MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4961
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

20 Mayıs 1999 B2
MSHekim.: Ya bu gibi ameline güvenenlerin şeyleri esâsen bunların bir şeyi olması lâzım. işte konu âcil ve nâif bir konu! bir kere kendimize mecâlimiz yok nâif konuyu şey yapacak haddimize midir mümkün müdür böyle böbürlenerek böyle mübârek İmâmı Ali’nin dediği gibi.: “RABBım! SEN bana kulum dedin, ondan daha şerefli ne olabilir!.”
Ne olabilir eğer siz amelinizin çokluğunu ve benzeri göz dikmeyiniz geçerliliğini belirleyiniz az olsa dâhi RABBım kabul eder yeter ki ona lâyık olunuz!.
Anladınız mı, yâni bizim Sistemimiz başka Sistem!. Yâni böyle alevlendirmeyi, Efendim şundan olmuş bundan olmuş, bu gibi şeyler başka şeyler, mümkün değil!.
Hazreti Ömer gibi şahsiyet o varlığı o fedâkarlığı, bu kadar fütühatı bu kadar bu kadar uyanık başını toprağa koymuş da oğlu kaldırmış dizine koymuş “Koy toprağa Abdullah, toprağa koy!.”
Koymuş.. “Efendim kurban olduğum şöyle olur!” “Koy vallahi bak yevmi’l- kıyamette RABBımız beni sorumlu tutarsa vallahi bunun hiç luzümü yok!. ben işte “yâ Emiri’l- Mü’min neden öyle diyorsun senin için bir şey olmaz o kadar fedakarlığın o kadar fütuhatın var!.”
“Yokk, yokk, vallahi sıfır, sıfır!. RABBımızın huzurunda Rahmetine gitmeye binlerce razıyım sıfır olarak!.”

Onun için bu Sistem hiç kimsede yok bu!. Haa ameller koy koy Maşaallah Maşaallah yığın yığın amellerleriniz yığın yığın ibâdetleriniz, kime?!. CeNNette bundan gayrısı girer mi yâni!. bu ……yok insan yâni HUZURULLAHa gitse Vallahu’l-azîm yüz sene seksen sene yapmış olduğun amel, bir göz ni’metinin karşılığını veremez!. İşte sıfırımış yâni yeter yâni ama haddinizi bilimeniz lâzım!.
Eğer böyle böbürlenerek kibirlenerek ibâdet etmiş, şey yapmış!. Haa ula kardeşim yapıyorsan kendine yapıyorsun ALLAHu zü’L- CeLÂL’in senin ameline ihtiyacı mı var!. şeyh mi oluyorsun, git ol!. düşünün.. onun için sıfır gitmek en güzeli..
Vallahi Hocam bakıyorum, Vallahi sıfırdan değerli yol bulamıyorum biz de herhangi başka bir Sistem yok.
Bakınız cemaat eğer böyle cemaat vallahi gönlünüzden vallahi Şeyh şöyle çıktı, şu çıktı, bu çıktı!. bunun hepisi akılsızlıktan çıkar, fikirsizlikten çıkar!.
Bu gibi şeyler bizim Sistemde yoktur!.
SIRR-ı SIFIR RABBımızın Rahmetine ilticâ ediyorum!.
Sadâtların hayr ve bereketleri himmetleriyle!.

Bir Avrupacı ismini de söylüyorum Burdurda bir Emekli Albay vardı bir de arkadaşları vardı, bu üçüde Şucu Bucuların ağına düşmüşler..
Emekli Albay vaktiyle ne yapmış, kızını Kur’ÂN kursuna koymuş.. hemen bakmışlar evet nasılsa zengin hemen bir dâire istemişler o da vermemiş, kızını da almış kurslarından. “Senin imanın 90 dereceye kadar çıktıydı ama bu ÂN’da 40’a indi!.” demiş.

Peki eğer bu gibi sistem kullanacak olursa çok verirse çıkacak, az verirse indirecek.. bunda âhenk olur mu, dinde böyle şey var mı?. Yok!.
Bizim disiplin sistemimiz hiçbir yerde yok. inanın ki hiç vALLAHi tamamen hiç farketmez hepimiz aynıyız, bu gibi ne bir satın alabilir ne de satabiliriz.
Şefkaten merhameten göğsünde olduğundan dolayı sorumluyuz kardeş olarak hem burada hem öbür âlemde.. eğer ki arazi olduk evet arazi olduk esasen yarın mahşerde böyle dini inanın ki kabul etmez mâdem ki üç dört liraya selâhiyet vermiş.. inanın ki ben vermedim, beraberce onlardan değiliz.. böyle düşünün kötü olmaz, aleyhisselâtı vesselâmda böyle çok seviyordu elhamdülillah bütün ahbablar el birliğiyle beraberce sancağımızı korurum diyor ALLAHın kuluyum diye elhamdülillah..

Ve anlatırken de böyle şey olarak demiyoruz bizim ALLAHımız böyle emrediyor. ALLAHın takdiridir bizim yolumuz daimîdir şerh olarak daimî şerh biliyorsunuz, yani ağacın üç dalları var ama bir tanesi şerh/şah dalı-büyüme dalı vardır ÖZ vardır. veyahutta şöyle diyelim bir kanal vardır Cenâb-ı Rasûlullahtan gelmektendir.. arada sırada şöyle bir taksim vardır tabi taksim vardı ama o geçer fakat, devâm edecek ASIL vardır. bu veyahutta ağaçtır veyahutta ne olursa devâm edecek şey..

Tâbi bazı zevâtlar bu gelecek olan büyük bir şey nâsib olmuş çıkmış ama biz Mevlânâ Halid artık.. Bakın Şeyh Abdullah Dehlevî ne ise artık bunu biliyoruz sayıyoruz, Abdullah Dehlevî gelince tabi ondan bunlar.. kimler kimler bunu bilmiyoruz.. ama Mevlânâ Halid gelince bu malumatta devremizde okuyoruz.. biliyoruz onun için Mevlânâ Halid Hazretleri bu Nakşî tarafı Kadrî tarafını Mevlânâ Halide gelince Abdullah Dehlevînden.. tabi Abdullah Dehlevînden yayılmış olmuşta fakat ana Mevlânâ Halidden gelmiştir Iraklıdır kendisi gelişinde de Şeyh Osman o da gelmiş ve kendisine de istek olmuştur.. Normalde ikisi de Nakşîdir birisi Nakşî Kolu Kadrî birisi kolu şimdik devâm ettikten sonra öyle bir hale gitmiş ki artık Iraka kimisi Şama gitmiş.. Şamda tabi bugün Mevlânâ Halid dikkat ederseniz 7 sene Müderrislik yapmış Mevlânâ Halid 1233 de gelmiş 1240 da Şeyhi vefât etmiş 1242 de.. artık ne ben bilmem Mevlânâ Halidin 42 senelik 7 senelik de müderrislik var.. bir kere Şam yani Mısır Suriye Filistin Hicaz Türkiye Irak her tarafı böyle gezmiş.. düşünün bir kere 7 sene 7 sene böyle.. KÂBE, Azarbeycan her tarafı esasen yani başka şeyleri başka ana şeyleri bu tarafa vermiş mukim olarak ana temeli bu muhitlerde gelmiştir..
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4961
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

20 Mayıs 1999 B2
MSHekim.: Ya bu gibi ameline güvenenlerin şeyleri esâsen bunların bir şeyi olması lâzım. işte konu âcil ve nâif bir konu! bir kere kendimize mecâlimiz yok nâif konuyu şey yapacak haddimize midir mümkün müdür böyle böbürlenerek böyle mübârek İmâmı Ali’nin dediği gibi.: “RABBım! SEN bana kulum dedin, ondan daha şerefli ne olabilir!.”
Ne olabilir eğer siz amelinizin çokluğunu ve benzeri göz dikmeyiniz geçerliliğini belirleyiniz az olsa dâhi RABBım kabul eder yeter ki ona lâyık olunuz!.
Anladınız mı, yâni bizim Sistemimiz başka Sistem!. Yâni böyle alevlendirmeyi, Efendim şundan olmuş bundan olmuş, bu gibi şeyler başka şeyler, mümkün değil!.
Hazreti Ömer gibi şahsiyet o varlığı o fedâkarlığı, bu kadar fütühatı bu kadar bu kadar uyanık başını toprağa koymuş da oğlu kaldırmış dizine koymuş “Koy toprağa Abdullah, toprağa koy!.”
Koymuş.. “Efendim kurban olduğum şöyle olur!” “Koy vallahi bak yevmi’l- kıyamette RABBımız beni sorumlu tutarsa vallahi bunun hiç luzümü yok!. ben işte “yâ Emiri’l- Mü’min neden öyle diyorsun senin için bir şey olmaz o kadar fedakarlığın o kadar fütuhatın var!.”
“Yokk, yokk, vallahi sıfır, sıfır!. RABBımızın huzurunda Rahmetine gitmeye binlerce razıyım sıfır olarak!.”

Onun için bu Sistem hiç kimsede yok bu!. Haa ameller koy koy Maşaallah Maşaallah yığın yığın amellerleriniz yığın yığın ibâdetleriniz, kime?!. CeNNette bundan gayrısı girer mi yâni!. bu ……yok insan yâni HUZURULLAHa gitse Vallahu’l-azîm yüz sene seksen sene yapmış olduğun amel, bir göz ni’metinin karşılığını veremez!. İşte sıfırımış yâni yeter yâni ama haddinizi bilimeniz lâzım!.
Eğer böyle böbürlenerek kibirlenerek ibâdet etmiş, şey yapmış!. Haa ula kardeşim yapıyorsan kendine yapıyorsun ALLAHu zü’L- CeLÂL’in senin ameline ihtiyacı mı var!. şeyh mi oluyorsun, git ol!. düşünün.. onun için sıfır gitmek en güzeli..
Vallahi Hocam bakıyorum, Vallahi sıfırdan değerli yol bulamıyorum biz de herhangi başka bir Sistem yok.
Bakınız cemaat eğer böyle cemaat vallahi gönlünüzden vallahi Şeyh şöyle çıktı, şu çıktı, bu çıktı!. bunun hepisi akılsızlıktan çıkar, fikirsizlikten çıkar!.
Bu gibi şeyler bizim Sistemde yoktur!.
SIRR-ı SIFIR RABBımızın Rahmetine ilticâ ediyorum!.
Sadâtların hayr ve bereketleri himmetleriyle!.

Bir Avrupacı ismini de söylüyorum Burdurda bir Emekli Albay vardı bir de arkadaşları vardı, bu üçüde Şucu Bucuların ağına düşmüşler..
Emekli Albay vaktiyle ne yapmış, kızını Kur’ÂN kursuna koymuş.. hemen bakmışlar evet nasılsa zengin hemen bir dâire istemişler o da vermemiş, kızını da almış kurslarından. “Senin imanın 90 dereceye kadar çıktıydı ama bu ÂN’da 40’a indi!.” demiş.

Peki eğer bu gibi sistem kullanacak olursa çok verirse çıkacak, az verirse indirecek.. bunda âhenk olur mu, dinde böyle şey var mı?. Yok!.
Bizim disiplin sistemimiz hiçbir yerde yok. inanın ki hiç vALLAHi tamamen hiç farketmez hepimiz aynıyız, bu gibi ne bir satın alabilir ne de satabiliriz.
Şefkaten merhameten göğsünde olduğundan dolayı sorumluyuz kardeş olarak hem burada hem öbür âlemde.. eğer ki arazi olduk evet arazi olduk esasen yarın mahşerde böyle dini inanın ki kabul etmez mâdem ki üç dört liraya selâhiyet vermiş.. inanın ki ben vermedim, beraberce onlardan değiliz.. böyle düşünün kötü olmaz, aleyhisselâtı vesselâmda böyle çok seviyordu elhamdülillah bütün ahbablar el birliğiyle beraberce sancağımızı korurum diyor ALLAHın kuluyum diye elhamdülillah..

Ve anlatırken de böyle şey olarak demiyoruz bizim ALLAHımız böyle emrediyor. ALLAHın takdiridir bizim yolumuz daimîdir şerh olarak daimî şerh biliyorsunuz, yani ağacın üç dalları var ama bir tanesi şerh/şah dalı-büyüme dalı vardır ÖZ vardır. veyahutta şöyle diyelim bir kanal vardır Cenâb-ı Rasûlullahtan gelmektendir.. arada sırada şöyle bir taksim vardır tabi taksim vardı ama o geçer fakat, devâm edecek ASIL vardır. bu veyahutta ağaçtır veyahutta ne olursa devâm edecek şey..

Tâbi bazı zevâtlar bu gelecek olan büyük bir şey nâsib olmuş çıkmış ama biz Mevlânâ Halid artık.. Bakın Şeyh Abdullah Dehlevî ne ise artık bunu biliyoruz sayıyoruz, Abdullah Dehlevî gelince tabi ondan bunlar.. kimler kimler bunu bilmiyoruz.. ama Mevlânâ Halid gelince bu malumatta devremizde okuyoruz.. biliyoruz onun için Mevlânâ Halid Hazretleri bu Nakşî tarafı Kadrî tarafını Mevlânâ Halide gelince Abdullah Dehlevînden.. tabi Abdullah Dehlevînden yayılmış olmuşta fakat ana Mevlânâ Halidden gelmiştir Iraklıdır kendisi gelişinde de Şeyh Osman o da gelmiş ve kendisine de istek olmuştur.. Normalde ikisi de Nakşîdir birisi Nakşî Kolu Kadrî birisi kolu şimdik devâm ettikten sonra öyle bir hale gitmiş ki artık Iraka kimisi Şama gitmiş.. Şamda tabi bugün Mevlânâ Halid dikkat ederseniz 7 sene Müderrislik yapmış Mevlânâ Halid 1233 de gelmiş 1240 da Şeyhi vefât etmiş 1242 de.. artık ne ben bilmem Mevlânâ Halidin 42 senelik 7 senelik de müderrislik var.. bir kere Şam yani Mısır Suriye Filistin Hicaz Türkiye Irak her tarafı böyle gezmiş.. düşünün bir kere 7 sene 7 sene böyle.. KÂBE, Azarbeycan her tarafı esasen yani başka şeyleri başka ana şeyleri bu tarafa vermiş mukim olarak ana temeli bu muhitlerde gelmiştir..

*

Bir mü’min KÂBEden efdâldir hemde 4 kademede. Bir kademede değil yâni KÂBEye ALLAHu zü’l-CeLÂL bir hakk tanımıştır “kimse yıkmayacak etmeyecek saygı duyacak”. Fakat mü’mine 4 vermiştir.. KÂBEye Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem hürmet eder. KÂBE, azîmdir, keremdir, haramdır fakat ALLAHu zü’l-CeLÂLin kemâli keremi ikramı 1 derece fakat mü’min 4 derece.. Nedir?. Mü’minin Canı, Malı, Irzı mü’min hakkında su-i zan etmemeksizin hüsn-i zan etmelidir. bu ALLAHu zü’l-CeLÂLe bir mü’min diğer mü’mine su-i zan kesinlikle haramdır. mü’min şartları 4 dür ve aynı zamanda mübârek şöyle buyuruyor.: “Dünya muhteviyatı ALLAH nezdinde atmış olsa dahi bir mü’min katletmelerinden çok ehvaldir bir mü’mini öldürmek dünyanın zevâhı ne varsa tamamen yok olsa ALLAHu zü’l-CeLÂL o mü’minin öldürülüşünden ehvaldır.” onun için şu tasavvufu okusanız ben ne diyor ALLAH ki.: “benim halifemdir” dedi ama insan oğlu Abdullah bu herşeyi yapar. ama Abdullah Abdullah.. Abdullahlık ALLAHu zü’l-CeLÂL halifelik verir halife olur. elçi gönderiyor ona elçi gönderiyor ancak ALLAHu zü’l-CeLÂL tabi secde edeceğiz Âdeme secde olur mu secde edeceğiz mecburi böylelikle secdedi boynumuzu eğiyoruz.. mü’min kısmını basite almayın..

Mü’min kimseye lânet etmez sebt etmez mü’minin sıfatı budur. bu da mü’mine yakışır. her ferd dilinden elinden emîn olmalıdır. mü’min dediğiniz zaman her ferd dilinden ve elinden emîndir kimseye ne gıybet eder ne de kusurunu kullanır.
Lânet olsun tekfir şudur budur denildiği zaman bu kelime yâni ağzından çıktıktan sonra hiçbir varlık kabul etmez, hiçbir yer yoktur ulaşır durur neden kimin hakkında söylediyse buraya varır eğer hakikaten lânete lâyık ise hüsre uygun ise üzerinde durur ama değil ise sahibine avded eder, kimse sahiplenmez kendi kendine lânet etmiş olur, kendi kendini tekfir etmiş olur. bu devrenin bu su-i zan diye almış tekfir çok tehlikeli bizim vazife yâni mü’min sıfatı mü’min olarak bu gibi hallerde salim ve emîn durumunda olmak lâzım.
Meselâ görüyorsunuz Almanayada Kaplancı mı ne karın ağrısı.. Bu Kaplan çıkıyor piyasaya, kılıncını çıkarıyor, milleti kızıştırıyor, Ayasofyayı söylüyor yâni islâm bu “küffâr mürted” olmuşlar. Ulan senin kafir şeyi altındasın yâni Türkkiyede niye senAalmanya da kafirlerin bunların sâyesinde kendini örgütlüyorsun, yapıyorsun. bunun gayreti kabul oluyorda Türkiyedekilerin niye olmuyor ALLAHa şükürler olsun. Antalya da sordum da kaç tane câmisi var 400 tane câmisi var.. 400 câmi var bu dört yüz câminin müezzini vardır, imamı vardır. peki bir Müslüman diyebilmek için Müslümanın şartı değil mi Müslümanın şartıdır Cibril aleyhisselâm gelişinde Cibril Rasûlullah’a soruyor yanına gelmiş soruyor.: “yâ Rasûlullah, ey MuhaMMed nedir islâm, islâm nedir?” yâni Müslüman?.
nedir ente eşhedu enla ilahe illALLAH ve eşhedu enne MuhaMMedin abduhu ve rasûluhu..
Şimdiki zamanda haah hiçbir kimse ne namazında kılma diyebilir ne hacca gitme diyebilir ne de oruç tuttuğunda teşvik ederler her türlü şeyi zekât zâten verdiğin şey etmiyorlar bu beş şart bir Müslüman olmak için beş şart mevcuttur.. bu durumda kaldı kı böyle Dârul’-harb olmuş!. lâ havle ne harbı yahu ne harbı.. ama, bu Dârul’-harb diyecek milleti sömürecek ya “ben cihad edeceğim” gibi saçmalıklar
Biliyorsunuz ki ben hiç bir siyaset yönünden sevmem çünkü Mübârek Şeyhimiz ne dedi bizim bildiğimiz duyduğumuz gördüğümüz.: “Devlet ricâli ne seviniz, ne de kötüleyiniz asla!.”
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4961
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

19 HAZİRAN 2000 SOHBETİ.:

MSHekim.:Bâzı mevcud ortalıkta mevcud olan kişiler meselâ bu Vehhabî Hizbu’ş-Şeytan gibi, ama namaz kılıyorlar Kur’ÂN okuyorlar bu ve diğerleri.. Kimisi de bu sefer Kaderîyedir hayrı ALLAH’a bağlıyor, şerri de Şeytan’a bağlıyor ki, o zaman iki İlâh oluyor birisi hayr yaratıyor işletiyor birisi de şerr yaratıyor işletiyor.
“Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen kimse CeNNetliktir bir tarafta küfürleri apaçık.. meselâ bu Nacîye “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen CeNNetliktir, neden?. İmân kavlendir yâni imân kavldır “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” dedi mi tamam imân olduktan sonra hangi hata olursa olsun bozmaz.. Haaa amel kısmını imâna taluk etmiyoruz sadece kalben “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” deyince buna bağlamıştır.. yaa nasıl ki bir kimse küfrederse yâni küfür yönünden olursa ne kadar iyi haseneler yapsa da çünkü artık küfrü bir şeyi yok bunun.. burada “imân edildikten sonra artık hiçbir şey bozmaz” diyor. haa CeNNetliktir ne tekim işte bu Süleyman Ateş gibi Ragıp gibi bunların hepsi aynı sistemde davâları budur Mütezîle ne derse şimdi Vehhabîler hem Mütezîle yönü vardır hem de biraz Haricî aksamı.. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hadisinde öyle buyuruyor.: “Bir kavm gelecek ki âhir zaman yâni öyle bir i’tikad sâhibleri ki ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur’ÂNda ne kadar bir âyet varsa yâni böyle müşriklik müşriklerle alâkalı olan yâni bunu işlerlerse müşriktir, kâfirdir..” bu gibi kelimeleri âyetleri tamamen mü’min ehl-i imânlara hallederler hallederler “müşrik” derler “kâfir” derler bu şekilde.. bunları esâsen Haricîye künyesini vermiş bunlar Haricîyedirler ve en şerlisidir.. en şerlisi mütezîle dersen kabir azâbı tanımıyor CeNNette dâhi vücuden değil ruhen diyor ve evliya sadat-ı kiramın bu gibi şeysi yok.. hatta şefaat dâhi gerekçesi “meczub olan kimselere şefaat mı yapılır” diyerekten yâni şefaatı tanımıyor esas bu Mu’tezile aksamıdır..

Hülâsa antika antika bu Fırkaları bâzıları işte gördüğümüz gibi namazlarını da kılıyorlar bâzıları da yâni “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” demekle yetinince halbuse Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki hadislerinde.: “Bir kimse imân sâhibi olabilmek için “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMeder Rasûlullah” denilmedikçe hatta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem imâm Ahmed ve diğer zevâtların müslim sâhihinde yâni kasem ediyor “vellezi nefsi biyedihi” ruhum yed-i kudretinde ALLAH hakkı için benim gönderildikten sonra Risâlet Sâhibi olduktan sonra kitabta Kur’ÂN geldi yâni ALLAHın Dinine ve benim Risâletime ve getirdiğim Kitabıma da eğer bunları tasdik etmedikçe asla CeNNet kokusu bulmaz asla. ister Yahudi ister Nasranî yâni sadece Ümmet-i MuhaMMedin kendi ümmetinde değil de tâbi biliyorsunuz hepimiz biliyoruz Yahudi gelmektedir Nasara da gelmektedir evet vakitleri ümmetlik devrini geçmiş kendileri de geçmiş yâni kitabları yok olmuş, artık hükümleri yürümüyor o zaman bunları mecbur yâni Rasûlullahın Hükmü altında inânmak kabullenmek Kur’ÂNın Hükümlerini kabullenmek mecburîyetleri vardır. Yoksa CeheNNemlik ale’l- küfr istersa Hazreti Mûsâ gelse dâhi Hazreti İsâ gelse dâhi, benim bu getirdiğimle âmil olmak inânmak ve kabul etmek mecburiyetindedir..

Haa artık geliyorlar meselâ “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen CeNNetliktir Yahudi de “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” der İsâ de aynı Hristiyanda söylüyor “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” ama nasıl diyor “Üzeyir ALLAHın oğludur” diyor “İsâ da ALLAHın oğludur” der böyle bir İlâh size “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” dediğin anda Uluhîyyeti ikileştirdin, ya üçleştirdin Hem Oğlu Hem Anası Hem Babası olmuş üç tane İlâh olmuş!.
Amma ALLAHu vâhidun ahadus samedu..
Kul huvallâhu ehad Allâhus samed Lem yelid ve lem yûled Ve lem yekun lehu kufuven ehad.. ilan ediyor yâni bir kimse, hâşâ bir kimseden gelmemiş bir kimse de kendisinden gelmemiştir, gelmez münezzehtir. Zü-LCeLâL celle celâlihudur böyle Sameddir.. Samed, yemeye içmeye bu gibi şeyleri ihtiyacı olmayandır bu hususta çok çok aleyhisselâtı vesselâm bu yönde.. ama diyeceksiniz ki başka haliflerde de “lâ tükeffiru ehlil kıble.. kıbleye yönelmişn olan zümreyi asla tekfir etmeyiniz”
yâni demek ki imânlıdır, MuhaMMedîdir, yâni kıble olarak cepheyi tâyin edip bu şekilde de namaz kılıyorsa demek ki o zaman bu gibi kimselerin küfrüne hüküm vereyiniz!. bir de diyor ki “velâ tuhrucumun min dâireti'l- islâm bi-zenbih” İslâm Dâiresinden çıkarmayın herhangi bir zenb işlerse işlesin islâm dâiresinden çıkarmayınız el Müslümandır, kâfir demeyiniz!” bugünümüze en antikalık bu.. İster bu Halife Davâsında olan kişi ister efendim bu Cübbeli mübbeli şeyler, ister başka kimseler.. yâni hep böyle kendilerine uymayan kimselere hemen tekfirine başvuruyorlar..

Nitekim bende hâl-i hazır yâni Vehhabîlere de en zıttım hoşlaşmadığım bir şey halbuki merkezde oturuyorlar Rasûlullahın yanında Kâbede RABBımızda bu yönden affetsin.. Tâbi onlara karşı da saygım vardır ama bu ni’met-i azîzeye bu şekilde ni’met bu şekilde Rasûlullah’a böyle âdeta değer vermeyerek şefaatını inanmayarak, kabul ziyâretini de meşru görmeyerek bunların hepsi hal-i hazlır mevcud aynı zamanda Kıble Ehlini de ne olursa olsun yâni fazlaca salâvât getiren bir kimseyi de öldürmüşler yâni mürted olarak.. onun için hâl-i hazır mevcud durumumuz böyle.. yetkili kişiler fazla salâvât getirmiyor yâni hutbelerde kürsülerde.. Dün de bize anlattı ki birisi.. “Efendim ALLAH'tan gayrı başka katkı koymayınız taleb edeceğiniz ALLAHtan yâni başka bir ekleme yapmayınız, başka kimseyi aracı etmeyiniz!. Bu şekilde demek ki şirk oluyormuş!.
Hülâsa yâni bu günümüz böyle bir karma durumumuz var ki yâni ALLAH muhafaza etsin bu inceliği tasdik etmeden yâni ale’l- küfre varmasını hemen hemen basit, zirâ Rasûlullahın şefaatı meselâ bugün Vehhabî elimizde kitabları vardır yâni esâsen şefaati ve Rasûlullahı istigase etmeyi ve herhangi bir veli zâten onlarda şimdiki bu ne diyorlar onlara Mu’tezileyle aynı. Mu’tezile esâsen yâni bu Vehhabîye Haricîye ye de benziyor, hem Mu’tezileye de benziyor yâni.. Bu anda her yerde yaygın durumundadır. yâni kendileri artık Türkiyeye Mısıra Suriyeye bu muhitleri elleri varabilen yerlerde gelen giden haclarda vs. tamamen bunlar kitablarını veriyorlar çokta getiriyorlar hatta İlâhiyatta dâhi böyle.. Bu gibi nahoş haller de vardır başlamıştır belki bâzıları öyle derler Çeçenlerin o tarafta dâhi yayılmıştır. Türkiye de gittikçe esâsen bu hele bilhassa yetkili kişiler tarafından bunları zâten elde etmiş ve onlarla artık hatta ALLAH selâmet versin bizim Abdullatif bir kitab ararken Sevâidu’l- Hakk var mıdır ki diye araştırmış karşıda en fazla yâni büyük bir Kütüphane sâhibi pek öyle bir şeyler şey etmiş yâni üzerinde durmamış.: “Sen türk müsün başka bir milletten misin?” Abdullatif.: “Ben sana şunu söylüyorum var mıdır bu kitab abi?.” Vehhabî olmayan kalmadı ki kitabçı da öyle, şeyi de öyle, okul okuyan da, derste de öyle yaygın durumundadır yâni hâl-i hazır üzerimize bu şekilde devâm etmektedir..
Tâbi Kaderiye kısmı artık Vehhabî tarafından pek çoğunu çıkarmıyor ama Mu’tezile Haricîye bunlar kendi esâsen tezleri bu yâni.. İbni Teymiye’den bu yana Abdulcebbar gibi benzeri bunlar gelmişler.. hele bilhassa Abdulvahab yâni Vehhabî Mezhebi doğrudan doğruya İngilizin ajanlarıyla esâsen büyük bir harcamalar yapmışlar bu hale getirmişlerdir. Esâsen Suudî Muhammed ibni suud, Muhammed ibni Abdulvahab iki tanesine çok büyük bir harcama yapılmış ve Kâbenin yok olmasını teklif etmiş büyük bir bağışla onlar demişler ki.: “Bunu haklayamayız bu mümkün değil çünkü İslâm tamamen farziyet bu hacca gelecek bu şey olmaz!. Kur’ÂN’a bir şeyler, katkılar koyun, bir şeyler yapın! Bunu da Osmanlı bize şey vermez tâbi!.”
O zaman yâni bu Seferberlik devrelerine yakın. Çünkü Vehhabîlik 1100 senelerinde başlamıştır yâni bu 300 senelik haladır biz yâni daha biz esâsen yaş itibâriyle ileriyiz ve daha henüz daha 5-10 yaşlarında 30 unda memlekette dâhi Vehhabîlik başladı.. Bu Irak aksamında olmuş başlamış ve böylece tâbi Irakın ötesini artık bizden tarafa değil de ötekisine gitmişler Riyad’a doğru gitmişler, daha Yemen’e doğru gitmişler. Ve kaç defa böyle Mekke, Medine, Ciddeye hatta Mekkeyi Medineyi de elde ettikten sonra Cidde de Şerif yâni Osmanlı tarafından olan Şerifin topları olduğundan dolayı toplar karşısında bıraktılar gittiler. Sonradan tekrar yine o zaman ki Mısır Mehmet Ali Paşa veyahutta İbrâhim Paşa neyse onlar tâbi İngilizlerle bıraz uğraşırken bu fırsat tâbi Osmanlı uzak fazlaca bir şey yetişemedi ne zaman ki onlar iyileştikten sonra İbrâhim Paşa veya Mehmet Ali Paşa askerleriyle acayip toplar gönderdiler. Osmanlının topları esâsen iş görür vardıklarında tekrar yine fütuhat oldu bunları yine aksadılar ve ama oksadılar da fakat Medine-yi Münevvereyi tamamen iflas etmişler çoklarını yıkmışlar güyâ bunları bir putperestlik diye tâbir etmişler. Hazreti Osmanın Kubbesi, Hazreti Abbasın Kubbesi içindeki olan mübârek zevatlar, Hazreti Hasan Efendimiz, Câferi Sâdık bu çok yâni Zeynelabildin.. Hepsi bunlar Muhammed Bakır..
Onlar.: “Bunların hepsi putperestlik!” diye hepsini yıkmışlar, darmatak etmişler ve şeydeki olan hazineleri de tamamen istilâ etmişler, fakat iyice hal etmişler ve bunları getirmişler Mısıra, Mısırda Sultan hangisinin devresinde idi baba yâni İstanbul’a gelmiş Hümeyni mi nedir onun kapısında olduğu yerde asmışlar. Oradaki olan Vehhabîlerin temsilcisi olan bir kimseyi asmışlar. Şerif te tâbi biraz kalleşlik yapmış veyahutta tekrar oraya gelirlerse öldürürler diye o şeye gönderdi senelikte orada ölmüş ama ne zaman ki bu sefer demek ki artık harbedesi çıkınca zâten o zaman İngilizler Yemene giden askerlerimiz hepisi eli telef ediyorlardı.. Çünkü mesâfe çok yâni bu giden artık kendisi tekrar dönmek bir tarafa bir görüntüsü görükmüyor öyle şekilde tâbi himâyesinde tâbi Devlet-i Osmaniyenin şeysi altındadır gönderiyorlar, asker gönderiyorlar ama maalesef hepsi ölüyorlar.. Hele bilhassa İngilizler Ajanları bunlara derken bu Vehhabîlik geliştirmek için çok da destekçi olmuşlar ve aynı zamanda çok köle de satın almışlar kendilerine destekçi âdeta bir asker gibi..
İki Muhammed.. İsimleri Muhammeddir yâni ikisi bunlar birisi Abdulvahabın oğludur amma, Abdulvahab ali muttaki bir şahsiyettir. Onun kardeşi de var Süleyman o da müttaki bir şahsiyettir. Fakat bunda küçüklüğünde bir habasitlik görünmektedir, bunlardan teröristlik konuşmuşlardır bundan bir çok büyük bir şey doğacaktır.
Ötekisi de Abdulaziz yâni Suudî denilen şey Abdulaziz Muhammed ibni suud.. O da doğrudan doğruya katlanarak çünkü o artık etrafı vardır, Abdulaziz dediğimiz atmış evlâdı vardır yâni 60 evlâdı vardır yetişkin tâbi İngilizlere artık tâbi.. böyle bir âile, kümeli bir âile.. tâbi bir âile atmış yetmiş olursa birden bire ona tâbi önder olarak olmuştur ve böylece İngilizler bu yönde çok çalışmışlar ve uğraşmışlar Taif’i perişan hale getirmişler ve neticesi bu Abdulvahabın ve benzeri yürütüyor yürütmüşler.. Fakat ne Kâbe’ye ne de Kur’ÂN’a herhangi bir şeyler yapamadılar. Fakat Rasûlulah’a karşı halk bundan böyle savfıyorlar neden ziyârete gitmeyene Suudî diyor kabrin başında istigase “MuhaMMed!.” demek şu bu küfürdür şirktir diyerekten.. Bu minvâl üzere bir Müezzin Cuma günü ezân okunduktan sonra arkasında salât ü selâm getirmiş çünkü eskiden hakikaten Siirtte de akşam ezânında ve diğer ezânlarda “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” dedikten sonra “Es salâtu ve’s- selâmu aleyke ya Rasûlullah ya Habibâllah ya Seyyide’l- Mü’minin” bu üç defa Adet halinde yaparlardı.. İşte bu Suudî tâbi artık işi Rasûlullah’a karşı artık anılmayacak, edilmeyecek, salâvât getirilmeyecek, saygı duyulmayacak şefaatı şeysi olamaz, istigası edilmez, saygı duyulmaz, ziyâret edilmez vs. vs..
Ezân okunduktan sonra arkasında Adam a’mâdır aynı zamanda çoşmuş Cuma Günü zâten aleyhisselâtü vesselâm.: Cuma Günü salâvâtı çoğaltınız!” diye buyuruyor. “ekserimuyen salâtı aliye fiyumun cumati vel ileyhi fiha” “Cuma günü ve gecelerinda salâvâtı çokça getirin” diye buyuruyor. Adam da salâtı selâm getirmiş indikten sonra artık Cumayı kılmışlardır arkasında bu kişiyi şirk oldu diyerekten mürted oldu diyerekten öldürdüler. Hem de nasıl öldürdüler, köpek leşi gibi. Çünkü “mürted/ İslâm Dininden dönen” diyerek tâbir ederler. Müşriktir ve mirası da kimseye kalmıyor devlete kalıyor yâni bu şekilde de yâni şey kabristana da konulmaz yâni hükmen kabristana da değil!. Bu kadar bir ağırlık hiçbir duyulmuş mu yahu!.
yâni hakikaten hayatında bu 73 fırkadır bir tanesi ehl-i sünnet ve’l- cemâat diğerleri küfre kadar ileten vardır, dalâlete ileten vardır.. az çok sapıklık vardır ama bunlar gibi hiç yoktur!.
Hem o Mübârek Yerde oturup duruyorlar da ALLAHu ni’meti azîme iken hele ilk olarak bunlara şefaatçı olacak esâsen yâni Onun sâyesinde Mekke Medine Harameynde olan kişiler RABBımız bunlara bir muamele etmiyor Habibinin yüzü suyu hürmetine yâni.. Velâkin bunlar biz şefaati yâni nasıl bir şey görmüyorlar.: “Böyle şey olmaz!.” diyor acayip!. başka çâre bilmiyoruz da ben bilmiyorum da bu Suudî bakınız Suudî dediğimiz Vehhabî Müslüman diyârı ve en merkezi bir yerde i’tikad kısmına bakınız nasıl edecek bilmiyor ki insan hangisine i’timad edecek..

