İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Rasulullah (sav) Efendimizin örnek kişiliği, hayatı ve davranışları.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâmın Medine'de Kıldırdığı İlk Cumâ Namazı.:

Resim Evs ve Hazrec KabiLeLeri: Ensar.:

Evs ve Hazrec kabileleri, iki kardeşten üreyip çoğalmış oldukları halde, aralarında sık sık anlaşmazlıklar çıkar, kılıçlara sarılırlar, yıllarca çarpışır
dururlardı. Aralarındaki çarpışmaların sonuncusu ise Buas Çarpışması idi ki, Hicretten beş-altı yıl önce durmuştu.[109]
Hz. Âişe'nin dediği gibi; Hicret sırasında Evs ve Hazrec kabilelerinin toplulukları dağılmış, en asaletti ve şerefli adamları öldürülmüş veyâ yaralanmış
bulunuyordu. Sanki Yüce ALLAH İslâm Dinine hazırlamak için onları bu duruma düşürmüştü. [110]
Evs ve Hazrec kabilesinden Müslümân olanlara Ensar denir.
Ensar; nasîrkelimesinin çoğuludur. Nasîr de, nâsır'ın mübalağa sîgası olup, ziyâdesiyle yardım edici demektir.
Gaylan b. Cehrin.:
“Siz, öteden beri mi Ensar ismiyle anılırdınız? Yoksa bu ismi size ALLAH mı koydu?” sorusuna,
Enes b. Mâlik.: “Evet! Bize bu ismi ALLAH koydu!” demiştir.
Kur’ÂN-ı Kerîm'de Ensar hakkında şöyle buyurulur.:
“İslâm'da birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzellikle tâbi olanlar (yok mu?); ALLAH onlardan razı olmuştur.
Onlar da ALLAHtan razı olmuşlardır. ALLAH bunlar için-kendileri içinde temelli kalıcı olmak üzere- altlarından ırmaklar akar CeNNetler hazırladı.
İşte, bu en büyük kurtuluştur."
[111]

Resim PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâmın MedineLiLere İLk TavsiyeLeri.:

Yahudi iken Müslümân olan Abdullah b. Selâm der ki: Resûlullah Aleyhisselâm Medine'ye gelince, halk ona koşuştu. "Resûlullah geldi!" denilince, onu görmek için ben de halkın arasında onun yanına gittim.
Resûlullahın yüzünü görünce, anladım ki, onun yüzü bir yalancı yüzü değildir!
Konuşurken, kendisinden ilk işittiğim söz de.: [112]
“Ey insanlar![113] Selâmı yayınız (Selâmlaşmayı yaygınlaştırınız!) Yemek yediriniz![114] Akrabalarla ilgileniniz! [115] İnsanlar uykuda iken siz namaz kılınız ki, selâmetle CeNNete giresiniz." sözü idi.”
[116]

Resim SeLâmın Mânâsı =>SeLâm'ın ALLAH'ın İsimLerinden Biri OLuşu.:

Selâm; selâmet gibi masdar olup, kusurlardan, âfetlerden uzak ve sâlim olmak demektir.
Müslümânlar arasında alınıp verilen “Selâmün aleyküm” sözü de selâmetle DUÂ etmek mahiyetindedir.
Es-Selâm: Her türlü noksandan, kusurdan, yok olma, zevâle erme şâibelerinden tamamıyla uzak bulunan Yüce ALLAH'ın isimlerindendir.[117]
Peygamberimiz aleyhisselâm.: Selâm Yüce ALLAH'ın isimlerinden bir isimdir ki, onu ALLAH yeryüzüne koymuştur. O halde, selâmı aranızda yayınız!” buyurmuştur.[118]
Es-Selâm, Kur’ÂN-ı Kerîm'de de Yüce ALLAHın ismi olarak anıldığı gibi,[119] bunun, DUÂ mahiyetinde de, CeNNet'in ismi olarak da anıldığı vardır.[120]

Resim İnsanLık Tarihinde Geçen İLk SelâmLaşma Hadisesi.:

Yüce ALLAH, Âdem Aleyhisselâmı yarattığı zaman,[121] ona.: “Haydi, şu melekler cemâatının yanına git de, onlara[122] "Esselâmü aleyküm" diyerek[123] selâm ver[124] Senin selâmına onların nasıl karşılık vereceklerine[125] bak![126] Söyleyeceklerine iyice kulak ver[127] Çünkü, o, hem senin, hem de senin zürriyetinin selâmlaşmasıdır” buyurdu.
[128]
Adem Aleyhisselâm gidip meleklere.: “Esselâmü aleyküm!” dedi.
Melekler de.: “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!"[129] Yahut.: “Ve aleykesselâmü ve rahmetullah!” dediler.[130] Selâmlarına “Rahmetullah” sözlerini ekledirler.[131]

Resim SeLâmın Üstün ve SevâbLı Şekilleri.:

Peygamberimiz aleyhisselâm, bir mecliste otururken, bir zât gelip.: “Esselâmü aleyküm!” diyerek selâm verdi.[132]
Peygamberimiz aleyhisselâm onun selâmına karşılık verdi. Adam oturunca,
[133] Peygamberimiz aleyhisselâm: “On sevâb kazandı!” buyurdu.
Sonra başka bir adam geldi ve.: “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!” diyerek selâm verdi.[134]
Peygamberimiz aleyhisselâm, onun selâmına karşılık verdi.
Adam oturunca, [135] Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Buna yirmi sevâb var!” buyurdu.
Sonra başka bir adam geldi ve.: “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!” diyerek selâm verdi. [136]
Peygamberimiz aleyhisselâm onun selâmına karşılık verip adam oturunca.: [137] “Buna da, otuz sevâb var!” buyurdu.[138]
O sırada, meclisten bir adam kalkıp selâm vermeden gitti.
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Arkadaşınız unuttuğu şeyi (selâm vermeyi) ne çabuk da unuttun[139] Sizden biriniz meclise gelince selâm versin, oturmayı uygun görürse otursun! Meclisten ayrılmak için kalkınca da yine selâm versin! Verilmeye lâyıklık ve gereklilikte, önceki selâm sonrâkinden farklı değildir” buyurdu.[140]

Hz. Ömer der ki.: “Ben bir gün Ebu Bekir'in terkisinde giderken, Ebu Bekir rastladığı insanlara.: “Esselâmü aleyküm!” diyor,
Onlar.: “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!” diyorlardı.
Ebu Bekir.: “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!” diyor,
Onlar.: “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh!" diyorlardı.
Bunun üzerine, Ebu Bekir.: “Bugün insanlar selâm faziletinde bizi pek çok geçtiler!” dedi."
[141]
Selâm vermek veyâ verilen selâmı almak, Müslümânın Müslümân üzerindeki haklarındandır.[142] Selâmlaşmakta cimrilik etmek, iyi sayılmamıştır.[143]
Peygamberimiz aleyhisselâm; evine selâm vererek giren kimsenin hem ALLAH'a karşı korunmuş olacağını,[144] hem de bunun kendisine ve ev halkinâ bereket getireceğini haber vermiştir.[145]

Resim SeLâm VERme ve ALmanın Hükmü ve Âdâbı.:

Selâm vermek nâfile bir ibâdet olmakla beraber, verilen selâmın alıninâsı gerekmektedir.[146] Selâm verilirken de.:
1-) Binitli olan, yayaya,
2-) Yaya, oturana,
3-) Azlık, çokluğa,[147]
4-) Yaşça küçük olan, büyük olana önce selâm verir.[148]
5-) Selâmı cemâat içinden birisine tahsis ederek vermek mekruhtur ve Kıyâmet alâmetlerindendir.[149]
6-) Tanıdığına ve tanımadığına selâm vermek İslâm'ın hayırlı hasletlerindendir.[150]
7-) Peygamberimiz aleyhisselâm; Mekke'nin fethinde yanına gelen ve kendisine selâm veren amcası Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani Hatuna.: “Merhaba=hoşgeldin Ümmü Hani!” buyurdu.[151]
Yanına geldikçe Hz. Fâtıma'ya da.: “Merhaba kızcağızım!” buyurup, onu sağına veyâ soluna oturttuğu bildirilmektedir.[152]
8-.) Müslümân olmayanların verdikleri selâma “ve aleyküm!” denilerek mukâbele edilir.[153]
9-) Mü'min kardeşi ile selâmlaşmak, musafaha ile tamamlanır. [154]
Musafaha; iki kişinin, esenleşmek için birbirlerinin ellerini-avuç içleri birbirine yapışacak biçimde-tutuşmalarına ve yüzyüze gelmelerine denir.[155]
10-) Enes b. Mâlik der ki.:
“Biz.: “Yâ Rasûlallah! Bazımız bazımıza (hürmeten) eğilebilir mi?" diye sorduk. Resûlullah Aleyhisselâm.: "Hayır!" buyurdu.
11-12-) “Bazımız bazımızla kucaklaşabilir mi?' diye sorduk. Resûlullah Aleyhisselâm.: “Hayır! Fakat, musafaha ediniz!” buyurdu.”[156]
“Bir adam.: “Yâ Rasûlallah! İçimizden biri, bir din kardeşi veyâ bir dostu ile karşılaşınca, ona (hürmeten) eğilebilir mi?" diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm.: “Hayır!” buyurdu.
“Onu kucaklayabilir ve öpebilir mi?” diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm.: “Hayır!” buyurdu.
Adam.: “Onun elini tutar ve kendisi ile musafaha yapabilir mi?” diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm.: “Evet!” buyurdu.”[157]
13-) Ebû Mes'ûd el-Ensârî der ki.: “Bir gün, Berâ' b. Âzib'e rastlamıştım. Bana selâm verdi.
Elimi tutup yüzüme güldü ve.: “Sana niçin böyle yaptım, biliyor musun?” diye sordu.
Ona.: “Bilmiyorum! Fakat senin her yaptığın şeyde hayırdan başka birşey görmem!” dedim.
Bunun üzerine.: “Resûlullah Aleyhisselâm da, bana rastlayınca, sana yapmış olduğumun tıpkısını bana yapmış ve niçin böyle yaptığını benden sormuştu. Ben de senin şimdi bana söylemiş olduğun gibi söylemiştim.
Resûlullah Aleyhisselâm da.: “Müslümânlardan iki kişi karşılaşır da birisi öbür arkadaşına selâm verir ve elini tutarak musafaha yaparsa, Yüce ALLAH onların günahlarını-onlar daha birbirlerinden ayrılmadan önce-bağışlar.” buyurmuştu.” dedi.”[158]
Berâ' b. Âzib'in kendisi de.: “Resûlullah Aleyhisselâm.: “Birbirlerine kavuşup da musafaha yapan iki Müslümân yoktur ki, onlar daha birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanmış olmasın!” buyurdu” demiştir.[159]
14-) Küçük çocuklarla musafaha yerine onların üç kere başları sığanır, okşanır, kendileri için “ALLAH sana bereket versin!” diyerek DUÂ edilir.[160]
15-) Erkeklerin kadınlarla musafaha yapmaları, el sıkışmaları câiz değildir.
Esmâ binti Zeyd Hatun, Peygamberimiz aleyhisselâmın bey'at etmek isteyen Ensar kadınlarına.: “Ben kadınlarla musafaha yapmam!” buyurduğunu;[161]
Hz. Âişe de, Peygamberimiz aleyhisselâmın, kadınlardan bey'at alırken bile elinin onlardan hiçbirinin eline,[162] avucunun onlardan hiçbirinin avucuna[163] değmediğini bildirmiş;[164] “Bey'atını sözle aldığı her kadına.:[165] “Git, senin bey'atını aldım.” buyururdu” demiştir.[166]
16-) İslâm'da ilk topluca musafaha, Medine'ye geldikleri zaman, Yemenliler tarafından yapılmıştır.[167]

Resim Berâ' b. Ma'rur'un Vefâtı ve Cenâze Namazının KıLınışı.:

Berâ' b. Ma'rur; Hazrec Kabilesinden ve Ensarın başkanlarından olup,[168] Safer Ayında, Peygamberimiz aleyhisselâm Medine'ye gelmeden bir ay önce vefât etmişti.
Ölüm döşeğine düştüğü zaman, âilesine.: “Kabrimde, beni Kâbe'ye doğru yöneltiniz!” demiş, dediği yapılmıştı.[169]
Kendisi Hac Mevsiminde Mekke'ye geleceğini, Peygamberimiz aleyhisselâma vaad etmiş bulunuyordu.
Hac Mevsimine erişemeden ölüm döşeğine düşünce, âilesine.:
MuhaMMed (Aleyhisselâm)a olan va'dim dolayısıyla beni Kâbe'ye doğru çeviriniz! Çünkü, ben ona gelmeyi va'd etmiştim!” demiş ve böylece sağ ve ölü olarak Kâbe'ye yönelenlerin ilki olmuştu.[170] ALLAH ondan razı olsun!
Peygamberimiz aleyhisselâm, Medine'ye gelince, Berâ' b. Ma'rur'un kabrine ashabı ile birlikte gitti. Kabrinin üzerinde saf bağlayıp cenâze namazını kıldı ve.: ALLAH'ım! Onu yarlığa! Ona rahmet et, ondan hoşnut ol!” diyerek DUÂ etti.
Berâ' b. Ma'rur, Akâbe Bey'atnda bulunan Ensar kabileleri temsilcilerinden ilk vefât eden ve kabri üzerinde cenâze namazı kılınan zât idi.[171]

Resim Cenâze Namazı ve Bu Namaza Ait Bazı BiLgiler.:

Cenâze namazı, farz-ı kifâyedir. Ölen bir Müslümânın cenâze namazını Müslümânlardan bir kısmı kılınca, öteki Müslümânların üzerinden cenâze
namazı kılma borcu kalkar.[172]
Cenâze namazı, abdestli olarak ayakta, Kıbleye karşı dönülerek, rükûsuz, secdesiz, dört defâ tekbir alınınak sûretiyle kılınır.
İmam, cenâzeye karşı, cemâat da imamın arkasında saf olurlar.[173] İmam ve cemâat ellerini kulaklarına kadar kaldırarak tekbir alıp ellerini bağlarlar. İçlerinden “Sübhâneke allâhümme...” DUÂsını okurlar.
Eller kaldırılmaksızın, imamın açıktan aldığı ikinci tekbire cemâat içinden katılır ve “Allâhümme salli” ve “Allâhümme bârik...” salâvâtlarını okurlar.
Üçüncü tekbir alınınca.:
ALLAH'ım! Bizim dirimizi, ölümüzü, küçüğümüzü, büyüğümüzü, erkeğimizi, kadınımızı, burada bulunanımızı, bulunmayanımızı yarlığa!
Sen, bizden kimi yaşatırsan, müslümân olarak yaşat! Sen, bizden kimi öldürürsen, mü'min olarak öldür![174]
ALLAH'ım! Bizi bu ölünün ecrinden mahrum etme! Onun ardından, bizi azdırma!”
meâlli DUÂ okunur.
Dördüncü tekbir alınınca, imamla birlikte, önce sağ tarafa, sonra da sol tarafa selâm verilir.
Cenâze Namazına katılana bir kırat ağırlığında, defin esnâsında da bulunana iki kırat ağırlığında ecir ve sevâb verilir ki, her kırat Uhud dağı büyüklüğü ve ağırlığındadır.
Cenâze giderken, hürmeten ayağa kalkılır.
Cenâze sesler ve meş'alelerle tâkip edilmez.[175]
Cenâze DUÂsı olarak Fâtiha Sûresini okumak da, sünnettendir.[176]
Cenâze kabre konulurken.: “Bismillah alâ milleti Rasûlillah= ALLAH'ın ismi ve Resûlullah'ın dini üzere!” denilir.[177]

Resim Yeryüzünde KıLınan İLk Cenâze Namazı.:

Yeryüzünde ilk cenâze namazı, Adem Aleyhisselâm için kılınmıştır.
Âdem Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düştüğü zaman, Oğullarına.: “Oğulcuklarım! Ben CeNNet meyvelerinden yemeyi özlüyorum!” dedi.
Oğulları onu babaları için aramaya, elde etmeye gittiler, meleklerle karşılaştılar.
Meleklerin yanlarında, Âdem Aleyhisselâm için kefen, güzel koku ile kazma, kürek ve zenbil vardı.
Melekler.: “Ey Âdem'in Oğulları! Nereye gidiyorsunuz ve ne istiyorsunuz?” diye sordular.
Onlar da.: “Babamız hastadır. CeNNet meyvelerinden yemeyi arzuluyor. Onu toplamak için bizi gönderdi” dediler.
Melekler onlara.: “Geri dönünüz! Babanızın eceli geldi!” dediler.
Âdem Aleyhisselâmın Oğulları, meleklerle birlikte geri döndüler.
Melekler Âdem Aleyhisselâmın yanına girince, Hz. Havva korktu ve Âdem Aleyhisselâma yapıştı.
Âdem Aleyhisselâm, ona.: “Yüce RABBimin melekleriyle benim aramdan çekil!” dedi.
Bunun üzerine melekler Âdem Aleyhisselâmın ruhunu kabzettiler.
Sonra onu yıkadılar, kefenlediler, güzel koku ile kokuladılar. Kabrini kazdılar.
Meleklerden birisi öne geçti. Öteki meleklerde onun arkasına durdular.
Âdem Aleyhisselâmın Oğulları da onların arkasında sıralandılar.
Cenâze namazını kıldılar.
Melekler kabrin içine girip Âdem Aleyhisselâmı kabre indirdiler, kâbirden çıktılar.
Kabrin üzerini kerpiçle kapattılar.
Kabrin üzerine toprak çektikten sonra.: “Ey Âdem'in Oğulları! İşte, ölüleriniz hakkında tutacağınız yol budur!” dediler.[178]

Resim Ensardan Yüz Seksen Kişinin PEYGAMBERİMİZe Bey'at Edişi.:

Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî der ki.: “Bir gün, Resûlullah Aleyhisselâma ve Ebu Bekir'e yetecek kadar yemek yapıp getirince,
Resûlullah.: “Git, bana Ensarın eşrafından otuz kişi çağır!” buyurdu.
Yanımda hazırladığım yemeğe ekleyecek birşey bulunmadığından, bu bana çok ağır geldi. Biraz ağırdan aldım.
Peygamber Aleyhisselâm, tekrar.: “Git, bana Ensarın eşrafından otuz kişi çağır!” buyurdu.
Bunun üzerine, gidip onları çağırdım, geldiler.
Gelince, onlara.: “Yemek yiyiniz!” buyurdu.
Yediler. Önlerinden, ancak bir kısmını yiyebildiler!
Bu mucize karşısında, Peygamber Aleyhisselâmın Resûlullah olduğuna şehâdet ve oradan ayrılmadan Peygamber Aleyhisselâma bey'at ettiler.
Peygamber Aleyhisselâm, bundan sonra.: “Git, bana Ensarın eşrafından altmış kişi çağır!” buyurdu.
Vallahi, altmış kişi beni otuz kişiden daha çok korkuttu!
Gidip çağırdım.
Onlar da önlerinden ancak bir kısmını yiyebildiler!
Bu mucize karşısında, Peygamber Aleyhisselâmın Resûlullah olduğuna şehâdet ve daha oradan ayrılmadan Peygamber Aleyhisselâma bey'at ettiler.
Bundan sonra, Resûlullah Aleyhisselâm.: “Git, bana Ensarın eşrafından doksan kişi çağır!” buyurdu.
Beni, bu doksan kişi, altmış ve otuz kişiden daha çok korkuttu.
Onları da gidip çağırdım. Yemekten yediler.
Onlar da önlerinden ancak bir kısmını yiyebildiler ve bu mucize karşısında Peygamber Aleyhisselâmın Resûlullah olduğuna şehâdet ve daha oradan
ayrılmadan da Peygamber Aleyhisselâma bey'at ettiler. İşte o zaman bu yemekten yüz seksen zât yedi ki, hepsi de Ensardan idiler.”[179]
Yüce ALLAH, onların hepsinden razı olsun![180]

Resim Ensar KadınLarının Bey'at Edişi.:

Ensar kadınlarından Ümmü Atiyye'nin bildirdiğine göre.:
Peygamberimiz aleyhisselâm, Medine'ye gelince, Ensar kadınlarını bir eve topladı.
Onlara Hz. Ömer'i gönderdi.
Hz. Ömer evin kapısına dikildi, selâm verdi ve Peygamberimiz Aleyhisselâmın selâmını onlara söyledi ve.:
“Ben size Resûlullah Aleyhisselâmın gönderdiği Elçiyim!” dedi.
Onlar da.: “Resûlullah'a ve Resûlullah'ın Elçisine merhaba!” dediler.
Hz. Ömer.: ALLAH'a hiçbir şeyi şerik koşmayacağınıza,
Zinâ etmeyeceğinize,
Çocuklarınızı öldürmeyeceğinize,
Ellerinizle ayaklarınız arasından bir iftira düzüp getirmeyeceğinize,
Mârufta (meşru olan hususlarda) Resûlullah'a karşı gelmeyeceğinize dâir, bana bey'at ediniz!”
dedi.
Kadınlar.: “Olur!” dediler ve evin içinden, bey'at için, ellerini dışarıya doğru uzattılar.
Hz. Ömer de evin dışından elini onlara doğru uzattı.
Sonra da.: ALLAH'ım! Şâhid ol!” dedi.[181]

İbn Sa'd'ın Tabakâtü'l-Kübrâ'sında isimleri ile kaydettiğine göre,
Peygamberimiz aleyhisselâma bey'at eden Evsve Hazrec kabilesi kadınlarının sayısı 343tü.[182]
Rebiülevvel ayından ikinci yıl Safer ayına kadar, Medine'de, Evs kabilesinden Müslümân olmayan, müşrikliği bırakmayan yalnız Vâkıf, Hatma,
Vâil ve Ümeyye Oğulları kaldı.[183]
Peygamberimiz aleyhisselâm bey'at eden Ensar kadınlarından Ümmü Âmir der ki.:
Resûlullah Aleyhisselâmın mescidimizde akşam namazını kıldığını görünce, hemen evime gelip biraz ekmekle hurma pekmezi (veyâ kuru üzüm) getirdim ve.: “Babam, anam sana fedâ olsun! Ye!” dedim.
Resûlullah, ashabına.: “Yiyiniz! Bismillah!” buyurdu.
Kendisi ve kendisiyle birlikte gelen ashabı ve evde bulunanlar da, ondan yediler.
Varlığım Kudret Elinde bulunan ALLAH'a yemin ederim ki; kırk kişilik erkekler cemâati, ne hurma pekmezinin (veyâ kuru üzümün) bir kısmını, ne de
ekmeğin tamamını yiyebildiler!
Yanımda bulunan kırbadaki sudan da içtikten sonra, ayrıldılar.
Hastalandıkça veyâ hayır ve bereket umdukça bu kırbadaki sudan içtik durduk!”
[184]

Resim Ümmü Süleym Hatunun OğLunu ve Kendisine Tâlib OLan Ebu TaLha'yı Müslümân Edişi.:

Neccar Oğullarından Milhan b. Mâlik'in kızı ve Ümmü Haram'ın kızkardeşi olan Ümmü Süleym Hatun, Mâlik b. Nadr ile evli idi.
Ümmü Süleym Hatun Müslümân olup Peygamberimiz aleyhisselâma bey'atettiği sırada, oğlu Enes b. Mâlik yanında değildi.
Enes b. Mâlik, Annesinin Müslümân olduğunu öğrenince, geldi ve ona.: “Sen dinden çıktın, saptın mı?!” dedi.
Ümmü Süleym Hatun.: “Ben dinden çıkmadım ve sapmadım! Fakat, şu (yurdumuza gelen) zâta imân ettim!” dedi ve Enes'e de İslâm Dinini telkin etti. Eliyle işâret ederek.:
“Haydi, sen de.: “Şehâdet ederim ki; MuhaMMed (Aleyhisselâm) ALLAH'ın Resûlüdür" de bakayım?” dedi.
Enes b. Mâlik, annesinin istediğini yapınca, babası Mâlik.: “Oğlumun itikadını bozma!” dedi.
Mâlik evden çıkıp gidince bir düşmanıyla karşılaştı ve öldürüldü.
Medineli müşriklerden Ebu Talha, Ümmü Süleym'le evlenmek istedi.
Ümmü Süleym Hatun, onunla evlenmeye yanaşmadı.: “Sen, sana ne zararı, ne de yaran olmayan bir taşa tapmayı nasıl uygun görürsün?!
Bir marangozun getirip senin için yonttuğu bir ağaç parçasının sana ne zararı, ne yararı dokunur?!”
dedi.
Ümmü Süleym Hatunun sözü, Ebu Talha'nın kalbine tesir etti.
Ebu Talha, Ümmü Süleym Hatuna, evlenme talebini tekrarladı.
Ümmü Süleym Hatun.:
“Ey Ebu Talha! Sen, sizin tapmakta olduğunuz putlarınızı filan âilenin marangoz kölesinin ağaçtan yontup yaptığını; ve ona bir ateş parlatacak
olursanız hemen tutuşup yanacağını bilmez misin?!”
deyince, Ebu Talha onun yanından ayrıldı.
Ebu Talha, başka bir gün gelip, evlenme talebini tekrarladı.
Ümmü Süleym Hatun, yine.: “Ey Ebu Talha! Senin tapmakta olduğun put, yerde biten ve filan Oğullarının Habeşî kölesinin yonttuğu değil midir?” dedi.
Ebu Talha.: “Evet!” deyince,
Ümmü Süleym Hatun.: “Sen, yerde biten ve filan Oğullarının Habeşî kölesi tarafından yontulan birşeye tapmaya utanmaz mısın?!
Sen, ALLAH'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve MuhaMMed (Aleyhisselâm)ın Resûlullah olduğuna şehâdet etsen de, senden bundan başka mihr istemeyerek sana varsam olmaz mı?”
dedi.
Ebu Talha.: “Bırak beni, bir düşüneyim!” dedi, gitti.
Düşünüp taşındıktan sonra, geldi ve.: “Bana yaptığın teklifi kabul ettim: ALLAH'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve MuhaMMed (Aleyhisselâm)ın Resûlullah olduğuna şehâdet ediyorum!” deyince,
Ümmü Süleym Hatun, oğlu Enes b. Mâlik'e.: “Kalk ey Enes! Ebu Talhayı benimle evlendirmek için, gereğini yap!” dedi.
[185]
Enes b. Mâlik der ki.: Resûlullah Aleyhisselâm, Medine'ye geldiği zaman, ben sekiz-on yaşında idim.[186]
Annem bana başörtüsünün yarısını izar, yarısını da ridâ yaptı.[187] Beni elimden tutup Resûlullah Aleyhisselâma götürdü ve:
Yâ Rasûlallah! Ensar erkek ve kadınlarından sana hediye vermeyen kimse kalmadı.
Ben, bu oğlumdan başka, sana hediye edecek birşeye mâlik değilim.[188]
Yâ Rasûlallah! Bu oğlum Enes'ciktir! Sana hizmet eder, senin hizmetçindir!
Onun hakkında ALLAH'a DUÂ et!”
dedi.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselâm.: ALLAH'ım! Bunun malını ve evladını çoğalt![189] Verdiğin şeylerde, onun için bereket ihsân et!” diyerek DUÂ etti.[190]
Resûlullah Aleyhisselâm, benim için üç şey hakkında DUÂ etti.
İkisini dünyada gördüm.:
Vallahi, mâlim pek çoktur!
Çocuklarımın ve çocuklanmın çocuklarının sayısı ise, bugün yüz civarındadır!
Üçüncüsünü de, âhirette göreceğimi umuyorum!”
[191]
Yüce ALLAH, onlardan razı olsun![192]

Resim Yahudi ÂLimLerinden AbduLLah b. SeLâm'ın MüsLümân OLuşu.:

Abdullah b. Selâm[193], Yusuf Aleyhisselâmın neslindendi.[194] Medine Yahudilerinin ulularından ve âlimlerindendi.[195]
Medine'deki İsrâil Oğullarının âlimlerinden başlıcaları[196] beş kişi olup, bunlardan birisi Abdullah b. Selâm'dı.[197]
Abdullah b. Selâm'ın babası Selâm da Yahudi âlimlerindendi.
Abdullah b. Selâm der ki.:
“Ben Tevrat'ı ve tefsirini, babamdan öğrenmiştim.
Babam, bir gün; âhir zamanda gelecek peygamberin sıfatını, alâmetini ve yapacağı işler hakkındaki âyeti bana anlattı ve:
"Eğer o Harun Evladından gelecek olursa ona tâbi olurum, yoksa tâbi olmam!” dedi.
Peygamber Aleyhisselâmın Medine'ye gelişinden önce, öldü.[198]
Resûlullah Medine'ye, Kubâ'ya gelip Amr b. Avf Oğullarının evine ininceye kadar, sustum.
Ben kendime ait hurma ağacının üzerinde uğraşır,[199] yaş hurma toplarken,
[200] Benî Nadîrlerden birisinin.:
“Bugün, Arapların bekledikleri adamları geldi!” diye bağırdığını işittim ve bir kimse de gelip onun geldiğini bana haber verince,[201] beni bir titreme tuttu, yüksek sesle[202] “ALLAHu Ekber!” diyerek tekbir getirdim.
O sırada, Halide binti Haris, hurma ağacının altında oturuyordu.[203] Kendisi çok yaşlı idi.[204]
Tekbirimi işitince.: ALLAH seni umduğuna erdirmesin, elini boşa çıkarsın ey habîs!
Vallahi Musa b. İmran'ın gelişini işitmiş olsaydın, bundan daha fazlasını yapmazdın!”
diyerek çıkıştı.
Ona.: “Ey hala! Vallahi, o,[205] Musa b. İmran'ın kardeşidir.[206] Onun gibi, Peygamberdir.[207] Onun dinindedir. Onun gönderildiği şeyle gönderilmiştir.” dedim.
Bunun üzerine, halam.: “Ey kardeşimin oğlu! Yoksa, o Kıyâmete yakın, gönderileceği bize haber verilmiş olan peygamber midir?” dedi.
“Evet!” dedim.
Halam.: “Peki öyleyse!” dedi.[208]
Resûlullah geldi” denilince, onu görmek için, halkın arasında ben de gittim.
Resûlullah'ın yüzünü görünce, anladım ki, onun yüzü yalancı yüzü değildir.” [209]
Abdullah b. Selâm, Peygamberimiz aleyhisselâmın yanına varınca.:
“Ben sana üç soru soracağım ki, bunların cevâblarını ancak peygamber olan bilebilir” dedi:
1-) Kıyâmet alâmetlerinin evvelkisi nedir?
2-) CeNNetlikler CeNNete girince ilk önce hangi yiyeceği yiyeceklerdir?
3-) Çocuk ne sebeble babasına benzer ve hangi sebeble annesine benzer?”
diye sordu.
Peygamber Aleyhisselâm.:
“Bu soruları, senin önün sıra, Cebrâil (Aleyhisselâm) bana gelip haber vermişti:
1-) Kıyâmet alâmetlerinin en öncesi bir ateştir ki, o insanları doğudan batıya sürecektir!
2-) CeNNetliklerin yiyeceği ilk yiyecek de, balık ciğerinin sarkmış olan fazlasıdır!
3-) Çocuğun babaya veyâ anaya çekmesine gelince.:
Cinsî münasebette erkeğin suyu kadınınkinin önüne geçerse, çocuk babaya benzer. Kadının suyu erkeğin suyunun önüne geçerse, çocuk anaya benzer!”
buyurdu.
Bunun üzerine, Abdullah b. Selâm.:[210]
“Ben şehâdet ederim ki; ALLAH'tan başka hiçbir ilâh yoktur![211]
Ben şehâdet ederim ki; Sen, hiç şüphesiz, ALLAH'ın Resûlüsün![212]
Yâ Rasûlallah! Yahudiler, insanı hayrette bırakacak derecede yalan söyleyen, asılsız isnad ve iftiralarda bulunan haksız bir kavimdir. Eğer, sen beni onlardan sormadan önce onlar benim Müslümân olduğumu öğrenirlerse, senin yanında bana akla gelmedik isnad ve iftiralarda bulunurlar.[213]
Sen beni odalarından birine koyarak gizledikten sonra, onlar arasındaki durumumu, nasıl olduğumu onlara sormanı; bunu Müslümân olduğumu
öğrenmelerinden önce sana haber vermelerini istiyorum”
dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, onu odalarından birisine koydu.[214]
Yahudilere haber saldı, geldiler.[215]
Onlara.: “Ey Yahudi Cemâatı! Yazıklar olsun size! ALLAH'tan korkunuz!
Kendisinden başka ilâh olmayan ALLAH'a yemin ederim ki: Siz benim Resûlullah olduğumu ve benim size hak ve gerçeği getirdiğimi muhakkak biliyorsunuzdur! Müslümân olunuz!”
buyurdu.
Yahudiler, üç kere.:
“Biz bunu bilmiyoruz! Biz bunu bilmiyoruz! Biz bunu bilmiyoruz!” dediler.[216]
Peygamberimiz aleyhisselâm, onlara.: “İçinizde[217] Husayn,[218] Abdullah b. Selâm, nasıl adamdır?” diye sordu. [219]
Yahudiler.:
“Bizim seyyidimizdir ve seyyidimizin de oğludur![220]
Bizim en âlimimizdir ve en âlimimizin de oğludur.[221]
Bizim hayırlımızdır ve hayırlımızın da oğludur!”
dediler.[222]
Resûlullah Aleyhisselâm, onlara.:
“İbn Selâm Müslümân olduysa ne dersiniz?[223] Siz de Müslümân olur musunuz?” diye sordu.[224]
Yahudiler.:
“Hâşâ! O, Müslümân olmaz![225] ALLAH onu böyle şeyden korusun!” dediler. [226]
Bunun üzerine, Peygamber Aleyhisselâm.: “Ey İbn Selâm! Çık bunların yanına!” buyurdu.[227]
Abdullah b. Selâm, hemen yanına çıkıp onlara.:
“Ey Yahudi cemâatı! ALLAH'tan korkunuz!
Onun size getirdiği şeye yöneliniz!
Vallahi, siz de muhakkak biliyorsunuz ki, o ALLAH'ın Resûlüdür!
Onun ismini ve sıfatını yanınızdaki Tevratta da yazılı bulmuş bulunuyorsunuz.
Ben şehâdet ederim ki, o Resûlullah'tır!
Ben ona imân etmiş, onu doğrulamış ve onun Resûlullah olduğunu bilmiş bulunuyorum!”
dedi.[228]
Abdullah b. Selâm.:
“Ben şehâdet ederim ki; ALLAH'tan başka hiçbir ilâh yoktur!
Ve yine şehâdet ederim ki; MuhaMMed (Aleyhisselâm) ALLAH'ın Resûlüdür!” diyerek imân ve ikrârda bulunduğu zaman,[229] Yahudiler ona türlü hakaret ve iftiralarda bulundular:[230]
“Bu, bizim en şerlimizdir ve en şerlimizin de oğludur![231]
Bu, bizim en câhilimizdir ve en câhilimizin de oğludur!”
dediler.[232]
Abdullah b. Selâm.:
“Yâ Rasûlallah! Onların çok iftiracı, gaddar, yalancı ve fâcir bir kavim olduklarını sana haber vermemiş mi idim? (İşte böyle olduklarını gösterdiler)”
dedi.
Bundan sonra, Abdullah b. Selâm da, ev halkı da Müslümânlıklarını açıkladılar.[233]
Halaları Halide binti Haris Hatun da Müslümân oldu ve İslâm âmelleri ile Müslümânlığını güzelleştirdi.[234]
Abdullah b. Selâm Müslümân olduğu zaman, Yahudi âlimlerinden.:
1-) Huyey b. Ahtab,
2-) Ka'b b. Esed,
3-) Ebu Râfi',
4-) Eşya',
5-) Şemvil b. Zeyd:
“Arapta peygamberlik olmaz! Senin Adamın bir hükümdardır!” diyerek Müslümânlıktan vazgeçirmek istedilerse de. muvaffak olamadılar.[235]


*
**
****


DiP NOTLAR.:



[109] Ibn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 604, c. 4, s. 384.
[110] Buhârî, Sahîh.c. 4 . s. 221.
[111] Tevbe: 100.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/53-54.
[112] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 451 , Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 652, Dârimî,Sünen, c. 2, s. 188, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 423, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 13, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 922, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 265.
[113] İbn Sa'd, c. 1, s. 235, Tirmizî, c. 4, s. 652, Dârimî, c. 2, s. 188, İbn Mâce, c. 1, s. 423, Hâkim, c. 3, s. 13, İbn Abdilberr, c. 3, s. 922 İbn Esîr,c.3, s. 265.
[114] İbn Sa'd, c. 1 , s. 235, Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 451, Tirmizî, c. 4, s. 652, Dârimî, c. 2, s. 188, İbn Mâce, c. 1, s. 423, Hâkim, c. 3, s. 13, İbn
Abdilberr, c. 3, s. 922 İbn Esîr, c. 3, s. 265.
[115] İbn Sa'd, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 451, Dârimî, c. 2, s. 188, İbn Mâce.c.1, s. 423, Hâkim, c. 3, s. 13, İbn Abdilberr, c. 3, s. 922 İbn Esir, c. 3, s. 265.
[116] İbn Sa'd, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 451, Tirmizî, c. 4, s. 652, Dârimî, c. 2, s. 188, İbn Mâce, c. 1, s. 423, Hâkim, c. 3, s. 13, İbn
Abdilberr, c. 3, s. 922 İbn Esîr, c. 3, s. 265.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/54.
[117] İbn Esîr, Nihâye, c. 2, s. 392, 393, Asım Efendi, Kamus Tercemesi, c. 3, s. 481.
[118] Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 257.
[119] Haşr: 23.
[120] Nahl: 59, En'am: 54. 127, Vakıa: 90-91. Ahzab: 44. Yunus: 10. 25. Araf: 46. Yâsîn: 58.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/54-55.
[121] Buhârî, Sahih, c. 7, s. 1 25, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2183.
[122] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 31, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 315, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 102, Müslim, c. 4, s. 2183-2184, Taberî, Târih, c. 1, s. 48, İbn Asâkir, Târih, c. 2, s. 344, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 30, Ebu'l-Fidâ, el Bidâye ye'n-nihâye, c. 1,s.87.
[123] İbn Sa'd, c. 1, s. 31, Taberi, c. 1, s. 48, İbn Esîr, c. 1, s. 30, Ebu'l-Fidâ, c. 1 , s. 87.
[124] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 315, Taberî, c. 1, s. 48, İbn Esîr, c.1, s. 30, Ebu'l-Fidâ, c. 1,s.87.
[125] İbn Sa'd, c. 1, s. 31, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 31 5, Buhârî, c. 4, s. 102, Müslim, c. 4, s. 2184, İbn Asâkir, c. 2, s. 345.
[126] İbn Sa'd, c. 1, s. 31, Ebu'l-Fidâ, c. 1 , s. 87.
[127] Ahmet b. Hanbel, c. 2, s. 315, Buhârî, c. 4, s. 1 02, Müslim, c. 4, s. 2184, İbn Asâkir, c. 2, s. 345.
[128] İbn Sa'd, c. 1, s. 31, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 315, Buhârî, c. 4, s. 102, Müslim, c. 4, s. 2184, Taberi, Târih, 11, s. 49, İbn Asâkir, c. 2, s. 345, İbn Esîr, c. 1,s.3O.
[129] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 315, Buhârî, c. 4, s. 1 02, Müslim, t 4, s. 2184, İbn Asâkir, c. 2, s. 344.
[130] İbn Sa'd, c. 1, s. 31, Taberi, c. 1, s. 48, 49, İbn Esîr, c. 1 , s. 30.
[131] Ahmed b. Hanbel. c. 2. s. 315. Buhârî. c. 4. s. 1 02. Müslim. c.4.s. 2184. İbn Asâkir. c. 2. s. 344.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/55-56.
[132] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 439, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 350, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.53, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 190.
[133] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 439, E bu Dâvud, c. 4, s. 350.
[134] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 439, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, c. 4, s. 350, Tirmizî, c. 5, s. 53, Dârimî, c. 2, s. 190.
[135] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 439-440, E bu Dâvud, c. 4, s. 350.
[136] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 440, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 350, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 53, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 1 90.
[137] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 440, E bu Dâvud, c. 4, s. 350.
[138] Ahm ed b. Hanbel, c. 4, s. 440, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, c. 4, s. 350, Tirmizî, c. 5, s. 5, Dârimî, c. 2, s.190.
[139] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 438, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 256.
[140] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 287, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 256, Ebu Dâvud, c. 4,353, Tirmizî, c. 5, s. 62, 63.
[141] Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 256.
[142] Buhârî, Sahîh.c. 2, s. 70, Edebü'l-müfred, s. 257, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1075.
[143] Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 268.
[144] Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 281, Ebu Dâvud, c. 3, s. 7.
[145] Tirmizî. c. 5. s. 59.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/56-57.
[146] Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 268.
[147] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 444, Buhârî, Sahih, c. 127, Edebü'l müfred, s. 258, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1703, EbuDâvud, Sünen, c. 4, s. 351, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 61-62, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 188.
[148] Buhârî, Sahîh, c. 7, s. 1 28, Edebü'l-müfred, s. 259, Ebu Dâvud, c. 4, s. 351, Tirmizî, c. 5, s. 61 .
[149] Ahmed b. Hantael, c. 1, s. 407, 408, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 270, Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 445-446, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 7, s. 329.
[150] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 9, Edebü'l-müfred, s. 270, Müslim, c. 1,s.65, Ebu Dâvud, c. 4, s. 350.
[151] Ahmedb. Hanbel, c. 6, s. 425, Buharı, c. 7, s. 110, Tirmizî, c. 5, s. 78.
[152] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 247, Ahmedb. Hanbel, c. 6, s. 282, Buhârî, c. 5, s. 141 , Müslim, c. 4, s. 1904.
[153] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 398, Buhârî, c. 7, s. 133, 134, Edebü'l müfred, s. 283, 284, Müslim, c. 4, s. 1705, 1706, Ebu Dâvud, c. 4, s. 353, İbn
Mâce, Sünen, c. 2, s. 1219.
[154] Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 251.
[155] İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 34, Mütercim Âsim Efendi, Kâmusu'l-Muhît Tercemesi, c. 1, s. 490.
[156] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1220.
[157] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 75.
[158] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 289.
[159] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 289, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 354, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 74, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1220.
[160] Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 251.
[161] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 6, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 454.
[162] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 114, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 960.
[163] Müslim, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, c. 2,5.960.
[164] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 114, Müslim, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, c. 2, s. 960.
[165] Müslim, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, c. 2, s. 960.
[166] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 114, Müslim, c. 3, s. 1489, İbn Mâce, c. 2, s. 960.
[167] Ahmed b. Hanbel. c. 3. s. 212. Buhârî. Edebü'l-müfred. s. 251.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/57-60.
[168] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 86.
[169] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 619, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf.c. 1,s. 246.
[170] İbn .Abdilber, İstiâb, c. 1, s. 152-153, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 171.
[171] İbn Sa'd. Tabakât. c. 3. s. 620.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/60-61.
[172] Kâsâni, Bedayıu's-sanayı, c. 1, s. 311.
[173] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 88, 89, 91, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 342-347, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 478479, Nesâî, Sünen, c. 4, s. 70-72.
[174] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 368, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 211, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 344, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 480, Beyhakî,
Sünenü'l-kübrâ, c. 4, s. 41.
[175] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 203.
[176] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 91, Tirmizî, c. 5, s. 345.
[177] Ahmed b. Hanbel. c. 2. s. 27. Tirmizî. c. 3. s. 364.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/61-62.
[178] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 33, 34, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 3, s. 243, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 136, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 344, 345, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 8, s. 199.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/62-63.
[179] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 428, Kadı İyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 243-244, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 280, Heysemî, Mecmau'z zevâid, c. 8, s. 303.
[180] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/63-64.
[181] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 7, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 85, c. 6, s. 409.
[182] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 315, 410.
[183] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 80, Taberî, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 440, İbn Hazm,Cevâmiu's-are, s. 73, İbn
Esîr, Kâmil, c. 2, s, 98 İbn Seyvid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 161, Zehebî, Târıhu'l İslâm, s. 297, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 153, İbn Haldun, Târih, c. 2 ks. 2, s. 12.
[184] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 319, 320, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 471.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/64-66.
[185] İbn Sa'd, Tabakatü'l-kübrâ, c. 8, s. 424, 427.
[186] Zehebî, Si yem a'lâmi'n-nübelâ, c. 3, s. 266.
[187] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1929, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 3, s. 267.
[188] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 3, s. 266.
[189] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 1 94, Buhârî, Sahîh, c. 7, s. 154, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1929, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 3, s. 267.
[190] Aynı kaynaklar.
[191] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1929.
[192] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/66-68.
[193] Abdullah b. Selâm'ın adı Husayn iken, Müslümân olunca,
Peygamberimiz aleyhisselâm Husayn'ı Abdullah'a çevirmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 451.
[194] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 921, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 414, İbn Esîr. Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 264.
[195] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 163-164.
[196] Şuara: 197.
[197] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 353.
[198] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[199] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 163, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 530.
[200] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[201] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 163.
[202] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[203] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 163, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1,5.266.
[204] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[205] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 163, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 530.
[206] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 163, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 266, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 530.
[207] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 266.
[208] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 163, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 530, Ebu'l Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 211, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 280.
[209] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 163, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s.
235, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.5, s. 451, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 188, İbn Mâce, Sünen,c. 1, s. 423, Hâkim, Müstedrek, c.3,s. 13, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s.922, Beyhakî, Delâilü'n- nübüvve, c. 2, s. 531, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 265.
[210] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 108, 271, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 102,103, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 528-529, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 207, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 211.
[211] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 108, 271 , Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 268, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 207, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 211.
[212] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 271, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c. 1, s. 207, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 211 .
[213] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 211 .
[214] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 164, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 531.
[215] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 271, Beyhakî, c. 2, s. 527, 528, İbn Seyyid, c. 1, s. 207, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 210.
[216] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 211, Beyhakî, c. 2, s. 528.
[217] . İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c.1, s. 206, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 211.
[218] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 164.
[219] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c. 1, s. 206, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 211.
[220] İbn İshak. İbnHişâm, c. 2, s. 164, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 529.
[221] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 1 03, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[222] İbn İshak. İbn Hişâm, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[223] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 1 03, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[224] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 108.
[225] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 210.
[226] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buhârî, c. 4, s. 1 03, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[227] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 271.
[228] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 164, Beyhakî, c. 2, s. 531.
[229] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[230] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 164, Buhârî, c. 4, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 529.
[231] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 271, Buhârî, c. 3, s. 1 03, Beyhakî, c. 2, s. 529, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 211.
[232] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 3, s. 108,271,272.
[233] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 164.
[234] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 164, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 78, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 280.
[235] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 220, Buhârî, TârThu'l-kebfr, c. 1, ks. 1, s. 225.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/68-73.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim MÜSLÜMÂN OLAN YAHUDİ ÂLİMLERİNDEN BAZILARI.:

1-) Salebe b. Sa'ye,
2-) Useyd b. Sa'ye,
3-) Esed b. Ubeyd ve daha başkaları, samimî olarak Müslümân oldular ve Müslümânlıkta sebat ettiler. ALLAHu zü’L- CeLÂL, onların hepsinden razı olsun! Yahudi âlimlerinin ve kâfirlerinin bazıları ise.:
“MuhaMMed'e ancak bizim kötülerimiz tâbi oldu. Eğer onlar bizim hayırlılarımızdan olsalardı, atalarının dinini bırakmazlar, başka yola
gitmezlerdi!” dediler.[236]

Resim PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâmın YAHUDİLERLE KONUŞMAYA GİDİŞİ.:

Peygamberimiz aleyhisselâm, Yahudilerin bayram gününde, Avf b. Mâlik'i yanına alarak, Medine'deki Yahudi havrasına (sinâgoguna) gitti. Yahudiler Peygamberimiz aleyhisselâm’ın gelmesinden hoşlanmadılar.
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Ey Yahudi cemâatı! Siz bize oniki kişi bildiriniz ki, onlar ALLAHtan başka hiçbir İLÂH olmadığına ve MuhaMMed'in Resûlullah olduğuna şehâdet etsinler de, gök altındaki yeryüzünde bulunan bütün Yahudileri uğrayacakları İlâhî Gazâb ve azâbdan beri çeksinler!” buyurdu.
Yahudiler sustular. Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına, onlardan hiçbirisi gelmedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, sözlerini tekrarladı. Yahudiler, yine cevâb vermediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, sözlerini üçüncü kez tekrarlayıp onlardan hiçbir cevâb alamayınca.:
“Siz yüz çeviriyor, kaçıyorsunuz, amma vALLAHi Hâşir benim! Âkıb benim! Mustafâ Peygamber benim! Siz, ister inânınız, ister inânmayıp yalanlayınız!” diyerek, Avf b. Mâlikle geri döndüğü sırada, arkalarından bir adam Peygamberimiz aleyhisselâm’ın ismini anarak arkasından seslendi. Seslenen Zât, Yahudilere, kendisini nasıl tanıdıklarını sordu.
Yahudiler, ona.: “VALLAHi, içimizde ALLAH'ın Kitabını ne senden, ne senden önceki babandan, ne de babandan önceki dedenden daha çok bilen, daha çok anlayan bir kimse tanımıyoruz!” dediler.
O da.: “Öyle ise, ben ALLAH için şehâdet ederim ki; bu Zât, ALLAH'ın Kitabı Tevrat'ta İsmini ve Sıfatını yazılı bulduğumuz Peygamberidir!” deyince,
Yahudiler.: “Sen yalan söylüyorsun!” diyerek onun sözünü red ve kendisine kötülükler isnâd ettiler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, onlara.: “Siz yalan söylüyorsunuz! Sizin sözünüze hiç güvenilmez. Biraz önce onun
hakkında senâlarda bulunanlar, onu övenler de siz idiniz!
İman ettiği zaman ise kendisini yalanladınız ve aleyhinde söyleyeceğinizi söylediniz. Sizin sözünüz kabul edilmez!.”
buyurdu. Avf b. Mâlik ve Abdullah b. Selâmla beraber dışarı çıktı .[237]

Resim HÂZERDE ve SEFERDE NAMAZIN NASIL KILINACAĞI.:

Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre.: ALLAHu zü’L- CeLÂL namazı farz kıldığı zaman seferde de, hâzende de (gündüzün vitri olan) akşam namazından başkasını-ki o üç rekat olarak farz kilinmiştı-ikişer rekat, ikişer rekat olarak farz kılınmıştı.
(Hicretten) sonra, sefer namazları oldukları gibi bırakıldı da, hâzer namazları ikişer rekat arttırıldı.”
[238]
Bu da; Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Medine'ye hicretinden bir ay sonra yapıldı .[239]

Abdullah b. Abbas da şöyle demiştir.:
“Muhakkak ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL; Peygamberimiz aleyhisselâm’ın dili ile, namazı hâzerde dört, seferde iki, düşman korkusu halinde bir rekat olarak farz kıldı. [240]
Peygamber Aleyhisselâm Medine'den Mekke'ye doğru yola çıkbğı ve yalnız RABBü'l-âlemîn'den başkasından korkmadığı halde, dört rekat farzı iki kıldı.[241]
Biz Resûlullah Aleyhisselâmla birlikte Mekke-Medine arasında yaptığımız seferde, ALLAHu zü’L- CeLÂL'den başkasından korkumuz olmadığı halde, namazı iki rekat kılmışızdır.[242]
Peygamber Aleyhisselâm, Fetih Yılında, Mekke'de onyedi gün kaldı, dört rekat farzları ikişer kıldı”
demiştir.237
Abdullah b. Ömer'e, bir gün, Ümeyye b. Abdullah.:
“Ey Abdurrahman'ın babası! Biz Kur’ÂN'da korku halinde kılınacak namazı da, hâzende kılınacak namazı da bulduk. Fakat seferde kılınacak namazı
bulamadık?”
demişti.
Abdullah b. Ömer, ona.:
“Ey kardeşimin oğlu! Şüphe yok ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL MuhaMMed Aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi. Biz, ancak onun işlediğini gördüğümüz şeyi
işlemekten başka birşey bilmeyiz.[243] Ben; Resûlullah ile, Ebu Bekir'le ve Ömer'le, sefer namazını hep iki rekat olarak kıldım”
demiş;[244]
Resûlullah Aleyhisselâmın, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osmân'ın yolculuk esnâsında öğle ve ikindi namazlarının farzlarını hep ikişer rekat kıldıklarını bildirmiştir.[245]
Abdullah b. Mes'ud da; Peygamberimiz aleyhisselâm’la Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in dört rekat farzları seferde ikişer rekat olarak kıldıklarını ve bunu arttırmadıklarını söylemiştir.[246]
Peygamberimiz aleyhisselâm da, bir Hadis-i Şeriflerinde.: “Benim namazı nasıl kıldığımı gördünüzse, siz de namazı öyle kılınız!” buyurmuşlardır.[247]

Resim MEDİNE'de ENDİŞELİ ve KORKULU GECELER GEÇİRİLİŞİ:

Ashab-ı Kiram'dan Übeyy b. Ka'b derki.:
Resûlullah Aleyhisselâm ile ashabı Medine'ye geldikleri ve Ensar tarafından barındırıldıkları zaman, bütün Araplar onları tek yaydan oka tuttular (bütün Arapların düşmanlıklarına hedef oldular).
Silâhsız, ne geceleyebilirler, ne de sabahlayabilirlerdi.
Hatta.: "Acaba, üzerimize emniyet gelip de silâhsız yatıp kalktığımız, ALLAH korkusundan başka bir korku duymayacağımız günleri görecek miyiz?"
dedikleri olurdu.
İşte bunun üzerine, ALLAHu zü’L- CeLÂL, Nûr Sûresinin, indirdiği 55. âyetinde şöyle buyurdu.:
“ALLAH, içinizden imân edip de güzel güzel âmel ve hareketlerde bulunanlara yeminle vaad etti ki: Kendilerinden önce gelenleri nasıl kâfirlerin yerine getirdi, hâkim kıldı ise, onları da yeryüzünde muhakkak müşriklerin yerine geçirip hükümran edecek, onlara kendileri için beğendiği dini (İslâmiyeti) payidâr kılacak, onların korkularını üzerlerinden kaldırdıktan sonra, hallerini kesin bir emniyete çevirecektir tâ ki onlar bu güvenlik içinde bana ibâdet edeler, bana hiçbir şeyi eş, ortak tutmayalar. Kim bundan sonra nankörlük ederse, artık onlar fâsıkların ta kendisidirler.”[248]

Hz. Âişe der ki.: “Resûlullah Aleyhisselâm[249] Medine'ye geldiği sıralarda,[250] bir gece uyuyamadı da.:
“Keşke Ashabımdan yararlı bir zât olsa da, geceleyin (nöbet tutup beni) korusa (beklese)” buyurmustu.
Bu halde iken bir silâh hışırtısı işitince,
Resûlullah Aleyhisselâm.: “Kim o?” diye sordu.[251]
Gelen Zât.: “Ben Sa'd b. Mâlik![252] Sa'd b. Ebi Vakkas!”[253] dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm, ona.: “Seni getiren nedir?”
diye sordu.[254]
Sa'd b. Ebi Vakkas.: “İçime Resûlullah Aleyhisselâm hakkında bir korku düştü de, O'nu[255] Seni korumaya geldim!” dedi.[256]
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselâm ona DUÂ etti, sonra uyudu;[257] uykuya daldı.”[258]

Enes b. Mâlik der ki.:
Resûlullah Aleyhisselâm, halkın en cesaretlisi idi. Medine'de bir feryad, korkulu bir hal oldu mu, Peygamber Aleyhisselâm hemen Ebu Talha'nın “Mendub” diye anılan atını emâneten alıp üzerine atlar, feryadın geldiği yere yetişirdi.
Hiçbir feryad ve imdad sesi duyulmazdı ki, Mendub'un oraya bir deniz gibi, su gibi akıp revân olduğunu görmeyelim!
Halbuki o çok yavaş ve ağır yürüyen bir attı. Hiç de yürügen değildi.
Bir gece, Medineliler bir feryad işitip çok korkmuşlar ve hemen sesin geldiği tarafa doğru gitmişlerdi.
Resûlullah Aleyhisselâm ise, onları geride bırakarak ilerlemiş, sesin geldiği yere yetişmiş, durumu inceleyip dönerken halkla karşılaşmıştı.
Kendisi Ebu Talha'nın atının üzerinde, kılıcı da boynunda asılı bulunuyor ve.: “Korkmayınız!. Korkmayınız!.” buyuruyor ve Mendub için de.: “Onu deniz gibi, SU gibi akıcı bulduk” diyordu.”[259]

Resim MEKKELİ MÜŞRİKLERİN ABDULLAH b. ÜBEYY b. SELÛL'e ÜLTİMATOMLARI.:

Peygamberimiz aleyhisselâm Mekke'de iken, Kureyş Müşrikleri Mekke'ye gelen yabancıları Peygamberimiz aleyhisselâm’la görüştürmemek, İslâmiyetin yayılmasını önlemek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmamışlardı.
Nitekim, Tufeyl b. Amr ile[260] Müslümân olmak için Mekke'ye gelen Şâir Âşâ'nın ve daha birçoklarının Müslümân olmasını engellemeye çalışmışlardı.
[261]
Müşrikler Mekke'de yaptıkları ile de kalmadılar. Medine'de de, Peygamberimiz aleyhisselâm’a karşı, daha o Medine'ye gelmeden Medineli Münâfıklarla işbirliği yaparak bir zümre oluşturdular.
Peygamberimiz aleyhisselâm Medine'nin Kubâ Köyüne gelip Külsûm b. Hidm'le Sa'd b. Hayseme'ye konuk olduğu zaman, Amr b. Avf Oğullarından bazı münâfıklar geceleyin Peygamberimiz aleyhisselâm’ın kaldığı evi taşladılar ve
Peygamberimiz aleyhisselâm’ı.: “Bu nasıl komşuluk ve koruyuculuk?!” diyerek sitemlendirdiler.[262]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yerleşmeye ve tutunmaya başladığını gören Kureyş Müşrikleri, Bedir Savaşından önce Abdullah b. Übeyy b. Selûl ile Evs ve Hazrec'den onunla birlikte olan putperest Medinelilere gönderdikleri mektupta.:
“Muhakkak ki, siz bizim adamımızı yanınızda barındırmakta bulunuyorsunuz.
Andolsun ki, siz ya onu öldürürsünüz, ya da yurdunuzdan çıkarırsınız!
Aksi takdirde bütün Arap toplulukları ile birlikte üzerinize yürür, sizin savanlarınızı öldürür, kadınlarınızı kendimize helâl kılarız!”
dediler.
Bunun üzerine, Abdullah b. Übeyy b. Selûl ve onunla birlikte hareket eden Medineli Müşrikler, Peygamberimiz aleyhisselâm’la çarpışmak üzere biraraya geldiler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, bunu haber alınca, onların yanına vardı, ve.:
“Herhalde, Kureyşîlerin tehdidi sizi son derece etkilemiş olmalıdır. Onların tehdidi ile size vereceği zarar, sizin bizimle çarpışarak kendinize vermek
istediğiniz zarardan daha fazla değildir!
Demek siz kendi öz Oğullarınız ve kardeşlerinizle çarpışmak, onları öldürmek istiyorsunuz!?”
buyurunca, münâfıklar dağıldılar.[263]

Resim MÜSLÜMÂNLAR ARASINDA KARDEŞLİK KURULMASI.:

Peygamberimiz aleyhisselâm; Medine'ye geldikten sonra, Mekkeli Müslümânlardan (Muhacirlerden) bazılarını, hem kendi aralarında birbirleriyle, hem de Medineli Müslümânlarla (Ensarla) ikişer ikişer kardeş yaptı.[264]
Bu kardeşlik, maddî ve manevî yardımlaşma ve birbirlerine çoluk ve çocuklarından önce vâris olma esasına dayanıyor;[265] bilhassa yurttan
yuvadan, kavim ve kabileden ayrı düşmenin verdiği garipliği, mahzunluğu gidermeyi, Mekkelileri Medine'ye ve Medinelilere ısındırmayı ve kendilerine
destek ve güç kazandırmayı amaçlıyordu.[266]
Bu hadise Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Medine'ye gelişinden beş ay sonra vuku bulmuş[267] ve Enes b. Mâlik'in evinde olmuştur.[268]
Rivâyete göre; Peygamberimiz aleyhisselâma içinde kâfur kokusu bulunan yeşil toprak bir çanak getirilip verilmiş, Muhacirlerle Ensar onun içine ellerini batırarak antlaşmışlardır.[269]
İbn Sa'd'a göre; Enes b. Mâlik'in evinde ikişer ikişer kardeş yapılan Müslümânların sayısı 45'i Mekkeli Muhacirlerden, 45'i Medineli Ensardan
olmak üzere 90 kişi idi.
Onların 50'si Muhacirlerden, 50'si de Ensardan olmak üzere, 100 kişi olduklarını söyleyenler de vardır.[270]
Belâzurî; 22'şerden 44 kişinin,[271]
İbn. Seyyid; 41'erden 82 kişinin,[272]
İbn Habîb; 56'şardan 112 kişinin ismini tesbit ve kaydetmiştir.[273]
Kaynaklarda isimleri açıklananların sayısının 124'ü bulduğu görülür.[274]
Kurulun kardeşlikten doğan vâris olma hükmü Enfâl Sûresinin Bedir Savaşından sonra inen 75. âyeti ile kaldırılmış;[275] bu kardeşlik yardıma, yedirip içirmeye, bir de öğüde münhasır kalmıştır.[276]
Medineli Müslümânlar (Ensar), Muhacirleri, Medine'ye daha ilk geldikleri gün evlerine indirmek, ağırlamak için, birbirleri ile yarişâ girmişler;
anlaşamadıkları, onları paylaşamadıkları için, iki okla çekilmedikçe, Muhacirlerden hiçbiri onlardan hiçbirinin evine inememişti.[277]
Ensar, bu kadarla da kalmadılar.:
Yâ Rasûlallah! Hurmalıklarımızı da, Muhacir Kardeşlerimizle aramızda bölüştür!” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, onlara.: “Hayır! Öyle olmaz!” buyurdu.
Bunun üzerine, Ensar Muhacirlere.: “Öyle ise, timar ve sulama zahmetini siz üzerinize alınız da, sizi hurma
mahsulüne ortak yapalım!”
dediler.
Bunu Peygamberimiz aleyhisselâm da uygun gördü.
İki taraf da.: “İşittik ve itaat ettik!” diyerek bu yoldaki tensibi kabullendiler.[278]
Ensar, arazilerinin fazlalarını da, Peygamberimiz aleyhisselâma bağışladılar ve hatta:
“Yâ Rasûlallah! İstersen, evlerimizi de al!.” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, onlara hayır DUÂ etti. Bağışlanan arazileri, Muhacir Sahabilerine bölüştürdü.[279]
ALLAHu zü’L- CeLÂL onların hepsinden razı olsun![280]

Resim AŞURA GÜNÜ ve ORUCU.:

Aşura; İslâm'da, Muharremin onuncu gününe verilen isimdir.[281]
Muharrem Orucunun Muharrem'in dokuzuncu gününden itibâren tutulmasının yerinde olacağı bildirilmiştir.[282]
Aşura Günü, öteden beri, Kureyş Müşriklerinin de oruç tuttukları, saygı gösterdikleri bir gündü.[283]
Kureyş Müşrikierince, Aşura Gününde Kâbe'ye örtü örtülmesi de âdet edinilmişti.[284]
Aşura Günü orucunu, Câhiliye devrinde Kureyş Müşrikleri tuttukları gibi, kendisine Peygamberlik gelmeden önce Peygamberimiz aleyhisselâm da tutardı. [285]
Rivâyete göre; Aşura Günü, ALLAHu zü’L- CeLÂL tarafından, Âdem Aleyhisselâma tevbe hususunda vahyolunduğu gündü.[286]
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Aşura Günü, Peygamberlerin oruç tuttukları bir gündür. Siz de o gün oruç tutunuz!” buyurmuştur.[287]
Aşura Günü, Yahudilerin de ta’zim ettikleri ve bayram edindikleri bir gündür. [288]
Peygamberimiz aleyhisselâm, Medine'ye hicret edip gelince, Yahudilerin Aşura Günü oruç tuttuklarını gördü.:
“Nedir bu?” diye sordu.[289]
“Bu büyük,[290] hayırlı bir gündür.[291] Bugün, ALLAH'ın Mûsâ'yı[292] ve İsrâil Oğullarını düşmanlarından kurtardığı,[293] Firavun'u ve adamlarını suda
boğduğu,[294] Mûsâ'nın da buna şükrâne olarak[295] oruç tutmuş olduğu bir gündür.[296] İşte biz bunun için bugün oruç tutuyoruz!”
dediler.[297] Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Ben Mûsâ'ya ve O’nun orucunu tutmaya, sizden daha yakın, daha lâyıkım!” buyurdu.
Aşura Günü oruç tutmaya hem kendisi devâm etti, hem de bunu Müslümânlara emretti[298] ve:
“Aşura Günü orucu bir yılın keffâretidir![299] Sağ olursam, gelecek yıl dokuzuncu gününü de, inşaallah oruçlu geçireceğim![300]
Dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutup Yahudilere muhalefet ediniz!”
buyurdu.[301]
Ramazan Orucu farz kılınınca, Aşura Günü oruç tutup tutmamakta Müslümânlar serbest bırakıldılar.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “O (Aşura Günü) ALLAH'ın Günlerinden bir gündür.[302]
Aşura Günü orucunu tutmak isteyen tutsun, bırakmak isteyen de bıraksın!.”
buyurdu.[303]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[236] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 206.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/73-74.
[237] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 25, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 415- 416
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/74-75.
[238] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 1, s. 260, Mâlik, Muvatta, c. 1 , s. 1 46, Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 2, s. 51 5, İbn Ebi Şeybe,Mûsânnef, c. 2,s. 451, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 6, s. 272, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 93, M üslim, Sahih, c. 1, s. 478, Ebu Dâvud,Sünen, c. 2, s. 3, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 293
[239] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 271, Taberî, Târih, c. 2, s. 258, İbn Ear, Kâmil, c. 2, s. 110.
[240] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 1, s. 243, Müslim, Sahih, c. 1, s. 479,Nesâî, Sünen, c. 3, s. 119.
[241] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 2, s. 51 6, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 215, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 431, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 117.
[242] Nesâî, Sünen, c. 3, s. 118.
[243] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 145,146, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 2, s. 94, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 339, Nesâî, Sünen, c. 3, s.117.
[244] Nesâî, Sünen, c. 3, s. 118.
[245] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 428.
[246] Ebu Hanife,Müsned, s. 18.
[247] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 55, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 2, s. 345.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/75-77.
[248] Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 401, Vahidî, Esbâbu'n-nüzül, s. 222, Suyutî, Lübâbu'n-nükûl, s. 163.
[249] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 140-141, Buhârî, Sahih, t 3, s. 222, 223, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen,c. 5, s. 650-651.
[250] Buhârî, Sahih, c. 3, s. 222, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 650-651.
[251] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 222, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 650-651.
[252] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141.
[253] Buhârî , Sahih, c. 3, s. 222, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 651.
[254] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 651.
[255] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 651.
[256] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141, Buhârî”, Sahih, c. 3, s. 222, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 650-651.
[257] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 651.
[258] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 141, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1875.
[259] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 373, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 185, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 228, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1802-1803, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 198-199.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/77-79.
[260] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.3, s. 21, 22, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 237.
[261] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 28.
[262] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 41.
[263] Zühri, Mâgazf, s. 71, 72, Abdürrezzâk, Mûsânnef, c. 5, s. 358-359, Ebru Dâvud, Sünen, c. 3, s.156, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvie, c.3,s.178,179.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/79-80.
[264] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre c. 2, s. 150-152
[265] İbn Sa'd, Tabakkatü'l-kübra, c. 1, s. 238, c. 3, s. 22.
[266] Süheylî, Ravıdu'l-ünüf, c. 4, s. 296.
[267] İbn Abdilberr, İstiab, c. 1, s. 42.
[268] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 238, 239, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 111, 281, Buharî, Sahih, c. 3, s. 57 c. 8, s. 154, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1 960, Ebu Davûd, Sünen, c. 3, s. 129.
[269] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 363, 364 (eski baskı).
[270] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 238.
[271] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 270-271.
[272] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 201-202.
[273] İbn Habıb, Kitâbu'l-muhabber, s. 71, 75.
[274] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 151, 152, İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 23, 600, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 270, 271.
[275] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 238, t 3, s. 22, Ebu Dâvud, c. 3, s. 128,129.
[276] Buhârî, Sahîh,c.3, s. 57, Ebu Dâvud, Sünen, t 3, s. 128.
[277] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 396, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 71.
[278] Buhârî, Sâhirı,c.3, s. 67.
[279] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 5, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 270, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 195,196, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 343.
[280] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/80-82.
[281] İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 240.
[282] İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 3, s. 59, Müslim, Sahih, c. 2, s. 797, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 327, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 128-129.
[283] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 219, Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 4, s. 289, İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 3, s. 55, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 289, c. 6, s. 29, 30, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 250, Müslim, Sahih, c. 2, s. 792, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 326, Tirmiz P,Sünen, c. 3, s. 127.
[284] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 244, Buhârî, c. 2, s. 159.
[285] Mâlik, c. 1 , s. 21 9, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 143,1 62, Buhârî, c. 2, s. 250, Müslim , c. 2, s. 792, Ebu Dâvud, c. 2, s. 386.
[286] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 4, s. 291.
[287] İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 3, s. 55.
[288] İbn Ebi Şeybe, c. 3, s. 55, Buhârî, c. 2, s. 251, Müslim, c. 2, s. 796.
[289] Abdurrezzak,c.4, s. 289, Buhârî, c. 2, s. 251 .Müslim, c. 2, s. 796, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 552.
[290] Abdurrezzak, c. 4, s. 289, Müslim, c. 2, s. 796.
[291] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 251.
[292] Abdurrezzak, c. 4, s. 289, İbn Mâce, c. 1, s. 552.
[293] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 251.
[294] Abdurrezzak, c. 4, s. 289, İbn Mâce, c. 1, s. 552.
[295] Abdurrezzak, c. 4, s. 289, İbn Mâce, c. 1, s. 552.
[296] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 4, s. 289, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 251, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 552.
[297] Müslim, Sahih, c. 2, s. 796, İbn Mâce, c. 1, s. 552.
[298] Abdurrezzak, c. 4, s. 289, Buhârî, c. 2, s. 251 .Müslim, c. 2, s. 796, İbn Mâce, c. 1.S.552.
[299] Abdurrezzak, c. 4, s. 287, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 241, Tirmizî, c. 3, s. 129.
[300] İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 3, s. 58, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 225, Müslim, c. 2, s. 798.
[301] Abdurrezzak, c. 4, s. 287, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 241, Tirmizî, c. 3, s. 129.
[302] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 143, Müslim, c. 2, s. 793, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 326, Tirmizî, c. 3, s. 127.
[303] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 244, Buhârî, c. 2, s. 250, Müslim, c. 2, s. 793, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 326, Tirmizî, c. 3, s.127.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/82-84.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »

Resim PEYGAMBER ŞEHRİ OLARAK MEDİNE.:

Resim PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ın MESCİDİNİN YAPILIŞI.:

Peygamberimiz aleyhisselâm devesi Kasvâ'nın üzerinde bulunduğu ve devenin yuları da devenin başına dolanmış olduğu halde, deve Medine'nin içinde ilerleyerek Adiyy b. Neccar Oğullarının evleri hizâsına gelince, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yapılacak mescidinin kapısının konulacağı yere çökmüştü ki, orası o zaman Neccar Oğullarından Sehl ve Süheyl isimlerinde iki yetim gence ait hurma serme ve kurutma yeri olup, adı geçen gençler Muaz b. Afrâ'nın[1] himâyesi altında idiler.
Kasvâ çöktüğü zaman Peygamberimiz aleyhisselâm onun üzerinden inmemiş, Kasvâ ayağa kalkarak biraz daha gittikten sonra birdenbire geri dönüp ilk önce çöktüğü yere kadar gelmiş ve oraya tekrar çökmüş ve artık kalkmayarak boynunu ve göğsünü yere uzatıp böğürmeye ve deprenmeye başlamıştı.
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm, Kasvâ'nın üzerinden inmiş[2]
ve.: “İnşaallah, menzil burasıdır!” buyurmuş[3] ve.: “Kimindi burası?” diye sormuştu.
Muaz b. Afra.: “Yâ Rasûlallah! Amr'ın Oğulları Sehl ve Süheyl'indir!” demişti.[4]
Peygamberimiz aleyhisselâm, Sehl ve Süheyl'i çağırıp, mescid yapmak üzere, hurma serme ve kurutma yerlerini onlardan satın almak istedi ve.: “Bu arsanızın bedelini bana söyleyiniz, ödeyeyim?” buyurdu.
Gençler.: “Hayır, yâ Rasûlallah! Biz orayı sana hediye ederiz!” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm’arsayı onlardan hediye olarak almaya razı olmadı.[5]
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm, Neccar Oğullarının ileri gelenlerine haber gönderdi.
Geldikleri zaman, onlara.: “Ey Neccar Oğulları! Şu arsanızın bedelini bana söyleyiniz de, ödeyeyim?” buyurdu.[6]
Neccar Oğulları.: “Hayır![7] Vallahi, biz onun bedelini Allahtan başkasından istemeyiz![8] Onun bedelini hiçbir zaman almayız!” dediler.[9]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın onlar satıp bedelini almayı kabul edinceye kadar, arsayı bedelsiz almaya yanaşmadığı; en sonunda onlardan on dınar (altın)a satın alıp, bunu kendilerine ödemesini Hz. Ebu Bekir'e emir buyurduğu rivâyet edilir.[10]
1-) Mescid arsasının içinde, müşriklerin kâbirleri, oyuk, tümsek, bakımsız harap yerler ve hurma ağaçları da bulunuyordu.
2-) Peygamberimiz aleyhisselâm emir buyurdu. Hurma ağaçları,[11] garkad ağaçları kesildi.[12]
Müşriklerin kâbirleri açılarak, kemikleri başka bir yere götürülüp gömüldü. Bakımsız, harap yerleri[13] düzeltildi.[14]
Arsadaki, yağmur sularının akıntıları ve sızıntıları giderildi.[15] Peygamberimiz aleyhisselâm; yapılacak mescid için kerpiç kesilmesini, hazırlanmasını emretti. Kerpiç kesildi ve hazırlandı.[16]
3-) Mescid yapılırken, Hadrâmevtli bir adam gelmişti ki, iyi çamur karardı.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Allah işini iyi yapana rahmet etsin! Sen bu işe devâm et! Ben senin işini iyi yaptığını görüyorum!” buyurdu.[17]
Yemâme halkından Benî Hanifelerden Talk b. Ali der ki.:
“Resûlullah Aleyhisselâm mescidini yapar, Müslümânlar da kendisiyle birlikte çalışırlarken Resûlullah Aleyhisselâmın yanına varmıştım.
Ben, çamur karma işinin ustası idim. Düzlük ve ince kumluk yerden, kürekle toprak alıp karmaya başladım.
Resûlullah Aleyhisselâm bana bakıyordu.: "Bu Hanifî, muhakkak çamur karma ustasıdır!" buyurdu.[18]
Benim toprağı düzlük ve ince kumluk yerden kürekle alışım ve çamur karışım kendisinin hoşuna gitmiş olmalı ki.:
"Bu Hanifî'yi çamur karmaya çağırınız! Yaklaştırınız! Çünkü, o, çamur karma işini en güzel yapanınızdır." buyurdu.”[19]
4-) Peygamberimiz aleyhisselâm’ın azadlı kölesi Sefine derki.: "Taşını benim taşımın yanına koysun! Sonra Ömer, taşını Ebu Bekir'in taşının yanına koysun! Sonra Osmân, taşını Ömer'in taşının yanına koysun! Bunlar, benden sonra halifelerdir!" buyurdu.[20] Ebu Bekir geldi. Bir taş getirip temele koydu. Sonra Ömer geldi. Bir taş getirip temele koydu. Sonra Osmân geldi. Bir taş getirip temele koydu.
Resûlullah Aleyhisselâm.: "Bunlar, benden sonra işi yönetecek olanlardır!'"buyurdu.”[21]
Yine Sefine.: “Resûlullah Aleyhisselâmdan işittim.: "Halifelik otuz yıldır. Ondan sonra krallık olur" buyurdu” dedikten sonra.:
“Ebu Bekir'in halifeliğini (yaklaşık olarak) iki yıl,
Ömer'in halifeliğini on yıl,
Osmân'ın halifeliğini oniki yıl,
Ali'nin halifeliğini de altı yıl (olarak gözönünde) tut! Bunların otuz yıl tuttuğunu buluruz!” demiştir.[22]
5-) Mescidin temelleri taşla üç zira (arşın) kadar yükseltildikten sonra, üzerine kerpiç örüldü.[23]
Taş duvar üzerine kerpiç örülürken de, kerpiçler birbiri üzerine gelecek biçimde;[24] erkekli dişili, enlemesine boylamasına konularak, yani birbirlerine bağlanarak örüldü.[25]
6-) Yapıda, çamurdan harç da kullanıldı.[26]
7-) Mescidin Kıble tarafına direk olarak sıra ile hurma ağacı gövdeleri dizildi.
8-.) Kapıların yan söveleri taştan örüldü.[27]
9-) Abdullah b. Ömer'in bildirdiğine göre; mescidin tavanı ve direkleri hurma dalları ve gövdesindendi.[28]
10-)Yapılan mescid murabba' (dörtgen) biçiminde, yükseltilen dört duvar ile bir mihrab ve üç kapıdan ibâretti.
11-) Duvarların Kıble cihetinden beriye doğru uzunluğu yüz zira (arşın) idi. Eni de; her iki tarafta, yüzer zira idi veyâ yüzer ziradan biraz eksikti.
12-) Duvarların yüksekliği: üç zira'ı taştan, üst tarafı kerpiçten olmak üzere beş-yedi zira' kadardı.
13-) Mescidin mihrabı (kıblesi), Beytü'l-Makdis'e (Kudüs'e) doğru idi.
14-) Mescide konulan kapılardan birisi.: Bugünkü Kıble tarafındaki Muahhara duvarında, geride olup, cemâat bu kapıdan girer çıkardı.
İkincisi: Bâb-ı Âtike, Bâbü'r-Rahme diye anılan kapı idi.
Üçüncü kapı: Peygamberimiz aleyhisselâm’ın girip çıkuklan kapı olup, bugün Bâb-ı Cibril diye anılan Âl-i Osmân kapısı idi. Kıble Beytü'l-Makdisten Kâbe tarafına çevrilince, Peygamberimiz Aleyhisselâm birinci kapıyı kapattı. Onun yerine, Şam duvarında başka bir kapı açtı. İkinci ve üçüncü kapılar değiştirilmedi.[29]
15-) Mescid yapılırken, Peygamberimiz aleyhisselâm; Müslümânları çalışmaya teşvik için,[30] kendisi de çalışmaktan geri durmadı. Peygamberimiz Aleyhisselâmın çalıştığını gören Muhacir ve Ensar, çalışmaya giriştiler, koyuldular.[31]
Peygamberimiz aleyhisselâm kerpiç taşırken, Müslümânlardan birisi: “Yâ Rasûlallah! Onu bana ver (Ben taşıyayım)” demişti.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.: “Git, sen de başkasını al, taşı! Sen Allah'a benden daha muhtaç değilsin!” buyurdu.[32]
Müslümânlardan birisi.: “Peygamber çalışırken biz oturursak, andolsun ki, bu âmel, bizim için ancak dalâlet olur!” meâlli bir beyit söylemiştir.[33]
Müslümânlar, mescidde çalışırken,[34] Abdullah b. Revâha'nın söylemiş olduğu:[35]
“Âhiret yaşantısından başka yaşantı yoktur!
Ey Allah'ım! Ensara ve Muhacirlere rahmet et!”[36]
Diğer rivâyete göre.:
“Ey Allah'ım! Âhiret hayrından başka hayır yoktur!
Ensar ve Muhacirlere yardım et!"[37] meâlli bir beyti okuyorlar;
Peygamberimiz aleyhisselâm da onlarla birlikte taş taşıyor[38] ve.:
“Âhiret yaşantısından başka yaşantı yoktur!
Ey Allah'ım! Muhacirlere ve Ensara rahmet et!”[39]
Başka rivâyete göre.:
“Ey Allah'ım! Âhiret yaşantısından başka yaşantı yoktur. Ensarı ve Muhacirleri yarlığa!”
“Ey Allah'ım! Âhiret hayrından başka hayır yoktur! Ensara ve Muhacirlere yardım et!”[40]
“Ey Allah'ım! Ecir, âhiret ecridir! Ensara ve Muhacirlere rahmet et!”[41] diyerek, Müslümânların söylediklerine katılıyordu.[42]
16-) Mescid yapılırken herkes kerpiçleri birer birer taşıdığı halde, Ammar b. Yâsir biri kendisi, birisi de Peygamberimiz aleyhisselâm için olmak üzere ikişer ikişer taşırken,[43] Peygamberimiz aleyhisselâm onu görüp tozlarını silkmiş ve.:
“Ey Ammar! Sen ne için kerpiçleri arkadaşların gibi birer birer taşımıyorsun?” diye sormuş, o da.: “Allah'tan, bunun ecrini diliyorum!” demişti.[44]
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm onun sırtını sığamış ve.: “Ey Sümeyye'nin oğlu! Halkın bir ecri var, senin iki ecrin var!” buyurmuştur.[45]
Ammar b. Yâsir güçlü bir zât olduğundan, kendisine ağır taşlardan ikişer ikişer, kerpiçlerden de taşıyamayacağı kadar yükledikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâma.:
“Yâ Rasûlallah! Onlar kendilerinin taşıyamayacaklarını bana yüklüyorlar! Beni öldürecekler!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, eliyle onun tozlarını çırparken.:
“Vâh Sümeyye'nin oğlu! Seni öldürecek onlar değiller![46]
Seni ancak azgın, isyânkâr bir cemâat öldürecektir![47]
Ammar onları CeNNet'e çağırır, onlarsa Ammarı ateşe (Cehennem'e) çağırırlar![48]
Onun dünyadan en son içeceği de, bir içim sütten ibârettir!” buyurdu.[49]
Ammar b. Yâsir.:
“Fitnelerden Allah'a sığınırım!” dedi.[50]
Hz. Ali, mescid için herkesle birlikte kerpiç taşırken, ashabdan bir zâtın kerpiçleri götürüp bıraktıkça eğilerek üstünü başını silkelemeye durduğunu görmüş[51] ve.:
“Mescidleri imar edenler, orada dikilmeyi, eğilmeyi, oturmayı âdet edinenlerle ve tozdan topraktan eğilmiş görülenlerle bir olmazlar!” recezini söylemişti.
Ammar b. Yâsir de, bunun kimin hakkında söylendiğini bilmeksizin, ezberleyip tekrarlamaya başlamıştı ki, bununla kendisine tariz ettiğini sanan zât, Ammar'ın yanına gelince.:
“Ey Sümeyye'nin oğlu! Bugün söylediğini işittiğim sözü bir daha söylediğini işitirsem, şu değneği yüzüne vururum!” diyerek, elindeki değneği gösterdi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, Ammar'a söylenilen sözü işitince; elini gözleri ile burnunun arasına koyup.:
“Ammar, benim iki gözümle burnum arasındaki deridir! (Yani, o benim derim gibidir. Ona vuran bana vurmuş olur)” buyurdu.[52]
Ammar'a.:
“Sen Peygamberimiz aleyhisselâm’ın kızmasına sebeb oldun! Hakkımızda âyet inmesinden korkuyoruz!” dediler.
Ammar.: “Ben ona razıyım, bana kızsa da!” dedikten sonra.: “Yâ Rasûlallah! Bana mı, yoksa ashabına mı kızdın?” diye sordu.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Ne sana kızdım, ne de onlara!” buyurdu.
Ammar, Peygamberimiz aleyhisselâma.: “Onlar kerpiçleri birer birer taşıyorlar, bana ise ikişer üçer yüklüyorlar!”
diyerek şikâyetlendi.[53]
16-) Mescidin hurma dalları ve yapraklarıyla örtülmüş bulunan tavanının üzerine, yağmuru geçinmeyecek çamurla bulgurlama yapılmış değildi. Yağmur yağdığı zaman, mescid çamurla dolardı.[54]
Peygamberimiz aleyhisselâm; Ramazan'da mescidde itikafa çekildiği sırada yağan yağmur mescidin içine akmış, Peygamberimiz aleyhisselâm sabah namazını orada kıldırdığı zaman, alnında ve yüzünde çamur izleri görülmüştü. [55]
17-) Bir gece, yine yağmur yağmış, yerler ıslanmış, Müslümânlardan birisi namaz kılmak için elbisesi ile kum getirip altına sermişti. Namaz kılınınca, Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Bu, ne kadar güzel!” buyurmuştur.[56]
Mescidin tabanına ilk kez Hz. Ömer Akîk Vâdisinden kum getirtip serdirmiştir.[57]
18.) Mescide minber yapılmadan önce, mescidde bir hurma kütüğü vardı ki, Peygamberimiz aleyhisselâm hutbe esnâsında ona dayanırdı.
Peygamberimiz aleyhisselâm, sonradan kendisi için yapılan minberin üzerine çıktığı zaman kütükten gebe veyâ yavrusundan ayrılmış devenin bozulmasını, inlemesini andıran sesler gelmeye başlamış,[58] kütüğün bu halinden mescid çalkalanmıştı [59]
Peygamberimiz aleyhisselâm minberden inip kütüğü kucaklayınca, kütük bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra susmuş, Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“O, yanında yapılan zikrullahı dinlemekten uzak kaldığı için ağlamıştı!” buyurmuş[60] ve bir çukur kazılıp kütüğün oraya gömülmesini emretmiş, kütük minberin altinâ.[61] sağına ve soluna gömülmüş;[62] Mescid, Hz. Osmân devrinde, yeniden yapılmak üzere yıkılıp temizlendiği sırada, bu kütüğü Ensar-ı Kiramdan Übeyy b. Ka'b almış, güvelenip toz toprak haline gelinceye kadar evinde saklamıştır.[63]
19-) Peygamberimiz aleyhisselâma ashabından birisi.: "Sana; Cumâ Günü, üzerine dikileceğin, halkın seni görebileceği ve hutbelerini işitebileceği birşey yapsak olmaz mı?” diye sormuştu.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Olur!” buyurdu.[64]
Ensar kadınlarından, marangoz kölesi bulunan kadına.: “Benim için marangoz kölene söyle de, halka hitab ettiğim zaman üzerine oturabileceğim, tahtadan bir yer yapsın!” diye haber saldı.
Kadın da, Gâbe Ağaçlığında yetişen esi (ılgın) ağacından onu yaptınp,
Peygamberimiz aleyhisselâma gönderdi.[65]
Vaktiyle Kâbe'yi yapmış olan Rum marangoz Bakom'un.: “Ben Resûlullah'a tarfâ (ılgın) ağacından üç basamaklı bir minber yaptım” dediği de bildirilmektedir.[66]
Yapılan üç basamaklı minberin üçüncü basamağı, oturma yeri idi.[67]
Peygamberimiz aleyhisselâm üçüncü basamağa kadar çıkar, oturur, ayaklarını birinci basamağa koyardı.
Hz. Ebu Bekir, halifeliği zamanında, ikinci basamağa oturur, ayaklarını birinci basamağa koyardı.
Hz. Ömer, birinci basamağa oturur, ayaklarını yere koyardı.
Hz. Osmân da, altı yıl, Hz. Ömer gibi yaptı.
Hicretin otuzuncu yılında, üçüncü basamağa çıkıp oturmaya başladı. İlk kez, minbere Mısır işi perde astıran da o olmuştur.[68]
Minber yapılıp mesciddeki yerine ilk konulduğu zaman, minberle Kıble arasında, bir koyun geçecek kadar açıklık vardı .[69]
Mervan b. Hakem, Muaviye b. Ebi Süfyan'ın emriyle altı basamak daha ekleyerek, minberin basamaklarını dokuza çıkardı.[70]
Hicretin 50. yılında, hacca gelen Muaviye b. Ebi Süfyan, Medine'ye uğrayınca, minberi yerinden söktürüp Şam'a, Dımaşk'a götürmek istemişti.
Minber söküldüğü sırada güneş tutulup gökte yıldızlar görünmeye başlayınca, ashabdan Ebu Hureyre'nin nasihati üzerine, Muaviye minberi götürmekten vazgeçmiş ve: “Ben ona güve düşmesinden korkmuştum da, söküp altına bakmak istemiştim!” diyerek halktan özür dilemişti.
Halife Abdülmelik de, onun oğlu Velid de aynı teşebbüsü tekrarladılar.
Birincisi, Kabîsa b. Züeyb'in, ikincisi de Saîd b. Müseyyeb'in uyarısı ve öğüdü üzerine, götürmekten vazgeçtiler.
Halife Mehdi, İmam Mâlik b. Enes'e.: “Ben Peygamberimiz aleyhisselâm’ın minberini eski haline çevirmek [yani,
Mervan'ın yaptığı ek basamaklan sökmek] istiyorum!” demişti.
İmam Mâlik.:
“Bu, ılgın ağacından yapılmıştır. Sen onu sökecek olursan, minber harab olur” deyince, Mehdi kararından vazgeçmiştir.
Minberin birinci ve ikinci basamakları dört tarafından ince abanus tahtasıyla kaplanmış; üçüncü basamağına, kimsenin oturmaması için abanustan tahta bir levha geçirilip, üzerine bir de kubbe yapılmıştı.
Halk, ellerini sürerek onunla teberrük ederlerdi.
Minber, bu şekilde uzun zaman devâm etti.
Abbasi halifeleri zamanında, yenilendikçe, minberin hurdaya çıkan enkazından taraklar yapılarak teberrük edilirdi.
MuhaMMed b. Cübeyr'in Hicretin 578. yılında bizzat görüp anlattığına göre: Minber, adam boyu yüksekliğinde veyâ biraz fazlaca idi.
Minberin genişliği beş karıştı. Uzunluğu beş adımdı. Basamaklarının sayısı sekizdi.
Kapısı kilitlenir, Cumâ Günü açılırdı.
Hicretin 654. yılında Mescid yanınca, bu mübarek minber de yanmıştır.
Yemen hükümdarı Muzaffer, Hicretin 656. yılında kokulu sandal ağacından bir minber yaptırıp Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanan minberinin yerine koydurdu.
Hicretin 666. yılında hükümdar Zâhir Rüknüddin Baybars, eski minberi söktürerek, yerine dokuz basamaklı bir minber yaptırıp koydurdu.
Zâhir Rüknüddin'in yaptırdığı minberi güveler yemeye başlayınca, Hicretin 797. yılında Mısır hükümdan Zâhir Berkuk onu söktürüp yerine kendisinin yaptırdığı minberi koydurdu.
Mısır hükümdarı Müeyyed Şah da, Hicretin 820. ve 822. yılında yeni bir minber yaptırıp gönderdi. Bu minber de, Hicretin 886. yılında mescidin ikinci yanışında yandı. Bunun üzerine, halk minberin yerini temizleyip kerpiçten bir minber yaparak
alçı ile sıvadılar.
Hicretin 888. yılında Mısır Sultanı kerpiç minberin yerine taştan bir minber yaptırdı.[71]
Hicretin 998. yılında Osmânlı padişâhlarından Sultan Murad İstanbul'da mermerden on iki basamaklı bir minber yaptırıp Medine'ye gönderdi, Mısır Sultanının minberini de Kubâ Mescidine naklettirdi .
Halen Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Mescidinde bulunan minber, Sultan Murad'ın yaptırıp gönderdiği minberdir.[72]
20-) Mescid de, muhtelif tarihlerde genişletilmiş ve yenilenmiştir.:

A-) Peygamberimiz aleyhisselâm’ın devrinde Mescid cemâate dar gelmeye başladığı zaman,
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Mescidi genişletmek üzere,[73] filan Oğullarının hurma kurutma yerlerini, [74] günahları Allah tarafından bağışlanmak,[75] CeNNette karşılığını almak üzere, hayrına[76] kim satın alır?” buyurunca;[77] Hz. Osmân orayı onlardan yirmi veyâ yirmibeş bin dirheme satın alarak[78] Peygamberimiz aleyhisselâma varıp.: “Ben orayı satın aldım!” demiş, Peygamberimiz aleyhisselâm da.: “Orayı mescidimize bağışla, ecri senin olsun!” buyurmuş;[79] böylece Mescidin ilk genişletilmesi sağlanmıştır.[80]
B-) Abdullah b. Ömer'in bildirdiğine göre; Resûlullah Aleyhisselâmın Devrinde Mescidin direkleri hurma ağacı gövdesinden, üzeri de hurma dalları ile örtülü olup Hz. Ebu Bekir'in Devrinde bunlar çürüyünce, Hz. Ebu Bekir onları hurma gövdeleri ve dallarıyla yenilemekle
yetindi.[81] Mescidin Peygamberimiz aleyhisselâm’ın devrinde olanına birşey eklemedi.
C-) Hz. Ömer'in devrinde,[82] Hicretin 17. yılında,[83] mescid cemâati alamayacak derecede sıkışık birhale geldiği için, Hz. Ömer Peygamberimiz Aleyhisselâmın amcası Hz. Abbas'a başvurarak onun evini satın almak istemişse de Hz. Abbas satmaya yanaşmamış, fakat sonunda mescidlerini genişletmeleri için onu Müslümânlara bağışlamıştır.[84]
Bunun üzerine, Hz. Ömer; Peygamberimiz aleyhisselâm’ın zamanında olduğu gibi, mescidin duvarlarını kerpiçle ördürmüş, üzerini hurma dallarıyla örttürmüş,[85] çürüyen[86] direklerini de hurma gövdeleriyle yeniletmiş,[87]
bağışlanan evle de[88] mescidi biraz daha genişletmiştir.[89]
D-) Hz. Osmân'ın devrinde, Müslümânlar Cuma günleri mescidin darlığından ve namaz kılmak için meydanlara yayıldıklarından şikâyetlenip, mescidin genişletilmesini ondan istediler.
Hz. Osmân da Ashabın görüş sahibi olanlarıyla konuştu. Mescidin yıkılıp genişletilmesi hususunda görüş birliğine varıldı.[90]
Bunun üzerine, Hz. Osmân mescidin yapısını değiştirdi. Ona birçok ilaveler yaptı. Duvarları yontma nakışlı taşlarla ve kireç harçla[91] çürüyen[92] direklerini yontma nakışlı taşla yaptırdı.
Mescidin tavanını sert ve dayanıklı sac ağacıyla kaplattı.[93] Yapının çakıl ve kumları Akîk Deresinden taşındı.[94] Kerpici, Bâkiyy'de kesildi. Mescidin temeli, adam boyu yükselinceye kadar, taşla örüldü.
Hz. Ömer devrinde olduğu gibi, mihrabın sağından, solundan ve aksi istikâmetteki kısmından ikişer kapı olmak üzere, altı kapı konuldu.[95]
Yapılan değişiklikte, mescidin boyu 160 zira (arşın)a, Eni 150 zira'a (veyâ 130 zira'a) çıkarıldı.[96]
Yapı işi, Hicretin 29. yılı Rebiülevvel ayının başında başladı, 30. yılın Muharremi girince, on ayda bitirildi.[97]
E) Velid b. Abdülmelik b. Mervan'ın devrinde, Mescidin Cuma günleri cemâata dar geldiği ve cemâatin Peygamberimiz aleyhisselâm’ın zevcelerine ait odalara taştığı görülünce, odaların yıkılarak Mescide katılmasına kararverilip,[98] Velid b. Abdülmelik tarafından Rum Kralına bir yazı yazıldı.[99]
Yazılan yazıda.: “Biz, Büyük Peygamberimizin Mescidini onarmak istiyoruz. Bize bu hususta ustalar ve füseyfisa temininde yardımcı ol!” denildi.[100]
Rum Kralı da.: Rum ve Mısır halkından, usta ve işçi olarak seksen[101] veyâ yüz Kişi.[102]
Kırk deve yükü füseyfisa (renkli tepe camları),[103]
Yüklerle kandil zincirleri,[104]
Ayrıca da, seksen bin[105] veyâ yüz bin miskal altın gönderdi.[106]
Velid b. Abdülmelik; Mescidin yıkılıp yeniden yapılması için, Medine Vâlisi Omer b. Abdülaziz'e yazı yazdı ve kendisine gelenlerin hepsini de ona gönderdi. [107] Salih b. Keysan adındaki zâtı da bu işe bakmakla görevlendirdi. [108]
Mescidin ve odaların yıkılması hakkındaki yazı Medine'ye geldiği zaman, Medineliler, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın vefâtında ağlaştkları gibi ağlaştılar. [109]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın zevcelerine ait olup yıktırılan odalardan başka,
Abdurrahman b. Avf Oğullarının evleri,
Abdullah b. Mes'ud'un Dârü'l-kurrâ diye anılan evi,
Hâşim b. Utbe'nin evi,
Talha b. Ubeydullah'ın evi,
Ebu Sebre'nin evi,
Ammar b. Yâsir'in evi,
Hz. Abbas'ın evinden kalan kısmı,
Mervan'ın evinden bir kısmı,
Mescide katılmak üzere yıktır İdi.[110]
Mescidin temelleri taşla, duvarları birbirine uygun yontuna nakışlı taşlarla örüldü.
Yapıda kireçli harç kullanıldı. Kireç Nahl vâdisinden taşındı.
Tepe camları ve mermerler yerlerine işlendi.
Mescidin tavanı, sac ağacı kerestesinden yapıldı ve altın suyu ile yaldızlandı.
Mescidin direkleri Haşa mevkii taşlarından yapıldı ve demirle birbirlerine kenetlendi.
Renkli tepe camları yerlerine takıldı.
Ustalardan bazıları.: “Renkli tepe camlarını yapıp yerlerine taktığımız zaman, onların üzerlerinde CeNNet ağaç ve köşklerinin sûretlerini gördük!” demişlerdir.[111]
Mescidin Kıble cihetinden boyu 167.5 zira, Eni de Şam cihetinden 135 zira oldu.[112]
Mescidin bu inşâsına, Hicretin 88. yılında başlandı.[113] Üç yılda bitirildi.[114]
F-) Ömer b. Abdülaziz Devrinde mescidin dört köşesine ilk defâ birer minâre yaptırıldı. Bunlardan birisinin boyu: 60 zira, İkisinin boyu: 55'şer zira, Birisininki de, 53 zira idi. Bu minârelerin enleri de, 8'er zira idi.[115]
G-) Halife Mehdi, Hicretin 160. yılında, Hac Mevsiminden önce Medine'ye gelmiş, Mekke ve Medine mescidlerinin genişletilmesini emretmişti.
Medine Mescidinin eni ve boyu genişletilerek Hicretin 162. yılında yapı işini bitirdiler.
Mescidin boyu 300 zira'a, eni de 200 zira'a çıkarıldı.[116]
H-) Halife Memun b. Reşid'in Hicretin 202. yılında mescidi genişlettiği, yenilediği, sağlamlaştırdığı ve nakışlattığı rivâyet edilir.[117]
Mescidin daha sonraki durumu hakkında Eyyub Sabri Paşa'nın Mirat-ı Medine'sinde yeterli bilgi vardır. Günümüzde; Mescid-i Nebevî, Suudî Arabistan Krallığınca yaptırılan çevre düzenlemesinde, bütün hacıları içine alacak derecede genişletilmiştir.[118]

MESCİDİN KANDİLLE AYDINLATILIŞI.:

Peygamberimiz aleyhisselâm’ın mescidi, önceleri yatsı ve Sabah Namazı Vâkitlerinde, kuru hurma dallan, yaprakları yakılarak aydınlatılırdı.[119]
Temimü'd-Dârî, Şam'dan Medine'ye gelirken, yanında birkaç altın kandil ile, kandil bağları getirmişti.
Cuma gecesi, uşaklarından birine emretti; kandil bağlarını serdirdi. Kandilleri astırdı. Kandillerin içine, fitil ve zeytinyağı koydurdu.
Güneş batıp karanlık basınca, kandilleri yaktırdı.
Peygamberimiz aleyhisselâm mescide gelip de mescidin kandillerle aydınlandığını, parladığını görünce:
“Kim yaptı bunu?” diye sordu.
“Temimü'd-Dârîyaptı yâ Rasûlallah!” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.: “Sen İslâmiyeti nurlandırdın ve onun mescidini süsledin. Allah da seni dünyada ve âhirette nurlandırsın!” buyurdu[120] ve:
“Mescidimizin kandilini kim yakacak?” diye sordu.
Temimü'd-Darî.: “Şu uşağım!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Nedir onun adı?” diye sordu.
Temimü'd-Dârî.: “Fetih!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Hayır! Onun adı Sirac!” buyurdu, Sirac oldu. [121]

PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ın MESCİDİNİN İLK VAZİFELİLERİ.:
Peygamberimiz aleyhisselâm; Mescidinin ilk ve devâmlı imamı, hatibi ve vaizi idi. Sefer ve gazalara çıkacağı zaman, yerine vekil olarak ekseriya İbn Ümmi Mektum'u bırakırdı.[122] Mescidin müezzinlik vazifesi Peygamberimiz Aleyhisselâm tarafından ilk günden itibâren Bilal-i Habeşî'ye verilmişti .[123]
İbn Ümmi Mektum da, Bilal-i Habeşî ile birlikte müezzinlik yapardı.
Bilal-i Habeşî, uyuyanları Sabah Namazına kaldırmak için, ezânı erkence okurdu.
İbn Ümmi Mektum ise, âmâ olduğu için, kendisine.: “Sabah oldu! Sabah oldu!” diye uyarı yapılmadıkça, ezânı okumazdı.[124]
Bu iki müezzinden Bilal-i Habeşî ezân okuduğu zaman, İbn Ümmi Mektum kâmet getirirdi.
Ezânı İbn Ümmi Mektum okuduğu zaman da, Bilal-i Habeşî kâmet getirirdi. [125]
Peygamberimiz aleyhisselâm RABBine kavuştuğu zaman, Bilal-i Habeşî müezzinlikten ayrıldı.
Hz. Ebu Bekir, Bilal-i Habeşî'nin yerine, Kubâ Mescidinin müezzini Sa'du'l Kurazî'yı nakletti.
Sa'du'l-Kurazî vefâtına kadar bu vazifede kaldı. Ondan sonra da, Oğulları, bu şerefli vazifeyi yerine getirmeye devâm ettiler.
[126]
ALLAHu zü’L- CeLÂL hepsinden razı olsun![127]

PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ın MESCİDİNİN FAZİLETİ.:

Peygamberimiz aleyhisselâm: “Üç mescidden.:
Mescid-i Haram'dan (Kâbe Mescidinden),
Benim şu Mescidimden,
Mescid-i Aksâ'dan başka hiçbir mescide (ziyâret etmek, sevâb kazanmak maksadıyla) sefer edilmez!” buyurmuşlardır.[128]
Mukaddes bir yerde namaz kılmış olmak için, Tur Mescidine kadar giden Basra b. Ebi Basra, dönüşünde, Ebu Hureyre ile karşılaştı.
Ebu Hureyre, ona.: “Nereden geliyorsun?” diye sordu.
O da.: “Tûr'dan geliyorum. Orada namaz kıldım!” dedi.
Ebu Hureyre.:
“Eğer Tur'a gitmeden önce seninle görüşmüş olsaydım, gitmiş olduğun yere kadar hiç de gitmezdin.
Çünkü, ben Resûlullah Aleyhisselâmın: "Üç mescidden.: Mescid-i Haram'dan, Benim şu Mescidimden, Mescid-i Aksa'dan başka mescidlere (mukaddes bir yerde namaz kılmış olmak için) sefer edilmez!" buyurduğunu işittim” dedi.[129]
Peygamberimiz aleyhisselâm da, bir gün kendisiyle vedâlaşmaya gelen bir zâtla[130] vedâlaşırken, ona.:
“Nereye gitmek istiyorsun?” diye sorunca,
Bu Zât: “Beytü'l-Makdis'e (Kudüs'e) gitmek istiyorum” dedi.[131]
Peygamberimiz aleyhisselâm ona bir hacet veyâ ticâret için mi gitmek istediğini sordu.
Erkam b. Ebi'l-Erkam.:
“Hayır! Vallahi, yâ Nebiyyallah! Ben, sâdece Beytü'l-Makdiste namaz kılmak istiyorum” dedi.[132]
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram müstesnâ, başka mescidde kılınan bin namazdan daha hayırlı, daha faziletlidir” buyurdu.[133]
Erkam b. Ebi'l-Erkam da Beytü'l-Makdis'e gitmekten vazgeçti.[134] Bu husustâki Hadis-i Şerif; sudur sebebi açıklanmaksızın da rivâyet olunmuştur. [135]
Hastalanan ve “Allah bana şifâ verirse, gidip Beytü'l-Makdis'te namaz kılayım!” diyerek adakta bulunan bir kadın, hastalıktan kurtulunca, yol hazırlıklarını görmüş ve yola çıkacağı sırada Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Zevcesi Hz. Meymune onu uğramış, selâmlaştıktan sonra kadın durumu anlatınca, Hz. Meymune ona.:
“Evinde otur! Yol için yaptıklarını ye! Namazını da Resûlullah Aleyhisselâmın mescidinde kıl!
Çünkü, ben; Resûlullah'ın, Mescidinde kılınacak bir namazın, Kâbe Mescidi müstesnâ, başka Mescidlerde kılınacak bin namazdan daha faziletli olduğunu söylediğini işittim!” demiştir.[136]

Mescidin Yanına PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ın ZEVCELERİ İÇİN ODALAR YAPILMASI.:

Mescidin yanına, kerpiçten, önce iki oda yapıldı ve bu odaların üzerleri de, hurma gövdeleri ve dallarıyla tavanlandı.[137]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın daha sonraki zevceleri için de, Hz. Âişe'nin Odasıyla Kıble arasında, Mescidin doğusuna düşen kısmında odalar yapıldı ve yapılan odaların sayısı zamanla dokuzu buldu.[138] Odalardan dördü kerpiçten, beşi taştandı [139]
Odalardan bazısı hurma gövdelerinden, Bağdadî tarzında yapılarak üzerleri çamurla sıvanmış, hurma dallarıyla tavanlanmışlardı.
Hasan b. Ebi'l-Hasan der ki.:
“Ben, ergenlik çağına henüz basmış bulunduğum sırada, Peygamberimiz Aleyhisselâmın odalarına girmiş, elimle uzanıp tavanına değmiştim.
Tavanına döşenen servi veyâ ardıç kütüğünün üzerine, kıldan dokunmuş bir çul gerilmişti.[140]
Odaların kapılarına da, kapı yerine, siyah kıldan dokunmuş perdeler tutulmuştu.”![141]

Peygamberimiz aleyhisselâm’ın MESCİD YANINDAKİ EVİNE TAŞINIŞI.:
Peygamberimiz aleyhisselâm; Mescid ile yanındaki odalar yapılıncaya kadar Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarînin evinde kaldıktan sonra, kendi evine taşındı.[142] Ebu Eyyub el-Ensarî'nin evinde yedi ay kaldı.[143]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[1] Veyâ Es'ad b. Zürâre'nin (İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 239, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 258).
[2] İbn İshak, İbn Hişâm , Sîre,c. 2, s. 140,141 .Taberî, Târih, c. 2, s. 256, İbn Hişâm, Cevâmiu's-Sîre, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu'l- eser, c.1, s. 194-195.
[3] Zührî, Megâzî, s. 104, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 258, Zehebî, Târîhu'l-İslâm s. 334.
[4] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 140,141 , Taberî, c. 2, s. 256, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 195, Zehebî, s. 334.
[5] Zührî, Megâzî, s. 10 4, İ bn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 239, Buhâ rî, Sahih, c. 4, s. 258.
[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, Buhârî, c. 1, s. 111 .Müslim, Sahih, c. 1, s. 373, Ebu Dâvud, Sünen, c.1, s. 124, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 245.
[7] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 111, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 245, Zehebî, Megâzî, s. 18.
[8] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, Buhârî, c. 1, s. 111 .Müslim, Sahih, c. 1, s. 373, EbuDâvud, Sünen, c.1, s. 124, Zehebî, Megâzi, s. 18.
[9] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 245.
[10] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 239, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 5, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 196.
[11] İbn Sa'd, Taba kât, c. 1, s. 239, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 123, Buhârî, c.1, s. 111, Müslim, c.1, s. 373, EbuDâvud, c.1,s.124.
[12] “Resûlullah Aleyhisselâm mescidini yapacağı sırada, mescidinin temeline bir taş koyduktan sonra: 'Ebu Bekir İbn Sa'd, c. 1, s. 239, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 326.
[13] İbn Sa'd, c. 1, s. 240, Buhârî, c. 1, s. 111 .Müslim, c.1 , s. 373, Ebu Dâvud, c. 1, s. 124.
[14] İbn Sa'd, c. 1, s. 240, Buhârî, c. 1, s. 111 .Müslim, c.1 , s. 373, Ebu Dâvud, c. 1, s. 124, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 95.
[15] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s.239, Semhûdî, Vefâ, c. 1, s. 327, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1.S.343.
[16] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 239, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 5, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 196 .
[17] Semhûdi, Vefâ, c. 1, s. 333, Diyarbekrî, c. 1 , s. 344.
[18] İbn Sa'd, Taba kâtü'l -kübrâ, c. 5, s. 552, Sem hû df, Vefâu'l -vefâ, c. 1, s. 334, Diyarbekrî, Târfhu'l -hamîs, c. 1, s. 344.
[19] Semhûdi, Vefâ, c. 1, s. 334, Diyarbekrî, c. 1 , s. 344.
[20] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 553, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n nihâye, c. 3, s. 218, 219, Semhûdî, Vefâ, c. 1, s. 333, Diyarbekrî, c. 1 , s. 344.
[21] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 13, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 553, Zehebî, Müstedrek Telhfsi, c. 3, s. 13, Semhûdî, Vefâ, c. 1, s. 332, Diyarbekrî, c.1, s. 344.
[22] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 220, 221 Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s.
211, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 503, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 145, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 380, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 218-219.
[23] İbn Sa'd, c. 1, s. 239, Semhûdî, c.1, s. 335, 336, Diyarbekrî, c. 1,s.345.
[24] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 335.
[25] Semhûdi, c. 1, s. 335, Diyarbekrî, c. 1, s. 346.
[26] Semhûdi, Vefâu'I-vefâ, c. 1, s. 33 2, Diyarbek rî, Târîhu' l-hamîs, c. 1, s. 344.
[27] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 240, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 111, Müslim, Sahih, c. 1, s. 374, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 124, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 95.
[28] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 130, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 11 5, Ebu Dâvud, c. 1, s. 123.
[29] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 239-240, Semhûdî, c. 1, s. 335, 337, Diyarbekrî, c. 1, s. 345-346.
[30] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 141, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1,s.195, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 1,s.329.
[31] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 1 41, İbn Sa'd, c. 1, s. 239-240, Taberî,
Târih, c. 2, s. 256, İbn Seyyid, c. 1, s. 195, E bu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 216, Semhûdî, c.1, s. 329.
[32] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 333.
[33] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 141, İbn Seyyid, c. 1, s. 195, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 216, Semhûdî, Vefâ, c. 1,s.329.
[34] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 142, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n nihâye, c. 3, s. 216.
[35] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 329.
[36] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 142, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 216.
[37] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 328.
[38] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 240.
[39] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 142.
[40] İbn Sa'd, c. 1, s. 240, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, 244.
[41] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 111, c. 4, s. 259, Semhûdî, c. 1, s. 328.
[42] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 142, İbn Sa'd, c.1 , s. 240, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 212.
[43] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 217.
[44] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 91.
[45] Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 217, Semhûdî, c. 1, s. 331.
[46] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 142.
[47] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 142, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 241.
[48] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 142, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 115.
[49] İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 15, s. 302-303, İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 257, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1139, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 129, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 303.
[50] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 91, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 115.
[51] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 329.
[52] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 142,143, Semhûdî, c.1 ,s.32, 330, Diyarbekrî, Hamîs.d, s. 345.
[53] Semhûdi, Vefâu 'I-vefâ, c. 1, s. 33 0, D iyarbekrî, Tâ rîhu'l-hamîs, c. 1, s. 345.
[54] Semhûdî Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 339-340.
[55] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 319, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 137, Buhârî, c. 2, s. 256, 258, 259, Müslim, Sahih, c. 2, s. 825-826.
[56] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 125.
[57] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 284.
[58] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 188, 251 ,252, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 37, Buhârî, c. 1, s. 220, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 379,İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 454, 455, Nesâf, Sünen, c. 3, s. 102.
[59] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 119.
[60] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 300, 304.
[61] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 251.
[62] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 394.
[63] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 252, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 137-138, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 401, 402, Semhûdî, Vefâ, c. 2, s. 390.
[64] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 137, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 454.
[65] Ahmedb. Hanbel, c. 5, s. 339, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 220, E bu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 283-284.
[66] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 191.
[67] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 454, E bu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 403.
[68] Sem hûdf, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 398.
[69] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 307.
[70] Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 398400.
[71] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 400-410.
[72] Eyyub Sabri Paşa, Mir'at-ı Medine, s. 424.
[73] Dârekutnî, Sünen, c. 4, s. 196, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 2, s. 122.
[74] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 70, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 47, Dârekutnî, c. 4, s. 196, Muhibbul-Taberî, Rıyâd, c. 2, s.122.
[75] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 70, Nesâf, c. 6, s. 47, Muhibbu't-Taberî, c. 2, s. 122.
[76] Dârekutni, Sünen, c. 4, s. 196, M uhibbut-Taberî, c. 2, s. 122, Sem hûd f, Vefâu'l -vefâ, c. 1, s. 339.
[77] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 70, Dârekutnî, c. 4, s. 196, Muhibbu't-Taberî, c. 2, s. 196, Semhûdî, c. 1,s.339.
[78] Nesâi, c. 6, s. 47, Dârekutnî, c. 4, s. 196, Muhibbu't-Taberî, c. 2, s. 122, Semhûdî, c. 1, s. 399.
[79] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 70, Nesâf, c. 6, s. 47, Muhibbu't-Taberî, c. 2, s. 122, Semhûdî, c. 1,s.339.
[80] Semhûdi, Vefâ, c. 1, s. 339.
[81] Ebu Dâvud, Sünen, c.1, s. 123.
[82] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 ,s.123.
[83] Semhûdi, Vefâ, c. 2, s. 481 .
[84] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 21 -22.
[85] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1,s.123.
[86] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 4, s. 267.
[87] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 123.
[88] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 22.
[89] Ahmedb. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 123.
[90] Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 502.
[91] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 123.
[92] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 501.
[93] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 1 30, Buhârî, c. 1, s. 115, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 123.
[94] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 5.
[95] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 495.
[96] Semhûdi, Vefâu 'I-vefâ, c. 2, s. 49 5, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 347.
[97] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 495, Diyarbekrî, c. 1, s. 347.
[98] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 51 6, 517.
[99] Dineverî, Kitâbu'l-ahbâr, s. 326, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 284, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 518.
[100] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 51 8.
[101] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 6, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 519.
[102] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 284, Taberî, Târih, c. 8, s. 65, İbn Esîr, Kâmil, c. 4, s. 532.
[103] Dineveri, Kitâbu'l-ahbâr, s. 326, Yâkubî, c. 2, s. 284, Taberî, c. 8, s. 65.
[104] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 6, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 519.
[105] Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 519.
[106] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 284, Taberî, Târih, c. 8, s. 65, İbn Esîr, c. 4, s. 532, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 519.
[107] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 519.
[108] Belâzurî, Fütûh, c. 1, s. 6, Taberî, Târih, c. 8, s. 65.
[109] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 499, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 4, s. 268.
[110] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 517.
[111] Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 519.
[112] S em hûdf .Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 520, 684.
[113] Taberî, Târih, c. 8, s. 88.
[114] Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 522.
[115] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 526, 527.
[116] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 6.
[117] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 4, s. 267, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 540.
[118] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/85-101.
[119] Ibn Abdilberr, Istiâb, c. 2, s. 683, Ibn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 328, Ibn Hacer, el-lsâbe, c. 2, s. 18, Halebî, Insânu'l-uyûn, c.278.
[120] Şemhûdî, Vefâu'l-vetâ, c. 2, s. 596-597.
[121] İtan Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 683, İbnEar, Usdu'l-gâbe., c. 2, s. 328, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 17,18.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/101.
[122] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 205-206 İbn Kuteytoe, Kitâbu'l maârif, s. 126, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1198, İbn Esîr, Usdu'l gâbe, c. 4, s. 264, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 260-261, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 223.
[123] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 155-156, Abdurrezzak, Mûsânnef, s. 456-457, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 246-247,Ahmed b.Hanbel.Müsned, c. 4, s. 43, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 150, Müslim, Sahih, c. 1, s. 285, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 134-135,Tiımizf, Sünen, c. 1, s. 359, 363, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 1 , s. 214, Nesaî, Sünen, c. 2, s. 3.
[124] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4,s. 207, Buhârî, Sahih, c. 1,s.153.
[125] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 207.
[126] İbn Abdilberr. İstiâb. c. 2. s. 593-594.
[127] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/102.
[128] İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 2, s. 374, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 71, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 250, Müslim, Sahîh,c. 2, s. 1014, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 216, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 271 , İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 452, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 37, 38, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 271, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 82.
[129] Mâlik, Muvatta, c. 1,s.1O9, Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 397, 398.
[130] Erkam b. Ebi'l-Erkam'la (Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 342).
[131] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 77, Buhârî, Târîhu'l-kebîr, c. 4, s. 204, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 342, 343.
[132] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 343.
[133] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 77, Buhârî, Târîhu'l-kebîr, c. 4, s. 204, Zehebî, Si yem a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 342,343.
[134] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübejâ, c. 2, s. 342,343.
[135] Mâlik, M uvatta, c. 1, s. 196, İbn E bi Şeybe, M usannef, c. 2, s. 371, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 53, 277, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 57, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1012,1014, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 147, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 450, 451, Nesâf, Sünen, c. 2, s. 35, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 370, 371 , Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 5, s. 246.
[136] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 333, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1014.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/103-104.
[137] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 240.
[138] Şüheylf, Ravdu'l-ünüf, c. 4, s. 267, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 346.
[139] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 500.
[140] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 4, s. 267, 268.
[141] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 500.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/104-105.
[142] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 143.
[143] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 237, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 267.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/105.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

EZÂN.:

EZÂN; lügatta, bildirilmek;[144] şeriat dilinde ise, namaz vâkitlerini, kendisine mahsus olan lafızlarla bildirmek demektir.[145]
Müslümânları namaza dâvet için okunan EZÂN meşru olmadan önce, Müslümânlar dâvetsiz olarak biraraya toplanıp namaz vaktini beklerlerdi.[146]
Namaz için nidâ edilmezdi. Bir gün, bu husus hakkında konuşuldu.
Bazıları.: “Hıristiyanların çanı gibi, çan kullanılsın!”
Bazıları da.: “Çan olmasın da, Yahudilerin boruları gibi boru çalınsın!” dediler.
Hz. Ömer.: “Halkı namaza çağırmak için ne diye bir adam göndermezsiniz?” dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Kalk ey Bilâl! Namaz için seslen!” buyurdu.[147]
Bundan sonra, Bilâl-i Habeşî.: “Essalâte câmiaten=Cemâatle namaza!” diyerek halkı toplardı.[148]
Müslümânlardan birisi de, Medine'nin sokaklarında.: “Essalât! Essalât!” diyerek koşa koşa dolaşır, Müslümânları namaza dâvet ederdi.
Dâvetin bu tarzı Müslümânlara zahmetli gelince.: “Yâ Rasûlallah! Namaza dâvet için, bir nâkus (çan) edinsek?” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Bu, Hıristiyanlara mahsustur!” buyurdu.
“Boru edinip çalsak?” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Bu da, Yahudilere mahsustur!” buyurdu.[149]
“Yüksek bir yerde ateş yaksak?” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Bu da, Mecusîlere mahsustur!” buyurdu.[150]
Halkı namaza nasıl toplayabileceğini düşünürken, Peygamberimiz Aleyhisselâm'a.: “Namaz vakti gelince, bir bayrak dik! Onu görenler birbirlerine haber verirler” denildi.
Peygamberimiz aleyhisselâm bunu da beğenmedi.[151]
Hicretin birinci yılında, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın mescidi yapıldıktan sonra,[152] Müslümânların kendilerini namaza toplayacak birşey düşündükleri ve içlerinden bazılarının boru, bazılarının da çan çalınınası teklifinde bulundukları,[153] Peygamberimiz aleyhisselâm’ın ise bunların hiçbirisini benimsemediği sırada idi ki,[154] Ensardan Abdullah b.Zeyd b. Abdi Rabih'e, rüyâsında EZÂN gösterildi.[155]
Abdullah b. Zeyd, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına gidip, rüyâsını anlattı.:
Yâ Rasûlallah! Bu gece[156] uyurken, elinde bir çan taşıyan,[157] üzerinde altlı üstlü iki parça yeşil elbise bulunan[158] bir adam yanıma çıkageldi. Ona.: “Ey ALLAH'ın kulu! Bu çanı bana satmaz mısın?” dedim.
Bana.: “Onu ne yapacaksın?” diye sordu.
Ona.: “Halkı onunla namaza çağıracağız!” dedim.
Bana.: “Ben sana bundan daha hayırlısını göstersem olmaz mı?” dedi.[159]
“Olur! Göster![160] Nedir o?” dedim .[161]
Bana.:
“Allâhu ekber! Allâhu ekber!
Allâhu ekber! Allâhu ekber!
Eşhedü en lâ ilâhe illallah!
Eşhedü en lâ ilâhe illallah!
Eşhedü enne MuhaMMederresûlullah!
Eşhedü enne MuhaMMederresûlullah!
Hayye alessalah!
Hayye alessalah!
Hayye alelfelâh!
Hayye alelfelâh!
Allâhu ekber! Allâhu ekber!
Lâ ilâhe illallah!
dersin”[162] dedikten sonra, benden biraz uzaklaştı,
sonra da.:
“Namaza kalkacağın sırada da.:
“Allâhu ekber! Allâhu ekber!
Eşhedü en lâ ilâhe illallah!
Eşhedü enne MuhaMMederresûlullah!
Hayye alessalah!
Hayye alessalah!
Kad kâmetissalah!
Kad kâmetissalah
Allâhu ekber!
Allâhu ekber!”
dersin dedi.”
[163]

Abdullah b. Zeyd
der ki.:
“Sabaha çıktığım zaman, Resûlullah Aleyhisselâm’ın yanına gittim. Rüyâda gördüğümü, kendisine haber verdim.
“İnşaallah, bu rüyâ hak ve gerçektir.” buyurdu.
“Bilâl ile kalk da, gördüğünü ona telkin et, ezberlet de, EZÂNı o okusun! Çünkü, onun sesi seninkinden daha yüksek, daha gürdür!” buyurdu.[164]
Bilâl ile kalktım. Ben ona telkin etmeye başladım, o da okumaya başladı.”
[165]
Peygamberimiz aleyhisselâm’a bu hususta vahiy de gelmişti.[166]
Hz. Ömer evinde bulunduğu sırada Bilâl-i Habeşî'nin okuduğu EZÂNı işitir işitmez ridâsını sürüyerek Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına gelip.:
“Yâ Resûlullah! Seni hak dinle gönderen ALLAH'a yemin ederim ki, onun “Abdullah b. Zeyd'in” gördüğü şeyin tıpkısını ben de görmüştüm!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ALLAH'a hamd ettikten sonra.: [167] “Vahiy seni geçti!” buyurdu.[168]
Neccâr Oğullarından bir hatun,[169] Zeyd b. Sâbit'in Annesi Nevâr Hatun[170] der ki.:
“Benim evim, Mescidin çevresinde bulunan evlerin en yükseği idi.[171] Resûlullah Aleyhisselâm’ın mescidi yapılıncaya kadar,[172] Bilâl her sabah[173] EZÂNı onun üzerinde okurdu.[174] Seher vakti gelir, onun üzerine oturur, şafak sökünceye kadar gözler, şafağın söktüğünü görünce, ayağa kalkıp.: “Ey ALLAH'ım! Sana hamd eder, Kureyş Müşriklerinin Senin dinine karşı koymalarına, ayaklanmalarına karşı yardımını dilerim!” derdi.[175]
Vallahi, onun bu kelimeleri terkettiği bir tek gece bile bulunduğunu bilmiyorum.[176]
Sonra, EZÂNı okumaya başlardı.[177]
Mescid yapıldıktan sonra da, EZÂNı onun sırtında (üzerinde) okurdu."
[178]

EZÂNın Önemi ve EZÂNLa İLgiLi Bazı FaziLetLer..:

Meşruluğu Kitab[179] ve Sünnetle sâbit olan[180] EZÂN imân ve İslâm alâmetlerinden olduğu için,[181] Peygamberimiz aleyhisselâm EZÂN sesi işitilen yere baskın yapmazdı.[182]
Gönderdiği askerî birliklere de.:
“Bir mescid gördüğünüz veyâ Müezzinin EZÂNını işittiğiniz zaman, oradan hiç kimseyi öldürmeyiniz!” buyururdu.[183]
Hadis-i Şeriflerde açıklandığı gibi.:
1-) Namaz için nidâ edildiği (EZÂN okunduğu) zaman, şeytan, EZÂNı işitmemek için yüzgeri edip kaçar!
EZÂN bitince gelir, namaz için kâmet getirilince yine yüzgeri edip kaçar. Kâmet bitirilince, gelir insan ile insanın nefsi arasına sokulup.: “Filan şeyi hatırla! Filan şeyi hatırla!” diyerek namazdan önce hiç de aklında olmayan şeyleri hatırlatır durur, kaç rekat kıldığını bilmez oluncaya kadar insanı meşgul eder.”[184]
2-) “Müezzinin sesinin yetiştiği yere kadar, insan cin... hiçbir şey yoktur ki, EZÂNı işitsin de, Kıyâmet Gününde müezzin lehinde şehâdette bulunmuş
olmasın!”[185] Müezzin, sesinin yetiştiği yer nisbetinde af ve mağfiret olunur, yaş kuru herşey onun lehinde şehâdette bulunur."

