İKRÂ ZEVKLERİm

Konu başlıkları sadece Kul İhvani'ye aittir.
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim


KUR'ÂN KERÎM!.

SEVenLerin===>KALBi GiBi,
KUCAKta=>MUHABBEt-SEVgi,
EL HAYy==->SEViLen-SEVgiLi,

BİZ BİR-İZ HAKk YOLu KUR'ÂN!.

Resim

ABDULLAH’La>NAHNU<ALLAH,
RESÛLULLAH==>KELÂMULLAH,

EDEB<->İLİM=>İRFÂN-ERKÂN,
EHL-i BEYt’in ELİ===>KUR'ÂN!.

Resim

TOKLarı>AÇ =>AÇLarı>TOKk,
Zü’L- CELÂL’in İKRÂMı>ÇOKk,
=>ROBOtLra RIZASı=->YOKk,

=>ÖLÜLere===>ÖLü KUR'ÂN!.

Resim

“Be”nin NOKTASIndan ÜRER,
BENLik DEFTERİ-ni=>DÜRER,
KALBİM->KERBELÂ’ya SÜRER,

ÇAG-ın=>ÇİLLe ÇÖLü KUR'ÂN!.

Resim

GEÇmiş GELecek==>ÂN OLur,
TEK-BiR NOKTada=>CÂN OLur,
KORKULar =>MÜSLÜMÂN OLur,

=>UMUt UFKu==>ULU KUR'ÂN!.

Resim

NÛRun =>ALÂ NÛR=>KAFESi,
RABB SÖZü=>RASÛL-ün SESi,
=>SEN’deki>RAHMÂN NEFESi,

KÛN feyeKÛN=>KULU KUR'ÂN!.

Resim

AŞKk GERGEF=>KUR'ÂN DOKURum,
BEN’i=>OKUR!. =->BEN=>OKURum,
=>HER SEHER==>ÖZÜ-n KOKURum,

=>DELi GÖNLÜM=->GÜLü=>KUR'ÂN!.

Resim

TEKk NOKTAda=->KOĞAN-KAÇAN,
“YuSEBBiHu!.” KOKUsun=>SAÇAN,
=>HER SEHER==>SÎNEMde AÇAN,

=>GÜLüm’ün>BÜLBÜLü=>KUR'ÂN!.

Resim

ZÂHiR=>ZITLar ZEVKİn=>ZORu,
BÂTıN=>“BİZ BİR-İZ”in=>KORu,
“HAKk ÂŞIK AŞKı”n =>MOSMORu,

=>SEVDÂLar SÜMBÜLü=>KUR'ÂN!.

Resim

=>“Yâ MUHEYMîN=>EL AMAN!”ı,
=>MUhaMMedî MeDeD=>UMAN’ı,
YÂR YANGINIn>“AHh!.” DUMAN’ı,

AŞKk ATEŞİ-n=>KÜLü=->KUR'ÂN!.

Resim

ÇİLLELer==->ÖMÜR TÖRPÜsü,
ZANNEtme!.=>SIRAt KÖPRÜsü,
=>NÛRun>ALÂ NÛR=>ÖRTÜsü,

=>İHVÂNİ’min=>TÜLü KUR'ÂN!.

Resim

HALka=>HAKk HEDEFi KUR'ÂN,
AKL’a==>SIRR SEDEFi KUR'ÂN!.
ŞİMdi=>Şu ÂN==>Şu ÂLEM-de,

=>ŞEHÂDEt ŞEREFi==>KUR'ÂN!.

Resim

Be HARFin->NAHNU NOKTAsı,
NÛN HARFi->NÛRun HOKKAsı,
KÂF HARFi==>ZEMZEMin Tası,

CÜMLe SÖZ-ün ÖZü=>KUR'ÂN!.

Resim

Bu GÜN EDEN==>YARıN-DÜNü,
CÂNda CÂNÂN=>CEM’ DÜGÜNü,
ELESt’ten=>MAHŞER DÜRBÜNü,

GÖReN GÖNÜL GÖZü=>KUR'ÂN!.

Resim

VAV-ı VUSLÂtın===>VEFâ-sı,
SÎN-i YuSEBBuh===>SEFâ-sı,
ŞIN-ı ŞEHÂDEt ====>ŞİFâ-sı,

SAD>Es SAMED SÖZü>KUR'ÂN!.

Resim

YOLCU DERki=->HİMMEt EYyLe,
YOLDAŞ DERki=->HİZMEt EYyLe!.
HAKK YOL’un=>YOLLuğu HİZMEt,
=>
HİZMEt EDEN=>KÜLLî ŞEYyLe!.


25.01.20 17:13
brsbrsm.. tktktrstkkmdkur’ÂNnn.


SORan VARsa=>NİÇİN KUR'ÂN?.
HEPin KUR'ÂN!.->HİÇin KUR'ÂN!.
=>MuHaMMeDî İMÂN==>AMELi,
DUYup=>UYmak=>İÇin KUR'ÂN!.


celle celâlihu..
aleyhumusselâm..


ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla LûTFet-TAHKik İMÂNLa
=>RABBımız TeÂLÂ’dan=>DUYmayı ve de,
=>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’imize
=>SÂLiH AMELLe UYmayı=>KUR'ÂN-ı KERÎM’imizi YAŞAmayı ÖMRÜMüze CEM’ et!.
İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..


Resim
ResimResim

Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.



Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 5091
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen Gul »

Resim

***KUR'ÂN EL KERÎM***

“Kûn KâLeMi”n MüReKkebi
=>RESÛLü EKReM=>EDebi
->SoHBet-i SUBHÂN SeBebi
GEÇen ZamÂN KâRi KUR’ÂN!.


Resim

=>SU-SUzLara=>SÂKÎLere
=>FÂNİLere ==>BÂKİLere
=>SÂÎDLere ==> ŞÂKİLere
NURÎ Kur'ÂN- NâRî KUR’ÂN!.


Resim

ÖZ-den =>ÖZ-e=>DERÛN DUYu
KaLbLerdEN=>KAYNAyaN KUYu
===>YEDi LETÂİF-in==>SU-yu
=>SeLSeBiLdir>SâRi=>KUR’ÂN!.


Resim

KALB KAZAN - KAFA TASIna
=>ERMEK İÇİN=>MÂNÂsına
=>SARILIR GİBİ=>ANAsına
ÂRİFLerin=>YâRi=>KUR’ÂN!.


Resim

HAKk-HAYy-HUu!. HECELerinde
=>ARZ'dan=>ARŞ YÜCELerinde
=>“UYKUSUZ==>GECELer”-inde
=>ÂŞIKLarın=>ZâRi==>KUR’ÂN!.