Hülâsa öyle bir devredeyiz ki dün de anlatmıştık Rasûlullahın Kabrine her ALLAHın günü fecr doğduğunde 70 bin meleike ziyârete gelir, kanatlarını çırpar kanatları böyle çırparlar ve böylece salât u selâm Rasûlullahı ziyâret ederler sabaha kadar sabah güneş doğunca 70 bin daha gece ve gündüz ama bulamıyoruz göremiyoruz başka ve o günden Rasûlullah defnedildiğinden bu güne kadar melâikeler tekrar nâsib olmamış bir defa denk gelmiştir bu ÂNa kadar melâike çok demek böyle bir kabir.. kabir dediğimiz yâni Rasûlullah esâsen Nebîlerin Rasûllerin bahusus aleyhisselâtı vesselâm vücûdlarını bir kere toprak yiyemez çürütemez bunda CeNNetten bir maya vardır vücûdları sağlıklı sıhatlidir..
Ancak âlem değişmiştir o âlem berzahtır aramızda bu kadar mesâfe amma ne sen görebiliyorsunuz ne de o seni şey eder ve aynı zamanda burası gibi yemeye içmeye ifrazata ve benzeri de yok, orası âlemi berzahtır..
CeheNNem çukuru da açılıyor ve görüyorsunuz ondan da zarar ve zahmet çekiyorsunuz.. O tarafında da değil ise de CeNNet Bahçelerinden biri açılıyor köşelerinde sabah akşam bundan teneffus edersiniz kokusundan hoş hâlisesinden vs. vs.. tâbi az çok imtihan bir şeyler de geliyor daralma vs.. bu halede halbuse Âlemi Berzah eğer olmamış olsa, orası bir çukur yâni nereden olacak bu kadar kümeli şeyler. halbuse kabire gittiğinde esâsen bir fersah mesâfe kabir kendisi söylüyor diyor ki.: “oğlum ben seni öteden beri böyle bekliyordum!”
Hani öteden beri oğlunu yitirmiş de karşı karşıya gelen gibi. kabir esâsen doğru ve dürüst olan kişiyi bu şekilde göreceksin diyor işte bu.. haa hiçbir kabir yok ki mutlaka sıkar ama sıkar da Şefûk ve Atûf olan bir ana evlâdını bulduğunda nasil ediyorsa aynı şekilde zorluk vermiyor candan.. göreceksin senin annenin fendini göreceksin şöyle çırpıyor şöyle çırpıyor bir fersahlık mesâfe açılıyor ama ötekisi de sen öyle güzel dururkan her ALLAHın günü yetmiş defa kendisi gezen kimselere uyarıyor.: “Ey Âdemoğlu bakınız benim sırtımda geziyorsunuz yiyiyorsun içiyorsun bu şekilde bu şekilde amma tabuktuka dün ve bugün gibi hiç ALLAHa bir yarar halin yoktur! vALLAHi ye iç ne yaparsan yap yarın geldiğin de şöyle kemiklerini kırıvereceğim!.”
Yaa ne hale gelecek har zaman her zaman uyarıyor. çünkü bundan yaratıldığımız için ANA sayılıyor. esâsen kabir kişinin kendisi âdeta tekrar yine oradan var olacak...
Hülâsa işte ne bileyim bu hususta ancak şunu anlatacağımız şey bundan meselâ dün de sordular da artık fırsat kalmadı “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMeder Rasûlullah” namaz kılıyorlar ediyorlar vs. vs..

Şimdilik kardeşlerimiz bunu çok ihtimamlı dinleyin esâsen küfür pürüzü olduktan sonra meselâ şefaatı inkar küfürdür, kabir azâbını da inkar küfürdür, namazı inkar küfürdür, orucu inkar küfürdür, ribâ/faiz yerken bunda bir şey yok bunda gibi görseler de bu da küfürdür.. Yâni işlemiş inkar etmişse haramdır veya bu namaz farzdır veya bu amel esâsen bu işlemediği takdirde kâfir olmaz, fâsık olur. bu fâsık oluşu sebebiyle namaz evet hakktır biliyor inânıyor fakat işi yapmıyor, oruç hakezâ zekât oruç hakezâ efendim bu gibi ibâdetleri yerine getirmiyor. peki ne oldu inkar etmedikten sonra yapmadığından dolayı fâsık olur, kâfir olmaz. ama inkar ederse kâfir olur..
Çünkü Kur’ÂNda “ekimussalah” diyor “namaz kılın” diyor “oruç tutun” diyor ALLAH Kelâmı’nın getirdiği Kur’ÂNın bize mâlumât veriyor da emrediyor..
Eee emir karşısında sen de inkara kalkışırsan o zaman küfür olur. yâni hülâsa yâni küfür kısmına.. ama bu adamlar “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMeder Rasûlullah” buna şek ve şüphe yapmıyorlar, inânıyorlar buna şek ve şüphe etmiyorlar fakat, bu gibi ibâdetleri inkar edişleri küfür var. bu küfür sebebiyle CeheNNeme girer. yâni re’sen CeNNete giremez kesinlikle küfür olduktan sonra. mutlaka küfrü CeheNNeme girer pürüzlerini yakar, ondan sonra.. haa diyeceksiniz ki bu “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMeder Rasûlullah” “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen CeNNetliktir güzel, CeNNetliktir ama re’sen hemen CeNNetlik olmaz, küfrü olduktan sonra CeheNNeme girecek.. Aleyhisselâtı vesselâm bakınız “küfür haricinde hatalarınız ne olursa olsun” çünkü öyle buyuruyor. “ben ALLAHu zü’L- CeLÂL şefaatı isterken ÜMMetimin en ağır yâni ben bunu kullanmadım başka kimseler RABBımız kendilerine destür vermiş ama kullanmıştır bu Dünyâda ama ben kullanmadım bu Dünyâda, öbür Dünyâda ÜMMetime şefaatime ÜMMetimin en ağır olanı en ağır böyle büyük günah işleyenler esasa onlara bağlıyorum” diyor yâni “şefaatı onlara bağlıyorum” diyor yâni ufak tefek değmez..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şefaatim, (öncelikle) ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Sünnet, 20-21/4739; Tirmizî, Kıyâmet, 11/2435-6; İbn-i Mâce, Zühd, 37; Ahmed, III, 213)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her Peygamberin hususî bir DUÂsı var ki, onunla ümmetiyle ilgili olarak DUÂ etmiş ve DUÂsı kabul edilmiştir. Ben ise, DUÂmı Kıyamet Gününde ümmetim için şefaat kıldım / ümmetim için erteledim, şefaat etmeye ayırdım.” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu’ten; Buharî, Daavat, 1, Müslim, İman, 340).

Esâsen bu şekilde değil şefaati ÜMMetim ehli’l- kebâir diyor ÜMMetime şefaatim büyük günah işleyenler için, öyle ufak tefek deği.. şimdi bu şefaatı aleyhisselâtı vesselâm şefaat ede ede ede ve RABBısından öyle istiyor ki şu halde.: “onları bana bağışla! bana bağışla! bağışla bağışla!.” bir de geliyor ki.: “Yâ RABBî! “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen kimseleri de bana bağışla!.”
“Habîbim o senin işin değildir o BENimle alâkalıdır!.” belki duymamışsınız..

Konuşan.: Efendim Aleyhisselâtı vesselâm şefaati günahların kebâir bu belli burada şimdi derken duymadığımız şey herhalde küfür pürüzü küfüre bir..

MSHekim.: Küfür olduktan sonra yâni çünkü küfür nevisi değişik şekli küfürdür cihadı ve inâdı cuhudu ve inâdi temelli girer. çıkmamaksızın fakat hüküm hükmen olarak küfür tâbi hüküm bâzı küfür çoktur bâzı azdır.. Eee bakarsın şöyle mi olur, böyle mi? veyahutta ibâdet böyleymiş şöyleymiş yâni bunlar esâsen küfür sayılıyor bunlar hükmen küfürler hükmen bu tâbi fetreye artık onu teraziye koyacak ona göre aceba küfür müdür değil midir. yâni bu çünkü hatta ki fetvâ ehli Takyuddinî Subkî olsun İbni Abdusselâm diyor ki “elinde delil vardır ki bu kimse küfür, yâni esâsen kâfir sayılıyor”
Fakat 9 delil var ki bu sayılmaz esâsen o belli artık. Sayı çokluk fakat on fetvâdan bir tanesi ona kâfirdir 9 ü da diyor ki hayır

Konuşan: Dokuzu küfrüne hükmediyor birisi şüpheyle..

MSHekim.: Hee şüpheyle olunca esâsen tâbi bu ekseri hükmünü hemen beraat ettirir. Onun için hemen kişinin rastgele kâfirdir küfürdür yâni bu şeyler bu yetkili tüm ÜMMet-i MuhaMMed’e ne diyorsun?. Türkiyede câmide namaz kılan kimseler bütün kâfir öyle mi?.
İşte mesele bu.. Bu mesele çapulcuların işi değildir bu böyle hem bir Müslümanı tekfir etmek en ağır bir durumdur. ağır bir şey. yâni küfür haline getirmek ağır, aynı zamanda bir kimseye.: “kâfirdir, mel’undur!” dediğin takdir de, o kimseye gider hakikaten lâyıksa üzerine durar, değilse sâhibine avdet eder/döner.. yevmiye kaç defa başında baş belâsı kullandığı kelimeler başına gelir çöker..

Yaa onun için hatta Ezidî diyor ki elinde on delil vardır bir tanesini esâsen hükmü yâni küfrüne hüküm vermiyor ama dokuzu hüküm veriyor!. Sakın sakın velev ki bir tarafı dâhi hüküm vermiyorsa bunu durdur, yâni küfre eletmek o kadar tehlikeli velev ki, yeter ki bir yolu bir kapı var mıdır, bir isbat varmı.. hangi bir Mezhebden “burada efendim bu küfür değildir kâfir olmaz!” dediği takdir de on delil dokuzu aleyhinde de bu bunu tercih et!” diyor.
Çünkü bir Müslümanın tekfirinehüküm ağırdır.. ÜMMet-i MuhaMMedi bu şekilde Ezidî aleyhisselâm bu minvâl üzere anlatıyor.. Ama meselâ imamı RABBanî Hazretleri felân aynı kendini büyüten zâtı zekâratında bulunmuştur biliyorsunuz mektupta, ale’l- imân üzere evet kurtarmış ALLAHu zü’L- CeLÂL’in inayetiyle, Rasûlullahın hayır bereketiyle Saadatın kendisi mübârek Şeyh imamı RABBanî Hazretleri bu ale’l- küfre olmayıp ale’l- imânı gitmekle evet talebinde olunulmuştur. fakat bu kimse küfür pürüzleri vardır ne imiş?. bu Hindistanda bunun gibi devre Hindistanın bâzı yaptıkları bâzı dinlerine uygun çünkü putperestlikte var, ateş perestlikte var. Hindistanda çok muhtelif şeyler var. bâzıları da o yanlış.. o yanlış “bundan dolayı küfür pürüzü vardır” diyor imamı RABBanî, ne kadar ne kadar yalvardı ise evet avletine gidecek ama bu küfür pürüzünü gideremiyor mutlaka bu küfür pürüzüne ille ne edecek o zaman imamı RABBanî.: “Arzuluyorum ki doğrudan doğruya CeNNete gitsin, fakat imkan da görmedim.” diyor..
İllâ küfür pürüzü varsa mutlaka CeheNNem’e girer çıkar o pürüzü orada yakar bir kere bu CeheNNem gazâbıdır ve küfrü yakmak için yaratılmış.. Esâsen küfür tekfir vs çok ağır bir meseledir..

Gelelim bir mesele, buna rağmen bunların hepsi “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMeder Rasûlullah” diyorlar yâni.. Eee evet işte bu bu mesele Hoca, “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen bir kimse ALLAHu zü’L- CeLÂL’den gayrısı, Rasûlullah dâhi buna dâhilak kabul etmiyor.. “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” ehli.. Rasûlullah “bunları bana da bağışla!” diye.. fakat.: “Habîbim o senin işin değil o benimle alâkalı” yâni “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyor ya tâbi ALLAHın kendi Zâtı.. tâbi ALLAHu âlem bir muradı RABBımız ne yapar, eğer CeheNNem’e girmeyecek değil mutlaka küfrü varsa hata bertaraftır. fakat küfrü olduktan sonra ne kadar “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” dese de CeheNNem’e girer mutlaka amma diyeceksiniz ki “temelli durar mı, çıkar mı?” İşte ALLAHu zü’L- CeLÂL Tevhid Ehlinin o ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kendi uhdesindedir. ve bir gün geliyor ki yâni her taraf tamamen CeheNNem artık bir Müslüman kalmamış fakat bunlar Tevhid Ehli “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” demişler ama başka çok küfür işleri de vardır, çok yapmışlar bundan dolayı CeheNNem’de yâni bâzıları.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bir Sistemidir bu.. bâzı hadisin bir tanesi diyor ki “Tevhid Ehlini ALLAHu zü’L- CeLÂL, CeheNNem’e atar âdeta bir kütük halinde birden bire, hemen âdeta cansız bir kütük durumunda.. senelerce artık o canını bilmiyoruz ki seneler ne kadar? icâbında Dünyâ miktarı bir saat bir gün bir ay bir sene bir asır Dünyâ kadar bunlar sayılıyor CeheNNem’e girecek olan müddetleri en fazla Dünyâ ÂNı kadar yedi bir derece.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bu Sistemi de vardır hadisi de vardır.
Yâni artık ALLAHu zü’L- CeLÂL Rahmeten diyelim ki “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” vardır âdeta az tarzda ne zaman ki çıkacağına RABBımız artık miktarı ona göre çıkacağı anda o ana kadar yanar, o azâbı görür ama bir saatlik gibi durumda ve bu hale gelir, ondan çıkar ki nasıl ki birden bire bir kütük bir taş kömürü haline gelir, bu hale gelir. onu alıpda CeNNet Ehline katılır son olarak bunlardır.. bu nasıldır?. bu da ALLAHu zü’L- CeLÂL’in gayreti yâni esâsen çünkü gayri müslim olanlar da bunlara eğlenmeye başlamışlar gayrı Müslümler bunlar.: “siz müslümim, Müslümanım diye böyle böbürleniyordunuz ne farkımız var çıkan çıktı sizde aynı bizim gibisiniz, Müslümanlığınız ne yarar, “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” dediğiniz ne yarar, boşa getirmiş gibisinden!.” bu şekilde eğlenirler yaa..
Çünkü CeNNet, CeheNNem’de tamamen boşalmış durumundadır tabakadan çıkmış.. fakat anlattığımız gibi sadece “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” vardır bu tevhid meselesi.. Rasûlullah’a diyor ki.: “O bana âittir!.” O ayrı bir Sistemdir bu “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH”.. artık birden bire çıkacağı zaman bir an için amma bir saatlik ne kadar oranın türsü yâni bir şiddeti görür ki âdeta birden bire kütük halinde geliyor.. haa o kadar endamlı olmasına rağmen daha evvelisi bu müddeti geçirilmişi âdeta onu şeyini hissiyâtı denilmeyecek derecede. bu da vardır haa!.
Yeter ki işte “bu Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” bu mesele.. Amma akıbinde CeNNeti bulur.. ama beter hali varsa hâdi bunu alalım götürelim bu çileden sonra onun için “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” CeNNetlik dedikleri.. eğer, amma diyeceksiniz ki “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH”ı Yahudi dese de, Nasranî de dese de geçerli midir?. Yoo “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” hakkını vermiyorlar çünkü “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” “İlâh TEK BİRdir!” bunu bilmeleri lâzım!. Eğer böyle ŞİRKLik yâni =>“ANAsı da OĞLU da İlâhtır” diye söylüyor..

لَّقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ ثَالِثُ ثَلاَثَةٍ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلاَّ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِن لَّمْ يَنتَهُواْ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
“Lekad keferellezîne kâlû innallâhe sâlisu selâsetin ve mâ min ilâhin illâ ilâhun vâhid (vâhidun) ve in lem yentehû ammâ yekûlûne le yemessennellezîne keferû minhum azâbun elîm (elîmun).: Andolsun, "ALLAH üçün üçüncüsüdür" diyenler de kesinlikle kâfir olmuşlardır. Oysa TEK BİR İLAHtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere mutlaka acı bir azâb isabet edecektir.// Andolsun ki.: "ALLAH üçün, üçüncüsüdür (üç ilâh'tan biridir)." diyenler kâfir olmuşlardır. Ve TEK BİR İLÂHdan başka bir ilâh yoktur. Ve eğer bu söyledikleri sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara, mutlaka “elîm azâb” dokunacaktır.” (Mâide 5/73)

“İlâh üç tane” demeye getiriyorlar.. Üç tane İlâh =>Babadır Anadır ve Oğuldur.” yâni ALLAHu zü’L- CeLÂL şeysi de Meryem ondan sonra da o da İsâ ki “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” lafzı bu yarar getirmez, yâni yok!. Hakikaten “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” Vahdânîyyeti bir bu teslis ve benzeri.. Yoo yoo bunlar şirktir asla!. işte bu “Kelime-yi Tevhid”in bu vâka’rını gücünü.. yâni küfür çeşit çeşit küfürler olmasına rağmen ancak bu teslis yoktur bu küfür evet yakar ve sonunda çıkar “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” kim ki Tevhid Ehli, bu bunlar Yahudi Nasranîler Tevhid Ehli değil ki.. Tevhid BİRliği dirliği olmak lâzım.. memnuniyetin şeriki olmamaksızın Nasranî benzeri şeriki almamaksızın.. haa bu şekilde olan bir kimse evet sonunda çıkar ama Rasûlullah bunları istemiş de fakat ALLAHu zü’L- CeLÂL kendine.: “Habîbim o BENİMle alâkalıdır!.”.. haa ve neticesi diğer kimseler çıktıktan sonra yine Rasûlullahın şefaatıyla tâbi zerre kadar imânı varsa da.: “Habîbim çıkarınız!.” “kalmadı artık, kalmadı!.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kim ALLAH'tan başka ilâh olmadığına ALLAH'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve MuhaMMed'in onun Kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, kezâ Hz. İsâ'nın da ALLAH'ın Kulu ve Elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir Kelimesi ve kendinden bir Ruh olduğuna, kezâ Cennet ve Cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun ALLAH onu cennetine koyacaktır." buyurmuştur.
(Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî radıyallahu anh’den; Buhârî, Enbiya 47; Müslim, İmân 46, (28); Tirmizî, İmân 17, (2640)).

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah” diyerek, kalbinde zerre kadar imanı olan kişi ateşten çıkar.” buyurmuştur.
(Buharî, Müslim, Tirmizî)

Ama bunlara gelince bunlar kalınca başlamışlar gayri müslim olanların ale’l- küfre giden müşrikleri ve benzeri o zaman diyorlar ki.: “Böbürleniyordunuz biz “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” ile Müslümanım diye söylüyordunuz o zaman ne farkımız var aramızda siz de aynı bizim gibi duruyorsunuz!”

ALLAHu zü’L- CeLÂL bunun karşısında gayretkeşliği gayreti kabul etmiyor derhal bunları anlattığımız gibi bir saatlik bir azâb âdeta kütük halinde alır, CeNNete atılır ve ondan sonra emrediyor hatta âyet-i celîlede.:

رُّبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ كَانُواْ مُسْلِمِينَ
“Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn (muslimîne).: Bir zaman gelecek ki; o kâfirler (ve Kur’ÂN ahkâmını artık gereksiz ve geçersiz görüp inkâr edenler ahiret azabını görünce) ah keşke (gerçek) Müslümanlardan olsaydım diye nice kereler (ama yararsız bir hasretle arzu edip) isteyeceklerdir.” (Hicr 15/2)

son çıkan var ya yâni İlâh teslis etmemişler, “Üzeyir ALLAHın oğludur, İsâ ALLAHın oğludur.”böyle bir şey yok!.
“Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” gerçekten başka şeyler hiç yok!.. işte bu kişiler tamamen sonunda ALLAHu zü’L- CeLÂL artık onların böyle deyişlerine razı olmuyor. çünkü bunlar “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” demişler hee birdir dolayısıyla hemen bunları çıkarır ve meleklere der ki, halbuse o zaman CeheNNem ehli, CeNNet ehlini görebiliyordu. CeNNette de CeheNNem ehlini görebiliyordu yâni bu görmek esâsen CeNNet Ehli gördüğü zamanda CeheNNem’den kurtuluşuna en büyük bir şükür en büyürk bir huzur verecek.: “RABBımız elhamdülillâh biz böyle bir şeye uğramadık.”
Ama CeheNNem ehli de CeNNet Ehline bakınca da.: “Ah ah biz de böyle olsaydık, etseydik!.”
Yâni bu olur ama ne zaman ki bunlar tamamen bu dedikleri gibi eğlenince.: “Müslüman oldunuz ne farkımız vardır!.” diyerekten. O zaman ALLAHu zü’L- CeLÂL bunları çıkarar ve ne yapar meleklerine söylüyor ki.: “Kapakları getirin ve kapatın CeheNNemi!.” ondan sonra sonsuz artık ne çıkar ne girer yâni bu hale getirir.. Âdeta bu bir kapak kapatmak var ya böyle bir yukardan aşağıya bu kapatmak bu şekilde.. Yâni artık CeNNeti görmeye herhangi birşey bitmiştir. O zaman artık çıkacak yok!. Haa son olarak hadise bu bu inceliği de pek öyle her yerde bulamaz..

Konuşan.: İbni Sakkanın hakkında veren âyet bu değil mi Efendim “Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn” diye..

MSHekim.: O işte o zaman kendisi aynı söylemiş kendisi zekâratında yere düşmüş.: “Kur’ÂN oku!.” diyor “oku!.” diyor “sen o kadar hafızdın, şöyleydin!. sâdece bu kelimeyi kullanıyor “Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn" bu şekilde..

Konuşan.: ALLAHu zü’L- CeLÂL kullarını yakmaz..

MSHekim.: Değil değil çok Şefûk yâni hâşâ bu ALLAHu zü’L- CeLÂL kullarına azâb etmeye hoşgörü değil, yâni esâsen yâni ne yaparsa yapsın çünkü şefkatı Şefkat ve Merhameti en Atûf ve en Şefûk olan Ana’dan 70 kat daha fazla..
Rasûlullah buyurdu bir gün böyle Mescidin Kapısında duruyorlar da tâbi gani’metler gelmişler bir kadın vardır içlerinde öyle bir heyecanlı ki böyle koşuyor şöyle koşuyor bir çocuk bulduysa alıyor meğer oğlunu yitirmiş de.. bir türlü arayama başlamış geliyor bir çocuk buldu mu hemen koşuyor, sarıyor, öpüyor felân.. tâbi evlâdı değilse, yine bırakıyor.. yine aramaya başlar ve neticesi âdeta Rasûlullah buyuruyor ki Ashabına.: “Bakınız Ana Şefkatı evlâdın nasıl bir nasıl bir muamele ettiğini görüyorsunuz, nasıl koşuyor, nasıl araştırıyor bulduğunda böyle yiyecek gibi.. evet Yâ Rasûlullah neticesi oğlunu buldu oğlunu bulunca oooh artık Dünyâ hepisi onun olmuş gibi.. bu kadar sevinçde böyle sıkıyor öpüyor felân böyle.. Rasûlullah buyuruyor.: “Bu Ana’ya şimdilik evlâdını CeheNNem’e ateşe at deseler atar mı bu?.” “Yâ Rasûlullah nasıl atar nasıl atar bunu buluncaya kadar o kadar heyecanlı uğraştı durdu bulduktan sonra bu kadar seviniyor nasıl ateşe atar! bu gördüğünüz Şefûk Atûf olan Ana’dan ALLAHu zü’L- CeLÂL 70 farkla 70 derece daha yâni kuluna karşı bu şekilde Şefûktur Atûftur.!” Böyle yakmaya yıkmaya pek şey değil esâsen.. yeter ki bir şey bulsun şöyle bir..

Konuşan.: bu abd edinenlerden küfre abd edilenler, CeNNette aleyhisselâtı vesselâmı sevenlerle bir olmayacak, bu cezâ herhangi CeheNNem’dekilerle farkı olmaz..

MSHekim.: VALLAHi Hoca, CeheNNeme girilecek dert değil ben şahsen yâni her zaman söylüyorum CeNNetin herhangi velev ki kapısına iletsin kapıcı olurum. Yâni ben böyle debdebeli hiç aramıyorum yâni inânın ki ne köşkü CeNNet felân onları hiç aramıyorum ama vücudum tahammülüm yok CeheNNem’e bir kere, vücûd tahammülüm yok i’tiraf edeyim CeheNNem CeheNNem.. Onun için yeter ki CeheNNem’den RABBımız korusun muhafaza etsin bizi. Doğrudan doğruya CeheNNem’e iletmeden CeNNetine koysun ben kapının yanında oturayım mesele değil yâni.. İnân ki hiç yâni CeNNetin nevârından ni’metlerinden hiç fikirimde değil ve taleb te etmiyorum ama, sohbet derseniz vALLAHi sohbeti isterim. İnânın ki sohbeti isterim ben, köşk möşk aramam yâni ne olursa olsun. Çünkü vücuden CeheNNem’e tahammül edemem, böyle güçlü değiliz!. Onun için RABBımız bizi CeheNNem’den muhafaza etsin korusun, CeNNete nâsib etsin!. Hele artık RABBımızın Kendi Şanı nere olursa olsun CeNNette artık şudur veya budur hiç demem az mı çok mu hiç, ister yâni esâsen zâten yemeye içmeye keyfi olarak yiyorum isterse acıkacak değiliz yâni böyle şeylerden dolayı hiç talebimiz yoktur ancak, sohbet hakikaten tercih ettiniz yâni.. “Sukhu Muhabbet” vardır, SEVgiler yâni Dünyâda SEVgili olan kişiler beraberce herhalde, umarız ki bu sohbet ALLAHın izni ve inâyetiyle bu sohbet CeNNete büyük bir rolü olacaktır inşeâ ALLAH TeaLâ RABBımız biliyor hiçbir gâyemiz herhangi bir şey beklediğimiz yok anlattığımız gibi ALLAHu zü’L- CeLÂL şâhidimiz yâni hiç kendimizden daha fazla olayım demem yâni.. sizlerden büyük mertebe olmanızı arzuluyorum yâni benden çok kat kat fazla olun.. hem Dünyânız hem Âhiretiniz yâni benim böyle bir hevesim yok böyle bir mertebe murtebe hiç bunları aramadım vALLAHi!. burdada velîlik bilmem ne ne çeşit ne çeşit teklif etseler hiçbir tanesine tâlib değilim yoo ALLAH hakkımızda hayr versin bir kere ne Dünyâ ne Âhiret bir talebim yok!. Esâsen vaktimiz geldi mi RABBımız denkleştirir. Ama diyorsunuz ki DUÂ ediyorsunuz bir şeyler birşeyler.. vALLAHi DUÂ ediyorum ALLAH var bunu yâni versin diye hiç umurumda değil.. DUÂ artık alışılmış bir şeyler yapılıyor yâni şahsım olarak habîbi.. Yâni CeheNNem tahammülüm yok!. i’tiraf ediyorum takatım yok RABBımız bizi muhafaza etsin amma CeNNette seçenek diye bir şey yapmıyorum tâbi arzular CeNNeti Firdevs CeNNet-i Adn diye varalım da bir yerde..

Konuşan.: Mübârek sohbeti teklif ettiğin için tebliğ ettiğin için en üstün yer sohbeti..

MSHekim.: Öyle mi “Sukhu Muhabbet” de orada ya..
Abdullatif bâzı söyle bir şeyler.. yâni zirâ tâbi bâzı kimseler bâzı kimseler CeNNeti satın almış gibi kendine hakk tanıyor böyle amelinde ibâdetinde vb.. gibi vakı’alarla halbuse ALLAHu zü’L- CeLÂL üzerimizdeki ni’metleri bir tanesini ödemeye de mümkün değildir lütfen ve merhameten veriyor eğer sorumlu olduğmuuz takdirde çünkü bir kimse HUZURULLAH’a çıkıp da mizan devresinde çıkıp da böbürlenerek gururlanarak çok kümeli olan şeyleri gördüğü takdirde yâni artık amele ihtiyacım yok, yapmışım namazı kıldım orucu tuttum hacca gittik vs. vs..
“tâbi ben girmeyecemde kim girecek?” yaa haah bâzıları böyle.. Yâni artık ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Hakkını ödemiş oluyor mu fazlasıyla var diye tâbi başka şey görmüyorlar sâdece namaz vs. olunca iş bitiyor yâni esâsen CeNNeti satın almış gibi bir hali vardır. Maalesef inânın ki bir soluk dâhi alıp vermeye şükrünü bildiremeyiz. O sebeble:

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
“Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd (şedîdun).: Ve yine bir vâki’t RABBiniz şöyle ilan edip duyurmuştu ve buyurmuştu.: “Andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size (nimetlerimi) artırıveririm ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz Benim azâbım pek şiddetlidir.” (İbrahîm 14/7)

Ni’metlerimi şükrederseniz çoğaltırım ama nankörlük yaparsanız azâbun şediddir. Kardeşim bir me’mur maaş alabilmek için ne kadar müddet ne kadar uğraşacak yâni hiç çalışmadan uğraşmadan böyle bir şey veriliyor mu ALLAHu zü’L- CeLÂL vucuden bedenen efendim mealen velhasılı yâni solup ala bilmede bunlar ni’mettir.. Bâzı zevâtlar bir tek soluk böyle gafletle çıkardı ise, bundan ALLAHu zü’L- CeLÂLe özür diliyor af diliyor biz hangisini hangi ni’metlerini ödüyoruz ki yapmış olduğumuz namazı bunu da kendimize yapıyoruz.. yâni ALLAHu zü’L- CeLÂL’in ni’metlerinin karşısında ödemen mümkün değil ki mümkün değil sâdece evet RABBımız yeter ki hiç olmazsa emrine uygun bir halde i’tiraf ediniz. Esâsen tâbi insan tâbi bir ALLAHu zü’L- CeLÂL var etmiş, her soluk alıverme de onun ni’metleridir. Sıhhatı böyledir Dünyâdan geçiyoruz gelecekte âhirette mükafatları vardır vs vs..
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bu ni’metlerinin çokluğuna rağmen yâni Dünyâda verdiği ni’metlerin karşısında şükrünü ödemeyemiyoruz yâni bir CeNNeti de vaad etmiştir onu da bize bağışlıyor. onu bundan nasıl insan cesâret eder RABBısına karşı öyle böyle halde olur neden, neden?. Kimisi ameliyle satın almış gibi böyle tavrı vardır yâni.. Halbuse dâimî sıfırdır en güzel şey sıfırı seçtiğimiz bu.. Yâni bu elimiz boş!. RABBımızın artık affına sığınıyoruz başka bir şey yok inânın ki şöyle ele alınacak bir şey bulamıyorum kendimde, ancak onun için yâni Hazreti Sıddık hele biraz da dahada candan işidir o zamandan hoşuma gittiydi de sıfırı ben seçtim, neden?. Mübârek karnında zâten deşmiş çıkarmış geçmiş durup dururken oğlunun da dizin üzerine başını koymuşta.: “Abdullah başımı yere bırak toprağa bırak!. “Baba bu da topraktır!.” diyor çekerek de olmadı da.: “ben sana toprağa koy!” diyorum etraf da.: “Yâ Emiru’l- Mü’minin, Rasûlullah senden razı gitti, Ebubekir senden razı gitti neden böyle bu hale getiriyorsun kendini, o kadar fütuhatlar vardır o kadar islâm dinine büyük hizmetiniz olmuştur!.” “Susunuz!. Susunuz sizler gibi zâten bizleri yâni tavırlı derken derken adamın iflasını getiriyorsunuz vALLAHi hepiniz ben şu yanakları toprağa böyle sürdü de vALLAHi RABBımın huzurunda yarın orada.: “Felân Öküz felân Keçi benden şöyle zâyiat olmuş şöyle olmuş hesabını ver!.” derse bu Ömer ne yapacak, ne yapacak!. Vay Ömer halin ne olacak vALLAHi! vALLAHi siz de şâhid olun ben bu anda sıfırdan gitmeye razıyım!.”
Bırakın alacak bir şey sıfır sıfır ne aleyhte ne lehte “SIFIR”ı seçmiş mübârek. Çünkü HUKUKULLAH herhangi bir beşerin haklayacak mukim değildir esâsen anladığımız zaman, teraziye koyduğumuz zaman.. ama tâbi bu ALLAHın Hakikatlerini Ni’metlerini belli o da tâbi bir iki ibâdet ettik mi hemen ohoo biz alacağız, biz alacaklı kalıyoruz.. yâni öyle halbuse orada mizana girdi mi, böyle bir kimse böbürlendi mi, inânın ki bir tek göz ni’metini çıkarıyor. Çünkü orada bâzı geçen senelerde de anlatmıştım 99 sicilimiz vardır 33 ni’metlerin yönünden yazılmıştır 33 de işlenen amellerde 33 de işlenen seyyia aksamıdır yâni yâni 33 tane tahsis edilmiş bunlar işlenmiş olan ibâdetler haseneneler ameller vs vs.. 33 de bu da seyialarla alâkalı defterler ama diyeceksiniz ki hepsini dolduruyormu?. yok kimisi sıfırını dolduruyor kimisi az dolduruyor ama 33 tane de ALLAHu zü’L- CeLÂL verdiği Âdemoğluna Ni’metlerini bunları da yazıyor sayıyor çünkü ni’metlerin karşısında şükür istiyor.. Haa şükür nedir.. Her ni’metlerin şükrü gerekiyor öyle şimdiki bu mizanda tâbi bakıyor ki haseneler baya yüklü iyi ondan sonra seyyiada az adam çok çalışmış çalışmış fakat amelinde bir şeylik var yâni.. böyle amelimle gideceğim diye tâbiri de böyle hisseli tavrı vardır o zaman tek göz ni’metini öbür sicillerden göz ni’meti bir tane geliyor yâ RABBî benim ni’metim şükrünü ödemesini isterim.. oh göz ni’meti, sâdece göz ni’meti konulunca onlar hafife havada kalıyor ne oldu bir şey kalmadı bir şey kalmadı..
Nitekim hikâyesi de vardır aleyhisselâtı vesselâm beni İsrail Devresinde bir adada ada da geniş değil şöyle bir miktar kendisi şöyle ağaç var, su var güzel suyu vardır ama öyle birde bir evtad olarak fazla büyük değil.. şöyle şu kadar bir ada suyu da vardır ve ağacında da meyvalar vardır adam aleyhisselâtu vesselâm buyuruyor ki.. yâni bu kadar sene mutamadiyyen ibâdetle geçirmiştir 70 sene 80 sene midir daha mı neye sayarsa bu şekilde.. hatta sonunda.: “Ya RABBî benim ruhumu kabzedeceğin de secde halinde olsun!” diyor onu da kabul etmiş Cibril aleyhisselâm gelirken geçerken görüyordu ve hatta secdede olduğunu ben gördüm diyor yâni böyle ruhu kabzolunmuş.. peki yâ MuhaMMed bu kimseye ne dersiniz nasıl Öbür Âlemde durumu nasıl olabilir. işte Cebrâil aleyhisselâm durumu anlatıyor diyor ki.: “ALLAHu zü’L- CeLÂL’in önüne geldiğinde.: “Ey kulum ne yaptım yâ RABBî ömrümün hepsini ibâdetle geçirdim ma’lumdur, biliyorsun hata yönünden bir şey yapmadım, yâni emrine hükmüne çalıştım vaktimizi bitirdik bu şekilde oldu evet bu gibi peki bu amellerin sana bir teskinet veren senin yanında ağaç arzuladığın üzere o minvâl üzerinde tat veriyordu bunu veren kim olmasaydı ne yapardın aç kalınca ne yapardın yapamazdım yâ RABBî!.
“Eee peki bu ağaç verdiğinde güzel gıdanı da alıyordum güneş duymuyordun olmamış olsa bu ibâdeti yapabilir miydin?” “yapamazdım yâ RABBî”
“peki adanın içerisinde deniz suyu içebilir misini ordaki zelâl su çıkıyordu buradan su ihtiyacını da gıdanı alıyordun öyle mi?” “Evet yâ RABBî!”
“Olmasaydı ne yapardın?”
“Bir şey yapamazdım yâ RABBî!.”
“Yaa bunları hiç hesap etmedin mi işte o zaman bir göz ni’meti sâdece bir göz ni’meti ni’meti çıkıyor göz verdik ve önünde geleceği gideceği ağaca veyahutta suya gidecek devrede güzel güzel hiçbir kimseye başka ihtiyaç duymadan bu yu kadar seni idâre eden ben değil miydim? Eğer o su olmasaydı devâm edebilir miydin?.”
“Hayır yâ RABBî!”
“O gıdayı almamış olsaydınız devâm edebilir miydiniz?.”
“Hayır yâ RABBî! Gözlerim de hiç görmeseydi de gideceğim yer yok ki gider denize düşerdim!”
Bakınız bu şeyleri tamamen iflas olmuş, iflas olunca başlar ağlamaya!.
“Evet yâni anla da esâsen minnet senin değil bana karşı minnettâr olmanız lâzım. Çünkü ben bunlara te’sir veren ni’metlerimdir, olmasaydı ne yapacağıdın kalk git, çık git!.”

