KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta DEHR-ü-ZAMÂN..

Cevapla
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12860
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta DEHR-ü-ZAMÂN..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta
==>DEHR-ZAMÂN-ASR-VAKİt-ÂN..


İMÂN->AMeL->ENGeL YIKar,
SEVgi=>SEViş->İŞte GÜLüm!.
ARZdan>ARŞa AŞKkLa ÇIKar,
AŞKk ATEŞ DERVİŞte GÜLüm!.

CÂN KARDeşİZ BİZ SENiNLe,
SIRR-ı NAHNu SESİn=->İNLe,
=>YOLun DÜŞERse>BURSa’ya,
=>SABAH EZÂNImız=->DİNLe!.

YEDi GÖĞe===>YÜKSELeceKk,
=>ULU DAĞ’ı ==>DELEN EZÂN!.
NEFSin=->RABBI’sın BİLeceKk,
BEZM-i ELESt->MAHŞER-MiZÂN!.


ZEVK 10.568

=>ŞE’EN-i ŞEVKuLLAH ŞEHRi==>YiNE=->BiR BURSA SEHERi,
CÂNda CEVLÂNuLLAH CEHRi=>NÛRuLLAH SARdI HeR YERi,
=>ÂN’da=>VAKit-ZamÂN-DEHRi==>EZEL<=>EBED EREN ERi,
YÂR NÂZI’na=>NİYÂZ NEHRi==>KUL İHVÂNİmiz SER-ü-SERi!.


10.01.2023 04:44
brsbrsm..tktktrstekkemdehayyrânımızzz..


===>GÜNEŞLe==>IŞIğı=>GiBi,
NAHNu SIRRını==>YAŞA!maKk!.
BEDEN=>NEFiS=>KALBde SEVgi,
RÛHdaki Aşktır=>HAKku’l-HAKk!.



Resim

GEÇmiş<>GELecek->Şu ÂN’da,
DEHR’in VAKti ki==>ZAMÂNda,
==>ESMÂULLAH CEM’i=->AKIL,
İNSÂNın==>CÂNÂN’ı=>CÂN’da!.



Resim DEHR.:

وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُم بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
“Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtune’d- dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ ille’d- DEHR (dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm (ilmin), in hum illâ yezunnûn (yezunnûne).: Ve.: “O (hayat), dünya hayatımızdan başka birşey değildir, ölürüz ve diriliriz. Ve bizi DEHRden (ZAMÂNdan) başka birşey helâk edemez.” dediler. Ve onların bu konuda ilimden (nasipleri) yoktur. Onlar sadece zanda bulunurlar.” (Câsiye 45/24)

هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئًا مَّذْكُورًا
“Hel etâ ale’l- insâni hînun mine’d- DEHRi lem yekun şey’en mezkûrâ (mezkûren).: İnsanın üzerinden, henüz “anılmaya değer bir şey” değilken,(anılmaya değer bir varlık olana kadar) uzun bir ZAMÂN geçmedi mi? (ilk defa tek hücre olarak yaratılmasının üzerinden, anılmaya değer bir varlık haline gelmesine, doğmasına kadar geçen süre)” (İnsân 76/1)

Resim EL ÂN.:

الآنَ خَفَّفَ اللّهُ عَنكُمْ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمْ ضَعْفًا فَإِن يَكُن مِّنكُم مِّئَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُواْ مِئَتَيْنِ وَإِن يَكُن مِّنكُمْ أَلْفٌ يَغْلِبُواْ أَلْفَيْنِ بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
“El'ÂNe haffefAllahu ankum ve alime enne fîkum da'fâ (da'fen), fe in yekun minkum mietun sâbiratun yaglibû mieteyn (mieteyni), ve in yekun minkum elfun yaglibû elfeyni bi iznillâh (iznillâhi), vAllahu mea’s- sâbirîn (sâbirîne).: ŞİMDİ ALLAH, içinizde zayıflık olduğunu bildi ve sizden hafifletti. Bundan sonra eğer sabreden 100 kişi olursa, 200 kişiye gâlib gelir ve şâyet sizden 1000 kişi olursa, ALLAH'ın İzniyle 2000 kişiye gâlib gelir. Ve ALLAH, sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl 8/66)

Resim VAKt.:

يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّي لاَ يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلاَّ هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لاَ تَأْتِيكُمْ إِلاَّ بَغْتَةً يَسْأَلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ اللّهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ
“Yes’elûneke ani’s- sâ’ati eyyâne mursâhâ, kul innemâ ilmuhâ inde RABBî, lâ yucellîhâ li VAKTihâ illâ huv (huve), sekulet fî’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), lâ te’tîkum illâ bagtete (bagteten), yes’elûneke ke enneke hafiyyun anhâ, kul innemâ ilmuhâ indALLAHi ve lâkinne eksere’n- nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Sana saati (kıyâmet) ne ZAMÂN olacağını (karar kılındığını) soruyorlar. De ki.: “Onun ilmi ancak RABBimin Katı’ndadır. Onun VAKTini O'ndan başkası açıklayamaz. Yerlere ve göklere ağır geldi, o size ansızın gelir (ansızın olmaktan başka bir şekilde gelmez). Sen sanki ondan haberdarmışsın gibi soruyorlar. “Onun ilmi yalnızca ALLAH'ın Katı’ndadır.” de. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler.” (A’râf 7/187)

إِلَى يَومِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
“İlâ yevmi’l- VAKTi’l- ma’lûm (ma’lûmi).: Malûm olan (bilinen) VAKTin gününe kadar.” (Hicr 15/38)

إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
“İlâ yevmi’l- vakti’l- ma’lûm (ma’lûmi).: Vakti ma’lûm olan (bilinen) güne kadar.” (Sâd 38/81)

Resim ZAMÂN.:

Sözlükte “kısa veya uzun VAKİt, az ya da çok süren bölünebilir MÜDDEt” gibi anlamlara gelen ZAMÂN (çoğulu ezmine/zemenin [çoğulu ezmân, ezmün]) örfte altı ayı aşmayan bir süre için kullanıldığı belirtilir.

Ayrıca farklı uzunluktaki süreler için ÂN (şimdiki ZAMÂN), ASIR, EMED (belirli veya sonlu süre),DEHR (kesintisiz, sonsuz ZAMÂN) gibi kelimeler kullanılır. (Tâcü’l-ʿarûs, “zmn” md.; Tehânevî, I, 619, 622).

ZAMÂN” lügat açısından “uzun veya kısa VAKİT” anlamına gelir. Kur'ÂN, ZAMÂN yerine daha çok VAKİT kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lügat yönüyle “bir iş için belirlenen ZAMÂNın nihâyeti” demektir. Kur’ÂN-ı Kerim'de ZAMÂNla alakalı “gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat” kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur’ÂN'da en çok zikredilen “YEVM” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur’ÂN-ı Kerim ilk sayfalarından itibâren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna ZAMÂN mefhumunu hatırlatmaktadır.

