Kulihvani 42. SALÂVÂT-I ŞERÎFE ŞERHi

Cevapla
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Kulihvani 42. SALÂVÂT-I ŞERÎFE ŞERHi

Mesaj gönderen nur-ye »

ResimKUL İHVÂNİ 42. SALÂVÂT-I ŞERÎFE ŞERHi

Euzû billâhi's-semîi'l-alîmî min e'ş-şeytâni'r-racîm!.
Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm!..
Resim

ŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN'İN SALÂVATI

GAYÂTܒL-HAYRÂT

Resim
TÜRKÇESİ:

1) Allahümme salli adde mesâkîli zerreyati'l-vücûdi biddevâmi
Ve adde ma kad ehâta bihi ilmüke yâ Allâmi
Mimma kâne ve mâ kad yekûnü ebede'l-âbidine
Ala seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve cemi'il enbiyâi aleyhimüsselâmi



2 )Ve salli RABBi adde mesâkîli mâ kad hasale bit temâmi
Min darbi zerreyâti'l-vücûdi fi nefsiha bi'd-devâmi
Ve mislihi âlâfi ulufi elfi merreten yâ Kerîmû
Alâ Resûlike'l-Mustafa Muhammedin Seyyidi'l-enâmi


3) Ve salli Rabbi adde mesâkîli ma takdiru entucîdehu mine'l-a'demi
Fi'l-kevni ve lâ mekâni' hatte mâ ba'de'l-haşri yevme'l-kıyâmi
Ve adde mâ yahsilü min darbihâ fi nefsiha dâimen yâ Alîmu
Alâ menillezî ihtertehü alâ küllü'l-halâiki ve rafa'tehü ilâ ağlel makâmi



4) Ve salli Rabbi adde'l-evâmiri vennevâhî ve'l-âyâti ve'l-ahkâmi
Ve addemâ veka'a fi'l-kulûbi minel havâtiri ve'l-vesvâsi ve'l-ilhâmi
Ve addel harekâti ve's- sekenâti ve'l-enfâsi ve elvâni'l-halâiki
Alâ menillezî faddaltehü ve karrabtehü ve nezzelte aleyhi ahsene'l-kelâmi



5) Ve salli Rabbi adde efradi cüziyyâti envâi'l-ervâhi ve'l-ecsâmi Ve adde mâ halaktehu
ve kevventehü fi haze'd- dâri ve fi dâri's- selâmi
Ve adde mevcûdâti'l-kevneyni vemâ fihâ mine'l-hakaiki ve'd- dekaik
Alâ menillezi levlâhü lemâ halakte'l-halka vele'l-eflâke'l-azâmi



6) Ve salli Rabbi adde mesâkîli zerreyâti dâirati'l-imkâni
Min tâhti's- serâ ilâ a'le'l-arşi vemâ kad yekûnü fi'l-cinâni
Ve adde mâ hasale min darbihâ finefsihâ bi adedihâ yâ Muhîtu
Alâ Habîbike'l-Muhtâr Muhammedî'n-nebiyyî âhiri'z-zamani



7) Ve salli RABBi adde mâ keşeftehü likulûbi'l-Ârifîne fi'l-kevni velâ mekani
Ve adde ma teallekat bihi's- seb'ü's-sıfâti bi'l-'icâdi ve'l-imkâni
Ve adde mâ yahsilü min darbi'l-madrûbi fi'l-madrûbi fi küllü tarfeti'l-aynî
Alâ men'illezî rafa'tehü ile bisati'l-kudreti hatta raâke bi'l-i'iyâni



8) Ve salli Rabbi adde mâ fi'l-arşi ve'l-kürsiyyi ve's-sidreti ve'l-cinâni
Mine'l-melâiketi ve'l-hûri ve'l-kusûri ve't-tuyûri ve'l-vildâni
Ve adde vezni mesakilihim bimâ fihim kezâ mâ'a's-sebi't-tıbâki
Ala menillezî karrabtehü kabe kavseyni ve kellemtehü bi ebleği'l-beyâni


9) Ve salli Rabbi adde mâ'fil ardı mine'l-insi ve'l-cinni ve'l-envâi'l-hayevâni
Ve adde mâ'fi'l-enhari ve'l-uyuni ve'l-buhuri kezâ mea mâ fi'n- nirâni
Ve adde vezni mesekilihim bimâ fihim mea adde eczâ' i cem'i'l-halâiki
Alâ menillezî isteğraka fi cemâlîke ve hatabeke bi efsahi'l-lisâni


10) Ve salli Rabbi adde mâ fi'l-levhi'l-mahfûzi kezâ mea mâ fi'l-Kur'ânî
Mine'l-âyâti ve'l-lügâti ve'l-hurûfi ve'l-elfâzi ve'l-meânî
Ve adde eczâi cüz'iyyâti'l-ekvâni vemâfihâ minne'l-iberi ve'l-esrâri
Ala nûri'l-kevneyni sirrü'l-vücûdi Muhammedin seyyidi ehli'l-cinâni


11) Ve salli Rabbi adde mesâkîli cemi'i mâ zekertü fil ebyâti bi'l-mekâli
Mea adde mâ kad hasale min darbi'l-mecmu i fi'l-mecmu'i'bi'd-devmi ve'l-kemâli
Alâ ruhi'l-vücûdi şemsi'd-duhâ Muhammedin Ve'l-enbiyâ-i cemi'an
Ve Ebi Bekri's-sıddık ve Ömere ve Osmânâ ve Alîyyi ve's-sahâbeti ve'l-âli



12) Ve salli Rabbi adde mesâkîli küllü mâ halaktehü fi hâze'l-kevni vefi'lkevni'l-bekâi
Alâ nûri'l-hudâ Muhammedini'l-meb'ûsi rahmeten li'l-âlemîne hatemi'l-enbiyâi
Ve şeffi'hi ilâhi fi'l-hakîri'l-fakîril müsemmâ bi ismihi'l-Hâzînî
Vefinâ ve fi cemi'il müznibîne kemâ şeffe'tehu fi ehli'l-ibâi



Salavâtüllahi ve cemii'l-halki bi'd-devâmi Adde mâ kad ehâta bihi ilmüke yâ Allâmi!
Alâ Seyyidinâ Muhalmedini'l-meb'ûsi rahmeten li'l-âlemîne ve âlihi ve's-sahbihi ve'l-enbiyâi aleyhimu's- selâmi



MÂNÂSI:

1 -Ey ALLAH'ım!
- Mevcûd zerrelerin ağırlığı ve devâmınca
- Ey Alîm, ilmiyin kuşattığınca
- Ebediyete kadar olacaklar ve olanlarca
- Efendimiz MUHAMMED (sav)'e-âline-ashabına cemîi'l-enbiyâya salât getir...

2 -Yâ RABBİ!
- Tam olarak meydana gelen (kemâlât) lerin sayısınca
- Mevcûdâtın zerreleri ve devâmları sayısınca
- Ey Kerîm; bir milyar mislince
- Peygamberin MUHAMMED MUSTAFA (sav)ya bütün varlıkların Efendisine salât et.

3 -Yâ RABBİ!
- Takdir edip yoktan vucûda getirdiğin ve getireceğin şeyler sayısınca
- Kâinâtta ve Lâ mekânda kıyâmete kadar .... hatta haşırdan sonra bile...
- Ey Alîm; dâimâ meydana gelecek şeyler ve bir katı sayısınca
- Bütün varlıklara Peygamber olarak seçip, en yüce makama yükselttiğin Zât'a salât et.

4 -Yâ RABBİ!
- Emirler, nehiyler, âyetler, hükümler sayısınca
- Kalbde meydana gelen düşünceler, ilhâmlar, vesveseler sayısınca...
- Hareketler, sükûnetler, nefes alıp vermeler ve mahlûkatın renkleri sayısınca...
- Üstün kıldığın, kendine yaklaştırdığın ve en güzel sözü indirdiğin Zât'a salât et...


5 -Yâ RABBİ!
- Ferdler, parçalar, envâi çeşit ruhlar ve bedenler sayısınca...
- Bu âlemde ve selâmet yurdunda yarattıklarıyın ve var ettikleriyin sayısınca...
- İki âlemdeki varlıklar ve içlerindeki hakikatler ve incelikler sayısınca...
- “O, olmasaydı halkı ve büyük felekleri yaratmazdım!”buyurduğun Zât'a salât et...

6 -Yâ RABBİ!
- İmkan dâiresindeki bütün zerreler sayısınca...
- Yerlerin altından yüce ARŞ'a kadar ve Cennetinde olacaklar sayısınca...
- Ey Mûhit; onların (yukardakilerin) kendileri ve kat kat fazlası sayısınca...
- Âhir zaman Peygamberi olarak seçtiğin Sevgilin MUHAMMED (sav)'e salât et...

7 -Yâ RABBİ!
- Âriflerin kalplerine kâinâtta ve Lâ Mekân da keşfettirdikleriyin sayısınca...
- Yaratma ve icâbla alâkalı yedi sıfatın taâllûk ettiği şeyler sayısınca...
- Göz açıp kapayıncaya kadar meydana gelecek şeylerin kat ve kat adedince...
- Kudret Makamına ulaştırdığın ve Seni ayân-beyân gören Zât'a salât-ü-selâm et...

8 -Yâ RABBİ!
- ARŞ'da, Kürsî'de, Sidre'de ve Cennet'te olan,
- Melekler, Hurîler, Saraylar, Kuşlar ve Vildânların (ağırlığınca) ve içlerindekilerin sayısınca...
- Ve kezâ yedi tabakâ (yedi kat semâ) ağırlığınca...
- Kâbe Kavseyn'e yaklaştırıp en belâğâtlı sözle konuştuğun Zât'a salât et...

9 -Yâ RABBİ!
- Yeryüzünde bulunan insan, cin ve her çeşit hayvan sayısınca...
- Ve nehirlerde, kaynaklarda, denizlerde, niranda (narlar-nurlarda) olan şeyler sayısınca...
- Bunların ve içlerindekilerin ağırlıklarıyla beraber onların ve onların her zerresi ve bütün varlıkların da sayısınca...
- Senin Cemâline gark olan (dalan) ve Sana en güzel hitâbda bulunan Zât'a salât et...

10 -Yâ RABBİ!
- Levh-i Mahfuz'da bulunan ve kezâ Kur'ân'da bulunan,
- Âyetler, lugâtlar, harfler, lâfızlar ve mânâlar sayısınca...
- Kâinâtın en küçük zerresi ve onun içindeki (taşıdığı-gösterdiği) ibâre, ibret ve sırları sayısınca...
- İki âlemin nuru, varlığın sırrı ve Cennet ehlinin Efendisi olan Zât'a salât et...

