten (akl-ı selim sahibi nefis), Vekâleten (Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem) ve Asaleten (ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL) hakk oluşları iyice bilmeli, anlamalı ve de yaşamalıyız ki kulluk imtihanımız da budur zâten.

Sözün özü, EL HAKK’ın hakkı Rübûbiyyet, halkın hakkı ise übûdiyyettir (kulluk). Hakkın hâkim olduğu âlemde Ressamın da resimlerin de hakkı olacaktır. Duymak, uymak ve uygulamak ise kulluk kemâlâtıdır…

El Hakk : Varlığı zâtî, sabit ve şüphesiz olan ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL.

Hakka : Hasıma hak üzere galib gelmek. İşin hakikatını anlamak. İş sabit ve doğru olmak.
Hakkaka : Gerçekleştirmek.
Tahkîken : Tasdikli, sağlam olarak.
Tehakkaka : İşin hakikatını bilmek.
İstehakka : Bir şeyi haketmek.
Hak : Hak, adalet, islâm, mal, mülk, vâcib, sadık, lâyık, yaraşır.
Hakîkat : Hakikat, şüphesiz gerçek olan şey. Asıl manasında kullanılan mecâzın zıttı. Bir şeyin künhü.

EL HAKKU (celle celâluhu) ZEVKİ :

Şunu iyice anla ki bu esmâların gerçek mâhiyeti ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL’de olup Zâtullahdaki El Hakku (celle celâluhu) ile bizim söyledimiz ” Hakk” bilirsin ki hâşâ aynı değildir. Ancak, biz de bizce El HAKKU (celle celâluhu) demekle emrolunduk. Aslında Zâtullah’da sonsuz miktarda volt olan bir elektrik akımı düşün… Binlerce volt olarak ana trafo olan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)‘e gelen akım; Muhammedî ümmetlerine nâsib (Hakk’ın takdiri) ve kısmetince (kendi gayreti şartıyla) regüle edilerek itidal üzere lâzım ve lâyıkınca 220 volt olarak kullanılacak şekilde geliyor. Nûrullah, Nûr-u Muhammed ve bize ulaşan Nimetullah olan Ruhî Nûr!… Her esmâyı da aynı şekilde düşün!… Kur’ân-ı Kerîm’i anlayarak oku, göreceksin!…

El HAKKU (celle celâluhu) mânâsı ve sırrı anlatılan yolla enfüse (içe, öze) güneş gibi doğunca; varlığı ve Ulûhiyyeti Mutlak Hakk olan hiç değişmeyen, her hakikatin kaynağı olan ve ibâdete lâyık Rabbü’lâlemîn’i HAKK (hazır ve nazır) bilince mahlûkata karşı ganî, EL HAKKU (celle celâluhu)‘ya karşı ise sonsuz muhtaç olduğunu mutmaîn olarak anlar. HAKK’da-HAKK’dan-HAKK’a-HAKK’la seyr-ü sefer eder ömrünü!… Hakku’l-HAKK olan tevhidi her yerde, her zaman, her hâlde, herşey ve herkesçe hakça zikreder gezer!…Kul lâyıksa, Hakku’l-HAKK olan tevhidin sırrına mazhar Ehlullah olup; HAKK’da, HAKK’dan, HAKK’a, HAKK’la; Devrân-Seyrân-Cevlân ve Hayrân eder ve eyler… HAKK ÂŞIKLAR’dan olur…Elhamdülillah…

 

image_print