Resim

=>BİLdirEN=>RIZA=>İTÂB-ı
=>LATÎFü'L- HABÎR=>HİTÂBı
=>“İ'TİDÂL İLMi”n==>KİTÂBı
İFRAT-TEFRİT=>BeRi' KUR’ÂN!.


Resim

ZÂT-i HAKk->HALKın HÛDÂ'sı
==>“HAKk-ı ZÂT”ının=>EDÂsı
=>KALbimizin?=>HASs GIDAsı
GÖZLerimiz=>FeRi==>KUR’ÂN!.


Resim

=>ŞERÎATı ==>TARİKÂTı
=>MÂRİFETi =>HAKİKÂTı
“SIRR-ı SIFIR”ın=>SIRAT'ı
EVVeL-ÂHİR MeR'i KUR’ÂN!.


Resim

ÖMRü ÖZEL MUHAMMED'in
->ÖZ'ü EZEL MUHAMMED'in
SÖZü GÜZEL MUHAMMED'in
ZÂHİR-BÂTIN>ŞeR'î KUR’ÂN!.


Resim

KuLu Olmaya==>SULTÂN İÇiN
MÂNÂsı =>SIRRı==>CÂN İÇiN
=>İLiM =>EDeB=>İRFÂN İÇiN
HAK'kın HARMAN YERi KUR’ÂN!.


Resim

=>KÂMiL KILmak İÇiN->HAM-ı
“SIDK-u-ADL”-inin ==>TAMAMı
“RABB-ü-BİRRÛN”un =>İKRÂMı
SAFÎ=>BERRÂK=>DURU KUR’ÂN!.


Resim

HeR NEFEs=>SANA MUHTACım
==>ÖZ IŞIğım=>BAŞım TACım
=>“DERÛNÎ DERD”im=>İLÂCım
=>İKİ GÖZüm=->NÛRu KUR’ÂN!.


Resim

VAR OL!.an HeRŞey HERKESin
Söz>Sohbet>Zevk>Hazzı SESin
Şu ÂN da ==>RAHMÂN NEFESin
"NeFHatun fi's- SÛR" u KUR’ÂN!.


Resim

GâHi ELİF=>GâHi "LâM" İÇiN
SIRR-ı SUBHÂN=>SeLâM İÇiN
"KAF-u-NÛN"dan->KeLâM İÇiN
"SİNE-mizin==>TÛR-u KUR’ÂN!.


Resim

EVVeL HABBE=>HABİBULLAH
ÂHiRi =>AHMED=>NÛRULLAH
BÂTINı>HAMD>MaHMuDuLLAH
=>ZÂHİRin=>ZUHÛRu>KUR’ÂN!.


Resim

=>CÂHİL'in=>KEMâL SIRAT'ı
RABB-ü-BİRRÛN'un->BER'ÂTı
>KALB-i MUHAMMED MİR'ÂTı
HAYy AYNASI-n SIR'ı KUR’ÂN!.


Resim

=>SAF SÎNELerin=>ŞİFÂsı
=>ÂRİFLer->AHD-ü-VEFÂsı
SâLiH- SIDDIKLar=>SEFÂsı
CENNETin BENZERi KUR’ÂN!.


Resim

ÂYEt-HİKMEt =>DEVRÂN EYLer
KUDRet-VÂHDEt SEYRÂN EYLer
İHVÂNÎ'm CeVL-HAYRÂN EYLer
CÂNda CENNET=>DİRİ KUR’ÂN!.


Resim
ResimResim
ResimResimResim

FÂNİ.: Muvakkat, kaybolan, gelip geçici, devamlı olmayan, misâfir. (İnsan hangi bir şeye teveccüh ederse, onunla bağlanır ve onda fâni olur.
BÂKİ.: Ebedî, dâimî. Sonu gelmez. Ölmez. * Sonsuz. * Cenab-ı Hak
SÂÎD.: (Sa'd. dan) Saadetli. Allah (cc) kendisini sevmiş. O'nun rızasına ermiş olan. Ahireti için çalışan kimse. Mes'ud. Mübarek. Bahtiyar.
ŞÂKİ.: (Şekavet. den) Haydut. Yol kesen. Haylaz. * Her çeşit günahı işleyebilen.
SÂKÎ.: (Saky. dan) Sulayan, içecek su veren, sucu.
DERÛN.: f. İç taraf. Dâhil. * Kalb.
YEDi LETÂİF.: NEFs-i EMMÂRe, NEFs-i LEVVÂMe, NEFs-i MÜLHiMe, NEFs-i MUTMÂiNNe, NEFs-i HÂFi, NEFs-i AHFa, NEFs-i KÂMİLe-SÂFİYe..
SeLSeBiL.: Cennet'te bir çeşme veya ırmak. * Mc: Tatlı, lâtif, leziz su.
SâRi.: (Sâriye) Sirâyet eden, bulaşıcı, geçici olan. Genişleyip başkasına da geçmeğe, yayılmağa müstaid olan.
ZâRi.: f. İnleyen, sesle ağlayan. * Zayıf, dermansız.
İTÂB.: Tekdir etmek. Şiddetle hitab etmek. Azarlamak. Terslemek. Paylamak. Rencide etmek. Darılmak.
HİTÂB.: Söz söyleme. Topluluğa veya birisine karşı konuşma.
İFRAT.: Maximum, Haddi aşma.
İ'TİDÂL.: Optimum, Orta YOLda.
TEFRİT.:Minumum, gereğini yapmamak.
BeRi.: (Berâet. den) Kurtulmuş. Temiz. Kayıt ve hüküm altında olmayan. Zimmeti bulunmayan adam. Hiçbir karışıklık, kusur ve noksanı olmayan. Hastalıktan sâlim olan.
HÛDÂ.: El HADî ALLAH celle celâlihu..



