6- Bâb-ı sâdıs : ALTINCI BÖLÜM

ALTINCI BÖLÜM-1

BÂB-I SÂDIS

ALTINCI BÖLÜM

(Bu Bâb Hakîkatun Makâmların Bayân Kılur)
Bu bölüm Hakikat Makamlarını anlatır-açıklar.
 
 
İmdi azîz-ı men!
Hakîkatun evvel makâmı doprak olmakdur. 
İkinci makâmı yitmiş iki milleti ayıplamamakdur.
Üçünci makâmı eline geleni men kılmamakdur.
Dördünci makâmı dünyâ içinde yaradılmış macmû’ı nesne ândan emîn olmakdur.
Bişinci makâmı mülk ıssına yüzin sürüb yüz suyın bulmakdur; zîre kim vahdat evindedür.
Altıncı makâmı sohbatta Hakîkat asrârın söylemekdür.
Yedinci makâmı seyr-i sülûkdür.
Sekizinci makâmı sırdur. (kendinden sadır olan kerâmetleri saklamak. Arapça aslî Nusha)
Dokuzuncu makâmı münâcâtdur.
Onuncı makâmı muş Çalap ta’âlâ’ya ulaşmakdur.
Vusul bundadur.
 
Şimdi Azîzim!
 
Hakikatın Birinci Makamı Toprak olmaktır. Toprak gibi tevazu’ sahibi, bereketli, üretgen, verici, kısacası ana olmaktır.
 
Hakikatın İkinci Makamı yetmişi iki milleti ayıplamamaktır. Kimsede kusur bulup noksan aramamak ve kimseninde mükemmel tarfının olacağını bilip-bulup seyredebilme zevkine kavuşmaktır.
 
Hakikatın Üçüncü Makamı ele geçirdiği mânevî değer ve makamların kıymetini bilip duyduğuna uymayı kendisine yasak etmemelidir.
 
Hakikatın Dördüncü Makamı  yaratılan her türlü varlığın o kimsenin bâtıl inanç ve uygulaması olan şerlerinden emin-güvende olmaktır.
 
Hakikatın Beşinci Makamı bu sonsuz mülkün sahibi Allah teâlâ’yı bilip kulluk için secdelerde yüzün sürüp göz yaşını akıtmaktır. Allah teâlâ’dan gayrısına yüz suyu dökmekmemektir, minnet etmektir. Kulluk etmemektir.
Zirâ bu Kesret (çokluk-resim) gibi görünen bu âlem aslında Vahdet Evidir.
Vahdet (teklik); Tek, eşsiz, zıtsız ve şahsına mahsus El Ahad (cc) olan Allah teâlâ’nın- Tekressamın sonsuz, canlı, cansız resimlerini sergileyip kendi Birliğini gösterdiği şehâdet şehridir.
 
Hakikatın Altıncı Makamı Sobette Hakikat sırlarını söylemektir. Şeraitteki Beni hedef alan söz, Tarikattaki Pîre ait sohbet, Mârifetteki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i Zikrullah zevki ve Hakikattaki El HAKK (cc)’nun Hayr Hazzı…
Sohbet, Kişilerin kendini ve RABB’ısını bilip geregi üzere yaşaya bilmek için İlâhî İlimi öğretim ve bunun uygulanması için Resûlî Edebi eğitim amaçlıdır.
Bu hususta ehliyetli ALLAH Dostları Pîrlerin sohbetlerinde arı-saf İlâhî sırlar olamalıdır.
Bir sürü ipe sapa gelmez hurafelerle, masal, rüya vs. hayalleriyle elbette hakikata asla ulaşılamaz.
 
Hakikatın Yedinci Makamı Seyr-i sülûktür.
İnsan nefsinin ömür boyu süren kemâlâtı (gelişimi, erginliğe ulaşımı) için yürürken maddi-mânâvî sistemi seyredip iceletip, anlayarak yol alıp yaşaması olan seyr-i sülûk…
 
Hakikatın Sekizinci Makamı Sırrdır.
Sırrın esası kişinin kendisine seyr-i sülûk içinde ikram edilen ve kerâmet denilen mânevî özellik ve güzellikleri olur-lmaz yerde rastgeleye açıp-saçmaması ve kendine mal etmemesidir.
Sohbette anlatılan ve gizli kalması bildirilen hususları saklamaktır.
 
Hakikatın Dokuzuncu Makamı münâcâttır.
Allah’tan kulluk imtihnı bataklığı olan bu âlemde hata ve günahlardan kurtuluş için sürekli duâ eder olmaktır.
 
Hakikatın Onuncu ve sonuncu Makamı Allah Teâlâ’ya ulaşmaktır.
Vuslat bu makamdadır.
Hazreti Hünkârın burada buyurduğu bu makamın analtılması cidden çok zordur.
Anlatılamaz, anlaşılamaz ve ancak ehliyetli Hakk Erenler kılavuzluğunda yaşanır bir olgu ve oluşumdur.
Söylenegelen Fenâfillahın ne olduğu ise anlatılanlar içinde düşünülmeli.
Hep şaşmışımdır ki, Tek Ressamın Zâtı ile sonsuz resimlerinin zâtını cem’edenlere doğrusu..
Fenâyı ve Bekâyı bilmeyen ham sofuların ceryansız canları neler ister neler!!!
 