11- Yâ RABBİ!
- Beyitlerde sözlü olarak zikrettiğim (söylediğim) şeyler sayısınca...
- Ve bunların kat kat fazlasıyla, devâmları ve kemâlleri sayısınca...
- Varlığın ruhu, kuşluk vaktinin (Duhâ) güneşi,
- Hazreti MUHAMMED (sav)'e ve tüm peygamberlere... Ebu Bekir'e, Ömer'e, Osman'a ve Alî'ye... Ashabına ve Ailesine de salât et...

12- Yâ RABBİ!
- Bu âlemde ve Beka âleminde yarattıklarıyın sayısınca...
- Hidâyet nuru ve âlemlere rahmet olarak gönderdiğin, Peygamberlerin sonuncusu MUHAMMED (sav)'e salât et...
- O'nu bu fakîr ve hâkir, HÂZÎN ismiyle müsemmâ olana (isimlendirilene) şefâatçi kıl.
- Bize ve bütün günâhkârlara, abâ ehline şefâatçi kıldığın gibi şefâatçi kıl YÂ RABBİ!

ALLAH'ın ve bütün mahlûkatın salât ve selâmı; devâmla ve ilminin kuşattığı şeyler sayısınca, Efendimiz Rahmetenlil âlemin olarak gönderilen MUHAMMED (salallallahu aleyhi ve sellem)'e, âline, ashabına ve bütün peygamberlere olsun! Âmin!

ŞEYH MUHAMMED EL-HAZÎN
.
(1231-1309m.)

Şeyh Muhammed el-Hazîn Hz. (ks.), Osmanlı Devleti’nin son döneminde, Anadolu’da yetişen büyük evliyâdan biridir.
Neseb bakımından Şeriftir.
Yani Hz. Hasan (ra)’ın soyundan gelmektedir.
Bilindiği üzere;
Hz. Hasan (ra)’ın soyundan gelenlere «şerif»,
Hz. Hüseyin (ra)’in soyundan gelenlere ise «seyyid» denir.
Kısaca Şeyhü’l-Hazîn olarak anılan bu büyük velî, h. 1231/m. 1816 yılında Siirt’in Fersaf köyünde dünyaya geldi.
Onun için Şeyh Muhammed el-Fersâfî unvanıyla da bilinmektedir.
İlk tahsilini babasının talebe yetiştirdiği aile medresesinde yaptı.
Daha sekiz yaşındayken Kur'ÂN-ı Kerîmân-ı Kerim’i hıfzetti.

Yüksek ilimleri tahsil etmek üzere babası Şeyh Musa Efendi Hazretleri Onu Siirt'e götürdü.
Devrin en büyük ilim merkezlerinden olan Hamid Ağa Medresesine Onu kaydetti.
Bu Üniversitenin baş müderrisi, Molla Halil Efendi Hazretleri idi.
Bu zat, Hz. Ömer’in otuzuncu göbek torunlarındandır.
Hayatında yüzlerce talebe yetiştirip mezun etmiş ve çok kıymetli eserler bırakmıştır.
Bursalı merhum Mehmed Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri adlı eserinde bu şöhretli âlimin hayatı ve eserleri hakkında bilgi vermektedir.

Molla Halil el-Ömerî Hazretleri, kendisine emanet edilen Muhammed’i çok sevdi ve ona daima iltifatta bulundu.
İlk başlarda Onu, maiyetindeki âlimlerden birinin ders halkasına tayin etti ise de çok geçmeden huzuruna çağırarak bizzat halkasına katılmasını emretti.
Ondan sonra Muhammed el-Fersâfî tam on dört yıl boyunca bu üstadın rahle-i tedrisinde ilim tahsil etti.
Bu müddet içerisinde hocasının derin sevgisini kazandı ve hususi sohbetlerinde de bulundu.
Molla Halil Efendi Hazretleri (rahmetullahi aleyh), bazen talebesi Muhammed el-Fersafî’yi çağırır, saçını ona tıraş ettirir, bu vesile ile de kendisine dua ederdi.

Muhammed el-Fersafî, Siirtde Hamid Ağa Medresesinden büyük bir muvaffakiyetle mezun olduktan sonra Mardin’e giderek burada Kasım Padişah Medresesinde iki yıl daha ilim tahsil etti ve yüksek icazetle mezun oldu.
Zahir ilimlerde kazandığı bu üstün derecelerden sonra tasavvuf yoluna girmek üzere Irak’a gitti.
Bağdad’da bir müddet, Şeyh Mahmud el-Behdini, Şeyh Haydar es-Sohrani ve Şeyh Abbas El-Bağdadî’nin manevi terbiyesinde pişti.
Sonra tekrar memleketine dönerek Şeyh Salih Sibkî Hazretlerini ziyaret etti.
Onun işareti üzerine, uzaktan akrabası ve medrese arkadaşı olan Hakkarili Seyyid Tâhâ (ks.) Hazretlerine müracaat ederek onun tavsiyelerini aldı.

Seyyid Tâhâ Hazretleri, Şeyh Muhammed el-Fersafî’den yaşça büyüktü.
Onun için Şeyh Muhammed Ona derin bir saygı gösterir, nasihatlerini dinlerdi.
Gıyabında, «Amcamız, büyük üstadımız» diye kendisinden bahsederdi.
Seyyid Tâhâ Hazretleri, Muhammed el-Fersafî’ye:
«Sevgili yeğenim, senin kalbinin anahtarı Halepçe’de, Şeyh Osman Efendi Hazretlerinin elindedir», buyurdu.
Bunun üzerine Muhammed el-Fersafî, Halepçe’ye giderek Şeyh Osman Tavilî (ks) Hazretlerinin manevi terbiyesine girdi.
Şeyh Osman Hazretleri, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (ks), Hazretlerinin halifelerindendir.
Muhammed el-Fersafî burada bir müddet seyrü sülûk ile olgunlaştıktan sonra tasavvuf icazetnamesini de aldı ve üstadı tarafından irşâd vazifesiyle görevlendirildi.

Böylece zahir ve batın ilimlerde kemale eren Şeyh Muhammed el-Fersafî, 1844 yılında, Irak’tan dönerek doğduğu Fersaf Köyüne gelip yerleşti.
Burada irşâd ve tedris hayatına başladı.
Kurduğu medresede yüzlerce talebe yetiştirdi.
İnsanlara daima zühd ve takva yolunu gösterdi.
Çok geçmeden bölgenin âlimleri Ona büyük bir hürmet duymaya başladılar.
Onu ziyaret ederek ilminden istifade etmeye çalıştılar.

Bunların başında vaktiyle ona ders veren Molla Halil Efendi Hazretlerinin çocukları ve yakınları gelmektedir.
Bunlardan, Molla Ömer Efendi ve Zokaydalı Molla Abdülkahhâr Efendi en meşhurlarıdır.
Ayrıca Nuvinli Şeyh İbrahim Efendi, Halid bin Velid (ra)’in soyundan gelen Siirtli Şeyh Abdullah Efendi, Siirtli Mahmud Cemaleddin Efendi, Siirtli Şeyh Hattâb Efendi, Zadolu Şeyh Muhammed Efendi, Huvitli Şeyh Abdullah Efendi, İskambolu Şeyh Derviş Efendi, Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi ve Verkânisli Şeyh Fethullâh Efendi gibi şahsiyetler, onun yanında tasavvuf terbiyesi aldılar.
Bu zatlardan Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi, Zokaydalı Şeyh Abdülkahhâr ve Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi Hazretleri, daha sonra Üstadları Şeyh Muhammed Fersafî’nin işareti üzerine Seyda-yi Tâğî Hazretlerine giderek seyrü sülûk terbiyesini Onun yanında tamamlamışlardır.

İsimleri geçen bu zatlardan Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi, Hz. Ömeri (ra)’in soyundan gelmektedir ve Hocası Fersaflı Şeyh Muhammed el-Hazîn’in kayın biraderidir.
Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi ise Onun yeğenidir.

Milâdî 1258 de Bağdad'ın Moğollar tarafından istila edilmesi üzerine Şeyh Muhammed’in ataları gelip Siirt’in Fersaf Köyüne yerleşmişlerdir.
Burası, Siirt’in bugünkü Tillo (Aydınlar) ilçesinin bir mahallesi gibidir.
Aynı tarihlerde Abbasi saray erkânından bazı şahsiyetler de Moğol zulmünden kurtulup hicret ederek buraya yerleşmişlerdir.
Siirt eşrafından bu meşhur aile, bilindiği üzere Hz. Abbas’ın soyundan gelmektedir.
İsmail Fakirullah Hazretleri bu ailenin son büyüklerindendir.
Osmanlı son devrinin büyük evliyâ ve ulemâsından, (Marifetnâme’nin müellifi) Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi Hazretleri, bu zâtın yanında yetişmiştir.

Şeyh Muhammed el-Fersafî Hazretleri,
Asırlar boyu bir ilim ve irfan merkezi haline gelen bu muhitte doğup büyümüştür.
II. Sultan Mahmud Hân, Sultan Abdülmecid Hân ve II. Abdülhamid Hân dönemlerini idrak etmiştir.
Onun, on iki oğlu da birer âlim olarak yine bu muhitte yetişmişlerdir.

Şeyh Muhammed, bir gün derin bir cezbeye kapılarak söylediği kudsî kasidede «Ya Hazinî» diye muhatap olduğu ilham üzerine o günden sonra Şeyhü’l-Hazîn olarak tanınmaya başlamıştır.
Muhitinde ve adının zikredildiği kitaplarda Şeyh Muhammed el-Fersâfî, ayrıca Şeyh Muhammed el-Hazin diye anılmaktadır.
İlâhi aşka dair kasidelerinden başka Onun Hz. Peygamber (sav)’e «GAYÂTÜ’L-HAYRÂT» adı altında manzum olarak yazıp hediye ettiği ön üç kıta salâvâtı şerifeleri vardır.
Bu salevât, doğuda geniş bir muhitte namazlardan sonra okunmaktadır.