Bu sefer yanlış düşünüyor bir şey yapınca ALLAHa sanki muhtaçmış.. aaa oh oh teşekkür edeceğimiş adam namaz kılıyor veya şunu yapıyor bunu yapıyor felân felân!.
Onun için ALLAHu zü’L- CeLÂL cümlemize şuur versin bu hususta!. ALLAHu zü’L- CeLÂLe lutfü ve merhameten esirgemiyor sayılmayacak derecede bedenî malî her yönüyle tamamen hepsi bizim için çalışıyor bu kâinât deveran işleri hepsi bizler için ve neticesi bu kadar böyle yaşam olmasına rağmen yeter ki haddini aşma, Hukukuna riâyet et ALLAHu zü’L- CeLÂLin!.
Şöyle düşün ALLAHu zü’L- CeLÂL bir de üstelik gelecekte Rahatı Rahmâna kavuşuyor ne var bunda.. Akşamleyin dün mü.. Akşamleyin bir cenâze kalabalık vardı her halde Süleymancı Kemâl Kacar.. ALLAH taksiratını affetsin, ALLAH Rahmet eylesi!.
Tâbi Dünyâda güzel geçiyor, Dünyâları iyi, gidişleri de iyi kalabalık evet bakarsın iyi!. 1980 devresinde öyle derdi Muammer Aksay mı ne ben Kemâl Beyle çok şeyimiz vardır hani yapıyor ya avukatlık şeyi için.. yâni böyle konuşur ya arkadaşlığı çok.. verdiğinde arkadaşı.. haa tâbi verdiğinde böyle vALLAHi işte yâni câmide bize sordu bir tanesi.: Muratpaşa’da dayanamadı tâbi bizden bir sormak istedi.: “Bâzı zümreler vardır Süleymancı ve benzeri bâzı kimseler doğrudan doğruya hepisi şerdir şudur budur!. deniliyor buna sen ne dersin?” deyince, “ne dersin sizin şeyinizi dinlemek istiyorum, tamamen baştan başa hepisi şer, bu şekilde karar hükümler veriyorlar şu kimseler bu kimseler anlatırken Menzil olsun bu gibi artık kendisi hangisi bilmiyorum bu şekilde cevâz var mıdır diye sen ne dersin?.” deyince, vALLAHi RABBımız celle celâlihu Subhane TeaLâ’nın kulları arasına pek fazla girişimiz yoktur bilemiyoruz. Ancak ancak bulundukları davâya gelince bu davâ sâhibleri değil bir kere bunda mürşidlik eseri yoktur katiyen. mürşidlik olabilecek yapabilecek bunların hiçbir tanesinde seyr-i sülûk yapmış diye doğrudan doğruya hiç duyulmuş mudur?. Üniversite okumadan o kadar cehd ü cühd etmeden Profösör oluyor mu ihtisasçı bir şeyin böyle bir ilimle sâhibi böyle hiç vâki’ olmuş mudur?. Hayır böyle bir şey olmamıştır!. Ne oluyor mutlaka seyr ü sülûkü vardır ve bu şekilde dirâyetli bir şahsiyet çünkü Profösör esâsen o branş adamı olması lâzım ki o branşa gelecek olan kimseyi yetiştirsin, o da o şekilde senelerce duracak artık o mürşidin kabiliyeti, müridin kabiliyetine göre cehd ü cühdüne göre.. evet bir muayyen bir vakti vardır, ne zaman ALLAHu zü’L- CeLÂL bu kademeli kademeli bu şekilde nefis terbiyesini bir kere bu şart!. Böyle hemen heykelden ibâret heykeli vardır da.: “Şeyhtir!. Şeyhtir!.” Babadan Ecdattan böyle aktarma oluyor. Bu miras mevcud değildir. Yâni Hazreti Sıddık dâhi Oğlunu koymadı!. Hiç kimse imam-ı RABBanî gelinceye kadar, Saadat-ı Nakşîbendî’ye hiçbir kimse evlâdına vermemiştir, yetişmeyince. Çünkü lâyık görmeyince öyle o zaman zulüm olur, haksızlık olur!.
Yaa onun için o iftira olur, ALLAHın YoLu öyle ister!. Yâni Rasûlullahtan =>Hazreti Sıddık yönünden mutamediyen bu tez kullanılmıştır, devâm edilmiştir, birbirini yetiştirmiştir!.
Meselâ Câferi Sâdık vefât etti Sırr-ı Azîzi Hazreti Sıddık almış olduğu Rasûlullahtan Sırr-ı Azîzi intikal ederken Câferi Sâdıka geldi de Beyazid daha henüz yetişmemiş ve böyle enâyette durmuş Beyazid vakti geldiğinde alabilmiştir ruhaniyeten, Beyazid de.. Ebu Hasane’l Harkanî aralarında yüz küsur sene, yâni o da öyle.. Yâni böyle sırr birbirinden hemen aktarma hepisi aynı eşit değildir, bâzıları kaldıramaz o sırrı. Sır Sâhibi olması lâzım ki, kimselere tasarruf edebilecek şeylerini artık keşfiyeti murakabeti ve benzeri.. çünkü bu nasıl ki güçlü olan bir profesör geldi onun gibi kendi branşıyla alâkalı bu şekilde Hazreti Abdulhalık Gücdevânî teşrif ettiğinde Şahı Nakşîbend arasında yâni dört beş kişi var.. Çünkü Abdulhalik Gücdevânî esâsen ârifi geri Mahmudu Haznevî, Ali Rahmetini Bağdatı selâsini, Seyyid Emir Külal’a varıncaya kadar şey, Abdulhalık Gücdevânîde kaldı emâneten, Şahı Nakşîbend gelinceye kadar.. ALLAHu zü’L- CeLÂL herkesi aynı seviyede yaratmamıştır yâni bu aynı zamanda kişinin kendi yetiştirme kabiliyeti gücü olmak lâzım. Meselâ aleyhisselâtı vesselâm kendisi de kendisi sahabe gelip yâni iyi İslâm oldu, Müslüman oldu evet buyurup durur bir saatlik vakti içerisinde Rasûlullahın huzurunda bulunup ve onun sohbetini dinlediği takdirde Rasûlullahın kalbi onun kalbine bir bakışla ama kalb yoluyla göz değil kalb yoluyla baktığı takdirde.. kalbi olan üzerinde olan pürüzleri perdeleri tamamen yok eder.:

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ
“Bel nakzifu bi’l- hakkı ale’l- bâtıli fe yedmeguhu fe izâ huve zâhik (zâhikun), ve lekumu’l- veylu mimmâ tasıfûn (tasıfûne).: Hayır, doğrusu BİZ Hakkı Bâtılın üstüne fırlatırız, O da onun beynini darmadağın-mahvedip bitirir. (Ardından) Bir de bakarsın ki, o (bâtıl ve barbar rejimler, zâlimler ve işbirlikçiler yıkılıp) yok olup gitmiştir. (ALLAH’a karşı; “sözünde durmaz, süper güçlerle başa çıkamaz” gibi zanlardan ve) nitelendirdiğiniz yakışıksız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!” (Enbiyâ 21/18)

Esâsen pürüz hiç perde kalmaz o zaman keşfiyat başlar yâni bu Rasûlullah bir saat içerisinde yetiştiriyor ve Velâyet Kısmına eriştiriyor. Kalb basîreti Gök Âlemîni görebiliyor üzerindekini giderdikten sonra Rasûlulah.
Onun için Şahı Nakşîbend diyor ki.: “Bizim yolumuz, Ashab Yolumuzdur!.” Ama o artık bir saatlik değil ona göre, gücüne şeysine göre meselâ durumuna göre, ne kadar?. bâzısı şu kadar, şu kadar, şu kadar.. hem de gelen kişinin kabiliyeti. hem de yetiştirecek olan kişinin kabiliyeti eşit değildir..
Haa bâzısı daha kıssadan güç var, MuhaMMedî olan bir zât Rasûlullahın şeysidir biraz daha fazla benzetir durumundadır tezini daha fazla uygular işte bu minvâl üzerine bu gibi!.
Ama bunlarda hep Babadan Ecdattan geliyor MaşaALLAH hepisi Şeyh Şeyh neylersin!. Böyle bir mürşidlik bu şekilde şey kadar hiçbir kendine bir yarar almamış ki başkasına bir yarar getirsin bu sebeble bunu söylerken ALLAH razı olsun çok bir kere biz hased mi ediyoruz yok yok isterse her tarafı Şeyh olsun..

Konuşan.: Şeyhliğe hiç birisi uymuyor “Mürşidlerin Halleri”ni okusalar da..
MSHekim.: Ee işte hesaplarına da gelmiyor.. nasıl olsun ya.. işte Muhammed Kazîm Defterini gördün bunların hepsi mürşide sâdık olacaksın hizmet edeceksin vereceksin başka şey anlatmıyorlar..

Konuşan.: Tarikat-ı Âliye efendim Tarikat-ı Menzil yolu ticâret şeysine dönmüş, Dünyâlık şeylere dönmüş..
MSHekim.: Tâbi tâbi ve birbiriyle yarışmadır çeşit çeşit tezleri vardır yâni fazlalık ve daha debdebeli saray yapmak.. meselâ anlattıklarına göre hava alanından gelirken bir villâ varmış acayip anlatıyorlar yâni bu Menzilcileri.. Ötekisi meselâ Mahmud Mabbad ne kadar önemli ne kadar huzuli ALLAH ALLAH elhamduillâh câmiler yapmışlar bir şey varsa gidersin câmide toplanırsın ne okuyacaksan vaaz yâni bu kadar.. hangisi daha debdebeli olacak halkı teşvik edecek.. haa.: “Bu adamın cübbesi çok güzeldir, sarayı da güzel!.”
VALLAHi bilmiyorum ben böyle şeyleri Rasûlullah.. Mübârek Rasûlullahı hiç düşünmüyorlar. Rasûlullah böyle debdebeli mi yaptı.. vALLAHi birgün Hazreti Aişe radiyallahu anha kapısı kapı değil esâsen şeyden ibâret çaputtan bir şey bilmuş böyle koymuş, üzerinde de bir şey resmi vardır esâsen tahtadan değil şeyden değil bir perdeden..
Cebrâil aleyhisselâm gelmemiş o da şeyine gitti neden sonra da kendisine söylemiş.: Yâ Rasûlullah bundan dolayı kapı da böyle bir resim olduğundan dolayı giremedim!” diyor. Hemen onu çıkardı şey etti yâni..
Ahım şahım namaz kılarken, teheccüd namaz kılarken Hazreti Aişe bakarsın yâni öyle ahım şahım saray gibi değil ortada ikisini bazen böyle ayağı ayağına değer.. işte bu hanifinin bu sistemi yâni böyle abdest bozulmadığına dâir bu şekil..
Bunlarda yetmedi Oğlan geliyor bir de Saray ula saray.. Hani mürşid nerde mürşid?.
Hiçbir Şeyhlerden Mürşidlerden böyle bir şey görülmüş müdür böyle acâib debdebe bilmiyorum ki nasıl!. Kendini halka takdir ettirecek, sevdirecek, şunu bunu edecek böyle!.

Birgün bu Mahmutçulardan bir tanesi Siirtliymiş Balıbey Câmisinde.. Cübbeli mübbeli böyle çıktık başında da sarıklı.. artık birinci gün ben dedim.: “Bu Mahmud Cübbesini sevmiyorum ben! Bu Mahmudların Cübbesini hoşlaşmıyorum ben!.” Bir şey demiyor.: “Ben Muhammed Masumdan aldım!” diyor.. Muhammed Masum, Şıh Şerâfettinin Oğludur.. neyse artık fazla şey etmedik geldik oturduk konuştuk ondan sonra ayrıldık. Ertesi gün ooo Cübbeli daha debdebeli bir de böyle sarıyor sarıyor sarıyor bu adam o zaman anlayacam diyor böylesi hoşumuza gitmiyor doğrusu, çıktık dışarı bizi bekliyor ben.: “Bak ben sana söyledim bu Mahmudun Cübbesini hiç hoşlaşmıyorum ben! Çünkü âhiri zaman aleyhisselâtı vesselâm buyuruyor ki.: “Elbiseye libâsa zanu ala kulu bi ziyâbin kuzu postu ile bürünürlerde kalbleri kurt dilleri sanırsın ki konuşurken bal akar halbuse zakkum ağacı acı haa!.
Bu şekilde buyuruyor onun için ben bu Cübbeli mübbeli sevmiyorum. yâni insan kendini bu hale bir kuzu gibi halk arkasına çeker ama iç âlemînde kurt!.
Ben ise bu âlemde kurt olayımm öbür âlemde kuzu çıkayım ben bunu ben böyle istiyorum.. bu halka kendimi böyle kurt varsın yaklaşmasınlar.. öyle bir şey getiremiyoruz ki hiç olmazsa orda hüsran olmayacağıma. velhasılı sen hâl-i hazır hem de diyorsun ki “Muhammed Masum’un mensubuyum” diyorsun ben Muhammed Masum Siirtte Vaazcı idi, pantolan çeket ve foter şapkayı giyiyordu. Vaaz kıyâfeti bu idi..
Ee şimdilik İstanbul’a gittiyse Şeyhliğe başladıysa!. fakat peki Foterin yerinde Külah giymiştir, ondan sonra Cübbenin yerine Pardesü giymiştir, Pantol yerine Şalvar olabilir!. Amma bu Cübbeyi giymiş de Sarığı saramaz evet dediğin gibi öyle onun için bu bunun tamam işi bu daha kabul etmez!.”
Adam bir daha görülmedi..

Konuşan.: “Âhir zamanda binâ yarışına girecekler” diye böyle bir hadis var mı Efendim?.

MSHekim.: binâ mı evet haa vALLAHi bilmiyorum hatırıma gelmiyor..

Konuşan.: böyle bir şeye rastladık Efendim bunları görünce “binâ yarışına girerler hatta işlerini süslemekle kalmaz dışlarını da süslerler” diye bir hadis-i şerif
MSHekim.: Bilmiyorum şimdiki şeyleri ama bu şeyler var esâsen elbiseye libâsa zanu ala kulu bi ziyâbin kalbleri kurt kalbidir fakat bedenine giydikleri kuzu sanarsınız..

Konuşan.: “Giyimleri Enbiyâ gibi” o da var değil mi?.

MSHekim.: O da var yâni sanarsın ki Enbiyâ.. bu şekilde gelişleri fakat maalesef..

Konuşan.: Burada Efendim bu adadan bahsedince adada Rasûlullah aleyhisselâm 70 sene veya 400 sene bahsediliyor ya vefât eden o zât aceba kim defnetti kendi kendini mi defnetti yıkadı mı?.

MSHekim.: Melâikeler yıkar çünkü Cebrâil.: “secdede gördüm.” diyor. yâni “vefât etmiş secdede onu gördüm” tâbi artık bunu şimdilik şu vardır bâzı evliyâlar vardır ama öyle olur ki Hakk Âşığıdır Hakk Âşığıdır nitekim geçenlerde anlatmıştık..
Bir kadındır hani Lübnan Dağlarında.. İbrâhim Havvas tâbi Lübnan Dağında şimdiki Hizbu’ş-Şeytan orada demek ki herhalde bir dağdır bir çok yeşillikler bir çok meyve bir şeyler gıda alınacak şeyler var yâni çıplak değil.. Çünkü çok böyle Evliyâlar olarak bile bâzı ilticâ etmiş, halktan uzak olmak üzere böyle çıkarlardı onun için İbrâhim Havvas, bir gün işden gelmiş böyle çıkayım Lübnan Dağına çıkayım da belki bir gardaşımız çıkar da bizi böyle açılır felân çıkmış gitmiş bir miktar gittikten sonra karşısına bir Hatun çıktı kadın.. kadına varınca selâm vermiş selâm vermiş ve.:
“aleykumusselâm Kardaşım İbrâhim Havvas!.”
“Aaa kadın kısmı illâ kendini böyle ortaya çıkarıyor sen İsmimi yâni ilan ediyorsun yâni kerâmetini ortaya koyuyorsun!.”
“Yâ İbrâhim, ben kerâmeti ortaya koymaya pek hevesli değilim ama inânmıyorsan bir taleb et arzuladığın bir şey varsa taleb et!”
“Bana bir neşri balık yâni böyle pişmiş bir balık.”
Meşinleşmiş dediğimiz böyle ızgara, o şekilde istemiş. Hemen.: “buyur” demiş.
İbrâhim.: “Baya hünerin varmış!.
“Yâ İbrâhim!. Sen esâsen orada diyordun ki..”
“Ben bir yiğit karşımda çıkmak arzuluyordum sen karşıma çıktın hatun olduğun için değilse ben böyle bir kimse.”
O da dedi ki.: “Yaa İbrâhim senin aradığın o yiğitler varya ondan hâl-i hazır daha hatunların hakkından gelemedin ki o kimselerin arasına giresin!.”
Eee çünkü belli o dediği zamanda yâni karşı karşıya geldiklerinde öyle söylemiş.. o zaman dedi ki “sen ne istersen söyle” “balık isterim şöyle” diyor yâni…
“Hani dedi Yâ İbrâhim karşısına hatun çıktı da bu yiğitlik belli etmiyor yetersiz görüyor ben diyor bir yiğit şöyle ortada olsaydı arzuluyordum sen karşıma çıktın diyor ah kardaşım diyor sen daha davâ sâhibisin demek ki davâ sâhibisin, sen daha henüz Hatunun seviyene gelmedin ki hatta ki Yiğit arıyorsun” ve diyor ki “siz de kendinizde çok davâ sâhibi baksana”
“Ne istiyorsan söyle İbrâhim bana söyle!. diyorum.
“Şöyle bir balık.. yâ İbrâhim işte bunda dahenüz noksanlığın vardır, balık diyeceğine başta Muhabbetullah desen olmaz mıydı!.” diyor.
Haa ALLAH!. ALLAH!. İbrâhim şaşırdı kaldı.: “Yâ Hatun bu Muhabbetten bahseder misin nasıl bir şey yâni Muhabbetullah diyorsun!”
“Yâ İbrâhim KALBde MUHABBETULLAH olur, daha ötesinde FUADda AŞK olur.. AŞKtan ötesini can verir VECH o zaman bulur demek VECH vecedn3a diye artık aradığını bulmak için evvelâ kalbinde ALLAHu zü’L- CeLÂL’i çok candan seveceksin SEVgi derken SEVgi derken AŞKa dönüşür, bu da FUAD kısmındandır FUADa.. ondan sonra SIRRa geçer işte SIRR esâsen SIRR kısmında icâbında can verir..”
Bu şekilde anlatıyor Hatun..
“Eee peki öyleyse sen bana bir şey verir misini şöyle bir anlayacak şekilde.”
Mübârek Hatun, Kalb Muhabbetini anlatırken, FUAD AŞK alır fakat AŞKtan sonra VECH artık.: “Aradığını bulmak!” dediği ÂNda “huuuup!.” diye can verdi.
Ondan sonra İbrâhim şaşırdı kaldı.. Yiğit arıyormuş!. Velhasılı gitmiş bir Köy bir kimseden bulayım da yıkayım kefen bir şeyler alalım gittik bu şekilde gitmiş sormuş soruşturmuş.: “Haa biz buna “Deli Hatun, Deli Kadın” deriz hepimiz tanıyoruz arada sırada görünüyor amma deli olarak söylüyoruz”
Bir şeyler toplamışlar gelmişler ne görsünler ne kadın ne eser ne bir şey hiç yok olmuş gitmiş..

İşte bunu ehline söylüyor bunu söyleyen Hakk Âşığı olan can veren kimse esâsen kendi ruhunu bizâtihi dâhi yıkıyabiliyor, meleklerde gelebiliyor, ruhu bizâtihi vücudunu yıkar o, bu şekilde melekler de defneder.. Aynı şeyde vardır zirâ; “Kalb, Muhabbet, Fuad, Aşk. Vech” dediğin zaman tâbi hakikaten ciddîyet olduktan sonra yakar..

Muhammed Masum İmamı RABBanî'nin oğlu öyle diyor ki.: “men kateltihu ve ene diyetehu.: bir kimse Muhabbetinden ve AŞKından ölürse, bu katili BEN sayılıyorum. Zirâ artık BENİM BEN tek ve tek karşılığını verecek olan CEMÂLimdir.” diyor CeNNet dâhi yetmez “men kateltihu ve ene diyetehu” bir kimseyi öldürdümse diyeti CEMÂLimdir başka bir şey diyet karşılığı olmaz..

İşte tasavvuf erbâbları antikalarını bir sürü bir sürü çok perişan hale getirdiler.. yaa çok vALLAHi hiç kabadayılık saraylık bilmem neylik antikalık ettiler, bir de modern ettiler ya modern haa!. RABBımız celle celâlihu MuhaBBetinden Aşkından ve böyle CEMÂLından kulu bu şekilde can verdiyse, “karşısında CEMÂLımdır” başka bir şey demez CeNNet vs. alamıyor alamıyor ve öyle yazılıyor ki CeNNette öyle kimseler var ki eğer ALLAHu zü’L- CeLÂL’in yâni Zâtının Nuru’nu yâni bu gibi CEMÂLından ve benzeri gibi uzaklaşmış olsalar CeNNet onların üzerine âdeta CeheNNem gibi olur. o kadar da yâni esâsen onların aradıkları CeNNet değil.. amma tâbi bu Dünyâda fazla irtibâtı fazla aşkı varsa o minvâl üzere CeNNette de fazla aşkı var değil ise, seneden seneye bayram namazına gidiyorsa bayram namazına şeysi vardır sevâb oluyor.. esâsen öyle cumadan cumaya sevâb buyruluyor yâni bu gibi şeyler hülâsa ALLAHu zü’L- CeLÂL kul ne kadar fazla muhabbet arzu ederse ..

ALLAHu zü’L- CeLÂL bizlere muin olsun tevfikyatıyla refik eylesin!
ALLAHÜMMe erinelhakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahü ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehü..
RABBımız cümlemize imân-ı kâmil, hüsn-ü hatime nâsib etsin!. Âmin!.
Şöyle on kere salâvât, bugün Pazartesi Pazartesi oldu.. Dünyâya gelişi, hicret edişi, vefât ettiği hep böyle Pazartesi günü seviyoruz..

ALLAHÜMMe salli ve sellim ve bârik alâ seydinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve rasûlike ve nebîyyi’l- ÜMMiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve EHL-i Beytihi ve ÜMMetihi.. salâten tekunu leke rizâen ve lihakkihi edâen..

ALLAHÜMMe salli ve sellim ve bârik alâ seydinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve rasûlike ve nebîyyi’l- ÜMMiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve EHL-i Beytihi ve ÜMMetihi.. salâten tekunu leke rizâen ve lihakkihi edâen.. âti MuhaMMeden el-vesîlete ve’l-fazîlete (ve’d-derecete’r-rafîah). Veb’ashü makâmen mahmûdeni’llezî va’addeh (İnneke lâtuhlifü’l-mîâd.)” urziknu şefaati bi Rahmetike ya erhamerrâhimin âmin!.
Subhâne RABBiye’l- ali’l- ale’l- Vehhâb!.
Elhamdulillâhi RABBu’l- âlemin!.

Bii’s- savmı salâtı selâmı vesalâtı alâ halkıhı alâ seydinâ MuhaMMedin ve âlihi ve sahbihi ecmâin.
ALLAHÜMMe ya habîbittevâbitubi Aleyna ya hadiyen Mehdîyen ihdına veya müstağfiri isnâ veya râhimun müsnu teknatucealna ve âmini ve entu ehlu hüve ve tukellibu bimâ nahnu evhad inneke ehli takvâ ve ehlu’l- mağfireh.
ALLAHÜMMe anil ale’l- zikrike ve fikrike ve şükrike hüsnü ibâdetike ya ALLAH!.
ALLAHÜMMe Ya mukallibe’l- kulûb! Sebbit kalbî kulubu 'alâ dînike ya ALLAH!.
ALLAHÜMMe ıslah ÜMMeti seyyidinâ MuhaMMed,
ALLAHÜMMe iflah ÜMMeti seyyidinâ MuhaMMed,
ALLAHÜMMe ferice an ÜMMet-i MuhaMMed,
ALLAHÜMMe erham ÜMMeti seyyidinâ MuhaMMedin Rahmeten ammeh..
ALLAHÜMMe RABBenâ âtinâ fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve gınâ azâbennâr. ve edhilne’l- CeNNete mea’l- ebrâr.
Bicebihi seyyidinâ Mevlânâ MuhaMMedini’l- muhtar ve âli ashabihi ve ahyâr cezâulu alâ seyyidinâ MuhaMMedin sallallahu tealâ aleyhi vesellem
ALLAHÜMMe şefiul finehi bicâhi ilehinedik âmin âmin ya erhamerrâhimin erhamna!
Sübhane RABBike RABBi’l- izzeti amma yasifun ve selâmün ale’l- murselîn velhamdülillâhi RABBi’l- âlemîn.
RABBenâ takabbel bi hürmetin Fâtiha maassalâvât..
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4961
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

20 HAZİRAN 2000 Gödene SOHBETİ.:

Reco reco ismi böyle babasının ismi böyle
Konuşan.: VALLAHi çok iyi etmiş de demiş.: “bir de buraya hanımı da getireceğim hanıma da göstereceğim.” demiş.
MSHekim.: nereyi bize burayı mı gösterecek neden haa burayı sevmiş Türkiyeyi sevmiş hanımını getirecek gezdirecek buraya iyi Antalya yoksa Kumluca mı evet evet..
Hiç kaldı mı böyle ni’metle yiyip de böyle ni’metle yetinecekler kendi memleketinde var mı böyle bir şey? Evet Ürdün esâsen Türkiyeye uygundur çok geldik geçtik Türkiyeye de yakınlıkları vardır ve hilâfetleri de uygundur aynı yine bizle beraber fakat çok daha metin, çok daha misâfir perverdir her zaman gidişimizde gelişimizde hiçbir şeylik yapmadılar yâni son gelişimizde dâhi Suriye yâni şu kadarlık para verdik bir aylık üç aylık mıydı serbest gezebiliyoruz alıyoruz ya ne diyorlar ona “vize” fakat onu da almadığımız halde canla başla hiçbir şey ne dışarı aldılar ne bir şey taleb ettiler bir şeylik yok Suriye ohooo onlarda mümkün değil..
Konuşan.: Hocam bu Suriye Devlet Başkanı Hanifi mi?.
MSHekim.: Fellah, Fellah onun kardeşi ya şimdilik Türkiyeyi nasıl görüyor Adam Esad esası Ermeni esâsen çok sivilimizi öldürdüler çok uzun gitti böyle.. hee o Hafız Esaddır işte biz mâlumât veriyoruz. Sudan o kadar o kadar metin o kadar adablı, o kadar temiz fakat maalesef onlarda karman çorman olmuş. Sudandan sâdece Müslüman sanıyordum meğer Nasara da vardır. çok öteden beri şefaat getireceğiz diye bir türlü kendi kimliklerini oturdular. velhasılı araları mütemâdiyen arbede. Eskiden Hicâz’a çok gelirlerdi çok temiz çok edebiyetli âlimleri de güzel silmleri güzel halbuse şuan çok methediliyor Cenâb-ı Rasûlullah’ çok muteais hadisleri vardır yâni yâni … En fazla methu senâya yapılacak olan Şamdır ebdal merkezidir.. haa yâni Şamda hicret dâhi, gelmemezlikten hicret dâhi ederse fethine muvvafak olmaz. çünkü orada iskan etmek dâhi bir ni’met değerindedir. o zaman ona yetersiz görürlerse o zaman şükrünü şükran etmemiştir nankörlük olmuş olur. onun için gideceği yere daha iyisi amma mümkün değildir. amma Şama gidecek olursa bir darlıktan dolayı mutlaka ALLAHın izniyle ve inâyetiyle gelmiştir. yâni girer bu böyle âhidler vâhidler bu hadisler mevcuddur. hatta esâsen mahşerde merkezi olarak Şamdır merkezi ama tâbi şimdi artık o mahşerde Şam görünür veya herhangi görünür bir yer değildir yâni yol değişik ama merkezi Şamdır. çünkü aleyhisselâtı vesselâm yâni Medineyi Münevvere’ye ilk olarak yer açılacak olan kendinedir. diğer artık iki veziri vardır beraberce birde CeNNetü’l- Bâki’deki olan kimseler ehad şühedâlar Medineden o muhitte ne varsa onların toplanmış bir halde Rasûlullah’ın kumandası altında Mekkeye giderler Mekkede de aynı onlar da toplanır yine Rasûlullahın hükmü altında Harameyn esâsen hem Medine hem Mekke pek ikisi de pek azâb görmez …
artık çünkü küfür olduktan sonra kim olursa olsun şefaatçı olamaz onun küfür nisbetine göre olur bu yaa..
Bu küfür ALLAHu zü’L- CeLÂL’e yâni Kelime-yi Tevhid yönünden. hatta Rasûlullah dünde anlattık “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyeni bana bırak yâ RABBî bana bunu bağışla!.” “Bu senin işin değildir!” diyor. bu tâbi “MuhaMMede’r- Rasûlullah” deyip dileyen kimseler.. evet Rasûlullahın şefaat yetkisi vardır fakat böyle “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah” demedikleri takdirde artık sâdece “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” dedikleri için ALLAHu zü’L- CeLÂL’e âittir. O kendi affeder veya etmez. zâten affı da anlattığımız gibi eğer tevhid akidesi yâni “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” İlâhiyet yâni birdir. Lâ İLâhe İLLâ ALLAH Ahadun Samedun.. bunu bilmek lâzım ama Yahudiler Nasranaların dediği böyle “oğlu var” diye söyle o artık “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” değildir çünkü Vahdet Tevhid diye bir şey yoktur üçlü yapar başka bir İlâh olduğu için onlar da CeheNNem’den çıkmaz. fakat bu isme “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH”a ciddîyetle inânmış fakat “MuhaMMed, Rasûlullah” dememiş. Rasûlullah Devresinde gelmiş “MuhaMMed Rasûlullah” dememiş o zaman şefaat Rasûlullahın Şefaatına değil ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Şefaatine yâni “MuhaMMed Rasûlullah” demeyi yapmamış değil de, olmasına rağmen var diyor tanıyor ve biliyor Rasûlullah’a karşı söylemiyor da “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyor.
Bu şekilde bunlarla bu böyle hani şimdiki bâzı kimseler.: “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH diyen CeNNetliktir.” diye bu Rasûlullah Devresinde “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” demek “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” demekle yetersizdir. O zaman Rasûlullah’a inânmadığı için CeheNNem’e girer. Çünkü Risâlete inânmaya mecburdur CeheNNem’e girer. Fakat “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” kelimesi Tevhid Ehli yâni bir İlâhtır tanımıştır üçlü yaptı mı hiç CeheNNem’den çıkmaz. Onun için “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen kimse Tevhid Sâhibidir o.. ALLAHu zü’L- CeLÂL kendi şeyin arıyor Habîbine.: “Bu senin değil bu benim tasarrufumdur!.” yâni küfür affedilmez.. safi küfür yâni küfür tahakkuk ettikten sonra yâni esâsen itikat yönünde bir yanlışlık Kur’ÂNın âyetlerine inânarak bir emridir, bir hükmüdür inkar ederse bu küfürdür. bu küfrün derecelerine girmeden kimse tarafından affedilmez. Ama hata Rasûlullah.: “Şefatun ÜMMeti ehli kebâir.: şefaatim ÜMMetimedir en büyük günah işleyen kimselere bırakmışımdır.” hafif ufak tefek değil en büyük hata ama bir şartla küfür olmaması lâzım..
şimdilik Mescid-i Aksa onların elinde midir yoksa yahudilerin elinde mi?
Konuşan.: Yahudilerin elindedir Hocam İsrâilin..
MSHekim.: Öyle mi yâni Filistinlilerle birbirine bizimdir sizindir o Kudüs olduğunda şeysi değil değil mi
Konuşan.: İsrailde Hocam Mescid-i Aksa..