 
Men’ : Yasak etmek. Durdurmak. Bırakmamak. Bir şeyi diriğ etmek, esirgemek.
 
Macmû’ : Mecmu’. Bütün, hepsi. Topluca. Yığılmış. Cem’ olunmuş. Bir araya getirilmiş şey.
 
Nesne : Şey, herhangi bir şey.
 
Iss : (Iss) t. Bayındırlık, mâmuriyet. Şenlik. * Ses. * Sâhib. Mâlik. * Efendi.
 
Vahdat : Vahdet. Birlik. Yalnızlık. Teklik. (Kesretin zıddıdır.) * Edb: İfade esnasında mevzuun haricine çıkılmaması, maksad ne ise yalnız ondan bahsedilmesi, sözün dallandırılıp budaklandırılmaması. * Tas: Allah’a yakınlık. Gönlünü, kalbini tamamen Allah ile meşgul etme hali.
 
Asrâr : Esrar. (Sır. C.) Sırlar. Gizli hikmetler ve mânalar. Bilinmeyen şeyler.
 
Seyr-i sülûk : Tas: Takib edilecek usûl. Bir terbiye yoluna girip devam etme. Tarikata devam etme.
 
Kemâlât : (Kemal. C.) Faziletler, iyilikler, mükemmellikler. Ahlâk ve huy güzellikleri. Terbiyelilik, edeblilik
 
Kerâmet : Allah (C.C.) indinde makbul bir veli abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zatların) lütf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet. Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli. * Bağış, kerem. * İkram, ağırlama.
 
Münâcât : Allah’a yalvarmak. Duâ. Allah’tan necat için dua. * Yalvarmak için yazılan duâ veya manzume. * Sürurlaşmak, neşelenmek.
 
Vusul : Visal. Sevdiğine kavuşma, ulaşma, bitişme.
 
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
 
    “Ve kale rabbükümüd’uni estecib leküm innellezine yestekbirune an ibateti seyedhulune cehenneme dahirin : Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min 40/60)
 
Fenâfillah : (Fenâ fillâh) Tas: Abdin zât ve sıfâtının, Hakk’ın zât ve sıfâtında fâni olması. Başka bir ifade ile: Dünya alâkalarını külliyen kat’ ve ehadiyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haletidir. Sofi, bu maksada erebilmek için her şeyi terk eder.
 
 
Tahkîk ol ârıflar sultânı ve Sa’da’d-dîn kendü kerem ü lutfundan birkaç beyitler buyurur:
 
Gerçek Ârifler Sultanı ve Saâdeddin kendi krem ve lutfünden birkaç beyitte buyurur ki:
 
Bu makâma kim ire
İşbu nakdi kim dire
Varlıgın Hakk’a vire
Cümle âlam içinde
 
           
 
Kim bu sırra irmedi  
kendüzini dirmedi
Bu ışkdan esrimedi
ömri zulâm içinde
 
           
 
Varlık yokluk bir durur
Işk u sevi bir durur
Dünye âhrat bir durur  
Işk u Kadîm içinde…
 
 
 
Bu makam kim kavuşa,
Bu muazzam madeni kim toplaya
Geçici varlığını “Gerçek VAR” olan HAKK teâlâ’ya  kim vere
Bütün bu yaratıklar içinde akıl-nakil edip kim şuûra ulaşıp yaşayıp ve de şâhidi ola…
 
                   
 
Kim ki bu Tarikatın tevdidi biliş-buluş-oluş sırrına ermedi,
Bu sırra erip de keni özünü derleyip, toparlayıp arıtıp, durutup, kurutup tertemiz etmedi,
Bu müthiş çarpıcı şâhidi oluş Aşk Şarabını içip de sarhoşu olmadı,
İşte o kimsenin tüm ömrü körlük karanlığında gelip-geçecektir…
 
                   
 
Yaratılanlar için geçici, izâfi, sınırlı ve sorumlu benliklerin-kişilik ve kimliklerin varlığı ve yokluğu biridir.
Var gözükenler var edenin VAR’lığıdır. Yokluk ise var eden için asla söz konusu değildir.
Şu anda Almanya’da Solingen deyim. Güneş var ise gündüz yok ise gece diyolar. Ama Solingen aynı Solingen…
Aşk ve muhabbet de bu zıtların zevkidir. Var-yok, iyi-kötü, gül-gübre…
Onun için Aslın (Muhabbetullah’ın)’sûrette yansıması Aşkullahı yaşayış şuûruna ulaşanlar için dünya âhiret Dinde Tevhid edip bir olmuşlardır.
Su kabının da BUZ’dan olduğunu anlarsa Testi derdi sona erer zaman ve zemin oyunu sona erer…
Elest ile mahşer aynı şaeyin iki yüzü olur…
 
 
 
Nakd : (Nukûd) Madeni para, akçe. * Bir şeyin bedelini peşinen ödemek. * Para olarak bulunan servet. * Vezin ve ayarı tamam olan para. * Bir şeye hırsızlamasına bakma. * Seçmek. * Saymak.
 