Doğduğu Fersaf köyünde, h. 1309/m. 1892 yılında vefat eden Şeyh Muhammed el-Hazîn, köyün yukarısında önceden gösterdiği yere defnedilmiştir.
Henüz hayattayken burayı işaret ederek :
«Beni buraya defin ediniz, Çünkü Halid bin Velîd Hazretleri Siirt’i fethettiği sırada çadırını buraya kurmuştur» der idi.
Nitekim, vefatından bir yıl sonra, üzerine yapılan türbenin inşaatı sırasında temel hafriyatında kıvırcık saçlı bir şehid ile ona ait yay ve oklar bulunmuştur.

Birçok kerametleri olan Şeyh Muhammed el-Hazîn’in soyundan birçok değerli âlim yetişmiştir.
Başta oğullarından Şeyh Fahreddin, Şeyh Muhiddin, Şeyh Abdullah, Şeyh Şerafeddin ve Şeyh Alâaddin Efendiler olmak üzere bütün çocukları ve günümüzde yaşayan torunları onun ilim ve irfanına lâyıkıyla veraset etmişlerdir.
Bunlardan bilhassa, Şeyh Zeynelabidin, Şeyh Muhammed Musa Kâzım ve Şeyh Takyeddin Efendiler, insanlara daima zühd ve takvâ yolunu göstermiş, birçok talebe yetiştirmiş ve ehl-i Sünnet ve’l- cemaat itikadı anlatmaya çalışmışlardır.

Şeyh Muhammed el-Hazîn Hazretlerinin mahdumlarından Şeyh Şerafeddin Efendi Hazretleri, birinci dünya harbi sırasında maiyetindeki üç bin kişilik milis mücahit kuvvetlerle Ruslara karşı verdiği cihadda büyük bir üstünlük göstermiştir. Bu sayede Rusların Bitlis’i geçmeleri engellenmiştir.

Risale-i Nur enstitüsü
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: Kulihvani 42. SALÂVÂT-I ŞERÎFE ŞERHi

Mesaj gönderen nur-ye »

Kul İhvÂNi KEHF Sûresi Sohbetinden alıntıdır.

42. SALÂVÂT-I ŞERÎFE
http://www.muhammedinur.com/salavat.php
ResimŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN'İN SALÂVATI
GAYÂTÜ'L-HAYRÂT


Resim

Resim Allahümme salli adde mesâkîli zerreyati'l-vücûdi biddevâmi
Ve adde ma kad ehâta bihi ilmüke yâ Allâmi
Mimma kâne ve mâ kad yekûnü ebede'l-âbidine
Ala seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve cemi'il enbiyâi aleyhimüsselâmi


-Ey ALLAH'ım!
- Mevcûd zerrelerin ağırlığı ve devâmınca
- Ey Alîm, ilmiyin kuşattığınca
- Ebediyete kadar olacaklar ve olanlarca
- Efendimiz MUHAMMED sallallahu aleyhi ve sellem'e-âline-ashabına cemîi'l-enbiyâya salât getir!..



Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’e salâvât;



İnşâe ALLAHu’r- RAHMÂN biz, genellikle sohbetlerimizin başlarında bir salâvât işliyorduk bu epeyden beri aksadı.. Ama yine de şöyle bir giriş ve onun devamı olması için Şeyhu’l- Hazîn kaddesallahu sırrahu Hazretlerinin 12 beyitlik salâvâtının birinci kısmını okuyalım İnşâe ALLAH..

Şeyhu’l- Hazîn kaddesallahu sırrahu, 1819-1890 yıllarında yaşamış Abdulkadir geylanî kaddesallahu sırrahu Efendimizin torunlarındandır. Siirt civarında yaşamıştır. iyi bir tahsil görmüştür. Bağdatta ebüyük bir zât yetiştirmiştir kendisini.. Devrin en büyük insanlarından birisidir.. meşhur insan diye biliniyor, anılıyor, kendisi özellikle tasavvufun hakikatı konusunda büyük bir zât..
Çocukları, torunları tarafından yolları yürütülmüştür.. Ancak pek çok yollar gibi, o yollar da neticede siyasete vs. bulaşmıştır..
Ama ALLAH celle celâlihu yardım etsin..
Siirtli Azîz Hocam Muhammed Sıddık kaddesallahu sırrahu da onun oğlu Şeyh Alaaddin kaddesallahu sırrahu tarafından yetiştirilmiş bir zât idi..

Şeyhu’l- Hazin Hazretleri 1819 yılında doğmuştur. Miladi 1890-hicrî 1308’de vefât eden Şeyhü’l Hazîn kaddesallahu sırrahu, Sultan Abdulhamid devrinde hacca gitmiştir.. Büyük bir kervanla ve kalabalıkla gitmiştir.. Kendisi ulaştıkları zaman Medine’ye girmemiştir.. Siirtli Hocamdan bildiğim kadarıyla pazartesi sabahı varmıştır ama, perşembe akşamına kadar dışarılarda hurmalıklarda dolaşmıştır.. İnsanlar telâş etmişlerdir.. sanki deli bir mecnun hali gibi hal gözükmüştür.. Ama şimdi okuyacağımız 12 beyitlik Gayatu’l- Hayrat o’nun salâvât-ı şerifidir.. Bu salâvâtı Medine’de o hurma bahçeleri arasında, bizim tabirimizle türkü çağırır gibi söylemiştirdurmadan.. Ve pek çok insanın şehâdetiyle cuma sabah namazından önce, selâ edilerek Mescid-i Nebî’den okunmaya başlanmıştır..

Şeyh Muhammed Hazretleri Mescid-i Nebî’ye girdiğindeyse bizzat insanlar görüldüğü üzere türbedâr zat tarafından kapıda karşılanılarak içeri girdiğinde Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’e: “Esselâmu aleyküm ya ceddî!.” buyurduğunda Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin: “Ve aleyküm es selâm yâ Şeyhu’l- Hazîn!.” buyurmuştur.
Esas ismi Muhammeddir ve o zamana kadar “Şeyhu’l- Hazin” diye bir kelime duyulmamıştır bu zamana kadar..
Ama, Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin o mübârek sesi ve sözü duyulmuştur ve “Hazin” ismini almıştır o gündür bu gündür.. Doğuda meşhurdur çocuklarına şeyhlerin ismi verilir.. Ama asla “Hazin” ismi verilmemiştir, verilenler de telef olmuştur.. Ve bu ismi verilememiştir.. Şehmuz “Şeh Musa” demektir.. Mardinli meşhur bir zâttır.. “Şeyh Musa”yı “Şehmuz” yapmıştır, bu ismi veriyorlar.. Fakat, Şeyhu’l- Hazin verilemez, verildiği takdirde zayiat olmuştur.. Hazin, hüzünlü anlamında ya da hazine anlamında bir kelimedir..
Şeyhu’l- Hazin Hazretlerinin bu salâvâtını vird edinmiş özellikle bizim yolumuzda olanlardan, bizden kadın erkek çekmektedirler ve çekerler.. Antalya’da Yaşar can, mutlaka her sabah namazından önce çekmektedir çeken kızlarımız da vardır..
Meselâ Aksarayda Hacı Mahmut ve Almanyada Yiğenim Zehrâ onlardandır.

Ben kendimin de, Siirtil Hocam dönemindeki Lara Sahilinde, Siirtli Hocamın Kitaplarını yazarken.. Müsevedde yazıları geçerken, kitaplar yeni basılmıştı, bu salâvâtın olduğu kısmı her gün okuyordum.. Ama bir gün bir cumartesi gecesi, çok sevdiğim bir kovboy filmi olduğu için okuyamadım, daha doğrusu vakit çok geçti, çok uykum vardı ve hemen uyumam lazımdı.. Yattım ama ben tam uyumaya hazırlanırken içerde, iç odada ahşaptan yapılmış bir rafımız vardı, kendimiz yapmıştık tahtalardan felân.. Rafların üzerinde yanyana değil üst üste duran kitapların orta yerinde bulunan kitapların birazı gürültüyle döküldü.. kalkıp koştum ki, o kitapta düşmüş ve Şeyhu’l- Hazin Hazretlerinin salâvât sayfası açık.. Halbuki o kitaptaki bu sayfayı insan eliyle açsa, anında kapanmaktaydı.. çünkü öyle bir ayrım yok, yeni basılmış bir kitap.. ama o salâvât sayfası ayrık duruyordu.. Hemence abdest alıp salâvâtı ALLAH celle celâlihu’nun izniyle okudum..

Ama bir gün sonraki sohbette Rahmetli Siirtli Hocam sohbete başlarken hep salâvâtla başlardı.. Bana döndü: “Abdullatif, Şeyhu’l- Hazin Hazretlerinin kendi salâvâtına sahıp çıkmasına ne dersin!?.” dedi..
Şaştım kaldım.. Biz bunları bizzat yaşadık ALLAH celle celâlihu rızası için söylüyorum.. Bunlar gerçekten HAYy insanlardır.. Bunlar için; yokluk, ölmek, doğmak yokk!.

Şeyhu’l- Hazin Hazretleri kaddesallahu sırrahu da, işte böyle bir zâttır ki, bu salâvâtı okunduğu zaman Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin huzurunda okumuştur. Bendenizin de bu Ramazanda gittiğimde Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in Ravzası’na, kabri şerifin olduğu kısma sol elimi koymak kaydıyla ayakta ve yedi kere her gün Yâsîn okumam bittiğinde bu salâvâtı da okumuştum.. Yol yoldur yola kim giderse ona aittir. Yâni Hâlim can, Aksaray’dan Adana’ya giden bir yol vardır ki, bu yolda affedersin köpek de gitse bu yoldan gider, kral da kölede o yola düştü mü gider.. Ters yola düştü mü de, ALLAH celle celâlihu korusun şunu demek istiyorum önemli olan yoldur.. Bu büyüklerimiz ALLAHu zü’L- CeLÂLin, Kur'ÂN-ı Kerîmin, Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin, EhL-i Beyt aleyhumusselâm’ın ve ALLAH Dostlarının yolları.. MuhaMMedî Mü’minler bu Sırat-ı Mustakîm YOLUnu; Sadakatla, Samimiyetle ve Sabırla Selâmet için yürümüşlerdir ve yürütmüşlerdir.. Hiçbir dünya leşi bunları çevirememiştir yollarından, inançlarından, imanlarından, amellerinden, ahlâk ve hallerinden fire verdirmemiştir.. Bunun sebepleri vardır. Herkes bilir ki, hele dağda az işi olanlar bizim gibi yaylayı felân sevenler, koyunu keçiyi sevenler bilirler ki, sürüyü çobanın köpeği korur.. Yine bilirler ki, çoban da köpeğini korur.. Sürüyü çoban köpeği korur da, köpeği de çoban korur.. Yalnız öyle ite-köpeğe, kurda-çakala boğdurtmaz demek istiyorum.. Hatta öyle korur ki, ekmeğinin yarısıyla onu doyurur.. Bütün bunlar bu yolun özellikleri ve güzellikleridir.. Şeyhu’l- Hazin Hazretleri de böyle yaşamıştır.. Devrin padişahı Abdulhamid Han, Mescid-i Nebevî türberdâra emretmiştir, ferman göndermiştir.. “Orada bir acâyib hal olursa bana bildir” diye bildirilmiştir.. Böyle bir zât geldi, böyle işler oldu.. Söylendiğine göre yüz bin civarında hacı varmış.. O zamanlar için binlerce insanın önünde böyle bir hal oldu.. ve kendisi ferman göndermiştir yâni Şeyhu’l- Hazin Hazretlerinden Tarikat izini istemiştir, icâzet istemiştir, yol istemiştir ve verilmiştir kendisinin de mektubu vardır yâni bağlılığını bildiren..

