36.-40 Kudsî Hadisler

36. HADÎS

 
أَنَسْ عَنْ النَّبِيِّي صَلَّىالّلهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمُ قَالَ
يُجَاءُ بِابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَنَّهُ بَذَجٌ فَيُوقُفُ بَيْنَ يَدَيْ اللّهُ أَعْطَيْتُكَ وَ أَنْعَمْتُ عَلَيْكَ فَمَاذَا صَنَعْتُ يَقُولُ وَخَوَّلْتُكَ وَأَنْعَمْتُ عَلَيْكَ فَمَاذَا صَنَعْتَ فَيَقُولُ جَمَعْتُهُ وَثَمَّرءتُهُ وَتَرَكْتُهُ أَكْثَرَ مَا كَانَ فَارْجْعْنِي فَيَقُولُ أَرْنِي مَا قَدَّمْتَ فَيَقُولُ رَبِّ جَمَعْتُهُ وَتَرَكْتُهُ أَكْثَرَ مَا كَانَ فَارْجْعْنِي آتيك بِهِ فَإِذَا عَبْدٌ لَمْ يُقَدِّمْ خَيْراً فَيُمْضَى إِلَى النَّارِ
 
Enes Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini nakleder:
Kıyâmet günü Âdemoğlu âdetâ bir kuzu gibi getirilerek Allah’ın huzûrunda durdurulur.
Allah ona sorar:
“Sana bir çok şey verdim, mal mülk ihsân ettim, seni nîmetlerle donattım, sen ne yaptın?”
Kul şöyle cevap verir:
“Onları biriktirdim, ço­ğalttım ve olduğundan fazla şekilde bıraktım, beni geri gön­der!”
Allah buyurur:
“Bana takdîm edeceğini göster!”
Kul der ki:
“Yâ Rabbî, onları biriktirdim, çoğalttım ve olduklarından fazla şekilde bıraktım; beni geri gönder, onları sana getireyim.”
Kulun, hayır olarak herhangi bir şey getirmediği görülünce kendisi cehenneme götürülür.
 
(Tirmizî, Kıyâme, 6)
 
İhsân : İyilik, lütuf, bağışlamak. * Sahilik etmek, cömertlik yapmak. * Allah’ı görür gibi ibadet etmek. * Güzel bilmek. Güzel eylemek.
 
 
 
37. HADÎS
 
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةْ عَنْ رَسُولُ اللّهِ صَلَّىالّلهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمُفِي سَان يَوْمَ الْقِيَامَةِ
فَأَقُولُ : أُمَّتِي يَا رَبِّ أُمَّتِي يَا رَبِّ أُمَّتِي يَا رَبِّ . فَيَقُولُ يَا مُحًمَّدُ أَدْخِلْ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ حِسَابَ عَلَيْهؤ مِنَ الْأَيْمَنٍ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ وَهُمْ شُرَكَاءُ النَّاسِ فِيمَا سِوَى ذَالِكَ مِنَ الْأَبْوَابِ
 
 
Ebû Hureyre (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Kıyâmet günü hakkın­daki bir hadîsinde şöyle buyurduğunu nakleder:
Ben:
“Ümmetim Yâ Rabbî! Ümmetim Yâ Rabbî! Ümmetim Yâ Rabbî!” diyeceğim.
Allah şöyle buyuracak:
“Ey Muhammed, ümmetinden hesap ve suâl gerektirme­yenleri cennet kapılarından olan sağ kapıdan içeri koy!
Onlar bunun dışında, cennetin öteki kapılarında da insanlara ortak­tırlar.”
 
(Tirmizî, Kıyâme, 10; Müslim, Îman, 327)
 
Suâl : Soru. Sorulan şey.
 