ResimKûn KâLeMi’n =>MüReKkebi.:

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Resim---"İnnâ nahnu nezzelnâ’z- zikre ve innâ lehu le hâfizûn (hâfizûne).: Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), BİZ indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka BİZiz.” (Hicr15/9)

تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---"Tenzîlu’l- kitâbi minallâhi’l- azîzi’l- hakîm(hakîmi).: Bu Kitab’ın indirilişi, AZÎZ (yüce ve üstün) ve HAKÎM (hikmet ve hüküm sahibi) olan ALLAH tarafındandır.”(Zümer 39/41)

Resim=>SÂÎDLere =>ŞÂKÎLerLe.:

يَوْمَ يَأْتِ لاَ تَكَلَّمُ نَفْسٌ إِلاَّ بِإِذْنِهِ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَعِيدٌ
Resim---"Yevme ye’ti lâ tekellemu nefsun illâ bi iznihi fe minhum şakıyyun ve saîd (saîdun).: O gün gelince, O’nun izni olmaksızın kimse konuşamaz. O zaman onlardan bir kısmı şâkîdir (bedbaht), bir kısmı saîddir (mutlu).” (Hûd 11/105)

ResimBİLdirEN =>RIZA - İ'TÂB-ı.:

نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---"Nebbi’ ibâdî ennî ene’l- gafûru’r- rahîm (rahîmu).: Kullarıma haber ver. Muhakkak ki; BEN GAFUR’um (mağfiret edenim) ve RAHÎM’im (rahmet edenim, rahmet nuru gönderenim).”(Hicr 15/49)

وَ أَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الأَلِيمَ
Resim---"Ve enne azâbî huve’l- azâbu’l- elîm (elîmu).: Ve muhakkak ki; BENim azâbım; o, elîm (çok acı) bir azâbdır.” (Hicr 15/50)

ResimKuLu OLmaya SULTÂN İÇiN.:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---"Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakk’u’l- Yakîne ulaşıncaya) kadar RABBine kul ol!”(Hicr 15/99)

ResimSIDK-u-ADL-inin TAMAMı .:

وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---"Ve temmet kelimetu rabbike sıdkan ve adlâ (adlen), lâ mubeddile li kelimâtihî, ve huve’s- semîu’l- alîm (alîmu).: Ve RABBinin sözü sadakatle ve adaletle tamamlandı. O’nun kelimelerini değiştirecek kimse yoktur. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir.” (En'âm 6/115)

ResimÖZ IŞIğım =>BAŞım TACım.:

هَذَا بَصَائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمِ يُوقِنُونَ
Resim---"Hâzâ basâiru li’n- nâsi ve huden ve rahmetun li kavmin yûkınûn (yûkınûne).: İşte bu (Kur’ân), insanlar için basirettir. Ve yakîn hasıl eden kavim için hidâyettir, rahmettir.”(Câsiye 45/20)

ResimŞu ÂN da=>RAHMÂN NEFESin.:

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ
Resim---"Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn (sâcidîne).: Artık onu dizayn edip (bir biçim verip, seviyeleyip sevva ettiğimde), içine RÛHumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!” (Hicr 15/29)

ResimSIRR-ı SUBHÂN SeLâM İÇNin.:

وَأُدْخِلَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ
Resim---"Ve udhilellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ’l- enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tahiyyetuhum fîhâ selâm (selâmun).: İman edip de amilü’s- sâlihât (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar, altlarından nehirler akan cennetlere dahil edilirler (konulurlar). Orada RABB’lerinin izni ile ebedî kalırlar. Orada onların tahiyyeleri (temennileri) “selâm”dır.”(İbrâhim 14/23)

Resim"KAF-u-NÛN"dan KeLâM İÇNin.:

إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَن نَّقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Resim---"İnnemâ kavlunâ li şey’in izâ eradnâhu en nekûle lehu kun fe yekûn (yekûnu).: Bir şeyin (olmasını) istediğimiz zaman BİZim sözümüz, ona sadece: “OL!.” dememizdir. O, hemen olur.” (NahL 16/40)

ResimSAF SÎNELerin =>ŞİFÂsı.:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Resim---"Yâ eyyuhâ’n- nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fî’s- sudûri ve huden ve rahmetun li’l- mu'minîn (mu'minîne).: Ey insanlar! Size, RABBinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifâ ve mü’minlere hidâyet ve rahmet gelmiştir.” (Yûnus 10/57)

ResimCENNETin BENZERi KUR'ÂN.:

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَآؤُونَ كَذَلِكَ يَجْزِي اللّهُ الْمُتَّقِينَ
Resim---"Cennâtu adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtiha’l- enhâru lehum fîhâ mâ yeşâûn (yeşâûne), kezâlike yeczîllâhu’l- muttekîn (muttekîne).: Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn Cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte ALLAH, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiblerini) böyle mükâfatlandırır.”(Nahl 16/31)


celle celâlihu..
aleyhumusselâm..


EL HaMduLiLAHi RABBi'L- ÂLEMîn!.

NÛR-u MiM MuhaBBetLerimLe!.

ResimGÜLLL
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

İLMi HÂLin=>BİLmek İÇin,
KUL KEMÂLin>BULmakİÇin,
HAkta HEMHÂLin YAŞAmak,
>HAKk’ın KULu OLmak İÇin!.

ZEVK 9588

BİZ BİR-İZ=>NAHNU MUTLAktır=>HAKk’tan HAKk’La HAKk’a HAKk’tır,
=>KULLuk ÖMRÜ-nün=>Son-UÇ’u ==>İ B Â D u L L A H -ın=>YAKÎNi!.
=>İLMu’l- Yakîn==>AYNu’l- Yakîn==>HAKku’l- Yakîn=>YAŞA!.maktır,
===>MUHAMMEDü’r-RESÛLuLLAH ==>İSLÂMdır==>ALLAH-ın=>DÎNi!.


29.03.2020. 23:29
brsbrsam..tktktrstkkmzdemretahirkoronavirüsss...


SU GiBi İÇİLsÎn==->Kur'ÂN,
EKMEk LOKMAsıdır->YENsin!.
SEViLip SEÇİLsÎn=->Kur'ÂN,
“CÂNımızda>DİRi!.”>DENsin!.


AHMED’i==>ÂLEM TANIsın,
DEsÎnLer>SIRR SULTÂNIsın!.
->RAHMEtenLi’L- ÂLEMîNsin,
HeR ŞEYy’in=>TENi-CÂNısın!.


HASBî HİZMEt->KUL İHVÂNi,
=>RESÛLULLAH SÜNNeti-dir!.
RABB’ı->BÂKi=>KENdi>FÂNi,
==>YÜCe ALLAH CENNeti-dir!.


celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


Resim
ResimResim

KULLuk sÖZü,
sÖZün gÖZü,
gÖZün ÖZü,
KULLuk kÖZü!.

İLMe'L- YAKîN =>AYNe'L-YAKÎN => HAKka'L-YAKÎN =>SÜKÛt..

HAKk’ı =>BİLMek->BULMak,
HAYR’da =>OLmak->YAŞAmak..

NEdir YAKÎNnn?!.
YAKÎN =>Şeksiz, Şüphesiz, SağLam ve Kat'i OLarak BİLmek..

RaĞıB el-İSFeHaNî.: "YAKÎN"in mârifet, dirâyet vb. kavramların da üstünde ilmin bir sıfatı olduğunu söyleyerek; yakîni, hükmün (kararın) sabitliğinde fehmin (anlayış ve kavrayışın) sükuneti (oturmuşluğu, kuşatmışlığı) olarak târif eder.
(Rağıb el-İsfehani, Müfredât, Yakîn mad.)