Nice HÂL Ehli vardır ki, bu dünyada devreder dururlar atomlar gibi, âlemler gibi, galaksiler gibi Efendim.. Yıldızlar güneşler, aylar, insanlar, ömürler gibi, zamanlar gibi dönerler dururlar bu; DevrÂN Âleminde, SeyrÂN Âleminde olanlar vardır.. Bunların meydana getirdiği olayları seyreder dururlar.. CevLÂN Âlemi vardır, olayların meydana getirdiği zamanları seyreder dururlar.. HayrÂN Âlemi vardır, HayrÂNda insanları vardır, gökyüzündeki bulutlar gibi.. Bulut Adam, yağar da yağarlar yağar da yağarlar.. Her yerde, Her zaman, Her halde ve her nefeste ALLAHu zü’L- CeLÂLin lütfu keremini ve rahmetini indirirler bunlar.. Rahmeteli’l- âlemin olan Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimizin gözyaşları gibi Rahmetidirler.. Hani diyoruz ya; Buz Adam, Su Adam, Buhar Adam, Bulut Adam.. İşte bunlar böyle hayrattır.. On iki beyit uzun olur diye birinci beyti okuyalım sonra da öbürlerinden okuruz İnşâe ALLAH!.
Bismillâhirrahmânirrahîm.. “be” ile.. İsmi ile.. ALLAH ismi ile.. Er RahmÂN Er Rahîm olan ALLAH’ın ismiyle başlıyorum “be”yim BİLEyim BİZ BİR-İZ-im bu salâvâtta Şeyhu’l- Hazin Hazretleri buyuruyor ki.:

ALLAHumme salli adde mesâkîli zerreyâti'l-vücûdi bi'd-devâmi
Ve adde ma kad ehâta bihi ilmuke yâ Allâmi
Mimmâ kâne ve mâ kad yekûnu ebede'l-âbidîne
Alâ seyyidinâ MuhaMMedîn ve âlihi ve sahbihi ve cemi'il enbiyâi aleyhimu's-selâmi..


ALLAHumme ALLAH’ım SALL et Zâhir ve Bâtın lutuflarının sahibi kıl bizi.. Zâhir ve Bâtından.. Çünkü bir insan Zâhiri ve Bâtını ile vardır Evvel ve Âhiri ile değil.. Evvel ve Âhiri ALLAHu zü’L- CeLÂLdedir.. Kişinin kendinin yapacağı bir şey yoktur.. şimdi gözüken ve gözükmeyen iki kişiliği vardır bir gözüken Beden Heykeli ve onu sürekli kullanan Nefsi birde onun içerisinde Kalb ve Ruh dediğimiz Bâtın olan yönü vardır.. Birincisini Aklıyla, ikincisini Nakliyle yürütmesi lâzım.. Bu ikisi de lutuftur Zâhir ve Bâtın Lutuflarıyla insan vardır.. İşte burda lütufları, lânete çevirmek Hizbuşşeytanlıktır.. ALLAH’ın Lutf ü Keremini bu izzet ve şerefini bu yüceliğini emrin dışında kullanmak, emrin dışına sürüklemek, tevhidsiz olarak ikiliğe düşürmek şeytanlıktır ve kesin olarak lânete götürür..
Bunun için CeLâL gibi çift lâm, ALLAH gibi çift lâm.. Lütuf ve Lânet at başı gider.. Ancak “ALLAH!. ALLAH!.” derken terse gidiverdiği ÂNda Hizbuşşeytan oluverir, Hizbullah.. Bunun için diyorum “SALL” bizde çok önemlidir.. Sıladır, Sıla-yı Rahîmdir.. Rahîm ve RahmÂN olan ALLAH’a ulaşım yoludur.. bu ise ancak ALLAH’ın Rasûlu olan Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemle mümkündür..
Böyle emretmiştir ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur'ÂN-ı Kerîminde;

ALLAH ve Rasûlune teslim olun müslüman olun
ALLAH ve Rasûlune iman edin mü’min olun
ALLAH ve Rasûlune tâbi olun Evliyâullah ALLAH Dostu olun.. ALLAH celle celâlihu düşmanı olmayın.. Olursanız Hizbuşşeytan olursunuz.. ALLAH ve Rasûlune itaat edin Ehlullah olun ALLAH’ın Ehli olun. Şeytan Ehli olmayın Ehli Şeytan olmayın..

Bunlar neyle oluyor “SALL”a oluyor.. SaLL ulaşımdır, kavuşumdur. Öyle bir ulaşımdır ki, Sıla-yı Rahîm deriz yâni göbeklerimizden çekerseniz analarımızın rahminde buluşuruz.. Bunlar Sıla-yı Rahîm ehlidirler..
İşte kardeşler gibi mecbur böyle bir SALL vardır, ALLAH’ımızda Rasûlullahımızda..
Bunu iyi anlamak lâzım salât namazdır. Bitti mi?. Duadır.. Salât kavuşmadır, BİLişme BULuşma OLuşma ve YAŞAmadır.. Yemek yemek gibi bir iştir. Ama midenin işi değil, kalbin işidir.. Demin söylediğim gibi sadece midesiyle yaşayan; pislik fabrikası gibi, dünyanın en modern pislik fabrikası gibi.. Özür dilerim açık konuşmak zorundayız!. Mutfak ve tuvâlet arasında bir pislik borusu gibi. Basit iğrenç “belhume dallun.: hayvandan da aşağı”.. Çünki ondan daha akıllı hayvan yokk!.

Böyle bir hayat Hizbuşşeytanlıktır, kötülüktür, SALLsızlıktır, DALLdır.. o sallın “sad”ı noktalanıverir de “Dat” olur DALL’e dönüşür..
Sapıklığa döner, terse döner.. İşte o DALL DaLâLettir, DALLdır.. SALL ise, “RESÛL”da SaLLedendir zâten, SaLL YoLudur.. Onun için buyuruyor ALLAHu zü’L- CeLÂL.. Hâşâ: “Doğrudan tek başına ALLAH’a gideceğim” diyor!. hangi ALLAH’a Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemsiz!. RESÛLden ALLAH’a gidilir!.
Kur'ÂN-ı Kerîmi okumadığı için, anlamadığı için, bilmediği için.. Ya da bilip de yapmadığı için..
Kur'ÂN-ı Kerîmde ALLAHu zü’L- CeLÂL.:

1-)ALLAH'A ve RESÛLÜNE TESLİM OLUN!: Ahzâb 33/56; Âl-i İmrân 3/20..
2-) ALLAH'A ve RESÛLÜNE İMAN EDİN!: A'raf 7/158; Nûr 24/47, 62; Fetih 48/9, 13; Hucurât 49/15; Hadîd 57/7, 19, 21; Mücâdile 58/4; Saff 61/11..
3-) ALLAH'A ve RESÛLÜNE TÂBİ OLUN !: Âl-İ İmrân 3/172; Enfâl 8/24..
4-) ALLAH'A VE RESÛLÜNE İTÂAT EDİN!: Âl-İ İmrân 3/32, 132; Nisâ 4/13, 59, 69, 80; Mâide 5/92; Enfâl 8/1, 20, 46; Tevbe 9/71; Nûr 24/47, 52, 54; Ahzâb 33/31, 33, 66, 71; Muhammed 47/33; Feth 48/17; Hucûrat 49/14; Mücâdile 58/13; Tegâbûn 64/12
5-) ALLAH'ın RESÛLÜNE İTAAT EDİN!: Nisâ 4/64; Nûr 24/56..
Âyetlerinde geçmektedir.

Siz çıkın sorun sokaktaki insana: “Kime inanıyorsunuz?.” Otomatik cevap: “ALLAH’a inanıyorum!.” der.
Rasûlullah nereye gitti?. ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur’ÂN-ı Kerîminde ALLAH ve Rasûlune iman edin buyuruyor.. İmama sorun yarın, Müftüye sorun isterseniz!. Şunu demek istiyorum; İslam Dinimizin, Kur’ÂN-ı Kerîmle ana bağları ne kadar da zayıflamıştır..
Ancak hafızların böyle bir teganniyle çeşitli makamlarda okuyarak insanları coşturup bir takım şeylere sokması, anlamadığı kelimelerin nağmelerine kapılmasının dışında elinde ne kalmaktadır!.
Çok ilginçtir ki anlamadığı için bu yüzden öyle imamlara rastlarız ki cuma günü Cuma farzında öyle münafık âyetleri bulup getiriyor sallıyor genellikle bir tek âyet..
Yahu kardeşim, Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Sûre-yi Alâ-yı okurdu, şunu okurdu, bunu okurdu bir bak hadislere.. Niye o rahmet ayatlerini okumuyorsun da bu zahmet âyetlerini getiriyorsun.. zaman dersen hutbede dilencilik aldı gidiyor..
Çünkü bilmiyor hadisi.. Ne dediğini bilmiyor bu imam!.
Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in ravzasının mescidinde imam, “Tebbet yeda” yı birkaç kere okuyunca.. ne buyurmuş Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem: “Edeb ya imam edeb!. Amcamı başıma kakıp durma!. Sûre mi bulamadın!.”
ALLAH’ın kelâmıdır.. “Firavun” Kelimesi ALLAH’ın kelâmıdır, ona da sevap verilir.. Kur'ÂN-ı Kerîmden okuduğu için, Kur’ÂN-ı Kerîmden olduğu için sevap verilir.. Firavun olduğu için değil!. Ama bir de edeb vardır!. O kadar güzel sûreler var ki insanın içi açılır, ruhu uçar havalara..

