KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Cevapla
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11768
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
***sallallahualeyhi vesellem***

KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

RÛHa>KALB-NEFiS-BEDENi
“SU”ya SALar ->SENi>BENi
Her CÂN =>KENdi KEFENİni
İkİ ELiyLe =->BİÇer Yâ HUu!.


BEDEN>NEFeS>KALBin>RÛHu
ASLın>fASLı==>BiR DAMLa Su
HAKk’ın HALİFEsi=>ABDuLLAH
NAHNu==->
LÂ HUVe İLLÂ HUu!.

BEDELsiz BEDEN KÖŞKünde,
=>KIYASsız->NEFiS AŞKında,
>ŞARTsız KALB KIZıL KORunda,
SEBEBsiz>RÛH MESTi MEŞKinde!.


İĞNEnin UCUnda ki==>AŞk,
USTURAnın AĞZında=>MEŞk,
SEVen<->SEViLen==>SEVgiLi,
SEVeBİLen KALBLer HAKk KÖŞk!.


HASsREt GECELeri =>MOSMOR
YANAR DAĞ KALBim KIZIL KOR
=>YEDi RENK->GELİNLik GİYer
GURBEtin KAHRın =>bANA SOR!.



SEVDÂ=>BiR TENde==>İkİ CÂN,
==>TEKe TEK KALBLer VURUŞu!.
ALLAH!. ALLAH!. ALLAH!. HeR ÂN,
=>AŞK-u-CEZBE,
=>ZÜHD-ü-TAKVÂ,
=>HAVf-ü-RECÂ,
=>SIDk-u-HUŞÛ!.

Resim
ATAN=>NABıZ =>ZİKRULLAHı,
HAYyLa YALNIZ=>FİKRULLAHı,
KALBin=>HAKta-HAYRa SABRı,
ŞE’ÂNULLAH==->ŞÜKRULLAHı!.


ZEVK 9562

KAN İÇİnde=>CÂN BASıYOR =>YUMRUk Kadar->Et PARÇAsı,
YÂR’in ELİnde=>KRİSTÂL ==>HİSs YUVAsı=>GARiB KALBim!.
MADDE-den=>MÂNÂ-ya GEÇiş ==>İÇten=>İÇe=>SEFER TASı,
BiR YÜZü=>bEN!. BiR YÜZü YÂR!. BİL ki=>dAHa KARîB KALBim!.


13.02.2020 03:31
brsbrsm... tktktrstkkmdcvLann..


TEKe TEK TEKKemde =>ÇİLe
ZİNCİRim ZİKKemde =>ÇİLe
KAFAm RAVZÂ-KALBim KÂBe
=->MEDİNE-MEKKemde ÇİLe!.

BİLLUR KALbim KIRa KIRa
ZİNDÂN SULTÂNı >MISIR’a
KADER RÜZGÂRı KALBimde
=>BULut GiBi=>ARDı SIRa!.


Resim

dÖRT UNSUR->TEK DAMLa SU-yum
BEDEN->NEFiS->KALBim->RÛH-um
ATım =>İTim =>İHVÂNî =>NİZAMî
=>dÖRT ÂLEMdeki bEN =>BU-yum!.


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...
ResimKUL İHVÂNİ
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11768
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimYeDULLAHta KALB..
***celle celâlihu***

Hep isterdim.. Ne BİLeyim çoğukez.. Harf-i MukattaLar..
Yâ-Sîn =>BEDEN OLarak ALGILıyorum kendim için böyle ALGILadım.
Yâ-SîN.. yÂNi BEDEN ÂLeMi DEdiğimiz..
Sâd.. ŞuHûD ÂLeMi.. Sâd Sûresini çok iyi incelemek Lâzım diye DÜŞÜNdüm..
Nefis ve Sadr. Sadra-dır NEFS in YUvası çünkü.. sadara.. işte tam keten perede olan yerdir sadara..
SÎNE DEdiğimiz =>SADRLa BEDEN arasındaki yer..
GöNüL DEdiğimiz
FUAD =>RUHLa KALB RAsındaki KAPInın adı =>RAHMÂN Kapısının adı..
SADR iLe KALBin ARAsındaki =>RAHÎM Kapısı çok İLginç.. RAHÎM Kapısı =>SÎNE’ye AÇıLan Kapı..
Ve
SÂD Sûresi, KAF Sûresi=KALB Sûresi ve NÛN Sûresi.. Dördü TEKLidir yâni;

Ve Yâ-Sîn.. Ey İnsÂN gibi, Ey Sîn gibi.. Ey “NÛR”a Sâhib OLan giBi..
Sadare.: Rücû’ etmek, geri dönmek. Doğmak.
Sadaret.: ÖNe GEÇme, BAŞta BULunma..

KALB =>Kaf..Lâm..Be..
=>HabLi’L- VErîd MERKEZinde RUBUBîYyet-RUSÛLîYyet BİLELiği LÜTFUnun KUDRet TECELLÎ KARARGÂHımız…
KaLB.: VüCÛDun kan DOLaşımı merkezi. Yürek. GöNüL. Herşeyin ortası. Bir HÂLden diğer bir HÂLe ÇEVirme. Değiştirme. İmanın mahaLLi.. FUÂD, Sıktü’l- İLiM, Tâbutü’l- İLiM, BEYtü’l- HİKMEt, Via-i İLiM de denilir..
KaLB.: Dâima değiştiği ve hareket halinde olduğu için kalb ismi verilmiştir. Bir şeyi geri DÖNdürmek ve ÇEVirmek. Yüreğe VURmak veya DOKUNmak. GönüLe dokunmak. Bir şeyin İÇini DIŞına ve DIŞını iÇine ÇEVİRmek. Aks ve tahviL..
KaLB =>ZâHiR KAPIsı =>LETÂİF-i RUSÛLîYyet=>NEFs.. MADDî A'mâL-FİİLLer HAYyatımızın MEBDe’ MERKEZi..
KaLB =>BâTıN KAPIsı=>FUAD =>LETÂİF-i RABBÂNiYyet=>RÛH.. MANEVî AHVâL-DÜŞÜNCeLer HAYyatımızın MEBDe’ MERKEZi..

KaLb-i Âhenin.: Demir gibi metin ve sağlam olan kalb..
KaLb-i Hâbide.: Uyumuş kalb..
KaLb-i Harâb.: Harab olmuş gönül..
KaLb-i Mecruh.: Yaralı kalb..
KaLb-i Metruk.: Terkedilmiş kalb, bırakılmış gönül..
KaLb-i Muntazam.: Edb: Harfleri ters okunduğu zamanda da bir mâna çıkan kelimedir..
KaLb-i Muzdarib.: Iztırab çeken kalb..
KaLb-i Nâ-Şâd.: Hüzünlü gönül, kederli kalb..
KaLb-i SELiM.: Temiz gönül..
KaLbî.: İçten. Yürekten. Kalbe ait ve müteâllik. Samimiyetle. Riyâsızca..
KaLb OLma.: t. Başka hâle gelme. Değişme..
KaLbzen.: f. Kalpazan. Sahte para basan. Yalancı..


ResimKELÂMuLLAHda=>KUR'ÂN-ı KERÎMde KALB..
*****celle celâlihu*****

KALB (KuLub).: Bakara 2/7,74,88,93,97,118,204,225,260,283; ÂL-i İmrân 3/7,8,103,126,151,154,156,159,167; Nisâ 4/63,155; Mâide 5/ 13,41,52,113; En’âm 6/25,43,46; A’râf 7/100,101,179; Enfâl 8/2,10,11,12,24,49,63,70; Tevbe 9/8,15,45,60,64,77,87,93,110,117,125,127; Yûnus 10/74,88; Ra’d 13/28; Hicr 15/12; Nahl 16/22,108; İsrâ 17/46; Kehf14,28,57; Enbiyâ 21/3; Cumâ 22/32,35,46,53,54; Mü’minûn 23/60,63; Nûr 24/37,50; Şuarâ 26/89,194,200; Kasas 28/10; Rûn 30/59; Ahzâb 33/4,5,10,12,26,32,51,53,60; Sebe’ 34/23; Sâffât 37/84; Zümer 39/22,23,46; Mü’min 40/18,35;Fussilet 41/5; Şûrâ 42/24; Câsiye 45/23; MuhaMMed 47/16,20,24,29; Fetih 48/4,11,23,18,26; Hucurât 49/3,7,14; Kaf 50/33,37; Hadîd 57/16,27; Mücâdele 58/22; Haşr 59/2,10,14; Saff 61/5; Münâfikun 6373; Tegâsbun 64/11; Müddesir 74/31; Nâziât 79/8; Mutaffifîn 83/14;

FUAD (Efideh).: En’âm 6/110,113; İbrahîm 14/37,43; Nahl 16/78; İsrâ 17/36; Mü’minûn 23/78; Furkân 25/32; Secde 32/9;

SADR (Sudur).: Bakara 2/235; ÂL-i İmrân 3/118,119; Nisâ 4/90; Mâide 5/7; En’âm 6/125; A’râf 7/2,43; Enfâl 8/43; Tevbe 9/14; Yûnus 10/57; Dûd 11/5,12; Hicr 15/47,97; Nahl 16/106; İsrâ 17/51; TâHâ 20/25; Şuarâ 26/13; Neml 27/74; Kasas 28/69; Ankebût 29/10,49; Lokmân 31/23; Fatır 35/38; Zümer 39/7; Mü’min 40/19,56,180; Şûrâ 42/24; Hadîd 57/6; Haşr 59/9,13; Tahrîm 66/4; Mülk 67/13; İnşirâh 94/1; Âidât 100/10; Nâs 114/5..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11768
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

*******7 LETÂİF ve İNSAN.:

Me...Le...Me...Ye..Se..Te..KA-SI!.
KALB..KA..ZA..NI..KA..FA..TA-SI!.


Me.. MOR.
Le.. LÂCİVERt.
Me..MAVi.
Ye.. YEŞİL.
Se.. SARı.
Te.. TURUNCu.
KA..KIRMIZı..


Resim

Bu ÂLEMde GÜNEş IŞIğının TAYFına BAKarsak GÖReceğimiz.:

Kırmızı<->Turuncu<->Sarı<->YeşiL<->Mavi<->Lâcivert<->Mor<->Simsiyah..