3-) Müezzinin dâvet ettiği cemâat namazına hazır olana da yirmibeş namaz (sevâbı) yazılır ve onun iki namaz arasındaki (küçük) günahları da, bağışlanır.[186]
4-) EZÂN ile kâmet arasında yapılan DUÂ geri çevirilmez.[187]
5-) Sabah EZÂNında, EZÂNa.: “Essalâtu hayrun minennevm! Essalâtu hayrun minennevm!” eklenir.[188]
Beş vâkit namazın kâmetleri getirilirken de.: “Kad kâmetissalah! Kad kâmetissalah!” denilir.[189]
6-) Namaz EZÂN, abdestli olunduğu halde okunur.[190]
7-) Müezzin.:
“Allâhu ekber! Allâhu ekber!” dediği zaman
“Allâhu ekber! Allâhu ekber!” diyen,
Müezzin.:
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah!” dediği zaman
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah!” diyen,
Müezzin.:
“Eşhedü enne MuhaMMederresûlullah!” dediği zaman
“Eşhedü enne MuhaMMederresûlullah!” diyen,
Müezzin.:
“Hayye alessalâh!” dediği zaman
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh!” diyen,
Müezzin.:
“Allâhu ekber! Allâhu ekber!” dediği zaman
“Allâhu ekber! Allâhu ekber!” diyen,
Müezzin.:
“Lâ ilâhe illallah!” dediği zaman Bütün kalbiyle “Lâ ilâhe illallah” diyen kimse, CeNNete girer.[191]
8-.) Her kim, müezzinin şehâdet getirdiğini işitince.: "Ben de ALLAH'tan başka hiçbir ilâh olmadığına, O'nun bir ve şeriksiz olduğuna, MuhaMMed Aleyhisselâm’ın da O'nun kulu ve resûlü olduğuna şehâdet ederim. ALLAHRABB, MuhaMMed Aleyhisselâmı. Resûl, İslâmiyeti de din olarak kabul ettim” derse, günahları bağışlanır.[192]
9-) Her kim, EZÂNı dinleyince.: “Ey şu tam dâvetin ve kılınınak üzere olan namazın RABBi olan ALLAH'ım! MuhaMMed Aleyhisselâma vesiLeyl ve fazileti ihsân et! Kendisini, va'd buyurduğun Makam-ı MahMud'a eriştiri[193] Şüphe yok ki, Sen va'd'inden dönmezsin!”[194] derse, Kıyâmet Gününde ona şefâat[195] vâcib olur.[196]

KüLsûm b. Hidm ile Es'ad b. Zürâre'nin VefâtLarı.:

Peygamberimiz aleyhisselâm’ın mescidinin ve zevcelerine ait odaların yapıldığı sırada Külsûm b. Hidm, Kubâ'da vefât etti. [197] ALLAH ondan razı olsun.
Külsûm b. Hidm'in vefâtından kısa bir müddet sonra da, Es'ad b. Zürâre vefât etti.[198] ALLAH ondan razı olsun!
Peygamberimiz aleyhisselâm Şevvâl ayında Es'ad b. Zürâre'nin vefât ettiği sırada, yanında bulunuyordu.
Onu yıkadı. Üç parça bezle kefenledi.
Cenâze namazını kıldı. Cenâzesinin önünde yürüdü. Bâkiyy Kabristanı’na gömdü.
Bâkiyy Kabristanı’na Ensardan ilk gömülen, Es'ad b. Zürâre idi.[199] Es'ad b. Zürâre'nin ölümü, Yahudilere ve Münâfık Araplara Peygamberimiz aleyhisselâm aleyhinde propaganda yapmak üzere kötü bir vesile ve bahane oldu.:
“Eğer o gerçekten peygamber olsaydı, sahabisi ölmezdi![200]
Sahabisinden ölümü önleseydi ya!”
dediler.[201]
Es'ad b. Zürâre'nin ölümünden sonra, Neccâr Oğulları toplanıp Peygamberimiz aleyhisselâmin yanına geldiler ve.:
“Yâ Rasûlallahn[202] Bildiğin gibi, o[203] bizdendi.[204] Nakîbimiz [temsilcimiz] idi, öldü.[205] Bizden, onun yerine, işimizi yürütecek bir adamı[206] nakîb[207] tayın et!” dediler.[208]
Peygamberimiz aleyhisselâm onlardan birini diğerine tercih etmeyi hoş görmeyerek.:
“Siz benim dayılarımsınız.[209] Ben sizdenim![210] Sizin içinizde bulunuyorum![211] Sizin Nâkibiniz Benim!” buyurdu.[212]
Neccâr Oğulları, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın kendilerine böyle Nakîb olmasını kavimlerine karşı bir üstünlük sayarlar ve bununla iftihar ederlerdi. [213]

Nakib.: Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili..

SELMÂN-ı FÂRİSÎ'nin KENDİ DİLİNDEN DİNÎ HAYATI ve MÜSLÜMÂN OLUŞU.:

Selman-ı Fârisî, Abdullah b. Abbas'a dinî hayatını ve Müslümân oluşunu şöyle anlatır.:
“Ben; Isbahan halkından ve Ceyy denilen karyeden bir Farslı idim. Babam bu Karyenin Dihkanı, Muhtarı idi.
Ben onun yanında ALLAH'ın yaratıklarının en sevgili olanı idim.
O beni bu aşırı sevgisinden dolayı yanından hiç ayırmaz, kız hapseder gibi evinde hapsederdi.
Mecusîliğe (ateşperestliğe) kendimi o kadar kaptırmıştım ki, ateşgedeye bakma, ateş yakma işini bile üzerime almıştım.
Onun bir an olsun sönmesine meydan vermezdim.
Babamın büyük bir çiftliği vardı. Kendisi bir gün inşaat işiyle uğraşıyordu.
Bana..: “Oğulcağızım! Ben bugün hep yapı işiyle uğraşacağım, çiftliğe gitmekten geri kalacağım. Oraya sen git!.” dedi ve bana, oradan kendisinin yapmayı istediği bazı şeyleri de emretti. Sonra da, bana..:
“Sakın ha! Oralarda oyalanıp da beni gözletme! Çünkü, gecikirsen, beni çiftliğimden daha çok sen merakta bırakır, her
işimden alıkorsun!”
dedi.
Babamın beni göndermek istediği çiftliğe gitmek üzere yola çıktım.
Yolda Hıristiyan kiliselerinden bir kiliseye rastladım. Seslerini işittim. Hıristiyanlar içeride ibâdet ediyorlardı.
Babam beni hep evinde hapsedip hiç dışarı bırakmadığı için, insanların ne gibi işler yaptıklarını, ne gibi dinler tuttuklarını bilmezdim.
Rastladığım kilisedeki Hıristiyanların seslerini işitince, ne yapıyorlar bir bakayım, diye yanlarına vardım.
Yaptıklarını seyrettim. İbadetleri çok hoşuma gitti. Dinlerine imrendim.
“Vallahi, bu bizim tuttuğumuz dinden daha hayırlıdır!” dedim ve güneş batıncaya kadar onların yanını bırakmadım.
Babamın çiftliğini bıraktım. Çiftliğe hiç gitmedim.
Onlara.: “Bu dinin aslı, kökü nerededir?” diye sordum. “Şam'dadır” dediler.
Artık, akşamleyin, babamın yanına döndüm. Babam adam gönderip beni aratmış, babamın işi gücü beni aratmak olmuş.
Yanına geldiğim zaman, babam.: “Oğulcuğum! Nerede idin?! Sen benim vermiş olduğum emirlere göre hareket edecek değil mi idin?!” dedi.
Ona.: “Babacığım! Kiliselerinde ibâdet eden bazı kimselere rastladım. Onların dinlerine ait şeyleri gördüm. Çok hoşuma gitti. Vallahi, güneş batıncaya kadar yanlarından ayrılamadım” dedim.
Babam.: “Oğulcuğum! O dinde hayır yoktur. Senin dinin ve atalarının dini ondan daha hayırlıdır” dedi.
Babam, benim kaçacağımdan korkup, ayağıma bir bukağı vurdu, sonra da beni evinde hapsetti.
Kilisedeki Hıristiyanlara adam gönderdim.: “Yanınıza Şam'dan bir ticâret kafilesi geldiği zaman bana haber verin!.” dedim.
Yanlarına Şam'dan, Hıristiyan Tüccarlarından bir kafile gelince, bana haber verdiler.
Onlara.: “İşlerinizi bitirdiğiniz, memleketinize dönmek istediğiniz zaman bana haber verin” dedim.
Onlar memleketlerine dönüp gitmek istedikleri zaman bana haber verince, ayağımdan demir bukağıyı çıkarıp attım.
Onlarla birlikte Şam Yolunu tuttum, Şam'a geldim.
Şam'a gelince..: “Şu din adamlarının ilim yönünden en üstünü kimdir?” diye sordum.
“Kilisedeki piskopostur” dediler.
Yanına gittim. Ona.: “Ben bu dine girmek, senin yanında bulunmak, kilisede hizmet etmek, Hıristiyanlığı senden öğrenmek, seninle birlikte ibâdet etmek istiyorum” dedim.
Bana..: “Kiliseye gir!” dedi.
Onunla birlikte içeri girdim.
Şam Piskoposu kötü bir adamdı. Sadakalarını getirip vermelerini Hıristiyanlara emir ve onları buna teşvik eder, yanında toplanan şeylerden bir kısmını ise kendisi için gizler, yoksullara birşey vermezdi. Hatta, böylelikle yedi küp dolusu altın ve gümüş biriktirmişti! Onun böyle yaptığını gördükçe, kendisine son derecede kin tutuyordum. En sonunda, adam öldü. Hıristiyanlar onu gömmek için toplandılar.
Onlara.: “Bu kötü bir adamdı. Sadaka vermenizi emir ve teşvik eder, onları kendisine getirdiğiniz zaman kendisi için saklar, yoksullara onlardan birşey vermezdi!” dedim.
Bana..: “Sen bunu nereden biliyorsun?” diye sordular.
Onlara.: “Ben size onun mal gömüsünü gösterebilirim” dedim, gömünün yerini gösterdim.
Oradan, içinde altın ve gümüş dolu yedi küp çıkardılar.
Bunu görünce.: “Vallahi, biz onu hiçbir zaman gömmeyiz” dediler. Onun ölüsünü astılar ve taşa tuttular!
Onun yerine, kiliseye başka bir din adamı getirdiler.
Beş vâkit namaz kılmayanlar içinde, ben ondan (yeni din adamından) daha faziletli, Dünyâyı onun kadar hiçe sayan, âhirete onun kadar uyanık, gece gündüz ibâdete onun kadar düşkün bir kimse görmedim.
Ondan önce hiç kimseyi, onu sevdiğim kadar da sevmedim!
Sonra bu zât ölüm döşeğine düştü.
Kendisine.: “Ey filan! Ben senin yanında bulundum. Senden önce hiç kimseyi, seni sevdiğim kadarda sevmedim! Görüyorsun ki, sana ALLAHu zü’L- CeLÂL'ın emri gelmiş; bana tavsiye ve ne yapmamı emredersin?” dedim.
Bana..: “Oğulcuğum! Bugün, benim yolum ve gidişâtımda olan bir kimse bilmiyorum.
İyi din adamlan hep ölüp gittiler.
Yaşayanlar da, dinin öteden beri tatbik edegeldikleri hükümlerini değiştirdiler ve onların çoklarını da bıraktılar.
Yalnız Mevsıl'da [Musul] bir zât vardır ki, filandır. O, benim tuttuğum yol ve bulunduğum hal üzeredir. Sen onun yanına git!”
dedi.
Bu muhterem zât öldüğü ve gömülüp ortadan kaybolduğu zaman, Mevsıl'daki arkadaşının yanına vardım.
Yanına varınca.: “Ey filan! Filan zât, öleceği sırada, senin de kendisinin yolunda ve halinde olduğunu bana haber verdi ve yanına gitmemi tavsiye etti” dedim.
“Olur! Yanımda otur!”
dedi.
Yanında kaldım. Onu da, öbür arkadaşının yolunda ve halinde, çok hayırlı buldum. Fakat, çok geçmeden o da öldü.
Öleceği sırada, kendisine.: “Ey filan! Filan zât seni bana tavsiye ve yanına gitmemi emretmişti. Görüyorsun ki; sana da ALLAH'ın emri gelip çatmış bulunuyor. Senden sonra kimin yanına gitmemi bana tavsiye ve ne yapmamı emredersin?” dedim.
Bana..: “Oğulcuğum! Vallahi, ben Nasîbin'deki [Nusaybin] filan zâttan başka, bizim yolumuz ve gidişâtımızda bir kimse daha var mı bilmiyorum.
Sen, benden sonra onun yanına git!”
dedi.
Mevsıl'daki din adamı öldüğü ve gömülüp ortadan kaybolduğu zaman, Nasîbin'deki arkadaşının yanına vardım. Durumumu ona anlattım. Mevsıl'daki
arkadaşının bana ne gibi emir ve tavsiyede bulunduğunu bildirdim.
Bana..: “Olur! Yanımda otur!” dedi. Yanında kaldım.
Onu da, önceki iki arkadaşının yolunda ve halinde buldum. Bu yararlı zâtın da yanında ve hizmetinde bulundum.
Vallahi, çok geçmeden, Nasîbin din adamına da ölüm geldi çattı.
Kendisi ölüm döşeğine düşünce.: “Ey filan! Filan zât bana kendisinden sonra falan zâtın yanına gitmemi tavsiye etmişti. Falan zât da, kendisinden sonra senin yanına gitmemi bana tavsiye etti. Sen bana, senden sonra kimin yanına gitmemi tavsiye ve ne yapmamı emredersin?” dedim.
Bana..: “Oğulcuğum! Vallahi, Rum topraklarından Ammûriye'deki zâttan başka, yanına gitmeni sana emredeceğim, bizim yolumuz ve gidişâtımızda bir kimse daha kaldığını bilmiyorum. O zât tıpkı bizim yolumuz ve gidişâtımızdadır. İstersen onun yanına git! İşte o bizim yolumuz ve gidişatımızdadır.” dedi.
Nasîbin Din Adamı öldüğü ve gömülüp ortadan kaybolduğu zaman, Ammûriye'deki arkadaşının yanına vardım. Durumumu ona da anlattım.
Nasîbin'deki arkadaşının bana ne gibi emir ve tavsiyede bulunduğunu bildirdim.
Bana..: “Olur! Yanımda otur!” dedi.
Öteki arkadaşlarının doğru yolları ve gidişâtlarında olan bu hayırlı zâtın da yanında ve hizmetinde bulundum.
Ammûriye'de az çok birşeyler de kazandım. Hatta biraz davarlarım ve ineklerim de vardı. En sonunda Ammûriye din adamına da ALLAH'ın emri geldi çattı.
Kendisi ölüm döşeğine düşünce, ona.: “Ey filan! Ben filanın yanında idim. O bana kendisinden sonra falan zâtın yanına gitmemi tavsiye etti.
Sonra, falan zât bana kendisinden sonra filan zâtın yanına gitmemi tavsiye etti. Filan zât da bana kendisinden sonra senin yanına gitmemi tavsiye etti. Şimdi sen bana senden sonra kimin yanına gitmemi tavsiye ve ne yapmamı emredersin?”
dedim.
Bana..: “Oğulcuğum! Vallahi, bugün yeryüzündeki insanlardan yanına gitmeni sana emir ve tavsiye edebileceğim, bizim yolumuz ve gidişâtımızda hiçbir kimse bulunduğunu bilmiyorum! Fakat, Âhir Zaman Peygamberinin gelmesi çok yaklaşmış, gölgesi üzerimize düşmüştür! O peygamber İbrahim Aleyhisselâm’ın dini üzere gönderilecektir! Kendisi Arap Toprağında ortaya çıkacak, iki kara taşlık arasındaki, hurma bahçeleri bulunan bir yere hicret edecektir! O, hediyeden yer, sadakadan yemez! Onun iki dalı arasında da, Peygamberlik Mührü vardır! Eğer o diyarlara gitmeye gücün yeterse, git; hemen yola düş!” dedi.
Nihâyet, Ammûriye Din Adamı da öldü ve gömülüp ortadan kayboldu. Bundan sonra, Ammûriye'de, ALLAH'ın dilediği kadar oturdum.
Sonra, Kelb Kabilesinden, ticâretle uğraşan bazı kimseler bana rastladılar.
Onlara.: “Beni Arap Diyarına götürünüz de, şu davarlarımı, şu ineklerimi size vereyim” dedim. “Olur!” dediler.
Verdim ve beni yanlarında götürdüler. Vâdi'l-Kurâ'ya erişince, bana zulmettiler. Beni köle olarak bir Yahudiye sattılar. Yahudinin yanında bir müddet kaldım.
Vâdi'l-Kurâ'daki hurma ağaçlarını görünce.: “Burası Ammûriye'deki Efendimin bana tarif ettiği, Âhir Zaman Peygamberinin göçeceği yer mi ola?” diye ümidlendimse de, buna kalbim pek de yatışmadı.
Ben Vâdi'l-Kurâ'da Yahudi ağamın yanında bulunduğum sırada, Kurayza Oğulları Yahudilerinden olan amcasının oğlu Medine'den geldi ve beni ağamdan
satın alıp Medine'ye götürdü.
Vallahi, Medine'yi görür görmez, Ammûriye'deki efendimin tarif ettiği Âhir Zaman Peygamberinin hicret yurdunun burası olduğunu tanıdım ve anladım. Artık Medine'de oturdum durdum.
Halbuki, Resûlullah Aleyhisselâm Peygamber olarak gönderilmiş, Mekke'de ne kadar kalmışsa kalmış.
Fakat, ben kölelik meşguliyeti içinde bulunduğumdan onun hakkında hiçbir şey işitmemiştim.
Sonra, kendisi Medine'ye hicret edip gelmiş. Vallahi, yine de haberim olmamıştı.
Ben, bir gün, hurma ağacının başında ağama ait işlerden bazılarını yapıyordum, ağam da altımda oturuyordu.
O sırada, ağamın amcasının oğlu gelip Yahudi Ağamın başına dikildi ve.: “Ey filan! ALLAH, Kayle Oğullarının [Evs ve Hazrec kabilelerinin] belâlarını versin! Vallahi, onlar Mekke'den yanlarına gelen, peygamber dedikleri bir adamın başına Kubâ Köyünde toplanmış bulunuyorlar!” dedi.
Bunu işitir işitmez beni öyle bir titreme tuttu ki, neredeyse ağamın üzerine düşeceğim sandım!
Ağamın Amcasının Oğluna.: “Ne dedin? Ne dedin?” diyerek hemen hurma ağacından indim.
Ağam kızdı, bana şiddetli bir tokat vurdu ve.: “Bu senin neyine gerek, seni ne ilgilendirir? Sen işinin başına git!” dedi.
Ben de.: “Birşey yok! Ancak onun ne dediğini anlamak istedim” dedim.
Yanımda biriktirmiş olduğum biraz yiyecek vardı. Akşam olunca, onları alıp Kubâ Köyünde bulunan Resûlullah Aleyhisselâm'a gittim, yanına girdim.
Kendisine.: “Senin salih bir zât olduğunu işittim. Yanında da, muhtaç, kimsesiz sahabilerin varmış!
Şu şeyleri, sadaka olarak vermek üzere, yanımda bulunduruyordum. Buna, sizi başkalarından daha lâyık gördüm!”
diyerek, onları kendisine uzattım.
Resûlullah Aleyhisselâm, ashabına.: “Alınız, bunu yiyiniz!” buyurdu, elini çekti ve ondan hiç yemedi.
Kendi kendime.: “Bu, bir!” dedim.
Sonra, onun yanından ayrılıp yerime döndüm. Yine, biraz birşeyler biriktirmiştim.
O sırada, Resûlullah Aleyhisselâm da Medine'nin içine gelmiş bulunuyordu.
Resûlullah Aleyhisselâm’ın yanına varıp.: “Senin sadakadan yemediğini gördüm. Bu, sana ikram olmak üzere hazırladığım bir hediyedir!” dedim.
Resûlullah Aleyhisselâm, hemen ondan yedi ve ashabına da emretti, onlar da kendisiyle birlikte yediler.
Bunun üzerine, kendi kendime.: “Bu, iki!” dedim.
Bundan sonra, Resûlullah Aleyhisselâm’ın Bâkiyyü'l-Garkad'da bulunduğu sırada, yanına vardım.
Kendisi oraya ashabından birisinin cenâzesi peşinde gitmişti.
Resûlullah Aleyhisselâm, ashabı arasında oturuyordu. Üzerinde, her tarafını bürüyen iki ihram vardı. Kendisine selâm verdim.
Sonra da, Ammûriye'deki efendimin bana tarif ettiği peygamberlik mührünü görebilir miyim diyEsîrkalarına bakmak için, arka taraflarına geçtim.
Resûlullah Aleyhisselâm, bana tarif edilen şeyi anlamak için arkaya geçtiğimi anlayınca, arkasından ridâsını sıyırdı.
Peygamberlik Mührünü görünce, tanıdım! Üzerine kapandım, öptüm ve ağlamaya başladım.
Resûlullah Aleyhisselâm, bana..: “Bu tarafa dön!” buyurdu. Gelip önlerinde oturdum.
Ey İbn Abbas! Sana anlattığım gibi, başımdan geçeni ona da anlatmıştım.
Benim bu kıssamı ashabının da işitmiş olmaları, Resûlullah Aleyhisselâm’ın pek hoşuna gitmişti. Esirlik, kölelik, bu Selman'ı uğraştırmış, oyalamıştır.
Bunun için, Bedir ve Uhud Savaşlarında Resûlullah Aleyhisselâmla birlikte bulunma imkânını bulamamışım dir.”[214]

Peygamberimiz aleyhisselâm’la Hz. Ebu Bekir'in Ev HalkLarının Medine'ye GetiriLişi ve Peygamberimizin Hz. Âişe ile EvLenişi.:

Hz. Aişe der ki.:Resûlullah Aleyhisselâm; Medine'ye hicret ettiği zaman, bizi ve kızlarını Mekke'de bırakmıştı. Medine'den, azadlı kölesi Zeyd b. Harise ile Ebu Râfi'i, iki deve ve birde ihtiyaç duyacakları şeyi satın almak üzere, Ebu Bekir'den aldığı 500 dirhem harçlıkla birlikte bize, Mekke'ye gönderdi.
Ebu Bekir de, Abdullah b. Uraykıt'ı iki veyâ üç deve ile onların yanına katıp zevcesi annem Ümmü Rûman'ı, beni ve kızkardeşim Esmâyı (ki, Zübeyr b.
Avvam'ın zevcesi idi) bindirerek göndermesini Abdullah b. Ebu Bekir'e yazdı, emretti.
Medine'den, konuşa konuşa yola çıktılar. Kudeyd'e geldikleri zaman, Zeyd b. Harise, o 500 dirhemle üç deve daha satın aldı.
Talha b. Ubeydullah'a rastladılar. O da, Ebu Bekir'in ev halkı ile birlikte Medine'ye hicret etmek istiyordu. Hep birlikte yola çıktık.
Ebu Rafi' Fâtıma'yı, Ümmü Külsûm'u ve Şevde binti Zem'a'yı;[215] Zeyd de Ümmü Eymen'i ve oğlu Üsâme'yi bindirip yola çıktı.
Hep birlikte konuşa konuşa Minâ Mevkiinden Beyz'a ulaştığımız zaman, devem kaçtı.
Ben Mahfe'nin içindeydim, annem de yanımda idi.
Annem.: “Eyvah kızağım! Eyvah gelinciğim!” diyerek çırpınıyordu.
ALLAHu zü’L- CeLÂL devemizi döndürüp, bizi devemize ve selâmete kavuşturdu.
Nihâyet, Medine'ye geldik. Ben Ebu Bekir'in ev halkı ile birlikte idim,
O zaman, Mescid ve Mescid civarındaki odalar yapılmış bulunuyordu.
Resûlullah Aleyhisselâm’ın ev halkı kendi odalarına indiler.
Biz de Ebu Bekir'in evinde bir müddet oturduk.
Sonra, Ebu Bekir.: “Yâ Rasûlallah! Ehlinle evlenmekten seni alıkoyan nedir?” diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm.: “Mehrdir.” dedi.
Bunun üzerine, Ebu Bekir, mehr olarak oniki buçuk ukiyye[216] gönderince, [217] Resûlullah Aleyhisselâm Şevvâl ayının içinde benimle evlendi.”
[218]
Hz. Âişe, Peygamberimiz aleyhisselâm’la evlendiği zaman, dokuz[219] veyâ on yaşında idi.[220]
Düğün için, ne deve kesildi, ne de koyun. Yalnız, Sa'd b. Ubâde, Peygamberimiz aleyhisselâm’a, büyük bir kapla yemek gönderdi.[221]

Ashabın Medine'de HastaLanışı ve Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Medine Hakkında DUÂ Edişi.:

Hz. Aişe der ki..: “Resûlullah Aleyhisselâm Medine'ye geldiğinde[222] ve bizim Medine'ye geldiğimizde de,[223] orası ve balı (sıtmalı) bir yer idi.[224] ALLAH'ın en vebâlı (sıtmalı) yeriydi.[225]
Medine'nin Buthan Vâdisinden, acı ve pis bir su akar dururdu.[226]
Resûlullah Aleyhisselâm’ın ashabı hastalandılar.[227] ALLAHu zü’L- CeLÂL, Peygamberini bu hastalıktan beri, uzak kıldı.
Ashab, namazlarını ayakta kılamaz, oturarak kılar oldular.
Ebu Bekir ile azadlıları Âmir b. Füheyre ve Bilâl bir evde bulunuyorlardı ve hummaya tutulmuşlardı.[228]
Onları ziyâret için Resûlullah Aleyhisselâmdan izin isteyip, izin verilince, [229] -ki bu, bize perde arkasına çekilme emrinden önce idi-[230] yanlarına girdim.[231] Kendilerinde, şiddetini ALLAH'tan başkasının bilemeyeceği bir hastalık elemi vardı .[232]
Ebu Bekir'e.: “Babacığım! Kendini nasıl buluyorsun?” diye sordum.
“Her kişi âilesi içinde sabahlarken, ölüm ona ayakkabısının bağından daha yakındır” meâlli beyti okudu.[233]
“Vallahi, babam ne dediğini bilmiyor!” dedim.
Sonra, Âmir b. Füheyre'nin yanına yaklaştım, ona.: “Ey Âmir! Kendini nasıl buluyorsun?” diye sordum.
Bana..: “Muhakkak ki, ölümü daha onu tatmadan önce buldum. Korkak kişinin ölümü, kendisinin tepesindedir Her kişi, takati nisbetinde mücahede edicidir.” meâlli beyitleri okudu.
“Vallahi, Âmir de ne söylediğini bilmiyor!” dedim.[234]
Bilâl'e de.: “Kendini nasıl buluyorsun?”[235] diye sordum .[236]
O da, kendisini sıtma nöbeti[237] tutmuş halde, odanın kapısının önüne serilip yatmış vaziyette,[238] sesini yükseltti ve.: “Bilmem ki, acaba bir gece daha Mekke'nin Fahh Vâdisinde çevremi ızhır ve kokulu celil otları sarmış olduğu halde geceler miyim ola? Acaba bir gün olup da Mecenne sularının başına bir daha vanr mıyım ola? Acaba Mekke'nin Şâme ve Tefîl dağlan, bana bir daha görünür mü ola?” meâlli kıt'ayı terennüm etti[239] ve.:
ALLAH'ım! Şeybe b. Rebia, Utbe b. Rebia, Ümeyye b. Halef bizi yurdumuzdan çıkarıp ve ba yurduna gelmeye mecbur ettikleri gibi, Sen de onlara lanet et! (Kendilerini rahmetinden uzaklaştır!)” diyerek ilendi.[240]
Resûlullah Aleyhisselâma gelip, onlardan işittiklerimi haber verdim.: “Onlar, hummanın şiddetinden, sayıklıyorlar! Akılları başlarında değil” dedim. [241]
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselâm semâya baktı[242] ve.:
ALLAH'ım! Bize Medine'yi sevdir! Mekke'yi sevdirdiğin gibi veyâ daha fazla sevdir![243]
ALLAH'ım![244] Bizim İçin[245] Medine'yi sağlığa elverişli kıl![246]
Onun ve basını,[247] hummasını[248] Mehyea'ya,[249] Cuhfe'ye nakl ve havale et![250]
ALLAH'ım![251] Medine'nin müddü ve sâı hakkında bize bereket ihsân et!”
diyerek DUÂ etti.[252]

Müdd; bir rıtl ve sülüs rıti veyâ iki rıtl şeyi içine alan ölçeğin ismi olup, ne büyük ne de küçük olmayan bir adamın iki avucunun (kocam avucunun) dolusu demektir.[253]
Sâ'da; beş rıtl ile sülüs ntl ölçektir ki, ne büyük ne de küçük olmayan bir adamın iki kocam avucunun dört dolusunu alan ölçek demektir.[254]
Peygamberimiz aleyhisselâm, Medine hakkındaki başka bir DUÂsında da.:
ALLAH'ım! Mekke'ye verdiğin bereketin iki katını Medine'ye ver!” demiştir. [255]
Ashabdan Ebu Hureyre derki.: “İnsanlar (Medineli Müslümânlar), ilk çıkan turfanda meyveyi gördüler mi, onu Resûlullah Aleyhisselâma getirirler; Resûlullah Aleyhisselâm da, onu alınca.:
ALLAH'ım! Şüphe yok ki, İbrahim (Aleyhisselâm), Senin kulun, Halîlin ve Peygamberindi. Ben de Senin kulun ve Peygamberinim!
O sana Mekke için DUÂ etmişti. Ben de, Sana Medine için DUÂ ediyor; onun Mekke için yaptığı DUÂsında Senden dilediğinin bir mislini, bir kat daha fazlasıyla biriikbe Medine için Senden diliyorum!”
der,[256] sonra da, o turfanda meyveyi, orada bulunan çocuklardan[257] gördüğü[258] en küçüğünü[259] çağırarak[260] ona verirdi.”[261] Medine, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın DUÂsı bereketiyle, sâkinleri için o kadar mutlu bir şehir haline gelmişti ki, Hz. Ömer ALLAH YoLu’nda şehid olmayı ve Resûlullah'ın şehri olan Medine'de ölmeyi özlüyor ve diliyordu![262]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[144] İbn Esîr, Nihâye, c. 1, s. 34, Seyyid Şerif, Ta'rifât, s. 9.
[145] Seyyid Şerif, Ta'rifât, s. 9.
[146] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 154.
[147] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 457, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 150, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 285, Tirmizî, Sünen, c. 1, s. 363, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 2, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 214.
[148] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 246.
[149] Beyhakî, Sünenü'l -kübrâ, c. 1, s. 390, İ bn Hi bban'dan nak len Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-kârî, c. 5, s. 103.
[150] İbn Hibban'dan naklen Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-Kârî, c. 5, s. 103.
[151] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 134, Beyhakî, Sünen ü'l-kübrâ, c. 1, s. 39.
[152] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 913, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 247.
[153] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 455, 456.
[154] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43.
[155] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 456, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 1 34, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232.
[156] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 154.
[157] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 154, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 134.
[158] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 154,155, Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 461, İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 1, s. 203, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 214.
[159] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 135.
[160] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, c. 1, s. 135.
[161] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 155, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1,s.232.
[162] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 135.
[163] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 1 35.
[164] İbn İshak, İbn Hişâm ,Sîre, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 135, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 214.
[165] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 135.
[166] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 155, Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 456, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 273.
[167] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 135.
[168] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 156, Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 456, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 273.
[169] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 156, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 143, Beyhakî, S ünenü'l-kübrâ, c. 1, s. 425, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 529.
[170] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 420.
[171] İbn İshak, İbn Hişâm , Sîre, c. 2, s. 156, İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 420, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 143, Beyhakî, Sünen, c. 1, s. 425, Semhûdî, Vefâu'l vefâ, c. 2, s. 529.
[172] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 420.
[173] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 156, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 529.
[174] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 156, İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 420, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 143, Beyhakî, Sünen, c. 1, s. 425, Semhûdî, Vefâu'l vefâ, c. 2, s. 529.
[175] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 156, Ebu Dâvud, c. 1, s. 1 43, Beyhakî, c. 1, s. 425, Semhûdî, c. 2, s. 529.
[176] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 156, Ebu Dâvud, c. 1, s. 1 43, Beyhakî, c. 1, s. 425.
[177] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 143, Beyhakî, Sünen, c. 1, s. 425.
[178] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 420.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/105-110.
[179] Cum'a: 9, Maide: 58.
[180] İbn İshak, İbn Hisam , c. 2, s. 155,156, Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 456, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 4, s. 43, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 143, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 232, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 21 4.
[181] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 483.
[182] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 51, Ebu Dâvud, c. 3, s. 43, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 163, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 137.
[183] İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 12, s. 367, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 448-449, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 43, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 120, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 108, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 315.
[184] Mâlik, Muvatta.c. 1,s. 69-70, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 313, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 51, Müslim, Sahîh, c.1 , s. 291, 292, E bu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 142,143.
[185] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 35, Buhârî, Sahîh, t 1, s. 151, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 12.
[186] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 411, Ebu Dâvud, c. 1, s. 142, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 240, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 12.
[187] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 495, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 119, Ebu Dâvud, c. 1, s. 144, Tirmizî, Sünen, c. 1 , s. 416.
[188] İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 237, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 1, s. 417.
[189] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 463, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 140, Beyhakî, Sünen, c. 1, s. 417.
[190] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 1, s. 465466, Tirmizî, Sünen, c. 1, s. 390.
[191] Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 289, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 145, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 1, s. 409, Begavf, Mesâbfhu's-sünne, c. 1, s. 33.
[192] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1, s. 181, Müslim, c.1, s. 290, Ebu Dâvud, c. 1, s. 145, Tirmizî, Sünen, c. 1 , s. 411, 412, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 238-239, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 26.
[193] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 354, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 152, Ebu Dâvud, c. 1, s. 146, Tirmizî, c. 1, s. 413, İbn Mâce, c. 1, s. 239, Nesâî, c. 2, s. 27, Beyhakî, c. 1, s. 410.
[194] Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 1, s. 410.
[195] Şefâatim (Buhârî, Nesâî, BeyhakPnin rivâyetine göre).
[196] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 354, Buhârî, c. 1, s. 152, Ebu Dâvud, c. 1 , s. 146, Tirmizî, c. 1,s.413, İbn Mâce, c. 1,s.239, Nesâî, c. 2, s. 27, Beyhakî, c. 1, s. 410.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/110-112.
[197] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1328.
[198] Taberî, Târih, c. 2, s. 256, 257, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1328, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 4, s. 253.
[199] İbn Şa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 610, 612.
[200] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre.c.2, s. 153, Taberî, Târih, c.2,s. 257.
[201] İbn Şa'd, Tabakât, c. 3, s. 611, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 138.
[202] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 154, İbn Sa'd, c. 3, s. 611, Taberî, Târih, c. 2, s. 257.
[203] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 154, Taberî, c. 2, s. 257.
[204] İbn İshak.İbnHisam, c. 2, s. 154, İbn Sa'd, c. 3, s. 611, Taberî, c. 2, s. 257.
[205] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 611.
[206] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 154, Taberî, c. 2, s. 257.
[207] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 611.
[208] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 154, İbn Sa'd, c. 3, s. 611, Taberî, c. 2, s. 257.
[209] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 154, Taberî, c. 2, s. 257.
[210] Taberî, Târih, c. 2, s. 257.
[211] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 154.
[212] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 154, İbn Sa'd, c. 3, s. 611, Taberî, c. 2, s. 257.
[213] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 154, Taberî, c. 2, s. 257.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/112-113.
[214] İbrı İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 1, s. 228-234, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 75-79, Ahmed b. Hanbel, Müsned.c.S, s.441443,Ebu Nuaym, Delâilü'n nübüvve, c. 1, s. 258-262, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvec. 2, s. 92-97, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 417-419, İbn Seyvid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 60-64, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 95-101, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 332-335.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/114-122.
[215] Hz. Zeyneb, Medine'ye gitmesine kocası As b. Rebi' müsaade etmediği için, bir müddet daha Mekke'de kaldı (Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 269).
[216] Rukıyye; 40 dirhemdir. (Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 177, İbn Esîr, Nihâye, c. 5, s. 56, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 23.
[217] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 62-63.
[218] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 58.
[219] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.4, s. 293, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 211, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 252.
[220] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 283.
[221] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 211.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/122-123.
[222] . İbn İshak, İtan Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 224.
[223] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1003.
[224] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 260, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1003.
[225] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238, Buharı, Sahih, c. 2, s. 225.
[226] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 225.
[227] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65.
[228] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 239.
[229] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65.
[230] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238.
[231] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 890, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 264.
[232] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238.
[233] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 890, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65.
[234] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238-239.
[235] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 264, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 3, s. 382.
[236] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 264, Beyhakî, Sünen, c. 3, s. 382.
[237] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c. 2, s. 239, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 891, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 2, s. 83.Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 224-225.
[238] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 239.
[239] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre.c. 2, s. 239, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 891, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 6, s. 83,Buhârî, Sahih, c. 2, s. 224-225, Beyhakî, Sünen, c. 3, s. 382.
[240] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 83, 260, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 225.
[241] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 239.
[242] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 65.
[243] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 239, Mâlik, c. 2, s. 891, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 65, Buhârî, c. 2, s. 225, M udim, Sahih, c. 2, s. 1003, Beyhakî, c. 3, s. 382.
[244] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 260, Buhârî, c. 7, s. 5.
[245] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 225.
[246] Mâlik, c. 2, s. 891, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 260, Buhârî, c. 2, s. 225, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1003, Beyhakî, c. 3, s. 382.
[247] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 239.
[248] Mâlik, c. 2, s. 891, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 260, Buhârî, c. 2, s. 225, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1003, Beyhakî, c. 3, s. 382.
[249] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 239, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 65.
[250] İbn İshak, İbn Hişâm , c. 2, s. 239, Mâlik, c. 2, s. 891, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 65, Buhârî, c. 2, s. 225, Müslim, c. 2, s. 1003, Beyhakî, c. 3, s. 382.
[251] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 65, Buhârî, c. 225.
[252] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c. 2, s. 239, Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 891, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 2, s. 65.Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 225, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1003, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 3, s. 382.
[253] İbn Esîr, Nihâye, c. 4, s. 308.
[254] Firuzâbadi, Kâmüsu'l-muhft, c. 1, s. 349, c. 3, s. 55.
[255] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 142, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 224, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 994.
[256] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1000.
[257] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1000, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1105.
[258] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885.
[259] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1000, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 11 05.
[260] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885, Müslim, c. 2, s. 1000.
[261] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 885, Müslim, c. 2, s. 1000, İbn Mâce, c. 2, s. 1105.
[262] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 225.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/123-127.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


ResimPeygamberimiz aleyhisselâm’ın MEDİNE Yönetimini ÜstLenişi Ebu Husustaki YönetmeLik Yazısının Tercümesi.:

Peygamberimiz aleyhisselâm; MEDİNE'ye hicret edip geldiği zaman, ilk işi, MEKKEli ve MEDİNEli Müslümânlar arasında -kendilerini mallarıyla, canlarıyla birbirlerine bağlayan-bir kardeşlik kurarak MEDİNE'de güçlü bir İslâm toplumu oluşturmak olmuştu.[263]
Müşrik MEDİNElilerle Yahudilerden birçoklarının, aradaki akrabalık dolayısıyla, bu İslâm toplumuna karşı zaafları vardı.
Nitekim MEKKEli Müşriklerin tehdid ve tahrikiyle Peygamberimiz ve Müslümânlar aleyhindeki teşebbüslerinden onları vazgeçirmeye, bu hususun
hatırlatılması kâfi gelmişti.
İstekleri yerine getirilmeyen MEKKEli Müşriklerin MEDİNE'ye umumî bir baskın yapmaları ve orada Müslümân, müşrik ve Yahudi ayırmadan katliamda
bulunmaları hiç de imkânsız değildi. Çünkü, tehdid ve tahriklerinin neticesiz kaldığını öğrendikten sonra, MEKKEli müşrikler, Yahudilere de aynı tarzda tehdid ve tahrik mektubu göndermeyi ihmal etmemişlerdi.[264]
Bu da, Müslümân olmayan MEDİNElilerin Peygamberimiz aleyhisselâma yaklaşmalarına yol açtı.
Bundan başka; öteden beri, Evsliler ayrı, Hazrecliler ayrı, Yahudiler de ayrı birer topluluk halinde idiler ve her topluluk MEDİNE'de yegâne söz sahibi topluluk olma dava ve sevdasında idi.
Nitekim, Hazrecîler liderleri Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ün başına hükümdarlık tacı giydirmeye, krallık sarığı sardırmaya hazırlanmış bulunuyorlardı.[265]
Halbuki, ne Evsfler için Hazrecîbirbaş, ne Hazrecîler için Evsîbirbaş hoşa gider değildi. Denilebilir ki; Peygamberimiz aleyhisselâm’ın MEDİNE'ye geliverişi, bütün MEDİNElilere pek makbule geçti.
Evsî ve Hazrecîlerin müşrikleri de, Yahudiler de, Peygamberimiz aleyhisselâma yöneldiler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm’aşağıdaki yönetmelik yazısıyla MEDİNE'nin yönetimini üzerine aldı.:

Bismiİlâhirrahmânirrahîm.[266]
Bu, Peygamber MuhaMMed (aleyhisselâm) tarafından, Kureyşli ve Yesribli (MEDİNEli) mü'min ve Müslümânlar ile onlara bağlanmış ve katılmış olanlar ve onlarla birlikte savaşanlar arasında yazılan bir yazıdır:
Muhakkak ki, onlar, sâir insanlardan ayn bir toplulukturlar.
Kureyş'ten olan Muhacirler kan diyetlerini aralarında-geleneğe göre-ortaklaşa ödeyecekleri gibi, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde ödeyeceIerdir.
Avf Oğulları da, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini geleneğe göre ortaklaşa ödeyecekleridir.
Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de -mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde ödeyeceklerdir.
Haris Oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneğe göre ortaklaşa ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Sâide Oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre ortaklaşa ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde -ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Cüşem Oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Neccâr Oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini geleneklerine göre ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Amr b. Avf Oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini geleneklerine göre ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de -mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Nebit Oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre ortaklaşa ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Evs Oğulları, öteden beri olduğu gibi, kan diyetlerini-geleneklerine göre ortaklaşa ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtulmalık akçelerini de-mü'minler arasında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde-ortaklaşa ödeyeceklerdir.
Mü'minler; borçlu ve çok çoluklu-çocuklu olanları kendi hallerine bırakmayarak, onların kurtulmalık akçelerini veyâ kan diyetlerini-aralarında ma’ruf olan âdil esaslar dâiresinde ödeyeceklerdir.

Resim

Hiçbir mü'min diğer bir mü'minin mevlâsı[267] ile aleyhte bir anlaşma yapmayacaktır.
Tahvâlı mü'minler; içlerinden, azgınlık eden veyâ zulüm ve haksızlık yapmak isteyen veyâ günah işleyen veyâ düşmanlık eden, yahut mü'minler arasında karışıklık çıkaran kimseye karşı cephe alacaklar ve-o kendilerinden birinin evladı da olsa-hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.
Hiçbir mü'min bir kâfir için bir mü'mini öldürmeyecek ve mü'mine karşı kâfire yardım da etmeyecektir.
ALLAH'ın ahdi ve te'minât birdir; onların, en hâkir görülenlerine bile şâmildir.
Çünkü, mü'minler, diğer insanlardan ayrı olarak, birbirlerinin mevlâsıdirlar.
Yahudilerden, bize tâbi olanlar da, hiçbir zulme uğratmaksızın ve aleyhlerinde bir yardımlaşma olmaksızın, yardım göreceklerdir.
Mü'minlerin sulhu, barışı birdir.
Hiçbir mü'min, ALLAH YoLu’ndaki bir savaşta, mü'minlerden ayrı olarak sulh yapmayacak; onlar, ancak aralarında, müsavat ve adalet dâiresinde hep birlikte sulh yapacaklardır.

Resim

Bizimle birlikte savaşa katılan bütün savaşçılar, aralarında, birbirleriyle nöbetleşeceklerdir.

Resim

Mü'minler, birbirlerinin ALLAH YoLu’nda dökülen kanlarının öcünü almakla mükelleftirler.
Tahvâlı mü'minler, en güzel, en doğru yol üzeredirler.
Onlar hiçbir müşrik Kureyşlinin malını ve canını korumayacak, bu yolda bir mü'mine engel de olmayacaktır.
Bir kimsenin bir mü'mini sebebsiz yere öldürdüğü kesin delillerle sâbit olunca, öldüren hakkında kısas hükmü uygulanacaktır.
Ölenin velîsi buna rıza göstermediği takdirde, bütün mü'minler ona karşı cephe alacaklardır. Kendilerine, bundan başkası helâl olmaz.
Bu sahifedekileri kabul ve ikrâr eden, ALLAH'a ve âhiret gününe inânan bir mü'minin, ortaya kötü bir hadise çıkaran kimseye yardım etmesi ve onu
barındırması helâl değildir.
Öylesine yardım eden veyâ onu barındıran kimse, Kıyâmet Günü ALLAH'ın lânet ve gazâbına uğrayacak; onun tevbesi de, kurtulmalık akçesi de kabul
olunmayacaktır.
Herhangi bir şeyde ihtilafa düştüğünüzde, o, ALLAHu zü’L- CeLÂL'a ve MuhaMMed (aleyhisselâm)'a arz ve havâle olunacaktır.

Resim

Yahudiler; mü'minlerle birlikte savaşa devâm ettikleri müddetçe, savaş masraflarına katılacaklardır.
Avf Oğulları Yahudileri mü'minlerle birlikte bir topluluk oluşturacaklar;
Yahudiler kendi dinlerinde, Müslümânlar da kendi dinlerinde olacaklardır.
Onların (Yahudilerin) mevlâları için de, kendileri için de, bu böyledir. Şu kadar ki, bunlardan bir zulüm veyâ bir kötülük irtikab eden, ancak kendini ve ev halkını tehlikeye sokmuş olacaktır.

Resim

Neccâr Oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf Oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.,

Resim

Haris Oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf Oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
Sâide Oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf Oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.

Resim

Cüşem Oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf Oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
Evs Oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf Oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
Salebe Oğulları Yahudileri için olan hüküm de, Avf Oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir. Bunlardan, bir zulüm veyâ bir kötülük irtikab eden, ancak kendini ve ev halkını tehlikeye sokmuş olacaktır.
Sa'lebe'nin bir kolu olan Cefne de, onlar gibi (Salebe gibi) mütalaa edilecektir.

Resim

Şutaybe Oğulları için olan hüküm de, Amr b. Avf Oğulları Yahudileri için olan hüküm gibidir.
Şüphe yok ki, iyilik, kötülükten ayrı ve başkadır.

Resim

Salebe Oğullarının mevlâları da, Salebe gibidirler.
Yahudilere karışmış ve bağlanmış olanlar, Yahudiler gibidirler.
Onlardan (Yahudilerden) hiçbir kimse, MuhaMMed (aleyhisselâm)ın izni olmadan askerî bir sefere çıkamayacaktır.

Resim

Bir yaralamanın öcünü almak, yasaklanmayacaktır.
Fırsat kollayarak cinâyet işleyen kimse, o cinâyeti kendisine ve ev halkinâ işlemiş olacaktır. Zâlime karşı işlenecek cinâyet bundan müstesnâdır. ALLAH bu hususta doğru ve iyi davranmış olanlardan hoşnut olur.
(Savaş halinde) Yahudilerin masrafları kendilerine, Müslümânların masrafları da kendilerine ait olacaktır.
Şu kadar ki, onlar bu Sahife sâhiblerine harp açanlara karşı aralarında yardımlaşacaklar ve aralarında öğüt verme ve iyilik dileme esas olacaktır.
Elbette ki, iyilik, kötülükten ayrı ve başkadır.
Hiç kimse, müttefikine kötülük yapmayacak, mazluma mutlaka yardım edilecektir.
Yahudiler, mü'minlerle birlikte savaşa devâm ettikleri müddetçe, savaş masraflarına ortak olacaklardır.
Yesrib vâdisinin içerisi, bu Sahife sâhibleri için, haram, dokunulmaz bir bölgedir.
Himâye altında bulunan kimse-zarar verici ve kötülük işLeylci olmamak şartıyla- bizzat himâyeci gibidir.
Himâye verme hakkinâ sâhib kimsenin izni müstesnâ, kimseye himâye hakkı verilemez.
Bu sahife sâhibleri arasında herhangi bir hadise veyâ münazaa çıkar vEbunun onların aralarını bozmasından korkulursa, o, ALLAHu zü’L- CeLÂL'a ve MuhaMMed Resûlullah (aleyhisselâm)a arz ve havâle edilecektir.
Şüphe yok ki, ALLAH, bu Sahifedekilere riâyetsizlikten son derece sakınan, doğruluğu ve iyiliği şiar edinenlerden hoşnut olur.

Resim

Ne Kureyşîler, ne de onlara yardım edenler, hiçbir sûretle himâye olunmayacaklardır.
Yesrib'e saldıracak kimselere karşı, onlar (Müslümânlar ve Yahudiler) aralarında yardımlaşacaklardır.
Onlar (Yahudiler) sulh akdetmeye veyâ sulh akdine katılmaya (mü'minler tarafından) dâvet edildiklerinde, o sulhu akdedecekler veyâ o sulhun akdine
katılacaklardır. Din uğrunda savaşanlar bundan müstesnâdır.
Herkes, kendine düşen kısımdan sorumlu tutulacaktır.
Bu Sahife sâhibleri için konulan, kabul edilen hükümler, aynen Evs Yahudilerinin mevlâlarına ve kendilerine de-bu Sahife sâhibleri tarafından iyiniyetle tatbik olunacaktır. Şüphe yok ki, iyilik kötülükten ayrı ve başkadır.
Kazanıcının kazandığı ancak kendisinedir.
Muhakkak ki, ALLAH, bu Sahife'dekilere en doğru ve en iyi şekilde riâyet edilmesinden hoşnut olur.

Resim

Bu yazı, bir zâlimi ve suçluyu cezalandırmaya asla engel olmayacaktır.
MEDİNE'den çıkan da emniyette, MEDİNE'de oturan da emniyettEbulunacaktır.
Bir zulüm veyâ suç işleyen kimsEbundan müstesnâdır.
ALLAH'ın himâyesi, iyilik yapan, kötülüklerden sakınan kimseler içindir.
MuhaMMed (aleyhisselâm) ALLAH'ın Resûlüdür.”[268]

MEDİNE'nin HaremLeştirilişi ve SınırLanışı.:

ALLAHu zü’L- CeLÂL; Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’ın diliyle, MEDİNE'nin iki kara taşlığının (tepesinin) arasını harem, dokunulmaz kıldı.[269]
MEDİNE'nin[270] Âir,[271] Ayr[272] ile Sevr arasındaki[273] bir berid'lik, [274] oniki millik[275] mesafeye kadar olan her köşesi koru haline getirildi.
[276]
Berid, üç fersahtır.
Bir fersah, üç mildir.
Bir mil, üçbin beşyüz zira'dır.
Bir zira, yirmidürt parmaktır.
Bir parmak, yanyana konulmak üzere, üç arpadır.[277]
Hz. Ali'nin, Peygamberimiz aleyhisselâmdan işitip yazarak kılıcinâ bağladığı Sahife'deki Hadis-i Şeriflerinde de, Peygamberimiz aleyhisselâm şöyle buyurmuşlardır.:
“İbrahim (aleyhisselâm) MEKKE'yi harem, dokunulmaz kıldı.
Ben de MEDİNE'yi harem, dokunulmaz kıldım.
Onun iki karataşlığının arası harem'dir, dokunulmazdır.
Onun tümü korudur:
Onun yaş otu biçilemez!
Onun avı ürkütülemez!
Onun yitiği alinâmaz.
Ancak, onu ilan için alacak kimsEbundan müstesnâdır. Orada herhangi bir kimsenin savaş için silâh taşıması, oradan ağaç kesmesi câiz değildir. Ancak, bir kimse orada devesini otlatabilir.”[278]
“MEDİNE, Ayr ile Sevr arası olmak üzere, harem'dir, dokunulmazdır! Orada kim bir günah işler veyâ günah işleyeni barındınrsa, ALLAH'ın, meleklerin ve
bütün insanların lâneti onun üzerindedir!
Kıyâmet Günü, ALLAH, onun tevbesini de, fidyesini de kabul etmez!
Müslümânların zimmeti birdir.
Bu zimmet uğrunda, onların en aşağı olanı da çaba gösterir.[279]
Kim bir Müslümânın verdiği ahdi bozarsa, ALLAH'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerindedir!
Onun tevbesi de, fidyesi de kabul olunmaz.”[280]

Ashab-ı Kiram, MEDİNE'nin haremliğine son derecede itinâ gösterirler, çocukların bile aykırı davranışlarına göz yummazlardı.
Zeyd b. Sâbit, Şurahbil b. Sa'd'ın MEDİNE çarşısında bulduğu bir kuşu elinden alarak saldıktan sonra, ona.:
“Sen Resûlullah aleyhisselâm’ın MEDİNE'nin iki kara taşlığı arasını haremleştirdiğini, dokunulmazlaştırdığını bilmiyor musun?!” demiştir.[281]
Abdullah b. Ubâde, Ebu İhab Kuyusu mevkiinde serçe kuşlarını avlarken, babası Ubâde görüp ona elindeki kuşu bıraktırmış ve.:
“Resûlullah aleyhisselâm.: “MEDİNE'nin iki kara taşlığı arasını-İbrahim (aleyhisselâm)ın MEKKE'yi haremleştirdiği gibi-haremleştirdi” demiştir.[282]
Ebu Hureyre de.:
“Varlığım (Kudret) ElindEbulunan ALLAH'a yemin ederim ki; eğer MEDİNE'de bir geyik bulmuş olsam, onu asla telâşa ve sıkıntıya düşürmem!” diyerek, bu husustaki itinâsının derecesini belirtmiştir.[283]

Peygamberimiz aleyhisselâm’ın YazıcıLarı.:

Peygamberimiz aleyhisselâm; MEKKE'de iken, yazdıracağı yazılara, Kureyşîlerin yaptığı gibi “Bismikallâhümme=Ey ALLAH! Senin isminle başlarım!” diyerek başlatırdı.
Hûd Sûresinin 42. âyeti nâzil olunca, âyetteki “Bismillah” cümlesini yazılanın başına koydurmaya başladı.
İsrâ Sûresinin 110. âyeti nâzil olunca, âyette geçen “er-Rahmân” ismini de katarak, yazılarına “Bismillâhirrahmân!” başlığını koydurmaya başladı.
Nemi Sûresinin, Besmele'nin tam şeklini içine alan 30. âyeti nâzil olduktan sonra da, yazılarını “Bismillâhirrahmânirrahîm” ile başlatırdı.[284]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yazıcıları şu kişilerdi.:
1-) Hz. Ebu Bekir,
2-) Hz. Ömer,
3-) Hz. Osmân.[285]
Hz. Âişe, Cebrâil aleyhisselâm Peygamberimiz aleyhisselâm’a vahiy getirdiği zaman, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın “Ey Useym! Yaz!” buyurarak vahyi Hz. Osmân'a yazdırdığını bildirmiştir.[286]
4-) Hz. Ali.
Peygamberimiz aleyhisselâm; muahede ve musâlaha yaptığı zaman, bunlara ait yazılan genellikle Hz. Ali'ye yazdırırdı.[287]
Nitekim, Kureyş Müşrikleriyle Hudeybiye'de yaptığı muahedeyi de ona yazdırmıştı.[288] Hz. Ali, ayrıca, şahıslarla ilgili yazıları,[289] mülk fermanlarını da yazardı.[290]
5-) Übeyy b. Ka'b,
6-) Zeyd b. Sâbit.
MEDİNE'ye geldiği zaman Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yazılarını Ensardan ilk yazan Übeyy b. Ka'b idi ve yazdığı yazıların sonuna “Filan oğlu filan yazdı” diyenlerin de ilki idi.
MEDİNE'de Peygamberimiz aleyhisselâm’a inen vahiyleri Peygamberimiz aleyhisselâm’ın huzurunda ilk defâ yazmaya başlayan Müslümân da Übeyy b. Ka'b idi.[291]
Übeyy b. Ka'b bulunmadığı zaman, Zeyd b. Sâbit yazardı.[292]
Zeyd b. Sâbit vahiyleri imlada üstaddı.[293]
Kendisinin vahiyden başka yazılacak yazıları yazdığı da olurdu.[294]
Peygamberimiz aleyhisselâm nâzil olan âyetlerin hangi sûreye ve onun neresine konulacağını da yazıcıya bildirirdi.[295]
Bu da, Peygamberimiz aleyhisselâm’a Cebrâil aleyhisselâm tarafından bildirilmiş bulunurdu.
Nitekim, Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Bana Cebrâil (aleyhisselâm) geldi. Şu İnnallâhe ye'muru bil'adli... âyetini şu sûrenin şurasına koymamı bana emretti” buyurmuştur.[296]
Zeyd b. Sâbit der ki.:
“Vahyi Resûlullah aleyhisselâm’ın huzurunda yazardım.
Yazıp bitirdiğim zaman.: “Yazdığını oku!” buyururdu.
Eğer ondan yazılmayan birşey kalmışsa eklettirir, fazla birşey olmuşsa çıkarttırırdı.[297]
Bana.: “Ey Zeyd! Sen Yahudilerin yazısını benim için öğren! Ben, vALLAHi, bana ait yazılar hakkında Yahudilere hiç emniyet edemem,
güvenemem!” buyururdu.
Ben de, yarım ay geçmeden onu öğrendim ve hatta İbranice okuyup yazmakta maharet kazandım.
Yahudilere birşey yazacağı zaman, onu, Resûlullah aleyhisselâm için ben yazardım.[298]
Resûlullah aleyhisselâm bana.: “Sen Süryanice'yi de güzelce yazabilir misin? Bana Süryanice yazılar geliyor.” buyurdu.
Ben.: “Hayır! Süryanice yazmasını bilmem!” dedim.
Resûlullah aleyhisselâm.: “Sen onu da öğren!” buyurdu.
On yedi günde de, onu öğrendim...”[299]
Bunun üzerine, Zeyd b. Sâbit, Peygamberimiz aleyhisselâm’a gelen Süryanice yazılan da okurdu.[300]
Vahiy yazılırken, kağıt yerine, kürek kemikleri,[301] yassı hurma dalları, beyaz ve yassı taşlar,[302] yazı yazmaya elverişli bez ve hırka parçaları... gibi şeyler kullanılırdı.[303]
7-) Zübeyr b. Avvam,
8-.) Halid b. Saîd,
9-) Eban b. Saîd,[304]
Halid b. Saîd, Besmele'yi ilk yazan zât idi.[305]
Peygamberimiz aleyhisselâm şahıslarla ilgili yazılarından bazılarını ona yazdırmiştir.[306]
10-) Hanzaletü'l- Üseydî,
11-) Alâ b. Hadramî,
12-) Halid b. Velid,
13-) Abdullah b. Revâha,
14-) MuhaMMed b. Mesleme,
15-) Abdullah b. Sa'd,
16-) Abdullah b. Übeyy b. Selûl,
17-) Mugîre b. Şube,
18-.) Amr b.Âs,
19-) Muaviye b. Ebu Süfyan,
20-) Cüheym b. Salt,
21-) Muaykıb b. Ebi Fâtıma,
22-) Şurahbil b. Hasene,[307]
23-) Abdullah b.Zeyd,[308]
24-) Erkam b. Ebi'l-Erkam,[309]
25-) Ukbe,[310]
26-) Alâ b. Ukbe.[311]
27-) Sâbit b. Kays b. Şemmas,[312]
28-.) Talha b. Ubeydullah,
29-) Yezid b. Ebu Süfyan,
30-) Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî,
31-) Büreyde b. Husayb,
32-) Husayn b. Numeyr,
33-) Ebu Seleme el-Mahzumî,
34-) Abdullah b. Abdulesed,
35-) Huvaytıb b. Abduluzzâ,
36-) Ebu Süfyan b. Harb,
37-) Hâtıb b. Amr.[313]
38-.) Abdullah b. Erkam,

Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Annesi Hz. Âmine, Abdullah'ın Babası Erkam'ın Halası idi.[314]
Peygamberimiz aleyhisselâm’a biryazı geldiği ve.: “Buna, benim tarafımdan, kim cevâb yazar?” diye sorduğu zaman, mecliste Hz. Ömer gibi zâtlar bulunduğu halde, Abdullah b. Erkam.: “Ben!” derdi.
Peygamberimiz aleyhisselâm da ona yazdırır, mühürletirdi. Kendisi güvenilir bir zât olduğu için, Peygamberimiz aleyhisselâm, hükümdarlardan gelen yazıları yanında saklamasını da ona emrederdi.
Abdullah b. Erkam, Peygamberimiz aleyhisselâmdan sonra, Hz. Ebu Bekir'in ve Hz. Ömer'in de yazılarını yazardı.[315]
Hz. Ömer onu Beytülmâl (Hazine) Bakanlığına da tayin etmişti.
“Ben ALLAH'a karşı Abdullah b. Erkam'dan daha haşyetli, daha korkulu ve saygılı bir kimse görmedim!” der;
Kendisine de.: “Eğer senin geçmiş kavimlerde bir benzerin olsaydı, ben hiçbirini sana tercih etmezdim!” derdi.
Hz. Osmân da, Abdullah b. Erkam'ı Beytülmâl (Hazine) Bakanlığına otuz bin, diğer rivâyete göre yıllık üçyüz bin dirhem tahsisatla tayın etmişse de,
Abdullah b. Erkam kabul etmemiş.: “Ben bu vazifeyi ALLAH için yaptım. Benim ecrim de ALLAH'a düşer!” demiştir. [316]

ÖLüsünü Yerin Dışarı Attığı Mürted/İslâm dininden dönen Adam.:

Kur’ÂN-ı Kerîm'de de açıklandığı üzere; Ehl-i Kitabdan (Yahudilerden, Hıristiyanlardan) bir güruh, İslâmiyeti MEDİNE'de önlemek için.:
“Kendilerine indirilene imân edenlere gündüzün evvelinde inânınız ve gündüzün sonunda ise inkâr ediniz! Olur ki, mü'minler dinlerinden dönerler!”
demekte idiler.[317]
Nitekim, Neccâr Oğullarından Hıristiyan bir adam vardı ki,[318] Müslümân olup Bakara ve Âl-i İmran Sûrelerini ezberlemiş,[319] Müslümânlar arasında da, büyük bir itibar kazanmıştı.[320]
Kendisinin vahiy yazdığı da olurdu.
Tekrar Hıristiyanlığa döndü[321] ve.: “MuhaMMed, benim kendisine yazdığımdan başka birşey bilmiyor!” diyerek yaygaraya başlayınca, ALLAH onu öldürdü.[322]
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Yer onu kabul etmez!” buyurdu.[323]
Adamı gömdüler. Fakat, sabah olunca,[324] gömüldüğü yerin onu dışarı attığını gördüler.[325]
“Bu, MuhaMMed ile Ashabının işidir! Onların arasından çıkıp kaçtığı için bu adamımızın kefenini soydular ve onu meydanda bıraktılar!” diyerek iftira ettiler. Tekrar, derin bir çukur kazarak, adamlarını oraya bıraktılar. Sabah olunca, yerin onu dışarı attığını gördüler!
Yine.: “Bu da MuhaMMed ile Ashabının işidir! Onların aralarından çıkıp kaçtığı için, kefenini soyup bu adamımızı kabrin dışına bıraktılar!” dediler.
Bu sefer, güçlerinin yettiği derecede derin bir çukur daha kazarak, onu içine bıraktılar. Sabah olup da yerin onu yine dışarı attığını gördükleri zaman, bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılar ve onu açıkta bıraktılar.[326] Adamın böyle açıkta bırakılmış olduğunu görüp “Nedir bu adamın hali?” diye sorulduğu zamani: “Onu tekrar tekrar gömdüğümüz halde, yer kabul etmiyor!” dediler.[327]

MuhacirLere MEDİNE'de Ev YerLeri, Arazi ve HurmaLık DağıtılLşı ve Tapu FermanLarı YazıLıp VeriLişi.:

Muhacirleri MEDİNE'de birer yuva sahibi yapmak için, Ensar, arsa, arazi ve hurmalıklarının fazlalarını Peygamberimiz aleyhisselâm’a bağışladılar ve.: “Yâ Rasûlallah! İstersen, evlerimizi de bizden al!” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm onlara hayır DUÂ etti.[328]
Herkesten önce, evlerinden ve arazisinden bir kısmını ayırarak Peygamberimiz aleyhisselâm’a bağışlayan da, Harise b. Numan'dı.[329]
Peygamberimiz aleyhisselâm, bu bağış üzerine, Muhacirlerden her birine ev yerleri ayırdı.[330]
Amr b. Hureys'e verdiği ev yerinin hududunu bir yayla çizdi.[331]
Zübeyr b. Avvam'a arazi ve hurmalık.[332]
Abdurrahman b. Avf'a hurma fidânlığı verdi.[333]
Peygamberimiz aleyhisselâm; verdiği yerler hakkında da, yeni sâhiblerine tapu fermanları yazdırıp verirdi.[334]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın verdiği fermanlardan ikisinde şöyle
denilmektedir.:

Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bu, MuhaMMed Resûlullah'ın, Seleme b. Mâlik es-Sülemye ayırıp verdiği yer hakkındaki yazıdır:
Resûlullah, Zâtü'l-Hanazî'den Zatü'l-Esâvid arasında olan yeri ona verdi.
O yerde hiç kimse hak iddia edemez. Hak iddia edenin iddiası bâtıldır, boştur.
Hak, Seleme'nin hakkıdır.[335]
Ali b. Ebi Talib ve Hâtıb b. Ebi Beltea şâhidtir."[
336]

Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bu, MuhaMMed Resûlullah tarafından Zübeyr b. Avvam'a verilen yazıdır
Ben, ona Şevâk'ın yukarısını ve aşağısını verdim.
Hiç kimse onun üzerinde bir hak iddia edemez.
Ali yazdı.”
[337]

MEDİNE Çarşısının KuruLuşu ve Ticarî Hayatın Düzene KonuLuşu.:

Peygamberimiz aleyhisselâm MEDİNEli Müslümânlara Yahudilerinkinden ayrı bir çarşı ve pazaryeri göstermek isteyerek, Zübeyr b. Avvam'a verdiği arazinin bir tarafına bir çadır kurdurup.:
“Sizin pazaryeri ve çarşınız, şimdilik burasıdır!” buyurdu.
Fakat, Yahudilerin başkanlarından Ka'b b. Eşrefin gidip oradaki çadırın iplerini kestiği görülünce, oradan vazgeçildi.
Bir adam gelip.: “Yâ Rasûlallah! Ben MEDİNE çarşısı için münasip bir yer gördüm, oraya da bir bakmaz mısınız?” deyince, Peygamberimiz aleyhisselâm oraya gitti ve ayağını yere vurarak.:
“Sizin çarşınız, pazarınız burasıdır.
Şurasından hiçbir şey kısılmaz vEburaya vergi de salıninâz!”
buyurdu.
Sonra da, Sâide Oğullarının yanına vardı ve onlara.:
“Kabristanınızı bana veriniz. Orayı çarşı ve pazar yeri yapacağım.” buyurdu.
Sâide Oğullarının bazıları verdiler.
Bazıları ise.: “Orası bizim hem kabristanımız, hem de kadınlarımızın çıkma yeridir” dediler.
Fakat, sonradan, birbirlerini kinâdılar. Vermek istemeyenler de verenlere katıldılar. Orayı çarşı ve pazar yaptılar.
Peygamberimiz aleyhisselâm; çarşı ve pazarla, alıcılar ve satıcılarla, alınan ve satılanlarla yakından ilgilenirdi.
Bir gün, MEDİNE'nin yeni çarşısına uğramıştı.
Orada kurulmuş bir baraka gördü.: “Kimindir bu baraka?” diye sordu.
“Harise Oğullarından filan adamın!” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Yakınız onu!” buyurdu, yaktılar.
Peygamberimiz aleyhisselâmdan sonra, Dört Halife Devrinde de, bu çarşı ve pazaryerinin herhangi bir şekilde işgaline meydan verilmedi .[338]
Kays b. Ebi Garze der ki.:
Resûlullah aleyhisselâm’ın devrinde[339] bize simsarlar denirdi.[340]
Resûlullah aleyhisselâm, bize uğrayıp, bundan daha güzel [Nesa ye göre.: daha hayırlı] bir isim vererek.:
'Ey tacirler topluluğu![341] Muhakkak ki, alışverişte[342] şeytan, günah,[343] yalan,[344] boş Iaf[345] ve yemin bulunur.[346]
Bunun için, siz ona, alışverişinize sadaka karıştırınız!". buyurdu."
[347]
Rifâa b. Râfi de der ki.:
“Biz, Resûlullah aleyhisselâmla birlikte çıkıp gidiyorduk.
Bir de baktık ki, halk sabah erken alışveriş yapıyorlar!
Resûlullah aleyhisselâm onlara.: “Ey tacirler topluluğu!” diyerek seslendi.
Onlar boyunlarını uzattılar, gözlerini Resûlullah aleyhisselâma diktiler.[348]
Resûlullah aleyhisselâm.: “Şüphe yok ki, tacirler Kıyâmet Günü fâcirler olarak diriltilirler.
Ancak, ALLAH'tan korkup yeminine bağlı kalan ve sözünde doğru olan bundan müstesnâdır"
buyurdu [349]

Ebu Hureyre'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz aleyhisselâm bir ekin yığınının yanına uğrayıp, elini onun içine daldırmıştı.
Parmaklarına ıslaklık dokununca.: “Ey ekin sahibi! Nedir bu?” diye sordu.
Ekin sahibi.: “Yâ Rasûlallah! Ona yağmur değmişti!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “O ıslak kısmı insanların görmeleri için ne diye ekinin üstüne çıkarmadın?! Aldatan kimse[350] benden.[351] bizden[352] değildir!” buyurdu.[353]

Peygamberimiz aleyhisselâm; Çarşı ve pazarda satılacak şeyleri çarşı ve pazara getirilmeden yolda karşı
lamayı,[354] satın alınan yiyeceği ve herşeyi tamamıyla teslim almadan satmayı,[355] veyâ yanında bulunmayan bir malı çarşidân satın alıp müşteriye satın ayı,[356] birbirlerinin satışı üzerine satış yapmayı, müşteri kızıştırmayı yasaklamış;[357]
“Satacağı zaman kolaylık gösteren, satın alacağı zaman kolaylık gösteren, hakkını isterken kolaylık gösteren[358] kişiye,[359] kula[360] ALLAH rahmet etsin!” buyurmuştur.[361]

MEDİNE'de AdaLet İşLerinin DüzenLenişi ve YürütüLüşü.:

Kur’ÂN-ı Kerîm'de açıklandığına göre; Peygamberimiz aleyhisselâm MEDİNE'de Müslümânlar ve Müslümân olmayanlar tarafından kendisine getirilen her çeşit davayı ve anlaşmazlıkları adalet dâiresinde hal ve fasi edecekti.[362]
Bu husus; mü'min, müşrik, Yahudi.. bütün MEDİNEliler için yazılan MEDİNE Yönetmeliğinde de kabullenilmiş ve açıklanmış bulunuyordu.[363]
Hâkimlik, aslında, şerefli olduğu kadar, ağır sorumluluk da taşıyan bir görevdir.
Peygamberimiz aleyhisselâm bu hususta şöyle buyurmuşlardır.:
“Kadılar (hâkimler) üçe ayrılır.:
Biri CeNNette,
İkisi ateşte (Cehennemde)dir!
Hakkı bilen ve ona göre hüküm veren kişi CeNNettedir!
Hakkı bilen ve fakat hükmünde zulme, haksızlığa sapan kişi ateşte
(Cehennemde)dir!
Hakkı bilmediği halde insanlar arasında hüküm veren kişi de ateşte (Cehennemde)dir!”[364]
“Hâkim zulmetin edikçe, hiç şüphesiz ALLAHu zü’L- CeLÂL onunla birliktedir.
Haksızlığa saptığı zaman, onu nefsiyle başbaşa bırakır!”[365]
“Hâkim, hüküm verirken, içtihadda da bulunur.
İçtihadında isabet ederse, onun için iki ecir vardır.
Fakat, hüküm verirken, içtihadda bulunur da yanılırsa, ona bir ecir vardır.” [366]
“Hiç kimse, sinirli olduğu halde, iki kişi arasında hüküm vermesin!”[367]
“Sizlerden biri Müslümânlar hakkında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sinirli iken hüküm vermesin!
Onlara (davacıya ve dava olunana), bakışta, oturma yerinde ve işâret etmede kendilerine eşit davranılmasını sağlasın.”[368]

Peygamberimiz aleyhisselâm, muhakeme edeceği zaman, davacıyı da, dava olunanı da önünde oturturdu.[369]

Hz. Ali'yi Yemen'e kadı olarak gönderirken.: “Haklarında hüküm vereceğin iki kişiden birisi hakkında, ötekini dinlemedikçe hüküm verme! Böyle yaparsan, nasıl hüküm vereceğin sence belli olur!” buyurmuştur.[370]
Peygamberimiz aleyhisselâm, davacıdan, davasına delil ve şâhid getirmesini ister; getiremediği takdirde, dava olunana yemin teklif eder[371] ve.:
“Davacının sende birşeyi, bir hakkı bulunmadığına dâir, Kendisinden başka ilâh olmayan ALLAH'a yemin et!” buyurarak yemin ettirirdi .[372]
“Ben de, nihâyet, bir beşerim. Siz bana davanızı getiriyorsunuz. Olur ki, bazınız hüccetini, delilini bazınızdan daha iyi anlatır da, ben de kendisinden
dinlediğime göre hüküm vermiş bulunurum.
O halde, ben her kime din kardeşinin hakkından bu sûretle birşey bölmüş olursam, onu hemen alıvermesin.[373] bıraksın.[374]
Çünkü, ben ona bununla ancak ateşten bir parça bölüp vermiş oluyorum demektir!”
buyururdu.[375]

Biri Hadrâmevtten, diğeri Kinde'den iki kişi gelip,[376] Yemen'deki bir yer hakkında Peygamberimiz aleyhisselâm’a başvurdular.
Hadrâmevtli olan.: “Yâ Rasûlallah! Şu adam[377] ve babası,[378] bana babamdam kalan[379] yerimi gasb etti” dedi.[380]
Kindeli olan ise.: “Yâ Rasûlallah! O yerim bana babamdan miras kaldı.[381] Orası benim elimde ekip biçtiğim bir yerimdir. Bunun orada hiçbir hakkı yoktur!” dedi.[382]
Hadrâmevtli ise, kendilerine ait olan bu yerin dava olunanın babası tarafından gasb edildiğini kendisinin de bildiğini ileri sürdü.[383]
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Arazinin sana ait olduğu hakkında bir beyyinen (delilin) var mı?” diye sordu.
Hadrâmevtli.: “Yoktur!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Öyle ise, senin için, onun yemini var!” buyurdu.
Hadrâmevtli.: “Yâ Rasûlallah! Bu kişi birfâcirdir, yaptığı yemine aldırış etirmez! Hiçbir şeyin günahından da sakınır değildir!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Ondan sana, yapacağı yeminden başka birşey yok!” buyurdu.
Kindeli yemin etmeye gidince,[384] hazırlanınca,[385] Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Eğer bu adam hâkikaten onun malını haksız olarak yemek için yemin ederse, muhakkak, ALLAHu zü’L- CeLÂL'ın gazâbına uğramış olarak huzura çıkar!” buyurdu.[386]
Bunun üzerine, Kindeli.: “O yer bunundur[387] ve babasınındır” dedi.[388]
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Yalan yemini ile Müslümân bir kişinin hakkını alan kimseye, ALLAHu zü’L- CeLÂL
CeNNeti haram, Cehennemi vâcib kılar!”
buyurunca;
“Az birşey olsa da mı yâ Rasûlallah?” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm:
“İrak Ağacından birçubuk da olsa![389]
İrak Ağacından birçubuk da olsa!
İrak Ağacından birçubuk da olsa!”
buyurdular.[390]
Eş'as b. Kays der ki.:
“Benimle Yahudilerden bir adam arasında bir arazi vardı. Yahudi, benim onun üzerindeki hakkımı inkâr etti.
Ben de onu Resûlullah aleyhisselâm’ın huzuruna götürdüm.
Resûlullah aleyhisselâm, bana.: “Senin bu hususta beyyinen (delilin) var mı?" diye sordu.
Ben.: “Yoktur!” dedim.
Bunun üzerine, Resûlullah aleyhisselâm, Yahudiye.: “Yemin et!” buyurdu.
Ben.: “Yemin ona düşünce, o yemin eder ve mâlimı götürür!” dedim .”[391]
Yemin ettirilecek kimseler Yahudi iseler, Peygamberimiz aleyhisselâm onlara:
“Mûsâ (aleyhisselâm)a Tevrat'ı indiren ALLAH hakkı için and veriyor, soruyorum...” diyerek yemin verirdi.[392]
Anlattığımız hadise hakkında nâzil olan[393] âyette şöyle buyuruldu:
“Onlar, ALLAH'ın ahdini ve kendi yeminlerini az bir değerle değiştiren, satanlardır-ki, işte onların, âhirette hiçbir nâsibi yoktur. ALLAH, Kıyâmet Günü, onlara Kelâmıyla hitab etineyecek, onların yüzlerine bakmayacak, kendilerini temize çıkarmayacaktır. Elem verici bir azâb da, onlar içindir.”[394]
Muhakeme sırasında taraflar sulh olmak istedikleri zaman, Peygamberimiz aleyhisselâm onların bu isteklerini kabul eder ve.:
“Müslümânlar arasında sulh câizdir. Ancak, haramı helâlleştiren ve helâli haramlaştıran sulh câiz değildir!” buyururdu.[395]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın, Müslümânlardan bazılarına, Müslümânlardaki alacaklarından bir kısmını bağışlamalarını teklif buyurduğu da olurdu.
Ka'b b. Mâlik, bir alacağından dolayı İbn Ebi Hadred'le çekişmişler ve seslerini yükseltmişlerdi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, evinden, onların sesini işitti. Kapısının perdesini açıp, Ka'b b. Mâlik'.: “Ey Ka'b!” diyerek seslendi.
Ka'b b. Mâlik.: “Buyur yâ Rasûlallah! Emrine amadeyim!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Sana olan boncunun yarısını buna bırak!” diye eliyle işâret buyurdu.[396]
Ka'b b. Mâlik.: “Yaptırın[397] yâ Rasûlallah! Bıraktım!” dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm, İbn Ebi Hadned'e.: “Kalk, kalan borcunu öde ona!” buyurdu.[398]
Yahudi bilginlerinden Ka'b b. Esed, İbn Saluba b. Suriya, Şe's b. Kays, birbirlerine:
“Haydi MuhaMMed'e gidelim. Olabilir ki, onu dininde bir fitneye, bir tuzağa düşürebiliriz! Nihâyet, o da bir beşerdir!” diyerek, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına geldiler ve.:
“Yâ MuhaMMed! İyi bilirsin ki, bizler Yahudilerin bilginleri, eşraf ve ulularıyız.
Biz sana tâbi olursak, Yahudiler de tâbi olurlar.
Onlar bize aykırı hareket etmezler.
Yalnız, bizimle kavmimizden bazıları arasında bir anlaşmazlık ve düşmanlık var.
Biz onlarla olan muhakememizi sana getirsek, sen onlar aleyhine ve bizim lehimize hüküm versen de, sana imân etsek, seni tasdik etsek olmaz mı?”
dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, onların bu isteklerini yerine getirmekten kaçındı.
ALLAHu zü’L- CeLÂL, bu hususta indirdiği âyetlerde[399] şöyle buyurdu.:
“Onların aralarında-ALLAH'ın sana indirdiğine göre-hüküm ver. Onların keyiflerine uyma! ALLAH'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptıracaklar diye, sakın! Eğer onlar yüz çevirirlerse, bil ki; ALLAH onların bazı günahları sebebiyle başlarına bir musibet getirmek istiyor.
İnsanlardan birçoğu, muhakkak, fâsıktırlar. Onlar hâlâ Câhiliye devrinin o kötü hükmünü mü arıyorlar?! İmanını yakın derecesine ulaştıran bir kavim nazarında, ALLAHtan daha güzel hüküm veren kim var?”
[400]
Yahudilerden bir erkekle bir kadın zinâ ettiler. Yahudi bilginleri, Beytül Midras'ta, bu işi konuşmak üzere toplanmışlardı.
Yahudi bilginleri.:
“Bu adamı ve kadını MuhaMMed'e gönderiniz!
Bunlar hakkında nasıl hüküm verileceğini ona sorunuz bakalım?
Eğer o onlar hakkında sizin yaptığınız tecbiye gibi; elyaftan örülmüş ziftEbulanmış bir iple dövüldükten sonra yüzlerinin karalanmasına, sonra da iki merkebe ters olarak bindirilmelerine hüküm verirse, ona tâbi olunuz!
Çünkü, o bir hükümdar demektir. Kendisini tasdik ediniz!
Eğer onlar hakkında recm cezası uygulanmasına hüküm verirse, o bir Peygamberdir. Kendisinin elinizdekini, önünüzdekini çekip almasından
sakınınız!”
dediler.[401]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına, yüzü karalanmış, dayak atılmış bir Yahudi getirdiler.[402]
“Yâ MuhaMMed! Bu adam, evlendikten sonra, evli bir kadınla zinâ etti. Sen bunlar hakkında hükmünü ver!” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm kalkıp Beytü'l-Midnas'a kadar gitti.
Yahudilerin bilginleri de oraya gelmişlerdi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Ey Yahudi cemâati! Bilginlerinizi yanıma çıkarınız!” buyurdu.
Yahudiler Abdullah b. Suriya'yi, Ebu Yâsir b. Ahtab ve Vehb b. Yahuza ile birlikte çıkardılar ve.:
“İşte, bunlar bizim bilginlerimizdir” dediler.
Abdullah b. Suriya'nın, MEDİNE'de kalan Yahudi bilginlerinden, Tevrat'ı en iyi bilen kimse olduğunu da söylediler.
Abdullah b. Suriya, onların en genci idi.[403]
Peygamberimiz aleyhisselâm, onlara.: “Siz zinâ eden kimsenin haddini (cezasını) Kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?” diye sordu.
Yahudiler.: “Evet!” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, onların bilginlerinden bir adamı çağırıp,[404] ona.:
“Ey Ibn Suriya! Ben sana ALLAH adına and veriyor ve ALLAH'ın İsrâil Oğullarını uğrattığı ibtila [belâ] günlerini hatırlatarak soruyorum:[405]
Mûsâ'ya Tevrat'ı indiren ALLAH hakkı için söyle! Kitabınızda zinâ cezasını böyle mi buluyorsunuz?”
buyurdu.
Abdullah b. Suriya.:
“Hayır! Eğer sen bana bu sözle sormasa idin, sana haber vermezdim. Biz onu recm olarak buluyoruz!
Fakat, ne yapalım ki, bu iş eşrafımız arasında çoğaldı. O hale geldik ki, şerefli birini yakalarsak onu bırakıyoruz, zayıfı yakalarsak
ona haddi vuruyoruz!
“Geliniz; soyluya da, soysuza da uygulayacağımız birşey üzerinde birleşelim!” dedik.
Kömüre boyamakla dayak atmayı, recm cezasının yerine koyduk![406]
VALLAHi, yâ Ebe'l-Kâsım! Bunlar, senin gönderilen Peygamber olduğunu çok iyi biliyorlar, fakat seni kıskanıyorlar!”
dedi.
Bundan sonra, kendisi de aynı hastalığa tutulup, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Peygamberliğini inkâr yoluna saptı.[407]
Peygamberimiz aleyhisselâm, onlara.: “EllerinizdEbulunan Tevrafı getiriniz!” buyurup, okutturdu.
Okuyan Yahudi, elini recm âyetinin üzerine koyup, onun önündekini ve sonundakini okudu.
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanında bulunan ve Müslümânlığı kabul etmiş bulunan Abdullah b. Selâm.:
“Buna emir buyur da, elini kaldırsın!” dedi.
Yahudi elini kaldırınca, altındakinin recm âyeti olduğu görüldü![408]
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Yazıklar olsun size ey Yahudi cemâatı! ALLAH'ın, elinizdeki hükmünü terk
etmeye sizi dâvet eden ne idi?”
buyurdu.
Yahudiler.: “VALLAHi, o bizim aramızda uygulanagelmekte iken, kral âilesinden ve eşrafımızdan bir adam,[409] kralın amcasının oğlu,[410] evlendikten sonra[411] zinâ edince, kral onu koruyup recm ettirmedi.
Bundan sonra, halktan birisi zinâ ettiği, kral onu recm etmek istediği zaman, krala.:[412]
"VALLAHi[413] kralın amcasının oğlu[414] filan kişi de recm edilmedikçe, bu da recm edilemez!" dediler.[415]
Aralarında toplanıp necm cezasını tecbiyeye çevirdiler,[416] terk ettiler.[417]
Recimi anılmaz ve uygulanmaz ettiler, öldürdüler!”
dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “O halde, ALLAH'ın emrini, Kitabını ilk ihya eden ve onunla âmel eden benim! [418]
Ey ALLAH'ım! Onlar Senin emrini uygulamayıp öldürdükleri zaman, Senin emrini ilk uygulayan, ihya eden benim!”
[419] dedikten sonra, onları getirtti.
[420] Recm edilmelerini emir buyurdu, recm olundular.[421]
ALLAHu zü’L- CeLÂL, indirdiği âyette[422] şöyle buyurdu.:
“Ey Resûl! Kalbleriyle inânmadıkları halde, ağızlarıyla inândık diyen (münâfık)la Yahudilerden o küfür içinde alabildiğine koşuşanlar, seni mahzun
etmesin! Onlar durmadan yalan dinleyen, senin huzuruna gelmeyen bir kavim hesabına casusluk eden (kimse)lerdir. Onlar, kelimeleri, yerlerine konulduktan sonra, bir tarafa atarlar. “Size şu verilirse, onu alın! Verilmezse, onu kabul etmekten çekinin!”derler.
ALLAH, kimin sapkınlığını irade ederse, artık sen ALLAH'ın ona ait iradesini önlemeye hiçbir veçhile muktedir olamazsın! Onlar öyle kimselerdir ki, ALLAH onların kalblerini temizlemek istememiştir. Dünyâda hor hâkir olmak onların hakkıdır. Âhirette de, onlara pek büyük bir azâb vardır!”
[423]

Bir Yahudi de,[424] MEDİNE'de[425] Ensar'dan[426] bir kadını[427] giderken[428] yakalayıp, [429] üzerindeki zîneti[430] aldı.[431] Aldıktan sonra
da, öldürmek maksadıyla[432] iki taş arasında onun başını[433] taşla vurup[434] ezdi.[435] Kadıncağıza, son dakikalarını yaşadığı sırada yetiştiler.[436] Kendisi, iki taş arasında başı ezilmiş bir halde bulundu.[437]
Ona birbiri ardınca bazı kimseler gösterilip.: “Bu mu o? Bu mu o?” diye soruldu.
En sonunda katil Yahudi getirilip gösterilince, kadıncağız ona başıyla işâret etti.[438]
Kadıncağız, en son dakikalarını yaşadığı,[439] dili tutulduğu sırada[440] Resûlullah aleyhisselâma getirildi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona, sanıklardan.: “Seni filan kişi mi öldürdü?” diye sondu.[441]
Kadıncağız, başını kaldırarak,[442] başı ile “Hayır!” diye işâret etti.
Peygamberimiz aleyhisselâm, sanıklardan birisi hakkında.: “Seni filan kişi mi öldürdü?” diye sordu.[443]
Kadın başını kaldırarak:[444] “Hayır!” diye başıyla işâret etti.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Seni filan kişi mi öldürdü?”[445] diye, Yahudinin ismini anarak sordu.[446]
Kadıncağız, başını önüne eğerek.:[447] “Evet!” diye başıyla işâret etti.[448]
Bunun üzerine, katil Yahudi yakalanıp[449] Peygamberimiz aleyhisselâm’ın huzuruna getirilerek sorguya çekilince, suçunu itiraf ve ikrâr etti. Kendisi de aynı şekilde öldürülüp cezalandırıldı.[450]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[263] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 150-152, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1,s.238, c.3, s. 22.
[264] Zührî, Megâzî, s. 71, 72, Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 5, s. 358-359, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 156.
[265] İbn İshak, İbn Hişâm,Sîre,c. 2, s. 238, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî , Sahih, c. 5, s. 173, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1423.
[266] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 147, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 197, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 224 .
[267] Mevlâ; köle azad eden kişi, azadlanmış köle, dost, yardımcı, antlaşılan kişi., gibi çeşitli mânâlara gelir. (İbn Kuteybe, Te'vflu Müşkili'l-Kur’ÂN, s. 352, Buharı, Sahih, 5, s. 178-179).
[268] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 147-150, Ebu Ubeyd, Kitâbu'l emvâl, s. 290-294, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 197-198, Ebu'l-Fidâ, el Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 224-226.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/127-134.
[269] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 286, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221 .
[270] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221, Müslim, Sahih, c. 2, s. 995.
[271] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221.
[272] Müslim, Sahih, c. 2, s. 995.
[273] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221, Müslim, Sahih, c. 2, s. 995.
[274] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 217.
[275] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1000, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 5, s. 1 96.
[276] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1000, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 217, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 5, s. 196, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.4,s.11.
[277] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 1 03.
[278] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 119, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s.
217, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 5, s. 201.
[279] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 81, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221, Müslim, Sahih, c. 2, s. 995, 998, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 21 6.
[280] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 156, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 221, Müslim, Sahih, c. 2, s. 999, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 216.
[281] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 308.
[282] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 159.
[283] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1000, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 5, s. 1 96.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/134-136.
[284] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 263-264.
[285] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 69, İtan Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 62,İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 315, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 339, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 284, 285.
[286] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 250, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu'n nadrâ, c. 2, s. 129.
[287] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 69, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 62.
[288] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 3, s. 331, Vâkıdî, c. 2, s. 610, Abdurrenâk, c. 5, s. 337, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 325, Buhârî, c.3,s.181.
[289] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 267, 268, 272.
[290] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 274, 285.
[291] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 68, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 62
[292] Taberî, Târih, c. 3, s. 182, İ bn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 68, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 62, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 340.
[293] Zehebî, Si yem a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 349.
[294] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 865.
[295] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 57, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 208,
209, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 330, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 2, s. 42.
[296] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 218, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c.2,s. 583, Heysemî, Meonau'i-zevâid. c. 7, s. 48, 49, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 4, s. 128.
[297] Sehâvi”, Irâkînin EIfiyye şerhi Fethu' l-muğîs, c. 2, s. 16 5.
[298] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 186.
[299] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 182, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 307.
[300] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 538.
[301] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 210.
[302] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 98.
[303] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 185, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 210.
[304] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 69, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 62.
[305] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 421.
[306] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 265, 273, 274, 279, 284, 285.
[307] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 69, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 62, 63.
[308] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 266, 267.
[309] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 268, 269, 274.
[310] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 271 .
[311] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 271 - 273.
[312] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 286.
[313] İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 2, s. 315, 316.
[314] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 172.
[315] İbn Abdilberr, c. 3, s. 865-866, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 173.
[316] İbn Abdilberr, c. 3, s. 866, İbn Esîr, c. 3, s. 173, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 344, 345.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/136-141.
[317] Al,-i İmran: 72, İbn İshak, İbn Hişâm, Sine, c. 2, s. 202.
[318] Buhârî, Sahih Vı, c. 4, s. 1 81.
[319] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 120, Buhârî, SahıVı, c. 4, s. 1 81.
[320] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 120-121.
[321] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 120,121, Buhârî, c. 4,5.181 .
[322] Buhârî, SahıVı, c. 4, s. 181.
[323] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 121.
[324] Buhârî, SahıVı, c. 4, s. 1 81.
[325] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 121, Buhârî, Sahıhı, c. 4, s. 181 .
[326] Buhârî, Sahıhı, c. 4, s. 1 81.
[327] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 121.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/141-142.
[328] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 270, İtan Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 1 95-1 96, Semhüdî, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 326, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 343.
[329] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 718.
[330] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 51, 139,152,175,216, 240, 244,250,272.
[331] İbn Âdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1172.
[332] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 103.
[333] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 126.
[334] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 273, 274.
[335] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 285, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 432-433.
[336] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 285.
[337] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 274.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/142-143.
[338] Semhüdi, Vefâu'l-vefâ, c. 2, s. 747, 748.
[339] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3,s.242, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 725.
[340] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Tiımizf, c. 3, s. 514, İbn Mâce, c. 2, s. 725, Nesâî, c. 7, s. 14, Beyhakî, c. 5, s. 266.
[341] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Tirmizî, c. 3, s. 514, İbn Mâce, c. 2, s. 725-726, Nesâî, c. 7, s. 14.
[342] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Tirmizî, c. 3, s.
514, İbn Mâce, c. 2, s. 725, Nesâî, c. 7, s. 14.
[343] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 514.
[344] Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Nesâî, c. 7, s. 14.
[345] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, İbn Mâce, c. 2, s. 726.
[346] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, İbn Mâce, c. 2, s. 726, Nesâi, c. 7, s. 14, 15.
[347] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 4, s. 6, Ebu Dâvud, c. 3, s. 242, Tirmizî, c. 3, s. 514, İbn Mâce, c. 2, s. 726, Nesâî, c. 7, s.14, 15.
[348] Tirmizî, c. 3, s. 515, 516, İbn Mâce, c. 2, s. 726.
[349] Tirmizî, c. 3, s. 516, İbn Mâce, c. 2, s. 726, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 163.
[350] Müslim, Sahih, c. 1 , s. 99, Tirmizî, c. 3, s. 606.
[351] Müslim, c. 1, s. 99.
[352] Tirmizî, c. 3, s. 606.
[353] Müslim, c. 1, s. 99, Tirmizî, c. 3, s. 606.
[354] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 22, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 28, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1156, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 269.
[355] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 215, Müslim, Sahîh, c. 3, s.
1159,1161, Ebu Dâvud, c. 3, s. 281, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 168.
[356] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 401, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 283.
[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 238, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 28, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1154, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3,s. 269.
[358] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 340, Buhârî, c. 3, s. 9, Tirmizî, c. 3, s. 610, İbn Mâce, c. 2, s. 742.
[359] Buhârî, Sahıh, c. 3, s. 9, Tirmizî, c. 3, s. 610.
[360] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 742.
[361] Buhârî, Sahıh, c. 3, s. 9, Tirmizî, c. 3, s. 610, İbn Mâce, c. 2, s. 742.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/143-146.
[362] Nisa: 58,59.
[363] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre., c. 2, s. 149, Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, c. 293, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 197, Etau'l- Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 225.
[364] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 299, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 613, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 776, Hâkim, Müstedrek, c.4, s. 90, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 116,117.
[365] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 775, Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 93, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 88.
[366] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 157, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1342, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 299, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 615, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1342, Nesâî, Sünen, c. 8, s. 224.
[367] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 108,109, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1342, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 302, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 620, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 776.
[368] Dârekutnî, Sünen, c. 4, s. 205, Ebu Ya'lâ'nın Müsned'inden naklen Suyûtî, el-Câmiu's-sağfr, c. 1, s. 15, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 6, s. 102.
[369] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 302.
[370] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 337, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 111, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 301, Tirmizî,Sünen, c. 3, s. 618.
[371] Buhârî, Sahih, c. 3, s. 11 6, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1 336, 1337, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 311, Tirmizî, Sünen, c.3, s.626, 627.
[372] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 311, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 180.
[373] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 719, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 308, Buhârî, Sahih, c. 8, s. 112, Müslim, Sahih, c. 3, s.1337, Ebu Dâvud, c. 3, s. 301, Tirmizî, c. 3, s. 624, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 777.
[374] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 308.
[375] Mâlik, c.2,s. 719, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 308, Buhârî, c. 8, s. 112, Müslim, c. 3, s. 1337, Ebu Dâvud, c. 3, s. 301 , Tirmizî, c. 3, s. 624, İbn Mâce, c. 2, s. 777.
[376] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, Müslim, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, c. 3, s. 312, Tirmizî, c. 3, s. 625, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 1 44.
[377] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, Ebu Dâvud, c. 3, s. 221.
[378] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, Müslim, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, c. 3, s.
312, Tirmizî, c. 3, s. 625, Beyhakî, c. 10, s. 144.
[379] Ahmed b b. Hanbel, c. 5, s. 212, Ebu Dâvud, c. 3, s. 221.
[380] Müslim, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, c. 3, s. 312, Tirmizî, c. 3, s. 625, Beyhakî, c. 10, s. 144.
[381] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, Müslim, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, c. 3, s. 312, Tirmizî, c. 3, s. 625, Beyhakî, c. 10, s. 144.
[382] Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 123, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 312, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 625.
[383] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 212, 21 3, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 312.
[384] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 123, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 221, 312, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 625, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 144.
[385] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 213.
[386] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 124, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 221, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 625, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10,s. 144.
[387] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 213, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 221.
[388] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 213.
[389] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 727, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 260, Müslim, Sahih, c. 1, s. 1 22.
[390] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 260.
[391] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 211, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 159, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 311, 312, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 569, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 778.
[392] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 312, 313, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 780.
[393] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 211, Buhârî, c. 3, s. 159, Ebu Dâvud, c. 3, s. 31 2, Tirmizî, c. 3, s. 211, İbn Mâce, c. 2, s. 778.
[394] Âli-imran: 77.
[395] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 304. Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 635, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 788.
[396] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 454, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 11 7,118, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1192, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 304, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s.. 811, Nesâî, Sünen, c. 8, s. 239.
[397] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 454.
[398] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 454, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 118, M üslim, Sahih, c. 3, s. 1192, Ebu Dâvud, c. 3, s. 304, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 811,
Nesâî, Sünen, c. 8, s. 239.
[399] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 216, Taberî, Tefsir, c. 6, s. 273, 274, Vâhidî, Esbâbu'n-nüzûl, s. 132, Zemâhşeri, Keşşaf, c. 1, s. 618, Kurtubî, Tefsir, c. 6, s. 213.
[400] Mâide: 49-50.
[401] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 213, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 8, s. 246, 247.
[402] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 286, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1327, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 4, s. 154, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 855, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 8, s. 246.
[403] İbn İ sha k, İ bn H i şam, Sîre, c. 2, s. 213-214, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 232, B eyhak f, S ünenü'l -kübrâ, c. 8, s. 246-247.
[404] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 286, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1327, Ebu Dâvud, Sünen, c.4, s. 154, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 855, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 246.
[405] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 214, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 8, s. 247.
[406] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 286, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 154, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 232, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 855, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 246.
[407] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 215, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 232, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 8, s. 246.
[408] Müslim, Sahîh, c.3, s. 1326, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 153.
[409] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 215.
[410] Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 233.
[411] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 215.
[412] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 215, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 233
[413] Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 233.
[414] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 215, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 233.
[415] Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 233.
[416] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 215.
[417] Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 233.
[418] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 215.
[419] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 286, Müslim , Sahîh, c. 3, s. 1327, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 1 54, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 855, Beyhakî,
Sünenü'l-kübrâ, c. 8, s. 246, Vâhidî, Esbâbu'n-nüzûl, s. 130, 131.
[420] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 215, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 286, İbn Mâce, c. 2, s. 855.
[421] İbn İshak, İbn Hişâm , c. 2, s. 215, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 286, Buhârî, c. 4, s. 186, Müslim, c. 3, s. 1327, İbn Mâce.c. 2, s. 855, Beyhakî, c. 8, s. 247.
[422] . İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 286, Taberî, c. 6, s. 233, Beyhakî, c.8,s. 247, Vâhidî, s. 130, 131.
[423] Mâide: 41.
[424] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 171, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 89, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 180, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 15, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 889, Nesâî, Sünen, c. 8, s. 22.
[425] Buhârî, Sahîh, c. 8,, s. 64.
[426] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 18.
[427] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 171, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 89, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, Sünen, c.4, s. 180, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 15, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 889, Nesâî, Sünen, c. 8, s. 22.
[428] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 1 5, Nesâî, Sünen, c. 8, s. 22.
[429] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 262, Tirmizî, c. 4, s. 15, Nesâî, c. 8, s. 22.
[430] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 171, 203, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Müslim, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, c.4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 15, İbn Mâce, c. 2, s. 889, Nesâî, c. 8, s. 22.
[431] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 262, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Tirmizî, c. 4, s. 15, Nesâî, c. 8, s. 22.
[432] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 262.
[433] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 183, 262, Buhârî, c. 3, s. 89, Nesâî, c. 8, s. 22.
[434] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180.
[435] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 183, 262, Buhârî, c. 3, s. 89, Nesâî, c. 8, s. 22.
[436] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 262, Tirmizî, c. 4, s. 15, Nesâî, c. 8, s. 22
[437] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 269, Müslim, c.3, s. 1300, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180...
[438] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 262, Nesâî, c. 8, s. 22.
[439] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 176, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, Sünen, c.4, s. 1 80, Tirmizî, Sünen,
4, s. 15, Nesâî, Sünen, c. 8, s. 22.
[440] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 1 76.
[441] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 171, Buhârî, c. 6, s. 176, Müslim, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c.4,s. 15, Nesâî, c. 8, s. 22.
[442] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 37.
[443] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 171, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Müslim, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 1 5.
[444] Buhârî, c. 8, s. 37, Müslim, c. 3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 15.
[445] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 176.
[446] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 193, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Müslim, c.3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 15.
[447] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 38.
[448] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 171, Buhârî, c. 6, s. 1 76, Müslim, c.3, s. 1299, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4, s. 15.
[449] Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 262, Buhârî, c. 3, s. 89, Müslim, c. 3, s. 1300, Ebu Dâvud, c. 4, s. 180, Tirmizî, c. 4,s.15.
[450] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 262, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 89, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1300, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 180. Tirmizî. Sünen. c. 4. s. 15. Nesâî. Sünen. c. 8. s. 22.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


