71.-75. Kudsî Hadisler

 

31. HABER (71. HADÎS)

قَالَ اللّهُ عَزَّ وَ جَلَّ وَقَدْ قَالَتْ الْمَلَاءِكَةُ يَا رَبِّي ذَاكَعَبْدُكَ يُرِيدُ أَنْ يَعْمَلَ سَيِّءَةً وَهُوَ أَبْصَرُ بِهِ فَقَالَ سُبْحَانَهُ ارْقُبُوهُ فَإِنْ عَمَلَهَا فَاكْتُبُوهَا لَهُ بِمِثْلِهَا وَإِنْ تَرَكَهَا فَاكْتُبُوهَا لَهث حَسَنَةً إِنَّهُ إِنَّمَا تَرَكَهَا مِنْ جَرَّاءِي

Melekler:
“Ya Rabbi, senin bu kulun kötülük işlernek isti­yor!” deyince
Azîz ve Clîl olan Allah, onu en iyi gören olduğu halde, şöyle buyurur:
“Onu kontrol edin, şâyet o kötülüğü işler­se bir kötülük olarak yazınız;
Eğer ondan vaz geçerse onun için bir iyilik yazınız, zira onu ancak benim hatırım için terk etmiş­tir!
(Bu hadisi Bagavî’nin Şerhu’s-Sünne’sinden rivâyet et­tim. Müslim de tahrîc etmiştir.)
(Müslim, İmân, 205)
 
 
 
 
32. HABER (72. HADÎS)
 
قَالَ اللّهُ عَزَّ وَ جَلَّ لِلْمَلَاءِكَةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي عَرْضِ الْأَعْمَالِ : انْظُرُوا فِي صَلَاةِ عَبْدِي أَتَمَّهَا أَوْ نَقَصَهَا فَإِنِ كَانَتْ تَامَّةً كُتِبَتْ لَهُ تَامَّةً وَإِنْ كَانَ إِنْتَقَصَ مِنْهَا شَيْاً قَالَ سُبْحَانَهُ انْظُرُا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ وَقَالَ أَكْمِلُوا لِعَبْدِي فَرِيضَتَهُ مِنْ تَطَوُّعِهِ وَقَالَ عَلَيْهِ السَّلَامُ ثُمَّ تُؤْخَذُ الْأَعْمَالُ عَلَى ذَاكُمْ
 
Kıyâmet gününde amellerin arzı sırasında Azîz ve Celîl olan Allah, meleklerine şöyle buyuracak:
“Kulumun namazına bakınız, tam olarak mı yerine getirmiştir, yoksa eksiği var mı­dır?”
Eğer tamamsa, tam olarak yazılır.
Şâyet herhangi bir noksanı varsa Allah:
“Bakınız, kulumun nâfilesi var mı?” buyu­racak;
(Şâyet varsa), Allah:
“Kulumun farzını nâfilesinden ikmâl ediniz!” buyuracak.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) devâmla şöyle buyu­rur:
“Sonra, böylece ameller kabul edilir.”
(Kitabü’s-Salât müellifi (radiyallahu anhu)’inden rivâyet ettim; meclislerde bize yazdırmıştı.)
(Tirmizî, Salât, 305; İbn Mâce, İkâmet, 202; Ebû Dâvûd, 149)
 
 
 
 
33. HABER. HABER (73. HADÎS)
 
قَالَ اللّهُ عَزَّ وَ جَلَّ : ابْنَ آدَمَ وَهَصْتُكَ ثَلَاثَ وَهَصَاتٍ الْفَقْرَ وَ الْمَرَضَ وَ الْمَوْتَ وَمَعَ ذَاكَ إِنَّكَ وَثَّابٌ
 
Azîz ve Celîl olan Allah buyurur:
“Âdem oğlu!
Sana üç darbe vurdum:
Yoksulluk, hastalık ve ölüm!
Bununla birlikte sen hep sıçrayıp duruyorsun!”
 
(Bunu Mûsâ b. Muhammed’den rivâyet ettim. O da Abdül­vehhâb b. Sekîne’den aldı.
Mûsâ şöyle der: “Bu isnâdım Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)’e kadar ulaşır, o da Allah’tan naklen verir).
 
 
 
 
34. HABER (74. HADÎS)
 
قَالَ اللّهُ تَعَلَى لِمُوسَى عَلَيْهِ السَّلَامُ : إِنِّي اُعَلِّمُكَ خَمْسَ كَلِمَاتٍ فَهُنَّ عِمَادُ الدِّينِ مَا لَمْ تَعْلَمْ أَنْ قَدْ زَالَ مُلْكِي فَلَا تَتْرُكْ طَاعَتِي وَمَا لَمْ تَعْلَمْ أَنَّ خَزَاءِنِي قَدْ نَفِدَتْ فَلَا تَهْتَمَّ لِرِزْقِكَ وَمَا لَمْ تَعْلَمْ أَنَّ عَدُوَّكَ قَدْ مَاتَ فَلَا تَأْمَنْ فَاجِءَتَهُ وَلَا تَدَعْ مُحَارَبَتَهُ وَمَا لَمْ تَعْلَمْ أَنِّي قَدْغَفَرْتُ لَكَ فَلَا تَعِبِ الْمُذْنِيبِينَ وَمَا لَمْ تَدْخُلْ جَنَّتِي فَلَا تَأْمَنْ مَكْرِي
 
Allah Teâlâ Mûsâ (sallallahu aleyhi ve sellem)’a buyurdu:
“Sana dînin direği olan beş söz öğretiyorum:
Benim hâkimiyetimin zâil olduğunu bilmediğin müddetçe, bana itâat etmeyi bırakma!
Benim hazine­lerimin muhakkak tükendiğini bilmedikçe rızkın için üzülme!
Düşmanının mutlaka ölmüş olduğunu öğrenmedikçe, onun ânî bir saldırısından emîn olma! Ve onunla savaşmayı’bırakma!
Se­ni mutlaka bağışladığımı bilmedikçe günahkârları ayıplama!
Cennetime girmedikçe, hîlemden emîn olma!”
(Bize Yûnus’un ulaştırdığı bu haberi… Cerîr merfû olarak Hz. Peygamber’den nakleder.)
 
 
 
 
35. HABER (75. HADÎS)
 
قَالَ اللّهُ عَزَّ وَ جَلَّ مُخَيِّراً نَبِيَّهُ مُحَمَّداً عَلَيْهِ السَّلَامُ : إِنْ شِءْتَ نَبِيّاً عَبْداً وَ إِنْ شِءْتَ نَبِيّاً مَلِكاً فَأَوْحَى إِلَيْهِ جَبْرَاءِيلَ عَلَيْهِ السَّلَامُ أَنْ تَوَاضَعْ فَقَالَ نَبِي عَلَيْهِ السَّلَامُ : نَبِيًّا عَبْدًا
 
Azîz ve Celîl olan Allah, Peygamberi Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i mu­hayyer bırakarak şöyle buyurdu:
“Kul peygamber mi olmak di­lersin, yoksa hükümdar peygamber mi olmak dilersin?”
Cebrâil (aleyhisselâm) kendisine tevâzû göstermesini işâret etti ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Kul peygamber olmak isterim!” dedi.
(İsmail Herevî (radiyallahu anhu)’ın Derecâtü’t-Tâibin’inden rivâyet ettim.)
image_print