İşte SALL bizi Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem kanalıyla ALLAH’a götürüşteki YOLdur. Bunun için SALL kendi aramızdaki SALLar.. Selâmlarımızdır, Selâmetlerimizdir ki..

ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur’ÂN-ı Kerîminde;

وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْ بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا
Resim --- "Ve izâ huyyîtum bi tahıyyetin fe hayyû bi ahsene minhâ ev ruddûhâ. İnnallâhe kâne alâ kulli şey’in hasîbâ (hasîben).: Ve bir selâmla selâmlandığınız zaman, o taktirde siz, ondan daha güzeli ile selâm verin veya onu (aynen) iade edin. Muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi hesap edendir. (Nisâ 4/86)

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Resim --- "İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alân nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ (teslîmen).: Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî’ye (Peygamber’e) salât ederler. Ey iman edenler, siz (de) O’na salât edin! Ve (O’na) teslim olarak salât edin!.(Ahzâb 33/56)

Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem hadis-i Şeriflerinde;

Resim --- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!.” buyurdu.(Müslim, Îmân 93)


Resim --- Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah Teâlâ Âdem aleyhisselâmı yaratınca ona:
“Git şu oturmakta olan meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır, buyurdu. Âdem aleyhi’s-selâm meleklere: “es-Selâmü aleyküm,” dedi.
Melekler: “es-Selâmü aleyke ve rahmetullâh, karşılığını verdiler. Onun selâmına “ve rahmetu’l-lâh”ı ilâve ettiler.”
buyurdu.
(Buhârî, Enbiyâ 1; İsti’zân 1; Müslim, Cennet 28)

Resim --- Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ şöyle dedi.. “Bir adam, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır?” diye sordu.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir” buyurdu.
(Buhârî, Îmân 20; İsti‘zân 9, 19; Müslim, Îmân 63)

Es selâmu aleykum Hâlim can biz seninle aynı yolun yolcularıyız..
“İyide, doğruda, güzelde, hakta ve hayrda BİZ BİR-İZ İnşâe ALLAH !.” demektir “es selâmu aleyküm”
“Benden sana “silm” gelir, “dâru’s- selâm” gelir, cennet gelir, “sin, lâm, mim” gelir, iyilikler güzellikler gelir” diye karşıya verilen bir garantidir.. Bizim de Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem arasındaki salâvât!.
Ne diyor: “Peygamber aleyhisselâma dua ediyoruz, rahmet diliyoruz!”..
Rahmetenli’l- âlemin olan Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’e dua mı?. “Sen ne yapıyorsun?” “Rahmet diliyorum!. İyide, Rahmeti önce bir kendine dile kendine!. O çeşme gibi akıyor.. Sen bi kere “yandım susadım” de de suya çık!. “Su gönderiyorum!.” Deme.. Yâni bunları anlayamıyorum ben!. Doğruyu şimdi anlamazsak ne zaman anlayacağız?!.
Demek, SALL tâbi ki, Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemden önce ALLAH Dostlarıyla SALL etmemiz lâzım, ulaşmamız lâzım.. Bilişip, buluşup onlardan bir tâlim terbiyelerini görmemiz lâzım, elbette lâzım!.
Bilgisayar Çağında tırnak başı kadar bir kutucuğun içinde bütün bilgileri bulunca uçuyor mu insanlar bu bilgileri buldu diye.. Bize ordünaryus profösör mü oluyor, kalb doktoru mu oluyor bilgisayardan okuyuverdi diye.. Olmuyor, olursa da nalbant oluyor!. Bunlar bilemeyişten oluyor!.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: Kulihvani 42. SALÂVÂT-I ŞERÎFE ŞERHi

Mesaj gönderen nur-ye »

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e olan SALLımız salâvâttır. Peygamberimiz aleyhisselâtı vesselâma ulaşım yollarımızdır.. ALLAHu zü’L- CeLÂL ile aramızdaki salât elbette duadı, namazdır. Ancak tâbiki namazdır. Neden?. Namaz kadar zamanı, ALLAH celle celâlihu’ya tahsis ettiğimiz bir dilim var mıdır?. Beden Nefis Kalb ve Ruhumuzun tümünü o zaman dilimi içerisinde ALLAHu zü’L- CeLÂLa ayırmıyor muyuz?. Zaman Orucu tutmuyormuyoruz?. Namazda, SALLda, elbette kıblemizde, Beden Kıblemizde Beytullah ALLAH’ın evi olacak. Herkesin bu TEK-BİR NOKTAya dönmesi lâzımdır. Rastgele birdönüşte, nasıl namaz olacak ki, olmaz!. Dairenin merkezi gibi bütün dünyadaki insanlar her ÂN her bir vakit vardır. Vakit çıkmadan vakitgiremez!. Her ÂN.. Şimdi şu ÂNda bir yerde sabahtır, bulunduğu boylama göre dünyanın neresindeyse bir yerde öğlendir, akşamdır, yatsıdır, seherdir, duhadır.. Ne bileyim ben evabindir, teheccüd namazıdır.. hepsi şu ÂNda olmaktadır. Burada yatsı okunurken bir başka yerde sabah okunmakta aynı zamanda.. Yalnız şimdi telsizlerimiz olsa şu ÂNda desek ki burda akşam okunuyor diyelim ki Gariban diyor ki burda ikindi okunuyor.. Bir başkası “Japonyadayım burda sabah okunuyor” diyor.. Aynı ÂNda zaman diliminde.. fakat KÜREde daire olduğumuz için her ÂN, her saniye “ALLAHu EKBER!.” Var her NOKTAda.. Hasbî Hizmet Peygamberimiz aleyhisselâtı vesselâmın EZÂNI susmaz hamd olsun!. Hep her ÂN bu devam eder.. Bunu azıcık teknik bilgisi olan bilir ki, Ekvator üzerinde bir dairenin her noktasında zaman yürümektedir.. Yine herkes bilir ki, bir uçak zaman dilimine ayarlansa hiç durmadan güneş doğarken dünyayı dolaşır.. O ÂN öyle bir ortamdır ki, hızını ayarladığı için 1600 km/saat Dünyanın dönüş hızıyla aynı olunca, ayarlar bitmeyen bir zaman içine düşer demek istiyorum..

İşte böyle bir Zaman Orucuna girersek, Zaman Orucu tutarsak, bu zamanı mutlaka ALLAHu zü’L- CeLÂL’e tahsis edersek bunun adına ne denir?. SALÂT denir elbette!. Mutlak İmamız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise, elbette Mutlak İmamız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise, “ALLAH ve Rasûlune teslim ol!.” buyurdu ve olduk! “İman et teslim ol!.” buyurdu ve biz de olduk!. Kıyamda ayaktayız “ALLAHu EKBER!.” dedik. “İman et!” buyurdu. Biz de ettik, nefsimiz kafayı eğdi, rukû’ etti.. “Tâbi ol!” buyurdu.. Bastırdık çift secdeyi.. “İtâat et!” buyurdu. Oturduk dizlerimizin üzerine “Eşhedu en lâ ilâhe İLLALLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden Rasûlulllah!” dedik..
Nereye vardık?. “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Şehâdeti”ne iştirak ettik!.

Onun için;

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Salât mü’minin mi’racıdır.” buyuruyor.
(Fahreddin Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, c: 1, s: 226, Sûreden Çıkarılan Akli İncelikler bölümü; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, c: 10, s: 453, Tevbe suresi 74. âyetin tefsiri)

Resim --- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise secdede duayı çok yapın.” buyuruyor.
(Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan;Müslim, Salât, 215, (482); Ebû Dâvud, Salât, 152.)

ALLAHU zü’L- CeLÂLimiz ise Kur'ÂN-ı Kerîmde;

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ*
Resim--- "Kellâ, lâ tutı’hu vescud vakterib.: Hayır! Ona itaat etme ve secde et ve (Allah’a) yakın ol!” (Secde Âyeti) (Alak 96/19)

Elbette SALÂt, her mü’minin mi’racıdır..
Nedir mi’rac?. RABBu’-L ÂLEMîNe rucû’ etmektir.
Rucû’ etmek ne demektir?. Geldiği yere dönüştür..

RAZİYyetEN =>MERZİYyetEN RÜCÛ’.:

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim--- “Yâ eyyetuhân nefsu'l- mutmainnetu: Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim--- “İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten: Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde Rabbine dön.” (Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Resim--- “Fedhulî fî ibâdî: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي
Resim--- “Vedhulî cennetî: Ve cennetime gir!” (Fecr 89/30)

Dikkat ediniz ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL: “Cennetimin içine gir!” buyurmuyor “Cennetime gir!.” buyuruyor.
Fedhulî fî ibâdî.. “Kullarımın içine gir!” buyuruyor.
Sanki Hâlim Can sen İzmirdesin, Menderes Irmağı sizin körfeze akıyor Ege Denizine akıyor.. Irmağın içindeyken “fî ibâdî” buyuruyor. Binlerce damla koşarak coşarak gidiyor oraya.. Ne zaman ki Ege Denizine vardı..
“Vedhulî fî cennetî” buyurmuyor. Çünkü sen, cennetî-cennetime, Ege Denizime geldin artık.. Burda Menderes miş, Meriç Irmağıymış, öte beri yok!. O isimleri dağlarda SILAsı Ege Denizine coşup koşarken idi..
Bunları iyi anlamamız lâzım..

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kim olduğunu;
Teslimiyyet Şûruyla Müslim olarak BİLmek,
MuhaMMedî NÛRunu BULmak,
İstikâmet SüRÛRunda OLmak
Ve Şehâdet ÂLeMinde ONURunu YAŞA!.mak ANA İLKemizi,
İŞimiz kolay olsaydı, pazarda satılsaydı üç kağıtçı açık gözler çoktan karaborsaya düşürürlerdi..

Ve fiilen orda olmak ve yaşamak tüm bu SALL içindedir bir tek rekatta; Kıyam, Kıraat, Rucû’, Sücûd yapıyorsanaz tek rekat namaz kılın.. Bu dördünü birden yaşarsınız işte buna “salât” denir..
ALLAHümme SALLi.. Öyle bir SALL et Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi’n; Şeriatına, Tarikatına, Mârifetine, Hakikatına yâni; İmanına Ameline Ahlâkına ve Hallerine bizi ulaştır!.
Yâ RABBî lutf ü kerem et, zâhir ve bâtın bize bunu lütfet!.
ALLAH’ım kullî şeyi halk eden; Eşyâyı Olayı Zamanı ve Zannı halk eden SENsin!.