MSHekim.: Ama bilseydim ben giderdim ben Kumlucaya geldiğimde 1948 de o zaman bu halklar başladılar Hoca Kumluca’ya geldiniz. evet Kumluca’ya geldiğinizde haklar başladı şöyle Yahudilik esâsen yerleşmeleri çünkü biz hani Yahudiler çok Alamanların elinden çok kaçtılar. ben Mersinde iken çok Yahudi geldi. İngiliz vapura biniyorlardı Filistine gidiyorlardı yâni herkesi kontrolüyle şöyle..
Konuşan.: Evet Hocam Yahudileri kimse kabul etmedi Türkiye kabul etti Türkiye kabul etmese İsrâile gidemezlerdi orası türk toprağıydı..
MSHekim.: İşte o zaman doğrudan doğruya Mersinden gelip vapurlara biniyorlardı Filistin diye söylüyorlar Filistine iniyorlar Yahudiler halbuse ALLAH Rahmet eylesin Sultan Abdulhamid böyle fikirleri vardır. varmıştır oranın vâlisine söylemiştir.: “Bir karışlık yer verseler de asla yerleştirmeyin!.”
Fakat bildiğimiz devre artık Alaman Harbi oldu artık hengemâ her tarafta şey.. oradan trenlerle geliyorlardı ve oradan biniyorlardı vapurlara gidiyorlardı onun için Filistine gidişlerinde büyük bir yara.. tâbi Araplarında onda da hataları vardır yâni arazi almaya başladılar kümeli para veriyorlar, bir de ne yapıyor bir tanesini satıyor bir tanesi de basit bir şey kendine kalıyor. böyle böyle orada bir alımlar başladı. Araplarda gerçekten esâsen Araplara ve Arap liderlere söylemiyoruz çok da ayyaştır yâni ayyaşlığı vardır.. Mısırlar felân çok böyle biliyorsunuz yâni böyle bir yere girdiler mi kendileri kahkahaları yâni her tarafa yayılır. yâni Medine-yi Münevvere’de kolkola şeyi de böyle idi.. onu görüyoruz çok biliyoruz ve tanıdık yerde de çok böyle serbest yâni çok laklak şey.. hep öyle okudukları kadar da keyf ehli de çok.. o zaman bunlara tâbi para vermişler tam Alman Harbi devresinde her taraf etkilenmiştir çok ondan sonra derken derken Yahudiler mülk edindi..
o zamandan meselâ şeyde Kumluca'ya geldiğimizde 1948 de, fakat o zaman değil ben o zaman Antalya’daydık Süleyman Öztürkün evinde kalıyorduk, buraya gelmiştim baktım tâbi harb olacak o zaman tasavvufu Kumluca'ya gelmiştik mayıs devresinde hakikaten Mısırlar Abdunnasır mıydı neydi işte tâbi.: “Ben Telaviv’de edeceğim kahvaltıyı şey yapacağım!” diye. Halbuse o akşam Paşalar dâhi sinemâlarda orada burada o kadar emîn durumunda. Heran olabilecek bu tavırla ondan sonra tâbi biz dediler ki Yahudi üzerine harb ilân etmişler. Yahudinin karşılarında kim vardır Filistin vardır Ürdün vardır Suriye vardır Mısır vardır Irak vardır Lübnan dâhi vardır. Suudî de destekçi olamıyor.. eğer siz hiç adam değil misiniz galib misiniz mi yav inânınki daha bir gün geçmeden harb ilan ettikten bir gün sonra bir baktım ki Muhammed Kandi diye bir kimse tüm kumandandı bir fırka kumandanı tâbi onların söyleyişi artık fırka kumandanı heyetiyle asker olduğu gibi teslim olmuş, nerede?. Gazze’de.. Gazze kırk bin nüfusludur ve kendisi de bir fırka olmasına rağmen nasıl teslim olmasın komutan “öldürmüyorsun öl!.” de hiç olmazsa yâni “öldürmeye gayret et!” de gir mezera ondan sonra.. yâni Yahudi gibi hiçbir şey yok yâni heyetiyle tomarıyla dediğimiz gibi olduğu gibi teslim olmuş.. tâbi konuşturuyorlar nasıl bakıyorlar mı eksik olmasınlar yâni “çok cehd ettik kader böyle olmuş” diyor “iyi bakıyorlar” diyor. Benim duyduğum şey yâni fırka komutanı Muhammed Kandi isimli de olmasına rağmen.. yâni sen çakıyor çok acı Türkler böyle olmaz yâni vALLAHi ya öldürür ya ölür bir kere bu o yönden..

Hakikaten şimdilik Türkiye evet harb karşılık olarak Türkiye Araplar gibi mi ama Cenâb-ı Rasûlullah devresinde tâbi o başka.. buna rağmen kendilerini de uyarmıştır.: “Utulutül türk ma kerâkikum.: Türkle dalaşmayınız!." eğer size dalaşmadan terk ettilerse sizde terk edin ama karşı karşıya çıkarlarsa tâbi halledin yâni Türkler esâsen Araplar mevcud olan hâl-i hazırda dini kasd etmiyoruz fakat, çok fazla cedelci ve harpçı daha ciddîyet var. Şimdiki anlattığmızı gibi Yahudi o zaman ahım şahım değildi. yâni yeni gelmişler alabildiklerni almışlar evet kaktınız ki haa bu Yahudi de pek değil hemen işlerini görelim demek biz öyle sandık.. ne bileyim ben Mısırı da Suriyesi de Lübnanı da Suudîsi de Irakı da hepisi de hücum ettiler hemen şöyle alıp alt üstük edecekler.. yok yok gittikçe onlardan bilmem ne yer almış bilmem ne esir etmiş Gazze Şehri Efendim kırk bin nüfuslu şehir komutanı teslim olmuş günlerce Mısırın kendi devletin dâhilinde bir ordu olduğu gibi felân noktadan felân noktaya sürmeden esir bıraktı şöyle böyle oldu hiçbir yere bırakmadı mâlumât elbiselerini gelmişler gelmişler millet tâbi ırak diye askerleri hesabıyla halbuse Yahudi Ordusu kuşattı bu devrede esâsen başlanmazdan evvel ALLAH Rahmet eylesin daha Yahudiler daha bu halk olmadan Yahudiler ALLAH Rahmet etsin Ürdün Melik Abdullah vardı. O çok esâsen Türkiyede yetişmiş okullar şeyleri mekteplerinde yetişmiş bir kimse idi. ALLAH Rahmet eylesin Mescid-i Aksaya girerken arkasında bir kişi hançerledi Cuma Günü gireceğinde hançerleyerek öldürdü, şehîd etti Hüseyinin Babası değil de esâsen onun büyük oğlu Talal’dır. fakat Talal da anormallik vardı şöyle gezerdi oğlu şeydeydi oğlu esâsen Londrodaydı o zaman ki Abdullahın oğlu Raif vardı Emir Raif oldu fakat çünkü şey o zaman yönündeydi o biraz şey vardı dı Türkiye ye de bağlıydı neyse artık Raif olunca tâbi Talal büyük oğlu olur olmaz bu da şeyde duruyordu Londrada o da karısı da Londrada demişler emir taburu gelince artık Amucasını da tanımadı bu güne kadar ALLAH yardım etsin hangisiydi o Yahudilerin Başbakanı vardı o da gitti onlarla dostluk kurdular ve “senin oğlunu kabul ediyorum” diyerekten sevdi gittiler bir yerde Mescid-i Aksayı da ziyâret ettiler. Amerika da senede şu kadar milyar vermek sûretiyle siyasî çıkar olacaktır ve mütemâdiyen vakti geldiğinde Amerikadan gelir hiç bunlar karşılarında oldu mu bundan sonra önce Talal bâzıları da verdiler tamam çünkü gereken nüfus fazlalığı nüfus vardır Mısır olmadıktan sonra şu bu yâni Yahudiler yaptı bugün harftan başladık sofîi ne dersin bu işe!.
Cezâir biraz daha şeylidir tâbi yâni Türkiye yine hepsinden iyi gerçekten şimdi şu Libya varya Libya.. şimdiki mevcud olan Muhammed Kaddafi esâsen, kraliyeti şeysini muhfazası ediyor yâni böyle hem pilottur elinde hacc rehberi vardır yaptıkları birlikte Melik Hasan ALLAH Rahmet etsin Hüseynîdir Seyyiddir Oğlunu da teferruatıyla neler varsa bir gece içerisinde tamamen yok ettiler, kasap gibi kestiler hepsini. Elinde olan alayı ne ise işlerini hemen halletti.. bir zaman onu Hasana da yaptılar da Tunus fakat ALLAH adamın eceli gelmemiştir kestikleri biçtikleri tâbi sonradan kendisi bir şey olamadıktan sonra bunları azlettiler.. yâni bu katiller şey yapan onları aldılar bu sefer Birleşmiş Milletler bırakın bilmem ne felân bize hiç kimse bıraktıramıyor cevâb verdi bizi hiç bırakır mı bizde bırakalım bu kadar oy almışta bizim olamamışlar yoksa şimdi Libya o günden bu güne hiç Hacı göndermiyor eskiden Libya böyle gelişlerinde iyi yerler işlerler kendi çadırları yatakları girdikleri gittikleri yerde rastgele böyle Ciddeye geldiler tâbi o zaman ara sıra bir uçak gelirdi bir uçak geldi mi mevcud olan tamamen şeyden çıkardın mı ancak bir şey idâre eder onun için tâbi bulduklarında hemen yatakları açarlar semevârleri kaynatırlar böyle bir şahsiyet.. yâni böyle debdebeli iyi yerleri işgal ederler aynı zamanda Minâda üçgün hiç gece gündüz mütamediyen şöyle pilav ve kavurma yapılıyordu tâbi Libyanın şeysi ikramıdır Bayram Günü de herkese açık böyle bir helâl bereketleri vardı.. öyle uhadiyetiyle hacca da göndermiyor gidip de.: “Suudînin Arafatta gezen Amerikan helikopterlerini seyredeceksiniz” veya bilmem needeceksiniz eğleniyorlar onlarla.. işte bu bir Suudî’ye kızdı mı.: “Gidip de Kiptinin Hacer’in oraya gitmiş gezmiş onu mu taklid edeceksiniz!.” ve bu şekilde geçiyor yâni bu çavuş muâvinleri Mısırdan gelen hepisi safsata.. yâni “kulhu vALLAHihu ehad” dâhi öyle hale geldi ki “Kitabı Ekber =>Yeşil Kitab”mış onun getirdiği “ALLAHuahad” diyeceksiniz kul diye MuhaMMede söylendi “kul ALLAHu ahad” diyeceksin işte bu yâni bunda kaybettiler evet bu.. Mısır ise zâten Seyyîd Kutub var ya ALLAH Rahmet etsin evet Seyyîd Kutub Teymiyecidir yâni Müslümandır, islâmdır müslimin.. esâsen halka irşâd yönünde Kutub diye bir şey yaptı halka irşad yönünde hatta gerçekten bir cephe oluşturdu yâni esâsen çıkarken dışarda kimsenin herhangi vermesini veya ikram etmesini doğru bulmuyoruz bizim meskenlerimiz ALLAHın Evidir..
“İhvani Müslimin” o şekilde durumunda ise yâni böyle milletin sormaya değil de işte Seyit Kutub bunların Muhammedi Abduk biraz Teymiyecilik vardır, ama Seyyîd Kutub bilmiyorum artık nasıl.. fakat, İhvani Müslimin böyleydiler.. birbirleri şu arzumuz gittiğimiz yerde herhangi kimselere külfet vermeyiz der birleşir bir tarafından yaparız halka irşad ederiz söyleriz tutan tutar tutmayan tutmaz bundan herhangi bir şeyimiz yok asâsı elinde geziyor böyle onun ve kendi varlığıyla bir miktar gider bu şekilde güzel ahvalleri vardır.. ALLAH selâmet versin fakat Seyyîd Kutub Mısırda idi tâbi Abdulmasum biraz baktı ki etraf olmuş çevresine demiş kendilerine açıkla buyurmuş yâni CeNNet cemâati işleyebilirsiniz diye Kalbukumda başladılar artık teşekkül diye teşekkül ettikten sonra baktılar ki İngilizden bir vapur silah getirmişler şuradan şöyle olmuştur gecenin bir tanesi bir gece yâni yüzlerce kişi elef telef etti.. tâbi hiç belirtmiyorlar adresteki o plandaki kişiler tamamen bir gecede temizledi.. sonunda Seyyîd Kutub böyle şey ederken âfvederiz öyle münafığı söyleyeceğime hiç affetmeyin böyle münâfık kişiyi bu şekilde af dilemem..
Suriye dersen Hana isimli bir kazadır biz Halepten giderken evvelâ Hana’ya gideriz Hana’dan Humus’a gideriz ondan sonra Şam’a gideriz Hana bir gece âdeta yâni ateş tandırı gibi her tarafı yâni şey etmiş belki binlerce kaç bin bu kadar şekilde bir gece tamamen o kasabayı tamamen âdeta şey hale getirdi böyle hal çok bazen insan içinden geliyor şöyle güzel beldeler gezme şimdiki MaşaALLAH taksiler bol vesâid çok yollarda geniş paramızda çok yâni şimdiki Irak karışık olması bâzı Mübârek Zâtları Saadatlarımızı ziyâret edesin geliyor Şam’da dersen Şam’da gerçekten ama bu sefer acıdım ben yâni Şam’ın haline hiç bakımsız ve görüntüsü böyle yol boyunca dışarda görüken bâzı evler hani gece kondu diye görünüyor ya ne kapı karar verirsin ne de ev olduğunu çünkü bir kapı görünüyor bir pencere ve bir şey yok yâni ev ise bu hiç mutfağı yok mudur tuvâleti yok mu kabir dersen böyle olmaz yerin altına girmesi lâzım.. yâni çok fazla yapalım da fazla süs zâten süs denen şey böyle güzel şöyle hiç olmazsa dışında güzel özel bizim bu evlerin dışına iltimas ediliyor ya bunlar da hiç olmazsa öyle..

Konuşan.: Hafız Esad baskısından Hocam..


MSHekim.: Acayip acayip yâni RABBımız bizi korudu gelirken otobüsümüzü bölgelerde hırlı değil yâni çok şey yamyam gibi onlar. tâbi aradığını bulamıyorlar galibâ ihtiyaçları var ve biz eskiden Şam’a giderdik Şam’ın orada Selimiye Câmi vardır, Sultan Selimden kalma ve orada..
Osmanlı Devresindeki yapılan şey devâm ediyor islâm, otobüsler orada olur bir de Câmi hem Selim Câmisi vardır bir de başka küçük.. böyle durumda gidiyoruz tâbi Türkler bırakıyor kapıyı yap diyorsa babalarının bıraktıkları ensardır. Bunlar hâşârat mı bunlar diye tâbi Arapça söylüyorlar Kürt Kâmil bile az kaldı harb ediyordu niye ya bir şey mi oldu kapıyı niye çekiyorsunuz velhasıl böyle çekememizlik.. orada Hamidiye Çarşısı böyle Vakfiyeler vardır Mısır’da da var Şam’da da var, vakfiye Halep’te de vardır Kapalı Çarşı Halep esâsen Adana’ya benzer, sıcak ve ekim dikim fazlaca yalnız orası sıcak olur. fakat Şam Suyu da güzel, Şam her yönünden yemesi içmesi herşey Câmileri Emevi Câmiler çok çok hoş suyu da bol yeşilliği çok yemekleri güzel tatlıları meşhur Süleyman Hocalar nasıl tatlıyı sever ya Şam Tatlısı.. Güzel Zevâtta var çok Mübârek tâbi Humusta Hazreti Halid Bin Velîd orada orada defin oldu. İnsan gerçekten böyle bir tur etmeye Mübârek Seyyîd Ahmedi Rufayi gibi böyle Havas Salih Selimi gibi tâbi birbirine ayneten zıddıyet gibi pek ALLAH hayr versin keh inânlar birbirleriyle çatışıyor o zaman Saddam, İran oradaki yâni Bağdattaki bulunan İran önderlerini öldürdü cezâlandırmayla alâkası var esâsen Yahudi yâni âhir zamanın alâmetleridir çünkü aleyhisselâtı vesselâm buyuruyor.: Deccâlin geldiği takdirde yetmiş bin Yahudi hemen kendilerine iltihak edecekler bahusus Horasan İsfehan Yahudileri” artık gerçi şu anda isfehanda böyle var mı bilmiyoruz fakat öyle buyuruyor.
Zâten bunların Yahudi esâsen Beytü’l- Makdis yâni Deccâlle birlikte Beytü’l- Makdis bereket versin MuhaMMedül Mehdî ve Cemâati günlerce oraya kadın arkasını kesiyor giren yok günlerce giremiyorlar bunları böyle bıraktılar ki artık dura dura nasılsa ölecekler, öyle değil mi öyle kabul buyuruyor halbuse günlerce devâm etmiş Rasûlullah’a soruyorlar.: “Yâ Rasûlullah ne yerler ne içerler?.” “Kadri mutlak olan ALLAH nasıl ki melekler tesbihle kendi gıdaları tesbih ise onların ki de böyledir tesbihleri esâsen gıda olarak” yâni bu şekilde ki Hazreti İsâ nüzule gelinceye kadar yâni onlar esâsen şimdiki yâni Yahudiler Cenâb-ı Rasûlullah devresinde bir hadis buyurmuş Ceziretü’l- Arap bir gayrı müslim kimse kalmamaksızın tamamen islâm diyârı olarak Ceziretü’l- Arap ne Yahudi ne Nasrâhi “el eradullâhi ve Rasûllihi” Ceziretü’l- Arap buyrulan yer “ALLAHın ve Rasûlullahın”dır diye böyle bir şey buyurmuş ve böylece hatta bir tanesi Antalya’da.. şey Bursa’dayken İlhan Beyin yakınından bir kimse araştırıcıymış tâbi beynel minel gidiyor bu hadisi tâbi yazıyor Yahudiler Ceziretü’l- Arapta bir kişi dâhi bırakmayacak orası tamamen İslâm Merkezidir gâyesi aleyhisselâtı vesselâm başka bir dinler nasıl ki merkezi vardır hani Papa gibi ve benzeri.. işte Ceziretü’l- Arap, İslâm Merkezidir başka hiçbir millet olmamaksızın şeysinde vardır ve böyle buyurmuş fakat gelmeden bir yâni daha bu gibi teşebbüs etmeden bu sefer ihtilal başladı Müseylemetü’l- Kezzâb olsun Esvetü’l- Azvi ve benzeri gah Yemenden gâh Sana’dan şeyler geliyor bunlar yeniden yeniden esâsen bu ihtilal başlatmış mürtedlik yâni Müseyleme meselâ diyor ki “Müseyleme Rasûlullah” diyor bu şekilde”MuhaMMed değil” bu davâ bu şekilde Rasûlullah tâbi bu son devresi bu karşı karşıya olunca göndermiş askerleri Sahabeyi Kiram gittiler birincisini öldürdüler Sana’daki olan Esvetü’l- Azvi hallettiler bir taraftan öldürdüler bir taraftan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu dönüşlerinden gelmeden Rasûlullah tâbi yâni bitirmiş ve defin ettiler ikincisine gelince tâbi Ebubekir Sıddık onunla meşgul olmaya mecbur oldu Rasûlullahın tâbi irtidad daha şeyden beter Müslüman oluyor tekrar mürted olacak bil hassa Yemenliler çok geldiler. Yemene Rasûlullah buyuruyor ki.: “Merhametlidir Şefkatlıdır hoş kimselerdir Yemen “Ehlu’l- Yemeni keennehu..” diye bu şekilde seviyordu meselâ ebu Mûsâ el Eşarî bu bölgeye geldi güzel güzel bir sefer her iki tarafta bu Yemende bu hal olunca Rasûlullah hoş görmedi fakat bir tanesini gebertdiler mâlumât verildi kendisi kimse bilmiyor haber geldi “o kimseyi öldürün” diye yâni Esvetü’l- Azvi ölmüş mâlumât verince Rasûlullah ve fazla kalmadan Dünyâyı geçirdi Dünyâdan göz etti onunla meşgul olurlarken onlar Rasûlullahı defin olunduktan kaç gün olduysa geldiler Rasûlllahı kaldırmışlar onun içni Hazreti Sıdıdk bu sefer ötekisini de yâni Yemânedeki Müseylemeyi daki halletmek azmi ve fikridir hareket etti hattaki o bu Üsametü’l- Zeyd Kumandası altında Şam’a doğru gönderiyor o taraftanda Şam’da haberiye ye esâsen Rum Diyârına gönderiyor. hazırlamıştı aynı şekilde hem de Usame hepsinden geç böyle olunca Cenâb-ı Rasûlullah hazırlamış fakat vâki’t kalmadı Hazreti Sıddık her şeyden evvel hemen bu aynı asker aynı kumandan Rasûlullah nasıl teşekkül ettiyse bizâtihi yine kendisi öyle mi biz artık nasıl edeceğiz yâni o aradan gider başka yerden o gelir bu gelir vALLAHi Rasûlullahın hazırladığı bir ordu veyahutta bir madna ne ise asker aynı aynı hiçbir zerre değişiklik yapmadan aynısı gidecektir. velev ki Medinede kelbler dâhi milleti yırtsalar dâhi bu iş yapılacak yâni mutlaka ve hem de Usameyi bindirdi şeysini aldı şöyle yürüttü o kendisini ALLAHın izniyle gönderdiler tâbi Mürtedler ve Münâfıklar ve benzeri eh artık bunlar giderler yok olurlar birşeyler kalmaz işi şöyle olur böyle olur..
Eee Cenâb-ı Rasûlullah’ın hazırladığı bir ordu hazırlığı ebu Bekir Sıddık aynı hiç aynı noksanlık fazlalık yok böyle böylece gönderdi ALLAHın izni ve inâyetiyle yâni baas ediyorlar ki bunlarda artık kuvvet biter bize pek güvenecek bir hal kalmaz kim zekât verecek kimden alınacak öyle bir şey olmaz yâni biz artık Hazreti Sıddık gönderdi de ALLAHın izni ve inâyetiyle öyle bir kabadayılıkla geldiler ki muazzam ni’metler şeyler o zaman uzak olan kulakları bozuk olanlar ooo demek ki bu iş devâm edecek kurtuluş yok gettikleririn hallediyorlarmış hemen pustular ondan sonra Yemenede Müseylemete’nin de işini bitirdi Hazreti Sıddık vaktini bununla uğraştı iki buçuk sene takriben yâni o mürtedleri tamamen iyi hale getirdi bir şey kalmadı nasıl ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem imân küfürden imâna dönderdi Hazreti sıddıkta irtidaddan tekrar imâna dönderdi yâni mürted olanların itidalıyla birkere kesti âdeta hangisi de imâna döndüler bundan sonra Hazreti Ömer gelince tâbi irtidad kalmadı Şam Kısmına da girişti Hazreti Ömerin ilk olarak daha henüz gelmezden evvel Hazreti Sıddık hilâfetinde Şam’a girmişler hamid Şam dış şeylerden bir kimseyle uğraşmış ve içerden kapısını açtı ve girdiler tâbi bu böyle olunca seyfe yâni kılıçla artık herşey gani’met öteki tarafta ise uğraşarak girmişler yâni esâsen kabullenmişler onlardan artık seyfle değil iki asker birisi kılıçla vuruyor Hamidin ötekisi de esâsen emîn durumunda emân var teslim olmuşlar sonradan aralarında uğraştı şey olmadı artık çünkü Halidin bir tarafta Eba Ubeyde bir tarafta Eba Ubeyde yâni böyle uğraşarak girdiler artık kesmetmişmi yok ama ……….. video bitti
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4961
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

20 HAZİRAN 2000 Gödene-B2 SOHBETİ.:


Ve Hazreti Ömere Emiri’l- Mü’minin diyerekten bir mektup geliyor ve bunları okumak üzere ilan ediliyor ve üstelikte Halidi de azlediyor yerine Ebu Übeyde esâsen kumandan olacak.. işte Fütuhat-ı Şamiye böyle tarihi bir çok olay açar..
İşte o zaman toplantı yapılıyor ilan ediliyor bir Medine-yi Münevvereden başkentte bir nâme vardır diyerekten toplanıyorlar. tâbi okunacak okunacak Halid ne olacak, yâni Halid azlediliyor ve aynı zamanda kılıçla girmesine rağmen halbuse bunun arasında bir değişiklik var Eba Ubeyde ile arasında.. ve neticesinde korkuyorlar aceba bir nahoşluk olur da aralarında hiç olmaz ve neticesi bu nâmeyi okuyacak olan bir kimse başlamış ve Hazreti Sıddık artık vefâtı olup şu tarihinde yerine Emire’l- Mü’minin Ömer İbni Hattab yerine halk şeysine karar verilmiştir bundan dolayı bu anda getirmiş olduğumuz emir şudur Halid İbni Velîd azlini ve Eba Ubeyde İbni Cerrah bu da kumandan yâni ser kumandanı olarak ilanına..
Sanıyom ki ikisinin arasında bir nahoşluk olacak hâşâ.. Yâni Hazreti Ömer değil de Ömerin yâni Rasûlullahın bırakmış olduğu halifeliği Hazreti Sıddık Hazreti Ömerin beni herhangi bir beşerin yâni beşeri olarak ÜMMet-i MuhaMMedi mensubu herhangi bir beşeri hor görmek zâten bu yoktur yâni en velî.. böyle en kim olursa bu başımla beraber kabul ve Eba Ubeydeyi tebrik ediyorum kabul çünkü Eba Ubeydeden sormuşlar neden Halid’de bir nahoşluk mu gördün aceba Halid bir kere harb için nadirattan “Seyfullahı meshul ale’l- küffârı.: Kâfirler üzerine ALLAHın keskin kılıcıdır.” Bu şekilde meselâ o giden Zeyd vefât etti arkasında evvelâ Abdullah Câfer, Hazreti Alinin Câferi’t- Tayyar değil mi. O Câferi’t- Tayyar şehîd oldu sancağı Zeyd İbni Harise aldı ondan sonra o da vefât etti, Abdullah İbni Revâha üç tane böyle sancağı aldı. Rasûlullah oturduğu yerde aralarında bu kadar mesefe olduğu halde, oturduğu yerde.: “Câfer şehîd oldu lâ havle velâ kuvvete illâbillâh la ilahe illâllah MuhaMMede’r- Rasûlullah.” diyerekten arkasında ötekisi alıyor o da bir miktar yine o da şehîd oldu yâni üç kumandan ardı ardına. arkasında Halid öyle oldu elef telef etti elhamdülillâh “Halid seyfullahı mesnun ala ale’l- küffâr” intikamlarını aldı gâyet bunları elef telef etti yâni Halid böyledir…

Onun için Hazreti Ömer diyor.: “Evet halit bu yönden ALLAHın Kılıcıdır Rasûlullah buyurmuştur fakat benim Eba Ubeydeyi koymamın sebebi Rasûlullah buyuruyor ki yâni.: “Esâsen herşeyin bir emîni vardır ÜMMet-i MuhaMMedin emîni Eba Ubeydedir.” Yâni bundan daha emîn durumunda hiçbir ferd yoktur zâten kumandalık baş tutan Tâlib mutlaka emîn bir kimseye teslim etmek hatta Hazreti Ömer devresinde tâbi şey ettiler ya ben eğer Eba Ubeyde olsa idi çünkü ondan evvel vefât etti halifelik Hazreti Osman'a aktarılmaktan evvel kendisine son devrede tâyin etmek için Eba Ubeyde esâsen olsa idi tâbi emîn olan ALLAHın emîni olan bir kişiye teslim ederdik bir şek ve şüphe etmem eee Hazreti Osmana veririm biraz âile şeysine çok yamukluktur korkarım ki âilesine verir o yaşlığa basar diye Abdurrahmân ise biraz bu çok karınlıdır malı çoktur diye eee İmâm-ı Aliye versem, bakın Alinin biraz hevesi vardır gibi eee.. En iyisi bırakmıştır velhasılı bu gibi şeyleri söylüyor artık kaç kişi Abdurrahmân kaç kişi ekseriyet hangi tarafında Aşere-yi Mübeşşere fazlalık varsa onun şeysine karar verdiler Hazreti Osman zâten şeysi de öyle zâten CeNNet Kur’ÂN ve aynı zamanda Hazreti Osman şehîddir.
Rasûlullah bir gün Uhud Dağına çıkmışlarda şöyle bir seyrediyorlar yanında Hazreti Sıddık, Hazreti Ömer. Hazreti Osman bulunuyorlar Uhud başlamış sarsılmaya yâni cezbeye gelmiş esâsen, yâni zelzele değil keyfinden sarsılmış "Kıf yâ Uhud" diyor.: “Yahu dur ne yapıyorsun sen üzerinde bir Resûl vardır bir de Sıddık vardır iki Şehîd vardır!. deyince duruyor peşinen bu peşinen yâni kendisi Nebîliği ve Hazreti Sıddık Sıddıklığı ve iki şehîd hem Ömer, hem Osman her ikisi de katledildi yâni..

Öyle esâsen işte Hazreti Ömer Devresinde çok yayıldı koskaca şey hırs çünkü Kisra Devleti, Cenâb-ı Rasûlullah hayatta iken müjdelediler.: “Kisra Meliki ölmüş elhamdülillâh!.” dedi bu mübârek sonradan sordu.: “Yerine kim oldu?.” “Kızı olmuş!.” “Elhamdülillâh!.” “Neden yâ Rasûlullah?” “Bir kadın emir veya baş tutan oldu mu orası iflah etmez artık bura iflah etmez!” demektir..
Hakikaten Hazreti Ömer Devresinde iflas etti ne varsa yâni devleti olduğu gibi bu tarafa aktarma ettiler, çok zengin oldular Mübârek Sahabe senelik böle 80 100 bin dınar olarak çok böyle Basrada Küfe’de her tarafta şeysi var İran Muhiti ama başta zâten o zaman Bağdat başlamış değildi Basra erkende Bağdatın yerinde o medain esâsen başkent Musul eski Musul yâni Nebî Yunus Devresinde dâhi “Nevneyu” isimli vardır esâsen fakat Bağdat sonradan Basra eski Küfe Eba Ubeydenin Devresindeki yok Saad İbni Ebu Vakkas o zaman Vâli idi o zaman yaptı planını Küfe Bağdat esâsen Abbasîler oldukça Abbasîler Devresinde geliştirdiler Emevîler Şamda oluyorlardı.
İşte dediğimiz yâni bu Yahudilerin yâni Ceziretü’l- Arap'tan çıkarmak için azmi vardır fakat Hazreti Ömer Devresinde geniş imkanları oldu o zaman tâbi bunları da böyle zulm etmek değil mülkleri varsa mülklerinizi satın istediğiniz şeyleri bırakacağınızı bırakın alıp götüreceklerinizi götürürsünüz bu şekilde Hayber'de orada burada ne varsa bunları gönlüyle fakat durmayacaksın burada bırakılmayacak dolayısıyla böyle olacak yâni artık kendiniz hesabınıza ne geliyorsa söyleyin satılacaksa satın alacağız paranızı hesabınızı vereceğiz hiç kimse bir zarar değil nitecesi hatta bir gün bir Vâli vardı onun muhasebeci olan kişi Yahudi çok da hesap şeysini güzel biliyordu Hazreti Ömere yazmış ya Emirü’l- Mü’minin muhasebecimiz vardır çok muhasebeyi bilinçli yapar güzeldir bilinçlidir bir şeyler bir şeyler anlatmış Hazreti Ömer arkasında gönderdiği bir takanın arkasında Yahudi ölmüştür.. eee öyle ya Yahudi öldüğünü farz et ne yapman lâzım hesabını bir an için aa tek tekbir Yahudi ölmüştür gidilecek başka yol yok haa kendi işini ayarla Yahudi devâm edecek değil ya haaa mübârek çok çok antika çok şeyleri vardır.. işte o Rasûlullahın arzuladığı, emel ettiği Hazreti Ömer Devresinde Ceziretü’l- Arap hiçbir gayri müslim bir şey kalmadı. Onun için amma diyeceksiniz ki Yahudileri nereye gönderdiler?. Filistine gönderdiler şimdiki Yahudileri iptal etseler bu bizim değil siz kendiniz getirdiniz buraya biz gelmedik akıllarına gelmesin, aman duymasınlar!. Yâni demek ki öyle işte sürgün yeri Filistin'e bugün hep tarihten geçtik evet RABBımız hakkımızda hayırlısını versin son zaman o zaman bu İlhan Bey araştırıcı olarak be Ceziretü’l- Arap’ın Rasûlullahın böyle buyurduğunu delil var mıdır diye hadis var mıdır diye koca insan böyle bir hizmet yönünden böyle bir ciddîyet olduktan sonra inânın ki o ana kadar ben bu hadise hiç tesadüf etmedim üzerinde duymamışım fakat bulamamış da bizi anlatmışlar da “Aceba Hoca Efendi buna bir imkan varsa bu hadisi kayda koyar geçeriz” O öyle demekte olsun Cuma Günü aynı zamanda namaza gideceğiz namazdan çıktığımızda orada bir kitapçı vardır yâni fikrimde değil yâni tâbi kitapçıyı seviyorum bir şey çıkar diye girdim oraya Efendim şey olarak vardır bir kitap elimize tutuşturdu yahu açar açmaz neredeyse Ceziretü’l- Arap ağıt Abdullâhi ve Resûlihi yâni bu o ağıt ALLAHın ve Rasûlünü üzerine başka bir dinden mensubu olmamaksızın Resûlullahın burada bir kararı vardır hadisi bu yönde yâni değil mi ki bir insan bir işi ALLAH ve Lillâh için böyle olduğunda yâni hakikaten denkleştiriyor “Meşairiku’l- Envâr” kitabı artık hadisten zemzem o da orada hadis karşımıza çıktı, yazdık kendisine verdik. Al bakalım işte bu Ceziretü’l- Arap’ı boşaltmak Devresindedir Hazreti Ömer Devresinde yapmış mübârek bir şey bırakmamış yâni hadis çok vermiştir her ne olursa olsun onun yoluyla bir şeyler biliniyor ve ama hemen hadisi saf dışı ettiler çünkü hadis yolunda hatta İmâm-ı Ali radiyallhu anh Efendim Eşarî Hakemeyn yönünden ve Hakemeyn yönünden..