MüsLümânLara İÇme SUyu SağLanışı ve Bahçe SULama İşinin Düzene KonuLuşu.:

Peygamberimiz aleyhisselâm; MEDİNE'ye geldiği zaman, MEDİNE'de Rûıme Kuyusundan başka tatlı SU bulunmadığını görüp.:
“Rûme Kuyusunu; CeNNette ondan daha hayırlısı karşılığında, kim satın almak[451] ve kendi kovasını Müslümânların kovalarıyla eşit kılmak ister?” buyurunca, Hz. Osmân onu[452] öz malından bir kısmıyla[453] satın alıp.[454]
Peygamberimiz aleyhisselâma.: “Rûme kuyusunu şu kadara satın aldım!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Ecir ve sevâbı sana ait olmak üzere, onu Müslümânlara vakfet, içir!” buyurdu.[455]
Rûme Kuyusu, Akîkte,[456] Akîk vâdisinin aşağısında, sel sularının biriktiği yerin yakınında idi.
Kuyunun çevresi taşla örülü, derinliği onsekiz, eni sekiz zira idi. İki zira kadarı SU ile dolu idi.
Rivâyete göre; bu Kuyuyu ilk önce Müzeyne Kabilesinden bir adam kazdırmış, sonradan Rûmetü'l-Gıfârî'nin malı olmuştu.[457] Rûmetü'l-Gıfârî, kırbasını bir müdde (iki avuç dolusu şeye) satardı.[458]
Rûme kuyusu, bir Yahudinin de eline geçmişti. Yahudi de, onun suyunu Müslümânlara satar, hiç kimseye parasız bir damla SU içirmezdi.[459]
Hz. Osmân Yahudiye gidip kuyuyu ondan satın almak istedi.
Fakat Yahudi tamamını satmaya yanaşmayınca, kuyunun yarı hissesini ondan oniki bin dirheme satın aldı ve ona.:
“İstersen, SU almak için iki gün benim hisseme ayır; istersen, bir gün bana, bir gün sana ayır!” dedi.
Yahudi.: “Olur! Bir gün senin için ayrılmış olsun, bir gün de benim için!” dedi.
Hz. Osmân'ın SU alma gününde, Müslümânların SU alma ihtiyacına iki gün bile kâfi gelmedi.
Bunun üzerine, Yahudi.: “Sen benim kuyu işimi bozdun! Öteki yarı hisseyi de satın al!” dedi.
Hz. Osmân onu da oniki bin dirheme satın aldı.[460]
Hz. Osmân'ın Rûme Kuyusunun tamamını otuzbeş veyâ kırk bin dirheme satın aldığı rivâyeti de vardır.[461]
Peygamberimiz aleyhisselâm; MEDİNElilerin SUlama işlerini de düzene koydu.
MEDİNE'nin Mehzur[462] ve Müzeynib[463] SUları hakkında.:
“Yukarıda bulunanın, SUyu, ayak bileklerine yükselinceye kadar tuttuktan sonra aşağidakine salmasına" hükmetti.[464]
Bathan Vâdisi SUyu hakkında da aynı şekilde hüküm verdi.
Mehzur SUyu hakkında verdiği hükme göre; hurmalık sâhibleri SUyu ayak bileklerine, ekinciler ise nalın (takunya)larının tasmâlarına yükselinceye kadar tutacaklar, bundan sonra, kendilerinden aşağıda bulunanlara salacaklardı.[465]
Peygamberimiz aleyhisselâm, SUyun fazlasını satmayı da yasakladı.:[466]
“Otların korunması için SUyun fazlası esirgenmez.”[467]
“Kuyunun SUyu, SU almaya gelenlerden esirgenmez!” buyurdu.[468]

Evlenme İşLerinin YoLuna KonuLuşu.:

Abdullah b. Abbas'ın bildirdiğine göre; Câhiliye devri insanları ölen babalarının kadınlarıyla evlenme ve bir erkeğin iki kız kardeşle evlenmesi
dışında, ALLAH''ın haram kıldıklarını haram kabul ederlerdi.[469]
Câhiliye devrinde, bir adam öldüğü zaman, oğlu ölen babasının karısinâ vâris ve mâlik olur, kalkıp onun üzerine elbisesini atar, isterse onunla mehir
vermeksizin evlenirdi.[470]
Nitekim.:
Ebu Kays b. Eslet; ölen babası Eslet'in zevcesi Ümmü Ubeyd binti Damrâ'ya, Esved b. Halef; ölen babası Halefin zevcesi Ebu Kalha'nın kızına,
Safvan b. Ümeyye; ölen babası Ümeyye b. Halefin zevcesi Fâhite binti Esved'e, Manzurb. Rebab; ölen babası Rebab'ın zevcesi Müleyke binti Hârice'ye[471] eş olmuş;
Kays b. Ebi Kays da; babası öldüğü zaman, kalkıp elbisesini babasının zevcesi Kübeyşe binti Ma'n'ın üzerine atmıştı.[472]
Kadın, ona.: “Ben seni bir oğul sayıyorum. Sen kavminin salihlerinden, iyi halli kişilerindensin. Ben Resûlullah aleyhisselâm'a gidip danışacağım!” dedi, Peygamberimiz aleyhisselâma gitti.: “Ebu Kays öldü!” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Hayra ersin!” buyurdu.
Kübeyşe Hatun.: “Onun Oğlu benimle evlenmek istedi! O, kavminin salih, iyi hallilerinden bir kimsedir. Ben onu ancak bir oğul sayıyorum! Sen ne buyurursun?” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.: “Sen şimdi evine dön!” buyurdu.[473]
ALLAHu zü’L- CeLÂL Peygamberimiz aleyhisselâm’a bu münasebetle indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu.:
“Babalarınızla evlenmiş olan kadınlarla evlenmeyiniz! Ancak, bundan önce olan olmuş, geçen geçmiştir. Şüphe yok ki, o bir hayasızlıktı! ALLAH''ın hışmına uğramaya bir sebebdi. O ne kötü bir yoldu! Analarınız, Kızlarınız, Kızkardeşleriniz, Halalarınız, Teyzeleriniz, Erkek kardeşlerinizin kızları,
Kızkardeşlerinizin kızları, Sizi emziren süt analarınızla süt kızkardeşleriniz, Zevcelerinizin anaları, Kendileriyle gerdeğe girdiğiniz zevcelerinizden doğmuş olup himâyelerinizde bulunan üvey kızlarınız ile evlenmek size haram kılındı. Eğer üvey kızlarınızın analarıyla gerdeğe girmemiş iseniz, onlarla evlenmenizde size bir sakınca yoktur. Kendi sulbünüzden gelmiş olan Oğullarınızın zevceleriyle evlenmeniz, İki kızkardeşi birlikte almanız da size haram kılındı. Ancak, bundan önce olan olmuş, geçen geçmiştir. Çünkü, ALLAH' gerçekten yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir.
Bir de, harb esiri olarak ellerinizde bulunanlar müstesnâ olmak üzere, evli kadınlar...
İşte bütün bunlar, size ALLAH' yazısı olarak haramdır. Bunlardan başkası ise, zinâdan kaçınarak namuslu yaşamak üzere mallarınızla talep edesiniz diye, size helâl kılındı. O halde, hangilerinden nikâh ile müstefid oldunuzsa, mehirlerini kendilerine veriniz ki, farzdır; o mehri kesiştikten sonra aranızda rızalaştığınızda da, bir vebal yoktur. Şüphe yok ki, AALLAH' hakkıyla bilicidir ve mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.
İçinizden her kim hür olan mü'min kadınları nikâh edecek genişliğe güç yetiremiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mü'min cariyelerinizden var!
ALLAH' kadrinizi imânınızla bilir. Mü'minler hep birbirinizden sayılırsınız.
Onun için, fuhuşta bulunmayarak, gizli dost da edinmeyerek namuslu yaşadıkları halde, onları sâhiblerinin izniyle nikâh ediniz ve mehirlerini
güzellikle kendilerine veriniz.
Eğer evlendikten sonra bir fuhuş irtikab ederlerse, o vâkit üzerlerine, hür kadınlar üzerine terettüp edecek cezânın yansı uygulanmak gerekir.
Bu, günaha girmek korkusu olanlarınız içindir. Yoksa, sabretmeniz, sizin için daha hayırlıdır. Bununla birlikte. ALLAH' Gafûr'dur. Rahîm'dir.”
[474]

Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm;
Kadının halasının üstüne,
Halanın erkek kardeşinin kızının üstüne,
Kadının teyzesinin üstüne,
Teyzenin de kızkardeşinin kızının üstüne nikâhlanmasını menetti ve.: “Ne büyük küçüğün üstüne, ne de küçük büyüğün üstüne nikâhlanabilir” buyurdu. [475]
İslâmiyetten önce, erkekler on kadınla veyâ ondan az yahut daha çok kadınla evlenirler ve yanlarında da, bakımını üzerlerine aldıkları yetim kız çocukları da bulunur, onların mallarını yemek için, onlardan bazılarıyla evlendikleri de olurdu.[476]
Feyrûz Deylemî der ki.:
Peygamberimiz aleyhisselâm’a gidip.: [477] "Yâ Rasûlallah![478] Ben nikâhım altında iki kızkardeş varken Müslümân oldum!?" dedim.[479]
Resûlullah aleyhisselâm.: "Onlardan birini,[480] hangisini istersen,[481] boşa!" buyurdu.”[482]
Kays b. Haris de.: “Müslümân olduğum zaman nikâhım altında sekiz kadın bulunuyordu. Bunu Peygamberimiz aleyhisselâm’a anlatınca, Peygamberimiz aleyhisselâm.: "Onlardan dördünü kendine seç! (Diğerlerini bırak!)" buyurdu” demiştir.[483]
Gaylan b. Seleme'nin, Müslümân olduğu zaman, on kadını vardı. Onlar da Müslümân olmuşlardı. Peygamberimiz aleyhisselâm Gaylan'a on kadından dördünü tutmasını, ötekileri boşamasını emretmiştir.[484]
Sehl b. Sa'd der ki.:
“Bir kadın,Resûlullah aleyhisselâma gelerek.: "Yâ Rasûlallah! Ben kendimi sana hibe etmeye, bağışlamaya geldim!" dedi. [485]
Resûlullah aleyhisselâma, kadına baktıktan sonra, başını önüne eğdi.[486] Kadın uzun bir süre ayakta dikildi.[487]
Resûlullah aleyhisselâma’ın kendisi hakkında bir karar vermediğini görünce, kadın olduğu yere oturdu.
Resûlullah aleyhisselâma’ın ashabından[488] bir zât, ayağa kalkarak.: "Yâ Rasûlallah! Eğer bu kadına senin ihtiyacın yoksa, onu bana nikâhla!"
dedi.
Resûlullah aleyhisselâma.: "Sende ona[489] mehr olarak[490] verecek birşey var mı?" diye sordu.[491]
O zât.: "Yok vallahi yâ Rasûlallah!" dedi.
Resûlullah aleyhisselâma.: "Sen evine git de bak, birşey bulabilecek misin?" buyurdu.
O zât gitti. Sonra, dönüp.: "Yok vallahi, hiçbir şey bulamadım!" dedi.[492]
Resûlullah aleyhisselâma.: "Demirden bir yüzük olsun bulmaya çalış!" buyurdu.[493]
O zât gitti. Sonra, yine döndü.: "Yok vallahi, yâ Rasûlallah![494] Demirden bir yüzük de bulamadım! Ancak üzerimdeki şu kaftanım var! Onun yarısı, onun olsun!" dedi.
Resûlullah aleyhisselâma.: "O senin kaftanını ne yapsın? Onu sen giymiş olsan, kadının üzerinde birşey kalmayacak! Kadın giyse, senin üzerinde birşey kalmayacak!" buyurdu.
Bunun üzerine, adamcağız da oturdu. Bir hayli oturduktan sonra, kalktı.
Dönüp giderken, Resûlullah aleyhisselâma onu gördü ve çağırılmasını emir buyurdu.[495]
Gelince, ona.: "Ezberinde Kur’ÂN'dan neler var?" diye sordu.[496]
O zât da, bildiği Sûreleri.: "Filan filan sûreler ezberimdedir." diyerek saydı.[497]
Resûlullah aleyhisselâma.: "Onları ezberden okuyabilir misin?" diye sordu.[498]
O zât.: "Evet!" dedi.
Bunun üzerine, Resûlullah aleyhisselâma.: "O kadını sana ezberindeki Kur’ÂN ile tezvic ve temlik ettim.[499] Haydi, git!
Kadın ezbere bildiğin Kur’ÂN'la sana temlik olundu.[500] Ona Kur’ÂN öğret!"
buyurdu.[501]
Amir b. Rebia'dan rivâyet olunduğuna göre; Fezâre Oğullarından bir kadın mehr olarak bir çift ayakkabı karşılığında nikâhlanmıştı. Resûlullah
aleyhisselâm
, ona.:
“Nefsinin karşılığında (mehr olarak) bir çift ayakkabıya razı oldun mu?” diye sordu.
Kadın “Evet!” deyince, Peygamberimiz aleyhisselâm bu nikâhı da câiz gördü.[502]
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına tâlib olursa, onu ona nikahlayınız! Eğer yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük fesad olur!” buyurunca,
“Yâ Rasûlallah! Kendisinde mal ve denklik bakımından noksanlık varsa da mı?” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm, üç kere.:
“Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına tâlib olursa, onu onunla evlendiriniz! Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına tâlib olursa, onu onunla evlendiriniz! Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse sizden bir kadına tâlib olursa, onu onunla evlendiriniz!” buyurdu.[503]
Câbir b. Abdullah evlendiği zaman,[504] Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.:
“Muhakkak ki, kadınla:
Ya dini için,
Ya malı için,
Ya güzelliği için,[505]
Ya da soyluluğu için[506] evlenilir.
Sen dindar olanı ele geçirmeye bak!.
Yoksa iki elin yokluğa ve darlığa düşer!.”
buyurmuştur.[507]

Bir Hadis-i Şeriflerinde de.: “Nikâhın hayırlısı, en kolay olanıdır!” buyurulmuştur.[508]

Peygamberimizin MeşguL OLduğu ve Ashabını Yetiştirdiği BaşLıca KonuLar.:

Peygamberimiz aleyhisselâm’ın sözleri, işleri ve gidişlerinden başlıcaları, meşhur hadis ve sünnet mecmualarında konulara göre tasnif edilen kitaplarda ve onların batılarında gösterilmiş olup, yüzbinlerce hadis içinden, sâdece yedisinde ve meselâ.:
Buharî'nin el-Câmiu's-Sahîh'inde 97 kitapta, 2884 bâbda,
Müslim'in el-Câmiu's-Sahîh'inde 54 kitapta, 5771 bâbda,
Ebu Davûd'un Sünen'inde 40 kitapta, 1814 bâbda,
Tirmizî'nin Sünen'inde 46 kitapta, 2124 bâbda,
İbn Mâce'nin Sünen'inde 37 kitapta, 1512 bâbda,
Nesâî'nin Sünen'inde 51 kitapta, 2525 bâbda,
Dârimî'nin Sünen'inde 23 kitapta, 1373 babda yer alan konular, başlıca.:
1-) Vahiy,
2-) İlim,
3-) İman esasları,
4-) Taharet, abdest, gusül, teyemmüm, sular ve çeşitleri,
5-) Namaz ve namaza ait hükümler,
6-) Cenâzeye ait hükümler,
7-) Oruç ve oruca ait hükümler,
8-.) Zekât ve zekâta ait hükümler,
9-) Hac ve hacca ait hükümler,
10-) Bazı âyetlerin tefsir ve izahları,
11-) Kurbana ait hükümler,
12-) Eti yenen ve yenmeyen hayvanlara ait hükümler,
13-) Yemin ve adaklar,
14-) Keffâretler,
15-) Köle ve cariyelerle onları azad etmeye ait hükümler,
16-) Edeblere dâir hükümler,
17-) Yeme, içme, giyinip kuşanma edebleri,
18-.) İzin isteme edebleri,
19-) Selâmlaşma edebleri,
20-) Kalb inceliğine ait hükümler,
21-) Hısım ve akrabalık ilişkileri,
22-) Âhiret nimet ve azâbı,
23-) Kaza ve kader meseleleri,
24-) Sağlık ve tedâvi,
25-) Zuhur edecek fitne ve fesatlara dâir haberler,
26-) Ahlâklı ve tahvâlı yaşamanın gerekliliği,
27-) DUÂlar,
28-.) ALLAH YoLu’nda cihad,
29-) Alışverişlere ait hükümler,
30-) Ticâretlere ait hükümler,
31-) Borçlanmaya ve ödemeye ait hükümler,
32-) Âkitlere ait hükümler,
33-) Havâlelere ait hükümler,
34-) Kefâletlere ait hükümler,
35-) Vekâletlere ait hükümler,
36-) Şirketlere ait hükümler,
37-) Sulhlara ait hükümler,
38-.) Şartlara ait hükümler,
39-) Ziraat ortaklığına ait hükümler,
40-) Ağaç mahsulü ortaklığına ait hükümler,
41-) Ortak mal ve arazinin idâresine ve taksimine ait hükümler,
42-) Şuf'aya ait hükümler,
43-) Yitik şeylere ait hükümler,
44-) Gasp ve yok etme suçlarıyla ilgili hükümler,
45-) Şâhidliklere ve beyyinelere ait hükümler,
46-) Rehine ait hükümler,
47-) Hacra ait hükümler,
48-.) Kiraya ait hükümler,
49-) Veraset ve mirasa ait hükümler,
50-) Vasiyetlerle ilgili hükümler,
51-) Evlenme ve boşanma ile ilgili hükümler,
52-) Nafakaya ait hükümler,
53-) Hibeye ait hükümler,
54-) Cinâyetler ve diyetlere ait hükümler,
55-) Suçlar ve mahiyetlerine göre uygulanacak cezalar,
56-) İrtidâdla ilgili hükümler,
57-) Vergilere ait hükümler,
58-.) Davalarla ilgili hükümler,
59-) Hâkimlik ve hâkimliğe ait hükümler... gibi daha pek çok hükümleri kapsar ki, bu kadarı bile, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın tebligat ve icraatının genişliğini ve ağırlığını göstermeye yeter.
İnsan gücünün bu kadar konulara bizzat eğilmeye ve yetiştirilecek olanları yetiştirmeye nasıl yetebildiğinin cevâbı ise, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın zamanın sonuna kadar bütün insanlara peygamber olarak gönderildiğini[509] ve kendisinin bu husustaki üstün güç ve başarısının da ilâhî destekten kaynaklandığını[510] unutmamaktan ibârettir.
Yukarıya sıralanan konulan oluşturan sayısız hadis ve sünnetleri, erkek kadın sahabiler, Peygamberimiz aleyhisselâmdan bizzat işitmek veyâ görmek, ya da birbirlerinden işitmek sûretiyle rivâyet etmiş olduklarına göre, kendilerinin de o konularda iyice bilinçlenmiş oldukları anlaşılır.
Hadis ve Sünnet Mecmualarına bakılınca, râviler arasında birçok kadınların da bulunduğu görülür.
Misal olarak, içinde en çok hadis ve sünnet toplanmış bulunan hadis mecmualarından, Ahmed b. Hanbel'in meşhur 6 ciltlik büyük hadis ve sünnet
mecmuası olan Müsned'inin 6. cildini, başta Peygamberimiz aleyhisselâm’ın zevceleri olmak üzere, hemen hemen en çok kadınların rivâyet ettikleri hadis ve sünnetler doldurur ki, bu, Müsned'deki hadislerin altidâ biri demektir.
Hz. Ebu Bekir der ki.:
“İnen Kur’ÂN ve Peygamberimiz aleyhisselâm’ın sünnetleri bize öğretildi de, biz bu sayede bilgi sahibi olduk, bilinçlendik.”[511]
Ensardan Übeyy b. Ka'b da.:
Resûlullah aleyhisselâma; sabahımızda, akşamımızda, İslâm fıtratını, ihlası, Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’ın sünnetini, hanif bir Müslümân olan, müşriklerden olmayan atamız İbrahim aleyhisselâm’ın dinini bize öğretirdi” demiştir.[512]
Bir gün, kadın sahabiler.:
“Yâ Rasûlallah! Senin sözlerini dinlemek için, erkeklerden bize meydan kalmıyor![513]
Kendin, bizim için bir gün tahsis et! Senin yanına gelelim de, ALLAH''ın sana öğrettiğini[514] bize öğret!”
dediler.
Resûlullah aleyhisselâma da.: “Filan gün filan saatte filan yerde toplanınız!” buyurdu.
Kadınlar toplanınca, yanlarına gitti. Kendisine ALLAH'ın öğretmiş olduğu şeyleri onlara öğretti.[515]

Eğitim İşLeri.: Suffa ve Ashab-ı Suffa

İslâmiyet; büyük küçük herkese, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın MEDİNE'deki Mescidinde öğretilmekte idi. Mescide gelen, başka birşey için değil, ancak hayır için, hayrı öğrenmek veyâ öğretmek için gelirdi.[516]
Ashab-ı Suffa, Mescidin devâmlı, yatılı öğrencileri idiler. Kıble Kâbe tarafına çevrilmeden önce, Mescidin kuzey tarafında hurma dallarıyla bir gölgelik yapılmıştı ki, MEDİNE'de kavim ve kabileleri, evleri barkları bulunmayan sahabiler orada otururlardı ve kendilerine Ashab-ı Suffa denirdi.[517]
Ashab-ı Suffa'nın sayıları, seksenden fazla idi.[518]
İçlerinden evlenen, ölen, sefere çıkan olursa, sayıları azalırdı.
Ashab-ı Suffa geceleri namaz kılmak, Kur’ÂN okumak ve ders görmekle geçirirler; gündüzleri de SU taşırlar, odun toplayıp satarlar ve onunla yiyecek satın alırlardı.[519]
Ashab-ı Suffa'nın bazan geceleri yetmişinin birden bir öğreticinin başında toplanıp sabaha kadar ders gördükleri olurdu.[520]
Ashab-ı Suffaya "KuRRâ" denir, kabilelere gönderilecek Kur’ÂN ve Sünnet öğreticileri de onların arasından seçilip gönderilirdi.[521]
Peygamberimiz aleyhisselâm; hurmalık sâhiblerine, hurmalarını ağaçlarından topladıkları zaman, her on vesk (yük) hurmadan Ashab-ı Suffa için Mescide bir salkım getirip asmâlarını emrederdi.[522]
Ashab-ı Suffa; Müslümânların yıldan yıla zekât ve sadakalarını verecekleri gerçek fukara zümresinden idiler.[523]
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Kapı kapı dolaşmayı âdet edinip verilen bir-iki lokma veyâ hurma ile geri dönen, gerçekten yoksul değildir.
Gerçekten yoksul; zaruretini giderecek malı olmayan, buna rağmen dilenmekten sıkılan ve kendisine sadaka verilmesi için muhtaçlığı bilinmeyen
kimsedir”
buyurmuşlardır.[524]

Hicve HicivLe MukâbeLeye İzin VeriLişi.:

Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre; Resûlullah aleyhisselâma MEDİNE'ye gelince, Kureyş Müşrikleri Resûlullah aleyhisselâmaı ve onunla birlikte Ensarı da hicvetmeye başladılar.[525]
Peygamberimiz aleyhisselâma.: “Yâ Rasûlallah! Ebu Süfyan b. Haris b. Abdulmuttalib de seni hicvediyor!” denildi.[526]
Kureyş Müşriklerinden şâir Abdullah b. Zibâra, Ebu Süfyan b. Haris, Amr b. Âs ve Dırâr b. Hattab Peygamberimiz aleyhisselâm’ı hicvedince,
Müslümânlardan bir zât Hz. Ali'ye.: “Sen de onları hicvet!” demişti.
Hz. Ali.: Peygamberimiz aleyhisselâm müsaade ederse yaparım!” dedi.
“Yâ Rasûlallah! Ona [Hz. Ali'ye] müsaade buyur!” dediler.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Bu istenilen şey onda yok!” buyurdu.[527]
Ensarın üç büyük şâiri vardı:
Hassan b. Sâbit,
Abdullah b. Revâna,
Ka'b b. Mâlik.[528]
Ka'bb. Mâlik.: “Yâ Rasûlallah! Şiir söylemek hakkında ne buyurursun?” diye sormuştu.
Resûlullah aleyhisselâma.: “Mü'min; kılıcı ile de, dili ile de cihad eder.”[529]
“Resûlullaha silâhlarıyla yardımda bulunmuş olan bir kavmin, ona dilleri ile de yardımda bulunmalarına ne mani var?”[530]
“Siz de Kureyşîleri hicvediniz! Çünkü, bu, onlara ok atmaktan daha ağır gelir!” buyurdu.[531]
Ka'b b. Mâlik; kahramanlık destanları tarzında şiirler söyler.: “Siz bize ne yapmaya kalkışırsanız, biz de size öyle yapar, hakkınızdan geliriz!” diyerek müşrikleri tehdid ederdi.
Abdullah b. Revâha; müşriklerin inânçlarını ve tapınınalarını yerer, küfür ve müşrikliğin kötülüğünü ve gülünçlüğünü belirtirdi.
Hassan b. Sâbit; Ensar şâirlerinin en büyüğü idi. Kureyş Müşriklerinin soy ve ahlâk yönünden bütün ayıp ve kusurlarını ortaya döker, kötülükle geçmiş olan günlerini dile getirirdi. Ensar şâirlerinden, sözleri Kureyş Müşriklerine en ağır geleni idi.[532]
Peygamberimiz aleyhisselâm önce Abdullah b. Revâha'ya, sonra Ka'b b. Mâlik'e, daha sonra da Hassan b. Sâbit'e.: “Kureyş Müşriklerini hicvediniz!” diye haber saldı .[533]
Hassan b. Sâbit gelip Peygamberimiz aleyhisselâm’ın huzuruna girince.:
“Kuyruğu ile iki böğrüne çarpan bu arslana haber salmanızın.: "Gel artık!" demenizin zamanı gelmiş” diyerek, dilini çıkarıp oynatmaya başladı[534] ki,
dili[535] yılan dili gibiydi ve yanı[536] siyahtı.[537]
“Seni hak (Din ve Kitab) ile (peygamber) gönderen ALLAH'a yemin ederim ki; onları (bu) dilimle deri parçalar gibi parçalayacağım!” dedi.
Fakat, Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.:
“Sen hele acele etme! Ebu Bekir Kureyşîlerin neseplerini (soylarını soplarını) en iyi bilen kişidir.
Benim de Kureyşîlerin içinde nesebim var![538] Onların içindeki nesebim ne olacak?[539]
Ben onlardan olduğum halde, onları nasıl hicvedeceksin?”
[540]
Sen o amcamın Oğullarını hicvederken, onlarla birlikte bana da dokundurmuş olabileceğinden endişe ederim” buyurdu.[541]
Hassan b. Sâbit.:
“Ya Rasûlallah! Bana Ebu Süfyan'ı hiciv için izin ver?” dediği zaman da,
Peygamberimiz aleyhisselâm.: “Ben onun akrabası olduğum, o benim amcamın oğlu olduğu halde.[542] sen
onu nasıl hicvedeceksin?!”
buyurdu.[543]
Hassan b. Sâbit, Peygamberimiz aleyhisselâma.:
“Seni kerîm kılan ALLAH''a yemin ederim ki, seni onlardan, tereyağdan kıl çeker gibi çeker çıkarırım!” dedi.[544]
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Sen hele Ebu Bekir'e git![545]
O, Kureyş kavminin neseplerini senden daha iyi bilir.[546]
O sana benim nesebimi hülasa ve ayırd etsin!”
buyurdu.[547]
Hassan b. Sâbit, Hz. Ebu Bekir'in yanına vardı.
Hz. Ebu Bekir.: “Filanı, filanı geç! Falanı, falanı diline dola!” dedi.[548]
Hassan b. Sâbit, Hz. Ebu Bekir'le konuştuktan sonra, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına döndü ve.:
“Yâ Rasûlallah! O bana senin nesebini hülasa ve ayırd etti. Seni hak (din ve Kitab) ile peygamber gönderen ALLAH''a yemin ederim ki; [549] nesebini onlardan, tereyağdan kıl çeker gibi çekip çıkaracağım, onları dilime dolayacağım!” dedi.[550]
Peygamberimiz aleyhisselâm da.:
“Sen ALLAH' ve Resûlü adına savunmada bulundukça, hiç şüphesiz Rûhu'l Kudüs (Cebrâil) seni desteklemeye devâm edecektir!” buyurdu.[551]
Hassan b. Sâbit; Ebu Süfyan b. Hâris'e hitaben söylediği hicviyede şöyle dedi:
“Hiç şüphesiz, şerefin hörgücü, en yükseği Âl-i Hâşim'den binti Mahzum Oğullarındadır.
Senin baban ise,[552] köledir.[553]
Onlardan, Zühre Oğullarını doğuranlar da şereflidirler.
Senin koca karıların ise, (şereflilik şöyle dursun), şerefe yaklaşamazlar bile!
Sen ne Abbas gibisin, ne onun anasının oğlu gibisin!
Fakat, sen, kendisi için şeref dikilemeyen bir asaletsizsin!
Sen, anası Sümeyye ve babasının anası da tanınmamış Semra olan bir adamsın!”
[554]
“Sen kötü mayalısın! Âl-i Hâşim içinde bir asalaksın, süvarinin arkasına asılan asalak gibi!”[555]
Abdulmuttalib'in Oğullarından Ebu Talib ile Abdullah ve Zübeyr'in annesi Fâtıma binti Amr, b. Âiz, b. İmran, b. Mahzum'du.
Hz. Hamza ile Hz. Safiyye'nin annesi Hâle binti Üheyb (Vüheyb), b. Abdi Menâf, b. Zühreydi.
Hz. Abbas ile Dırâr b. Abdulmuttalib'in annesi Nüteyle binti Cenâb, b. Küleyb, b. Mâlik, b. Amr, b. Âiz, b. Âmir, b. Nemr, b. Kâsıt'tı.[556]
Hassan b. Sâbit, Ebu Süfyan b. Hâris'i anne tarafından asaletsizliğini başına kakarak susturmak istemiştir.[557]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[450] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 262, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 89, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1300, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 180. Tirmizî. Sünen. c. 4. s. 15. Nesâî. Sünen. c. 8. s. 22.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/146-158.
[451] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 75, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 74, Tirmizî, Sünen, c. 5,. 627, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 6, s. 1 68, Begavî,
Mesâbîhu's-sünne, c. 2 s. 198, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 2, s. 123.
[452] Buhârî, Sâhili, c. 3, s. 74, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 627, Beyhakî, Sünen, c. 6, s. 16, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s.198.
[453] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 75, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 627, Beyhakî, Sünen, c. 6, s. 168, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 198, Muhibbut-Taberî, c. 2, . 1 23.
[454] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 75, Buhârî, c. 3, s. 74, Tirmizî, c. 5, s. 627, Begavî, c. 2, s. 198.
[455] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 70, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu'n nadrâ, c. 2, s. 1 22.
[456] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 504.
[457] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 3, s. 970, 971.
[458] Muhibbu1-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 2, s. 122, Semhûdî, Vetâu'l-vetâ, c. 3, s. 969.
[459] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 3, s. 968.
[460] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1039,1040, Muhibbul-Taberî, Rıyâdu'n nadrâ, c. 2, s. 122,123, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 3, s. 970.
[461] Semhûdi, Vefâu'l-vefâ, c. 3, s. 968-969.
[462] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 744, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 316, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 9.
[463] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 744, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 830, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 9.
[464] Mâlik, Muvatta, c. 2, s.744, İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 1 0, s. 161, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 16, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. . 830, Belâzurî,
Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 9.
[465] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 10.
[466] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1197, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 278.
[467] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 744, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 75, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1198, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 277, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 572,
Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 6, s. 152.
[468] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 745, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 6, s. 1 52.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/158-160.
[469] Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 318.
[470] Vâhidî, Esbâbu'n-nüzûl, s. 97.
[471] Taberî, Tefâr, c. 4, s. 318, Vâhidî, Esbâbu'n-nüzûl, s. 97.
[472] Vâhidî, Esbâbu'n-nüzûl, s. 97.
[473] Ebu'l-Fidâ, Tefen-, c. 1, s. 468.
[474] Nisa: 22-26.
[475] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 426, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s.
224, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 432, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 60,61.
[476] Taberî, Tefefr, c. 4, . 232.
[477] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 436, İ bn Mâce, Sünen, c. 1, s. 627.
[478] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. . 272, Tirm izf, Sünen, c. 3, s. 436, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 627.
[479] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232, Ebu Dâvud, Sünen, c. I 2, s. 272, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 436, İbn Mâce, Sünen, c. 1,5.627.
[480] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232.
[481] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 436, İ bn Mâce, Sünen, c. 1, s. 627.
[482] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 272.
[483] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 272, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 628, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 7, s. 183.
[484] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 44, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 435, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 628, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 342.
[485] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 336, Buhârî, Sahîh.c. 6, s. 121, Müslim, Sahîh.c. 2, s. 1041, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 421, Nesâî, Sünen, c. 6, s.113.
[486] Buhârî, Sahîh.c. 6, s. 1 21, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041 , Nesâî, Sünen, c. 6, s. 113.
[487] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 336, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 421.
[488] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 1 21-1 22, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041, Nesâî, Sünen, c. 6, s. 113.
[489] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 336, Buhârî, c. 6, s. 1 22, Müslim, c. 2, s. 1041, Nesâî, c. 6, s. 113.
[490] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Tirmizî, c. 3, s. 43 421 , 422.
[491] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Buhârî, c. 6, s. 1 22, Müslim, c. 2, s. 1041, Nesâî, c. 6, s. 113.
[492] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 1 22, Müslim, c. 2, s. 1041, Nesâî, c. 6, s. 113
[493] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Buhârî, c. .6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041, Tirmizî, c. 3, s. 421, Nesâî, c. 6, s. 113.
[494] Buhârî, c. 6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041.
[495] Buhârî, Sahîh.c. 6, s. 1 22, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041 , Nesâî, Sünen, c. 6, s. 113.
[496] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 336, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 122, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041 , Nesâî, Sünen, c. 6, s.113.
[497] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Buhârî, c. 6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041, Tirmizî Sünen, c. 3, s. 422, Nesâî, c. 6, s. 113.
[498] Buhârî, c. 6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041.
[499] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 336, Müslim, c. 2, s. 1041, Tirmizî, c. 3, s. 422.
[500] Buhârî, c. 6, s. 122, Müslim, c. 2, s. 1041.
[501] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 1041.
[502] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 445, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 420, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 7, s. 138.
[503] Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 395, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 7, s. 82.
[504] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 302, Nesâî, Sünen, c. 6, s. 65.
[505] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 302, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 123, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 219, Tirmizî, Sünen, c. 3,s. 396, Nesâî, Sünen, c. 6, s. 65.
[506] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 1 23, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 219.
[507] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 302, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 123, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 219, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 396, Nesâî, Sünen, c. 6, s.65.
[508] Ebu Dâvud. Sünen. c. 2. s. 238.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/160-167.
[509] Sebe: 28, A'râf 158.
[510] Bakara: 151, Nisa: 113.
[511] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 183, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 591, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 231.
[512] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 123.
[513] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 34.
[514] Nisa: 113.
[515] Buhârî. Sahih. c. 8. s. 1 49.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/167-170.
[516] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 418, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 82, 83, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 91.
[517] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 255.
[518] Ebu Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, c. 1, s. 34-385, c. 2, s. 3-34.
[519] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 255, c. 3, s. 51 4, Buhâıf, Sahih, c. 5, s. 41, 42.
[520] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 137.
[521] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 514, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 109, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 41, 42, Müslim, Sahih, c. 1, s. 469.
[522] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 359, 360, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1,s.125.
[523] Tevbe: 60.
[524] Hemmam b. Münebbih. Sahife. 74. hadis.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/170-171.
[525] Zehebî, Si yem a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[526] Hâkim, Müsiedrek, c. 3, s. 488.
[527] İtin Abdilberr, İsiiâb, c. 1, s. 341, 342, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 5.
[528] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 344, c. 3, s. 1 324, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 6, c. 4, s. 488, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s:. 375.
[529] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 456, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1 325, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 109.
[530] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 344, İ bn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 5.
[531] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1935, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 238, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 108, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s.375.
[532] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 344.
[533] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 488.
[534] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1935, 1936, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 238.
[535] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 489, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[536] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[537] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 489, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[538] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1935, 1936, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 238.
[539] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 1 62, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 488.
[540] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 342, İ bn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 5.
[541] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[542] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 342, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 5.
[543] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1934, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 238.
[544] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1934, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 10, s. 238.
[545] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 368-369.
[546] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s:. 342, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 5.
[547] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936, Beyhakî, Sünen, c. 10, s. 238, Zehebî, Siyeru a'lâm i'n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[548] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 341, İ bn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 5
[549] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936, Beyhakî, Sünen, c. 10, s. 238, Zehebî, Siyeru a'lâm i'n-nübelâ, c. 2, s. 369.
[550] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 162, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936, Beyhakî, Sünen, c. 4, s. 238, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 368.
[551] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936, Beyhakî, Sünen, c. 10, s. 238, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 1 08.
[552] Ebu Süfyan b. Hâris'in annesi Sümeyye'nin babası Mevheb, Abdi Menâf Oğullarının kölesi idi (Nevevf, Müslim Şerhi).
[553] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1935, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 342, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 5.
[554] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 343, İ bn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 5.
[555] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 343.
[556] Mus'abu'i-Zübeyrf, Nesebi Kureyş, s. 1 7,18.
[557] M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/171-175.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim Abdullah b. Übeyy'in PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’a Çatışı.:

Peygamberimiz aleyhisselâm; Bedir Savaşından önce, bir gün,[558] üzerine Fedek işi saçaklı kadifeden palan vurulmuş bir merkebe binip (o sırada çocuk bulunan) Üsâme b. Zeyd'i de terkisine aldı .[559]
Haris b. Hazrec Oğulları Mahallesindeki evinde hasta bulunan[560] Sa'd b. Ubâde’yi ziyârete gitti.
Yolda, Abdullah b. Übeyy b. Selûl'e,[561] köşkünün gölgesinde oturduğu ve çevresinde de Kavminden,[562] Müslümânlardan, putlara tapan müşriklerden ve Yahudilerden birtakım kimseler bulunduğu sırada rastladı ki, Abdullah b. Revâha da o mecliste bulunuyordu.[563]
Peygamberimiz aleyhisselâm; Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ü görünce, inip selâmlamadan, görüşmeden geçmeyi uygun görmedi.[564]
Merkebin durunca kaldırdığı toz meclisi kapladı.
Abdullah b. Übeyy kaftanıyla burnunu kapadı ve.: “Üstümüzü tozlatma!” dedi.[565]
Peygamberimiz aleyhisselâm, merkepten inip onlara selâm verdi.[566] Biraz oturdu.[567] Kur’ÂN-ı Kerim okudu. Orada bulunanları ALLAHu zü’L- CeLÂL’e imâna ve İslâmiyete dâvet etti.[568] ALLAH'ı hatırlattı. Onları Âhiret Azâbıyla korkuttu, Âhiret Ni’metleriyle müjdeledi.
Abdullah b. Übeyy b. Selûl ise susuyor, hiç konuşmuyordu.
Peygamberimiz aleyhisselâm sözlerini bitirdiği zaman,[569] Peygamberimiz aleyhisselâm’a.:
“Ey kişi! Senin bu söylediklerin hak ve gerçekse, bundan daha güzel bir şey olamaz!
Fakat, sen bizim meclisimize gelip de bizi bununla rahatsız etme!
Konakyerine git! Sana gelen olursa, bunları onlara anlat![570]
Evinde otur!
Sana gelmeyen kimseyi bununla rahatsız etme ve onun meclisine de, onun hoşlanmadığı birşeyle gelme!.”
dedi.
Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ün yanında bulunan Müslümânlardan[571] Abdullah b. Revâha ise.:
“Hayır.[572] yâ RasûlALLAH![573] Sen onu bize getir!
Her zaman meclislerimize, evlerimize, barklarımıza buyur![574]
Bizi meclislerimizde onunla bürü![575]
VALLAHi, o bizim sevdiğimiz şeylerdendir. Bize ALLAH'ın ikram ettiği ve bizi kendisine hidâyet eylediği şeylerdendir.[576]
Biz onu çok severiz!.”
der demez, Müslümânlarla müşrikler ve Yahudiler birbirlerine sövüp saymaya, vuruşmaya başladılar.
Hatta, birbirlerini öldürecek dereceye vardılar.
Peygamberimiz aleyhisselâm onları teskine çalıştı, yatıştıIar.[577]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl; Kavminden, o zamana kadar görmediği bir muhalefeti görünce, kendi kendine.:
“Senin kölen senin hasmın olduğu zaman, zelîl olur gidersin!
Seninle güreş tutanlar seni yıkarlar!
Şahin, kanadı olmadan, yerden fırlayabilir mi hiç?
Şâyet bir gün onun yeleği kesilirse, o mutlaka düşer!.”
diyerek söylendi.[578]
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm, merkebine binerek Sa'd b. Ubâde'nin Evine varıp girdi.[579]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ün söylediği söz, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yüzünde okunuyordu.
Sa'd b. Ubâde.:
“VALLAHi, yâ RasûlALLAH! Ben senin yüzünde birşey görüyorum!
Sanki, hoşuna gitmeyen birşey işitmiş gibisin!?”
dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Evet! Öyle oldu.[580] Ey Sa'd! Ebu Hubab'ın ne söylediğini duymadın mı? O şöyle şöyle söyledi!” diyerek,[581] Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ün söylediklerini Sa'd b. Ubâde'ye haber verdi.[582]
Sa'd b. Ubâde.:
“Yâ RasûlALLAH![583] Sen ona yumuşak davran![584] Onun kusurunu affet!
Sana Kitabı indiren ALLAH'a yemin ederim ki; ALLAH'ın İradesi sana peygamberlik vermek sûretiyle tecellî etti.
Halbuki, şu Beldeciğin (MEDİNE'nin) halkı İbn Übeyy'e taç giydirmeye ve tacın üzerine de krallığa mahsus sarık sarmaya hazırlanmış bulunuyorlardı.
Fakat, ALLAH, sana ihsân buyurduğu Peygamberlik Hakkı ile, onların bu tasavvurlarını imkânsız hale koydu.
Bu mahrumiyetle, İbn Übeyy mahzun ve mükedder oldu.
Yâ RasûlALLAH! İşte bu kederle, İbn Übeyy gördüğünüz çirkin harekette bulunmuştur.[585]
VALLAHi, o umup durduğu krallığı kendisinden senin soyup aldığın görüşüne kapılmıştır.[586] Sen onu af buyur!.”
dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm da affetti.[587]
Zâten, Peygamberimiz aleyhisselâm da, ashabı da, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bu husustaki Buyruğuna[588] uyarak gerek müşriklerin, gerek Kitab Ehli olanların kusurlarını affediyor, işkencelerine katlanıyorlardı.
Nihâyet, ALLAHu zü’L- CeLÂL onlarla savaşmaya izin verince, Bedir Savaşı yapıldı.
Böylece, ALLAHu zü’L- CeLÂL Kureyş Kâfirlerinin ulularını, azılılarını orada öldürdü.
Bunun üzerine, putlara tapan MEDİNEli müşriklerden, İbn Übeyy'le birlikte hareket eden kişiler.:
“Artık, bu, zafer ve gale benin ona yöneldiğini açıkça gösteren bir vakı’adır!” diyerek Peygamberimiz aleyhisselâm’a İslâmiyet üzerine bey'at edip Müslümân olmak zorunda kaldılar.[589]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl de, kavminin böyle kendisinden ayrılıp uzaklaştığını ve İslâmiyete sarıldığını görünce, kalbinde taşıdığı olanca nifâkı ve
düşmanlığıyla birlikte, istemeyerek İslâmiyete girmek zorunda kaldı.[590]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[558] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 174, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1422.
[559] İbn İshak İbn Hişâm, Sîre,c. 2, s. 236, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 172, Müslim, Sahih,c. 3, s. 1422.
[560] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 172, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1422.
[561] İbn İshak İbn Hişâm ,Sîre,c. 2, s. 236, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 172, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1422.
[562] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 236, 237.
[563] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s.
172,173, Müslim , Sahih, c. 3, s. 1422, 23.
[564] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[565] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1423.
[566] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim, c. 3, s. 1423.
[567] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[568] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim, c. 3, s. 1423.
[569] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[570] İbn İshak, İbn Hişâm , Sîre, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, S ahfh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh,c. 3, s. 1423.
[571] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[572] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh.c.3, s. 1423.
[573] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1423.
[574] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[575] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 237, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim, c. 3, s. 1423.
[576] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[577] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim , c. 3, s. 1 423.
[578] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[579] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 1 73, Müslim, c. 3, s. 1423.
[580] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[581] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 203, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 173, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1423.
[582] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 237.
[583] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 238, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 173, Müslim, c. 3, s. 1423.
[584] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 238.
[585] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 1 73, Müslim, c. 3, s. 1423.
[586] İbn İshak, İbn Hişâm, c. 2, s. 238.
[587] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 203, Buhârî, c. 5, s. 1 73, Müslim, c. 3, s. 1423.
[588] Bakara: 1 09, Âl-i İmran: 186.
[589] Buhârî,Sahîhıc.5,s.172,Beyzavî Sünenü'l-kübrâ,c.9, s. 10, Kurtubî, Tefsîr, c. 2, s. 72, 73, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1,s. 436.
[590] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 234, 235.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/175-179..


Resim

CİHAD EMRİ.:

Resim ALLAHu zü’L- CeLÂL Tarafından MüşrikLerLe Savaşa İzin VeriLişi.:

Peygamberimiz aleyhisselâm; Akâbe Bey’atından önce, müşriklerle savaşmaya me’zun değildi.
Ancak müşrikleri ALLAHu zü’L- CeLÂL’in birliğini kabule dâvet etmek, karşılaşılacak işkencelere katlanmak, câhillerin uygunsuz davranışlarına aldırış etmemek, göz yummakla memurdu.
Kureyş Müşrikleri ise; Peygamberimiz aleyhisselâm’a tâbi olanları, dinlerinden döndürmek için, işkenceden işkenceye uğratmakta idiler. Müslümânlardan kimi işkenceler altında dinlerinden döndürülmüş, kimi yurtlarını yuvalarını bırakarak Habeşistan'a, kimisi de MEDİNE'ye hicret etmiş, dağılmışlardı.
Kureyş Müşrikleri; ALLAHu zü’L- CeLÂL’e karşı azgınlaştıkları, O'nun kendileri için dilediği ni’metleri red ve Resûlünü tekzib ettikleri; ALLAH'ın Tevhid ve İbâdet Ehli olan ve Resûlünü doğrulayan, dinine sarılan kullarını da işkenceden işkenceye uğrattıkları ve yurtlarında yuvalarında tedirgin ettikleri zaman, ALLAHu zü’L- CeLÂL Peygamberimiz aleyhisselâm’a onlarla savaşma izni verdi.
O zâlimlere ve azgınlara karşı kendisine yardım edeceğini de va'd buyurdu.
Müşriklerle savaşmaya ilk defâ izin veren ve kan dökmeyi, Peygamberimiz aleyhisselâm’a mubah kılan âyetlerde[1] şöyle buyuruldu:
“Kendileriyle çarpışılan (Müslümân)lara, zulme uğradıklarından dolayı, çarpışmaya izin verildi.
Şüphe yok ki, ALLAH onlara yardım etmeye her yerde her zaman kadirdir.
Onlar (Müslümânlar).: “RABBimiz ALLAH'tır!” demelerinden başka bir sebeb olmaksızın, haksız yere yurtlarından çıkarıldılar.
Eğer ALLAH insanların bazısının şerrini bazısıyla def'etmemiş olsaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde ALLAH'ın ismi çok anılan mescidler,
muhakkak yıkılır giderdi.
Elbette ki, ALLAH kendisine yardım edenlere yardım eder.
Hiç şüphesiz, ALLAH KAVÎdir. Kudretiyle herşeye üstün gelendir.
Onlara (Müslümânlara) yeryüzünde bir iktidâr mevkii verirsek, namazı gereği gibi kılarlar, zekatı verirler. İyiliği buyururlar, kötülükten vazgeçirmeye
çalışırlar.
İşlerin sonucu, döne dolaşa, ALLAH'a varır.”[2]
“Fitne kalmayıncaya kadar onlarla (müşriklerle) savaşın!
Vazgeçerlerse, artık, zâlimlerden başkasına hiçbir husumet yoktur.”
[3]
Peygamberimiz aleyhisselâm müşrikler tarafından MEKKE'den çıkarıldığı, çıkmak zorunda bırakıldığı zaman, Hz. Ebu Bekir.:
“Onlar peygamberlerini MEKKE'den çıkardılar.
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn=Biz ALLAH'ın kullarıyız ve hep O'na dönücüleriz.
Onlar (müşrikler), muhakkak, helâk olacaklar!” demişti.
ALLAHu zü’L- CeLÂL.: “Kendilerine zulüm ve haksızlık yapılmış, harb açılmış olanlara, savaş için izin verildi. Şüphe yok ki, ALLAH onlara (Müslümânlara) yardıma elbette kadirdir” (Hacc: 39) âyetini indirdiği zaman da.:
“Anladım ki, yakında bir çarpışma olacak!”
demiştir.[4]

Resim Gazâ ve SeriyyeLerin SayıLarı ve Gâyeleri.:

Gaza; düşmanla çarpışmaya gitmek,[5]
Seriyye de; düşman üzerine gönderilen askerî birlikler demektir.[6]
Bunların en azı 5, en çoğu da 300-400 kişilik olur.[7]
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Seriyyelerin hayırlısı 400 kişilik,
Ordunun hayırlısı da 4000 kişilik olanıdır.
12000 kişilik olan bir ordu ise, azlıktan dolayı yenilmez”
buyurmuştur.[8]
Hadis ve Siyercilerin genellikle kabul ettiklerine göre; Peygamberimiz aleyhisselâm’ın bizzât hâzır bulundukları askerî hareketlere “Gazve”; kendileri bulunmayıp Ashabdan herhangi birisinin kumandası altında düşman üzerine saldıkları askerî birliklere de “Seriyye” denilmektedir.
Sayı bakımından en az olan askerî birliğe “Cerîde”,
50 kişiden 400 kişiye kadar olan askerî birliğe “Seriyye”,
100 kişiden 1000 kişiye kadar olan askerî birliğe “Ketîbe”,
1000 kişiden 4000 kişiye kadar olan askerî birliğe “Ceyş”,
4000 kişiden 12000 kişiye kadar olan askerî birliklere “Hamîs”,
Birliklerin tümünü içine alan birliğe ise “Asker” denilir.[9]
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın bizzât katıldıkları gazaların sayısı 27, Ashabdan birisinin kumandası altında gönderdiği seriyyelerin sayısı da 47 idi.[10]
Mes'ûdî, Hayber'den Vâdi'l-Kurâ'ya dönüşü ayrı bir gazve saydığı için, gazaların sayısını 28, seriyyelerin sayısını da 35 olarak gösterir ve Vâkıdî'ye
göre seriyye sayısının 48 olduğunu ve 66'dır diyenler de bulunduğunu açıklar. [11]
Gazalardan 9'unda.:
1-) Bedir,
2-) Uhud,
3-) Müreysi,
4-) Hendek,
5-) Kurayza,
6-) Hayber,
7-) MEKKE'nin Fethi,
8-.) Huneyn,
9-) Tâif Gazaları
nda çarpışma yapılmıştır.
Bazılarına göre; Beni Nadîr'de de, Hayber'den dönülürken uğranılan Vâdi'l, Kurâ'da da, Gâbe'de de çarpışma olmuştur.[12]
Peygamberimiz aleyhisselâm; bir gazaya gitmek isteyince, gideceği ciheti ve maksadını tevriyen (başka mânâya da gele bilecek) kelimeler içinde gizlemeyi âdet edinmişti.[13]
Bunun içindir ki, kaynaklarda Bedir Savaşından önceki seriyye ve gazvelerin gâyeleri, cereyan tarzları ve neticeleriyle bağdaşamayacak şekilde telâkki ve ifâde edilmiştir.
Halbuki, bu seriyye ve gazveler, herşeyden evvel, Sa'd b. Muaz'ın da Ebu Cehil'e dediği gibi, Hac Yollarını Müslümânlara tıkayan Kureyş Müşriklerine,
buna karşılık Müslümânların da Suriye ticâret yollarını kesmek sûretiyle kendilerini ticarî ve iktisadî sıkıntıya düşürebilecekleri uyarısında bulunmayı; ve aynı zamanda onların Müslümânlara karşı ne gibi bir hazırlıkta bulunduklarını öğrenmeyi, ileride yapılacak savaşlarda bazı kabilelerin Kureyş Müşrikleriyle birleşmelerini önlemeyi amaçlıyordu.[14]
Peygamberimiz aleyhisselâm da, vazifesinin esasını ve gâyesini şöyle açıklamışlardır.:
“ALLAH'tan başka ilâh olmadığına ve MuhaMMed'in de Resûlullah olduğuna şehâdet getirinceye, namazı kılıncaya, zekat verinceye
kadar, insanlarla savaşmak bana emrolundu. Onlar bunları yapınca, Müslümânlık hakkının gerektirdiği cezâlar hariç olmak üzere, canlarını, mallarını elimden kurtarırlar.”
[15]
Ashabdan Abdullah b. Amr.:
“Ya RasûlALLAH! Bana cihad ve gaza hakkında bilgi ver?” dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Ey Abdullah b. Amr! Eğer sen ALLAH'ın rızasını umarak ve güçlüklere katlanarak çarpışırsan, ALLAH da seni Kıyâmet Günü o hal üzere diriltir.
Eğer sen gösteriş ve övünme için çarpışırsan, ALLAH da seni Kıyâmet Günü o hal üzere diriltir!”
buyurdu.[16]
Peygamberimiz aleyhisselâm’a bir çöl Arabî gelip.:
“Şeref ve şan kazanmak veyâ övülmek veyâ ganimet elde etmek veyâ gösteriş için çarpışan kimse hakkında ne buyurursun?” diye sordu.[17]
Başka birisi de.:
“Yâ RasûlALLAH! ALLAH YoLu’nda çarpışmak nedir? Kimi kızarak, kimi hamiyetinden dolayı çarpışıyor?” diye sordu.
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Kim yalnızca ALLAH'ın Kelimesi en yüce olsun diye çarpışırsa, işte onunkisi ALLAH YoLu’ndadır!”[18]
Bir adam da:
“Yâ RasûlALLAH! Bir adam ALLAH YoLu’nda çarpışmak ve aynı zamanda Dünyâ mallarından birşeyler de elde etmek isterse, buna ne buyurulur?” diye sordu.
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Ona bir ecir ve sevâb yok!” buyurdu.
Halk, bu cevâbı ağır bularak, adama.:
“Sen Resûlullah aleyhisselâm’a sorunu tekrarla! Herhalde cevâbı iyi anlayamadın!” dediler.
Adam:
“Yâ RasûlALLAH! Bir adam ALLAH YoLu’nda savaşmak ve aynı zamanda Dünyâ mallarından da birşeyler elde etmek isterse ne buyurulur?” diye tekrar sordu.
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
“Ona sevâb yok!” buyurdu.
Adama.:
“Sorunu bir kez daha tekrarla!” dediler.
O da üçüncü kez sorusunu tekrarladı, Peygamberimiz aleyhisselâm da.:
“Ona sevâb yok!” buyurdu.[19]

Resim PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ın Savaş BirLikLeri KumandanLarına Emir ve TavsiyeLeri.:

Peygamberimiz aleyhisselâm; ezân sesi işitilen memleketler üzerine yürümezdi.[20]
Gönderdiği askeri birliklere de.:
“Bir mescid gördüğünüz veyâ müezzinin sesini işittiğiniz zaman, oradan hiç kimseyi öldürmeyiniz!” buyururdu.[21]
Müslim b. Haris et-Temimî demiştir ki.:
Resûlullah aleyhisselâm bizi bir seriyye içinde göndermişti.[22]
Megar Mevki’ine ulaştık.[23] Oradaki kavme hücum ettik.[24]
Ben atımı şaha kaldırdım.[25] Arkadaşlarımı geçtim.
Feryad eden[26] kadınlar ve çocuklarla karşılaştık. Onlara.:
“Korunmak ister misiniz?” diye sordum.
“Evet!” dediler.[27]
“Öyleyse, Eşhedü en lâ ilâhe illALLAH ve eşhedü enne MuhaMMeden abduhû ve rasûlüh deyiniz[28] de korununuz!" dedim.[29]
Dediler.[30]
Arkadaşlarım bana.:
“Sen bizi hem ganimetin üzerine getirdin, hem de bizi ondan men’[31] ve ganimeti bize haram ettin!"[32] diyerek beni kınadılar.
Resûlullah aleyhisselâm’ın yanına döndüğümüz zaman da,[33] benim yapmış olduğum şeyi ona haber verdiler.
Resûlullah aleyhisselâm beni çağırıp, yaptığımı benim için güzel buldu[34] ve.:
“Hiç şüphesiz, ALLAH sana onlardan her bir insan için şu kadar şu kadar ecir ve sevâb yazdı!” buyurdu”[35]
Peygamberimiz aleyhisselâm; bir orduya veyâ bir seriyyeye kumandan tâyin ettiği, [36] bir orduyu veyâ askerî birliği göndereceği zaman, kumandana.:[37]
ALLAH'a karşı takvâlı ve yanındaki Müslümânlara karşı hayırlı olmayı, iyi davranmayı tavsiye eder, sonra da şöyle buyururdu.:
“ALLAH'ın İsmiyle, ALLAH'ın YoLunda gaza ediniz! ALLAH'ı tanımayanlarla çarpışınız![38] Gaza ediniz![39]
Ganimet mallarına hıyanette bulunmayınız!
Gadr etmeyiniz! Burun, kulak kesmeyiniz! Küçük çocuk [Ebu Hanifeye göre; küçük çocuk ve yaşlı] öldürmeyiniz!
Müşriklerden olan düşmanımla [Ebu Hanife'ye göre; düşmanınızla] karşılaştığın [Ebu Hanife'ye göre; karşılaştığınız] zaman, onları[40] üç haslete, [41] üç hasletten birini kabule dâvet et![42]
Onların hangisinde sana icâbet ederlerse, icâbetlerini kabul et ve kendilerini serbest bırak!.:
1-) Onları İslâmiyete dâvet et![43] Dâvetine icâbet ederlerse, onların icâbetlerini kabul et ve kendilerini serbest bırak![44] Sonra, onları kendi
yurtlarından Muhacirlerin yurtlarına göçmeye dâvet et ve kendilerine bildir ki; onlar bunu yaparlarsa Muhacirlere olan onlara da olacak, Muhacirlere olmayan onlara da olmayacaktır! Yurtlarından göçmeyi kabul etmezlerse, onlara bildir ki; kendileri Müslümânların bedevileri gibi olacaklar, kendilerine ALLAH'ın bedevî olan Müslümânlar hakkında câri olan hükmü uygulanacak; -Müslümânlarla birlikte cihada katılmadıkları için-ganimet ve haraçta bir payları olmayacaktır. [45]
2-) Eğer onlar Müslümân olmayı kabul etmezlerse,[46] onları cizye [vergi] vermeye dâvet et![47] Onlardan cizye vermelerini iste[48]
Buna icâbet ederlerse, icâbetlerini kabul et ve kendilerini serbest bırak!
3-) İcâbet etmezlerse, ALLAH'tan yardım dile, onlarla çarpış![49]
Sen bir kale halkını muhasara ettiğin zaman, onlar senden kendilerine ALLAH'ın Ahdini ve ALLAH'ın Peygamberinin Ahdini vermeni isterlerse, kendilerine ALLAH'ın Ahdini de, Peygamberinin Ahdini de verme!
Fakat, kendi ahdini,[50] babanın ahdini,[51] arkadaşlarının ahdini ver!
Çünkü, sizin kendi âhidlerinizi,[52] babalarınızın âhidlerini,[53] arkadaşlarınızın âhidlerini[54] bozmanız; ALLAH'ın Ahdini ve Resûlünün Ahdini
bozmaktan[55] daha iyidir.
Bir kale halkını muhasara ettiğin zaman, onlar senden kendilerini ALLAH'ın Hükmüne göre indirmeni isterlerse, sen onları ALLAH'ın Hükmüne göre indirme! Ancak kendi hükmüne göre indir!
Çünkü, sen onlar hakkında ALLAH'ın Hükmüne isâbet edip edemeyeceğini bilemezsin!”
[56]

Resim Hz. HAMZA'nın Sîfü'l-Bahr'e GönderiLişi Seferin Tarihi ve Mevki’i.:

Sîfü'l-Bahr seferi, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın MEDİNE'ye hicretinden yedi ay geçtikten sonra, Şâban Ayında idi.[57] Sîfü'l-Bahr, lys Nahiyesinde olup,[58] Cühenîlerin arazisindendir.[59]

Resim Seferin Gâyesi ve Sebebi.:

Kureyş Müşrikleri Peygamberimiz aleyhisselâm’ı MEDİNE'de de rahat bırakmamakta; kendisini terketmeleri için, MEDİNEli Müslümânlara tehdidli mektuplar göndermekte;[60] onu öldürmeleri veyâ MEDİNE'den sürüp çıkarmaları için de, Abdullah b. Übeyy b. Selûl ile Evs ve Hazrec Kabilesi müşriklerine ültimatomlar vermekte idiler.[61]
Aynı zamanda, Müslümânlara Hac Yollarını da kapamışlardı.
Bunun için, Suriye ticâret yollarını keserek, kendilerini ticarî ve iktisadî cihetten sıkıntıya düşürüp yola getirmek gerekiyordu.[62]

Resim İslâm MücâhidLerinin Sîfü'l-Bahr'de MüşrikLerLe KarşıLaşmaLarı.:

Peygamberimiz aleyhisselâm, Sîfü'l-Bahr'e göndermek üzere, ilk defâ olarak Hz. Hamza için bayrak bağladı.[63]
Hz. Hamza'nın bayrağı beyazdı ve onu müttefiki Ebu Mersed b. Kennaz b. Husayn taşımakta idi.
Ebu Mersed, uzun boylu ve gür saçlı idi.[64]
Peygamberimiz aleyhisselâm, Hz. Hamza'nın mâiyyetine-hepsi de Muhacirlerden olmak üzere-30 süvari vermişti.[65]
Hz. Hamza'nın mâiyyetine Ensardan hiç kimsenin verilmemesinin, Akâbe Bey'atında Ensara sâdece Peygamberimiz aleyhisselâm’ı MEDİNE'de koruma şartı koşulmuş olmasından ileri geldiği; bunun için, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın, Bedir Şavaşına çıkıncaya kadar, Ensardan hiç kimseyi askerî seferlere göndermediği, bu devrede onlara kendisini ve Muhacirleri korutmakla yetinmiş olduğu söylenir. [66]
Hz. Hamza'nın mâiyyetindeki 30 süvari arasında.:
1-) Ebu Ubeyde b. Cerrah,
2-) Ebu Huzeyfe Utbe b. Rebia,
3-) Sâlim Mevlâ Ebi Huzeyfe,
4-) Âmir b. Rebia,
5-) Amr b. Sürâka,
6-) Zeyd b. Harise,
7-) Kennaz b. Husayn,
8-.) Mersed b. Kennaz,
9-) Peygamberimiz aleyhisselâm’ın azadlısı Enese de bulunuyordu.[67] İçlerinde Ebu Cehil b. Hişâm'ın da bulunduğu, MEKKEli Müşriklerden 300 süvarinin himâyesinde Şam'dan dönüp MEKKE'ye gitmek isteyen ticâret kervanı Sîfü'l-Bahr'e (deniz sâhiline) gelmiş bulunuyordu.
[68] İki taraf, çarpışmak için saf bağladılar.[69]

Resim Mecdi b. Amr el-Cühenî'nin ArabuLucuLuk Edişi.:

O sırada, iki tarafın da dostu ve müttefiki olan Mecdi b. Amr el-Cühenî, yetişip araya girdi.
Kâh onlara, kâh bunlara gide gele, en sonunda iki tarafı da çarpışmaktan vazgeçirdi.
Hz. Hamza, arkadaşlarıyla birlikte MEDİNE'ye döndü.
Ebu Cehil de, ticâret kervanı ve arkadaşlarıyla birlikte MEKKE'ye yöneldi.[70]
Hz. Hamza; Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına dönünce, Mecdi'nin araya girip yaptığı hizmetini haber verdi.[71]
Peygamberimiz aleyhisselâm, Mecdi b. Amr’ın, Müslümân olmadığı halde[72] kendiliğinden bu arabuluculuğu yapıp çarpışmayı önleyişine memnun oldu ve bu husustaki başarısını tebrik ve takdir buyurduğunu açıkladı.
Mecdi'nin kendi cemâatından gönderdiği kimselere de elbiseler giydirdi.[73]

Resim Ubeyde b. Hâris'in Râbığ'a GönderiLişi Seferin Tarihi ve Mevki’i.:

Râbığ Seferi, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın MEDİNE'ye hicretinin 8. ayının başında, Şevvâl Ayında idi.[74]
Râbığ; hacıların MEKKE'ye giderken geçtikleri, Ebvâ ile Cuhfe sırasında bulunan bir vâdi olup,[75] Cuhfe'ye uzaklığı üç mildir.[76]

Resim Seferin Sebeb ve Gâyesi.:

Râbığ seferinin sebeb ve gâyesi de, Sîfü'l-Bahr Seferi için gösterilmiş olan sebeb ve gâyenin aynısıdır.[77]

Râbığ Seferine KatıLan Süvarilerin Sayısı.:
Peygamberimiz aleyhisselâm; Ubeyde b. Hâris'i Râbığ'a gönderirken,[78] ona bir bayrak bağlamıştı .[79] Bağlanan bayrak beyaz bezdendi.[80] ve Ubeyde b. Haris, Hz. Hamza'dan sonra, bayrağı bağlanan Müslümânların ilki idi.[81]
Ubeyde b. Hâris'in bayrağını Mıstah b. Üsâse taşımıştır.[82]
Ubeyde b. Hâris'in mâiyyetine verilen süvarilerin sayısı 60[83] veyâ 80 idi. [84]
Onların hepsi Muhacirlerdendi. İçlerinde Ensardan hiç kimse yoktu.[85]

Resim MücâhidLerin MüşrikLerLe KarşıLaşmaLarı.:

Muhacir mücâhidler Hicaz'da Seniyetü'l-Mere'nin aşağısında,[86] Râbığ Vâdisinde Ahyâ diye anılan bir SU’ya eriştiler.[87]
Orada, Kureyşîlerden, büyük ve kalabalık bir cemâata rastladılar.[88]
Kureyşîler, Ebu Süfyan Sahrb. Harb'in kumandası altında 200 kişi idiler.[89]
Bu müşriklerin, İkrime b. Ebu Cehil'in veyâ Mikrez b. Hafs'ın kumandası altında bulundukları da söylenir.[90]
İki taraf da, hayvanlarını otlatmak için, yoldan saptılar.[91]
Çarpışmak için ne saf bağladılar, ne de kılıç sıyırdılar.
Ancak, aralarında hafif bir tutuşma, çatışma, ok gösterisi yapıldı.[92] Sa'd b. Ebi Vakkas o gün ilk oku attı ve İslâm'da ilk ok, onun tarafından orada atılmış oldu.[93]
Sa'd b. Ebi Vakkas arkadaşlarının önüne geçti, ok çantasını açtı.
Arkadaşları da onu kalkanlarıyla siperlediler.
Sa'd b. Ebi Vakkas, ok çantasındaki oklarını atıp tüketinceye kadar, müşriklere ok yağdırdı.
Sa'd b. Ebi Vakkas'ın çantasında yirmi ok vardı.
Kendisinin attığı hiçbir ok boşa gitmiyor, insan veyâ hayvandan, hangisine değiyorsa, onu ya öldürüyor, ya da yaralıyordu.[94]
Müşrikler, Müslümânlara yardımcı kuvvetler geleceğini sanarak korktular. [95]
İki taraf da, adamlarını esirgeyerek, birbirlerinden ayırldılar.[96]
Sa'd b. Ebi Vakkas, Ubeyde b. Hâris'e.:
“Ardlarına düşseydik, onları öldürürdük! Çünkü onlar korkarak dönüp gittiler” dedi.[97]

Resim Mikdad b. Amr iLe Utbe b. Gazvan'ın MüsLümânLar Tarafına KaçmaLarı.:

Müslümân oldukları halde o güne kadar Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına gelmeye muvaffak olamayan Mikdad b. Amr ile Utbe b. Gazvan, Müslümânlara kavuşabilmek umudu ile, müşriklerin yanına katılıp yola çıkmışlardı.
Müslümânları görünce, onların yanına kaçtılar.[98]

Resim Sa'd b. Ebi Vakkas'ın Harrar'a GönderiLişi Seferin Tarihi ve Mevki’i.:

Harrar Seferi, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın MEDİNE'ye hicretinin 9. ayının başlarında, Zilkâde Ayında idi.[99]
Harrar, Hicaz'da[100] Cuhfe yakınında bir SU’yun adı olup,[101] Cuhfe'den MEKKE'ye gelinirken Mahacca'nın solunda ve Gadîr-i Hum'un yakınındadır.[102]

Resim Seferin Gâyesi ve Sefere KatıLanLarın Sayısı.:

Peygamberimiz aleyhisselâm Sa'd b. Ebi Vakkas için beyaz bir sancak bağladı.
Harrar Seferinde sancağı Mikdad b. Amr taşıdı.[103] Sefere katılanların sayısı 8 idi.[104] 20 kişi oldukları da rivâyet edilir.[105] Kervan halkı 60 kişi idi.[106]
Sa'd b. Ebi Vakkas der ki.: Resûlullah aleyhisselâm, bana.: “Ey Sa'd! Harrar'a varıp kavuşuncaya kadar git! Çünkü, Kureyşîlerin Kervanı oradan geçecektir” buyurdu.
[107] Harrar'dan ileri geçmemeyi de tavsiye etti.[108] Gündüzleri sinip gizlenmekte, geceleri yürümekte idik.
Beşinci günün sabahında Harrar'da sabahladığımız zaman, Kervanı, oradan bir gün önce geçip gitmiş bulduk. Resûlullah aleyhisselâm Harrar'dan ileri geçmemekliği mi bana emretmişti. Böyle olmasaydı, onlara yetişmeyi arzu ederdim.”

[109] Mücâhidler, hiçbir çarpışma yapmadan, MEDİNE'ye döndüler.[110]



*
**
****


DiP NOTLAR.:


[1] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 110-111.
[2] Hacc: 3941.
[3] Bakara: 193.
[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 21 6, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 325, Nesâî, Sünen, c. 6, s. 2, Taberî, Tefsîr, c. 17, s. 172, Târih, c. 2, s. 242, Vâhidî, Esbâbu'n-nüzül, s. 208.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/181-182.
[5] Râgıb, Müfredâtu'l-Kur’ÂN, s. 360, Fîruzâbâdî, Kâmûsu'l-Muhît, c. 4, s. 372.
[6] İbn Esîr, Nihâye, c. 2, s. 363.
[7] Fîruzâbâdî, Kâmûsu'l-Muhît, c. 4, s. 343.
[8] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 294, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 36, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 125, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 944, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 135.
[9] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 355, 356.
[10] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 5,6.
[11] Mes'ûdi, Murûcu'z-ZEheb, c. 2, s. 289.
[12] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[13] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 39, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 130, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 150.
[14] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 400, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 2, 3.
[15] Hemmam b. Münebbih, Sâhile, 80. hadis, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 339, Buhârî, Sahih, c. 21, s. 11, 12, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 44, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 218.
[16] Ebu Dâ'vud, Sünen, c. 3, s. 14,1 5, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 168.
[17] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1512, 1513, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 14, Nesâî, Sünen, c. 6, s. 22.
[18] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 40, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1513.
[19] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 290, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 1 4
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/182-186.
[20] . Buhârî, Sahih, c. 1, s. 151, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 43, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 163, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 137.
[21] İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 12, s. 367, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 448-449, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 43, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 108, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 352-353, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 315.
[22] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[23] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[24] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[25] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[26] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[27] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[28] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[29] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[30] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[31] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[32] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[33] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[34] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[35] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[36] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 135, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c.9,s.69.
[37] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 12, s. 328, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4,s. 162, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 49.
[38] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c.12,s. 328, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Tirmizî,
Sünen, c. 4, s. 162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 135, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 49.
[39] İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef, c. 1 2, s. 328, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 135, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 69.
[40] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 49.
[41] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 49.
[42] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 1 62, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136, Beyhakî, Sünenü'l kübrâ, c. 9, s. 49.
[43] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 352, Müslim, c. 3, s. 13357, Ebu Dâvud, c. 3, s. 37, Tirmizî, c. 4, s.162, Dârimî, c. 2, s. 136
[44] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 352, Müslim, c. 32, s. 1357.
[45] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 358, Müslim, c. 3, s. 1357, Ebu Dâvud, c. 3, s. 37, Tirmizî, c. 4, s. 162, Dârimî, c. 2, s. 136, Beyhakî, c. 9, s. 49.
[46] Dârimî, Sünen, c. 2, s. 1 37.
[47] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 352, Ebu Dâvud, c. 3, s. 37.
[48] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, c. 3, s. 1357.
[49] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 352, Müslim, c. 3, s. 1357, Ebu Dâvud, c. 3, s. 37, Tirmizî, c. 4, s. 162, Dârimî, c. 2, s. 136, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 49.
[50] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136.
[51] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136.
[52] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim , Sahîh, c. 3, s. 1357, Tirmizî, Sünen, c. 4, bs. 162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136.
[53] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136
[54] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1358, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 162.
[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1358, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136.
[56] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1358, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 1 62,163, Dârimî, Sünen, c. 2. s. 136.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/186-189.
[57] Vâkıdi, Megâzî, c. 1, s. 9, İ bn Sa'd, Tabakâtü'l -kübrâ, c. 2, s. 6.
[58] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 245, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[59] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 370.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/189.
[60] İbn Habıb, Kitâbu'l-muhabber, s. 271.
[61] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 5, s. 358-359, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 156.
[62] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 400, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 2, 3.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/189-190.
[63] İbn İshak, İbn Hişâm, Sire.c.2, s. 245, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 9, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[64] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6, 3, s. 47.
[65] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre.c.2, s. 245, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 10, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[66] Vâkicidi, Megâzî, c. 1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[67] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 9.
[68] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 245, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 9, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 6.
[69] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 9, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 6.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/190-191.
[70] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[71] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 136.
[72] Hale bı, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 136.
[73] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, Hale bî, İnsânu'l-uvûn, c. 3, s. 136.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/191.
[74] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 7.
[75] Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 11.
[76] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/191-192.
[77] Abdurrezzak, Mûsânnef, c. 5, s. 358, 359, İbn Habîb, Kitâbu'l-muhabber, s. 271, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 400, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 2,
3, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 156.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/192.
[78] Vâkıdı, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[79] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre., c. 2, s. 245.
[80] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[81] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 245, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7
[82] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 111.
[83] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 241.
[84] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 241, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 100.
[85] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 241, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/192.
[86] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 241.
[87] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7, c. 3, s. 51.
[88] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 241.
[89] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7, c. 3, s. 51.
[90] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 101.
[91] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 7.
[92] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[93] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 241, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 10, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[94] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0.
[95] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 357.
[96] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 241, 242, Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 10, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[97] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 11.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/192-193.
[98] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 101.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/193-194.
[99] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 7, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 371.
[100] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 251.
[101] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 350.
[102] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[103] İbn Şa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[104] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 251.
[105] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[106] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 251, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1,5.371, Taberî, Târih, c. 2, s. 259.
[107] Vâkicif, Megâzî, c. 1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[108] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7, Taberî, Târih, c. 2, s. 259.
[109] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 11.
[110] İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 1 04, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 111.
M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/194-195.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim EBVÂ (Veddan) GAZÂSI.:

Gazanın Tarihi ve Mevki’i.:
Ebvâ (Veddan) Gazası, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Medine'ye hicretinin onbirinci ayının başlarında,
Safer ayında vuku’ bulmuştur.[111]
Hicretin onikinci ayının başlarında vuku’ bulduğu da rivâyet edilir.[112]
Ebv'â; Furu’ ile Cuhfe arasında bir karye olup, Medine'ye uzaklığı 23 mil kadardır, yani beş günlüktür.
Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın annesi Hz. Âmine'nin kabri buradadır.[113]
Peygamberimiz (aleyhisselâm) altı yaşlarında bulunduğu sırada, Hz. Âmine Medine'ye gidip zevci Hz. Abdullah'ın kabrini ziyaret ettikten sonra Mekke'ye dönerken Ebvâ'da vefât etmiş ve oraya gömülmüştü.[114]
Veddan ise, Medine ile Mekke arasında Füru’ Nahiyelerinden derli toplu biryer olup Herşâya 6 mil, Ebvâ'ya 8 mil uzaklıkta ve Cuhfe yakınında Damrâ, Gıfâr ve Kinanelere ait arazidendir.
Veddan'ın Cuhfe'ye uzaklığı bir merhaledir.[115] 

Gazanın Sebeb ve Gâyesi.:
Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Ebvâ, Veddan Seferinden maksadı; Kureyş müşriki eriyle karşılaşmak ve
Damrâ b. Eiekr Oğullarıyla da bir anlaşma yapmaktı.[116]
Ebv'â Gazası, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın bizzat katıldıkları ilk gaza idi.[117] Peygamberimiz (aleyhisselâm), Ensardan Sa'd b. Ubâde'yi Medine'de yerine vekil bıraktı.[118] 

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın Sancağı ve Sancaktarı.:
Ebv'â, Veddan Gazasında Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın sancağı beyazdı ve onu Hz. Hamza taşımakta idi.[119] 

Mahşi b. Amr ed-Damrî iLe AnLaşma YapıLışı.:
Ebva Gazasında, Kureyş Müşrikleriyle karşılaşılmadığından, bir çarpışma olmamış; ancak, Kinane soyundan gelen Damrâ Oğulları kabilesinin o zaman seyyidi ve lideri bulunan Mahşi b. Amr ile
Ebvâ'da bir anlaşma yapılmıştır.[120]
Buna göre,Peygamberimiz (aleyhisselâm) onlarla çarpışmayacağı gibi, onlar da Peygamberimiz (aleyhisselâm)la çarpışmayacaklar; Peygamberimiz Aleyhisselâma karşı yığınak yapmayacaklar, bir düşmana da yardım etmeyeceklerdi.[121]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), bu hususta aralarında bir yazı da yazdırdı.[122] Yazılan yazıda şöyle denildi:
"Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bu, MuhaMMed Resûlullah'ın Benî Damrâlar için yazdığı yazıdır.[123] Onların malları ve canları emniyettedir.
Onlar, ALLAH'ın dinine karşı çarpışmadıkça, düşmanlarının baskınına karşı yardım görecekler; deniz bir kıl parçasını ıslatabilecek suya malik olduğu müddetçe, Peygamber onlara yardım edecektir.
Peygamber onlan kendisine yardıma çağırdığı zaman da, onlar Peygamberin davetine icabet edeceklerdir. Bu, onlara, ALLAH'ın ve Resûlünün bir ahdi ve emânıdır. Yardım, onlardan, iyilik eden ve kötülüklerden sakınanları içindir."[124] 

MEDİNE'ye DÖNÜŞ.:
Ebvâ Seferi 15 gece sürdü. Peygamberimiz (aleyhisselâm) bu sürenin sonunda Medine'ye döndü.[125] 

Resim BUVAT GAZÂSI.:

Gazanın Tarihi ve Mevki’i.:
Buvat Gazası Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Medine'ye hicretinin onüçüncü ayının başlarında[126]
Rebiülevvel Ayında vuku’ bulmuştur.[127] Rebiülâhir ayında vuku’ bulduğu da rivâyet edilir.[128]
Buv'at; Radvâ Nahiyesinde, Zîrıuşub'un yakınında, Cüheynîlerin Dağlarından bir dağdır. Bunun
Medine'ye uzaklığı dörtbürüd (36 mil) kadardır[129] Üç bürüd olduğu da söylenir.[130] Buvat'ın
Bevat diye okunduğu da vardır.[131]
Radvâ; Yenbu yakınında, sulu, ağaçlı, vâdili bir dağdır, Tihâme Dağlarının ilkidir. Radvâ, Yenbu'ya bir günlüktür, Medine'ye yedi merhaleliktir.[132] 

Gazanın Sebeb ve Gâyesi.:
Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın maksadı bu seflerde Kureyş Müşrikleriyle karşılaşmak,[133] o sırada yolda olup içlerinde Kureyş Müşriklerinin ileri gelenlerinden Ümeyye b. Halefin de bulunduğu 100 kişilik bir kuvvetin himâyesindeki 2500 develik Kureyş ticaret kervanına da rastla m aktı.[134]
Peygamberimiz (aleyhisselâm) Ensardan Sa'd b. Muaz'ı Medine'de yerine vekil bıraktı.[135]
Sâib b. Osman b. Maz'un'un vekil bırakıldığı da rivâyet edilir.[136]
Buvat Seferinde Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın beyaz sancağını Sa'd b. Ebi Vakkas taşımıştır.[137]
Buv'at Seferine katılan mücahidlerin sayısı 200 idi.[138]
Bu seferde Kureyşîlerle bir karşılaşma ve çarpışma olmadan Medine'ye dönülmüştür.[139] 

Resim SEFVAN GAZÂSI.:

Seferin Tarihi, İsmi ve Mevki’i.:
Sefvan Seferi; Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Medine'ye hicretinin onüçüncü ayının başlarında, Rebiülevvel Ayında vuku’ bulmuştur.[140]
Sefvan Seferine Bedrül-ûlâ, Bedrü'l-evvel=ilk Bedir Seferi de denilir.[141] Sefvan; Bedir Nahiyesinde bir vâdinin adıdır.[142] Medine ile Bedir'in arası bir beridliktir.[143] 

Sefvan Seterinin Sebebi ve Gâyesi.:
Bu sefer, Medine'ye üç mil uzaklıktaki Akîk Nahiyesinin Cürüf'e kadar uzanan Cemmâ Dağında yayılmakta bulunan deve ve sığır gibi büyükbaş hayvanları sürüp götürmüş olan Kürz b. Câbirel- Fihrî'yi yakalamak maksadıyla yapılmıştır.[144]
Kürz b. Câbir bunu Müslüman olmadan önce yapmış, sonradan İslâmiyeti kabul etmiş, iyi bir Müslüman olmuştur.[145]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), Sefvan Seferine çıkarken, Medine'de yerine Zeyd b. Hâriseyi vekil bırakmıştır.[146]
Sefvan Seferinde Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın bağladığı beyaz sancağı Hz. Ali taşımıştır. [147]
Peygamberimiz (aleyhisselâm) İslâm mücahidleriyle birlikte Kürz b. Câbir'in arkasından Sefvan'a kadar gitmiş ise de, Kürz oralardan daha önce savuşup gitmiş bulunduğundan kendisine yetişilememiş, Medine'ye geri dönülmüştür.[148] 

Resim Zü'l-UŞEYRE GAZÂSI.:

Seferin Tarihi ve Mevki’i.:
Zü'l-Uşeyre Seferi, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Medine'ye hicretinin onaltıncı ayının başlarında, Cumâdelâhir Ayında yapılmıştır.[149]
Cumâdelûlâ ayında yapıldığı da rivâyet edilir.[150]
Zü'l-Uşeyre; Mekke ile Medine arasında Yenbu Nahiyelerinden bir Nahiye olup, Müdlic Oğullarına aitti.[151]
Zü'l-Uşeyre ile Medine'nin arası dokuz beridliktir.[152]
Zü'l-Uşeyre; Hayber ve Medine'nin meşhur hurmaları müstesnâ olmak üzere, Hicaz'da en üstün ve en iyi cins hurma yetiştiren bir yerdi.[153] 
Seferin Sebebi ve Gâyesi.:
Zü'l-Uşeyre Seferinden maksad, herşeyden evvel, oradaki Müdlic Oğulları ve onların müttefikleri olan Damrâ Oğullarıyla anlaşma yapmaktı.[154]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın o sıralarda Kureyş Müşriklerinin Şam'a yolladıklarını haber aldığı ticaret kervanlarına elkoymak istediği de rivâyet edilir.[155] 

Zü'f-Uşeyre Seferine KatıLan MücahidLerin Sayısı.:
Zü'l-Uşeyre Seferine katilân mücahidler yüzelli-ikiyüz kişi kadardı[156] ve hepsi de Muhacirlerdendi. Hiçbiri sefere katılmak için zorlanmadı.
Nöbetleşe binilmek üzere, yanlarında otuz kadar da deve[157] ve bir adet de at bulunuyordu.[158] Peygamberimiz (aleyhisselâm), Ebu Seleme b. Abdulesed'i Medine'de yerine vekil bıraktı.[159] Zü'l-Uşeyre Seferinde Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın beyaz sancağıHz. Hamza taşıdı.[160] 

MüdLic ve Damrâ OğuLLarı iLe AnLaşma YapıLışı.:
Peygamberimiz (aleyhisselâm) Zü'l-Uşeyne'cie Mücilic Oğullarına uğradı.
Müdlic Oğulları Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ı son derecede ağırladılar.[161]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)orada hem Müdlic Oğullarıyla, hem de onların müttefikleri olan Damrâ Oğullarıyla anlaşma yaptı.[162] Müdlic Oğullarına da, daha önce Damrâ Oğullarına yazılmış olan anlaşma yazısının bir nüshası yazıldı.[163] 

Hz. ALi'ye Şehîd EdiLeceğinin Haber VeriLişi.:
Ammar b. Yâsir der ki.:
"Zü'l-Uşeyre Gazasında Ali b. Ebi Talib'le iki yoldaştık.
Resûlullah (aleyhisselâm) Zü'l-Uşeyre'de konaklayınca, Müdlic Oğullarından bazılarının su ve hurma üzerindeki çalışmalarına baktık.
Ali b. Ebi Talib bana:
“Ey Ebu Yakzan! Şu kavmin yanına varıp nasıl çalışıyorlar bir baksak olmaz mı?” dedi.
Ben de.:
“Gitmek istiyorsan, gidelim.” dedim.
Gittik, onların yanlarına vardık. Yaptıkları işleri bir müddet seyrettik. Sonra, bizi uyku tuttu. Ben ve Ali, gidip küçük bir hurma ağacının altına, yumuşak toprak üzerine uzanınca, uyuyakaldık.
Vallahi, Resûlullah (aleyhisselâm) yanımıza gelip ayağıyla kımıldatmadıkça, uyanamadık!
Uyuduğumuz sırada, toza toprağa bulanmışız!
Resûlullah (aleyhisselâm), Ali b. Ebi Talib'i tozlara topraklara bulanmış görünce.:
“Sana ne oldu Ebu Turab?” diye sordu. Sonra da.:
“Size halkın en haydudu, yaramazı olan iki kişiyi haber vereyim, söyleyeyim mi?” buyurdu.
“Evet yâ Rasûlallah! Haber ver, söyle!” dedik.
Resûlullah (aleyhisselâm).:
“Biri, Sâlih Peygamberin dişi devesini ayaklarını keserek öldüren Semud Kavminin Uhaymir'idir; diğeri de ey Ali, seni şöylece vuracak olandır!” buyurdu ve Ali'nin başının neresine vurulup nereye kadar kana boyanacağını sakalını tutarak işâret etti."[164]

Abdullah b. Cahş'ın NahLe'ye GönderiLişi.:

Resim NAHLE SEFERİ.:

Seferin Tarihi ve Mevki’i.:
Nahle Seferi Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Medine'ye hicretinin onyedinci ayının başlarında,[165] Receb Ayında idi.[166] Seferin mevki’i olan Nahle Vâdisi Mekke'nin yakınındadır, İbn Âmir'in bostanı dır.[167] Mekke ile Taif arasındadır.[168] 

Seferin Sebeb ve Gâyesi.:
Nahle Seferinin gâyesi; Kureyş Müşriklerini gözetlemek, denetlemek, onlar hakkında edinilecek bilgileri Peygamberimiz (aleyhisselâm)’a getirmekti.[169] Abdullah b. Cahş derki.:
"Resûlullah (aleyhisselâm), yatsı namazını kıldırınca, beni yanına çağırdı:
“Sabah vakti olur olmaz yanıma gel! Silâhın da yanında bulunsun! Seni bir tarafa göndereceğim!” buyurdu.
Sabah olunca, Mescide gittim.
Kılıcım, yayım, ok çantam, kalkanım da yanımda idi.
Resûlullah (aleyhisselâm) halka sabah namazını kıldırdıktan sonra evine döndü.
Ben ondan önce davranmıştım. Beni kapısının önünde dikilir buldu. Kureyşîlerden (Muhacirlerden) benimle birlikte gidecek bazı kişiler buldu.[170] Übeyy b. Ka'b'ı çağırdı.
Gelince, ona emretti. O da bir yazı yazdı.
Sonra beni çağırdı. Bana Havlan işi deri üzerine yazılmış bir mektup verdi.
“Seni şu kişiler üzerine tâyin ettim” buyurdu."[171]
Nahle Seferine memur edildiği zaman, Abdullah b. Cahş'a, ilk defâ olarak "Mü'minler Emîri" unvanı verildi.
[172]

Nahle Seferine Katilân Mücahidlerin Sayıları ve İsimleri.:
1- Abdullah b. Cahş,
2- Ebu Huzeyfe b. Utbe b. Rebia,
3- Vâkıd b. Abdullah,
4- Ükkâşe b. Mıhsan,
5- Halid b. Bükeyr,
6- Sa'd b. Ebi Vakkas,
7- Utbe b.Gazvan,[173]
8- Süheyl b. Beyzâ,[174]
9- Âmir b. Rebia,[175]
10- Âmir b. Füheyre,
11- Ammarb. Yâsir,[176]
12- Sa'db.Leys.[177]
Bunların hepsi Muhacirlerdendi.[178]

MücahidLere Tahsis EdiLen BinitLer.:
Nahle'ye kadar nöbetle binmek üzere, her iki kişiye bir deve tahsis edildi.[179] 

Abdullah b. Cahş'a VeriLen Emir.:
Peygamberimiz (aleyhisselâm), Abdullah b. Cahş'a, iki gün gitmedikçe mektubu açmamasını, açtığı zaman da onda buyurulana göre hareket etmesini ve arkadaşlarından hiçbirini de kendisiyle birlikte harekete zorlamamasını emir buyurdu.[180]
Abdullah b. Cahş, Medine'den yola çıkacağı zaman da.: "Yâ Rasûlallan! Hangi taraftan gideyim?" diye sordu.[181] Peygamberimiz (aleyhisselâm).:
"Necdiyye yolunu tut![182] Kuyuya yönel!" buyurdu.
Abdullah b. Cahş, İbn Dumeyre Kuyusuna eriştiği ve mektubu açıp baktığı zaman,[183] onda şöyle yazıldığını gördü:
"Bismillâhirrahmânirrahîm.
Emmâ ba'd:[184]
Benim bu mektubuma bakınca, yürümeye devam et! Mekke ile Taif arasındaki Nahle'ye in ve orada Kureyşîleri gözetle!
Onlar hakkında edineceğin haberleri bize bildir!"
Abdullah b. Cahş:
"İşittim ve buyruğuna boyun eğdim!" dedikten sonra, arkadaşlarına:
"Resûlullah (aleyhisselâm), bana Nahle'ye kadar yürüyüp gitmemi ve orada Kureyşîleri gözetlememi ve onlar hakkında edineceğim haberleri kendisine götürmemi emr ve bu yolda sizden herhangi bir kimseyi zorlamaktan da beni nehy buyuruyor.
O halde, sizden herkim şehîdlik ister ve onu arzularsa, benimle gitsin. Kim de bundan hoşlanmazsa, geri dönsün!
Ben, Resûlullah (aleyhisselâm)’ın buyruğunu yerine getiriciyim"
dedi ve yürüdü.
Arkadaşları da onunla birlikte yürüdüler. Arkadaşlarından hiçbiri ondan geri kalmadı. Abdullah
b. Cahş arkadaşlarıyla birlikte Hicaz üzerinden Medine'ye kadar ilerleyip Buhran'a vardılar.
O sırada Sa'd b. Ebi Vakkas'la Utbe b. Gazvan nöbetle bindikleri develerini kaybettiler, onu aramak için geri kaldılar.[185]
Orada iki gün oyalandılar, arkadaşlarının arkasından gittilerse de buluşamadılar.[186] Abdullah b. Cahş ile yanındaki arkadaşları ise Nahleye kadar ilerleyip oraya indiler.
Orada, Kureyşîlere ait, kuru üzüm ve deri gibi ticaret malları yüklü bir kervana rastladılar ki; müşriklerden Amr b. Hadramî, Osman b. Abdullah b. MugiYe ve kardeşi Nevfel b. Mugîre ile Hişam b. Mugîre'nin azadlısı Hakem b. Keysan bu kervanda bulunuyorlardı.[187]
Kervan Taiften gelip orada konaklamıştı.[188]
Kervandaki müşrikler, Müslümanların yakınlarına indiklerini görünce, korktular.
Fakat, Ükkâşe b. Mıhsan'ın başını tıraş etmiş olduğunu görünce de.:
"Bunlar umrecilerdir, bunlardan size bir zarar gelmez!" dediler.[189]
Kervan halkı yüklerini çözüp develerini saldılar, yemek yapmaya da başladılar.[190] Mücahidler kervan hakkında kendi aralarında görüştüler, konuştular.
Gün, Receb Ayının son günü idi.
"Vallahi, eğer bunları bu gece bırakırsanız, Harem'e girerler ve kendilerini bununla korurlar.
Eğer onları bu gece öldürürseniz, muhakkak, Haram olan ayda öldürmüş olursunuz!"
dediler, tereddüde düştüler, onların üzerine yürümekten çekindiler.[191] İçlerinden birisi:
"Biz bugün haram olan aydan mıdır, değil midir; pek bilemiyoruz" Başka birisi ise.:
"Biz bugünün haram olan aydan başka bir gün olduğunu bilmiyoruz! Onu helâlleştirmeyi uygun görmeyiz!" dedi.[192] 
Haram Olan Aylar
Peygamberimiz (aleyhisselâm); Vedâ Haccı hutbesinde, haram olan aylar hakkında şöyle buyurmuştur:
"ALLAH Katında ayların sayısı 12'dir[193] Bunlardan dördü haram aylardır. Üçü, birbiri ardınca gelir: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem.
Biri de, iki Cumad ile Şaban arasında bulunan, Mudar'ın ayı Recep'tir."
[194]

Mücahidlerin Kervan Mallarını İğtinam Edip Medine'ye Getirmeleri.:
Mücahidler, bir hayli tereddütten sonra, cesarete geldiler. Öldürebileceklerini öldürmeye ve yanlarındaki malları almaya kalktılar. Vâkıd b. Abdullah, Amr b. Hadram?yi bir okla vurup öldürdü, Osman b. Abdullah ile Hakem b. Keysan'ı esir aldı.
Nevfel b. Abdullah ise kaçıp onlardan kurtuldu, arkasından yetişemediler. Abdullah b. Cahş ve arkadaşları, ticaret kervanını ve iki esiri Medine'ye getirdiler.
Peygamberimiz (aleyhisselâm), onlara.:
"Ben size haram olan ayda çarpışmayı emretmedim!?" buyurup, onlardan birşey almaktan çekindi.
Mücahidlerin elleri yanlarına düştü. Helâk ve mahv olduklarını sandılar.[195]
Peygamberimiz (aleyhisselâm) onlara ne haram olan ayda, ne de haram olan ayın başkasında çarpışmayı emretmiş değildi; ancak Kureyşîlere ait haberleri sezmeye çalışmalarını emretmişti.[196] Onlara, Medine'deki Müslüman kardeşleri de, yaptıkları bu işten dolayı çattılar.:[197] "Siz, buyurulmadığınız birisi işlediniz!
Çarpışmakla emrolunmadığınız halde, haram olan ayda çarpışma yaptınız!"
dediler.[198] Kureyş Müşrikleri de.:
"MuhaMMed ve ashabı haram olan ayı helâlleştirdiler; onda kan döktüler, mal aldılar ve adamları esir ettiler!" diyerek, yapılan işi kınadılar.[199] Mekke'de bulunan bazı Müslümanlar ise.:
"Onlar bu yaptıklarını ancak Şaban ayında yapmışlardır" diyerek, müşriklerin sözlerini reddetmeye çalıştılar.[200]
Gerçekten de, Mücahidler, kervan halkının üzerine yürüdükleri günün haram olan aydan olup olmadığı hususunda şüphe ve tereddüt halinde idiler.[201]
Medine'de Yahudiler bu hadiseden Peygamberimiz (aleyhisselâm) aleyhinde geleceğe ait birtakım kehânetlerde bulunmakta, yorumlar yapmakta idiler:
"Amr b. Hadramî'yi Vâkıd b. Abdullah öldürdü. Amr harbi geliştirdi, yaşattı! Hadramî harbe yaklaştı! Vâkıd b. Abdullah harbi ateşledi!" demekte idiler.[202]
Halk bu hususta sözü çoğaltınca, Yüce ALLAH Resûlü’ne indirdiği âyette şöyle buyurdu:
"Sana haram olan ayı ve ondaki muharebeyi sorarlar.
De ki.: O ayda muharebe etmek büyük günahtır.
İnsanları ALLAH yolundan men etmek, O'nu inkâr etmek, ziyaretçilerin Mescid-i Harama gitmelerine engel olmak, onun halkını oradan çıkarmak ise, ALLAH katında daha büyük günahtır.
Fitne, adam öldürmekten de beterdir!
Kâfirler, güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle çarpışmaya devam edeceklerdir.
İçinizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, o gibilerin yaptığı iyi işler, dünyada da, âhirette de boşa gitmiştir.
Onlar o ateşin (Cehennemin) arkadaşlarıdır.
Onlar orada (hiç çıkmamak üzere) temelli kalıcıdırlar."
[203]
Yüce ALLAH bu âyeti indirip Müslümanların korku ve endişelerini dindirince, Peygamberimiz (aleyhisselâm) kendisine ayrilân ganimet payını ve iki esiri kabul etti. Kureyş Müşrikleri esir edilen Osman b. Abdullah ve Hakem b. Keysan için kurtulmalık akçesi gönderdiler.[204] Gönderilen kurtulmalık akçesi, her birisi için 40 ukıyye gümüştü. 1 ukıyye, 40 dirhemdir.[205]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), kurtulmalık akçelerini getiren Kureyş elçilerine.:
"İki sahabimiz Sa'd b. Ebi Vakkas'la Utbe b. Gazvan sağ sâlim gelinceye kadar, sizden kurtulmalık akçenizi kabul edemeyeceğiz.
Çünkü, bu iki arkadaşımızın akıbetinden korkuyoruz.
Eğer siz onları öldürürseniz, biz de sizin iki esirinizi öldürürüz!"
buyurdu.[206] Sa'd b. Ebi Vakkas derki.:
"Nihâyet, Resûlullah (aleyhisselâm)’ın yanına geldik ki, onlar bizim öldürülmüş olduğumuzu sanıyorlardı.
Biz bu Seferimizde çok açlık çektik.
Müleyha'danyola çıktık.
Müleyha ile Medine'nin arası 6 beridliktir.
Müleyha'dan bir cemaatla yola çıktığımız zaman, yanımızda tadacak hiçbir şey yoktu..
Dikenli ağaçlara rastladıkça onları yemekte, üzerine de, su içmekte idik.
Nihâyet Medine'ye geldik
Medine'ye gelince, orada Kureyşîlerden bazılarını, esir adamlarının kurtulmalıklarını getirmiş bulduk.
Biz gelince, Resûlullah (aleyhisselâm) onların getirdikleri kurtulmalık akçelerini kabul etti."
[207]

Hakem b. Keysan'ın Müslüman Oluşu ve Osman b. Abdullah'ın Kâfir Olarak Ölüşü.:
Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hakem b. Keysan'ı İslâmiyete davet etti ve ona İslâmiyeti uzun uzadıya anlatmaya çalıştı.
Hz. Ömer.:
"Yâ Rasûlallah! Bununla ne diye konuşup durursun? Vallahi bu hiçbir zaman Müslüman olmaz! Bırak beni, onun boynunu vurayım da anasının yanına (Cehenneme) kadar gitsin!" dedi.
Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hz. Ömer'in sözüne bakmadı, Hakem'e İslâmiyeti anlatmaya devam etti.
Hakem:
"İslâm nedir?" diye sordu.
Peygamberimiz (aleyhisselâm).:
"İslâm, ALLAH'a hiçbir şeyi eş, ortak koşmaksızın ibadet etmen ve MuhaMMed'in de O'nun kulu ve resûlü olduğuna şehâdet getirmendir" buyurunca, Hakem:
"Müslüman oldum!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (aleyhisselâm), ashabına dönerek:
"Eğer ben demin bu hususta size uyup onu öldürmüş olsaydım, Cehenneme girmiş gitmişti o!" buyurdu.[208]
Hakem, Müslüman olunca, Medine'de, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın yanında kaldı; Mekke'ye gitmedi.[209]
Hz. Ömer der ki.:
"Hakem'in Müslüman olduğunu görünce, sanki bütün geçmiş ve gelecek şeyler beni tuttu ve sıktı! Kendi kendime.:
“Peygamber (aleyhisselâm), benden daha iyi bilirken, ben nasıl, ne diye ona karşı birşeyi dilemeye kalkarım?!” dedim. Sonra da.:
“Benim bu öğütten maksadım, ancak, ALLAH ve Resûlünün rizâsını kazanmaktı” diyerek kendimi teselli ettim.
Hakem Müslüman oldu. Vallahi, Müslümanlığını da güzelleştirdi: ALLAH yolunda cihad etti. Nihâyet, Bi'r-i Maûne'de şehîd edildi.
Resûlullah (aleyhisselâm) ondan hoşnut oldu, Hakem Cennetlere girdi."
[210]
Nahle'de esir edilip Medine'ye getirilmiş bulunan Kureyş Müşriklerinden Osman b. Abdullah ise, kurtulmalık akçesi ödenip serbest bırakılınca Mekke'ye gitti ve orada kâfir olarak öldü.[211]

ABDULLAH b. Cahş ile ArkadaşLarının NahLe Seferinden DoLayı Ecir UmmaLarı.:
Abdullah b. Cahş ve arkadaşları, haklarında âyet indiği zaman, ALLAH yolundaki cihadlarından dolayı ecir ve sevaba nâil olmayı da ummuşlar ve.:
"Yâ Rasûlallah! Mücahidlere verilecek ecirden bizler de-gazamızdan dolayı-umabilir miyiz?" diye sormuşlardı.[212]
Yüce ALLAH, indirdiği âyette şöyle buyurdu:
"Şüphe yok ki, iman edenler ve ALLAH yolunda hicret edip de cihad edenler, işte onlar, muhakkak ALLAH'ın rahmetini umarlar.
ALLAH Gafûr'dur, Rahîm'dir."
[213] 

Şam'dan Medine'ye GeLen İbn Heyyiban'ın YahudiLere Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın GeLeceğini  
Haber Verişi ve Ona Uymayı Vasiyet Edişi.:

Şam Yahudilerinden İbn Heyyiban, İslâmiyetten birkaç yıl önce, Medine'ye gelip yerleşmişti.
Kendisi hayırlı ve sâlih bir zâttı.
Vefât edeceği sırada, Yahudilere.:
"Ey Yahudi cemaat! Siz benim o yiyecekleri, içecekleri bol ülkeden şu yoksulluk ve açlık yurduna gelişimin sebebini biliyor musunuz?" diye sordu. Yahudiler
"Sen daha iyi bilirsin!" dediler.
Bunun üzerine, İbn Heyyiban:
"Ben, buraya, ortaya çıkması çok yaklaşan peygamberin gelmesini beklemek üzere gelmiş bulunuyorum. Bu şehir, onun hicret yurdu olacaktır! Ben onun daha evvel gönderilmesini, benim de kendisine tâbi olmamı çok arzu ederdim! Onun geleceği zaman, çok yaklaşmıştır. Ey Yahudi cemaatı! Sakın, ona inanmak ve tâbi olmakta başkaları sizi geçmesin! O, kendisine muhalefet edecek olanların kanlarını dökmeye, çoluk çocuklarını ve kadınlarını esir almaya da memurdur. Siz bu hususta ona engel olamaz, ondan korunamazsınız da!" dedi, sonra da öldü.[214] ALLAH ondan razı olsun!
İbn Heyyiban'ın vasiyeti ve öğüdü Yahudilerce dinlenmiş, fakat tutulmamış, bilâkis Peygamberimiz (aleyhisselâm)’a düşmanlıklarını arttırmaktan başka bir işe yaramamıştır.
Nitekim, Beni Nadîr Yahudilerinin başkanı ve bilgini Huyey b. Ahtab'la kardeşi Ebu Yâsir b. Ahtab, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ı Küba'ya geldiği zaman gidip dinledikleri ve gelmesini bekledikleri peygamberin bütün sifâtlarını kendisinde gördükleri ve bunu itiraf da ettikleri halde, Yahudilerin İslâmiyete girmelerini önlemek için olanca gayretlerini sarfetmekten geri durmamışlardır.[215]

YahudiLerin, GeLmesini BekLeyip DurdukLarı Peygamberi, GeLince İnkâr EtmeLeri.:
Evs ve Hazrec Kabilelerinden oluşan Ensar, önce putperest idiler. Bunlar, kendi yurtlarında, Yahudilerle zaman zaman çarpışır dururlardı.
Yahudilerle aralan bozuldukça, Yahudiler.:
"Bir peygamber gönderilmek üzeredir. Onun geleceği zamanın gölgesi düşmüştür.
O peygamber gelince biz ona tâbi ve onunla birlik olup, Âd ve İrem Kavminin öldürüldükleri gibi, biz de sizi öldüreceğiz!"
derlerdi.[216]
Yüce ALLAH, Hz. MuhaMMed (aleyhisselâm)’ı Araplardan gönderince, Yahudiler onu inkâr ettiler.
Muaz b. Cebel ile Bişr b. Berâ’ b. Ma'rur:
"Ey Yahudi cemaatı! ALLAH'tan korkunuz ve Müslüman olunuz!
Biz putperest iken, siz MuhaMMed (aleyhisselâm)la size yardım geleceğini umuyor, onun gönderilmek üzere bulunduğunu haber veriyor ve bize onun sifâtlarını belirtiyordunuz!"
dediler.
Sellam b. Mişkem:
"Bize, bildiğimiz birşey gelmemiştir ve gelen, bizim size anlattığımız peygamber değildir!" dedi.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyette[217] şöyle buyurdu:
"Vaktâ ki, onlara-yanlarındakini tasdik edici (ve doğrultucu)-bir Kitab geldi ki, daha önce, küfredenlerin aleyhine böyle bir fetih istiyorlardı.
İşte, tanıdıkları o şey gelince, inkâra kalkıştılar.
Artık ALLAH'ın lâneti o kâfirlere dir."
[218]
Peygamberimiz (aleyhisselâm) Yahudileri İslâmiyete davet edip ALLAH'tan başkasına tapmaktan ve bunun akıbetinden sakındırdığı zaman, Yahudiler Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın davetine icabetten kaçındılar. Onun ALLAHtan getirip tebliğ ettiklerini inkâr ettiler..

