40 ÂYETTE SORUMLULUK BİLİNCİ

Cevapla
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 47
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

40 ÂYETTE SORUMLULUK BİLİNCİ

Mesaj gönderen ahmet »

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 51/56)

Resim

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ


"Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir." (Ahzâb, 33/72)

Resim

وَلَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü kılmayız. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır, onlara haksızlık edilmez.
(Mü’minûn 23/62)
En son ahmet tarafından 10 May 2020, 00:17 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 47
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: 40 ÂYETTE SORUMLULUK BİLİNCİ

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ


"Biz emâneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zâlim, çok bilgisizdir." (Ahzâb, 33/72)

Yukarıda açıkladığımız âyet bize ne demek istiyor?
Bir zamanlar şûur verilmiş koca dağlara, göklere bir emânet teklif ediliyor da onlar korkusundan yüklenmiyor, İnsan/ruh bu emâneti kabul ediyor?
Koca dağlar, gökler korkuyorlar da, küçük insana ne oluyor da kabul ediyor?
Bu işin sırrına bakmak gerek gibi??.
Kudsî hadis de Cenâbı ALLAH celle celâlihu şöyle buyurmakta.:

"Ben semâvâta ve zemine sığmadım, ama bir mü'minin kalbine sığdım."
ifâdesini nasıl anlamalıyız?
Yoksa insan aynada gördüğünden daha büyük olabilir mi?.
Bu işi ölçüp biçmek gerek, alâlim bir yana Gönlümüzü Fuadımızı, öbür tarafa da gökeri ve dağları, bir de cetvel aldık mı artık ölçümlere başlayabiliriz.
İnsan emâneti yükleniyor ve korkmuyor?
İnsan bu konuda haksız gözükmüyor, nede olsa semâvâta sığmayan ALLAH celle celâlihu bir mü’minin kalbine sığıyor.
Ve bir Âyet-i Kerime bizlere yol göstermekte.

Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü kılmayız. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır, onlara haksızlık edilmez.. (Mü’minûn, 23/62)
Demek ki hem sandığımız kadar küçük değiliz, hemde gücümüz emâneti taşımaya yetiyor.
Yetiyor da, o iş karşılıksız olmuyor işte, Âyet-i Kerimede ALLAH celle celâlihu buyuruyor ki insan bilgisiz.
Cebrâil aleyhisselâm. Hira’da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize ne buyurmuştu?

”İkra' bismi RABBikelleziy halak.: Yaratan RABBinin adıyla oku!)
Okumadan olmuyor, bilgisizlik giderilmiyor, aynayın arkasına geçilmiyor, kalb gözü açılmıyor, aşk ateşlenmiyor!.
Tam bu konuda ZÂLiM insan çıkıyor ortaya.
Kimedir bu insanın zâlimliği??
Konu komşu mu, yoksa çiçek böceklere mi???
Hayıır bu Âyetteki zâlimlik ancak kendisine.
Emânete sahip çıkacağız, okuyacağız, güleceğiz, oynayacağız, cennete gideceğiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in gönlünde yerimizi alacağız?.


İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik.” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (Ankebût, 29/2)
Demek ki İmtihan da var, yoksa ateş yanmaz, aş pişmez bu İmtihanda ilim arttıkça çetinleşmez mi?.
Kudsî Hadis de ALLAHu TeÂLÂ, mü’min kalbine buyurmakta, insanın değil, demek ki okumak lâzım, demek ki İmtihan lâzım, demek ki tâlib olmak lâzım?
Neye tâlib olmak lâzım? Aynanın karşısındaki zâlimliğe belkide?
Aşka tâlib olmaya, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in gönlüne tâlib olmaya, imtihana tâlib olmaya,
”ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar da cennete sokulmazlar!.”
Bu Âyet-i Kerime’ye tâlib olmak lâzım..


Ah Ahmet!. Sırrın gözyaşlarındaki perdenin arkasında.
O yaşlar kalbinin sesidir!.
Sen kalbini semâya çevir!. Beni benden “İYİ BİLEN (Şahdamarı’mdan yakın olan) BEN” vardır!.
En son ahmet tarafından 11 May 2020, 17:39 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 47
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: 40 ÂYETTE SORUMLULUK BİLİNCİ

Mesaj gönderen ahmet »


يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

Ey iman edenler! Allah’a karşı gereği gibi saygılı olun ve ancak müslüman olarak can verin. (Âl-i İmrân, (3/102)



قُلْ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ ۖ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ
وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ ۖ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا۟ ۚ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا
ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ

De ki: “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin”. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir. (Nûr, 24/54)
Cevapla

“Kur'an-ı Kerim” sayfasına dön