92. VASİYET

 
Muhiddin-i Arabî buyuruyor:
 
Ashabdan Ebu’d Derda şöyle rivâyet etti:

Resûl-ü Ekrem Sallâ’llah-u aleyhi vesellem buyurdular ki:
“Ey Nas!
Ölüm gelmezden evvel ALLAH’a dönün!
Meşguliyet gelmezden evvel iyi ameller işleyin!
ALLAH’ınızı çok zikretmek sûretiyle aranızdaki ahdi muhafaza edin ki saadete eresiniz.
Gizli ve aşikâr çok sadaka verin, rızıklar genişlesin.
Daima iyiliği emredin ki, bir çok nimetlere eresiniz.
Çirkin şeylerden nehyediniz ki yardımlar göresiniz.

Ey Nas!
Sizin en akıllınız, ölümü çok anandır.
En zekiniz ve en iyi düşüneniniz de ölüme güzel ameller hazırlayanınızdır.
Gözlerinizi açın akıllılığın alâmeti, dünyaya aldanmamaktır. Ebediyet âlemine doğru ihlâs ile yönelmektir.
Kabir için azık hazırlamak, mahşer yerine temiz olarak çıkmaya müstaid bir hâle gelmektir.

Nasihat;
Peygamber nasihati:
“Müjdeler olsun o kimseye ki, şerefine hâlel getirmeden tevazu eder.
Nefsini, tahkir ettirmeden küçük gösterir.
Kazandığı helâl maldan hayırlı yerlere sarf eder.
Bilgin ve faziletli kimselerle düşer kalkar.
Fakir ve düşkünlere merhamet eder.
İşte onlara müjdeler olsun.
Yine müjdeler olsun o kimseye ki, kazancı temiz, içi temiz, dışı temiz, kimseye zararı yok.
Müjdeler olsun o kimseye ki bildiği ile amel ediyor.
Malının fazlasını muhtaciyne veriyor.
Sözlerinin fazlasını imsak ediyor da söylemiyor.”

İki kişinin arasını düzeltmek için, Peygamberimizin vasiyeti:

Ashabdan Mâlik’in oğlu Enes derki:
“Bir gün Resûl-ü Ekrem de içimizde olduğu hâlde oturuyorduk. Bakdık ki, Resûl-ü Ekrem gülüyor. Ve ön dişleri görülüyordu, Hazreti Ömer :
“Anam, babam sana fedâ olsun niye güldünüz Yâ Resûlu’llah!” dedi.
Buyurdular ki :
“Ümmetimden iki kişi, huzuru ilahi’de diz üstü geldiler de birisi :  “ALLAHım şu kardeşimden hakkımı alıver!” dedi.
Rabbü’l- İzze de :
“Kardeşine hakkını versene!” deyince :
“Alllahıım verecek hiç bir şeyim kalmadı ne veriyim” dedi.
O vakit alacaklı:
“Yâ Rabb! Günahlarımı yüklensin” dedi.
Resûlü’llah’ın gözlerinden yaşlar boşandı.
Ağladı. Sonra buyurdular ki :
“O ne müthiş bir gün ki, insan günahlarını başkasına yükletmen ister.”
Ve Resûl-ü Ekrem buyurdularki :
“ALLAH Azze ve Celle alacaklıya :
“Hele başını kaldırda cennetlere bir bak!” dedi.
O adam başını kaldırırıp bakınca dedi ki:  
“Yâ Rabb, gümüşten şehirler içinde altından köşkler görüyorum, onlar da incilerle süslenmiş. Bunlar hangi Peygamberin, hangi Şehid’in.”
ALLAH-ü Tealâ :
 “Bunlar satılık. Bedelini kim öderse ona vereceğim.”
O adam dedi ki :
“Yâ Rabb, buna kimin gücü yeter, kimde var bu kadar servet?”
 ALLAH-ü Tealâ buyurdu ki : 
“Sende var, sen alabilirsin.”
“Yâ Rabb, neyimle alırım?”
“Alacaklısı bulunduğun kardeşini affetmekle bunları alsan” deyince :
“Af ettim ALLAHım” dedi.
ALLAH-u Tealâ :
“Haydi kardeşinin elinden tut beraberce o Cennetlere girin” buyurdu.
Bunu Resûl-ü Ekrem anlattıktan sonra buyurdular ki :
“ALLAH’dan korkun. Aranızdaki gerginlikleri ıslah edin (düzeltin). ALLAH da kıyamette mü’minlerin arasım islah eder.”