Bunun üzerine, Muaz b. Cebel ile Sa'd b. Ubâde ve Ukbe b. Vehb, onlara.:
"Ey Yahudi cemaatı! ALLAH'tan korkunuz! Vallahi, siz elbette bilirsiniz ki, o ALLAH’ın Resûlüdür.
Andolsun ki; onun peygamber olarak gönderilmesinden önce, siz onu bize anıyor ve sıfatını bize tarif edip duruyordunuz!"
dediler.
Râfi' b. Hüreymile ile Vehb b. Yahuza:
"Bunu, biz size hiçbir zaman söylemedik!
ALLAH da, Musâ'dan sonra ne bir Kitab indirmiş, ve ondan sonra ne bir müjdeleyici, ne de bir korkutucu göndermiştir!"
dediler.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyette[219] şöyle buyurdu:
"Ey ehl-i kitab! Peygamberlerin arası kesildiği bir zamanda, size gerçekleri apaçık söyleyip duran Resûlümüz gelmiştir. Tâ ki, “Bize ne bir rahmet müjdecisi, ne de bir azâb habercisi gelmedi!” demenize meydan kalmasın.
İşte, size rahmet müjdecisi de, azâb habercisi de, geldi artık!
ALLAH herşeye hakkıyla Kâdirdir."
[220]
Yahudi Bilginlerinden Ebu Yâsir b. Ahtab, Nâfi' b. Ebi Nâfi', Azer b. Ebi Azer, İzar b. Ebi İzar ve Eşya1, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’a gelerek; peygamberlerden kimlere iman edileceğini sordular.
Peygamberimiz (aleyhisselâm) da, onlara.:
"Biz ALLAH'a ve bize indirilene, İbrahim'e, İsmâil'e, İshak'a, Yâkub'a ve torunlara indirilenlere, Musâ'ya ve İsa'ya verilenlere ve peygamberlere Rableri tarafından verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırd etmeyiz. Biz ALLAH'a teslim olmuş Müslümanlarız" deyin" (Bakara 2/136) meâlli âyeti okudu.
İsâ b. Meryem (aleyhisselâm) anılınca;
"Biz İsâ b. Meryem'e iman etmeyiz!
Ona iman edene de iman etmeyiz!"
dediler.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyette[221] şöyle buyurdu:
"De ki.: Ey ehl-i kitab! Sizin bizden hoşlanmayışınızın sebebi; bizim ALLAH'a ve bize indirilen ile daha önce indirilenlere iman ettiğimizden ve sizin de birçoğunuzun fâsık kimseler oluşunuzdan başka birşey değildir."[222]
Yahudi Bilginlerinden Râfi' b. Harise, Sellam b. Mişkem, Malik b. Sayf, Râfi' b. Hureymile de.:
"Ey MuhamMMed! İbrahim'in milleti ve dini üzerinde bulunduğunu ve Tevrat'tan yanımızdakilere inandığını söyleyen ve onların ALLAH tarafından gelen hak ve gerçek olduğuna şehâdet eden sen değil misin?" diye sordular.
Peygamberimiz (aleyhisselâm).:
"Evet! Amma, siz onda bulunmayan şeyleri ihdas ve onda ALLAH'ın sizden almış olduğu ahdi inkâr ettiniz. Onda insanlara açıklamakla emrolunduğunuz şeyleri de, ketmedip gizlediniz.
Ben sizin kendiliğinizden ihdas ettiğiniz şeyleri kabul ve tasdikten uzağım!"
buyurdu.
Onlar.:
"Biz elimizde bulunan şeyle amel ederiz! Biz hidâyet ve hak üzereyiz. Sana ne iman eder, ne de tâbi oluruz!" dediler.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyette şöyle buyurdu:
"De ki.: Ey ehl-i kitab! Tevrat'ı ve İncil'i ve Rabbinizden size indirileni dosdoğru tatbik ve icra edinceye kadar, siz hiçbir şey üzere değilsiniz! Andolsun ki; sana Rabbinden indirilen, onlardan birçoğunun taşkınlığını ve küfrünü arttıracaktır. O halde, o kâfirler güruhuna karşı gam çekme!"[223]
Yahudilerden Nahham b. Zeyd, Kardem b. Ka'b ve Bahri b. Amr, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’a gelerek:
"Ey MuhaMMed! ALLAH ile beraber ondan başka ilâh bulunduğunu biliyor musun?" diye sordular.
Peygamberimiz (aleyhisselâm).:
"ALLAH ki, O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur ve ben bunun için gönderildim ve buna davet ediyorum" buyurdu.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyette[224] şöyle buyurdu:
"De ki.: Şâhid olmak bakımından, hangi şey daha büyük?
De ki.: Benim aramla sizin aranızda ALLAH hakkıyla şâhiddir.
Şu Kur’ÂN, bana, sizi de, (sizden sonra kendilerine) erişecek olanları da inzar etmekliğim için vahy-olundu.
ALLAH ile beraber başka ilâhlar da olduğuna gerçekten siz mi şâhidlik ediyorsunuz?!
De ki.: Ben buna asla şâhidlik etmem!
De ki.: O, ancak bir tek ilâhtır. Sizin eş tutmakta olduğunuz şeylerle, muhakkak ki, benim hiçbir ilişiğim yoktur!"
[225]
Seleme b. Selâme der ki.:
"Abduleşhel Oğulları Mahallesinde, bizim Yahudi bir komşumuz vardı.
Bu Yahudi bir gün evinden çıkarak Abduleşhel Oğullarının toplandıkları yere gelip durdu.
O zaman ben Abduleşhel Oğulları içinde yaşça en genci idim.
Üzerimde Yemen işi bir aba vardı. Abaya bürünmüş olduğum halde, avlumuzda yere uzanmıştım.
Yahudi; Kıyamet gününden, ölülerin tekrar dirilmesinden, Âhiret Hesabından, Mizândan, Cennet ve Cehennemden bahsediyordu.
O, bunları inkâr eden, puflara tapan ve insanların öldükten sonra tekrar dirileceklerine inanmayan kimselere anlatıyordu.
Onlar, Yahudiye dönüp.:
“Ey filân! Yazıklar olsun sana!
Sen insanların öldükten sonra tekrar dirilip Cennet veya Cehenneme gideceklerine inanıyor musun?”
dediler.
Yahudi.:
“Evet! Yemin ederim ki, inanıyorum! Oradaki Cehennemde yanacağım müddet yerine, bu dünyada en büyük tandırı kızdırarak beni içine atıp sonra ağzını kapatıp sıvasalar, oradaki Cehennem azâbından kurtulmak için, kabul ederdim!” dedi.
Yahudiye.:
“Yazıklar olsun sana! Ey filân! Bu söylediğin şeylerin bir delili var mı?” diye sordular.
Yahudi.:
“Evet, var! Şu beldelerden çıkacak olan bir peygamber bunun delilidir.” dedi ve eliyle de Mekke ve Yemen tarafına işâret etti.
Onlar, Yahudiye.:
“Peki, sen bu peygamberin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin ediyorsun?” diye sordular.
Yahudi, bana baktı-ki, ben o zaman orada bulunanların yaşça en küçüğü idim.
“Şu çocuk, yaşarsa, onu görecektir!” dedi.
Vallahi, çok geçmeden Yüce ALLAH Resûlü MuhaMMed (aleyhisselâm)’ı peygamber gönderdi ki, o Yahudi o zaman aramızda yaşıyordu.
Biz Resûlullaha iman ettik, o ise azgınlığı ve kıskançlığı yüzünden onu inkâr etti.
Kendisine.:
“Yazıklar olsun sana ey filân! Onun hakkında bize söylemiş olduğun şeyleri söyleyen sen değil miydin?” dedik.
“Evet! Fakat, bu, o gelecek olan değildir!" dedi.[226] Safvan b. Assai der ki.:
"Ehl-i Kitabdan[227] iki Yahudi[228] den biri, öbürüne,[229] arkadaşına.:
“Haydi, şu Peygambere gidelim de, İsrâil Oğullarının men’ olundukları şeyleri soralım'.”dediler.[230] Arkadaşı.:
“Sen ona Peygamber deme! O senin kendisine Peygamber dediğini duyarsa (memnuniyetinden) dört gözlü olur!”
dedi.
Gelip soracaklarını sordular.[231] Peygamber (aleyhisselâm).:
“1. ALLAH'a hiçbir şeyi şerik koşmayınız!
2. Çalmayınız!
3. Zinâ yapmayınız!
4. ALLAH'ın haram kılmış olduğu nefsi, haksız yere öldürmeyiniz!
5. Sihir (büyü) yapmayınız!
6. Riba (faiz) yemeyiniz!
7. Bir suçsuzu, öldürmesi için, devlet adamına götürmeyiniz!
8. Namuslu, iffetli bir kadına zinâ isnad etmeyiniz!
9. Savaştan kaçmayınız!
10. Siz Yahudilere mahsus olmak üzere, Cumartesi günü yasağına da tecâvüz etmeyiniz!”
buyurunca, onlar Resûlullah (aleyhisselâm)’ın ellerini ve ayaklarını öptüler ve.:
“Biz şehâdet ederiz ki; sen, hiç şüphesiz, peygambersin!” dediler.
Resûlullah (aleyhisselâm), onlara.:
“Sizin bana tâbi olmanızı ,[232] Müslüman olmanızı[233] engelleyen nedir?” diye sordu.
Onlar.:
“Davûd (aleyhisselâm), soyundan devamlı olarak peygamber gelip durması için ALLAH'a dua etmiştir.[234]
Eğer biz sana tâbi olur,[235] Müslüman olursak,[236] Yahudilerin bizi öldürmelerinden korkarız dediler."
[237]

Yahudi BilginLerinden Zebîr b. Bata'nın Gerçeği Önce İkrar ve Sonra İnkâr Edişi.:
Yahudi Bilginlerinin büyüklerinden Zebir b. Bata; babasının ölümünden sonra ve Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın peygamber olarak gönderilişinden önce;
"Ben babamın bana okuduğu bir kitap buldum ki, içinde.: “Peygamber Ahmed, karaz (selem ağacı) yurdundan çıkacaktır. Onun sıfatı da şöyle şöyle olacaktır!” diye anılmaktadır" der dururdu.
Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Mekke'de zuhur ettiğini işitir işitmez, elindeki kitabı imha etti ve Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın hal ve şanını gizledi.:
"Onun hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir" dedi.[238]



*
**
****


DiP NOTLAR.:


[1] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 110-111.
[2] Hacc: 3941.
[3] Bakara: 193.
[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 21 6, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 325, Nesâî, Sünen, c. 6, s. 2,
Taberî, Tefsîr, c. 17, s. 172, Târih, c. 2, s. 242, Vâhidî, Esbâbu'n-nüzül, s. 208.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/181-182.
[5] Râgıb, Müfredâtu'l-Kur’ÂN, s. 360, Fîruzâbâdî, Kâmûsu'l-Muhît, c. 4, s. 372.
[6] İbn Esîr, Nihâye, c. 2, s. 363.
[7] Fîruzâbâdî, Kâmûsu'l-Muhît, c. 4, s. 343.
[8] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 294, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 36, Tirmizî, Sünen, c. 4, s.
125, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 944, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 135.
[9] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 355, 356.
[10] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 5,6.
[11] Mes'ûdi, Murûcu'z-ZEheb, c. 2, s. 289.
[12] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 39, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 130, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c.9, s. 150.
[14] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 400, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 2, 3.
[15] Hemmam b. Münebbih, Sâhile, 80. hadis, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 339, Buhârî,Sahih, c. 21, s. 11, 12, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 44, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 218.
[16] Ebu Dâ'vud, Sünen, c. 3, s. 14,1 5, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 168.
[17] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1512, 1513, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 14, Nesâî, Sünen, c. 6, s. 22.
[18] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 40, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1513.
[19] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 290, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 1 4M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/182-186.
[20] . Buhârî, Sahih, c. 1, s. 151, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 43, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 163,Dârimî, Sünen, c. 2, s. 137.
[21] İbn Ebi Şeybe, Musânnef, c. 12, s. 367, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 448-449, EbuDâvud, Sünen, c. 3, s. 43, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 108, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 352353, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 315.
[22] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[23] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[24] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[25] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[26] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[27] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[28] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[29] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[30] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[31] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[32] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[33] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[34] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321.
[35] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 321, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 166.
[36] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Dârimî, Sünen, c. 2, s.135, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c.9,s.69.
[37] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, İbn Ebi Şeybe, Musânnef, c. 12, s. 328, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3,
s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4,s. 162, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 49.
[38] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, İbn Ebi Şeybe, Musânnef, c.12,s. 328, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 135, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 49.
[39] İbn Ebi Şeybe, Musânnef, c. 1 2, s. 328, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim,Sahîh, c. 3, s. 1357, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 135, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 69.
[40] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Müslim, Sahîh, c. 3, s.1357, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 49.
[41] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 49.
[42] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 37, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 1 62, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 49.
[43] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 352, Müslim, c. 3, s. 13357, EbuDâvud, c. 3, s. 37, Tirmizî, c. 4, s.162, Dârimî, c. 2, s. 136
[44] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 352, Müslim, c. 32, s. 1357.
[45] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 358, Müslim, c. 3, s. 1357, Ebu Dâvud, c. 3, s. 37, Tirmizî, c. 4, s. 162, Dârimî, c. 2, s. 136, Beyhakî, c. 9, s. 49.
[46] Dârimî, Sünen, c. 2, s. 1 37.
[47] Ebu Hanife, Müsned, s. 33, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 352, Ebu Dâvud, c. 3, s. 37.
[48] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, c. 3, s. 1357.
[49] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 352, Müslim, c. 3, s. 1357, Ebu Dâvud, c. 3, s. 37, Tirmizî, c. 4, s.162, Dârimî, c. 2, s. 136, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 49.
[50] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1357, Tirmizî, Sünen, c. 4, s.162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136.
[51] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136.
[52] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim , Sahîh, c. 3, s. 1357, Tirmizî, Sünen, c. 4, bs. 162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136.
[53] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136[54] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1358, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 162.
[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1358, Tirmizî, Sünen, c. 4, s.162, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 136.
[56] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 358, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1358, Tirmizî, Sünen, c. 4, s.1 62,163, Dârimî, Sünen, c. 2. s. 136.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/186-189.
[57] Vâkıdi, Megâzî, c. 1, s. 9, İ bn Sa'd, Tabakâtü'l -kübrâ, c. 2, s. 6.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 245, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[59] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 370.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/189.
[60] İbn Habıb, Kitâbu'l-muhabber, s. 271.
[61] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 358-359, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 156.
[62] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 400, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 2, 3.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/189-190.
[63] İbn İshak.İbn Hişam, Sire.c.2, s. 245, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 9, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[64] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6, 3, s. 47.
[65] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre.c.2, s. 245, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 10, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[66] Vâkicidi, Megâzî, c. 1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[67] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 9.
[68] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 245, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 9, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ,c. 2, s. 6.
[69] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 9, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 6.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/190-191.
[70] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 6.
[71] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 136.
[72] Halebı, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 136.
[73] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, Halebî, İnsânu'l-uvûn, c. 3, s. 136.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/191.
[74] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 7.
[75] Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 11.
[76] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/191-192.
[77] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 358, 359, İbn Habîb, Kitâbu'l-m uhabber, s. 271, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 1, s. 400, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 2, 3, E bu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 156. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/192.
[78] Vâkıdı, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[79] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre., c. 2, s. 245.
[80] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[81] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 245, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7[82] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 111.
[83] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 241.
[84] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 241, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 1 00.
[85] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 241, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/192.
[86] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 241.
[87] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7, c. 3, s. 51.
[88] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 241.
[89] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7, c. 3, s. 51.
[90] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 1 01.
[91] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 7.
[92] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[93] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 241, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 10, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s.7.
[94] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 0.
[95] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 357.
[96] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 241, 242, Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 10, İbn Sa'd, Tabakât, c.2, s. 7.
[97] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 11.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/192-193.
[98] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 1 01.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/193-194.
[99] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 7, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s. 371.
[100] İbn İshak.İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 251.
[101] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 350.
[102] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/194.
[103] İbn Şa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[104] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 251.
[105] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[106] İbn İshak.İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 251, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1,5.371, Taberî, Târih, c.2, s. 259.
[107] Vâkicif, Megâzî, c. 1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7.
[108] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 11, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 7, Taberî, Târih, c. 2, s. 259.
[109] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 11.
[110] İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 1 04, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 111.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/194-195.
[111] Vâkıdî, Megâzî, c. 1. s. 11, 12.
[112] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 8, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 286.
[113] Yakut, Mu'cemu'l-buldan, c. 1, s. 79, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c. 4,5.1118,1119.
[114] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 177.
[115] Yâkût, M u'cemu'l-buldan, c. 5, s. 365.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/195.
[116] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 241, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 176.
[117] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 241, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 8, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 100, İbn Haldun, Târîh,c.2,ks, 2,5.176.
[118] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 8, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 287, Taberî, Târîh, c. 2, s.261.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/195-196.
[119] İbn Sa'd. Tabakât. c. 2. s. 8. Taberî. Târîh.c. 2. s. 261.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/196.
[120] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre.,c.2, s. 241, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 12, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 8.
[121] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 8, Belâzurî, E nsâbu'l-eşrâf, t 1, s. 237.
[122] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 12, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 8.
[123] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 5, s. 78, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 98.
[124] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 274, 275, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 5, s. 78M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/196-197.
[125] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 12, İbn Sad, Tabakât, c. 2, s. 8.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/197.
[126] Vâkıdı, Megâzî, c. 1, s. 12, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 8.
[127] İbn İshak.İbn Hişâm, Sîre.c.2, s. 248, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 ,s.12, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s.8.
[128] Taberî, Târih, c. 2, s. 260.
[129] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9.
[130] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 12.
[131] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 112.
[132] Semhûdı, Vefâu'l-vefâ, c. 4, s. 1218.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/197.
[133] İbn İshak. İbn Hişam, Sîre.c.2, s. 248, Taberî, Târih, t 2, s. 260, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.112.
[134] Vâkidi, Megâzî, c. 1, s. 1 2, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.287, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 112.
[135] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 8, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 287, İbn Esîr, c. 2, s. 112.
[136] İbn İshak. İbn Hişâm, Sîre.c.2, s. 248.
[137] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 8, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 112.
[138] İbn Sa'd, c. 2, s. 8, 9, İbn Esîr, c. 2, s. 112.
[139] İbn İshak. İbn Hişâm, c. 2, s. 248, Vâkıdî, c.1 , s. 12, İbn Sa'd, c. 2, s. 9.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/197-198.
[140] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 12, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 9.
[141] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 251 , Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 12, Taberî, Târih, c. 2, s.60, Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 225.
[142] İbn İshak, İbn Hi^am, Sîre, c. 2, s. 251, Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 225, Semhûdî,Vefâu'l-Vefâ, c. 4, s. 1233.
[143] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 358.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/198.
[144] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9.
[145] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1310, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 468.
[146] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 251, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s:. 9.
[147] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 112.
[148] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 251, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/198-199.
[149] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 12, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 9.
[150] İbn İshak. İbn Hişâm, Sîre.c.2, s. 249, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1.S.287.
[151] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 4, s. 127.
[152] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 675
[153] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 4, s. 127.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/199.
[154] İbn İshak. İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 249.
[155] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 12, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 10, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 112.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/199-200.
[156] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 12, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9.
[157] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9, 10.
[158] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 287.
[159] İbn İshak. İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 248, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9, Taberî, Târih, c. 2, s.261.
[160] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 9, Taberî, Târih, c. 2, s. 261, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 112.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/200.
[161] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 287.
[162] İbn İshak.İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 249, İbn Sad, Tabakât, c. 2, s. 1 0..
[163] Kastalânî, M evâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 98.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/200.
[164] İbn İshak. İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 249-250, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 263, Taberî,Târih, c. 2, s. 261.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/201.
[165] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 13, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 10.
[166] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 252, Vâkidî, Megâzî, c. 1 ,s.13, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 1 0.
[167] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 10.
[168] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 252.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/201-202.
[169] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 252, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 69-70, Taberî, Târih, c. 2, s.262, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 113, Zehebî, Megâzî, s. 29, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 18, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 223.
[170] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 13.
[171] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 13, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 271.
[172] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 19, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 11.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/202.
[173] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 252, Vâkıdî, Megâzî, c. s. 1 9.
[174] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s:. 252.
[175] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s:. 19, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 18.
[176] Taberi, Târih, c. 2, s:. 264.
[177] İbn Haldun, Târih, c. 2, ks:.2, s. 13.
[178] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s:. 252, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s:. 19, Zehebî, Megâzî, s:.29.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/203.
[179] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 17, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 10.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/203.
[180] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 252, Vâkıdî, c. 1, s. 13, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 69, Tabeıî, c. 2,
s. 262, İbn Hişâm, Cevâmiu's-Sîre, s. 104, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 113, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 227, Zehebî, Megâzî, s. 29, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2,s.18.
[181] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 13.
[182] Vâkidi, Megâzî, c. 1, s. 13, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 371, 372.
[183] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 13.
[184] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 365.
[185] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 252,253, Yâkubî, Târîh.c. 2, s. 69,70, Taberî.Târîh, c. 2, s. 262, İbn Hazm, Cevâmiu's- Sîre, s. 104,105, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 113,114, İbn Seyyid, Uyûnu'leser, c. 1, s. 227, Zehebî, Megâzî, s. 29, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, c. 3, s. 248-249, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 18.
[186] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 17, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 11 .
[187] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 253, Vâkıdî, c.1, s. 14, Yâkubî, c. 2, s. 70, Taberî, c. 2, s. 262,263, İbn Hazm, s. 105, İbn Esîr, c. 2, s. 114, İbn Seyyid, c. 1, s. 228, Zehebî, s. 29,30, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 249, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 18.
[188] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 16, İbn Sa'd, t 2, s. 11.
[189] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 253, Vâkıdî, c. 1, s. 14, İbn Sa'd, c. 2, s. 10, Taberî, c. 2, s. 263, İbn Esîr, c. 2, s. 114, Zehebî s. 29, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 249.
[190] Vâkıdî, c. 1,s.14, İbn Sa'd, c. 2, s. 10.
[191] İbn İshak İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 253, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 14, Taberî, Târih, c. 2, s. 263, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre,s. 105, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 114, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 228, Zehebî, Megâzî, s. 29, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 18.
[192] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 14.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/203-205.
[193] Tevbe.: 26.
[194] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 251, Vâkıdî, c. 3, s. 1112, İbn Sa'd, c. 2, s. 186, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 5, s. 37, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 235, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 195, 196, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 110, Taberî, Tefsir, c. 10, s. 125.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/206.
[195] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 253-254, Vâkidî, c. 1 , s. 14-16, Taberî, c. 2, s. 263, İbn Seyyid, c. 1, s. 228, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 249.
[196] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 16.
[197] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 254, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 16, Taberî, Târih, c. 2, s.263, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 114, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 228, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 3, s. 249-250.
[198] Taberî, Târih, c. 2, s. 263.
[199] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 254, Vâkıdî, c. 1, s. 16, Taberî, c. 2, s. 263, İbn Seyyid, c. 1, s.228, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 250.
[200] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 254, Taberî, c. 2, s. 263, İbn Seyyid, c.1, s. 228, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 250.
[201] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 10.
[202] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 254, Vâkıdî, c. 1, s. 16, Taberî, c. 2, s. 263, İbn Esîr, c. 2, s. 114, İbn Seyyid, c.1, s. 228, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 250.
[203] Bakara: 217.
[204] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 254, 255, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 17, Taberî, Târih, c. 2,s. 263, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 105-106, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 114, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 228, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 250.
[205] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 17.
[206] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 255, Taberî, c. 2, s. 263, İbn Seyyid, c.1, s. 229, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 250.
[207] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 16,17.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/206-209.
[208] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 15,16, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 137.
[209] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 255, Taberî, Târih, c. 2, s. 263, İbn Hazm, Cevâmiu's-sîre, s. 106, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 229, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 250.
[210] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 15, İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 137.
[211] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 255, Taberî, Târîh, c. 2, s. 263, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 106, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 229, Zehebî, Megâzî, s. 30, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 3, s. 250.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/209-210.
[212] İbn İshak. İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 2, s. 356, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1,s. 229, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ye'n-nirıâye, c. 3, s. 250.
[213] Bakara: 218.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/210.
[214] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 227-228, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 160-161,Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve c. 1, s. 81-82, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 114.
[215] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 165,1 66, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 212.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/210-211.
[216] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Tefsir, c. 1, s. 410, Ebu
Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 298, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 434, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 290, E bu'l-Fidâ, el -B idâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 148, 149, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Târîhu 'l-hamîs, c. 1, s. 3 06.
[217] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 96, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 411, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 212, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c.1,s.124.
[218] Bakara: 89.
[219] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 212, Taberî, Tefsîr, c. 6, s. 166, Kurtubî, Tefsîr, c. 6, s. 122.
[220] Mâide.: 19.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2,s. 21 6, Taberî, Tefsir, c. 1, s. 576, Kurtubî, Tefsîr, c. 2, s.141.
[222] Mâide.: 59.[223] Mâide.: 68.
[224] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 217, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 164.
[225] En'am: 19.
[226] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 417, 418, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 467, 468,İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s.429.
[227] Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 8, s.166.
[228] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 306, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 334.
[229] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 306, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 334.
[230] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 239, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 306, Taberî, Tefsîr, c. 1 5, s. 172, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 8, s. 166, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 1, s. 6, Kurtubî, Tefsîr, c. 1, s. 335, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 67.
[231] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 239, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 306, Taberî, Tefsîr, c. 15, s.172, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 166, Begavî, Mesâbîh, c. 1, s. 6, Kurtubî, c. 10 s. 335, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 67.
[232] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 239, Taberî, c. 15, s. 173, Beyhakî, c. 8, s. 166, Begavî, c. 1 , s 6,Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 67.
[233] Tirmizî, c. 5, s. 306, Taberî, c. 15, s. 172, Kurtubî, c. 10, s. 336.
[234] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 239, Tirmizî, c. 5, s. 306, Taberî, c. 15, s. 1 72, Beyhakî, c. 8, s.166, Begavî, c. 1, s. 6, Kurtubi, c. 10, s. 336, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 67.
[235] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 173, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 166, Begavî, c. 1, s. 6.
[236] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 239, Tirmizî, c. 5, s. 306, Kurtubî, c. 10, s. 336, Ebu'l-Fidâ, c. 3,s. 67.
[237] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 239, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 306, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 173, Beyhakî, Sünen, c. 8, s. 166, Begavî, Mesâbfhu's-sünne, c. 1, s. 6, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 33 6, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 67.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/211-217.
[238] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 159.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/218.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim YahudiLerin PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ın SıfatLarını KitapLarında OkudukLarı ve ÇocukLarına da ÖğrettikLeri.:

Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Peygamber olarak gönderilmesinden biraz önce, Kurayza, Nâdir, Fedek ve Hayber Yahudileri de, onun sıfatlarını, hicret edeceği yerin Medine olacağını yanlarındaki kitaplarda yazılı bulmuşlardı.[239]
Benî Kurayza Yahudileri bunu çocuklarına da öğretirlerdi.[240] 

Resim ÖLüm Döşeğinde MüsLüman OLan Yahudi Genci.:

Peygamberimiz aleyhisselâm, bir gün, Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'in arasında yürüyüp gittiği sırada, kardeşinin veya kendisinin hasta olan oğluna şifâ için Tevrat okuyan bir Yahudiye rastladı.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.: "Ey Yahudi! Musâ'ya Tevrat'ı indirmiş ve İsrâil Oğullarına denizi yarmış olan ALLAH aşkına doğru söyle! Sen Tevrat'ında benim na'tımı, sıfatımı ve zuhur edeceğim yeri yazılı bulmadın mı?" diye sordu.
Yahudi, başıyla işâret ederek.: “Hayır!” demek istedi.
Yahudinin yeğeni veya oğlu, bu inkâra dayanamadı.: "Musâ'ya Tevrat'ı indiren, İsrâil Oğullarına denizi yaran ALLAH için şehâdet ederim ki; o, senin zâtını, sıfatını, zamanını ve zuhur edeceğin yeri kitabında yazılı bulmuştur.
Ben şehâdet ederim ki; ALLAH'tan başka ilâh yoktur. Sen de ALLAH’ın Resûlüsün!." dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm.: "Yahudiyi arkadaşınızın başucundan kaldırınız!" buyurdu.
O sırada, hasta gencin de ruhu kabzolundu.
ALLAH ondan razı olsun!.
Peygamberimiz onun cenaze namazını kıldı.[241]

Resim NecidLinin PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm Hakkında Tevrat ve İnciL'de BiLdiriLenLeri İ’tiraf Edişi.:

Ashabdan Feletan b. Âsım'ın bildirdiğine göre; Peygamberimiz aleyhisselâm, bir gün Mescidinde ashabıyla birlikte otururken, birisinin gezindiğini gördü. Ona.: "Ey filân!" diyerek seslendi.
O da.: "Buyur yâ RasûlALLAH!" dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.: "Sen benim Resûlullah olduğuma şehâdet ediyor musun?" diye sordu.
Adam.: "Hayır!" dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.: "Sen Tevrat okur musun?" diye sordu.
Adam.: "Evet!" dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.: "Sen İncil de okur musun?" diye sordu.
Adam.: "Evet!" dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.: "Sana and veriyorum: Sen beni Tevrat ve İncil'de yazılı bulmadın mı?" diye sordu.
Adam.:
"Senin sıfatında, senin gibi birinin, senin çıktığın yerden ortaya çıkacağını yazılı bulduk.
Amma, biz onun içimizden çıkmasını umuyorduk.
Sen ortaya çıkınca, baktık ki, sen bizim umduğumuz değilsin!" dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, ona.: "Sen nerelisin?" diye sordu.
Adam.: "Necidliyim! O çıkacak peygamberin-korkusuz olarak Cennete girecek-yetmiş bin kişilik ümmetindenim. Sizler ise azıcıklarsınız!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz aleyhisselâm, Kelime-i Tevhid ve Tekbir getirerek.:
"Varlığım Kudret Elinde bulunan ALLAH'a yemin ederim ki; ben, o Peygamberim! Benim ümmetim de yetmiş binden, yetmiş binden, yetmiş binden çoktur!" buyurdu.[242]

Hıristiyan KıskançLığı ve İnkârcıLığından da Bir Örnek.:
Uteybe'nin azadlı kölesi Sehl, anası ve amcasının himâyesinde bir yetim olup, Hıristiyandı ve İncil okurdu.
Sehl der ki.: "Amcamın (İncil) Mushaf'ını alıp okurken, bir yaprağı geçeceğim sırada, yazısı hoşuma gitmedi. Yaprağı elimle yokladığım zaman, yaprağın diğerine tutkalla yapıştırılmış olduğunu gördüm.
Yaprağı birbirinden ayırınca, içinde MuhaMMed (aleyhisselâm)’ın sıfatlarını yazılı buldum.:
“O, ne kısa, ne de uzun boyludur.
Ak tenlidir.
İki bölük halinde örgülü saçlıdır.
İki omuzunun arasında Peygamberlik Hâtemi vardır.
Çoğu zaman, dizlerini dikip iki elini kavuşturarak oturur.
Sadaka kabul etmez.
Merkebe ve deveye biner.
Davar sağar.
Eskimiş gömleği giyer. Böyle yapan kişi kibirden uzak olur; işte o böyle yapar.
O İsmâil'in soyundandır.
Kendisinin ismi Ahmed'dir!."

Kendisinin sıfatlarını buraya kadar okuyup bitirdiğim zaman, Amcam geldi. Yapışık yaprağı ayırdığımı görünce, beni dövdü ve.:
"Şu yaprağı açmak, okumak senin neyine gerek?!" dedi.
Ben.: “Onun içinde Ahmed Peygamber (aleyhisselâm)’ın sıfatları var!” dedim.
Amcam.: “O artık bundan sonra gelmeyecektir!” dedi."[243]

Resim PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ın Yumuşak HuyLuLuğunun Bir Yahudiyi MüsLüman Edişi.:

Peygamberimiz aleyhisselâm bir Yahudiden belli bir vâde ile 30 dinar borç almıştı.
Yahudi borç vâdesinin bitmesine daha bir gün varken, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına gelip.: "Ey MuhaMMed! Hakkımı öde! Zâten siz Abdulmuttalib Oğulları borcunuzun vaktini geçirir, uzatır durursunuz!" dedi.
Hz. Ömer, ona.: "Ey habis Yahudi! VALLAHi, eğer Resûlullahın Evinde olmasaydın, gözünü patlatırdım!" dedi.
Peygamberimiz aleyhisselâm, Hz. Ömer'e.: ALLAH seni yarlıgasın ey Hafs'ın babası! Biz, senden, bu davranışından başkasını beklerdik:
Sen bana borcumu güzellikle ödememi söyleyecek, ona da, hakkının tahsilinde yardımcı olmakla birlikte, alacağını isterken daha nâzik davranmasını tavsiye edecektin!?"
buyurdu.
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın bu derece uysal ve yumuşak davranışı, Yahudinin Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yumuşak huyluluğu hakkında Tevrat'tan edinmiş olduğu bilgiyi azaltmadı, arttırdı.
Peygamberimiz aleyhisselâm, Yahudiye.: "Ey Yahudi! Senin bendeki alacağının müddeti ancak yarın sabah dolacaktır!" buyurduktan sonra,
Hz. Ömer'e.: "Ey Hafs'ın babası! Onunla birlikte bahçeye git!
Beğenirse, ona şu kadar sa' hurma ver ve hakkından biraz fazla da ver.
Verirken.: “Sana şu kadar da fazla veriyorum” de!
Razı olmazsa, ona bahçeden şu kadar daha fazla ver!"
buyurdu.
Yahudi, bahçeye gidip gördü ve beğendi.
Hz. Ömer ona Peygamberimiz aleyhisselâm’ın dediği kadar hurma verdi.
Emir buyurulan fazlayı da ödedi.
"Ben şehâdet ederim ki; ALLAHtan başka ilâh yoktur! MuhaMMed de ALLAH’ın Resûlüdür!" dedikten ve Peygamberimiz aleyhisselâm’ın bütün sıfatlarıyla ve özellikle hilm sıfatıyla tavsif buyurulduğunu gördüğünü ve sırf bunu anlamak için ona bu şekilde davrandığını açıkladıktan sonra,
Hz. Ömer'e.: "Sen şâhid ol ki; bu hurma ile birlikte, malımın bir kısmını Müslümanların yoksullarından bir kısmına bağışladım!" dedi.
Yüz yaşlarında bulunan tek ihtiyar dışında, bütün ev halkıyla birlikte Müslüman oldu.[244]
ALLAH ondan ve onun Müslüman olan ev halkından razı olsun![245]

Resim Yahudi BilginLerinden BaşLıcaLarı.:

Peygamberimiz aleyhisselâm Medine'ye hicret edip geldiği zaman, Medine'de ve Medine'nin çevresinde pek çok Yahudi Bilgini vardı.
Bunlar, Peygamberimiz aleyhisselâm’a ve İslâmiyete karşı açıktan cephe almışlardı.
Yahudi Bilginlerinin bütün düşmanlıkları, peygamberliğin kendilerinden alınıp Araplara verilmesinden duydukları kıskançlık ve kinden ileri geliyordu.
Bunlar; Evs ve Hazrec Kabilesi müşrik ve münâfıklarından birçoklarını da kandırarak kendi saflarına çekmeye muvaffak olmuşlar, Peygamberimiz aleyhisselâm’ı yalanlamak ve İslâmiyeti reddetmekte birleşmişlerdi.
Yahudi Bilginleri, Peygamberimiz aleyhisselâm’ı uğraştırmak, müşkil duruma düşürmek, sıkıntıya sokmak maksadıyla birçok karışık, dolaşık sorular sormaktan da geri durmazlardı.

Resim MuhteLif KabiLeLere
MensubYahudi BilginLeri.:


Nâdir Oğulları Kabilesinden Olanlar.:
1- Huyey b. Ahtab,
2- Ebu Yâsir b. Ahtab,
3- Cüdeyyb. Ahtab,
4- Sellam b. Mişkem,
5- Kinane b. Rebi1 b. Ebi Hukayk,
6- Sellam b. Ebi Hukayk (Ebû Râfi1 AVer)
7- Rebi1 b. Rebi1 b. Ebi Hukayk,
8- Amr b. Cahhaş,
9- Ka'b b. Eşref,
10- Haccac b. Amr,
11- Kardem b. Kays.[246]

"Şu muhakkak ki, küfredenleri inzâretsen de, etmesen de, onlarca birdir; inanmazlar. ALLAH onların kalbleri üzerine de, kulakları üzerine de mühür basmış, gözlerinin üzerine bir de perde çekmiştir. En büyük azâb da onlar içindir"[247] meâlli âyetlerin Huyey b. Ahtab'la kardeşleri hakkında nâzil olduğu rivâyet edilir.[248]
Kureyş Müşriklerinin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan Sahr b. Hart Medine'ye geldikçe Sellam b. Mişkem'e konuk olur, ondan gördüğü bol ikramdan memnun kalırdı.
Peygamberimiz aleyhisselâm’a zehirli koyun kebabı ikram eden de, bu Sellam b. Mişkem'in karısı Zeyneb binti Haris idi..

Sa'febe Oğulları Kabilesinden O Tan Yahudi Bilginleri.:
12- Abdullah b. Suriya Aver,
13- İbn Saluba,
14- Muhayrık.
Hicaz'da, o zaman, Tevrat'ı İbn Suriya kadar iyi bilen Yahudi Bilgini yoktu. Başlangıçta İslâm'a düşmanlık gösteren Muhayrık ise daha sonra Müslüman olmuş ve Uhud Savaşında şehîd düşmüştür.
ALLAH ondan razı olsun!

Kaynuka OğuLLarı KabiLesinden OLan Yahudi BilginLeri.:
15- Zeyd b. Lasit (veya Lusayt),
16- Sa'db.Huneyf,
17- Mahmud b. Seyhan,
18- Uzeyz b. Ebi Uzeyz,
19- Abdullah b. Sayf (veya Dayt),
20- Süveyd b. Haris,
21- Rifâa b. Kays,
22- Finhas,
23- Eşya',
24- Numan b. Edâ',
25- Bahri b. Amr,
26- Şe's b. Adiyy,
27- Şe's b. Kays,
28- Zeyd b. Haris,
29- Sükeyn b. Ebi Sükeyn,
30- Adiyy b. Zeyd,
31- Numan b. Ebi Evfa,
32- Numan b. Amr,
33- Ebu Enes,
34- Mahmud b. Dahya,
35- Malik b. Sayf (veya Dayf),
36- Ka'bb.Raşid,
37- Âzer,
38- Rafi’ b. Ebi Rafi’,
39- Helid,
40- Ezâr b. Ebi Ezâr (veya Azer b. Azer),
41- Rafi’ b. Haris,
42- Rafi’ b. Hureymile,
43- Rafi’ b. Harice,
44- Malik b. Avf,
45- Rifâa b. Zeyd,
46- Abdullah b. Selâm,
Abdullah b. Selâm Yahudi Bilginlerinin en bilgilisi olup, Müslüman olunca, Husayn olan adını Peygamberimiz aleyhisselâm, Abdullah'a çevirmiştir.
ALLAH ondan razı olsun!.

Benî Kurayza kabiLesinden oLan Yahudi BiLginLeri.:
47- Zebir b. Bata,
48- Gazzal b. Şemvil,
49- Ka'b b. Esed,
50- Şemvil b. Zeyd,
51- Cebel b. Amr,
52- Nehham b.Zeyd,
53- Kardem b. Ka'b,
54- Vehb b.Zeyd,
55- Nafi'b.EbiNafi',
56- Ebu Nafi',
57- Adiyy b. Zeyd,
58- Haris b.Avf,
59- Kardem b. Zeyd,
60- Üsame b. Habib,
61- Rafi' b. Rümeyle,
62- Cebel b. Ebi Kuşeyr,
63- Vehb b.Yehuda,
Zurayk OğuLLarı kabiLesinden oLan Yahudi BiLgini.:
64- Lebid b. A'sam.
Harise Oğulları kabilesinden olan Yahudi Bilgini.:
65- Kinane b. Suriya.
Amr b. Avf Oğulları kabilesinden olan Yahudi Bilgini.:
66- Kardem b. Amr.
Neccar Oğulları kabilesinden olan Yahudi Bilgini.:
67- SiItıile b. Berham.

Bunlardan, Abdullah b. Selâm ile Muhayrık hariç, hepsi Peygamberimiz aleyhisselâm’a, ashabına düşmanlık, kötülük eden, kötü maksadlarla sorular soran Yahudi Bilginlerinden başlıcaları idiler.[249]

Resim Yahudi BiLginLerinin Birtakım SoruLar Sorarak PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ı OyaLamaya ÇaLışmaLarı.:

Rivâyete göre İbn Abbas demiştir ki.:
"Bir gün,[250] Yahudi Bilginlerinden bir topluluk, Resûlullah (aleyhisselâm)’a geldiler ve dediler ki.:[251]
“Ey Ebu'l-Kâsım[252] Ey MuhaMMed![253] Peygamberden başka kimsenin bilemeyeceği[254] dört şeyi sana soracağız.[255]
Sen bunu yapar (sorularımızı cevaplarsan, biz sana tâbi olur, seni doğrular, sana inanırız”
dediler.[256]
Resûlullah aleyhisselâm, onlara.:
“Siz istediğiniz şeyi sorunuz. Eğer ben sizin sorduğunuz şeyi söyler,[257] size haber verirsem, beni doğrulayacağınıza,[258] İslâmiyet üzere bana tâbi olacağınıza[259] ALLAH ahd ve misakıyla[260] ve Yâkub (aleyhisselâm)'un Oğullarından aldığı söz üzere[261] söz veriniz.” buyurdu.
Yahudi BiLginLeri.: “Olur!.”[262]
1.=> Tevrat indirilmeden önce, İsrâil'in (Yâkub (aleyhisselâm)’ın) kendisine haram kıldığı yemeğin hangisi olduğunu bize haber ver?
2.=> Kadının dölsuyu, erkeğin dölsuyu nasıldır, bize haber ver?
3.=> Dölsuyundan erkek nasıl olur ve dişi nasıl olur, bize haber ver?
4.=> Son zamanda gelecek olan şu Ümmî Peygamberin uykusu nasıldır ve meleklerden dostu hangisidir, bize haber ver?” dediler.
Resûlullah aleyhisselâm.: “Ben sorduğunuz şeyleri size haber verecek olursam muhakkak bana tâbi olacağınıza, ALLAH ahdiyle söz veriniz” buyurdu.
Yahudi Bilginleri Resûlullah aleyhisselâm’a istediği sözü verdiler.
Bunun üzerine, Resûlullah aleyhisselâm.:
“Musâ'ya Tevrat'ı indiren ALLAH aşkına,[263] ALLAH'ın İsrâil Oğullarıyla geçen günleri aşkına![264]
Siz İsrâil (Yâkub aleyhisselâm)'in şiddetli bir hastalığa tutulup hastalığının uzaması üzerine, Yüce ALLAH şifâ verirse hastalığından kurtarırsa kendisine en sevdiği içeceği ve en sevdiği yiyeceği haram kılmayı adadığını ve en sevdiği yiyeceğin deve eti, en sevdiği içeceğin de deve sütü olduğunu bilmez misiniz?”
diye sordu.
Yahudi Bilginleri.: ALLAH için, evet!” dediler.
Resûlullah aleyhisselâm.: ALLAH'ım! Onların üzerine şâhid ol!” dedi.[265]
“Musâ'ya Tevrat'ı indiren ve Kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan ALLAH aşkına!
Erkeğin dölsuyunun beyaz ve yoğun, kadının döl suyunun ise sarı ve ince olduğunu;
Erkeğin dölsuyu kadının dölsuyuna üstün gelirse, ALLAH'ın izniyle çocuğun erkek olup ona benzediğini;
Kadının dölsuyu erkeğin dölsuyuna üstün gelirse, ALLAH'ın izniyle çocuğun kız olduğunu bilmez misiniz?”
diye sordu.
Yahudi Bilginleri.: ALLAH için, evet!” dediler.
Resûlullah aleyhisselâm.: ALLAH'ım! Onların üzerine şâhid ol!” dedi ve.:
“Tevrat'ı Musâ'ya indiren ALLAH aşkına!
Şu ümmî olan Peygamberin gözünün uyuduğunu, fakat kalbinin uyumadığını bilmez misiniz?”
diye sordu.
Yahudi Bilginleri.:ALLAH için, evet!” dediler.
Resûlullah aleyhisselâm.: ALLAH'ım! Şâhid ol!” dedi.
Yahudi Bilginleri.: "Şimdi, sen bize, meleklerden dostun olanı da söyle! Onun hakkında seninle ya birleşiriz, ya da ayrılırız.” dediler.
Resûlullah aleyhisselâm.:
“Benim dostum Cebrâil aleyhisselâmdır. ALLAH hiçbir peygamber göndermemiştir ki, Cebrâil aleyhisselâm onun dostu olmasın!” buyurdu.
Yahudi Bilginleri.: “İşte, biz bu hususta senden ayrılırız! Eğer senin dostun ondan başka bir melek olsaydı, muhakkak sana uyar ve seni doğrulardık!”dediler.
Resûlullah aleyhisselâm.: “Sizin onu doğrulamanıza engel olan nedir?” diye sordu.
Yahudi Bilginleri.: “O, bizim düşmanımızdır.” dediler.[266]
Resûlullah aleyhisselâm.: ALLAH aşkına! ALLAH'ın İsrâil Oğullarıyla geçen günleri aşkına! Siz bana Cebrâil'in geldiğini bilmez misiniz?” diye sordu.
Yahudi Bilginleri.:
ALLAH için, evet! Biliriz!
Fakat, ey MuhamMMed! O bize düşmandır!
O ancak şiddet için, kan dökmek için gelen bir melektir. Eğer o böyle olmasaydı, biz sana tâbi olurduk!”
dediler.[267] Bunun üzerine, inen âyetlerde[268] şöyle buyuruldu.:
"De ki.: Kim Cibril'e düşmansa, bilsin ki; o Kur’ÂN'ı, kendisinden önceki kitablan tasdik edici ve mü'minlere bir hidâyet ve müjde kaynağı olmak üzere senin kalbine-ALLAH'ın izniyle-o indirmiştir.
Her kim ALLAH'a, ALLAH'ın Meleklerine ve Peygamberlerine, Cebrâil ve Mîkâil'e düşman olursa, bilsin ki; ALLAH da, kâfirlerin düşmanıdır.
Andolsun ki; Biz sana apaçık mucizeler indirdik. Bunları ancak fâsıklar inkâr ederler.
Ne zaman bir andlaşma ile bağlansalar, içlerinden bir grup onu bozup atıverecek, öyle mi?!
Zâten onların çoğu inanmazlar."
[269] 

Yahudi BiLgini Şe's b. Kays'ın Ensarı Birbirine Düşürüşü.:
Kaynuka Oğulları Yahudilerinin bilginlerinden olan Şe's b. Kays, yaşlı kalbinde Müslümanlara karşı çok kin ve kıskançlık bağlayan, küfrü katı bir adamdı.
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Evs ve Hazrec Kabilelerine mensup sahabilerinden bir cemaatın oturup konuştuklarını, Câhiliye devrinde aralarında varolan düşmanlığın İslâmiyet sayesinde kalkarak aralarının düzeldiğini görünce, kızdı ve.:
"Bu beldelerde Kayle Oğullarının [Ensarın] ileri gelenleri biraraya gelip toplandılar ha!?
Hayır! VALLAHi onların cemaat ve eşrafı oralarda toplandı mı, biz onlarla hiçbir zaman karar kılamayız"
dedi.
Müslümanların yanında bulunan Yahudi gencini çağırdı ve ona.:
"Şunların yanına var, yanlarında otur.
Sonra da, daha önce Buas Gününde aralarında geçenleri an; o zaman birbirlerine karşı söylemiş oldukları şiirlerden bazılarını da oku"
dedi.
Buas Gününde zafer Hazrecîlere karşı Evste idi.
O gün, Evs'in başında Hudayr b. Simakel-Eşhelî, Hazrecilerin başında da Amrb. Numan el-Beyâzî vardı. İkisi de öldürülmüşlerdi.
Yahudi genci, Şe's'in emrini yerine getirdi.
Bunun üzerine, orada bulunan, Evs ve Hazrec'e mensup sahabiler konuşmaya, tartışmaya ve birbirlerine karşı övünmeye başladılar.
Evs kabilesinden Evs b. Kayzî ile Hazrec Kabilesinden Cebbar b. Sahr, birbirlerine meydan okudular ve birbirlerine.: "İsterseniz başa dönelim!" dediler.
Her iki kabile mensupları kızdılar ve.: "Yapalım! Buluşma yeriniz Sahîre (Harre)'dir! Silâh başına! Silâh başına![270]
Ey Âl-i Evs! Ey Âl-i Hazrec!"
diyerek, iki taraf kabilelerine seslendiler, silâhlandılar, çarpışmak için toplandılar![271]
Peygamberimiz aleyhisselâm, bunu haber alır almaz, Muhacirlerden, yanında bulunan sahabileriyle birlikte hemen oraya vardı ve.:
"Ey Müslümanlar cemaatı! ALLAH! ALLAH!.
ALLAH sizi İslâmiyete hidâyet ettikten ve onunla şereflendirdikten, Câhiliye işlerini sizden kesip attıktan ve sizi küfürden kurtardıktan, kalblerinizi birbirinize ısındırıp birleştirdikten sonra ve ben de aranızda bulunduğum halde, demek siz o Câhiliye davasıyla ayaklandınız ha?!"
buyurunca;[272]
Evs ve Hazrec Kavmi, kendilerini birbirine düşürecek, aralarını bozacak olan bu davranışlarının şeytandan geldiğini, Yahudi Düşmanlarının kurdukları tuzaklardan olduğunu anladılar. Ağlayarak birbirlerinin boyunlarına sarıldılar.
Peygamberimiz aleyhisselâmla birlikte, söz dinler ve itaat eder oldukları halde oradan ayrıldılar.[273]
Yüce ALLAH, ALLAH düşmanı Şe's b. Kays'ın tuzağını böylece söndürdü.[274] İndirdiği âyette[275] şöyle buyurdu:
"De ki.: Ey Ehl-i Kitab! Kendiniz (İslâm dininin hak olduğunu kitablarınızda okuyan) şâhidler olduğunuz halde, iman edenleri ALLAH yolundan-onda bir eğrilik aramaya yeltenerek-niçin döndürmeye çalışıyorsunuz?! Şüphe yok ki, ALLAH yaptıklarınızdan gafil değildir."[276] Yüce ALLAH, Evs b. Kayzî ile Cebbar b. Sahr ve her ikisinin kabilelerinden yanlarında bulunanlar hakkında indirdiği âyetlerde de.:[277]
"Ey iman edenler! Eğer kendilerine Kitab verilenlerin içinden herhangi bir zümreye boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra döndürüp kâfirler yaparlar. Halbuki, siz nasıl küfredersiniz ki; hepinizin karşısında ALLAH'ın âyetleri okunup durmakta, O'nun resûlü de içinizde bulunmaktadır.
Kim ALLAH'a sımsıkı tutunursa, muhakkak ki, o doğru yola iletilmiştir.
Ey iman edenler! ALLAH'tan, nasıl korkmak lazımsa, öylece korkunuz!
Sakın, siz Müslümanlar olmaktan başka bir sıfatla can vermeyiniz!
Hepiniz toptan ALLAH'ın ipine sımsıkı sanlınız, parçalanıp ayrılmayınız.
ALLAH'ın, üzerinizdeki nimetini düşününüz.
Hani, siz birbirinizin düşmanlar idiniz de, O, kalblerinizi İslâm'a ısındırıp birleştirmişti.
İşte, O'nun bu nimeti sayesinde din kardeşleri olmuştunuz.
Ve yine, siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken, oradan da sizi O kurtardı.
İşte, ALLAH size âyetlerini böylece, apaçık bildiriyor-tâ ki doğru yola eresiniz.
Bir de içinizden öyle bir cemaat bulunsun ki, onlar herkesi hayra çağırsın; iyliği emretsin, kötülükten vazgeçirmeye çalışsın!
İşte onlar murada erenlerin ta kendisidirler.
Siz, kendilerine apaçık deliller, âyetler geldikten sonra parçalanıp ayrılanlar, ihtilâfa düşenler gibi olmayınız!
İşte onların hali! En büyük azâb onlarındır."
[278]

Resim Yahudi BilginLerinin MüşrikLiği MüslümanLıktan Üstün Göstermeye KalkışmaLarı.:

Yahudi Bilginlerinden.:
1. Huyey b. Ahtab,
2. Sellam b. Ebi Hukayk,
3. Ebu Ammar,
4. Vahvah b. Âmir,
5. Hevze b. Kays, Mekke'de Kureyş Müşriklerinin yanına vardıkları zaman, Kureyş Müşrikleri birbirlerine.:
"Bunlar Yahudilerin bilginleridir, ilk Kitabı bilenlerdir.
Bunlara sizin dininizin mi, yoksa MuhaMMed'in dininin mi daha hayırlı olduğunu bir sorun bakalım?"
dediler. Sordular.
Yahudi Bilginleri, Kureyşlilere.:
"Bilâkis, sizin dininiz onun dininden daha hayırlıdır. Siz ondan ve ona uyanlardan daha doğru yoldasınız" dediler.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyetlerde[279] şöyle buyurdu:
"Bakmadın mı, şu kendilerine Kitabdan biraz nasib verilenlere?
Kendileri cibt ve tâğuta (ALLAH'tan başka şeylere) inanırlar (taparlar).
Küfredenler için de.: “Bunlar iman edenlerden (Müslümanlardan) daha doğru bir yoldadır.” derler. Bunlar ALLAH'ın kendilerine lânet ettiği kimselerdir. ALLAH kime lânet ederse, artık ona hakikî hiçbir yardımcı bulamazsın!"
[280]

Resim Yahudi BilginLerinden Münâfık OLarak MüsLüman OLanLar.:

Yahudi Bilginlerinden, kötü maksadla[281] İslâm'a sığınan ve münâfık olarak Müslüman olanlar vardı.
Kaynuka Oğulları Yahudi Bilginlerinden münâfık olanlar.:
1- Sa'd b. Huneyf,
2- Zeyd b. Lusayt.[282]
3- Numan b. Evfa b. Amr,
4- Osman b. Evfa,[283]
5- Süveyd,
6- Dâis,
7- Malik b. Ebi Kavkal.[284]
Peygamberimiz aleyhisselâm; Hicr'den kalkıp Tebük'e doğru gittiği ve bir konak yerinde konaklayıp sabaha çıktığı zaman, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın devesi Kasvâ kayboldu.
Ashabı onu aramaya gittiler.[285]
Ensardan Umâre b. Hazm'ın konvoyu içinde Yahudi Münâfıklarından Zeyd b. Lusayt bulunuyordu. Umâre b. Hazm Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanında bulunduğu sırada,
Zeyd b. Lusayt.: "Kendisinin Peygamber olduğunu söyleyen ve size gök haberlerinden haberler veren, MuhaMMed değil midir? Halbuki o, devesi nerededir; bilmiyor!?" diyerek söylendi.
Peygamberimiz aleyhisselâm.:
"Adamın, münâfıkın biri.: “MuhaMMed, kendisinin bir peygamber olduğunu, size gök emriyle haber verdiğini söylüyor. Halbuki, devesi nerededir; bilmiyor!” diyor. VALLAHi, gerçekten de ben birşeyi, ALLAH bana bildirmedikçe, bilemem!
Fakat, ALLAH şimdi onu bana gösterdi. O, işte şu vâdinin içinde, vâdinin içindeki şı'bda ve şı'b'ın da şöyle şöyle olan tarafında; bir ağaç onu yularından tutmuş bulunuyor! Haydi, gidiniz de, onu bana getiriniz!"
buyurdu.
Hemen gittiler, deveyi getirdiler.
Umare b. Hazm, konvoyuna döndü ve.:
"VALLAHi, Resûlullah (aleyhisselâm) az önce bize şaşılacak birşey söyledi. Bir adamın söylemiş olduğu sözü, ALLAH, Resûlü’ne haber vermiş! Adam şöyle şöyle söylemiş!" diyerek Zeyd b. Lusayt'ın söylediklerini tekrarlayınca, o sırada Umâre b. Hazm'ın konvoyunda olup Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanında bulunmayanlardan bir adam, (Umare b. Hazm'ın kardeşi) Amr b. Hazm.: "VALLAHi, bu sözü, sen yanımıza gelmeden önce Zeyd söyledi!" dedi.
Amr b. Hazm hemen Zeyd'in üzerine yürüyüp boynuna vurmaya başladı ve.:
"Ey ALLAH'ı n kulları! Yanıma geliniz!
Meğer ALLAH'ın belâsı benim konvoyumun içinde imiş de, ben bilmiyormuşum!
Hemen çık, git konvoyumdan ey ALLAH düşmanı! Sakın bana arkadaş olma!"
dedi.[286]
Malik b. Kavkal, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın haberlerini Yahudilere taşırdı.[287]

Resim Kurayza OğuLLarı Yahudi BiLginLerinden münâfık oLanLar.:

8- Rafi' b. Hureymile,
9- Silsile b. Şerham,
10. Kinane b. Suriya,
11. Rifâa b.Zeyd b. Tâbût.[288]
Rafi' b. Hureymile öldüğü zaman, Peygamberimiz aleyhisselâm.: "Bugün, münâfıkların büyüklerinden bir büyük münâfık öldü!"[289]
Rifâa b. Zeyd b. Tâbut hakkında da.: "O, kâfirlerin büyüklerinden biridir!" buyurmuştur.
Beni Mustalık Gazasından dönülürken, esen rüzgârdan Müslümanlar korktuğu sırada,
Peygamberimiz aleyhisselâm.: "Korkmayınız!" buyurup kâfirlerin büyüklerinden birisinin öldüğünü haber vermiş; Medine'ye gelinince, Rifâa b. Zeyd'in rüzgâr estiği günde öldüğü anlaşılmıştır.[290]



*
**
****


DiP NOTLAR.:



[239] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 160.
[240] Bakara: 6-7.
[241] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 283.
[242] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 160-163.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/222-226.
[243] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 174, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 278.
[244] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 91, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 174, Ahmed b. Hanbel,Müsned, c.1, s. 278, Taberî, Tefsir, c. 1, s. 431, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 1, s. 129.
[245] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 174, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 278, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 431 ,Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 1, s. 129.
[246] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 191.
[247] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 174, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 278, Taberî, c. 1, s. 431 Ebu'l-Fidâ, c. 1,s.129.
[248] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 191, İbn Sa'd, c. 1, s. 174, Ahmed b. Hanbel, c.1 , s. 278,Taberî, c. 1, s. 431, Ebu'l-Fidâ, c.1,s.129.
[249] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 191.
[250] İbn Sa'd, c. 1, s. 174,175, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 278, Taberî, c. 1, s. 431, Ebu'l-Fidâ, c.21, s. 129.
[251] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 191.
[252] İbn Sa'd, c. 1, s. 175, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 278, Taberî, c. 1, s. 431, Ebu'l-Fidâ, c. 1,s.129.
[253] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1891, İbn Sa'd, c. 1, s. 175, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 278,Taberî, c. 1, s. 431, Ebu'l-Fidâ, c.1,s.129.
[254] İbn Sa'd, c. 1, s. 175, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 278, Taberî, c. 1, s. 431, Ebu'l-Fidâ, c.1,s.129.
[255] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 191, İbn Sa'd, c. 1, s. 175, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 278,Taberî, c. 1, s. 431, Ebu'l- Fidâ, c. 1, s. 129.
[256] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 175, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 278, Taberî,Tefsir, c. 1, s. 431, 432, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1 , s. 129.
[257] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 192.
[258] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 1 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 278, Taberî, Tefsîr, c. 1,s. 432, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1 ,s. 129.
[259] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 175, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 1, s. 278, Taberî,Tefsîr, c. 1, s. 432, E bu'l-Fidâ, Tefsir, c. 1,5.129.
[260] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 192, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 432-433, Ebu'l-Fidâ, Tefsir,c. 1, s. 129-130.
[261] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 92, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 175, Ahmed b. Hanbel,Müsned, c. 1, s. 278, Taberî, Tefsir, c. 1, s. 432, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1, s. 130.
[262] Bakara: 97-100.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/226-229.
[263] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 204, Taberî, Tefsir, c. 4, s. 23.
[264] Kurtubi, Tefsir, c. 4, s. 155.
[265] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 205, Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 23.
[266] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 205, Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 23, Kurtubî, Tefsîr, c. 4, s.155.
[267] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 205, Taberî, c. 4, s. 23.
[268] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 205, Taberî, c. 4, s. 23, Kurtubî, c. 4, s. 155.
[269] Ali-İmran: 99.
[270] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 205, Taberî, c. 4, s. 24.
[271] Ali-İmran: 100-105.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/230-232.
[272] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 210, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1.S.513.
[273] Nisa: 51-52.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/232-233.
[274] Onların maksadları, Kur’ÂN-ı Kerim'de şöyle açıklanır.: "Kitaplılardan bir güruh şöyle dediler 'Kendilerine indirilene iman edenlere, gündüzün evvelinde iman ediniz; âhirinde inkâr ediniz! Olur ki, (mü'minler, dinlerinden dönerler)” (Âl-i İmran: 72).
[275] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 174, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1.S.284, 285.
[276] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 174.
[277] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 173, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1.S.285.
[278] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1009.
[279] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 166-167, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1009, 1010, Taberî,Târih, c. 3, s. 145.
[280] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 285.
[281] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 175, Belâzurî, Ensâbu'l-esrâf, c. 1,s.285.
[282] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 174.
[283] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 174.
[284] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 173, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1.S.285.
[285] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1009.
[286] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 166-167, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1009, 1010, Taberî,Târih, c. 3, s. 145.
[287] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 285.
[288] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 175, Belâzurî, Ensâbu'l-esrâf, c. 1,s.285.
[289] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 174.
[290] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 174-175.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/.233-235.
En son ahmet tarafından 03 Kas 2023, 16:07 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim ÖLüm Döşeğinde YahudiLerLe Düşüp KaLkan Ensar MünâfıkLarı.:

Amr b. Avf Oğullarından.:
1- Züvey b. Haris,
Hubeyb Oğullarından.:
2- Cülas b. Süveyd,
3- Haris b. Süveyd.
Cülas; Tebük Gazasında Peygamberimiz aleyhisselâm’dan geride kalan kimselerden olup, Peygamberimiz aleyhisselâm aleyhinde.:
"Andolsun, bu adam doğru ise, biz eşeklerden daha kötüyüzdür!" demişti.
Cülas'ın üvey oğlu olan Umeyr b. Sa'd:
"Vallahi ey Cülas! Sen bana insanların en sevgilisisin ve cömertlik bakımından benim katımda insanların en iyisi ve en güzelisin ve hoşa gitmeyen birşeyin kendisine isâbet etmesi bana en ağır ve en güç gelenisin!
Fakat sen öyle bir söz söyledin ki, eğer onu senin aleyhine açıklarsam, seni perişan ve rüsvay ederim!
Eğer o sözünün karşısında susarsam, dinim helâk olur!
Bunlardan biri, bana ötekinden daha kolaydır!"
dedikten sonra,
Peygamberimiz aleyhisselâm’a gidip Cülas'ın söylediği şeyi anlattı.
Cülas, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın huzurunda ALLAH'a yemin ederek.:
"Umeyr benim hakkımda muhakkak yalan söylemiştir. Ben Umeyr b. Sa'd'ın söylediği şeyi söylemedim!" dedi.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, Cülas hakkında indirdiği âyette[291] şöyle buyurdu.:
"Onlar (söyledikleri sözü) söylemedikleri hakkında ALLAH'a yemin ediyorlar.
Andolsun ki, onlar o küfür kelimesini söylemişlerdir.
Onlar Müslümanlıklarını açıkladıktan sonra da kâfir oldular.
Onlar, başaramadıklar birşeye de yeltendiler.
Halbuki, intikam almaya yeltenmeleri için, ALLAH ile peygamberinin lütuf ve inâyetiyle onlan zengin-leştirmiş olmasından başka da (bir sebeb) yoktu.
Eğer (nifâktan) tevbe ederlerse, onlar için hayırlı olur.
Yüz çevirirlerse, ALLAH onlan dünyada da, âhirette de pek acıklı bir azâba uğratır; yeryüzünde onlar için ne bir yar, ne de bir yardımcı vardır artık!"
[292]

Levzan Oğullarından.:
4- Nebtel b. Haris.
Peygamberimiz aleyhisselâm, bunun hakkında.: "Kim şeytana bakmak isterse, Nebtel b. Hâris'e baksın!" buyurmuştur.
Nebtel; iri yapılı, uzun boylu, tepesinin saçı kabarık, kıpkızıl gözlü, siyahımsı kızıl yanaklı bir adamdı.
Peygamberimiz aleyhisselâm’ın yanına gelir, onunla konuşur, onu dinler, onun sözlerini münâfıklara nakleder ve.:
"MuhaMMed ancak bir kulaktır! Kim ona birşey haber verirse, onu doğrular!" derdi.
Cebrâil aleyhisselâm, Nebtel'in sakınılacak bir adam olduğunu bildirmiştir.
Yüce ALLAH, onun hakkında indirdiği âyette[293] şöyle buyurdu.:
"(Yine o münâfıkların) içinde öyleleri vardır ki, peygamberi incitirler ve.: “O bir kulaktır!” derler.
De ki.: “O sizin için bir hayır kulağıdır!
ALLAH'a inanır, mü'minler(in sözün)e inanır.
İçinizden, iman edenler için de, bir rahmettir o!
ALLAH Resûlünü incitenler (yok mu, işte) en acıklı azâb onlarındır."
[294]

Dubay'a Oğullarından.:
5- Ebu Habibe b. Ez'ar,
Ebu Habibe, Dırar Mescidini yapanlardandı.
6- Muattib b. Kuşayr,
7- Rafi b.Zeyd,
8- Bişr.
Bunlarla Müslümanlar arasında çıkan bir ihtilâf üzerine, Müslümanlar Peygamberimiz aleyhisselâm’a, bunlar da kâhinlere başvurmuşlardı.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyette[295] şöyle buyurdu.:
"Sana indirilene de, senden önce indirilmiş olanlara da her halde iman ettiklerini boş yere iddia edenlere bakmadın mı ki, -onlar, kendini inkâr etmeleriyle emrolundukları halde-yine sihirbazın huzurunda muhakeme olunmalarını isterler. Şeytan da onları (bir daha dönemeyecekleri kadar) uzak bir sapkınlıkla büsbütün saptırmak ister."[296]
Muattib b. Kuşayr, Uhud Gününde de, şöyle demişti.:
"Eğer bize bu işten birşey (bir pay) olsaydı, burada öldürülmezdik!" Yüce ALLAH, bu hususta indirdiği âyette[297] şöyle buyurdu.:
"... Bir zümre de, canları sevdasına düşmüş, ALLAH'a karşı, Câhiliye zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve 'Bu işten bize ne?1 diyorlardı.
De ki.: Bütün iş ALLAH'ındır!
Onlar, sana açıklayamayacaklarını içlerinde saklıyorlar ve.:
“Bu işten birşey (bir pay) olsaydı, burada öldürülmezdik!” diyorlardı.
Onlara de ki.: “Siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine muhakkak, yatacakları (vurulup düşecekleri) yerlere çıkıp gidecekti.
(ALLAH, bunu) sinelerinizin içindekini yoklamak, yüreklerinizdekini temizlemek için (yaptı).”
ALLAH, sînelerdeki özü hakkıyla bilendir."
[298]
Muattib b. Kuşayr, Hendek savaşı gününde de;
"MuhaMMed bize Kayserin hazinelerini yiyeceğimizi va'd ediyor. Halbuki bizden birisi abdest bozmaya giderken bile güvenlik içinde bulunamıyor!" demişti.
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyette[299] şöyle buyurdu.:
"O vakit, münâfıklar ile kalblerinde bir hastalık bulunanlar; ALLAH ve Resûlü bize bir aldatıştan başka birşey va'd etmemiş!” demişlerdi."[300]
9- Sehl b. Huneyf'in kardeşi Abbad b. Huneyf,
10- Bahzac,
11- Amr b. Hizâm,
12- Abdullah b. Nebtel.
Bunlar, Dırar Mescidini yapanlardandı.

Sa'lebe Oğullarından.:
13- Cariye b. Âmir,
14- Yezid b. Cariye b. Âmir,
15- Mücemmi' b. Cariye b. Âmir.
Bunlarda, Dırar Mescidini mescid edinenlerdendi.

Ümeyye Oğullarından.:
16- Vedia b. Sabit.
Dırar Mescidini yapanlardan ve.:
". . . Andolsun ki, biz ancak lafa dalmış, şakalaşıyorduk!" diyenlerdendi.
Yüce ALLAH, haklarında indirdiği âyette[301] şöyle buyurdu.:
"Şâyet kendilerine sorsan.: “Andolsun ki, biz ancak lafa dalmış bulunuyor, şakalaşıyorduk!” derler. De ki.: ALLAH ile, O'nun âyetleriyle, O'nun resûlü ile mi eğleniyordunuz?!
Siz özür dilemeye kalkmayın!
Siz, iman ettiğinizi söyledikten sonra, küfrettiniz!
İçinizden bir zümreyi affetsek bile, diğer zümreyi, onlar cürümlerinde ısrar eden kimseler oldukları için, azâbımizâ uğratacağız.
Münâfık erkekler de, münâfık kadınlar da birbirinin parçasıdırlar.
Onlar kötülüğü emreder, iyilikten vazgeçirmeye uğraşırlar.
Ellerini yumarlar.
Onlar ALLAH'ı unuttular. ALLAH da onları unuttu!
Şüphe yok ki, münâfıklar fâsıkların ta kendisidirler!
ALLAH, erkek münâfıklara da, kadın münâfıklara da, bütün kâfirlere de, kendileri içinde temelli kalmak üzere, Cehennem ateşini va'd etti. Bu, onlara yeter!
ALLAH onları rahmetinden kovdu! Onlara bitmez tükenmez bir azâb vardır."
[302]

Ubeyd b. Zeyd Oğullarından.:
17- Hizâm b. Halid.
Dırar Mescidi evinde yapılmış olan kişidir.

Nebit Oğullarından.:
18- Mirba' b. Kayzî,
Bu adam, Peygamberimiz aleyhisselâm Uhud'a giderken önüne çıkıp, bahçesinden geçirmek istememiş:
"Ey MuhaMMed! Eğer sen gerçekten Peygambersen, bahçemin içinden geçmeni sana helâl etmem!" diye konuşmuş ve eline bir avuç toprak alıp.:
"Vallahi, ben bu toprağın senden başkasına değmeyeceğini bilsem, onu sana atardım!" demiş; Müslümanlar onu öldürmeye kalkıştıkları zaman, Peygamberimiz aleyhisselâm.:
"Bırakınız onu! O kördür! Onun kalbi de kördür! Görüşü de kördür!" buyurmuştur.
Abduleşhellerin kardeşi Sa'd b. Zeyd, yayı ile vurup onun başını yarmıştı.
19- Mirba' b. Kayzî'nin kardeşi Evs b. Kayzî.
Hendek Savaşı Gününde, Peygamberimiz aleyhisselâm’a.:
"Yâ Rasûlallah ! Evlerimiz açık bir haldedir. Bize izin ver de onlara dönelim!" demiştir. Yüce ALLAH, bu hususta indirdiği âyette[303] şöyle buyurmuştur.:
"... Onlardan bir kısmı da, “Gerçekten, evlerimiz açıktır!” diyerek Peygamberden izin istiyordu. Halbuki, onların evleri açık değildi. Onlar kaçmaktan başka birşey arzu etmiyorlardı ."[304]

Zafer Oğullarından.:
20- Hâtıb Ümeyye b. Râfi',
İri yapılı ihtiyar bir kimse olup, kendisinin Yezid b. Hâtib isminde Müslüman ve hayırlı bir oğlu vardı ki, Uhud Savaşı gününde yaralanmış ve Zafer Oğullarının evine götürülmüştü.
Kendisi ölmek üzere iken, oradaki Müslüman erkek ve kadınlar onun yanına toplanmışlardı. Kendisini Cennetle müjdeledikleri zaman, babası Hâtıb, münâfıklığını açığa vurarak.: "Evet! Vallahi, yüzerlik otundan bir Cennet! Vallahi bu zavallıyı aldattınız!" demiştir.
21- Büşeyr b. Ubeynk.
Kendisi iki zırh hırsızı Ebu Tu'ma olup, Yüce ALLAH onun hakkında indirdiği âyette[305] şöyle buyurmuştur.:
"Nefislerine hainlik etmiş kimselerden yana mücadele etme!
Çünkü, ALLAH hainlikte ileri gitmiş günahkarları sevmez."
[306] Zafer Oğullarının müttefiklerinden.:
22- Kuzman.
Peygamberimiz aleyhisselâm, bunun hakkında.: "O muhakkak Cehennem Ehlindendir!" buyurmuştu.
Uhud Savaşı Günü, şiddetli bir savaş oldu. Müşriklerden birtakım kimseler öldürüldü.
Kuzman'da da yaralar açıldı. Kendisini Zafer Oğullarının evine götürdüler.
Müslümanlardan bazı kimseler, ona.:
"Ey Kuzman! Müjdeler olsun, bugün ibtilâya uğradın. Sana, ALLAH yolunda, gördüğün şey isâbet etmiştir!" dediler.
Kuzman.:
"Ben ne diye müjdeleneyim? Vallahi, ben ancak kavmimden utandığımdan dolayı gayrete gelip savaştım!" dedi.
Kuzman, yaralarının ağrısına dayanamadığı zaman, ok çantasından bir ok alıp elinin damarlarını kesti ve intihar etti.[307]

Hazrec Kabilesinden olan münâfıklar.:
23- Rafi' b. Vedia,
24- Zeyd b. Amr,
25- Amr b. Kays,
26- Kays b. Amr b. Sehl.
Cüşem Oğullarından.:
27- Cedd b. Kays.
Cedd b. Kays; Peygamberimiz aleyhisselâm’a.: "Yâ MuhaMMed! Bana izin ver, beni fitneye düşürme!" diyen kimsedir.
Yüce ALLAH, onun hakkında indirdiği âyetlerde[308] şöyle buyurdu.:
"Onlardan kimi de “Bana izin ver! Beni fitneye düşürme!” diyecektir.
Haberin olsun ki; onlar zâten fitne çukuruna düşmüşlerdir.
Cehennem ise, o kâfirleri her halde ve her halde çepeçevre kuşatıcıdır.
Sana bir iyilik gelirse, bu onların fenasına gider.
Sana bir musibet erişirse, “Biz daha önceden ihtiyat tedbiri erim izi almışızdır!” derler ve böbürlene böbürlene dönüp giderler.
De ki.: ALLAH'ın bizim için yazdığından başkası asla bize erişmez! O bizim Mevlâmızdır.
Onun için, mü'minler yalnız ALLAH'a güvenip dayansınlar.
De ki.: Siz bizde iki güzelliğin birinden başkasını mı beklersiniz? Halbuki, biz sizde ALLAH'ın ya Kendi katından, ya da bizim elimizle bir azâb getireceğini bekliyoruz. Haydi, siz bizim akıbetimizi bekleyedurun; biz de sizinle beraber bekleyiciyiz.
De ki.: Gerek gönül rızasıyla, gerek istemeyerek harcayın, sizden hiçbir şey kat'iyyen kabul olunmayacaktır. Çünkü, siz fâsıklar güruhu oldunuz!
Onların nafakalarının kabul edilmesine engel olan da, sırf şudur Çünkü, onlar ALLAH'a ve Resûlü’ne küfrettiler.
Namaza da, ancak üşene üşene gelirler. İştihasız olmadıkça da, harcamazlar."
[309]

Abduleşhel Oğullarından.:
28- Dahhâk b. Sabit.
Hassan b. Sabit, söylediği bir şiirde Dahhâk b. Sabitin Yahudiliği sevdiğini ve Müslümanlığı sevmediğini açıklamıştır.[310]
Avf b. Hazrec Oğullarından.:
29- Abdullah b. Übeyy b. Selûl.
Münâfıkların başı idi.
Yahudi Bilginlerinin münâfıklarından Vedia, Malik b. Ebi Kavkal, Süveyd ve Dâis, Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ün yanında toplanırlardı.
Beni Mustalık Gazasında.:
"Medine'ye dönersek, andolsun ki, en şerefli ve en güçlü olan, en hakir ve en zayıf olanı, oradan mutlaka çıkaracaktır" diyen, o idi.[311]
Yüce ALLAH, bu hususta indirdiği âyette şöyle buyurdu.:
"Onlar, “Eğer Medine'ye dönersek, andolsun ki, en şerefli ve güçlü olan, oradan en hakir ve zayıf olanı muhakkak çıkaracaktır” diyorlardı.
Halbuki, şeref, güç ve galibiyet ALLAH'ındır, ALLAH’ın Resûlünündür ve mü'minlerindir.
Fakat münâfıklar (bunu) bilmezler."
[312]
Peygamberimiz aleyhisselâm Beni Nadîr Yahudilerini muhasara altına aldığı zaman, bunlar dessaslık yapmışlar.:
"Siz yerinizde sabit durunuz! Vallahi, eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, biz de muhakkak sizinle birlikte çıkar gideriz! Sizin aleyhinizde, hiçbir kimseye itaat etmeyiz! Eğer sizinle çarpışılırsa, muhakkak ve muhakkak, biz size yardım ederiz!" demişlerdi.[313] Bunun üzerine, Yüce ALLAH, indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu.:
"Ehl-i kitabdan da küfreden kardeşlerine, “Andolsun ki, eğer siz yurtlarınızdan çıkarılırsanız, biz de muhakkak sizinle birlikte çıkar gideriz. Sizin aleyhinizde, hiçbir kimseye, hiçbirzaman itaat etmeyiz! Eğer sizinle çarpışılırsa, muhakkak ve muhakkak, biz size yardım ederiz!” demekte olan o münâfıkları görmedin mi?
Halbuki, ALLAH şâhidlik eder ki, onlar hakikaten ve kesin olarak yalancıdırlar.
Andolsun ki, onlar yurtlarından çıkarılacak olurlarsa, onlarla birlikte çıkmazlar, gitmezler.
Eğer onlar muharebeye tutulurlarsa, onlara yardım da etmezler.
Faraza yardım etseler bile, andolsun ki, mutlaka arkalarını dönerler.
Sonra da, kendileri yardım göremezler.
Herhalde sizin onların yüreklerinde yaşayan korkunuz, ALLAH'tan korkularından daha şiddetlidir.
Bu da, onların ince anlamazlar güruhundan oluşundandır.
Onlar müstahkem kasabalarda yahut duvarlar arkasında bulunmaksızın, sizinle toplu bir halde vuruşamazlar.
Kendi aralarındaki savaşları ise çetindir.
Sen onları derli toplu sanırsın. Halbuki, kalbleri darmadağınıktır.
Bu da, onların akıllarını kullanmaz bir kavim oluşundandır.
Onların hali, kendilerinden az zaman öncekilerin hali gibidir ki, onlar yaptıklarının akıbetini tatmışlardı.
Onlar için, âhirette de, çetin bir azâb vardır.
Münâfıkların hali de, şeytanın hali gibidir.:
Çünkü, şeytan insana “Küfret!”der de, o küfredince; “Ben âlemlerin Rabbi olan ALLAHtan korkanm” der.
Nihâyet, ikisinin de akıbeti, hakikaten, temelli ateşin içinde kalmaları olmuştur.
İşte, zâlimlerin cezâsı budur!"
[314]
Münâfıkûn sûresi de, işte, başta Abdullah b. Übeyy b. Selûl olmak üzere, bu münâfıklar hakkında nazil olmuş[315] ve bu sûrede şöyle buyurulmuştur.:
"Münâfıklar, sana geldikleri zaman.: "Şehâdet ederiz ki; sen, muhakkak ve mutlak, Resûlullah'sın." dediler.
ALLAH da bilir ki; sen elbette ve elbette O'nun resûlüsün.
Fakat, ALLAH o münâfıkların hiç şüphesiz yalancılar olduğunu da biliyor.
Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler de, ALLAH'ın yolundan saptılar.
Gerçekten, onların yapmakta olduklan şeyler ne kötüdür!
Onlar (zâhiren) iman ettiler. Fakat, sonra da kâfir oldular.
Bu yüzden, kalblerinin üzerine (küfür) mühr(ü) basıldı.
Bunun için, onlar (imanın hakikatini) anlayamazlar.
Onları gördüğün zaman, gövdeleri (kalıplan, kıyafetleri belki) hoşuna gider.
Söyleseler, sözlerini dinlersin.
Halbuki, onlar (elbise) giydirilmiş kocaman odunlar gibidir!
Her gürültüyü kendi aleyhlerinde sanırlar.
Asıl düşman onlardır. ALLAH gebertsin onları!
Nasıl olup da (haktan) döndürülüyorlar?
Onlara, “Geliniz! ALLAH’ın Resûlü sizin için istiğfar ediversin” denildiği zaman, başlarını çevirdiler!
Gördün ki, onlar, kibirlerine yediremeyerek, hâlâ yüz döndürüyorlar!
Sen, onlar için ha istiğfar etmişsin ha etmemişsin, haklarında birdir ALLAH onlan kat'iyyen yarlıgamaz!
Şüphe yok ki, ALLAH, fâsıklar güruhunu doğru yola iletmez.
Onlar öyle kimselerdir ki.: “Resûlullahm yanındaki kimseleri beslemeyiniz-tâ ki dağılıp gitsinler!” diyorlardı.
Halbuki, göklerin ve yerin bütün hazineleri ALLAH'ındır!
Fakat o münâfıklar ince anlamazlar.
Onlar.: “Eğer Medine'ye dönersek, andolsun ki, en şerefli ve güçlü olan, en hakir ve en zayıf olanı oradan muhakkak çıkaracaktır.” diyorlardı.
Halbuki, şeref, kuvvet ve galibiyet ALLAH'ındır, Resûlullahındır ve Mü'minlerindir.
Fakat o münâfıklar bunu bilmezler."
[316] 

Resim ÖLüm Döşeğinde MüsLümanLarın YahudiLerLe Dost OLmaktan Men' EdiLmeLeri.:

Müslümanlardan bazıları, vaktiyle antlaşma yaptıkları Yahudilerle dost idiler.
Yüce ALLAH, indirdiği, onları Yahudilerle dostluktan men' ettiği âyetlerde[317] şöyle buyurdu.:
"Ey iman edenler! Sizden olmayanları dost edinmeyiniz!
Çünkü, onlar size şer ve fesad yapmakta hiç kusur etmezler.
Sizin sıkıntıya girmenizi arzu ederler.
Onların kinleri, kızgınlıkları ağızlarından taşmaktadır.
Göğüslerinde gizledikleri düşmanlıksa, daha büyüktür.
Siz o kimselersiniz ki, onları seversiniz; halbuki onlar sizi sevmezler!
Siz kitabların hepsine inanırsınız; onlar ise, sizinle buluştukları zaman 'İnandık' derler, aralarında başbaşa kaldıkları zaman da size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar!
De ki.: Kininizle geberin!
Hiç şüphesiz, ALLAH göğüslerin gizlediklerini hakkıyla bilir.
Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasaya düşürür.
Başınıza bir musibet gelse, onunla ferahlanırlar.
Eğer siz güçlüklere göğüs gerer, korunursanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez.
Çünkü, ALLAH onları kendi amelleriyle kuşatıcıdır."
[318]

Mü'min olmadıkları halde Müslüman görünen Yahudi Bilginlerinden Rifâa b. Zeyd ile Süveyd, bazı Müslümanlarla dost olmuşlardı. Yüce ALLAH, bu hususta indirdiği âyetlerde[319] şöyle buyurdu.:
"Ey iman edenler! Kendilerine sizden önce kitab verilmiş olanlarla kâfirlerden, dininizi bir eğlence ve bir oyun yerine tutanları, sakın dost edinmeyin! Eğer mü'minlerseniz, ALLAH'tan korkun!
Onlar birbirinizi namaza ezânla davet ettiğiniz zaman, onu bir eğlence ve bir oyun yerine tutarlar.
Onların böyle yapmaları, kendilerinin hakikaten akıllarını kullanmaz bir kavim olmalarındandır.
De ki.: “Ey ehl-i kitab! Sizin bizden hoşlanmayışınızın sebebi, bizim ALLAH'a inandığımızdan ve bize indirilenle daha önce indirilmiş olanlara iman ettiğimizden, sizin ise birçoğunuzun fâsık kimseler olduğunuzdan başka bir şey değildir.”
De ki.: “Size bundan daha kötüsünü haber vereyim mi?
ALLAH'ın lânet ve gazâb ettiği, aralarından maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytana tapanlardır ki, işte ALLAH katında bunların yeri daha kötü ve doğru yoldan daha sapıktır. Onlar size geldikleri zaman İman ettik!' derler. Halbuki onlar muhakkak küfür ile girmişler, yine muhakkak küfür ile çıkmışlardır. ALLAH onların neler gizlemekte olduğunu çok iyi bilendir."
[320]

Resim ÖLüm Döşeğinde GerekLi Bir AçıkLama.:

Yüce ALLAH, Kur’ÂN-ı Kerîminde Yahudileri de, Hıristiyanlar! da kendimize dost edinmememizi emretmekte, onların ancak birbirlerine dost olacaklarını haber vermektedir.[321]
Yine Kur’ÂN Kerîm'de açıklandığına göre; Yahudiler Hıristiyanların dinen uymaya değer hiçbir şeye sahip olmadıklarını söylerler. Hıristiyanlar da, onlar hakkında aynı sözleri söyleyerek, birbirlerinin dinlerini red ve inkâr ederler.[322]
Hatta, Yahudiler Hıristiyanların tanrılaştırıp taptıkları İsa (aleyhisselâm)’ı[323] öldürdüklerini ve astıklarını da iddia ederler.[324] Ona ve annesine en ağır küfür ve iftirada bulunurlar.[325]
Bütün bunlara rağmen, Hıristiyanların Yahudilerle dost olup gerek İsa (aleyhisselâm)’a ve gerek onun afif ve nezih annesine en derin saygıyı gösteren Müslümanlara düşman kesilmelerindeki mantıksızlığa şaşmamak elde değildir.
Kur’ÂN-ı Kerîm'in bin dörtyüz yıl sonra yaşanan bu i'cazkâr ihbarından Müslümanların hâlâ ibret alamamış olmaları karşısındaki hayretimiz de, bundan aşağı değildir.[326]


*
**
****


DiP NOTLAR.:



[291] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 166, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 371.
[292] Tevbe.: 75.
[293] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 168.
[294] Tevbe.: 61.
[295] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 172-173.
[296] Nisa: 60.
[297] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 169.
[298] Ali-iİmran: 154.
[299] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 169.
[300] Ahzab: 12.
[301] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 170.
[302] Tevbe.: 65-68.
[303] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 171.
[304] Ahzâb: 13.
[305] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 171.
[306] Nisa: 107.
[307] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 171-172.
[308] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 173.
[309] Tevbe.: 49-54.
[310] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 172.
[311] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 173, Taberî, Tefsîr, c. 28, s. 112, Vâhidî, Estoâbu'n-nüzül, s. 287.
[312] Münâfikûn: 8.
[313] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 173-174.
[314] Haşr: 11-17.
[315] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 173-174.
[316] Münâfikûn: 1-8.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/235-245.
[317] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 207.
[318] Ali-iİmran: 118-120.
[319] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 217, Taberî, Tefsir, c. 6, s. 290.
[320] Mâide.: 57-61.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/245-247.
[321] Bakara: 51.
[322] Bakara: 113.
[323] Mâide.:116.
[324] Nisa: 157.
[325] Nisa: 156-158.
[326] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/247.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

KIBLEnin =>KÂBE'ye ÇEVRİLİŞİ.:

KıbLe; aslında, herhangi bir tarafa yönelme haline denirken, namaz kılınacağı sırada yönelinen yere isim olmuştur.[327]
İslâm'da ilk KıbLe, İbrahîm (aleyhisselâm)’ın KıbLesi olan KâBe idi.[328]
KâBe, İbrahîm (aleyhisselâm)’ın KıbLesi olduğu gibi, Arapların Babası, Atası olan İsmâil (aleyhisselâm)’ın da KıbLesi idi.[329]
KâBe; insanlar ve herkes için mübârek bir hidâyet mahalli olmak üzere, yeryüzünde kurulmuş olan ilk mâbeddi.[330] İnsanların ilk KıbLesi idi.[331]
KâBe ilk önce, Âdem (aleyhisselâm) tarafından yapılmıştı.[332] Sonra da, bu mâbedin yeri İbrahîm (aleyhisselâm)’a ALLAHu zü’L- CELÂL tarafından gösterilmiş;[333] O da oğlu İsmâil (aleyhisselâm)la birlikte onun temellerini yükseltmişlerdi.[334]
KâBe'nin; tavâf edenler, ibâdet etmek üzere gelip orada kalanlar, rükû’ ve sücud edenler için temiz tutulması da, kendilerine ALLAH tarafından emrolunmuştu.[335]

Musâ (aleyhisselâm) da, Kudüste Sahra yanında namaz kılacağı zaman, Sahra'yı önünde bulundurarak KâBe'ye yönelirdi.
Sâlih Peygamber Mescidi ile Zülkameyn Mescidinin mihrablarının da KâBeye doğru olduğu rivâyet edilir.[336]

Ebu Zer-i Gıfârî.: "Yâ Rasûlallah! Yeryüzünde ilk kurulan Mescid hangisidir?" diye sormuştu.
Peygamberimiz (aleyhisselâm).: "Mescid-i Haram'dır!" buyurdu.
Ebu Zer-i Gıfârî.: "Ondan sonra, hangisidir?" diye sordu.
Peygamberimiz (aleyhisselâm).: "Ondan sonra, Mescid-i Aksâ'dır!" buyurdu.[337]
Mekke'de bulunduğu sırada, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’a önceleri KâBe'ye; Medine'ye gelince de, Beytü'l-Makdis'e (Kudüs'e) doğru namaz kılması emir buyurulmuştur.[338]
Bu, hikmet ve maslahat icabı idi:[339] Ehl-i Kitabı, Yahudileri İslâmiyete ısındırmak içindi.[340]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Medine'ye hicretinden önce, Müslümanlar namazlarını Beytü'l-Makdis'e doğru yönelerek kılarlardı .[341]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), Mekke'de bulunduğu sırada, namaz kılarken Beytü'l-Makdis'e doğru yönelir, KâBe de kendisinin önünde bulunurdu.[342]
Medine'ye hicret edince, KıbLeyi böylece birleştirmek mümkün olmadı .[343]
Namazlarını KâBe tarafına yönelerek kılmayı ise, özlerdi.[344] Nitekim, Cebrâil (aleyhisselâm)’a, bir gün.:
"Ey Cebrâil! ALLAHu zü’L- CELÂL'ın yüzümü Yahudilerin KıbLesinden KâBe'ye çevirmesini arzu ediyorum!" demiş,
Cebrâil (aleyhisselâm) da.: "Sen RABBine niyaz et, bunu O'ndan iste!." demişti.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (aleyhisselâm), Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kılacağı zaman, başını sık sık semâya çevirir dururdu.[345]
KıbLenin Beytü'l-Makdis'ten KâBe'ye doğru çevirilişi, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Medine'ye hicretinin onsekizinci ayının başlarında, Şaban Ayında,[346] Şaban Ayının yarılandığı sırada idi.[347]
Bunun, onyedinci ayın başlarında, Receb Ayının ortalarında olduğu da rivâyet edilir.[348]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)la Ashabının Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kılmaları, Yahudilerin hoşlarına gider, sevinirlerdi.
KâBe'ye yöneldikleri zaman, bu KıbLeyi inkâr ettiler.:[349]
"Vallahi, MuhaMMed ve Ashabı, biz kendilerine gösterinceye kadar, KıbLelerinin de neresi olduğunu bilmiyorlardı!" diyerek yaygaraya başladılar;[350] ve hatta, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ı Dininden saptırmak maksadıyla, Yahudilerin bilginlerinden Rifâa b. Kays, Kardem b. Amr, Ka'b b. Eşref, Râfi' b. Ebi Râfi', Haccac b. Amr, Re bi' b. Re bi' b. Ebi Hukayk, Kinane b. Re bi' b. Ebi Hukayk gelerek.:
"Ey MuhaMMed! Üzerinde bulunduğun KıbLeden seni çeviren nedir?
Halbuki, sen İbrahîm'in Milleti, Dini üzere bulunduğunu söylüyordun!?
Sen yine o KıbLene dön de, biz sana tâbi olalım ve seni doğrulayalım!"
dediler.
Bunun üzerine, ALLAHu zü’L- CELÂL, indirdiği âyetlerde[351] şöyle buyurdu:
"İnsanlardan, birtakım beyinsizler, “Onları üzerinde durduklan KıbLelerinden çeviren nedir?' “diyeceklerdir.
Onlara de ki.: “Doğu da ALLAH'ındır, batı da! O, kimi dilerse, onu doğru yola iletir.”
Biz sizi doğru bir yola çıkarıp orta yolda yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlara şâhidler olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şâhid olsun!
Senin halen üzerinde bulunduğun KâBe'yi tekrar KıbLe yapışımız da, Peygambere uyanlan, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırd etmemiz içindir.
Elbette ki bu, ALLAH'ın hidâyet ettiği, doğru yola erdirdiği kimselerden başkasına muhakkak ağır gelecektir.
Şüphesiz ki, ALLAH sizin imanınızı zayi edecek değildir.
Çünkü, ALLAH insanları çok esirgeyendir ve onlara rahmetini saçandır.
Biz senin yüzünü çok kere göğe çevirip durduğunu görüyoruz.
Seni artık hoşnut olacağın bir KıbLeye çevireceğiz!
Sen namazda yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir!
Sizler de (ey mü'minler!) nerede bulunursanız, namazda yüzlerinizi o tarafa çeviriniz!
Şüphe yok ki, kendilerine kitab verilenler, bunun RABBlerinden gelen bir hak olduğunu çok iyi bilirler.
ALLAH onların yaptıklarından, yapacaklarından gafil değildir.
Andolsun ki; sen kendilerine kitab verilenlere her âyeti getirsen de, onlar senin KıbLene uymazlar.
Sen de, onların KıbLesine uyacak değilsin!
Zâten, onlar birbirlerinin KıbLesine de uymazlar.
Andolsun ki, sana gelen bunca ilimden sonra faraza onların hevâ ve heveslerine uyacak olursan, o takdirde sen de muhakkak kendilerine yazık etmişlerden olursun!
Kendilerine kitab verdiklerimiz, onu kendi Oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken, içlerinden bir kısmı hakikati bile bile gizlerler.
O hak, RABBindendir; o halde, sakın şüpheye düşenlerden olma!."
[352] 

Namaz İçinde Beytü'l-Makdis'ten =>KâBe Tarafına DönüLüşü.:

Rivâyete göre; Peygamberimiz (aleyhisselâm), Benî Selime Semti’nde oturan Bişr b. Berâ1 b. Ma'rur'un Annesini ziyârete gitmişti.
Kendisine yemek yapıldı. Yenildi.
Öğle vakti girince, oradaki Mescidde Ashabıyla birlikte iki rekat kıldıktan sonra, namaz içinde, KâBe tarafına dönmesi emrolundu, döndü ve arkasındaki cemaat da döndüler; ki bu, Hicretin onyedinci ayının başlarına doğru, bir Pazartesi Gününe rastlamıştı.
Bunun için Benî Selime mescidine "İki KıbLeLi Mescid" adı verildi.[353]
Bu namazı
Peygamberimiz (aleyhisselâm)la birlikte kılanlardan bir zât, mescidden çıkıp başka bir mescide uğramıştı ki, onlar rükû’da idiler.
Onlara.: "Ben ALLAH için şehâdet ederim ki; namazımı Resûlullah (aleyhisselâm)la birlikte Mekke'ye doğru yönelerek kıldım!" deyince, onlar da namazlarını bozmadan oldukları yerde BEYTULLAH'a doğru yönelmişlerdir.[354]
Benî Selimelerden bir zât da, sabah namazının bir rekatını kılmış, rükû’a varmış bir cemaata rastlayınca, onlara.:
"Haberiniz olsun ki; KıbLe KâBe'ye çevrildi!." diyerek seslenmiş, onlar da oldukları yerde KâBe tarafına çevrilmişlerdi.[355]
Kübâ Mescidine de, sabah namazında bir zât gelip, KâBe'ye dönmesi için Resûlullah (aleyhisselâm)’a vahiy geldiğini haber vermiş ve.: "Siz de o tarafa dönünüz!" deyince, Şam'a doğru yönelmiş bulunan cemaat, oldukları yerde yönlerini KâBe'ye çevirmişlerdir.[356]
Ensar kadınlarından Nevle (Nüveyle) binti Eşlem de der ki.:
"Biz Benî Harise Mescidinde Beytü'l-Makdis'e doğru yönelerek öğle veya ikindi namazını kılarken, ikinci secdede bize birzât gelip Resûlullah (aleyhisselâm)’ın KıbLeyi Beytü'l-Haram'a çevirdiğini haber verince, erkekler kadınların yerine, kadınlar da erkeklerin yerine geçti ve Beytü'l-Haram'a yönelmiş olarak namazımızı kıldık!"[357]

Mü'minlerin KıbLe Hususunda DuydukLarı EndişeLerin GideriLişi.:

KıbLedeğiştirilmeden önce, Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kılarak vefât etmiş veya herhangi bir suretle öldürülmüş olan Müslümanlar vardı.
Bunun için.:
"Yâ Rasûlallah! Bundan önce ölen kardeşlerimiz nasıl olacak?
Onlar Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kılıp dururlarken ölmüşlerdi?"
dediler.
ALLAHu zü’L- CELÂL, onların yaptıkları ibâdetlerin de boşa gitmediğini Bakara sûresinin 143. âyetiyle haber vererek, duyulan endişeleri giderdi.[358]


وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
“Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe ale’n- nâsi ve yekûne’r- resûlu aleykum şehîdâ (şehîden), ve mâ cealnâ’l- kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiu’r- resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh (akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh (hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bi’n- nâsi le raûfun rahîm (rahîmun).: İşte böylece Biz sizi, (ey Müslümanlar!) insanlara şâhid (ve örnek) olmanız için (ifrat ve tefritten sakınıp doğru ve uygun yolu tutan vasat) orta bir ümmet kıldık; Peygamber de sizin üzerinizde bir şâhid olsun (diye böyle yaptık). Senin üzerinde bulunduğun (yönü, KâBe’yi) kıble yapmamız; Elçiye uyan (sâdık)ları, topukları üzerinde gerisin geri dönen (kaypak tiplerden ve HAKk YoLu terk edenlerden) ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu tür öze dönüşler ve değişimler) ALLAH’ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (ve ağır bir yük) gelir. (Oysa) ALLAH, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz ALLAH, insanlara şefkatli ve merhametlidir.” (Bakara 2/143)


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[327] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 1 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 278, Taberî, Tefsîr, c. 1,s. 432, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1 ,s. 129.
[328] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 175, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 1, s. 278, Taberî,Tefsîr, c. 1, s. 432, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 1,5.129.
[329] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 192, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 432-433, Ebu'l-Fidâ, Tefsir,c. 1, s. 129-130.
[330] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 92, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 175, Ahmed b. Hanbel,Müsned, c. 1, s. 278, Taberî, Tefsir, c. 1, s. 432, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1, s. 130.
[331] Bakara: 97-100.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/226-229.
[332] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 204, Taberî, Tefsir, c. 4, s. 23.
[333] Kurtubi, Tefsir, c. 4, s. 155.
[334] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 205, Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 23.
[335] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 205, Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 23, Kurtubî, Tefsîr, c. 4, s.155.
[336] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 205, Taberî, c. 4, s. 23.
[337] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 205, Taberî, c. 4, s. 23, Kurtubî, c. 4, s. 155.
[338] Ali-İmran: 99.
[339] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 205, Taberî, c. 4, s. 24.
[340] Ali-İmran: 100-105.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/230-232.
[341] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 210, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1.S.513.
[342] Nisa: 51-52.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/232-233.
[343] Onların maksadları, Kur’ÂN-ı Kerim'de şöyle açıklanır:
"Kitaplılardan bir güruh şöyle dediler 'Kendilerine indirilene iman edenlere, gündüzün evvelinde
iman ediniz; âhirinde inkâr ediniz! Olur ki, (mü'minler, dinlerinden dönerler)” (£J-i İmran: 72).
[344] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 174, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1.S.284, 285.
[345] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 174.
[346] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 173, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1.S.285.
[347] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1009.
[348] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 166-167, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1009, 1010, Taberî,Târih, c. 3, s. 145.
[349] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 285.
[350] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 175, Belâzurî, Ensâbu'l-esrâf, c. 1,s.285.
[351] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 174.
[352] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 174-175.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/.233-235.
[353] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 166, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 371.
[354] Tevbe.: 75.
[355] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 168.
[356] Tevbe.: 61.
[357] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 172-173.
[358] Nisa: 60.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Ebu'd-Derda Uveymir (Âmir)'in MüsLüman OLuşu.:

Ebu'd-Derda Uveymir (veya Amir) b. Sale be, Bedir Seferi sırasında Müslüman oldu.[359]
Ensardan Müslüman olanların sonuncusu idi, evvelce puta tapardı.[360]
Ebu'd-Derda'nın ev halkı, kendisinden önce Müslüman olmuşlardı.[361]
Ebu'd-Derda, Abdullah b. Revâha ile, bir Anneden doğma Kardeş idi.[362]
Ya da, Abdullah b. Revâha, Ebu'd-Derda'nın öteden beri Kardeşliği idi.[363]
Abdullah b. Revâha ile Muhammed b. Mesleme, Ebu'd-Derda'nın bulunmadığı bir sırada, evine girerek putunu kırdılar.
Ebu'd-Derda, eve dönüp putunun kırıldığını görünce, hem putun kırıklarını toplamaya, hem de.:
"Yazıklar olsun sana! Sen ne diye mütecâvizlere engel olmadın? Ne diye üzerinden defetmedin?" demeye başlamıştı.
Ebu'd-Derda'nın Zevcesi Ümmü'd-Derda (Hayret) Hatun.:
"Eğer o bir kimseye yarar vere bilse veya gelecek bir zararı önleyebilse idi, kendisine gelen zararı önler, kendisine yarar verirdi!." deyince, Ebu'd-Derda uyandı[364] ve kendi kendine.:
"Eğer bunda bir hayır olsaydı, kendisini korurdu!" diye söylendi[365] ve Ümmü'd-Derda'ya:
"Gusletmek için bana su hazırla!" dedi.
Yıkanıp elbisesini giydikten sonra, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın yanına varıp Müslüman olmak üzere, yola çıktı. Ebu'd-Derda gelirken, Abdullah b. Revâha Peygamber (aleyhisselâm)’ın yanında bulunuyordu ve.:
"Yâ Rasûlallah! Bu, Ebu'd-Derda'dır! Ben onun ancak bizi aradığını sanıyorum!" dedi.
Peygamberimiz (aleyhisselâm).:
"O, Müslüman olmakiçin geliyor! Çünkü, RABBim ALLAH, Ebu'd-Derda'nın Müslüman olacağını bana va'd etti." buyurdu.[366]

RAMAZAN ORUCUNUN FARZ KILINIŞI.: 

Orucun Lügat Ve Şerlat DiLinde Mânâsı.:

Türkçesi oruç demek olan Arapça savm'ın lügatta mânâsı, tutmaktır.
Orucun şerlat dilinde mânâsı; sabahleyin tanyerinin ağarmaya başlamasından güneş batıncaya kadar olan müddet içinde, yemekten, içmekten, cinsel ilişkilerden-ibâdet niyetiyle-geri durmak, nefsi alı koymaktır.[367] 

Ramazan Orucunun Ne Zaman Ve NasıL Farz KıLındığı.:

Ramazan Orucu Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Medine'ye hicretinin onsekizinci ayının başlarında, KıbLenin KâBe tarafına çevrilişinden sonra, Şaban Ayında farz kılınmıştır.[368]
Ramazan Ayında oruç tutulması, Kur’ÂN-ı Kerîm'de emredilmiş ve bu husustaki âyetlerde şöyle buyuruImuştur.:
"Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de-takvâya eresiniz, nefsinize hakim olasınız diye-oruç farz kılındı.
O, sayılı günlerdir.
İçinizden her kim o günlerde hasta olur, yahut seferde bulunursa, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde kaza eder, öder.
Oruç tutmaya güç yetiremeyenIerin de, bir yoksul doyumu fidye vermeleri gerekir.
Kim hayrına fidyesini arttınrsa, bu, onun için daha hayırlıdır.
Ramazan Ayı öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren açık âyetleri kendisinde toplayan, hak ile bâtılı ayırd eden Kur’ÂN onda indirildi.
İmdi, sizden her kim o Aya erişirse, onu oruçlu geçirsin.
Kim de hasta olur, yahut bir sefer üzerinde bulunursa, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde kaza etsin.
ALLAH size kolaylık diler, güçlük dilemez.
Bu da o sayıyı ikmal ve size olan hidâyetine karşı ALLAH'ı tekbir etmeniz içindir; gerek ki şükredesiniz!
Oruç Gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı.
Onlar sizin için libastır. Siz de onlar için libassınız.
ALLAH nefislerinize karşı zaafınızı bildiği için, kabul etti, sizi bağışladı.
Artık onlara yaklaşınız da, ALLAH'ın sizin için yazdığını isteyiniz!
Fecrin siyah ipliğinden beyaz ipliğini seçinceye kadar, yiyiniz, içiniz. Sonra, ertesi geceye kadar, orucu tam tutunuz!
Mescidlerde itikatta bulunduğunuz zaman, kadınlarınıza geceleri de yaklaşmayınız!
Bu hükümler, ALLAH'ın koyduğu sınırlardır. Sakın, onlara yaklaşmayınız! İşte, ALLAH âyeti erin ikorunsunlar diye-insanlara böyle açıklar."
[369]

Ramazan Orucunun İslâm Dininin Beş TemeLinden Biri OLuşu.:

Ramazan Orucu, İslâm Dininin beş temelinden birisidir.
Abdullah b. Ömer, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın bu hususta şöyle buyurduğunu bildirir.:
"İslâm, beş şey üzerine kuruldu.:
ALLAH'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve MuhaMMed'in Resûlullah olduğuna şehâdet etmek,
Namazı kılmak,
Zekâtı vermek,
Ramazan Orucunu tutmak,
Hacc etmek."
[370] 

Ramazan Orucuna Ait Bazı HükümLer.:

1-) Ramazan Orucu, Kamerî Aya göre tutulur. Bu da, bazan 30, bazan da 29 gün çeker.
2-) Her yıl, Ramazan hilâli görülünce tutulmaya başlanıp, Şevval hilâlinin görülmesiyle sona erer.
3-) Hava bulutlu veya kapalı olur da hilâli görmek mümkün olmazsa, oruçların sayısı 30'a doldurulur.[371]
4-) Oruç, güneş batar batmaz, açılır.[372] Tanyeri ağarmaya başlamadan biraz evvele kadar da,[373] sahur yemeğine devam edile bilir.[374]

أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ اللّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَالآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُواْ مَا كَتَبَ اللّهُ لَكُمْ وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّواْ الصِّيَامَ إِلَى الَّليْلِ وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
“Uhılle lekum leyletes sıyâmi’r- refesu ilâ nisâikum hunne libâsun lekum ve entum libâsun lehun (lehunne) alîmallâhu ennekum kuntum tahtânûne enfusekum fe tâbe aleykum ve afâ ankum, fe’l- âne bâşirûhunne vebtegû mâ keteballâhu lekum, ve kulû veşrabû hattâ yetebeyyene lekumu’l- haytu’l- ebyadu mine’l- haytı’l- esvedi mine’l- fecri, summe etimmu’s- sıyâme ile’l- leyli, ve lâ tubâşirûhunne ve entum âkifûne fî’l- mesâcid (mesâcidi), tilke hudûdullâhi fe lâ takrabûhâ kezâlike yubeyyinullâhu âyâtihî li’n- nâsi leallehum yettekûn (yettekûne).: Oruç (tuttuğunuz günlerin) gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin örtüleriniz (gibidir), siz de onlar için (birer) örtü-elbise (yerindesiniz). ALLAH, (ilk farz kılındığı yılda Ramazan geceleri hanımlarınızdan ayrı durmakla) gerçekten sizin (boş yere ve aslında helâl olan bir şeyi haram görmekle) nefislerinize ihânet (haksızlık) etmekte olduğunuzu (ve birlikte yatmanıza izin verilmesi arzunuzu) bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışlayıverdi. Artık onlara (Ramazan geceleri hanımlarınıza) yaklaşabilirsiniz. Ve (artık) ALLAH’ın sizin için yazdıklarını (takdir buyurduklarını) isteyip ulaşmaya gayret edin. Fecr vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için; sonra geceye (ertesi akşam gelinceye) kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikâfta olduğunuz zamanlarda ise onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, ALLAH’ın Sınırlarıdır, (sakın) onlara (yasaklara) yanaşmayın. İşte ALLAH, insanlara âyetlerini böylece açıklar; umulur ki (küfürden ve zulümden) sakınıp korunacaklardır.” (Bakara 2/187)

Sahur Vaktinin bitmesiyle Sabah Namazı vaktinin girmesi arasındaki müddet 50 âyet okuyacak kadar bir zaman[375] olup, bu da ortalama olarak 18-20 dakika tutar.
5-) Kadınlar, hayız ve nifâs hallerinde namaz kılamaz ve oruç tutamazlar. Ancak, orucu sonradan kaza eder, öderler.[376]
6-) Sefer halinde, oruçlu oruçsuzu, oruçsuz da oruçluyu kınamaz.[377]
7-) Hatırlanır hatırlanmaz geri durulup oruca devam edilmek şartıyla, unutarak birşey yemek ve içmekle oruç bozulmuş olmaz.[378]
8-.) Oruçlu iken, hiçbir mâzeret ve zaruret olmaksızın bile bile oruç bozmak, gününe gün oruç tutmakla birlikte, ayrıca keffâret ve cezâ olarak da bir köle azad etmeyi; buna gücü yetmezse, ara vermeden iki ay oruç tutmayı; buna da gücü yetmezse, 60 yoksulu akşamlı sabahlı doyurmayı gerektirir.[379]
Oruç açılırken.: "Ey ALLAH'ım! Senin Rızan için oruç tuttum. Senin verdiğin rızıkla da orucumu açtım!" denilerek İftar DUÂsı yapılır.[380]

TERAVİH NAMAZI.:

Ramazan Gecelerinde Teravih Namazı kılınması Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Sünnetidir.
Peygamberimiz (aleyhisselâm) bunu bir hadis-i şeriflerinde.:
"ALLAHu zü’L- CELÂL, Ramazan Ayında orucu farz kıldı.
Ben de, Teravih Namazını Müslümanlara Sünnet kıldım!"
buyurarak açıklamışlardır.[381]
Hz. Âişe der ki.:
"Resûlullah (aleyhisselâm) Mescidde geceleyin Teravih Namazı kıldı. Müslümanlar da, kendisine uyarak Teravih Namazı kıldılar.
Erteki günü sabah olunca, Müslümanlar bunu birbirlerine anlattılar.
İkinci gece, Müslümanlar Mescidde önceki gecekinden ziyâde toplandılar.
Resûlullah (aleyhisselâm), Mescide çıkıp onlara Teravih Namazı kıldırdı.
Sabah olunca, cemaat bunu da anlattılar.
Üçüncü gece, cemaat daha da çoğaldı.
Resûlullah (aleyhisselâm) çıkıp onlara Teravih Namazı kıldırdı.
Dördüncü gece Mescid cemaatı alamayacak bir hale gelince, Mescid cemaatla dolup taşınca, Resûlullah (aleyhisselâm) Teravih Namazını kıldırmak için cemaatın yanına çıkmadı.
Cemaattan bazıları namaz için toplandıklarını Resûlullah (aleyhisselâm)’a hatırlatmak istedilerse de, Resûlullah (aleyhisselâm), sabah namazına kadar onların yanlarına çıkmadı.
Sabah namazını kıldırdıktan sonra, cemaata yöneldi. Şehâdet getirdi ve.:
“Biliniz ki; sizin, cemaatla Teravih Namazı kılmak hususunda yaptığınızı gördüm.
Beni sizin yanınıza çıkmaktan alıkoyan, ancak, bu namazın size farz kılınacağı, sizin de onun edâsında acze düşeceğiniz, günaha gireceğiniz hakkındaki korkumdur!.”
buyurdu."
[382]

Zeyd b. Sabit'in anlattığına göre de.:
Cemaat Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın Teravihi kıldırmak için Mescide çıkmadığını görünce, uyuyakaldığını sanarak, uyansın da yanlarına çıksın diye, bazıları öksürür gibi yapmaya başladılar.
Peygamberimiz (aleyhisselâm) cemaatın yanına çıkınca.:
"Ey insanlar! Teravih Namazını Mescidde cemaatla kılmak hususunda gösterdiğiniz arzu ve iştiyâkın sonu gelmeyeceğini gördüm de, bunun size farz kılınacağından, farz kılınınca da onu kılamayacağınızdan korktum.
Ey insanlar! Siz onu evlerinizde kılınız!
Çünkü, kişinin farz namazlardan başka namazları evlerinde kılmaları efdaldir!."
buyurdu.[383]

İmam Zührî de, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın vefâtına kadar Teravih Namazının böyle evlerde kılındığını ve Hz. Ebu Bekir'in halifeliği devrinde de, Hz. Ömer'in halifeliği devrinin başlarına kadarda, bu şekilde hareket edildiğini bildirdikten sonra; Urve b. Zübeyr'den Abdurrahman b. Abdulkari'nin şöyle dediğini rivâyet eder:
"Bir Ramazan gecesi, Ömer b. Hattab (r.a.) ile Mescide gitmiştik.
Mescidde halk münferid ve dağınık bir halde Teravih Namazı kılıyordu.
Kimi kendi başına yalnızca namaz kılıyordu, kimi namaz kılıyor, bir kısım halk da onun namazına uyuyordu.
Ömer b. Hattab.:
“Bunları bir kari' imam arkasında toplasam, daha iyi olur sanırım!” dedi ve bunun üzerinde durdu.
Hakikaten, ertesi günü de, Übeyy b. Ka'b'ı teravih imamı tâyin edip cemaati onun arkasında topladı.
Teravih Namazı cemaatla kılınmaya başlandı.
Başka bir gece, yine, onunla birlikte Mescide gitmiştim.
Halk, imamları Ü beyy b. Ka'b'la birlikte Teravih Namazı kılıyorlardı.
Ömer b. Hattab.:
“Şu namazın cemaatla kılınması ne güzel bir âdet oldu.
Fakat, namazlarını gecenin sonunda kılmak üzere erteleyip şu anda uyumakta olanlar, şimdi namaz kılanlardan daha ziyâde fazileti hâizdirler.”
dedi."
[384]
Übeyy b. Ka'b'ın Teravih Namazını halka 20 rekat olarak kıldırdığı,
Hz. Ömer'in, Hz. Ali'nin de, halka Teravih Namazını 20 rekat olarak kıldırmalarını görevlilere emrettikleri,
Abdullah b. Ömer'in de kendilerine İbn Ebi Müleyke'nin Teravih Namazını 20 rekat olarak kıldırdığını bildirdiği,
Hz. Ömer'in, Ramazan'da teravih imamlarını çağırıp sür'atli okuyanlara her rekatta 30,
Orta derecede sür'atli okuyanlara her rekatta 25,
Ağır okuyanlara da her rekatta 20 âyet okumalarını emrettiği de rivâyet edilir.[385]
Hz. Ömer'in Teravih Namazını böyle cemaatla kıldırmayı ihdas ve Medine'de biri erkeklere, diğeri kadınlara teravih kıldırmak üzere kari’ Kur’ÂN okuyucu hafız tâyin edişi ve bu hususta İslâm Beldelerine de yazılı emirler verişi, Hicretin 14. yılı Ramazan Ayında idi.[386]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın Ashabı AğLatan Konuşması.:

Birtakım kimseler istihza için, bazıları da ölen babaları hakkında.: "Babam kim?" yahut, yitirdikleri develeri hakkında.: "Devem nerede?" diyerek sorular sormaya başladılar.[387]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), bu hususta Ashabdan da bazı şeyler işitmiş bulunuyordu.[388]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), hoşlanmadığı böyle şeyleri halkın gelip sormaya başladıklarını görünce, kızdı.[389]
Güneş batıya doğru eğildiği zaman, Evinden Mescide geçti.
Öğle Namazını kıldırdıktan sonra, ayakta dikilerek Kıyameti ve Kıyametten önce de büyük işler olacağını anlattı.[390]
Enes b. Mâlik der ki.:
"O güne kadar bir benzerini daha işitmediğim bir hutbe irad buyurdu.:[391] “Kim bana birşey sormak istiyorsa, hemen sorsun!
Vallahi, bana soracağınız şeyi, şu Makamımda durduğum müddetçe, size haber vereceğim!.”
buyurdu.[392]
Cemaat, Resûlullah (aleyhisselâm)dan bunu işitir işitmez, sustular; bir felâketle karşılaşmaktan korktular.
Sağa sola dönüp baktım; herkes, elbisesini başına çekmiş, ağlıyordu. Resûlullahın Ashabına, o günkünden daha çetin bir gün gelmemişti.[393]
Resûlullah (aleyhisselâm).:
“Haydi, soracağınızı sorsanıza bana?” buyruğunu tekrarlayıp durduğu sırada,[394] bir adam ayağa kalktı.:
“Yâ Rasûlallah! Benim gireceğim yer neresi?” diye sordu.
Resûlullah (aleyhisselâm).:
“Ateştir (Cehennemdir)!” buyurdu.[395]
Sonra, Abdullah b. Huzâfe ayağa kalktı.:
“Yâ Rasûlallah! Benim babam kimdir?” diye sordu.
Resûlullah (aleyhisselâm).:
“Senin baban Huzâfe'dir!” buyurdu.[396]
Abdullah b. Huzâfe kiminle çekişecek olsa, hemen kendisini başkasına nisbet ile tahkir ederlerdi.[397]
Başka bir adam da, kalkıp.:
“Yâ Rasûlallah! Benim babam kimdir?” diye sordu.
Resûlullah (aleyhisselâm).:
“Senin baban, Şeybe'nin azadlısı Sâlim'dir!” buyurdu.