Arapçada “LEYL” (gece) kelimesi güneşin batması ile, sabahleyin fecr-i sadık denilen ikinci fecrin doğuşuna kadar geçen ZAMÂNı ifade eder. Geri kalan müddete de NEHAR (gündüz) denir. Kur'ÂN-ı Kerîm'de gündüz (nehar) 57, gece (leyl) 92 âyette zikredilir. Gece müddeti, yıllık olarak ele alınınca günün tam yarısı eder. Bu nedenle azamî ölçüde değerlendirilmelidir..


Kur’ÂN-ı Kerîm’de ZAMÂN.:

Gerek ZAMÂN gerekse kelâm ve felsefede ZAMÂNın süresini belirten “MÜDDEt”, sürekliliğini ifade eden “devam”, ZAMÂNda öncesizliği belirten “EZEL” ve “KIDEM” gibi felsefî terimler Kur’ÂN’da geçmez.
Buna karşılık ZAMÂNın sürekliliği için kullanılan “EBEDotuz sekiz âyette yer alır (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ebd” md.). Gece ve gündüzden birinin ya da diğerinin Kıyamete kadar devamlı kılınması mümkün iken ALLAH’ın bunları peş peşe getirmesini O’nun eşsiz Kudretine delil olarak gösteren âyetlerde “SÜREKLİLİk” anlamında iki yerde “SERMED” kelimesi kullanılır.:

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِضِيَاء أَفَلَا تَسْمَعُونَ
“Kul e reeytum in cealAllahu aleykumu’l- leyle sermeden ilâ yevmi’l- kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bi dıyâ’ (dıyâin), e fe lâ tesme’ûn (tesme’ûne).: De ki: “Gördünüz mü (ve hiç düşündünüz mü? Görüşünüz nedir,) söyleyin bana; ALLAH, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce uzatıp sürdürecek olsa, ALLAH’ın dışında size (karanlığı giderip) aydınlık verecek ilâh kimdir? Hâlâ (kulak verip) dinlemeyecek (ve gerçeği işitmeyecek) misiniz?” (Kasas 28/71)

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
“Kul e reeytum in cealAllahu aleykumu’n- nehâre sermeden ilâ yevmi’l- kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bi leylin teskunûne fîh (fîhi), e fe lâ tubsırûn (tubsırûne).: De ki: “Gördünüz mü (veya görüşünüzü) söyleyin (bakalım); ALLAH (Yerkürenin ve Güneş sisteminin düzenini değiştirip) kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, ALLAH’ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek ilâh kimdir? Yine de (gerçeği) görmeyecek (ve Hakk Yola gelmeyecek) misiniz?” (Kasas 28/72)

Gerek kâinatın gerekse fert ve toplumların ömürlerinin ALLAH tarafından belirlendiğine dair âyetlerde belirlenen sürenin sonunu bildiren “ECEL” terimi ile Kur’ÂN’da sıkça geçer (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ecl” md.).
“Çok uzun, sürekli ZAMÂN” anlamındaki “DEHR” bir yerde Câhiliye devri insanının dünyada hayatını ve ölümü hiç durmadan akıp giden ZAMÂNın öğütücü etkisine bağlayıp âhireti inkâr eden tutumu kınanırken.:

وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُم بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
“Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtune’d- dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ ille’d- DEHR (dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm (ilmin), in hum illâ yezunnûn (yezunnûne).: Ve: “O (hayat), dünya hayatımızdan başka birşey değildir, ölürüz ve diriliriz. Ve bizi dehrden (ZAMÂNdan) başka birşey helâk edemez.” dediler. Ve onların bu konuda ilimden (nasipleri) yoktur. Onlar sadece zanda bulunurlar.” (Câsiye 45/24)

Bir âyette de insanın yeryüzünde henüz görünmeden önce “çok uzun bir dönem”in (hînun mine’d-DEHR) geçtiğini vurgulamak üzere kullanılmıştır.:

هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئًا مَّذْكُورًا
“Hel etâ ale’l- insâni hînun mine’d- DEHRi lem yekun şey’en mezkûrâ (mezkûren).: İnsanın üzerinden, henüz “anılmaya değer bir şey” değilken,(anılmaya değer bir varlık olana kadar) uzun bir ZAMÂN geçmedi mi? (ilk defa tek hücre olarak yaratılmasının üzerinden,anılmaya değer bir varlık haline gelmesine,doğmasına kadar geçen süre)” (İnsân 76/1)

ZAMÂN, sermed ve DEHR kelimeleri daha sonra felsefî kavramlar haline gelmiş (aş.bk.), DEHRden türetilen “DEHRÎyye” ise kelâm ve İslâm felsefesinde materyalist-ateist bir akımın adı olmuştur.

Kur’ÂN-ı Kerîm’de ZAMÂNı ifade eden çeşitli kelimeler hem bir işin ya da ibâdetin vaktini bildirmek yahut tarihî bir hadiseye atıfta bulunmak amacıyla kronolojik bağlamlarda hem de kozmolojik anlamda yer alır. Yevm (gün), şehr (ay) ve sene (yıl) gibi sınırlı ZAMÂN belirtenler içinde en sık kullanılanı yevmdir. Kur’ÂN’da yevm kelimesi yirmi dört saatlik tam gün anlamının yanı sıra süre kaydı olmaksızın ZAMÂN dilimi anlamında da kullanılır. Kıyamet ve âhirete dair âyetlerde “kıyamet günü, son gün, hesap günü, ayırım günü, din günü” gibi ifadeler çok sık geçer. Göklerin ve yerin yaratılışıyla ilgili âyetlerdeki yevm kelimesinden çok uzun süreli kozmolojik evrelerin kastedildiği anlaşılmaktadır. Nitekim Secde sûresinde (32/4-5) kozmik yaratılıştan bahseden açıklamanın ardından gelen “sizin saydıklarınıza göre bin yıl tutan bir gün” sözü de bunu göstermektedir. Başka bir âyette de meleklerin ALLAH’a yükselişinin “miktarı elli bin yıl” tutan bir günü aldığı bildirilir.:

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
“Ve yesta’cilûneke bi’l- azâbi ve len yuhlifAllahu va’deh (va’dehu), ve inne yevmen inde rabbike ke elfi senetin mimmâ teuddûn (teuddûne).: (Ey Nebîm!) Onlar Senden, azâbın çarçabuk getirilmesini istiyorlar ya, (biraz daha beklesinler); ALLAH, kesinlikle va’adine muhalefet etmez (sözünden dönmez ve haber verdikleri aynen gerçekleşecektir). Şüphesiz, Senin RABBinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.” (Hac 22/47)

سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
لِّلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ
مِّنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ
تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
“Se ele sâilun bi azâbin vâkı’n (vâkıın).
Li’l- kâfirîne leyse lehu dâfi’ (dâfiun).
MinAllahi zî’l- meâric (meârici).
Ta'rucu’l- melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe seneh(senetin).:

İstekte bulunan (ve DUÂsı kabul olunan) biri, (muhakkak) gerçekleşecek (ve zâlimlerin saltanatını devirecek) olan bir azâbı(n ne ZAMÂN ve nasıl geleceğini) sormuştur;
(Evet) Kâfirler için (vuku bulacak) olan bu (azâb haktır ve onu) geri çevirecek de yoktur.
(Bu kesin azâb) Manevî yükselme (asansör) basamaklarının (ve Mi’rac makamlarının -Mearic) sâhibi olan ALLAH’ın (va’adi ve buyruğudur).
Melekler ve Ruh O’na, süresi (sizin takviminizce) elli bin yıl olan bir günde (ancak) yükselip çıkabilmektedirler.”
(Meâric 70/1-4)

Kur’ÂN’da ZAMÂNla ilgili bir başka kavram olan “SÂAT” çoğunlukla kâinatın son bulacağı ZAMÂNı ifade etmekte, bazı âyetlerde de insanların ecellerinin değişmezliği bağlamında geçmektedir.