Beyaz Işığın TaYfı DiziLimini;
=>İLâHî TeCeLLînin İnsÂN NEFsindeki
SEYr-ü-SüLûk KemâLâtı olan TEVHiDin TAYyF ında da GÖRmekteyiz..
ŞÖyLe ki.:


Resim

NEFs-i Emmâre (beden, kan) kırmızı,
NEFs-i Levvâme (nefs) turuncu,
NEFs-i MüLhime (KALB) sarı,
NEFs-i Mutmaînne (ruh) yeşiL,
NEFs-i Râziyye (sır) mavi,
NEFs-i Merzîyye (hafî) lâcivert,
NEFs-i Sâfiyye (ahfâ) mor,
NEFs-i KâmiLe simsiyahtır..
(Akdeste Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem'e ait Mukaddes NEFs)

AKDes.: HÜSn-ü MutLaktır..

Biz bu bilgileri piyasada kol gezen, çok değişik izâhların aslını astarını anlatmak açısından ele aldık..
Yoksa,
MuhaMMedî Tasavvufun İştirakinde (uygulamasında), KuLun NeFsi RaSûLuLLaH SALLallahu aleyhi ve SELLem'e ve onun sayesinde ALLAH TeÂLÂ'ya;

TESLİM OLup (müslim),
İMÂN EDip (mü'min),
TÂBİ' OLup (ârif, velîsi) ve
İTÂAT EDerek (kâmil âşık, ehli) İMâM-ı MutLak RaSûLuLLaH SALLallahu aleyhi ve SELLem'i DUYar ve UYar o kadar..

Gerisini VâCiBu’L- VüCÛD ALLAHu zü’L- CeLÂL ve VâCiBu’L- MevCÛD İMâM-ı MutLak RasûLuLLaH SALLallahu aleyhi ve SELLem BİLir!.

Resim

İNSÂN =>
=>BEDEN =>SÎNe =>SADr =>NEFs =>KALB => FUAd-gönüL =>RÛH =>SIR =>HAFî =>AHFâ =>AKDEs..


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11768
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim KALBimin İKİ KAPISI.:
KALBin =>Bâtına BAKan RAHMÂNîYyet FUAD Kapısı..
KALBin =>Zâhire BAKan RahîmîYyet KALB Kapısı..


Enfüs ise dıştaki Kâinâttan Bedene YöneLdiğimizde ÖZ –İÇ ÂLeMimİZdir..
Beden-Sadr-KALB-Fuad-LüB-LüBb’ül-LüB, HabL’iL-Verîd ve de AKDES..
Ama ULaşılamayan MERKEZ-de O RABBu’L-ÂLEMin celle celâluhu..


KALB-i SELim.: http://muhammedinur.com/forum/viewtopic ... 84&t=11000

KALBLERİN SAHİBİ ALLAH’tır.:

Resim

Resim---Tâbiûnun büyük âlimlerinden olan Şehr b. Havşeb anlatıyor.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in ölümünden sonra onun duâlarını merak ettim ve Mü’minlerin annesi Ümmü Seleme'ye giderek.:
“Ey Mü’minlerin Annesi! Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem senin yanındayken en çok hangi duâyı ederdi?” dedim.
Ümmü Seleme.: “O’nun çoğunlukla ettiği DUÂ şuydu:

يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِى عَلَى دِينِكَ
“Ey KALBLeri çeviren (ALLAH'ım)! Benim KALBimi dinin üzere sabit kıl!.” Ben kendisine.: “Yâ Resûlullah! “Ey KALBleri çeviren (ALLAH'ım)! Benim KALBimi dinin üzere sabit kıl!.” diye neden çok duâ ediyorsun?” dedim.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:

يَا أُمَّ سَلَمَةَ إِنَّهُ لَيْسَ آدَمِىٌّ إِلاَّ وَقَلْبُهُ بَيْنَ أُصْبُعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ اللَّهِ فَمَنْ شَاءَ أَقَامَ وَمَنْ شَاءَ أَزَاغَ
“Ey Ümmü Seleme! Hiçbir insan yoktur ki, KALBi ALLAH'ın iki parmağı arasında olmasın. O, dilediği (kulunun KALBi)ni istikâmet üzere kılar, dilediğini ise saptırır!.” buyurdu.
(Tirmizî, Deavât, 89.)

Böylece Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem KALBler ile ALLAH arasında bir bağ olduğuna işaret etmektedir. Kuşkusuz KALBlerdeki değişim, kulun iradesi ile ALLAH'ın iradesi arasındaki hassas bir dengeye bağlıdır. Bu durum Kur'ÂN-ı Kerîm'in, şu âyetiyle tam bir uygunluk göstermektedir.:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve li’r- resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beyne’l- mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).: Ey imân edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, ALLAH'a ve RESÛLü'ne icâbet edin. Ve bilin ki muhakkak ALLAH, kişi ile KALBi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.” (Enfâl 8/24)

Âyette ALLAH ve Resûlü'nün çağrısı yani Kur’ÂN ve SüNNet, “HAYatın kendisi” olarak ifâde edilmiştir. Hayata yapılan çağrıda hayatın odağı olan KALBe en öncelikli görevin yüklenmiş olması şaşırtıcı değildir.
Değişken bir yapıya sahip olan KALBin, ALLAH'ın yardımı olmaksızın hidâyet üzerinde sebat etmesinin imkânsızlığını bilen Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sürekli.: “Ey KALBleri çeviren RABBim, benim KALBimi dinin üzere sabit kıl!.” diye duâ etmesi, âdeta savaş meydanında inananların ayaklarını meleklerle sabit kılan ALLAH'ın, nefis ile olan mücadelede de mü’minin KALBini sebatkâr kılması içindir..
Peygamberimiz KALBinin sebat ve kararlılık içinde olmasının yanı sıra ALLAH'tan, KALBini her an O'na itaat etmeye yöneltmesini de istemiştir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in zaman zaman.: ( لاَ وَمُقَلِّبِ الْقُلُوبِ) “KALBleri evirip çeviren ALLAH adına yemin ederim.” buyurmuştur..
(Buhârî, Eymân ve nüzûr, 3.)

Şeklinde söze başlaması her işin KALBden varlık dünyasına yol bulduğunun bir işareti gibidir.
KALB, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in başka hadislerine de konu olmuştur.


Resim---Ebû Musâ'dan rivâyet edilen bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
إِنَّمَا سُمِّيَ الْقَلْبُ مِنْ تَقَلُّبِهِ إِنَّمَا مَثَلُ الْقَلْبِ كَمَثَلِ رِيشَةٍ مُعَلَّقَةٍ فِي أَصْلِ شَجَرَةٍ يُقَلِّبُهَا الرِّيحُ ظَهْرًا لِبَطْنٍ
“KALBe KALB denilmesinin sebebi, onun çok değişken olmasındandır. KALBin misâli çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan kuş tüyünün misâli gibidir. Rüzgâr onu bir oraya bir buraya savurur.” buyurmuştur..
(Buhârî, Eymân ve nüzûr, 3.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
لَقَلْبُ ابْنِ آدَمَ أَشَدُّ انْقِلَابًا مِنْ الْقِدْرِ إِذَا اجْتَمَعَتْ غَلْيًا
“Âdemoğlunun KALBi, (ateşin üzerindeki) tencere gibi kaynayan bir şeydir, sürekli değişir.” buyurmuştur..
(A. İbn Hanbel, VI, 4.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
إِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِى وَإِنِّى لأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ فِى الْيَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ
“Benim KALBim de perdelenir ve ben her gün yüz defa ALLAH'tan bağışlanma dilerim.” buyurmuştur.
(Müslim, Zikir, 41.)

İslâm düşüncesinde KALB, bütün vücuda yön veren merkezî bir organ olarak görülür. Her ne kadar KALB denilince ilk bakışta kanı toplayıp bütün vücuda pompalayan organ akla gelse de Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde KALBin, Şuur, Vicdan, İdrak, Duygu, Akıl ve İrade Gücünün Merkezi, bütün Sezgi ve Duygularımızın ve nihayet düşünme gücümüzün kaynağı oluşuna vurgu yapılır. Maddî Hayatımızın merkezî organı KALB, Mânevî Hayatımıza da yön veren bir kaynaktır. Bu iki hayat alanı birbirinden ayrı düşünülemez.
Din dilinde KALB, imânın ve küfrün, sevginin ve nefretin, cesaretin ve korkaklığın, iyiliğin ve kötülüğün, kısaca bütün duyguların merkezidir. Hased, Gazap ve Nefret gibi kötü duygular KALBde bulunduğu gibi imân, ALLAH Korkusu, Hilm ve Takvâ gibi birçok olumlu duygular da KALBe isnad edilmektedir. Mârifet, yani ALLAH'ı BİLmek ve TANImak da KALBin İŞİdir.
Cebrâil aleyhisselâm, Kur'ÂN-ı Kerîm'i Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in KALBine indirmiştir.1KALBde ilâhî güzellikler tecellî eder, insanın aklen kabul ettiği şeyler, imân ve ihsân boyasıyla boyanarak duygu boyutuna burada aktarılır.:


فَمَن يُرِدِ اللّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلاَمِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ
Resim---“Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).: Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.” (En’âm 6/125)

Âyetinin nüktesiyle bu hâl insanı mekanik bir varlık olmaktan çıkararak onu olaylar karşısında ürperen, korku ve ümit sarmalı içinde gelgitler yaşayan bir varlık hâline dönüştürür.
İnsan vücudunun mihenk noktası olan ve insanın hilkatinde bulunan dört özelliğin; Vahşetin, Hayvanî Duyguların, Şeytanî Duyguların ve Rabbânî Duyguların beraberce hissedildiği KALB,

Büyük sûfîlerden Sehl et-Tüsterî'nin ifâdesiyle.: “aRŞ’ın KÜRSÎ’de bulunması gibi göğüslerde bütün vücuda hâkim bir noktada bulunur!.”


Resim---KALBin bu Merkezî Konumunu Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
أَلاَ وَإِنَّ فِى الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ، وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ . أَلاَ وَهِىَ الْقَلْبُ
“...Dikkat edin! Vücudda öyle bir et parçası vardır ki o iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücud iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücud bozulur. Dikkat edin! O, KALBdir.” buyurmuştur.
(Buharî, İman, 39.)