KÜLLî ŞEYy'i YARatAN ->HAKk TeÂLÂ.:

اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Resim --- "Allahu hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl (vekîlun).: Allah, herşeyin Yaratıcısı’dır ve O, herşeye vekildir.” (Zümer 39/62 )

ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
Resim--- "Zâlikumullâhu rabbukum hâliku kulli şey’in lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tu’fekûn (tu’fekûne).: İşte o Allah ki, sizin Rabbinizdir. Herşeyi Yaratan’dır. O’ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?.” (Mümin 40/62)

ResimResim

BedENimi ->FiiLimi ->DÜŞÜNcemi YARatAN ->HAKk TeÂLÂ.:

ALLAHu Zü'l-Celâl: “Kâinâtı ben yarattım! Bedenini ben yarattım! Fiillerini ben yaratmaktayım! Düşüncelerinizi de ben yaratırım..” buyurmaktadır..

Zü'l-Celâli Ve'l- İkrâmü :
Resim

Sizi Yaratan BENim.:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim--- “Ve mâ halaktu'l- cinne vel inse illâ li ya'budûni.: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.” (Zariyat, 51/56 )

FiiLLerinizi Yaratan BENim.:

وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Resim--- "Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn (ta’melûne).: Ve (oysaki) sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yarattı.” (Sâffat 37/96)

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim ---“Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm: Onları siz öldürmediniz (Bedir’de o kâfirleri kendi kuvvetinizle öldürmediniz), ama onları Allah öldürdü; (Ey Rasûlüm, bir avuç toprak) attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.” (Enfâl 8/17)

DÜŞÜNceLerinizi Yaratan BENim.:

وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim --- “Ve mâ teşâûne illâ en YEŞÂALLÂHu RaBBu'l- âlemin (âlemîne): Ve âlemlerin RaBBi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”(Tekvîr 81/29)

Resim

ÖZden de ÖZde AKRABa..
AŞKta CÂNda CÂNAN OLmak..:

Ben size sizden daha yakınım:


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim--- "Ve lekad halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min habli’l- verîdi: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız-AKRABAyız..””(Kaf 50/16)



Resim


3. SALÂVÂT-I ŞERÎFEmİZ : İmâm-ı ALî kerremullahi vecheye ait salâvâtı şerîfe:


Resim

TÜRKÇESİ: Lebbeyke Allahümme Rabbiye ve sâ’deyke Resim Salâvâtu’llahi’l-Berri’r-Rahîm Ve’l-melâiketi’l-mukarrebîn Resim Ve’n- nebîyyine ve’s-sıddıkîne ve’ş-şühedâi ve’s-sâlihîn Resim Vemâ sebbiha leke min şey’in yâ Rabbe’l-âlemîne Resim Alâ seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin ibni Abdillahi hâtemi’n- nebîyyîne Resim Ve Seyyidi’l-mürselîne ve imâmi’l-mûttâkîne Resim Ve Resûli Rabbü’l-âlemîne’ş-şâhidi’l-beşiri’d- dâi ileyke bi iznike es sirâce’l-münir Resim Ve aleyhi’s- salâtü ve’s- selâmû ve rahmetullahi ve berâkâtuhu.

MÂNÂSI:
“Emret (buyur) ALLAH’ım! Ve başim-gözüm üstüne (emret, saâdetle Senden mutluluk istiyorum), RABB’im, ALLAH’ım! İyilik ve merhamet dolu Salâvâtullahı, gözde (yakîn) meleklerin salâvâtı, peygamberlerin, sıddıkların, şehîdlerin, sâlihlerin; Ey âlemlerin RABBi Seni tesbih (ve tenzih) eden herşeyin salâvâtı, Efendimiz Abdullah oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, Hatemü’l-Enbiyâya (peygamberlerin sonuncusuna), peygamberlerin Efendisine, müttakîlerin (günâhlardan korunup ALLAH'a sığınanların) imâmına; âlemlerin RABBinin, şâhid ve müjdeci Resûlüne, Senin izninde Sana dâvet eden ve aydınlatan kandile (sayısız- sonsuz) selâm (sıla, salâvât, rahmet, istiğfâr, dua, ulaşım) olsun!”
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: Kulihvani 42. SALÂVÂT-I ŞERÎFE ŞERHi

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim


Sen atmadın BEN atıyorum!.
Düşüncelerinizi de BİZ dilersek yaratırız!.
Âlemlerin RaBBi ALLAH dilemedikçe siz dileyemezsiniz!.


Yâni yaratan O!. Sen tercihini yaparsın ve o tercihini yaratın O dur!. Tetiği sen çekersin de, o olayı O yaratır!. Senin zannını ki, tercihini de O yaratır ve fiiliyata sokar.
Bir başka ifâdeyle annesi doğurduğu çocuğunu balkona koyup donduruyor, RahmÂN ve Rahîm olan ALLAH celle celâlihu o çocuğu öldürüyor, öldürme işlemini yaratıyor!. Ancak, Annesini Hak ve Hayr ile mükellef yarattığı için Şerri istemesinden dolayı yakasından yapışıyor: “Seni merhametsiz seni!.” Diye..

İşte böyle bir İmkanla İmtihan Âleminde yaşıyoruz!.
Bunları biliyorsunuz. Çocuk düşüyor yedinci kattan yara bereyle kurtuluyor ki, dilerse öldürmez ve bu RABBımız TeÂLÂ’nın ZATî Muradı ve apayrı bir şey!.

Biz Şeyhu’l- Hazin Hazretleri kaddesallahu sırrahu’nun Muhteşem Salâvâtına devam edelim..


ALLAHumme salli adde mesâkîli zerreyâti'l-vücûdi bi'd-devâmi
Ve adde ma kad ehâta bihi ilmuke yâ Allâmi
Mimmâ kâne ve mâ kad yekûnu ebede'l-âbidîne
Alâ seyyidinâ MuhaMMedîn ve âlihi ve sahbihi ve cemi'il enbiyâi aleyhimu's-selâmi..


İşte bütün bunlar SALL içindedir.
ALLAHümme SALLi adde.. Şu miktarda adette olsun ki..
Adde mesâkîli zerreyâti'l-vücûdi bi'd-devâmi.. Mevcûd zerrelerin ağırlığı ve devamınca olsun her ne ki zerrelerin miskalleri/ağırlıkları.. Yâni bir toz zerresi kadar dahi olsa vücûda gelişi.. Dikkat edin yaratılışı, atomun yaratılışını düşünün ki, kâinâtın da yaratılışı aynıdır.. Bütün sistemle aynıdır ve “KÛN =>fe yeKÛN”den ibadettir..
bi'd-devâmi.. devamı kadar olsun. Ne kadar zerre halk edilmişse onların varlıkları ve varlıklarının devamı kadar olsun ki, bu devam Sonsuz olmaktan bile münezzeh olan ALLAHu zü’L- CeLÂLin ebedî devamı kadardır..
ALLAHu zü’L- CeLÂL öyle sahibdir, Mâlike’l- mülktür, Mâlikiyevmiddindir, her ÂN sahibdir..
SALLimiz Salâvâtımız bu kadar çok olsun!. Bu bağlantımız bu kadar ebedî olsun yâni..
Ve adde ma kad ehâta bihi ilmuke yâ Allâmi..
Bakın, yalvarışa bakın ey ALLÂM, öğretenlerin en öğreteni âlimlerin en ÂLİMi.. Yâni mânâ âleminin RABBısı olan ALLAHu zü’L- CeLÂL, ben bu isteğimi o kadar çok istiyorum ki..

El Âlim celle celâluhu:
Resim

El Alîm celle celâluhu:
Resim

El Allâm celle celâluhu: En çok bilen, her şeyi hakkı ile bilen. Cenâb-ı HAKk TeÂLÂ’ya mahsus bir sıfat olup, başka mahluka denemez..

Şu miktarda istiyorum ki;
Mimmâ kâne ve mâ kad yekûnu ebede'l-âbidîne..
Ve adde ma kad ehâta bihi ilmuke yâ Allâmi..

Neyi ihate ediyorsa kapsıyorsa yutuyorsa.. bi ilmike.. SENin ilmiyin içinde ne var ise ben de yâ ALLÂM her şeyi bilici olan ALLAHu zü’L- CeLÂL.. Bakınız, El Âlim değil, El Alîm de değil El ALLÂM ki, mübalağalısı, en çoğu.. benim düşünebileceğimin en şeyi.. Şedde dâimâ şiddet yapar, kerre yapar “âlim kere âlim” gibi demek yâni.. Ey ALLÂM, SENin ilmin neyi kapsıyorsa ben bu kadar çok bir bağlılık istiyorum, bu kadar candan yürekten istiyorum!.

Mimmâ kâne ve mâ kad yekûnu ebede'l-âbidîne..
Bakın BİZ BİR-İZ YOLumuz!. Aynı MuhaMMedî Meslekte ve Meşrebdeyiz,aynı Sırat-ı Mustakîm YOLumuzdayız hamd olsun!.
Şeyhu’l- Hazin kaddesallahu sırrahu dedimiz atamız büyüğümüz ile EL ELe EL YEDuLLAHa Hamdolsun!.
Mimmâ kâne.. her ne ki oluyor şu ÂNda, Şe’ÂNuLLAHta, “KÛN fe yeKÛN”de şimdi şu ÂNda..
ALLAH celle celâlihu, sonsuz yaratıcı olarak sonsuz yaratmaktadır her ÂN!. Yok etmeye gerek çünkü YOKLUK YOKk!. her ÂN YENiden yaratmakta.. Mimmâ kâne.. her ne ki oldu oluyor şu ÂNda..
Ve mâ kad yekûnu ebede'l-âbidîne.. Ebedî ebedler ebedî kadar, el Ebed olan ALLAHu zü’L- CeLÂLin Ebedliği kadar..