Kıyamet alâmetlerini bildiren vasiyetler:

Hazreti Ali Keremullah’ı veche derki:
“Resûlullah Sallâllah-ü aleyhii vesellem’e kıyamet alâmetlerinden soruldu da buyurdular ki :
“İnsanlar hakkı zayi ettiklerini, namazı öldürdüklerini, gördüğün zaman;
Bir biri aleyhine iftiralar çoğalıp, yalan mubah gibi olup, rüşvet almak ve vermek âdet hükmüne girdiği zaman;
Binalar yüksek yapılıp, zenginlere hürmet çoğalınca;
Akılsızlar iş başına geçip kan dökmek hiçe sayılınca;
Câhil, zârif-zeki; âlim, zayıf; zâlim, medar-iftihar addedilince;
Camilere rastgele girip çıkanlar görülünce;
Şartlar çoğalıp, müshaflar süslenip minareler yükselince;
kalbler dinden harab bir hâle gelince;
Müskirat içilip, boşanmalar, ansızın ölümler çoğalınca;
Fenalıklar, iftiralar, alenen yapılırsa;
ALLAH’dan başkası adına yeminler yapılıp hainler emin, eminler hain tanınınca;
İçi canavar gibi olduğu hâlde, dışına koyun postu giyenleri gördüğünde kıyameti bekle artık yaklaşmıştır.”

Sadakaya dair vasiyet:

Peygamberimiz buyurdular ki: 
“Bir dilenci bir kadına geldi.
O kadının elinde bir lokma vardı.
Ağzına koymak üzere iken fakir elini uzattı.
O, lokmayı fakire verdi.
Bir müddet sonra o kadın bir oğlan doğurdu.
Çocuk kundakta iken ansızın bir kurt gelip çocuğu kapıp kaçtı. Kadın, arkasından :
“Oğlum! Oğlum!” diye bağırıyordu.
ALLAH Tealâ, bir meleğe:
“Yetiş çocuğu kurdun ağzından al, annesine teslim et ve benden selâm söyle. Bir lokma sadakana bir lokma ile mükâfat!” de buyurdu.

Peygamberimiz bir adama şöyle vasiyet etti:

“Şehvetlerini kıs fakirlik kolaylaşır.
Günahı azalt ölüm kolay gelir.
Malını önceden gönder, ona bir an evvel kavuşmak istersin de ölümden korkmazsın.
Verilene kanaat et!
Hesabın hafif olur.
Senin için deruhte edilmiş rızıkları toplarken, farz ibadetlerinden uzak olma!
Sana ayrılan gelir, ayrılmayanı da elde edemezsin.
Elinden çıkmış, fırsatı kaçmış şeyler hakkında müteessir olma! Faydasızdır.
Öyle bir şeye emek ver ki, elinden çıkmasın.
Sen de orada ebedi olasın.”

Peygamberimiz Asım oğlu Kays’a şöyle vasiyet etti:
“Yâ Kays!
Muhakkak izzetle beraber zillet var.
Hayat ile beraber ölüm de var.
Dünya ile beraber âhiret var.
Her şeyin nesabı sorulacak.
Her şeyin gözcüleri var.
Her iyiliğin sevabı, her kötülüğün cezâsı var.
Her geleceğin mutlaka bir muayyen zamanı var.
Yâ Kays!
Seninle beraber mezara girecek bir arkadaşın var ki, o diridir.
Eğer o arkadaşın iyi ise, sana ikram edecek, kötü ise, seni rezil edecektir.
Sonra o seninle beraber haşre çıkacak, seninle bile baas olunacak. Sen yalnız ondan dolayı hesaba çekilirsin.
Onun iyi olmasına çalış.
Eğer o, iyi olursa onunla rahat yaşarsın.
Eğer o, kötü olursa seni ancak o korkutur.
O da, senin amelin, işindir.”