Resim

ELMaLıLı MuhaMMed HaMdi YaZıR.: "YAKÎN"de istenilen şey, gerçeklik ve şüphesizliktir. Fakat bu olayın zaruri olması değil, ancak vaki olması şarttır. Şu halde görülenler, tecrübe edilenler tevatürle nakledilenler ve doğru delil getirmeler de yakîn (kesinlik) ifade ederler.”
(ELMaLıLı MuhaMMed HaMdi YaZıR, Hak Dini Kur'an DiLi, Bakara 4'ün tefsiri.)

Resim

KeLâmcıLarın IstiLâhında;
YAKÎN.: =>“Vakıa Mutabık OLmak ŞartıyLa =>Sabit ve =>Kesin İ’tikad” diye târif edilir.
Bu tÂRİFte GEÇen;
=>Vakıa Mutabık OLmak ŞartıyLa =>OLAyLara UYuş CeHâLeti,
=>Sabit KaydıyLa =>MukaLLdin İNANcı,
=>Kesin Kaydıyla =>AKLın ZANNı => Şeksiz, Şüphesiz, SağLam İNANç..

(Bekir TopaLoğLu, KeLâm İLmi Giriş, s. 73-74.)

Resim

İMaM-ı RaBBaNî.: Tasavvuf ehLinin, eserden müessiri, yani işi görerek, bunu yapanı keşf iLe anLamasına "İLME'L- YAKîN" denir..
(Mektubât-ı RaBBaNî c.3, m.39)

Resim

İMaM-ı DeHLeVî.: Murakabe yaparken evLiyâda bazı hâLLerin hasıL OLmasına "İLME'L- YAKîN" denir. KaLbde bir IşIk parLamasına "AYNE'L-YAKÎN" denir. ALLAHu TeÂLÂnın ahLâkı iLe ahlâkLanmaya da "HAKka'L-YAKÎN" denir..
(Mektubât-ı DeHLeVî)

Resim

İMaM-ı GaZaLî.: Cennete ve Cehennemin varlığı yakîn olarak bilinirse, buna "İLMe'L- YAKîN",
Meleklerin bildiği gibi, bizzat müşâhede edilerek görülürse, buna da "AYNe'L-YAKÎN" denir.
Dünyada yapılan kötü işlerin âhirette karşılığının Cehennem olduğu, böyle
İLMe'L- YAKîN ile bilinir. Tekâsür Sûresinde meâlen "İLMe'L- YAKîN ile BİLseydiniz, Cehennemi elbette görürdünüz” buyuruluyor.
Peygamberler,
İLMe'L- YAKîN ile Cenneti, Cehennemi ve âhiret hallerini bilirler. Bu bilgilerine "İLMe'L- YAKîN" denir.
(GaZaLî, Mükaşefetü’L- kuLub)


Resim

İLMu'L- YAKîN.: Bir Şeyi =>İLimLe BİLmek.:
Uzakta yanan bi ATEŞin dumanını görüp =>ATEŞin varlığını BİLmek..
Çevrede ÖLen İnsÂNLarın =>ÖLdüğünü BİLmek..gibi.. =>
KaFa İŞi

"AYNu'L-YAKÎN".: Bir Şeyi =>GÖZLe GÖRerek BİLmek.:
ATEŞin yanına giderek =>ATEŞin kendini GÖRmek..
ÖLüm HÂLini her hangi bir Sebeble Yaşamya başlayıp =>AzrâiL aleyhisselâmı GÖRmek.. gibi..


"AYNe'L-YAKÎN".: Sağlam duyu organlarıyla gözlem ve tecrübenin bildirdiği bilgilerdir. Bu, İLMu'L- YAKîN'den daha yüksektir. Çünkü görülen ve hissedilen şey; kişiyi, verilen bir haberden daha çok inandırır ve kaLbi mutmâin eder.: AkLî BasarLa.. NaKLî BasîretLe.. =>KaFa ve KaLb İŞi..


وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“Ve iz kâle ibrâhîmu RABBî erinî keyfe tuhyi’l- mevtâ kâle e ve lem tu’min kâle belâ ve lâkin li yatmainne kalbî kâle fe huz erbeaten mine’t- tayri fe surhunne ileyke summec’al alâ kulli cebelin minhunne cuz’en summed’uhunne ye’tîneke sa’yâ (sa’yen), va’lem ennallâhe AZÎZun HAKÎM (hakîmun).: Hz. İbrâhîm: “RABBim, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster.” demişti. (ALLAH) “İnanmıyor musun?” buyurdu. (Hz. İbrâhîm de): “Evet (inanıyorum). Fakat kalbimin tatmin olması için.” dedi. “Öyleyse kuşlardan dört tane tut, sonra onları kendine alıştır (parçalayıp) her dağın üzerine onlardan bir parça koy, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Ve ALLAH'ın, AZÎZ (ve) HAKÎM OLduğunu BİL!” (Bakara 2/260)

HAKku'L-YAKÎN.: Bir Şeyi =>Her Şeyi İLe BİLmek, Vakıf OLmak.:
ATEŞin İÇine ELini sokarak neler yaptığını =>Yaşarak ATEŞi HİSsetmek...
CÂNın/RÛHun ÇIKmasıyla ÖLüm OLayının İÇinde ÖLümü tatmak... bizzat tatma, içinde olma gibi..


HAKku'L-YAKÎN.: İÇ DUYu ile, kalb ile sezilip, bizzat duyulan ve gözle müşahede olunarak bizzat yaşamak suretiyle hasıl olan bilgidir. Bu hal, yakîn derecelerinin en üstünüdür... =>KaLb ve FuaD İŞi..

Bir şeyin mâhiyyet ve hakikati, ancak HAKku'L-YAKÎN derecesiyle gerçek olarak BİLineBİLir.
Bunun içindir ki.:
“Men lem yezuk, lem ya'rif =>Tatmayan BiLmez.” denmiştir.
Çünkü
HAKku'L-YAKÎN İle BİLinen şeyler, söz ile tam mânâsıyla ifâde OLunamaz..
(İsmail Hakkı İzmirli, Yeni İlmi Kelâm, s. 68.)

HAKku'L-YAKÎN, ilim ve gözlemden geçerek fiili olarak tahakkuk edip yaşanan hakikat demektir.
"HAKku'L-YAKÎN, kulun HAKk’ta yok OLması ve onunla yalnız ilmen değil, hem ilim olarak, hem müşâhede ile, HeM HâL OLarak Bâki OLmasıdır.”
(Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, Vakıa 95'in tefsiri.)


وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ
Resim---“Ve emmâ in kâne mine’l- mukezzibîne’d- dâllîn (dâllîne).: Ve fakat dalâlette olan ve yalanlayanlardan ise.”(Vâkıa 56/92)

فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
Resim---“Fe nuzulun min hamîm (hamîmin).: O taktirde kaynar sudan bir ziyâfet vardır.” (Vâkıa 56/93)

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
Resim---“Ve tasliyetu cahîm (cahîmin).: Ve alevli ateşe atılma vardır.”(Vâkıa 56/94)

إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Resim---“İnne hâzâ le huve HAKku'L-YAKÎN (yakîni).: Muhakkak ki bu (anlatılanlar), elbette o (verilen haberler), HAKku'L-YAKÎN'dir (yakîn olan haktır, kesin olarak gerçektir).”(Vâkıa 56/95)

ÖLmeden ÖNce =>ÖLenLer =>NAHNU DİRİLenLer,
NEFsin Hevâ-Heves AKLını =>RÛHun NAHNU NAKLine ERdirenLer,
CâN CeheNNeM NÂRını =>İBRAHîMî NAHNU CeNNet NÛRu EdenLer,
ÜZmedEN=>ÜZÜLmedEN=>SEViLip=>SEViLENLer.. =>NAHNU=>BİZ BİR-İZ..

BİLMEk - BİLEN – BİLinEN,
BULmak - BULAN – BULunAN,
OLmak - OLAN – OLunAN,
YAŞAmak - YAŞayan – YAŞAtan =>NAHNU=>BİZ BİR-İZ..

ZITLar ZEVki
ŞE’ÂN ŞEVki
SIRRın SEVki
TAHtın FEVki.. =>NAHNU=>BİZ BİR-İZ..


Resim---Mukarreb Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : “ Mutü kable en temutu: Ölmeden önce ölünüz!.” buyurmuştur. (Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II-291-2669)

LEyLetü’L- KADÎR’de YeR YÜZÜne =>SEMÂ’dan İNeN =>DUYuLan KELÂMuLLAH..
LEyLetü’L- MİRÂC’da YeR YÜZÜnden =>SEMÂ’ya YÜKSeLeN =>UYuLan RESÛLULLAH..

İLMe'L- YAKîN İLMi=>"AYNe'L-YAKÎN" İRFÂNı => HAKka'L-YAKÎN ERKÂNın =>SÂHiBi RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem..

DEVR-i DEVRÂN DEVRÂNEsi PEYGAMBERi MUHAMMED aleyhisselâm,
SEYR-i SEYRÂN SEYRÂNEsi REHBERi MAHMUD aleyhisselâm,
CEVL-i CEVLÂN CEVLÂNEsi SERVERi HAMİD aleyhisselâm,
HAYR-ı HAYRÂN HAYRÂNEsi SIRERi AHMED aleyhisselâm!.


Resim---Sa’d İbni Hişâm'dan rivâyet edildiğine göre.: “Ben Âişe radıyallahu anhâ'ya.; “Bana Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in ahLâkını anlatır mısın?” dedim.
Âişe radıyallahu anhâ.:
“Peygamberin ahlâkı, Kur‘ÂN'dan ibâretti” cevabını verdi.

(İ. Ahmed b. Hanbel, Müsned V, 163. Aynı mânadaki diğer rivâyetler için bk. Müslim, Müsâfirin 39; Ebû Davûd, Tatavvu' 26; Nesâî, Kıyâmu'l-leyl 2; Dârimî, Salât 165; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 54, 91, 188, 216.)

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben lânetçi olarak değil, rahmet olarak gönderildim!.” buyurdu..
(Müslim, Birr 87.)

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Resim---“Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe ve’l- yevme’l- âhıre ve zekerallâhe kesîrâ (kesîren).: Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah'da pek güzel bir örnek vardır. ALLAH'a ve son güne ümit besler olup da Allah'ı çok zikreden kimseler için.”(Ahzâb 33/21)

أَمْ أَنَا خَيْرٌ مِّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ مَهِينٌ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ
Resim---“Em ene hayrun min hâzellezî huve mehînun ve lâ yekâdu yubîn (yubînu).: Yoksa ben, o acizden daha hayırlı (değil miyim) ki, o neredeyse sözü açıklayamıyor (normal konuşamıyor).”(Zuhrûf 43/52)

فَلَوْلَا أُلْقِيَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌ مِّن ذَهَبٍ أَوْ جَاء مَعَهُ الْمَلَائِكَةُ مُقْتَرِنِينَ
Resim---“Fe lev lâ ulkıye aleyhi esviretun min zehebin ev câe meahu’l- melâiketu mukterinîn (mukterinîne).: “Öyleyse ona takılmış altından bilezikler olmalı veya onunla beraber ona yakın olan melekler gelmeli değil miydi?”(Zuhrûf 43/53)

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---"Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).: De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.” (Âl-i İmrân 3/31)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Benim ve ALLAH'ın benimle gönderdiğinin durumu; milletine gelip.: “Ey milletim, ben (üzerinize gelmekte olan düşman) ordusunu gözlerimle gördüm. Ben apaçık bir uyarıcıyım. Başınızın çâresine bakın, kurtulmanın çâre¬sini arayın!.” diyen bir adamın durumuna benzer. Kavminden bir grup ona inanıp itaat eder ve akşamdan yola düşer ağır ağır yürür gider. Bir başka grup ise ona inanmayıp yalanlayarak yerlerinde kalırlar. Düşman ordusu sabaha karşı onlara baskın verir, onları helâk eder, köklerini kazır. İşte bana itaat edip getirdiğime tâbî olanlarla, bana isyân edip getirdiğim hakkı yalanlayanların durumu budur!.” buyurmuştur..
(Buhâri, Rikak 26, İ'tisam 2; Müslim, Fedâil 16)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben sizi kuşağınızdan yakalamış, ateşe düşmemeniz için gayret ediyorum, siz ise elimden kurtulup kendinizi ateşe atmaya çalışıyorsunuz” buyurmuştur..
(Buhârî, Enbiyâ 40.)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in =>NÜBÜVvet NÛRUnu =>VELÂYet NÛRUna DERCedip =>TENiYLe-KANıyLa-CÂNıyLa =>Tahkik İMÂNı-SÂLiH AMELiyLe =>ERİŞim EDEBiYLe =>Dâim-Kâim =>NAHNU=>BİZ BİR-İZ =>EhL-i Beyt aleyhumusselâm..

İmam Âli kerremallahu vechehu.: “PerdeLer AÇıLsa =>YAKÎNim Artmaz!.” buyurmuştur..