Resim---Ebû Hüreyre'den nakledilen şu hadiste de Gözler, Dil, Eller ve Ayaklar konu edilerek bütün organların sorumluluğu KALBe yüklenmektedir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
وَالْقَلْبُ يَهْوَى وَيَتَمَنَّى وَيُصَدِّقُ ذَلِكَ الْفَرْجُ وَيُكَذِّبُهُ
“...KALB arzular, istek duyar. Beden onun (arzusu istikâmetinde hak olanı) ya tasdik eder ya da reddeder.” buyurmuştur.
(Müslim, Kader, 21.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in KALB ile organlar arasındaki ilişki bağlamında sahâbîlerine öğrettiği duâlardan birinde.:
قُلْ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ سَمْعِى وَشَرِّ بَصَرِى وَشَرِّ لِسَانِى وَشَرِّ قَلْبِى وَشَرِّ مَنِيِّى
“Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden, dilimin kötülüğünden, KALBimin kötülüğünden, tenimin kötülüğünden sana sığınırım.” buyurdu.
(Nesâî, İstiâze, 4.)


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11768
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim KALBimİZzz..

İnsan, hakikatlere bu duyu organlarıyla ulaşabilmektedir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de de hiçbir şey bilmeden anne karnından çıkan insana, ALLAH'ı hakkıyla tanıyıp şükretmesi için (düşünme ve bilgi aracı olarak) KALB, KuLak ve GözLer gibi Duyu Organlarının VERiLmiştir..

Ebû Hüreyre
KALBi, ordusunun başındaki bir sultâna benzeterek tasvir etmiştir.:


القلب ملك وله جنود ، فإذا صلح الملك صلحت جنوده ، وإذا فسد الملك فسدت جنوده ، الاذنان قمع ، والعينان مسلحة ، واللسان ترجمان ، واليدان جناحان ، والرجلان بريدان ، والكبد رحمة ، والطحال والكليتان مكر ، والرئة نفس ، فإذا صلح الملك صلحت جنوده ، وإذا فسد الملك فسدت جنوده.

“KALB sultândır ve onun orduları vardır. Sultân iyi olursa askerleri de iyi olur. Sultân kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultânın habercileridir. Gözler bekçileridir. Dil sultânın tercümanıdır. Eller kanatlarıdır. Ayaklar postacılarıdır. Ciğer şefkat ve merhamet kaynağıdır. Dalak ve böbrekler (kendisine yönelen tehlikeleri bertaraf eden) tuzaklarıdır. Akciğer (hayatın kaynağı) nefestir. Sultân iyi olursa askerleri de iyi olur, sultân kötü olursa askerleri de kötü olur.”
(Abdürrezzâk, Musânnef, XI, 221.)

Ebû Hüreyre'nin KALBle ilgili kullandığı bu hükümdar metaforunun özel bir gayesi olduğu aşikârdır..

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in.:
أَلاَ وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى أَلاَ وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمُهُ أَلاَ وَإِنَّ فِى الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ أَلاَ وَهِىَ الْقَلْبُ
“Bilin ki, her hükümdarın bir koruluğu vardır. ALLAH'ın koruluğu, yapılmamasını istediği haramlardır. Bilin ki, vücudda öyle bir organ vardır ki o sağlıklıysa tüm vücud sağlıklı demektir. Fakat o hastaysa tüm vücud hasta olur. Bu organ KALBdir.” buyurmuştur.
(Müslim, Müsâkât, 107.)

Zirâ Ebû Hüreyre bu sözüyle hem vücudun SULTÂNı olarak KALBin, en büyük hükümdar olan ALLAH'ın bizzât saygı gösterilmesini istediği hükümranlık alanına göre hareketini belirlemesi gerektiğini anlatmakta hem de KALBin istikâmet üzere olmasının önemini vurgulamaktadır. Zirâ ancak KALBin istikâmet üzere olması ile tüm organlar kendilerine düşen vazifeleri en güzel şekilde yerine getirebilecektir.
Kur’ÂN, insanın kendisi ve kâinat üzerinde düşünmesi (tefekkür), geçmiş olayları düşünerek ibret alması (tezekkür), sebep-sonuç ilişkilerinden yola çıkarak geleceği düşünmesi (tedebbür) ve tüm nesne ve olgular arasında bağ kurması (teakkul) sorumluluğunu KALBe yüklerken KALBin, akıl, ruh ve nefis ile olan ilişkisinin bir ahenk içinde olması gerektiğini şart koşar.
KALB, İlâhî Nurun yansıdığı bir ayna değerinde olsa da “insan bilmece”sini tamamlayan diğer parçalar, Beden, Ruh ve Nefistir. Ruh, “...ona ruhumdan üfledim...” fermanınca ilâhî bir nefha ve RAHMÂNî bir ESİNTİdir.:


فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ
Resim---“Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn (sâcidîne).: Artık onu dizayn edip/bir biçim verip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!” (Hicr 1/29)

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
Resim---“Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn (sâcidîne).: Böylece onu sevva ettiğim/bir biçime sokup seviyelediğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın!” (Sâd 38/72)

RAZİYyetEN =>MERZİYyetEN RÜCÛ’.:

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---“Yâ eyyetuhân nefsu'l- mutmainnetu.: Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.: Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde Rabbine dön.” (Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Resim---“Fedhulî fî ibâdî.: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي
Resim---“Vedhulî cennetî.: Ve cennetime gir!” (Fecr 89/30)

Fermanınca nefisten, sadece eşyanın tabiatından hâsıl olan bilgiyle değil letâif cinsinden en derunî ve sırlı bilgileri de özümseyip ilâhî hoşnutluğa erişmesi istenmektedir. Bu hâliyle nefis, ilim ve iradenin mahalli olan KALBden azade olamaz. O hâlde KALB sadece bedene ait merkezî bir organ değil aynı zamanda ruhun ve nefsin kısaca insanın tüm duygu, düşünce ve hayat faaliyetinin merkezindedir.
KALBde RAHMÂN'ın CEMÂL ve CELÂLini hissedecek KORKU ve ÜMİT DUYgularının bulunuşu, onu Nazargâh-ı İlâhî'ye çevirir. Fakat nefsin bundan mahrum bırakılması, KALBin, Nefsin vesvesesi ve Şeytanın aldatmasıyla süflî ve anlamsız duygulara kapılmasına yol açar. O zaman KALB asla İlâhî Hakikatleri alamaz olur ve RAHMÂN'ın İlim, Hikmet ve İmân Nurundan yararlanmak yerine değersiz arzuların, üstüne düşen gölgesiyle karanlıklara gömülür. Bu durum Kur'ÂN-ı Kerîmde.:


أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ
Resim---“Ev ke zulumâtin fî bahrin lucciyyin yagşâhu mevcun min fevkıhî mevcun min fevkıhî sehâb (sehâbun), zulumâtun ba’duhâ fevka ba’d (ba’dın), izâ ahrace yedehu lem yeked yerâhâ ve men lem yec’alillâhu lehu nûren fe mâ lehu min nûr (nûrin).: Ya da (inkâr edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. ALLAH kime Nûr vermemişse, artık onun için Nûr yoktur.” (Nûr 24/40)

ALLAHu zü’L- CeLÂL, insanların KALBlerine nazar etmektedir..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu hakikati şöyle ifâde buyurur.:
إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ
“ALLAH sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak KALBlerinize ve amellerinize bakar.”
(Müslim, Birr, 34.)

Bu şekilde ALLAH'ın kulun KALBini ölçü alması kişiyi gösterişten kurtaracağı gibi onu Samimî davranışlara yöneltecektir. Samimî davranışlara yönelebilmek için Samimî bir KALBe ihtiyaç duyulacaktır.
İnsanın, her an nefsinin aldatmasına maruz kaldığı dünya hayatında, salih amellerle ve
ALLAH'ı çokça anarak KALBini uyanık tutması gerekmektedir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, şeytanların âdemoğlunun KALBini perdelediklerini, dolayısıyla melekût âlemi üzerinde düşünmesine engel olduklarını söyleyerek dünyevî arzularımızın çepeçevre sararak bizleri ilâhî güzelliklerden nasıl da alıkoyduğunu anlatmaktadır.
KALBimizi İslâm'ın aydınlık bilgisiyle beslemediğimiz takdirde KALBimiz giderek kararmakta ve bir de buna, işlenen günahlar eklendiğinde KALB tüm ışığını kaybetmektedir.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu konuda bizim için.:
اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنْ عِلْمٍ لاَ يَنْفَعُ وَمِنْ قَلْبٍ لاَ يَخْشَعُ وَمِنْ نَفْسٍ لاَ تَشْبَعُ وَمِنْ دُعَاءٍ لاَ يُسْمَعُ
“ALLAH'ım! Faydasız bilgiden, huşû duymayan KALBden, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duâdan sana sığınırım!.”
(Müslim, "Zikir", 73; İbn-i Mâce, Dua, 3837.)

Şeklinde bir ölçü koymakta, KALBimizi huşû'a davet etmektedir.

Huşû,
ALLAH'a karşı hissedilen derin bir kavrayış, ince bir duyuş ve her an O'nun huzurundaymış gibi ihsân parıltılarıyla ilâhî hakikate teslim oluşu ifâde eden mü’mine özgü bir duygudur. Bu duyguda imân, ilim ve tefekkür beraber bulunur. Hepsinin de mahalli KALBdir. Huşû duygusunu salih ameller ve tevazu’ ile beslemek gerekir..

Gömleğindeki söküğü diken
Ali kerremallahu vechehu'yu.: “Niçin kendi söküğünü dikiyorsun?” diye yadırgayanlara O.: “KALB huşû duygusuyla yoğrulduğunda mü’min de (tüm benliğiyle) ona uyar.” diye cevap vermiş ve bazen önemsiz gibi görünen işlerin bile KALBin mânevî olarak beslenmesinde ne kadar önemli olduğunu öğretmiştir..