Hz. Ömer, Resûlullah (aleyhisselâm)’ın yüzüne bakınca,[398] onun kızdığını anladı,[399] iki dizinin üzerine çökerek.:[400]
“Yâ Rasûlallah!. Biz ALLAHu zü’L- CELÂL'a tevbe ediyoruz![401]
Biz ALLAH'ı RABB, İslâm'ı Din, MuhaMMed (aleyhisselâm)’ı Resûl olarak kabul ettik!"
dedi.
Bunun üzerine, Resûlullah (aleyhisselâm) sustu, sâkinleşti. Sonra da.:
“MuhaMMed'in varlığı Kudret Elinde bulunan ALLAH'a yemin ederim ki; bana, demin şu duvarın yüzünde Cennet ile Cehennem gösterildi!
Ben hayır ve şerrde bugünkü gibisini görmedim ![402]
Siz benim bildiğimi bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, çok az güler, çok ağlardınız!”
buyurdu."[403] Rivâyete göre; ALLAHu zü’L- CELÂL, bunun üzerine indirdiği âyette[404] şöyle buyurdu.:
"Ey iman edenler! Siz öyle şeylerden sormayınız ki, onlar size açıklanırsa ağırınıza gidecektir.
Halbuki, Kur’ÂN indirilmekte iken, sorarsanız, onlar size açıklanır. ALLAH onlardan sizi affetmiş, mükellef tutmamıştır.
[401] ALLAH çokyarlıgayıcıdır, cezâlandırmakta da aceleci değildir."
[405] Mâide 5/101

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَسْأَلُواْ عَنْ أَشْيَاء إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْأَلُواْ عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللّهُ عَنْهَا وَاللّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
“Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tes’elû an eşyâe in tubde lekum tesu’kum, ve in tes’elû anhâ hîne yunezzelu’l- kur’ânu tubde lekum afâllâhu anhâ vallâhu gafûrun hâlîm (hâlîmun).: Ey imân edenler! Size açıklandığında, sizi üzecek (kötü ve çekilmez gelecek) şeyleri (gereksiz yere) sorup durmayın; Kur’ÂN indirildiği (ve bugün meali okunuverdiği) zaman sorarsanız, size (gereken) açıklama yapılır. (Halbuki siz gereksiz şeyleri sormasaydınız) ALLAH onu affedip (bırakmıştı). ALLAH Bağışlayandır, (kullara) yumuşak olan (Halîm)dir.” (Mâide 5/101)

Sa'd b. Muaz'ın KÂBE'de Ebu CehiL iLe Tartışması.:

Abdullah b. Mes'ud der ki.:
"Sa'd b. Muaz ile Ümeyye b. Halef, eskiden beri tanışık ve dost idiler. Sa'd b. Muaz, Mekke'ye gidince, onun evine inerdi. O da, Şam'a gidince, Medine'ye uğrar, Sa'd b. Muaz'ın evine inerdi.
Resûlullah (aleyhisselâm) Medine'ye geldikten sonra, Sa'd b. Muaz umre yapmak üzere Mekke'ye gitmiş, Ümeyye b. Halefin evine inmişti.
Sa'd b. Muaz, Ümeyye b. Halefe.:
“Benim için tenha bir zaman kollasan da, Beytullah'ı tavâf etsem!” dedi.
Ümeyye de.:
“Günün ortalandığı, herkesin uykuya daldığı sırayı bekle!” dedi.
Sa'd b. Muaz, o vakitte gelip tavafa başladı.
O sırada, Ebu Cehil çıkageldi. Ümeyye b. Halef’e.:
“Şu yanında bulunan, KâBe'yi tavâf eden kim?” diye sordu.
Ümeyye b. Halef.:
“Sa'd'dır ol” dedi.
Sa'd b. Muaz da.:
“Sa'd'ım ben!” dedi.
Ebu Cehil, Sa'd b. Muaz'a.:
“Bak! Sen KâBe'yi emniyet içinde tavâf ediyorsun.
Halbuki, siz ortaya yeni bir Din çıkarmış olan MuhaMMed'in Ashabını barındınyor, onlara yardım ediyorsunuz!?
Vallahi, Ebu Salvan'ın yanında olmasaydın, sen buradan evine sağ sâlim dönemezdin!” dedi.
Sa'd b. Muaz, bağırarak.:
“Eğer sen beni tavaftan men’ edersen, ben de Vallahi sana daha ağırını yapar, senin Medine'deki Şam ticaret yolunu keserim!” dedi.
Ümeyye b. Halef, Sa'd b. Muaz'ı tutarak.:
“Ey Sa'd! Sen bu Vâdi Halkının büyüğü olan Ebu'l-Hakem'e karşı bağırma!” deyince, Sa'd b. Muaz kızdı ve.:
“Ey Ümeyye! Sen de beni tutma, bırak!
Vallahi, ben ALLAH’ın Resûlü MuhaMMed (aleyhisselâm)’ı, seni öldüreceğini söylerken işittim!” dedi.
Ümeyye b. Halef.:
“Beni mi?” diye sordu.
Sa'd b. Muaz.:
“Evet! Seni!” dedi.
Ümeyye b. Halef.:
“Mekke'de mi?” diye sordu.
Sa'd b. Muaz.:
“Bilmiyorum!” dedi.
Bunun üzerine, Ümeyye b. Halef.:
“Vallahi, MuhaMMed yalan söylemez!” diyerek, büyük bir korku ve heyecân içinde ailesinin yanına döndü ve ona.:
“Ey Ümmü Salvan! Bizim Medineli kardeşlik Sa'd bana ne söyledi, bilir misin?” dedi.
Karısı:
“O sana ne söyledi?” diye sordu.
Ümeyye.:
“MuhaMMed'i, beni öldüreceğini haberverirken işittiğini söyledi. Kendisine.: “Mekke'de mi?” diye sordum. “Bilmiyorum” cevabını verdi.” dedi.
Ümeyye b. Halefin karısı.:
“Vallahi MuhaMMed yalan söylemez!” deyince, Ümeyye.:
“Ben de Vallahi Mekke'den dışarı çıkmam!” dedi.
Bedir'e çıkış gününde, Ebu Cehil halka.: “Develerinize bininiz!” dediği zaman, Ümeyye b. Halef Mekke'den çıkmak, ayrılmak istemedi.
Ebu Cehil geldi ve.:
“Ey Ebu Safvan! Sen Mekke Vâdisinin eşrafındansın!
Halk senin geri kaldığını görürse, onlar da seninle birlikte geri kalırlar.
Sen, bir-iki gün olsun, sefere katıl!” diyerek kandırıncaya kadar, Ümeyye'nin yanından ayrılmadı.
En sonunda, Ümeyye b. Halef Mekke'nin en iyi, en süratli devesini satın aldı. Karısının yanına gelip.:
“Ey Ümmü Salvan! Beni sefere çabuk hazırla!” dedi.
Karısı feryad ederek.:
“Ey Ebu Safvan! Sana Medineli kardeşliğinin söylediğini unuttun mu?!” dedi.
Ümeyye b. Halef.:
“Hayır, unutmadım. Onlarla birliktEbulunmayı ben de istemiyorum. Ancak azıcık bir müddet aralarında bulunacağım!” dedi.
Bedir Harbine katıldı. Çok geçmeden de, ALLAHu zü’L- CELÂL onu Resûlullah’ın eliyle öldürdü.[406]


*
**
****


DiP NOTLAR.:



[359] Zehebî, Si yem a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 246.
[360] Zehebî, Si yem a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 245.
[361] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 7, s. 391, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 6, s. 97.
[362] Zehebî, Siyem a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 1 66.
[363] İbn Sa'd, Tabakât, c. 7, s. 391 .
[364] Zehebî, Si yem a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 245-246.
[365] İbn Sa'd, Tabakât, c. 7, s. 391 .
[366] Zehebî, Si yem a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 246.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/253-254.
[367] Râgıb, Müfredâtü'l-Kur’ÂN, s. 291, Se^id, Ta'rifât, s. 91.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/254.
[368] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 248.
[369] Bakara: 183,185,187.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/254-255.
[370] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 26, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 8, Müslim, Sahih, c. 1, s. 45, Nesâî, Sünen, c. 8, s. 109.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/255.
[371] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 287, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 1 , s. 256, Buhârî, Sahih, c. 2, s.229-230, Müslim, Sahih, c. 2, s. 760-762, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 298-299.
[372] Mâlik, Muvatta, d, s. 288, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 6, s. 173, Buharı, Sahih, c. 2, s. 241, Müslim, Sahih, c. 2, s. 771, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 305.
[373] Bakara: 1 87.
[374] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 173, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 231 .
[375] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 185, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 231 -232, Nesâî, Sünen, c. 4,s. 143, Dârimî, Sünen, c. 1 , s. 338.
[376] Buhârî, Sahih, c. 2, s. 239.
[377] Mâlik, Muvatta, c. 1,s.295, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 238, Müslim, Sahih, c. 2, s. 787.
[378] Abdurrezzak.Musânnef, c. 4, s. 173, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 385, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 234, Müslim , Sahih, c. 2, s. 809, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 315, Dârekutnî, Sünen, c. 2, s. 178.
[379] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 241, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 236, Müslim, Sahih, c. 2, s. 781-782, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 31 3.
[380] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 306.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/256-257.
[381] İbn Ebi Şeybe, Musânnef, c. 2, s. 395-396, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 1 95, İbnMâce, Sünen, c. 1, s. 421.
[382] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 169, 177, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 252, Müslim , Sahih, c.1, s. 524-525.
[383] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 182, Buhârî, Sahih, c. 8, s. 142, Begavî, Mesâbıhu's-sünne, c. 1, s. 64.
[384] Buhân, Sahih, c. 2, s. 252.
[385] İbn Ebi Şeybe, Musânnef, c. 2, s. 392-393.
[386] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 281-282.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/257-259.
[387] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 1 90, Taberî, Tefsîr, c. 7, s. 80.
[388] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1832.
[389] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 32, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1834. Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 162, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 136, Müslim, Sahih, c. 4, s.
[391] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 1 90. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 162, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 136, Müslim, Sahih, c. 4, s.
[393] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1834.
[394] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 162, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 136, Müslim, Sahih, c. 4, s.1832-1833.
[395] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 162.
[396] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 162, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 136, Müslim, Sahih, c. 4, s.133.
[397] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1834.
[398] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 32, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1834.
[399] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1835. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 162, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 32, Müslim, Sahih, c. 4, s.
[402] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 32, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1835.
[403] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 162, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1, s. 136, Müslim, Sahih, c.4, s. 1832-1833.
[404] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 1 80, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 190, Müslim , Sahîh, c. 4, s.1832, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 216.
[405] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 1 90, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1832, Taberî, Tefsîr, c. 18, s. 80.
[406] Mâide.: 101.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/259-261.
[406] Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 1, s. 400, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 184-185, c. 5, s. 2, 3, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 203, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 258-259.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/262-264.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »




BEDİR GAZÂSI.. 

Gazânın Adı ve Mevki’i.:

Mekke ile Medine arasında bulunan[1] Bedir hakkında çeşitli rivâyetler olup, bir Su Kuyusunun veya onu kazanın ismi olduğu bildirilmektedir.[2]
Kureyş Müşrikleriyle yapilân ilk savaşın yeri olan Bedir'in Medine'ye uzaklığı;
Medine'den Zâtülceyş'e kadar bir berid,
Zâtülceyş'ten Abud'a kadar bir berid,
Abud'dan Merg'a kadar bir berid,
Merg'dan Munsarafa kadar bir berid,
Mun sarartan Zâti Eczal'e kadar bir berid,
Zâti Eczal'den Ma'lâfa kadar bir berid,
Ma'lât'tan Üseyl'e kadar da bir berid olmak üzere, 7[3] beridliktir.[4] 
Kur’ÂN-ı Kerîm'e Göre Bedir Seferinin Gâyesi.:
Kur’ÂN-ı Kerîm'e göre; Bedir Seferinin gâyesi, müşriklerle çarpışıp onların İslâmiyete karşı olan mukavemetlerini kırmak, İslâmiyetin tutunmasını ve yayılmasını sağlamak, müşrikliği ortadan kaldırmaktı.
Nitekim, bu gerçek, Kur’ÂN-ı Kerîm'de şöyle açıklanır:
"Hani, ALLAH, size iki taifeden birinin muhakkak sizin olacağını va'd etmişti. Siz ise, kuvveti ve silâhı bulunmayanın (ticaret kervanının) size nâsib olmasını arzu ediyordunuz. Halbuki ALLAH, emirleriyle, hakkı açığa vurmayı, kâfirlerin kökünü kesmeyi, hakkı yerleştirmeyi, bâtılı ortadan kaldırmayı istiyordu-mücrimler hoşlanmasa da!"[5]

وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتِيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللّهُ أَن يُحِقَّ الحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ
“Ve iz yaıdukumullâhu ihdât tâifeteyni ennehâ lekum, ve teveddûne enne gayra zâti’ş- şevketi tekûnu lekum, ve yurîdullâhu en yuhıkkal hakka bi kelimâtihî ve yaktaa dâbira’l- kâfirîn (kâfirîne).: (Bedir Savaşı öncesinde) Hani o vakit ALLAH, iki topluluktan (Ebu Süfyan’ın kervanından ve Ebu Cehil’in ordusundan) birinin sizin olacağını (ya GANİMET’e veya müşriklerle savaşıp ZAFER’e ulaşacağınızı) va’ad etmişti; siz ise şevketsiz (silahsız ve desteksiz) olanın (daha kolay ele geçirilip yararlı olacağına inanılan kervanın ve ganimet mallarının) sizin olmasını dilemiştiniz. Oysa ALLAH; Kelimeleri (Kur’ÂNi hüküm ve haberleri) ile Hakkı(n hâkimiyetini) gerçekleştirmek ve inkârcıların (ve münafıkların) ardını-kökünü kesmek (böylece zulüm ve hıyânet saltanatlarını sizin elinizle devirmek) istiyordu.” (Enfâl 8/7)

لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ
“Li yuhıkka’l- hakka ve yubtıle’l- bâtıle ve lev kerihe’l- mucrimûn (mucrimûne).: ALLAH bununla; mücrimler hoşlanmasalar da, Hakkı gerçekleştirip (üste çıkarmak) ve Bâtılı geçersiz kılıp ortadan kaldırmak (diliyordu).” (Enfâl 8/8)

Bedir'de yapılacak çarpışmada müşriklerin bozulup kaçacakları da, Peygamberimiz Aleyhisselâm daha Mekke'de iken, ALLAHu zü’L- CELÂL tarafından.:
"Yakında o cemaat bozulacak, arkalarını dönüp kaçacaklar!"[6] buyurularak haber verilmiş bulunuyordu.

سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ
“Se yuhzemu’l- cem’u ve yuvellûne’d- dubur (dubura).: (Oysa) Yakında o “Birleşik Cemiyet” bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacak (delik arayacak vaziyete ve hezimete düşeceklerdir).” (Kamer 54/45)

Hz. Ömer der ki.:
"Bu âyet nâzil olduğu zaman, kendi kendime.:
"Acaba hangi cemaat bozguna uğratılacak ve kimlere gale be çalınacak?!" demiştim.
Bedir Günü gelip de Resûlullah'ın zırhını giyinmiş olduğu halde bu âyeti okuduğunu görünce, anladım ki, ALLAHu zü’L- CELÂL meğer Kureyş Müşriklerini bozguna uğratacakmış!"[7] 


Bedir Seferinin Gâyesini AçıkLamamanın Sebebi.:

Kureyş Müşrikleriyle Bedir'de savaşılacağı Müslümanlara Peygamberimiz Aleyhisselâm tarafından önceden açıkça ve kesin olarak haber verilmiş olsaydı, muhakkak, anlaşmazlığa düşülecekti.
Bu gerçeğe de, Kur’ÂN-ı Kerîm'de şöyle değinilir "O vakit, siz vâdinin yakın bir kenarında idiniz.
Onlar (Kureyş Müşrikleri de, aynı yerin) uzak bir kıyısında, Kervan ise (sizden) daha aşağıda(ki sâhil tarafında) idiler.
Eğer böyle muayyen bir yerde buluşmak hususunda sözleşmiş olsaydınız, muhakkak ki ihtilâfa düşerdiniz.
Fakat, işlenmesi gerekli olan emri yerine getirmek için (ALLAH böyle yaptı); tâ ki helâk olan apaçık bir delilden (gözü ile gördükten) sonra helâk olsun, diri kalan da apaçık bir delilden (gözü ile gördükten) sonra hayatta kalsın!
Şüphe yok ki, ALLAH herşeyi işiten, herşeyi bilendir."[8]

إِذْ أَنتُم بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُم بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى وَالرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدتَّمْ لاَخْتَلَفْتُمْ فِي الْمِيعَادِ وَلَكِن لِّيَقْضِيَ اللّهُ أَمْراً كَانَ مَفْعُولاً لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَن بَيِّنَةٍ وَيَحْيَى مَنْ حَيَّ عَن بَيِّنَةٍ وَإِنَّ اللّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ
“İz entum bil udvetid dunyâ ve hum bil udvetil kusvâ ver rekbu esfele minkum, ve lev tevâadtum lehteleftum fîl mîâdi ve lâkin li yakdiyallâhu emren kâne mef'ûlen li yehlike men heleke an beyyinetin ve yahyâ men hayye an beyyineh (beyyinetin), ve innallâhe le semîun alîm(alîmun).: Hani siz (mü’minler Bedir Harbi’nde) vadinin yakın kenarında, onlar (münkirler ise) uzak yamacındaydılar; (Şam’dan gelen müşriklere ait ticari) kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer (önceden düşmanlarınızla) sözleşseydiniz bile, kesinlikle (sizin için en uygun) buluşma yeri ve vakti hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz (Ebu Cehil ordularını yenmek için böylesine münasip bir mevzi seçemezdiniz); ancak Allah, olacağı takdir buyrulan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Böylece helak olacak (pişmanlık ve perişanlık içinde kıvranacak)kişi (ve kesimler); apaçık bir delilden (sonra, “bilmedim, ikaz edilmedim” gibi mazeretlere sığınma imkânı kalmadan, hak ettiği) belaya ve cezaya uğrasındı; (buna karşılık manevi olarak ve karakter bakımından) diri kalacak (dünyada izzete, ahirette saadete ulaşacak, onurlu ve şuurlu yaşayacak)kişi (ve kimseler)de, yine apaçık bir delil ve bilgiyle hayatta kalıp (huzura ulaşsındı). Şüphesiz Allah, gerçekten (her şeyi)İşitendir, (ve herkesin kalbinden geçenleri ve niyetlerini) Bilendir."
(Enfâl 8/42)

Nitekim, Müslümanlardan, hakikat belli olduktan; Bedir'de Kureyş müşriki eriyle çarpışılacağı açıklandıktan sonra bile, çarpışmaya ölüme sürüklenir gibi isteksiz gidenler olduğu gibi,[9]

كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِن بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقاً مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ
“Kemâ ahraceke rabbuke min beytike bil hakkı ve inne ferîkan minel mu’minîne le kârihûn(kârihûne).: Hani nasıl ki; Rabbin Seni evinden Hakk uğrunda (Bedir Savaşı’na) çıkardığında, kesinlikle mü’minlerden bir grup (bundan hoşlanmamış ve) isteksiz davranmışlardı.”
(Enfâl 8/5)

يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنظُرُونَ
“Yucadilûneke fîl hakkı ba'de mâ tebeyyene ke ennemâ yusâkûne ilâl mevti ve hum yanzurûn(yanzurûne).: (Her konuda) Hakk (ve hayır, artık İslam’la) ortaya çıkmış iken, sanki göz göre göre (mutlak) ölüme sürülüyorlarmış gibi (cihad hususunda) Seninle (boşuna) tartışıp duruyorlardı.” (Enfâl 8/6)


kervan üzerine gidildiğini sanarak daha Medine'de iken ağırdan alan, hatta seferden geri kalanlar da vardı.[10]
Bilâkis, müşriklerle çarpışıp şehîd olmak için Bedir Seferine katılmaya can atanlar ve bu yolda babalarıyla kur'a çekişenler de vardı. Nitekim, Sa'd b. Hayseme, babasına:
"Eğer bu Seferin mükâfatı Cennetten başka birşey olsaydı, senden geri kalırdım! Ben burada bana şehîdlik nâsib olmasını umuyorum!" demişti. Babası Hayseme ise.:
"Sen benden geri kal da, hamile kadınının yanında bulun!" dediği zaman Sa'd kabul etmemiş, Hayseme.:
"İkimizden birisinin herhalde burada kalması lazım!" deyince de, aralarında kur'a çekmişler, kur'a Sa'd'a çıkmış, Bedir savaşına katılarak muradına ermiştir![11] ALLAH ondan razı olsun!
Ebu Ümâme b. Sa'le be de hasta bulunan annesini bırakarak Bedir Seferine katılmak istediği zaman, dayısı Ebu Bürde b. Niyar:
"Sen ananın yanında otur da, onunla ilgilen!" demiş, o da.:
"Kızkardeşinin yanında sen otur da, onunla ilgilen!" diyerek karşılık vermiş; durum
Peygamberimiz Aleyhisselâma duyurulunca, Peygamberimiz Aleyhisselâm Ebu Ümâme'ye annesinin yanında kalmasını emretmişti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm Bedir savaşından döndüğü sırada Ebu Ümâme'nin annesi ölmüş ve cenaze namazı Peygamberimiz Aleyhisselâm tarafından kıldırılmıştır.[12]
Henüz Müslüman olmamış bulunan Hubeyb b. Yesaf da, Kureyş müşriki eriyle çarpışılacağım anlayıp, Peygamberimiz Aleyhisselâma:
"Kavmim benim savaşta ne derece başarılı olduğumu ve düşmanın bağrında yaralar açan bir kahraman olduğumu bilir.
Ben, Müslüman olmaksızın, ganimet maksadıyla senin yanında çarpışayım?" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Hayır! Sen önce Müslüman ol! Sonra da, çarpış!" buyurdu.[13]
Bedir'de Kureyş Müşrikleriyle çarpışılacağım, yalnız erkeklerden değil, kadınlardan da bilenler vardı.
Ümmü Varaka Hatun bunlar arasında idi.
Ümmü Varaka Hatun, Bedir Seferine çıkılırken, Peygamberimiz Aleyhisselâma:
"Bana izin ver de, seninle birlikte ben de çıkayım.
Yaralarınızı tedâvi eder, hastalananlarınıza bakarım.
Olur ki, ALLAH beni şehîdliğe erdirir!" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Sen evinde Kur’ÂN oku! Muhakkak ki, ALLAH sana şehîdlik nâsib eder!" buyurdu; ve onu Şehide diye anardı.[14]
ALLAH ondan razı olsun![15] 
Bedir Savaşında Sözkonusu OLan Kervan.:
Hicretin 2. yılında Kureyş kabilelerinden kadın erkek herkesin sermaye veya mal koyarak katıldığı 50.000 dinar kadar sermayeli, 1000 develik mal yüklü büyük ticaret kervanı, Şam'ın Gazze pazarına gönderilmişti.
Kervandaki malın en çok kısmı Ebu Uhayha Saîd b. Âs ailesine aitti. Kervana yüklenen malların ya bütünü onlarındı, ya da onlar malların kazancına Kureyş kavmiyle yan yarıya ortaktılar.
Mahzum Oğulları, kervana 5000 veya 4000 miskal altın ve 200 deve ile,
Haris b. Âmir b. Nevfel, 1000 miskal altınla,
Ümeyye b. Halef, 2000 miskal altunla,
Abdi Menaf Oğulları 10.000 miskal altınla katı İm ıslardı.[16]
Kervanda Ebu Süfyan Sahr b. Harb,[17] MuhaMMed b. Nevfel ve Amr b. Âs... gibi, Kureyş Müşriklerinden 30,[18] veya 40,[19] ya da 70 kişi bulunuyor;[20] kervan Ebu Süfyan tarafından yönetiliyordu.[21]
Kureyş Müşrikleri, Müslümanların hac yapmalarına engel oldukları için, onların da Şam ticaret yollarını kesmek isteyeceklerini biliyorlardı.
Nitekim, Sa'd b. Muaz dostu Ümeyye b. Halefin yanında KâBe'yi tavâf ederken üzerlerine gelen Ebu Cehil'in:
"Vallahi, sen şimdi Ebu Salvan'ın yanında olmasaydın, buradan evine sağ dönemezdin!" tehdidine, onun:
"Eğer sen beni tavaftan men edersen, ben de Vallahi sana daha ağırını yapar, senin Medine'deki
Şam ticaret yolunu keserim!" diyerek bağırışını Ebu Cehil henüz unutmamış bulunuyordu.[22]
Bunun için, Mekkeli müşrikler ticaret kervanları hakkında onlardan korkup duruyorlar, uyanık ve tedbirli olmaya çalışıyorlardı.
Mahreme b. Nevfel'in bildirdiğine göre; Şam'dan, korku içinde yola çıktılar.[23]
Ebu Süfyan, kervanda bulunan Zamzam (Damdam) b. Amr'ı,[24] 20 miskal altın (Belâzurî'ye göre
20 dinar)[25] ücretle kiralayıp,[26] Te bük'ten acele Mekke'ye gönderdi.[27]
Kureyşîlere, Peygamberimiz ve ashabının önlerine çıktığını, kervandaki mallarını korumalarını haber vermesini emretti.[28]


Hz. Âtike'nin Rüyâsı.:

Peygamberimiz Aleyhisselâmın halası Hz. Atike binti Abdulmuttalib, Damdam'ın Mekke'ye gelişinden üç gece önce bir rüya gördü ve ondan korktu.
Kardeşi Hz. Abbas'a haber gönderip, onu yanına çağırdı ve.:
"Kardeşim! Vallahi, geceleyin gördüğüm rüya beni çok sarstı. Kavminin başına bir felâket ve musibet gelmesinden korkuyorum!
Sana anlatacağım bu rüyayı gizli tut, kimseye söyleme!" dedi.
Hz. Abbas:
"Ne gördün, anlat" dedi.
Hz. Âtike.:
"Gördüm ki; deveye binmiş bir adam gelip Ebtahta [Muhassab ile Mekke arasında] durduktan sonra, yüksek sesle.:
'Ey vefâsız cemaat! Üç güne kadar, muhare be mahalline, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!1 diyerek üç kere bağırdı!
Onu gören halk, onun başına toplandılar.
Sonra o adam Mescid-i Haram'a girdi.
Halk da kendisini takip ediyordu.
Halk etrafını sarmış olduğu halde, devesi KâBe'nin arkasında durunca, o yine aynı şekilde yüksek sesle.:
'Ey vefâsız cemaat! Üç güne kadar, muhare be mahalline, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!1 diyerek üç kere bağırdı.
Sonra, devesi Ebu Kubeys dağının başında durup, orada da aynı şekilde yüksek sesle.:
'Ey vefâsız cemaat! Üç güne kadar, muhare be mahalline, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!1 diyerek üç kere bağırdı.
Sonra da, bir kaya tutup yuvarladı.
Kaya yukarıdan aşağıya doğru yuvarlanarak, dağın dibinde parçalandı.
Mekke evlerinden, o parçaların girip isâbet etmediği ne bir ev, ne bir mahal kaldı!" dedi.
Hz. Abbas.:
"Vallahi, bu çok mühim bir rüyadır! Sen onu gizli tut, hiç kimseye anlatma!" dedi.
Hz. Abbas, Hz.Âtike'nin yanından ayrılınca, dostu Velid b. Utbe ile karşılaştı.
Ona rüyayı anlatıp, gizli tutmasını söyledi.
Velid de, babası Utbeye nakletti.
Bu rüya, Mekke'de yayıldı. Kuneyşîlerin toplantılarında konuşulmaya başlandı.
Hz. Abbas der ki.:
"Ertesi gün, KâBe'yi tavâf ediyorken, Ebu Cehil b. Hişam Kureyşîlerden bir cemaatla oturup, Âtike'nin rüyasını konuşuyorlardı.
Ebu Cehil, beni görünce.:
'Ey Ebu'l-Fadl! Tavafını bitirince yanımizâ gel!' dedi.
Tavafı bitirince, varıp yanlarına oturdum.
Ebu Cehil, bana:
'Ey Abdulmuttalib Oğulları! Sizin şu kadın peygamberiniz de ne zaman türedi?!' dedi.
Ona.:
'Nedir bu?' dedim.
'Âtike'nin gördüğü şu rüya meselesi!' dedi.
'O ne görmüş de?' dedim.
Ebu Cehil:
'Siz, erkeklerinizin peygamberliklerine kanaat etmediniz de, kadınlarınız da mı peygamberliğe kalkıştı?! Güya Âtike, birinin 'Üç güne kadar, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!' dediğini rüyasında gördüğünü söylüyormuş! Bu üç gün içinde, sizi bekleyeceğiz.
Eğer söylemiş olduğu söz doğru ise, elbette birşey zuhur edecektir. Eğer üç gün dolarda birşey zuhur etmezse, hakkınızda yazacağımız bir yazıda, Araplar arasında sizin kadınlarınızdan daha yalancı kadın bulunmadığını yayacağız' dedi.
Vallahi, benim için, bunu inkâr etmemden daha ağır birşey olmamıştır.
Onun herhangi birşey görmüş olduğunu inkâr ettim.[29] Bundan sonra, birbirimizden ayrıldık.
Akşamleyin, Abdulmuttalib Oğulları kadınlarından yanıma gelmedik hiçbir kadın kalmadı.
Onlar.:
'Demek, siz şu fâsık, pis herifin erkeklerinize dil uzatmasını hoş gördünüz!
Sonra da, sen onun kadınlarınıza da dil uzattığını işittiğin halde, işittiğin şeylerden seni gayrete getirecek birşey bulamadın ha?!' dediler.
Onlara.:
'Vallahi, öyle yaptım. Benim için bundan daha ağır birşey olmamıştır. ALLAH'a andolsun ki, o sözünü tekrarlayacak olursa ona saldıracağım ve sizin hesabınıza onun hakkından geleceğim' dedim.
Âtike'nin rüyasının üçüncü günü sabaha çıkınca, kaçırdığım fırsatı elde etmek arzusu ile çok kızgın ve hiddetli bir halde Mescid-i Haram'a girdim.
Onu görünce, Vallahi, ona doğru yürüdüm.
Evvelce söylediklerinden bazılarını tekrarlayıp kendisine saldıracaktım.
Ebu Cehil zayıf yapılı, asık suratlı, acı dilli, sert bakışlı bir adamdı.
O Mescid-i Haram'ın Sehm Oğulları kapısına doğru fırlayıp çıkınca, kendi kendime 'ALLAH'ın lânetine uğrayasıca, benim kendisine hakaret edeceğimden korktu da, benden uzaklaşıyor' dedim.
Halbuki, benim Damdam b. Amr"ın işitmemiş olduğum sesini, o işitmiş bulunuyormuş!
Damdam; devesinin burnunu kesmiş! Semerini tersine çevirmiş! Gömleğinin önünü, arkasını yırtmış! Mekke Vâdisinin ortasında, deve üzerinde, avazının çıktığı kadar bağırıyor
'Ey Kureyş cemaatı! MuhaMMed ve ashabı, ticaret kervanınızın, Ebu Süfyan'ın yanındaki mallarınızın önüne gerildiler! Ona erişebileceğinizi sanmıyorum! İmdad! İmdad!' diyerek haykırıyordu. Başa gelen iş, beni de, onu da birbirimizle uğraşmaktan alıkoydu."[30] 
Kureyş Müşriklerinin AceLe HazırLanmaLarı.:
Halk, acele hazırlandı ve.:
"MuhaMMed ve ashabı, bunun da Hadramî'nin kafilesi gibi olacağını mı sanıyor?!
Hayır! Vallahi, bunun ondan başka türlü olduğunu öğrenecektir!" diyorlardı.
Sefere bütün Kureyş erkekleri katıldılar, katilâmayanlar da, yerlerine adam tutup gönderdiler.
Kureyş eşrafından, Ebu Leheb'den başka hiç kimse geri kalmadı.
O da, iflas etimiş tüccarlardan Âs b. Hişam'ı 4000 dirhem alacağına karşılık kiralayarak, yerine bedel gönderdi.
Hasta olduğu için, kendisi Mekke'de kaldı.
Ümeyye b. Halef ise, oturduğu yerden kalkamaz, yaşlı, ağır gövdeli bir kimse olduğundan, seferden geri kalmak istemişti.
Mescid-i Haram'da, kavminin ortasında otururken, Ukbe b. Ebi Muayt, içinde ateş ve öd ağacı bulunan bir buhurdanlığı götürüp onun önüne koydu ve.:
"Ey Ali'nin babası! Sen artık kadınlardan sayılırsın! Buhur yak!" deyince, Ümeyye b. Halef kızdı ve.:
"ALLAH, senin de belânı versin; senin getirdiğin şeyin de belâsını versin!" dedi.[31]
Bedir'e çıkış gününde Ebu Cehil halka "Develerinize bininiz!" dediği zaman, Ümeyye b. Halef Mekke'den çıkmak, ayrılmak istememişti.
Ebu Cehil geldi ve, onu kandırıncaya kadar, Ümeyye'nin yanından ayrılmadı.[32]
Ümeyye b. Halef de hemen hazırlanıp halk ile birlikte sefere çıktı. Kureyş Müşrikleri hazıriıkl arını iki veya üç günde bitirdiler. Silâhlarını ortaya çıkardılar. Silâhsızlar için silâh satın aldılar.
Zenginler, zayıflara ellerinden gelen yardımı yaptılar.
Kureyş'in ileri gelenlerinden Süheyl b. Amr:
"Ey Kureyş topluluğu! MuhaMMed ve gençlerinizden dinlerini bırakıp onun dinine girmiş ve yanına gitmiş olanlar, Yesriblilerle (Medinelilerle) birlikte sizin kervanınızın, Kureyşîlerin ticaret kervanının önüne gerildiler! Deve isteyene, işte deve! Yiyecek isteyene, işte yiyecek!" dedi.
Zem'a b. Esved:
"Lât ve Uzzâ'ya andolsun ki, sizin başınıza, MuhaMMed ve Yesriblilerin ticaret kervanınıza ve onda bulunan geçimliklerinize, hazinelerinize tamah ederek önüne gerilmeleri kadar büyük bir iş gelmemiştir!
Hepiniz çarpışmaya çıkınız! Sizden hiç kimse geri kalmasın!
Yiyeceği olmayana, işte yiyecek!
Vallahi, MuhaMMed ticaret kervanınızı ele geçirecek olursa, muhakkak, onunla üzerinize yürür, Mekke'ye de girer!" dedi.
Tuayme b. Adiyy de.:
"Ey Kureyş cemaatı! Vallahi, başınıza bundan; içinde servetiniz, geçimliğiniz bulunan ticaret kervanınızın mubah sayılmasından, yağmalanmasından daha ağır bir iş gelmemiştir.
Vallahi ben, Abdi Menaf Oğullarından bu kervana bir neşş (20 dirhem) ile olsun katılmamış ne bir erkek, ne de bir kadın kaldığını bilmiyorum.
Kimin yiyeceği yoksa, bizim yanımızda yiyecek var.
Onu bindirelim ve güçlendirelim" dedi.
Onlardan yirmi kişiyi yirmi deveye bindirip güçlendirdi.
Onların geride bıraktıkları ev halklarına da yardımda bulundu.
Yalnız Hanzale b. Ebi Süfyan ile Amr b. Ebi Süfyan:
"Vallahi, bizim şahsımizâ ait mâlimız yoktur. Bu mallar Ebu Süfyan'a aittir!" diyerek, ne para verdiler, ne de binit!
Nevfel b. Muaviye, Kureyşlilerin varlıklı olanlarının yanlarına varıp, binitleri ve yiyecekleri bulunmadığı için sefere çıkamayanlara bağışta bulunulması hususunu konuştu.
Abdullah b. Ebi Re bia ortaya 500 dinar (altın) koydu.
Huvaytıb b. Abduluzzâ'dan da 200 veya 300 dinar aldı.
Utbe b. Re bia ile Şeybe b. Re bia zırh gömleklerini çıkarıp onları ve savaş âletlerini onarmaya başladıkları zaman, köleleri Addas, onlara.:
"Ne yapıyorsunuz?" diye sordu.
"Taif'teki üzüm bağımızda kendisine üzüm gönderdiğimiz zâtı bilmiyor musun?" dediler.
Addas:
"Evet! Biliyorum!" dedi.
"İşte, biz gidip onunla çarpışacağız!" dediler.
Addas:
"Gitmeyiniz! Vallahi, o muhakkak peygamberdir!" dedi. Fakat, Utbe ve Şeybe dinlemediler, gittiler.[33]
Müşriklerden çarpışmaya gidenlerin sayısı 950 idi.[34]
700 develeri,[35]
100[36] veya 200[37] atları vardı.[38] Atlılar zırh gömlekli idi.
Kureyş Müşrikleri, Amr b. Hâşim'in azadlı cariyesi Sâreyi,
Esved b. Muttalib'in azadlı cariyesi Azze'yi,
Ümeyye b. Halefin azadlı şarkıcı cariyelerini de yanlarına aldılar.[39]
Defler çaldırarak,[40] Müslümanları yeren şiirler okutarak yola çıktılar.[41]


Addas'ın Utbe ve Şeybe'yi PEYGAMBERİMİZ Aleyhisselâmla Çarpışmaktan Vazgeçirmeye ÇaLışması.:
Hakîm b. Hizâm der ki.:

"Beyzâ Akabesi'ne (yokuşuna) eriştiğimiz sırada, Addas'ın orada oturduğunu ve Utbe b. Re bia ile Şeybe b. Re biayı görünce, sıçrayıp onların ayaklarına sarılarak:
"Babam, anam sizlere fedâ olsun!
Vallahi, o Resûlullah'tır!
Siz ancak vurulup düşeceğiniz yerlere gidiyorsunuz!1 diyerek ağladığını ve gözyaşlarının yanaklarına döküldüğünü gördüm."
Addas'ın yanına Âs b. Münebbih b. Haccac uğradı. Ona.:
"Sen ne için ağlıyorsun?" diye sordu.
Addas.:
"Mekke vâdilerinin efendileri olan efendilerime ağlıyorum!
Onlar, vurulup düşecekleri yerlere gidiyorlar! Resûlullah ile çarpışacaklar!" dedi.
Önce Müslüman olmuş ve fakat kendisini şüphelerden kurtaramam iş gençlerden bulunan Âs b. Münebbih, ona.:
"MuhaMMed gerçekten Resûlullah mıdır dersin?" deyince, Addas'ı bir titreme ve ürperti tuttu, tüyleri diken diken oldu. Sonra da, ağlamaya başladı.
"Vallahi, o, bütün insanlara gönderilen peygamberdir!" dedi.
Addas oradan geri döndü. Bedir savaşında bulunmadı.[42]
ALLAH ondan razı olsun![43]

Utbe ve Şeybe'nin Geri Dönmeye MeyLetmeLeri.:
Mekke'den ayrıldıkları sırada, Utbe b. Re bia ve Şeybe b. Re bia, Hz. Atike'nin rüyasını konuşuyorlar; biri öbürüne.:
"Âtike binti Abdulmuttalib'in rüyasını bilmiyor musun? Andolsun ki, ben o rüyadan korkuyorum!" diyordu.
O sırada, Ebu Cehil onlara erişti ve.:
"Ne konuşuyorsunuz?" diye sordu.
"Âtike'nin rüyasını anıyoruz!" dediler.
Ebu Cehil:
"Ne acayip şey! Abdulmuttalib Oğullarının erkekleri bize peygamberlik taslamalarına kanaat getirmediler de, kadınları da mı bize peygamberlik taslayacaklar?!
Vallahi, Mekke'ye dönecek olursak, biz onlara yapacağımızı biliyoruz!" dedi.
Utbe.:
"Onlarla aradaki hısımlık, akrabalık nerede kalacak?!" dedikten sonra, biri öbürüne.:
"Dönecek misin?" diye sordu.
Ebu Cehil:
"Siz yola çıktıktan sonra geri dönüp de kavminizi rezil mi edeceksiniz?
Bari öcünüzün alındığını gözlerinizle gördükben sonra kavminizden ayrılın!
Siz MuhaMMed'in ve ashabının sizinle karşılaşabileceğini mi sanıyorsunuz?
Hayır! Vallahi, benim yanımda, kavmimden ve ailemden 180 kişi var ki, onlar benim indiğim yerde inerler, bindiğim yerde binerler!
Siz isterseniz dönün!" dedi.
Utbe ve Şeybe, ona.:
"Vallahi sen kavmini helâka sürüklüyorsun!" dediler.
Ebu Cehil çıkıp gidince, Utbe, kardeşi Şeybe'ye.:
"Bu, uğursuz bir adamdır!
Onun MuhaMMed ile yakın bir akrabalığı yoktur.
Fakat bizim MuhaMMed ile akrabalığımız vardır.
Hem de, oğlum onun yanındadır.
Sen onun lafını bırak! Hadi, biz dönelim?" dedi.
Şeybe.:
"Ey Velid'in babası! Biz, hareket ettikten sonra geri dönecek olursak, Vallahi âlemi kendimize sövdürürüz!" dedi.
Cuhfeye kadar gittiler.[44]

Cüheym b. Salt'ın Rüyası ve Ebu CehiL'in İddiası.:
Kureyş Müşrikleri Cuhfe'de konakladıkları zaman, Cüheym b. Salt, b. Mahreme, b. Muttalib, b. Abdi Menaf, bir rüya gördü ve.:
"Ben, uyuyan bir kimsenin gördüğü gibisini gördüm: Uyku ile uyanıklık arasında idim. Bir adam gördüm ki, at üzerinde gelip durdu, yanında da bir devesi vardı. Sonra da.: 'Utbe b. Re bia,
Şeybe b. Re bia,
Ebu'l-Hakem b. Hişam,
Ümeyye b. Halef,
Filân filân... öldürüldü!1 diyerek, Bedir gününde Kureyş eşrafından öldürülen kimselerin isimlerini birer birer saydı.
Sonra, gördüm ki, o adam, devesinin göğsüne vurduktan sonra, onu ordunun içine saldı.
Çadırlardan, onun kanından bulaşmadık hiçbir çadır kalmadı!" dedi.
Bu haber Ebu Cehil'e erişince.:
"Al sana! Bir başka peygamber de Muttalib Oğullarından!
Biz yarın sabah karşılaşırsak, kimlerin öldürüleceği görülecektir!" dedi.[45] Bazı müşrikler de, Cüheym'e.:
"Şeytan uykunda seninle oynamış!
Sen yarın sabah rüyada gördüğün şeyin ancak aksini, MuhaMMed'in ashabının en şereflilerinin öldürüldüklerini ve esir edildiklerini göreceksin!" dediler.
Utbe b. Re bia, ortalıktenhalaşınca, kardeşi Şeybe'ye.:
"Sen geri dönmek hususunda ne dersin?
Bu rüya da Âtike'nin rüyasına benziyor!
Addas'ın sözüne benziyor!
Vallahi, Addas bize yalan söylemez!
Vallahi, eğer MuhaMMed davasında yalancı ise, Araplar içinde bizim adımizâ onun hakkından bir gelen bulunur.
Eğer davasında sadıksa, biz, onun akrabası olduğumuz için, onun sayesinde Arapların en mutlusu oluruz!" dedi.
Şeybe'nin:
"Peki! Askerler arasından ne diyerek geri dönelim?" dediği sırada, Ebu Cehil üzerlerine çıkageldi ve.:
"Ne yapmak istiyorsunuz?" diye sordu.
"Geri dönmek istiyoruz! Sen Âtike'nin rüyasını ve Cüheym b. S altın rüyasını ve bunlarla birlikte Addas'ın bize söylediği sözü bilmiyor musun?!" dediler.
Ebu Cehil:
"Vallahi, siz geri dönecek olursanız, kavminizle ilginizi kesmiş, onları rezil etmiş olursunuz!" dedi.
Utbe ve Şeybe de.:
"Vallahi, sen de helâk olacak ve kavmini de helâk edeceksin!" dediler ve yollarına devam ettiler.[46] 
Ebu Süfyan'ın Mekke'ye DönmeLeri İçin KureyşîLere Haber SaLışı.:

Ebu Süfyan, ticaret kervanını koruyup kurtardığı zaman, Kureyş ordusuna adam gönderdi ve.: "Siz ancak kervanınızı, adamlarınızı ve mallarınızı korumak için yola çıkmıştınız. İşte, ALLAH onları kurtarmış bulunuyor. Artık geri dönünüz!" dedi. Ebu Cehil:
"Vallahi, Bedir'e varmadan geri dönmeyeceğiz! Biz orada üç gün oturacağız.
Develer keseceğiz, yiyeceğiz, içeceğiz. Oyuncu kadınlar oynayacaklar, şarkılar söyleyecekler. Çevredeki Araplar bizi işitecekler, bundan sonra hep bizden korkup duracaklar! Yürüyünüz!" dedi.[47]
Kureyş ordusunun Ebu Cehil'e uyarak geri dönmeyip Bedir'e gittiklerini elçi Hedde'de yetişip Ebu Süfyan'a haber verdiği zaman, Ebu Süfyan:
"Vâh kavmime! Bu Amr b. Hişam'ın [Ebu Cehil] işidir!
Kendisinin geri dönmek istememesi, halka baş olmak içindir! Azgınlıktır!
Azgınlık ise, eksikliktir ve uğursuzluktur!" dedi.[48] 
Kureyş MüşrikLerinden AyrıLıp Geri DönenLer.:
Zühre Oğullarının müttefiki erin den Ahnes b. Şerik, Kureyş cemaatının Cuhfie'ciEbulundukları sırada.:
"Ey Zühre Oğulları! ALLAH sizin mallarınızı kurtardı.
Adamınız Mahreme b. Nevfel'i de kurtardı.
Siz onu ve malınızı korumak için yola çıkmıştınız.
Siz korkaklığı bana yükleyiniz, geri dönünüz!
İhtiyaç olmadıkça, sefere çıkmanızın size bir gerekliliği yoktur.
Siz onun [Ebu Cehil'in] sözüne bakmayınız!" dedi.
Bunun üzerine, Zühre Oğulları, Ahnes b. Şerikle birlikte döndüler. Zühre Oğullarından hiçbir kimse Bedir'de bulunmadı.
Çünkü, Ahnes b. Şerik, onların arasında sözü dinlenir bir kişi idi.[49] Diğer rivâyete göre; Ahnes b. Şerik, Zühre Oğullarına:
"MuhaMMed sizdendir, kızkardeşinizin oğludur.
Eğer o gerçekten peygamberse, siz onunla saadete erersiniz!
Eğer yalancı ise, onun hesabını sizden başkaları görsün!
Siz geri dönünüz!" demişti.
Zühre Oğulları:
"Geri dönmek için nasıl yapâlim?" diye sordular.
Ahnes b. Şerik:
"Biz Kureyş ile birlikte çıkarız, akşam olunca ben deveden düşerim. Size 'Haydi, hareket ediniz!1 dedikleri zaman, 'Ahnes'i yilân soktu! Biz onun yaşayacağını veya öleceğini öğrenmeden, ölürse kendisini gömmeden, adamımızdan ayrılamayız!1 dersiniz. Onlar hareket ettikleri zaman, geri döneriz" dedi.
Zühre Oğulları böyle yaptılar.[50]
Dönenlerin sayısı 100'dü veya 100'den biraz eksikti.
Adiyy b. Ka'b Oğulları da, Left seniyesinden, Merruz-Zahran'dan geri dönmüşlerdir.
Adiyy b. Ka'b Oğulları Mekke'ye dönünce, Ebu Süfyan onların yanına vardı ve.:
"Siz, kervanda da, seferde de bulunmadığınıza göre, nasıl geri döndünüz?" diye sordu.
Onlar da.:
"Sen Kureyş'in geri dönmesi için adam gönderdiğin zaman geri döndük!" dediler.[51]


MüşrikLerin Ordusunu DeveLer Kesip Doyuranlar.:

Müşriklerin ordusunu, aşağıda isimleri yazılı Kureyş eşrafından her gün birisi, develer keserek doyurdu:
Hâşim Oğullarından.:
1- Abbas b. Abdulmuttalib,
Abduşşems Oğullarından.:
2- Utbe b. Re bia,
Nevfel Oğullarından.:
3- Haris b. Âmir,
Esed Oğullarından.:
4- Hakîm b. Hizâm,
Abduddar Oğullarından.:
5- Nadr b. Haris,
Mahzum Oğullarından.:
6- Ebu Cehil Amr b. Hişam, Cumah Oğullarından.:
7- Ümeyye b. Halef,
Sehm Oğullarından.:
8- Nübeyh b. Haccac, Münebbih b. Haccac,
Âmir Oğullarından.:
9- Süheyl b. Amr.
Mahzum Oğullarından Ebu Cehil, Merru'z-Zahran'da 10 deve kesti.
Âmir Oğullarından Süheyl b. Amr, Kudeyd'de 10 deve kesti.
Abduşşems Oğullarından Şeybe b. Re bia, deniz sâhilinde yollarını şaşınp bir su başında oturduklarında, 9 deve kesti.
Utbe b. Re bia, Cuhfe'de 10 deve kesti.
Cumah Oğullarından Kays, Revha'da 9 deve kesti.
Kesenin ismi ve kestiği yer bilinmeyen bir kimse tarafından 10 deve kesildi.
Nevfel Oğullarından Haris b. Âmir 9 deve kesti.
Ebu'l-Bahterî, Bedir suyu başında 10 deve kesti.
Esed Oğullarından Nübeyh b. Haccac ile Münebbih b. Haccac'ın kestikleri develerin sayısı ve kestikleri yerin adı bilinmemektedir.[52]


Kureyş MüşrikLerinin Bedir'deki KarargâhLarı.:

Kureyş Müşrikleri ilerleyerek Bedir'de kum tepelerinin arkasında bulunan Yelyel Vâdisinin en uzak kıyısının içinde konakladılar.
Yelyel Vâdisi; Bedir ile kum tepeleri arasında olup, Kureyşflerin kondukları yer kum tepelerinin arkasında idi.
Bedir'deki su kuyuları da, Yelyel Vâdisinin Medine'ye daha yakın kıyısında bulunuyordu.[53] 
PEYGAMBERİMİZ Aleyhisselâmın Medine'den YoLa Çıkışı.:
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Ramazan Ayından 8 gece[54] veya 12 gece geçtikten sonra,[55] Cumartesi[56] veya Pazar günü,[57] Abdullah b. Ümmi Mektum'u Medine'de halka namaz kıldırmak üzere yerine vekil bırakarak,[58] Muhacir ve Ensar sahabileriyle birlikte yola çıktı.[59] Yola çıkan sahabilerin sayilân-rivâyete göre-310 küsur olup, onlardan.:
Hz. Osman, hasta olan zevcesine bakmak üzere, geri bırakıldı.
Ebu Lübâbe b. Abdulmünzir, Medine yönetimiyle görevlendirildi.
Âsim b. Adiyy, Medine'nin Âliye kısmında, Küba'da görevlendirildi.
Haris b. Hâtıb, Amr b. Avf Oğulları ile ilgilenmek üzere görevlendirildi.
5-6. Talha b. Ubeydullah ile Saîd b.Zeyd'e, Kureyş kervanını gözetleme görevi verildi. 7-8. Haris
b.Sımme ile Havvat b. Cübeyr, yolda hayvandan düşüp sakatlandıkları için geri çevrildiler.[60] Peygamberimiz Aleyhisselâm; beyaz sancağını Mus'ab b. Umeyr'e verdi.
İki siyah bayraktan Ukab adındakini Hz. Ali, öbürünü de Sa'd b. Muaz taşıyordu.[61] 


İslam MücahidLerinin Buku'da DurduruLup, YaşLarı Küçük OLanLarın Geri ÇeviriLişi.:

Peygamberimiz aleyhisselâm; Bedir Seferine çıkarken, Medine'den Mekke'ye giden dağ yolunu takip etti.[62]
Medine'ye 1 mil uzaklıkta bulunan, Medine evlerine bitişik Buyûtu's-Sukyâ'da, Ebu İnebe Kuyusu yanında mücahidleri durdurdu.
Yaşlarını küçük gördüğü:
1- Abdullah b. Ömer'i,
2- Üsâme b. Zeyd'i,
3- Rafi' b. Hadic'i,
4- Bera' b.Âzib'i,
5- Useyd b. Züheyr'i,
6- Zeyd b. Erkam'ı,
7- Zeyd b. Sâbit'i,
8- Umeyrb. Ebi Vakkas'ı oradan Medine'ye geri çevirdi.[63] Sa'd b. Ebi Vakkas derki.:
"Resûlullah Aleyhisselâmın küçüklerimizi geri çevirmesinden biraz önce, kardeşim Umeyr b. Ebi Vakkas'ı göze görünmemeye çalışırken gördüm:
“Kardeşim! Sana ne oldu?” dedim.
“Resûlullah Aleyhisselâmın beni küçük görüp geri çevirmesinden korkuyorum! Halbuki, ben seflere çıkmayı arzu ediyor, ALLAH'ın bana şehîdlik nâsib etmesini umuyorum!' dedi.
Kendisi Resûlullah'a arzedilince, küçük görüp, ona.:
'Sen geri dön!' buyurdu.
Umeyr ağlamaya başladı. Resûlullah Aleyhisselâm da, müsaade buyurdu. Umeyr'in kılıcı uzun, kendisi de boysuz olduğu için, kılıcını bağlayamamış, ben bağlamıştım. Bedir'de şehîd düştüğü zaman, 16 yaşlarında idi."[64]
ALLAH ondan razı olsun!
Hallad b. Amr Buyûtu's-Sukyâ'dan geceleyin ailesi yanına dönünce, babası Amr b. Cemuh:
"Siz gitmiştiniz, burada ne arıyorsun?!" dedi.
Hallad:
"Buku'da halk Resûlullah Aleyhisselâma arzolunuyor!" deyince, Amrb. Cemuh:
"Ne güzel! Ne hayırlı fal!
Vallahi, Kureyş Müşriklerine karşı zafere ve ganimete kavuşulacağını umarım!
Vaktiyle biz de bir gün bu yerimizden Huseyke'ye yürümüştük!" dedi.
Ensardan Abdullah b. Amr b. Haram da, Müslümanların böyle buku'da durdurulup gözden
geçirilerek yaşı küçük olanların geri çevrildiğini görünce, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına vardı:
"Yâ Rasûlallah! Senin bu yerde konaklamanı, ashabının orada durdurulup sana arzedilmesini, ben hayra yordum.
Biz de, vaktiyle bu yere, Selime Oğullarına inip adamlarımızı şuracıkta gözden geçirmiş, silâha dayanabileceklere müsaade etmiş, silâh taşımaktan aciz küçükleri geri çevirmiştik. Sonra da, Huseyke Yahudilerinin üzerine yürümüştük.
O zaman, onlar bizden daha kuvvetli ve kudretli oldukları halde, onları öldürmüştük.
Artık, öteki Yahudiler, nasıl istedikse, bize öylece boyun eğmişlerdi!
Yâ Rasûlallah! Umarım ki, biz de Kureyşlilerle karşılaşırsak, ALLAH senin gözünü aydın edecektir!" dedi.[65] 
Bedir Seferinde Nöbetleşe Binilen Develerle Atlar ve Teçhizât.:
İslâm mücahidlerinin Bedir Seferinde 70 develeri vardı.[66]
İki attan biri Mikdad b. Amr'a, diğeri Mersed b. Ebi Mersed'e aitti.
Develere ikişer, üçer, dörder kişi nöbetle binmekte idiler.[67]
1- Peygamberimiz Aleyhisselâm bir deveye Hz. Ali, Mersed b. Ebi Mersed veya Zeyd b. Hariseile nöbetle bindiler.[68]
Yürüme sırası Peygamberimiz Aleyhisselâma geldiği zaman:
"Yâ Rasûlallah! Sen bin! Biz senin yerine yürürüz!" derler, Peygamberimiz Aleyhisselâm ise.:
"Siz yürümekte benden daha güçlü değilsiniz!
Ecir ve mükâfat hususunda da, ben sizden daha müstağni, ihtiyaçsız değilim!" buyurdu.[69]
2- Hz. Hamza; Zeyd b. Harise ve Peygamberimiz Aleyhisselâmın azadlılarından Ebu Kebşe ve
Enese ile bir deveye,[70]
3- Ubeyde b. Haris, Tufeyl b. Haris ve Husayn b. Haris bir deveye,
4- Osman b. Maz'un, Kudame b. Maz'un, Abdullah b. Maz'un ve Sâib b. Osman bir deveye,[71]
5- Mıstarı b. Üsâse Ubeyde b. Hâris'in su taşıma devesine,
6- Afra1 Oğulları Muaz, Avfve Muavviz ve mevlâlan Ebu'l-Hamra bir deveye,
7- Übeyy b. Ka'b, Umâre b. Hazm, Harise b. Numan bir deveye,
8- Hıraş b. Sımme, Kutbe b. Âmir, Abdullah b. Amr b. Haram bir deveye,
9- Utbe b. Gazvan, Tuleyb b. Umeyr, Suveybit b. Hamnele, Utbe b. Gazvan'ın devesine,
10- Mus'ab b. Umeyr, Suveybit b. Sa'd b. Hureymile, Mes'ud b. Re bi1, Mus'ab'ın devesine,
11- Ammar b. Yâsir, Abdullah b. Mes'ud bir deveye,
12- Abdullah b. Ka'b, Ebu Davûd, Salît b. Kays, Abdullah b. Ka'b'ın devesine,
13- Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Abdurrahman b. Avf bir deveye,
14- Sa'd b. Muaz, kendisine ait su taşıma devesine, kendisi, kardeşi ve kardeşi Haris b. Evs'inoğlu
ve Haris b. Enes ile nöbetleşe,
15- Sa'd b.Zeyd, kendisine ait su taşıma devesine Seleme b. Selâme, Abbad b. Bişr, Rafi' b.
Yezid,
Haris b. Hazeme ile nöbetleşe binmekte idiler.
Sa'd b.Zeyd ve arkadaşlarının bir sa1 (1040 dirhem) hurmadan başka azıkları yoktu.[72]
Mücahidlerden 9 veya 6'sında zırh gömlek vardı.[73]
Sa'd b. Muaz, zırh gömlek yerine sırbna softan bir cübbe giyinmiş ve müşriklerle çarpışmaya öyle çıkmıştı.
Ölüm döşeğine düştüğü zaman, yanına çağırdığı kimselere.:
"Beni bu cübbeye sarıp defnediniz!
Çünkü, ben Bedir günü müşriklerle karşılaştığım zaman, üzerimdeki bu cübbe idi ve yalnız ona bürünmüş bulunuyordum" diye vasiyet etmişti.[74]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[1] Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 75, Râgıb, Müfredâtü'l-Kur’ÂN, s. 38, Yakût, M u'cem u'l -buldan, c. 1,s. 3 58.
[2] Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 75.
[3] Belâzurî'ye göre (Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 288).
[4] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 358.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/265.
[5] Enfâl: 7-8.
[6] Kamer 45.
[7] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 25, Taberî, Tefsir, c. 27, s. 108, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s.266, Beydâvî, Tefsir, c. 2, s. 439, Ebussuud.Tefsîr, c. 8, s. 174.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/265-266.
[8] Enfâl: 42.
[9] Enfâl: 5-6.
[10] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 288.
[11] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 482, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 20, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 189,İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 588, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 346.
[12] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1601-1602, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, t 6, s. 17.
[13] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 47, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 588.
[14] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 457, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 405, Ebu Dâvud,Sünen, c. 1, s. 161, İbn Abdilberr, İstiâb, t 4, s. 1965, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 408.
[15] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/266-268.
[16] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 27,28.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, Sire, c. 2, s. 257, Belâzurî, E nsâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 288, Taberî, Târîh, c. 2, s. 267, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 107, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 116, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 241, Zehebî, Megâzî, s. 31, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 256.
[18] İbn İshak, İbn Hişam, c. 257, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 28,İbnHazm, s. 107, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 116, İbn Seyyid.c.1 , s. 241, Zehebî s. 31, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 256, İbn Haldun, Târîh, c. 2,ks. 2, s. 19.
[19] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 257, İbn Hazm.s. 107, İbn Esîr, c.2, s. 116, İbn Seyyid, c. 1, s.241, Zehebî, Megâzî, s. 31 .
[20] Taberî, Târîh, c.2, s. 267, İbn Hazm,s.1O7, İbn Esîr, c. 2, s. 11 6, İbn Seyyid, c. 1, s. 241.
[21] İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 107, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 19.
[22] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 35, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 400, Buhârî, Sahih, c. 4, s.184-185, c. 5, s. 2, 3, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 203, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 258-259.
[23] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 28, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290.
[24] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.2, s. 258, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 28, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s. 290.
[25] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 28, Belâzurî, E nsâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 258, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 28, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s. 290.
[27] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 28, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290.
[28] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 258, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 242, Zehebî,Megâzî, s. 31, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 257.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/268-270.
[29] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 258-260, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 29-30, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-Kübrâ, c. 8, s. 43-44, Taberî, Târîh,c.2,s.270,271,Hâkim,Müstedrek,c.3, s. 19, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 116-117, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 242-243, Zehebî, Megâzî, s. 53-54, Ebu'lFidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 257.
[30] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/270-273.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2,s. 260-261, Taberî, Târih, c. 2, s. 271-272, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 117-118, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 243-244, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 257-258.
[32] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 400, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 1 84-1 85, c. 5, s. 3, Zehebî,Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 203, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 258-259.
[33] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 31-33.
[34] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 39, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 32, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 118, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 260.
[35] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 39, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290, İbn Esîr, c. 2, s. 118, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 260.
[36] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 39, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290, İbn Esîr, c. 1, s. 118.
[37] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 32, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 260.
[38] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 39, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290, İbn Esîr, c. 2, s. 118, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 260.
[39] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 39, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290.
[40] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 39, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 290, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 32.
[41] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 32, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 260.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/273-275.
[42] Vâkıdî, Megâzî.c.1, s. 35,İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 467.
[43] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/276.
[44] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 41, 42, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 291.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/276-277.
[45] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 270, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 42, Belâzuıf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 292, Taberî, Târîh, c. 2, s. 275-276, İ bn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 121, İ bn Seyyid, Uyûnu 'l-ese r, c. 1 , s. 2 50, Ebu 'I-F idâ, eI-Bid âye ve'n-nih âye, c. 3, s. 265 -266.
[46] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 42-43.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/278-279.
[47] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre.c.2, s. 270, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 43, 44, Taben, Târih, c. 2, s.276.
[48] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 43.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/279-280.
[49] İbn İsfıak.İbnHişam, Sîre.c.2, s. 271, Vâkıdî, c. 1,s.44,İbn Sa'd, c. 2, s. 14.
[50] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 4 4-45, İ bn Sa'd, Taba kâtül-kübrâ, c. 2, s. 14.
[51] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 45, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 14.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/280-281.
[52] Vâkidr, Megâzî, c. 1, s. 1 44-1 45, İbn Habto, Kitâbu'l-muhabber, s. 161,162, İbn Seyyid,Uvûnu'l-eser, c. 1, s. 249, 250.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/281-282.
[53] İbrı İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 271, Taberî, Târih, c. 2, s. 276, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 266.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/282.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 263.
[55] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 23, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 12, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.288.
[56] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 12, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1,s.288.
[57] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 12.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 263.
[59] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 12.
[60] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 12, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 289, Ta ben, TârfVı, c. 2, s.296, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 245,246.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 263, İbn Seyvid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 246, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 260.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/283.
[62] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 264.
[63] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 21, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 288.
[64] Vâkidf, Megâzî, c.1, s. 21, İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 149-150, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s.36.
[65] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 22-23.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/284-285.
[66] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 264, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 26, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 12, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 289.
[67] Vâkidi, Megâzi, c. 1, s. 2 6, İ bn Sa'd, Tab akât, c. 2, s. 12, Bel âzurf, E nsâbu'l-eşrâ f, c. 1, s.28 9.
[68] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 264, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s. 24, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s.12, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 289.
[69] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 21, Ahmed b.Hanbel, Müsned.c.1, s. 422.
[70] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 264, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 24, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 289.
[71] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 24-27, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 289.
[72] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 24.
[73] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 371.
[74] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 610.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/285-287.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »



MücahidLerin SayıLıp Peygamberimiz Aleyhisselâma TekmiL VeriLişi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Ebu İnebe Kuyusu yanında, Kays b. Ebi Sa'saa'yı yayalar (piyadeler) üzerine çavuş tâyin etti ve Müslümanların sayılmasını ona emir buyurdu.
O da onları orada durdurup saydı ve Resûlullah Aleyhisselâma tekmil haberi verdi:[75] 

MUHACİRLERDEN OLANLAR.:

Hâşim ve Muttalib Oğullarından.:
1- Hz. MuhaMMed Aleyhisselâm,
2- Hz. Hamza b. Abdulmuttalib,
3- Hz. Ali b. Ebi Talib,
4- Peygamber Aleyhisselâmın azadlısı ve evlatlığı Zeyd b. Harise,
5- Peygamber Aleyhisselâmının azadlısı Enese,
6- Peygamberimiz Aleyhisselâmın azadlısı Ebu Kebşe,
7- Ebu Mersed Kennaz b. Husayn,
8- Mersed b. Ebi Mersed,
9- Ubeyde b. Haris,
10- Tufeyl b. Haris,
11- Husayn b. Haris,
12- Mıstarı Avf b. Üsâse.

Abduşşems Oğullarından.:
13- Hz. Osman b. Affan,
14- Ebu Huzeyfe Mihşem (Müheşşim) b. Utbe,
15- Sâlim (Ebu Huzeyfe'nin mevlâsı; azadlısı),
16- Subeyh (Ebu'l-Âs b. Ümeyye'nin azadlısı).

Abduşşems ve Esed Oğullarının müttefiklerinden.:
17- Abdullah b. Cahş,
18- Ükkâşe b. Mıhsan,
19- Süca' b. Vehb,
20- Ukbe b. Vehb,
21- Yezid b. Rukayş,
22- Ebu Sinan b. Mıhsan,
23- Sinan b. Ebi Sinan,
24- Muhriz b. Nadla,
25- Rebia b. Eksem,

Kebir Oğullarının müttefiklerinden.:
26- Sakf b. Amr,
27- Mâlik b. Amr,
28- Müdlic (Midlac) b. Amr,
29- Ebu Mahşiyy Süveyd b. Mahşiyy.

Nevfel Oğullarından.:
30- Utbe b. Gazvan,
31- Habbab (Utbe b. Gazvan'ın azadlısı)

Esed Oğullarından.:
32- Zübeyr b. Avvam,
33- Hâtıb b. Ebi Beltea,
34- Sa'd (Hâtib b. Ebi Beltea'nın azadlısı).

Abduddar Oğullarından.:
35- Mus'ab b. Umeyr,
36- Suveybıt b. Sa'd b. Hureymile.

Zühre Oğullarından.:
37- Abdurrahman b. Avf,
38- Sa'd b. Ebi Vakkas,
39- Umeyr b. Ebi Vakkas.

Zühre Oğullarının Müttefiklerinden.:
40- Mikdad b. Amr,
41- Abdullah b. Mes'ud,
42- Mes'ud b. Re bi1,
43- Züşşimaleyn Umeyr,
44- Habbab b. Enet.

Teym Oğullarından.:
45- Hz. Ebu Bekir, Abdullah b. Atik b. Osman,
46- Bilâl b. Re bah (Hz. Ebu Bekir'in azadlısı),
47- Âmir b. Füheyre (Hz. Ebu Bekir'in azadlısı),
48- Suheyb b. Sinan (Abdullah b. Cüd'an'ın azadlısı)
49- Talha b. Ubeydullah.

Mahzum Oğullarından.:
50- Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed,
51- Şemmas b. Osman,
52- Erkam b. Ebi'l-Erkam,
53- Ammarb. Yâsir,
54- Muattib b. Avf,

Adiyy Oğulları ve müttefiklerinden.:
55- Hz. Ömerb. Hattab,
56- Zeydb.Hattab,
57- Mıhca' (Hz. Ömer'in azadlısı),
58- Amr b. Süraka,
59- Abdullah b. Süraka,
60- Vâkıd b. Abdullah,
61- Havlîb. Ebi Havlî,
62- Mâlik b. Ebi Havlî,
63- Âmir b. Re bia,
64- Âmir b. Bükeyr,
65- Âkil b. Bükeyr,
66- Halid b. Bükeyr,
67- İyas b. Bükeyr,
68- Saîd b. Zeyd (Hz. Ömer'in eniştesi).

Cumah Oğulları ve müttefiklerinden.:
69- Osman b. Maz'un,
70- Kudâme b. Maz'un,
71- Abdullah b. Maz'un,
72- Sâib b. Osman b. Maz'un,
73- Ma'mer b. Haris.

Sehm Oğullarından.:
74- Huneys b. Huzafe.

Âmir Oğullarından.:
75- Ebu Sebre b. Ebi Rühm,
76- Abdullah b. Mahreme,
77- Abdullah b. Süheyl,
78- Umeyr b. Avf (Süheyl b. Avf m azadlısı),
79- Sa'd b. Havle.

Haris Oğullarından.:
80- Ebu Ubeyde Âmir b. Abdullah b. Cerrah,
81- Amr b. Haris,
82- Süheyl b. Vehb (Beyzâ),
83- Safvan b. Vehb (Beyzâ),
84- Amr b. Ebi Şerh,[76]
85- İyaz b.Züheyr,
86- Ma'mer b. Ebi Şerh,
87- Amr b. Ebi Şerh.[77] 

BEDİR SEFERİNE KATILAN ENSAR MÜCAHİDLERİ.: 

EVS KABİLESİ’nden.:

Abduleşhel Oğullarından.:
1- Sa'd b. Muaz,
2- Amr b. Muaz,
3- Haris b. Evs,
4- Haris b. Enes.

Ubeyd b. Ka'b Oğulları ve Müttefiklerinden.:
5- Sa'd b.Zeyd.

Zeûrâ Oğullarından.:
6-Seleme b. Selâme,
7- Abbad b. Bişr,
8- Seleme b. Sabit,
9- Rafi'b.Yezid,
10- Haris b. Hazeme,
11- MuhaMMed b. Mesleme,
12- Seleme b. Eşlem,
13- Ebu'l-Heysem b. Teyyihan,
14- Ubeyd (Atîk) b. Teyyihan,
15- Abdullah b. Sehl.

Zafer (Ka'b) Oğullarından.:
16- Katâde b. Numan,
17- Ubeyd b. Evs.

Ubeyd b. Rizâh Oğulları ve müttefiklerinden:
18- Nasr b. Haris,
19- Muattib b. Ubeyd,
20- Abdullah b. Târik.

Harise Oğulları ve müttefiklerinden.:
21- Mes'ud b. Abdi Sa'd,
22- Ebu Abs b. Cebr,
23- Ebu Bürde b. Niyar (Hâni1).

Amr Oğullarından.:
24- Âsim b. Sabit,
25- Muattib b. Kuşeyr,
26- Ebu Müleyl b. Ez'ar,
27- Amr (Umeyr) b. Ma'bed,
28- Sehl b. Huneyf,

Ümeyye Oğullarından.:
29- Mübeşşir b. Abdulmünzir,
30- Rifâa b. Abdulmünzir,
31- Uveym b. Sâide,
32- Rafi1 b. Uncede,
33- Ubeyd b. Ebi Ubeyd,
34- Sale be b. Hâtıb,
35- Ebu Lübabe Beşir b. Abdulmünzir,
36- Haris b. Hâtıb,
37- Sa'd b. Ubeyd.

Ubeyd Oğulları ve müttefiklerinden.:
38- Üneys b. Katâde,
39- Ma'n b. Adiyy,
40- Sabit b. Aknem (Erkam),
41- Zeyd b. Eşlem,
42- Rib'î b. Râfi1,
43- Âsim b. Adiyy.

Sa'le be Oğullarından.:
44- Abdullah b. Cübeyr,
45- Âsim b. Kays,
46- Ebu Dayyah b. Sabit,
47- Ebu Habbe b. Sabit,
48- Sâlim b. Umeyr,
49- Haris b. Numan,
50- Havvat b. Cübeyr.

Cahcaba Oğulları ve Müttefiklerinden.:
51- Münzir b. MuhaMMed,
52- Ebu Akîl b. Abdullah.

Ganm Oğullarından.:
53- Sa'd b. Hayseme,
54- Münzir b. Kudâme,
55- Mâlik b. Kudâme,
56- Haris b. Arîece,
57- Temim (Sa'd b. Hayseme'nin azadlısı).

Muaviye Oğulları ve Müttefiklerinden.:
58- Cebr (Câbir) b. Atîk,
59- Mâlik b. Sabit b. Nümeyle,
60- Numan b. Asar.[78] 

HAZREC KABİLESİnden.:

İmriu'l-Kays Oğullarından.:
1- Hârice b. Zeyd,
2- Sa'd b. Re bi',
3- Abdullah b. Revâha,
4- Hallad b. Süveyd.

Zeyd Oğullarından.:
5- Beşirb. Sa'd,
6- Simâkb. Sa'd.

Adiyy Oğullarından.:
7- Sübey' b. Kays,
8- Abdullah b. Kays,
9- Abbad b. Kays.

Ahmer Oğullarından.:
10- Yezid b. Haris.

Cüşem Oğullarından.:
11- Hubeybb. İsaf (Yesaf),
12- Abdullah b.Zeyd,
13- Hureyş b. Zeyd,
14- Süfyan b. Beşr (Nesr),

Cidâre Oğullarından.:
15- Temim b. Yi ar,
16- Abdullah b. Umeyr,
17- Zeyd b. Müzeyyen,
18- Abdullah b. Urfuta.

Hudre Oğullarından.:
19- Abdullah b. Re bi'.

Avf b. Hazrec (Hublâ) Oğullarından.:
20- Abdullah b. Abdullah b. Übeyy b. Selûl,
21- Evs b. Havlî.

Cez' b. Adiyy Oğullarından ve Müttefiklerinden.:
22- Zeyd b. Vedia,
23- Ukbe b. Vehb,
24- Rifâa b. Amr,
25- Âmir(Amr) b. Seleme,
26- Ebu Humeyde Ma'bed b. Abbad (Ubâde),
27- Âmir b. Bükeyr (Âsim b. Ekber).

Sâlim Oğullarından.:
28- Nevfel b. Abdullah b. Kavkal.

Asram Oğullarından.:
29- Ubâde b. Samit,
30- Evs b. Samit.

Da'd Oğullarından.:
31- Numan b. Mâlik.

Kuryuş Oğullarından.:
32- Sabit b. Hezzal.

Merdaha Oğullarından.:
33- Mâlik b. Duhşum.

Levzan Oğulları ve Müttefiklerinden:
34- Re bi' b. İyas,
35- Varaka b. İyas,
36- Amr b. İyas,
37- Mücezzir b. Ziyâd,
38- Ubâde b. Haşhaş,
39- Nehhab (Bahhas) b. Sale be,
40- Abdullah b. Sa'le be,
41- Utbe b. Re bia.

Sâide Oğullarından.:
42- Ebu Dücâne Simâk b. Haneşe,
43- Münzir b. Amr.

Bediyy b. Âmir Oğulları ve Müttefiklerinden:
44- Ebu Useyd Mâlik b. Re bia,
45- Mâlik b. Mes'ud.

Tarif Oğulları ve müttefiklerinden.:
46- Abdi RABBih b. Hakk,
47- Ka'b b. Hımar (Cemmaz),
48- Damrâ b. Amr(Bişr),
49- Ziyâd b. Amr,50- Besbes b. Amr,
51- Abdullah b.Âmir.

Cüşem Oğullarından.:
52- Hıraş b. Sımme,
53- Hubab b. Münzir,
54- Umeyr b. Humam,
55- Temim (Hıraş b. Sımme'nin azadlısı),
56- Abdullah b. Amr b. Haram,
57- Muaz b. Amr,
58- Mes'ud b. Amr,
59- Halladb.Amr,
60- Ukbe (Utbe) b.Âmir,
61- Habib b. Esved (bu ailenin azadlılan),
62- Sabit b. Sa'le be (Ciz1),
63- Umeyr b. Haris..

Ubeyd Oğulları ve Müttefiklerinden.:
64- Bişrb. Berâ' b. Ma'rur,
65- Tufeyl b. Mâlik,
66- Tufeyl b. Numan,
67- Sinan b. Sayfı,
68- Abdullah b. Cedd,
69- Utbe b. Abdullah,
70- Cebbar b. Sahr b. Ümeyye,
71- Hârice b. Humeyr,
72- Abdullah b. Humeyr.

Hunas Oğullarından.:
73- Yezid b. Münzir,
74- Ma'kıl b. Münzir,
75- Abdullah b. Numan,
76- Dahhâk b. Harise,
77- Sevad b. Zurayk (Rizn),
78- Ma'bed b. Kays,
79- Abdullah b. Kays.

Numan Oğullarından.:
80- Abdullah b. Abdi Menaf,
81- Câbirb. Abdullah,
82- Cüleyde b. Kays,
83- Numan b. Sinan (Yesar) (bu ailenin azadlılan dır).

Sevad Oğullarından.:
84- Ebu'l-Münzir Yezid b. Âmir,
85- Süleym b. Amr,
86- Kutbe b.Âmir,
87- Antere (Süleym b. Amr'ın azadlısıdır).

Adiyy b. Nâbi Oğullarından.:
88- Abs b.Âmir,
89- Sa'le be b. Ganeme,
90- Ebu'l-Yeser Ka'b b. Amr,
91- Sehl b. Kays,
92- Amr b. Talk,
93- Muaz b. Cebel.

Zurayk Oğullarından.:
94- Kays b. Mıhsan (Hısn),
95- Ebu Halid Haris b. Kays,
96- Cübeyrb. İyas,
97- Ebu Ubâde Sa'd b. Osman,
98-Ukbe b. Osman,
99- Zekvan b. Abdi Kays,
100- Mes'ud b. Halde.

Halid Oğullarından.:
101- Abbas b. Kays.

Halde Oğullarından.:
102- Es'ad b. Yezid,
103- Fâke b. Bişr(Büsrb. Fâke),
104- Muaz b. Mâıs,
105- Âiz b. Mâıs,
106- Mes'udb.Sa'd.

Adan Oğullarından.:
107- Rifâa b. Râfi1,
108- Hallad b. Râfi1,
109- Ubeydb. Zeyd.

Beyaza Oğullarından.:
110- Ziyâd b. Le bid,
111- Ferve b. Amr,
112- Halidb.Kays,
113- Rüceyle (Ruhayle) b. Sale be,
114- Atıyye b. Nüveyne,
115- Huleyfe (Uleyfe) b. Adiyy.

Habib Oğulları ndan.:
116- Râfi1 b. Muallâ.

Neccar Oğullarından.:
117- Ebu Eyyub Halid b.Zeyd.

Üseyre Oğullarından.:
118- Sabit b. Halid.

Amr Oğullarından.:
119- Umâre b. Hazm,
120- Sürâka b. Ka'b.

Ubeyd b. Sa'le be Oğullarından.:
121- Harise b. Numan,
122- Süleym b. Kays.

Âiz Oğulları ve Müttefiklerinden.:
123- Süheyl b. Râfi1,
124- Adiyy b.Zağbâ.

Zeyd Oğullarından.:
125- Mes'ud b. Evs,
126- Ebu Huzeyme b. Evs,
127- Râfi1 b. Haris.

Sevad Oğulları ve Müttefiklerinden.:
128- Avfb. Haris,
129- Muavviz b. Haris,
130- Muaz b. Haris,
131- Numan (Nuayman) b. Amr,
132- Âmir b. Muhalled,
133- Abdullah b. Kays,
134- Usayma,
135- Vedia b. Amr,
136- Sabit b. Amr,
137- Ebul-Hamra1 (Haris b. Afrâ'nın veya Rifâa'nın azadlısıdır).

Âmir b. Mâlik Oğullarından.:
138- Sa'le be b. Amr,
139- Seril b.Atîk,
140- Haris b. Sımme (Revhâ'da deveden düşüp sakatlanmış, geri dönmüştür).

Amr b. Mâlik Oğulları ndan.:
141- Übeyyb. Ka'b,
142- Enes b. Muaz.

Adiyy b. Amr Oğullarından.:
143- Evs b. Sabit,
144- Ebu'ş-Şayh Übeyy b. Sabit,
145- 145- Ebu Talha Zeyd b.Sehl.

Adiyy b. Neccar Oğulları ndan.:
146- Amr b. Sa'le be,
147- Salîtb. Kays,
148- Ebu Salît Üseyre b. Amr,
149- Amr Ebu Hârice b. Kays,
150- Sabit b. Hansa,
151- Âmir b. Ümeyye,
152- Muhriz b.Âmir,
153- Sevad b. Gaziyye.

Haram b. Cündüb Oğullarından.:
154- Ebu Zeyd Kays b. Seken,
155- Ebu AVer b. Haris (Haris b. Zâlim),
156- Süleym b. Milhan,
157- Haram b. Milhan.

Mazin b. Neccar Oğulları ve Müttefikien'nden.:
158- Kays b. Ebi Sa'saa,
159- Abdullah b. Ka'b,
160- Usayma.

Hansa b. Mebzul Oğulları ndan.:
161- Ebu Davûd Umeyr b. Âmir,
162- Sürâka b. Amr.

Sa'le be b. Mazin Oğulları ndan.:
163- Kays b. Muhalled.

Dinar b. Neccar Oğullarından.:
164- Numan b. Abdi Amr,
165- Dahhâkb. Abdi Amr,
166- Süleym b. Haris,
167- Câbirb. Halid,
168- Sa'd b. Süheyl.

Kays Oğullarından.:
169- Ka'b b.Zeyd,
170- Büceyr b. Ebi Büceyr.[79] Adan Oğullarından.:
171- Itbanb. Mâlik,
172- Müleyl b. Vebere,
173- Isma b. Husayn,

Bunlardan başka, Güşem Oğullarından.:
174- Hilâl b. Muallâ'nın da, Bedir Seferine katıldığı rivâyet edilir.[80]

Peygamberimiz Aleyhisselâmın Mücahidler Hakkındaki DUÂsı.:
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Buyûtu's-Sukyâ'dan ayrıldıkları sırada mücahidlerin haline baktı da.:
"ALLAH'ım! Onlar yayadırlar! SEN onları bindir!
Onlar çıplaktırlar! SEN, onları giyindir!
ALLAH'ım! Onlar açtırlar! SEN onları doyur!"
diyerek DUÂ etti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm'ın DUÂsı, BeDiR ZaFeRiyle kabul buyurulmuş oldu.[81]


*
**
****


DiP NOTLAR.:



[75] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 75, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28.
[76] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/25-27.
[77] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 285, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 172, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 27, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293.
[78] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373.
[79] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 285-286, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 172, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 27, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 106.
[80] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 285.
[81] İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 4, s. 285, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 172, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 27, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 106.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim Hubeyb b. Yesaf (İsaf)'ın Müslüman OLarak Bedir Seferine KatıLışı.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm Buyûtu's-Sukyâ'dan kalkıp Akîk Vâdisine vardı. Orada,
Medinelilerden Hubeyb b. Yesaf (İsaf) ile Kays b. Muharriş gelip Peygamberimiz Aleyhisselâma yetiştiler.
Hubeyb çok cesaretli, cenkçi bir adamdı.
Her ikisi de henüz Müslüman olmamışlardı, kendi dinlerinde bulunuyorlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hubeyb'i-miğferiyle yüzünü saklamış olmasına rağmen-tanıdı.
Sa'd b. Muaz'a dönerek.: "Sağında giden, Hubeyb b. Yesaf (İsaf) değil mi?" diye sordu.
Sa'd b. Muaz.: "Evet!" dedi.
Hubeyb gelip Peygamberimiz Aleyhisselâmın devesinin yularından tuttu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hubeyb ile Kays b. Muharris'e.: "Siz bizimle mi yola çıktınız?" diye sordu.
Onlar.: "Sen bizim kızkardeşimizin oğlusun ve komşumuzsun!
Biz, kavmimizle birlikte, ganimet için çıktık.[82]
Hem biz, kavmimizin bulunduğu bir savaşta bulunmayışımızdan da utanırız" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, onlara.: "Siz Müslüman oldunuz mu?" diye sordu.
Onlar.: "Hayır!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.: "Biz, müşriklere karşı, müşriklerden yardım istemeyiz!" buyurdu.[83]
Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselâm Bedir'e doğru yola çıkıp Harretü'lVebere'ye varınca, bir adam (Hubeyb b. Yesaf [İsaf]) gelip yetişti ki, kendisi güçlülüğü ve cesaretiyle tanınırdı. Ashab, onu gördükleri zaman, sevindiler.
Hubeyb, Peygamberimiz Aleyhisselâma.:
"Sana tâbi olmak, senin yanında bulunup elde edilecek ganimetten yararlanmak için geldim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.: "Sen ALLAH'a ve Resûlü’ne imân ediyor musun?" diye sordu.
Hubeyb: "Hayır!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.: "Öyleyse geri dön! Ben asla bir müşrikten yardım alamam!" buyurdu.
Hubeyb geri döndü.
Sonra, bir ağacın yanında, Peygamberimiz Aleyhisselâma tekrar gelip yetişti ve ilk defâ söylemiş olduğu sözü söyledi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.: "Sen ALLAH'a ve Resûlü’ne imân ediyor musun?" diye tekrar sordu.
Hubeyb.: "Hayır!" dedi.
"Öyleyse geri dön! Ben bir müşrikin bana yardım etmesini istemem!" buyurdu.
Hubeyb geri döndü.
Peygamberimiz Aleyhisselâm'ın Beyda'da bulunduğu sırada ona tekrar yetişti ve ilk defâ söylemiş olduğu sözünü tekrarladı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, yine ona.: "Sen ALLAH'a ve Resûlü’ne imân ediyor musun?" diye sordu.
Hubeyb.: "Evet!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm.: "Öyleyse, bizimle birlikte yürü, git!" buyurdu.[84]
ALLAH ondan razı olsun![85]

Resim Bedir'e Giderken UğranıLan, Durulan YerLer.:

1- Peygamberimiz Aleyhisselâm; Medine'den Mekke'ye doğru giden dağ içindeki yolu takip ederek Akîk'e vandı.[86]
2- Akîkten İbn Ezher Deresine kadar da, ıssız yollardan gitti.
İbn Ezher deresinde bir ağacın altına indi.
Hz. Ebu Bekir, kalkıp taşlarla küçük bir mescid yaptı.
Mescidin içinde Peygamberimiz Aleyhisselâm la birlikte namaz kıldı.
Pazartesi sabahına kadar orada kaldılar.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, İbn Ezher Deresinden kalkıp.[87]
3- Zü'l-huleyfie'ye, Zü'l-huleyfe'den sonra,
4- Zâtü'l-ceyş'e, Zatü'l-ceyş'ten sonra,
5- Türban'a vardı. Turhan'dan sonra,
6- Melel'e, Melel'den sonra,
7- Merereyn'den olan Gamîsü'l-hamam'a, Gamîsü'l-hamam'dan sonra,
8- Suhayratü'l-yemam'a, Suhayratü'l-yemam'dan sonra,
9- Seyyâle'ye, Seyyale'den sonra,
10- Feccü'r-revhâ'ya, Feccü'r-revhâ'dan sonra,
11- Senûkeye uğradı ki, mutedil yoldur. Nihâyet,
12- Irku'z-zabya'ya vardı. Sonra,
13- Secsec'e indi ki, burası Revhâ Kuyusudur.
Sonra, Secsec'den ayrıldı.
14- Munsarafa vardı, Munsaraf'a varınca,
15- Mekke yolunu solda bırakarak sağ taraftan, Naziye üzerinden Bedir'e doğru gitmeye devametti.
16- Naziye ile Mazîk-ı Safra arasındaki Ruhkan Vâdisini geçti.
17- Mazîk'a vardı. Mazîktan sonra,
18- Safra yakınına vardı.
Orada bulunduğu sırada Cühenilerden Besbes ile Adiyy b. Ebi'z-Zağba'yı; Ebu Süfyan b. Harb ve başkaları hakkında edinecekleri haberleri getirsinler diye Bedir'e gönderdi.
19- İki dağ arasında bir köy olan Saffa'ya varınca, Safra'yı solda bırakarak,
20- Sağ taraftan Zefiran Vâdisine doğru ilerledi.
21- Zefiran Vâdisini geçtikten sonra, konakladı.[88]

Resim Besbes'le Adiyy'in Bedir'e Uğradıklarını AnLayan Ebu Süfyan'ın Kureyş Ticaret Kervanını Bedir'den Deniz SâhiLine Kaçırışı.:

Besbes b. Atmr ile Adiyy b. Ebi'z-Zağba Bedir'e gelip develerini suya yakın bir tepeciğe ıhdındıktan sonra, suyun başına vardılar. Kırbalarına su doldurdular.
O sırada, Cühenîlerden Mecdi b. Amr da su başında bulunuyordu. Su başına gelen kadınlardan ikisinin, aralarındaki bir borç ilişkisini konuşurken, borçlu olanın arkadaşına:
"Yarın ya da yarından sonra kafile gelir ve ben onlara iş görür, senin alacağın olan borcumu sana o zaman öderim!" dediğini, Mecdi'nin de bunu "Doğru söylüyorsun!" diyerek doğruladığını işittiler.[89] İşittiklerini gelip Peygamberimiz Aleyhisselâma haber verdiler.[90] Ebu Süfyan, kervandan önce, suyun başına geldi.[91]
Orada gördüğü Mecdi b. Amr'a: "MuhaMMed'in gözcülerinden herhangi birini gördün mü?
Vallahi, Mekke'de yarım ukıyyesi (20 dirhemi) olup da onu bizimle ticarete sürmeyen kadın erkek hiçbir Kureyşî kalmamıştır.
Eğer sen düşmanımız hakkında birşey saklayacak olursan, denizler kıl parçasını ıslatmaya devam ettiği müddetçe, Kureyşilerden hiçbir kimse seninle barışmaz!" dedi.
Mecdi.: "Vallahi, seninle Yesrib arasında bir düşman yoktur!
Ben hoşlanmadığım, şüphelendiğim hiçbir kimse görmedim.
Eğer seninle Yesrib arasında bir düşman olsaydı, onu sana açıklamak bizi asla korkutmazdı. Onu senden saklamazdım.[92]
Ben tanımadığım hiç kimse görmedim. Anca, iki binitli kişi gördüm ki, onlar şu tepeciğe hayvanlarını ıhdırdıktan sonra, eski su kırbalarıyla gelip su aldılar ve gittiler." dedi.
Ebu Süfyan onların develerini ıhdırdıkları yere varıp develerin kığılarından aldı ve onu ezdi. Bir de baktı ki, onda hurma çekirdeği var!
"Bu Vallahi Medine yemleridir!" dedi.[93]
Hemen arkadaşlarının yanına dönüp kervanın yönünü Bedir Yolundan çevirdi. Bedirl solunda bırakarak sâhile doğru hızla ilerledi.[94]

Resim Kureyş Ordusunun KervanLarını Korumak Üzere GeLmekte OLduğu Haberi Üzerine, Durumun Ashab iLe KonuşuLuşu.:

Kureyş Müşriklerinin kervanlarını korumak üzere gelmekte oldukları haberi alınınca,
Peygamberimiz Aleyhisselâm durumu ashabına duyurdu[95] ve Müslümanları müşriklerle çarpışmaya hazırlamak istedi.:[96]
"ALLAHu zü’L- CELÂL, iki tâifeden birisini bana va'd etti: ya kervan, ya Kureyş Ordusu! Kureyş Ordusu Mekke'den çıkmış, size doğru geliyor! Ne dersiniz? Size kervan mı, yoksa Kureyş Ordusu mu daha iyidir?" diye sordu.
"Hayır! Bize düşmanı karşılamaktan ise, kervanın üzerine düşmek daha iyidir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâmın yüzünün rengi değişti ve.:
"Kureyş Ordusu Mekke'den çıkmış, size doğru geliyor!
Ne dersiniz? Size kervan mı, yoksa Kuneyş ordusu mu daha iyidir?" diyerek, sorusunu tekrarladı ve.:
"Kervan deniz sâhiline doğru geçti, gitti! Şu Ebu Cehil ise, üzerinize geliyor!" buyurdu.
"Yâ Rasûlallah! Sen kervana bak! Düşmanı bırak!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm kızdı, ayağa kalktı.[97]
Bunun üzerine, önce Hz. Ebu Bekir, sonra da Hz. Ömer, kalkıp güzel sözler söylediler.[98]
Sonra, Mikdad b. Amr kalktı ve.:
"Yâ Rasûlallah! ALLAH'ın emrettiği şeyi yerine getir! Biz senin yanındayız!
Vallahi, biz sana, İsrâil Oğullarının Musâ Aleyhisselâma dediği gibi.: “Sen ve RABBin gidip savaşın! Biz muhakkak burada oturucuyuz!” demeyiz.
Fakat.: “Sen ve RABBin gidip savaşın! Biz de sizinle birlikte savaşıcılarız!” deriz.
Seni Hak Din ve Kitabla Peygamber gönderen ALLAH'a yemin ederiz ki, sen bizi Birkü'l-Gımad'a kadar yürütecek olsan, oraya varıncaya kadar seninle birlikte gider, senin önünde savaşırız!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.: "Hayra eresin!" diyerek onun için hayır diledi.[99]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ensarı da konuşturmak isteyerek:
"Ey insanlar! Siz de bana görüşünüzü açıklayınız!" buyurdu.[100]
Çünkü, onların sayılan çoktu. Akabe'de Peygamberimiz Aleyhisselâmla yaptıkları bey'atta.:
"Yâ Rasûlallah! Sen bizim diyarımıza gelinceye kadar, biz senin himâyenden uzağız.
Bize gelip kavuştuğun zaman, bizim himâyemizdesin. Çocuklarımızı ve kadınlarımızı koruyup savunduğumuz şeylerden seni de korur ve savunuruz!" diye taahhüdde bulunmuşlardı.
Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ensarın Medine dışında düşmanla savaşmak istemeyeceklerinden endişe ediyordu.
Çünkü, onlar Peygamberimiz Aleyhisselâmı ancak Medine içinde koruyacaklarına, savunacaklarına söz vermiş bulunuyorlardı.[101]
Muaz b. Cebel.:
"Yâ Rasûlallah! Sen galiba bizi konuşturmak istiyorsun gibi?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Evet!" buyurdu.
Bunun üzerine, Sa'd b. Muaz.:
"Biz sana imân etmiş, seni doğrulamış, bize getirdiklerinin hak ve gerçekliğine şehâdet getirmiş, bu yolda dinlemek ve itaat etmek üzere sana kesin sözler de vermiş bulunuyoruz!
Yâ Rasûlallah! Sen, istediğini yap! Seni Hak Peygamber gönderen ALLAH'a yemin ederim ki, sen bize şu denizi gösterip dalsan, seninle birlikte biz de dalarız, içimizden hiç kimse geri kalmaz!
Senin yarın bizi düşmanımızla karşılaştırmandan da hoşnutsuzluk göstermeyiz.
Savaşta sabır ve sebat göstermek, düşmanla karşılaşınca da sadakatten ayrılmamak, bizim şlarımızdır.
Umulur ki, ALLAH, sana bizden, gözünü aydın edecek şeyler gösterecektir!
Yürüt bizi ALLAH'ın bereketine doğru!." dedi.
Sa'd b. Muaz'ın sözleri Peygamberimiz Aleyhisselâmı sevindirdi, neşelendirdi ve.:
"Haydi, yürüyünüz ALLAH'ın bereketine doğru!
Size müjdelerim ki; ALLAH, bana iki tâifenin birini va'd buyurdu.
Vallahi, şu anda, sanki o kavmin vurulup düşecekleri yerlere bakıyor gibiyim!" buyurdu.[102]

Resim Kureyş MüşrikLeri Hakkında Süfyan-ı Damrî'den BiLgi Alınışı.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Zefiran'dan ayrılıp,
21- Esâfir diye anılan sarp yokuşlara doğru ilerledi. Oralardan da, 22- Debbe diye anılan bir beldeye indi.
23- Dağlar gibi büyük kum tepeleri olan Hannan'ı sağda bırakarak, 24- Bedir'in yakınına indi.
Peygamberimiz Aleyhisselâmla Hz. Ebu Bekir, hayvanlarına binerek, çevrede rastladıkları Süfyan-ı Damrî adındaki bir ihtiyarın yanında durdular.
Ona Kureyşten, MuhaMMed ve Ashabından, oralarda kendisine gelen haberleri sordular.
İhtiyar.:
"Sizin kimlerden olduğunuzu bana haber vermedikçe, sorduğunuz şeyleri size haber vermeyeceğim" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Sen bize haber verdiğin zaman, sana haber veririz!" buyurdu.
İhtiyar.:
"Buna karşı bu olur mu?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Olur!" buyurdu.
Bunun üzerine, ihtiyar.:
"Bana haber geldi ki, MuhaMMed ve Ashabı şu ve şu günde Medine'den çıktılar. Eğer bana haber veren doğru söylemişse, onlar bugün şu şu yerdedirler" dedi. (Peygamberimizle ashabının bulundukları yerleri söyledi.)
Bana şu haber de geldi ki, Kureyş şu şu günde çıktılar. Eğer bana haber veren doğru söylemişse, onlar bugün şu şu yerdedirler" dedi. (Kureyşîlerin bulunduğu yeri söyledi.) İhtiyar, vereceği haberi verdikten sonra:
"Peki, ya siz kimlerdensiniz?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Biz sudan [dölsuyundan]ız!" buyurup, onun yanından ayrılarak sahabilerinin yanlarına döndü.
İhtiyar
“Sudanız!” demek, ne demektir? Irak'ın suyundan mı?" diye kendi kendine sordu durdu.[103]
24- Peygamberimiz Aleyhisselâm Bedir'in yakınında bir yere indi.[104]

Resim Bir Keşif BirLiğinin Bedir Suyuna GönderiLişi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; akşamleyin,
1- Hz. Ali,
2- Zübeyr b. Avvam,
3- Sa'd b. Ebi Vakkas ve
Ashabdan daha bazılarını, Kureyş Müşrikleri hakkında bilgi edinmeleri için Bedir Suyuna gönderdi.
Onlar, Kureyşîlere develerle su taşıyanlardan Benî Haccac'ın kölesi Eşlem ile Benî Âs b. Saîd'in kölesi Arîz Ebu Yesar'ı yakalayıp getirdiler ve onları sorguya çektiler.
O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselâm namaz kılıyor ve kıyamda bulunuyordu.
Sucu köleler.:
"Biz, Kureyşîlerin su taşıyıcılarıyız!
Onlar bizi kendileri için su alalım diye gönderdiler!" dediler.
Ashab, onların verdikleri haberden hoşlanmadılar; onları, Ebu Süfyan'ın adamlarından olabileceklerini sanarak, dövdüler.
"Biz, Ebu Süfyan'ın adamlarıyız!" demek zorunda kalınca, bıraktılar.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, rükû’ etti, iki secdeyi de yaparak selâm verdi ve.:
"Size doğru söyledikleri zaman, onları dövdünüz!
Size yalan söyledikleri zaman, onları bıraktınız!?
Onlar doğru söylediler.
Vallahi, onlar Kureyş Ordusunun adamlarıdırlar!" buyurduktan sonra, onlara.:
"Bana Kureyşîlerden haber veriniz?" buyurdu.
Onlar.:
"Vallahi, Kureyşîler işte şu gördüğünüz kum tepesinin arkasındaki vâdinin öbür yakasındadırlar!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ordunuz ne kadardır?" diye sordu.
"Çoktur!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Sayıları ne kadardır?" diye sordu.
"Bilmiyoruz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Her gün, ne kadar deve boğazlıyorlar?" diye sordu.
"Bir gün 9, bir gün 10!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Demek, 900 ile 1000 arasındadırlar!" buyurduktan sonra.:
"Onların içlerinde, Kureyşîlerin eşrafından kimler var?" diye sordu. Sucular.:
1- Utbe b. Re bia,
2- Şeybe b. Re bia,
3- Ebu'1-Bahterî b. Hişam,
4- Hakîm b. Hizâm,
5- Nevfel b. Huveylid,
6- Haris b. Âmir b. Nüfeyl,
7- Tuayme b. Adiyy b. Nevfel,
8- Nadr b. Haris,
9- Zenrı'a b. Esved,
10- Ebu Cehil Amrb. Hişam,
11- Ümeyye b. Halef,
12- Nübeyh b. Haccac,
13- Münebbih b. Haccac,
14- Süheyl b. Amr,
15- Amr b. Abdi Vedd vardır." dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm, sahabilerine dönüp.:[105]
"Mekke ciğerparelerini size atmış demektir!" buyurdu.[106] Peygamberimiz Aleyhisselâm, suculara.:
"Kureyşîlerden, gelirlerken, yolda onlardan ayrılıp geri dönen kimseler oldu mu?" diye sordu.
Sucular.:
"İbn Şerîk, Benî Zührelerle geri döndü!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Kendisi doğru yolda olmadığı halde, Benî Zührelere doğru yolu göstermiştir!" buyurdu ve.:
"Onlardan başka, kimler geri döndü?" diye sordu. Sucular.:
"Adiyy b. Ka'b Oğulları!" dediler.[107]