Eşarî değil o artık Hakemeyn Meselesi başka da fakat Haricîlerle arasında bir münazara istediler. yâni kendilerinin haklı olduklarını felân o zaman istediler ki münazara edelim kim kazanırsa şöyle olur böyle olur diye İmâmı Ali, Abdullah ibni Abbası tâyin etti. Abdullah ibni Abbas tâbi Kur’ÂN tefsirinde acâib diğer şeylerde ona göre diyor ki.: “Amca oğlu Kur’ÂN yoluyla münazara yapmayınız çünkü, Kur’ÂN yolunda muayyen bir hedefi vardır artık başka yolu hiç yoktur!”
Bu hadiste olur da Kur’ÂNda olmaz. Kur’ÂN =>ALLAH Kelâmıdır sonu yoktur. Yâni münazara yaparken “ben haklıyım” dediğin de öteki de “ben haklıyım” diyebiliyor. Çünkü yâni muâyenesi geniştir, terennüm şeyleri ona göre acayip inceliği vardır, çünkü ALLAH Kelâmıdır. Bir mahluk değil ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Sıfatı, Kelâm Sıfatı mütekimun alîmun ilim olsun Kur’ÂN olsun kelâm kelâm KELÂMULLAH bunlar her ikisi de Sıfatı Zâtiyedir yâni esâsen bu Kur’ÂN niçin Kur’ÂNda cedelleşmek küfürdür. Birisini ilân edeceksin bir tanesi doğuyor yâni Kur’ÂN bir muayyen bir hadis gibi şu hükmü budur, ötekisi zarardır fakat Kur’ÂN hususunda muayyen çok geniştir, çok inceliği vardır. o sebeble.: “Amcaoğlu Kur’ÂN yönüyle asla münazaraya girmeyiniz bunlar şey olur yâni esâsen bir bağlayacak bir durumda olamaz bunlar başka şeylere te’vil ederler!.” Onun için tâbi böyle te’vil kendi çıkarına göre o zaman, küfre varır ALLAH muhafaza etsin!. men fesserel Kur’ÂNı bi rayihi hud kefele veyahutmen fereserel Kur’ÂNı bir rayihi feye teberiye makamihu min alim.. CeheNNem’de yerini hazırlamış olur.. Rasûlullah bir gün evden çıkıyorda Kur’ÂN ile munazara ediyorlar.: “Susun susun!. Daha o hale gelmeden bu işe mi başladınız!. O kadar da böyle nahoş oluyor reng-i mübârek değişti o kadar yâni şey “Daha ben hayatta iken bu işe mi başladınız asla asla Kur’ÂN ile münazara asla yapmayınız!. Çünkü sonu yoktur muayyen bir ALLAHın kelâmı ALLAHın kelâmı geniş bir mânâya sâhibtir!.
Onun için “evet benim ki meşhur” dersen o da illâ ben dersen bir tanesini tasdik edeceksin bir tanesini tekzib edeceksün, küfre eletiyor. Onun için Kur’ÂN ile münazara kesinlikle.. Hatta öyle buyuror Kur’ÂN ile münazara yapan bir kimse eğer bir kimse doğrudan doğruya terk ederse terk ederse böyle bir şey olacağını hemen münazaraya girmez ve sükut eder terkederse CeNNette bir bahçe doğrudan doğruya bir bahçe ravzalarında şeylerinde bir KÖŞK vaad edilir..”
“Yâ Rasûlullah haklı ise, haksız ise yâni belki bunun haklı olarak söylüyorsa velevki haklı ise terk edebilmek şu..”
Ee haklı olmasın arağmen terk edebilmesi o zaman ortasında CeNNetin ortasında vasatı doğrudan doğruya haklı haksız böyle bir şeye münazaraya girmiyorsa üstünden alâsından bir köşk iki tane köşk vaad ediyor. birisi yâni kendisi hapsedilmiş esâsen karşıda daha düzgün anlatıyor buna rağmen karşılık vermemek var sarf etmek yeter ki, münazara olmasın, CeNNetin bahçesinde bir köşk haklı olmasına rağmen terk etmesi vasat kısmında ortasında bu şâyet böyle bir şeyle hiç münazaraya girmiyor ise, CeNNetin Alâsında bir köşk, üç köşk ile şey eder.. Onun için şimdiki halk arasında Kur’ÂNı şey hale geldi Seyir Defteri gibi uydur uydur bir şey.. Kendi çıkarına göre yâni esâsen ALLAH muhafaza etsin küfre götürüyor.. Amma hadis Abdullah ibni Abbas’a diyor ki.: “Amcaoğlu hadisle münazara edersen onları haklarsın, bağlayacak durumu vardır fakat Kur’ÂN muayyen bir hedefe varıp da duruyor fazla yayılmayacak fazla muâyenesi yoktur diye bir şey yoktur. ALLAH Kelâmı bir sonu yok ki!.”
O sebeble hakikaten başlamış, o karşıdaki bırakmış gitmiş mağlub durumunda. Onun için Kur’ÂN.. şimdiki Kur’ÂN.. Hadisleri zâten saf dışı ettiler Kur’ÂN’ı da kendi şeylerine göre.: “Efendim tebbet yeda ebu lehebin”.. leheb yönünden başka DUÂ etsen olmaz mı?.” “Olur!.” diyor.
Hele bizim Hacı Abdullah varya Yüksel kendisi televizyonda bizâtihi dinlemiş.: “Efendim ben Fâtihayı bilemiyorum!. “ee meâl okusun!. “meâli de bilmiyorum ne olacak?.” “O zaman huzura durarsın, bir dakika durursan tamam saygı duruşu tamam!.”
Yâni bu yaşamasın esfele safiline girsin yaşar dedikleri şey bir antikalık!. Yâni bilmiyorum ki yazdık kendisine.: “Hadisleri tamamen saf dışı ettiniz, Kur’ÂNı güyâ kendinizi bağlı durumunda görükmektesiniz peki Rasûlullah aleyhisselâtı vesselâm konuştuğunu hiç Beşer Kelâmı diyerekten hadis kısmından şeyi bağlanmıyorsun!. Halbuse ALLAHu zü’L- CeLÂL hani Kur’ÂNı kendine mal ettiğine göre tâbi onu kabul ediyorsun, takdir ediyorsun şuhalde ALLAHu zü’L- CeLÂL Habîbini bakınız ne diyor.:

وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
“Ve mâ yentıku anil hevâ. İn huve illâ vahyun yûhâ.: Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz. (O'nun söyledikleri), sadece O'na vahyolunan vahiydir.” (Necm 53/3-4)

Habîbi için kendi hevâ-i nefsiyesinde konuşmuyor, ALLAH tarafından vâhiy veriyor da konuşuyor. Rasûlullah’ın konuştuğu kelimeler, tamamen vahyidir!.
Amma diyeceksin “hadiste mi vâhiy?.” Evet;
=>Kur’ÂNın Vahyi =>Vah-yi Celî/ açık, âşikâr, meydandadır.
=>Hadisin Vahyi =>Vah-yi Hâfî/gizli, saklıdır.
Yâni Rasûlullah kendisinden bir hüküm çıkaramaz. Kur’ÂN ise, ALLAH Kelâmı doğrudan doğru ALLAH Kelâmını aktarma ediyor, Cebrâil vasıtasıyla okuyor, O’nu ezberliyor, O’nun mühteviyatını Fetvâsını Emirleri Hükümlerini.. ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kelâmıyla muayyen bir şey getirilmektedir..
Ama Hadise gelince esâsen Hadisde Kelâm, ALLAHtan değil de, fakat Emir ALLAHtandır. Yâni Hükm-ü Rasûlullah.. ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur’ÂN’da.: “Namaz kıl! Namaz kılın!.” buyurur.
Fakat Namazın Teferruatı Âdetleri Teferruatları Kur’ÂN'da yok ki!.
“Efendim Kur’ÂN’da hepisi vardır!.” diyorlar!.
Soru.: “Peki öyleyse öğlen namazı Kur’ÂN'da kaç rekattır, vâki’tleri vs. hiç anlatılıyor mu? yok!. Bu kadar talaklar, yeminler, hükümler.. zekâtlar çeşidi çeşidi maldan nelerden Efendim deveden şundan bundan bir sürü çeşit çeşit zekât târifesi bunların hepsi Kur’ÂNda var mıdır?. Yok!.”
Kur’ÂN esâsen mücmel (sözü az, mânası çok olan.) dir. Tafsilâtı Sünnet-i Senîyye Rasûlullahın Hadisidir ama, Rasûlullah’ın kenidinin mi?. Değil!. Mutlaka ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Vahyi veya Cibril vasıtasıyla gelir.: “Yâ MuhaMMed!. Şu hükümler şu hükümler böyle böyle olacak!.”
Yâni yine ALLAH tarafından dinimizin bu açık olan gelen şeyler yok ki ALLAHu zü’L- CeLÂL Cibril’i göndermese Rasûlullah kendisinden bu hükümleri çıkarmaz ki.. Onun için birisi Vahy-i Celîdir. Birisi Vahy-i Hafidir. Birisi mücmeldir. Birisi de mufassaldır/ tafsilâtlı, izahlıdır.
Yâni Kur’ÂN mücmel 6 bin âyeti, altı bin mücmeldir. Amma Kur’ÂNın tafsilatına gelince, yüzbinlerce hadis vardır. Yâni diyelim ki belki beş altı yüzbin hadis vardır daha fazladır. Belki onun için esâsen bunu tamamen hadisleri ortadan çıkarıyor!.

“Eee Kur’ÂN diyorsunuz!” yazdık Âdem aleyhisselâm’ı yaratacağında ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur’ÂNı yine aynı Kur’ÂNda kendi kelâmı buyuruyor ki.:

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
“Ve iz kâle rabbuke li’l- melâiketi innî câilun fî’l- ardı halîfeh (halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfiku’d- dimâ (dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek (leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn (tâ’lemûne).: (Kullarıma hatırlat!) Hani bir zamanlar, RABBin meleklere.: "Ben gerçekten yeryüzünde (Hakkın ve hayrın temsilcisi ve takipçisi olacak, hükümlerimi uygulayacak, ilim, imkân ve istidadı sürekli gelişip artacak) bir halife (var edip görevli) kılacağım (Âdemoğlunu âdil bir düzen ve devlet disiplini kurmakla sorumlu ve yetkili yaparak dünyaya yollayacağım)" demişti. (Melekler de) O’na.: "Orada fesatd çıkaracak ve kan akıtacak birini mi yaratacaksın? Oysa biz Seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. (Saygıyla kutsayıp emrine âmade bulunuyoruz. Eğer ibâdet ve hizmet içinse, biz Sana zaten bunları yapıyoruz.)” yanıtını vermişlerdi. (RABBin ise) "Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim" deyip (onları uyarıvermişti).” (Bakara 2/30)

BEN KENDİMe bir halife olarak yeryüzünde bir HALİFe kılacağım bunu da saf saf yâni yanlış te’vil diye söylüyor ya bu te’vil değil Kur’ÂNın kendi Kelâmı bu hadis gibi valla sonunda artık bi Şâki, Rasûlullahı bi mağlumatı CeheNNem’e CeheNNem’e ALLAH ve Rasûlune uymayan kimselerin hizbi CeheNNem ettik ne hali varsa ateku resûluhu fe huzuhüm ALLAHu zü’L- CeLÂL öyle buyuruyor rasûlunüz ne getirdiyse sâhib olunuz ne gibi bir nehiy ederse içtinâb ediniz.:

مَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
“Mâ efâ allâhu alâ resûlihî min ehli’l- kurâ fe lillâhi ve li’r- resûli ve lizî’l- kurbâ vel yetâmâ ve’l- mesâkîni vebni’s- sebîli key lâ yekûne dûleten beyne’l- agniyâi minkum, ve mâ âtâkumu’r- resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh (vettekûllâhe), innallâhe şedîdu’l- ikâb (ikâbi).: ALLAH’ın o (fethedilen bölge ve) şehir halkının (malından) Resulüne verdiği fey (ganimet malları); ALLAH’a, Resul’e, (Adil devlet ve hükümet bütçesine ve Elçiye) yakın akrabalığı olanlara (Ehl-i Beyt’e), yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden sadece zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (bir etkili nimet) olmasın. Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan da uzaklaşın ve ALLAH’tan korkun. Şüphesiz ALLAH’ın, cezâsı (ikâbı) pek şiddetlidir.” (Haşr 59/7)

Bu Kur’ÂN Hadis okumuyorsun ki ne nehiy ne evlidi hiç birine itibâr etmiyorsun. Halbuse bu Kur’ÂN ya hülâsa işte “ve men yase lillâhi ve Rasûlullahı yeteallehu sırrıhun halidin fiha biha.” öyle bir yapıştırdık hiç sesi çıkmadı fakat işte o diyanetten Mûsâfaha yönünden bâzı bida’t diye söylerler bâzı.. Bunu da Mûsâfaha alâkalı hadisleri de yazdık sâhifelerce ve böylece yazdık hükümleri Mûsâfaha esâsen bida’t denilen şey yâni dalâlettir, denilen şey böyle muamele gibi şeyler değilde i’tikadî olan yâni bida’t dediğimiz zaman yâni dalâlete sevk edecek olan esâsen akaidle alâkalı. i’tikadla alâkalı olan Rasûlullah şöyle buyurmuştur sen başka çeşit getiriyorsun işte bu bida’t bu bida’t dalâlettir küfre de eletiyor. Ama böyle örf âdet meseleleri veyahutta muamelat meseleleri bunlar..
Hazreti Ömer radiyallahu anh bir gün Efendim yâni kurra olan kişinin mübârek Übeyd İbni Kab Rasûlullahtan sonra kendi Devresinde bir imâm olarak tâyin etti ve halk tamamen bu İmâmın arkasında teravih kıldırmaya emretti ve diyor ki.: “Biz kendimiz bir bida’t icât ettik amma nimel bida’t bu şekilde söylüyor “bidatü’l- hasen”e bu çünkü, Rasûlullah esâsen böyle kendi Devresinden sonra millet ayrı ayrı herkes kendi şeysine göre kılarlardı.. Hazreti Ömer Devresinde Ubey İbni Kab tahsis etmiş bir İmâm üzerine devâm ettirmeli bunu hadisde “bida’tül ve ni’metü’l- aliyye” şeklinde buyurmuş..
Çünkü çünkü selfu na okumak için medreseler açılması bida’ttır. Çünkü Devresinde böyle bir şey yoktur. Efendim minâreler bida’ttır var mı?. yoktu esâsen ama bidatü’l- hasene vardır Bida’tü’l- Seyyia vardır hele bilhassa seyyia kısmı bu i’tikadı olan i’tikad oldu mu tâbi Rasûlullahın ehl-i sünnet ve’l- cemâat dendiğinde meselâ bu kaderîye, mercîye benzeri hepsi bida’t bunlar bida’ttir. ve bida’tin esâsen ve “külli bida’tin delâle” diye buyrulan bu bu gibi böyle muamelet-i ibâdet bu gibi şeyler alâkası yok, yâni bu değil Ezid İbni abdisselâm zamanın Şeyhu’l- İslâmıdır bunları anlatıyor İmâmı Nevevî ha kezâ ibni Salah ha kezâ esâsen bunlardan bida’te hasenedir. Rasûlullah Devresinde işlenmemiş ondan sonra gelmiş evet halka yarar getirir, meselâ bu gün herhangi bir bir şey toplanıp da bir şeyler okumak için veyahutta selfenuhu okumak için Kur’ÂNı hadisi anlayabilmek için okumak için medreseler benzeri.. Şimdiki câmilerde meselâ hattaki Kur’ÂN dâhi Kur’ÂN olsun Kâbe olsun böyle süslü olarak yapılmasına bu da bida’ttir hem de mekruhtur.. Bida’t mekruh Rasûlullahta böyle bir şey yok Kur’ÂN olsun, Kâbe olsun eğer süslediklerinde yâni cildinde veya örtüsünde eğer doğrudan doğruya başka şekil altın olmamaksınız, altın olmamaksızın evet mekruhtur ama altın olduğu takdirde haramdır.. Şimdiki Kâbenin yaptıkları haram çünkü altın kullanıyorlar..
Konuşan.: Mûsâflardakini hiç söylemiyorlar onu da altından yazıyorlar öve öve bitiremiyorlar..

MSHekim.: Yazdık biz bunları da i’tikadi olduğuna dâir yâni bida’t esâsen şöyledir denilen bu i’tikadi olan ameli olan değil çünkü Rasûlullahtan sonra gelen bâzı meselâ bir gün Eşarîler geldiler başkaları da Yemen’den geldiler çok derbeder çok böyle yoksulluk içerisinde geldiler de mübârek aleyhisselâtı vesselâm o zaman akadar halka dâvet edip de önlara destekçi olan bir şey yok gelmişler Rasûlullahın bakmışlar ki hallerini herkes kendilerinden ne verebildiyse amma yiyecek amma giyecek şu bu bayağı ferahlandırdılar işte o zaman buyuruyor ki.: men senne sünnetün hasenetin felâhe ecri hu ecri âmilehu bi eydihe kıyame ve mensenne seyyiatün yine aynı men senne sünnetin seyyiatün aynı yine kıyamete kadar yapmış olduğun teşebbüs çünkü önce Rasûlullahta böyle bir şey yoktu ama böyle emir verince geldiler toplandılar yarar getirdiler işte bu hasen olan sevâb için hayr için yardımcı olsun bu şekilde böyle toplanıp ta bir şeyler vermeye ilk başlangıç olmuştur onun için buruyor ki artık böyle bir şeyin bidattır amma hasene bidattır seyyine esâsen hasene oluşundan dolayı bir Sünnet-i Senîyyedir kıyamete kadar aynısını faydalanır yâni bu böyle millete örnek olduğu için amma seyyi kısmı da meselâ bugün birisi tiyatro açtı veya sinemâ açtı ne kadar çalışırsa çalışsın kendisine başka kimseye de verse yine aynısı yazılır çünkü sebebi o ama iyi bir şeylere değil midir ki bu kapıyı sen açtın kıyamete kadar işlendikçe sana aynı yazılır. yâni bu musafaha bu yöndendir musafaha aleyhisselâtı vesselâm ebu Eşarîler geldiklerinde ilk defa musafaha edilmiştir Rasûlullahın sünneti üzerine yine namazdan sonra yâni enese soruyorlar bu Rasûlullah Devresinde musafaha mevcud mudur?. Hem de en sevdiğimiz çünkü Rasûlulah ile ashabı kardaşlarımızla musafaha ediyorduk bu tamamen sünneten her yerde yapılır yazdık, bu tâbi bu inceliği koymadık sâdece hadisleri yazdık ve bida’t-i hasene bida’t-ı seyyie olan delâlete eletecek olan öteki i’tikad bozukluğu olan o Kaderîye ve Mercîye gibi onlar esâsen bida’tun bu CeheNNem’e eletir gühan diğerleri böyle değil sünnet nevindendir kendisi sünnettir yazdık hadisleri de serdik gönderdik karşısına cevâp geliyor ki.: “Musafaha sünnettir fazla işlenirse âdet olur!.” diyerekten şimdi Latif de diyor ki dedim yaz bakalım.: “Aceba hangi sünnetler fazla işlendiğinde adet oluyor anlayalım bakalım âdetler hangisi oluyor hangisi nasıl oluyor bize bir ma’lumat verin!.”

Halbuse selâm da sünnettir fakat Rasûlullah mâlumât veriyor yâni bir tahlil koymuyor diyor ki.: “iki kardeş beraebr gidiyorlar aralarında bir ağaç geldi ayrıldılar tekrar birleşmede selâm verebilirler.” diyor. Bu çokluk değil bu o zaman tekrar karşı karşıya geldiklerindeyine selâm gerekiyor o zaman bu bida’t nasıl bir bida’t olur aceba çokça ya adet hergün yapılmaz yâni yapılacak bir şey değil olsa olsa karşımıza çıktığında hele bilhassa Bayram Namazı Cuma namazı gibi ikindi namazı gibi şöyle kardaş kardaşa hele hiçbir pürüz bırakmıyor yâni böyle kurumuş olan yapraklar nasıl ki dökülür gibi bu şekilde dökülür bu avantajı neden engelliyoruz.. haa böyle birbirine hareketlendirdi mi musafaha şöyle tamamen yaprak kurumuş olan böyle şiddetli esinti nasıl ki döküyorsa aynı şekilde sonra iki kardeş karşıya geldiklerinde birisi daha evvel elini uzattı sebeb oldu öteki de beşerriyetla burdaki böyle burdaki bir damar var ki muhabbet kaynağıdır bu şekilde etti mi hemi böyle daha muhabbet meydana getiriyor birbirine karşı aynı zamanda elleri hiç birbirinden ayrılmadan evvel ALLAHu zü’L- CeLÂL 100 Rahmet indirir 90 ilk elini uzâtan kimse diğerleri 10 böyle hadisler gâyet açık açıklığıyla yâni herşeyi mükemmel hangisini bilhassa açıklamışlar hemi sünnettir fazla yapılırsa âdettir

Konuşan.: Sahabeden birisi selâm hususunda hiç çarşıya marşıya gitmezmiş alışveriş için felân fakat bu selâmın fazileti anlatılınca selâm bu avantajı kazanmak için giderdi..

MSHekim.: Yâni Ebu Zer gibi, Abdullah İbni Ömer gibi benzeri.. yâni fazlaca gâye değil oldukça gelişlerimizde kardaşlar diyor birbirine musafaha ve selâm bu esâsen muhabbet kaynağı olsun diyerekten şimdiki vaad edilen o kadar hoş bir şey ki hataları tamamen dökülüyor bir şey bırakmıyor ALLAHın Rahmeti 90 ve 10 mutlaka sâhibi olacaktar ne var yâni bu şekilde bilmiyorum ki işte DUÂ edersen ALLAHı aracı bir şey bırakma haa sonra durdular çok antikalık ne hale düşmüşüz..

Konuşan.: İlk babamız yapmış Efendim biz yapmadık ki ilk Âdem Babamız yapmış Rasûlullahı koymuş araya..

MSHekim.: Yâni çok acayip çok acayip çok acayip Efendim yâni aracı, günlerce kürsüde anlattılar “ALLAH ile kul arasında aracı olmaz”.. Haa aracı olmaz cumalarda kürsüde hep dinledik hep dinledik neymiş hani tarikat ehli varya Şeyh ediyorlar kendine sanki Şıh, ALLAH ile aralarında getiriyor veriyor gibi bir şey veyahutta onların Efendim hatalarını gideriyor rızıklarını veriyor ne demek istiyorlar bilmiyorum artık güvenmeyin herhangi bir Şeyhe herhangi bir şeye güvenmeyin. ALLAHa bağlanın bir şeyler anlatmışlar ama hiç düşünmüyorlar. ALLAH ile kul arasında kimse yok peki ALLAH ile kul arasında kimse olmadı biz hepimiz ALLAHü Zü’L-CeLâL’e hiç aracılık olmadan hemen konuşuyor muyuz Rasûlullahtan gayrısı aracı olmadan ancak Rasûlullah’a olmuştur. inânın böyle re’sen Rasûlullah ile ALLAH arasındaki olan net olarak ancak Rasûlullah olmuştur beşeriyette en azîz ve en şey o diğerleri tâbi evet Rasûller Hazreti Âdem ve benzerleri kendisine de olmuştur. ALLAHu zü’L- CeLÂL ki başka yok ve böylece gelir gelmez Âdem aleyhisselâm daha ruhi daha buruya kadar gelmiş iken çünkü burun yoluyla giriyor kafa gözler görüyor artık aşağıya doğru iner hemen tâbi görmüş bir şey ne zaman ki zelleye düşünce yâni CeNNetten çıktı, artık melül RABBısına karşı utangaç.: “ne olur benim halim, bu hali yaptım!” diye. peki sonradan aklına gelmiş MuhaMMede’r- Rasûlullah Rasûlullahı aracı olarak koymuş ve ALLAHu zü’L- CeLÂL’den istemiş.: “Yâ RABBî bu senin sevdiğin Rasûlullah diye gördüm ki bunun yüzü hürmetine MuhaMMede’r- Rasûlullah diye hürmetine beni affet!” “nereden biliyorsun sen bunu?” daha yaratılmamıştır. “evet yâ RABBî yaratılmamış fakat ruh gelir gelmez gözlerimiz açar açmaz karşımda parlak olarak Arşın üzerinde bu yazılı “Lâ İlâhe İllâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah” o zaman çok etkilendim ve o zaman anladım ki Lâ İlâhe İllâ ALLAH yanı başında MuhaMMede’r- Rasûlullah dediği kişi kim ise.. yâni en azîz olan kimsedir hatırı geçer kıymet değeri vardır çünkü bu kadar sâdece tek bildiği şey ismiyle mukâbele etmişsin herhalde bununla çok değerli olduğuna inândım ve böylece bununla ilticâ ediyorum yâ RABBî bunun yüzü suyu hürmetine beni affet!” “Evet ya Âdem haklısın evet Rasûlullah senin evlâdındır yâni zürriyetinden evlâdlarından bir kimsedir!” “Yâ RABBî bir de evlâdım olunca o da kıymetlediğin bir evlâdım olur da benim gibi bir öyle baba da zelleye düşmüş hataya düşmüş öyle Babayı da bu evlâd hürmetine Babasını da affet yâ RABBî!.” “affettim” diyor. “sen olsan kim olsa Rasûlullah’a ilticâ ettikten sonra hiç reddetmem” diyor ALLAHu zü’L- CeLÂL..
Başlangıcında bunu hiç bilmiyen yoktur bilmiyen yoktur ve Âdem aleyhisselâm “innî ceale fi’l- ardu halife” ben yer yüzüne halifem yâni ALLAHu zü’L- CeLÂL halife olarak gönderiyor. ALLAHu zü’L- CeLÂL’e kim telefonu bağlayıp da konuşacak yâni var mı öyle bir kabadayı!. gerçekten ne düşünce ne tefekkür yâni bu ALLAHu zü’L- CeLÂL halk arasında kimseye bakmayacaksın hiç aracı bakmadan hemen ALLAHa başlayacaksın ne varsa sana âdeta vâhiy mi edecek yoksa kitap mı gönderecek nasıl olacak bilmiyorum ve bu kadar halbusi Resûl dediğimiz Resûl elçidir esâsen Resûl ALLAH tarafından bir elçisi olarak gönderiyor. tâbi beşeriyeti anlayabilecek fehmedebilecek bir şekilde kendi cinsinden gönderir ve kendisine artık mâlumât verir hükümleri vs. aracılığıyla elçi koyuyor ve böylece bâzıları doğrudan doğruya kendileri alamaz yâni Cibril aleyhisselâm getirir o, Resûle söyler böylelikle veyahutta re’sen Cenâb-ı Rasûlullah re’sen vâhiyde ALLAHtan almıştır. Cibril aleyhisselâm vasıtasıyla da gelmiştir bu da Resûllerde yine aynı ya bir kitap göndermiş hazırlamış göndermiş veyahutta ihtiyaç olan bir şeyler tâbi vâhiy direk bunlarda da vardır..
Ee bunların hepsini tamamen akıldan çıkardılar ne Resûl ne bir şey hemen.: “ALLAH la kul arasında kimse yok!” yok bakalım ALLAH ne zaman o kadar düşüncesiz o kadar saptırma bilmem ya hiç akıl mantık ermiyor..

Konuşan.: İki kelime tongaya düşürdü Efendim birisi bu “ALLAH ile kul arasına kimse giremez.” Bir de “gaybı ALLAHtan başka kimse bilemez” bu iki kelimeyle uğraşırkan mahvettiler..

MSHekim.: Peki gaybden kimse bilmez Cenâb-ı Rasûlullah sallallahu aleyhi teale vesellem kendisi daha hayatta iken ve kıyamete kadar bunları birer birer sayan Rasûlullah değil midir ve diyor ki

لَتُـفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ . فَـلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا، وَ لَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ

رَوَاهُ الْإِمَامُ أَحْمَد بِنْ حَنْبَل فِي مُسْنَدِهِ

Le tuftehanne’l-kustantîniyyetu. Fe le niğme’l-emîru emîruhâ, vele niğme’l-ceyşu zalike’l-ceyş.(Ravâhu’l-imâm Ahmed b. Hanbel fî musnedihî)

Arada ne kadar müddet var Rasûlullah ile Konstantiniyenin fethine ne kadar mesâfe vardır buna rağmen “Konstantiniye fethedilecek padişah önder olan komutan olan ne ni’metli şahsiyettir askerleri de ni’metli bir askerdir” diyor peşinen bu eğer futuhati İslamiye tarih okusalar yâni Bağdat Hadisesini umumîyetle Rasûlullah anlatmış mı anlatmamış mıdır bunları yaa vâki’ tamamen her şeyi bırakmış mıdır yahut bilmezsiniz esâsen bu bunu esâsen müneccimlere söyledi vaktinde Cenâb-ı Rasûlullah Devresinde bu gibi bazi kehanetlik vardı bunlar olur olmaz şeylere giderler sorarlar onları durdurmak için bu gibi kimseye “yarın nasıl olacak, ecelin nasıl, yağmur ne zaman yağar ve ana rahminde ne imiş vs.” bu gibi. bunlar tâbi bunun için çok sorarlardı bu gibi avam kısmına bunların ümitlerini kesmişti yâni Kur’ÂNda sanıyor ki Rasûlullah da aynı onun gibi halbuse hâşâ Rasûlullah aleyhisselâtı vesselâm herhangi bir Velî diye biz öteden beri hepimiz biliyoruz ne cevliye harikalar konuşmuşlardır neler olmuştur. bu sâdece Şıh Azîz Debbah Seydi Şerif ne diyor?. Diyorlar ki.: “Efendim Rasûlullah dâhi bu Kadir Gecesini seçemiyor. bilinmiyor gayb olur veyahutta bu muayyibeti hamsa.” diyor. Mübârek öyle buyuruyor.: vALLAHi bu fâkir yâni ruhu alınır vücudu âdeta bir ciğfe bir merkep kadar şişmiş bir hale gelse dâhi Kadir Gecesini de seçer yâni ne olacağını bilir yâni o kadarda olacak mübârek şıh hasenel şazeli Hazretleri halifesi vardı yakuti ardi veya mekenidünül esmar mekedünül esmar bir gün gelmiş de şıhının huzurunda ağlıyor neden ağlıyorsun Efendim nasıl ağlamayayım nedir söyle bakalım ağladığının sebebi ne Efendim hayratınız ve bekeretinizle evvel ALLAH Rasûlullah ve sizin gayretinizle her Kadir Gecesi geldiğinde bunlarla şeref buluyorum görüşorum müşerref oluyorum görüyorum gayb değildi seçebiliyorum NÛRunu müşerref oluyordum fakat bu sene geldi geçti hiçbir şey bulamadım edemedim!.”
“Bundan dolayı mı üzülüyorsunuz hiç üzülme şimdiye kadar Kadir Gecesinin nuru senin nurundan üstün idi onun için seçenek yapabiliyordun ama bu sene senin nurun Kadir Gecesinin nuru senin nurunun içinde hiç oldu yâni senin nurun fazla olunca nasıl ki güneş ay gündüzleyin nasıl olur veyahutta ay olduğunda yıldızlar ne olur işte bu senin nurun Kadir Gecesinin nurundan daha şeffaf daha parlak olduğundan dolayı farkına varamamışsın onların artık basit kalmış ben daha müjde vermiş bundan hiç endişe etme ALLAHu zü’L- CeLÂL mükafat vermiştir!.”
Tâbi bu Evliyâullah şimdi çünkü bunlar esâsen bak Haricîye ve Mu’tezile, Evliyâ Kerâmetini tanımaz KABİR AZÂBI ve benzeri şefaat tamamen inkar ederler. Şefaat diye bir şey tanımıyorlar bugün hatta okusanız yine vardır İbni Kesir Efendim kitabı “bidaeye nihaye” şefaat meselesini tamamen Mu’tezile kendisi İbni Temim Devresinde olan bir şahsiyettir fakat bizâtihi bunları şey etmiyor yâni o tezini görmüyor yâni bu şefaat yönünden muazzam şefaatın dışında kim kalacak ki şefaatın dışında beğenmeden veya inânmadan herhalde şefaatın dışında kalır maliyetinin ne olacağını bilemez..
Çünkü muhtacız, hepimiz muhtacımız biz sâdece zirâ kurtuluş ve hesaba girmek Suhufları gelmek herkesin kendi sicilini gelecek Efendim Sırat Meselesini geçmek Havzu Kevsere girebilmek Sıratı geçebilmek bâzı CeheNNem’e gireceği yerde kurtuluşu olabilir bâzı CeNNette girecek olmasına başka şeylerle çabuk tarafından geçebiliyor Sıratı insan sırat ederken güç veriyor yâni 8 yönünden şefaat vardır. Bâzıları da doğrudan doğruya hiç CeheNNem’e eletmeden CeNNete.. bâzıları da CeheNNem’e girer de, çıkış var.. CeheNNem’den çıkar bunlar peyder pey peyder pey sonuna kadar.. Dün de anlatmıştık yâni bu şefaat mahrumiyetini bu şekilde yok etmesini hâl-i hazırda gördüğümüz şu Vehhabîler ve bu Haricîler bunlar tamamen bunların içinde kalıyorlar eh Esfeli Safilin, hoca.. yâni bu şefaatı beğenmiyorlarsa valla varacağı yer belli ne diyelim öyle değil mi?. Gece gündüz RABBımıza yalvarıyoruz “Habîbinin Şefaatinden mahrum etme!” diyoruz.
Biz bunu istiyoruz neden biz safsata şeyler ama maalesef bırak şimdiki câhil cuhala değil de bu tâbi ilim erbabları bu şekilde bu sistemi kullandıklarında çok kimseleri de tasalluk eder yâni ilim sâhibi olmasa canım ne bilecek diyecek ama yetkili selâhiyetli ilim sâhibidir sordu bu hususta mâlumât bayağı bir fazlaca yayılıyor her yerde onun artık zâten İngilizin arzuları öteden beri vardır o sebeble bu hal bu!.
ALLAHu zü’L- CeLÂL bizleri salah etsin hidâyet versin şuur versin!
ALLAHu zü’L- CeLÂL bizlere muin olsun tevkiyatıyla refik eylesin!
ALLAHÜMMe erinelhakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahü ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehü RABBımıza cümlemize imânı kâmil ve hüsnü hatime nâsib etsin âmin!
Subhaneke ALLAHÜMMe ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerikeleke estağfiruke ve etubu ileyk,
Subhaneke ALLAHÜMMe ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerikeleke estağfiruke ve etubu ileyk,
Subhaneke ALLAHÜMMe ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerikeleke estağfiruke ve etubu ileyk..
Subhane RABBiyel alil ale’l- vehhâb
Elhamdulillâhi RABBul âlemîn
Biis savmı salâtı selâmı vesalâtı alâ halkıhı alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve âlihi ve sahbihi ecmain.
ALLAHÜMMe ya habîbittevâbitubi Aleyna ya hadiyen Mehdîyen ihdına veya müstağfiri isna veya râhimun müsnu teknatucealna ve âmini ve entu ehlu hüve ve tukellibu bimâ nahnu evhad inneke ehli takvâ ve ehlul mağfireh.
ALLAHÜMMe anil ale’l- zikrike ve fikrike ve şükrike hüsnü ibâdetike yâ ALLAH!
ALLAHÜMMe Ya mukallibel kulûb! Sebbit kalbî kulubu 'alâ dînike ya ALLAH!.
ALLAHÜMMe ıslah ÜMMeti seyyidinâ MuhaMMed
ALLAHÜMMe iflah ÜMMeti seyyidinâ MuhaMMed
ALLAHÜMMe ferice an ÜMMet-i MuhaMMed
ALLAHÜMMe erham ÜMMeti seyyidinâ MuhaMMedin Rahmeten ammeh..
ALLAHÜMMe RABBenâ âtinâ fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve gınâ azâbennâr. ve edhilnel CeNNete meâl ebrâr.
Bicâhi seyyidinâ Mevlânâ MuhaMMedini’l- muhtar ve âli ashabihi ve ahyâr cezâulu ala seyyidinâ MuhaMMedin sallallahu teale aleyhi vesellem vefu ehu..