Vasiyet:
 Peygamberimiz buyurdular ki:
“Beş haslet bulunmayınca kişinin iman-ı kâmil olmaz :
ALLAH’a tevekkül,  ALLAH’a tefviz,
ALLAH’ın emirlerine teslim, ALLAH’ın kazalarına rıza,
ALLAH’dan gelen felâketlere sabır.
ALLAH için seven, ALLAH için buğz eden,
ALLAH için veren,  ALLAH için men’ eden imanını kemâle erdirmiştir.

Vasiyet:
Peygamberimiz buyurdular ki :
“Kişi, insanlar elinden, dilinden salim olmadıkça müslümanların sırasına; komşuların şerrinden emin olmadıkça mü’minler sırasına geçemez. Belki hata ederim diye tamamen fenalıklardan çekkin bulunmadıkça müttakıylerden sayılmaz.

Ey Nas!
Gece karanlığından korkan, yoluna erken çıkan.
Erken çıkan menzili maksuda varır.
Ömürler sona eripte Dünyaya gözünü kapayınca netice belli olur. Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.
Münafıkın niyeti amelinden şerlidir.
Rızıklar artmaz, eksilmez, iyi ve meşru yollardan arayınız.
Ömürler mahdud, uzamaz kısalmaz.
Ömür bitmeden gözlerinizi açın.
Ameller sayılıyor.
Küçüğü, büyüğü hep karşına çıkacak.
İyi amelleri çok işleyin.

Ey Nas!
Kanaatte genişlik var.
İktisatda maksada ulaşmak var.
Çekingen davranmakta rahatlık var.
Her amelin cezâsı vardır.
Her gelecek yakındır.

Hadis-i şerif meali :
“Hikmeti, ehlinden gayriye öğretmeyin.
Hikmete zulmetmiş olursunuz.
Hikmeti ehlinden saklamayın.
Ehline zulmetmiş olursunuz.
Zâlimle uğraşmayın, faziletiniz bâtıl olur.
Mürailik etmeyin amelleriniz boşa gider.
Mevcudu men’ etmeyin hayrınız azalır.”

Ey Nas!
Eşya üçtür :
Birisinin iyiliği aşikârdır. Ona uyun.
Birinin kötülüğü aşikârdır ondan kaçının.
Birisi de, ne olduğu sizce belli değildir. Onu ALLAH’a havale edin.

Ey Nas!
Size yükte leyni, bahada ağır iki şey söyleyeyim.
Dikkat edin:
Sükût,
Güzel huy.”

Peygamber vasiyeti:
“Haddinden fazla yemeyin!
Çünkü, aşırı yemek kalbe kasvet verir de kalbi kapatır.
Azaları vazifelerinden alıkor.
Kulakları sağır eder de vaaz tesir etmez olur.
Haddinden fazla oraya, buraya bakmayın!
Fuzuli nazarlar kalbe hevâ tohumu eker de gaflet getirir.
Tamahı bırak, tamahdan kalbe şiddetli hırs gelir!
Kalb Dünya muhabbetine dalar ve kapanır.
Bu hâl, her fenalığın anahtarıdır ve iyiliklerin bâtıl olmasına sebebtir.”

Peygamberimizin vasiyeti:
“Ümmetim, Dünyada üç tabaka üzerine olurlar.
l- Mal toplamaya, yığmaya, ihtikâra rağbet etmeyenler.
Onlar Dünyayı şöyle anarlar.
Kimseye muhtaç olmasınlar, yiyecek ve giyeceklerini helâlinden kazanıp kimseye yüz suyu dökmeden Dünyayı geçirsinler.
Onlar için korku ve tasa yoktur.
Âhirette ferahdırlar.