İnsan hem akıl ve
KALB Ni'metine sahiptir hem de şeytan, nefis ve şehvet ile çetin bir imtihana tâbidir. ALLAH'ın Nazargâhı KALB olduğu gibi şeytanın insana vesvese ve şüphe vermek için fırsat kolladığı yer de KALBdir. ALLAH, KALBi yüceltmeyi amaçlarken, şeytan onu yıkmayı hedefler. İnsan gece uykusunda dahi şeytanın vesvesesiyle karşı karşıyadır.
Aynı şekilde şeytan namazda da
KALBi rahat bırakmaz, ona hiç aklında olmayan şeyleri hatırlatır ve zihnini meşgul etmeye çalışır. Bu şekilde şeytan, kişi ile KALBi arasına girmeye çalışarak onu ALLAH YoLu'ndan alıkoymak ister.
Ameller de
KALBde başlar. Bütün ameller niyetlere göredir. Niyet ise KALBin işidir. Dilbilimciler niyet ve nevât (çekirdek-öz) kelimesini türeyiş bakımından bağlantılı görmektedirler. Çekirdek nasıl ki bir meyvenin gelişimi için temel bir öz ise, bir düşüncenin salih bir amele dönüşüp güzel bir meyve verebilmesi, niyetin güzelliğiyle ilgilidir. Bu bakımdan sadece niyet kelimesinin semantik tahlili bile düşünce ve eylemler arasında bulunan bağı ve KALBin özünden doğan duygu ve düşüncelerin gerçekleşme sürecini anlamamıza belli ölçüde ışık tutar.
Ne var ki
KALBin, özünde doğan düşünceleri eylemlere dönüştürebilmesi için düşünceleri gölgeleyen arzuların KALB üzerine örttüğü kılıfları kaldırmak ve düşüncelerimizin Hakk'ın rızasına uygun eylemlere dönüşmesini engelleyen psikolojik engelleri yıkmak gerekir. Bunun için yapılması gerekenler hem Kur’ÂN'da hem de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hadislerinde anlatılmaktadır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
عَلَيْكُمْ بِالتَّوَاضُعِ، فَإِنَّ التَّوَاضُعَ فِي الْقَلْبِ فَلا يُؤْذِيَنَّ مُسْلِمٌ مُسْلِمًا، فَلَرُبَّمَا مُتَضَاعِفٌ فِي أَطْمَارٍ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ
“Siz siz olun, tevazuu elden bırakmayın. Tevazu’ KALBde başlar. Hiçbir Müslüman diğerine eziyet etmesin. Yamalı elbiseler içinde olan nice biçâreler vardır ki, onların ALLAH'ın adını vererek ettikleri duâlar hemen kabul edilir” buyurmuştur.
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, VIII, 186.)

Buyururken, düşünceyi eylemle birleştirmede KALBin gücüne işaret etmektedir.
KALBlerde olan düşünceler onun derinliğinden süzülüp dudaklardan döküldüğünde ve niyetler gözlerden akan yaşlarla yıkandığında en tesirli amel ve eylemlere dönüşür.
Bazen
KALBden geçirilenler gerçekleşme imkânı bulamaz. Fakat Samimî ve iyi düşünceler varlık dünyasında karşılık bulmasa da bunun ALLAH indinde olmuş gibi değer bulduğu muhakkaktır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
مَنْ سَأَلَ اللَّهَ الشَّهَادَةَ مِنْ قَلْبِهِ صَادِقًا بَلَّغَهُ اللَّهُ مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ وَإِنْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ
“Bir kimse Samimî olarak ve tüm KALBiyle ALLAH'tan şehîd olmayı dilerse o kişi yatağında bile ölse ALLAH onu şehîdlerin makamına ulaştırır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd, 19.)

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in insanlara bir lütfu olarak KALBden geçen kötü düşünceler, eyleme dönüşmedikçe kulun günah hanesine yazılmaz.:

لاَّ يُؤَاخِذُكُمُ اللّهُ بِاللَّغْوِ فِيَ أَيْمَانِكُمْ وَلَكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Resim---“Lâ yuâhızukumullâhu bil lagvi fî eymânikum ve lâkin yuâhızukum bi mâ kesebet kulûbukum vallâhu gafûrun halîm.: ALLAH sizi, yeminlerinizdeki “rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler”den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalblerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. ALLAH bağışlayandır, yumuşak davranandır.” (Bakara 2/225)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH iyilikleri de, kötülükleri de takdir etmiştir. Sonra bunu meleklerine açıklamıştır. Kim bir iyilik yapmayı düşünür ve sonra da yapamazsa Allah ona tam bir iyilik sevabı yazar. Eğer o iyiliği düşünür de, düşündüğünü gerçekleştirirse, ALLAH kendi katında on, yedi yüz ve daha fazla katı sevap yazar. Kim bir kötülük düşünür de, düşündüğünü yapmazsa, ALLAH buna günah yazmaz, hatta yapmadığı için sevap yazar. Eğer o kötülüğü düşünür ve yaparsa, ALLAH sadece bir günah yazar. ALLAH ancak kendi eliyle helâke gidenleri helâk eder.” buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak, 31; Müslim, İman, 207, 208.)

KALB bir Nazargâh-ı İlâhî olarak, bir mü’min için aynı zamanda doğru bilgiyi yanlış olandan ayırt etme yeridir.

“Heyetler yılı” olarak bilinen hicretin dokuzuncu yılında Arap yarımadasının çeşitli bölgelerindeki kabilelerin Medine'ye akın ettiği bir zamanda Esedoğulları'ndan Vâbisa b. Ma'bed'in, “İyilik ne demektir?” sorusuna;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in üç parmağını birleştirip Vâbisa'nın göğsüne vurarak verdiği cevap, bugün de kulaklarımızda yankılanmaktadır.:
اسْتَفْتِ نَفْسَكَ ، اسْتَفْتِ قَلْبَكَ يَا وَابِصَةُ - ثَلاَثاً - الْبِرُّ مَا اطْمَأَنَّتْ إِلَيْهِ النَّفْسُ وَاطْمَأَنَّ إِلَيْهِ الْقَلْبُ ، وَالإِثْمُ مَا حَاكَ فِى النَّفْسِ وَتَرَدَّدَ فِى الصَّدْرِ وَإِنْ أَفْتَاكَ النَّاسُ وَأَفْتَوْكَ
“Sen fetvayı kendinden iste, sen fetvayı KALBinden iste, ey Vâbisa! İyilik, içinin huzurlu, gönlünün rahat olduğu şeydir. Kötülük ise insanlar sana 'yapmanı' söyleseler bile içini tırmalayan, gönlüne rahatsızlık veren şeydir.”
(Dârimî, Büyû’, 2.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem doğruyu yanlıştan ayırt etme yeri olarak KALBi görürken, KALBde bulunan imândan dolayı, mü’minin KALBinde oluşmuş bir mekanizmaya dikkat çekmektedir..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
ثَلاَثٌ لاَ يُغَلُّ عَلَيْهِنَّ قَلْبُ مُسْلِمٍ إِخْلاَصُ الْعَمَلِ لِلَّهِ وَمُنَاصَحَةُ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَلُزُومِ جَمَاعَتِهِمْ
“Üç şey var ki Müslüman KALBi bunlar karşısında aldanmaz: ALLAH için ihlâsla amel etmek, yöneticilere karşı Samimî olmak ve İslâm toplumu ile beraber hareket etmektir.” buyurmuştur.
(Tirmizî, İlim, 7.)

KALB, kötülüklere karşı mücadelenin verildiği yerdir. Nitekim meşhur bir hadiste son direnç noktasının KALB olduğu, en azından KALBi kötülüğe teslim etmemenin gerekliliği şöyle ifâde edilmektedir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإِيمَانِ
“Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse KALBen karşı koysun. Bu da imânın asgarî gereğidir.” buyurmuştur.
(Müslim, Îmân, 78.)

Doğruya ulaşmada da KALBin vereceği hükme bakılması tavsiye edilmektedir. Çünkü doğruluk KALBin mutmain olmasıdır. (Tirmizî, Sıfatu’l- Kıyam, 60.)

KALB, İlâhî Işığın yansıması veya nurun tecellîsi sayesinde kişinin hidâyete erdiği bir yer olarak HAKk'ın aynası kabul edilmiştir.:

Resim---Abdullah b. Abbâs tarafından nakledilen Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in.:
اللَّهُمَّ اجْعَلْ فِى قَلْبِى نُورًا وَفِى بَصَرِى نُورًا وَفِى سَمْعِى نُورًا وَعَنْ يَمِينِى نُورًا وَعَنْ يَسَارِى نُورًا وَفَوْقِى نُورًا وَتَحْتِى نُورًا وَأَمَامِى نُورًا وَخَلْفِى نُورًا وَعَظِّمْ لِى نُورًا

“ALLAH'ım! KALBimde nur, gözümde nur, kulağımda nur, sağımda nur, solumda nur, üstümde nur, altımda nur, önümde nur var eyle, benim nurumu artır.”
(Müslim, Müsâfirîn, 181.)

Şeklindeki duâsı bu anlayışın bir yansımasıdır..

Gerek inançsızlık gerekse işlenen günahlar insanı mânevî güzelliklerden feyz alamayacak şekilde nefsin ve şeytanın oyuncağı hâline getirebilmektedir. Bu durum
KALBin akıl, basiret ve duygu yönlerini kaybederek mânâsızlaşmasına yol açmaktadır. Nihayet KALB işlenen günahların ağırlığı altında paslanma (rayn), sapma (zeyğ), hastalanma (maraz), katılık (kasvet), perdelenme (gulf), körleşme ('amâ), mühürlenme (hatm), kilitlenme (kufl) gibi Kur’ÂN ve hadislerin haber verdiği bir dizi mânevî hastalığa maruz kalmaktadır..