 
 
38. HADÎS

 

عَنْ عَبُْ الرَّحْمَانُ بْنِ ‘َوْفُ رَصِيَ اللّهُ عَنْهُ قَالَ
دَخَلَ فَرَأَيْتُ رَسُولُ اللّهِ صَلَّىالله عَلَيْهِ وَ سَلَّمُ خَارِجاً مِنَ الْمَسْجِدِ فَأَتَّبَعْتُهُ أَمْشِي وَرَاءَهُ وَلَا يَشْعُرُ بِي ثُمَّ دَخَلَ نَخْلاً فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ فَسَجَدَ فَأَطَالَ السُّجُودَ وَأَنَا وَرَاءَهُ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّ اللّهَ عَزَّ وَ جَلَّ تَوَفَّاهُ فَأَقْبَلْتُ أَمْشِي حَتَّى جِءْتُ فَطَأْطَأْتُ رَأْسِي أَنْظُرُ فِي وَجْهِهِ فَرَفَعَ رَأْسَهُ فَقَالَ مَالَكَ يَا عَبْدَ الرَّحْمَانِ فَقُلْتُ لَمَّا أَطَلْتَ السُّجُودَ يَا رَسُولَ اللّهِ خَشِيتُ أَنْ يَكُونَ اللّهُ عَزَّ وَ جَلَّ تَوَفَّى النَّفْسَكَ فَجِءْتُ أَنْظُرُ فَقَالَ إِنِّي لَمَّا رَأَيْتَنِي دَخَلْتُ النَّخْلَ لَقِيتُ جِبْرَاءِيلَ عَلَيْهِ السَّلَامُ فَقَالَ أُبَشِّرُكَ أَنَّ اللّهَ تَعَلَى يَقُولُ مَنْ سَلَّمَ عَلَيْكَ سَلَّمْتُ عَلَيْهِ وَمَنْ صَلَّى عَلَيْكَ صَلَّيْتُ عَلَيْهِ
 
Abdurrahmân b. Avf (radiyallahu anhu) nakleder:
Bir gün mescide vardığımda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mescidden çıkmakta olduğunu gördüm.
Kendisini tâkip ederek arkasın­dan yürümeye başladım.
Onun benden haberi yoktu.
Sonra hur­malığa girdi, kıbleye yöneldi ve secdeye kapandı.
Ben arkasın­daydım.
Secdede uzun süre kaldı, o kadar ki, vefat ettiğini zannederek yürümeye başladım.
Yanına geldim, eğilip yüzüne baktım.
Başını kaldırdı:
“Ne var Ey Abdurrahmân?” buyurdu.
Dedim ki:
“Yâ Resûlullah! Siz secdeyi çok uzâtınca, vefat ettiğiniz korkusuyla bakmaya geldim!”
Buyurdu ki:
“Sen benim hur­malığa girdiğimi gördüğün sırada, Cebrâil (as)’la karşılaştım.
Bana şöyle dedi:
“Sana müjdeler olsun! Allah şöyle buyurdu:
“Kim seni selâmlarsa, Ben de onu selâmlarım.
Kim sana salât (duâ) ederse, Ben de ona salât (ikram) ederim.
(Kim sana selâm ve salât ederse, Ben de ona selâm ve salât ederim.)”
 
(Ahmed b. Hanbel, I, 191)
 
Vefat : Ölüm. Ahirete göçme.
 
 
 
39. HADÎS
 
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةْ عَنْ النَّبِيِّي صَلَّىالّلهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمُ قَالَ
إِنَّ اللّهَ تَعَلَى يَقُولُ : يَا أبْنَ آدَمَ تَفَرَّغْ لِعِبَادَتِي أَمْلَأُ صَدْرَكَ غَنِيً وَأَسُدُّ َفقْرَكَ وَإِلَّا تَفْعَلْ مَلَأْتُ يَدَيْكَ سُغْلاً وَلَمْ أَسُدُّ فَقْرَكَ
 
Ebû Hureyre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini ifâde eder:
“Allah şöyle buyurur:
“Ey Âdem oğlu! kendini tamamen Be­nim kulluğuma ver ki, Ben senin kalbini zenginlikle doldura­yım ve seni yoksulluktan koruyayım.
Eğer böyle yapmazsan se­nin kalbini meşguliyetlerle doldururum ve yoksulluğuna mâni’ olmam.”
 