2- Helâlından temiz mal kazanıp hayırlı yerlere sarf etmek.
Akraba ve muhtaçlara yardım etmek, onların emelidir.
Helâl olmayan bir dirhemi almak onlar için en korkunç şey, bir dirhemi meşru olmayan yere sarf etmek onlar için en kötü iştir. Bunlar âhirette hesaba çekilirlerse, kolay kolay azabdan kurtulamazlar.
ALLAH’ın affı ve rahmetine mazhar olanlar kurtulurlar.

3- Helâl, haram düşünmeden mal toplamak, para kazanmak. ALLAH haklarını vermemek.

Harcadıkları yerlere israfına harcamak.
Hayra gelince, cimrilik edip vermemek.
İhtikârdan korkmamak.
Bütün mevcud putları ile Dünyaya dalıp gaflette puyan olanlardır. Bunların neticesi Cehennemdir.”

Peygamberimiz buyurdular ki:
“Sizi Cehennemden uzaklaştıran ne varsa hepsini size anlattım. Sizi Cennete yaklaştıran ne varsa, onlara da sizi delâlet ettim. Ruhu’l- Kudüs kalbime şöyle üfledi:
Rızkını bitirmeden kimse ölmez.
Binaenaleyh rızkınızı kazanırken iyi, meşru yollardan kazanın. Rızkınızın biraz ağır gelmesi, sizi kötü yollara sevketmesin. ALLAH’ın fazlı olan rızkınızı, ALLAH’a isyan olan şekillerden aramayın.
ALLAH’ın rızık hazinesine ancak, ALLAH’a itaat yollarından erilir. Oralardan arayın.
Herkesin rızkı var.
Onu bulacak.
Ona razı olana mübârek olur ve rahatlık verir.
Razı olmayana rahat ve huzur vermez.
ALLAH’ın hazinesinde olana talib ol ki, ALLAH seni seve.
İnsanların elindekine göz dikme ki, insanlar da seni seve.
Yarın Mahşerde, dağlar gibi sevabları olan insanlar gelecekler,  “Onları Cehenneme atın!” denecek.”
Resûlullah’a sordular: 
“Bunlar namaz kılmaz mı idi?”
“Namaz kılarlar, oruç tutarlar hatta gece namazı bile kılarlardı. Lâkin, karşılarına dünya menfaati çıktı mı hemen ona çullanırlardı.” buyurdular.
 
Peygamber vasiyeti:
“Dünyaya sövmeyin! Mü’minleri hayırlara ulaştırmak için en güzel vasıta Dünya hayatı ile âhiret saadetleri kazanılır.
Ve âhiretin azabından yine Dünya hayatıyla kurtulunur.
Hayat, en kıymetli sermayedir.
Bunun bir nefesi bütün varlıklardan daha azizdir.
Binaenaleyh bir kimse Dünyaya la’net okursa, dünya da ona :
“Benim üzerimde ALLAH’a isyan edeni ALLAH kahretsin!” der.”
 
Resûlullah şöyle nasihat buyurdular:
“Paçaları çemreyin! İş ciddidir hazırlanın, göçme zamanı yaklaşmıştır.
Azıklar hazırlayın! Yolculuk uzundur.
Yükler hafif olsun, yollar sapadır. Yükü ağır olan geçemez.
Ey Nas!
Dünyanın bir çok güçlüklen vardır, imanınızı iyi mulıafaza edin. İmanınızı salih amellerle kuvvetlendirin.
Sabırlı ve metanetli olun ki nimetlere kavuşasanız.”
 
 
 
Nas : f. İnsanlar.
 
Müstaid : İstidadı olan, kabiliyetli, uyanık, anlayışlı, akıllı.
 
Müshaf : Sahife. Sahife halinde yazılı kitap. * Kur’ân-ı Kerim’in bir ismi. (Bak: Kur’ân)
 
Haslet : Huy. Ahlâk. Yaradılıştan olan tabiat.
 
İmsak : Kendini tutmak. Bir şeyden el çekme. * Oruca başlama zamanı. * Hapsetmek. * Şer’an müftirat denen şeylerden (orucu bozan şeylerden) nefsi hakikaten veya hükmen men’ etmek. * Yemez içmez adamın hâli. Cimrilik, hasislik, pintilik
 
Müskirat : (Müskir. C.) İçilmesi ve kullanılması ALLAH (C.C.) tarafından men’edilmiş sarhoşluk veren şeyler.
 
