90. VASİYET

 
Muhiddin-i Arabî buyuruyor:
 
Hazreti Ali Keremullahı veche efendimize hitaben varid olan vasiyetlerden:

Hazretî Ali der ki:
“Resûlullah efendimiz bana vasiyet etti Ve :
“Yâ Ali bunları hıfzet hayır görürsün!” buyurdu.

Yâ Ali !
Câhillikten daha beter fakirlik yok.
Akıldan daha güzel mal yok.
Kendini beğenmekten daha korkunç yanlışlık yok.
Müşavereden daha kuvvetli yardımcı yok.
Yakut (sağlam bilgi) gibi imân yok.
Fenalıkları bırakmak gibi koruyucu yok.
Güzel huylar gibi soy sop yok.
Tefekkür (düşünmek) gibi ibadet yok.

Yâ Ali !
Her şeyin bir âfeti vardır :
Sözün âfeti yalan,
İlmin âfeti unutmak,
İbadetin âfeti riyâ,
Zekatın âfeti övünmek,
Şecâatin âfeti zulüm,
Cömertliğin âfeti başa kakmak,
Güzelliğin âfeti kendini beğenmek,
Asaletin âfeti kasılmak,
Hayatın âfeti meşru olan vazifelerini yapmaktan utanmak,
Hâlin âfeti yenilik, ibadetin âfeti usanmaktır.

Yâ Ali!
Birisi seni yüzüne karşı methederse :
“ALLAH’ım! Beni onların dediğinden hayırlı eyle, bilmedikleri şeylere beni aff eyle!
Onların sözü ile beni sorguya çekme!” de.
Onların sözlerinden salim kalırsın.

Yâ Ali!
Oruçlu iken, iftar ederken :
“ALLAHım! Senin rızan için oruç tuttum ve verdiğin rızıklarla da iftar ediyorum!” de.
O gün, ne kadar insan varsa hepsinin sevabı kadar sevab kazanırsın.
Oruç tutan kimsenin, ALLAH yanında makbul bir duası vardır.
iftar ederken besmele çeker ve :
“Ey mağfireti bol ALLAHım! Beni af eyle!” derse af olunur.

Yâ Ali!
Güneşe ve aya karşı oturma, arkanı dönde otur.
Güneşte de çok oturma hastalık gelir.

Yâ Ali!

Yâsin-i şerifi çok oku!
Aç, susuz, çıplak kalmazsın.
Hastalık, korku, zindan görmezsin.
Yalnız kalmazsın.
Her yerde hürmet görürsün.
Bir şeyine kaybolmaz.
Bir hastanın başında okursan, ecel gelmişse, ölümü âsân olur. Akşam okuyan sabaha, sabah okuyan akşama kadar emin olur.

Yâ Ali!
Yatarken Tebâreke Sûresini oku!
Kabir azabı görmezsin.
Münkir, Nekir sual sormaz.

Ya Ali!
“ KULHU VALAH-U A H A D “’i abdestli olarak oku!
Kıyamet gününde :
“Ey ALLAH’ını metheden! Kalk Cennete buyur!” derler.

Yâ Ali!
Kötü sözlerden ve kötü gözlerden korunmak için “Maşaallah!” de! “LâHavle. . .” oku!

Yâ Ali!
Zeytin yağı ye ve vücuduna çal!
Şeytan yaklaşamaz.

Yâ Ali!
Yemeğe başlarken tuzla başla!
Sonunda da tuzla bitir!
Bir çok dertlere devadır.

Yâ Ali!
Yemeğin başında Besmele çek!
Sonunda da Hamd et!
Sonuna kadar melekler sevab yazarlar.

Yâ Ali!

Evinden çıkarken Âyet-ül Kürsü’yi oku!
İşlerin kolaylaşır.

Yâ Ali!
Yalnız sefere çıkma!
Şeytan seninle beraber çıkar.

Yâ Ali!
Çocuğun olursa, sağ kulağına ezân oku, sol kulağına ikâmet getir! O çocuğa şeytan zarar yapamaz.
Gök aylarının başında ve ortasında şeytanlar çok faal olurlar. Kendinizi koruyun!
Şerlerinden ALLAH’a sığının.