Yâni ALLAHın izni ve inâyetiyle bu görüken Fırka-i Nâciye iki kitap vardır artık bundan sonra da gelecek inşeALLAHu TeaLâ belki onlardan çok daha fazla yâni inânın ki piyasada herhangi bir nahoşluk herhangi bir yanlışlık karşısını cevâbını vermişiz ama kaset yoluyla bu şeyden geçiyor tâbi zamanla bir matbaya girecektir yâni bu anlattığımız hepisi yâni Hizbu’ş-Şeytan mıdır, zelzele aksamı mıdır, bu Mercîye midir Kaderîye midir, habis ruhları bunlar Haricîye midir, Vehhabîye midir şimdi Vehhabîyye fazlaca üzerinde duruyorum gerçekten yâni çok beni üzülüyorlar Rasûlullah’a karşı böyle katı oluşlarında çok daha hepsinden daha fazla nahoşlar sevmiyorum o kadar!. Yâni nitekim hem ni’meti azîme onlarda kendileri olmasalarına rağmen kıymetini bilmeyince insan çok şeyine gidiyor ama benzeri ne varsa tamamen duyduğumuz birşeyi ister Yaşar Nuri ister Ateş ister maşat ne olursa olsun duyduğumuz şeylerin karşısında mutlaka karşılığını vermişizdir ALLAHın izni ve inâyetiyle inşeALLAH!. Zâten vaktimizde azalmaktadır ALLAH bilir MuhaMMedi artık oldukça seneden seneye yaklaşmaktadır buluruz bulamayız mutlaka bulacak kimselerimiz vardır ama ben olmayabilirim fakat MuhaMMedi Mehdî vALLAHi gelse bu sistem bizim yazmış olduğumuz Fırka-i Nâciye inânın ki tasdik etmeyecek kısmından değildir yâni bu şekilde hoş bu şekilde Sünnet ve Cemâatın Nizamıdır esâsen!. Yâni Ebu Hanifenin Maturidî ve Eşarînin başka hiçbir Mezhebin dışında böyle bir şey ALLAHa şükürler olsun katiyetle girmiyoruz!
Ehl-i Sünnet ve’l- Cemâat her zaman böyle Fırka-i Nâciyeden evvel yerine getirmeye çalışıyoruz ALLAHın izniyle..
Gâye kardaşlarımız güvercinlerimiz yâni herhangi bir nahoşa düşmesinler günden güne çok fazla yayılan olabilir beşeriz yâni bu biz anlatırız yâni bu üzerimizdeki olan sorun kendimize kabul ediyoruz sorun yâni mecbur kendimiz bâzı kafamız dönüyor iyice şey oluyor yâni yoruluyorum haa onun için neyse RABBımız bu yönden artık bizleri affetsin!.

Subhaneke ALLAHÜMMe ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe ille ente vahdeke lâ şerikeleke estağfiruke ve etubu ileyk..
Çünkü bunu söylediğimiz takdirde meclisimizde yarar kısmına ise hiç zâiyât vermez ama, nahoş kısmını ise saf dışı edip dışarı çıkarıyor ALLAHu zü’L- CeLÂL. Rasûlullah aleyhisselâtı vesselâmin meclisinin keffâresidir keffâre dediğimiz yaramayanı yok eder ötekisi de geri yerine sabit yâni..
Sübhane RABBike RABBil izzeti amma yasifun ve selâmün ale’l- murselin velhamdülillâhi RABBil âlemîn. RABBenâ takabbel bi hürmetin Fâtiha maassalâvât..
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4961
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

21 HAZİRAN 2000 Gödene-B1 SOHBETİ.:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kâbeyi tavâf ederken yâni hac ved Devresinde mübârek böyle gelecek insanlar âhir zamanla alâkalı bâzı şeyleri saymıştır. Abdullah ibni Abbas radiyallahu anhuma ….
Hâl-i hazır elimizde olan bakıyoruz aynı âhir aynı göründüğü gibi..
Birincisi namaz üzerine fazla ihtimâm etmezler,
İkincisi nerden kazanılacak nerden hal edilmezler haram şüpheli ne olursa ihtimâm etmezler,
Ehli esâsen vazife sâhibi değildir gayri ehlin eline düşer, i’timad edilmeyecek kimseler önem veriliyor i’timad edilecek olan kimseleri önem verilmiyor emîn değil, emîn görmüyorlar yâni emîn olan kimse sanki hâin gibi ehli yâni fakat hâin olduğu zamanda da böyle oluyor emânete hıyânet edecek kimseler âdeta sanki çok dürüst tercih ederler ötekilerine de töhmet ederler tamamen tersine nitekim.. vel âhirül zaman la tekulu saate hatta lehu leke ibni leke azannas …… ki hatta ki yâni en çapulcu düşük kaliteli bir kimse devlet başına gelmedikçe kıyamet kopmaz..

Hülâsa kıyamet alâmetleri tamamen oldukça hazır durumundadır şimdilik namaz hususunda da i’tiraf edeyim esâsen bundan birkaç sene evvel hacı Mehmet isimli bizim Hacı Hüseyindin Tatlı’nın damadıdır, orada Ankara da bulunmuşlar o zaman ki Diyanet Başkanı Tayyar ve iftar yapılıyor iftarda iftar etmişler de o da meâlen misafir olarak gitmişler. bugün bu gece Tayyar Altıkulaç olarak kıldıracak ve teravihi ve de sevinmişler. gittik diyor o kadra seri ki hepimiz yerimizi değiştirirecek böyle kayıyoruz, böyle hercü merc yetişen yetiş tâbi hepsi zengin ihtiyar bu da bizi zaptemeyeceğiz böyle ehli yâni bu âhir zaman bir çokları ekseri esâsen namaz zâten kılmayan çoktur fakat, kılan da Ta’dil-i Erkânda (Namazın bütün rükünleri, esaslarını usulüne uygunca yerine getirerek ve namazın tertib ve düzeninin hakkını vererek kılmak.) değildir. Ta’dil-i Erkân dediğimiz yâni tâbi sıfattü’s- selâ diye şeylerde Ta’dil-i Erkân esâsen vâcibdir en azından bâzı da da farz derler de fakat en azından vasati olarak esâsen vâcibdir. Hatta İmâmı Şâfi farz kısmından. Fakat Ebu Hanife vâcib ve Muhammed vâcib demişler.
Ta’dil-i Erkân nedir?. Ta’dil-i Erkân, esâsen doğrudan doğruya rükû’ya gittiğinde nitekim Aleyhisselâtı vesselâm tâbi bu zâten bu hadise dayalı olarak vâcib veya farz dedikleri bu birgün Aleyhisselâtı vesselâm oturuyordu mescidde bir kimse geldi ileriye gitti mescidin bir tarafında hemen iki rekat namaz kılmış Tâhiyyatül’- Mescid. öyle buyuruyor Aleyhisselâtı vesselâm câmiye mescide girdiğinizde hakkını veriniz yâni bunun hakkı iki rekat Tâhiyyatül’- Mesciddir namazı kıldıktan sonra gelmiş selâm vermiş. Rasûlullah’a aleyküm selâm.: “ne yaptın?” diyor “Namaz kıldım” “Namaz kılmadın o zaman git bir daha kıl!.” Bir daha kılmış gelmiş yene aynı şey tekrar “olmadı kılmadın” diyor bir daha üçüncüsü gelince yâni iki defa kıldıktan sonra tâbi olmayınca.: “ALLAH Rasûlü ben böyle biliyorum sen târif et nasıl olacaksa!” diyor Aleyhisselâtı vesselâm bizâtihi kendisi öğretmek üzere namaza kılmıştır iki rekat. tâbi rukû’ya gittiğinde rukû’ya vardı azaları sükunet haline gelince.. “Subhâne RABBiye’l- azîm! Subhâne RABBiye’l- azîm! Subhâne RABBiye’l- azîm!” bu şekilde “semiallahu limen hamideh” rükû’ya şöyle kıyamını istikrâr hale geldikten sonra semiallahu limen hamideh RABBenâ lekel hamd.. yâni bu şekilde arkadan gelen kimse istikrâr bir durum haa bu sefer secdeye gittiğinde yine aynı secde de azaları tamamen istikrâr olduktan sonra “subhâne RABBiye’l- alâ, subhâne RABBiye’l- alâ subhâne RABBiye’l- alâ” bu sefer tekrar kalkar hem iki secde arasında da durur. burada da esâsen tefafuk eder istikrârlı oturuş yâni bu şöyle tesbih yapılacak şekilde durur tekrar secdeye gider velhasılı bu şekilde bitirdikten sonra.: “İşte namaz bu şekilde!” “yâ Rasûlullah bende mi böyle yapacam?” diyor fakat Rasûlullah diyor ki.: “sen bu minvâl üzere kılmış olsanız hayatı müddetince sana namaz geçersizdir!.” haa onun için bu sebebden dolayı İmâmı Şâfi, Ebu Yûsuf demek ki Ta’dil-i Erkân farz durumundadır. Ebu Hanifee ve Muhammede göre esâsen vâcib.. peki bu vâcib.. Isparta da böyle konuşuyoruz.: “Efendim işte vâcib olursa riâyet etmek lâzım vâcib olduğuna göre tâbi böyle bildiği takdirde şeylik olursa aceleci derlerse o zaman demek ki Ta’dil-i Erkânı yerine getirmeyince o zaman sehvi secde yapması yeterli midir buyuruyor yetmez midir?” diye bize soruyor esâsen sehivütül secde yapabilmesi için kişi oturarak farzı terki iâde ederler. Ama farzın tehirinde sehiv secde yeterlidir ama vacibin terki ve tehirinde sehiv secde yapar.. peki bunlar böyle anlatınca.: “Efendim insanın acelesi olursa böyle sehiv secde olursa o zaman vâcib sehiv secdesi yapılması olur mu?” dedi. sehven yapılan bir şeyde sehivetül secde gerektirir fakat bu andandır sehven değil bilerek bilerek yaptığı takdirde Ta’dil-i Erkândaki olan herhangi bir vâcib aksamı terkedildiğinde veya tehir edildiğinde bilerek yaptığı takdirde vakit çıkmadan iâdesi gerekir arkasında iâde eder. evet onun için Aleyhisselâtı vesselâm diyor ki.: “80 sene böyle namaz kılsan geçersizdir.” Abdullah bin Mesûd.: “vALLAHi vALLAHi diyor namaz Ta’dil-i Erkân kılınmadığı takdirde bu şekilde aceleye getirildiği takdirde 80 sene kılsanız geçersizdir!.”
Artık bundan dolayı fazla üzerine duruşları bundan dolayı yâni farz hükmüne getirmişlerdir.. Ben hiçbir esâsen gezdiğimiz yerlerde oldukça tâbi Antalya’da Balıbey Câmisine şuraya buraya yâni böyle secdede üç defa “Subhâne RABBiyel’- alâ” bulamıyorsun. hemen secdede hele bir hassa secdede hiç canlarının sıkı olduğu herhalde soluk alamıyorlar fazla duramıyorlar halbuse secde ALLAH ile kul arasında en yakın olduğu bir yerdir, secde hali kul ALLAHa en yakın olan bir haldedir neden diyeceksin.. çünkü tevâzû’ gösteriyor ALLAHu zü’L- CeLÂL’e karşı başını reis bu azaların reisi çenesini yere koymuş yüzü yere koymuş ALLAHa karşı bir tevâzû’ sebebiyle tâbi ALLAHu zü’L- CeLÂL Rahmeti ve Merhameti çok daha Atûf durumu vardır kendisi hâşâ ondan uzak değil de aynıdır da yâni bu gâye ALLAHu zü’L- CeLÂL ile kul arasında en yakın devre secde halinde iken o sebeble secde hali RABBımız kulu bu şekilde görmesi sever ve ikram esirgemez afveder Rahmet bulur. Hatta hadisi kudsi olarak ALLAHu zü’L- CeLÂL tarafından esâsen ALLAH tarafından hadisi kudsi Aleyhisselâtı vesselâm.: “kale lehu azze ce celle kasemtu salâte beyni ve beyni abdi misveyni ve misfehedi vemisfehedi beyne abdi ve salle.. namaz ALLAH ile kul arasında ALLAHu zü’L- CeLÂL buyuruyor ki esâsen namaz benimle kul aramda yarı kulumundur, yarı benimdir diyor kasemtu salâte taksim ettim yarısı benim yarısı kulumundur.” diyor peki bu nasıl olur tâbi kul “subhâneke” dedikten sonra euzu besmele çeker “elhamdulillâhi RABBul âlemin” RABBul âlemîne hamd olsun yâni kul böyle söylüyor o zaman ALLAHu zü’L- CeLÂL “elhamdulillâhi RABBul âlemin” deyince “hamedi abdî.. benim abdım beni hamd etti” “er RahmânirRahîm” deyince “senâyeni bi abdî.. benim kulum senâ etti” yâni Rahmân ve Rahîmliğimi “Rahmân ve Rahîm” dedi senâ etti hizmet etti. “mâlikiyevmiddin temcid etti yâni benim kulum temcid etti kudsal bir koskoca mâlikiyevmmiddin bel la kerâmmiddin esâsen aşarakiyesi bu mâlikiyevmiddin o günke meliki veya mâliki veya mülki bundan dolayı ALLAHu zü’L- CeLÂL tâbi kulum mevhi senâsını hamd eder senâ eder temcid eder ALLAHu zü’L- CeLÂL işte o zaman bu hepisi ALLAHındır ALLAHın kulundan bu şekilde duyurulur arkasında kul işte o zaman RABBısıyla arasında kapı açmış der ki “iyyakanabudu ve iyyakenâstain.. ibâdet sanadır sendende inâyet dileriz.. inâyet indınas.. inâyet çünkü kendi enânetiyle değil ALLAHu zü’L- CeLÂL’den istiyor ki inâyeti olsun ki düzgün bir şekilde lâyıkıyla yapabileyim diyerekten kul bu şekilde bu inânçla “iyyakanabudu ibâdet senindir yâ RABBî” fakat iyi bir hale lâyıkı bir şekilde yapabilmek içinde ALLAHtan inâyet diliyor.. İşte o zaman işte bu en tettehukebi eğer düzgünce anlattığımız gibi gerçekten ise tüm melekler bir kere ALLAHu zü’L- CeLÂL “sadakte ya abdî” çünkü ALLAHu zü’L- CeLÂL öyle duydu öyle gördü yâni “gerçekten kalbi ve bu tamamen buraya yöneltmiş” deyince “kulluk sanadır ve inâyeti senden dileriz ki yapabilelim” o zaman ALLAHu zü’L- CeLÂL “sâdekta ya abdî” melekler gök âlemînde o zaman hepisi “sadakt”a diyor tasdik ediyor bunun karşısında bu sefer o zaman kul RABBısından dilemesi.. ne nasıl ne dileyecekse ne isteyecekse o zaman hakkıdır.. o zaman kul ne diyor “ihdinâ sırate’l- müstakim.. bizi hakk yoluna gönder yâ RABBî..” “sıratellezine en amte aleyhim.. öyle bir yol ki sıratellezine öyle yol ki yâni esâsen sevdiğin kimselerin yolundan böyle rastgele yol değil.. Cidde Yolu değil böyle güzel olan zevâtların yolundan bu şekilde ilet ve ihdinâ sırate’l- müstakim sıratellezine en amte aleyhim.. yâni böyle ni’metlerinle güzel yetişmiş kimselerin onların yolunda ni’metinin üzerinde olan kimselerin yolunda beni de bu şekilde sarf et ya RABBî diye.. gayru’l- mağdubi aleyhim.. gazâbına uğramış delâlete düşmüş kimselerin yolu demiyorum istemiyorum.” diye bu şekilde..

Fâtiha acayiptir çok esâsen namazın tam direği durumundadır Fâtiha öyledir Fâtiha bir yanına Fâtihayı koy bir teraziye koy elif lâm mim Bakara sûresini ve mine’l- cinnetin vennâs tamamen Kur’ÂN yedi defa üst üste koy Fâtihanın ayarına gelmez. ÜMMü’l- Kur’ÂN yâni hesaben bugün görmüş olduğumuz azemeti kevni Rahmetullah böyle Kâbenin onlarca tavâf ederken bu gibi şeyleri duymuşum başta namaz hakkını ödemiyoruz!.
Bakıyorum bakıyorum evet çoğu da kılmıyor fakat kılan da çoğu tadili ve erkanı hiç bulunmuyoruz yâni i’tiraf ediyoruz kendimiz dâhi şey etmiyruz! RABBımız bizi bu yönden affetsin ne hikmettir ki bilmiyorum!.

Eee şimdilik yâni merhamete teravih namazı bir arbededir gidiyor!. Hayır yâni kılmayın mâdem ki o kadar tiksiniyorsa.. baş belâsı başımıza geldi, aman atalım diye zulüm mü yâni.. eğer ALLAHu zü’L- CeLÂL için namaz tâbi.. RABBımızın en sevdiği şeydir namaz mi’racdır, niyazdır münâcattır hani insan namazda en nerac durumundadır.. kul namazda aynı zamanda RABBısıylla konuşuyor ve münâcattır ve namaz yâni sala sılâdır birleştiricidir, vuslet eder.. evet arzuladığınız yere eletir esâsen namaz çok ibâdetlerin üstünde esâsen çok mühimdir fakat bilmiyorum artık “essâletu inne’d-din” yâni dinin direğidir aynı zamanda dediğin gibi.. işte şu var ki;

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
“Utlu mâ ûhıye ileyke mine’l- kitâbi ve ekımı’s- salât (salâte), inne’s- salâte tenhâ ani’l- fahşâi ve’l- munker (munkeri), ve le zikrullâhi ekber (ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn (tasneûne).: Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve ALLAH'ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve ALLAH, yaptığınız şeyleri bilir.” (Ankebût 29/45)

Salât ise kişiyi sâhibini fâhişetten munkerlerden ALLAH korur mutlaka eğer hakiki geçerli namaz ise..
çünkü Rasûlullah’a sormuşlar da O.: “namaz kılıyor mu?.” sahabe devrinde bâzı şeyleri yapıyor da soruyor.: “namaz kılıyor mu?.” “kılıyor yâ Rasûlullah!. “namazı bihale getirir, eletecek..
inne’s- salâte tenhâ ani’l- fahşâi ve’l- munker.. namaz mutlaka mutlaka fahişattan münkerâttan nehy eder.. durduracak ama, hakiki namaz kardeşim!.
Bunlar toy amma baş tutanları kendileri de aynı şey baş tutanları da kendileri de öyle demek ki bu âhir zamanın.. Aleyhisselâtı vesselâm böyle Abdullah bin Abbas ve diğer sohbetiyle bu şekilde kıyametin alâmetleri.. sonlarına doğru yâni başlanamaz artık evet kılınıyor ise de hükmünü likâyet şeysini getiremiyorlar ondan sonra artık böyle anlatıyor RABBımız bizleri affetsin geliş devremiz çok ürküttük zor!. aynı zamanda şu da tuhafımıza gidiyordu yâni bugünlerde hutbelerde esâsen yâni böyle Hulafâ’i- Raşidini anmıyorlar esâmeleri kesilmiş durumundadır, söylemiyorlar DUÂyı evet Müslüman kesimi hiç olmazsa baş tutanlarına böyle hidâyet salah yönünden vs. de sünnettir, en azından en azından sünnettir.. bırak artık Cehar-i yâr-i Güzin artık bu Ashâb-ı Kiram.. Vaktiyle Fatimîler vardı gelmiş geçmiş ya Fatimîler Devresinde hutbelerde böyle sahabeleri anmazlar aynı zamanda Ebu Bekir, Ömer, Osman felân böyle câmilerinde de bırakmazlar onlar Şiî aksamı, Alevîler Fatımîler vs. bunlar pek hoşlaşmazlardı. onun için yâni hutbede bu Fatimîlerden sonra artık Ehl-i Sünnet ve’l- cemâatin gelişlerinde mutlaka ve mutlaka Hulafâ’i- Raşidin ve bu gibi de ÜMMet-i MuhaMMede hayır DUÂları taleb etmek bir de “innellahu meleiketuhu” okunuyor fakat salâtu selâm biz söyleyemiyoruz yâni cehren söyleyemiyoruz içimizden söyleyebiliyoruz ama fakat söyleyemiyoruz, İmamda söyleyemiyor şöyle kapatıyor!. halbuse üzerimize vâcibdir hiç olmazsa ilân etse vacibi hiç olmazsa olması lâzım.. bir de Cehar-i yâr-i Güzin ve Sahabe-i Kiramı ilân etmesi sünnet vel cemâatın olduğunun delilidir ilan ediyor.. bu bir Hatîb, Ehl-i Sünnet ve’l- cemâat midir, yok Alevî midir Sünnî midir Fatimî midir ne karın ağrısı bilinecek yâni!. Çünkü onlar böyle şey yapmazlar Ebu Bekir Ömer ismini saymazlar hatta Ali şey etse Ali’yi getirirler ya onun için bunları almazlar hülâsa deyince çok hangisi bilemiyorum ki yâni bu dinde acaba Sünnî midir Şi’i midir..

Bağdat’a felân gittiğimizde bakıyoruz orada bir fotoğraf İmâm-ı Ali midir kim ise bilmiyorum bir de kıble’de.. biraz sapıktır onların şeysine uygun da değil kendilerince doğru yönü tâbi.. Bâzı zevâtlar hutbedeki okumuş olduğu hadislerin dâhi mesnedlerini ilan etmesi lâzım çünkü varsa bir yanlışlık mesned sâhibine yanlışlık onun üzerine yüklenir değil ise.. tek okusunlar da vazgeçtik mesnedden “innellahu ve melâiketu” artık tefsir ediyorlar bu da Abdullah yâni esâsen Ömer ibni Abdulazîzin eseridir.

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ (teslîmen).: Kesin bir gerçektir ki; ALLAH ve O’nun melekleri (ve kâinattaki tüm görevlileri ve enerji (nur)güçleri Hz.) Peygambere salât edip (destek vermekte ve duâ etmektedirler. Öyle ise) Ey iman edenler, siz de O’na salât edin (Hz. Peygamberin Sünnetine ve hayat sistemine uyuverin ve Hakk Dinin hâkimiyeti için gayret gösterin) ve tam bir teslimiyetle Ona salâtü selâm getirin. (Resulüllah’a saygılı ve itaatli davranın.)” (Ahzâb 33/56)

Çünkü Emevîler Haşimîlere ağır kelemiler kullanırlardı. sonunda çok zarar verdiler şöyle böyle felân Muaviye ve oğlu ve diğer artık Abdulmelik Mervânın oğulları oldukça devâm ettikçe bu şekilde “innellahu” böyle bir şey yoktu..
bu âyet-i celîleyi getiren Ömer ibni Abdulazîz bundan evvel ki olan çünkü Abdulmelik dört evlâdı vardır dördü de Meliklik yaptılar aynı anda arada ikisini Ömer ibni Abdulazîzden önce oldular ikisi de ibni azîzden sonra oldular. Ömer ibni Abdulazîz esâsen amcaoğlu birisi Abdulazîz birisi Abdulmelik, Melik esâsen Şam’daki olan Emevî Mervânın oğludur, Abdulazîz de Mervânın oğludur amma o Mısırda vâli idi hatta Ömer ibni Abdulazîz de bir miktar Medine de vâli olarak yaptı çok severlerdi çok memnun idiler fakat çok süslü geç geliyor hani böyle düzgün düzgün çok süslü böyle giyiminde şeysinde çok şeylidir hususi olmazsa çok güzel melâike gibi gezerlerdi ne zaman ki Melik yaptılar.. tâbi Abdulmelikin oğulları, Meliktir; Yeziddir, Hüsamdır Süleymandır ikisi kendinden evvel ikisi sonra Ömer ibni Abdulazîz hilâfete girince hemen tamamen câriyeleri hanımı birde Amuca kızıydı Abdulmecidin kızıydı.. “ben bu andan itibâren benim başıma bir ağırlık verildi ben hiçbir şeyle meşgul olamam belki size şey olmuş diyerekten ben tamamen sizden irtibâtı alâkayı keserim.”
Fakat hanımı da hanımdır.: “Sen nerdeysen bende oradayım diyor amcaoğlu amcakızı bu şekilde Abdulmelikin kız kardeşi büyük bir bağlamış büyük bir yük büyük kendisine çok hanım vermiş Ömer ibni Abdulazîz bakmış ki halası olacak ama aşırı babasından kalmış değil bir şey değil milletin zulmü götürdü hemen bunların tamamen elinden aldı hanımı da ne olsa valla artık ben bu fazlalığa bakma o na de varsa ziynetleri tamamen verdi. kızında da bir yakut vardı ateş yakut halinde baba acaba benzeri varsa götürmende bir külfet olur olur kızım bakalım aldı gitti Beytü’l- Mala bıraktı.. Anası da bazen soruyor.: “bir şey bulamadım mı kızım?” “ona yakışır bulamadım aynı şey bulamadım onun için orada duruyor buluncaya kadar” ve muayyen olan maaşı Beytü’l- Mal ne ise hakkı var o da meşguliyeti gelen kişi konuşacak birşey varsa Beytü’l- Malla veya devletle alâkalı ise artık o devletin ikramı neyse o kendine has olarak geldiyse kendi mumunu çıkarır eğer geceyse mumunu yakar ve ona göre de kendi kesesinden böyle süresini bitirdi.. kaç defa zehirlediler hele bilhassa halası da fazla sonunda sonunda zehirlenince bir Hakim.: “vALLAHi deseler elini kaldırda burnuna değsin şifâdır deseler daha girmem bu işe, vazgeçtim iyice artık Dünyâ zindan oldu.”
Mübârek böylece fakat hasta olduğu devrede Amucaoğlu yâni Süleyman geliyor tâbi artık çünkü o öldükten sonra ona kalacak iki kardeş vardı Abdulmelikin oğulları geliyor tâbi eniştelerinden hem de geliyorlar bakıyorlar ki üzerindeki olan değil biraz terlemiş vs kardeşlerine söylüyorlar sen kardeşim bu Emire’l Mü’minin zamanın halifesi üzerindeki bu şekil çok değiştir hiç olmazsa yıkayın biraz terli durumundadır şöyle olur böyle olur ona rağmen öyle biraz bir miktar ertesi gün geliyor yine aynı görüyor üçüncüsünde sert söylüyor.: “Kardeşim sen hiç dinlemiyor musun diyor bu ben esâsen devletle işi halifedir Meliktir nasıl böyle bir hal?!” “Abi başka giydirecek bir şey yok ki çıkarsam arkasında bir misafir gelirse çıplak mı çıkacak başka yok!.” O zaman Abdullahın iki oğlu da ağladı bu nasılsa ve geliyor ah kardeşim diyor senin artık gidersen senin evlâd perişan duruma düşmüş hanımına hele bir şey bırakmamışsın!” “Amucaoğlu Rezzâk ben değilim onların rızıklarını kimse kesmez hepisinin kendine tavula alâkalı Rezzâk olan ALLAH rızıklarını gönderir! Ben haksızlık zulümle evlâdlarımı bu şekilde doyurmakla veya servet etmekle ben bu şekilde hınbıl değilim Şeytana hiç tuzağına düşmem Şeytanın tuzağına düşmem, evet ALLAH ben ne ise gereken bu Dünyâda gereken olan şeyleri bunlara zulmetmedim zulmetmedim yapabildiğim işte bu, bundan sonra çalışırlar yaparlar. böyle servet verip de Şeytana yiyecek içecek böyle hımbıl değilim ben ALLAHa yarar bir şekilde bırakıyorum!”
Hakikaten vefât ettikten sonra fazla sürmedi her birisine on kusür dirhem bırakmıştı elindeki ne varsa kaç tane çocuk ise çocuk başına yirmi dirhem dâhi düşmemiş yâni onun arasındadır fakat hangisini on üç mü on beş mi ne diyeceğim bilmiyorum fakat ondan fazla yirmiden aşağıya dirhem veya dınar düşmüş tüm çocuklarına fazla sürmedi Ömer ibni Abdulazîz evlâdları fazla kalmadan bayağı bir tüccar oldular bâzı yerlere kervanları gidiyor geliyor.. ötekiler ise yâni hiç cevcaklık yapmaya başladılar..
İşte olacağı bu!.. Hee işte bizim Ömer ibni Azîz araştırdığımız bu ki;

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“İnnallâhe ye’muru bi’l- adli ve’l- ihsâni ve îtâi zî’l- kurbâ ve yenhâ ani’l- fahşâi ve’l- munkeri ve’l- bagy (bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).: Şüphesiz ALLAH, adaleti (hâkim kılmayı ve uygulamayı), ihsanı (görevini tastamam yapmayı ve iyilik ehli olmayı), yakınlara (ihtiyaçlarını karşılayacak oranda) bağışta bulunup bakmayı emreder; çirkin hayâsızlıktan (fahşadan), kötülük ve fenalıklardan, azgınlık ve zorbalıklardan (ise yasaklayıp) sakındırır. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz diye size öğüt vermektedir.” (Nahl 16/90)

Bu, Ömer ibni Abdulazîzin eseridir o zaman hutbeden getireceğinde başka bir kimseye/EhL-i Beyt aleyhumusselâma kötü söz küfretmek veya nahoş kelime kullanmak karşılığında değil bu kelimeyi gâyet düzgün.: İnnallâhe ye’muru bi’l- adli ve’l- ihsâni ve îtâi zî’l- kurbâ ve yenhâ ani’l- fahşâi ve’l- munkeri ve’l- bagy (bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).:
âdeta bir nasihat büyük bir nasihat yâni o günden bu güne geliyor çünkü harika çok iyi inşeALLAH tâbi gayretkeşlik yaptıran muamelesini de veriyor Hoca sende veriyorsun değil mi yâni tâbi adâletle ihsân ile güzel bakıyorlar bakıyorlar gözlükle bakıyorlar..

Konuşan.: Tefsiri MaşaALLAH söylüyor fuhşiyattan kötülükten …. Beri diye MaşaALLAH meyhaneler felân hepsi kapalı bide ……

MSHekim.: evet evet yok böyle gelecek gün mümkün değil çünkü günden güne şer çoğalır, hayr azalıyor artık artık elimizde bir şey kalmıyor esâsen kader kaderullah Subhâne TeaLâ öyle bir devreye gelmişiz ki hergün şerri çoğalıyor hayrı azalıyor hani iyiki evet günün bir tanesinde şerrin az olmuş bizim için şerli olmuş olabilir ya fakat umumîyetle gün olarak yâni mutlaka yarın bugünden daha şer doğacak. Bir şeyler var ama bize olmaya bilir değmeyebilir başkalarına hele bilhassa i’tikad yönünden i’tikad çok vardır RABBımıza şükürler olsun RABBımız bizleri selâh etsin ve inâyetinden esirgemesin bizlere muin olsun çünkü devremiz devremiz çok ağır bir devreye gelmişiz fakat bugün için düzgünce olabilmesi içinse bayağı bir geçmişe nazaran kaç mislidir.. elli sıddık elli sıddık sevâbı alacakları devrede.. bugünlerde tahrifat tâmiri sebebi veriyor yapabiliyorsa anlatabiliyorsa elli sıddık sevâbı alıyor ilmi olan bir kimse bugün için hadiste ilmi olan bir kimse bugün için bezmi itmezse halkı uyarmazsa bu gibi şeylerden nahoş çünkü çok yaygın ondan artık bu âlimin çok daha sorumlu durumundadır böyle bir i’tikad yönünden hele bilhassa tahribât çok muazzam bundan dolayı ben bu şekilde hadisi görünce.. çok daha mecbur oluyoruz bir kere ilmi var ise ve bu gibi şeyler karşısında eğer söylemezse halkı uyarmazsa bu fedâkarlıkla ALLAH ve illâh için olmazsa mü’mini bezmetmezse, ALLAHın lâneti Rasûlullahın lâneti meleklerin ve insanların lânetine uğrasın uğramasına DUÂ ediyor.. haa bu şekilde taleb ediyorum yâni bu şekilde nasıl söylemezsin sen nasıl uyarmazsın nasıl söylemezsin hatta öyle buyuruyor sen o zaman geldiğinde hiç olmazsa kırk hadis şöyle kendine yarar getirecek şöyle fesada uğramış veyahutta yıkımına uğramış veyahutta yanlışlığa dönmüş bunları düzeltmek için kırk hadis bir kimse o zaman böyle kırk hadis hiç olmazsa böyle halka ilân edecek veyahatta ilmi donatacak fesadı selâh edecek bu gibi kırk hadisle bunları çok uyarıyor Aleyhisselâtı vesselâm devremiz günümüz bu esâsen bunları görünce dayanamıyoruz.. ibni Kesir.. tâbi Teymiyeciler Devresindeki molla esâsen geçen Makam-u Mahmudla alâkalı şey etmiştik.. tâbi sonradan Zekeriyagil okumuşlar Cenâb-ı Rasûlullah ana baba yönünden ana yönünden bir kimse gelmiş sormuş.: “Benim anam nerededir?” “CeheNNem’de” deyince üzülmüş de sonrada gönlünü hoş etmek için.: “Senin annen benim annemle olduğu aynı yerde.” diyor teselli yönünden esâsen bu yapan kimseler Seyyid Kutub adamcağız biraz Teymiyeci fakat, bunda da ben bizâtihi ben tefsirine baktım da hakikaten öyle söylüyor fakat İbni Kesir Teymiyeci olmadığını bugün yâni anladım.. zirâ bunları esâsen hem Haricî hem Mu’tezile Fırkasından olduklarını söylüyor yâni Teymiyenin tezi bu şefaatı inkar ve istiğase ve benzeri bunlar tamamen esâsen doğrudan doğruya Haricîye ve Mu’teziledir bu kendisinde vardır hee ibni Kesirde tefsirinde değil de bidaye ve nihaye fitenle alâkalı bir cilt alâmetü kıyamet sonuna kadar bir ciltte öbür âlemde yâni muazzam.. yâni meselâ şefaat yönünden çok tahmin edilmeyecek şekilde çok geniş bir mâlumât vermiştir fakat olabilir yâni belki o anda tefsiri yaparken Rasûlullahın ana baba kendisine bağışlandığını şefaat ettiğini ama demek ki istenilen şey şu ki bunların Rasûlullahın ana baba demek ki şefaat kabullenmedikleri için şefaat kabullenmedikleri için “şefaat yoktur” diyor inkar ettikleri için o zaman ana babayı da hale sokuyorlar ama şefaat kabullendikten sonra şefaat var ise Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâm o zaman halen nübüvvet halen başlamış değil o sorumlu durumunda değil yâni Hazreti İsâ da zâten arada bir Fetret Devresi olmuştur o kim kime ortadan kalkmış değişik değişik meselâ İncil toplantısında kaç tane İncil olmuş neticesi dört İncile.. artık kendi ALLAH tarafından değil kendi beşerin kendi yazdıkları yaptıkları onun için biraz sağlam değiller. Fetret Devri.. fakat Aleyhisselâtı vesselâm hadisleri hem “nevâdirül usul” hem de esâsen “mecmuatul zevâid hatemun Heysemî” bunlarda her ikisinde de gördük esâsen Aleyhisselâtı vesselâm şefaat yönüyle konuşurken ya Rasûlullah ebeveyn nasıl elhamdülillâh bir de ebeveyn ana ve baba kendilerine ALLAHu zü’L- CeLÂL tâbi o zaman kendileri Rasûlullah teşrif etmemiş ki hatta bir sorumlu olsunlar zâten babası vefât ederken kendisi ana rahminde.. haa anası da zâten daha henüz ama anasının görmüş olduğu harikalar karşısında benim evlâdım bir şey dediklerinde benim evlâdım hiçbir şey olamaz hani Hâlimetü’s- Sâliha onlar da korkmuş ya almışlar kalbini âlemetüşşeytanı almışlar korkmuşlar başımıza bir şey gelir diye hayır benim oğlum kimse bir şey yapamaz diyor şimdiki bunlar antikalık yapıyor hâşâ Rasûlullah ebeveynine şifâatçi olmaz olur mu o sebeble esâsen bizâtihi hadisleri vardır Aleyhisselâtı vesselâm ana ve baba RABBımız bağışlamıştır aynı zamanda süt kardeşim de vardı ada o da RABBısı salih Hâlime aynı beraber süt emerler dolayısıyla ona da sâhib çıktı onu da istemiş onu da affetmiş ALLAHu zü’L- CeLÂL kendisini bağışlamış fakat amucasına gelince amucasına amucasına da şefaat etti.. “nasıl oldu ya Rasûlullah Amcan imâna mı geldi?” “hayır hayır” çünkü bu kelimeyi çok tekrarladım Amucama red cevâbı verdi diyor.. bu çok mütevatir hadisler vardırçç
Ebu Bekir Sıddık anlatıyor o da anlatıyor başka kimseler de anlatıyor ben diyor çok aceledim fakat red cevâbı verdi bu şekilde Ebu Cehil yanında olunca işin kader tâbi.. kaderin şeysi bu ki bilinsin ki ALLAHu zü’L- CeLÂL, Amucası olsa dâhi hidâyet ALLAHındır.. Şimdi bu artık hidâyet tâbi ALLAHa âittir çünkü Rasûlullah buyuruyor ki.: “Ene’d- delil el hadi ALLAH.: ben delilim hidâyet ALLAHındır.” kimse kimseye hidâyet edemez.. haa hitab Amucasına da peki şefaat ale’l- imân hükmünde ise ne yapsan şefaatı şefaat CeheNNem’de en ehvelî azâbı kendisine verilmiştir, ayağına bir takınya giydirilir başında olan dimağı kaynar en hafif azâb ona verilmiştir eğer bu şefaatim olmasa en alta esfelesine giderdi.. haa işte demek ki vücuden böyle bir şey gözükmüyor yâni böyle bir yakıcı hali değildir çünkü o birşeyler göndermiş üzerine felân sürmüş bundan dolayı ama giydirdikleri şey dimağı kaynıyor yâni iç şeysiyle.. haa işte Amucasını kendi Aleyhisselâtı vesselâm şefaatı sebebiyle makamı nedeniyle bu şekilde olmuş..