(Tirmizî, Kıyâme, 30; İbn Mâce, Zühd, 2)
 
Mâni’  : Men’eden. Geri bırakan. Esirgeyen. Engel. Özür.
 
 
 
40. HADÎS
 
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةْ عَنْ النَّبِيِّي صَلَّىالّلهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمُ قَالَ
مَنْ قَالَ لَا إِلَاهَ إِلَّا اللّهُ وَاللّهُ أَكْبَرُ صَدَّقَهُ رَبُّهُ وَقَالَ لَا إِلَاهَ إِلَّا أَنَا وَ أَنَا أَكْبَرُ . وَإِذَا قَالَ لَا إِلَاهَ إِلَّا اللّهُ وَهْدَهُ . يَقُولُ اللّهُ لَا إِلَاهَ إِلَّا أَنَا وَهْدِي . وَإِذَا قَالَ لَا إِلَاهَ إِلَّا اللّهُ وَهْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ قَالَ اللّهُ لَا إِلَاهَ إِلَّا أَنَا وَهْدِي لَا شَرِيكَ لِي . وَإِذَا قَالَ لَا إِلَاهَ إِلَّا اللّهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ قَالَ اللّهُ لَا إِلَاهَ إِلَّا أَنَا لِي الْمُلْكُ وَلِي الْحَمْدُ . وَإِذَا قَالَ لَا إِلَاهَ إِلَّا اللّهُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّهِ قَالَ اللّهُ لَا إِلَاهَ إِلَّا أَنَا وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِي . وَكَانَ يَقُولُ مَنْ قَالَهَا فِي مَرَضِهِ ثُمَّ مَاتَ لَمْ تَطْعَمْهُ النَّارُ
 
Ebû Saîd el-Hudrî ve Ebû Hureyre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu naklederler:
“Her kim: “Allah’tan başka ilâh yoktur ve Allah en uludur” derse
Rabbî onu tasdik eder ve:
“Benden başka ilâh yoktur, Ben en Uluyum” buyurur.
Kul: “Allah’tan başka ilâh yoktur, O birdir” dediği zaman,
Allah: “Benden başka ilâh yoktur, Ben Bir’im” buyurur.
Kul: “Allah’tan başka ilâh yoktur, O birdir, ortağı yoktur” dediği zaman
Allah: “Benden başka ilâh yoktur, Birim, orta­ğım yoktur” buyurur.
Kul: “Allah’tan başka ilâh yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur” dediği zaman,
Allah: “Benden başka ilâh yoktur, mülk Benimdir, hamd Bana mahsustur” buyurur.
Kul: “Allah’tan başka ilâh yoktur, kudret ve kuvvet ancak Allah iledir” dediği zaman,
Allah: “Benden başka ilâh yoktur, kudret ve kuvvet ancak Benimledir” buyurur.
Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
“Kim ki bu sözleri hastalı­ğında söyler ve sonra ölürse cehennem ateşi onu yakmazı!”
 
(Tirmizî, Deavât, 34)
 
 
Allah Teâlâ’ya muhtac olan, Rabb’inden kendisi, ana baba­sı, kardeşleri, arkadaşları ve bütün müslümanların bağışlan­masını dileyen Muhammed b. Ali b. Muhammed b. el-Arabî der ki:
“Başta ifâde ettiğim ölçülerdeki kırk hadîs burada sona eri­yor.
Allah onlarla amel etmeyi bize kolaylaştırsın ve bu konuda yardımcı olsun! Hatırlattığım üzere bunlar Allah’a isnâd etti­ğim (kudsî) hadîslerdir.
Bu hadîslerin çoğunu, isimlerini zikre­derek, bizzât şeyhinden rivâyet eden arkadaşlarımızdan al­dım.
Bununla maksadım, vahyin naklinde kendilerinden bir hatıra bırakmak ve onlara hadîs alimleri arasında yer vermek­tir.
Şimdi de isnâd zinciri olmaksızın, kırk kudsî hadîs daha zikrediyorum:
 
Kudsî  : (Kuds. dan) Mukaddes, kutsal, muazzez.
image_print