Yâ Ali!
Sail’i reddetme!
İsterse at üzerinde gelsin, bir şey ver!
Verilen sadaka sail’den evvel ALLAH’a gider.
Sabah erken sadaka vermeli.
Çünkü, belâ ve musibetler sadakanın önüne geçemezler.

Yâ Ali!
Fakirleri miskinleri sev!
ALLAH da seni sever.

Yâ Ali!
Evine girince evdekilere selâm ver!
Evinin bereketi artar.

Yâ Ali!
Güzel huylu ol!
Böyle olursan, oruç tutanların, namaz kılanların derecesine ulaşırsın.

Yâ Ali!
Öfkelenme!
Öfkeli insana şeytan istediği şeyi yaptırır.

Yâ Ali!
ALLAH’ın affedici olduğunu unutma!
Daima ALLAH’dan mağfiret iste!
ALLAH, meleklerine buyurur ki :
“Kulum, Ben’den başka kimsenin günahları mağfiret edemez olduğunu bildi. Şahid olun. Ben kulumu affettim!”

Yâ Ali!

Yeni bir elbise giyersen, eskisini bir fakire giydir!
O elbise fakirin üzerinde bulundukça ALLAH’ın hıfzındasın.

Yâ Ali!
Camiye girerken:
 “ALLAH’ım! Bana rahmet kapılarını aç!” de!
Çıkarkan da:
“ALLAH’ım! Bana rızık kapılarını aç!” de!

Yâ Ali!
Doğru, yalan ne olursa olsun, ALLAH’a yemin etme!
Ağzını yemine alıştırma!
“Yeminlerinize ALLAH’ı siper yapmayın!”
ALLAH, yalan yere yemin edenleri temizlemez. Ve onlara merhamet etmez.

Yâ Ali!
Dört şey varki şeytandandır:
Ağlamayan göz,
Katı kalb,
Uzun emel,
Dünya sevgisi.

Yâ Ali!
Dişlerini temizle!
Aralarında yemek parçaları kalmasın.
Melekler sevmezler.

Hazreti Ali derki:
“Resûlullaha, Bakara sûresinin otuz yedinci âyetindeki:
“Âdem, Rabb’inden kelimeler belleyip onlarla yalvardı. ALLAH ta tövbesini kabul buyurdu.”
Bu kelimeler ne idi diye sordum.
Resûlullah buyurdular ki:
“ALLAH, Âdem’i Hindistan’a, Havva’yı Cidde’ye yılanı İsfahan’a, şeytan’ı Bisan’a indirdi.
Cennet’te en güzel mahluk, yılan ile tavus idi.
 Âdem’i igfalde şeytana yardım ettikleri için onlar da gazaba uğradılar.
Hazreti Âdem Hindistan’da başını semâya kaldıramadı, ağladı ve müteessir olarak oturdu.
Bir gün Cebrail geldi selâm verdi.
ALLAH’ın selâmını da tebliğ etti.
Ve dediki :
“Rabb’in soruyor :
“Ben onu kudretimle yarattım, Ruhumdan Ruh nefhettim. Meleklere secde ettirdim, Havva’yı ona eş ettim. Bu hüzün ne?”
“Yâ Cebrail, civar-ı Rabb-ı Âlâdan buraya indirildim!”
“Yâ Âdem, şöyle dua et:
“ALLAH’ım! Muhammed hürmetine sana iltica ediyorum! Ben günah işledim, nefsime zulmettim. Beni af eyle!”
Sonra Havva ile birleşince dedilerki: 
“Ey Rabb’imiz! Kendimize yazık ettik. Eğer bizi esirgemezsen zarara uğrayanlardan olacağız.” dualarını yaptılar.