Konuşan.: Hazreti Hamza radiyallahun şehîd edildiğinde Efendim hint molla hüseyni dişlediği zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dişlemiş mi diyor dişlemiş o zaman suyundan bir nebze bıraktıysa küfür üzerine fazla kalamaz diyor böyle bir şey var mı Efendim Hazreti Hamzanın dişlediyle ağzından ondan bir su bulunduysa küfür üzerine fazla kalamaz diyor..

MSHekim.: Bilmiyorum bunu pek tasavvur etmiyorum olabilir.. yâni esâsen hayrlara tebdil taşi şehîd MuhaMMed gerçekten Rasûlullahı öteden beri yâni Mekkede dâhi bir vakı’ada birşeyler olmuş Hazreti Hamzaya senin Amuca oğlun şöyle böyle söylüyorlar sen ise evât avda koşuyorsun öyle mi kim söyledi Ebu Cehili kırıldı öyle bir hale getirdi ki yâni Rasûlullah şöyle içi rahat olsun çok şeydi mübârek..
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4961
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

21 HAZİRAN 2000 Gödene-B2 SOHBETİ.:

Konuşan.: Aslında Efendim Ebu Tâlibe bile üzerine örttüğü şeyden dolayı cesedini yakmıyor Efendim.

MSHekim.: evet yâni Aleyhisselâtı vesselâm hususunda Hafızın Şehâbettin Hafâcî çok böyle haşiyeler vardır bâzı kitaplar haşiyeler yapınca bu inceliğe hüvel hafızıl kadri böyle Hafız Şehâbettini Hafâcî bâzı şeyleri vardır haşiyeleri vardır öyle buyuruyor görmüş kendisinden anlatıyoruz Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâmin herhangi bir damla veya herhangi bir ne olursa olsun eserinden bir kimsenin ağzında vücuduna gittiyse girdiyse işlediyse o kimseyi CeheNNem yakmaz buyuruyor.. ÜMMü Eymen esâsen hizmet ederdi çok fedekârdı çok da çok yaşlandı fakat yaşlandığında hiç hastalanmadı hiç de susuzluk çekmedi neden tâbi o bizim bildiğimiz gibi köşkler değil bir odadır Hazreti Aişe Rasûlullah bâzı anlarda namaz kılmaktadır bâzı zaman ayağıma çarpıyor veyahutta onun için Ebu Hanife “buna dayanarak namaz esnâsında bir âileye temâs edersen şeyi bozmaz” diyor. İmâmı Şâfi bozar yâni Hazreti Aişe namaz sırasında böyle eline ayağına değerdi namaz kılarken öyle ki köşkler yok haa üzerine bir perdeden ibâret biraz katı bir şey kapıları bilmiyoruz kerpiçten işlenmiş üzeri toz toprak. o sebeble bâzı şey bir böyle bir şey ifrazât ufak bir taharet gerektiyse böyle bir şeye bırakırdı. çünkü Rasûlullah bâzı zehir yediği zehir var ya vaktiyle Yahudi Hayber Hadisesinde her sene o devreye geldiğinde aynı iâde ederdi bu ÜMMü Seleme öyle der.: “Ya Rasûlullah nedir bu çile her sene bu vakte geldiğinde bu şekilde..” “evet eder..” gâye nedir, gâye vaktiyle zehirlenmiş o zamanda henüz hayat bitmemiş isteniyor ki şehîd gitsin diye ve bunu bedenine bu zehiri yâni sekarat halinde adete bu zehirin eserleri böyle elinde böyle âdeta atacak şekilde o kadar da.. onun için hem Nübüvvet hem Şehîdlik.. Hazreti Sıddıkda hem Sıddık hem Şehîdlik.. Hazreti Ömer de hakezâ öyle mertebeye bu şehîdlik şeysini de aldılar hepsi.. Hazreti Sıddıkta esâsen Şehîdliği de yılan meselesi.. oradaki yılan soktu tekrar avdet etti tekrar avdet etti bu haller bunlar antika işler vardır işte Hafiz Şehâbettin Hafâcî en hayatta en fazla için rahat ve serinliği bunu gördüm diyor. Aleyhisselâtı vesselâm böyle buyuruyor ve böyle eserinden herhangi bir damla olsa yâni azâba girmez, CeheNNem’e girmez bu kimse vücudunda bu ise babamın esâsen Aleyhisselâtı vesselâm kendisi zâten babadan gelmiş bir eserdir, ana rahminde bu kadar taşınmıştır.. yahu hiç yâni akıl mantık bunu nasıl kabul eder.. hangi çapulcu Rasûlullah’a böyle diyecek halde anasını aylarca böyle taşımıştır 9 ay 10 gün felân ondan sonra da daima onun bir çok harikalığını görmüş durumunda oğlunu iyi tanıyor böyle bir şey o anda Nebîlik gelse de söylese hiç tereddüd etmez şimdiki Peygamberi görmeyince hepimiz bu sefer CeheNNemlik miyiz olmaz öyle durum olur mu ya onun için ALLAHu zü’L- CeLÂL, Hafız Şehâbeddin Hafâcî onun içi öyle rahat etti ki artık Rasûlullahın bedeninde böyle bir şey olduktan sonra asla CeheNNem’e girmez..

Konuşan.: Her sene avdet etmesi şehîd gitmesi için değil mi Efendim zehrin diyorum her sene avdet etmesi şehîd gitmesi..

MSHekim.: Evet Hazreti Sıddıkda yılan sokması aynı şehîd şeysi olmuştur mübârek çünkü Hazreti Sıddık, Hazreti Ömer bakınız Hazreti Sıddık Hazreti Ömer her ikisi de iki Veziridir.. Hazreti Sıddık sağ tarafından muayyen tahsis yeri vardır kendisi olmadığı takdirde dâhi kimse orada oturmaz.. şu önce var ya az önce hani Bünyâmin ne karın ağrısı bir zaman tâbi bunlar esâsen evliyâlar bu gibi şeyler karşısında oldukları için Dursun Hacı’ya anlatmış bu o kadarda koskoca Peygamber Hanımı böyle şeye töhmete girdi de bilemedi diyor ee bu şekilde ki ne zaman ki mâlumât verildi de öyle eyyy bir tanesi de odaya gelmişti böyle anlatırken diyor ki ee canım Ebu Bekir Sıddık on beş gün hasta olmuş gelememiş.. Rasûlullah bilemedi bilemedi ya bilemedi nasıl olur böyle velhasılı sen iyice doldurulmuşsun amma anlamıyorsun Ebu Bekiri Sıddık gelmediği takdirde burası boş oldu mu bundan dönerken eve giderken Ebu Bekir Sıddıka uğramadan hiç gitmez gelirdi Ebu Bekiri Sıddıka baktığı takdirde hastalığını çeker o kadar merhameti vardır ki hastalığı çeker hafif düşürüyor oraya ikisini öyle âdeta birbirine kıymeti var ki Ömer ve ebubekirin başka bir çeşit Ebu Bekir ile Rasûlullah arasında başka bir çeşit esâsen Hazreti Sıddık evet Ömerle ikisi ama Ebubekirle sıddık arasında büyük dereceler vardır çok acayip bu sebeble Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâm onun Ebu Bekir Sıddık yönünde ap açıktır kimse gelmedi mi kimse oturmuyor açık nitekim son şeysinde de yâni çıkamadığı için söyleyin de Ebu Bekir namaza başlasın tesadüfi Ebu Bekir yoktur bu sefer Ömere dediler Ömer ALLAHuekber deyince sesi duyunca la olamaz la olamaz Ebu Bekir olurken durdurmuş namazı durdurmuş Ömer de mahcupta olmuş safahatını neden söylemiyorsunuz Efendim yâni bu gün bulunmadığı için Rasûlullah buradakilere söylemiş ama Ebu Bekir yokmuş bununda hataları yok olarak ALLAH yâni gök âlemînden gök âlemînde melekler dâhi buna razı olmazlar Ebu Bekir oldukça Ömere düşmez onun için Hazreti Sıddık bir ayricâlık harikalığı vardır çünkü bu ikisini isteyin mağarada Ebu Bekir Sıddık vardı Nebî ve sıddık vardır esâsen üçleriniz ALLAH diyor celle celâlihu işte bu Nakşî şeysi vALLAHu sali safama işte o zamann zâten nefiden isbata ALLAH bilhume iż humâ fî-lġâri iż yekûlu lisâhibihi lâ tahzen inna(A)llâhe me’anâ(s)
Tevbe sûresinin 40. âyetinde şöyle der:

“İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fî'l- gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferû's- suflâ, ve kelimetullâhi hiye'l- ulyâ vallâhu azîzun hakîm (hakîmun).”
Hülâsa Hazreti Sıddık yâni bu Bünyâmin dediğimiz kişi böyle anlatmış dursunda geldi bize anlatıyorda zâten şeydir araştırıcıdır bir de ahmaktır o kendisine de istersen söyle çünkü Cenâb-ı Rasûlullah hanımı bu hale düşecek de ve böyle bilmeyecek de ve bu şekilde Efendim bu gibi hale Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâm mâdem ki biliyorsa neden böyle bir şey yaptı diye sordular ettiler bir hüküm vermedi işte esâsen sebebi mucibesi şu hanımını bu gibi bir töhmete girmişler münâfıklar şimde kendisi hanımını beraat ettirse haa tâbi canım derler hanımı kendisi beraat ettirecek bellidir ama Rasûlullah böyle bir şeye girmedi ki ALLAH tarafından beraatı gelinceye kadar işte bu ahmak adam söyle ahmak adam Rasûlullah bilmediğinden değil kendisi tebliğ etse münâfıklar yine söylerler yine söylerler çünkü münâfıkların bu gibi şeylerin aradıkları şey evet Hazreti Aişe dedi sıddıkın kızı olacak Rasûlullahın en değer verdiği bir ve kendisi de o kadar feraset sâhibi adam yâni buna rağmen böyle bir şeye girecek olacak yâni bu beraat Rasûlullah pek ala biliyor yâni Rasûlullah böyle bir şey olsa Hazreti aliye bir gün soruyor bakâlim ali eleştiriyor mu bakâlim ali durumu nasıl aceba durumu değerlendiriyor ya Rasûlullah ne demek bir gün senin ayakkabının üzerinde birşey vardı nahoş bir şey damlamış bunun için Cebrâil yardımı silinmesini istedi yahutta silmiştir sana yakışır bu bu gibi şeylere yakıştırılmadığı halde bu gibi şeylere düşülür mü demiş buna bu hepimiz emîniz evet münâfıklar Şeytanın işleri olur nitekim kim beraat ettirse kendisi beraat ettirse de Rasûlullah beraat ettirse Rasûlullah beraat ettirse böyle münâfıklar gene çetrefilli olur ama ALLAH tarafından beraatı Kur’ÂN-ı Azîmuşândan da beraatini bizaihi ALLAH tarafından beraati getiriliyor. işte o zaman Hazreti Sıddıkda oturuyor kızına diyor ki “Rasûlulah’ın elini ayağını öp” “vALLAHi öpmem” diyor. “beraatım ALLAHtandır kendisi böyle bir şey yapmadı”.. heeeee heee valla hiç taraftar olmadı diyor “RABBım benim beraatımı RABBım verdi” diyor benim..

Aynı zamanda Hoca çok daha enteransan şeyde vardır ki Aleyhisselâtı vesselâm mizan önüne gelmiş tâbi 99 şey vardır siciller var tâbi bu seyyia kısmı çok dolu fazlaca getiriyor mizana konur tamamen sâhibi bir kere bu sicil sâhibleri kendisi yese düşer yese düşer yese düşer bir an için en fazla bir şey ni’met şeylerinden öbür taraftan bir şey fırlıyor ve geliyor mizanın öbür kısmında bunlar hemen bunun karşısında büyük bir sıklet veriyor.. halbuse hacim itibâriyle çok ufak bir şey sâhiblerinin de acayibine gidiyor halkta tâbi seyredenlerin de acâibine gitti ufak bir şey bu kadar debdebeli siciller herbirisi de sicil büyük yâni dağ gibi yâni bizim bu şey anlayabileceğimiz gibi.. sonunda soruyorlar araştırıyorlar yâ RABBî nedir ki benim böyle bir şey hiç aklımda değil bu gibi şeylerin sikleti karşısında bunu hafifletecek bir hale getirecek.. “sen filen vakitte esâsen töhmete uğradınız ifira ettiler ve sen haklı idin fuzulî doğrudan doğruya iftira idi..” bu gibi şeylerin karşısında hiç bir şeyi kabul etmez dağlar gibi onun sıkletini kaldırır..

Onun için işte hatta Hazreti Süleyman, Davûd aleyhisselâm ALLAH tarafından evlâdları arasında onun yerini işgal edecek bir kimse olmak üzere göndermiş bu artık mektup diyeceğiz ALLAH tarafından bir şey göndermiş ki bunlar içinde şartlar vardır bilinirse olacak gelmiş Süleymanı çağırmış.: “Oğlum yarın mahşerde mizanda en ağır gelecek olan nedir?” “İftira ve bühtandır!”
Ve kazanmıştır en ağır gelecek olan bu bakınız acayibine bakın ki Hazreti Aişe bu bühtan ve iftiraya uğramasını büyük bir dereceye ve ki ALLAH tarafından beraatı dâhi gelmiştir budur.. İşte bu Bünyâmin o günden bu güne iflas etti yâni çok kimselerden diyanet adamlarından şeyler toplamışlar bir teşebbüs etmişler hepisi iflas üfflemiş..

Konuşan.: Siz o zaman tasdik etmemiştiniz bizde girecektik o zamanlar şirkete, bu kadar dili uzun değildi normaldi fakat Dünyâya karşı muamelesi sordu size de tasdik etmediniz vardır bir hikmeti dedik sonra da böyle oldu..

MSHekim.: Ya o adama hiç karşıma getirme o kendini yitirik kendisi çok âlem görüyor zâten bu şekilde yetişmiyor.. hee hee evet bâzı biraz iyiler iyidir de, lâzımdır da..

Konuşan.: Geçenlerde duymuştum Efendim MuhaMMed Masumun hakkında anlatılırken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ruhaniyeti ve ceseden görenle her ikisini görenle arasında büyük bir fark vardır değil mi..

MSHekim.: yâni Aleyhisselâtı vesselâm o şekilde böyle ilgi ve fazlaca yaklaştı hayran oldu çok ve liyâkatı vardır ve demek ki Muhabbeti var ki İmâmı RABBanîyi de severdi. Babası kendi oğlu istisna bir şeysi vardı bâzı da der ki.: “Rasûlullahı tıynetinden bir eseri vardır.” diye söylüyor Rasûlullahın belki oradaki ziyârette kendisine gösterdiği yakınlık tâbi mahbub âşık mahbub kısmından oluşun tâbi…
Eee 90 yaşında 90 a kadar varmış anası daha küçük şey kardaşı olmadan çok hastalık çekti de anası ağlardı.: “Hanım ağlamaya gerekmiyor elhamdülillâh gelecek bastonla gezecek bu hale gelecek ya ne peki şey etme bu yönden hiç üzülme!.”
Çok yaşa kemâl etti ve ondan sonra da işte tâbi ALLAH biliyor ben Rasûlullah’a karşı fazla açmış okumuşum ki Hazreti Seyyidi Şerifte böyle tavsiye eder. yâni hemen tamamen hayatı hemen ALLAH ile Rasûl ile olması yâni aracı fazla aşmış böyle davranması fakat Rasûlullahın yolunda dönmeden önder durumda bulunması çok daha terakkiyet kıymetli hale gelir ki, bu daha uygundur sıra sıra..
Haa çünkü Elçisidir göndermiş bundan dolayı kendisine ne kadar kıymet ve değer veriliyorsa ALLAHu zü’L- CeLÂL sever ve takdir eder. Çünkü Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâmı seven bir kimse onu seven bir kimseye hâşâ ALLAHu zü’L- CeLÂL.: “Niye Rasûlullahı seviyorsun?” diyecek mi yâni.. ALLAHu zü’L- CeLÂL, hâşâ böyle bir şeye girmiyor ki böyle bir ahtit tehdit ona karşı fakat terakkiyet bu yönde daha sağlıklı daha sağlıklı daha şey.. Rasûlullahın aradığı sistem bu. Bakınız Hazreti Ali Hüsameddin nasıl bir anda ruhaniyeti o kadar gelmiş ki ruhaniyeti aramıza neredeyse huzuruna gitmeye gidemiyor, gücü yetmiyor.
Nitekim Hazreti Üveys Hazretleri, hayatında Rasûlullahın Âşıklarındandır yâni Anası sebebiyle o devrede göremedi. Çünkü bir Annesi vardı tâbi ona değer verdi tek başına bırakmadı ana hukukudur gittikçe gittikçe taki Rasûlullahın Muhabbeti fazlaca artış oldu artış artış sonra da Anası vefât etti. Vefât etti amma Rasûlullahın yakınına varamayacağını çünkü âşık yakar birkere karşı karşıya geldi mi güçlü olan ötekini yakar, o hale getirir yakar. Onun için Hazreti Üveys Hazretleri gelemeyince gece ve gündüz onun ateşiyle tutuşuyor. yâni öyle eder evet seni karşı karşıya iletelim diyor nitekim bir zaman Ebu Hasenel Halkani Sultan Yezidden soruyor.: “Efendim Şeyhimiz Eba Yezidden bahseder misiniz?.”
“Valla bahsedecek mübârek öyle bir halleri var ki bir kere anlatsam bu hale eleter böyle bir şey şeysi vardır meselâ bir kimseyle el ettiyse ciddîyetle söylemiş halleder yâni bir yere varır o hale getirir Şeyhim. Bu anlattığın şey Cenâb-ı Rasûlullahta bu hal görülmüyor çünkü kimseler gördüler kimseler konuştular ama olmadılar, inânmadılar kabullenmediler Rasûlullah gibi.. Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâm bu çok tâbi meselâ ötekilerle konuşmuştur ve de tâbi dâvet etmiştir buna rağmen olamadı yâni. Onun için yâni Eba Yezidi, hali mübârek yâni bir kimseye nazar ettiyse şöyle ederse yâni halleder.” dedi diye ama bu nasıl olur bu da mübârek öyle buyuruyor..
Haa evet bu bakışla bu nazırla bakıldığı takdirde olmaz çünkü Rasûlullaha Aleyhisselâtı vesselâm baktıklarında.: “Efendim Ebu Tâlibin yetimidir Abdulmuttalibin yetimidir” orada beslediği şeysi yetim miskin bu gibi şey bu gibi nazarla baktıkları zamanda te’sirli olmaz ama Eba Yezid tâbi Eba Yezid.. Eba Yezid değil esâsen mevcud olan rütbe sâhibinin rütbesine dayanarak ve bu inânçla bakarsan o zaman te’sirli olur. yâni onun için Aleyhisselâtı vesselâm yâni karşısında Necaşi’yi felân dâhi görmedi uzaktan nasıl te’sir bıraktı nasıl etti..
Haa onun için hatta vefât ettiğinde Rasûlullah dâhi Medine de olmasına rağmen gaib namazını kıldırdı. O sebeble esâsen Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâm Rasûlullah olarak baktığımız zamanda risâletine inândığı zamanda o zaman ale’l- imâna gelmemek mümkün değildir. Rasûlullah bir kere onu celbeder ama risâleti tasdik etmiyor Ebu Tâlibin yetimi bu nazarla bakıldı mı perde kalkmaz. O zaman fehmetmiş oluyor Mirza Sultan onun için böyle nâif sistemlerde inânarak ve bu şekilde Ehlulllaha karşı Velîyullaha karşı bu inânçla olursa fayda verir. Bir fayda verir ama inkarca olunca hiç!. Heee heee Ebu Bekirin esâsen Rasûlullahtan görmüş olduğu meziyeti herkes kendi derecesine göre keşfedebiliyor. Onun için o artık ayrı bir mesele.. Şimdilik bakınız Rasûlullah ile Ebu Bekir ve diğer kimseler arasında Ebubekir radiyallahu anhu yanı başında aynı veziridir, solda oturur Rasûlullahın solu olmadığı için yâni birinci el ikinci el buyuruyor. Diyeceksiniz ki neden Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâm safları uyarır.: “Saflarınızı düzgün yapınız görüyorum ki aralarında boşluk olduğunda Şeytanlar âdeta koyun sürüsüne keçilerin girdikleri gibi sağlar arasında böyle şeylik yapıyorlar onun için sımsıkı safınızı o boşluk bırakmayınız!”
Halbuse bakıyor ki halbuse namaz kılıyor demek ki arkası da aynı gördüğü gibi görüyor yâni Rasûlullahın bu sistemi mevcuddur. O sebeble sağ veya sol diye bir şey yok yâni Rasûlullah için sol denilmez birinci el ikinci el mesele bu onun ayrıcalığı var, başka kimseye benzemiyor. Bu sebeble öyle buyuruyor tâbi Hazreti Sıddık radiyallahu anh.: “mensenne sünneten haseten felâhu ecri ya men ecri min amene bila ila yevmil kıyameh.. meselâ Hazreti Sıddık radiyallahu anhu Rasûlullah nübüvet geldiğinde daha henüz kimse imân diye bir şey bilmiyor, dâvette yoktur. Rasûlullah da kendisine neye varacağını nöreceğini bâzı bile kendinden böyle korkardı ya bereket olsun Hazreti Hatice vâlidemiz çok okkalı gâyet ferasetli giderdi Amuca Oğluna anlatırdı.. Şeytan olursa şu yönden melek olursa şu yönden bir şöyle bir şeyler şu minvâl üzerine gelir şöyle olur bu şekilde çünkü esâsen şeylerdendir yâni böyle bir çok ilimleri vardır..

Eee bundan dolayı yâni böyle bu gibi hale düştüğünde esâsen söyler amma ne zaman ki imân Hazreti Kur’ÂN-ı Azîmuşşân Cebrâil geldi ve kendisine artık Nübüvvet şeyini verince tâbi dâvet etmek şeyindedir, artık keyfi değil ve kendi halince de değil halkı dâvet edecek. Çünkü gelişi İslâm Dinini şöyle sarsılmayacak derecede bir hale getirmek lâzım. Zâten 40 yaşına gelmiş 63 sene 23 senelik bir mesele zâten halk bu derken Mekkede bir çok müşkülat hicret derken esâsen vakit kalmadı ama tâbi bu dini İslâm Dini teessüs bir hale temel bir din haline getirecek öylelikle gidecekçç
Çünkü başka ondan sonra kimseye yapmaya muktedir değildir. Haa onun için Aleyhisselâtı vesselâm amma Ebu Bekir Sıddık ALLAH öyle buyuruyor hayatında hayatında hiç secde etmemiş yâni bu Kâbeye putlara haa Hazreti Sıddık böyledir hayatında yalan söylememiş, içki de içmemiş. içki de içenlere böyle perişan hale geldi mi.: “Tiksiniyorum!” diyor..
Haa anasıyla böyle şey ettiğinden böyle şey etmezdi yâni sâsen eletmezdi bu şekilde hoşlaşmazdı velhasılı yalan denildiği zamanda bâzı bedenler ister şöyle Kabadayı güzel hali vardı. bir yalan söyledi mi etrafta şöyle düşüklük bir hale getiriyor, artık itibârı azalıyor. bu gibi nahoş kelimeler Sıddık mı Sıddık.. Ha sadakatla gelmiş o şekilde gidiyor yalan hiç hayatında yalan konuşmamış, içkicilik de yapmamış. Çünkü Kabadayı güzel olup dururken içinde halk arasında oyuncak hale düşüyor, yuvarlanıyor bilmem ne perişen bu halden hiç hoşlaşmıyor!. Çok da zengin çokta Tüccar muazzam bir Tüccar şahsiyeti vardır.. çokta cömert.. Cenâb-ı Rasûlullah öteden beri sâhibi olduğu Cenâb-ı Rasûlulah mütemâdiyen yâni daha dosd ve kardeş hali böyle geldi ve yâni hiç esirgemez yâni tamamen her zaman ihtiyaç malı Rasûlullah’a karşı kendi malı değil de Rasûlullahı malı olarak görüyor. Aynı bu şekilde yâni hatta evdeki olan sandık anahtarı Rasûlullahın elinde dilediği zamanda girer arzuladığı şeyi isterse yaparsın yâni bu Ebu Bekir Sıddık alıp verme değil, kendisi tamamen tasarrufundadır. Hazreti Sıddıkın malı Rasûlullahın tasarrufunda istediğini alır dağıtır yapar. yâni böyle bir şekilde Hazreti Sıddık radiyallahu anh sonradan tâbi Nübüvvet gelince doğrudan doğruya Hazreti Sıddık başbaşa kendisine imân etmek için yâni Risâletine Nübüvvetine inânmak için dâvet etmiştir buyur.. Ebu Bekir Sıddık buyuruyor ki mübârek hiç hayatında böyle bir şey görmemiş hem en güzel en güzel kelimeler konuşması edebiyatı daha düzgün kimse de görmemiş buna inânıyor kabulleniyor. ama o anda birdelil istemiş aceba mutmâin olmak için.: “yâ MuhaMMed mutmâin olmak için bir emmâre var mıdır? yâni bu Peygamber olup ve imân gelmek için. “Yâ Ebu Bekir felân vakit Şam’a gittiğinizde böyle bir rüyâ gördüğünüzde ve bunu da felân kişiye elettiniz ve tâbi etmişler yazılı olarak getirdiniz felân sandıkta duruyor, bu yetmez mi sana!.”
İşte bu böyle bu şekilde bu kadarlıkla candan artık bedeni malı herşey onun hükmü altında hiç lâmı cimi kalmadı bu kadar..

Mübârek o beraberce hicret meselesi Hazreti Ömer diyor ki.: “vALLAHi …. Yapmış olduğum neden olursa ALLAHa yarar bir şeyler olduysa o tek o geceye bedelle vALLAHi razıyım iki misli olsa hepisini veririm!” diyor.
O gecenin karşısında bir kere ölçü yoktur..

إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
“İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fî’l- gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferû’s- suflâ, ve kelimetullâhi hiye’l- ulyâ vallâhu azîzun hakîm (hakîmun).: O'na sizin yardım etmeniz dışında (etmediğinizde) o zaman ALLAH, O'na (Resûl'e) yardım etmişti. Kâfir olanlar, O'nu (Mekke'den) çıkardığı (çıkmaya mecbur ettikleri) zaman iki (kişi)nin ikincisi idi. İkisi mağarada iken arkadaşına şöyle demişti.: “Mahzun olma! Muhakkak ki; ALLAH, bizimle beraber.” O zaman ALLAH, O'nun üzerine sekînetini indirdi. Ve O'nu göremediğiniz bir ordu ile destekledi. Kâfirlerin sözünü sufli kıldı. Ve ALLAH'ın sözü; O, çok yücedir. Ve ALLAH; AZÎZ'dir (üstündür), HAKÎM'dir (hüküm sahibi ve hikmet sahibidir).” (Tevbe 9/40)

Hülâsa işte bak yılan sokmasına.. Orada girdikleri mağarada çok delikler vardır, mübârek bir şey bırakmadığından yoksa onları tıkadı da bir tanesi kaldı, bir şey kalmadı koyacak!. Onu böyle oturduğu yerden şöyle topuğunu ayağının topuğunu oraya koydu ki, Rasûlullah rahat etsin herhangi bir şey uğramasın diye ve de yılan sokmuş.. çok da bu nahoş hatta göz yaşları akmış öylelikle Rasûlullah uyanmış neden sonra yılan artık kendisine bir şey bırakmıyorsun diye ama sebebiyet verdi ki neticesi zekerât halinde de zehir aynı şekilde avdet etti.. nasıl Rasûlullah şeyi anlattığımız gibi o vakı’a.. yâni ÜMMü Seleme öyle derdi.: “Yâ Rasûlulah olur mu böyle her sene o devreye geldiğinde aynı avdet ederki ve neticesi şehîdlik şeysindedir.” nitekim ma’lumu tamamen bir an için tamamen o sevincinden böyle tamamen verdi çok daha felân ALLAHu zü’L- CeLÂL lütfuna merhameten vermiş olduğu ve Cebrâil geliyor Ebu Bekir bir aba ile başka bir şey yok aynı abası gibi Cebrâil geliyor da.: “Ne oldu sana diyor bu şekilde.: “Yâ Rasûlullah senin Refikin bu gün bu hale gelmiştir, sıfıra inmiş aba ile başka bir şey kalmamış” halde bulunca bize emir verdi bizde aynı hepimiz aynı giyindik hatta Tebuk Gazvesinde Hazreti Ömer de Ebu Bekir Sıddıkı böyle araştırır.: “Aceba onun yaptığını yapabilir miyim?” diye onun şeysine böyle taa şey ederdi tâbi o günde Ebu Bekir Sıddık da biliyor ki bir şeysi yok yâni boş boşalmış durumunda..
Hee bugün işte artık bugün günümdür bende na varsa şöyle kabadayı bir şeyler götüreyim hiç olmazsa ondan fazla olur diye gelmiş Hazreti Osman şu kadar nuki yâni nuki okka diye tâbir edilir böyle Rasûlullah böyle elleriyle savuruyor.: “ALLAHÜMMe daen Osman fakat ileyhi anhumun.: Ben razı oldum yâ RABBî sende Osman’dan razı ol!.” diye böyle savuruyor yâni kümeli.. Sonra Hazreti Ömer getirdi Hazreti Ömer getirdi ma’lum malı ne varsa yarıya böldü getirdi ve koydu.: “Ne yaptın Ömer ne getirdin?” “Yâ Rasûlullah malımın yarısını getirdim!” “iyi” sonra Hazreti Sıddık geldi elinde bir şeyler var koydu.: “Yâ Ebu Bekir ne getirdin?” “Yâ Rasûlullah ne varsa getirdim evlâd u ağyarına ne bıraktın?” “ALLAH ve Rasûlunü bıraktım!” diyor.
O zaman Hazreti Osman.: “Hiç mi akıllanmıyorsun bu yarısını bıraktı, o hiç bırakmamış! Biz mala oturduk nerde nerde öyle mi onun ferasetini gördü.” diyor yâni böyleydi Hazreti Omar durum böyle bunu bir kere mübârek Hanımı anlatırken Ömer çok araştırıyordu bir kere böyle Fecir Devresine o Fecir Devresinde, şey gecenin sonu çünkü fazlaca artık ondan sonra fazla zaman zaman değilde esâsen istikrâr huzur ama artık herhalde nebze kelime celâle.. yaa bunun üzerine ne hale getiriyor ki işte Şeyhu’l- Hazînin dediği gibi tâbi bu ALLAH kelimesi celle celâlihu Zü-LCeLâL yakıyor. Onun envârıyla bir hale getiriyor ki yâni sanıyorsun ki kennehu bir şey bişiyor yanıyor böyle cızır cızır böyle et kokusu geliyor.. işte bu “oh!” diye soluk alıp verdiği zaman etrafı böyle yanık et kokusu sarardı..
Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâm Âdem’den kıyamete kadar gelen insanların Peygamberlerin Resûllerin inânın ki bir teraziye koysalar Rasûlullahı bir teraziye kefesine koysalar Rasûlulah racih gelir Rasûlullah hepsine racih gelir..
Haa işte ikinci derecede imân yönünden Cenâb-ı Rasûlullahtan bu yana bu Rasûlullah Âdemden beri ama Hazreti Sıddık.. bu Hazreti Sıddık Rasûlullah teşrif ettiğinden imâna dâvet ettikten ve kıyamete kadar Ömer de dâhil ashab da dâhil tamamen 124 küsür bin sahabe vardır yanında bu vezir bu yana sağ tarafı öteki ikinci Ömer yâni arasındane kadar var şey itibariyle..
Fakat “Yâ Rasûlullah imân ettikten ve kıyamete kadar ne kadar mü’min varsa yâni umumîyetle ehl-i imân bir teraziye koysalar Ebu Bekirin imânını koysalar ve recahe diyor racih gelir Ebu Bekirin terazisinin kefesini Ebu Bekirin imânı racih gelir bu hiçbir ferde buna nâsib olmamıştır.. bunun için Rasûlulallahtan nasıl ki, hem benzeri yoktur yâni Peygamberler arasında Resûller yönünden hiç terazisine girmez ikinci derecede imân yönünden ÜMMet-i MuhaMMedin tek bir ferd tek bir yâni hiç bunun terazisine hepisi olsa da racih gelir.
Artık onun ölçüsü yoktur ALLAHuekber.. radiyallahu anha keremullahı veche
Konuşan.: Hatta diğer Nebîleri evliyâlar da dâhi değil mi Efendim?.
MSHekim.: Rasûlullah mı?
Konuşan.: Ebu Bekir Sıddık radiyallahı anha..
MSHekim.: Onu bilmem bizim anlatmış olduğmuz ÜMMet-i MuhaMMedin mensubu imâna gelen kimselerin tamamı olmaz o yâni Enbiyâ Rasûlullah..

Konuşan.: Diğer Enbiyâların Evliyâları Efendim onlarda dâhil diye duymuştum “diğer Enbiyâların Evliyâlarından da üstündür” diye..

MSHekim.: Diğer Enbiyâların Evliyâlarından.. Haa Enbiyâ olmaz da, Evliyâlarından tamam.. yâni Rasûlullah’a imân başladı mı o günden kıyamete kadar ne kadar Velî, Veys ne kadar Sahabe tamamen yâni Rasûlullah’a imân eden ÜMMetinin mensupları ehl-i imân bir teraziye koyacaksın Ebu Bekir Sıddık imânını koyacaksın racih gelir ağır gelir.. bu ama Rasûlullah Resûllerin Enbiyâların yâni mesele 313 Rasûl Efendim 124 bin Resûl vs onlar da bir kefeye konsa Rasûlullahın ağır gelir, yâni ölçü bu..