Deruhde : f. Üstüne almak. Kendini vazifeli bilmek. * Üzerine alınan iş.
 
Haşr : (Haşir) Toplanmak, bir yere birikmek. * Toplama, cem’etmek. * Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları. ALLAHın, ölüleri diriltip mahşere çıkarması. Kıyamet. * Bir tohumun içinden büyük ağaçlar çıktığı gibi, her bir insanın acb-üz zeneb denilen bir nevi çekirdeğinden diriltilerek bütün insanların Haşir Meydanında toplanmaları. (Bak: Acb-üz Zeneb)
 
Acb-üz Zeneb : Kuyruk sokumu. “Us’us” denilen küçük kemik. Her şeyin kuyruk dibi ve nihâyeti. Fâtiha-i hilkat olan küçük kemik. Acb-üz zeneb diye Hadis-i Şerifte ismi geçen ve insanın kuyruk sokumundaki en küçük kemik. Bu gün tekniğin isbatettiği DNA  temeli.
 “Ve hüvellezi yebdeül halka sümme yüiydühu ve hüve ehvenü aleyh ve lehül meselül a’lâ fis semâvâti vel ard ve hüvel azizül hakîm : Yaratmaya başlayan, sonra onu tekrarlayan O’dur, ki bu, O’nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O’nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.” (Rûm 30/27)
 
Ba’s : Baas : Gönderme, gönderilme. * Cenab-ı HAKK’ın peygamber göndermesi. * Diriliş. Yeniden diriltme. İhyâ. * Uykudan uyandırma.
 
Tevekkül : İşi başkasına ısmarlamak. * Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini ALLAH’a bırakmak. ALLAH’tan gelene razı olmak. Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini ALLAH’dan istemek. Kadere razı olmak. HAKK’a güvenmek. * Yeis ve kederden uzak olmak. * Âcizlik göstermek.
 
Tefviz : Birisine bırakma. * İşini ALLAH’a (C.C.) havâle etme. * Sipariş ve ihâle etme.
 
Buğz : Sevmeme. Birisi hakkında gizli ve kalbi düşmanlık hissetme. Kin, husûmet.
 
Men’ : Yasak etmek. Durdurmak. Bırakmamak. Bir şeyi diriğ etmek, esirgemek.
 
Mahdud : Sınırlanmış, çevrilmiş. Az sayılı. Hududlanmış.
 
Müraî : İki yüzlü kimse, dalkavuk, riyâkâr, münafık.
 
Leyni : yeğni, hafif, yumuşak.
 
İhtikâr : Bir şeyi kıymetlensin diye saklamak. * Ist: İnsanların veya ehlî hayvanların yiyeceklerine âit şeylerin satış kıymetleri yükselsin diye kırk gün kadar saklamak. Böyle yapan kimseye muhtekir denir. * Vurgunculuk, bozgunculuk. (Bak: Muhtekir)
 
Dirhem : (Direm) f. Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Şimdiki üç gram ağırlık. Okka denen eski ağırlık ölçüsünün (1/400) kadarıdır. Şer’an, orta büyüklükte yetmiş tane arpa ağırlığı. * Eskiden kullanılan ve beş kuruş değerindeki gümüş para. Akça.
 
Hevâ : İstek. Nefsin isteği. Düşkünlük. Gelip geçici olan heves. Nefsin zararlı ve günah olan arzuları.
 
Puyan olmak : Koşmak. Batmak. Dalmak.
 
Sapa yol : Issız, gelip geçeni çok az olan dik ve yokuş yol.
 
Metanet : Sağlamlık. Kavilik. Sözünden ve kararından dönmemeklik. İnsanın, fikrinde sabır, azminde kavi ve akidesinde rüsuh sahibi olması. (Mukabili zaaf’dır) (Hak, iman ve İslâmiyet uğrunda metanet göstermek, çok kıymetli bir seciyyedir.)
image_print