Resim
ResimResim

Bütün bu açıklamaların ışığında Kur'ÂN-ı Kerîm =>HAKku'L-YAKÎNdir ve bu ifâde Kur'ÂN-ı Kerîm'de sadece ve sadece tek bir âyette geçmektedir.:

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
Resim---“Ve innehu le HAKku'L-YAKÎN (yakîni).: Ve şüphesiz o (Kur'ÂN-ı Kerîm), kesin bir gerçektir. (HAKku'L-YAKÎN).” (Hâkka 69/51)

MuhaMMedî ŞÛUR EDEBiyLe =>YAKÎN’ne ERinceye Kadar=>YAŞA!.makta;
MuhaMMedî NÛR İLMiyLe => İLMu'L- YAKîN BİLmekkte,
MuhaMMedî SÜRÛR İRFÂNıyLa => AYNu'L-YAKÎN BULmakta,
MuhaMMedî O-NÛR ERKÂNıyLe => HAKku'L-YAKÎN OLmakta,

MuhaMMedî SADAKAtLa,
MuhaMMedî SAMiMîYyetLe,
MuhaMMedî SABıRLa,
MuhaMMedî SeLÂMETe =>ULAŞmakta;

EL =>ELe =>EL=>YED-i RESÛLuLLAH’a =>YEDuLLAH’a..
KELÂMuLLAH’ı DUYmakta;
İmâM-ı MutLak-MÜRŞİD-i MUTLak RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem’e UYmakta;
=>MuhaMMedî HASBî HİZMetçiLeri,
=> MuhaMMedî HABİBî HİZMetçiLeri,
=>MuhaMMedî MELÂMîLeri bu ÂLEMde;
=>HeR YeR=>HeR ÂN=>HeR HâL=>HeR NeFeSte=>HÂL-i HAZıR-HıZıRdırLar.. =>NAHNU=>BİZ BİR-İZ..


وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يُوقِنُونَ
Resim---“Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn (yûkınûne).: Sebatkâr davrandıkları, sabrederek mücadeleye devam edip, âyetlerimizi gerekçeleriyle kavrayıp kesinlikle inandıkları devirde, onların içinden, yaptığımız planın gereği, bizim düzenimizi uygulayarak doğru yola sevkeden rehberler, önderler, imamlar yetiştirdik.” (Secde 32/24)


KUR'ÂN-ı KERÎM’imizde =>YAKÎNî BİLiş ve GEreğini YERine GEtirİŞş.:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---“Va’bud RABBeke hattâ ye’tiyeke’l- YAKÎN (YAKÎNu).: Ve YAKÎN sana gelinceye kadar RABBine ibâdet et.” (Hicr 15/99)

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ
Resim---“Kellâ lev ta’lemûne İLMe'L- YAKîN (yakîni).: Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle (İLMe'L- YAKîN) bilmiş olsaydınız,” (Tekâsur 102/5)

لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ
Resim---“Le terevunne’l- cahîm (cahîme).: Andolsun, o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz.” (Tekâsur 102/6)

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ
Resim---“Summe le terevunnehâ "AYNe'L-YAKÎN" (yakîni).: Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle (AYNe'L-YAKÎN) görmüş olacaksınız.” (Tekâsur 102/7)

إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Resim---“İnne hâzâ le huve HAKku'L-YAKÎN .: Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (HAKku'L-YAKÎN).” (Vâkıâ 56/95)

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
Resim---“Ve innehu le HAKku'L-YAKÎN (yakîni).: Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (HAKku'L-YAKÎN).” (Hâkka 69/51)


Resim
ResimResim

CÂN GEÇer->CihÂNdan ÂŞIKk!
ŞÜKÜR =>YARATANdan ÂŞIKk!
ÖZün<->SÖZüne =>SÂHiB OL!
ŞİKÂYEt==>ŞEYtÂN’dan ÂŞIKk!.

KUL İHVÂNim==>HİZMEt EYyLE,
==->MuhaMMedî SÜNNEt EYyLE,
=>KELÂMuLLAH<->RESÛLuLLAH,
CÜMMLe CÂNLar=>CENNEt EYyLE!.


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

Resim
ResimResim
Yâ RABBenâ celle celâlihu!.
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in =>ŞEFÂat ŞİFâsıyLa,
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in =>İLME’L- YAKÎN EDEB-İLMiyLe,
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in =>AYNE’L- YAKÎN İDRAk-İRFÂNıyLa,
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in =>HAKKU’L- YAKÎN İHSÂN-ERKÂNıyLa,
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in =>BİZ BİR-İZ=>NAHNU ŞEHÂDet ŞEREFiyLe=>BİZ’ide ŞEREFLendir!.
İNŞÂe ALLAHu BERRü’r-RAHÎMmm!.


bî-RAHMetike yâ erhame'r- RAHÎMiyn!
bî-RAHMetike yâ erhame'r- RAHÎMiyn!
bî-RAHMetike yâ erhame'r- RAHÎMiyn!.
İrhamNÂ yâ RABBBeNâ ceLLe ceLÂLihuu!..


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.



M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
==>****KuR'ÂNu’L- KeMmm..***<=

DEVR-i DEVRÂN=->AŞkKuR'ÂN!
SEYR-i SEYRÂN=>MEŞk-i KuR'ÂN!
CEVL-i CEVLÂN->KÖŞkKuR'ÂN!
HAYR-ı HAYRÂN==>AŞkKuR'ÂN!.


ZEVK 9620

GEÇmiş GELecek CERYÂNı EL HAYy’ın>HAYy CÂNı =>KuR'ÂN!
HeR ÂN=>yENi YAĞaN RAHMEt ŞE’ÂN’ın=>Şu ÂN’ı =>KuR'ÂN!
ZÂT->SIFAt->ESMÂ->EŞYâ SELÂsı,
MîM MAHŞERİn==>KÂLÛ=>BELÂsı,
RESÛLuLLAH’ın=>CÂN NÛRu =>ALLAH’ın KuR'ÂN’ı=>KuR'ÂN!.


05.05.2020. 05:05
Brsbrsam..tktktrstkkmzdkoronavirüssensizshrLrimizz..


ŞE’ÂNuLLAH ŞEVkim==>KuR'ÂN!
HAYy HİZMEtinde=->KITMİR’im!.
SÖZ-SOHBetim-ZEVkim>KuR'ÂN!
HAZz HİZMEtinde==>KITMİR’im!.

KUL İHVÂNim=->İNŞÂe ALLAH,
=>RESÛLuLLAH>KELÂMuLLAH,
=>HASBî<->HABiBî->HİZMEtte,
=>-VECHİLLAH=>SEBîLİLLAH!.