El Ebed celle celâluhu:
Resim

Her ne ki olacaksa, tüm bunlar kadar olsun ebedler kadar olacaklar ve olanlar kadar olsun bu SALLimiz, bu bağlılığımız, bu ulaşımız, bu BİZ BİR-likteliğimiz, biz birliğimiz; Alâ seyyidinâ MuhaMMedîn.. Dinin sahibi olan MuhaMMed aleyhisselâtı vesselâm için OLsun.. Bunu istiyorum.. Ve âlihi ve ona âli için, Ehl-i Beyti için; kanını, canını, dinini, imanını ALLAH celle celâlihu’dan korkarak, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden utanarak, insanlık şerefini haysiyetini yaşayarak ve koruyarak, canından da öte koruyorak.. âyet vardır peygamberiniz nefislerinizden evladır diye âyet vardır.:

النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
Resim --- "En nebiyyu evlâ bi’l- mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ulû’l- erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi mine’l- mu’minîne ve’l- muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ (ma’rûfen), kâne zâlike fî’l- kitâbi mestûrâ (mestûran).: Nebî (Peygamber), mü’minler için kendi nefslerinden daha evlâdır (yakındır). Ve O’nun (Nebî’nin) zevceleri, onların ANNEleridir. Ve rahîm sahibleri (akrabalar), onlar birbirlerine, ALLAH’ın Kitab’ında, mü’minlere ve muhacirlere yakın olduklarından daha yakındır. Ancak dostlarınıza iyilik yapmanız hariç. İşte bunlar, Kitab’ta satır satır yazılıdır.” (Ahzâb 33/6)

Diyorun ki canından da öte koruyarak sahib çıkan Âli MuhaMMed aleyhisselâtı vesselâma da olsun ..
ve sahbihi.. sahabelerine de olsun. kim bu sahabeleri? sahabe kimdir?. “haBBe”ye sahib çıkandır.. haBBe nedir?. Hakikat-ı MuhaMMedîyedir, Habibullahtır.. Sahabe kimdir?. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e sahib çıkandır ve kendisine sahib çıkılandır.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme kim sahib çıktıysa ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemde kime sahib çıktıysa, iki el gibi BİRleştilerse; BİLiştiler, BULuştular ve OLuştularsa SAHABEdir..
Eğer sahabe olmadıysa ki, öz amcası aralarında bir göbek yok Ebu Leheb Hizbuşşeytan’ı tercih etti. Diğer amcası Hazma radiyallahu anhu ise Hizbullah’ı tercih etti..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in amcaları.. Bunları iyi anlamak lâzım ki, sahabe ne demek!. Hz. Hamza radiyallahu anhu sahabedir.Karşı gelen ötekileri sahabe değildiler..
Çok görüştüler, konuştular, hatta kırk yaşına kadar Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben Rasûlullahım!.” deyinceye kadar en çok sevenlerden birisi de Ebu Leheb idi. Ne zaman ki: “Ben Rasûlullahım!.” Buyurdu kıyamet koptu!.
Ebu Talib.. Kim Ebu talib?. Ali kerremallahu vechehu’nin öz babası, öz, öz!. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in amcası ve doğduğu günden itibaren evinde kaldığı kişi.. Hem yetim hem öksüz olarak yeğenini baba gibi büyüten adam. O kadar çok sahib çıkıyor ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefakâr.. Efendimiz öyle ısrar ediyor, yalvarıyor yakarıyor: “Etme gitme ben ALLAH’ın Rasûlulahıyım!.” buyurnuca ne diyor Ebu Talib: “Korktu derler!” diyor. Niye “korktu” derler. “Ben Abdullaha sahib çıkarım Rasûlullaha çıkamam, zâhirine çıkarım bâtınına çıkamam!.” Demek istiyor. Ne buyuruyor ALLAHu zü’L- CeLÂL:

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Resim--- "Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn (mu’minîne).: Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)” (Şuarâ 26/3)

وَلَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَائِكَةً فِي الْأَرْضِ يَخْلُفُونَ
Resim--- "Ve lev neşâu le cealnâ minkum melâiketen fî'l- ardı yahlufûn (yahlufûne).: Eğer biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı.” (Zuhrûf 43/60)

İlahî görevi Rasûlullahlığına karşı kullar için yapacak bir şey varmı?. ALLAH celle celâlihu yardım etsin!.

Bundandır ki dört kadın örnek gösterilir, nurun içinden nara dönen gabirunlar; Lût aleyhisselâmın ve Nûh aleyhisselâmın hanımları ki, Nûh aleyhisselâmın hanımı peygamberler doğurmuştur ancak sonUÇta nurdan nara yürümüştür, SALLdan DALLa yürümüştür, Selâmetten Dalâlete dönmüştür..

Ve NÂRın içinde yetişen Meryem aleyhasselâm ve Firavunun karısı Âsiye Vâlidemiz, gübrenin göbeğinden açan bir MuhaMMed aleyhisselâm GÜLLeri gibi..

ALLAHu zu'l-Celâl buyuruyor ki bakın NAR dan NÛR a geçen ilk İKİ kadını size örnek gösteriyorum; hz.Meryem aleyha’s-selâm ve hz.Asiye aleyha’s-selâm :

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim--- "Ve dareballâhu meselen lillezîne âmenû'mraete fir’avn(fir’avne), iz kâlet rabbi'bni lî indeke beyten fî'l-cenneti ve neccinî min fir’avne ve amelihî ve neccinî mine'l-kavmi'z-zâlimîn(zâlimîne) .: Ve ALLAH, iman edenlere firavunun eşini örnek verdi: “RABBim, Senin katında cennette benim için bir ev inşa et ve beni firavundan ve onun yaptıklarından kurtar. Ve zâlimler kavminden beni kurtar.” demişti.”
(Tahrîm 66/11)

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
Resim---Ve meryeme'bnete ımrâne'lletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet mine'l-kânitîn(kânitîne).: İmran'ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi. Bu sebeple onun içine Rûh'umuzdan üfledik. Ve o, RABBinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Ve o, kânitin olanlardan oldu.(Tahrîm 66/12)

Nur'dan Nâr'a geçen iki gabirunu-gebereni gösteriyorum Lut aleyhi’s-selâm karısı ve Nuh aleyhi’s-selâm karısı.. masal söylemiyorum çünkü Kur’ân-ı Kerim masal kitabı değildir hâşâ!..

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
Resim---Dareballâhu meselen lillezîne keferû'mraete nûhın ve'mraete lût(lûtın), kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe hânetâhumâ fe lem yuğniyâ anhumâ minallâhi şey’en ve kîledhulen nâre mea'd-dâhılîn(dâhilîne).: ALLAH, kâfirlere, Hz. Nûh'un ve Hz. Lut'un hanımını örnek verdi. İkisi de, sâlih kullarımızdan iki kulumuzun (nikâhı) altındaydı. Fakat ikisi de ihânet etti. Bu yüzden ikisine de, ALLAH'tan bir şeye (azâba) karşı, onlardan (eşlerinden) bir fayda olmadı (onları kurtaramadılar). Ve onlara: “İkiniz de ateşe girenlerle berâber (ateşe) girin.” denildi.”
(Tahrîm 66/10)

İKİ-lik İmtihÂNI-TARLamız Kadınlarımız..

GaBiRUN : Haktan ve HaYRdan-YÂRdan geRi DÖNen DÖNekler..

Zaman zaman söylüyoruz dönen “gabirun” dur diye bu ne anlamındadır?.
Hakka ve Hayra ters dönüş anlamındadır.
Lut aleyhi’s-selâmın karısı, Nuh aleyhi’s-selâmın karısı ve oğlu..
sık sık söylenen gabirunlardan gebermişlerdendirler örnek olarak..
Gabirundur toz kadar değeri bu kadar bile yok anlamındadır.
Gabirun toz demektir bir değeri yok anlamındadır.

Ve ZOR-kor İŞ ki;
Nuh aleyhi's-selâmın Karısı ve Oğlu OLmak ,
İbrahîm aleyhi's-selâm’ın Babası OLmak,
Nûh ve Lût aleyhumu's-selâmların Karısı oLmak.. KULLuk TECİHleri..

فَأَنجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلاَّ امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
Resim---Fe enceynâhu ve ehlehû illemreetehu kânet minel gâbirîn: Bunun üzerine biz, karısı dışında o’nu (Lût'u) ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlardan- geride kalanlardan- kalıb yere geçenlerden) geride kalanlardandı.(A'raf 7/83)

ALLAHu zu'l-Celâl buyuruyor ki bakın NARdan NÛR a geçen ilk İKİ kadını size örnek gösteriyorum; hz.Meryem aleyha’s-selâm ve hz.Asiye aleyha’s-selâm :

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim---Ve dareballâhu meselen lillezîne âmenû'mraete fir’avn(fir’avne), iz kâlet rabbi'bni lî indeke beyten fî'l-cenneti ve neccinî min fir’avne ve amelihî ve neccinî mine'l-kavmi'z-zâlimîn(zâlimîne).: Ve ALLAH, iman edenlere firavunun eşini örnek verdi: “RABBim, Senin katında cennette benim için bir ev inşa et ve beni firavundan ve onun yaptıklarından kurtar. Ve zâlimler kavminden beni kurtar.” demişti.”
(Tahrîm 66/11)

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
Resim---Ve meryeme'bnete ımrâne'lletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet mine'l-kânitîn(kânitîne).: İmran'ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi. Bu sebeple onun içine Rûh'umuzdan üfledik. Ve o, RABBinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Ve o, kânitin olanlardan oldu.(Tahrîm 66/12)

Nur'dan Nâr'a geçen iki gabirunu-gebereni gösteriyorum Lut aleyhi’s-selâm karısı ve Nuh aleyhi’s-selâm karısı.. masal söylemiyorum çünkü Kur’ân-ı Kerim masal kitabı değildir hâşâ!..

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
Resim---Dareballâhu meselen lillezîne keferû'mraete nûhın ve'mraete lût(lûtın), kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe hânetâhumâ fe lem yuğniyâ anhumâ minallâhi şey’en ve kîledhulen nâre mea'd-dâhılîn(dâhilîne).: ALLAH, kâfirlere, Hz. Nûh'un ve Hz. Lut'un hanımını örnek verdi. İkisi de, sâlih kullarımızdan iki kulumuzun (nikâhı) altındaydı. Fakat ikisi de ihânet etti. Bu yüzden ikisine de, ALLAH'tan bir şeye (azâba) karşı, onlardan (eşlerinden) bir fayda olmadı (onları kurtaramadılar). Ve onlara: “İkiniz de ateşe girenlerle berâber (ateşe) girin.” denildi.” (Tahrîm 66/10)


Resim

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: Kulihvani 42. SALÂVÂT-I ŞERÎFE ŞERHi

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim
Şöyle diyor gibi: “Yâ RABbî!.Çok cefânı çektim.. SEN bana cennette bir köşk binâ edersin değil mi binâ?.” diyor. Binâ, binâ ne demek nur bileliği demektir. Nur Bileliği demek, ALLAHunuru’s-semâvâtı ve’l- ârd.. Şimdi gördüğün gökyüzünde yer yüzünde her ne varsa ALLAH’ın Nurudur..Küllî ŞEyy için geçerlidir.. Bu nurla BİLElik.. Bunu anlayabiliyor musun, yaşayabiliyor musun, iştirak edebiliyor musun, işte bu hakikattir. Sahabelik budur..

