3- Cemâl Nûrları

 

CEMÂL NURLARI

 

  O, Cemâl ayinesine tecelli etti. Tek tek ve her aynada Habibinin (Sevgilisinin) yüzü göründü.

Sübhan’ın Cemâli her aynada tecelli edince, Hakk’ın kabiliyetler nisbetindeki bu kelimelerinde esma görünür oldu. Yani, O’nun Cemâli her aynada görünür olunca esma ile isimlendirildi ki, bunlar Güneşin ufukta doğduğu yerlerdir.

Güneş, bir Güneştir; fakat sonsuz bir tecelli ufkunun her noktasında mevcuttur. Oysa o noktaların her biri farkın bilinmesi (marifet-i fark) yönüyle doğuş yeri olmasından, sanki Cemâl Nurlarını çeşit çeşit yaptı.

Bu sonsuz doğuş yerlerinde sıfatlarının eserlerini meydana çıkardı.

Bu sıfaatlar, isimler ve eserler Kevn’dir, Âlem’dir; işte o Kevn, Ayn-ı Zat’tır. Zira Allah, Câmi’dir.

Vücud (varlık) sahasında Hak’tan başka bir şey yoktur. Her şey Zat’ın Bir’liğinde (Ahadiyetinde) halk edilmiştir. O’ndan başka işitilen ve işiten yoktur.

Nur, karanlıklar, su ve hava, ateş unsurları ve tüm tabiat O’dur.

Tesir hükmü, kaza emri, Aziz ve Sultan ve mütevazî O’dur.

Sözler ve manâ, makulden görülür ve olacak hepsi O’dur.

O’nun Güneşinin nuru, “halk” namını alan yıldızlardan güzelliğini gösterir. Lakin Güneş daima doğmuş ve asla batmaz iken, yıldızların hükmü sonsuza kadar bakî kalmaz.

Sanki Nefsin, Zat’ından bir nebze çıktığında halk meydana çıktı. Lakin bu, ne senden kesin sûretle ayrıdır, ne de sana kesinlikle bitişiktir.

Halk, kar gibidir. Sen ise o karı meydana getiren, karın vücudu olan su demeksin. Fakat, kar eridi mi hükmü kalkar; suyun hükmü tecelli eder. Emir ise mevcud ve var olandır.

Halk, kar gibidir. Yani bütün mahlûkat varlıklarının görünüşünde vekillerdir, ancak kara benzerler. Ayrı bir varlıkları yoktur; zira karın varlığı, suyun varlığıdır.

Fakat karın erimesiyle hükmü kalkar. Yani kar eriyince, ismi ve hükmü olan temizliğe engel olması kalkar ve su ile temizlenebilir ve abdest alınabilir; çünkü suyun hükmü tecelli etmiştir.

Âlemde çirkinlik görme. Çünkü senin çirkin sandığın çirkinlik değildir; o benzersiz Cemâlin, emsalsiz güzelliğin kemâlini bildirmek için bir güzelliktir.

Sûretler ve şeylerin O’nun güzelliğini perdelemesine izin verme, çünkü her rüyet perdesi arkasından Nur parlar.

Hakk’ın Âdem’i kendi sûreti üzerine halk ettiği açıklaması sana kâfidir. O’nun bu sûretle görünüşünün yüceliğini bilmen için sana yeter.

Eğer Âdem’in yüzü, Zat Nur’unun incisi olmasaydı, hiç melekler ona alçak gönüllülükle secde ederler miydi ?

Eğer iblisin gözleri Âdem’in hakikatini görebilseydi, yani onda görünür olan esrar ve hayret verici güzelliği görebilseydi, asla isyan etmez ve yalnız itaatte kalırdı.

Şimdi eğer sen huşû sahibi isen, ağyar (ötekiler) kaydını adil tenzih ile gönülden çıkar ve tevhid deryasına dal.

Mutlak tenzihten sakın, çünkü mutlak tenzih seni sınırlar ve hakikate vasıl olmana engel olur. Mutlak teşbihten sakın, çünkü mutlak teşbih de aldatır, hakikatten uzaklaştırır.

O’nu, Hakk’ın Cemâlini tenzih sırasında teşbih et. Fakat teşbih ederken O’nu hakikatinin idrakine engel olan şeylerden tenzih eyle.

Hakk’ın güzel rüyetiyle Zat’tan perdeli ve gafil olma. Çünkü Zat, yani Zat’ın aynası sensin. Çünkü Hakk’ın sıfatı, Zati bütün tecellilerine görünüş yeri olan sensin. Sıfatlar ve fiillleri, zatında cem eden yine sensin.

Tevhidin bu halinde, şu kısmında delil isteme… Zira bu vakalar akıl kitabının ötesindedir

 

image_print