Gök cisimlerinin hareket ve konumlarının oluşturduğu matematik referans sistemi sebebiyle gün, ay ve yılların hesaplanabilir oluşu Kur’ÂN’da özellikle vurgulanmaktadır.:

فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
“Fâliku’l- ısbâh (ısbâhı), ve ceale’l- leyle sekenen ve’ş- şemse ve’l- kamere husbânâ (husbânen), zâlike takdîru’l- azîzi’l- alîm (alîmi).: (Ve yine) O (ALLAH gecenin karanlığında) sabahı yarıp çıkarandır. (Evreni ve Güneş Sistemini yaratıp düzene koyandır.) Geceyi bir sükûn (dinlenme), Güneş’i ve Ay’ı da bir hesap (takvim vesîlesi) kılmıştır. Bu, Üstün ve Güçlü olan, (her şeyi ayrıntılarıyla) Bilen ALLAH’ın takdiridir (O’nun İlahî programı ve ezelî planıdır).” (En‘âm 6/96)

الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ
“Eş şemsu ve’l- kameru bi husbân (husbânin).: (Yörüngelerindeki hareketleri ALLAH tarafından belirlenmiş olan) Güneş ve Ay, çok ince bir hesaba göre (hareket etmektedirler).” (Câsiye 45/24) (Rahmân 55/5)

Gün, ay ve yıllar ALLAH tarafından bir düzene ve hesaba bağlanmış olup bu bilginin, gök cisimlerinin hareketinde matematiksel bir sistem bulunduğu yönünde kişiyi teorik bir fikre sevk etmesi yanında insanların ZAMÂNla ilgili işlerini düzenlemeleri hususunda sistemin pratik yararına da dikkat çekilmektedir..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12860
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta DEHR-ü-ZAMÂN..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’de
=>YAKLAŞAN SAAT/Kıyamet!.


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ÜMMetim hakkında en çok korktuğum şey “şirk”tir (ALLAH'a ortak koşmalarıdır). Bilmiş olunuz ki; şüphesiz onlar Güneş'e, Ay'a veya puta tapacak değillerdir. Ancak, gizli bir (dünya) arzusu taşıyacaklar ve amelleriyle ALLAH'a ortak koşacaklardır!." buyurdu.
(Şeddad bin Evs radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.10. H.no: 4205.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ZamÂNın sonunda bir takım deccaller ve yalancılar meydana çıkar. Sizlere, ne kendinizin ve ne de babalarınızın işitmediği hadisler getirirler. İşte ben, sizleri onlardan şiddetle sakındırıyorum. Onlar, sakın sizleri saptırıp, fitneye düşürmesin!." buyurdu.
(Ebu Saîd EI-Hudrî radiyallahu anhu’dan; Sahih-i Müslim, C.1. H.no: 7.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "İnsanlar, mescidleriyle övünmedikçe Kıyamet kopmaz’." buyurdu.
(Enes bin Mâlik radiyallahu anhu’dan; Sünen-i Ebu Davûd, C.2. H.no: 449.) buyurdu.

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Şüphesiz insanlar üzerine öyle bir ZamÂN gelecek ki; onlardan faiz yemeyen hiç kimse kalmayacak!." buyurdu.
(Ebu Hureyre Evs radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.6. H.no: 2278.)

Resim

Selh b. Sa'd es-Saidî radiyallahu anhu.: “Bir gün biz, Kur’ÂN-ı Kerim okuyorken; Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem yanımıza çıkageldi ve bizi bu halde görünce.: "ALLAH'a hamdolsun, her ne kadar sizin içinizde kırmızısı, beyazı ve siyahı bulunuyorsa da, ALLAH'ın Kitabı birdir. O'nu ok gibi dosdoğru okuyup (fakat) ecrini dünyada alacak ve âhirete bırakmayacak kavimler gelmeden, onu (işte böyle) okuyunuz" buyurdu.
(Selh b. Sa'd es-Saidi radiyallahu anhu’dan; Sünen-i Ebu Davûd, C.3. H.no: 831.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12860
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta DEHR-ü-ZAMÂN..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’de
=>YAKLAŞAN SAAT/Kıyamet!.


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ganimet, muayyen çevrelerin çıkarı yapıldığı; emanet, kelepir ve zekât, cereme sayıldığı; ilim, (ALLAH'tan) başka gaye için tahsil edildiği; kişi, karısına itaat edip, annesine asi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp, babasını uzaklaştırdığı; mescidlerde gürültüler baş gösterdiği; fasık (sapkın) adamın, kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın, milletin lideri olduğu; şerrinden korkularak kişiye ikramda bulunulduğu; şarkıcı kızlar ve çalgı aletleri türediği; şaraplar içildiği ve bu ÜMMetin sonu evvelini lanetlediği vakit, işte o ZamÂN; kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, kılık değiştirme, taşlanma ve ipi kesilen eskimiş bir kolyenin tanelerinin, ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden "alâmetler" beklesinler!." buyurdu.
(Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan; Sünen-i Tirmizî, C.4, Hno: 2308, s.78.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı. (Bunlardan)biri Cennet'te ve yetmişi ateştedir. Hristiyanlar da yetmiş iki fırkaya ayrıldı. (Onlardan da) yetmiş bir fırka ateşte ve biri Cennette'dir. MuhaMMed'in canı (kudret) elinde bulunan (ALLAH)'a yemin ederim ki, benim ÜMMetim, yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka cennette ve yetmiş iki fırka ateştedir!." buyurdu.
(Avf bin Mâlik, Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.10. H.no: 3992.).)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "(Andolsun ki) siz, kendinizden önceki (millet)lerin yoluna, kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpatıp uyacaksınız. Hatta onlar, (daracık) bir keler deliğine girseler, siz de muhakkak o deliğe gireceksiniz!" Sahabiler.: "Ya Resûlullah! (o milletler) Yahudiler ve Hristiyanlar (mı)?" diye sordular. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem.: "Bunlar olmayınca kimler olur?" buyurdu.
(Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.10. H.no: 3994.) buyurdu.