Resim MüşrikLerin ve MüsLümanLarın Bedir'deki KarargâhLarı.:

Kureyş Müşrikleri Bedir'e daha önce gelerek bir kum tepesinin arkasındaki Yelyel Vâdisinin Medine'ye en uzak olan kıyısında konaklamışlardı.
Su kuyuları ise, Yelyel Vâdisinin Medine'ye en yakın olan kıyısında bulunuyordu.[108]
25- Peygamberimiz Aleyhisselâm mücahidlerle birlikte Bedir'e en yakın olun suyun başına gelip ineceği zaman,[109] konak, karargâh hakkında Ensar ile istişarede bulundu.[110] Hubab b. Münzir, bu hususta görüş sâhibi olarak tanınırdı.[111] Kendisi.:
"Ben buraları, buralardaki kuyuları bilirim: Onların tatlı sulu, suları çekilmez, kesilmiş olanları da benim mâlûmumdur!"[112]
"Biz harp ehliyiz[113] Yâ Rasûlallah! Burası, konak yeri olmaya elverişli değildir. Sen bizi buradan kaldır!
Kureyşîlere en yakın olan bir suyun başına gidelim ve orada konaklayalım. Başında konakladığımız suyun gerisindeki bütün kuyuları kapatalım.
Başına indiğimiz suyun üzerinde bir havuz yapalım ve içini su ile dolduralım.
Kureyşîlerle savaşırken biz havuzumuzdan içelim, onlar içemesinler (susuz kalsınlar)" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hubab'ın görüşünü, önerisini beğendi.
26- Hemen Müslümanlarla birlikte kalkıp Kureyşîlere en yakın yere indiler. Başına inilen suyun üzerinde bir havuz yapılarak içi su ile dolduruldu ve su içmek için, havuza kaplar da atıldı.[114]
27-

Resim İsLam Karargâhında Peygamberimiz Aleyhisselâm İçin Bir GölgeLik YapıLışı.:

Sa'd b. Muaz:
"Ey ALLAH'ın Peygamberi! Biz sana[115] hurma dallarından[116] içinde duracağın bir gölgelik yapalım.
Bineklerini de yanında bulunduralım.
Sonra, biz düşmanımızla karşılaşır, çarpışırız.
Eğer ALLAH, onlara karşı güç, kuvvet verir, bizi onlara galip kılarsa ki, zâten arzu ettiğimiz şey de budur ne âlâ!
Başka türlüsü olursa, sen binİbne atlar, geride bıraktığımız ve bizden olan kimselerin yanına varır, ulaşırsın!
Ey ALLAH'ın Peygamberi! Onlar da seni bizim kadar çok severler.
Onlardan birçok cemaat geride kalmışlardır.
Eğer onlar senin savaşla karşılaşacağını bilselerdi, senden asla geride kalmazlardı.
ALLAH seni onlarla korur.
Onlar sana candan bağlıdırlar ve senin yanında cihad edicidirler!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Sa'd b. Muaz'a senâda ve hayırla DUÂda bulundu.[117]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Ebu Bekir ile birlikte bu gölgeliğin içine girip oturdu.[118]
Sa'd b. Muaz de, kılıcını sıyırıp, gölgeliğin kapısı önünde dikildi.[119]

Resim MüslümanLarın ve MüşrikLerin SancaktarLarı.:

Muhacirlerin en büyük sancağı Mus'ab b. Umeyr'de, Hazrecîlerin sancağı Hubab b. Münzir'de, Evsîlerin sancağı Sa'd b. Muaz'da idi. Müşriklerin sancaktarları ise; Abduddar Oğullarından Nadr b.
Haris, Talha b. Ebi Talha, Ebu Aziz b. Umeyr idi.[120] 
MüsLümanLarın Bedir Savaşında ParoLaLarı.:
Bedir savaşında Muhacirlerin parolası.: "Yâ Benî Abdurrahman!",
Hazrecîlerin parolası.: "Yâ Benî Abdullah!",
Evsîlerin parolası.: "Yâ Benî Ubeydullah!",[121]
Müslümanların genel parolaları da.: "Yâ Mansur! Emit!"[122] veya "Ehâd! Ehâd!." idi.[123] 
Savaşta NasıL ÇarpışıLacağının BeLirLenişi.:
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Bedir Gecesinde, yanındaki mücahidlene.:
"Siz, nasıl çarpışırsınız?" diye sordu.
Âsim b. Sabit kalkıp yay ve ok aldı.[124]
"Yâ Resûlullah![125] Kureyş Kavmi 200 zira1 [arşın][126] veya buna yakın[127] mesafede bulundukları zaman,[128] yayla[129] ok atışı olur!
Kureyş Kavmi bize ve onlara mızrak erişecek kadar yakınımıza geldikleri zaman, kırılıncaya kadar, mızraklarla çarpışılır.
Mızraklar kırılınca, onlan bırakır, kılıçlan alırız!"[130] dedi. Kılıcı aldı, kuşandı, sıyırarak.: [131] "Çarpışma, kılıçlarla olur!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"İşte, çarpışmanın usûlü böyledir!
Çarpışacak kimse, Âsım'ın çarpışması gibi çarpışsın!" buyurdu.[132] 

Resim Peygamberimiz Aleyhisselâmın Bedir'de Müşrik ULuLarının VuruLup DüşecekLeri YerLeri Birer Birer Gösterişi.:

Hz. Ömer, Bedir savaşını anlatırken.:
"Resûlullah Aleyhisselâm, Bedir'de akşamleyin, Müşrik Ulularının vurulup düşecekleri yerler hakkında.:
“Şurası, yarın İnşâe ALLAH filânın vurulup düşeceği yerdir![133]
Şurası, yarın İnşâe ALLAH filânın vurulup düşeceği yerdir![134]
Şurası, yarın İnşâe ALLAH filânın vurulup düşeceği yerdir!” buyurdu[135] ve elini de onların vurulup düşecekleri yerlere birer birer koydu.[136]
Onu hak ile Peygamber gönderen,[137] varlığım Kudret Elinde bulunanı[138] ALLAH'a yemin ederim ki; onlardan hiçbiri, Resûlullah Aleyhisselâmın elini, avucunu koyduğu yerden öteye geçmemiştir!" demiştir.[139] 
MüsLümanLarı Bedir'de DüştükLeri SıkıntıLardan ALLAH'ın Kurtarışı.:
Müslümanların Bekir'deki karargâhları kumluktu, kolaylıkla yürünemiyor, yürürken ayaklar kuma gömülüyordu.
Ayrıca, su sıkıntısı da vardı.
Müslümanlardan bazıları ihtilâm olmuşlardı.
Abdest ve gusül için bol su bulmakta zorluk çekiyorlardı.
Şeytan da, gerek bunlarla, gerek müşriklerin çokluğu ve güçlülükleri ile korku verip duruyordu.
O sırada, ALLAHu zü’L- CELÂL, gökten yağmur yağdırdı. Vâdiden seller aktı. Müslümanlar kaplarını doldurdular, abdest aldılar, guslettiler. Hayvanlarını suladılar.
Yağan yağmur, aynı zamanda, yerin tozlarını yatıştırdı ve pekiştirdi.
Yer, kumlara batmadan üzerinde yürünür hale geldi.
Kureyş Müşrikleri ise, yağan yağmurdan, yerlerinden ayrılmaya güç yetiremediler, hareketsiz kaldılar.
ALLAHu zü’L- CELÂL, Müslümanlara sükûnet verici, dinlendirici bir uyuklama da verdi.[140]
Hz. Ali'nin bildirdiğine göre; Bedir'de geceleyin yağan bir yağmura tutuldular, kalkanların ve ağaçların altında siperlendiler. Sonra, hepsi de, tatlı bir uykuya daldılar.
Yalnız Peygamberimiz Aleyhisselâm idi ki, bütün gece namaz kılmak ve ALLAHu zü’L- CELÂL'a DUÂ etmekle meşgul olmuş.:
"Ey ALLAH'ım! Şu bir avuç topluluğu helâk edecek olursan, artık yeryüzünde Sana ibâdet olunmaz!." demiş; şafak sökünce, tanyeri ağarmaya başlayınca da.:
"Ey ALLAH'ın Kulları! Namaza!" diyerek seslenmiş, sabah namazını kıldırıp onları savaşmaya teşvik buyurmuştur.[141]
ALLAHu zü’L- CELÂL, Bedir gecesinde Müslümanlara olan lütfünu Kur’ÂN-ı Kerîm'inde şöyle açıklar.:
"O (ALLAH), size o vakit Kendisinden bir eminlik olmak üzere, hafif bir uyku buruyordu.
Sizi tertemiz yapmak, sizden şeytanın murdarlığını gidermek, kalblerinize rabıta vermek, ayaklarınızı pekiştirmek için de, gökten, üstünüze bir su indiriyordu."[142]

إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِّنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُم مِّن السَّمَاء مَاء لِّيُطَهِّرَكُم بِهِ وَيُذْهِبَ عَنكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الأَقْدَامَ
“Hani (ALLAH) Kendisinden bir güvenlik olarak o sırada sizi bir uyuklama bürüyordu (böylece yorgunluk ve yılgınlığınızı gideriyordu). Sizi Kendisiyle tertemiz kılıvermek, sizden şeytanın pisliklerini (içinizdeki şüphe ve endişeleri) gidermek, kalblerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (Arz üzerinde ve cihad hizmetinde) sağlamlaştırıp yerleştirmek için size gökten su (yağmur) indiriyordu.”
(Enfâl 8/11)


*
**
****


DiP NOTLAR.:



[82] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 47.
[83] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 534-535, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 418.
[84] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s.535, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 6, s. 149,Müslim, Sahih, c. 3, s. 1449-1450, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 359.
[85] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/301-303.
[86] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 264.
[87] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 26.
[88] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 264-266.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/303-304.
[89] İ bn İ shak, İ bn H işam, S ine, c. 2, s. 2 69, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 41 , Tabe rf, T â rıh, c. 2, s. 275, Bey hakf, D e lâi lü'n-nübü v ve, c. 3, s. 33, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 250, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 265.
[90] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 269, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 40 [91] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 269. [92] Vâkıdi, Megâzî, c. 1, s. 41.
[93] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 269-270, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 41, Taberî, Târih, c. 2, s.275, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 33, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 250, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 265, İbn Haldun, TânTı, c. 2, ks. 2, s. 19-20.
[94] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 270, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 41, Taberî, c. 2, s. 275,Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 3, s. 33, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 250, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 265.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/304-305.
[95] İ bn İ shak, İ bn H işam, Sîre, c. 2, s. 2 66, Vâk ıdf, Megâzî, c. 1, s. 48, Tabe rf, T ârfh, c. 2, s. 273, Bey hakf, D e lâl lü'n-nübü v ve, c. 3, s. 33-34, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 247.
[96] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 293.
[97] Zemahşerf, Keşşaf, c. 2, s. 143, Fahru'r-Râzî, Tefsir, c. 15, s. 126, Neseff, Medârik, c. 2, s.94, 95, Hâzin, TefsTr, c. 2, s. 385, Ebussuud, Tefsîr, c. 4, s. 5.
[98] İ bn İ shak, İ bn H işam, Sîre, c. 2, s. 2 66, Vâk ıdf, Megâzî, c. 1, s. 48, Tabe ıf, T ârfh, c. 2, s. 273, Bey hakf, D e lâi lü'n-nübü v ve, c. 3, s. 34, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'leser, c. 1, s. 247, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 262.
[99] İbn İshak.İbnHişam, Sîre.c.2, s. 266, Vâki d f, Megâzî, c. 1, s. 48, Taberî, Târih, c. 2, s. 273,274, Ebu Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, c. 1, s. 173, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 3, s. 34, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 247, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 262.
[100] İ bn İ shak, İ bn H işam, Sîre, c. 2, s. 2 67, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 48, Tabe rf, T ârfh, c. 2, s. 274, Beyhakî, D e lâi lü'n-nübü v ve,c. 3, s. 34, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'leser, c. 1, s. 247, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 262.
[101] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 267, Taberî, c. 2, s. 274, Beyhakî, c. 3, s. 34, İbn Esîr, c. 2, s.1 20, İbn Seyyid, c. 1, s. 247,Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 262.
[102] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 267, Vâkıdî, c. 1, s. 4849, Taberî, c. 2, s. 274, Beyhakî, c. 3, s.34, İbn Esîr, c. 2, s. 120, İbn Seyyid, c. 1, s. 247, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 262. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/306-308.
[103] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 267-268, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 50-51 , Taberî, Târih,c. 2, s. 274-275, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 248-249, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 264.
[104] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/308-309.
[105] İbn İshak, İbnHişam, Sîre, c. 2, s. 268-269, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 52-53, Taben, Târih, c.2, s. 275, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvE.c. 3, s. 43, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 119-120, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 249, Zehebî, Megâzî, s. 32-33, Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 265.
[106] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 269, Vâkıdî, c. 1, s. 53, Taberî, c. 2, s. 275, İbn Esîr, c. 2, s. 119-120, İbn Seyyid, c. 1 , s. 249, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 265.
[107] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 53.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/309-311.
[108] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 271, Taberî, c. 2, s. 276, Beyhakî, c. 3, s. 34-35, İbn Esîr, c. 2, s. 121, İbn Seyyid.c.1, s. 251, Zehebî, s. 33, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 266.
[109] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 272, Taberî, c. 2, s. 276, Beyhakî, c.3, s. 34-35, İbn Seyyid, c.1, s. 251.
[110] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 567, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, t 1, s. 293.
[111] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 293.
[112] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 53, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 15.
[113] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 567.
[114] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/312.
[115] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 272, Taberî, Târîh, c. 2, s. 277, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 35, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 122, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 251, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 292.
[116] Vâkidd, Megâzî, c.1, s. 55, İbn Sa'd.Tabakât, c. 2, s. 15.
[117] İbn İsfıak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 272-273, Vâki dî, Megâzî, c. 1, s. 49, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 1 5, Ta ben, Târih, c. 2, s. 277, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 44, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 122, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 252, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 268.
[118] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 55, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 15, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 44, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 255
[119] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 5, İ bn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 15.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/313.
[120] Vâkıdî, c. 1, s. 58, İbn Sa'd, c. 2, s. 14-15, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 293.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/313-314.
[121] Vâkıdî, c. 1, s. 71-72, İbn Sa'd, t 2, s. 14, Beyhakî, c. 3, s. 70, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 274.
[122] Vâkıdî, c. 1. s. 71-72, İbn Sa'd, c. 2, s. 14, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1 , s. 378.
[123] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 287, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 274, Diyarbekrî, c. 1, s. 378.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/314.
[124] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 244, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 10, s. 403.
[125] Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 10, s. 403.
[126] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 245, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 10, s. 403.
[127] Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 10, s. 403.
[128] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 245, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 10, s. 403.
[129] Alâüddin Ali, Kenzu'l-um mâl, c. 10, s. 403.
[130] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 245, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 10, s. 403.
[131] Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 10, s. 403404.
[132] İbn Hacer. el-İsâbe. c. 2. s. 245. Alâüddin Ali. Kenzu'l-ummâl. c. 10. s. 404.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/314-315.
[133] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 26, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2203, Ebu Dâvud, Sünen, c.3, s. 58, Nesâî, Sünen, c. 4, s. 109, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 48.
[134] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1,s.26, c. 3, s. 219, Ebu Dâvud, c. 3, s. 58, Beyhakî, Delâil, c.3, s. 48.
[135] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 219, Müslim, c. 3, s. 1404, Ebu Da\ud, c. 3, s. 58.
[136] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 219, Müslim, c. 3, s. 1404, Ebu Da\ud, c. 3, s. 58.
[137] Müslim, c. 4, s. 2203, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 48.
[138] Ebu Dâvud, Sünen, c.3,s. 58.
[139] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 219, Müslim, c. 3, s. 1 404, Ebu Dâvud, c. 3, s. 58,Beyhakî, c. 3, s. 48.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/315.
[140] Taberî, Tefsîr, c. 9, s. 194,197, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 147, Fahru'r-Râzî, Tefsir, c.15, s. 1 33, Nesâî, Medârik, c. 2,s. 97, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 291 , 292, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 387, Ebussuud, Tefsir, c. 4, s. 9.
[141] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 117-138, Taberî, Târîh, c. 2, s. 269, Tefsir, c. 9, s. 194-195, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 278, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 75.
[142] Enfâl: 11.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/316-317.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim Hz. Ömer'in Kureyş MüşrikLerine ELçi OLarak GönderiLişi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm Hz. Ömer'i Kureyşîlere göndererek:
"Geri dönüp gidiniz!
Sizden başkasıyla çarpışmak, bana, sizinle çarpışmaktan daha yeğdir!"
buyurdu.
Hakîm b. Hizâm:
"Bu, insaflı bir davranıştır! Onu hemen kabul ediniz!
Vallahi, bu insaflı davranıştan sonra, sizin hakkınızda insaflı davranılmaz!"
dedi.
Ebu Cehil.:
"ALLAH bize onlardan öç almak fırsatını verdikten sonra, öcümüzü almadıkça, andolsun ki, geri dönmeyeceğiz; onlara hadlerini bildireceğiz ki, bundan sonra ne gözcü çıkarılabilsin, ne de Kervanımızın önüne geçile bilsin!" dedi.[143] 

Resim MüşrikLerin İsLam MücahidLeri Hakkındaki Keşif ve İntibaLarı.:

Kureyş Müşrikleri, Cumah Oğullarından Umeyr b. Vehb'i, Müslümanların sayılarını ve yanlarında bulunan şeyleri tahmin etmekle görevlendirip[144] gönderdiler.:
"Bizim için, git! MuhaMMed'in ashabını tahmin et!" dediler.
O da, hemen atına atlayıp İslâm Karargâhının çevresini dolaştıktan sonra, müşriklerin yanına döndü ve.:
"300 kişidirler!
Bundan ya biraz fazla, ya da biraz eksiktir!er![145]
70 develeri, 2 de atları vardır.[146]
Yalnız, siz bana müsaade ediniz de, onların gizlenmiş veya arkalarında yardımcı olanları da var mı, bir bakayım?"
dedi.[147]
Vâdinin en uzak taraflarını gezip dolaştı.
Birşey göremeyince, müşriklerin yanına döndü.:
"Ben birşey bulamadım[148] Fakat, ey Kureyş cemaatı! Ben kabirlere ölü indirilen keçeler, çullar, Yesrib'in [Medine'nin] saka develerinin ölüler taşıdıklarını gördüm (görür gibi oldum)!
Öyle bir cemaat gördüm ki; onların yanlarında kılıçlarından başka ne bir savunacakları, ne de bir sığınacakları var![149]
Onların, dilsiz gibi, konuşmadıklarını; engerek yılanlarının ağızlarındaki yiyecek kırıntılarını bulmak için dillerini dolaştırdıklarını görmüyor musunuz?!
Vallahi, benim gördüğüm şey; bizden bir adam öldürülmedikçe, onlardan bir adam öldürülmeyecektir![150]
Vallahi, onlar sizden bir adamı öldürmedikçe, kendilerinden bir adamın öldürüleceğini sanmıyorum.[151] Onlar sizden sayıları kadar adam öldürdükten sonra, yaşamakta ne hayır kalır?
" dedi.
Kureyş Müşrikleri, Umeyr b. Vehb'den sonra, süvarilerinden Ebu Üsâme el-Cüşemî'yi de gönderdiler.
Dolaşıp gelince, ona.:
"Ne gördün?" diye sordular.
Ebu Üsâme el-Cüşemî:
"Vallahi, ben ne kısır, iri develer, ne atlar, ne de sayıca çokluk ve hazırlık gördüm!
Fakat, Vallahi öyle bir cemaat gördüm ki, onlar ailelerine dönüp gitmeyi istemeyen, ölmeyi isteyen bir cemaattırlar!
Kendilerinin kılıçlarından başka ne bir savunakları, ne de bir sığınakları var!
Onlar, sanki, kalkanlar altında parıldayan gök gözler!" dedikten sonra, "Onların gizlenmiş olanları veya yardımcıları da bulunmasından korkarım!" deyip vâdiyi tekrar dolaşarak geldi ve.:
"Onların ne gizlenmiş olanları, ne de yardımcıları var!
Artık, siz gereğini ona göre düşününüz!"
dedi.[152] 

Resim Hakîm b. Hizâm'ın İyiniyetLi Teşebbüs ve TemasLarı.:

Hakîm b. Hizâm; Umeyr b. Vehb'in söylediklerini dinledikten sonra, halkın arasından geçip Utbe b. Re bia'nın yanına vardı.
Ona.:
"Ey Velid'in Babası! Sen Kureyşîlerin büyüğü, seyyidi, içlerinde sözü dinlenirisin! Sen zamanın sonuna kadar hayırla anılmanı istemez misin?" dedi.
Utbe.:
"Ey Hakîm! Nedir o?" diye sordu.
Hakîm:
"Halkı seferden geri çevir! Müttefikin Amr b. Hadramî'nin işini (diyetini) üzerine al!" dedi.
Utbe.:
"Yaptım gitti! Sen bunu bana bırak! Çünkü o benim müttefikim dir. Onun diyetini, kaybettiği malını ödemek bana düşer.[153]
Yalnız, sen Hanzaliye'nin Oğluna [Ebu Cehil'e] git de, onunla bir görüş, konuş.
Ben buna ondan başkasının muhalefetinden korkmuyorum!"
dedi. Sonra da, kalkıp bir nutuk irad etti ve nutkunda şöyle dedi.:
"Ey Kureyş cemaatı! Vallahi, siz MuhaMMed ve Ashabıyla karşılaşırsanız, birşey yapamazsınız!
Vallahi, onlardan birini öldürecek olan, ya Amcasının, ya Dayısının oğlunu ya da Kabilesinden bir kimseyi öldürmüş, yüzüne hiç bakmak istemeyeceği bir kimsenin yüzüne bakmak zorunda kalmış olacaktır.
Siz geri dönünüz!
MuhaMMed ile sair Araplar arasından çekiliniz, onu onlarla başbaşa bırakınız!
Eğer onlar onu öldürürlerse-ki, zâten sizin de istediğiniz bu idi-istediğiniz olmuş olur.
Eğer bunun aksi olur (MuhaMMed onlara galebe çalar), size gelir kavuşursa, onun aleyhinde istediğiniz şeyden dolayı, size ondan bir zarar gelmez."

Hakîm b. Hizâm, hemen Ebu Cehil'in yanına vardı.
Ebu Cehil o sırada zırhını hazırlıyordu.
Ona.:
"Utbe, beni sana şöyle şöyle söyleyeyim diye gönderdi" diyerek, Utbe'nin söylediklerini nakletti.
Ebu Cehil:
"Vallahi, MuhaMMed'i ve Ashabını görünce, Utbe'nin ödü kopmuş!
Hayır! Vallahi, ALLAH MuhaMMed'le bizim aramızda hükmünü verinceye kadar geri dönmeyeceğiz!
Utb Ebu sözü ancak deve eti yiyici MuhaMMed ve Ashabını görünce korktuğu için söylemiştir.
Onun oğlu da onların içindedir.
O sizleri bundan dolayı korkutuyor!"
dedi.[154]
Hakîm b. Hizâm, Mervan'ın sorusu üzerine, bu hadiseyi şöyle anlatır:
"Utbe b. Re bia'nın yanına gidip, ona.:
“Ey Velid'in babası! Sen, sağ olduğun müddetçe, bugünün bütün şerefini alıp götürmez misin?”
dedim.
Utbe.:
“Nedir o, söyle bakayım?” dedi.
Ona.:
“Siz MuhaMMed'den ancak Hadramî'nin oğlunun kanını istemiyor musunuz? O senin müttefikindir. Onun diyetini ödemeyi üzerine al! Halkı geri çevir!” dedim.
Utbe.:
“Ben onun diyetini ödemeyi üzerime alıyorum. Sen de Hanzaliye'nin oğluna [Ebu Cehil'e] git! Ona.:
“Yanındakilerle birlikte, amcanın oğlu ile uğraşmaktan vazgeçip, bugün geri dönecek misin?” diye sor!"
dedi. Hemen gittim.
Kendisi, önünü ardını sarmış bir cemaat içinde oturuyordu.
O sırada, İbn Hadramî de onun başında dikiliyor ve.:
“Ben Abduşşems Oğullarıyla olan antlaşmamı bozdum. Manzum Oğullarıyla antlaştım!” diyordu.
Ebu Cehil'e.:
“Utbe b. Re bia, sana.:
“Sen, yanındakilerle birlikte, amcanın oğlu ile uğraşmaktan vazgeçip, bugün geri dön!” diyor.”
dedim.
Ebu Cehil:
“Utbe senden başka gönderecek elçi bulamadı mı?” dedi.
Ona.:
“Hayır! Bulamadı. Zâten, ben ondan başkasına elçi olmayı kabul edecek değilim!” dedim.
Ebu Cehil'in yanından ayrılıp, vakit geçirmeden haberi yetiştirmek için, Utbe'nin yanına vardım.
O sırada, Utbe, İmâ b. Rahasatü'l-Gıfârî'ye dayanmış duruyordu.
İmâ'; Kureyş Müşriklerine boğazlanacak 10 deve hediye etmişti.
Ebu Cehil, yüzünde şer tüter bir halde, Utbe'nin yanına çıkageldi.
Utbeye.:
“Senin ciğerin korkudan şişmiş, ödün kopmuş!” dedi.
Utbe.:
"Kiminkinin şiştiğini, koptuğunu öğreneceksin!” diyerek karşılık verince, Ebu Cehil kılıcını sıyırıp sirtoyla Utbe'nin atının sırtna hızlıca vurdu!
İmâ' b. Rahasa.:
“Bu, ne kötü fal!” dedi."[155]
İmâ’, Utbe'ye.:
"Ey Velid'in babası! NereyEbu gidiş?" diye sordu.
Utbe.:
"Bilmiyorum Vallahi!" dedi.
İma':
"Sen, kavminin ulususun. Halkı geri döndürmekten ve müttefikinin kan bedelini üzerine almaktan seni alıkoyacak ne var?
Nahle'de müsadere edilen kervanı tazmin etmeyi üzerine alır, kavmine salma yaparsın.
Vallahi, MuhaMMed'den önce, onların istedikleri budur!
Ey Velid'in babası! MuhaMMed ve Ashabıyla çarpışmayınız. Kendinizle çarpışmış olursunuz!"
dedi.[156] 
Ebu Cehil ile Âmir b. Hadramî'nin Harbi Kızıştırmaya Çalışmaları.:
Ebu Cehil, Amir b. Hadramî'ye.:
"Müttefikin olan şu Uttıe, kardeşinin öcünün alındığını gözünle görmüş olacağın bir sırada, halkı geri çevirmek istiyor!
Kalk da, kardeşinin öldürülmüş olduğunu dile getir, müttefiklerin haklarına rlâyet ve ahde vefâ etmelerini Kureyşîlerden iste!"
dedi.
Bunun üzerine, Âmir b. Hadramî ortaya çıkıp.:
"Vâh Amr! Vâh Amr!" diyerek bağırmaya başlayınca, sinirler gerildi, harp kızışmaya başladı.
Halk, üzerinde bulundukları serde toplandılar.
Utbe'nin davet ettiği görüş ters anlaşıldı, olumsuz sonuç verdi.
Utbe, Ebu Cehil'in:
"Vallahi, ciğeri korkudan şişmiş!" sözüne kızdı ve.:
"Kimin ciğeri korkudan şişmiş? Benim mi, yoksa onun mu, öğrenecektir!" dedi.
Sonra, başına geçirmek için bir miğfer aradı. Başı büyük olduğu, kimsenin miğferi onun başına uymadığı için, miğfer yerine, başına bürüdünden sarık sardı .[157] 

Resim Peygamberimiz ALeyhisseLâmın Yardıma GeLen Huzeyfe iLe Babasını Geri Çevirişi.:

Kureyş Müşrikleri, Huzeyfie el-Yeman'la babası Huseyl veya Hısl'ı Bedir'e giderlerken yakaladılar ve onlara.:
"Herhalde siz MuhaMMed'in yanına gitmek istiyorsunuzdur?" dediler.
Onlar da.:
"Bizim Medine'ye gitmekten başka bir maksadımız yok!" dediler.
Bunun üzerine, Medine'ye gitmek, Peygamberimiz Aleyhisselâmla birlikte bulunmamak ve çarpışmaya katılmamak üzere, kendilerinden kesin söz aldılar.
Fakat, Huzeyfe ile Babası, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına geldiler.
Başlarından geçeni, Peygamberimiz Aleyhisselâma anlattılar.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, onlara.:
"Medine'ye dönünüz! Onlara vermiş olduğunuz sözü yerine getiriniz!
Biz de, müşriklere karşı, ALLAH'ın yardımını dileriz!"
buyurdu.[158] 

Resim Peygamberimiz ALeyhisseLâmın MücahidLeri Saf Nizâmına Koyuşu ve Saydırışı, Sevad'ın  
MücahidLeri Şaşırtan Bir Davranışı.:


Kureyş Müşrikleri kondukları yerlerinden kalkıp Müslümanların karşısında yer almadan önce, Peygamberimiz Aleyhisselâm, elindeki ok çubuğu ile mücahidleri.:
"Beri gel!" "Geri git!" diyerek hizâya getirdikten sonra, saydırdı.[159]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, elindeki ok çubuğu ile safları düzeltirken, saftan ileri çıkmış bulunan Sevad b. Gaziyye'nin karnına dokunup:
"Ey Sevad! Hizâya gel!" buyurmuş,[160] çubuğun izi Sevad'ın karnında iz yapmıştı.[161]
Sevad.: "Yâ Rasûlallah![162] Canımı acıttın! ALLAH, Seni hakla,[163] adaletle[164] gönderdi.[165] Yâ Rasûlallah! Kısas!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Kısas ha?!" buyurdu[166] ve hemen karnını açtı.[167]
Ensar.:
"Ey Sevad! ALLAH’ın Resûlüdür o!?" dediler.
Sevad.:
"Adalette, hiçbir beşerin diğer bir beşere karşı üstünlüğü ve farkı yoktur!" dedi.[168]
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Haydi, kısasını benden al!" buyurdu.
Sevad, boynunu uzatıp Peygamberimiz Aleyhisselâmın karnından öptü!
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ey Sevad! Sen niçin böyle yaptın?"[169] diye sordu.[170]
Sevad:
"Görüyorsun ki,[171] savaşmaya hazırlanmış bulunuyoruz!
İstedim ki; benim en son anım, seninle olan an,[172] tenimin senin tenine değdiği an,[173] seni öptüğüm an olsun!"
dedi.[174]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona hayırla DUÂ etti.[175]

Resim Peygamberimiz ALeyhisseLâmın Ebu Eyyub HaLid b. Zeyd'i Maiyyetine ALışı.:

Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî der ki.:
"Bedir Günü, saf olduğumuz ve Resûlullah Aleyhisselâm bizleri gözden geçirdiği sırada, beni ön safta görünce.:
“Sen, benim yanımda, benim yanımda bulun!”
buyurdu."[176] 

Resim Peygamberimiz ALeyhisseLâmın Kureyş MüşrikLerini Görünce ALLAH'a DUÂ ve
Münâcatta BuLunuşu.:


Peygamberimiz Aleyhisselâm; Kureyş Müşriklerinin harp meydanına geldiklerini görünce.:
"Ey ALLAH'ım! İşte Kureyşliler! Olanca kibir ve gururları, kendilerini beğenmişlikleri ve övünücülük-leriyle gelmişler, Sana düşmanlık etmekte ve Senin Resûlünü yalanlamaktalar!
Biz, Senden, onlara karşı bana va'd buyurmuş olduğun yardımını diliyoruz.
Ey ALLAH'ım! Sabahleyin onları helâk et!"
diyerek, ALLAH'a DUÂ ve münâcatta bulundu.[177] Hz. Ömer der ki.:
"Bedir Savaşı olduğu gün, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ashabına baktı: Onlar 300 küsurdu.
Bir de, müşriklere baktı: onlar 1000'di ve daha da çoktu.
KıbLeye döndü. İki elini uzattı (kaldırdı).
Üzerinde ridası ve izân vardı.:
“ALLAH'ım! Bana yaptığın va'dini yerine getir!
ALLAH'ım! Şu bir avuç İslâm cemaatını helâk edersen, artık Sana yeryüzünde ibâdet olunmaz!”
diyor, hiç durmadan RABBinden yardım diliyor ve O'na yalvarıyordu.
Ridası omuzundan kayıp düştü.
Ebu Bekir gelip onu Resûlullah Aleyhisselâmın omuzuna koydu ve arkasından ayrılmadı.
Nihâyet, Ebu Bekir dayanamadı.:
Ey ALLAH'ın Peygamberi! RABBine niyaz ettiğin yetişir artk!
O, sana olan va'dini muhakkak yerine getirecektir!” dedi ."[178]
Bunun üzerine ALLAHu zü’L- CELÂL Peygamberimiz Aleyhisselâma indirdiği âyette.:
"Hani, siz RABBinizden imdad istiyordunuz da, o da, 'Muhakkak ki, ben size meleklerden birbiri ardınca bin melekle imdad edeceğim!' diyerek DUÂnızı kabul etmişti" buyurdu.
[179]

إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُم بِأَلْفٍ مِّنَ الْمَلآئِكَةِ مُرْدِفِينَ
“Hatırlayın ki, o vakit siz RABBinizden yardım dilemiştiniz de, O da hemen (Peygambere), “Ben peş peşe (inen) bin melek ile size yardım edeceğim” diyerek DUÂnıza icÂbet etmişti.” (Enfâl 7/9)

Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Müjdeli[180] Ey Ebu Bekir! Sana ALLAH'ın yardımı geldi!
İşte, şu Cebrâil'dir. Nak' yokuşlarının üzerinde, atının gemini tutmuş,[181] harp silâhı ve zırhı üzerindedir! Hucuma hazır haldedir!"
buyurdu.[182]

Resim MücahidLerin BaşLarına ve GöğüsLerine ALâmet TakmaLarı.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Melekler alâmetlidirler. Siz de kendinize birer alâmet yapınız!" buyurdu. Bunun üzerine, mücahidler, miğferlerine, takyelerine alâmetler taktılar.[183] Hz. Hamza deve kuşu kanadıNı[184] goğsüne[185] taktı.
Hz. Ali ak yünden alâmet yaptı.
Zübeyr b. Avvam başına sarı bir bez,
Ebu Dücâne kırmızı bez,[186]
Ukbe b. Âmir de miğferinin üzerine yeşil bir bez bağladı.[187] 
Utbe b. Re bia'nın Son Gayretinin de Boşa Gidişi.:
Hz. Ali der ki.:
"Kureyş Müşrikleri toplandılar ve bize çok yakındılar.
O sırada, deve üzerinde bir adam, Kureyş Müşrikleri arasında dolaşıyordu.
Resûlullah Aleyhisselâm, bana.:
“Yâ Ali! Hamza'yı bana çağır!” buyurdu.
Hamza, müşriklerin çok yakınında bulunuyordu.
Ona.:
“Şu kırmızı develi kimdir? Onlara ne söylüyor?” diye sordu.
Sonra da.:
“Eğer şu cemaat arasında hayn emreden bir tek adam olsaydı, şu kırmızı develi adam olurdu!” buyurdu.
Hamza, gelince.:
“O, Utbe b. Rebia'dır. Kureyşîleri çarpışmaktan sakındırıyor ve onlara.:
“Ey kavmim! Ben karşımda ölmeyi arzulayan bir kavim görüyorum!
Onlarla karşılaşmamanız, onlara yaklaşmamanız, sizin için hayırlıdır! Ey kavmim! Bugün siz benim başıma toplanınız ve.: “Utbe b. Re bia, korktu!” deyiniz, (razıyım). Bilirsiniz ki; ben hiç de sizin en korkağınız değilim!”
diyor.”
dedi.
Ebu Cehil, Utbe'nin söylediği bu sözleri işitince, ona.:
“Vallahi, senin bu söylediğini senden başkası söyleseydi, onu dişlerimle parçalardım! Senin ciğerin ve karnın korku dolmuş!” dedi.
Utbe.:
“Beni sen mi ayıplıyorsun ey sarı koku sürünen adam? Bugün hangimizin korkak olduğunu öğreneceksin!” dedi."
[188]

Resim AbduLLah b. SüheyL'in MüsLümanLar Tarafına Kaçması.:

Kureyş Müşriklerinin ileri gelenlerinden Süheyl b. Amr; Müslüman olan oğlu Abdullah'ı, Habeş ülkesinden Mekke'ye döndüğü zaman yakalayıp dininden döndürmek için bağlamış, Bedir Seferine de kendisiyle birlikte çıkarmıştı.
Müslümanlarla müşrikler karşılaştıkları ve birbirlerini gördükleri zaman, Abdullah[189] Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına kaçmaya muvaffak oldu.[190]
Süheyl b. Amr, oğlunun bu hareketine son derecede kızdı ve ona ağır sözler söyledi.
Abdullah ise.:
"ALLAHu zü’L- CELÂL bunu benim hakkımda çok hayırlı kıldı!" diyerek karşılık verdi.
Abdullah o zaman 27 yaşında idi.[191]
ALLAH ondan razı olsun![192] 

Resim Bazı MüşrikLerin İsLâm Havuzundan SU İçmeye GeLmeLeri.:

İçlerinde Hakîm b. Hizâm'in da bulunduğu birtakım müşrikler İslâm havuzundan su içmeye geldiler. Müslümanlar onlara engel olmak istedikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâm.: "Bırakınız, içsinler!" buyurdu. İçtiler.
Hakîm b. Hizâm'dan başka, SU içenlerin hepsi, Bedir Savaşında öldürülmüşlerdir.[193] Hakîm b. Hizâm sonradan Müslüman olmuş ve Müslümanlığını İslâm amelleriyle güzelleştirmiştir. Yeminine önem vermek istediği zaman:
"Hayır! Beni Bedir'de öldürülmekten kurtaran ALLAH'a yemin ederim ki!" derdi.[194] ALLAH ondan razı olsun![195] 

Resim Esved b. AbduLesed'in Kendisini Havuza Atışı ve ÖLdürüLüşü.:

Ebu Cehil'in mensup bulunduğu Manzum Oğulları kabilesinden Esved b. Abdulesed, yaramaz ve kötü huylu bir adamdı.
Bedir Günü:
"Ben ALLAH'a Ya onların havuzundan su içeceğim, ya onu yıkacağım, ya da onun önünde öleceğim1 diye and içtim!" diyerek havuza doğru gelirken, Hz. Hamza havuzun önünde karşılayıp ona kılıçla bir darbe indirdi, ayağını baldırının yarısıyla birlikte kesti.
Esved sırtının üzerine düştü, ayağından, arkadaşlarına doğru kan fışkırmaya başladı.
Yeminini yerine getirmek için, havuza kadar elleri ve dizleri üzerinde sürünerek kendisini havuza attı.
Hz. Hamza da, arkasından yetişti. Kılıçla bir darbe daha indirip, onu havuzun içinde öldürdü.[196] 

Resim İslam MücahidLerine EmirLer VeriLişi, Teşvik ve TebşirLerde bulunuluşu.:

Ramazan'ın 17. günü, Cuma günü, çok sıcak bir gündü. Güneşin harareti pek fazla idi. İki taraf, çarpışmak için, birbirlerine yaklaşmışlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, emir vermedikçe Kureyş Müşriklerine saldırmamalarını mücahidlere emrederek.:[197]
"Eğer Kureyş Kavmi sizi sarar, kuşatırlarsa, onları oka tutunuzu[198] Onlar sizi sarıp kuşatmadıkça, kılıçlarınızı sıyırmayınız!" buyurdu.[199]
Mücahidleri çarpışmaya teşvik etti ve.:
"MuhaMMed'in varlığı Kudret Elinde bulunan ALLAH'a yemin ederim ki; bugün her kim sabır ve sebat ederek ve ecrini ALLAH'tan bekleyerek varıp şu müşriklerle çarpışır ve öldürülürde geri dönemezse, ALLAH onu muhakkak Cennete koyar![200]
"Kalkınız! Genişliği göklerle yer kadar olan[201] ve müttakîler [ALLAH'ın buyruklarını yerine getiren, yasakladıklarından sakınanlar] için hazırlanmış bulunan[202] Cennete!"
[203]

سَابِقُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاء وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
“RABBinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) ‘çaba gösterip-yarışın,’ ki, (o cennetin) genişliği (bütün) gök(ler ve uzay âlemleri) ile yerin genişliği gibi olup ALLAH’a ve Resullerine iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, ALLAH’ın fazlıdır (fazladan lütfu ikramıdır) ki, onu dilediğine verir. ALLAH büyük fazıl (ihsan ve iltifat) sahibidir.”(Hadîd 57/21)

Buyurunca, Umeyr b. Humam.:
"Yâ Rasûlallah! Genişliği göklerle yer kadar olan Cennete hâ!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Evet!" buyurdu.
Umeyr b. Humam:
"Bak hele! Bak hele!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Sana "Bak hele! Bak hele!” dedirten şey nedir?" diye sordu.
Umeyr b. Humam:
"Hayır! Vallahi, yâ Rasûlallah! Cennet ehlinden olmamı ummaktan başka bir maksadım yok!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Öyleyse, sen onun ehlindensin!" buyurdu.
Bunun üzerine, Umeyr b. Humam, azık torbasından birkaç hurma çıkarıp yemeye başladı. Sonra da, kendi kendine.:
"Eğer ben bu hurmaları yiyinceye kadar yaşayacaksam, bu gerçekten uzun bir yaşamdır!" diyerek hemen elindeki hurmaları attı, şehîd oluncaya kadar müşriklerle çarpıştı.[204]
ALLAH ondan razı olsun![205]

Resim ALLAHu zü’L- CELÂL'ın Mü'minLere Emir ve TavsiyeLeri.:

ALLAHu zü’L- CELÂL, Kur’ÂN-ı Kerîm'inde şöyle buyurur:
"Ey imân edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı çevirmeyiniz (kaçmayınız)!
Tekrar çarpışmak için bir tarafa çekilenin, yahut diğer bir fırkaya ulaşıp mevki’ tutanın hali müstesnâ olmak üzere, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse, o muhakkak ki ALLAH'ın gazâbına uğramıştır. Onun yurdu Cehennemdir. O ne kötü bir sonuçtur!"
[206]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُواْ زَحْفاً فَلاَ تُوَلُّوهُمُ الأَدْبَارَ
وَمَن يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلاَّ مُتَحَرِّفاً لِّقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزاً إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاء بِغَضَبٍ مِّنَ اللّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
“Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız (ve onların hücumuna uğradığınız) zaman, hemen (korkup gevşeyerek kaçmak üzere) onlara arkanızı dönmeyin (direnin ve mücadeleyi bırakmayın)!
Kim onlara böyle bir günde -yine tekrar savaşmak için (taktik gereği) bir yana çekilen, ya da bir başka bölüğe katılmak için yer değiştiren dışında- (her kim) arkasını çevirir (de cihaddan ve Hakk davadan vazgeçerse), gerçekten o, ALLAH’tan bir gazâba uğramıştır ve onun barınma yeri de cehennem olacaktır. O ne kötü bir yataktır.”
(Enfâl 7/15-16)

"Ey imân edenler! Bir düşman topluluğuna çattığınız zaman, sebat ediniz ve ALLAH'ı çok anınız ki, umduğunuza kavuşasınız!
ALLAH'a ve O'nun Resûlü’ne itaat ediniz!
Birbirinizle çekişmeyiniz. Sonra, korku ile zaafa düşersiniz, rüzgârınız kesilir, elden gider.
Bir de, sabır ve sebat ediniz!
Çünkü, ALLAH sabreden, güçlüklere göğüs gerenlerle beraberdir.
Sizler, yurtlarından çâlim satarak, insanlara gösteriş yaparak çıkarılar, halkı ALLAH'ın yolundan men edenler gibi olmayınız!
Onlar ne yaparlarsa, ALLAH hepsini çepeçevre kuşatıcıdır!"
[207]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُواْ وَاذْكُرُواْ اللّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلَحُونَ
وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَارِهِم بَطَرًا وَرِئَاء النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَاللّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
“Ey imân edenler! (Düşman) Bir toplulukla (savaşmak veya milli çıkarlarınızı korumak için) karşı karşıya geldiğiniz zaman, sebat edip dayanıklılık gösterin ve ALLAH’ı çokça zikredin (zaferi de, zahmeti de O’ndan bilin ve kulluk şuuruyla hareket edin) ki, başarıya ve kurtuluşa (felaha) erişesiniz.
(Ey mü’minler!Hem) ALLAH’a, (hem) O’nun Peygamberine itaat ediniz; birbirinizle uğraşıp çekişmeyiniz; sonra korkaklaşıp kuvvetten düşersiniz; (şevketiniz ve devletiniz elinizden gider, havanız söner; kâfirlerin ve zalimlerin güdümüne girersiniz.) Bir de (çeşitli zahmet ve musibete) mutlaka sabrediniz, (her türlü düşman ve tehlike karşısında metanetli hareket ediniz ve gevşeklik göstermeyiniz) iyi biliniz ki ALLAH sabredenlerle beraberdir (onlara manevi destek sağlayacaktır).
Bir de (sakın kendi gücüne güvenerek) yurtlarından; çalım satarak ve insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) ALLAH’ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. ALLAH, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır (ve amellerini boşa çıkaracaktır).”
(Enfâl 7/45-47)

Resim Kutbe b. Âmir'in, Yere Attığı Taş Kaçmadıkça Savaştan Kaçmayacağını SöyLemesi.:

Kutbe b. Amir, düşman saflarıyla İslâm safları arasına bir taş atarak.: "Şu taş kaçmadıkça, ben de savaştan kaçmayacağım!" dedi.[208] 
Müşriklerin Müslümanlar Karşısında Saf Bağlayıp Kılıçlarını Sıyırmaları
Kureyş Müşrikleri, İslâm mücahidlerinin karşısında saf bağlayıp kılıçlarını sıyırdılar. Ebu Cehil, safta kısrağının üzerinde idi.
Başkumandan Utbe b. Rebia, kılıcını sıyırıp Ebu Cehil'in atının ayaklarına çarpınca, at arkasının üzerine çöktü!
Utbe b. Re bia, Ebu Cehil'e.:
"İn! Bugün, binme günü değildir!
Senin bütün kavmin atlı değillerdir!"
dedi.
Ebu Cehil atından hemen indi.
Utbe b. Rebia.:
"Sabahleyin hangimizin kavmi için uğursuz olduğu belli olacak!" dedi.[209]


*
**
****


DiP NOTLAR.:



[141] Vâkıdı,Megâzî,c.1,s. 61.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/317.
[142] Belâzuırî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 292.
[143] İbn İshak, İbn Hişam, Sire, c. 2, s. 274, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 277, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 64, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 123, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 253, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 269.
[146] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 62.
[147] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 274, Taberî, Târih, c. 2, s. 278, İbn Seyyid, Uyunu'l-eser, c. 1,s. 253, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 269.
[148] İbn İshak, İbn Hişam.c. 2, s. 274, Ta beri, c. 2, s. 278, Beyhakî, c. 3, s. 64, İbn Seyyid, c. 1,s. 253, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 269.
[149] İbn İshak, İbn Hişam.c. 2, s. 274, Vâkıdî, c. 1, s. 62, Taberî, c. 2, s. 278, Beyhakî, c. 3, s. 64, 65, İbn Esîr, c. 2, s. 123, İbn Seyyid, c. 1, s. 253, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 269.
[150] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 62.
[151] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre c . 2, s. 274, Taberî, Târîh, c. 2, s. 278, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 65, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 123, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 253, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 269.
[152] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 62.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/317-319.
[153] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 274, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 63, Taberî, Târîh, c. 2, s.278, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 65, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 123-124, İbn Seyyid, Uyûnu'leser, c. 1, s. 253, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 270.
[154] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 274, Taberî, Târih, c. 2, s. 278, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.3,s. 65-66, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 124, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 253-254, Ebu'lFidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 270.
[155] Zübeyr B. Bekkâr, Cemheretu Nesebi Kureyş, c. 1, s. 359-360, Taberî, Târîh, c. 2, s. 278,Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3,5.270-271 .
[156] Vâkıdî, Megâzî, c. 1,s. 60.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/319-322.
[157] İbn İshak, İbn Hişam, Sire, c. 2, s. 275-276, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 64-65, Taberî, Târîh, c.2, s. 279, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 65-66, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 24, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, t 1, s. 253-254, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3. s. 270. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/322-323.
[158] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 395, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1414, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 262.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/323.
[159] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 15.
[160] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 278, Vâkidî, Megâzî, c. 1, s. 56, Taberî, Târih, c. 2, s. 280, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 484, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 271 .
[161] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 516.
[162] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 278, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 484, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 271 .
[163] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 278, Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 57, Taberî, Târih, c. 2, s. 280, İbnEsîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 484, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 271.
[164] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 278, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 271, Diysrbekrf, Târîhu'l-hamîs, c. 1 , s. 379.
[165] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 278, Vâkıdî, c.1 , s. 57, Taberî, c. 2, s. 280, İbn Esîr, c. 2, s.484, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 271.
[166] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 516.
[167] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 278, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 57, İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 516, Taberî, Târih, c. 2, s. 280, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 484, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye-ve'nnihâve, c. 3, s. 271 .
[168] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 516.
[169] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 278, Vâkıdî, c.1 , s. 57, Taberî, c. 2, s. 280, İbn Esîr, c. 2, s.484, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 271.
[170] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 278, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe., c. 2, s. 484 Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.271.
[171] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 278, Vâkıdî, c.1 , s. 57, İbn Esîr, c. 2, s. 484, Ebu'l-Fidâ, c. 3,s. 271.
[172] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 278, Vâkıdî, c.1 , s. 57, Taberî, c. 2, s. 280, İbn Esîr, c. 2, s.484, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 271.
[173] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 278, Taberî, c. 2, s. 280, İbn Esîr, c. 2, s. 484, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 271.
[174] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 57.
[175] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 484, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 271.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/323-325.
[176] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 278, Taberî, c. 2, s. 280.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/325.
[177] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 273, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 59, Taberî, Târih, c. 2, s.277, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.3,s.35,İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 122-123, Zehebî, Megâzî, s. 80, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 268.
[178] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 30, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 601-602, Müslim,Sahih, c. 3, s. 1383-1384, Tirmizi, Sünen, c. 5, s. 269, Taberî, Târih, c. 2, s. 280, Beyhâki, Delâilü'nnübüvve, c. 3, s. 51.
[179] Enfâl: 9.
[180] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 279, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 3, s. 54, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 255, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye vıe'n-nihâye, c. 3, s. 276.
[181] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 279, Vâkıdî, c. 1, s. 81 , Taberî, c. 2, s. 281, Beyhakî, c. 3, s.54, İbn Esîr, c. 2, s. 125-126, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 255, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'lFidâ, c. 3, s. 276.
[182] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 1 4, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 256.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/325-326.
[183] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 75,76, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 16.
[184] Vâkidi, 11, s. 76, İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 23,1 03.
[185] Taberî, Târih, c. 2, s. 283, Zehebî, Megâzî, s. 39.
[186] Vâkidi, c. 1, s. 76, İbn Sa'd, c. 3, s. 23, 103.
[187] İbn Sa'd. Tabakât. c. 3. s. 568.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/327.
[188] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 117, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 278,Heysemî, Meanau'z-zevâid, c. 6, s. 75-76.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/327-328.
[189] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 406.
[190] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 341.
[191] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 406.
[192] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/328.
[193] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 273, 274, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 61 , Taberî, Târih, c. 2, s. 277, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 123, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, t 1, s. 252, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 3, s. 268.
[194] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 274, Taberî, Târîh, c. 2, s. 277, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 123, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 252, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 268.
[195] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/328-329.
[196] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 276, 277, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 68, Taberî, Târih, c. 2,
s. 276, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 124, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 254, Zehebî, Megâzî, s. 36, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 273.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/329.
[197] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 278, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 67, Taberî, Târîh, c. 2, s.280, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 125.
[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 278, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 498, Buhârî, Sahih, c. 3, s.227, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 155, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 25, Zehebî, Megâzî, s. 66.
[199] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 52, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 155.
[200] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 279, Taberî, Târîh, c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, İstiâb, c.3, s. 1214, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 26, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 1 , s. 257, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 278.
[201] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 565, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 1 36-137,Müslim, Sahih, c. 3, s. 1510, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 426
[202] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 565.
[203] Hadid: 21.
[204] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 565, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.3,s. 137, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1510, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 426, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 43, Zehebî, Megâzî, s. 66.
[205] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/330-331.
[206] Enfal: 15-16.
[207] Enfal: 45-47.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/331.
[208] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 578, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1282, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 406.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/332.
[209] Vâkidi, Megâzî, c. 1, s. 66- 67.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/332.
[210] Taberî, Tefsîr, c. 9, s. 208, Etau'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 296.
[211] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 280, Vâkıdî, Megâzî, c.1 , s. 70, Ahmed b. Hanbel,Müsned, c. 5, s. 431, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 129, Taberî, Târîh, c. 2, s. 281, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 74, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257, Zehebî, Megâzî, s. 68, Ebu'lFidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 282.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/332-333.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim MüşrikLerin MEKKE'de ve BEDİR'deki DUÂLarı.:

Kureyş Müşrikleri, Bedir'e çıkıp gelmeden önce, Mekke'de KâBe'nin örtüsüne yapışarak ALLAH'tan yardım istemişler
"Ey ALLAH! İki ordudan en azîzine, iki cemâattan en kıymetlisine, iki kabileden en hayırlısına yandım et!" diyenek DUÂ etmişlendi.[210]
Kureyş Müşrikleri ve Müslümanları Bedir'de birbirleriyle karşılaştı klanı zaman, Ebu Cehil de.:
"Ey ALLAH'ım! MuhaMMed hısımlık ilişkilerini bize kestirdi ve bize bilinmeyen bir şeyle geldi. Sabahleyin onu helâk et!" dedi.
Kendisi aleyhinde ilk hüküm venen, kendisi oldu.[211] 

Resim MücahidLere MeLekLerin Yardıma GeLdikLerinin MüjdeLenişi.:

İslâm Mücahidlerinin güçlü ve kalabalık düşman karşısında zayıf bir durumda bulundukları sırada Peygamberimiz Aleyhisselâmı bürüyen vahiy hali açılınca, Peygamberimiz Aleyhisselâm, meleklerin yardıma geldiklerini mücahidlere müjdeledi.[212]
Önce, benzeri görülmedik bir rüzgâr geldi, sonra geçip gitti.
Arkasından, ikinci bir rüzgâr geldi. O da geçip gitti.
Daha sonra, üçüncü bir rüzgâr geldi.
Birinci rüzgârda, Cebrâil Aleyhisselâm 1000 melekle gelip Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanında yer aldı.
İkinci rüzgârda Mikâil Aleyhisselâm 1000 melekle gelip Peygamberimiz Aleyhisselâmın sağında yer aldı.
Üçüncü rüzgârda İsrafil Aleyhisselâm 1000 melekle gelip Peygamberimiz Aleyhisselâmın solunda yer aldı.[213]
Melekler başlarına beyaz sank sarmışlar, sarıklarının uçlarını arkalarına salmışlardı.
Cebrâil Aleyhisselâmın sarığı ise sarı idi.[214]

وَإِذْ يُرِيكُمُوهُمْ إِذِ الْتَقَيْتُمْ فِي أَعْيُنِكُمْ قَلِيلاً وَيُقَلِّلُكُمْ فِي أَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولاً وَإِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ
“Karşı karşıya geldiğinizde, ALLAH, “olacağı olan (takdir buyrulan) işi gerçekleştirmek” için, onları (düşmanları) gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. (Böylece siz onları güçlü görüp ürkmüyor, onlar ise sizi zayıf görüp tedbirsiz davranıyordu.) Ve (bütün) işler ALLAH’a döndürülmektedir. (Herkesin ve her şeyin hesâbı O’nun huzurunda görülecektir.)” (Enfâl 8/44)

Meleklerin hepsi de kır atlı idiler. Atlarının alınlarında, sarkan perçemleri vardı.[215]

وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّهُ بِبَدْرٍ وَأَنتُمْ أَذِلَّةٌ فَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَن يَكْفِيكُمْ أَن يُمِدَّكُمْ رَبُّكُم بِثَلاَثَةِ آلاَفٍ مِّنَ الْمَلآئِكَةِ مُنزَلِينَ
“Andolsun, siz zayıf ve güçsüz iken ALLAH size Bedir’de de yardımıyla zafer vermişti. Şu halde ALLAH’tan (korkup O’na sığının, itiraz ve isyandan) sakının ki, O’na şükredebilesiniz.
(Ey Ne bim!) Hani o zaman Sen mü’minlere.: “RABBinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım iletmesi size yetmez mi?” diye (uyarıvermiştin).”
(Âli-İmran 3/123-124)

Şeytanın Sürâka b. Cu'şum'un sûretinde müşriklere görünüp[216] Kinane Oğullarının da kendilerine yardım için arkalarından gelmekte olduklarını söylediği[217] ve Müslümanların az ve zayıf olduklarını da haber verdiği ve "Bugün, halktan, sizi yene bilecek yok!" diyerek
cesâretlendirmeye çalıştığı sırada, melek ordularının Bedir'e geldiklerini görür görmez, iki ökçesinin üzerinde arkasına dönüp oradan kaçtığı rivâyet edilir.[218]
Bu hususta Kur’ÂN-ı Kerîm'de şu açıklama yapılır.:
"Hani, (müşriklerle) karşılaştığınız zaman, onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözünde azaltıyordu.
Çünkü, ALLAH, işlenmesi gereken işi yerine getirecekti.
Bütün işler ancak ALLAH'a döndürülür."
[219]
"Siz düşmandan (sayı ve teçhizâtça) zayıf iken, ALLAH size Bedir'de kat'î bir zafer verdi.
ALLAH'tan sakınınız ki, şükretmiş olasınız.
O vakit, sen mü'minlere.:
“İndirilen üç bin melekle RABBinizin size imdad etmesi yetmez mi size?” diyordun."
[220]
"O zaman, şeytan da onların yaptıklarını süslüyor; “Bugün, size insanlardan gale be edecek hiç kimse yok! Ben de sizin muhakkak ki yardımcınızım!” diyordu.
Vaktâ ki, iki ordu (birbirine) göründü, şeytan onlara (müşriklere).: “Ben sizden uzağım! Gerçekten, ben, sizin göremeyeceğinizi görüyorum! Ben elbette ALLAHtan korkanm! ALLAH ukubetinde çok şiddetlidir!' diyerek iki ökçesi üzerinde arkasına dönüp kaçtı ."
[221]

Resim MeLekLerin İsLam MücahidLerine NasıL Yardım EttikLeri.:

Bedir Savaşında; leğenlerin içine düşen ufak ve sert taşların çıkardıkları mâdenî sesler gibi, gökten yere sesler gelmeye başladı!
Bu sesler, müşriklerin önlerinde ve arkalarında çınlamakta, yüreklerini titretmekte idi.[222]
Abdullah b. Abbas'a, Gıfâr Oğullarından bir zât şöyle anlatmıştır.:
"Amcamın oğlu ile gelip dağa çıkmıştık ki, dağın üzerinden Bedir görünüyordu.
O zaman, ikimiz de müşriktik.
Çarpışmada kimin yenileceğini gözetliyor,yenenlerle birlikte biz de yağmalayalım diye bekliyorduk.
Dağda bulunduğumuz sırada idi ki, bize yaklaşan bir bulutun içinde atların kişnemelerini işittik!
Ben, birisinin.:
“Hayzum! İleri!” [223] dediğini de işittim.
Amcamın oğlu, korkudan yüreğinin zarı yırtılıp, olduğu yerde ölüverdi!
Ben de az kalsın ölecektim, kendimi zor tuttum !"
[224]
Gıfârî, Bedir'de bulutun altındaki yere kadar gidip Peygamberimiz Aleyhisselâmla ashabını görmüş, fakat onların yanında buluttan işittiği şeylerden hiçbirini göremediğini söylemiştir.[225]
Bedir Savaşında bulunanlardan Ebu Useyd Mâlik b. Rebia da.:
"Eğer bugün Bedir'de olsaydım ve gözüm de yanımda görür halde bulunsaydı, ben size meleklerin çıkıp geldikleri dağ boğazını muhakkak gösterirdim! Bunda şek ve şüphe etmiyorum!" demiştir.[226]
İslâm mücahidlerine yardıma gelen melekleri, kaçan ve esir edilen müşriklerden görenler ve anlatanlar da vardır.
Huvaytıb b. Abduluzzâ der ki.:
"Ben Bedir'de müşriklerle birlikte bulunmuş, ibret verici şeyler görmüş, melekleri görmüştüm ki, onlar gökle yer arasında Kureyşîleri öldürüyor, esir ediyorlardı .[227] O zaman, kendi kendime.:
“Bu adam [MuhaMMed Aleyhisselâm] muhakkak ALLAH tarafından korunuyor!” dedim.[228] Gördüğüm şeyleri hiç kimseye anmadım."
[/color][229]
Süheyl b. Amr da.:
"Bedir Günü, gökle yer arasında alaca atlar üzerinde ak benizli ve sarıklı adamlar gördüm ki, onlar bizleri öldürüyorlar ve esir ediyorlardı!" demiştir.[230]
Hakîm b. Hizâm da; Bedir Günü, semâdan ufku kaplayan alaca kilim gibi birşeyin Vâdiye düştüğünü ve dikkat edince, vâdide siyah karınca seli gibi meleklerin aktığını gördüklerini ve bunun da gökten MuhaMMed Aleyhisselâmın desteklendiğini gösteren birşey olduğunun kalbine doğduğunu söylemiştir.[231]
Ebu Davûd el-Mâzinî der ki.:
"Bedir Gününde, müşriklerden bir adamı, vurup öldüreyim diye takip ettim.
Kılıcım daha onun başına erişmeden, başının yere düştüğünü gördüm!
Anladım ki; onu benden başkası öldürdü!"
[232]
Sehl b. Huneyf de.:
"Bedir Gününde, herhangi birimiz bir müşrikin başına kılıcımızı vuracağımız zaman, kılıcımız daha onun başına erişmeden, başının bedeninden yere düştüğünü görüyorduk!" demiştir.[233]
İbn Abbas'ın bildirdiğine göre; "O gün (Bedir Günü), Müslümanlardan birzât, önündeki müşriklerden bir adamın arkasından koşarken, onun üzerinde birdenbire bir kırbaç darbesi işitti ve bir süvarinin de.:
“İlerle ey Hayzum!” diye seslendiğini işitti.
Bir de önündeki müşrike bakınca, onun boylu boyunca yere serilmiş, burnunun berelenmiş, yüzünün-kırbacın vurduğu şekilde-yarılmış olduğunu gördü!
Ensarî gelip hadiseyi Resûlullah Aleyhisselâm’a anlattı.
Resûlullah Aleyhisselâm.:
“Doğru söyledin! Bu, semâdan gelen üçüncü imdaddandır!” buyurdu."
[234]
Sâib b. Ebi Hubeyş.:
"Vallahi, beni halktan hiç kimse esir etmedi!" deyince,
Kendisine.:
"Öyleyse seni kim esir etti?" diye sorulmuştu.
Sâib.:
"Kureyşîler bozguna uğrayınca, ben de onlarla bozguna uğradım.
Uzun boylu, ak benizli, gökle yer arasında, kır at üzerinde bir adam yetişip beni bağladı.
Abdurrahman b. Avf gelip beni bağlı bulunca, Müslümanlara.:
“Bu, kimin esiri!” diye seslendi.
Hiç kimse beni esir ettiğini söylemedi.
Nihâyet beni Resûlullah Aleyhisselâm’a kadar götürdüler.
Resûlullah Aleyhisselâm, bana.:
“Ey Ebu Hubeyş! Seni kim esir etti?” diye sordu.
“Bilmiyorum!” dedim. Gördüğümü söylemek istemedim.
Resûlullah Aleyhisselâm.:
“Seni meleklerden şerefli bir melek esir etti!
Ey İbn Avf! Al git esirini!”
buyurdu."
[235]

Resim Peygamberimiz ALeyhisseLâmın MüşrikLer Arasında BuLunan Bazı KişiLerin ÖLdürüLmemesini TavsiyEbuyuruşu.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Anladım ki, Hâşim Oğullarından ve başkalarından bazı kişiler, Bedir'e zorlanarak çıkarılmışlardır. Bizim onlarla çarpışmamız gerekmez.
O halde, sizden her kim Hâşim Oğullarından herhangi birisiyle karşılaşırsa, onu öldürmesin! Kim Ebu'l-Bahterî ile karşılaşırsa, onu öldürmesin! Kim Abbas b. Abdulmuttalib'le karşılaşırsa, onu öldürmesin! Çünkü, onlar ancak isteksiz olarak, zorlanarak Bedir'e çıkarılmışlardır"
buyurdu. Bunun üzerine, Ebu Huzeyfe b. Utbe b. Rebia.:
"Biz Babalarımızı, Oğullarımızı, Kardeşlerimizi ve Aşiretimizi öldüreceğiz de, Abbas'ı mı bırakacağız?!
Vallahi, eğer onunla karşılaşırsam, muhakkak onun yüzüne kılıçla vuracağım!"
dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ebu Huzeyfe'nin böyle söylediğini işitince, Hz. Ömer'e.:
"Ey Hafsa'nın Babası! Resûlullah'ın Amcasının yüzüne kılıçla vurulur mu?!" buyurdu.
Hz. Ömer.:
"Yâ Rasûlallah! Beni bırak, onun boynunu kılıçla vurayım?
Vallahi o münâfıklık yapmıştır!"
dedi.
Ebu Huzeyfe, ağzından çıkan bu sözünden hayatı boyunca korkmuş durmuş ve.:
"Benim o günde söylemiş bulunduğum o sözden emân içinde değilim!
Ondan hâlâ korkup duruyorum!
Buna ancak şehîdlik keffâret olabilir!"
derdi.
Yemâme Savaşında da şehîd olup, muradına erdi.[236] ALLAH ondan razı olsun!.

Peygamberimiz Aleyhisselâmın Ebu'l-Bahterî'yi öldürmekten mücahidleri nehy buyurması da, Ebu'l-Bahterî'nin Mekke'de Peygamberimiz Aleyhisselâmı çok savunan bir kişi olmasındandı.
Kendisi Peygamberimiz Aleyhisselâm’a hiç eziyet etmezdi. Peygamberimiz, ondan, hoşuna gitmeyen bir hareket görmemişti.
Ebu'l-Bahterî, Kureyş Müşriklerinin Hâşim ve Muttalib Oğulları aleyhinde yazdıkları Sahifeyi bozmak için ayaklanan kişilerdendi.
İslâm Mücahidlerinden Mücezzer b. Ziyâd, savaş meydanında Ebu'l-Bahterî'ye rastlayınca.:
"Resûlullah Aleyhisselâm seni öldürmekten bizi nehy buyurmuştur!" dedi.
Ebu'l-Bahterî'nin terkisinde Cünâde b. Müleyha adında bir binek arkadaşı bulunuyordu.
Ebu'l-Bahterî.:
"Bu arkadaşım ne olacak?" diye sordu.
Mücezzer.:
"Hayır! Vallahi, biz senin arkadaşını bırakacaklardan değiliz!
Resûlullah Aleyhisselâm bize ancak bir tek senin hakkında emir verdi"
dedi.
Ebu'l-Bahterî.:
"Hayır! Vallahi, ölürsek, o ve ben birlikte ölürüz!
Ben binek arkadaşımı yaşamaya düşkünlüğümden dolayı bıraktığımı Mekke Kadınlarına söyletmem!"
dedi.
Mücezzer, Ebu'l-Bahterî'yi deveden indirip de o çarpışmaktan başkasına yanaşmadığı zaman, çarpıştılar ve Mücezzer onu vurup öldürdükten sonra Peygamberimiz Aleyhisselâm’a geldi ve.:
"Seni hak ile peygamber gönderen ALLAH'a yemin ederim ki; onu esir edip sana getireyim diye çok uğraştım.
O ise yanaşmadı, ancak benimle çarpıştı. Ben de onunla çarpıştım ve kendisini öldürdüm!"
dedi.[237]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Haris b. Âmirb. Nevfel hakkında da.:
"Onu esir ediniz! Öldürmeyiniz! Çünkü, o Bedir'e gönülsüz olarak çıkarıldı" buyurmuştu.
Fakat, Hubeyb b. Yesâf, onu bilmeyerek öldürdü.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, onun öldürüldüğünü haber alınca:
"Eğer ben onu öldürülmeden önce bulsaydım, kendisini kadınlarına bırakırdım!" buyurdu.[238]
Hz. Ali derki.:
"Abbas b. Abdulmuttalib'i Ensardan kısacık boylu bir zât esir edip Resûlullah Aleyhisselâmın yanına getirince, Abbas.:
"Yâ Rasûlallah! Vallahi beni bu adam esir etmedi.
Beni insanların en güzel yüzlüsü, başının saçı iki yana ayrılmış, kır bir ata binmiş, şu cemâat arasında göremediğim bir kimse esir etti!"
dedi.
Ensârî.:
"Yâ Rasûlallah! Onu ben esir ettim!" diyerek ısrar edince, Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
“Sesini çıkarma! ALLAH seni şerefli bir melekle destekledi!” buyurdu."[239]
Hz. Abbas'ı esir ettiğini söyleyen zât, Ensardan Ebu'l-Yeser Ka'b b. Amr olup, kendisi çelimsiz, kısa boylu idi.
Hz. Abbas ise gövdeli, iri yarı idi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ebu'l-Yeser'e.:
"Ey Ebu'l-Yeser! Abbas'ı sen nasıl esir ede bildin!?" diye sordu.
Ebu'l-Yeser:
"Yâ Rasûlallah! Onu esir ede bilmek için, ne bundan önce, ne de bundan sonra hiç görmediğim bir zât bana yardımda bulundu. Onun şekil ve şemâili şöyle şöyle idi!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Sen Abbas'ı esir alırken, ALLAH sana şerefli bir melekle yardım etmiş!" buyurdu.[240]
Ebu'l-Yeser Hz. Abbas'la karşılaştığı zaman, o, ayakta donmuş gibi duruyordu.
Ebu'l-Yeser, ona.:
"Resûlullah Aleyhisselâm seni öldürmekten bizi nehy buyurdu!" deyince, Hz. Abbas.: "Bu, onun akraba hakkını ilk gözetmesi, onlara ilk iyiliği değildir!" dedi.[241] 

Resim Harp Ateşini İLk Önce Âmir b. Hadramî'nin Tutuşturuşu.:

Harp ateşini müşriklerden ilk önce tutuşturan, Amir b. Hadramî oldu.[242] Ona, Hz. Ömer'in azadlısı Mihca1 b. Sâlih karşı çıktı. Âmir b. Hadramî onu şehîd etti.[243]
Mihca'ın, kimin tarafından atıldığı bilinmeyen bir okla vurulup şehîd edildiği de rivâyet edilir.[244] Mihca’, Muhacir Müslümanların Bedir'de verdikleri ilk şehîddi.[245]
Mihca’, Yemenli,[246] Âk b. Adnânîlerden bir köle olup,[247] sabah akşam ALLAH'ın rizâsını ve cemâlini uman ve En'am sûresinin 52. âyetinin nüzulüne sebeb olan Müslümanlar arasında idi.[248]
ALLAH ondan razı olsun!.

Ensardan ilk şehid de Harise b. Sürâka olup,[249] havuzdan su içerken[250] Hibban b. Arika veya bir başkası tarafından[251] atılan bir okla boğazından vurularak[252] şehîd edildi.[253] ALLAH ondan razı olsun!
Harise b. Sürâka'nın annesi Ümmü'r-Re bi' Hatun, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a gelip.:[254]
"Yâ Rasûlallah! Oğlum Harise Cennette ise,[255] hayra uğradı ise[256] sabreder,[257] ALLAH'ın rızasını dilerim.[258]
Eğer onun hakkında bundan başkası olursa, olanca gücümle[259] ALLAH'a yalvarır, yakarır,[260] hüngür hüngür ağlar dururum!"
dedi.[261]
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ey Hârise'nin Annesi! Şu muhakkak ki, Cennet içinde Cennetler vardır! Senin oğlun Firdevs-i Alâ'ya ermiştir!" buyurdu.
Firdevs; Cennetin en üstün, en yüce yeridir.[262]
Bunun üzerine, Hârise'nin Annesi gülerek dönüp giderken, kendi kendine.:
"Bak hele! Bak hele senin şu yüce nâsibine ey Harise!" diyordu.[263]

Resim Utbe b. Rebia, Şeybe b. Rebia ve VeLid b. Utbe b. Rebia'nın Meydana Çıkıp Çarpışmak İçin Er DiLemeLeri.:

Utbe b. Rebia çarpışmaya hazırlandığı zaman, Hakîm b. Hizâm ona.:
"Velid'in babası! Biraz bekle!
Yoksa, men ettiğin birşeyi ilk işleyen sen olursun!"
dedi.[264]
Fakat, Utbe ve kardeşi Şeybe ve Utbe'nin oğlu Velid, Hz. Ali'nin dediği gibi, sadece Câhiliye gururu ve gayretiyle meydana çıktılar ve.:
"Bizimle çarpışacak kim var?" dediler.[265]
Onlara karşı, Ensar gençlerinden üçü;
Avf,
Muawiz,[266]
Muaz[267] ya da Abdullah b. Revana meydana çıktı.[268]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Müslümanlarla müşrikler arasındaki bu ilk savaşta, Ensarın müşriklerle karşılaşmalarını istemiyordu.[269] Kureyş Müşrikleri, karşılarına çıkan Ensara.:
"Siz, kimlersiniz?" diye sordular.
Ensar gençleri.:
"Ensardanız!" dediler.
Müşrikler.:
"Bizim sizinle bir işimiz yok!" dediler.
Onlardan birisi.[270] Utbe b. Rebia.:
"Biz bunlarla çarpışmak istemiyoruz![271]
Ey MuhamMMed! Sen kavmimizden, dengimiz olanları karşımıza çıkar![272]
Biz, Abdulmuttalib Oğullarından, Amcalarımızın Oğullarıyla çarpışacağız!"
dedi .[273]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm, saflarına dönmelerini Ensar gençlerine emir ve kendilerine DUÂ ettikten sonra:
"Kalkınız ey Hâşim Oğulları! ALLAH'ın nurunu, bâtıllarıyla söndürmek için gelenlere karşı, hak yolunda çarpışınız-ki, zâten ALLAH Peygamberinizi de bunun için göndermiş bulunuyor![274] Kalk ey Ubeyde b. Haris!
Kalk ey Hamza!
Kalk ey Ali!"
buyurdu.[275]
Ubeyde b. Haris, Hz. Hamza ve Hz. Ali hemen kalkıp müşriklerin karşılarına vardıkları zaman, müşrikler:
"Siz, kimlersiniz?[276] Konuşunuz ki, sizi tanıyalım.
Eğer dengimiz iseniz, sizinle çarpışalım!"
dediler.[277]
Ubeyde b. Haris: "Ben, Ubeydeyim!" Hz. Hamza: "Ben, Hamzayım!" Hz. Ali:
"Ben, Ali'yim!" dedi.
Bunun üzerine, Utbe b. Rebia:
"Değerli birer denklersiniz!" dedi.[278]
Kavmin en yaşlısı olan Ubeyde b. Haris, Utbe b. Rebia ile,
Hz. Hamza, Şeybe b. Rebia ile,
Hz. Ali de, Velid b. Utbe ile karşılaştı ve çarpıştı.
Hz. Hamza, Şeybe b. Rebiayı,
Hz. Ali de, Velid b. Utbe'yi öldürmekte gecikmedi.
Ubeyde b. Haris ile Utbe b. Rebia ise, karşılaştılar ve çarpıştılar.
İkisi de, ayakta duramayacak derecede birbirlerini yaraladılar.
Hz. Hamza ve Hz. Ali, kılıçlarıyla Utbe'nin üzerine yürüyüp, kendisinin ölümünü hızlandırdılar.
Ubeyde b. Hâris'i yüklenip, İslâm karargâhına getirdiler.[279]
Ubeyde'nin kesilen ayağının bileğinden kan ve ilikleri akmakta idi.[280]
Ubeyde b. Haris, o halinde yanağını Peygamberimiz Aleyhisselâmın ayağının üzerine koyarak.:[281]
"Yâ Rasûlalları! Ben şehîd değil miyim?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Evet! Şehîdsin!" buyurdu.
Ubeyde b. Haris.:
"Vallahi, Ebu Talib sağ olsaydı, söylediği söze kendisinden ziyâde benim lâyık olduğumu anlardı!" dedi ve Ebu Talib'in:
"Biz onun çevresinde, bize çoluklarımızı, çocuklarımızı unutturacak derecede çarpışıp yerlere serilmedikçe, onu size teslim edeceğimizi mi sanıyorsunuz?" meâlli beytini okudu.[282] Ne mutlu o kişiye ki
Hayatının sonucunda Bulur Şanlı Peygamberi Kendisinin başucunda.

Ubeyde b. Haris, Bedirden dönülürken,[283] Safra'da vefât etti ve oraya gömüldü.[284] ALLAH ondan razı olsun!

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Nâziye'de konakladığı ve Ashabın.:
"Biz, bir misk kokusu duyuyoruz!?" diyerek hayret ettikleri zaman:
"Duymanıza ne engel var? İşte, Ebu Muaviye'nin [Ubeyde b. Hâris'in] kabri oradadır!" buyurmuştur.[285] 

Resim Ebu CehiL'in MüşrikLeri MüsLümanLarLa Çarpışmaya Kışkırtışı.:

Ebu Cehil; Müşrikleri Müslümanlarla çarpışmaya kışkırtıyor ve.:
"Sürâka b. Cu'şum'un ayrılıp yardımını kesmesi sizi aldatmasın!
O, ancak MuhaMMed'e ve Ashabına vermiş olduğu sözün üzerinde durmuştur.
Kudeyd'e dönünce, onun kavmine ne yapacağımızı biliyoruz!
Utbe b. Rebia'nın, Şeybe b. Rebia'nın ve Velid b. Utbe'nin öldürülmeleri de, sizi korkutmasın!
Onlar çarpışacakları sırada acele ettiler, böbürlendiler.
ALLAH'a yemin ederim ki; bugün, MuhaMMed ve Ashabını tutup urganlara bağlamadıkça dönmeyeceğiz!
Sizden her biriniz, onlardan birisini öldüre bilirsiniz!
Fakat, onları öldürmeyiniz, yakalayınız!
Dinlerinden ayrılmak için yaptıkları şeylerin, atalarının yapageldikleri ibâdetlerinden, Lât ve Uzzâ'dan yüz çevirmelerinin ne demek olduğunu onlara öğreteceğiz!"
diyordu.[286] 

Resim Hz. Ebu Bekir'in MüşrikLer Tarafından Çarpışmaya Çıkan OğLuna Kızıp Çarpışmaya Çıkmaktan ALıkonuLuşu.:

Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman, Kureyş Müşrikleriyle birlikte Bedir'e gelmişti.[287]
Kendisi, Müşriklerin en cesâretlilerinden ve keskin ok atıcılarındandı.[288]
Abdurrahman, meydana çıkıp kendisiyle çarpışacak er dileyince, Hz. Ebu Bekir hemen ayağa kalktı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Biz, senden yararlanıyoruz!" buyurarak, onun Oğlu ile çarpışmasına müsaade etmedi.[289] Hz. Ebu Bekir, oğlu Abdurrahman'a seslenerek.:
"Ey habîs! Bana olan nisbetin nerede kaldı?!" dedi.
Abdurrahman.:
"Aramızda; silâhtan, uzun endamlı, hızlı koşan attan ve yolunu sapıtmış ak saçlı ihtiyarları öldüren keskin kılıçtan başka birşey kalmadı!" dedi.[290] 

Resim MüşrikLerin Üzerine Kum SaçıLıp MücahidLerin Hücuma KaLdırıLışı.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; eline bir avuç kum alıp[291] Kureyş Müşriklerine yöneldi ve.:
"Kara olsun yüzleri![292]
ALLAH'ım! Onların kalblerine korku doldur! Ayaklarını, titret (tutmaz et!)"
[293] diyerek elindeki kumu Müşriklere doğru saçtı.[294]
Saçılan kumdan, yüzlerine, gözlerine dolmayan kimse kalmadı![295]
Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Hep birden müşriklere hamle ediniz!" buyurup, İslâm mücahidlerini hücuma kaldırdı.[296] Müşrikler, bozulmaya başladılar.
ALLAHu zü’L- CELÂL; Kureyş Müşriklerinin ulularından ve eşrafından öldürteceklerini öldürttü, esir ettireceklerini de esir ettirdi.[297]
Bu hususta Kur’ÂN-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:
"Hani, RABBin, meleklere.:
“Şüphesiz ki, Ben sizinle beraberim!
Haydi, imân edenlere sebat ilham ediniz!”
diye vahyediyordu.
“Ben kâfirlerin yüreklerine korku salacağım.
Hemen vurunuz boyunlarının üzerine! Vurunuz onların her bir parmağına!”
buyuruyordu.
Bunun sebebi, şudur: Çünkü, onlar ALLAH'a ve ALLAH’ın Resûlü’ne karşı koydular.
Kim ALLAH'a ve ALLAH’ın Resûlü’ne karşı koyarsa, ALLAH'ın cezâsı, cidden çok çetindir."
[298]

إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلآئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُواْ الرَّعْبَ فَاضْرِبُواْ فَوْقَ الأَعْنَاقِ وَاضْرِبُواْ مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَآقُّواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَمَن يُشَاقِقِ اللّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
“RABBin meleklere vahyetmişti ki.: "Şüphesiz BEN sizinleyim. Haydi; iman edenlere sağlamlık katın, inkâr edenlerin kalplerine ise amansız bir korku ve dehşet salacağım. Öyleyse (ey mücahit mü’minler ve manevi görevliler), vurun (zalim kâfirlerin) boyunlarının üstüne, (onların elebaşlarını ve merkezi teşkilatlarını etkisiz kılın) ve vurun onların bütün parmaklarına!" (Küfür ve zulüm güçlerinin altyapılarını, yan kuruluşlarını ve kollarını, irtibat ve destek kanallarını koparıp dağıtın ve böylece onların kirli ve kibirli oyunlarını bozup boşa çıkarın! Buyurmuştu.)
Bu (Cenâb-ı HAKkın gazabına uğramaları) elbette, onların ALLAH’a ve Elçisine muhalefet edip başkaldırmaları dolayısıyladır. Kim ALLAH’a ve Elçisine başkaldırır (da Hakk yoldan ayrılır)sa, şüphesiz ALLAH (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.”
(Enfâl 8/12-13)

"Onları siz öldürmediniz! Fakat, ALLAH öldürdü onları!
Attığın zaman da, sen atmadın, ancak ALLAH attı ve bunu, mü'minleri Kendi tarafından güzel bir nimet imtihanı ile denemek için yaptı.
Şüphesiz, ALLAH herşeyi işiten ve bilendir."
[299]

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“(Aslında) Onları (savaşta saf dışı bıraktığınız düşmanları) siz öldürmediniz, ama onları ALLAH öldürdü. (Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, düşmana karşı top güllelerine ve tüfek mermilerine dönüşen kumları avucuna alıp) Fırlattığın zaman da (ey Ne bim!) Sen atmadın, fakat ALLAH attı (ve düşman birlikleri etkisiz bıraktı. Bunu da) Mü’minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için böyle (yaptı.) Şüphesiz ALLAH, İşitendir, Bilendir.” (Enfâl 8/17)

Resim TarafLarın Çarpışmaya İstekLenmeLeri.:

Müslümanlarla müşrikler karşılaştıkları zaman, ALLAH tarafından, mü'minler müşrikleri az, müşrikler de mü'minleri az ve zayıf görmüşler ve iki taraf da çarpışmaya ısınmış ve isteklenmişlerdi.
Bu husus, Kur’ÂN-ı Kerîm'de şöyle açıklanır.:
"Hani, karşılaştığınız zaman, ALLAH onları (müşrikleri) gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu.
Çünkü, ALLAH, işlenmesi gereken işi yerine getirecekti.
Bütün işler ALLAH'a döndürülür."
[300]

وَإِذْ يُرِيكُمُوهُمْ إِذِ الْتَقَيْتُمْ فِي أَعْيُنِكُمْ قَلِيلاً وَيُقَلِّلُكُمْ فِي أَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولاً وَإِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ
“Karşı karşıya geldiğinizde, ALLAH, “olacağı olan (takdir buyrulan) işi gerçekleştirmek” için, onları (düşmanları) gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. (Böylece siz onları güçlü görüp ürkmüyor, onlar ise sizi zayıf görüp tedbirsiz davranıyordu.) Ve (bütün) işler ALLAH’a döndürülmektedir. (Herkesin ve her şeyin hesâbı O’nun huzurunda görülecektir.)” (Enfâl 8/44)

Resim Peygamberimiz ALeyhisseLâmın Cesâret ve Metâneti.:

Hz. Ali der ki.:
"Bedir Günü, savaş şiddetlendiği zaman, Resûlullah Aleyhisselâm’a sığınmıştık. O gün, insanların en cesâretlisi ve en kahramanı o idi. Müşriklerin saflarına ondan daha yakın olan kimse yoktu!"[301]
"Bedir Günü, biraz çarpıştıktan sonra;
“Ne yapıyor bir bakayım?” diye acele Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına geldim.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, secdeye kapanmış, durmadan.:
"Yâ Hayy Yâ Kayyûm! Yâ Hayy Yâ Kayyûm!.” diyordu.
Çarpışmak için, savaş meydanına döndüm.
Resûlullahın yanına tekrar dönüp geldiğim zaman, o yine secdeye kapanmış.: “Yâ Hayy Yâ Kayyûm!” diyordu. Sonra, tekrar çarpışmaya gittim. Tekrar dönüp geldiğim zaman, kendisi yine secdede bunu söylüyordu.
ALLAHu zü’L- CELÂL, ona Fetih ve Zaferi ihsân etti."
[302]



*
**
****


DiP NOTLAR.:



[205] Taberî, Tefsîr, c. 9, s. 208, Etau'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 296.
[206] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 280, Vâkıdî, Megâzî, c.1 , s. 70, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 431, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 129, Taberî, Târîh, c. 2, s. 281, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 74, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257, Zehebî, Megâzî, s. 68, Ebu'l Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 282.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/332-333.
[207] Vâkıdî, Megâzî, d, s. 70.
[208] Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s. 57, İbn Sa'd, Tabak âtü'l-kübrâ, c. 2, s. 16, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 55, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 256, Zehebî, s. 62.
[209] İbn İshâk.İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 286, Taberî, Târih, c. 2, s. 284, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,c. 1,s.26O.
[210] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 76, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 16
[211] Musâ b.Ukbe'nin M egâzîsinden naklen Zehebî, Megâzî, s. 80, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 71.
[212] Musâ b. Ukbe'nin Megâzîsinden naklen Zehebî, Megâzî, s. 80.
[213] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 70-71, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 283.
[214] Enfâl: 44.
[215] Âli-İmran: 123-124.
[216] Enfâl: 48.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/333-334.
[217] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 80, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, c. 3, s. 283-284.
Hayzum; Cebrâil Aleyhisselâmın atı nın adıdır (Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s.
[224] İbn İshâk. İbn Hişâm. Sîre, c. 2, s. 285, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 76, 77, Taberî, Târih, c. 2,
s. 283, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 129, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 259-260, Zehebî, Megâzî, s. 39, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 279-280.
[225] Vâkıdî, Megâzî, c. 1,s. 77.
[226] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sire, t 2, s. 28 6, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 76, Taberî, Tefsir, c. 4, s.77, Beyhakî, D e lâi lü'n-nübüv ve, c. 3, s. 81, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 260, Zehebî, Megâzî, s. 40, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 280.
[227] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 492, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 400, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.2, s. 76.
[228] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 492.
[229] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 492, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 400, İbn Esid, Usdu'l-gâbe, c.2, s. 76.
[230] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 76, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 57, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, c. 3, s. 281.
[231] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 80, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 61 , Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, C. 3, S. 281.
[232] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 286, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 450, Taberî,Târih, c. 2, s. 283, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4,s.1644, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 95, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 260.
[233] Taberî, Târih, c. 2, s. 283-284. Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 409, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.129.
[234] Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1384-1385.
[235] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 79, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 281.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/334-337.
[236] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 281, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 10-11, Taberî, Târîh,
c. 2, s. 282, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 140-1 41, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 28-1 29, Zehebî, Megâzî, s. 90-91.
[237] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre,c.2,s. 281-282, Taberî, Târih, c. 2, s. 282, İbn Abdilberr, İstiâb,
c. 4, s. 1459-1460, İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 64-65, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 285.
[238] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 81.
[239] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 117, Zehebî, Megâzî, s. 65, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 278, Heysemî,Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 76.
[240] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 12, Ahmedb. Hanbel, Müsned,c. 1 ,s. 353, Taberî,Târih,c. 2, s. 288,289, Ebu Nuaym ,Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 471-472.
[241] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 12.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/337-341.
[242] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 16.
[243] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 65, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 16, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.296, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1,5.257.
[244] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 279, Taberî, Târih, c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, İstiâb, c.4, s. 1486, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 280.
[245] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 219, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 16.
[246] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1486, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 280.
[247] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1486.
[248] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 280.
[249] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 279, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 65, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 17, Taberî, Târih,c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 308, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 26, İbn Seyvid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257, Zehebî, Megâzi, s.37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 304.
[250] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 279, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 65, Taberî, Târih, c. 2, s.281, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 308, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1 , s. 425, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257.
[251] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 65, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 17, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 425,İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257.
[252] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 279, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 65, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 17, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 308, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 425, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 274.
[253] İbn İshâk İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 279, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 65, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s.
17, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 296, Taberî, Târih, c. 2, s. 281 , İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s.
308, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 425, İbn Seyyid, Uyunu'l-eser,c. 1, s. 257, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 274.
[254] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 260, Buhâri, Sahih, c. 3, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.327, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c.9,s.167.
[255] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 215, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 206, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 167, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 308, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 425.
[256] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 210, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 327.
[257] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 215, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.327, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 308, İbn Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 327.
[258] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 215, Buhâri, Sahih, c. 5, s. 9, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.327, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 308.
[259] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 260, Buhâri, Sahih, c. 3, s. 206, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 167.
[260] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 327.
[261] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 260, Buhâri, Sahih, c. 3, s. 206, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 167.
[262] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 260, Buhâri, Sahih, c. 3, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.327, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c.9,s.167.
[263] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 426.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/341-342.
[264] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 67.
[265] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 117, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 71 Zehebî,Megâzî, s. 65, Ebu'l-Fidâ, el- Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 278, Heysemî, Meanau'i-ievâid, c. 6, s. 76.
[266] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 277, Vâkıdî, Megâzî, c.1 , s. 68, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 17, Taberî, Târih, c. 2, s.279, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 72, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 125, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 54, Zehebî, Megâzî, s. 36.
[267] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 68, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 17, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,c. 3, s. 273.
[268] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 277, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s.68, Taberî, Târîh, c. 2, s.
279, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,c. 3, s. 72, İbn Esîr, Kamil, c. 2, s. 125, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 254, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 273.
[269] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 68, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 17.
[270] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 277, Taberî, Târîh, c. 2, s. 279, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 72, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 254, Zehebî, Megâzî, s. 36, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 273.
[271] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 117, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 71, Zehebî,Megâzî, s. 65.
[272] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 277, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 68, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-
kübrâ, c. 2, s. 17, Taberî, Târih, c. 2, s. 279, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 72, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 254, Zehebî, Megâzî, s. 36.
[273] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 117, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 72, Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 278.
[274] Vâkıdî, Megâzî, c.1, s. 68, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 17.
[275] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 277, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 117 Taberî,Târîh, c. 2, s. 279, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 71-72, İbn Esîr, Kâmil, c.2,s. 125, İbn Seyyid, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 254, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 278.
[276] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 277, Taberî, Târîh, c. 2, s. 279, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 71-72, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 125, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 254, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 273.
[277] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 68, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 17, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, c. 3, s. 273.
[278] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 277, Taberî, Târîh, c. 2, s. 279, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 1, s. 255, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 277.
[279] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 277, Taberî, Târih, c. 2, s. 279, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.125, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 255, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 277.
[280] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 69, Taberî, Târih, c. 2, s. 279.
[281] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 274.
[282] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 69-70, Taberî, Târih, c. 2, s. 279, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 188,İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 125, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 274, Diyarbekri, Târîhu'lhamîs, c.1, s. 278.
[283] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 188, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1021, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.3, s. 557.
[284] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 50, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 188, İbn Abdilberr, İstiâb,c. 3, s. 1021, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 554.
[285] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1021, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 554.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/343-346.
[286] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 71, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 283.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/346-347.
[287] Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 414.
[288] İbn Abdilberr, jstiâb, c. 2, s. 825, Hale bî, İnsanu'l-uyûn, c. 2, s. 414.
[289] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 824, Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 414.
[290] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 291, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 291-292.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/347.
[291] İbn İshâk, İbn Hişâm , Sîre, c. 2, s. 280, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 81, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 126, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 281.
[292] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s.281, Vâkıdî, Megâzî,c. 1, s. 81, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 3, s. 81, İbn Esîr, Kâmil, c .2, s. 126, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 281.
[293] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 81.
[294] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s.280, Vâkıdî, Megâzî,c. 1, s. 81, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 81, İbn Esîr, Kâmil,c. 2, s. 126, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 2, 7, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 284.
[295] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s.81, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257,Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.3, s. 284, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 84.
[296] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 280, Taberî, Târîh, c. 2, s. 281, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 81, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 126, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 284.
[297] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 280, Taberî, Târîh, c. 2, s. 281, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 81, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 126, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 257, Zehebî, Megâzî, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 281
[298] [Enfâl: 12-13.
[299] Enfâl: 17.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/347-348.
[300] Enfâl: 44.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/349.
[301] İbrı Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 126.
[302] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 26, c. 1, s. 223, Bevtıakf, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 49, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihale, c. 3, s. 275-276.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/349.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »





Resim Ashabın Bedir'de GösterdikLeri KahramanLıkLardan ÖrnekLer ve Ebu CehiL'in ÖLdürüLüşü.:

Ümeyye b. Halef esir edildiği zaman, Abdurrahman b. Avf'a.:
"Sizden, kendisine devekuşu kanadıyla alâmetlenmiş olan o adam kimdir?" diye sormuştu.
Abdurrahman b. Avf.:
"O, Hamza b. Abdulmuttalib'dir!." deyince, Ümeyye b. Halef.:
"İşte, bize yapılanları, o yaptı!." dedi.[303]
Ebu Cehil'in mensup bulunduğu Manzum Oğulları, birçok kimsenin öldürüldüğünü görünce.:
"Ebu'l-Hakem b. Hişâm'ın yanına yaklaşılamaz!. Rebia'nın Oğulları acele ettiler ve ölüp gittiler!. Onları, kabileleri koruyamadılar!." dediler ve Ebu Cehil'in etrafında deve sürüsü veya orman gibi oldular, onu ortalarına aldılar.
İçlerinden birisini Ebu Cehil'e benzetmeyi ve onun gibi giydirmeyi kararlaştırdılar. EbuKays b. Fâke b. Mugîreyi Ebu Cehil'e benzeterek giydirdiler.
Hz. Hamza, onun üzerine yürüdü ve.:
"Al bunu da, Abdulmuttalib'in oğlundan, benden!.." diyerek, Ebu Cehil'in gözleri önünde vurup öldürdü!.
Hz. Ali de, Ebu Cehil gibi giydirilen Abdullah b. Münzir'in üzerine.:
"Al bunu da, Abdulmuttalib'in Oğullarından, benden!.." diyerek, Ebu Cehil'in gözleri önünde öldürdü. Mahzum Oğulları, Harmele b. Amfi Ebu Cehil gibi giydirdiler. Hz. Ali ona doğru vardı. Onun da işini bitirdi.
Bunun üzerine, Ebu Cehil ve adamları, Halid b. A'lem'i Ebu Cehil gibi giydirmek istedilerse de,
Halid yanaşmadı, kaçındı.[304]
Hz. Ali'nin anlattığına göre; o gün, gündüz ilerleyince, Müslümanlarla müşriklerin safları birbirine karıştı.
Kum Tepesinin üzerinde müşriklerin birisiyle Sa'd b. Hayseme çarpışıyordu. Müşrik, nihâyet Sa'd b. Hayseme'yi şehîd etti.
Müşrik başına miğfer geçirmişti ve atlı idi.
Hemen attan indi.
Hz. Ali'yi tanıdı.
Hz. Ali ise onu tanıyamadı.
Müşrik.:
"Ebu Talib'in oğlu!. Çarpışmak için, gel!.." dedi.
Hz. Ali onunla çarpışmaya niyetlenince, müşrik yüksekten aşağı inip Hz. Aliye doğru geldi.
Hz. Ali, orta boylu olduğu için, o da müşrikin yaptığı gibi yapmak istedi.
Müşrik.:
"Ey Ebu Talib'in oğlu!. Kaçıyor musun?" dedi.
Hz. Ali.:
"Hayır!. Senin yakınında yer alacağım!." dedi ve ayağını pekiştirdikten sonra, döndü.
Müşrik, yaklaşıp Hz. Ali'ye kılıçla vurdu.
Hz. Ali kalkanına siperlendi.
Müşrikin kılıcı kalkana saplanıp kaldı.
Vurma sırası Hz. Ali'ye gelince, onu omuzundan göğsüne doğru kılıçla çaldı. Zırhını enlemesine biçti!.
Müşrik, titredi ve sarsıldı.
Hz. Ali, kılıcının onu öldürdüğünü sandı.
O sırada, arkasından bir kılıcın parladığını ve şakıdığını görünce, Hz. Ali başını eğdi.
Kılıcı parlatan.:
"Al bunu da, ben Abdulmuttalib'in oğlundan!.." derken, müşrikin kellesi miğferiyle birlikte yere yuvarlandı!.
Hz. Ali, dönüp arkasına baktığı zaman, Hz. Hamzayı gördü.[305] Nevfel b. Huveylid, Müslümanlarla karşılaştığı zaman.:
"Ey Kureyş cemâatı!. Bugün, ululuk, yücelik günüdür!." diyerek haykırmaya başlayınca, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"ALLAH'ım!. Nevfel b. Huveylid'e karşı bana yardımcı ol, onun hakkından gel!." diyerek DUÂ etmişti.
Nevfel b. Huveylid, Kureyş cemâatının dağılmaya başladığını görünce de; Ensar Mücahidlerine seslendi.:
"Kanlarımızı dökmekten, size ne fayda var? Sizin süte ihtiyacınız yok mu?" dedi.
Cebbar b. Sahr onu esir etti. Önüne düşürüp götürürken, Nevfel, Hz. Ali'nin kendisine doğru seğirterek geldiğini gördü ve.:
"Ey Ensârî kardeş!. Şu gelen, kimdir? Lât ve Uzzâ'ya and ederim ki; gördüğüm o adam beni öldürmek istiyor!." dedi.
Cebbar b. Sahr.:
"O, Ali b. Ebi Talib'dir!." dedi.
Hz. Ali, yetişip onu kılıçla çaldı. Kılıç onun kalkanına battı.
Kılıcını kalkandan kurtardıktan sonra, vurup bacaklarını zırhıyla birlikte kesti. Sonra da, başını gövdesinden ayırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Nevfel b. Huveylid hakkında kimde bilgi var?" diye sorunca, Hz. Ali "Ben onu öldürdüm!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Allâhu ekber!." diyerek tekbir getirdi ve.:
"ALLAH, onun hakkındaki DUÂmı kabul buyurdu!" dedi. [306] Hz. Ömer der ki.:
"Bedir Günü, Âs b. Saîd b. Âs'ı, arslan gibi topraklan yırtıp saçarken gördüm.[307] Öküzün boynuzu ile kaşındığı, kazındığı gibi kaşınıyor, kazınıyordu. Ben ondan uzak durdum. Amcasının oğlu[308] Ali b. Ebi Talib, üzerine yürüyüp[309] onu öldürdü!."[310]
Hz. Ali, Bedir'de müşriklerin başlarını vurup vurup düşürüyordu.[311]
Ebu Cehil; uzun kuyruklu bir at üzerinde bulunuyor,[312] müşriklerin ordusu içinde, recezler söyleyerek, kendisinden hiçbir savaşta öç alınamayacağını iddia edip.: "Beni anam bu gibi işler için doğurdu!." diyerek övünüp duruyordu.[313] Abdurrahman b. Avf der ki.:
"Bedir Günü, sağıma soluma baktım, gördüm ki; Ensar gençlerinden, çok genç ikisinin arasındayım.
Ben ise, onlardan daha güçlü olanlar arasında bulunmak isterdim.
Onlardan biri bana.:
“Ey amca!. Sen Ebu Cehil'i tanır mısın?” diye sordu.
Ben de.:
“Evet!. Tanınm!. Senin ona ne hacetin var ey kardeşimin oğlu?” dedim.
Genç.:
“Haber aldım ki; o, Resûlullah Aleyhisselâm’a sövermiş!.?
Varlığım Kudret Elinde olan ALLAH'a yemin ederim ki; ben onu bir görecek olursam, ikimizden, eceli gelen ölmedikçe, şahsım onun şahsından ayrılmayacaktır!.” dedi.
Gencin bu sözüne şaştım.
Öbür genç de, berikinin söylediği gibi söyledi.
Çok geçmeden, Ebu Cehil'i halkın arasında dönüp dururken gördüm ve.:
“Görüyor musunuz? İşte, sorduğunuz adam!.” dedim.
Gençler hemen kılıçlarını sıyırdılar. Ebu Cehil'e doğru seğirtip gittiler ve onu kılıçtan geçirdiler.
Bu gençler, Muaz b. Afra' ile Muaz b. Amr b. Cemuh idi."[314]
Ebu Cehil ile ilk karşılaşan, Muaz b. Amr b. Cemuh oldu.[315] Muaz b. Amr b. Cemuh der ki.:
"Ben kavimden işitmiştim.[316] Onlar.:
“Ebu'l-Hakem [Ebu Cehil] orman içindedir!. Hiç kimse ona erişemez!. Ona yol bulamaz!.” diyorlardı. [317]
O, orman içinde korunmaya alınmış gibi idi.[318]
Kureyş Müşriklerinin onun hakkında söylediklerini işittiğim zaman,[319] onu kendime hedef yaptım, ona doğru vardım. Fırsat bulunca, ona saldırdım.
Kılıcımla bir darbe indirip, ayağını baldırının yarısından uçurdum!.
Vallahi, düştüğü zaman, onu, yem için hurma çekirdeği ufaltan değirmenin altına giden hurma çekirdeklerinin o değirmende döğülürken sıçramasına benzettim.
Onun oğlu İkrime de, bana, omuzumun üzerinden kılıçla vurup kolumu kesti.
Elim, yanımdan, derime asılı kaldı!.
Bunun üzerine, çarpışmak bana zor ve çetin geldi.
Gün boyunca, elim arkamda sürünür olduğu halde, savaşmaya devam ettim.
Beni rahatsız edince de, üzerine ayağımla bastım, onu koparıp attım!.[320] Sonra, her yere sığınmaya çalıştığı sırada İkrimeye rastladım.
Eğer kolum yanımda (yerinde) olsaydı, o gün, muhakkak onu öldürmeyi arzu ederdim!."[321] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Acaba Ebu Cehil ne yapıyor? Kim gidip bir bakar?" buyurdu.[322]
Ebu Cehil'in ölüler arasında araştırılmasını emretti.[323]
Bunun üzerine, Abdullah b. Mes'ud onu aramaya gitti ve buldu.: "Â!. Ebu Cehil!. Sensin hâ!." dedi ve onun sakalından tuttu. [324] Abdullah b. Mes'ud der ki.:
"Ben onu son dakikalarını yaşadığı sırada buldum ve tanıdım, boynuna ayağımla bastım ve.:
“Ey ALLAH düşmanı!. ALLAH seni zelîl ve hakîr kıldı, değil mi?” dedim. O, “ALLAH beni ne ile zelîl ve hakîr kıldı? Kavminin öldürdüğü adamdan, benden daha üstün kim var? Ey koyun çobancığı!. Sen çetin ve erişilmesi çok güç olan bir yere çıkmışsın!. Sen onu bırak da, bana haber ver ki, bugün devran kimindir?” dedi.
“ALLAH'ın ve Resûlullahındır!.” dedim.[325]
Kendisine.: “Seni öldüreceğim!.” dediğim zaman, bana.:
“Efendisini öldüren ilk köle sen değilsin!.
Benim için en ağır gelen şey, beni senin,[326] çiftçilerin [Medinelilerin] öldürüp[327] Mutayyibîn'den veya Ahlâftan bir adamın[328] öldürmüş olmamasıdır!.” dedi.[329] Ebu Cehil'in yanında iyi bir kılıç vardı.
Benim yanımdaki kılıç ise, eski ve işe yaramaz bir kılıçtı.
Kendi kılıcımla onun başını kesemeyince, elime Ebu Cehil'in kılıcını aldım. Kendisini kendi kılıcıyla öldürdükten sonra, Resûlullah Aleyhisselâmın yanına vardım.:
“Ebu Cehil'i öldürdüm!.” dedim.
“Kendisinden başka ilâh olmayan ALLAH aşkına, doğru mu?” diyerek bana üç kere yemin ettirdi.[330] Secdeye kapandı.[331] ALLAH'a hamd ü senâ etti.[332] ”Allâhu ekber!.” diyerek tekbir getirdikten sonra.:
“Hamdolsun O ALLAH'a ki, va'dini doğruladı, kuluna yardım etti. Toplanan toplulukları, tek başına, hezimete, bozguna uğrattı!” dedi.[333]
Ebu Cehil için de.:
“Bu, bu ümmetin Firavunu idi” buyurdu."[334]
Abdulkays kabilesinden Ma'bed b. Vehb de, Bedir Savaşında, iki elinde iki kılıç kullanarak çarpışmıştır.[335]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, gerek Ma'bed'i ve gerek Abdulkays kabilesinin öteki yiğitlerini.: "Onlar, ALLAH'ın yeryüzündeki arslanlarıdır!." diyerek te brik ve takdir buyurmuştur.[336] Abdullah b. Mes'ud.:
"Bedir Günü, çarpışırken, Sa'd b. Ebi Vakkas'ı gördüm. Piyadeler arasında atlı gibi çarpışmakta idi!." demiştir.[337] Zübeyr b. Avvam derki.:
"Bedir Günü, ben, Ubeyde b. Saîd b. Âs'la karşılaştım.
O, baştan ayağa kadar zırha bürünmüş, gözlerinden başka bir yeri görünmez halde, at üzerinde bulunuyordu.
Büyük karınlı olduğu için, kendisine “Ebu Zâtülkiriş” denilirdi.
“Ben, Ebu Zâtülkiriş'im!. Ben, Ebu Zâtülkiriş'im!.” diyerek, herkese meydan okuyordu.
Elimdekimi mızrağımı, hemen onun gözüne sapladım, yıkılıp öldü!. Ayağımı yanağına bastım, mızrağımı olanca gücümle çekip çıkardım. Fakat, mızrağımın iki tarafı eğilmişti."[338]
Ükkâşe b. Mihsân'ın, Bedir Savaşı gününde, elindeki kılıcı kırılmıştı. Peygamberimiz Aleyhisselâm ona ağaç dallarından bir dal verip.:
"Ey Ükkâşe!. Çarpış bununla!." buyurdu.
Ükkâşe o dalı alıp salladığı zaman, dal, elinde uzun boylu, dayanıklı, parlak bir kılıç oluverdi!. Ükkâşe; Peygamberimiz Aleyhisselâmla birlikte bulunduğu bütün savaşlarda bu kılıcı kullandı. Avn diye anılan bu kılıç, hayatı boyunca, kendisinin yanında kaldı.[339] Müşriklerden Âsim b. Ebi Avf.:
"Ey Kureyş cemâatı!. Akrabalık haklarını gözetmeyen, topluluğunuzu dağıtan, bilinmeyen şeyi size getiren MuhaMMed'le çarpışınız!. O kurtulursa, ben kurtulmayayım!." diyerek haykırırken, Ebu Dücâne Simâkb. Hareşe ile karşılaştılar ve çarpıştılar.
Ebu Dücâne onu bir vuruşta öldürdü.
Üzerindeki silâhını, ötesini berisini almaya durunca, Hz. Ömer üzerlerine geldi.:
"Bırak şimdi onun ötesini berisini!. Biz daha düşmanla uğraşıp duruyoruz..." dedi.
O sırada, müşriklerden Ma'bed b. Vehb[340] gelerek Ebû Dücâne'ye arkasından kılıçla bir darbe indirdi.
Ebu Dücâne, deve çöker gibi, yere çöktü!.
Hemen kalkıp, ona kılıç vurmaya başladı. Fakat onu öldüremedi.
Ma'bed, önünde göremediği bir çukura düşünce, Ebu Dücâne onun üzerine çöktü ve başını kesti.[341]
Ümeyye b. Halef'in Esir Edilişi ve Öldürülüşü
Abdurrahman b. Avf der ki.:
"Ümeyye b. Halef,[342] Mekke'de,[343] Câhiliye devrinde[344] dostumdu.
İsmim de, Abdi Amr idi.[345]
İslâmiyet geldiği,[346] Müslüman olduğum zaman, Abdurrahman olarak isimlendim.[347] Bizim Mekke'de bulunduğumuz sırada, o bana rastlarve.:
“Ey Abdi Amr!. Babanın seni isimlendirdiği bir isimden yüz mü çevirdin?!.” der, ben de Kendisine.:
“Evet!.[348] ALLAH beni İslâmiyete erdirdi. Abdurrahman olarak isimlendim[349] derdim.
O da.:
“Ben Rahman'ı tanımıyorum!.[350] Yemâme'deki Müseylime de Rahman adıyla adlanmışür. Ben seni bu adla çağırmam.[351]
Sen aramızda bundan başka bir isim kullan ki, ben seni onunla çağırayım.
Seni ilk isminle çağırdığım zaman, bana cevap vermiyorsun. Ben de seni bilmediğim birşeyle çağıramam!” derdi.
Gerçekten de, beni “Ey Abdi Amr!.” diye çağırdığı zaman, ona cevap vermezdim.
Kendisine.:
“Ey Ali'nin babası!. Dilediğini yap!.” dedim.
Bunun üzerine, o bana.:
'Sen, Abdulilâh'sın!.” dedi.
Ona.:
“Evet!.” dedim.
Rastladıkça, bana “Ey Abdulilâh!.” dediği zaman ona cevap verir ve kendisiyle konuşurdum.
Bedir Gününde, ona rastladım.:
Oğlu Ali b. Ümeyye'nin elinden tutmuş, duruyordu.
Ben de, savaşta ele geçirdiğim birtakım zırhları yanımda taşıyordum.
Ümeyye b. Halef, beni görünce.:[352] “Ey Abdi Amr!.” diye seslendi.
Kendisine cevap vermedim.
Bunun üzerine, bana.:
“Ey Abdulilâh!.” diye seslendi.
“Evet!.” dedim.[353]
Ümeyye b. Halef, bana.:
“Senin bende alacak birşeyin yok mudur?
Ben senin yanındaki zırhlardan daha hayırlı değil miyim?!.” dedi.
Ona.:
“Evet!. Öyledir!.” dedim.
Ellerimden zırhları atıp onun ve oğlunun ellerinden tuttum.
Ümeyye b. Halef.:
“Doğrusu, ben bugünkü gibisini şimdiye kadar hiç görmemişimdir!.[354] Sizin süte ihtiyacınız yok mudur?” dedi.[355]
Ümeyye b. Halef, bu sözüyle, “Beni kim esir ederse, ona fidye (kurtulMâlik akçesi) olarak bol sütlü deve veririm” demek istemişti.[356]
Ben; Ümeyye b. Halef ile onun oğlu arasında, onların ellerinden tutmuş olduğum halde giderken, Ümeyye b. Halef, bana.:
“Ey Abdulilâh!. Sizden[357] göğsünde deve kuşu kanadıyla alâmetlenmiş olan o adam kimdir?” diye sordu.
Ona.:
“O, Hamza b. Abdulmuttalib'dir!” dedim.
İşte, bizim başımıza bütün bu işleri getirmiş olan odur!” dedi.[358]
Vallahi, ben Onları önlerine düşüp götürüyordum ki, Bilâl onu benimle birlikte gördü.
Ümeyye b. Halef Mekke'de ona İslâm'ı bırakması için işkence yapar, onu Mekke'nin güneşten kızmış kumluğuna yatırarak büyük bir kaya parçası getirip onun göğsünün üzerine konulmasını emreder, sonra da.:
“Ya işte böylece devam edersin, ya da MuhaMMed'in dininden ayrılırsın!.” derdi.
Bilâl ise, bu işkencelere karşı.:
“ALLAH birdir!. ALLAH birdir!. [Ehâd!. Ehâd!.]” demekten geri durmazdı.
Bilâl, onu görür görmez.:
“Küfrün başı Ümeyye b. Halef ha!.
O kurtulursa, ben kurtulmam!” dedi.
Ona.:
“Ey Bilâl!. O şimdi benim esirimdir!” dedim.
Bilâl.:
“O kurtulursa, ben kurtulmam!.” dedi.
Bilâl'e.:
“Beni dinlemiyor musun, ey karanın oğlu!” dedimse de, o.:
“Eğer o kurtulursa, ben kurtulmam!” dedi ve sesinin çıkabildiği kadar.:
“Ey ALLAH'ın Ensarı!. İşte, küfrün başı Ümeyye b. Halef!.
O kurtulursa, ben kurtulmam!” diyerek bağırmaya başladı.
Birden, bizi kuşattılar, bilezik gibi halka içine aldılar.
Ben ise, onu korumaya ve savunmaya çalışıyordum.
İçlerinden bir adam, kılıcını sıyırdı.
Ümeyye'nin oğlunu, ayağından vurup yere düşürdü.
Ümeyye ise, şimdiye kadar bir benzerini daha işitmediğim bir çığlık kopardı.
Ona.:
“Artık sen kendini kurtar!. Senin için kurtuluş yoktur!. Vallahi, ben senden hiçbir şeyi gideremem!” dedim.
Ümeyye b. Halef ile oğlunu kılıçtan geçirdiler, işlerini bitirdiler.
ALLAH Bilâl'e rahmet etsin ki, onun yüzünden hem zırhlarım elimden gitti, hem esirleri m !."[359]
Abdurrahman b. Avf'in Ümeyye b. Halefe göstermek istediği vefâkârlık, aralarındaki yazılı bir sözleşmeden ileri geliyordu.
Bu sözleşmeye göre.:
Abdurrahman b. Avf’ın Mekke'deki mallarını ve akrabalarını korumayı Ümeyye b. Halef,
Ümeyye b. Halefin Medine'deki mallarını ve akrabalarını korumayı da Abdurrahman b. Avf üzerine almış bulunuyordu.[360] 
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Kureyş Müşriklerinin Bozulup Kaçacakları Hakkındaki Âyeti  
Okuyarak Çadırından Çıkışı
Peygamberimiz Aleyhisselâm, zırh gömleğini üzerine giyinmiş olduğu halde çadırından dışarı çıkarken, Kamer sûresinin.:
"Yakında o cemâat bozguna uğrayacak, onlar arkalarını dönüp kaçacaklar!." meâlli 45. âyetini okumuştu. [361]
Bu âyet Mekke'de nâzil olmuştur.[362] Hz. Ömer der ki.:
"Bu âyet nâzil olduğu zaman, kendi kendime.:
“Acaba hangi cemâat bozguna uğratılacak? Kime gale be çalınacak ola?!” demiştim.
Bedir Günü gelip de Resûlullah Aleyhisselâmın zırhını giyinmiş olduğu halde bu âyeti okuduğunu görünce, anladım ki, ALLAHu zü’L- CELÂL meğer Kureyş Müşriklerini bozguna uğratacakmış!.' dedim.[363]
Bu âyetin tefsirini o gün öğrendim!."[364] 
Müşriklerin Öldürülmeyip Esir Edilmelerinden Sa'd b. Muaz'ın Hoşnutsuzluk Göstermesi