İnsan, dünyada babasının yolunda gitmeli.
Babamız kusurunu itiraf etti.
ALLAH’dan mağfiret istedi.
ALLAH da hem affetti.
Hem de en büyük saltanatı ve elçiliği ihsan etti.
Şeytan, ALLAH’a kafa tuttu :
“Beni azdırdın!” dedi.
Ebediyyen mel’un oldu.
 
ALLAH’a boyun eğmeli, kusurlarını itiraf etmeli, ALLAH’dan daima af ve mağfiret istemeli.
Âdem’in oğlu olduğunu böylece isbat etmeli.
Şeytan suyu içipte ALLAH’a kafa tutanlar, nisbeti Âdem’e değil şeytana bağlamış olurlar.”

Yâ Ali!

Yılanı öldür!

Yâ Ali!
İnad olma!
Sonra pişman olursun.
Dilini daima hayıra alıştır!
Âhiretin en şiddetli azabı dildendir.
İnsanların en büyük dertleri, hased, hırs, gazap, kizb’dir. İnsanların şerlisi yalnız geçen, kimseye menfaati dokunmayan, hizmetçilerini dövenlerdir.
Daha şerlisi, hayrı umulmayan, şerrinden korkulan kimselerdir.”
 
 
 
Keremullahı veche : Vechi, özü, yüzü ve ruhu her zaman-her yer-her hâlde ALLAH celle celâlihu’nun keremine dönük olan ve çocukluğundan itibaren Resûlullah salALLAHu aleyhi ve selem Efendimzi duymuş ve uymuş; Haticetü’l-Kübrâ annemizle birlikte başka hiç kimse yok iken HAKK’a iman edip Hayrı işleyen İmâm Ali aleyhisselâm için anıldığında söylenen özel ve güzel bir sözdür.
 
Hıfz : Saklama. Koruma. Siyanet. Muhafaza. * Ezber etmek. Hatırda tutmak. Kur’an’ı ezberde tutmak.
 
Müşavere : Bir iş hususunda iki veya daha fazla kimseler arasındaki konuşma ve danışma. İstişare etme. (Bir kavim müşaverede bulundu mu rüşd ü salâha nâil olur. Hadis meâli)
 
Yakut : Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.
 
Âfet : Belâ. Musibet. Büyük felâket. Dâhiye. * Mc: Son derece güzel.
 
Riyâ : Özü sözü bir olmamak. İnandığı gibi hareket etmeyiş. İki yüzlülük etmek. Gösteriş için yapılan hareket. (Bak: İhlâs)
 
Şecâat : Yiğitlik, cesurluk. Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme. Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesidir. (Şecaatli bir kimse hak için canını fedâ eder. Vazifesi olmayan işe karışmaz. İ.İ.)
 
Asalet : Temiz soyluluk. Soy sop temizliği. Köklülük. * Rüsuh. * Metanet. Necabet. Zâdegânlık. * Kendi işi için bizzat ve kendisi nâmına hareket. * Edb: Yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.
 
Meşru : Doğru. Hak. Şeriatın kabul ettiği. Haram ve yanlış olmayan.
 
Hâl : Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. * Cezbe. * Dert, keder, elem. * Mecâl. Kuvvet.
 
Afv : Bağışlamak. Kusur ve günâhı affetmek.
 
Âsân : f. Kolay. Suhuletli. Yesir. * Bükülmüş ipin her katı.
 
Nekir : Mezarda iki sual meleğinden birisinin adı. (Diğerininki; münkerdir)
 
Maşallah: ALLAH’ın istediği gibi. * ALLAH korusun, ALLAH saklasın (meâlinde duâdır.)
 
Lâhavle : (Lâhavle ve lâkuvvete illâ billâhil-aliyyil azim” cümlesinin kısaltılmışı ki, “Kuvvet ve kudret ancak Cenab-ı ALLAH’tadır.” meâlinde olup bir belâ ve tehlike esnasında veya sabrın tükendiğini açıklamak için söylenir.
 