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kıyamet alâmetleri, (hicri) iki yüzden sonradır!." buyurdu.
(Ebu Katade radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.10. H.no:4057.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:“Nefsim yed-i kudretinde olan Zât'a (ALLAH'a) yemin ederim ki; yırtıcı hayvanlar, insanlarla konuşmadan, kamçısının ucu veya pabucunun kemeri, kişi ile konuşmadan ve kişinin uyluğu, arkasında ailesinin ne yaptığını kendisine bildirmeden "Kıyamet" kopmayacaktır" buyurdu.
(Ebu Saîd EI-Hudrî radiyallahu anhu’dan; Sünen-i Tirmizî, C.4, Hno: 2272, s.54.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12860
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta DEHR-ü-ZAMÂN..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’de
=>YAKLAŞAN SAAT/Kıyamet!.


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Benim ÜMMetimin sonunda yere batmak, mesh (hayvan süretine) çevirmek ve taşlanmak olur!." buyurdu.
(Selh bin Sa'd (es Saidi), radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.10. H.no: 4060.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben, Kıyamet'in soluğunda gönderildim ve Kıyamet'ten şahadet parmağı ile orta parmak arasındaki fark kadar (kıyamete yakın) geldim.!." buyurdu.
(El-Müstevrid bin Şeddâd El-Fihrî radiyallahu anhu’dan; Sünen-i Tirmizî, C.4, Hno: 2310, s.80.).)

Resim


Abdurrahman bin Abd-i Rabbi'l-Kabe, şöyle demiştir: “Bir gün Abdullah Bin Amr bin el-As, Kâbe'nin gölgesinde oturmuş, başında halk toplanmış iken, ben onun yanına vardım. Abdullah'tan, (bu esnada) şunu işittim: "Biz bir yolculukta Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in beraberinde idik. O, bir ara bir konakta konakladı. Bunun üzerine, kimimiz kendi çadırını kuruyor, kimimiz ok atışı yapıyor ve kimimiz otlanan hayvanı ile meşgul oluyorduk. Bu sırada, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem, ayağa kalkarak bize şunları söyledi.: "Benden önceki her peygamber üzerine, kendi ÜMMeti için "hayır" bildiği şeyleri onlara göstermesi ve "şer" bildiği şeylere karşı, uyarıp-korkutması şüphesiz bir hak görev oldu. Sizin ÜMMetinizin afiyeti, evvelinde kılındı. Bu ÜMMetinizin son kısmının başına bela ve hoşlanmayacağınız bir takım işler muhakkak gelecektir. Sonra, öyle fitneler gelecek ki, bazısı bazısını hafifletecek (yani sonra gelen fitne, bir önceki fitneden daha şiddetli olacağından öncekini hafif bırakacaktır.) Artık mü'min köle, bir fitne(bela) geldiğinde.: "İşte beni helâk edecek fitne(bela) budur", der. Bir süre sonra o fitne geçer. Bunun arkasından, başka bir fitne gelir ve mü'min köle; "işte beni helâk edici fitne budur", der. Sonra o fitne de açılıp gider." buyurdu.
(Abdurrahman bin Abd-i Rabbi'l-Kabe radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.10, Hno: 3956, s.168.)

Resim

Abdullah bin Ömer radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bize yönelerek.: "Ey Muhacirler Cemaati! Beş şey vardır ki onlarla mübtelâ olacağınız ZamÂN (hiç bir hayr kalmaz). Ben sizlerin, o şeylerin (dönemine) erişmenizden ALLAH'a sığınırım (O şeyler şunlardır).:
Bir Milletin içinde, zinâ - fuhuş ortaya çıkıp, nihâyet o Millet bu suçu âleni olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde vuku bulmamış “hastalıklar” yayılır.
Ölçü ve tartıyı eksik yapan her Millet, mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarın zulmü ile cezâlandırılırlar.
Mallarının zekâtını vermekten imtina eden her millet, mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezâsıyla cezalandırılır) ve hayvanlar olmasa onlara yağmur yağdırılmaz.
ALLAH'ın Ahdini ve Resulü'nün Ahdini bozan her Milletin başına, mutlaka ALLAH, kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman, o Milletin elindekinin bazısını alır."
buyurdu.
(Abdullah bin Ömer radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.10, Hno: 4019, s.244-245.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:“Deccal öncesi, “aldatıcı seneler” olacak, “yağmur çok yağacak =>bitki az olacak.” Doğru kimseler ->yalanlanacak, yalancı kimseler ->doğrulanacak. Haine ->güvenilecek, güvenilir olan kişi ->hâin sayılacak. Ruveybida söz sahibi olacak." “Ruveybida' nedir? Yâ Resûlullah?" diye sordular.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kendisine önem verilmeyen ayak takımından olan kişi!." buyurdu.
(Avf bin Mâlik radiyallahu anhu’dan; Teberanî, Mu'cemu'l-Kebir) Rudanî, c.5. Hno: 9811, s.343.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12860
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta DEHR-ü-ZAMÂN..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’de
=>YAKLAŞAN SAAT/Kıyamet!.


Ebû Ümâme el-Bâhilî radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir kere bize bir konuşma yaptı. Konuşmasının çoğu bize Deccâl'i anlatan ve bizi ondan sakındıran buyruk teşkil etti. Buyruğunun bir bölümü şu idi.: "Deccâl'in çıkmasından evvel, (kıtlığı) şiddetli üç yıl bulunur. O yıllarda insanların başına büyük bir açlık (felâketi) gelecektir. ALLAH, birinci yılda, buluta, yağmurunun üçte birisini tutmasını emredecek ve yere bitkisinin üçte birini tutmasını (vermemesini) emredecektir. Sonra ALLAH, ikinci yılda buluta emredecek, bulut da yağmurunun üçte ikisini hapsedecektir ve ALLAH, yere emredecek ve yer de bitkisinin üçte ikisini hapsedecektir. Sonra ALLAH, üçüncü yılda, buluta emredecek bulut da yağmurunun tamamını hapsedecektir. Artık bir damla yağmur bile yağmayacaktır. ALLAH, Yer'e de emredecek ve Yer, bitkisinin tamamını hapsedecektir. Artık yer, “yeşillik” diye hiç bir şey bitirmeyecektir. Artık çift tırnaklı (geviş getiren) hiçbir hayvan kalmayıp hepsi helak olacak, ALLAH'ın (yaşamasını) dilediği hayvan hariç!" buyurdu." demiştir.
(Ebû Ümâme el-Bâhilî radiyallahu anhu’dan; Sünen-i İbni Mâce, C.10, Hno: 4077, s.331-335.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ZamÂN hızlanacak, Dinde ilim azalacak, Fitneler ortaya çıkacak, (insanların içine) cimrilik atılacak ve “herc” çoğalacak.” Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e, "'Herc' nedir?" diye soruldu, O (Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem) da: "Öldürmek! Öldürmek!" diye buyurdu.
(Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan; Sünen-i Ebu Davûd, C.14, s.361.)

Resim

Ebu Sa'lebe el-Huşeni radiyallahu anhu.: "Peygamber(aleyhisselâm)'e, (Mâide5/105) âyeti hakkında sorulunca, şu cevâbı verdi.:
"Ma'rufla amel edin, kötülükten uzak durun. Cimri insana itaat edildiğini, hevâ ve hevese uyulduğunu, Dünya'nın, Âhiret'e tercih edildiğini ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz ZamÂN; sen kendine bak, avamı (halkı) bırak! Sizden sonra, öyle bir ZamÂN gelecek ki, o ZamÂNda sabretmek, avucuna köz (kor) almak gibidir. O ZamÂN bir kişi, sizin yaptığınız amelin benzeri bir ameli yaptığında, bugün sizden bu ameli yapan elli kişinin alacağı ecri alacaktır." buyurdu.” demiştir.