Müşrikler bozguna uğradığı zaman, Müslümanlardan bir kısmı müşrikleri takip ve esir ediyor, bir kısmı da ganimet mallarını topluyordu.[365]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Sa'd b. Muaz'ın yüzünde, halkın yaptıkları şeyden (müşrikleri öldürmeyip esir etmelerinden) hoşnutsuzluk gösterdiğini gördü.
Ona.:
"Vallahi, ey Sa'd!. Halkın yaptığı şeyden hoşlanmıyor gibisin?" buyurdu.
Sa'd b. Muaz.:
"Evet!. Vallahi yâ Rasûlallah!. Bu, ALLAH'ın Kureyş Müşriklerinin başına getirdiği ilk musibetti.
Bence onları öldürmek sağ bırakmaktan daha makbuldür!." dedi.[366] 
Bedir Savaşında Öldürülen ve Esir Edilen Müşriklerin Sayısı
Bedir Savaşında Kuneyş müşriklerinden 70 kişi öldürüldü ve bir o kadar da esir edildi.[367] Ebu Cehil, öldürülen müşriklerin altmışdokuzuncusu idi.[368] 
Müşrik Ölülerinden Yirmidördünün Bedir'deki Pis Bir Kuyuya Atılışı
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Kureyş Müşriklerinin ulularından yirmidört kişinin cesetlerinin birara-da kaldırılmasını emir buyurdu da, onlar Bedir kuyularından pis bir kuyuya atıldılar. Böylece, pis kuyu yeni pislikleri de içine almış oldu.[369] 
Babasının Cesedi Kuyuya Atılırken Ebu Huzeyfe'nin Üzüntü Duyuşu ve
Üzülmesinin Sebebi
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ebu Huzeyfe'nin babası Utbe'nin cesedi sürünüp kuyuya atılırken, Ebu Huzeyfe'nin üzüldüğünü ve yüzünün renginin değiştiğini görünce.:
"Ey Ebu Huzeyfe!. Galiba, babanın durumundan dolayı kalbine birşeyler girdi?" buyurdu.
Ebu Huzeyfe.:
"Hayır!. Vallahi, yâ Rasûlallah!. Bana ne babamdan, ne de onun vurulup düşeceği yerden dolayı bir şüphe gelmiştir.
Fakat, ben babamda bulunduğunu bildiğim isâbetli görüşlülük, usluluk ve faziletin kendisini er geç İslâmiyete kılavuzIamaya yeteceğini sanmakta ve ummakta idim.
Onun uğradığı musibeti görünce, küfür üzerine ölüp gittiğini düşündüm, bu bana üzüntü verdi" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm Ebu Huzeyfe için hayırla DUÂ etti ve hayır diledi.[370] 
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Bedir Kuyusuna Cesetleri Atılan Müşriklere Hitabı.:
Düşman bir kavme galip olduğu zaman, oranın açık bir sahasında üç gün kalmak Peygamberimiz Aleyhisselâmın âdeti idi.
Bedir Savaşının üçüncü günü olunca da, Peygamberimiz Aleyhisselâm devesinin getirilmesini emir buyurdu. Yol ağırlığı deveye yüklenip bağlandı. Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselâm, yaya olarak yürümeye başladı.
Ashabı da, kendisinin ardı sıra yürüdüler ve birbirlerine.:
"Herhalde, Resûlullah Aleyhisselâm bir iş için gidiyor, sanırız" dediler.
Nihâyet, Peygamberimiz Aleyhisselâm, müşriklerden öldürülenlerin atıldığı kuyunun bir tarafında durdu ve onlara.:
"Ey filânın oğlu filân!. Ey filânın oğlu filân!.[371] EyUtbe b. Rebia!.
Ey Şeybe b. Rebia!.
Ey Ümeyye b. Halef!.
Ey Ebu Cehil b. Hişâm!....” diye isimlerini birer birer sayarak seslendi[372] ve.:
"Siz ALLAH'a ve Resûlullaha itaat etmiş olsaydınız, itaatiniz sizi sevindirir mi idi? (Elbette sevindirirdi.) [373]
Peygamberine en kötü davranan peygamber aşireti siz oldunuz.:
Siz beni yalanladınız, başka insanlar ise beni doğruladılar!.
Siz beni yurdumdan çıkardınız, başka insanlar ise beni barındırdılar!.
Siz benimle çarpıştınız, başka insanlar ise bana yardım ettiler!.[374]
ALLAH'ın ve Resûlünün,[375] RABBinizin[376] size va'd ettiği şeyi siz hak ve gerçek buldunuz mu?[377] Bulmuş bulunuyorsunuz, değil mi?[378] Ben, RABBimin bana va'd ettiği şeyi hak ve gerçek buldum !.[379]
Biz, RABBimizin bize va'd ettiği şeyi hak ve gerçek bulduk!." buyurdu.[380]
Hz. Ömer[381] ve bazı sahabiler.:[382]
"Ya Rasûlallah!. Ölmüş,[383] ruhsuz cesetlere,[384] ölmüş.[385] kokmuş bir hale gelmiş[386] bir topluluğa mı sesleniyorsun?!.[387] Onlarla mı konuşuyorsun?!."[388] dediler.
Hz. Ömer.:
"Yâ Rasûlallah!. Onlar senin sözlerini nasıl işitsinler, sana nasıl cevap versinler ki, hepsi leş olmuşlar?!." dedi.[389]
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Nefsim,[390] MuhaMMed'in nefsi[391] Kudret Elinde bulunan ALLAH'a yemin ederim ki;[392] benim söylediklerimi, siz onlardan daha iyi işitir değilsiniz!.[393] Fakat, onlar cevap vermeye kadir olamazlar!.[394]
Onlar, Rablerinin kendilerine va'd ettiği akıbetin hak ve gerçek olduğunu öğrenmiş bulunuyorlar!." buyurdu.[395]

Resim Toplanan Ganimetler Hakkında Mücahidler Arasında Çıkan Anlaşmazlığın Giderilişi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; mücahidlerin karargâhta topladıkları malların biraraya getirilmesini emretti.
Mücahidler, bunun üzerinde anlaşmazlığa düştüler.
O malları toplayanlar
"Onlar bizimdir!." dediler.
Düşmanla savaşanlar, onları kovalayanlar.:
"Vallahi, biz olmasaydık, siz o ganimetleri elde edemezdiniz!. Kureyş Müşriklerini oyalayıp sizin onu toplamanıza imkân veren biziz!." dediler.
Müşriklerin arkadan gelmesinden korkarak Resûlullah Aleyhisselâmı koruyanlar da.:
"Vallahi, siz bizden daha fazla hak sâhibi değilsiniz!. ALLAH onları bize yendirdiği zaman, biz de düşman öldürmesini ve o malları koruyan kimsEbulunmadığı zaman onu almasını biliyorduk. Fakat, biz düşmanın Resûlullah Aleyhisselâm’a saldımnasından korktuk da, onun önünde durduk. O halde, siz o mallara bizden daha müstahak değilsiniz!." dediler.[396] Ubâde b. Sâmit der ki.:
"Bedir ashabı olarak ganimet üzerinde anlaşmazlığa düştüğümüz ve onda ahlâkımızın kötüleştiği sırada, Enfâl sûresi hakkımızda nâzil oldu.
Böylece, ALLAH o ganimetleri ellerimizden çıkarttı ve onu Resûlünün eline verdi.
Resûlullah Aleyhisselâm da, onu Müslümanlar arasında eşit olarak bölüştürdü."[397]
Savaşta büyük yararlılık ve kahramanlık gösterenler, kendilerine, zayıf Müslümanlardan farklı bir hisse verileceğini sanıyorlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm ganimetlerin eşit olarak bölüştürülmesini emir buyurunca, Sa'd b. Ebi Vakkas.:
"Yâ Rasûlallah!. Zayıfların koruyucuları olan süvarilere de, zayıflar gibi mi hisse vereceksin?!." demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Anan ağlasın[398] Sa'd'ın anasının oğlu!.[399] Sizler, yardıma ve rızka, zayıflarınız yüzünden nâil olmuyor musunuz?!." buyurdu.[400]
Müslümanların bu hususta ALLAHtan korkmaları. ALLAH'a ve Resûlü’ne itaatleri, aralarını düzeltti.[401]
Cebrâil Aleyhisselâmın Peygamberimiz Aleyhisselâmdan Müsaade Alıp Bedir'den Ayrılışı
Bedir'de savaş sona erince, Cebrâil Aleyhisselâım, kısrak üzerinde, zırhlı, mızraklı olduğu halde Gubar seniyesinde görünüp.:
"Ey MuhamMMed!. RABBin olan ALLAHu zü’L- CELÂL beni sana gönderdi.
Sen razı oluncaya kadar senden ayrılmamamı da, bana emir buyurdu. Razı oldun mu?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Evet!. Razı oldum!." buyurunca, Cebrâil Aleyhisselâm dönüp gitti.[402]


*
**
****


DiP NOTLAR.:



[303] Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, s. 242, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 30.
[304] İmam MuhaMMed, Siyeru'l-kebfr, c. 1 , s. 279, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 671, Ebu Ubeyd,Kitâbu'l-emvâl, s. 242, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1,s.3O.
[305] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 152.
[306] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 26, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 137, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,c. 2, s. 1 38, İbn Kayyım , Zâdu'l-mead, c. 2, s. 151, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 199, Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 745.
[307] İmam MuhaMMed, Siyeru'l-kebfr, c. 1, s. 279, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 671.
[308] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 152.
[309] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1 , s. 26, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 137, İbn Kayyım , Zâdu'l-mead, c. 2, s. 151 , Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 199, Hale bî, c. 2, s. 746.
[310] İmam MuhaMMed, Siyeru'l-kebfr, c. 1, s. 279.
[311] İmam MuhaMMed, Siyeru'l-kebfr, c. 1, s. 280, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 671, 672.
[312] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 112, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 152.
[313] İmam MuhaMMed, Siyeru'l-kebfr, c. 1, s. 280, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 672.
[314] İmam MuhaMMed, Siyeru'l-kebfr, c. 1, s. 280, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 672, Diyarbekrî,Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 46.
[315] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 351, Taberî, Târîh, c. 3, s. 93, Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 2,s. 746.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 6/84-87.
[316] Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 158, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 138.
[317] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 138.
[318] İmam MuhaMMed, Siyenj'l-kebfr, c. 1, s. 280, 281, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 672, Belâzurî,Fütûhu'l-büldân, c. 2, s. 26, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye vıe'n-nihâye, c. 4, s. 197.
[319] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 672.
[320] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 672, Diyarbekıf, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 47.
[321] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 351.
[322] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 351, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 762.
[323] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 672, Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 746.
[324] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 112, Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 746.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 6/87-88.
[325] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 46, Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 745.
[326] Hale bî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 746.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 6/88-89.
[327] Belâzuri, Futuhu’l-Buldan, c. 1, s. 130.
[328] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 351, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 672, 673.
[329] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 673.
[330] Vâkıdî, c. 2, s. 673, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 112, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2,s. 138, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 151.
[331] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 199.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 6/89.
[332] Vâkıdı, Megâzı, c. 2, s. 675, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 154.
[333] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 172.
[334] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 172, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 154, Semhûdf,Vetâu'l-vefâ, c. 4, s. 1179, Diyarbekrî, Târflıu'l-hamfs, c. 2, s. 55.
[335] İbn Esîr, Nihâye, c. 1, s. 307, Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 172, Semhûdf, Vefâu'l-vefâ,c. 4, s. 1179.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 6/90.
[336] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 677.
[337] Vâkıdı, Megâzı, c. 2, s. 665, 666.
[338] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 677, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 154, 155, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 211 , 212.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 6/91-93.
[339] İbn İshâk, İ bn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 352, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 677, Taberî, Târih, c. 3, s.95.
[340] İmam MuhaMMed, Siyeru'l-kebfr, c. 4, s. 1 421, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 673.
[341] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 677, Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 1 81.
[342] Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 181 .
[343] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 677.
[344] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 677, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 174.
[345] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 338.
[346] İbn İshâk, İ bn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 352, Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 181.
[347] Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 181 .
[348] İbn İshâk, İ bn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 352, Kastalânf, Mevâhib, t 1. s. 181.
[349] İbn İshâk, İ bn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 352, Taberî, Târih, c. 3, s. 95, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 214.
[350] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 678, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 174.
[351] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 678, Ebu Dâvud, Sünen, c.4, s. 174, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 210, Heysemi, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 153.
[352] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 352, Vâkıdî, Megâzî, ç. 2, s. 678, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 175, Taberî, Târih, c. 3,
s.95, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre,s. 214, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 221, İbn Haldun, Târih, c.2,ks. 2, s. 39, Heysemî,Meonau'z-zevâid, c. 6, s. 398, 399, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 210, Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 181.
[392] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 678, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 155, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, c. 4, s. 310, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 153, 154.
[393] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 678, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 175, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 209.
[394] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 679, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 314.
[395] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 175, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 21 9, Süheylf, Ravdu'l-ünüf, c. 6,s. 572.
[396] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 353, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 679, İbn Sa'd, Tabak ât, c. 8,s. 314, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, c. 4, s. 210.
[397] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 679, İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 314, İbn Kayyım , Zâdu'l-mead, c. 2,s. 155.
[398] Bu hân , Sahih, c. 5, s. 1 37.
[399] Müslim, Sahih, c.4, s. 1721.
[400] İbn İshâk, İbn Hişâm , Sîre, c. 3, s. 353, Taberî, Târih, c. 3, s. 95, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.222, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 155, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 210, 211. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 6/93-96.
[401] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 3, s. 352, Vâkıdî, M egâzf, c. 2, s. 678, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 174, Taberî, Târîh, c. 3, s. 95.
[402] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 678, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 174, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 222,Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 210.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »



Resim BEDİR ŞEHÎDLERİ.:

Bedir Savaşında, altısı Muhacirlerden, sekizi de Ensardan olmak üzere 14 şehîd verildi. 
Muhacirlerden olan şehîdler.:
1- Ubeyde b. Haris,
2- Umeyr b. Ebi Vakkas,
3- Züşşimaleyn b. Abdi Amr,
4- Âkil b. Bükeyr,
5- Mihca',
6- Safvan b. Beyzâ..

Ensardan olan şehîdler.:
1- Sa'd b. Hayseme,
2- Mübeşşir b. Abdulmünzir,
3- Yezid b. Haris,
4- Umeyr b. Humam,
5- Râfib. Mualla,
6- Harise b. Sürâka,
7- Avf b. Haris,
8- Muavviz b. Hâris.[403] 

Resim Bedir'den Ayrılıp ÜseyL Vâdisinde GeceLenişi ve Zekvan'ın Gece BekçiLiği Edişi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; ganimet mallarının toplanıp taşınmasına Abdullah b. Ka'b'ı memur edip,[404] kendisine Ashabdan birisinin de yardımcı olmasını emir buyurdu.[405] İkindi namazını Bedir'de kıldıktan sonra hareket edip Üseyl'e varıldı ve orada kalındı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Geceleyin bizi koruyacak (bekleyecek) kim var?" diye sordu.
Herkes sustu.
Hemen, bir adam ayağa kalktı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Sen, kimsin?" diye sordu.
O.:
"Zekvan b. Abdi Kays!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Otur!." buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Bizi geceleyin koruyacak (bekleyecek) başka kim var?" diye tekrar sordu.
Bir adam ayağa kalktı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Sen, kimsin?" diye sordu.
O.:
"İbn Kays!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona da.:
"Otur!." buyurdu.
Bir müddet bekledikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselâm sorusunu tekrarladı.
Yine, bir adam ayağa kalktı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Sen, kimsin?" diye sordu.
Adam.:
"Ebû Sebu’ (Ebû Süba’)!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona da.:
"Otur!." buyurdu.
Bir müddet sonra, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Üçünüz de kalkınız!." buyurdu.
Zekvan b. Abdi Kays yalnız başına ayağa kalkınca, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Öteki arkadaşların nerededir?" diye sordu.
Zekvan b. Abdi Kays.:
"Yâ Rasûlalları!. Bu gece senin bütün sorularını cevaplayan ben idim!." dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"ALLAH da seni korusun!." diye DUÂ buyurdu.
Zekvan b. Abdi Kays, böylece gece bekçiliği yaptı.[406]
ALLAH ondan razı olsun!.[407] 

Resim Seyer'de DuruLup Ganimet MaLLarının MücahidLere BöLüştürüLmesi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; ganimet malları ve esirlerle birlikte Medine'ye doğru ilerleyerek Safra boğazından çıkınca, boğazla Naziye arasındaki Seyerdiye anılan otlak yerde konakladı.
ALLAH'ın müşriklerden Müslümanlara kazandırdığı harp ganimet mallarını orada mücahidlere bölüştürdü.[408]
Harp ganimet mallan şunlardı.:
1- 150 adet deve,
2- 10 at (Belâzurî'ye göre 30 at),
3- Çok miktarda kırmızı kadife,
4- Çok miktarda harp âlet ve edevatı,
5- Sahtiyan,
6- Ev eşyası,
7- Giysiler...
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ganimet malları arasından Ebu Cehil'in devesini, safiyy (başkumandan hakkı) olarak aldı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, bu deve üzerinde, Hudeybiye Umresine kadar, savaşa çıkardı.
Hudeybiye umresinde, ona, kurbanlık olmak üzere nişan vurmuştu. Müşrikler o zaman 100 deve verip onu almak istedilerse de, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Eğer kurbanlık diye ayırmamış, anmamış olsaydık, dileğinizi yerine getirirdim!" buyurmuştur.
Ganimet malları 317 hisseye ayrıldı.
İzinli veya vazifeli bulunan 8 kişi ile Bedir'de şehîd düşenler de hisseye katıldılar.
Mücahidlerden kimine bir deve ile birlikte ev eşyası,
Kimine iki deve,
Kimine sahtiyan vesâire düştü.[409]
Müne bbih b. Haccac'ın kılıcı Zülfikâr da Peygamberimiz Aleyhisselâm’a düştü.[410]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Bedir Savaşına ya Sa'd b. Ubâde'nin hediye ettiği kılıçla, ya da kılıçsız olarak çıkmıştı.[411]

Resim Nadr b. Hâris'in Boynunun VuruLuşu.:

Kureyş Müşriklerinden esir edilmiş olanlar, Üseyl'de Peygamberimiz Aleyhisselâm’a arzedilmislerdi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Nadr b. Hâris'i görünce, ona uzun uzun baktı.
Nadr, yanındaki adama.:
"MuhaMMed Vallahi beni öldürecek!. O, bana, öldürecek gibi baktı!." dedi.
Yanındaki adam.:
"Vallahi, korktuğun için, sana öyle geliyor!." dedi.
Nadr, Mus'ab b. Umeyr'e.:
"Ey Mus'ab!. Sen bana akrabalık yönünden bunlardan daha yakınsın.
Arkadaşlarım hakkında ne yaparsa, bana da öyle yapması için, sâhibine söyle!.
Vallahi, sen benim dediğimi yapmazsan, o beni öldürür!." dedi.
Mus'ab.:
"ALLAH'ın Kitabında zikredildiği üzere, şöyle şöyle söyleyen; Peygamberine de şöyle şöyle söyleyen sen değil miydin?" dedi.
Nadr b. Haris, Mus'ab b. Umeyr'in söylediklerini duymazdan gelerek.:
"Bana arkadaşlarım gibi muamele yapsın!.
Onlar öldürülürse, ben de öldürüleyim.
Onlara emân verilirse, bana da emân verilsin!." dedi.
Mus'ab b. Umeyr, ona.:
"Sen onun ashabına da çok işkence yapardın!." dedi.
Nadr b. Haris.:
"İyi amma, Vallahi, sen esir olsaydın, ben sağ oldukça seni hiçbir zaman Kureyş'e öldürtmezdim!." dedi.
Mus'ab b. Umeyr
"Senin bunu doğru söylediğine inanıyorum.
Fakat, ben senin gibi değilim.
İslâmiyet aramızdaki akrabalık bağlarını kesmiştir!." dedi.[412]
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Safra'da[413] Nadrb. Hâris'in boynunun vurulmasını Hz. Ali'ye emir buyurunca,[414] Mikdad.:
"O, benim esirimdir!. Ben ondan kurtulmalık akçesi alarak yararlanacağım" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Ali'ye.:
"Vur onun boynunu!." buyurduktan sonra.:
"ALLAH'ım!. Mikdad'ı fazi u kereminle zengin yap!." diyerek, Mikdad hakkında DUÂ buyurdu.[415]

ResimUkbe b. Ebi Muayt'ın Boynunun VuruLuşu.:

Ukbe b. Ebi Muayt; müşriklerin, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a Mekke'de secdede iken yapılmayacak işkenceleri yapan azılılarından olup,[416] KâBe'de secdede iken Peygamberimiz Aleyhisselâmı boğmaya kalkışmış, Peygamberimiz Aleyhisselâm Hz. Ebu Bekir tarafından kurtarılmıştı .[417]
Peygamberimiz Aleyhisselâm Mekke'den Medine'ye hicret ettiği zaman da, söylediği iki beyitte.:[418]
"Hicret edip bizden uzaklaştın ey Kasvâ adındaki devenin binicisi!.
Göreceksin pek yakında beni atlı olarak karşında!.
Saplayıp duracağım mızrağımı, sulayacağım onu kanınızla!. Kılıç da, bırakmayacak sizin hiçbir örtülü yerinizi!." demişti.[419] Peygamberimiz Aleyhisselâm, onun bu sözlerini işitince.:
"ALLAH'ım!. Onu boğazlanacak yerinin üzerine yüzükoyun düşür!." diyerek ilenmişti.
Ukbe b. Ebi Muayt, Kureyş Ordusunun bozguna uğradığı sırada, atının başını yenip kaçamamış;
Abdullah b. Selime de onu yakalayarak esir etmişti.[420]
Irkuz-zabya'da bulunulduğu sırada, Peygamberimiz Aleyhisselâm Ukbe b. Ebi Muayt'ın boynunun vurulmasını emir buyurunca,[421] Ukbe b. Ebi Muayt.:
"Vâh, yazık bana ey Kureyş cemâatı!. Şunlar arasında, burada ne diye bir tek ben öldürülüyorum?!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"ALLAH'a ve Resûlü’ne olan düşmanlığından dolayı!." buyurdu. [422] Ukbe b. Ebi Muayt.:
"Yâ MuhaMMed! Kavminden herkese yaptığını, bana da yap!.
Onları öldürürsen, beni de öldür!.
Onlara emân verirsen, bana da emân ver!.
Onlardan kurtulmalık akçesi alırsan, benden de onlar gibi kurtulmalık akçesi al!.[423] Yâ MuhaMMed! Sen beni öldürürsen, küçük çocuklara kim bakacak?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ateş!.[424] Git ey Âsim b. Sabit!. Vur onun boynunu!." buyurdu.
Âsim b. Sabit, gidip onun boynunu vurdu.[425]
Ukbe b. Ebi Muayt'ın boynunun Hz. Ali tarafından vurulduğu da rivâyet edilir.[426] Ukbe b. Ebi Muayt öldürülünce, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Vallahi, ALLAH'ı, Resûlünü ve Kitabını inkâr eden, Peygamberini işkenceden işkenceye uğratan, senin kadar kötü bir adam bilmiyorum!. ALLAH'a hamd ederim ki; O seni öldürdü!. Senin ölümünden dolayı gözümü aydın etti!" buyurdu.[427]

Resim Ebu Hind'in Peygamberimiz Aleyhisselâm’a Yemek Getirişi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm'ın Irku'z-zabya'da bulunduğu sırada, Ferve b. Amr'ın azadlısı Ebu Hind, içinde hays[428] yemeği dolu bir tulumla Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına geldi.[429] Ebu Hinci, Peygamberimiz Aleyhisselâmın hacamatçısı idi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, onun hakkında.:
"Ebu Hind, Ensardandır. Ona kız veriniz!. Ondan da kız alınız!." buyurmuş[430] ve Peygamberimiz Aleyhisselâmın bu buyruğu yerine getirilmiştir.[431] 

Resim AbduLLah b. Revâha iLe Zeyd b. Hârise'nin Medine'ye Müjdeci OLarak GönderiLişi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Üseyl'den,[432] ALLAHu zü’L- CELÂL'ın Resûlullah Aleyhisselâm’a ve Müslümanlara ihsân buyurduğu fetih ve zaferi müjdelemek üzere,[433] Abdullah b. Revâha'yı Medine'nin Âliye kesimindeki halka, Zeyd b. Hârise'yi de Medine'nin aşağı kesimindeki halka göndermişti.[434]
Onlar, Pazar günü kaba kuşluk vaktinde, Akîk Mevki’ine gelince, Abdullah b. Revana Medine'nin Âliye tarafına, yani Amr b. Avf Oğulları, Hatma, Vâil Oğullarının oturdukları semte ayrıldı. Hayvanının üzerinde.:
"Ey Ensar cemâatı!. Müjdelerim size ki; Resûlullah Aleyhisselâm selâmettedir!. Müşrikler öldürüldüler ve esir edildiler!.
Rebia'nın Oğulları, Haccac'ın Oğulları, Ebu Cehil öldürüldü!.
Zem'a b. Esved, Ümeyye b. Halef öldürüldü!.
Süheyl b. Amr esir edildi!.
Esirler içinde birçok dişli kişiler de var!." diyerek seslenmeye başladı.
Âsim b. Adiyy.:
"Ey Revâha'nın oğlu!. Söylediğin gerçek midir?" diye sordu.
Abdullah b. Revâha.:
"Evet!. Vallahi gerçektir!. İnşaALLAH, yarın Resûlullah Aleyhisselâm da elleri bağlanmış bulunan esirlerle birlikte gelir!." dedi.
Abdullah b. Revâha, Âliye'deki Ümeyye b. Zeyd Oğullarına kadar, Ensar Mahallelerini ev ev dolaşıp onlara zaferi müjdeledi.
Çocuklar, sevinçlerinden koşuyorlar ve.:
"Ebu Cehil fâsık öldürüldü!." diyerek bağırıyorlardı.
Zeyd b. Harise de, Peygamberimiz Aleyhisselâmın devesi Kasvâ'nın üzerinde Medine'ye girip Musâllada (namazgahta) durdu.
Etrafını saran halka.:[435]
"Utbeb.Rebia,
Şeybe b. Rebia,
Ebu Cehil b. Hişâm,
Zem'a b. Esved,
Ebu'l-Bahterî b. Âs b. Hişâm,
Ümeyye b. Halef,
Haccac'ın Oğulları Nübeyh ve Münebbih öldürüldüler" diyordu.[436]
Halk ise, Zeyd b. Hârise'nin söylediklerini pek doğruIayamıyor; 'Vallahi, bu ancak kaçarak gelmiştir!." diyorlardı .[437]
Münâfıklar ise, Zeyd'in oğlu Üsâme'ye.:
"Sâhibiniz [MuhaMMed Aleyhisselâm demek istiyorlar] ve onunla birlikte bulunanlar öldürülmüşlerdir!." demişlerdi.
Münâfıklardan birisi de, Medine valisi Ebu Lübabe b. Abdulmünzir'e.:
"Adamlarınız öyle dağıldılar ki, artık onlar bir daha biraraya toplanamazlar!.
Ali ve arkadaşları da öldürüldüler!.
MuhaMMed ve Ashabı öldürüldüler!.
MuhaMMed'in öldürüldüğünü, bu devesinden anlıyoruz!.
Zeyd, korkusundan ne söylediğini bilmiyor!.
Kendisi, geldi.
MuhaMMed de, sağ olsaydı, gelirdi!." dedi.
Ebu Uübabe, ona.:
"ALLAH senin sözünü yalanlayacaktır!." dedi.
Yahudiler de.:
"MuhaMMed sağ olsaydı, Zeyd gelmezdi" diyorlardı.
Üsâme b. Zeyd, babasının yanı tenhalaşınca,[438] ona.:
"Babacığım!. Söylediklerin gerçek midir?" diye sordu.
Zeyd.:
"Evet!. Vallahi gerçektir yavrucuğum!." dedi .[439] Üsâme, münâfıkın yanına dönüp.:
"Sen Resûlullah ve Müslümanlar hakkında halkı sarsmak, ıztıraba düşürmek istiyorsun!.
Resûlullah Aleyhisselâm gelince, senin boynunu vurduracağım!." dedi.
Münâfık.:
"Ben onu konuşurlarken halktan işittim!." dedi.[440]
Zeyd b. Harise ile Abdullah b. Revâha, müşriklerden Bedir'de öldürülenleri Medine'de yüksek sesle birer birer ilân edince, Yahudi Şâiri Ka'b b. Eşref de.:
"Bu, gerçek midir?
Bu iki adamın, Abdullah b. Revâha ile Zeyd b. Hârise'nin isimlerini andıkları kimseleri MuhaMMed'in öldürdüğünü mü sanıyorsunuz?!.
Nasıl olur bu?
Onlar, Arapların kralları ve halkın ulularıdırlar!.
Vallahi, eğer MuhaMMed o kavmi musibete uğrattı ise, sizin için, yerin altı üstünden hayırlıdır!." demiş; ve verilen haberin doğruluğunu anlayınca da kalkıp Mekke'ye gitmiş, Muttalib b. Ebi Vedâa'nın evine inmiş, Bedir'de öldürülüp kuyuya atılan müşrik uluları üzerine mersiyeler söyleyerek ağlayıp ağlatmış, Mekkelileri Peygamberimiz Aleyhisselâm aleyhinde ayaklandırmaya çalışmıştır.[441] 

Resim Bedir Savaşında BuLunmayan Bazı MüsLümanLarın Peygamberimiz ALeyhisseLâmı KarşıLayıp Zafer Tebrikinde buLunmaLarı.:

Medine'de kalan Ensardan Useyd b. Hudayr, Peygamberimiz Aleyhisselâımı karşılayarak.:
"Yâ Rasûlullah!. ALLAH'a hamd olsun ki, seni muzaffer ve gözünü aydın kıldı.
Vallahi, yâ Rasûlallah!. Ben senin düşmanla çarpışacağını sanmıyor, kervan üzerine gideceğini sanıyordum.
Düşmanla çarpışacağını bilseydim, senden asla geri kalmazdım!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Doğru söyledin!." buyurarak onu doğruladı.[442]
Abdullah b. Üneys de, Peygamberimiz Aleyhisselâmı Türban'da karşıladı.:
"Yâ Rasûlallah!. Selâmetle dönüşün ve zafere erişinden dolayı ALLAH'a hamd olsun!." diyerek tebrikte bulundu.[443] 
SüheyL b. Amr'ın Kaçmaya Teşebbüs Edişi ve YakaLanışı.:
Kureyş müşriklerinden Süheyl b. Amr, Mâlik b. Duhşum tarafından esir edilmişti. Sukya ile Melel arasında bulunan Şenuke'de veya Revha'da[444] bulunulduğu sırada, Mâlik b. Duhşum'a.:
"Beni def-i hacet için serbest bırak!." dedi.
Mâlik b. Duhşum onu serbest bırakıp başucuna dikilince, Süheyl b. Amr.: "Ben utanıyorum. Yanımdan uzaklaş!." dedi.
Mâlik b. Duhşum uzaklaştığı zaman, Süheyl b. Amr yüzünün doğrusuna doğru çekip gitti.
Ellerindeki ipi de çözüp attı.
Süheyl b. Amr'ın dönüşü gecikince, Mâlik b. Duhşum halka seslendi.
Halk da, Peygamberimiz Aleyhisselâm da, onu aramaya başladılar.
Peygamberimiz Aleyhisselâm onu ağaçların arasına gizlenmiş olduğu halde buldu.
Elleri boynuna bağlandı.
Cezâ olarak Medine'ye kadar da yürütüldü, hayvana bindirilmedi.[445] 

Resim Şukran'ın EsirLer Üzerine Çavuş Tâyin EdiLişi ve EsirLeri Medine'ye Getirişi.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; azadlı kölesi Şukran'ı, esirlerin üzerine çavuş tâyin etmişti.
Mücahitlerden, kendilerine esir teslim edilenler de, Şukran'a bahşiş verdiler.[446] Esirler Medine'ye gelince, Peygamberimiz Aleyhisselâm onları ashabı arasında dağıttı ve.:
"Esirlere iyi davranınız!." buyurdu.
Mus'ab b. Umeyrln kardeşi Ebu Aziz der ki.:
"Beni Bedir'den Medine'ye getirdikleri zaman, ben Ensardan bir aile içine düşmüştüm.
Onlar sabah akşam yemeklerini getirdikleri zaman, ekmeği özellikle bana verirler, kendileri hurma yerlerdi.
Çünkü, Resûlullah (Aleyhisselâm) bizi onlara tavsiye etmişti.
Onlardan bir adamın eline bir ekmek kırığı düşmezdi ki, onu ikram olarak bana vermesin!.
Ben ise, utanır, onu onlardan birine verirdim.
O da, onu hiç dokunmadan bana geri verirdi."[447]
Esirlerden Ebu'l-Âs b. Re bi1 ve Velid b. Velid de, kendilerine aynı şekilde yapıldığını söylerler.
Hatta, Kureyş esirlerinden Yezid'in bildirdiğine göre; Medine'ye gelirken, esirler hayvanlara binmişler, Müslümanlar yaya olarak yürümüşlerdir.[448] 

Resim Bedir Savaşında Müslümanlar Tarafından Esir Edilenler.:

1- Hz. Abbas,[449]
2- Akîl b. Etli Talib,
3- Nevfel b. Haris,
4- beyde b. Amr,
5- Sâib b. Ubeyd,
6- Ukbe b. Ebi Muayt (yolda boynu vurulmuştur),
7- Haris b. Ebi Vecze,
8- Amr b. Ebi Süfyan,
9- Ebu'l-Âs b. Rebi’,
10- Ebu'l-Âs b. Nevfel,
11- Ebu Rîşe b. Ebi Amr,
12- Amr b. Ezrak,
13- Ukbe b. Haris,
14- Adiyy b. Hıyar,
15- Osman b. Abdüşşems,
16- Ebu Sevr,
17- Ebu Aziz b. Umeyr,
18- Esved b. Âmir,
19- Sâib b. Ebi Hubeyş,
20- Huveyris b. Abbad,
21- Sâlim b. Semmah,
22- Halid b. Hişâm,
23- Ümeyye b. Ebi Huzeyfe,
24- Velid b.Velid b. Mugîre,
25- Osman b. Abdullah,
26- Sayfi b. Ebi Rifâa,
27- Ebu'l-Münzir b. Ebi Rifâa,
28- Ebu Atâ Abdullah b. Ebi Sâib,
29- Muttalib b. Hantab,
30- Halid b. Alem,
31- Ebu Vedâa b. Dubeyre,
32- Ferve b. Kays,
33- Hanzale b. Kabfsa,
34- Haccac b. Kays,
35- Abdullah b. Übeyy b. Halef,
36- Ebu Azze Amr b. Ubeyd,
37- Fâke (Ümeyye b. Halefin azadlısı),
38- Vehb b. Umeyr,
39- Rebia b. Derrac,
40- Süheyl b. Amr,
41- Abd b.Zem'a,
42- Abdurrahman b. Meşnu’ (Menşu’),
43- Tufeyl b. Ebi Kuney’,
44- Utbe b. Amr,[450]
45- Akîl b. Amr,
46- Temim b. Amr,
47- Temim b. Amfin oğlu,
48- Halid b. Esîd,
49- Ebu'l-Arîz Yesâr(Âs b. Ümeyye'nin azadlısı),
50- Ne bhan (Nevfel Oğullarının azadlısı),
51- Abdullah b. Humeyd,
52- Akîl,
53- Müsafi1 b. İyaz,
54- Câbir b. Zübeyr,
55- Amr b. Übeyy,
56- Kays b. Sâib,
57- Ebu Rühm b. Abdullah
58- Cumah Oğullarının müttefiki (ismi unutulmuştur),
59- Cumah Oğullarının müttefiki (ismi unutulmuştur),
60- Nastas (Ümeyye b. Halefin azadlısı),
61- Ebu Râfi1 (Ümeyye b. Halefin azadlısı),
62- Eşlem (Nübeyh b. Haccac'ın azadlısı),
63- Habib b. Câbir,
64- Sâib b. Mâlik,
65- şâfi1,
66- Şefi,[451]
67- Nadr b. Haris (yolda boynu vurulmuştur),
68- Abdullah b. Osman,
69- Hişâm b.Velid,
70- Umeyr b. Avf (Süheyl b. Amr'ın azadlısı),
71- İbn Cahdem.[452]
Müşriklerden öldürülenler yetmişten fazla idi, esir edilenlerde yetmişten fazla idi.[453] 

Resim SüheyL b. Amr'ın Ön DişLerinden İkisinin ÇekiLmesi Hakkındaki TekLifin Peygamberimiz ALeyhisseLâm Tarafından KabuL EdiLmeyip, Kendisinin İLeride Hoşa Gide biLecek Bir Konuşma da YapabiLeceğinin Haber VeriLişi.:

Esirler arasında bulunan Süheyl b. Amr, Kureyşlilerin hatibi idi.[454] Kendisinin üst dudağı da yarıktı.[455] Hz. Ömer.: "Yâ Rasûlallah!.[456] Şu Süheyl b. Amr, Kureyşlilerin Hatibidir.[457]
Bırak beni, onun iki ön dişlerini çekeyim de,[458] dili dışarı sarksın!.[459] Artık hiçbir zaman hiçbir yerde senin aleyhinde hutbe irad edemesin!" dedi.[460] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Bırak onu!.[461] Ben, onun uzuvlarına, böyle birşey yaparak bir zarar vermem.
Eğer bunu yaparsam, Peygamber olmama rağmen, ALLAH da bunu bana yapar.[462]
Belki o senin yermeyeceğin,[463] öveceğin bir makamda da bulunur, sen onu översin!.[464]
Belki bir gün o seni sevindirir de!." buyurdu.[465]
Süheyl b. Amr, Peygamberimiz Aleyhisselâmın haber verdiği o övülmeye lâyık konuşmasını da, zamanı gelince yapmıştır.
Peygamberimiz Aleyhisselâmın vefâtı üzerine bazı Arap kabileleri temsilcilerinin Medine'ye gelerek zekât vermeyeceklerini açıkladıkları ve bunda direndikleri;[466]
Yer yer irtidad hareketlerinin görüldüğü, Mekke'nin çalkalandığı, Mekkelilerden bazılarının ağızlarının suyunun akmaya başladığı, Mekke halkının da az kalsın irtidad ed ive re çekleri;[467]
Mekke'nin genç Vâlisi Attâb b. Esîd'in de korkup gizlendiği[468] bir sırada idi ki, Süheyl b. Amr halka bir hutbe irad etti.[469]
KâBe'nin yanında kalkıp irad ettiği hutbesinde.:
"MuhaMMed Aleyhisselâm kimin ilâhı idiyse, MuhaMMed (Aleyhisselâm) ölmüş bulunmaktadır.
ALLAH ise, Diridir ve hiç ölmez!.[470]
Ey Kureyş cemâatı!. Sizler, Müslüman olanların en sonuncusu olmuş bulunduğunuz halde, irtidad edenlerin en öncüsü olmuş olmayınız!.[471]
Vallahi, ben iyi biliyorum ki; bu din, güneşle ayın doğuşu ve batışı devam ettikçe, devam edecektir!.[472]
Şu kendinizden olan kişi, sakın sizi aldatmasın!.
Muhakkak ki, benim bu iş hakkındaki bildiklerimi o da biliyor.
Fakat, kendisinin Hâşim Oğullarına olan kıskançlığı göğsünü, kalbini kaplamıştır!.
Ey insanlar!. Ben Kureyşlilerin mal bakımından en varlıklı olanıyım.
Siz emîrinizi büyük tanıyınız!. Ona zekâtlarınızı ödeyiniz!.
Eğer İslâmiyet işi sonuna kadar devam etmezse, ben sizin ödemiş olduğunuz zekâtlarınızı size geri vermeyi tekeffül ediyorum!." dedi ve ağladı.[473]
Süheyl b. Amr hutbesini bitirdiği zaman[474] halk yatıştı.[475] Vâli Attâb b. Esîd de ortaya çıktı. Kureyşlilerin İslâmiyette sebatları, Süheyl b. Amr'ın bu konuşmasıyla sağlanmış oldu.[476] ALLAH ondan razı olsun!.
Hz. Ömer, Süheyl b. Amr'ın bu konuşmasını işittiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâmın vaktiyle onun hakkındaki ihbarını hatırlamış ve.:
"Senin Resûlullah olduğuna bir kez daha şehâdet ederim!." demekten kendini alamamıştır.[477] 

Resim Esir EdiLen MüşrikLer Hakkında Ne YapıLacağının KonuşuLması.:

Hz. Ömer'in bildirdiğine göre; Bedir Günü Müslümanlar müşriklerle karşılaşınca, ALLAHu zü’L- CELÂL müşrikleri hezimete, bozguna uğrattı.
Onlardan 70 kişi öldürüldü, 70 kişi de esir edildi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm esirlerin işini Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve Hz. Ömer'le istişare etti.[478]
Hz. Ebu Bekir.:
"Ey ALLAH'ın Peygamberi!. Bunlar amca Oğulları, akraba[479] ve kardeşlerdir.[480] Ben onlardan fidye (kurtulmalık akçesi) almanı uygun görürüm.[481] Onlardan aldıklarımız,[482] kâfirlere karşı bizim için bir güç, kuvvet olur. Belki de, ALLAH Onları doğru yola,[483] İslâmiyete[484] erdirir[485] de, onlar bizim için destek olurlar" dedi.[486]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Ömer'e.:
"Ey İbn Hatfab!. Senin görüşün nedir?" diye sordu.
Hz. Ömer.:
"Hayır!.[487] Vallahi[488] yâ Rasûlallah!.[489] Ben, Ebu Bekir'in görüşünde değilim.[490]
Benim bu husustaki görüşüm ,[491] onların boyunlarını vurmamizâ izin vermendir!.[492] Bana müsaade buyur!. (Akrabamdan) filânın boynunu ben vurayım!.
Ali'ye müsaade buyur!. (Kardeşi) Akîl'in boynunu o vursun!.[493]
Hamzaya müsaade buyur!. Kardeşi filânın [Hz. Abbas'ın] boynunu o vursun!.[494]
Tâ ki, ALLAH, kalblerimizde müşriklere karşı bir yumuşaklık ve zaaf bulunmadığını belli etsin!.[495]
Bu esirler müşriklerin eşrafı, önderleri,[496] küfür ele başılarıdırlar!." dedi.[497]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Ebu Bekir'in görüşüne meyletti, Hz. Ömer'in görüşüne meyl etmedi.[498]
Müşriklerden Bedir"de alınan esirler, Medine'ye getirildikleri ve Peygamberimiz Aleyhisselâm tarafından sahabilerine "Bu esirler hakkında ne dersiniz?" diye görüşleri sorulduğu zaman, Ensardan Abdullah b. Revâha da.:
"Yâ Rasûlallah!. Bak; ağacı çok bir vâdi bulup onları oraya soktuktan, ağaçları tutuşturduktan sonra, ateşin içine at, yak onları!." demişti.
Hz. Abbas.:
"ALLAH senin akrabalık bağını kesmiş!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, hiç cevap vermeyip sustuktan sonra, kalkıp kapalı bir yere girdi.
Müslümanlardan kimisi.:
"Resûlullah Aleyhisselâm Hz. Ebu Bekir'in sözünü kabul buyuracak!." Kimisi.:
"Ömer'in sözünü kabul buyuracak!." Kimisi de.:
"Abdullah b. Revâha'nın sözünü kabul buyuracak!." demekte idiler.
Nihâyet, Peygamberimiz Aleyhisselâm onların yanlarına çıktı ve.:
"Muhakkak ki, ALLAHu zü’L- CELÂL bazı kimselerin kalblerini sütten daha yumuşak oluncaya kadar yumuşatmış, bazılarının kalblerini ise taştan daha sert oluncaya kadar sertleştirmiştir.
Ey Ebu Bekir!. Senin halin İbrahîm Aleyhisselâmın haline benzer ki, o, ALLAH'a.:
“Kim bana uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphe yok ki, Sen çok yarlıgayıcı ve esirgeyicisin!.” [İbrahîm 14/36] demişti.
Ey Ebu Bekir!. Senin halin İsâ Aleyhisselâmın haline de benzer ki, o, ALLAH'a.:
“Eğer Onları azâba uğratırsan, Senin kullarındır. Eğer Onları yarlıgarsan, şüphe yok ki, kudretiyle herşeye üstün gelen, hikmetiyle her yaptığını yerli yerince yapan Sensin Sen!.” [Mâide 5/118] demişti.
Ey Ömer!. Senin halin de, Nûh Aleyhisselâmın haline benzer. O, ALLAH'a.:
“Ey RABBim!. Yeryüzünde kâfirlerden yurt tutan hiç kimse bırakma!.” demişti. [Nûh 71/26] Senin halin Musâ Aleyhisselâmın haline de benzer. O, ALLAH'a.:
“Sen onların mallarını mahvet!. RABBimiz!. Yüreklerini şiddetle sık ki, onlar, inletici azâbı görünceye kadar imân etmeyeceklerdir!.” [Yûnus 10/88] demişti" buyurdu.[499]
Cebrâil Aleyhisselâm, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a gelip şöyle buyurdu.:
"Ey MuhamMMed!. ALLAHu zü’L- CELÂL, senin ashabının esir almalarını hoş görmedi. ALLAH, onları şu ikiden birini yapmakta muhayyer bırakmanı sana emrediyor.: Ya ellerindeki esirleri getirirler, sen onların boyunlarını vurursun; ya da, ileride kendilerinden esirlerin sayısınca adam şehîd olmak üzere, fidye alırlar!."
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm, Müslümanları çağırıp, bunu onlara anlattı.:[500]
"Bu Cebrâil, esirler hakkında, onların boyunlarını vurmanız, ya da fidye (kurtulmalık akçesi) alıp gelecek yıl içinizden onların sayısı kadar kişinin şehîd olması hususunda sizi muhayyer kıldı.[501]
İsterseniz onları öldürünüz, isterseniz fidyelerini (kurtulmalık akçelerini) alıp onunla yararlanınız.
Fidye alırsanız, sizden, onların sayısı kadar kişi şehîd olacaktır!." buyurunca,[502] Müslümanlar.:
"Yâ Rasûlallah!. Onlar bizim akrabalarımız ve kardeşlerimizdir.[503]
Hayır!. Biz onlardan fidye alalım.[504]
Bununla, düşmanımıza karşı güçlenelim, bizden de, esirlerin sayısı kadar şehîd olacaksa, olsun!.
Bu, hiç de, hoşlanmayacağımız birşey değildir!." dediler.[505]

Resim EsirLerden KurtuLmaLık Akçesi ALınmaya BaşLanması.:

1-3-) Hz. Abbas; esirler arasında Medine'ye getirilince, Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Ey Abbasi Kendin ve kardeşinin oğlu Akîl b. Ebi Talib ve Nevfel b. Haris ile antlaşmalın Utbe
b. Amr için fidye (kurtulmalık akçesi) öde!.[506] Sen servet sâhibisin!." buyurdu.[507] Hz. Abbas.:
"Yâ Rasûlallah!. Ben, Müslümandım.
Kureyş Kavmi beni zorlayarak yola çıkardılar!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Senin Müslümanlığını ALLAH bilir, dediğin doğru ise, ALLAH elbette onun ecrini sana verir. Amma, senin işin, görünüşte, bizim aleyhimize idi. Sen hele kurtulmalık akçelerini ödemeye bak!." buyurdu ve onun yanında bulunan 20 ukiyye (800 dirhem) altına da, harp ganimeti olarak elkoydu.
Hz. Abbas.:
"Yâ Rasûlallah!. Bari bunu kurtulmalık akçeme mahsub et!." deyince, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Hayır!. O ALLAH'ın senden bize nâsib ettiği birşeydir, ganimettir!." buyurdu.[508] Hz. Abbas.:
"Yâ Rasûlallah!. Demek, sen beni geri kalan şu ömrüm boyunca halktan dilenmeye terk ediyorsun?!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ey Abbas!. Zevcen Ümmü Fadl'a verdiğin,[509] gömmüş olduğun[510] o mallar,[511] o altınlar[512] nereye gitti (ne oldu)?" diye sordu.[513] Hz. Abbas.:
"Hangi altınlar?" dedi.[514]
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Hani, sen Mekke'den yola çıkacağın gün, yanınızda zevcen Hâris'in kızı Ümmü Fadl ile ikinizden başka birkimse bulunmadığı sırada, Ümmü Fadl'a.:[515]
'Bu Seferimde başıma ne geleceğini bilmiyorum.[516] Eğer bir musibete uğrarsam,[517] şu kadarı senin içindir!. Şu kadarı Ubeydullah içindir!.[518] Şu kadarı Fadl içindir!. Şu kadarı Kuşem içindir!. Şu kadarı da Abdullah içindir!.' dediğin[519] mallar,[520] altınlar!." buyurdu.
Hz. Abbas.:
"Bunu sana kim haberverdi?!. Vallahi, bunu benden ve Ümmü Fadl'dan başka, halktan hiçbir kimse bilmiyordu!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Bunu bana ALLAH haberverdi" buyurdu.[521] Hz. Abbas.:
"Seni hak ile peygamber gönderen ALLAH'a yemin ederim ki; bunu benden başka, Ümmü Fadl'dan başka, insanlardan hiçbir kimse bilmiyordu.
Ben iyi biliyorum ki; sen, hiç şüphesiz, ALLAH’ın Resûlüsün!.[522]
Ben şehâdet ederim ki; sen ALLAH'ın gerçekten resûlüsün ve doğrusun!.[523] Ben şehâdet ederim ki; ALLAH'tan başka ilâh yoktur ve sen de, hiç şüphesiz, ALLAH’ın Resûlüsün!." dedi.[524] Ensardan bazı zâtlar[525] Peygamberimiz Aleyhisselâmdan izin istediler de.:[526]
"Yâ Rasûlallah!.[527] Bize müsaade buyur da, kızkardeşimizin oğlu Abbas[528] b. Abdulmuttalib'in[529] kurtulmalık akçesini kendisine bırakalım" dediler.[530] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Hayır!.[531] Vallahi,[532] bir dirhemini bile bırakamazsınız!." buyurdu.[533]
Hz. Abbas, kendisinin ve yeğeni Akîl'in kurtulmalık akçeleri olmak üzere, Medine'ye 80 ukiyye altın veya 1000 dinar gönderdi.
Antlaşmalısınınkini göndermedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Abbas'ın elçisi Ebu Râfi'i geri çevirdi.
Hz. Abbas, Ebû Râfi'e.:
"Sen, yine ne demeye geldin?" dedi.
Ebu Rafi' de, anlaşmalısının kurtulmalık akçesini almaya geldiğini haberverdi. Hz. Abbas, ister istemez, onun kurtulmalık akçesini de gönderdi.[534]
“(imân ve ihlas) varsa, O, size alınandan daha hayırlısını verir ve sizi yarlıgar da!. ALLAH çok yarlıgayıcıdır, çok esirgeyicidir'" (Enfâl 8/70) meâlli âyet Hz. Abbas hakkında nâzil olmuştur.
Hz. Abbas der ki.:
"ALLAH, bana, o 20 ukiyye altın yerine, her biri ortaklıktan 20 ukiyye kazandıran 20 köle verdi.[535]
Bana, ayrıca Zemzem'i (Zemzem'in idâresini) de verdi ki, onun karşılığında da, Mekkelilerin bütün servetini verseler, istemem!.[536]
Artık ben RABBimden, va'd ettiği yarlı gaması m da diliyor ve bekliyorum ."[537]
Hz. Abbas Müslümanlığını gizli tutardı .[538]
Mekke'de bulunduğu müddetçe, müşriklerin tutum ve davranışlarını Peygamberimiz Aleyhisselâm’a yazar, bildirir, Mekke'deki Müslümanlara güç ve destek de olurdu.
Medine'ye, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına gelmek istediği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâm ona.:[539]
"Senin Mekke'de bulunman daha hayırlıdır.[540] Sen, bulunduğun yerde güzel, yararlı cihad etmektesin!."[541] diye yazmış;[542] Mekke'de oturmasını emir buyurmuştu.[543]
4-) Peygamberimiz Aleyhisselâm, Nevfiel b. Hâris'e de.:
"Ey Nevfel!. Kurtulmalık akçesi ödeyip kendini esirlikten kurtar!." buyurunca, Nevfel.:
"Yâ Rasûlallah!. Kendimi esirlikten kurtarmak için verecek hiçbir şeyim yok!." demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Cidde'de bulunan süngülerini versen ya!." buyurdu.[544]
Nevfel.:
"Vallahi, benim Cidde'de süngülerim bulunduğunu benden ve ALLAH'tan başka kimse bilmiyordu!.[545]
Şehâdet ederim ki; sen, Resûlullahsın!." dedi ve süngüleri verip kendisini esirlikten kurtardı ki, onlar 1000 tane idi.[546]
5-) Sâib b. Ubeyd,
6-) Ubeyd b. Amr,
Bu ikisinin malları olmadığından, hiç kimse de kendileri için kurtulmalık akçesi göndermediğinden, Peygamberimiz Aleyhisselâm tarafından serbest bırakılmışlardır.
7-) Haris b. Ebi Vecze,
Bunun 4000 dirhem kurtulmalık akçesini Velid b. Ukbe getirmiştir.
8-.) Ebu Rişe; kurtulmalık akçesini Amr b. Rebi’ getirmiştir.
9-) Amr b. Ezrak; kurtulmalık akçesinin gönderileceğine Amr b. Rebi’ tarafından söz verilince, serbest bırakılmıştır.
10-) Ukbe b. Haris; kurtulmalık akçesini Amr b. Süfyan getirmiştir.
11-) Ebu'l-Âs b. Nevfel; kurtulmalık akçesini amcasının oğlu getirmiştir.
12-) Adiyy b. Hıyar,
13-) Osman b. Abdüşşems,
14-) Ebu Sevr,
Bu üçünün kurtulmalık akçelerini Cübeyr b. Mut'im getirmiştir.
15-) Ebu Aziz b. Umeyr,
16-) Esved b. Âmir,
Bu ikisinin dört biner dirhemlik kurtulmalık akçeleri, Talha b. Ebi Talha tarafından ödenmiştir.
17-) Sâib b. Ebi Hubeyş,
18-.) Haris (Huveyris) b. Abbad,
19-) Sâlim b. Şemmah,
Bu üçünün dört biner dirhemlik kurtulmalık akçelerini Osman b. Ebi Hubeyş getiriştir.
20-) Mâlik b. Abdullah b. Osman, Medine'de esir iken ölmüştür.
21-) Halid b. Hişâm b. Mugîre,
22-) Ümeyye b. Ebi Huzeyfe b. Mugîre,
23-) Osman b. Abdullah b. Mugîre,
Bu üçünün kurtulmalık akçelerini Abdullah b. Ebi Rebia göndermiştir.
24-) Velid b. Velid b. Mugîre,
Kurtulmalık akçesini kardeşi Halid b. Velid ile Hişâm b. Velid getirmiş, Velid Zü'l-huleyfe'de bulundukları sırada kaçıp Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına gelmiş ve Müslüman olmuştur.
25-) Kays b. Sabit; 4000 dirhemlik kurtulmalık akçesi Ferve b. Sabit tarafından gönderilmiştir.
26-) Sayfi b. Ebi Rifâa,
Malı olmadığından, serbest bırakılmıştır.
27-) Ebu'l-Münzir b. Ebi Rifâa,
2000 dirhem kurtulmalık akçesi ödemiştir.
28-) Ebu Atâ Abdullah b. Ebi Sâib,
1000 dirhem kurtulmalık akçesi ödemiştir.
29-) Muttalib b. Hantab b. Haris,
Malı olmadığından, serbest bırakılmıştır.
30-) Halid b. Alem,
Kurtulmalık akçesi İkrime b. Ebu Cehil tarafından gönderilmiştir.
31-) Abdullah b. Übeyy b. Halef,
Kurtulmalık akçesi babası Übeyy b. Halef tarafından gönderilmiştir.
32-) Vehb b. Umeyr b.Vehb.
Kurtulmalık akçesini babası Umeyr b. Vehb Medine'ye getirmiş, Umeyr Medine'de Müslüman olunca, oğlu kurtulmalık akçesi alınmaksızın serbest bırakılmıştır.
33-) Rebia b. Derrac b. Anbes,
Malı olmadığından, kendisinden ehemmiyetsiz birşey alınıp, serbest bırakılmıştır.
34-) Fâke, Ümeyye b. Halefin azadlısı idi.
35-) Ebu Vedâa b. Dubeyre,
4000 dirhemlik kurtulmalık akçesi, oğlu Muttalib tarafından gönderilmiştir.
36-) Ferve b. Huneys b. Huzâfe,
4000 dirhem kurtulmalık akçesini Amr b. Kays göndermiştir.
37-) Süheyl b. Amr,
4000 dirhem kurtulmalık akçesini Mikrez b. Hafs getirmiştir.[547]
38-) Amr b. Ebi Süfyan, Bedir'de Hz. Ali tarafından esir edilmişti.[548] Ebu Süfyan'a.:
"Oğlun[549] Amr'ın[550] kurtulmalık akçesini[551] ödesene?[552] Ödemeyecek misin?!."[553] denil-ince.:[554]
Benim üzerimde, kan ve mal musibeti mi birleşecek?!. Hanzaleyi öldürdüler!.[555] Hanzale öldürüldü.[556] Bir de, Amr için kurtulmalık akçesi ödeyeyim ha?[557] Ben bunu yapamam!.
Fakat, onlardan bir adamı elime geçiri nceye kadar bekler, onu oğluma kurtulmalık yaparı m[558] Bırakınız, varsın onlar oğlumu ellerinde istedikleri kadar tutsunlar!." dedi.
İşte, Amr b. Ebi Süfyan Medine'de Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanında tutuklu bulunduğu sıralarda, Amr b. Avf Oğullarının kardeşi Muaviye Oğullarından Müslüman ve yaşlı bir zât olan Sa'd b. Numan b. Ekkâl zevcesiyle birlikte umre yapmak üzere Mekke'ye gitmişti. Mekke'de tutuklanacağını sanmıyordu.[559]
Çünkü, Kureyşlilerin hac veya umre için gelenlere hiç dokunmayacakları, bilâkis iyi davranacakları hakkında verilmiş sözleri vardı.[560]
Sa'd b. Numan b. Ekkâl, Münzir b. Amr ile birlikte umrelerini yapıp dönecekleri sırada, Ebu Süfyan b. Harb arkalarına düştü.
Sa'd b. Numan'ı yakalayıp esir etti.[561] Kendisini, oğlu Amr'ın yerine tutukladı.[562] Söylediği bir kıt'ada da.:
"Ey Ekkâl Oğlunun cemâatı!. Siz kır sakallı ulu kişinizi teslim etmeyeceğiniz hakkında antlaşmıştınız!.
Onun çağrısına icabet ediniz!.
Eğer Amr Oğulları bağlanmış esirlerinden bağını çözmezlerse, onlar en asâletsiz, en zelîl kişilerdir!." dedi.[563]
Amr b. Avf Oğulları Peygamberimiz Aleyhisselâm’a geldiler, Amr b. Ebu Süfyan[564]'ı kendilerine vermesini istediler. Onun karşılığında adamlarını serbest bırakacaklarını bildirdiler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm Amr b Avf Oğullarının dileklerini yerine getirdi. Onlar da, Amr b. Ebu Süfyan'ı babasına gönderdiler. Sa'd b. Numan, böylece, tutukluluktan kurtarılmış oldu.
39-) Bedir esirleri arasında, Peygamberimiz Aleyhisselâmın damadı, yani Hz. Zeyneb'in kocası Ebu'l-Âs b. Rebi’ de bulunuyordu.
Ebu'l-Âs Mekke'de zenginlikte, eminlikte, ticarette sayılı kişilerdendi.
Ebu'l-Âs'ın annesi Hâle binti Huveylid, Peygamberimiz Aleyhisselâmın zevcesi Hz. Hatice'nin de kızkardeşi idi.
Hz. Hatice yeğeni Ebul-Âs'ı kızı Hz. Zeyneb'le evlendirmesini Peygamberimiz Aleyhisselâmdan istemiş, Peygamberimiz Aleyhisselâm da buna muhalefet etmemişti.
Bu evlenme işi, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a peygamberlik ve vahiy gelmeden önce idi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Zeyneb'i Ebu'l-Âs'la evlendirmişti.
Hz. Hatice Ebu'l-Âs'ı oğlu yerinde tutardı.
ALLAHu zü’L- CELÂL Peygamberimiz Aleyhisselâmı Peygamberlikle şereflendirdiği zaman, Hz. Hatice ile Kızları Peygamberimiz Aleyhisselâm’a imân ve kendisinin ALLAH'tan getirip tebliğ ettiği şeyleri tasdik ve ikrar ederek İslâmiyet üzere yaşamaya başladıkları halde, Ebu'l-Âs müşriklikte kalmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. Zeyneb gibi, kızları Hz. Rukayye ve Hz. Ümmü Külsûm'u da, Ebu Leheb'in Oğullarına nişanlamıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm ALLAHu zü’L- CELÂL'ın Emirlerini açıklamaya başladığı zaman, Kureyş Müşrikleri.:
"Siz, MuhaMMed'in Kızlarını almakla, onu derdinden kurtardınız!.
Kızlarını geri çeviriniz de, o onlarla meşgul olsun, oyalansın!." dediler.
Ebu'l-Âs'a gittiler ve ona.:
"Zevcenden ayrıl!. Biz, Kureyş Kadınlarından hangisini istersen, seni onunla evlendiririz!." deyince, Ebu'l-Âs.:
"Hayır!. Vallahi ben Zevcemden ayrılmam ve onun yerine Kureyş Kadınlarından bir kadının benim Zevcem olmasını istemem!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ebu'l-Âs'ın hayırlı bir damat olduğundan bahis buyururdu.
Hz. Zeyneb'in Müslüman olmayan kocası Ebu'l-Âs'la yaşamalarına İslâmiyet mani olduğu halde, Peygamberimiz Aleyhisselâm onları Mekke'de bulundukları müddetçe birbirlerinden ayırmak imkânını bulamamıştı.[565]
Kureyş Müşrikleri Bedir'de bozguna uğradıkları zaman, Ebu'l-Âs b. Rebi' de esir edilen müşrikler arasında bulunuyordu.
Mekkeliler esirleri için kurtulmalık akçeleri göndermeye başladıkları zaman, Hz. Zeyneb de, Ebu'l-Âs b. Rebi’ için biraz mal ile annesi Hz. Hatice'nin kendisine evlendiği sırada hediye etmiş olduğu gerdanlığı[566] göndermişti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, gerdanlığı görür görmez, son derecede rikkate geldi ve.:
"Eğer onun [Hz. Zeyneb'in] esirini serbest bırakmayı ve malını da geri vermeyi uygun bulursanız, öyle yapınız!." buyurdu. Müslümanlar.:
"Olur yâ Rasûlallah!." diyerek, Ebu'l-Âs'ı serbest bıraktılar.
Gönderilen mal ile gerdanlığı da, Hz. Zeyneb'e iâde ettiler.[567]
Peygamberimiz Aleyhisselâm Hz. Zeyneb'in Medine'ye gelmesine izin vermesi için ya Ebu'l Âs'tan söz almış, yahut o kendiliğinden söz vermiş, ya da Ebu'l- Âs serbest bırakılırken böyle bir şart koşulmuştu.
Fakat, bu haber ne ondan, ne de Peygamberimiz Aleyhisselâmdan çıkmayacak ve ne olduğu bilinmeyecekti.[568]

Resim KurtuLmaLık AkçeLerinin MiktarLarı ve bunu Ödemeyecek DurumdakiLerden Yazı Yazmayı BiLenLerin Her Birinin Ensar OğuLLarından On Çocuğa Yazı Yazmayı ÖğretmekLe MükeLLef KıLınmaLarı.:

Müşriklerin esirlerinden, malî durumlarına göre, 1000 dirhemden 4000 dirheme kadar kurtulmalık akçesi alınmış; hiç malları olmayanlar, kurtulmalık akçesi alınmaksızın serbest bırakılmışlardır.[569]
Ancak, böylelerinden okur-yazar olanlardan her birinin, Ensarın erkek çocuklarından[570] on çocuğa yazı yazmayı iyice öğretmesi şart kılınmıştır.[571]
Zeyd b. Sabit, yazı yazmayı onlardan öğrenmiş olanlar arasında idi.[572]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[394] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre.c.2, s. 364, 365, Vâkıdî, Megâzî.d, s. 145-147, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 17-18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/368-369.
[404] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 112, Taberî, Târih, c. 2, s. 286.
[405] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 112.
[406] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 113.
[407] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/369-370.
[408] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 297, Taberî, Târih, c. 2, s. 286.
[409] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 100-103.
[410] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 103, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 486, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.31 6.
[411] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 103.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/371-372.
[412] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 106-107.
[413] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 298, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 265, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s.305.
[414] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 298, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 107, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 265, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 305.
[415] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 107.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/372-373.
[416] Ahmed b.Hanbel.Müsned, c. 1, s. 417, Buhârî, Sahih, 11, s. 65,131, Müslim, Sahih, c. 3, s.
1418, Nesâî, Sünen, c. 1 , s. 162, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 125, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 215, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 44, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 16.
[417] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 204, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 240, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 274, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 215.
[418] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 82, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 94.
[419] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 82.
[420] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 82, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 94.
[421] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 114, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 64, 65, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve’n-Nihâye, c. 3, s. 305.
[422] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 114, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 64, 65, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve’n-Nihâye, c. 3, s. 305.
[423] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 114, Beyhakî, Sünen ü'l-kübrâ, c. 9, s. 64, 65.
[424] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 298, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 11 6, Beyhakî, Sünen ü'l-kübrâ, c. 9, s. 65, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 131, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 265, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 305.
[425] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 298, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 114, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 65.
[426] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 298, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 306.
[427] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 114, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 65.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/373-375.
[428] Çekirdeği çıkarılmış hurma, tereyağı, yoğurt kurusu ve kavurulmuş unla iyice karıştırılarakyapılan yemektir (Ebu'l-Fidâ, eI-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 306, Fîruzâbâdî, Kâmûsu'l-muhft, c. 2, s. 21 7).
[429] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 298, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 11 6, Taberî, Târih, c. 2, s.286, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 306.
[430] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 298-299, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 114-116, Taberî, Târih, c. 2, s. 286-287, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1772, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 6, s. 322, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 306.
[431] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 299, Taberî, Târih, c.2, s. 287.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/375.
[432] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 114, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 131, Ebu'l-Fidâ el-Bidâyeve’n-Nihâye, c. 3, s. 304.
[433] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 296, Taberî, Târih, c. 2, s. 287.
[434] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 296, Taberî, Târih, c. 2, s. 88, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 1 87, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 130, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 265.
[435] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 114, 115.
[436] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 296-297, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s”14.
[437] Zührî, Megâzî, s. 65.
[438] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 115.
[439] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 297, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 115, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 187.
[440] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 115.
[441] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 54-55, Taberî, Târih, c. 3, s. 3, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 188, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 298, Zehebî, Megâzî, s. 1 26. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/375-378.
[442] Vâkidi, Megâzî, c. 1, s. 116-117, İbn Sa'd, Tabak âtü'l-kübrâ, c. 3, s. 605.
[443] Vâkıdî Megâzîıc. 1, s. 117.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/378.
[444] Vâkidi, Megâzî, c. 1, s. 105,117.
[445] Vâkidi, Megâzî, c. 1, s. 105,117.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/379.
[446] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 105, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 49, 50.
[447] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 299-300, Taberî, Târîh, c. 2, s. 287, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 306-307.
[448] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 119.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/379-380.
[449] İbn Şa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 10, 14, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 117, Taberî, Târih, c. 2, s. 288-289.
[450] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre.c.3, s. 3-7,Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 138-144.
[451] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 7, 8.
[452] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 138,143.
[453] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 144, Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 348, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1 , s. 305.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/380-382.
[454] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 303, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 669, İbnEsîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[455] İbn İshâk, İbn Hişâm , Sîre, c. 2, s. 304, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 418, İbnAbdilberr, İstiâb, c. 2, s. 670, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 300.
[456] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 289, İbn Abdilberr, c. 12, s. 669, İbn Esîr, c. 2, s. 480, Zehebî,Megâzî, s. 45, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 310.
[457] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 303.[458] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 303.
[459] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 304, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 107, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 303, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 418, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 310.
[460] İbn İshâk, İbn Hişâm, c.2, s. 304, Vâkıdî, c. 1 , s. 1 07, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 303, Taberî, Târih, c. 2, s. 289,Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 282, Zehebî, Megâzî, s. 46, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 310.
[461] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 303, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 282.
[462] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 304, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 107, Taberî, Târîh, c. 2, s.289, Zehebî, Megâzî, s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 310.
[463] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 304, Vâkıdî, c. 1 , s. 107, Taberî, c. 2, s. 289, Zehebî, s. 46, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 310.
[464] M us'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 418, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 303, İbn AbdiIberr, İstiâb, c. 2, s. 670. İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[465] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 282.
[466] Taberî, Târih, c. 3, s. 223.
[467] Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 418, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 670, İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[468] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[469] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 282, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 670, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.2, s. 480.
[470] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 282.
[471] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[472] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 670, İ bn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[473] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 304.
[474] Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 418, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[475] Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 418, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 304, İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[476] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 480.
[477] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 107.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/382-385.
[478] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 30, Taberî, Târih, c. 2, s. 294, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 475, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 137, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 297.
[479] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 30, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1385, Taberî, Târih, c. 2, s.294, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 475, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 68, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 297.
[480] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 30, Taberî, c. 2, s. 294, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 68, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 297.
[481] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 30, Müslim, c. 3, s. 1385, Taberî, c. 2, s. 294, Ebu Nuaym, c. 2, s.475, Beyhakî, c. 3, s. 137, Zehebî, s. 87, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 297.
[482] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 30, Taberî, Târih, c.2, s. 294, Zehebî, Megâzî, s. 87, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 287.
[483] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 30, 31, Taberî, Târih, c. 2, s. 294, Ebu Nuaym,Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 475, Ebu'l- Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 297.
[484] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1385, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 475, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 68, Zehebî, Megâzî, s. 87.
[485] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 31 .Müslim, Sahih, c. 3, s. 1385, Taberî, Târih, c. 2, s.294, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 475, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 68, Zehebî, Megâzî, s. 87, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 297.
[486] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 31 , Taberî, Târîh, c. 2, s. 294, Beyhakî, Sünen, c. 9, s.68, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 297.
[487] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 31 , Müslim, Sahih, c. 3, s. 1385, Taberî, Târîh, c. 2, s.294, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 475, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 68, Zehebî, Megâzî, s. 68, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 297.
[488] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1385, Taberî, Târih, c.2, s. 294, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c.2, s. 475, Zehebî, Megâif, s.87.
[489] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 1, s. 31, Müslim , Sahih, c. 3, s. 1385, Taberî, c. 2, s. 294,Ebu Nuaym, c. 2, s. 475, Zehebî, s. 87, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 297.
[490] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1385, Zehebî, Megâzî, s. 87.
[491] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 31, Müslim, c. 3, s. 1385, Taberî, c. 2, s. 294, Ebu Nuaym, c.2, s.475, Beyhakî, c. 9, s. 68, Zehebî, s. 87, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 297.
[492] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 31 , Müslim, c. 3, s. 1385, Taberî, c. 2, s. 294, Beyhakî, c. 9, s.68, Zehebî, s. 87, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 297.
[493] Müslim, c. 3, s. 1385, Ebu Nuaym, c. 2, s. 475, Zehebî, s. 87.
[494] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 31, Müslim, c. 3, s. 1385, Taberî, c. 2, s. 294-295, Ebu Nuaym ,c. 2, s. 475.
[495] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 31, Müslim, c. 3, s. 1385, Tataerî, c. 2, s. 295, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.297.
[496] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 31, Taberî, c. 2, s. 295, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 297.
[497] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 31, Müslim, c. 3, s. 1385, Taberî, c. 2, s. 295, Ebu Nuaym, c.2, s.475, Beyhakî, c. 9, s. 68, Zehebî, Megâif, s. 87, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 287.
[498] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1385, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 475, Beyhakî, Sünen,c. 9, s. 68, Zehebî, Megâif, s. 87.
[499] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 383, Taberî, Târih, c. 2, s. 295, Hâkim, Müstedrek, c. 3,
s. 21-22, Zehebî, Megâzî, s. 87-88, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 297, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 86-87.
[500] Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 166, Ebu'l-Fidâ, Tefefr, c. 1, s. 425.
[501] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 107.
[502] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ,c. 2, s. 22, Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 166, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 68, Kurtubf, Tefsîr, c.4, s. 265, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 1 , s. 287.
[503] Taberî, Tefsir, c. 4, s. 166, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1, s. 425.
[504] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 107, Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 1 66, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1, s. 425.
[505] Taberî, Tefsir, c. 4, s. 166, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1, s. 425.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/385-389.
[506] Denilir ki; "Ey Peygamber!. Ellerinizdeki esirlere de ki.: “Eğer, ALLAH'ın ezelî ilmine göre,yüreklerinizde bir hayır İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 13,14, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 353, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, Hâkim,Müstedrek, c. 3, s. 324, Ebu Nuaym , Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 142, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c.2, s. 327, Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. 6, s. 85, 86.
[507] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 14 Taberî, Târih, c. 2, s. 20, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvvie, c.2, s. 476.
[508] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 13-1 4, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 353, Ta beri", Târih, c. 2, s. 290, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 142-143, Zehebî, Megâzî, s. 89, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 327, Heysemî,Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 85-86.
[509] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 156, Ebu Nuaym , Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476.
[510] Beyhaki, D el âil ü'n-nübüvve, c. 3, s. Ebu'l-F idâ, Tefsir, c. 2, s. 327.
[511] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 353, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 142, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 133, Ebu'lFidâ, Tefsîr, c. 2, s. 327, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 86.
[512] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 15.
[513] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 15, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 353, Taberî, Târih, c. 2, s.290, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 142, İbn Esîr, c. 2, s. 133, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 327, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 86.
[514] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 15.
[515] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 353, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476.
[516] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 15.
[517] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 353, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 324, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 142, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 86.
[518] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 15.
[519] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 15, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 353, Taberî, Târih, c. 2, s.290, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s”42, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 86.
[520] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 353, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 142, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 86.
[521] İbn Sa'd, Tabakâtü 'l-kübrâ, c. 4, s. 15, Vahi df, E sbâbu 'n-n üzül, s. 162.
[522] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 353, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 476, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 142-143, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 86, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 327.
[523] İ bn Sa'd, Tabakâtü 'l-kübrâ, c. 4, s. 15, Vahi df, E sbâbu 'n-n üzül, s. 162.
[524] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 15.
[525] İbn Sa'd, Tabakât, c. 5, s. 14, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 30, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 22, Zehebî, Megâzî, s. 91, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 299.
[526] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 30, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 22, Zehebî, Megâzî, s. 91, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 29.
[527] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 30, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 22.
[528] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 14, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 30, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 22, Zehebî, Megâzî, s. 91, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ye'n-Nihâye, c. 3, s. 299.
[529] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 14.
[530] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 14, Buhâri, Sahih, c. 4, s. 30, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 22, Zehebî, Megâzî, s. 91, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 299.
[531] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 14, Zehebî, Megâzî, s. 91, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 299.
[532] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 22, Zehebî, Megâzî, s. 91, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 299.
[533] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 14, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 30, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 22, Zehebî, Megâzî, s. 91 Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 299.
[534] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 14.
[535] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 15, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 324, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 1 43, Zehebî, Megâzî, s. 89, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 327.
[536] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 15, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 390.
[537] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s” 5, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 324, Vâhidf, Esbâbu'n-nüzûl, s. 162, Beyhakî,Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 143, Zehebî, Megâzî, s. 89, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 327.
[538] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 812, İ bn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 165.
[539] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 31, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 812, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 165.
[540] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 812, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 165.
[541] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 31.
[542] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 31, İbn Abdilberr, c. 2, s. 812, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 165.
[543] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 31.
[544] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 46, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1 512, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.5, s. 268.
[545] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1512, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 269, İbn Hacer, el-İsâbe,c. 3, s. 577.
[546] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 46, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1 512,13, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,c. 5, s. 269, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 577.
[547] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 138,14 3, Be lâzuri, Ensâbu'l -e şrâf, c. 1, s. 301 -305.
[548] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 30 5, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 139, Mus’abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 126, Belâzurî, Ensâbu'l -eşraf, c. 1, s. 301.
[549] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 305, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 378.
[550] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 305, Mus'abu'z-Zübe yrf, Nesebi K ure yş, s. 1 26, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 606, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 378.
[551] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 305, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 126, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 606, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 378.
[552] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 305, Taberî, c. 2, s. 290, İbn Esîr, c. 3, s. 378.
[553] Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 1 26, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 606.
[554] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 305, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 126, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 606, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 378.
[555] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 305, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.2, s. 378.
[556] Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 1 26, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 606.
[557] İbn İshâk, İbn Hişâm, c.2, s. 305, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 126, Taberî, c. 2, s.290, İbn Abdilberr, c.2, s. 606, İbn Esîr, c. 2, s. 378.
[558] Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 1 26.
[559] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 305, Taberî, c. 2, s. 290, İbn Esîr, c. 2, s. 378.
[560] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 305, Taberî, c. 2, s. 290.
[561] Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 1 26, İbn Abdilberr, c. 2, s. 606.
[562] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 305, 306, Taberî, c. 2, s. 290, İbn Esîr, c. 2, s. 378.
[563] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 305, 306, Mus'abu'z-Zübeyri, Nesebi Kureyş, s. 126, 127, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.301, Taberî, c. 2, s. 290, İbn Abdilberr, c. 2, s. 606, İbn Esîr, c. 2, s. 378.
[564] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c.2, s. 306, Taberî, Târih, c.2, s. 290, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 378.
[565] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 306, 307, Taberî, Târih, c. 2, s. 290, 291, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 311 ,312.
[566] Gerdanlık, Yemen işi gözboncuğundandı (İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 31).
[567] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c.2, s. 308, Vâk ıdf, Megâzî, c. 1, s. 130,131 , İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 31, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 276, Taberî, Târih, c. 2, s. 291 , Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 6, s. 322, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 154, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 134, Zehebî, Megâzî, s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 312.
[568] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 308, Taberî, Târih, c. 2, s. 291.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/389-398.
[569] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre.c.2, s. 316, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s”29.
[570] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 22, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 247.
[571] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 22, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 247, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 287, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 395.
[572] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 22, Diyarfcıekrf, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 395.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/399.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim Bedir Hezimeti Haberinin Mekke'ye Ulaşması.:

Kureyş Müşriklerinin Bedir'de uğradıkları hezimeti Mekke'ye ulaşıp ilk haber veren, Huzâalardan Haysuman b. Abdullah oldu.[573] Mekkeliler, ona.:
"Arkandakilerden ne haber var?" diye sordular.
Haysuman.:
"Utbe b. Rebia,
Şeybe b. Rebia,
Ebu'l-Hakem b. Hişâm [Ebu Cehil],
Ümeyye b. Halef,
Zem'a b. Esved,
Haccac'ın iki oğlu Nübeyh ile Müne bbih,
Ebu'l-Bahterî b. Hişâm... öldürüldüler!." diyerek Kureyşîlerin eşrafını saymaya başlayınca, o sırada Hicr'de oturmakta olan Safvan b. Ümeyye.:
"Vallahi, bunun aklı varsa, benim durumumu da ona sorunuz!." dedi.
Onlar da, Haysuman'a.:
"Salvan b. Ümeyye ne yapıyor?" diye sordular.
Haysuman da.:
"İşte, o burada, Hicr'de oturmaktadır!.
Vallahi, ben, onun babasını ve kardeşini, öldürdükleri sırada görmüşümdür!." dedi.[574]
Peygamberimiz Aleyhisselâmın azadlısı Ebu Râfi’ der ki.:
"Ben Abbas b. Abdulmuttalib'in kölesi idim.
Bütün ev halkı Müslüman olduk.:
Abbas Müslüman oldu. Ümmü Fadl da Müslüman oldu.
Ben de Müslüman oldum.
Abbas Kureyş Kavminden korkarve onlara aykırı davranır görünmek istemez, Müslüman olduğunu gizlerdi.
Kendisi çok mal sâhibi idi, malları da kavmine veresiye dağılmış bulunuyordu.
Ebu Leheb Bediiden geri kalmış ve yerine Âs b. Hişâm b. Mugîreyi vekil göndermişti. Çünkü, Kureyşliler savaştan geri kalınca yerlerine adam tutarlardı.
Kureyşlilerden Bedir Seferine katılanların uğradıkları musibetin haberi Ebu Leheb'e gelince, ALLAH onu zelîl ve hakir kıldı.
Biz de kendimizde kuvvet ve izzet bulduk.
Ben zayıf, cılız bir kimse idim.
Oklar yapar, onları Zemzem'in yanındaki çadırımda yontardım.
Yine, biraz orada oturup oklarımı yontuyordum.
Yanımda da Ümmü Fadl oturuyordu.
Gelen haberin bizi sevindirdiği bir sırada, Ebu Leheb iki ayağını şerle sürüyerek geldi ve çadırın bir tarafına oturdu.
Kendisinin sırtı, benim sırtıma karşı idi.
O sırada, halk.:
'İşte, Ebu Süfyan b. Haris b. Abdulmuttalib geldi!” dediler.
Ebu Leheb, ona.:
"Yanıma gel!. Hayatıma andolsun ki; haber muhakkak sendedir!." dedi.
Ebu Süfyan gelip onun yanına oturdu. Halk da ayakta dikildiler.
Ebu Leheb.:
"Ey kardeşimin oğlu!. Bana haber ver.: Kureyş halkının işi nasıl oldu?" diye sordu.
Ebu Süfyan.:
"Vallahi, biz, karşılaştığımız kavme omuzlarımızı, arkalarımızı teslim ettik.: Onlar bizi nasıl istedilerse öyle öldürdüler!. Onlar bizi nasıl istedilerse öyle esir ettiler!.
Vallahi, bununla birlikte, Kureyş Kavmini kınamadım.: Gökle yer arasında alaca (kır) atlar üzerinde, ak benizli adamlarla karşılaştık ki, Vallahi onlar hiçbir şeyi bırakmaz, onlara hiçbir şey de karşı koyamaz!." deyince, çadırımın kenarını elimle kaldırıp.:
"İşte, Vallahi onlar meleklerdir!." dedim.
Ebu Leheb elini kaldırdı ve yüzüme sert bir şamar indirdi.
Ben de ona doğru sıçradım.
Zayıf bir adam olduğum için, beni tutup yere yıktı ve dövmek için üzerime çöktü.
Ümmü Fadl hemen çadırın direklerinden bir direği alıp ona bir darbe indirdi, başını fena halde yardı ve.:
"Efendisi burada olmayan bir köleyi zayıf mı buldun?!." diyerek ona çıkıştı.
Ebu Leheb kalkıp zelîl bir halde gerisin geri gitti.
Vallahi, o ancak yedi gece yaşadı.
ALLAH, onu "adese" denilen taun gibi öldürücü bir yara ile vurdu ve onunla öldürdü.[575] Oğullan, iki veya üç gün, onu kabre gömmediler. Babalarının ölüsü, evinde koktu.
Kureyşîler, karahasba hastalığından, taundan sakındıkları gibi sakınırlardı.
Kureyşîlerden birisi, Ebu Leheb'in Oğullarına.:
"Yazıklar olsun size!. Babanızın ölüsü evinde koktuğu halde, onun yanına uğramamaktan utanmıyor musunuz?!." dedi.
Onlar.:
"Biz onun hastalığından korkuyoruz!." dediler.
Kureyşî.:
"Hadi gelin; ben size yardım edeyim!." dedi.
Birlikte gittiler. Ebu Leheb'in ölüsünü yıkamadılar ve ona ellerini de sürmediler. Ancak, uzaktan üzerine su serptiler.
Mekke'nin yukarı taraflarında bir yere gömdüler, üzerini taşla kapattılar.[576] 

Resim Alınan Kurtulmalık Akçeleri Hakkında Âyetler İnişi.:

ALLAHu zü’L- CELÂL, esirlervve onlardan alınan kurtulmalık akçeleri hakkında indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu.:
"Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basıp zaferler kazanıncaya kadar, esirler alması vâki olmamıştır.
Siz, geçici dünya malını arzu ediyorsunuz!. ALLAH ise, sizin için, âhireti ister.
ALLAH, kudretiyle her şeye üstün gelen A^îz, her yaptığını yerli yerince yapan Hakîm'dir.
Eğer ALLAH'ın bu hususta geçmiş bir yazısı olmasaydı, aldığınız fidyede size her halde büyük bir azâb dokunurdu!.
Artık, elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyiniz!. ALLAHtan korkunuz!. Şüphe yok ki, ALLAH çokyariıgayıcıdır, çok esirgeyicidir."[577] Hz. Ömer der ki.:
"Sabahleyin Resûlullah Aleyhisselâmın yanına geldiğimde, o ve Ebu Bekir, oturmuşlar, ağlıyorlardı.
"Yâ Rasûl alları!. Seni ve arkadaşını ağlatan nedir? Bana haber ver!. Onu ağlanacak bir hal bulursam, ben de ağlayayım. Ağlanacak bir hal bulmazsam, ikinizin ağlamasına katılmaya çalışayım?" dedim.
Resûlullah Aleyhisselâm.:
"Senin arkadaşlarının esirlerden aldıkları kurtulmalık akçelerinden dolayı, vay benim başıma gelene!.
Uğrayacağınız azâbın şu yakınındaki ağaçtan daha yakın olduğu bana gösterildi!” buyundu."[578]

Resim Bedir Savaşına Katılan Müslümanların Üstünlüğü.:

Rifâa b. Râfi'in Bedir ashabından olan babası Râfi'den rivâyetine göre; Cebrâil Aleyhisselâm, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a gelip.:
"Bedir ashabının, aranızdaki mevki’i nasıldır?" diye sormuştu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Onlar, Müslümanların üstün kişilerindendir!." buyurdu.
Cebrâil Aleyhisselâm da.:
"Meleklerden, Bedir Savaşında bulunanlarda bunun gibidir!." dedi.[579] 

Resim Bedir Zaferinin Medineli Müşrikleri, Münâfıkları ve Yahudileri Sindirişi.:

Bedir esirleri elleri boyunlarına bağlı olarak Medine'ye getirildikleri zaman, ALLAHu zü’L- CELÂL, bununla
Medine'deki müşrik, münâfık olanlarla Yahudileri zillete uğrattı.[580]
Bedir Savaşında müşriklerin en azılılarından birçokları öldürülünce, Abdullah b. Übeyy b. Selûl ile Medineli müşriklerden onunla birlikte hareket edenler "Artık, bu, zafer ve gale benin ona yöneldiğini açıkça gösteren bir vakıadır!." demişler, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a İslâmiyet üzere bey'at etmek zorunda kalmışlardır.[581] 

Resim Esir Olan Oğlunu Kurtarmak Bahanesiyle Medine'ye Gelip Peygamberimiz Aleyhisselâmı Öldürmek İsteyen Umeyr b. Vehb'in Müslüman Olarak Mekke'ye Dönüşü.:

Umeyr b. Vehb, Kureyş Müşriklerinin şeytanlarından[582] ve kahramanlarındandı.[583]
Kendisi Mekke'de Peygamberimiz Aleyhisselâmla ashabına ezâ eder dururdu.[584]
Umeyr'in oğlu Vehb, Bedir'de esir edilen müşrikler arasında bulunuyordu.[585]
Umeyr b. Vehb Bedir'de kamından kılıçla yaralanarak ölüler arasına düşmüş, ölmüş sanılarak bırakılmıştı.
Gecenin serinliği çökünce ayı İmiş, ölüler arasından çıkıp Mekke'ye dönmüş ve yarası iyileşmişti.[586]
Umeyrb. Vehb, Hicr'de Safvan b. Ümeyye ile oturup Bedir'de kuyuya atılanları ve uğradıkları musibetleri anlatınca,[587] Safvan b. Ümeyye.:
"Vallahi, onlardan sonra, yaşamakta hayır yoktur!.[588]
Bedir'de ölenlerden sonra yaşamanın, ALLAH belâsını versin!." dedi.[589] Umeyr b. Vehb.:
"Vallahi doğru söyledin!.
Vallahi eğer üzerimde olan ve ödeyecek karşılığı da bulunmayan borçla, benden sonra açlıktan ölmelerinden korktuğum çoluk çocuk olmasaydı, muhakkak gider, MuhaMMed'i öldürürdüm!.[590]
Hem benim için, onların kabul edecekleri[591] bir mazeret, bahane de vardır.:[592] Oğlum onların ellerinde
Esirdir.[593] 'Şu esir olan oğluma geldim' derim.[594] Haber aldığıma göre; o çarşılarda da dolaşırmış" dedi.[595] Umeyr'in bu sözleri Salvan b. Ümeyye'yi sevindirdi[596] ve ona.:
"Senin borcun bana aittir. Senin adına, onu ben öderim!.
Çoluk çocuğuna da, kendi çoluk çocuğumla birlikte, sağ oldukları müddetçe bakar, geçimliklerini en geniş şekilde sağlarım!.[597]
Mekke'de çoluk çocuğunu benden daha geniş geçindiren bir kimsEbulunmadığını sen de bilirsin!." dedi.
Umeyr b. Vehb.:
"Ey Ebu Vehb!. Biliyorum bunu!.[598] Sen benim işimi de, kendi işini de gizli tut!." dedi.
Safvan b. Ümeyye.:
"Öyle yapan m!." dedi.
Umeyr, kılıcının keskinleştirilmesini ve zehirlenmesini emretti.[599]
Safvan b. Ümeyye, Umeyr'in hayvanını ve yolluğunu hazırlattı.[600] Umeyr, Salvan'a.:
"Medine'ye varıncaya kadar, haberimi gizli tut, hiç anma!." dedi.
Umeyr b. Vehb, Medine'ye gelip, Mescidin kapısında devesini ıh d irdi ve bağladı.
Kılıcını kuşandı.[601]
Hz. Ömer, Müslümanlardan bazılarıyla birlikte Bedir Gününden bahsediyorlar, ALLAH'ın kendilerine olan ikramlarını ve düşmanlarına gösterdiklerini konuşuyorlardı.
O sırada, Hz. Ömer Umeyr b. Vehb'i Mescidin kapısı önünde, hayvanını ıhdırmış, kılıcını kuşanmış görünce.:
"Bu köpek, ALLAH düşmanı Umeyr b. Vehb'dir!.
Vallahi, ancak şer için gelmiştir!.
Aramızı bozan, Bedir Gününde de Kureyşliler için sayımızı tahminleyen o değil miydi?" dedikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına girdi ve.:
"Ey ALLAH'ın Peygamberi!. Şu ALLAH düşmanı Umeyrb. Vehb, kılıcını kuşanmış olarak gelmiş!.?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Onu benim yanıma gönder!." buyurdu.
Hz. Ömer geri geldi. Onun boynundaki kılıcının kayışını sımsıkı tutup göğsünde topladı. Ensardan, yanında bulunan zâtlara da.:
"Resûlullah Aleyhisselâmın yanına giriniz, yanında oturunuz ve kendisini bu habîsten koruyunuz!.
Çünkü, o güvenilir bir kimse değildir!." dedikten sonra, onu Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına soktu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm Hz. Ömer'in Umeyr b. Vehb'in kılıcının kayışını sımsıkı tuttuğunu görünce, ona.:
"Ey Ömer!. Onu serbest bırak!.
Sen de ey Umeyr!. Bana yaklaş!." buyurdu.
Umeyr b. Vehb, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a yaklaşıp.:
"Sabahınız hayrola!." diyerek Câhiliye devri selâmı ile selâm verdi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ey Umeyr!. ALLAH bize senin selâmlaşmandan daha hayırlı bir selâmlaşmayı, Cennetliklerin selâm-laşmasıyla selâmlaşmayı ikram etmiştir!." buyurdu.
U m eyr.:
"Vallahi, ey MuhamMMed!. Ben bu selâmlaşmayı yeni işitiyorum!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Ey Umeyr!. Seni buraya getiren nedir?" diye sordu.
U m eyr.:
"Şu elinizde bulunan esir oğlum için geldim!.[602] Onun hakkında ihsânda bulununuz!." dedi.[603] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Öyle ise, şu boynunda asılı kılıcın işi ne?!." diye sordu.
U m eyr.:
"ALLAH kılıçların belâsını versin!. Onlar bize ne sağladı, ne işimize yaradı ki?" dedi.[604] Peygamberimiz Aleyhisselâm, Umeyr b. Vehb'e.:
"Bana doğru söyle.: Sen buraya ne için geldin?" diye tekrar sordu.
U m eyr.:
"Ben bundan başka birşey için gelmedim!. Ancak, esir oğlumun işi için geldim!." dedi.[605]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Senin Hicr'de Safvan b. Ümeyye'ye koştuğun şart ne idi?" diye sorunca, Umeyr korktu ve.: "Ben ona ne şart koşmuşum da?!." dedi.[606] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Evet!. Sen ve Safvan b. Ümeyye Hicr'de oturdunuz!. Kureyş'ten, kuyuya atılan ölüleri andınız. Sonra da, sen.:
'Eğer üzerimde borç olmasa, yanımda da geçindirilecek çoluk çocuk bulunmasa, muhakkak çıkar gider, MuhaMMed'i öldürürdüm!.' dedin.
Safvan da, beni öldürmene karşılık, senin borcunu ödemeyi ve çoluk çocuğunu geçindirmeyi üzerine aldı!.
ALLAH ise, yapacağın işle senin arana girdi, gerildi!." buyurdu.[607] U m eyr.:
"Sana bunu kim haber verdi?!.
Vallahi, yanımızda bir üçüncü kişi bulunmamıştı !.?[608]
Bu söz, senin dediğin gibi, benim aramla Safvan'ın arasında idi.
Buna, benden ve ondan başka hiç kimse vâkıf değildi.
Buraya gelinceye kadar geçireceğim geceleri de gizli tutup benden hiç söz etmemesini de Safvan'a emretmiştim" dedi.[609]
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Bunu bana Cebrâil haber verdi!." buyurdu.[610] Bunun üzerine, Umeyr b. Vehb.:
"Ben şehâdet ederim ki; sen, muhakkak ALLAH’ın Resûlüsün[611] ve doğrusun!.[612]
Yâ Rasûlallah!. Biz, göğün haberinden, bize getirmiş olduğun şeylerde ve sana inen vahiyde seni yalanlardık.
Bu işte, benden ve Safvan'dan başka kimse yoktu.
Vallahi, bu haberi sana ancak ALLAH getirmiştir!.
Beni İslâmiyete hidâyet eden ve işte şu yere sevkeden ALLAH'a hamd olsun!." dedikben sonra, hak şehâdetiyle şehâdet getirdi.:[613]
"Ben şehâdet ederim ki; ALLAH'tan başka ilâh yoktur!.[614]
Ve yine şehâdet ederim ki; MuhaMMed, ALLAH'ın kulu ve resûlüdür!." dedi.[615] Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Kardeşinize, dinini iyice öğretiniz!.[616]
Kendisine Kur’ÂN da okuyunuz,[617] öğretiniz!.[618] Onun esirini de serbest bırakınız!." buyurdu.
Buyruğu yerine getirildi.
Umeyr b. Vehb.:
"Yâ Rasûlallah!. Ben, ALLAH'ın nurunu söndürmeye çalışan ve dinindeki kimselere şiddetle işkence yapan birisi idim.
Ben şimdi istiyorum ki; bana izin veresin de, Mekke'ye gidip Mekkeli müşrikleri ALLAH'a, Resûlullaha ve İslâmiyete davet edeyim!. Umulur ki, ALLAH onlara hidâyet eder. Hidâyet nâsib olmayanlara da, daha önce senin ashabına dinleri hususunda yaptığım gibi işkence yapayım" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, ona izin verdi.
Umeyr b. Vehb, Medine'ye doğru yola çıktığı zaman, Safvan b. Ümeyye Mekkeli müşriklere.:
"Birkaç gün içinde, gelecek olan haberle müjdeleneceksiniz. O, size, Bedir vak'asının acısını unutturacaktır!." der, gelen kafilelerden haber sorar dururdu.
Nihâyet, gelen bir süvari, ona Umeyr'in Müslüman olduğunu haber verdi!.
Safvan da, Umeyr ile hiç konuşmamaya ve kendisine hiçbir iyilik ve yardımda bulunmamaya yemin etti.
Umeyr ise, Mekke'ye gelince, halkı İslâmiyete davet etmeye koyuldu.
Kendisine karşı koyanlara şiddetle işkence yaptı. Umeyr'in sayesinde birçok insan Müslüman oldu.[619] ALLAH ondan razı olsun!.
Umeyr b. Vehb, bir gün KâBe'nin yanında Salvan b. Ümeyye ile karşılaşıp, ona.:
"Sen büyüklerimizden birisin!. Bizim taşlara taptığımızı ve onlar için kurbanlar kestiğimizi görmüyor musun?!. Din mi bu?!.
Ben şehâdet ederim ki; ALLAHtan başka ilâh yoktur!. MuhaMMed de, ALLAH'ın kulu ve resûlüdür!." dedi.
Safvan ona bir kelime ile bile cevap vermedi, sustu.[620]

Resim Hz. Zeyneb'in Medine'ye Getirilişi.:

Bedir esirlerinden Ebu'l-As, serbest bırakılıp Mekke'ye ulaşınca, Hz. Zeyneb'in yolunu açtı.
Bedir Savaşından bir ay veya biraya yakın bir müddet sonra, Peygamberimiz Aleyhisselâm Zeyd b. Harise ile Ensardan bir zâtı göndererek, onlara.:
"Zeyneb yanınıza gelinceye kadar, siz Ye'cec Vâdisinde bulununuz.
Zeyneb size orada rastlayacaktır, siz onu bana getirirsiniz" buyurdu.
Görevliler, Ye'cec Vâdisine gittiler.
Ebu'l-Âs, Hz. Zeyneb'e, babasının yanına gitmesini emretti.
O da hazırlığını görüp yola çıkacağı zaman, Ebu'l-Âs'ın kardeşi Kinane b. Re bi1, Hz. Zeyneb'in bineceği deveyi getirdi.
Hz. Zeyneb devenin üzerindeki hevdecin içine girdi.
Kinane; yayını ve ok çantasını aldıktan sonra, güpegündüz devenin yularını çekerek Mekke'den yola çıktı.
Bu hadise Kureyş Müşrikleri arasında konuşulmaya başlayınca, birtakım kimseler, Hz. Zeyneb'i geri çevirmek için acele yola çıktılar. Zituvâ mevki’inde ona yetiştiler.
İlk yetişen de, Hebbar b. Esved ile Nâfi1 b. Abdi Kays idi.
Hebbar, hevdec içinde bulunan Hz. Zeyneb'i mızrağı ile korkuttu.
Hz. Zeyneb, o zaman hamile idi.
Korkusundan, kamındaki çocuğu düştü.
Kinane yere çöküp ok çantasını açtı.
"Vallahi, bana hiçbir adam yaklaşmasın!. Yoksa, ona bir ok saplarım!." deyince, gelenler dönüp takip etmekten vazgeçtiler.
Ebu Süfyan b. Harb, Kureyş Müşriklerinin büyüklerinden bazılarıyla birlikte, oraya kadar geldi. Kinaneye.:
"Ey adam!. Bize ok atmaktan vazgeç. Seninle konuşacağız!." dedi.
Kinane ok atmayı bıraktı.
Ebu Süfyan, Kinane'nin yanına gelip üzerine dikildi ve.:
"Sen doğru yapmadın!.
Bir kadını halkın gözü önünde apaşikâryola çıkardın.
Halbuki, sen zahmet ve meşakkatlerimizi ve MuhaMMed'den başımıza gelenleri biliyorsun!.
Onun kızını halkın gözü önünde böyle açıktan açığa aramızdan çıkarıp ona götürdüğün zaman, halk bunu uğradığımız musibetten ileri gelen bir zillet eseri, zaafımızın ve güçsüzlüğümüzün bir neticesi sanacaktır.
Hayatıma yemin ederim ki; Zeyneb'in babası yanına gönderilmeyip Mekke'de tutulmasına bizim için hiçbir hacet ve zaruret yoktur.
Bunda, bizim için, bir öç alma da söz konusu değildir.
Sen beni dinle de, kadını şimdi geri çevir!.
Söylentiler, sesler kesildikten, bizim onu geri çevirdiğimiz halk arasında konuşulmaya başladıktan sonra, gizlice Mekke'den çıkar, babasına kavuştur!." dedi.
Kinane de böyle yaptı.
Birkaç gece Mekke'de oturduktan ve itiraz seslerinin ardı arkası kesildikten sonra, bir gece, Hz. Zeyneb'le birlikte yola çıktı.
Onu, Ye'cec'de bulunan Zeyd b. Harise ile arkadaşına teslim etti. Onlar da, Hz. Zeyneb'i Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına getirdiler.[621] 

Resim Velid b. Velid'in Mekke'de Tutuklu Bulunan Ayyâş b. Ebi Rebia İle Seleme b. Hişâm'ı Kurtarıp  
Medine'ye Getirişi.:

Bedir esirleri arasında bulunup kurtulmalık akçesi ödendikten sonra, kardeşleri tarafından
Mekke'ye götürülürken Cuhfe'den Medine'ye kaçarak Müslüman olan Velid b. Velid b. Mugîre'ye,
Peygamberimiz Aleyhisselâm Ayyaş b. Ebi Rebia ile Seleme b. Hişâm'ın durumunu sormuştu.[622] O da.:
"Ben onları birinin ayağı diğerinin ayağına bağlanmış oldukları halde[623] bırakmıştım!." dedi.[624]
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Benim için, Ayyaş b. Ebi Rebia ile Seleme b. Hişâm'a kim gider?" diye sordu.
Velid b. Velid.:
"Senin için, onlara ben giderim yâ Rasûlallah!." dedi.[625] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ey Velid!.[626] Sen Mekke'ye kadar[627] git!.
Demirci filânın evine in!.
O, Müslüman olmuştur. Onun evinde gizlen!.[628]
Ayyaş ve Seleme ile buluşmaya çalış!.[629]
Onlara, senin benim elçim olduğunu ve kendilerine benim yanıma gelmelerini emrettiğimi, ALLAH'ın hiç şüphesiz bu yolda onlara yardım ve kolaylık ihsân buyuracağını haber ver!." buyurdu.[630]
Velid b. Velid, Mekke'ye gitmek üzere, hemen yola çıktı.
Gizlice, Mekke'ye vardı.
Mekke'de rastladığı, yemek taşıyan bir kadına.:
"Sen, nereye gitmek istiyorsun?" diye sordu.
Kadın da.:
Ayyaş ve Seleme'yi kastederek.:
"Şu iki tutukluya gidiyorum!." dedi.
Velid b. Velid, kadının ardından gitti ve onların yerlerini öğrendi. Ayyaş b. Ebi Rebia ile Seleme b. Hişâm, tavansız bir odanın içinde hapsedilmiş idiler.
Velid b. Velid, akşam olunca, onların yanlarına indi.
Aldığı taşı ayaklarının altına koyup kılıçla ayak bağlarını kestikten sonra, onları devesinin üzerine bindirerek Medine yolunu tuttu.[631]
Kureyş Müşriklerine onların kaçtıkları haberi gelince, Halid b. Velid, kavminden bazı kişilerle birlikte hemen aramaya çıktı. Usfan'a kadar gittilerse de, ne izlerine rastladılar, ne de kendileri hakkında bir haber alabildiler.
Velid b. Velid ve arkadaşları, deniz yolunu tutarak Emec'in üzerine ulaştılar ki, bu, Peygamberimiz Aleyhisselâmın Medine'ye hicret ederken tutmuş olduğu yoldu.
Müşrikler tarafından yakalanmak ve dinlerinden döndürülmek korkusu ile, hiç durmadan dinlenmeden yola devam ettiler.[632]
Velid b. Velid, hep yaya olarak yürüdüğü için, ayaklan yarıldı.[633]
Medine'nin Harre mevki’i arkasına gelip kavuştukları zaman,[634] Velid b. Velid'in ayağı sürçtü (kaydı), parmağı yarıldı, kanamaya başladı.
Velid b. Velid.:
"Sen ancak kanayan bir parmak değil misin?
Başına gelen ise, ALLAH yolunda olan birşeydir!." dedi.[635]
Medine'ye bir mil uzaklıktaki Ebu İne be Kuyusu yanında vefât etti.[636] ALLAHu zü’L- CELÂL ondan razı olsun!.
Peygamberimiz Aleyhisselâmın zevcesi Hz. Ümmü Seleme, akrabası olan Velid b. Velid hakkındaki mersiyesinde şöyle demiştir.:
"Ey göz, ağla Velid b. Velid b. Mugîre'ye ki, onun gibi bir zât kavim ve kabileye yeter!."[637] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ey Ümmü Seleme!. Böyle söyleme!. Fakat, 'Bir gün bakarsın ki, ölüm baygınlığı gerçek olarak gelmiş, İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir (denilmiştir)' [Kaf.: 50/19] de!." buyurdu.[638]



*
**
****


DiP NOTLAR.:



[573] İbn İshâk.İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 316, Taberî, Târîh, c. 2, s. 293, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 480.
[574] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 316, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 125, Taberî, Târîh, c. 2, s.293, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve , c. 2, s. 480, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 1 47, Zehebî, Megâzî, s. 49, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 313.
[575] İbn İshâk.İbn Hişâm, c. 2, s. 316, Taberî, c. 2, s. 293, Ebu Nuaym, c. 2, s. 480, Zehebî, s.49, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 313.
[576] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 125, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 1 47, İbn Hacer, el-İsâbe,c. 3, s. 36.
[577] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 125, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 304.
[578] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s 125, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 147, İbn Hacer, el-İsâbe, c.3, s. 36.
[579] İbn İshâk, İbn Hişâm , Sîre, c. 2, s. 316, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 256, Ebu Nuaym,Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 480, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 313.
[580] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 125.
[581] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 316, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 125, Taberî, c. 2, s. 293, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 480, Zehebî, Megâzî, s. 49, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 31 3.
[582] Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 147, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 36.
[583] Vâkıdî, Megâzî, c 1, s. 125, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 147, İbn Hacer, el-İsâbe, c.3, s. 36.
[584] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 317, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 126, Taberî, Târîh, c. 2, s.293, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve , c. 2, s. 480, Beyhakî, D elâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 1 47, 148, İbn Seyyid, U yûnu'l -eser, c. 1, s. 270, Zehebî, M e gâzf, s. 49,Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 313.
[585] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 31 7, Taberî, Târîh, c. 2, s. 294, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 481, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 313.
[586] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 317, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 126, Taberî, Târîh, c. 2, s.294, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 481, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 270, Zehebî, Megâzî, s. 49, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 313.
[587] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 317, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 126, Taberî, Târîh, c. 2, s.294, Ebu Nuaym, Delâilü'n-übüvve, c. 2, s. 481, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 148, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 135, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 270, Zehebî, Megâzî, s. 49, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 313.
[588] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 126, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 200, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 148.
[589] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 317, Vâkıdî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 2, s. 294, Ebu Nuaym, c. 2,
s. 481, Beyhakî, c. 3, s. 148, İbn Seyyid, c. 1, s. 270, Zehebî, s. 49, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 313.
[608] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 201.
[609] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 127.
[610] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 201.
[611] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 317, Vâkıdî, c. 1, s. 126, İbn Sa'd, c. 4, s. 201, Taberî, c. 2, s.
294, Ebu Nuaym, c. 2, s. 481 , Beyhakî, c. 3, s. 148, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 136, İbn Seyyid, c. 1 , s.
270, Zehebî, s. 49, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 313.
[612] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 126.
[613] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 317-318, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 126-127, Taberî, Târîh,
c. 2, s. 294, Ebu Nuaym,Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 481, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 149, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 270,Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve’n-Nihâye, c. 3, s. 314.
[614] Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s. 126, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 201, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 148, Zehebî, Megâzî, s. 49.
[615] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 201.
[616] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 2, s. 318, Taberî, c. 2, s. 294, Ebu Nuaym, c. 2, s. 481, Beyhakî, c.3, s. 149, İbn Esîr, c.2, s. 136, Zehebî, s. 50, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 314.
[617] İbn İshâk.İbn Hişâm, c. 2, s. 317, Taberî, c. 2, s. 294, Ebu Nuaym, c.2, s. 481, Beyhakî, c. 3, s. 149, Zehebî s. 50.
[618] Vâkıdî, c. 1, s. 127, Taberî, c. 2, s. 294, Beyhakî, c. 3, s. 149, İbn Esîr, c. 2, s. 136, İbnSeyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 270, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 314.
[619] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 318, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 127, Taberî, Târîh, c. 2, s.
294, Ebu Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 481, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 149, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 136, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 270, Zehebî, Megâzî, s. 50 Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 314.
[620] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 127-128, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 305.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/404-410.
[621] . İbn İshâk, İbn Hişâm , Sîre, c. 2, s. 308-310, Taberî, Târih, c. 2, s. 291 -292, Beyhakî,Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 154-156, Zehebî, Megâzî, s. 46-47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 330.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/410-412.
[622] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 132, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 21 0.
[623] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 132.
[624] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 132, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 210.
[625] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 120.
[626] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 210.
[627] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 132.
[628] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 132, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 210.
[629] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 132.
[630] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 210.[631] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre,c.2, s. 120. [632] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 133.
[633] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1559, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 455.
[634] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 133.
[635] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sıre, c. 2, s. 120, İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 132, İbn Atodiltaerr,İstiâb, c. 4, s. 1559, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 455.
[636] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1559, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 455.
[637] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 133-134, Mus'abu'z-Zübeyn, Nesebi Kureyş, s. 329, Belâzurî,Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 210, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1559, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 455.
İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 133, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 211.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 3/412-414.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim BEDİR'DEN SONRA.: 

Resim İşkence ile Dinlerinden Döndürülenler Hakkında İlahî Af Çıkışı ve Hişâm b. Âs'ın Medine'ye Gelişi.:

Hz. Ömer der ki.:
"Fitneye uğratılarak dinlerinden döndürülenler hakkında.:
"ALLAH artık bu kavmin ne fidyelerini, ne de tevbesini kabul eder.
Çünkü, bunlar, ALLAH'ı öğrendikten sonra, uğradıkları işkence üzerine küfre döndüler." derdik.
Onlar da, kendileri hakkında tıpkı böyle söylerler, İslâmiyete bir daha kabul olunmayacaklarını sanırlardı.
Resûlullah Aleyhisselâm Medine'ye gelince, ALLAHu zü’L- CELÂL'ın bu hususta gerek bizim söylediğimiz ve gerek onların kendileri hakkında söyledikleri söz üzerine indirdiği şu.:
"(Tarafımdan) de ki.: Ey nefislerine karşı hadden aşırı davranan kullarım!. ALLAH'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!. Çünkü ALLAH bütün günahları yarlıgar!. Şüphesiz ki O çok yarlıgayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Size azâb gelip çatmadan, RABBinize dönün, O'na teslim olun; sonra, yardıma mazhar olamazsınız!.
RABBinizden size indirilenin en güzeline-kendiniz farkında olmayarak ansızın başınıza azâb gelme-den-tâbi olunuz!." (Zümer.: 53-55) âyetlerini kendi elimle bir sahifeye yazıp Hişâm b. Âs'a gönderdim."
Hişâm b. Âs da der ki.:
"Mektup bana geldiği zaman, onu Zîtuvâ'da okuyup anlamaya çalışıyor, çabalıyor, fakat bir türlü anlayamıyordum. Nihâyet 'ALLAH'ım!. Bundakini, bana anlat!." dedim.
ALLAHu zü’L- CELÂL bunun ancak bizim hakkımızda indiğini; gerek bizim kendimiz hakkında söylediklerimiz, gerek bizim hakkımızda söylenenler hakkında olduğunu kalbime düşürdü, doğdurdu.
Hemen devemin yanına döndüm, üzerine oturdum, Medine yolunu tutup Resûlullah Aleyhisselâm’a kavuştum ."[1]
ALLAH ondan razı olsun!.