Resim

=>ÖMRümün===>ÂHiR AĞIDı,
CÂNım BENim=>RESÛLuLLAH!.
=>KALBimin===>KaFA KAĞIDı,
AKk KEFENim=->KELÂMuLLAH!.

celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


Adı.: KurÂN-ı Kerim..
Lâkabı.: Mecîd..
Lisânı.: Arapça..
NüzûL ZamÂNı.: 27 Ramazan, FiL Senesi’nin 40.cı yıLı..
NüzûL MekÂNı.: Mekke, Medine, Hira Mağarası..
NâziL Eden.: ALLAHu zü’L- CELÂL..
Vahiy MeLeği.: CebrâiL aLeyhisseLâm..
Vahyi ALan.: MuhaMMed saLLaLLahu aLeyhi ve âLihi veseLLem..
Vahiy Sayısı.: 24 bin defa..
NâziL oLma Müddeti.: 23 yıL..
İLk NâziL oLan Âyet.: "Yaratan RABBinin adı iLe OKu."
İLk NâziL oLan Sûre.: ALak Sûresi..


اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Resim---“İkra’bismi RABBikellezî halak (halaka).: Yaratan RABBinin İsmi ile OKU.”(ALak 96/1)

Son NâziL oLan Sûre.: Nasr Sûresi..
Son NâziL oLan Âyet.: "Bugün sizin için dininizi kemaLe erdirdim."


حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالْدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Hurrimet aleykumu’l- meytetu veddemu ve lahmu’l- hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî ve’l- munhanikatu ve’l- mevkûzetu ve’l- mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekele’s- sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha ale’n- nusubi ve en testaksimû bi’l- ezlâm (ezlâmi), zâlikum fisk (fiskun), elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevn (vahşevni) EL YEVME EKMELTU LEKUM DÎNEKUM VE ETMEMTU ALEYKUM Nİ’METÎ VE RADÎTU LEKUMU’L- İSLÂME DÎNÂ (dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe İNNALLÂHE GAFÛRUN RAHÎM (rahîmun).: Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve ALLAH'tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, BENden korkun. BUGÜN SİZİN DÎNİNİZİ KEMÂLE ERDİRDİM. VE ÜZERİNİZDEKİ Nİ'METİMİ TAMAMLADIM. SİZİN İÇİN DÎN OLARAK İSLÂM'DAN RAZI OLDUM. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki ALLAH GAFÛRDUR, RAHÎMDİR” (Mâide 5/3)

Cüz Sayısı.: 30..
Hizb Sayısı.: 120..
Sûre Sayısı.: 114..
En AzametLi Âyet.: Âyet'eL Kürsî..
En uzun Sûre.: Bakara Sûresi..
En kısa Sûre.: Kevser Sûresi..
En uzun Âyet.: Bakara Sûresinin 282. Âyeti..
En kısa Âyet.: Tâ-Hâ Sûresinin 1. Âyeti..


طه
Resim---“Tâ, Hâ.: Tâ, Hâ.” (Tâ-Hâ 20/1)

Mekki SûreLerin sayısı.: 82..
Medeni SûreLerin sayısı.: 20..
Mekki ve Medeni SûreLerin sayısı.: 12..
KurÂN-ı Kerim’in yarısındaki Sûre.: Kehf Sûresi
KurÂN-ı Kerim’in ANAsı.: Fâtiha Sûresi
KurÂN-ı Kerim’in KALBi.: Yâ-Sîn..
KurÂN-ı Kerim'in GELiNi.: RahmÂN Sûresi..
İkİ BesmeLe oLan Sûre.: NemL Sûresi..
BesmeLe oLmayan Sûre.: Tevbe Sûresi..

KurÂN-ı Kerimde Bütün ÂyetLerinde ALLAH ceLLe ceLâLihu İsmi OLan Sûre.: MücâdeLe Sûresi..
KurÂN-ı Kerim'in Âyet sayısı.: 6236 Âyet..
KurÂN-ı Kerim'in KeLime sayısı.: 77439 keLime..
KurÂN-ı Kerim'in Harf sayısı.: 330733 harf..
KurÂN-ı Kerim'in Nokta sayısı.: 105684 nokta..

KurÂN-ı Kerim Üç BöLümden İbarettir.:
1-) ALLAH ceLLe ceLâLihu'nun VahdÂNiYyeti.
2-) KıssaLar/İbret Verici HikâyeLer..
3-) Ahkâm/HükümLer. KanunLar. NizamLar..

Üç defa OKUnduğunda KurÂN-ı Kerim'ın Hatim Sevâbını TeşkiL Eden Sûre.: İhLâs Sûresi..

KurÂN-ı Kerimde Erkek ve Kadın eşit oranda, eşit keLimeLerLe zikroLunmuştur.:
KurÂN-ı Kerimde Erkek 24 defa, Kadın da 24 defa zikroLunmuştur.
Bu nokta insanı hayrete düşüren ve insanın üzerinde tefekkür etmesi gereken bir noktadır.
Bu nokta KurÂN-ı Kerimde her konunun eşit oLarak beyân oLunduğunu göstermektedir..

KurÂN-ı Kerimde.:
=> Dünya 115 defa, Âhiret de 115 defa,
=>MeLekLer 88 defa, ŞeytÂN da 88 defa,
=>YAŞA!.mak 145 defa, ÖL!.üm de 145 defa,
=>Fayda 50 defa, Zarar da 50 defa,
=>MiLLet/HaLk 50 defa, PeygamberLer aLeyhumusseLâm da 50 defa,
=>İbLis 11 defa, İbLis'in şerrinden ALLAH ceLLe ceLâLihu'a sığınmak da 11 defa,
=>Musibet 75 defa, şükür de 75 defa,
=>Sadaka 73 defa, RaZıLık da 73 defa,
=>ALdatıLanLar/daLaLete düşenLer 17 defa, öLüLer de/öLü insanLar da 17 defa,
=>MüsLümanLar 41 defa, Cihâd da 41 defa,
=>ALtın 8 defa, GüzeL ve Rahat YAŞAm da 8 defa,
=>Büyü 60 defa, Fitne de 60 defa,
=>Zekât 32 defa, Bereket de 32 defa,
=>Zihin 49 defa, Nûr da 49 defa,
=>DiL 25 defa, Nâsihat da 25 defa,
=>Arzu 8 defa, Korku da 8 defa,
=>Âşikâr konuşmak 18 defa, TebLiğ etmek de 18 defa,
=>ZorLuk 114 defa, SaBıR da 114 defa,

Resûlullah saLLaLLahu aLeyhi ve aLihi veseLLem'in MuhaMMed İsmi.: 4 Sûrede 4 defa.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Şeriat TEBLiğLeri.: 4 Sûrede 4 defa. ZİKRoLunmuştur..