((Ebu Sa'lebe el-Huşeni radiyallahu anhu’dan; Ebu Davûd ve Tirmizî) Rudanî, c.5, Hno: 9764, s.335.)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
“Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).: Ey îman edenler, siz nefisleriniz (i ıslah etmiy)e bakın. Kendiniz doğru yolu bulunca sapanlar size zarar vermez. Hepinizin dönüb varacağı nihayet ALLAHdır. Artık O, neler yapıyordunuz, size haber verecekdir.” (Mâide 5/105)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Yemek yiyenlerin büyük tabağa üşüştükleri gibi insanların, size (Araplara) karşı birleşip üşüşmeleri yakındır!."
Biri sordu.: "Acaba o ZamÂN biz sayıca az mı olacağız?."
Peygamber(aleyhisselâm), cevâp verdi.: "Hayır, bilakis siz o ZamÂN sayıca çok olacaksınız. Fakat siz, selin sürüklediği çer-çöp gibi dağınık olacaksınız. ALLAH, düşmanlarınızın kalbinden, sizin korkunuzu çıkaracaktır. Sizin (Arapların) kalblerinize de “vehen” atacaktır."
"Vehen nedir? Yâ Resûlullah!.” diye sorduklarında da,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Dünya Sevgisi ve Ölüm Korkusu." buyurdu.

((Sevban radiyallahu anhu’dan; Ebu Davûd) Rudanî, c.5, Hno: 9820, s. 345-346.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kıtlık senesi kendisine yağmur verilmeyen sene değildir. Lâkin kıtlık senesi size yağmur verilir, verilir de buna rağmen yeryüzünün hiçbir şey bitirmez olduğu yıldır!." buyurdu.
(Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan; Müslim, (Mehmed Sofuoğlu), C. 8, Bab: Kitabu'l-Fiten, Hno: 44 (2904), s. 440.)

Resim

Ubeyy ibnu Ka'b radiyallahu anhu.: “Gecenin üçte ikisi geçtiği ZamÂN Peygamber aleyhisselâm kalkıp şöyle seslenirdi: "Ey insanlar! ALLAH'ı zikredin! “Sarsıcı” (kuyruklu yıldız) kesin gelecek; “takipçi” (kuyruklu yıldızın kuyruğu) onun arkasından gelecektir. ÖLüm ise, içindeki bütün zorlukları ile kapımızı çalmaktadır!." buyurdu.
((Ubeyy ibnu Ka'b radiyallahu anhu’dan; Tirmizî) Rudanî, c.5, Hno: 9666, s. 319.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Mal çoğalıp (her yer), dolup taşmadıkça kıyamet kopmaz. Hatta o sırada insan, malının zekâtını vermek ister de kendisinden, bu zekatını kabul edecek hiçbir kimse bulamaz. Hatta yine o ZamÂN Arap Arazileri (sahralar-çöller) otlaklar-yeşillikler ve nehirlere kavuşur." buyurdu.
(Ebu Hureyre'den radiyallahu anhu’dan; Sahih-i Müslim, C.3, Hno: 158, s. 201.)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, (Müddesir 74/8) âyeti ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur.:
"Ben nasıl hayattan haz alayım ki, Sûr'a üfürecek melek, Sûr'u ağzına almış, başını eğmiş emir beklemektedir." buyurdu.
Ashabı.: "Bu durumda nasıl DUÂ edelim?" diye sordular.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH bize yeter. O ne güzel yardımcıdır!" deyin" buyurmuştur.
(Mecmâu’z-Zevâid, C.12, Hno: 11453, s.80.)

فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ
“Fe izâ nukıre fî’-n nâkû (nâkûri).: Artık Nâkûr'a (Sur Borusu'na) üflendiği ZamÂN.” (Müddesir 74/8)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12860
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta DEHR-ü-ZAMÂN..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

KELÂMULLAH’ta=>DEHR-ü-ZAMÂN..

Kur’ÂN’da bir TAM GÜN =>Namaz Vakitleriyle de ilişkilendirilerek ZAMÂN DiLimlerine ayrılır.:

SABAH.:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
“Yâ eyyuhâllezîne âmenû li yeste’zinkumullezîne meleket eymânukum vellezîne lem yeblugû’l- hulume minkum selâse merrât (merrâtin), min kabli salâti’l- fecri, ve hînetedaûne siyâbekum mine’z- zahîra (zahîrati), ve min ba’di salâti’l- ışâi, selâsu avrâtin lekum, leyse aleykum ve lâ aleyhim cunâhun ba’de hunn (hunne), tavvâfûne aleykum ba’dukum alâ ba’d (ba’dın), kezâlike yubeyyinullâhu lekumu’l- âyât (âyâti), vAllahu alîmun hakîm (hakîmun).: Ey imân edenler, sağ ellerinizin altında bulunanlar (hizmetkârlar) ile, sizden olup da henüz ergenlik yaşına yetişmemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah Namazından önce, öğleyin (istirahat için odanıza çekilip) üstünüzü çıkardığınız vakitte ve yatsı namazından sonra(ki süreçte. Bu) üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da (birbirinizin odalarına izin alarak girmekte) bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte ALLAH, size âyetleri böyle açıklamaktadır. ALLAH Bilendir, Hüküm ve Hikmet sâhibidir.” (Nûr 24/58)

ÖĞLE.:

وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ
“Ve lehu’l- hamdu fîs semâvâti ve’l- ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhırûn (tuzhırûne).: Hamd O’nundur; göklerde ve yerde (övülen ve ibâdet edilen O’dur), günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de (ibâdetinizi yapın).” (Rûm 30/18)

GÜN ORTASI.:

حَافِظُواْ عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُواْ لِلّهِ قَانِتِينَ
“Hâfizû alâ’s- salavâti ve’s- salâti’l- vustâ ve kûmû lillâhi kânitîn (kânitîne).: Namazları ve (hele) orta (ikindi) namazını (şartlarına ve huzuruna dikkat ederek ve titizlik göstererek) koruyun ve ALLAH’a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun (içten bir saygınlık ve bağlılıkla ALLAH’a kulluk edin).” (Bakara 2/238)

İKİNDİ.:

وَالْعَصْرِ
“Ve’l- asr (asri).: Asra (mübârek dönemlere ve ZAMÂN dilimlerine ve özellikle sayılı ömür sermâyesine) yemin olsun ki;” (Asr 103/1)

AKŞAM.:

فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُون”
Fe subhânAllahi hîne tumsûne ve hîne tusbıhûn (tusbıhûne).: Öyleyse (ey mü’minler) akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de ALLAH’ı tesbih edip (namazınızı kılın).” (Rûm 30/17)