Konuşan.: Mağarada da yılan için bir şey söyleniyor Efendim.: “Sizi sokmak istemezdim ama ben Rasûlullahın buraya geleceğini 300 yıl bekliyordum!” diye bir söz söylüyor Efendim. yılan öyle bir şey duydum Efendim. “Rasûlullahın buraya geleceğini bildiğim için bekliyordum ya Eba Bekir sana zarar vermek istemedim ama sende ayağını çekmekte inât ettin!.” öyle duymuştum

MSHekim.:
Yâni “bu ziyâret için bekliyordum senelerce sen de tıkadın bizi çıkarmadın diyor dayanamadın!” diyor. Bâzı böyle bir şey var ama tâbi nasıl bir şey belki Rasûlullah’a söylemiştir de belki Rasûlullahla konuşur belli bir şey “Yâ Rasûlullah ben böyle bu kadar seneden bekliyorum böyle seni ziyâret edeyim ama hiç ayağını çekmedi!.” olabilir ben bunu artık bu uygun esâsen yaa yaa evet evet ah ne güzel yılan olsa dâhi Rasûlullah’a âşık ne demek yahu..

Konuşan.: Hani Efendim kurtların Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme dağdaki çobana verdiği şeyi sen burada duruyor koyun bekliyorsun diyor Âlemlerin Efendisi çıktı diyor Medinede diyor çobana hakikaten gidiyor Efendim sen bırak diyor ben bakarım diyor koyunlara kurt Efendim dağdaki kurt..

MSHekim.: tâbi onlar hepsi Kerbelâ ki.. şimdiki düşün be.. “salâvât getirmeyin” salâvât getirmesi şirk miş vs. vs.. yâni ne alıp veremediğiniz var Rasûlullah ile o kadar hasımlık yahu.. size çok mu zahmet vermiştir salâvât lâ havle velâ kuvvete illâ billâh!.
Esâsen bakınız salâvât ALLAHu zü’L- CeLÂL bizâtihi.. Efendim işte fazla getirmek bida’ttır veyahutta şu olur şirk olur veya bir şey bir şey.. Ula kardeşim biz getirmedik yav ALLAHu zü’L- CeLÂL kendisi ve Melekleriyle beraber ettiğine dâir ilân ediyor, bize de böyle diyor.. biz demiyoruz, biz kendimiz böyle bir alevlendirip de bakınız böyle şöyle fazla fazla gitti mi olmuyor zarar getiriyor.. yâni keennehu kendisine de bir ayrıcalık hak tanıyorsun biz tanımıyoruz biz ALLAHu zü’L- CeLÂL peşinen örnek olmuş..

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ (teslîmen).: Kesin bir gerçektir ki; ALLAH ve O’nun melekleri (ve kâinattaki tüm görevlileri ve enerji (nur)güçleri Hz.) Peygambere salât edip (destek vermekte ve duâ etmektedirler. Öyle ise) Ey iman edenler, siz de O’na salât edin (Hz. Peygamberin Sünnetine ve hayat sistemine uyuverin ve Hakk Dinin hâkimiyeti için gayret gösterin) ve tam bir teslimiyetle Ona salâtü selâm getirin. (Resulüllah’a saygılı ve itaatli davranın.)” (Ahzâb 33/56)

ALLAHu zü’L- CeLÂL ve Melekleriyle el birliğiyle salâtu selâm getiriyorlar bak bize tâlimat gösteriyor ve kendileri getirdiklerini ilân ediyorlar biz dururmuyuz biz tâbiyiz ÜMMetiyiz haa ALLAH aşkına nasıl bu nasıl buna itiraz edecek veya çok getirmeyin veya bilmem ne ya ALLAHu zü’L- CeLÂL ilân etmiş hem de çok getirin lâ havle velâ kuvvete öyle bir devreye gelmişiz bilmem ki..
Konuşan.: “Hakkı söylemek ve hakkı kabul ettirmek çok zor!” diye buyurmuştunuz Efendim..

MSHekim.: Evet evet şimdiki ALLAHu zü’L- CeLÂL Celle Celâlihu Subhâne ve TeaLâ Habîbine salâvât getirmek için kendisi bizâtihi ilân ediyor ve kendisi de teşvik ediyor. Sâdece Ben değilim ki Meleklerimle beraber salâtu selâm getiriyoruz hem de arkasında da bu sefer bize ilân ediyor emir veriyor yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ imân şerefiyle şereflenen kimselere.: “Ey ÜMMet-i MuhaMMed sizde salâtı selâm getiriniz!.”
Bu ALLAHın bir emridir salâvât getirmek birinci devre FARZdır ama anıldığı zamanda Rasûlullah VÂCİBdir seyru katında SÜNNETtir, Müstehabtır..
Yâni bu o kadar bir zarar getirmiyor ibâdetine bir zarar getirmiyor daha ibâdet yönündendir farziyeti vardır vâcibiyeti vardır sünneti vardır müstehabatı vardır yerine göre anıldığı zaman getirmek vâcibdir.. bir kere, bir defa farzdır emir veriyor ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bir emridir bu.. nasıl olur da bu kadar Rasûle öbür âlemde âleme onlar işte bu şefaatı tanımadıkları için demek ki bu Mu’teziler ve Haricîler şefaati şey görmüyorlar, şefaatı inkar ediyorlar, yok ediyorlar onun için demek ki ihtiyaç duymuyorlar salâvâta vallahi biz muhtacız biz salâvâtı çok çok getirmeye RABBımıza..

Konuşan.: Peygamber Efendimize gelip soruyor.: “Ya rasusullah ibâdet etmek için gecenin dörte biri nasıl?” diye soruyor iyi diyor “daha fazla yapsan daha iyi olur!” yarıya çıkıyor üçte ikiye kadar çıkıyor bütün geceye kadar çıkıyor böyle bir hadis var..

MSHekim.: Olabilir tâbi bilmiyorum salâtu selâm hakkında değil mi evet ibâdet değil de salâtu selâm hakkında “Kevser Sûresini okuyorum” diyor o da “senin olsun” diyor..
hee hee evet salâtı selâm için “senin üzerine salâtu selâm getiriyorum Efendim! “çoğalt!” diyor “yarısını” diyor “çoğalt” “dörte üçünü” diyor “çoğalt salâtı selâmı!”

Kardeşim biz Fırka-i Nâciye’de hadislerle anlatmışız neden böyle çünkü Rasûlulah o kadar ÜMMetinin üzerine titrer titrer böyle RABBısından ister bir şey Cebrâil geldi de.: “Yâ MuhaMMed RABBımdan selâm getirdim ÜMMetine söyle sana herhangi birisi salâvât getirirse, senin için salâvât getirirse, ALLAHu zü’L- CeLÂL karşısında on hasane verecek, on seyyia düşürecek on derece artışlı olur. eğer on yaparsa yüz..”
Haa ne kadar çoğaltırsa o nisbette artık buna ne demek razı olmuyor, “buna da razı olmuyor musun” “razıyım razıyım” diyerekten..
Bu derecede ALLAHu zü’L- CeLÂL onun gönlünü onu hoş etmesi için öyle mütemâdiyen hem ÜMMetine yarar ve faydalı olması için teşvik eder anlatır. Hem ALLAHu zü’L- CeLÂL tâbi ALLAHu zü’L- CeLÂL sevdiğinden dolayı meth ü senâsı yapıldığında hoş görür, daha hoş görür ÜMMetine bu biraz nankörlük olmasın da.. bu ni’meti azîme vermiş ALLAH hiç olmazsa onun salât ü selâmı dâimî de olması lâzım, öyle değil mi.. ALLAHu zü’L- CeLÂL öyle istiyor. çünkü salâvât zâten bir DUÂ arasında başlangıcında sonunda bir kanattır yâni DUÂyı yürütmek için zarurîdir bunlar.. haa zarurî herşey belki kabul edilir edilmez amma salâvât reddedilmez ALLAHu zü’L- CeLÂL’in şeysi bu biz öyle bir devreye geldik bilmem ki ne diyeceğiz!.

RABBımız selâh etsin ne diyeceğiz ALLAHu zü’L- CeLÂL bizleri selâh etsin, hidâyet versin şuur versin! ALLAHu zü’L- CeLÂL bizlere muin olsun, tevfikatıyla refik eylesin!

ALLAHÜMMe erinelhakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahü ve erine’l- bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehü!. RABBımıza cümlemize imânı kâmil ve hüsnü hatime nâsib etsin âmin dediğiniz gibi hatırıma geldi, ALLAHu zü’L- CeLÂL emir veriyor ya salla aleyhi diye ben şöyle artık sahabe mâlumât veriyor ben şu kadarını getiriyorum “Yâ Rasûlullah artış artış çünkü ALLAHu zü’L- CeLÂL emrediyor ya eyyuhenNebîyi sallu aleyhi ve sellime teslimâ ama ne kadar aceba ne kadar diye yapıyorlar Rasûlullah’a da soruyorlar nasıl acabe bir gerçekten o da.: “artırın!” diyor. Avantajı çok avantajlı yâni çok Hazreti Sıddık öyle buyuruyor salâvât yâni hiç geri bırakmaz ilerletir, hiç gerileme yoktur!. Çünkü hataları tamamen yakar, bir şey bırakmaz!. Esâsen DUÂnın geçerliliği mutlaka herhangi bir ibâdetin içinde salâvât olursa bir emân durumunda yâni yarar getiriyor Rasûlullahın hürmetiyle!.

Subhâneke ALLAHÜMMe ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe ille ente vahdeke la şerikeleke estağfiruke ve etubu ileyk,
Subhâneke ALLAHÜMMe ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe ille ente vahdeke la şerikeleke estağfiruke ve etubu ileyk,
Subhâneke ALLAHÜMMe ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe ille ente vahdeke la şerikeleke estağfiruke ve etubu ileyk..
âmin!.

Subhâne RABBiyel alil ale’l- vehhab
Elhamdulillâhi RABBul âlemîn
Biis savmı salâtı selâmı vesalâtı alâ halkıhı alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve âlihi ve sahbihi ecmâin..

ALLAHÜMMe ya habîbittevâbitubitü Aleyna ya hadiyen Mehdîyen ihdına veya müstağfiri isnâ veya Rahîmun müsnu teknatucealna ve âmini ve entu ehlu hüve ve tukellibu bimâ nahnu evhad inneke ehli takvâ ve ehlul mağfireh..
ALLAHÜMMe anil ale’l- zikrike ve fikrike ve şükrike hüsnü ibâdetike ya ALLAH!.
ALLAHÜMMe Ya mukallibe’l- kulûb! Sebbit kalbî kulubu 'alâ dînike ya ALLAH!."
ALLAHÜMMe ıslaha ÜMMeti Seyyidinâ MuhaMMed,
ALLAHÜMMe iflah ÜMMeti Seyyidinâ MuhaMMed,
ALLAHÜMMe Ferice an ÜMMet-i MuhaMMed,
ALLAHÜMMe erham ÜMMeti Seyyidinâ MuhaMMedin Rahmeten ammeh..

ALLAHÜMMe RABBenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve gınâ azâbe’n-nâr. ve edhilne’l- CeNNete meâ’l- ebrâr!.
Bicâbihi Seyyidinâ Mevlânâ MuhaMMedini’l-Muhtar ve âli ashâbihi ve ahyâr cezâuhu alâ seyyidinâ MuhaMMedin sallallahu teale aleyhi vesellem vefu ehu..
ALLAHÜMMe bicâhihine şefi ileyk âmine ya Erhame’r-Rahîmin
Sübhane RABBike RABBi’l- izzeti amma yasifun ve selâmün ale’l- murselîn velhamdülillâhi RABBil âlemin!.
RABBenâ takabbel bi hürmetin Fâtiha maa’s-salâvât!.
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4961
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

22 HAZİRAN 2000 Gödene-B2 SOHBETİ.:


Ve istemeden esâsen Mürşid Hakiki Mürşid Mürşid herhalde yâni böyle ne derler ötekisi gece gündüz aransa herhalde pek bulunmuyor yâni bu taklidçilik çok ama Hakiki Mürşid ve anlatılan olan ni’met-i azîme olan bir kimseye denkleştirdiyse ALLAH tâbi o nankörlük olur pek hayır gelmez böyle artık tâbi hakikaten Mürşid Hakiki Mürşid olduğu zaman ve hatta vefâtından sonra dâhi başka bir Mürşid de aramaya dâhi gerekçesi yoktur.
Ama Hakiki Mürşid, Hakiki Mürşid şudur ki bilmiyorum artık anlayabilmeniz için Mürşidin sâdece benim gibi oturup da diliyle nasihat eden söyleyen bu gibi şey Mürşid değildir. Bunlar ilim anlatmak bu gibi i’tikad yönünden ilmi varsa yâni ilimle tealluk eden.. Bugün artık Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâm Ahlâkı durumunu bunları tâbi düzgünce bir şeyler cömertlik şudur, Efendim ahlâk-ı hasen şudur, hased şöyledir ötekisi de böyledir gibi bunların hepisi Hocaların işidir. Yâni bu Mürşid, ama Mürşid dediğimiz zaman bir kere senin hal durumlarını teftiş edebilecek olması lâzım. Şâhi Nakşîbend bizâtihi böyle buyuruyor bakınız iyice dinleyin Şahı Nakşîbend bir mürid gelse de tâbi ders isteyip de tarikata girdiği takdirde ne zaman kabul edilebilir aceba!. ne zaman o gelen kimsenin ezeli devresindeki o hali ALLAH âlemînde nasıl geçmiş o andaki hali durumu nasıl ferasetini kullanacaksın ve durumunu tahkik edeceksin ve sonunda da ale’l- hüsn-ü hatime ve su’-i hatimede bu üç makamından mâlumâtın olmak şartıyla, böylelikle böyle alabiliyorsun. söylediğine göre böyle yâni.. yok o zaman benim gibi anladığı yok bildiği yok gelen kimse hadi bakalım çokluk olsun o ta bir kenarımda dursun oradan da üç beş kuruş gelir de iyi fenâ olmaz yâni mesele bu ciddîyetlikle bu anda hâl-i hazır Mürşidlik denilen!.

Kâmil bir Mürşidde pek bulunmayan Kibriya durumundadır bir kere bu.. haa Hakiki Mürşid bugün ne olursa olsun okul yönünden dâhi bugün hepimiz biliyoruz ilimle seyyi geçilmeden herhangi bir ilim sâhibi iyice tetkik etmeden haiz olmadan başka kimseye o branşta anlatabiliyor mu biliyor mu ihtisas sâhibi olması lâzım.. haa Onun için bu böyle aylarca senelerce icâbında hatta ki bunu söylüyorum Marufu Kerîi Hazretleri Mısırda ilim tâlimini yapmış muazzam bir âlimdir memleketine dönerken fikrinde böyle bir tarikata Mürşidin himâyesine girmek istemiştir, bu hayrat berakat fayda vermek üzere hiç olmazsa daha çünkü tasavvuf dediğiniz edebiyattır ahlâktır bu ahlâk-ı zemmimeyi üzerinden gidermek lâzım.. yâni cömerd olur. Efendim böyle metin gâyet mukim hasedlik bu gibi şeylerden tamamen esâsen düzgün bir halde Rasûlullahtan intikal eden Ebu Bekir Sıddıka intikal eden böyle gelmektedir..
Yâni hüsn-ü ahlâk sâhibi olması lâzım. yâni tamamı karşısında kanaatlidir cömerdlik karşısında meselâ kısmırlık şu yalancılık karşısında doğru bu hepisi ahlâk sâhibi olması lâzım. Bir Mürşid mutlaka bu ahlâka yâni ALLAHu zü’L- CeLÂL Habîbine nasıl ki “eddebennî RABBî bi ahsene edibi.: Benim edeblerimi ALLAH verdi, fıtratımda en güzel bir ahlâk sâhibi kılmıştır.
“ve ba’sumu mükellimi bi ahlâk.: ALLAH beni gönderişi ahlâkın en kemâli bir şekilde kemâl haline getirmek için göndermiştir.” Onun için tarikat dediğimiz biliyoruz hepimiz her şeyin zıddı vardır iyisi var şerri var ahlâklarda hepisi mevcuddur. kimisi meselâ yalanın karşı zıttı olan veyahutta hasedin karşısı veyahutta tamahın karşısı hepisi bunlar ahlâkı mezmume vardır ahlâkı memnune vardır.
Onun için hiç değilse bir Mürşid bu ahlâkın sâhibi olması lâzım valla tâbi o böyle seyrü sülûk içerisinde olan hepisi Envâr-i İlâhi sayacaksın kalbime ateş olacak doğrudan doğru Envâr-i İlâhi sâhibi olması lâzım, keşfiyatı olması lâzım, gelen giden durumu açık târif etmesi lâzım. Alaaddini Attar ne buyuruyor itteki ferasetin mü’minu ennehu yeddehumu lillâhi azze ve celle.. hadis-i şerif..

Ebû Saîd el-Hudrî"den nakledildiğine göre Resûlullah (sav), “Mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o, ALLAH"ın nuruyla bakar.” buyurdu ve ardından, “Elbette bunda feraset sâhibleri için ibretler vardır.” (Hicr, 15/75) âyetini okudu.” (T3127 Tirmizî, Tefsîru"l-Kur"ân, 15; MK7497 Taberânî, el-Mu"cemü"l-kebîr , VIII, 102)

إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
“İşte bunda, ibretle izleyenler için, elbette deliller vardır.” (Hicr 15/75)

Mü’minin ferasetinden hazer ediniz zirâ ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Nûruyla ne şekilde geldiyse görüyor öyle hatta ki “yedhuline hum cesâcisin kulub.” Mürşid dediğimiz kalblerin casusudur, araştırır.
Onun için böyle hiç kaçmaz yâni. Mürşid dediğimiz feraset sâhibi kişilere casusluk yapar kalblerde güzel araştırır teftiş yapar. yâni esâsen bu minvâl üzere bu MuhaMMeddi Alaaddin Şâhi Nakşîbend’in hem damadıdır hem halifesidir. Yanına yerleşmiş bunu da anlattığımız gibi bu Yakubu Çerhî gelince Mısırdan bitirdikten sonra aynı gelince tâbi Çerh dediğimiz Yakubu Çerhî, Çerh’ten herhalde onun memleketi olarak öyle almıştır. Hazreti Alaaddini Attara vardığında Efendim yâni beni alâkadar ilmi ama istiyorum ki içindem arzuluyorum tasavvuf yönünden çünkü ahlâk ebebiyat bundadır.. ….

Değildir.. Onun için bu bâzı âlim oldukça kibir, çarpıcı sert söz bunlar felân.. Ama tasavvuf bunu kabul etmez. Tasavvuf, ahlâktır böyle kardeşliktir hani idarî yönünü muhakkak çok daha geniş sâhibidir. Onun için ister Yakubî Çerhî’den önce anlatmış bu şeye ders almak istemiş Mübârek Alaattin attar ısrar etmiş böyle buyuruyor.: “Ya Yakûb RABBımız Celle Celâlihu Subhâne TeaLâ bu fâkirler arasında bir âhid vardır bunu kabulleneceğim bir kimse buna inânmış ve bir daha kabulleneceğim bir kimse ALLAHu zü’L- CeLÂL’in sonunda razı olmak şartıyla böyle alırım!.” Diyor. Yâni akıbeti iyi olmak şartıyla ben çünkü yükümdür buyuruyor.. ben böyle bir şey doğrudan doğruya kaderde bu hal varsa bu böyle mâlumât verirsin de almayayım yâni şeyde Yakubî Çerhî bu şekilde istigase bu şekilde şimdi mi gireyim yarın sabahleyin girip girmeyeceğini kabul edip etmeyeceğini.. “ben sana mâlumât vereceğim eğer sen ma’kul belli zavallı sabaha kadar ağlamışsın!”
Bu beni bırakırsa beni kabul etmezse benim hâlim ne olur diyerekten sabaha kadar ağlamış.. yarın Alaaddini Attar Mübârek kabul etti mi etmedi mi?. Ne diyecek olursa bununla ne … ne huzur bulabilmiş hep ağlamayla geçmiş. Sabahleyin câmiye gittikten sonra Mübârek câmi gelen uzaktan bakıyor ki şöyle sekine bir şeysi vardır, içi biraz açılıyor ondan sonra millet şey ettikten sonra artık çağırıyor “Buyur Efendim!.” O zaman artık Dünyâ üzerine evvelâ sesi şey iken sonra sanki âhirete geçmiş gibi sevinçli hâlim selim o kadar ve doğrdan doğruya kendisine inâbed verdi ve o hale geldi ki yâni Aladdini Attardan sonra Yakubu Çerhî oldu silsile de böyle devâm ediyor. Yakubu Çerhî kimden çıkarmış Ubeydullah el Ahrâr..
Bu şekilde Mürşid dediğimiz böyle sâdece Dünyâlığı düşünen çok ömrümde olsun varsın böyle zarar ziyân yok ya kâr var zarar yok eğer islahı yönünden çünkü çok daha derinden gidiyor yâni o akıbeti hayır olmayan bir kimse çünkü akıbeti ALLAH huzurunda Ruh Âlemînde “elestü biRABBikum”ü kabullenmiş ve eğitmemiş çünkü ben Fırka-i Nâciye de vardır o Fırka-i Nâciye bu Ervah Âlemînin başlangıcında kaza ve kaderi bölümü esâsen bunlar imtihandan geçmiştir.. ALLAH, evet o anda “elestu biRABBukum” Devresinde kabullenmiş hiç tereddüd etmedi ise o artık iyidir.
Hatasız olmaz, hepimiz hatalıyız ama akıbet helâl hatime olması şart akıbeti hatime yoksa bin tane Şeyh olsa dâhi değiştirmez yâni o kadar.. …..
Şâhi Nakşîbend buyuruyor ki esâsen doğrudan doğruya bir mürid alacaksan teftiş edeceksin evet olduğunda ezel durum nasıl geçmiştir.. “elestu biRABBukum”.. çünkü “elestu biRABBukum” dediğin anda halden geçmiş kimileri kabullenmiş kimileri bir anormallik olmuş fakat böyle yâni “elestu biRABBukum belâ” kelimesi hiçbir dışında ….

Umumîyetle böyle söylemiş ve bâzı anlatma bâzı eskiden şöyle böyle derken bâzı “lâ” demiş öyle değil “belâ” kelimesini ALLAH inâyet ettiği zamanda ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bir tecelliyatı oldu “elestübiRABBukum” diye hiçbir kimse “belâ” söylememiş yoktur. Söylemiş çünkü o ALLAHu zü’L- CeLÂL’in elestübiRABBukum.. Kelâmullah ÜMMet-i Ervah o zaman bir etki yâni şok getirmişler ve “belâ” diye kabul etmişler ama ne zaman ki imtihan sahasına geçince o ervahların Dünyâ halini hayallerini geçirmiş ALLAH buyurdu ya böyle o hallerini onların hayalleri .. karşı karşıya olmuşlar bâzıları sefâhete bâzıları düzgün hale benimseyerek sefâhat aksamına hâşârat aksamından onların fazlaca meşgul oluşu benimsemesi esâsen ruhi bulaşmış bunalık durumundadır bu gibi şeyler karşısında bulaşmışlar, ötekiler ise böyle şeyle hoşlaşmamışlar yâni bundan onu külletmemişler ne zaman ki ALLAHu zü’L- CeLÂL tarafından bir nÛr gönderiyor ise tekrar imtihan olarak ve kalın ALLAHu zü’L- CeLÂL’in tâbi esfele aleyhim bi nurihi ALLAHu zü’L- CeLÂL tarafından bir nÛr gönderiyor.. “femen asebehu ihtida ve men ahdehu vedâ Envâr-İ İlâhi” şöyle aralarında gezmektedir. Ruh, cesed olmadı ise doğrudan doğruya ruh benimsiyor.. yaa ve ulfet de ediyor bâzıları da tamamen bu minvâl hiçbir böyle bir haz duyacak halde değildir, sefahata düşmüştür. yâni on gün ki bu imtihan olmuştur eğer o nuru benimsediyse bugüne geldiğinde hidâyet sâhibidir, ama o zaman benimsemediyse hatta birbirimizle tanış veriş dâhi yine ezeldendir. çünkü “el ervahı cünüduhum CeNNedetüm” ervah âdeta asker gibidir bir devletin tüm ordusunun şeye gönder bir hali vardır asker gibi benzemiştir Rasûlullah buyuruyor.: “el ervâhi cünüduhum CeNNedetüm”
Ervah, cünüd yâni ALLAHın askeri gibi “menittelefa teâdeta ihtede ve bin tenekerâ” tâbi asa yâni bir ervahlar ALLAHu zü’L- CeLÂL celle celâlihu bir hidâyet dilediği zamanda birbirine âdeta asker gibi seçebiliyor. az çok yakın birbirine dost olabiliyor ülfet de ediyor birincisi tenekul onlar ülfet etmez … aynı zamanda ALLAH şey ki mü’minin ervahı 24 saatlik mesâfe arada boşluk varken bir haz duyabiliyor böyle içten bir şeyler geçebiliyor bu kadar hassastır.

Onun için esâsen Fırka-i Nâciye şey etmiş olsanız birbirinden çok açık mâlumât verilmiştir. yâni esâsen şeylerinde “el ervâhi cünübuhum CeNNedetüm menittelefa teâdeta ihtelefe taarruf vâki’” vâki’ oldu ise ona da hiç biri hoşlaşmaz hülâsa yâni Şeyh olarak Mürşid dediğimiz zaman Müridi eğer akıbetini göremiyorsa, açamıyorsa; demek ki şaşkındır, beyhude kürek çeker başka bir iş olmaz. Böyle Mürşid olmaz sâdece cepten Mürşid olmaz yâni bu Müridini Halifesini bunları güzelce nasıl ki ordunun kendi programını nasıl uyguluyorsa bu şekilde olması lâzım.
Hazreti Üveys Hazretleri var ya, senelerce görmek için aramıştır tasarrufu Küfe böyle bizim suyumuz oradan geçiyor Fırat çünkü Süriye ye geliyor da ondan sonra Küfe’ye geliyor. Ama Dicle Bağdat'a gider Basra'ya girmeden ikisi birleşerek Basra'ya girer. Fırat kenarında oturmuş Uveys Hazretleri ki kendisi zâten halktan daima uzak durardı. Onun içinde oturmuş bilemiyor kimse öğrendi ise işte Fıratın kenarında abdest alıyor gitmiş.: “es selâmu aleyke suuu ve aleykumusselâm ya Haramı bil Hayan.. ve Yahya Heyamı bi’l- Haram.: “Kurban olduğum sen beni hiç ilk olarak görüşüyoruz hem benim ismimi hem baba ismimi nereden biliyorsunuz?” “Evlâdım kardaşım!” Çünkü Üveys de yaşlı idi ona diyor.: “Elestu Devresindeki ervahlar asker gibiydiler tanış veriş oldu ise burada da bilirler yâni birbirini tanıyorlar esâsen ama aralarında taarruf olmadı ise tenâkuz ise birbirini şey etmez okşamaz Onun için onun daha o zaman bile Haramin Hayani bi hatırımdadır ki görüşülmüş.”
Ve bu kadar gelişinde hiç bakmadan felân çünkü hassasiyeti vardır. yâni başkaları gibi değil.. Sarittuseri diyor ki “elestu bi RABBikum Devresindeki valla bizim sağımızda solumuzda kimler olduğunu biliyorum, hatta ki çok bana mensup olacak kişileri o anda dâhi seçmiş oluyorum!” diyor. yâni çünkü nazarraf var üzerinde halikin üzerinde değil Halid esâsen et ve kemik meselesi bir garip fakat iş ruhundur. ruh bir defa yaratılmıştır bir daha ölmemiştir ve ölmüyor. Onun için ruh acâyibtir “Âlemü’l- emr”dendir. yaratmış ALLAHu zü’L- CeLÂL ve “Âlemü’l- berzah”a yerleştirmiş ve böylece İsrafil aleyhisselâm SûRun şeysini kullanarak “elestü biRABBukum” ALLAH celle celâlihu bu kelimeyi söylerken tamamen sersemlemişler sarsılmışlar yâni böyle halde ne olduklarını bilememişler o da bir hal sonra da “elestü biRABBukum” diye o zaman tâbi RABBımız evet kabul etmişler “belâ” diye söylemişler bir kere.
Ama sonunda bunda değişiklik başlamıştır bâzıları inkar etmişler benimsememiş ruh “âlemü’l- halk”tan değil “âlemü’l- emr”dendir, Arşında ötesinde makamı orasıdır, ARŞî’dir kendisi her zaman yattığımızda her zaman yattığımızda Rasûlullah buyuruyor ki.: “Abdestli yatınız yattığınız da ruhunuz Makamu’l- Arş'dır arşa gider.” Arş illâ vatanıdır ve vatanını sever eğer yatan kişi abdestli ise arşa gittiğinde esâsen secde hakkı vardır secde yapar eğer secde abdestli değilse secdeye girmez Onun için … Ruh bir acâyibliktir öyle tasaffur edilecek bir durumda değildir yâni çok bölüm bölüm meselâ oraya gider şuraya gider felân yâni eğer bölünmüş olsa parçalanmış olsa o zaman buradaki bölgeye başkası gibidir. buradaki başka gibi şeyi çifte olur beş olur on olur çünkü her yerde olur birbirinden kopma yoktur. yâni meselâ güneşin vurduğu zamanda açık olan yerlere engel olan yerlere gölgedir değil mi, ötekisine giriyor pencere açıksa giriyor güneş birbirinden yâni parçalanmıyor aynı elestikiyati vardır her ne olsa ruh böyledir.
Onun için insan uykusundan dâhi uyurken yatağında Arşu’l- Arş’a kadar gidebiliyor o Rasûlullahın buyurduğu bir şey Onun için böyle keşfiyat yönünden Müşritlik yönünden bu gibi bir hali daha ötesini dâhi hakimiyeti vardır müteaLâsı keşfiyatı vardır. Onun için Hakiki Mürşid ne dedim Hacı Mustafaya dedim hiçbir kimse herhangi bir Mürşidlik davâsından varsa sorsan “en birinci benim” diyor yâni bir de bırakırsa hemen su hatimesinde hemen olur..
Haa fakat Hakiki Mürşid, Hakiki Mürşid ALLAH ni’met-i azîmeden denk getirdiyse edebdir, nankörlük olur bu nankörlük çünkü evet bu meselâ Seyyidi Şerif Abdulazîzi Debbağ Hazretleri ahmen in Mübârek vardır halifesidir onun yetiştirdiğidir, çok âlimdir aynı zamanda tâbi halk arasında diyorlar ki öteden beri.: “Bir kimse Şeyhi vefât ettiyse kendine Şeyh arasın çünkü Şeyhi hakikaten aslan ise dâhi yeni şerhe alsa ve kedi olsa dâhi yine bu ondan faydalanıyor çünkü o gitmiş.”
Haa halbuse meâlesef bu yanlıştır bu yanlış şimdilik bu anlattıkları Mürşid Keşif Ehli değildir manevîyatına terakkiyatı yoktur benim gibi ikindin gelir burada oturuyoruz oturuyor etrafımızda bir şeyler faydalanıyorsunuz peki biz gittiğimizde ne edeceksin elbette bir ….
Şimdi hayatta iken bir şeyler anlatabiliyoruz bu şekilde ama Hakiki Mürşid inânın ki yâni vefâtından sonra tasarrufu çok daha kat kat artar. Çünkü âile sorumluluğu kalkmış Ahmed geliyor Mehmet geliyor benim katırım çalmışlar öteki bilmem şu hacetim vardır öteki valla özledim şöyle oldu gidiyor Ankaraya oraya buraya bu telâşa yok vefât ettikten sonra dış âlemînde olan fazla şeysi azalıyor ama keşfiyat yönünden dersin ki onların ki bedeni değil manevî ve ruhîdir esâsen onlar hiç değişmez. Çünkü ruh hiçbir zaman ruh ne ölmez ne ölür ne de şeyini yitirir halden değildir ruh Âlemü’l- Emrdendir Âlemü’l- Emr olduğu zamanda yâni bir defa yaratılmıştır hayattadır CeheNNem’e girse de CeNNete girse de ebedîyyen hiç ölmez. bir kere bu Âlemü’l- Emrdendir yâni böyle ölenden değil..
Haa işin bir acâyibliği vardır eğer hakikaten terakkiyesi ruh yönünden işletiyorsa hayatta da memâtta da bu mümkündür, mümkün ama sâdece bir kalıptan ibâret bir de millete anlatıyorsa o Hoca aksamıdır. kapandığında bir anlatıyor bu böyle bu Hakiki Mürşid bulunduğunda hakikaten ni’met-i azîmedir ama bildikten sonra gerçi şimdilik hiç kendi Mürşid olmayan yok bir kere bu MaşaALLAH çok iyi duruma gelmişiz Mürşidler tamamen yâni kerâmetin üstüne çıkıyor.. bol bol her tarafta bol kutup gavsul diyor ama filhakika bakınız şu da var bir Mürşid evet kendisi esâsen velâyete hiç ilgisi yoktur ALLAH o yönden gelmemiş yâni velîlik durumu yoktur, kerâmet de üzerine kerâmette yoktur, fakat halka kendini âdeta velâyet kısmını bâzı şeylerden denk geliyorsa, kerâmet kısmı hoşuna da gider davâsında daha da güçlendirmek için burada bir kerâmet gösterir gibi velîlilik anlamında gibi böyle bir gösteri yapınca heves durumunda var ise bu kimse su-u hatimesinde ALLAH muhafaza etsin bu kimse su-i hatimedir!. Neden?. Çünkü velâyeti veren ALLAHtır, kerâmeti veren de ALLAHtır. Vermemiş halde kendisine bu davâda bulunursa ALLAHa iftiradır. ALLAHa iftiradan ötesi yoktur çünkü “ve men ezlemu min men iftera alALLAHil kebira” çünkü ALLAHa iftira edenden daha zâlim var mıdır bu su-i hatimedir bu.. Mürşidlik kolay değil yâni Mürşid keşfiyatını murakabesi dirâyeti olması lâzım bir gün Abimle beraber Mübârek Dergâhta duruyoruz, akşamleyin bir garip geldi Mübârek o kadar misâfire karşı şey olur ki böyle çok gördüğümüz ne kadar böyle yumuşak Mübârek hasisaten esası ancak böyle bir hale böyle bir Vakur Şefûk Atûfdur buna rağmen bu gelen bu misafire.: “Burada kalma başka yere başka yere git doğrusu biz sizi misâfir alamayız!.” deyip gönderdi Abimin de acayibine gitti Mübârek Şeyhimiz böyle bir şey hiç vakı’a değildir kimseye bu şekilde söylememiştir. gelmiş dergâha oturuyor “sizin misâfirliğinizi asla kabul edemeyiz başka yer bul” diye gönderdi. Acayibimize gitti. Abimin çok acayibine gitti sabahleyin dükkanda oturuyoruz birde baksak ki o kimse katır çalmış, handa tutmuşlar kendisini beraberce o kimseyi katırı çalmıştır o kimse gelmiş tesadüfi hükümet tarafından defalarca affedilmiş bu kişi handa aramışlar orada çıkmış ve bunu getirende Şıh onu gelen ikisi de hatta Ahmed Çavuş da vardı. Şu anki şeyde var Hacı Mehmet de o da vardı. Hemen telâşa bir baktık ki akşamki adam katır üstüne gidiyorlar baktık hakikaten katır çalmış getirmişler orada..
Cevapla

“►Allah Dostları Divan Şerhleri◄” sayfasına dön