Diğeri de Meryem aleyhisselâm biliyorsunuz. Bir insanın tahammül etmesi asla mümkün olmayandır. Bir iftira felân değil, daha beteri yâni tek başına kimseye bir şey anlatamayacak halde.. Kucağında bir bebek ama, ne bebek.. Ergin bebek, göbek bağsız bebek ne diyor: “Ben Rasûlullahım!. Ne diyor Meryem aleyhisselâm’a: “Sen sus, işaret et de ki: “Ben konuşmuyorum, ben söz orucu tutuyorum..” de. Bırakda Mehdi konuşsun. Mehdi, beşikte demek.. Beşikteki konuşsun!. Duyanlar ise: “Sen bizimle eğleniyor musun el Âl-i İmrân soyundan Harun’un Kız kardeşi senin baban değerli bir insandı, annende azgın hâşâ kötü bir kadın değildi ne iş seninkisi!.” Diyorlar. Ne diyor bebek: “Ben Rasûlullahım, şunları şunları bilirim şunları şunları yaparım!.”
Duyanlardan bir kısmı: “O zaman ALLAH’ın oğlusun!.” Deyip ifrata düştüler. Ötekiler ise ne demişlerdi: “ Sen bu çocuğu dağdaki çobandan peydahlamışsın!.” Deyip zinâ tefrit iftirasında onlar da kâfir olmuşlardı.. “Sen ALLAH’ın Rasûlulahısın” diyen o kadar gaibdi ki, gökteki nem gibi.. Onun için Mârifet Makamıdır İsâ aleyhisselâm, Meryem Aleyhasselâm.. Yâni havadaki nem gibi oluşumu çok iyi anlaşıla.. Anlayanlar anlayabilir demek istiyorum.. İşte böylesine bir sahabedir .. Bunlar kime sahib çıktılar?. ALLAHu zü’L- CeLÂL’e sahib çıktılar ve ALLAHu zü’L- CeLÂL de onlara sahib çıktı.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e sahib çıktılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onlara sahib çıktı. Ehl-i Beyt aleyhumusselâm’a sahib çıktılar. Onlar da ona sahib çıktı. ALLAH Dostlarına sahib çıktı, ALLAH Dostları da ona sahib çıktılar. Siz çocuğunuza sahib çıkarsanız, çocuğunuz da size sahib çıkarsa baba olursunuz. Kendinize sahib çıkarsanız içiniz dışınıza sahib çıkar da, dış düzeniniz iç dengeniz sahib çıkarsa, iç dengeniz dış düzeninize sahib çıkarsa, siz dürbün gibi bakıldığında net gören insansınız..
Ama içiniz diyelim ki başka hava çalıyor, dışınız başka hava çalıyor.. Bu nedir?. İşte Hasan Dağının çat ayazında kaynar suyu dökersen çay bardağının çat diye çatlaması gibi çatırtı dünyayı tutuyor. Neden?. Sahib çıkmıyor, içi dışına sahib çıkmıyor, çıkamıyor ki, yerleşemiyor!. Sahabelik böyle önemli bir şeydir. Onu demek istiyorum...

Ve âlihi ve sahbihi.. Başka.. ve cemii’l- enbiyâi.. Kim ki ALLAH’ın nebîsidir ne demek nebî?. Bilelik Nurunu taşıyan elektrik hatları gibi ALLAH’tan haberci olan aleyhimu's-selâm.. Onların üzerinde ALLAH’ın selâmı olsun!. Neymiş selâm ki?. Nedir selâm olunca ne oluyormuş?. İşte Dâru’s- Selâm oluyor.. “fehduli cenneti” oluyor ya.. Buyurun Dâru’s- Selâma diyorlar ya.. Es Selâm esmâsı tek fiil köklü esmâdır, fiillerden kök alan, elde edilen bir tek o vardır ki, o da Es Selâm.. Ben çok dikkat etmişim ve bütün bu âlemlerin tümünün “silm” “islam” bu demektir ki zaten kökeni zâten Es Selâm’a çıkar. Es Selâm esmâsı böyle Hâlimcan..
Muhteşem bir esmâdır, Muazzam bir esmâdır.. Onun içindir ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem durmadan birbirinize selâm yükleyin, selâm yükleyin.. Selâm Esmâsıyla BİLişin BULuşun OLuşun YAŞAyın emretmiştir.. Aramıza bir ağaç girse tekrar karşılaşsak esselâmlaşırdık ve ve’l- Asr okurduk buyuruyor sahabe..

Bakınız Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyruklarına;

Resim--- Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Biriniz (din) kardeşiyle karşılaştığı zaman ona selâm versin. Eğer aralarına bir ağaç, duvar veya (büyükçe) bir taş girer sonra da onunla karşılaşırsa ona yine selâm versin.” buyurdu.
(Ebu Davud 5200, Buharî Edebu’l-Müfred 1010)

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Selâmı yayar, açları doyurur, sıla-i rahimde bulunur, gece herkes uyurken namaz kılarsanız, selâmetle Cennete girersiniz.” buyurmuştur.
(Tirmizî)

Resim--- Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ şöyle dedi: “Bir adam, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır” diye sordu?
Resûl-i Ekrem aleyhisselâm: “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir”
buyurdu.
(Buhârî, Îmân 20; İsti‘zân 9, 19; Müslim, Îmân 63.)

Resim--- Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: “Şu zât Cibrîl aleyhi’s-selâm’dır; sana selâm ediyor” buyurdu. Ben de: “Ve aleyhi’s-selâm ve rahmetullâhi ve berekâtühu” dedim.
(Buhârî, Bed’ü’l-halk 6; İsti’zân 16; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 90–91)

Resim--- Tirmizî’nin Ebû Ümâme radıyallahu anh’den rivâyetine göre bir adam: “Yâ Resûlallah! İki kişi birbirleriyle karşılaşınca onlardan hangisi daha önce selâm verir?” diye sordu. Peygamber Efendimiz de: “Allah Teâlâ’ya daha yakın olan” buyurdu.
(Tirmizî, İsti’zân 6.)

Resim-- Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir. ” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Edeb 139; Tirmizî, İsti’zân 15.)

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; İman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selâmı aranızda yaygınlaştırınız.” buyurmuştur.
(Müslim, İman: 17; Ebû Dâvûd, Edeb: 27)

Resim--- Ebû Ümâme radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Edeb 133. Benzer bir rivâyet için bk. Tirmizî, İsti’zân 6.)

Resim--- Ebû Hüreyre (radiyallahu anhu)’den rivâyete göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; İman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selâmı aranızda yaygınlaştırınız.” buyurdu.
(Müslim, İman: 17; Ebû Dâvûd, Edeb: 27.)

Resim--- Aişe radiyallahu anha Annemiz: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ey Aişe! Bu Cibril’dir. Sana selâm söylüyor!’” dedi. Ben de: “Aleyhi’s-Selâm ve rahmetullah ve berekatuhu” diyerek cevap verdim…” buyurmuştur.
(Tirmizî 4130, 4131, Buharî 6253, Müslim 2447/90, İbni Mâce 3696.)

Resim--- İmrân b. Husayn (radiyallahu anhu)’den rivâyete göre, bir adam Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e geldi ve: “Esselâmü Aleyküm” (Allah’ın selâmı üzerine olsun) , dedi. Peygamber aleyhisselâm da: “On” buyurdu. Bir başka adam daha geldi: “Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi.” (Allah’ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun) dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yirmi” dedi. Bir başka adam daha geldi ve: “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh” (Allah’ın selâmı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun) dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de: “Otuz” buyurdu. Yani değişik şekillerde selâm verenler, değişik miktarlarda sevap kazandılar.
(Dârimî, İstizan, 27.)

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsanların en âcizi dua etmeyen, en cimrisi de selâm vermeyendir.” buyurmuştur.
(Taberanî.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bu kadar önem veriyordu..
Şimdi özellikle Antalya da felân birine selâm verdin mi adam dönüp diyor ki: “Biz nerden tanışıyorduk?.”
Biz çok yaşadıkbunları. Sakallı adam yahu adam müslüman kılığında yâni benim de sigortalarım gevşek: “Vallahi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden tanıştığımızı sanıyordum arkadaş, kusura bakma.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’den tanıştığımızı sanıyordum.. Yâni hatamı ettim selâm verdim diye!.” demişimdir sofunun birine..

Tersi de vardır.. Bir zaman oğlum Mustafa orta okulda mı lisede mi okuyordu nerde okuyordu Aksaray’a geldik. Tâbi burası öyle bir yer yol boyunca herkes “esselâmu aleyküm” ve “aleyküm esselâm”..
Mustafa dedi ki: “Baba ne kadar çok seni tanıyan var burada!.” diyor.. Bilmiyor ki bura Antalya değil Aksaray.. herkes selâmlaşır birbiriyle burda.. Şimdilerde gittikçe burası da yozlaşıyor ama.. Eskiden yolda sokakta selâm vermeden geçsen bakarlar kimdir yabancı mı garip bir adam diye..

Selâm ALLAH’ın selâmıdır ve böyle yaygın verilir.. işte Şeyhu’l- Hazin Hazretlerinin birinci salâvâtı böyledir..
Ey ALLAH’ım mevcûd zerrelerinin ağırlığı ve devamınca. Ey âlimler âlimi olan ilmiyin kuşattığınca ebedîyete kadar olacaklar ve olanlarca bizim Efendimiz dinimizin sahibi bizim sahibimiz MuhaMMed aleyhisselâtı vesselâma, O’nun şerefli âline yâni lutfu bize aktaran bu yüce iliğe.. bel kemiğine demiyorum içindeki iliğe.. ve onun yüce sahabelerine değerli sahabelerine ve bu ana kadar bize nur taşıyan ALLAH’ın Nebîlerine ve Ümmeti MuhaMMedîn cümlesine salât ve selâm olsun!. Diliyoruz ki hepsi Dâru’s- Selâmda buluşsunlar/BULuşalım İnşâe ALLAHurRahmÂN.. Böyle güzel bir şeydir bu.. İnşâe ALLAH bunun devamını da getireceğiz bu harika bir güzelliktir!.
Resim
Cevapla

“►Salavat Şerhleri◄” sayfasına dön