YATSI.:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
“Yâ eyyuhâllezîne âmenû li yeste’zinkumullezîne meleket eymânukum vellezîne lem yeblugû’l- hulume minkum selâse merrât (merrâtin), min kabli salâti’l- fecri, ve hînetedaûne siyâbekum mine’z- zahîrat (zahîrati), ve min ba’di salâti’l- ışâi, selâsu avrâtin lekum, leyse aleykum ve lâ aleyhim cunâhun ba’de hunn (hunne), tavvâfûne aleykum ba’dukum alâ ba’d (ba’dın), kezâlike yubeyyinullâhu lekumu’l- âyât (âyâti), vAllahu alîmun hakîm (hakîmun).: Ey imân edenler, sağ ellerinizin altında bulunanlar (hizmetkârlar) ile, sizden olup da henüz ergenlik yaşına yetişmemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin (istirahat için odanıza çekilip) üstünüzü çıkardığınız vakitte ve yatsı namazından sonra(ki süreçte. Bu) üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da (birbirinizin odalarına izin alarak girmekte) bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte ALLAH, size âyetleri böyle açıklamaktadır. ALLAH Bilendir, Hüküm ve Hikmet sâhibidir.” (Nûr 24/58)

SABAH ve AKŞAM.:

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
“Vezkurisme RABBike bukreten ve asîlâ (asîlen).: (Habîbim, ümmetinle birlikte) Sabah ve akşam (gece ve gündüz) RABBinin ismini zikret (ki gaflete dalmayasın).” (İnsân 76/25)

Bazı âyetlerde ise;

FECİR.:

وَالْفَجْرِ
“Ve’l- fecr (fecri).: (Gündüz, ortalık aydınlandığı ZAMÂNki) Kuşluk vaktine,” (Fecr 89/1)

KUŞLUK VAKTİ.:

وَالضُّحَى
“Ve’d duhâ.: (Gündüz, ortalık aydınlandığı ZAMÂNki) Kuşluk vaktine,” (Duhâ 93/1)

ASIR.:

“Ve’l- asr (asri).: Asra (mübârek dönemlere ve ZAMÂN dilimlerine ve özellikle sayılı ömür sermâyesine) yemin olsun ki;” (Asr 103/1)

Örnekleriyle ZAMÂNa yemin edilmesi onun değerine işârettir.

Hilâlin ilk doğuşu yeni bir ayın veya yılın başlangıcını göstermekte olup Ramazan Orucu.:

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Şehru ramadânellezî unzile fîhi’l- Kur’ÂNu huden li’n- nâsi ve beyyinâtin mine’l- hudâ ve’l- furkân (furkâni), fe men şehide minkumu’ş- şehra fe’l- yesumh (yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar (uhara) yurîdullâhu bikumu’l- yusra ve lâ yurîdu bikumu’l- usra, ve li tukmilû’l- iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurû (teşkurûne).: Ramazan ayı ki, insÂNlar için hidâyete erdirici (hidâyete erme, ALLAH'a ulaşma vesîlesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkân (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur'ÂN, HÜDÂ tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de Ramazan Ayını görüp) şâhid olursa o ZAMÂN onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o takdirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. ALLAH sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidâyet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) ALLAH'ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.” (Bakara 2/185)

ve HAC.:

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوْاْ الْبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُواْ الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“Yes’elûneke ani’l- ehilleh (ehilleti), kul hiye mevâkîtu li’n- nâsi ve’l- hacc (haccı), ve leyse’l- birru bi en te’tû’l- buyûte min zuhûrihâ ve lâkinne’l- birre menittekâ, ve’tû’l- buyûte min ebvâbihâ, vettekûllâhe leallekum tuflihûn (tuflihûne).: Sana, hilâlleri (doğuş halindeki “ay” şekillerini) sorarlar. De ki.: “O, insÂNlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr, câhiliye adetinde olduğu gibi), evlere arkalarından gelmeniz (gibi asılsız ve yararsız hurafeler) değildir, ama iyilik (küfür ve kötülükten) sakınan(ın halidir). Artık evlere (ön dış) kapılarından girin. ALLAH’tan sakının, umulur ki kurtuluşa ulaşırsınız.” (Bakara 2/189)

Gibi her yıl tekrarlanan bazı ibâdetlerin ve diğer uygulamaların özel ZAMÂNlarını tâyin bakımından görülmesi önem taşır.

Ayların sayısı ALLAH celle celâlihu tarafından on iki olarak tesbit edilmiştir; bunlardan dördü HARAM AYLARdır.:

إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَات وَالأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلاَ تَظْلِمُواْ فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ وَقَاتِلُواْ الْمُشْرِكِينَ كَآفَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَآفَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
“İnne iddete’ş- şuhûri indAllahisnâ aşera şehren fî kitâbillâhi yevme halaka’s- semâvâti ve’l- arda minhâ erbeatun hurum (hurumun) zâlike’d- dînu’l- kayyimu fe lâ tazlimû fîhinne enfusekum ve kâtilû’l- muşrikîne kâffeten kemâ yukâtilûnekum kâffeh (kâffeten), va'lemû ennAllahe mea’l- muttekîn (muttekîne).: Gerçek şu ki, ALLAH Katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri ALLAH’ın Kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesap (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması (küfür cephesinin ortak savunma ve saldırı teşkilatları kurması) gibi siz de müşriklerle topluca (organizeli ve etkili kurumlarla, kararlılıkla ve her türlü hazırlığınızı yaparak) çarpışın. Ve bilin ki ALLAH, takvâ sâhibleriyle (ve sadık mücâhitlerle) beraberdir.” (Tevbe 9/36)

Kur’ÂN’da yalnız Ramazan Ayının adı geçer.:

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Şehru ramadânellezî unzile fîhi’l- Kur’ÂNu huden li’n- nâsi ve beyyinâtin mine’l- hudâ ve’l- furkân (furkâni), fe men şehide minkumu’ş- şehra fe’l- yesumh (yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar (uhara) yurîdullâhu bikumu’l- yusra ve lâ yurîdu bikumu’l- usra, ve li tukmilû’l- iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn (teşkurûne).: Ramazan Ayı (niye böylesine mübârek ve muhteremdir? Çünkü) insÂNlar için hidâyet rehberi olan (ve doğru yolu tanıtan) Kur’ÂN bu ayda indirilmiştir. (O Kur’ÂN ki) Furkân olan (Hakk ile Bâtıl’ı birbirinden ayıran) apaçık belgeleri (kapsayan ve gerçekleri açıklayan Kitaptır.) Öyleyse sizden kim bu aya yetişip şâhid olursa artık onu (orucunu) tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). ALLAH, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık ve ikram) Sayıyı tamamlamanız (orucunuzu tutup bayrama ulaşmanız) ve sizi doğru yola (hidâyete) ulaştırmasına karşılık ALLAH’ı en büyük tanımanız (kalbinizdeki sahte putları kırmanız ve sadece ALLAH’ın rızasını arayıp O’na tapınmanız) içindir. Umulur ki (bu ni’metlerin kıymetini fark edip) şükredersiniz (diye oruç size farz kılınmıştır).” (Bakara 2/185)

