EL BÂTİN c.c.

EL BÂTİNÜ

 

        Batn ve butün (gizli olmak; bilmek, bir şeyin iç yüzüne ve bir kimsenin sırlarına vakıf olmak) kökünden sıfat isim. Kur’ân-ı Kerîm’de butün masdarı, zıttı olan zuhûr masdarıyla 2 âyette mâzi, 4 âyette ism-i fâil sigasıyla, karşılıklı olarak “gizli- aşikâr” anlamında 6 âyette buyurulmuştur. Esmâ olarak:

          “O Evveldir, Âhirdir, Zâhirdir, Bâtındır. O, her şeyi bilendir.” (Hadîd 57/3)

        El Bâtın, eserleri aşikâr olduğu hâlde kafa gözüyle görülemeyen, mâhiyyeti bilinemeyen, kemiyyet ve keyfiyyetle nitelenemeyen, kulun tasavvur sınırlarına sığmayan, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)‘i duyan ve Muradullah’ı anlayıp Emrullah’a uyanlara zâhir iken, duyup da asî olanların görüş ve duyuşlarına gizli olan ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL.

         “O ki kuluna canı da dahil tüm maddî (açık) ve mânevî (gizli) nimetlerini verendir”         (Lokman 31/20 bkz.)

        El Bâtın olan Rabbü’l-âlemîn’in kullarına bunca gizliliğine rağmen şah damarından da yakın oluşundan dolayı Zâhir-Bâtın birlikte buyurulmuştur ve öylece zikredilir.

         Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “ALLAH’ım! Sen Evvelsin, Senden önce hiç bir şey yoktur; Sen Âhirsin, Senden sonra da hiç bir şey yoktur. Sen Zâhirsin, fevkinde hiç bir şey yoktur. Sen Bâtınsın, dûnunda (Senin ötende) hiç bir şey yoktur.” buyurmuştur. (Müslim, Zikir, 61; Ebu Davûd, Edeb,98)

        Bu nasslar söze hâcet bırakmamaktadır ki resimler ile Ressam’ı, eserler ile Usta’yı, yaratıklar ile Yaratan’ı düşüne bilenler için sadece birer zevktir..

El Bâtinu : Zâtı ve künhü (aslı, cevheri, özü, vechi v.s.) itibariyle mahlûkatına gizli olan Cenâb-ı HAKK (celle celâluhu). Zât’ının görülmesi, kühnünün bilinmesi gizli olan. Gizli ve sırları mutlak bilen ALLAH-U ZÜ’L-CELÂL.

Bâtane : İçini dışını bilir olmak. Samimî ve yakın olmak. Gizli olmak.
Ebtane : Bir şeyi gizlemek.
Tebâttane : İşin iç yüzünü bilmek, vâkıf olmak.
Bâtinen : Kalben, derûnen.
El bâiniyyetü: Batıniyye.
El bâtnü : Karın, mide, oba, her şeyin içerisi.

image_print