Esrimek : Sarhoş olmak.
 
Zulâm : Karanlıklar.
 
Kadîm : Eski zaman. * Başlangıcı olmayan. Uzun zamandan beri var olan. * Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet.
 
 
Su’âl:
Pes ârıf su’âl sorar, eydür kim:
“Bu kırk makâmun yigirmisi danuklu ve yigirmisi danuksuz acabâ ne ma’nîden böyledür?” dir.
 
Cavâb budur kim:
Danuk kâl milkinde olur, hâl milkinde olmaz ve hem danuk inkâr evinde olur, belî evinde olmaz ve hem danuk daşra olur. İçerü olmaz.
 
Soru :
Öyle ise Ârif soru sorup derki:
“ Bu kırk makmın yiğirmisi tanıklı yiğirmisi tanıksız, acaba ne mânâdan dolayı böyledir?” der.
 
Cevab şudur ki:
Tanık Konuşma Âleminde olur. Ki bu âlemde konuşan ve konuşulan ikiliği vardır.
Hâl Âleminde tanık olamaz. Konuşanla konuşan cem’ hâlindedir.
Hem tanık İnkâr evinde olur. İlelik  evinde olur parmak-yüzük bileliği aslında ayrılıktır. İkilik ten tekliğe geçişte Sırat köprüsü ara kesit..
İkrâr evi olan bile evinde tanık gerekmez. Et-tırnak bileliğinde ayrı olduğunu görüş görenin rüşde eripermediğiyle ilgilidir.
Hem tanık dışarıda olur. Muhitte olur ve sonsuz kesrettir.
Hem tanık asla içeride olamaz. Merkezde dönmeyen sabit nokta, Sırr-ı Süveyda, şah damarından yakınlık kara deliği…
 
Pes kırk makâm budur kim dedük eger sen dahı yigrek bilürsen eyüdür ve eger ni bu hırk makâmun birisi eksük olurısa hakîkatlık tamâm olmaz zîre kim şartı eksük olur.
 
Gerçi biz burada kırk makam bunlardır dedik ve açıkladık ancak sen daha iyi bilrsen çok iyidir.
Eğer ki bu kırk makamın birisi eksik olursa sonuçta hedef olan Hakikata kavşma tamamlanamaz.
Çünkü şartları yerine getirilemedi veya getirilemedi…
 
Meselâ:
Biregü diliyile îmân  getürse ve gönliyile inanmasa veyâhod öşrü zekâtı tamâm virmese veyâhod hacca varur iken yaldan girü dönse veyâhod Tanrı ta’âla hükümlerinden birin bâtıl dutsa veyâhod Muhammad’un sahâbalarınun birin nâ-hak bilse dükeli işledügi amaları habâ’an mensûra olur.
 
Meselâ:
 Bir Can diliyle iman etse de kalbiyle dilndekini tasdik edip inanmasa, veyahut zekatı tam olarak vermese, veyahut hacca gideriken yoldan geri dönse, veyahut Allah teâlâ’nın hükümlerinden birini bâtıl (hakikatsız) saysa, veyahut Muhammed Aleyhisselâm’ın sahabelerinden birini (haksız yere) haksız bilse bütün işlediği âmelleri yerle bir-hebâ olur…
Hazreti Hünkârın buyurduğu bu husus haktır.
Ancak hadisleri iyi incelemek gerekir.
Zulmeden kim olursa olsun ne olduğu âyet ve hislerde mevcuttur.
 
 
Kavlu Tealâ:
Allah Teâlâ Buyruğu:
 
فَجَعَلْنَاهُ هَبَاء مَّنثُورًا
 
وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاء مَّنثُورًا
    “Ve kadimna ila ma amilu min amelin fe cealnahü hebaem mensura  : Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız).”   (Furkân 25/23)
 
 
 
 
Danuk : tanık, şâhid.
 
Kâl : Kaal. Söz. Laf.
 
Yiğrek :Yeğ,Yeğrek. İyi, daha iyi.
 
Biregü : Bir kimse.
 
Öşür : Ondalık, onda bir. Mahsullerden, Kur’an-ı Kerim hükümlerince onda bir olarak alınan zekât.
 
Bâtıl : Hakikatsız, hurafe. Hak ve doğru olmayan, yalan. Şartlarını yapmamakla kabul olmayan ibadet ve muâmele. Meselâ: Bir özür bulunmaksızın taharetsiz kılınan namaz gibi.
 
Nâ-hak : Haksız.
 
Dükeli :  Dügeli. bütün , hepsi.
 
Habâ’an mensûra : yerle bir olmuş, mahvolmuş.
 
 
image_print