Ayrıca değişik ifâdelerle bazı ZAMÂNların özel değer taşıdığına işâret edilir. Müslümanlar için bütün ZAMÂNların en değerlisi Kur’ÂN’ın indirildiği, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesidir.:

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ
"İnnâ enzelnâhu fî leyleti’l- kadr (kadri).: Muhakkak ki Biz, O’nu (Kur’ÂN’ı) Kadir Gecesi’nde Biz indirdik.” (Kadr 97/1)

وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ
"Ve mâ edrâke mâ leyletu’l- kadr (kadri).: Ve Kadir Gece’sinin ne olduğunu sana bildiren nedir?” (Kadr 97/2)

لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ
"Leyletu’l- kadri hayrun min elfi şehrin.: Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Nûr 24/58) (Kadr 97/3)

تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ
"Tenezzelul melâiketu ve’r- rûhu fîhâ bi izni RABBihim min kulli emrin.: Melekler ve ruh, onda (o gecede) Rab’lerinin izniyle herbir emir için inerler.” (Kadr 97/4)

سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ
"Selâmun, hiye hattâ matlaı’l- fecr (fecri).: O (gece), fecrin doğuşuna kadar selâmdır (selâmettir).” (Kadr 97/5)


İbn Sînâ’nın ontolojisindeki ana fikirlerden birini, varlık bakımından kadîm olanın yalnızca kendisiyle zorunlu VARLık =>“Vâcibü’l-VüCÛD bi-ZÂTihî / ALLAH celle celâlihu” olduğu tezi teşkil etmektedir..

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ
“Fe izâ feragte fensab.: (Şu halde ey Haîibim!) Boş kaldığın ZAMÂN, (tebliğ ve toplumu terbiye, cihad etme ve tehlikeleri defetme, sosyal ve siyasi görevler gibi, mecburi işlerinden sıyrıldığın ÂN, durma hemen ibâdete ve hayırlı hizmete) koyul ve uğraşıp yorul ki (manevî terfi ve terakki ancak sürekli ve sistemli bir çaba ile mümkün olacaktır).” (İnşirâh 94/7)

وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ
“Ve ilâ RABBike fergab.: (Ve bütün bu gayret ve hizmetlerinle kesinlikle) Sadece RABBine (rızasını kazanmaya) rağbet et (ki dünyada izzet ve devlete, âhiret yurdunda ise cennet ve rü’yete ancak böyle ulaşılacaktır).” (İnşirâh 94/8)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12860
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta DEHR-ü-ZAMÂN..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH buyurdu ki.: Âdemoğlu ZAMÂNa söver. Hâlbuki ZAMÂN(ı var eden) BENim! Gece de gündüz de BENim Elimdedir.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den; Buhârî, Edeb, 101)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kişi doğduğu günden ihtiyarlayıp vefât ettiği güne kadar ALLAH Rızâsını kazanma uğruna yüz üstü yerlerde sürünse (yâni her türlü meşakkate katlanarak ibâdet, tâat ve hizmetlere koştursa), kıyâmet günü bu yaptığını çok yetersiz görür (daha fazla yapmış olmayı ister).” buyurmuştur.
(Ahmed, IV, 185; Beyhakî, Şuab, I, 479; Heysemî, I, 51; X, 225, 358)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Cennet Halkı, başka bir şeye değil, sadece dünyada ALLAH’ı zikretmeksizin geçirdikleri ÂN’lara, hasret ve nedâmet duyacaklardır!” buyurmuştur.
(Heysemî, X, 73-74)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Beş şey gelmeden önce beş şeyi gani’met bil.:
1-) İhtiyarlığından önce gençliğini,
2-) Hastalanmadan önce sıhhatini,
3-) Fâkirliğinden önce zenginliğini,
4-) Meşgul ZAMÂNlarından önce boş vakitlerini ve,
5-) Ölümünden önce hayâtını!.”
buyurmuştur.
(Hâkim, Müstedrek, IV, 341; Buhârî, Rikak, 3; Tirmizî, Zühd, 25)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurunca,
Ashâb-ı Kirâm: “Onun pişmanlığı nedir yâ Rasûlallah?” diye sordular.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Güzel bir müslüman ise, bu hâlini daha fazla artırmamış olduğuna; kötü bir kişi ise, o kötülükten vazgeçmediğine pişman olacaktır.”
buyurmuştur.
(Tirmizî, Zühd, 59)

Hasan-ı Basrî radiyallahu anhu.: “Öyle insÂNlar gördüm ki, sizin dirhem ve dinarlara karşı olan hırsınızdan daha ziyâde VAKİTLerini değerlendirmeye hırslı idiler.” buyurmuştur.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Muhakkak ki ZAMÂN(a ölçü olan yıl hesabı) ALLAH’ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki (ilk) biçimine dönmüştür. Sene on iki aydır. Bunlardan dördü (savaşılması) Haram Aylardır. Üçü ardı ardınadır ki bunlar; Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem Aylarıdır. (Diğeri ise) Cümâdâ (el-âhir) ile Şâban arasındaki Mudar’ın Receb ayıdır.” buyurmuştur.
(Ebû Bekre radiyallahu anhu’den; Buhârî, Bed’ü’l-halk, 2)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlim kaybolmadıkça, depremler çoğalmadıkça, ZAMÂN kısalmadıkça, fitneler ortaya çıkmadıkça, herc yani cinâyetler artmadıkça ve elinizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den; Buhârî, İstiskâ, 27)

Ebû Hüreyre radiyallahu anhu, Cum’a Gününden bahsetti ve.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Onda öyle bir ÂN vardır ki şâyet bir Müslüman kul namaz kılarken o ÂNa rastlar da ALLAH’tan bir şey isterse, (ALLAH) ona dilediğini mutlaka verir.” buyurdu.
(Müslim, Cum’a, 13)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İki ni’met vardır ki insÂNların çoğu (onları değerlendirme hususunda) aldanmıştır: SAĞlık ve boş ZAMÂN.” buyurmuştur.
(İbn Abbâs radiyallahu anhu’den; Buhârî, Rikâk, 1)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir DUÂsında.: “Gece ve Gündüzün getirdiklerinin şerrinden, rüzgârın ve ZAMÂNın getirdiği kötülüklerden ALLAH’a sığınırım.” buyurmuştur.
(İbn Ebû Şeybe, Mûsânnef, Büyû’, 91)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Öyle bir ZAMÂN gelir ki, sünnetime tutunmak, avucuna ateş almak gibi olur.” buyurmuştur.
(Hâkim)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “En iyi, en hayırlı insÂNlar benim ASRımda bulunan Müslümanlar (Eshâb-ı Kiram)dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler (Tabiin) dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler (Tebe-i tabiin) dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayınız.” buyurmuştur.
(Buharî)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Âhir ZAMÂNda sonra gelenler, önceki âlimleri câhillikle suçlayacaktır.” buyurmuştur.
(İbni Asakir)