Resim---Nitekim Sevgili Peygamberimizin bir hadisinde.:
إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِى قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ فَإِذَا هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ وَتَابَ سُقِلَ قَلْبُهُ وَإِنْ عَادَ زِيدَ فِيهَا حَتَّى تَعْلُوَ قَلْبَهُ وَهُوَ الرَّانُ الَّذِى ذَكَرَ اللَّهُ ( كَلاَّ بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ )
“Kul bir günah işlediği zaman KALBinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tevbeve istiğfar ettiği zaman KALBi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm KALBini kaplar. ALLAH'ın, (Kitabı'nda).: "Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları, KALBlerini paslandırmıştır." diye anlattığı "pas" işte budur.” buyrulmaktadır..
(TirmizîTefsirü’l- KurÂN 83)

كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Resim---“Kellâ bel râne alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn (yeksibûne).: Hayır, bilâkis kazanmış oldukları şeyler, onların kalplerinin üzerini kapladı (kalblerini kararttı).” (Mutaffîn 83/14)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11768
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim KALBİN HASTALIKLARI.:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, KALBin hastalıkları üzerinde çok fazla durmaktadır. Pek çok hadiste, insanlar bencillik, haset, kibir, başkalarına tepeden bakmak (ucb), sûizanda bulunmak, kin beslemek (hıkd), insanların başına gelen musibetten zevk almak (şematet), dostlara darılıp onları yüzüstü bırakmak (hecr), sözde durmamak (gadr), dünyaya karşı gözü doymamak (tûl-i emel) gibi kötü duygulara karşı uyarılmıştır.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir başka hadisinde,


لا يجتمع غبار في سبيل الله ودخان جهنم في جوف عبد أبدا ولا يجتمع الشح والإيمان في قلب عبد أبدا
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kulun ALLAH yolunda yuttuğu toz ile cehennem ateşi onun karnında asla birleşmez. Bencillik ve imân da aynı KALBde birleşmez.” buyurmuştur.
(Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 106.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAH'ın rızasına uygun işlerin cehennem ateşine engel olduğunu, buna mukabil, çoğu defa tezahürü başkalarına haset etmek olan bencilliğin imânla bağdaşmayan bir nitelik olduğunu vurgulamıştır. (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 106)
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bencilliğin kapı araladığı diğer pek çok kötü özellikten de bahsetmiştir.
Nezaketsiz ve küstah kimselerin
(Ebû Dâvûd, Edeb, 7.) ve KALBinde zerre kadar kibir bulunanların cennete giremeyeceği, (Müslim, Îmân, 147.) acıma duygusunun sadece günahkâr bedhahların KALBinden çekilip alınmış olduğu, (Tirmizî, Birr, 16.) bir Müslüman'ın, kardeşini küçük görmesinin ona şer olarak yeteceği (Tirmizî, Birr, 18.) gibi sözlerle pek çok konuda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in uyarısı vardır.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, cuma namazının terki ya da önemsemeyerek, özürsüz olarak üç defa terk edilmesi durumunda KALBin mühürleneceğini ifâde etmiş ve minberden.:


لَيَنْتَهِيَنَّ أَقْوَامٌ عَنْ وَدْعِهِمُ الْجُمُعَاتِ أَوْ لَيَخْتِمَنَّ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَلَيَكُونَنَّ مِنَ الْغَافِلِينَ
“Ya birtakım kimseler cuma namazlarını terk etmekten vazgeçerler ya da ALLAH onların KALBlerini mühürler ve onlar artık gafillerden olurlar.” buyurmuştur. (Nesâî, Cum’a, 2.)
şeklinde mü’minleri uyarmıştır.

Aslında bu uyarı, cemaatten ve ibadetten kopuşun ne derece vahim bir sonuç doğuracağını mü’minlere hatırlatmaktadır. Zirâ din, bireysel yaşantı ile ilgilendiği kadar toplumsal hayata da düzen vermektedir.
(Müslim, Cum’a, 40.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in.:
وَاللَّهِ لَتُقِيمُنَّ صُفُوفَكُمْ أَوْ لَيُخَالِفَنَّ اللَّهُ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ
“Saflarınızı düzeltin ki ALLAH KALBlerinizi başka başka yönlere döndürmesin.”
(Ebû Dâvûd, Salât, 93.)
Sözü ibadet ve cemaatin gönüle ne derece olumlu etkisinin olduğunu anlatmaktadır.
ALLAH yolunda verilen mücadele ve savaştan geri kalmak KALBlerin mühürlenmesinin nedenleri arasındadır.:


رَضُواْ بِأَن يَكُونُواْ مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لاَ يَفْقَهُونَ
Resim---“Radû bi en yekûnû meal havâlifi ve tubia alâ kulûbihim fe hum lâ yefkahûn (yefkahûne).: Geri kalanlarla beraber olmaya razı oldular. Ve onların kalblerinin üzeri tabedildi (mühürlendi). Artık onlar fıkıh edemezler-iyice anlamazlar.”(Tevbe 9/87)

Âyetten anlaşıldığına göre KALBle beraber kulak ve göz gibi duyu organları da mühürlenmektedir.

أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---“Ulâikellezîne tabeallâhu alâ kulûbihim ve sem’ihim ve ebsârihim, ve ulâike humu’l- gâfilûn (gâfilûne).: İşte onlar, ALLAH'ın kalblerini, işitme hassalarını ve görme hassalarını tabettiği (mühürlediği) kimselerdir. Ve işte onlar; onlar, gâfillerdir.” (Nahl 16/108)

Duyu organlarının mühürlenmesi, insanın hakikatleri anlayamayacak şekilde,

ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
Resim---“Zâlike bi ennehum âmenû summe keferû fe tubia alâ kulûbihim fe hum lâ yefkahûn(yefkahûne).: Bu, onların iman etmeleri sonra inkâr etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalblerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.”(Münâfikûn 63/3)

Gafil hâle gelmesine,

أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim---“Ulâikellezîne tabeallâhu alâ kulûbihim ve sem’ihim ve ebsârihim, ve ulâike humu’l- gâfilûn (gâfilûne).: İşte onlar, ALLAH 'ın kalblerini, işitme hassalarını ve görme hassalarını tabettiği (mühürlediği) kimselerdir. Ve işte onlar; onlar, gâfillerdir.” (Nahl 16/108)

Ve büsbütün aşırı arzulara kapılmasına,

وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِندِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ آنِفًا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ
Resim---“Ve minhum men yestemiu ileyke, hattâ izâ harecû min indike kâlû lillezîne ûtûl ilme mâzâ kâle ânifâ (ânifen), ulâikellezîne tabaallâhu alâ kulûbihim vettebeû ehvâehum.: Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, ALLAH 'ın, kalblerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbî olanlardır.” (Muhammed 47/16)

Neden olmaktadır.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu şekilde KALBi gaflet ve eğlence içinde olan kişilerin duâsının ALLAH katında kabul edilmeyeceğini haber vererek
(Tirmizî, Deavât, 65.)
bu gibi kişilerin insan için ALLAH'a ulaşmanın en önemli vasıtalarından olan duâ nimetinden mahrum kaldıklarını ifâde etmiştir.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir gün Ebû Zerr'e, şöyle diyerek gönül zenginliğine vurgu yapmıştır.:


الْغِنَى فِي الْقَلْبِ ، وَالْفَقْرُ فِي الْقَلْبِ ، مَنْ كَانَ الْغِنَى فِي قَلْبِهِ لا يَضُرُّهُ ، مَا لَقِيَ مِنَ الدُّنْيَا ، وَمَنْ كَانَ الْفَقْرُ فِي قَلْبِهِ ، فَلا يُغْنِيهِ مَا أَكْثَرَ لَهُ فِي الدُّنْيَا ، وَإِنَّمَا يَضُرُّ نَفْسَهُ شُحُّها.
“Zenginlik de fakirlik de KALBdedir. Gönlü zengin olana dünyada karşılaştığı zorluklar zarar vermez. KALBinde (mânevîbir) fakirlik bulunan kişiyi ise dünyadan nasiplendiği yığın yığın mal âbâd etmez. Bilakis bunlara bağlanıp pintilik etmesi nefsine zarar verir.”
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, II, 154.)

Bu vurgu Amr b. Âs'tan rivâyet edilen, şu hadisle olabildiğine derinleşmektedir.:
إِنَّ مِنْ قَلْبِ ابْنِ آدَمَ بِكُلِّ وَادٍ شُعْبَةً فَمَنِ اتَّبَعَ قَلْبُهُ الشُّعَبَ كُلَّهَا لَمْ يُبَالِ اللَّهُ بِأَىِّ وَادٍ أَهْلَكَهُ وَمَنْ تَوَكَّلَ عَلَى اللَّهِ كَفَاهُ التَّشَعُّبَ
“Âdemoğlunun KALBinden bütün (arzu) vadilerine (uzanan) yollar vardır. ALLAH, KALBini bütün bu yollara açmış olan kişiyi bunların hangisinde helâk ettiğini önemsemez, fakat kim ALLAH'a güvenirse ALLAH onu (arzularının) keşmekeşliğinden kurtarır.”
(İbn Mâce, Zühd, 14.)

İnsan, arzularından güzel ve temiz olanları seçip kendisini salih amellere götürecek duygulara teslim olduğunda, kötülüklerin KALBinde oluşturduğu (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 4) kararmadan kurtulmakla kalmamakta, kendisinden yol bulan güzel arzuların çağladığı düşünce pınarlarından beslenen KALB, zamanla ilâhî bir temizlenmeye liyakat kazanarak bembeyaz olmaktadır. Bir hadiste bu durum şöyle dile getirilir.:


فَأَىُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ وَأَىُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ
“Fitneler KALBe işledikçe siyah bir nokta oluşur, KALB onları kabul etmediği takdirde bu sefer KALBde beyaz bir nokta meydana gelir.” (Müslim, Îmân, 231)

İman, ilim ve muhabbet pınarlarıyla beslenen KALB ilâhî güzellikleri elde edecek şekilde beyazlarken, dünyaya çok dalmak, tefekkürü terk etmek, ölümü unutmak, çok gülmek, çok konuşmak (Tirmizî, Zühd, 61.) ve merhametsizlik KALBi hastalıklı bir yer hâline dönüştürmektedir..:

لاَ تُنْزَعُ الرَّحْمَةُ إِلاَّ مِنْ شَقِىٍّ
“Merhamet ancak KALBi katılaşmış inançsız bedhahların KALBinden kaldırılmıştır.”
(Ebû Dâvûd, Edeb, 58.)