Âyetü’l- Kürsü : 
 
اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
“ALLAHü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, men zellezî yeşfeu indehu illa bi iznih, ya’lemü mâ beyne eydihim ve mâ halfehüm, ve lâ yühiytune bi şey’im min ilmihi illâ bi mâ şâ’, vesia kürsiyyühüs semâvâti vel ard, ve lâ yeudühu hifzuhümâ, ve hüvel aliyyül aziym : ALLAH, O’ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O’na hiçbir şey gizli kalmaz.) O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.” (Bakara 2/255)
 
وَلاَ تَتَّخِذُواْ أَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُواْ الْسُّوءَ بِمَا صَدَدتُّمْ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Ve la tettehizu eymaneküm dehalem beyneküm fe tezille kademüm ba’de sübutiha ve tezukus sue bima sadedtüm an sebilillah ve leküm azabüm aziym  Yeminlerinizi aranızda fesada araç edinmeyin, aksi halde (İslâm’da) sebat etmişken ayağınız kayar da (insanları) Allah yolundan alıkoymanız sebebiyle (dünyada) kötülüğü tadarsınız. Sizin için (ahirette de) büyük bir azap vardır.” (Nahl 116/94)
 
فَتَلَقَّى آدَمُ مِن رَّبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Fe telekka ademü mir rabbihi kelimatin fe tabe aleyh, innehu hüvet tevvabür rahiym : Derken Âdem Rabb’ından birtakım kelimeler aldı, (onlarla tevbe etti. O da) tevbesini kabul etti. Muhakkak O, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.” (Bakara 2/37)
 
قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
Kale fe bima ağveyteni le ak’udenne lehüm siratakel müstekiym  İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.” (A’raf 7/111116)
 
Siper : f. Arkasına saklanılacak şey. Koruyan. * Mânia. Sığınak veya set arkası, duvar altı gibi kuytu yerler. * Okun, giderken kabzayı zedelememesi için sol elin üzerine konulan âlet. * Muharebede askerin kurşun ve gülleden korunması için toprak kazılarak açılan ve ön tarafına, çıkan topraklar yığılmak suretiyle vücuda getirilen korunma yerleri. * Kalelerin üstünde ok ve kurşun atmağa mahsus mazgallar yanında duracak askerlerin korunmaları için insan boyunda olan ve uzaktan diş diş görünen arkalıklı duvar parçalarına verilen addır.
 
İkamet :Bir yerde kalmak. Oturmak. * Müezzinin kamet getirmesi.
 
Sail : İsteyen, dilenci.
 
 Miskin : Uyuşuk, tenbel, hareketsiz. Zavallı. * Cüzzam hastası. * Fık: Kendi kendini idâre edemiyen, iktisabtan âciz, mal ve mülkü hiç olmayan kimse.
 
İgfal : (C.: İgfalât) Dikkatsizlikle terkettirmek. * Gaflette bırakmak. * Kandırmak. Aldatmak.
 
Nefh : Üfürmek.
 
Mel’un : Lânetlenmiş. Lânete lâyık. * Kovulmuş, tard olunmuş.
(A’râf sûresi 7/23).
İ’tiraf : (İtiraf) Kabahatini saklamamak. Suçunu söylemeği kabul etmek. Gizleyip söylemek istemediği şeyi açıklamak.
 
Nisbet : Münasebet, yakınlık, bağlılık, ölçü. * Rağmen. İnat olarak. İnat olsun diye.
 
Hased : Başkasının iyi hâllerini veya zenginliğini istemeyip, kendisinin o hâllere veya zenginliğe kavuşmasını istemek. Çekememezlik. Kıskançlık. Kıskanmak.
 
Kizb : Yalan. Yalan söyleme. (Sıdkın zıddı)(Kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifâkın birinci alâmetidir. Kizb, Kudret-i İlâhiyyeye bir iftiradır. Kizb, Hikmet-i Rabbaniyyeye zıddır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrib eden kizbtir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren, ancak kizbtir. Âlem-i beşerin ahvalini fesada veren, kizbtir. Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan, kizbtir. Müseylime-i kezzab ile emsalini âlemde rezil ve rüsva eden, kizbdir. İşte bu sebeblerden dolayıdır ki; bütün cinayetler içinde tel’ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir
image_print