Peygamber Efendimiz aleyhisselâm, o ZAMÂN/Âhir ZAMÂNda ne yapılacağını da bildirmiştir.:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu ümmetin son ZAMÂNlarında gelenler, önceki âlimleri kötülediği ZAMÂN, ilmini gizleyen, ALLAH’ın indirdiği Kur’ÂNı gizlemiş olur.” buyurmuştur.
(İbni Mâce, İbni Adiyy, İbni Asakir)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “(Âhir ZAMÂNda) Câmilerde binden fazla kişi namaz kılar, içlerinde bir mü’min bulunmaz!.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “(Âhir ZAMÂNda) “Hadisi bırak, Kur’ÂNa bak!.” diyerek BENİ yalanlayanlar çıkar!.” buyurmuştur.
(Ebu Ya’lâ)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “(Âhir ZAMÂNda) “Kur’ÂNdan başka delil kabul etmem!” diyenler çıkar.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlmin azalması ->Âlimlerin azalması ile olur. Câhil Din Adamları ->Kendi görüşleri ile fetvâ verir ->İnsÂNları doğru yoldan saptırırlar.” buyurmuştur.
(Buharî)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İşler ehli olmayana verildiği ZAMÂN, kıyameti bekleyin!.” buyurmuştur.
(Buharî)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ümmetim, 73 fırkaya ayrılacak; bunlardan 72’si, CeheNNeme gidecek, yalnız bir fırka kurtulacaktır. Kurtulacak olan Tek Fırka, BENİM ve Ashabımın YoLunda gidenlerdir." buyurmuştur.
(Tirmizî, İ. Mâce)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Yahudîler 71 fırkaya ayrıldılar. Birisi Cennet’te, 70’i Cehennem’dedir. Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündüler. 71’i Cehennem’de, birisi Cennet’tedir. Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şüphesiz benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılacaktır. Birisi Cennet’te, 72’si Cehennem’de olacaktır. Denildi ki: Yâ Resûlullah! Onlar kimlerdir?
Buyurdu ki.: Cemâattir.”
buyurmuştur.
(İbn Mâce, Fiten, 17)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Yahudîler 71 fırkaya ayrıldılar. Birisi Cennet’te, 70’i Cehennem’dedir. Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündüler. 71’i Cehennem’de, birisi Cennet’tedir. Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şüphesiz benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılacaktır. Birisi Cennet’te, 72’si Cehennem’de olacaktır. Denildi ki: Yâ Resûlullah! Onlar kimlerdir?
Buyurdu ki.: Kurtuluşa eren fırka =>“Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yolda olanlar”
buyurmuştur.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Fitne fesad yayıldığı ZAMÂN, SÜNNetime yapışana yüz şehîd sevâbı verilir!” buyurmuştur.
(Hâkim)


Resim
Yâ RASÛLULLAH sallallahualeyhi vesellem!.


32. SALÂVÂT-I ŞERÎFE .:

SaLât-ı MüNCiYe.: Halk arasında da meşhur olan bu salâvât kişilerin ve milletlerin başına gelen musibetlerin giderilmesinde topluca okunmakta ve neticeler alınmaktadır. Hârikadır..

RABBimiz celle celâluhu'dan, İsLâm ÂLeMinde şu günlerde çok sıkıntılar yaşayan müslüman kardeşlerimizi her türlü belâlardan, âfetlerden, kötülüklerden kurtarmasını ve korumasını dilerim. ALLAHımız celle celâluhu müslüman kardeşlerimizle beraber tek bir yürek OLaBİLmeyi bizlere bu mübârek günlerde ve gecelerde nâsib eylesin inşâe ALLAH..

Resim
Es SaLâtü ve's- SeLâmü aLeyke YÂ HÂMİLE LİVÂİ'L-HAMD..
ALLAHu TeÂLÂ'nın SaLâtı ve SeLâmı Sana OLsun!.
Ey Livâi'L- Hamd Sancağını Taşıyan
!.


Resim

TÜRKÇESİ.:

Allahümme salli ve sellim alâ,Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin salâten tüncinâ bihâ min cemî'i'l- ehvâli vel âfât Resim Ve tâkzi lenâ bihâ cemial hâcât Resim Ve tütahhirunâ bihâ min cemii's-seyyiât Resim Ve terfeunâ biha a'le'd-derecât Resim Ve tubelligunâ bihâ aksa'l- gâyat Resim Min cemi'il hayrâti fi'l-hayâti ve ba'de'l- memât Resim Birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Erhamnâ.

MÂNÂSI.:

"ALLAH'ım! Efendimiz Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'e ve Efendimiz Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'in ailesine salât-ü-selâm ihsân eyle! Öyle bir salâvât ki onun vesilesiyle bizleri bütün ehvâl (dehşetli korku) ve afat (belâ musibet) lerden kurtar (halas eyle), bütün ihtiyaçlarımızı yerine getir, bizleri tüm kötülüklerden temiz kıl, bizi yüce derecelere yükselt; bizleri dünyada ve öldükten sonra, bütün hayırların en yüksek gayelerine ulaştır (vasıl eyle, böylesine bir salâtla, ulaşımla salât ihsân et!) Rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi! Bize merhamet et!."

Resim

فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ...
"...fallâhu hayrun hâfizâ(hâfizen) ve huve erhamur râhimîn(râhimîne)" : "...ALLAH en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir!.”(Yûsuf 12/64)

MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimGÜL

Resim
*
**
****


Yâ RABBenâ!.

BEDELsiz MuhaMMedî ABDÂLLarın DİLİ-nce,
KIYASsız MahMudî EBRÂRLarın HÂLİ-nce,
ŞARTsız HAMİDî AHYÂRLarın MîM MİLİ-nce,
SEBEBsiz AHMEDî AHRÂRLarın MENZİL-ince,
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’e
İLMULLAHça SALLât u SeLâM OLsun!.

celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..



وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

ALLAHümme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike, ve
RasüLûke ve
Nebîyyi’L-ÜMMîyyi ve aLâ âLihi, EhlL-i Beytihi ve’s- Sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAH'ım =>BİZi NAHNU=MuhaMMedî OLuş Şuûruna ULAŞtır:

AkvâL-i MuhaMMed'e =>İ'tikad ve Söz =>Şerîat-ı MuhaMMed'ine,
AmâL-i MuhaMMed'e =>FiiL ve SüNNet-i Seniyye =>Tarikat-ı MuhaMMed’ine,
AhLâk-ı MuhaMMed'e =>HuLuku'L- Azîm ve HuLûkuLLah =>Mârifet-i MuhaMMed’ine,
AhvâL-i MuhaMMed'e =>Söze GeLmez HâLLer =>HaKikat-ı MuhaMMed'ine ULAŞtırıp Gark Et!.

İnşâe ALLAHu TeâLâ!.


Resim

ÂMiNn yâ Latîf ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ VeDÛD ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Vehhâb ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Settâr ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..

ÂMiNe Yâ MuÎN!.
Yâ RaBBu’L-ÂLeMîn!.
Yâ RAHMetenLi’L- ÂLeMîn!.
Ve'L- HaMduLiLLÂhiRABBu’L-ÂLeMînnn!.


*
**
****


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Cevapla

“Divanında Muhammedi Tasavvuf” sayfasına dön