Peygamberimiz Aleyhisselâmın azadlısı Sevban da.:
"Resûlullah Aleyhisselâmdan işittim.: "Bana dünyadan ve dünyadakilerden daha sevgilisi, şu "Ey nefislerine karşı hadden aşın davranan kullarım!. ALLAH'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!. Çünkü ALLAH bütün günahları yarlıgar!. Şüphe yok ki, ALLAH çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir" âyetidir buyurdu" demiştir.[2]

Resim Cünde b b. Damrâ'nın Medine'ye Hicret Ederken Ten'im'de Vefât Edişi.:

Cünde b b. Damrâ, Mekke'de otururdu. Hasta[3] ve çok yaşlı idi.[4] Kendisinin dört oğlu vardı.[5]
Peygamberimiz Aleyhisselâm Medine'ye hicret etmiş,[6] Mekke'de kalan Müslümanların da Medine'ye hicret etmelerini emir buyurmuştu.[7] Cünde b b. Damrâ ise hicrette gecikmişti.[8] Nisa sûresinin 97. âyeti nâzil olunca.:
"Ey ALLAH'ım!. Sen, mazeret sebeb ve delillerini tebliğ ettin.[9]
Mekke'deki yerimde bulunduğum müddetçe,[10] benim için ne bir mazeret sebebi var, ne de mazeret delili!.[11]
ALLAH'ım!. Beni müşriklerin yurdundan çıkarıp hicret yurduna, Muhacirlerle Ensar'ın yurduna kavuştur da, Peygamber Aleyhisselâmın yanında bulunayım ve ona yardım edeyim" diyerek yalvardı. [12]
Oğullarına da.:[13]
"Beni buradan,[14] Mekke'den[15] çıkarın!.[16] Belki biraz rahatlık bulurum!." dedi.[17] Oğulları.:
"Seni nereye götürelim?[18] Hangi tarafa götürmemizi istersin?" diye sordular.
"Ten'im'e doğru!." dedi[19] ve Medine'ye doğru eliyle işâret ederek.:[20]
"Beni hicret yurduna taşıyın!. Ben Peygamber Aleyhisselâmın yanında bulunayım" dedi.[21] Oğullan, onu Ten'im'e kadar götürdüler. Cünde b b. Damrâ, oraya ulaşınca.:
"ALLAH'ım!. Ben Sana hicret ediyorum!." dedikten sonra[22] sağ elini sol elinin üzerine koydu ve.:
"ALLAH'ım!. Şu Senin, şu da Resûlünün elidir. Resûlün Sana nasıl bey'at etti ise, ben de Sana öyle bey'at ediyorum!." diyerek, orada vefât etti.
ALLAH ondan razı olsun!.
Ashab, onun halini haber alınca.:
"Medine'ye kavuşup vefât etmiş olsaydı, ecri tastamam olurdu!." dediler.[23] Bunun üzerine, inen âyette[24] şöyle buyuru I m ustur.:
"... Her kim, ALLAH'a ve Peygamber'e hicret niyetiyle evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, muhakkak ki, onun ecri ALLAH'a düşer.
ALLAH çokyariıgayıcı ve çok esirgeyicidir!."[25]

Resim Münâfıkların Teşhir ve Mescidden Tard Edilişi.:

Münâfıklar, bir gün toplanıp, İslâmiyet ve Müslümanlar aleyhinde konuşmuşlardı.[26]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Mescidde irad buyurduğu hutbesinde, ALLAH'a hamd ü senâda bulunduktan sonra,[27] münâfıklara hitaben.:
"Sizlerden bazı kimseler toplandılar, şöyle şöyle söylediler!.
Kalkın!. ALLAHtan yarlıganmanızı dileyin!. Ben de sizin için yarlıganmanızı dileyeyim" buyurdu.
Hiçbiri yerlerinden kımıldamadılar, ayağa kalkmadılar.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Siz niçin kalkmıyorsunuz? Kalkın ve ALLAH'tan yariıganmanızı dileyin!. Ben de sizin için ALLAH'tan mağfiret dileyeyim" buyurdu ve sözünü üç kere tekrarlayıp.:
"Siz ya kendiliğinizden kalkarsınız, ya da ben sizi isimlerinizi anarak kaldıracağım!." buyurduktan sonra.:[28]
Münâfıklardan, ismini andığım ayağa kalksın!.
Kalk ey filân!.
Kalk ey filân!. Kalk ey filân!. buyurarak 36 kişinin ismini andı.[29]
İsimleri anılanlar, hor ve hakîr bir halde, ayağa kalktılar.[30] Peygamberimiz Aleyhisselâm onlara.:
"ALLAH'tan korkunuz!." buyurdu.[31]
Yine bir gün, münâfıklardan bazıları Mescidde toplanmışlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm onların birbirlerine apışmış bir halde fısıldaştıklarını görünce, Mescidden dışarı çıkarılmalarını emir buyurdu.
Onlar Mescidden itilerek, sürüklenerek dışarı çıkarıldılar.
Ebu Eyyûb Halid b. Zeyd el-Ensarî kalkıp Ganm b. Neccar Oğullarından, Câhiliye devrinde onların putlarının bakıcısı olan Amr b. Kays'a doğru vardı.
Onu ayağından tutup sürükleyerek Mescidden dışarı çıkardı. Çıkarılırken, o, Ebu Eyyûb'a.:
"Ey Ebu Eyyûb!. Beni Sale be Oğullarının hurma kurutma yerinden mi çıkarıyorsun?" diyordu.
Bundan sonra, Neccar Oğullarından bir kimse olan Râfi1 b. Vediaya doğru vardı, onu boynundan ridasıyla tutup şiddetli bir şekilde çektikten ve yüzüne bir şamar indirdikten sonra, Mescidden dışarı çıkardı. Dışarı çıkarırken de, ona.:
"Ey habîs münâfık!. Yuh sana!. Ey münâfık!. Resûlullah Aleyhisselâmın Mescidinden, geldiğin yoldan geri dön!." diyordu.
Umâre b. Hazm kalkıp Zeyd b. Amr'a doğru vardı. Zeyd, uzun sakallı bir adamdı. Umâre onu sakalından tutup şiddetle çekti, mescidden dışarı çıkardıktan sonra, iki avucunu birleştirip göğsüne hızlıca bir yumruk indirdi.
Zeyd b. Amr, yere serildiği zaman.:
"Ey Umâre!. Beni çok hırpaladın!." dedi.
Umâre de, ona.:
"Ey Zeyd!. ALLAH seni rahmetinden uzak kılsın!. ALLAH'ın senin için hazırladığı azâb bundan daha şiddetlidir!. Sen bir daha sakın Resûlullah Aleyhisselâmın Mescidine yaklaşma!." dedi.
Neccar Oğullarından Ebu Mes'ud b. Evs kalkıp Kays b. Amr b. Sehl'e doğru vardı.
Kays genç biriydi, ondan başka genç münâfık yoktu.
Ebu Mes'ud kafasını sürterek onu Mescidden dışarı çıkardı.
Belhadre b. Hazreclerden Ebu Saîd el-Hudrînin kavminden Abdullah b. Haris kalkıp Haris b. Amr'a doğru vardı ki, Haris perçemli bir adamdı, onu perçeminden hızlıca tutup çekti. Yerden sürükleyerek Mescidden dışarı çıkardı.
Haris b. Amr, çıkarılırken, Abdullah b. Hâris'e.:
"Ey Hâris'in oğlu!. Andolsun ki, sen bana çok katı davrandın!." diyordu.
Abdullah b. Haris ise ona.:
"Sen buna lâyıksın!. Ey ALLAH düşmanı!. ALLAH senin hakkında "Resûlullah Aleyhisselâmın Mescidine asla yaklaşma!." diye âyet indirdi. Çünkü sen necissin, pissin!." dedi.
Amr b. Avf Oğullarından bir adam kalktı, kardeşi Züveyy b. Hâris'e doğru vardı. Onu şiddetli bir şekilde Mescidden dışarı çıkardı, ve.: "Yuh sana!. Şeytan ve şeytanın işi sana hâkim olmuş!." dedi.
İşte bunlar, o gün Mescidde bulunan ve dışarı çıkarılmaları Peygamber Aleyhisselâm tarafından emirbuyurulan münâfıklardandı.[32]

Resim Sevık Gazası.:

Kureyş Müşrikleri Bedir Savaşında hezimete uğrayıp Mekke'ye döndükten sonra, Ebu Süfyan Sahr b. Harb;
Peygamberimiz Aleyhisselâmla bir çarpışma yapıncaya,[33] Bedir'de Kureyş Kavminden öldürülenlerin öcü[34] Peygamberimiz Aleyhisselâm ile ashabından alınıncaya,[35] Medinelilerin hurmalık ve ekinliklerini ateşe verip yakıncaya kadar[36] başına su değdirmemeyi, yıkanmamayı,[37] başına yağ sürünmemeyi,[38] ailesine yaklaşmamayı[39] adamış,[40] bütün bunları kendisine yasaklamıştı .[41]
Ebu Süfyan, bu yeminini yerine getirmek üzere, Kureyşlilerden 200 kişilik bir süvari birliğiyle[42] Mekke'den korka korka yola çıktı .[43]
Necdiye'yi tuttu. Medine'ye bir beridlik veya buna yakın bir yerde konakladı. Gece karanlığından yararlanarak Benî Nadîr Yahudilerinin yurtlarına kadar ileriedi.[44]
Peygamberimiz Aleyhisselâm ile ashabının haberlerini almak için,[45] Huyey b. Ahtab'ın kapısını çaldı.
Huyey b. Ahtab, Ebu Süfyan'a kapısını açmaktan çekindi ve korktu.
Ebu Süfyan oradan ayrılıp Sellam b. Mişkem'in kapısına vardı.
Sellam b. Mişkem, o zaman, Benî Nadîr Yahudilerinin lideri ve hazine bakanı idi.
Ebu Süfyan, yanına girmek için, ondan izin istedi.
Sellam b. Mişkem izin verip Ebu Süfyan'ı evine aldı yedirip iç irip ağırladı. Kendisine Müslümanların bazı gizli hususları hakkında bilgiler verdi.
Ebu Süfyan, geceleyin Sellam b. Mişkem'in yanından ayrılıp arkadaşlarının yanına geldi.
Onlardan bir kısmını Medine'nin Urayz[46] mevki’ine saldı.[47] Rivâyete göre; kendisi de, birlikte gitti.[48]
Urayz'daki hurmalığı yaktılar. Orada buldukları iki Müslümanı da şehîd ettiler.[49]
Ebu Süfyan bununla kendisini yeminini yerine getirmiş sayarak ve takip edilmekten de korkarak hemen geri döndü.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, hadiseyi haber alınca, ashabını savaşa çağırdı.[50] Ebu Lübabe Beşir b. Münzirî Medine'de yerine vekil bırakarak,[51] 200 kişilik bir askerî birlikle[52] Ebu Süfyan'ı takibe çıktı. Karkaratü'l-küdr'e ulaşıldığı zaman, Ebu Süfyan ve arkadaşlarının, yüklerini hafifletmek, sür'atle kaçıp kurtulmak için yiyecekleri olan kavutlarını azık dağarcıklarıyla birlikte ekinler arasına atarak kaçıp gittikleri anlaşıldı.
Müslümanlar, bırakılan pek çok sevık dağarcıklarını almaya koşuştuklarından, bu gazaya Sevık Gazası adı verildi.[53]
Sevık Gazasına Zilhicce ayından 5 gece geçtikten sonra çıkılmış, 5 gün sürmüştür.[54]
Peygamberimiz Aleyhisselâm Müslümanlarla birlikte geri döndükleri zaman, Müslümanlar.:
"Yâ Rasûlallah!. Bizim için bir gazvenin olmasını umuyor musun?" diye sormuşlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Evet" buyurdu.[55] 

Resim Ebu Âfek'in Öldürülüşü.: 
Ebu Âfek'in Kimliği, Öldürülüş Sebebi ve Tarihi.:

Ebu Âfek, Amr b. Avf Oğullarından olup,[56] 120 yaşındaydı[57] ve Yahudi idi .[58]
Peygamberimiz Aleyhisselâm Medine'ye geldiği zaman,[59] şiirler söyler,[60] halkı Peygamberimiz Aleyhisselâm’a karşı[61] düşmanlığa[62] tahrik ve teşvik eder,[63] Peygamberimiz Aleyhisselâmı incitir dururdu.[64]
Peygamberimiz Aleyhisselâm Bedir Savaşına çıktığı ve ALLAHu zü’L- CELÂL'ın ihsân buyurduğu zaferle Medine'ye döndüğü zaman, Ebu Âfek kıskançlık ve azgınlığını[65] söylediği bir şiirde şöyle açığa vurdu.:
"Ben, uzun bir zamandan beri, yüzyıldan fazla yaşamış bulunuyorum.
İnsanlardan, fert ve cemâat olarak, çağrıldıkları zaman, akidleştikleri kimselere Kayle Oğullarından [Evs ve Hazreclerden] daha sadık ve daha vefâlı ne bir ev halkı, ne de bir cemâat gördüm!.
Onların içinde dağları devirenler, hiç kimseye boyun eğmeyenler vardır!.
Onlara deve üstünde bir kimse geldi, onları darmadağın etti!. Kendisiyle birlikte türlü helâller ve haramlar da geldi.
Siz izzet veya saltanatı benimser, doğrular olsaydınız [Yemen hükümdarlarından] Tübba'a tâbi olur, ona boyun eğerdiniz!." dedi.[66] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Benim için, şu pis adamın hakkından kim gelir?" buyurdu.
Bunun üzerine, Amr b. Avf Oğullarının kardeşi[67] Sâlim b. Umeyr.
"Andım olsun ki; ben ya Ebu Âfiek'i ya öldüreceğim, ya da onun yanında öleceğim!." diyerek adakta bulundu[68] ve Şevval ayında[69] fırsat kollamaya başladı.
Sâlim b. Umeyr, Ebu Âfek'in bir yaz gecesinde Amr b. Avf Oğulları mahallesindeki evinin önünde uyuduğu sırada,[70] yavaşça yanına vardı, göğsünün üzerine kılıcını koyup üstüne bastırdı. Kılıç ciğerini kesti, döşeğe işledi.
Ebu Âfek acı bir çığlık kopardı.[71]
Sâlim b. Umeyr hemen oradan uzaklaşıp kayboldu.[72] Ebu Âfek'in çığlığını işitenler koşup yanına geldiler.
"Acaba kim öldürdü bunu? Vallahi bunu kimin öldürdüğünü bilseydik, biz de muhakkak onu öldürürdük!." dediler.[73]
Onu kimin öldürdüğünü bilemediler.[74]
Ebu Âfek'in ölüsü evinin içine alındı ve gömüldü.[75]
Sâlim b. Umeyr böylece adağını yerine getirmiş, Peygamberimiz Aleyhisselâmı Ebu Âfek'in dilinden kurtarmış oldu.
ALLAH ondan razı olsun!.[76]

Resim Asma' binti Mervan'ın Öldürülüşü.: 
Asma'ın Kimliği, Öldürülüş Sebebi ve Tarihi.:

Asma' binti Mervan, Ümeyye b. Zeyd Oğullarından Yezid b. Zeyd'in karısı idi.[77]
Bu Yahudi kadın,[78] söylediği şiirlerle İslâmiyeti,[79] Müslümanları[80] ayıplar,[81] Peygamberimiz Aleyhisselâm aleyhinde kışkırtmalarda bulunmaktan geri durmaz.[82] hatta Peygamberimiz Aleyhisselâmı öldürmeye de teşvik eder,[83] onu incitir, üzer dururdu.[84]
Ebu Âfek öldürüldüğü zaman, Asma1 içini ve içinde taşıdığı niyeti şöyle açığa vurdu.:[85]
"Düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz Mâlik, Ne bit, Avf Oğulları!. Düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz Hazrec Oğulları!. Sizler, sizden olmayan, yanınıza gelen bir kimseye itaat ettiniz, boyun eğdiniz ki, o ne Mudar'dandır, ne de
Mezhic'dendir!. Başlan kestikten sonra, hâlâ ondan pişmiş çorba umulduğu gibi umuyorsunuz!. Ondan birşey uman aldanır, umudundan kesilir" dedi.[86]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Asma'ın bu sözlerini haber alınca.:
"Benim için Mervan'ın kızının hakkından gelecek bir kimse yok mu?" buyurdu.
Hatma Oğullarından olup onlardan ilk önce Müslüman olmuş bulunan Umeyr b. Adiyy, Peygamberimiz Aleyhisselâmın bu sözünü işitti ve.:
"Nezrim olsun ki, o kadını öldüreceğim!." diyerek adakta bulundu.[87]
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Bedir Savaşından dönüşünden sonra,[88] geceleyin Asma'ın evine girip yatağında onu öldürdü.
Sabahleyin Medine'ye gelip sabah namazını Peygamberimiz Aleyhisselâmla kıldı.[89]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, namazdan sonra ona bakıp.:[90] "Mervan'ın kızını öldürdün mü?" diye sordu.
Umeyr b. Adiyy.:
"Evet[91] yâ Rasûlallah!. Anam babam sana fedâ olsun,[92] o kadını öldürdüm" dedi.[93] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"ALLAH'a ve Resûlullaha yardım ettin!." buyurdu.[94]
Umeyr b. Adiyy, Asmâ'ı öldürmekte Resûlullaha karşı bir kusur işlemiş olmaktan korkuyordu.
"Yâ Rasûlallah!. Bana bunda birşey, bir sorumluluk var mı?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Onun hakkında sana iki dişi keçi bile lâzım gelmez!.[95] [Yani, bu hususta sana ne bir itirazda bulunulabilir, ne de birşey sorulabilir.] Çünkü onun kanı heder kılınmıştır" buyurdu.[96] Peygamberimiz Aleyhisselâm, çevresindekilere dönüp.:
"ALLAH'a ve Resûlullaha gizlice yardım eden bir adama bakmak istediğiniz zaman, Umeyr b.
Adiyy'e bakınız!." buyurdu.[97]
Umeyr b. Adiyy'in gözleri zayıftı.[98] Hz. Ömer.:
"ALLAH'a ibâdet ve tâatta bulunan şu âmâya bakınız hele!." deyince, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ona âmâ deme!.[99] O basîrdir, çok iyi görüşlüdür!." buyurdu.[100]
Umeyr b. Adiyy, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanından ayrılıp Hatma Oğulları yurduna döndüğü zaman, Oğullarıyla birlikte bir topluluk, Asmâ'ı gömmekte idiler.
Onlar, Umeyrl görünce.:
"Bunu sen mi öldürdün?" dediler.
Umeyr.:
"Evet!. Ben öldürdüm!.[101] Ey Hatma Oğulları!. Mervan'ın kızını ben öldürdüm!.[102] Bana istediğinizi yapınız!. Haydi, beni bekletmeyiniz!.[103]
Varlığım Kudret Elinde bulunan ALLAH'a yemin ederim ki; "Bunu sen mi öldürdün?' sözünü bütününüz söylüyor olsanız da, ya kendim ölünceye kadar, ya da sizin tümünüzü öldürünceye kadar şu kılıcımı size vuracağım!." dedi.[104]
İşte o gün, İslâmiyet Hatma Oğulları yurdunda açıklığa kavuştu, yaygınlaştı.
Halbuki, Müslüman oldukları halde, kavim ve kabilelerinden korkarak Müslümanlıklarını gizleyenler vardı ki, onlarda o gün ortaya çıkabildiler.[105]
Umeyr b. Adiyy, Hatma Oğulları içinde Müslümanlığı kabul edenlerin ilki idi.[106] Ondan başka, Abdullah b. Evs ile Huzeyme b. Sabit de Müslüman olmuşlardı.[107]
Umeyr b. Adiyy, Huzeyme b. Sabitle birlikte Hatma Oğullarının putlarını kırmışlardır.[108] Umeyr b. Adiyy, Kâri' diye anılır.[109] Hatma Oğullarına imamlık eder, namaz kıldırırdı.[110] ALLAH ondan razı olsun!.
Mervan'ın kızının öldürüldüğü gün, artık, İslâmiyetin güçlendiğini gördükleri için, Hatma Oğulların-dan bazı kimseler daha Müslüman olmuşlardır.[111]

Resim Fıtır Sadakası ve Bayram Namazları.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; mal zekatı farz kılınmadan önce.[112] Ramazan Bayramına bir-iki gün kala irad buyurduğu hutbesinde.:[113]
"Küçük-büyük, hür-köle,[114] erkek-kadın,[115] zengin-fakir[116] her Müslüman için.[117] bayram namazına çıkmadan önce.[118] yoksullara[119] kuru hurmadan bir sa' (1040 dirhem),
Veya arpadan bir sa',[120]
Veya buğdaydan iki müdd (yanm sa'),[121] Veya kuru üzümden bir sa',[122] fitir sadakası verilmesini teşri ve vacib kıldı .[123]
"Onları bu günde aç dolaşmaktan müstağni kılınız!." buyurdu.[124]
Fitir sadakasının; küçük veya büyük,
Erkek veya kadın,
Hür veya köle,
Şehirde veya çölde oturan her Müslümanın üzerine düşen bir hak ve vacib (borç) olduğunu ilân da ettirdi.[125]
Yoksulların yiyeceğini sağlayan, oruçluyu söylediği boş sözlerden, işlediği çirkin işlerden arıtan fitir sadakasının bayram namazından önce verilirse makbul bir sadaka olacağı, namazdan sonra verilirse fitir sadakası dışındaki sadakalardan bir sadaka sayılacağı da açıklandı.[126]
Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselâm Medine'ye geldiği zaman, Medinelilerin Câhiliye devrinden iki günleri vardık, onlar o günlerde oyun oynarlardı.[127] Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ne yaparsınız bu iki günde?" diye sordu.
Onlarda.:
"Câhiliye devrinde bu iki günde oyun oynardık!." dediler.[128] Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"ALLAHu zü’L- CELÂL, size, iki bayramınıza bedel, onlardan daha iyilerini, hayırlılarını; Fitir [Ramazan] ve Kurban Bayramı günlerini tahsis kıldı" buyurdu.[129]

Resim Bayram Namazlarının Kılınışı.:

Şevval ayının hilâli zevalden sonra görülürse oruç açılır, fakat bayram namazının ertesi gün sabahleyin güneş doğduktan sonra kılınması gerekir.[130]
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Necran'da vazifeli bulunan Amr b. Hazm'a gönderdiği yazıda.:
"Kurban Bayramı namazını acele edip hemen kıldır.
Ramazan Bayramı namazını ise, biraz geciktirip halka vaz ve nasihatta bulun!." buyurmuştur.[131]
Bunun için, Kurban Bayramı namazı güneş bir mızrak boyu yükselince, Ramazan Bayramı namazı ise güneş iki mızrak boyu yükselince kılınır. [132]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ramazan Bayramında birşey yemeden namaza çıkmaz, Kurban Bayramında ise namazı kılmadıkça birşey yemezdi.[133] Namazı kıldırıp eve dönünce de, kurbanın etinden yerdi.[134]
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Ramazan Bayramında namazgaha çıkmadan önce yediği de, tek sayıda birkaç hurmadan ibaretti.[135]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ramazan ve Kurban Bayramı için, namazdan önce guslederdi.[136] Hz. Ali de böyle yapar[137] ve.:
"Biz ancak MuhaMMed Aleyhisselâmdan yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız!." derdi.[138]
Peygamberimiz Aleyhisselâm bayram namazını daima Kesîr b. Sait'in evinin yanındaki Musâlla (namazgâh)'da kıldırırdı.[139]
Yalnız, bir defâ, bayram günü yağmur yağdığı için, bayram namazını Mescidde kıldırmıştır.[140]
Namazgaha gidilirken, Peygamberimiz Aleyhisselâmın önünde bir mızrak taşınır,[141] namazgahta sütre olarak önüne dikilir, Peygamberimiz Aleyhisselâm bayram namazını ona doğru yönelerek kıldınrdı.[142]
Mızrağı taşıma vazifesi Bilâl-i Habeşî tarafından yerine getirilirdi .[143]
Peygamberimiz Aleyhisselâm bayram namazlarını bayramın birinci gününde iki rekat olarak kıldırır, bu iki rekattan ne önce, ne de sonra hiçbir namaz kılmazdı.[144]
Hz. Ali'nin bildirdiğine göre; bayram namazları için namazgaha yürüyerek gitmek sünnettendir.[145] Peygamberimiz Aleyhisselâm; Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarına bir yoldan gider, başka bir yoldan dönerdi.[146] Câbir b. Semûre de.:
"Ben Resûlullah Aleyhisselâmla birlikte bayram namazlarını, bir değil, iki değil, birçok defâlar, ezân-sız ve ikametsiz olarak kıImısımdır" buyurur.[147]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarının birinci rekatında 7, ikinci rekatında ise 5 defâ.: "ALLAHuekber!." diyerek tekbir alırdı.[148]
7 tekbiri kıraattan önce, 5 tekbiri ise kıraattan sonra alırdı.[149]
Peygamberimiz Aleyhisselâm; bayram namazının birinci rekatında Fâtiha'dan sonra Kaf sûresini, İkinci rekâtında Fâtiha'dan sonra Kamer sûresini okurdu.[150]
Peygamberimiz Aleyhisselâmın bayram namazının birinci rekatında Fâtiha'dan sonra A'lâ sûresini, İkinci rekatında Fâtiha'dan sonra Ğaşiye sûresini okuduğu da olurdu.[151] Ebu Saîd el-Hudrî der ki.:
"Resûlullah Aleyhisselâm, Ramazan ve Kurban Bayramı gününde namazgaha çıkar, ilk başladığı şey namaz kıldırmak olurdu.
Sonra, namazdan çıkıp, cemâat oldukları yerde saflarında otururlarken kendisi ayakta onlara dönüp vaz eder, tavsiyelerde bulunur, ne emredecekse emrederdi.
Hatta, o sırada kimleri nereye gönderecek olursa gönderir, yahut başka birşeyin yapılmasını emredecek olursa emreder, bundan sonra namazgahtan döner, evine giderdi."[152] Peygamberimiz Aleyhisselâm; Zilhicce ayının onuncu günü, namazgaha gitti.
Ezânsız ve ikametsiz olarak iki rekat Kurban Bayramı namazını kıldırdıktan sonra irad buyurduğu hutbede kurban kesmelerini Müslümanlara emretti.[153]
Bu, Peygamberimiz Aleyhisselâmın kıldırdığı ilk Kurban Bayramı namazı,[154] o gün kestiği kurban da ilk kurbandı.[155]
O gün, Selime Oğulları mahallesinde kesilen kurbanların sayısı 17 idi.[156]
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Medine'de on yıl her Kurban Bayramında kurban kesti.[157]
Peygamberimiz Aleyhisselâm kestiği kurbanları çift çift keser, birisini kesemeyen ümmeti için, diğerini de hem kendisi, hem ev halkı için keserdi.[158]
Hz. Ali de, kendisinin Peygamberimiz Aleyhisselâmdan sonra iki koçu birden kurban ettiğini gören ve "Nedir bu?" diye soran Haneş'e.:
"Resûlullah Aleyhisselâm, vefâtından sonra, kendisi için de kurban kesmemi bana vasiyet buyurmuştu.
İşte, ben onun vasiyetini yerine getirmek üzere kesiyorum!.[159] Daima da keseceğim!." demiştir.[160]

Resim Teşrik Tekbiri ve Alınışı.:

Kurban Bayramının arefe sabah namazından bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, 23 vakitte, yalnız başına veya cemâat]e kılınan farzların arkasından birer defâ "ALLAHuekber!. ALLAHuekber!. La ilâhe illallâhu vALLAHu ekber!. ALLAHuekber ve lillâhilhamd!." diyerek tekbir getirmek, erkek kadın, imam cemâat, mukim misafir... her Müslümana vacibdir.
Buna, teşrik tekbirleri denir.[161] 

Resim Kurbana Ait Bazı Hükümler.:

1- Peygamberimiz Aleyhisselâm malî durumu elverişli olan[162] her Müslüman ev halkının her yıl Kurban Bayramında kurban kesmelerini emretmiştir.[163]
2- Kurban; bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günleri kesilir.[164] Kurbanı, bayramın birinci günü kesmek daha faziletli ve sevaplıdır.[165]
3- Kurban, bayram namazı kılınmadan önce, kesilmez. Kesilecek olursa, onun yerine, bir kurban daha kesilmesi gerekir.[166]
4- Kurban, ancak deveden, sığırdan ve davardan olur.[167] Kurbanlık hayvanların yaş ve diş cihetinden kurban olabilecek yaşta bulunmaları şarttır. [168]
5- Devenin beş yaşını, sığırın iki yaşını, davarın da bir yaşını tamamlamış bulunmaları gerekir.[169] Ancak, davarın bir yaşını tamamlayanını bulmak kolay olmazsa, gösterişli 6-7 aylık toklusu da kurban edile bilir.[170]
6- Deve ve sığır, yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edile bilir.[171]
7- Ebu Eyyûb Halid b. Zeyd el-Ensarî; bir Müslümanın kurban olmak üzere keseceği bir koyunun hem kendisi, hem ev halkı için yeterli olduğunu söylem iştir.[172]
8- Körlüğü açıkça belli olan tekgözlü,Hastalığı açıkça belli olan hasta, Topallığı açıkça belli olan topal, İlikleri kurumuş, zayıf, cılız hayvanların kurban edilmeleri caiz değildir.[173]
Kurbanlık hayvanların kulaklarının ön ve arka taraflarının kesik ve kesiklerin yarıdan fazla olup olmadıklarına, kulaklarının uzunlamasına ve enlemesine delinmiş olup olmadıklarına da dikkat edilmelidir.[174]
9- Peygamberimiz Aleyhisselâm; kurbanın, keskin, bilenmiş bıçakla, zahmet vermeksizin kesilmesini emir buyurmuştur.[175]
10- Kurban kesilirken "Bismillâhi vallâhu ekber!." denilmesi gerekir.[176]
11- Kurbanın eti hem yenir, yedirilir, hem de fakirlere dağıtılır. Azıklık olmak üzere, evde de bir miktar bırakılabilir.[177]
12- Kurbanın ne eti, ne de derisi satılmaz. Ancak derisi evde kullanilâbilir.[178]
13- Peygamberimiz Aleyhisselâm bir hadis-i şeriflerinde.:
"Âdemoğlu, Kurban Bayramı gününde, ALLAH katında, ALLAH için kurban kesip kan akıtmaktan daha sevgili bir amel işlememiştir.
Muhakkak ki, o kurban, Kıyamet günü, boynuzları, tüyleri, tımakları ve herşeyiyle dirilip Mahşere gelir!. Kesilen kurbanın kanı, daha yere düşmeden, ALLAHu zü’L- CELÂL'ın kabul ve rizâ dergâhına düşer!.
O halde kurbanınızı ALLAHu zü’L- CELÂL'ın kabul buyurup sevabını bol bol vereceği bilinci ve inancıyla, gönüllü olarak, gönlünüzden kopa kopa kesiniz!." buyurmuşlardır. [179]

Resim Karkaratü'l-küdr Gazası.:
Seferin Tarihi, Mevki’i, Niçin ve Nasıl Yapıldığı.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Bedir Savaşından döndükten yedi gece kadar sonra idi ki,[180] Süleym ile Gatafanların Medine'ye 8 beridlik mesâfedeki Karkaratü'l-küdr mevki’inde toplandıklarını haber alınca, Abdullah b. Ümmi Mektum'u Medine'de yerine vekil bırakarak 200 kişilik bir kuvvetle Medine'den yola çıktı.
Beyaz sancağını Hz. Ali'ye taşıttı.
Küdr Suyunun başına geldikleri zaman, hiç kimseyi bulamadılar. Fakat birçok hayvan izleri gördüler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ashabından bazılarını keşifle görevlendirip vâdinin yukarı kısmına gönderdi. Kendisi de vâdinin içine doğru ilerledi. Orada Yesâr adında genç bir çobana rastladı. Ona halkın nerede olduklarını sordu.
Yesâr.:
"Benim onların nerede bulundukları hakkında bir bilgim yok!. Ben ancak beş günlüğüne, develeri suya bırakmamak üzere buraya inmiş bulunuyorum. Bugün, dördüncü gündür. Halk su başlarına doğru çıkıp gitmişlerdi. Biz bekârlar, hayvanları görüp gözetmekle görevliyiz!." dedi.[181]
Gatafanlarla Süleymler, Peygamberimiz Aleyhisselâmın hareketini haber alır almaz, dağılmışlardı.[182]
Onlarla hiçbir çarpışma olmadı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, orada üç gece kaldı.[183]
Süleymler ile Gatafanların orada bulunan develeri iğtinam edilerek oradan dönüldü.
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Medine'ye 3 mil uzaklıktaki Sirer Mevki’ine geldiği zaman, develerin beşte birini ayırdıktan sonra, kalan beşte dördünü mücahidler arasında bölüştürdü.[184]
Mücahidlerden her birine 2'şer deve düştü.[185]
Peygamberimiz Aleyhisselâm; develerin esir edilen çobanı Yesâr'ın Müslümanlarla namaz kıldığını görünce, kendisini azad etti, serbest bıraktı.[186]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, kısa bir müddet sonra, Galib b. Abdullah el-Leysî'nin kumandası altındaki bir askerî birliği de, Süleym Oğulları ile Gatafanlar üzerine gönderdi.
Mücahidler yaptıklan çarpışmada onlardan bazılarını öldürdüler. Müslümanlardan da, üç kişi şehîd oldu.
İğtinam ettikleri bir miktar deve, sığır ve davarla Medine'ye döndüler.[187]

Resim Kaynuka Oğulları Yahudileri Medine'den Niçin ve Nasıl Sürüldüler?.:

Medineli olmayan ve Ensardan birisiyle evli bulunan,[188] Araplardan bir kadın; Kaynuka Oğulları Yahudilerinin çarşısına gelip satacağı malı satmış,[189] ziynet eşyasını yaptırmak için de[190] bir kuyumcu Yahudinin dükkanına oturmuştu.[191]
Yahudiler kadının yüzünü açmasını istediler. Kadın ise yüzünü açmaktan kaçındı.[192] Kuyumcu[193] veya Kaynuka Oğulları Yahudilerinden bir adam, kadının haberi olmadan, arka tarafına oturup kadının eteğini bir dikenle sırtına iliştirdi.[194] Kadıncağız ayağa kalkıp edeb yeri açılınca, Yahudiler gülüşmeye başladılar.
Kadının feryadı üzerine, Müslümanlardan bir zât sıçrayıp[195] kuyumcunun ardına düştü[196] ve onu öldürdü. Yahudiler de, toplanıp o Müslümanı şehîd ettiler.[197] Müslümanlar da, Yahudilere karşı, Müslümanları imdada çağırdılar.
Böylece, Müslümanlarla Kaynuka Oğulları Yahudilerinin araları bozuldu.[198] Kaynuka Oğulları Yahudileri, Yahudilerin en cesâretlileri idiler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Medine'ye hicret edip geldiği zaman, onlarla da anlaşma yapmıştı.[199]
ALLAHu zü’L- CELÂL'ın Peygamberimiz Aleyhisselâm’a Bedir'de ihsân buyurduğu fetih ve zafer onların kıskançlıklarını ve taşkınlıklarını açığa vurdurdu.
Aradaki anlaşmayı bozdular.[200]
Kaynuka Oğulları Yahudileri, Bedir'le Uhud arasında andlaşma bozan ve Peygamberimiz Aleyhisselâmla çarpışmaya kalkan Yahudilerin ilki idi.[201]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, bunu haber alınca,[202] onları Kaynuka çarşısında topladı ve.:
"Ey Yahudi topluluğu!. ALLAH'ın Kureyş'e indirdiği ukubet ve musibet gibi bir ukubet ve musibetin sizin başınıza da gele bileceğinden sakınınız ve Müslüman olunuz!.
Çünkü, siz benim gönderilen peygamber olduğumu biliyor ve bunu Kitabınızda ve ALLAH'ın size gönderdiği Ahd'de bulmuş bulunuyorsunuz" buyurdu.
Kaynuka Oğulları Yahudileri.:
"Ey MuhaMMed!. Sen bizi kendi kavmin mi zannediyorsun?!.
Kendilerinde harp ilmi olmayan bir kavimle karşılaşman seni mağrur etmesin, aldatmasın!.
Sen onlardan bir fırsata nâil oldun (onları yenmiş bulundun).
Vallahi, biz eğer seninle harp edersek, muhakkak, bizim nasıl insanlar olduğumuzu o zaman öğrenirsin!." diyerek Peygamberimiz Aleyhisselâm’a meydan okudular.
Bunun üzerine, inen âyet]erde[203] şöyle buyuruldu.:
"O küfreden (Yahudi)lere de ki.: Yakında, siz de mağlup olacaksınız ve (toptan) Cehenneme sürüleceksiniz!. O ne kötü yataktır!.
(Bedir'de) karşılaşan iki cemiyet hakkında sizin için muhakkak bir ibret vardır.
Onlardan bir cemiyet ALLAH yolunda dövüşüyordu. Diğeri ise kâfirdi.
Onlar, öbürlerini (Müslümanları) dış gözleriyle kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı.
ALLAH, kimi dilerse, onu yardımı ile destekler.
Şüphe yok ki, bunda kalb gözleri açık olanlar için kesin bir ibret vardır."[204]
Kaynuka Oğulları Yahudilerinin ne arazileri, ne ziraatları,[205] ne de hurmalıkları vardı.[206] Hepsi kuyumcu[207] ve tüccar idiler.[208]
Kaynuka Oğulları Yahudileri hakkında ne yapilâcağı da, bu hususta nâzil olan âyette[209] şöyle açıklandı.:
"Muahede eden bir kavmin hainliğini (anlar), kesin olarak endişeye düşersen, önce hak ve adalet üzere keyfiyeti kendilerine bildir ve ahitlerini at!. Çünkü ALLAH hainleri sevmez!."[210]
Kaynuka Oğulları Yahudilerinin 700 savaş erleri vardı.[211] Bunların 300'ü zırhlı, 400'ü zırhsızdı.[212]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ben, Kaynuka Oğulları Yahudilerinden korkuyorum!." buyurdu.[213]
Şevval ayının ortasında, Cumartesi günü,[214] Ebu Lübabe b. Abdulmünzir'i Medine'de yerine vekil bıraktı.[215]
Beyaz sancağını Hz. Hamza'nın eline verip,[216] Kaynuka Oğulları Yahudilerinin üzerine yürüdü.
Yahudiler kalelerine çekildiler. Ne ok attılar, ne de çıkıp çarpıştılar.[217]
Kalelerine çekilip sığınmalarını Kaynuka Oğullarına Abdullah b. Übeyy b. Selûl emretmiş ve kendilerinin de onlarla birlikte kaleye gireceklerini söylemişse de, girmemişlerdir.[218]
Peygamberimiz Aleyhisselâm onları on beş gece sıkı bir muhasara altında tuttu.[219]
ALLAHu zü’L- CELÂL onların kalblerine korku düşürdü.[220] Peygamberimiz Aleyhisselâmın emir ve hükmüne boyun eğerek kalelerinden inip teslim oldular.
Peygamberimiz Aleyhisselâm onların bağlanmalarını emretti ve Münzir b. Kudâme'yi bununla görevlendirdi. Hepsinin elleri arkalarına çekilip bağlandı.[221] Kaynuka Oğulları Yahudileri Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ün andlaşmalısı idiler.[222]
Abdullah b. Übeyy, Münzir b. Kudâme'ye bağlanmış Kaynuka Yahudilerinin yanında rastlayınca.:
"Çözün bağlarını ve serbest bırakın Onları!." dedi.
Münzir b. Kudâme.:
"Resûlullah Aleyhisselâmın bağlattığı bir kavmi mi çözdüreceksin?!. Vallahi, onlardan hiçbir adam, boynu vurulmadıkça çözülemez!." dedi.
Bunun üzerine, Abdullah b. Übeyy b. Selûl fırlayıp Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına vardı, arkasından, elini zırh gömleğinin cebine soktu.[223] Peygamberimiz Aleyhisselâm’a.:
"Ey MuhaMMed!. Andlaşmalarım hakkında ihsânda bulun (affet onları)!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm kızdı, yüzünü ondan çevirdi. Yüzünün rengi değişti. Ona.:
"Yazıklar olsun sana!. Bırak beni!." buyurdu.
Abdullah b. Übeyy.:
"Hayır!. Vallahi,[224] beni Hadâik ve Buas günü[225] aklara ve karalara karşı savunmuş olan 300 [veya 400] zırh gömlekli, 400 [veya 300] zırh gömleksiz andlaşmalıların hakkında ihsânda bulunmadıkça, seni bırakmam!.[226]
Sen onları bir tek sabahta öldüreceksin,[227] öldürmek istiyorsun!.[228]
Ey MuhaMMed!. Sen devrin aleyhimize dönmesinden, başa musibetler gelmesinden korkmaz mısın?[229]
Vallahi, ben devrin aleyhimize dönmesinden ve başımıza musibetler gelmesinden korkan bir kimseyim.[230] Ben devrin aleyhimize dönmeyeceğinden, başımıza musibetler gelmeyeceğinden emin değilim!." dedi.[231]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Abdullah b. Übeyy'in onları affettirmek için direnip durduğunu görünce.:[232]
"Çözün onların bağlarını!. ALLAH onlara lânet etsin ve onlarla birlikte olanlara da lânet etsin!." diyerek, Medine'den sürülüp çıkarılmalarını emir buyurdu.[233]
Abdullah b. Übeyy b. Selûl Kaynuka Oğulları Yahudilerini öldürülmekten böylece kurtardıktan sonra, onları Medine'den sürülmekten de affettirip yerlerinde bıraktırmak için, Yahudilerle birlikte Peygamberimiz Aleyhisselâmla konuşmak istedi.
Kapıda Uveym b. Sâideyi buldu.
İçeri girmek isteyince, Uveym b. Sâide, onu geriye itip.:
"Resûlullah Aleyhisselâm sana izin vermedikçe içeri giremezsin!." dedi.
Abdullah b. Übeyy içeri girmek için Uveym'i itti.
Uveym de kızıp onu İbnce, Abdullah b. Übeyy'in duvara çarpan yüzünden kan akmaya başladı.
Yahudi andlaşmalılarından, yanında bulunanlar, bağırarak.:
"Ey Ebu Hubab!. Biz senin yüzünü bu musibete uğratan bir yurtta hiçbir zaman oturmayız ve durumu değiştirmeye de gücümüz yetmez!." dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm Kaynuka Oğulları Yahudilerinin mallarını teslim almaya Ubâde b. Sâmit'i memur etti.[234] Ubâde b. Sâmit de, Abdullah b. Übeyy b. Selûl gibi, Kaynuka Oğulları Yahudilerinin andlaşmalısı idi.
Kaynuka Oğulları Yahudileri Peygamberimiz Aleyhisselâmla andlaşmalarım bozup savaşmaya kalkıştıkları zaman, Abdullah b. Übeyy onların işleriyle ilgilenmiş, onların yanında yer almış; Ubâde b. Sâmit ise Peygamberimiz Aleyhisselâm’a gelip.:
"Yâ Rasûlallah!. Ben ALLAH'ı ve ALLAH’ın Resûlünü ve mü'minleri dost edindim!. Kaynuka Oğulları kâfirlerinin andlaşmalısı olmaktan ve onların dostluklarından kendimi uzak kıldım!." demiştir.
Bunun üzerine inen âyetlerde[235] şöyle buyurulmustur.:
"Ey imân edenler!. Yahudileri de, Nasranîleri de kendinize yârve dost edinmeyiniz!. Onlar ancak bir birlerinin yaranıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır!. Şüphesiz ki, ALLAH o zâlimler güruhuna muvaffakiyet vermez.
İşte, kainlerinde bir maraz bulunan kimselerin "Musibetin aleyhimize dönmesinden korkuyoruz!” diyerek onların arasında koşuştuklarını görürsün. Belki ALLAH fetih veya kendi katından bir emir getirecek de, onlar yüreklerinde gizledikleri şeye karşı pişman olacaklardır.
İman edenler de, diyecekler ki.: "Her halde, sizinle beraber olduklarına dair yeminlerini te'kide çalışarak ALLAH'a and içenler, bunlar mı? Onların bütün yaptıkları boşa gitmiş, bu sûretle onlar en büyük zarara uğrayan kimseler olmuşlardır!”
Ey imân edenler!. İçinizden kim dininden dönerse, ALLAH mü'minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, Kendisinin onları seveceği, onların da Kendisini seveceği bir kavim getirir ki, onlar ALLAH yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezler.
Bu, ALLAH'ın lütuf ve inâyetidir ki, onu, kime dilerse ona verir. ALLAH ihsânı bol olan, en çok bilendir.
Sizin yârınız ancak ALLAH'tır, onun Resûlüdür, ALLAH'ın emirlerine boyun eğici olarak namazı dosdoğru kılan, zekatı veren o mü'minlerdir. Kim ALLAH'tan, Peygamberinden ve imân edenlerden yüz çevirirse, hiç şüphe yok ki, gale beyi kazanacak olanlar, ALLAH'ın yardımcılarının ta kendisidirler."[236]
Kaynuka Oğulları Yahudileri, Ubâde b. Sâmit'e.:
"Ey Velid'in babası!. Biz senin andlaşmalın idik. Sen bize ne diye böyle yaptın?!." dediler.
Ubâde b. Sâmit, onlara.:
"Siz Resûlullah Aleyhisselâm’a savaş açtığınız zaman, ben Resûlullah Aleyhisselâm’a gidip.:
"Yâ Resûlullah!. Ben onlardan ve onlarla yapmış olduğum andlaşmadan uzağım!." dedim" dedi.
Abdullah b. Übeyy de,
"Sen andlaşmalılarından uzaklaşün ha?!. Onların bu hususta sende tutuştuğu eli vardı!.?" dedi.
Ubâde b. Sâmit.:
"Ey Hubab'ın babası; kalbler değişti. İslâmiyet ahidleri yok etti!." dedi.
Kaynuka Oğulları Yahudileri ne üç gün içinde Medine'yi terketmeleri emredildi.
Verilen üç günlük mühlet bitince, Kaynuka Oğulları Yahudileri Şam'a doğru yola çıktılar.
Ubâde b. Sâmit onlarla birlikte Zübab'ın arkasına kadar gidip oradan geri döndü.
Kadınlar ve çocuklar develere bindirilmişlerdi. Erkekler yaya yürümekte idiler.
Vâdi'I-kura'ya varınca, orada bir ay oturdular.
Vâdi'l-kurâ Yahudileri onların yayalarına binek, kendilerine de yiyecek verdiler.
Kaynuka Oğulları Yahudileri Ezrlat'a kadar gidip orada yerleştiler.[237] Orada yaşamları da pek az sürdü.[238] Yok olup gittiler.[239]
Kaynuka Oğulları Yahudilerinin kalelerinde pek çok silâh ve kuyumculuk âlet ve edevatı bulunuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm; kendisi için.: Ketum, Revha', Beyzâ diye anılan 3 yay ile, adet zırh gömlek, adet kılıç,
3 adet de mızrak aldı.
MuhaMMed b. Mesleme ile Sa'd b. Muaz'a da birer zırh gömlek hediye etti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm; Kaynuka Oğulları Yahudilerinin bıraktıkları mallarından başkumandanlık hakkı olarak beğendiği yay, kılıç ve zırh gömlekler ve mızraklarla beşte birini ayırdıktan sonra, kalan beşte dördünü Müslümanlar arasında bölüştürdü.[240]
Sağdıye diye anılan zırh gömlek, Davûd Aleyhisselâmın Calut'la çarpışmaya çıktığı zaman üzerinde bulunan zırh gömlekti.[241] 

Resim Osman b. Maz'un'un Vefât Edişi.:

Ensar kadınlarından Ümmül-A'lâ'nın bildirdiğine göre; Mekkeli Muhacirler Medine'ye hicret edip geldikleri zaman, Ensar (Medineli Müslümanlar) onları evlerine indirip ağırlamak için paylaşamadılar, nihâyet kur'a çekiştiler.
Kur'ada Osman b. Maz'un kendilerine düştü.[242]
Osman b. Maz'un, onların yanlarında iken hastalanıp,[243] Bedir Savaşından sonra,[244] Hicretin 30. ayında, Şaban Ayının başlarında[245] vefât etti.[246]
Vefât ettiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâm onun yanına girdi.[247] İki gözünün arasından[248] öptü.[249] Ağladı.[250] Gözlerinden akan yaşlar onun yanağına damladı .[251]
Osman b. Maz'un yıkandı, giydiği elbisesi ile de kefenlendi.[252]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, onun üzerine dört tekbirle namaz kıldı.[253] Ümmü'l-A'lâ, Osman b. Maz'un'a.:
"Ey Ebu Sâib!. ALLAH seni rahmetine kavuşturdu!. ALLAH'ın sana ikramda bulunduğuna ben şehâdet ederim!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"ALLAH'ın ona ikramda bulunduğunu sen nereden biliyorsun?" diye sordu.
Ümmü'l-A'lâ.:
"Bilmiyorum!. Babam, anam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah!. ALLAH ona ikram etmez de, kime eder?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Ona RABBinden ölüm gelmiş, şimdi o ölmüş bulunuyor.
Vallahi, ben onun hakkında ancak hayır dilerim.
Ben, ALLAH’ın Resûlü olduğum halde, bana ne yapılacağını ben bilmem!." buyurdu.[254] Osman b. Maz'un'un zevcesi de.:
"Osman b. Maz'un!. Cennet sana kutlu olsun!." demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm ona hiddetli bir bakışla bakıp.:
"Sen bunu nereden biliyorsun?!." diye sordu.
Kadın.:
"Yâ Rasûlallah!. O senin süvarin ve sahabin ya!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Vallahi, ben onun iyiliğinden başka birşey bilmiyorum!.
Ben Resûlullah olduğum halde, bana ne yapılacağını ben bilmem!.[255]
Onun hakkında, "O ALLAH'ı ve Resûlünü severdi" demen yetişir!." buyurdu.[256]
Ümmü Hârice de Osman b. Maz'un'un vefâtında onun mutluluğa erdiğini te brik ve te bşir edince, Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Kim bu konuşan?" diye sordu.
Ümmü Hârice.:
"Yâ Rasûlallah!. Osman b. Maz'un'dur bu!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Evet!. Osman b. Maz'un'dur bu!. Onda biz hayırdan başka birşey görmedik!.
Bununla birlikte, Resûlullah olduğum halde, Vallahi bana ne yapılacağını ben bilmem!." buyurdu.[257]
Peygamberimiz Aleyhisselâmın Osman b. Maz'un gibi faziletli bir sahabi hakkında böyle buyurması ashaba çok ağır geldi, onları kaygılandırdı.[258] Peygamberimiz Aleyhisselâm, Osman b. Maz'un için.:
"Sen dünyadan hiçbir şeye bürünmeden çıkıp gittin!." buyurdu ve onu Bakiyy kabristanında hazırlanan kabrine gömdürdü.[259]
"Osman b. Maz'un; o, bizim ne güzel selefimizdir!.” buyurdu.[260] ALLAH ondan razı olsun!.
Osman b. Maz'un'un kabrinin başında, Peygamberimiz Aleyhisselâmla birlikte, Osman b. Maz'un'un oğlu Sâib, Osman b. Maz'un'un iki kardeşi Abdullah ve Kudâme ile Hâris'in oğlu Ma'mer de ayakta dikildiler.[261]
Bakiyy Kabristanına Muhacir Müslümanlardan ilk gömülen, Osman b. Maz'un oldu.[262] Peygamberimiz Aleyhisselâm kızı Hz. Rukayyeyi kabre koydururken de.:
"Hayırlı selefimiz Osman b. Maz'un'a katıl!." buyurmuştur.[263] Ümmü'l-A'lâ der ki.:
"Osman b. Maz'un'dan dolayı mahzun bir halde uyuduğum zaman, rüyamda ona ait akar bir su gördüm. Gidip bunu Peygamber Aleyhisselâm’a haberverdim. Peygamber Aleyhisselâm.: "Bu, onun amelidir!." buyurdu."[264]


*
**
****


DiP NOTLAR.:




[1] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sıre, c. 2, s. 119-120, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 15, Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 3, s. 462, Vâhidi, Esbâbu'n-nüzûl, s. 249, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 60.
[2] Ahmed b. Han bel, Müsned, c. 5, s. 275, Taberî, Tefsîr, c. 24, s. 16, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s.58, Suyûtî, Câmiu's-sağir, c. 2, s. 141-142.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/17-18.
[3] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 73, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 265.
[4] İbn Adilberr, İstiâb, c. 1, s. 257, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 360.
[5] İbn Esir, Usdu'l-gâbe, t 1, s. 360.
[6] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 251.
[7] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 265.
[8] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 251.
[9] İbn Adilberr, İstiâb, c. 1, s. 257, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 360.
[10] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 73.
[11] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 73, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 257, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s.360.
[12] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1.S.359.
[13] BelâZurİ, Ensâbu'l -eşraf, c. 1, s. 265, İ bn Esîr, Usdu'l -gâb e, c. 1, s. 3 59.
[14] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 251.[15] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 251.
[16] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 73, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 265, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 251 .
[17] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 73.
[18] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 265.
[19] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 73.
[20] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 265.
[21] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 359.
[22] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1.S.359.
[23] Vâkıdî, Esbâbu'n-nüzûl, s. 119.
[24] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 73, Belâzurî, Ensâ bu'l-eşrâf, c. 1, s. 265, İbn Alodi Iberr, İ stiâ b, c. 1 , s. 25 7, Vahidî, Esbâbu'n -nü zûl, s. 119, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 359, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 251.
[25] Nisa.: 100.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/18-20.
[26] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 176.
[27] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 273.
[28] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 176.
[29] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 273.
[30] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 176.
[31] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 273.
[32] İbn İshâk. İbnHisam, Sîre,c.2, s. 175-177.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/20-22.
[33] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 47, Taberî, Târih, c. 2, s. 299, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 139, İbn Esîr, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 296, Zehebî, Megâzî, s. 109-110, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’nnihâye, c. 3, s. 344.
[34] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 81, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 310.
[35] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 81, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 30.
[36] Zehebî, Megâzî, s. 109.
[37] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 47, Taberî, Târîh, c. 2, s. 299, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 296, Zehebî, Megâzî, s”09.
[38] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 81, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.310, Zehebî, Megâzî, s. 109.
[39] Zehebî, Megâzî, s. 109.
[40] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 47, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30, Taberî, Târîh, c. 2, s.299, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 296, Zehebî, Megâzî, s. 109.
[41] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 81, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.310.
[42] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 47, Taberî, Târîh, c. 2, s. 299, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s”39, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 296, Zehebî, Megâzî, s. 109, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 344.
[43] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 47, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 181, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s.30, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s.310, Taberî, Târîh, c. 2, s. 299, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 1 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 139, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 296, Zehebî, Megâzî, s. 110, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 344, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 22.
[44] Zehebî, Megâzî, s. 109.
[45] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 2, s. 47, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 181, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s.
30, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 310, Taberî, Târîh, c. 2, s. 399, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 296, Zehebî, Megâzî, s. 110, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 344.
[46] Urayz'ın M edine'ye uzaklığı 3 mildir. (İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30).
[47] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 47-48, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 181, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 30, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 310, Taberî, Târih, c. 2, s. 299, İbn Seyyid, UyÜnu'l-eser, c. 1, s. 296-297, Zehebî, Megâzî, s. 110, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 344.
[48] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30, Taberî, Târîh, c. 2, s. 299.
[49] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 47-48, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 181, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 30, Belâzurî,Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 310, Taberî, Târîh, c. 2, s. 299, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 296-297, Zehebî, Megâzî, s. 110, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 344.
[50] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 181, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.310.
[51] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 48, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 182, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 31 0, Taberî, Târîh, c. 2, s. 300, İbn Hazm , Cevâmiu's-Sîre, s. 153, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 297, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 344.
[52] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30, Taberî, Târîh, c. 2, s. 300, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.297.
[53] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 48, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 81-1 82, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 310, Taberî, Târîh, c. 2, s. 299-300, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 153, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 140, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 297, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 344, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 22.
[54] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 181, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 30, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.297.
[55] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 48, Taberî, Târîh, c. 2, s. 30, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 140,İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 297, Zehebî, Megâzî, s. 110, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 344.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/22-25.
[56] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 284, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 174, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 28, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293.
[57] Vâkidi, Megâzî, c. 1, s. 174, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 108.
[58] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 108.
[59] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 174, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28.
[60] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 108.
[61] Vâkıdî, c. 1, s”74, İbn Sa'd, c. 2, s. 28, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.373, İbn Seyyid, c. 1, s. 293, Zehebî, s. 108.
[62] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 174.
[63] Vâkıdî, c. 1.S”74, İbn Sa'd, c. 2, s. 28, Belâzurî, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, c. 1, s. 293, Zehebî, s. 108.
[64] Zehebî, Megâzî, s. 108.
[65] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 74-1 75.
[66] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 285, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 175.
[67] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 285.
[68] Vâkıdî, c. 1, s. 174, İbn Sa'd, c. 2, s. 28, İbn Seyyid, c. 1, s.293, Zehebî, s. 108.
[69] Vâkıdî, c. 1, s. 175, İ bn Sa'd, Taba kât, c. 2, s. 28, Belâzurî, Ensâbu "l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbnSeyyid, U yû nu'l-eser, c. 1 , s.293, Zehebî, Megâzî, s. 108.
[70] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 75, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 28, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,c. 1, s. 293.
[71] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 175, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.293.
[72] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373.
[73] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 175.
[74] Belâzurî, Ensâbu'1-es.râf, c. 1, s. 373-374.
[75] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 75, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28.
[76] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/25-27.
[77] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 285, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 172, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 27, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293.
[78] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373.
[79] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 285-286, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 172, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 27, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 106.
[80] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre,c.4, s. 285.
[81] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sine, c. 4, s. 285, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 172, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 27, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 106.
[82] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 172, İbn Sa'd.c. 2, s. 27, İbn Seyyid, c. 1, s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 106.
[83] İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 3, s. 1218.
[84] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 293, Zehebî, Megâzî, s. 1 06, Kastalânî, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1 , s. 114.
[85] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 285-286.
[86] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 286, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 172, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 373.
[87] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 286-287.
[88] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 73.
[89] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 27, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,c. 1, s. 293.
[90] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173.
[91] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173, İbn Sa'd, Tabakât ü'l-kübrâ, c. 2, s. 28, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,c. 1, s. 293.
[92] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173.
[93] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.373, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293.
[94] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 286.
[95] İbn İshâk, İbn Hişâm, c. 4, s. 286, Vâkıdî, c. 1 , s. 173, İbn Sa'd, c. 2, s. 28, Belâzurî,Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 373, İbn Seyyid, c. 1, s. 293, Kastalânî, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 114.
[96] Kastalâni, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 114.
[97] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173.
[98] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1218.
[99] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173.
[100] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28.
[101] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173.
[102] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 287.
[103] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 287, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s”73.
[104] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 173.
[105] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 287, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s. 173-174.
[106] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 287, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 293.
[107] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 287.
[108] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 378, İbn Abdil berr, İstiâb, c. 3, s. 1218.
[109] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 287, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1218.
[110] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1218, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.293.
[111] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 4, s. 287.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/27-30.
[112] Abdurrezzak,Musânnefı c.3ıs.322ı lbnSa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 248, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 23, c. 6, s. 6, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 585, Nesâî, Sünen, c. 5, s. 49.
[113] Abdurrezzak, Musânnef, c. 3, s. 318, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 248, Ahmed b. Hanbel,Müsned, c. 5, s. 432, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 139, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 114, Dârekutnî, Sünen, c. 2, s. 148, Taberî, Târih, c. 2, s. 266.
[114] Abdurrezzak, c. 3, s. 312, İbn Sa'd, c. 1, s. 248, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 55, Buhârî, c. 2, s. 138, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 677, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 112, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 585, Nesâî, c. 5 s. 48, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 329-330.
[115] Abdurrezzak, c. 3, s. 311, İbn Sa'd, c. 1, s. 248, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 63, Buhârî, c. 2, s. 138, Müslim, c. 2, s. 677, Tirmizi, Sünen, c. 3, s. 61, Nesâî, c. 5 s. 48, Dârimî, c. 1, s. 329.
[116] Abdurrezzak, c. 3, s. 311, Ebu Dâvud, c. 2, s. 114.
[117] Abdurrezzak, c. 3, s. 312, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 63, Müslim, c. 2, s. 677, Ebu Dâvud, c.2, s. 112, Tirmizî, c. 3, s. 61 , Nesâi, c. 5 s. 48, Dârimî, c. 1, s. 329.
[118] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 248, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 97, Buhârî, c. 2, s. 138, Müslim, c. 2, s. 679, Ebu Dâvud, c. 2, s. 111, Tirmizî, c. 3, s. 62, İbn Mâce, c. 1, s. 585, Nesâî, c. 5, s. 54.
[119] İbn Sa'd, c. 1, s. 248.
[120] Abdurrezzak, c. 3, s. 311, İbn Sa'd, c. 1, s. 248, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 63, Buhârî, c. 2, s. 138, Müslim, c. 2, s. 677, Ebu Dâvud, c. 2, s. 112, Tirmizî, c. 3, s. 61, İbn Mâce, c. 1 , s. 584, Dârimî, c. 1, s. 329.
[121] Abdurrezzak, c. 3, s. 311 ,318 İbn Sa'd, c. 1 , s. 248, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 351, Buhârî, c. 2, s. 1 39, Müslim, c. 2, s. 677, Ebu Dâvud, c. 2, s. 114, Tirmizî, c. 3, s. 60, 61 , İbn Mâce, c. 1, s. 584, Nesâî, c. 5, s. 52-53.
[122] Abdurrezzak, c. 3, s. 316, İbn Sa'd, c. 1, s. 248, Buhârî, c. 2, s. 138, Müslim, c. 2, s. 678,Ebu Dâvud, c. 2, s. 113, Tirmizi, c. 3, s. 59, İbn Mâce, c. 1, s. 585, Nesâî, c. 5, s. 51, Dârimî, c. 1, s. 330.
[123] Abdurrezzak, c. 3, s. 311, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 55, 63, 64, Buhârî, c. 2, s. 138,
Müslim, c. 2, s. 677-678, Ebu Dâvud, f, c. 2, c. 2, s. 112, Tirmizî, c. 3, s. 61, İbn Mâce, c. 1, s. 586, Nesâî, c. 5, s. 48, Dârimî, c. 1, s. 329.
[124] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 248.
[125] Dârekutnî, Sünen, c. 2, s. 141.
[126] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 111, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 585, Dârekutnî, Sünen, c. 2, s. 138,Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 409.
[127] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 103, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 295, Nesâî, Sünen, c. 5, s. 179, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 294, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 1, s. 70.
[128] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 250, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 295, Hâkim, Müstedrek,c. 1, s. 294, Begavi, Mesâbîhu's-sünne, c. 1, s. 70.
[129] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 250, Ebu Dâvud, c. 1, s. 295, Nesâî, Sünen, c. 5, s. 1 79-1 80,Hâkim , c. 1, s. 294, Begavi, c. 1. s. 70.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/30-32.
[130] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 57-58, Ebu Dâvud, c. 1, s. 300, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 529,Nesâî, Sünen, c. 3, s. 180, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 3, s. 316, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 1, s. 70.
[131] Begavi, Mesâbıhu's-sünne, c. 1, s. 71, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 151.
[132] Kâsâni, Bedâyiu's-sanâyi', c. 1, s. 276, İbn Hümam, Fethu'l-Kadîr, s. 424.
[133] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 352, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 426.
[134] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 353, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 314.
[135] İbn Ebî Şeybe, Musânnef, c. 2, s. 160, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 126, Buhârî, sahih, c. 2, s. 23, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 427.
[136] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 78.
[137] Abdurezzak, Musânnef, c. 3, s. 309, İbn Ebî Şeybe, Musânnef, c. 2, s. 1 81.
[138] Mâlik, Muvatta', c. 1, s. 145, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 94, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 339, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 117.
[139] İbn Ebi Şeybe, Musânnef, c. 2, s. 170, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 232.
[140] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 s. 301, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 416, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 1, s. 71, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 150.
[141] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 249, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 41 341 4, Taberî, Târih, c.2, s. 266.
[142] Abdurrrezzak, Musânnef, c. 3, s. 288, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 8, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 183,İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 414.
[143] Belâzuri, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 524.
[144] Abdurrezâk,c.3, s. 275, İbn Ebî Şeybe, c. 2, s. 177-178, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 280, Buhârî, c. 2, s. 13, Müslim, c. 2, s. 606, Ebu Dâvud, c. 1, s. 301, Tirmizî, c. 1 , s. 365-366, İbn Mâce, c. 1,5.410, Nesâî, c. 3, s. 193, Dârimî, c. 1.S.315.
[145] Abdurrezzak,c.3, s. 289, İbn Ebî Şeybe, c. 2, s. 410, Tirmizî, c. 1, s. 410, İbn Mâce, c. 1, s.411.
[146] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 109, Ebu Dâvud, c. 1, s. 300, İbn Mâce, c. 1 , s. 412.
[147] İbn Ebi Şeybe, Musânnef, c. 2, s. 161, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 91, Müslim, Sahîh, c. 2, s.604, Ebu Dâvud, c. 1, s. 298, Tirmizî, c. 2, s. 412-413.
[148] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 70, Ebu Dâvud, c. 1, s. 299, İbn Mâce, c. 1, s. 407, Dârimî, c. 1, s. 315.
[149] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 357, Dârimî, c. 1, s. 315.
[150] Mâlik, Muvatta1, c. 1, s. 180, Abdurrezzak, Musânnef, c. 3, s. 298, İbn Ebî Şeybe, Musânnef, c. 2, s. 607, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 300, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 414, 415, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 408, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 184.
[151] Abdurrezzak, c. 3, s. 298, İbn Ebî Şeybe, c. 2, s. 176, Tirmizî, c. 2, s. 413, İbn Mâce, c. 1 , s. 408, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 315.
[152] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 4.
[153] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 249.
[154] Taberî, Târih, c. 2, s. 298.
[155] Taberî, Târih, c. 2, s. 298, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 138.
[156] Taberî, Târih, c. 2, s. 298.
[157] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 248, 249, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 92.
[158] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 356, 375, c. 6, s. 78, Müslim , Sahih, c. 3, s. 1557, EbuDâvud, Sünen, c. 3, s. 94-95.
[159] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 107, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 94, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 82.
[160] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s”07.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/32-35.
[161] Mâlik, Muvatta', c. 1, s. 404, Tahâvî, Muhtasar, s. 28.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/35.
[162] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 321, İbn M âce, Sünen, c. 2, s. 1 044.
[163] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 215, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 93, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 99, İbn M âce, Sünen, c. 2, s. 1045.
[164] Mâlik, Muvatta1, c. 2, s. 487, Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-Kârî, c. 21, s. 148.
[165] Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-kârî, c. 21, s. 148.
[166] Mâlik, Muvatta1, c. 2, s. 484, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 11 3, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 235, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1555, Nesâî, Sünen, c. 7, s. 214, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1053.
[167] Serahsi, Mebsüt, c. 12, s. 9.
[168] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 31 2, c. 5, s. 368, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 95, İbnMâce, Sünen, c. 2, s. 1049, Nesâî, Sünen, c. 7, s. 219.
[169] Serahsi, Mebsüt, c. 12, s. 9-10.
[170] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 312, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1555, Ebu Dâvud, Sünen, c.3, s. 95, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1049, Nesâî, Sünen, c. 7, s. 218.
[171] Mâlik, Muvatta1, c. 2, s. 486, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 335, Müslim, c. 3, s. 1 555, Ebu Dâvud, c. 3, s. 98, Tirmizî, c. 4, s. 89, İbn Mâce, c. 2, s. 1047, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 6.
[172] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 486, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 91.
[173] Mâlik, Muvatta, c. 2, s. 482, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 284, Ebu Dâvud, Sünen, c.3, s. 97, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 85-86, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1050, Nesâî, Sünen, c. 7, s. 215, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 4.
[174] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 1 08, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 97-98, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 86-87, Nesâî, Sünen, c. 7, s. 21 6-218, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 4-5.
[175] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 123, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1548, Ebu Dâvud, Sünen, c.3, s. 100, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 23, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1058, Nesâî, Sünen, c. 7, s. 229-230, Dârimî, Sünen, c. 2, s.9.
[176] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 356, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 237-238, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1057, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 95, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 84.
[177] Mâlik, Muvatta1, c. 2, s. 484-485, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 51, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1561 -1562, Nesâi, Sünen, c. 7, s. 235, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 6.
[178] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 15, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 186.
[179] Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 83, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1045, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s.361, Münzirî, et-Tergib vet-terhib, c. 2, s. 153-154.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/36-37.
[180] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 46, Taberî, Târîh, c. 2, s. 298, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 152, Zehebî, Megâzî, s. 107, Ebu'l-Fidâ.el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 344, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 21.
[181] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 182-183, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 31 , İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 297.
[182] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 310.
[183] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 46, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 152, Zehebî, Megâzî, s”07, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 344, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 21-22.
[184] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 183, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 31, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 297-298.
[185] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 31, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 298.
[186] Vâkıdi, Megâzî, c. 1, s”83, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 31, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,c. 1, s.298.
[187] Taberî, Târîh, c. 2, s. 299, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 139, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 22.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/38-39.
[188] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309.
[189] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176.
[190] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309.
[191] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 309.
[192] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176.
[193] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51.
[194] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309.
[195] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176-177, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309.
[196] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309.
[197] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 309.
[198] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 29, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 308, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s”37.
[199] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29.
[200] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s.:. 29, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 308, İbnE sır, Kâmil, c. 2, s. 137.
[201] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51, Zehebî, Megâzî, s. 116.
[202] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 137.
[203] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 50-51, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176-177, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 154-155, Belâzurî, Ensâbu'l -eşraf, c. 1, s. 3 08, Ta berf, Târih, c. 2, s. 297, Vâhidî, Estbâbu'n-nüzûl, s. 62, Beyhakî, Sünen ü'l-kübrâ, c. 9, s. 183, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 137, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 294, Zehebî, Megâzî, s. 1 76, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 4, s. 3, İbnHaldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 23.
[204] Âli-İmran.: 12-13.
[205] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 179, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309, Taberî, Târîh, c. 2, s.298, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 154.
[206] İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 154.
[207] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 29, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309, Taberî, Târîh, c. 2, s. 298, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 154.
[208] İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 154.
[209] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177,180, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 29, Taberî, Târih, c. 2, s. 297, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 295, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 23.
[210] Enfâl.: 58.
[211] İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 23.
[212] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 52, Vâki df, M egâzf, d, s. 177, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309, Taberî, Târih, c. 2, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 138, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 2996, Zehebî, Megâzî, s. 117, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 4, s. 4, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 23.
[213] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29, Taberî, Târih, c. 2, s. 297, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, 11, s.295.
[214] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 176, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 28-29.
[215] İbn İshâk, İbn Hişâm , Sîre, c. 3, s. 52, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 309, Taberî, Târih, c. 2, s. 298, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 154, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 295.
[216] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 295.
[217] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29.
[218] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 178.
[219] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 52, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 1 77, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29, Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 309, Taberî, Târih, c. 2, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 138.
[220] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s.295, Zehebî, Megâzî, s. 117-118.
[221] Vâkidi, Megâzi, c. 1, s. 177, İ bn Sa'd, Tabak âtü'l -k übrâ, c. 2, s. 29, Bel azurÎ, Ensâbu'l -eşraf, c. 1, s. 309, Taberî, T âıih, c. 2, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 38, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 295, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 23.
[222] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s.309, Taberî, Târih, c. 2, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 138, Zehebî, Megâzî, s. 117.
[223] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 51-52, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 309, Taberî, Târih, c. 2, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 139, Zehebî, Megâzî, s. 116-117.
[224] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 52, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, Taberî, Târih, c. 2, s.297.
[225] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, 11, s. 309.
[226] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 52, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, Taberî, Târih, c. 2, s. 297-298, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 138, Zehebî, Megâzî, s. 117, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 4, s. 4.
[227] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 52, Taberî, Târih, c. 2, s. 297-298, Zehebî, Megâzî, s”17.
[228] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 177, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309.
[229] Belâzurî, Ensâbu'l-eşraf, c. 1, s. 309.
[230] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 52, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s. 178, Taberî, Târih, c. 2, s. 298, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 4, s. 4.
[231] Taberî, Târîh, c. 2, s. 298.
[232] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 29.
[233] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29.
[234] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 178.
[235] İbn İshâk, İbn Hişâm, Sîre, c. 3, s. 52-53, Taberî, Tefsir, c. 6, s. 275-276, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 68-69.
[236] Mâide.: 51-56.
[237] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 179-180.
[238] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 180, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 296, Zehebî, Megâzî, s. 118.
[239] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 309, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 138.
[240] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 178-179, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 29-30, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 309.
[241] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 318, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 513, Semhûdf, Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 279.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/39-47.
[242] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 396, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436, Buhârî, sahih, c. 2, s. 71.
[243] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 71.
[244] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 464.
[245] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 396, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1053.
[246] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 396, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436.
[247] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 71, İbn Abdilbeır, İstiâb, c. 3, s. 1 055, İbn Esîr, Usdu'l- gâbe, c. 3, s. 600.
[248] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1053.
[249] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 396, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436.
[250] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 315, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1055, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 3, s. 600, İ bn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 464.
[251] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 396, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 206.
[252] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 71.
[253] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 397.
[254] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 398, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436, Buhârî, sahih, c. 2, s. 71.
[255] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 398, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 237, Hâkim,Müstedrek, c. 3, s. 190, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1056, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 600.
[256] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 399.
[257] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436.
[258] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 398, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 335, Hâkim, Müstedrek,c. 3, s. 190, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s”O56.
[259] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 397, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1055, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.3, s. 600.
[260] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1053.
[261] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 399-400.
[262] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 397, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureys, s. 393.
[263] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 395, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 335.
[264] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 398, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 436, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 601.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık.: 4/47-50.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 291
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »


Resim Hz. FÂTIMA'nın Hz. ALİ iLe NİKÂHLANIŞI ve EVLENİŞİ.: 

Resim Hz. FÂTIMA'nın TaLipLeri.:

Hz. FÂTIMA'ya ilk önce Hz. Ebu Bekir talip oldu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona.:
"Ey Ebu Bekir!. Ben onun hakkında ilâhî hükmü bekliyorum" buyurdu.
Hz. Ömer Hz. Ebu Bekir'in yanına gelince, Hz. Ebu Bekir bunu ona haber verdi.
Hz. Ömer.:
"Ey Ebu Bekir!. Resûlullah Aleyhisselâm seni reddetmiş!." dedi.
Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'e.:
"Fâtıma'yı Peygamber Aleyhisselâmdan sen de iste!." dedi.
Hz. Ömer gidip isteyince, Peygamberimiz Aleyhisselâm Hz. Ebu Bekir'e söylediği gibi.:
"Ben onun hakkında ilâhî hükmü bekliyorum!." buyurdu.
Hz. Ömer Hz. Ebu Bekir'e haber verdi.
Hz. Ebu Bekir ona.:
"Ey Ömer!. Resûlullah Aleyhisselâm seni reddetmiş!." dedi .[265]
Kureyş eşrafından daha başka zâtlar da, Hz. Fatma'yı Peygamberimiz Aleyhisselâmdan istediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, hepsine de, Hz. Ebu Bekir'e verdiği cevap gibi cevaplar verdi.[266]
Hz. ALİ der ki.:
"Azadlı kadın kölem, bana.:
“Fâtıma'nın Resûlullah Aleyhisselâmdan istenildiğini biliyor musun?” diye sormuştu. Ona.:
“Bilmiyorum!.” dedim.
“Resûlullah Aleyhisselâm’a gidip Fâtımayı sana nikahlamasını istemekten seni alıkoyan nedir?' diye sordu.
“Yanımda, onunla evlene bileceğim birşeyim yok!.' dedim.
“Resûlullah Aleyhisselâm’a gidersen, onu muhakkak sana nikâhlar!.” dedi.
Vallahi, bu hususta bana yalvarmaktan geri durmadı."[267] Hz. ALİ'ye akrabaları (Hâşim Oğulları) da.:
"Fâtıma'yı, Resûlullah Aleyhisselâm’a gidip, bir de sen iste bakâlim!." dediler.
Hz. ALİ.:
"Ebu Bekir ve Ömer'den sonra ha!.?[268] Ebu Bekir ve Ömer reddedildikten sonra benim de reddedilmeyeceğimden emin değilim!.[269] Resûlullah Aleyhisselâm, Fâtıma'yı, isteyen Kureyş eşrafından hiçbirine nikahlamadı" dedi.[270]
Hz. ALİ'ye, akrabaları, kendisinin Resûlullah Aleyhisselâmla olan yakın akrabalığını ileri sürerek[271] Hz. FÂTIMA'yı ondan istemesi için baskı yaptılar.[272] Sa'd b. Muaz da, bu hususta Hz.
Ali'yi teşvik ve ikna etti.[273] Hz. ALİ derki.:
"Nihâyet, Resûlullah Aleyhisselâmın huzuruna girdim. Kendisinin bütün manevî vakar ve heybeti üzerindeydi.
Önüne oturdum, susup durdum, konuşmaya kadir olamadım.
Bana.:
“Sen neye geldin, senin bir hacetin mi var?
Herhalde Fâtıma'yı istemeye geldin!.” buyurdu.
“Evet!.’ diyebildim."[274]
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. ALİ'ye.:
"Fâtıma'ya mehir olarak vere bileceğin, yanında birşey var mı?" diye sordu.
Hz. ALİ.:
"Atım ve küçük bir zırh gömleğim var!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Atın sana lâzımdır. Zırh gömleğini sat!." buyurdu.[275]
Bunun üzerine, Hz. ALİ zırh gömleğini Hz. Osman'a[276] 480 dirheme sattı.[277] Hz. Osman da, onu hediye olarak Hz. ALİ'ye geri verdi.
Hz. ALİ dirhemlerve zırh gömlekle gelince, Peygamberimiz Aleyhisselâm Hz. Osman'a DUÂ etti.[278]
Hz. ALİ, 480 dirhemi Peygamberimiz Aleyhisselâmın önüne koydu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm ondan bir avuç alarak Bilâl-i Habeşî'ye verip koku alınmasını ve Hz. FÂTIMA'ya çeyiz hazırlamalarını emir buyurdu.[279]

Resim Hz. FÂTIMA'nın Çeyizi ve Ev Eşyası.:

1- 1 adet kadife yorgan,[280]
Bunu uzunluğuna örtündükleri zaman sırtları açılır, enine örtündükleri zaman başları açılırdı.[281]
2- Yüzü deri, içi lif dolu, dayanilâcak, yaslanilâcak 1 adet yüz yastığı ,[282]
3- İkisinin içi lif, ikisinin içi de yün dolu 4 adet yastık,
4- Birinin yüzü keten bezi içi lif, diğerinin yüzü keten bezi içi ot dolu 2 adet döşek,[283]
5- Tabaklanmamış 1 adet koç postu.[284]
Uyuyacakları zaman, bu postun yünlü tarafını üstüne çevirip döşek yaparlar, başlarını da yüzü deriden, içi lif dolu yastığa koyarlardı.[285]
6- Hurma yaprağından bükülü iple örülmüş 1 adet şerir (somya),[286]
7- Gönden dikilmiş 1 adet su kırbası (tulumu),[287]
8- Topraktan (saksıdan) yapılmış 2 adet çanak çömlek,
9- Gönden dikilmiş 1 adet su bardağı ,[288]
10- 1 adet elek,
11- 1 adet silgi bezi.[289]
12- 2 adet el değirmeni.[290]
13- Ensar kadınlarından birisi tarafından Hz. FÂTIMA ile Hz. ALİ'ye hediye edilen, eski Yemen işi, sanatlı, üzerleri gümüşle işlenmiş 2 kat elbise[291]

Resim PEYGAMBERİMİZ Aleyhisselâmın Nikâhta Hutbe İrad Edişi ve Nikâh Kıyışı.:

Enes b. Mâlik der ki.:
"Günlerce sonra, PeygamberAleyhisselâm, beni yanına çağırıp.:
“Ey Enes!. Git, bana Ebu Bekri's-Sıddık'ı, Ömerb. Hattab'ı, Osman b. Affan'ı, Abdurrahman b. Avf'ı, Sa'd b. Ebi Vakkas'ı, Talhayı, Zübeyr'i ve Ensardan bir hayli sayıda Ensarı benim yanıma çağır!” buyurdu.
Ben de gidip onları çağırdım.
Onlar Peygamber Aleyhisselâmın yanında toplandıkları zaman, Peygamber Aleyhisselâm.:
"Hamd olsun ALLAH'a ki, verdiği nimetlerle övülen O'dur!.
Kuvvet ve kudretinden dolayı kendisine ibâdet edilen O'dur!.
Mülk ve saltanatından dolayı kendisine boyun eğilen O'dur!.
Azâbından korkulan, yanındaki nimetleri umulan O'dur!.
Yerde ve göklerde hükmünü yürüten O'dur!.
Kudretiyle halkı yaratan, hikmetiyle mümtaz kılan, izzetiyle sağlamlaştırman O'dur!.
Gönderdiği dini ve Peygamberi MuhaMMed'le halkı şereflendiren O'dur!.
ALLAHu zü’L- CELÂL karşılıklı hısımlıkla nesebleri birbirine katmayı emir buyurmuş, Tarz kılmış ve bununla günahları ortadan kaldırmıştır.
ALLAHu zü’L- CELÂL kazanın kadere göre, kaderin de kazaya göre cereyanını emir buyurmuştur.
Her kaderin eceli, her ecelin de Kitab'da yeri vardır.
Yemhullâhü mâ yeşâu ve yusbitu ve indehû ummu'l-kitâb [Ra'd.: 39= ALLAH ne dilerse (onu yapar. Bazısını) imha eder (vücûda getirmez, bazısını da) vücuda getirir. Ana Kitab (LevM Mahfuz) O'nun nez dindedir].
ALLAHu zü’L- CELÂL, Hatice'nin kızı Fatma'yı Ebu Talib'in oğlu Ali'ye nikahlamamı bana emir buyurdu.
Sizler şâhid olunuz.: Fâtıma'yı 400 miskal gümüş mehirle Ali'ye nikahladım1 buyurdu.
Sonra da, bir tabak hurma koruğu, çağlası getirtip önümüze koydurdu ve kapıştırdı.
Fâtıma ile Ali hakkında da.:
"ALLAH sizin dağınık işlerinizi toplasın!. Nikâhınızı mübârek kılsın!. İkinizden güzel ve pek çok nesil çıkarsın!.[292] ALLAH'ım!. Bu evliliği ikisi hakkında da mübârek kıl!.” diyerek DUÂ etti."[293]

Resim Gerdek Töreni ve DUÂ.:

Peygamberimiz Aleyhisselâmın dadısı Ümmü Eymen Bereke Hatunun anlattığına göre;
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. FÂTIMA'yı gerdeğe koyacağı zaman, kendisi gelinceye kadar Hz. FÂTIMA'nın yanına girmemesini Hz. ALİ'ye emir buyurmuştu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm gelip kapıyı çaldı.
Ümmü Eymen Hatun karşıladı.
Peygamberimiz Al eyhisselâm selâm verdi. İçeri girmek için izin istedi. İzin verilince, içeri girdi ve.:
"Kardeşim burada mı?" diye sordu.
Ümmü Eymen Hatun.:
"Babam, anam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah!. Senin kardeşin kim?" dedi.
Peygamberimiz Al eyhisselâm.:
"Ali b. Ebi Talib!." buyurunca, Ümmü Eymen Hatun.:
"Sen kızını onunla nikahladığına göre, o senin nasıl kardeşin olur?" dedi.
Peygamberimiz Al eyhisselâm.:
"Evet!. Bu, böyledir!. [Yâni, o benim dinde kardeşim olur, Fâtıma ile evlenmesinde dinen sakınca yoktur]" buyurdu.[294]
Sonra da, bir kapla su getirtti, abdest aldı.[295]
Hz. ALİ'yi çağırdı. Abdest suyundan onun göğsüne ve iki omuzunun arasına serpti.
Sonra Hz. Fâtıma'yı çağırdı.
Ona da aynısını yaptıktan, göğsüne ve iki omuzunun arasına su serptikten sonra, kendisini ev halkının en hayırlısına nikahladığını söyledi.[296]
Peygamberimiz Al eyhisselâm, Hz. FÂTIMA için, önünden ve ardından.:
"Ey ALLAH'ım!. Fâtıma ve zürriyeti hakkında, kovulmuş şeytandan sana sığınırım!." diyerek DUÂ etti.
Hz. ALİ için de aynı şekilde DUÂ ettikten sonra, ona.:
"ALLAH'ın ismi ve bereketiyle gir zevcenin yanına!." buyurdu.[297]
Peygamberimiz Al eyhisselâm, evlenen bir kimseyi te brik edeceği zaman .:
"ALLAH bunu senin için mübârek kılsın!.
ALLAH'ın bereketi senin üzerinde olsun!.
ALLAH ikinizi hayırda birleştirsin!." diyerek DUÂ ederdi.[298]

Resim Velime Cemiyeti ve Ziyâfeti.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Bilâl-i Habeşî'ye.:
"Ey Bilâl!. Ben evlenme sırasında ümmetimin yemek yedirmelerini sünnet edinmelerini arzu ediyorum[299] Ali için bir velime ziyâfeti gerekir!." buyurunca, Ensardan Sa'd b. Muaz.: "Benden bir koç var!."
Kimisi
"Benden şu var!." Kimisi de.:
"Benden şu kadar dan var!." dedi.[300]
Hz. ALİ yarım ölçek arpa almak için zırh gömleğini birYahudiye rehin olarak bıraktı .[301]
Düğün yemeği hays diye anılan tatlı biryemekti[302] ki, çekirdeği çıkarılmış hurma, saf yağ ve yoğurt kurusu ile iyice karılıp karıştırılmak, bazan içine sevık (kavut) da katılmak sûretiyle yapılan bir yemek-ti.[303]
Muhacirler ile Ensar takım takım gelerek yemek yiyip dağıldılar.[304]
Hz. FÂTIMA'nın Hz. ALİ ile evlenişi Hicretin 2. yılında, Bedir Savaşından sonra,[305] Zilhicce ayında idi.[306] 
PEYGAMBERİMİZ Aleyhisselâm’a Ev Halkı İçinde En SevgiLi OLanLarı.:
Peygamberimiz Aleyhisselâm’a, ev halkı içinde kadınlardan en sevgilisi Hz. FÂTIMA, erkeklerden de
Hz. ALİ idi.[307]
Peygamberimiz Aleyhisselâm bir gazadan, bir seferden dönüp Medine'ye geldiği zaman, ilk önce Mescide gidip iki rekât namaz kılar, sonra Hz. FÂTIMA'ya uğrar, daha sonra zevcelerinin yanına giderdi.[308] 

Resim Yeni EvLiLerin DiLekLeri.:

1- Yeni evliler bir müddet sonra Peygamberimiz Aleyhisselâm’a başvurarak kendilerine bir ev vermesi için Neccar Oğullarından Harise b. Numan'a söylemesini rica ettiler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm onların bu isteğini Hârise'ye duyurmaktan utandı.
Fakat, Harise b. Numan bunu haber alınca, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına geldi ve.:
"Yâ Rasûlallah!. Haber aldım ki, Fâtıma ayn bir eve taşınmak için sana başvurmuş. Neccar Oğulları evlerinin en yakını olan benim şu evlerim, senindir!. Benim canım ve mâlim ancak ALLAH'ın ve Resûlünündür!.
Vallahi yâ Rasûlallah!. O mülkü benden alman, bana bırakmandan daha hoş, daha makbuldür" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm;
"Doğru söyledin!. ALLAH senin mallarını bereketlendirsin!." buyurdu. Verilen eve Hz. FÂTIMA'yı yerleştirdi.[309]
2- Hz. ALİ, bir gün, Hz. FÂTIMAya.:
"Vallahi, değirmen taşı dişemek, bilemekten göğsüm rahatsızlaştı, ağnr oldu.
ALLAHu zü’L- CELÂL babana esir göndermiştir. Gitsen de, esirin bana yardım etmesini babandan istesen!." dedi.
Hz. FÂTIMA.:
"Vallahi, benim de un öğütmekten ellerim kabardı" dedi ve kalkıp Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına gitti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hz. FÂTIMAya.:
"Ey kızcağızım!. Ne için geldin?" diye sordu.
Hz. FÂTIMA.:
"Sana selâm vereyim diye geldim!." dedi, isteğini dile getirmekten utanıp geri döndü.
Hz. ALİ, ona.:
"Ne yaptın?" diye sordu.
Hz. FÂTIMA.:
"İsteğimi dile getirmekten utandım" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına ikisi birlikte gittiler.
Hz. ALİ.:
"Vallahi yâ Rasûlallah!. Değirmen taşı dişemek, bilemekten göğsüm rahatsızlaştı, ağrı oldu" dedi.
Hz. FÂTIMA da.:
"Ün öğütmekten ellerim kabardı. ALLAH'ın sana gönderdiği esiri bize hizmet ettirsen de, biraz ferahlasak, güçlensek!." dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Vallahi, onu size hizmet ettirmek için veremem!.
Ben daha Ehl-i Suffayı çağırıp da karınlarına sokacak, kendilerini giyindirecek birşey bulamadım.
Ben onu satıp Ehl-i Suffayı geçindireceğim!." buyurdu.
Hz. FÂTIMA ve Hz. ALİ, evlerine döndüler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, onların yanlarına vardı ve.:
"Ben size benden istediğiniz şeyden daha hayırlısını haber vereyim mi?" diye sordu.
"Olur!. Haber ver!." dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm.:
"Döşeğinize gireceğiniz zaman 33 defâ "SübhânALLAH" diyerek teşbih ediniz. defâ "Elhamdülillah" diyerek ALLAH'a hamd ediniz.
defâ da "ALLAHuekber!” diyerek ALLAH'ı tekbir ediniz.[310]
Ey Fâtıma!. ALLAH'tan kork!. RABBinin emrini yerine getir!. Kocanın hizmetini de gör!." buyurdu.[311]
Bunun üzerine, Hz. FÂTIMA.:
"Ben ALLAHtan ve ALLAH’ın Resûlünden razıyım!." dedi[312] ve bunu iki kere tekrarladı.[313] 

Resim Yeni EvLiLerin ALtı Ay Sabah NamazLarına KaLdırıLışı.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm; altı ay, sabah namazına çıkarken Hz. FÂTIMA'nın kapısının önünde durup.:
"Ey MuhaMMed'in ev halkı!. Haydi namaza!." buyurmuş ve Ahzab sûresinin "...Ey Ehl-i Beyt!. ALLAH sizden günah kirini gidermek, sizi tertemiz yapmak ister!." meâlindeki 33. âyetini okumuştur. [314] 

Resim Ziynet Eşyası Hususunda Hz. FÂTIMA'nın UyarıLışı.:

Peygamberimiz Aleyhisselâm bir gün Hz. FÂTIMA'nın kapısına geldiği zaman, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in üzerlerine gümüşten birer bilezik dikildiğini görür görmez, içeri girmeden geri döndü.
Hz. F âtıma, Peygamberimiz Aleyhisselâmın bu bileziklerden dolayı içeri girmediğini tahmin ederek, onları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in üzerlerinden söktü.
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ağlaşmaya başlayınca, onları aralarında bölüştürdü. Ağıtları dinlemeden, Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanına vardılar.
Peygamberimiz Aleyhisselâm bilezikleri alıp Sevban'a.:
"Ey Sevban!. Şunları filân Oğullarına götür!.
Fâtıma'ya deniz hayvanı dişlerinden yapılan bir gerdanlıkla fil kemiğinden yapılan iki bilezik satın al!.
Çünkü, bunlar benim ev halkımdır!.
Onların dünya hayatlarında, dünya metal arının üstünlerinden nâsiblenmelerini arzu etmem!." buyur-du.[315]
Resûlullah Aleyhisselâm bir gün Hz. FÂTIMA'ya gelmişti. Kapının işlemeli, süslü perde ile perdelenmiş olduğunu görünce, içeriye girmeden dönüp geri gitti. Hz. ALİ gelip Hz. FÂTIMA'yı üzüntülü görünce.: "Sana ne oldu?" diye sordu. Hz. FÂTIMA da.:
"Resûlullah Aleyhisselâm bana gelmişti. Fakat içeri girmedi. Buna üzülüyorum!. dedi. Hz. ALİ hemen Resûlullah Aleyhisselâmın yanına vardı ve.:
"Yâ Rasûlallah!. Sen Fâtıma'ya gelmiş, içeriye girmemişsin. Bu onu son derece üzmüş!." dedi. Resûlullah Aleyhisselâm.:
"Benim dünya ile ne işim var? Benim işlemeli perde ile ne işim var?" buyurdu. Hz. ALİ Hz. FÂTIMA'ya gelip Resûlullah Aleyhisselâmın sözünü haberverdi. Hz. FÂTIMA.:
"Resûlullah Aleyhisselâm’a sor.: O perdeyi ne yapmamı emrediyor?" dedi. Resûlullah
Aleyhisselâm.: "Fâtıma'ya söyle!. O perdeyi filân Oğullarına göndersin!." buyurdu..[316]


Resim ZEKÂT FARİZÂSI.: 
Resim Zekât ve Sadakanın AnLam ve HikmetLeri.:

Zekât; lugatta, temizlik, nemâ (artma, çoğalma), medih (övgü) demek olup, Kur’ÂN-ı Kerîm'de ve hadis-i şeriflerde bütün bu anlamlarda kullarıılmıştır.[317]
Zekâta zekât denilmesi, zekâtı verilen malın dünyada halefi ile çoğalıp artmasından, âhirette de sevaba vesile olmasından dolayıdır.[318] Nitekim Kur’ÂN-ı Kerîm'de.:
"...(Hayır için), ne harcarsanız, O (ALLAH), bunun ardından (daha iyisini) lutfeder;"[319]
"Onların mallarından bir sadaka al ki, bununla kendilerinin (günahlardan) temizlenmelerine ve hasenelerinin çoğalarak muhlisler derecesine yükselmelerine sebeb olur" buyumnuştur.[320]
Mallar zekâtla, bedenler de fitır sadakası ile arınır.[321]
Sadaka da, zekât gibi, insanın malından bir kısmını ALLAH'a yakınlık maksadıyla ayırıp yoksullara verdiği şeye denilmekle birlikte; zekât, genel olarak farzlarda, sadaka ise nafilelerde kullarıilâgelmiştir.
Kur’ÂN-ı Kerîm'de bazan “zekât” yerine “sadaka” sözü de kullarıılmıştır.[322] 
Zekâtın Daha Önceki PeygamberLerin ŞerîatLarında da Yer ALışı.:

Kur’ÂN-ı Kerîm'de açıklandığına göre; İbrahîm, İshâk ve Yâkub Aleyhisselâmlara da zekât emredilmiş;[323] İsrâil Oğullarından da zekât için kesin söz alınmış,[324] zekât verenler azaptan kurtulup ilâhî rahmete ermişlerdir.[325]
İsmâil Aleyhisselâmın da kavmine zekâtı emrettiği;[326] İsa Aleyhisselâm’a da zekâtın emmiunduğu görülür.[327]
İslam Dininin Beş Temelinden Birisi Olan Zekâtın Mahiyeti ve Farz Kılınış Tarihi
Zekât ve sadaka aslında zenginlerin fakirlere bir bağışlan değil, ALLAHu zü’L- CELÂL'ın zenginlerin mallarına yoksullar için koymuş olduğu bir haktır,[328] İslâm Dininin beş temelinden birisini oluşturan bir zenginlik vergisidir.[329]
Zekât, zengin Müslümanlara farz olarak emredilmiş,[330] Kur’ÂN-ı Kerîm'de 32 defâ namazla birlikte anılmıştır.
Zekât, Hicretin 2. yılında, Ramazan'dan ve fıtır sadakasının vacib kılınmasından sonra farz kılınmıştir.[331]
Zekât, farz ve vacib olmak üzere ikiye ayrılır. Farz olan zekât, mal zekâtıdır. Vacib olan zekât da, fıtır sadakasıdır.[332]
Zekâtın Nelerden ve Ne Kadar Verileceğinin ALLAH'ın Emriyle Peygamberimiz Aleyhisselâm
Tarafından Bir Yazı ile Tesbit ve Tahsil Edilişi
Peygamberimiz Aleyhisselâm, ALLAHu zü’L- CELÂL'tan telâkki eylediği emir üzerine,[333] zekât (in nelerden, kaçta kaç verileceği ve ne kadar malı olana farz kılındığı) hakkında yazdırdığı yazıyı kılıcına bağladı, vefâtına kadar yanında bulundurdu ve ona göre amel etti.
Peygamberimiz Aleyhisselâmdan sonra Hz. Ebu Bekir, Hz. Ebu Bekir'den sonra Hz. Ömer de ona göre amel etti.[334]
İmam Zührî (vefâtı.: 124 Hicrî) şöyle der
"Bu, Resûlullah Aleyhisselâmın zekât hakkında yazdırdığı yazının bir nüshasıdır ki, (aslı) Ömer b. Hattab ailesi yanında bulunmaktadır.
Onu bana Sâlim b. Abdullah b. Ömer okuttu da, hepsini olduğu gibi ezberledim.
O, Ömer b. Abdülaziz'in, Abdullah b. Abdullah b. Ömer ile Sâlim b. Abdullah b. Ömer'e istinsah ettirdiği nüshadır."[335]
Ömer b. Abdülaziz; Medine valisi olduğu zaman, buna göre amel etmelerini zekât memurlarına emretmiş, Halife Velid b. Abdülmelik'e de bu hususta bir yazı yazmış, o da bu hususta yazılanlara göre amel etmelerini zekât memurlarına emretmiştir.
En sonunda, Hişâm b. Hâni1, bütün zekât memurlarına bu zekât yazısından birer nüsha göndererek buna göre amel etmelerini ve bunun dışına çıkmamalarını onlara emretmiştir.[336]
Hz. ALİ de, Peygamberimiz Aleyhisselâmın zekât hakkındaki yazısından yazdığı yazıyı kılıcına bağlamıştı.[337]

Resim Deve Zekâtı.:
1- Beş devede bir koyun,
2- On devede iki koyun,
3- Onbeş devede üç koyun,
4- Yirmi devede dört koyun verilir.
5- Develerin sayısı yirmibeşe erişince, otuzbeşe kadar, bir tane bint-i mehâd (bir yaşını doldurmuş, iki yaşına basmış dişi deve),
6- Develerin sayısı otuzaltıya erişince, kırkbeşe kadar, bir tane bint-i le bun (iki yaşını doldurmuş, üç yaşına basmış dişi deve),
7- Develerin sayısı kırkaltıya erişince, altmışa kadar, bir tane hıkka (üç yaşını doldurmuş, dört yaşına basmış, puğur basacak dişi deve),
8- Develerin sayısı altmışbire erişince, yetimibeşe kadar, bir tane cezea (dört yaşını doldurmuş, Beş yaşına basmış dişi deve),
9- Develerin sayısı yetmişaltıya erişince, doksana kadar, iki tane bint-i le bun (iki yaşını doldurmuş, üç yaşına basmış dişi deve),
10- Develerin sayısı doksanbire erişince, yüzyirmiye kadar, iki tane hıkka (üç yaşını doldurmuş, dört yaşına basmış dişi deve)'yi zekât olarak vermek vaciptir.
11- Develerin sayısı yüzyirm iden fazla olunca, her kırk devede, zekât olarak bir tane bint-i le bun (iki yaşını doldurmuş, üç yaşına basmış dişi deve),
12- Her elli devede de, bir tane hıkka (üç yaşını doldurmuş, dört yaşına basmış dişi deve)'yi zekât olarak vermek vardır.[338]
13- Sayısı dörtten fazla olmayan develer için zekât yoktur. Fakat, sâhibi kendiliğinden vermekisterse, verir.
14- Bir kimsenin develerinin sayısı zekât olarak bir tane cezea (dört yaşını doldurmuş, beş yaşına basmış dişi deve) vermeyi gerektirir de develeri arasında bu yaşta dişi deve bulunmaz ve fakat hıkka (üç yaşını doldurmuş, dört yaşına basmış dişi deve) bulunursa, zekât olarak bunu ve bununla birlikte ya iki tane koyunu ya da yirmi dirhemi daha verir.
15- Bir kimsenin develerinin sayısı zekât olarak bir tane hıkka (üç yaşını doldurmuş, dört yaşınabasmış dişi deve) vermeyi gerektirir de, develeri arasında hıkka bulunmaz, cezea (dört yaşını doldur muş, beş yaşına basmış dişi deve) bulunursa-zekât tahsil memuru tarafından tahsil olunduğuna görememurmal sâhibinden cezeayı kabul eder, aradaki fark için mal sâhibine ya yirmi dirhem ya da iki koyun verir.
16- Bir kimsenin develerinin sayısı bir tane hıkka (üç yaşını doldurmuş, dört yaşına basmış dişi deve)'yi zekât olarak vermeyi gerektirir de, develeri arasında böylesi bulunmaz, bint-i le bun (iki yaşını doldurmuş, üç yaşına basmış dişi deve) bulunursa, bunu zekât olarak vermekle birlikte aradaki fark için
de ayrıca ya iki koyun daha ya da yirmi dirhem daha verir.
17- Bir kimsenin develerinin sayısı zekât olarak (1) tane bint-i le bun (İki yaşını doldurmuş üçyaşına basmış dişi deveyi vermeyi gerektirirde, develere arasında hıkka (üç yaşını doldurmuş dört yaşına basmış dişi deve) bulunursa-zekâtın zekât memuru tarafından tahsil olunduğuna göre-bu hıkka kabul olunur, aradaki fark için de mal sâhibine ya yirmi dirhem ya da iki koyun verilir.
18- Bir kimsenin develerinin sayısı zekât olarak bir tane bint-i le bun (iki yaşını doldurmuş, üç yaşına basmış dişi deve) vermeyi gerektirir, develeri arasında böylesi bulunmaz da bint-i mehâd (bir yaşını doldurmuş, iki yaşına basmış dişi deve) bulunursa, mal sâhibi zekât olarak onu ve aradaki fark için de ya yirmi dirhem ya da iki koyunu daha verir.[339]
19-Bir kimsenin develerinin sayısı zekât olarak bir tane bint-i mehâd (bir yaşını doldurmuş, iki yaşı
na basmış dişi deve) vemneyi gerektirir de, yanında böylesi bulunmaz, ibn le bun (iki yaşını doldumnuş,