Hadisi KALBin ihtiyaç duyduğu merhamet duygusunun önemine işaret etmektedir. Böbürlenerek yürümek, kibir, cimrilik, hilekârlık ve kendini beğenme de insan ile cennet arasına duvarlar ören ve aynı şekilde KALBe zarar veren kötülüklerdir. (Ebû Dâvûd, Sünnet, 27, 28.)
Duygu ve düşüncelerimizin kötü ve çirkin işlerden uzak tutulmasına ve iç dünyamızın mânevî kötülüklerden arındırılmasına yönelik benzer uyarılar, Kur'ân-ı Kerîm'de de dile getirilmiştir.


عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Resim---“Âlimul gaybi ve’ş- şehâdeti’l- azîzu’l- hakîm (hakîmu).: Gaybı (görünmeyeni) ve şahadet edileni (görüleni) bilendir. AZÎZ'dir, HAKÎM'dir.” (Teğâbun 64/18)

تُرْجِي مَن تَشَاء مِنْهُنَّ وَتُؤْوِي إِلَيْكَ مَن تَشَاء وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَ ذَلِكَ أَدْنَى أَن تَقَرَّ أَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَا آتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَلِيمًا
Resim---“Turcî men teşâu minhunne ve tu’vî ileyke men teşâu, ve menibtegayte mimmen azelte fe lâ cunâha aleyk (aleyke), zâlike ednâ en tekarre a’yunuhunne ve lâ yahzenne ve yerdayne bimâ âteytehunne kulluhunn (kulluhunne), vallâhu ya’lemu mâ fî kulûbikum ve kânallâhu alîmen halîmâ.: Onlardan dilediğini ertelersin, dilediğini yanına alırsın. Ve azlettiklerinden (bıraktıklarından) istediğini (tekrar) yanına almanda bundan sonra sana günah yoktur. Bu, onların gözlerinin aydın olması (sevinmeleri), onların hüzünlenmemesi ve bu onların hepsinin senin verdiğin şeylerden razı olmaları için en uygundur. Ve ALLAH, kalblerinizde olanları bilir. ALLAH, ALÎM'dir (en iyi bilen), HALÎM'dir.” (Ahzâb 33/51)

Âyetleriyle insanlar öncelikle KALBlerinin derinliklerine kadar bu çirkin duygulardan arınmaya davet edilmektedir. Çünkü insanın âhirette selâmete ermesi ancak KALBin şirk, küfür, nifâk gibi hastalıklardan salim olmasıyla mümkündür. Nitekim ALLAHu zü’L- CeLÂL.:

يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
Resim---“Yevme lâ yenfau mâlun ve lâ benûn (benûne).: Çocukların ve malın fayda vermediği gün (beni utandırma).” (Şuarâ 26/88)

إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
Resim---“İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm (selîmin).: ALLAH'a selîm (selâmete ermiş) kalble gelenler hariç.”(Şuarâ 26/89)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11768
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim KALB ÇEŞİTLERİ.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem dört çeşit KALB olduğunu haber vermekte ve bu KALBlerden şöyle bahsetmektedir.:

الْقُلُوبُ أَرْبَعَةٌ قَلْبٌ أَجْرَدُ فِيهِ مِثْلُ السِّرَاجِ يُزْهِرُ وَقَلْبٌ أَغْلَفُ مَرْبُوطٌ عَلَى غِلَافِهِ وَقَلْبٌ مَنْكُوسٌ وَقَلْبٌ مُصْفَحٌ فَأَمَّا الْقَلْبُ الْأَجْرَدُ فَقَلْبُ الْمُؤْمِنِ سِرَاجُهُ فِيهِ نُورُهُ وَأَمَّا الْقَلْبُ الْأَغْلَفُ فَقَلْبُ الْكَافِرِ وَأَمَّا الْقَلْبُ الْمَنْكُوسُ فَقَلْبُ الْمُنَافِقِ عَرَفَ ثُمَّ أَنْكَرَ وَأَمَّا الْقَلْبُ الْمُصْفَحُ فَقَلْبٌ فِيهِ إِيمَانٌ وَنِفَاقٌ فَمَثَلُ الْإِيمَانِ فِيهِ كَمَثَلِ الْبَقْلَةِ يَمُدُّهَا الْمَاءُ الطَّيِّبُ وَمَثَلُ النِّفَاقِ فِيهِ كَمَثَلِ الْقُرْحَةِ يَمُدُّهَا الْقَيْحُ وَالدَّمُ فَأَيُّ الْمَدَّتَيْنِ غَلَبَتْ عَلَى الْأُخْرَى غَلَبَتْ عَلَيْهِ
“Dört çeşit KALB vardır. Kandil gibi parıl parıl parlayan pürüzsüz KALB, kılıflara sarılmış KALB, tersine dönmüş KALB ve sadece dış yüzeyden ibaret KALB! Parıl parıl parlayan KALB mü’minin KALBidir. Onun kandilinde nur asla eksik olmaz. Kılıflı KALB kâfirin KALBidir. Tersine dönmüş KALB hakikati tanıyıp sonra inkâr eden münafığın KALBidir. Sadece dış yüzeyden ibaret KALB ise içinde imân ve nifâk bulunan bir KALBdir. Bu KALBdeki imân, temiz suyla beslenen bir bitki gibi, nifâk ise irin ve kanla beslenen bir yara gibidir. Artık hangi özellik diğerine baskınsa KALBde o galip gelir.” buyurmuştur.
(İbn Hanbel, III, 17.)

Mü’minin KALBi, ifâde edildiği üzere, Selim olan KALBdir. Böylesi bir KALB imânla ışıldar ve iyi niyetlerle bembeyaz olur. Bu çerçevede Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in niyazı, KALBin kötülüklerden muhafaza edilmesinin yanı sıra ALLAH'ın KALBlere hidâyet vermesi, Müslümanların KALBlerini birleştirmesi (İbn Mâce, Dua, 2.) ve doğru sözlü bir dil ve KALB-i Selim bahşetmesi şeklinde olmuştur. (İbn Hanbel, IV, 125.) KALB-i Selim, ALLAH'a teslim olup selâmet bulmuş olan hastalıksız KALBdir. Böylece KALB güven içinde ve kaygılardan arınmış, kurtuluşa ve doyuma ulaşmış olur..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem böyle bir KALB için gece namazından sonra.:
اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِكَ تَهْدِى بِهَا قَلْبِى
“ALLAH'ım! Senin katından öyle bir rahmet istiyorum ki o rahmet vasıtasıyla KALBimi doğru yoluna ilet.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Deavât, 30.)

Şeklinde niyazda bulunmuştur.

Resim---Hz. Âişe radiyallahu anha'nın bildirdiğine göre uykudan uyanırken ettiği DUÂsında ise.: "ALLAH'tan hidâyete erdirdikten sonra KALBini saptırmamasını istemiştir.” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Edeb, 98, 99.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir başka duâsında ise âdeta kar suyu ile yıkanmış gibi pak bir KALB ister.:
اللَّهُمَّ اغْسِلْ عَنِّى خَطَايَاىَ بِمَاءِ الثَّلْجِ وَالْبَرَدِ ، وَنَقِّ قَلْبِى مِنَ الْخَطَايَا ، كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الأَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ
“ALLAH'ım! Günahlarımı kar ve dolu suyu ile yıka ve beyaz elbiseyi kirden temizler gibi KALBimi hatalardan arındır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Deavât, 39.)

KALBi, Selim hâle getirebilmek için KALBin halis niyetler ve güzel amellerle beslenmesi gerekir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu amelleri çeşitli sözlerinde açıklamıştır.

Resim---Bunlardan birinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:

سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِى ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ الإِمَامُ الْعَادِلُ ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِى عِبَادَةِ رَبِّهِ ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِى الْمَسَاجِدِ ، وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِى اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ ، وَرَجُلٌ طَلَبَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ إِنِّى أَخَافُ اللَّهَ . وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ أَخْفَى حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ »
“Yedi kişi vardır ki, ALLAH'ın gölgesi (himâyesi) dışında hiçbir gölgenin (himayenin) olmadığı günde ALLAH onları gölgelendirecektir (himaye edecektir).:...KALBi mescidlere bağlı kişi, birbirlerini ALLAH için sevip ALLAH için bir araya gelen ve O'nun adıyla ayrılan iki dost...” buyurmuştur.
(Buhârî, Ezân, 36.)

Kuşkusuz KALBlerin Selim olabilmesinin akl etmekle yakından ilgisi vardır. Başka bir ifâdeyle KALBin kararması, perdelenmesi ve hakikatleri kavrayamamasının en büyük sebebi Kur’ÂN-ı Kerîm’in ısrarla üzerinde durduğu akletme melekesinin yitirilmiş olmasıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, insanları doğru düşünmeye çağırırken onları akıl nimetinden yoksun olmakla suçlamamış, sadece onları akıllarını gereği gibi kullanmaya dâvet etmiştir. Bununla birlikte bütün peygamberler gönderildikleri toplumlarda katılaşmış ve hakikatlere karşı perdelenmiş KALBleri açmakla görevli kimseler olarak tavsif edilmişlerdir..
(Buhârî, Tefsîr, (Fetih) 3.)

Kur'ân-ı Kerîm, KALBi akılla aynı anlamı çağrıştıracak şekilde de kullanmaktadır. İslâm düşüncesinde KALBin en önemli işlevlerinden biri akıldır. Nitekim Kur’ÂN'da akletme (düşünme) ve fıkhetme (anlama) fiilleri KALBe nisbet edilmiştir.

أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ
Resim---“E fe lem yesîrû fîl ardı fe tekûne lehum kulûbun ya’kılûne bihâ ev âzânunyesmeûne bihâ, fe innehâ lâ ta’ma’l- ebsâru ve lâkin ta’ma’l- kulûbulletî fî’s- sudur (sudûri).: Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin SÎNElerdeki KALBler kör olur.” (Hac, 22/46)

Sahâbenin hadis naklederken, “Kulaklarım dinledi ve KALBim kavradı.” deyip hadis naklinde bulunmaları, (Tirmizî, Diyât, 5.) bazı sahâbîlerin Kur’ÂN-ı Kerîm’i okudukları hâlde KALBlerinin kavramadığından yakınarak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e başvurmaları, (İbn Hanbel, II, 173.) vahyin en canlı olduğu dönemde KALBin anlama ve kavrama yeri olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Hz. Ali kerremallahu vechehu de aklın KALBde bulunduğunu açıkça ifâde etmiştir. (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 192.)
İslâm âlimleri aklı, “KALBde bulunan, hak ve bâtılı ayırt etmede vasıta olan nûr” şeklinde târif ederek aklın KALBle olan ilişkisini vurgulamışlardır. Dinin akıl sahiplerine hitap etmesi ve onları sorumlu tutması akıl yoluyla KALBe yüklenen inanma sorumluluğu ile yakından ilgili görülmüştür. Nitekim bir hadiste aklı olmayanların sorumlu olmadıkları belirtilmektedir..
(Tirmizî, Hudûd, 1.)
Müslüman olmanın ya da dinî emirlere muhatap olmanın ilk şartı akıllı olmak, diğer bir şartı ise KALBi ALLAH'a teslim etmektir. Kişi dili ile ikrar etmedikçe ve KALBiyle teslim olmadıkça Müslüman olamaz.
(İbn Hanbel, I, 388.)
Bu bakımdan ALLAH'a imân etmek için aklını kullanarak her türlü bilgiye ulaşan kişinin bu bilgileri KALBi ile de benimsemesi gerekir. Esasında KALBlerin mühürlenmesi, kılıflanması;


وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَل لَّعَنَهُمُ اللَّه بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلاً مَّا يُؤْمِنُونَ
Resim---“Ve kâlû kulûbunâ gulf (gulfun), bel leanehumullâhu bi kufrihim fe kalîlen mâ yu’minun (yu’minûne).: Ve dediler ki: “Bizim kalplerimiz kılıflıdır.” Hayır, ALLAH, küfürleri (sebebi) ile onları lânetledi. Bu sebeble ne kadar az îmân ediyorlar.” (Bakara 2/88)

Kilitli olması:

الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ
Resim---“Ellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi edalle a’mâlehum.: İnkâr edenlerin ve (insanları) Allah'ın yolundan men edenlerin amellerini (Allah) boşa çıkardı.” (MuhaMMed 47/24)

Gibi ifâdelerle bir yönüyle anlatılmak istenen, insanların hakikatler karşısında akıllarını gereği gibi kullanmadıklarıdır.
Ayrıca KALB; irade, ilim ve imânın ortaklaşa mahalli olduğu için Kur'ân-ı Kerîm akletmeyi; inanmak, vahyi kabul etmek ve gerçeği kavramak anlamlarında da kullanmaktadır;

Bakara 2/171; Yûnus 10/42; Enfâl 8/22; Hûd 11/51; Enbiyâ 21/10; Mü’minûn 23/80; Kasas 28/60;

وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ
Resim---“Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbi’s- saîr (saîri).: Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.” (Mülk 67/10)

Resûlü Ekrem Efendimiz ALLAH'ın Kitabı'ndan nasibini almamış bir insanı, içinde hiç kimsenin oturmadığı viran bir eve benzetmiştir. (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 18.)
Sahâbe-i kirâmdan Abdullah b. Mes'ûd, KALBin olgunlaşması ve dimağların ilâhî kelâmla dolması için Kur’ÂN okumaya teşvik etmiştir.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:“KALBlerinizi onunla (Kur’ÂN ile) mâmur kılın.” buyurmuştur.
(Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 4.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, KALBlerin tefrika girdabına kapılmalarına karşı insanları ikaz ederek çarşı ve pazarlardaki koşuşturmaya kapılıp (Tirmizî, Salât, 54.)
KALBimizi mânevî lezzetlerden mahrum etmememiz gerektiğine işaret etmektedir. Bu doğrultuda;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّ كَثِيرًا مِّنَ الأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû inne kesîran mine’l- ahbâri ve’r- ruhbâni le ye'kulûne emvâle’n- nâsi bi’l- bâtıli ve yasuddûne an sebîlillâh (sebîlillâhi), vellezîne yeknizûne’z- zehebe ve’l- fıddate ve lâ yunfikûnehâ fî sebîlillâhi fe beşşirhum bi azâbin elîm (elîmin).: Ey iman edenler! Muhakkak ki; ahbarlardan (yahudi âlimlerden) ve ruhbanlardan (rahiblerden) çoğu, mutlaka insanların mallarını bâtılla (boş yere, haksız olarak) yerler ve ALLAH'ın yolundan engellerler (mani olurlar). Ve altın ve gümüşü biriktiren ve onu ALLAH YOLUnda infâk etmeyen kimseler; artık onlara elîm azâbı haber ver.”(Tevbe 9/34)

Âyeti inince ashâbının hangi metâ’ daha iyiyse onu edinelim, şeklindeki sözlerine karşılık şöyle buyurmuştur:

أَفْضَلُهُ لِسَانٌ ذَاكِرٌ وَقَلْبٌ شَاكِرٌ وَزَوْجَةٌ مُؤْمِنَةٌ تُعِينُهُ عَلَى إِيمَانِهِ
“(Dünyada en değerli olan şey) zikreden bir dil, şükreden bir KALB ve kişinin imânının yaşamasında ona yâr ve yardımcı olan inançlı bir eştir” buyurmuştur..
(Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 9.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in mü’minin KALBi olarak tanımladığı KALB şudur:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e.:

أَىُّ النَّاسِ أَفْضَلُ
“İnsanların hangisi daha faziletlidir?” diye sorulduğunda,
كُلُّ مَخْمُومِ الْقَلْبِ صَدُوقِ اللِّسَانِ
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “KALBi mahmûm ve dili doğru olan her mü’min böyledir.” buyurmuştur.
Ashâb.:

صَدُوقُ اللِّسَانِ نَعْرِفُهُ فَمَا مَخْمُومُ الْقَلْبِ
“Doğru sözlü ne demek biliyoruz ama mahmûm KALB nedir bilmiyoruz.” deyince, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
« هُوَ التَّقِىُّ النَّقِىُّ لاَ إِثْمَ فِيهِ وَلاَ بَغْىَ وَلاَ غِلَّ وَلاَ حَسَدَ
“Mahmûm KALB, ALLAH'tan korkan, tertemiz KALBdir. Onda günaha, zulme, kine, hasede yer yoktur” buyurmuştur.
(İbn Mâce, Zühd, 24.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Yâ Resûlullah!! İman nedir?” diye soran sahâbîsine.:
أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ وَأَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْكَ مِمَّا سِوَاهُمَا وَأَنْ تُحْرَقَ بِالنَّارِ أَحَبُّ إِلَيْكَ مِنْ أَنْ تُشْرِكَ بِاللَّهِ وَأَنْ تُحِبَّ غَيْرَ ذِي نَسَبٍ لَا تُحِبُّهُ إِلَّا لِلَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَإِذَا كُنْتَ كَذَلِكَ فَقَدْ دَخَلَ حُبُّ الْإِيمَانِ فِي قَلْبِكَ كَمَا دَخَلَ حُبُّ الْمَاءِ لِلظَّمْآنِ فِي الْيَوْمِ الْقَائِظِ
“ALLAH'tan başka ilâh olmadığına ve MuhaMMed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, ALLAH ve RESÛLü'nü her şeye tercih edebilmen, ateşte yanmayı ALLAH'a şirk koşmaya tercih edebilmen, soylu olmasa da bir kişiyi, sadece ALLAH için sevebilmendir. Eğer bunları yapabiliyorsan tıpkı sıcak bir günde su arzusunun, susuz kişinin KALBine işlemesi gibi imân aşkı da senin KALBine işlemiş olur.” buyurmuştur.
(İbn Hanbel, IV, 11.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
قَدْ أَفْلَحَ مَنْ أَخْلَصَ قَلْبَهُ لِلْإِيمَانِ وَجَعَلَ قَلْبَهُ سَلِيمًا وَلِسَانَهُ صَادِقًا وَنَفْسَهُ مُطْمَئِنَّةً وَخَلِيقَتَهُ مُسْتَقِيمَةً وَجَعَلَ أُذُنَهُ مُسْتَمِعَةً وَعَيْنَهُ نَاظِرَةً فَأَمَّا الْأُذُنُ فَقَمِعٌ وَالْعَيْنُ بِمُقِرَّةٍ لِمَا يُوعَى الْقَلْبُ وَقَدْ أَفْلَحَ مَنْ جَعَلَ قَلْبَهُ وَاعِيًا
“KALBini yalnızca imâna tahsis eden, KALBini Selim, dilini doğru, nefsini doymuş, ahlâkını düzgün kılan ve kulaklarını (hak yolunda) haberci, gözlerini (KALB izinde) bekçi kılan kişi kurtuluşa ermiştir... KALBini (ilâhî güzelliklerin dolup taştığı) bir kap hâline getiren kurtuluşa ermiştir.” buyurmuştur.
(İbn Hanbel, V, 147.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11768
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KeLÂMuLLAH-ta ve RESÛLuLLAH-ta KALB..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Bu ÂLEMîn Kargaşası içinde MuhaMMedî TâLim ve TERBİYeden YOksun BırakıLan İNSÂNoğLu NEFsi=>Hevâ-Hevesine UYar ve Aç KurtLar gibi SALdırıp Kendi NEFSinin FiravunLuğunu FiiLen Yaşamaya ve Çevresin de Yaşatıp Hayatı Cehenneme ÇEViRiR!.

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
Resim---"Fe kâle ene RABBukumu’l- a’lâ.: Sonra da (Firavun) dedi ki: “Ben sizin çok yüce RABBinizim.” (Nâziât 79/24)

İşte problem de bu NOKTardan çıkar.. KENdi Nesini DÜŞÜNmeye sevkerdese GÖRür ki... Dininde, Dünyasında ve Âhiretinde, kendisinin yaratılmasında MURADULLAH ne ise, ne için yarattığı?. MURADULLAH ne ise =>Doğurtuyor, YAŞAtıyor, ÖLdürüyor ve HESABa ÇEKeceğini söylüyor mu?. Söylüyor!. UYguluyor mu?. UYguluyor!.
İşte bu işi yapan köle kimdir esas FetÂ=>Köle Şahsın adı =>“AKIL”dır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “AkLı oLmayanın dini de yoktur.” buyurmuştur.
(Tirmizî; Kenzu’l- Ummâl, C14,s.73.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kişi, İLMi ve AKLı sayesinde kurtuLur.” buyurmuştur.
(Deylemî.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “AKILLı kimse kurtuLuşa ERmiştir.” buyurmuştur.
(Buhârî.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “AKıL, İMÂNdandır.” buyurmuştur.
(Beyhekî.)

Elbette bahsedilen SİLM AKILdır ki =>MuhaMMedî Hakikat RÜŞDüne ERmiş ERgin AKILdır. Yoksa şimdilerde çokça olduğu gibi ham ve şaşkın aklıyla İslâm Dinini sorgulamay yargılamaya kalkışır ki,

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dini, aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.” buyurmuştur.
(Taberanî.)

AKLı OLmayana veya bu konuda kullanmayı tercih etmeyenlere bir sorumuz zâten yoktur. Kaldı ki, dikkat ederseniz Kur’ÂN-ı Kerîmde;

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
Resim---"Küllü nefsin bimâ kesebet rehînetun.: Bütün nefsler, iktisab ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).” (Müddesir 74/38)

Her NEFİS YAPtığı İŞe KARŞILık REHİNEdir.. Bu Kur’ÂNî bir hükümdür..
AKIL =>ZÂHİR İLİMden =>BÂTIN İLMe..
LEDÜNN İLMİni ÖĞRENmek için uzun bir zaman gerekiyor, ÇİLE gerekiyor çEKmek gerekiyor.. Çeken Çekilen ve Çektirenin BULUŞması GEREKiyor..
ÇEKEN =>Benim..
ÇEKTİRen =>Şahdamarımdan yakîn OLan RABBım TeÂLÂ..
ÇEKİLENse =>HAYATımmış.. Hayatım neymiş?.
Ne OLacak =>GELdiğim YERe geri RUCÛ’ ETmekmiş..


ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---“İrciî ilâ RABBiki râdıyeten mardıyyeh (mardıyyeten).: Dön RABBine, sen O'ndan O senden hoşnut olarak!” (Fecr 89/28)

Zâten geleceksin gelmesine!. Mesele gönüllü mü, dosdoğru mu, emredildiğin gibi mi geleceksin.. yâni insan gelecek gelmesine de, leşi mi gelecek yoksa şeref taşıyan başı mı gelecek ona bakılıyor.. cennet bahçesine mi gelecek yoksa tutukevine mi gelecek ona bakılıyor..
Bunun için akıl nereye yürüyor Hâlim can?. Nakle gidiyor.. Bu iki denizin birleştiği yere kadar gideceğim diyor. O nakli bulmak için iki denizi birleştiren diyorum araya elimde fiş piriz arıyorum cereyanın orada olduğunu biliyorum çünkü..
AKIL durmadan =>“Lâ İLâhe” İNKÂRını diyor..
NakiL de diyor ki =>“İLLâ ALLAH” İKRÂRını ki, bunu bulmazsa veya boş verir de bulamazsa “Lâ İLâhe” İNKÂRı BAŞına GEÇer..

NEREde BULUŞALım?.
=>TEVHİD TEPESİnde buluşalım..
=>Mecmea’l- Bahrayni.. İkİ DENİZin BİRLEŞtiği YERe..
İkisinin arasının birleştiği yere Sırat-ı Müstakîm üzere yâni Kemâlât Kavşağı olan KALBe ulaşmaya azmediyoruz..
Çünkü “Şeytanımı Müslüman ettim!”..Dersin de =>Nasıl?.


Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat ALLAHu Teâlâ bana yardım etti ve şeytanım müslümÂN oldu, bana yalnız iyiliği emr eder!" buyurdu.
(İbn-i Mes'ud’dan; Müslim)

Ben şeytanımı MüslümÂN ettim, Rabbım’ın yardımıyla o bana iyiliği emreder.
Şeytan emrediyor iyiliği. Kim hangi şeytan?
MüslümÂN olmuş şeytÂN.
MüslümÂN olmuş HİZBUŞEYTANLık =>HİZBULLAHLıktır.
MüslümÂN olmuş FİRAVUN’un adı =>MUSÂ aleyhi’s-selâm gibidir.
MüslümÂN olmuş NEMRUD’un DUYuşu-Uyuşu =>İBRAHÎM aleyhi’s-selâm gibidir.
MuhaMMedî TESLİMİYYEt bu kadar ÖNEMLidir..


Ben şeytÂNımı müslümÂN ettim, ey ÜMMetim siz de müslümÂN edin KURTULursunuz!.
Yâni bilelim ki =>bENde =>İKİLik KALmadı..


Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini BİLen-Tanıyan RABB'isini BİLir-Tanır.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

“Lâ İLâhe” İNKÂRımı => “İLLâ ALLAH” İKRÂRımla BULuşturdum =>Lâ İLâhe İLLâ ALLAH Sırat-ı Müstakîmim OLdu.. KALBimde =>MuhaMMedî TAHKiK İMÂNım budur..
KALBim ki;
BÂTINa BAKan RAHMÂNîYyet FUAD KAPIsı..
ZÂHİRe BAKan RAHÎMîYyet KALB KAPIsı..

“RAHÎM” İsmine dikkat et!.


Resim---Abdurrahman İbni Avf radiyallahu anhu’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH celle celâlihu buyurdu ki: “Ben RAHMÂN’ım, akrabalığı, Rahîmi ben yarattım ve ismim olan RAHMÂN’dan ona isim verdim. Kim akrabaya iyilik ederse, ben de ona iyilik ederim. Kimde ondan ilgiyi keserse, ben de ondan ilgiyi keserim.” buyurmuştur.
((Tirmizi, Birr, 9 (1972).)

MuhaMMedî >HABLi’L- VERÎD
->BİZe BİZden de ->AKRABa celle celâluhu:


Bendeki “BEN”: Muhitte “ben” Merkezde “BEN”:
Âfak Akıl için, Ulaştıkça daha ilerisi OL-AN târifsiz Sonsuz UFUKlar, DIŞımız olup:
MUHiT-te O ALLAH celle celâluhu..


وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim---“Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı). Ve kânallâhu bi kulli şey’in MUHÎTâ(muhîtan) : Göklerde ve yerde ne varsa tümü ALLAH'ındır. ALLAH, her şeyi kuşatan-kapsayandır.” (Nisâ 4/126)

Enfüs ise dıştaki Kâinâttan Bedene Yöneldiğimizde ÖZ –İÇÂlemimizdir..
Beden-Sadr-KALB-Fuad-LüB-LüBb’ül-LüB, habl’il-Verid ve de AKDES..
Ama Ulaşılamayan MERKEZ-de O RABBu’l-ÂLEMin celle celâluhu..


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min hablil verîdi : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha YAKINız.” (Kaf 50/16)

KARîB.: Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım..AKRABa..
GARîB.: Kimsesiz. Zavallı. Gurbette olan..


Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu: Nefsini
tanıyan kimse RABBini tanımış olur.”
buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Şe’ÂN: her ÂN YENiden TARATış SeBBehâsı..
Şu ÂN <-> Şe’ÂN -> ŞeHÂDeti..:
SeBBeHa.. TeSBih!. feSEBBih!.:


يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---YUSEBBİHU lillâhi mâ fî's- semâvâti ve mâ fî'l- ardıl meliki'l- kuddûsi'l- azîzi'l- hakîm (hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (ve TENZÎH) ETMEKDEDİR.(Cumâ 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..

Yerdeki göklerdeki ZeRReler yani ATOMlar vede Kürreler-Galaksiler,
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüş RAKSı hep sürecek her AN yeniden Yaratılan ŞE'ENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILLarımız DEVR-ÂNı ANLarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâimindeyiz inşâe ALLAH!.
İşte her ZeRReye bahşedilen bu Rüşd Raksı, Yeniden Yartış Hareketi Merkezin DENGE için ÇEKimine karşı Merkezkaç DÜZEN Kuvvetini doğurup VARlığı oluşturmaktadır her ÂN ŞeÂNullahta..


Resim SIRAt-ı MUSTAKîMimİZzz!.

BeDeN =>SaDR =>KALB =>FuaD =>LüB =>LüBbü'L-LüB =>HaBLi'L-VeRîD ve de =>AKDES..

Aziz KardeşLerimiz;
“ANA Rahmi” dediğimiz yer, kâinâta gözümüzü açtığımız annemizin rahmidir buraya kadardır ki, doğduğumuz güne kadar geldik..
İslam Dini, bir vites değiştirme gibi değildir. İslam Dini dördü bir arada yaşanan bir dindir.. her insan bilsin bilmesin KALBini.. Bilmesi için KALB profesörü mü olacak!. Benim bilmediğim binlerce organ vardır ama bir tıp doktoruyla konuşsa ya da profesörüyle konuşsan şaşar kalırsın. benim bunlardan hiç haberim yok ne zamana kadar?. O organda bir sorun çıkarsa, trioid bezi, proit bezi o zaman öğreniyorsun demek istiyorum..
Ama yaşıyorsunuz onlarla.. Biz şeriatı yaşarken Hakikat-ı MuhaMMedîyyeyi yaşamıyor muyuz?. Yaşıyoruz ancak biz bunu daha düzgün bir şekilde bilerek yaşayaBİLiriz.. onu demek istiyorum Kemâlât Kavşağımızla herkesin buluşma hakkı vardır.. Çünkü herkeste akıl vardır herkesin aklı kaderi kadardır.. kaderince, aklı kadarınca.. kendi kaderince aklı kadarınca.. naklı kaderince aklı kadarınca demek istiyorum Barbaros..
Bunu seviyelememiz lâzım evet iki denizin birleştiği yere kadar..


Resim


Resim

AALLAHümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebiyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BEYtihi ve's-sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-SeLâmet
İZZet-i İhsÂNınLa LûTFet =>BİZi =>RASÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem EFENDİmizin
ŞEHÂDEt ŞEREFinde KALBLerimizi =>Şehâdet CEM’ Merkezimiz KıL!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..

İÇ İÇe KALBim >FuAD-ım.:
http://muhammedinur.com/forum/viewtopic ... uad#p91352
Resim
Cevapla

“Divanında Muhammedi Tasavvuf” sayfasına dön