KurÂN-ı Kerim'de Tekrar OLan KeLimeLer de.:
İNsÂNın Dikkatini KurÂN-ı Kerim’e CeLbetmekte/ÇEKmekte ve Tefekküre SEVk ETmektedir;

KurÂN-ı Kerim'de SaLât/Namaz 5 defa, ay 12 defa, gün 365 defa zikroLunmuştur.:
Acaba bunLarın tamamı tesâdüfen oLabiLirmi?!.:

Kamer Sûresinden KurÂN-ı Kerim’in sonuna kadar =>1389 Âyet vardır. Kameri Takvimine göre miLadî 1969 senesine tekabüL etmektedir.
Aya gidiLme tarihi Hicrî 1389 senesinde gerçekLeşmiştir..

KurÂN-ı Kerim’in 19. Meryem Sûresi’nin 57. Âyeti İdris aleyhisselâm hakkında buyurulmuştur ve;
İnsan uzaya iLk oLarak =>1957 senesinde gitmiştir..


وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِدْرِيسَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا
Resim---“Vezkur fî’l- kitâbi idrîse innehu kâne sıddîkan nebiyyâ (nebiyyen).: Ve Kitap'ta İdris (aleyhisselâm)'ı (da) zikret. Muhakkak ki O, sadık bir Nebî (Peygamber) idi.”(Meryem 19/56)

وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا
Resim---“Ve refa’nâhu mekânen aliyyâ(aliyyen).: Ve onu, yüce bir mekâna (göklere-makama, cennete) yükselttik.” (Meryem 19/57)

Bütün erkek ve dişi hayvanLarda buLunan kromozomLar eşittir.
BaL arısı kromozom açısından diğer hayvanLardan farkLı oLan tek hayvandır. Zirâ BaL ARISI’nın 16 ÇiFt kromozomu vardır. Ama Erkek Arının 16 TEk kromozomu vardır.
KurÂN-ı Kerim’in 16.ıncı Sûresi ise NahL/BaL Arısı Sûresidir..

KurÂN-ı Kerim’in bir kaç yerinde Merkeb/Eşek keLimesi diğer hayvanLarLa beraber zikroLunmuştur.
Ancak sadece KurÂN-ı Kerim’in 2 Âyet-i Kerimesinde bu hayvanın adı tek başına zikroLunmuştur.:

SesLerin en çirkini, şüphesiz merkebLerin sesidir.:


وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِن صَوْتِكَ إِنَّ أَنكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ
Resim---“Vaksid fî meşyike vagdud min savtik (savtike), inne enkere’l- asvâti le savtu’l- hamîr (hamîri).: Ve yürüyüşünde mütevazi (alçakgönüllü) ol ve sesini alçalt (alçak sesle konuş). Muhakkak ki seslerin en çirkini, elbette hamirin (merkebin-eşeğin) sesidir.” (Lokmân 31/19)

Tevrat’La yükümLü tutuLup da onunLa ameL etmeyenLerin durumu, ciLtLerLe kitap taşıyan merkebin durumu gibidir.:

مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Resim---“Meselullezîne hummilût tevrâte summe lem yahmilûhâ ke meselil hımâri yahmilu esfârâ(esfâren), bi’se meselul kavmillezîne kezzebû bi âyâtillâh(âyâtillâhi), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).: Kendilerine Tevrat yüklenip de (Tevrat'ın farzları okunup da), sonra O'nu taşımayanların (onunla amel etmeyenlerin) hali, ciltlerle kitap taşıyan merkebin hali gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötü. Ve Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.”(Cumâ 62/5)

Merkebin/Eşeğin 31 ÇiFt yâni 62 kromozomu vardır. Bu iki Sûre, Lokmân ve Cumâ SûreLeri =>KurÂN-ı Kerim'in 31.inci ve 62. inci SûreLeridir..

İHVÂNİm==>Kur'ÂN=>Es SELÂM,
==>CÂN EVİmizin ====>NEFESi!.
=>HAKk Âşığa ===>ÂHiR KELÂM,
==>Kur'ÂN =>RESÛLuLLAH SESi!.
celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Resim---“Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnu’l- kulûb (kulûbu).: Bunlar, iman edenler, ve kalbleri, ALLAH'ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; ALLAH'ı zikretmekle mutmain olur (huzura kavuşur, sükûnet buluryatışır!) öyle değil mi?” (Ra‘d 13/28)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---“Bismillâhir rahmânir rahîm.: Rahmân ve rahîm olan Allah'ın ismi ile.”(Fâtiha 1/1)

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“El HAMDu LİLLÂHi RABBi’l- ÂLEMÎN (âlemîne).: Hamd, âLemLerin RABBi oLan ALLAH'adır.” (Fâtiha 1/2)


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve,
Nebîyyike ve,
RasûLike ve,
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve alâ âlihi, EHL-i BEytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

İNŞÂe ALLAHu BERRü’r-RAHÎMmm!.


bî-RAHMetike yâ Erhame'r- RAHÎMiyn!
bî-RAHMetike yâ Erhame'r- RAHÎMiyn!
bî-RAHMetike yâ Erhame'r- RAHÎMiyn!.
İRhamNÂ yâ RABBBeNâ ceLLe ceLÂLihuu!..


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.



M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Kullanıcı avatarı
Zehra
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 377
Kayıt: 10 Ağu 2007, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen Zehra »

Resim

KuLihvanimmm KaLeminden,
İkrâ KeLâmuLLah SırLarı!.
KaLbi Atar Yâsîn-İ ŞerîfLe,
Fâtiha'dır KeLâmuLLah'ın AnAsı!.


Resim

MükemmeL, Muhteşem, Muazzam,
KeLamuLLah'da GeLindir Sûre-i RahmÂNn,
Âyete’L- Kürsî’dir Azametü’L- Kur'ÂNnn!.
BizLere Şefaatci EyLe Eyyy Yüce SuLt ÂNnn!.

Resim

KuLihvanim Der ki.: Huzur KeLâmuLLah'ta
Ona Giden YoL İse RasûLuLLah'ta,
Berru’r- Rahîmmm Âyetinde Buyurur
KaLpLer Ancak ALLah'ı ANmakta BuLur Huzur!.


Resim

KiMLiğini AÇıkLamış KuLihvanisiii,
Noktası, Harfi, Âyet-i Kerîmesi,
KeLâmuLLah ve RasûLuLLah SevdâLısı,
HaSBî HaBiBî GönüLLü HiZMetçisi!.


MuhaMMedî Âşığımızaaa...

06. 05. 2020
Saaat 05:00
SoLingen..


Resim
ResimResim
ResimResimResim

Resim
M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

ZEHRÂ
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

KÛN->ZÂTından MURADuLLAH,
OLÂN==>feyeKÛN EMRuLLAH,
=>NEFES ALıp<->VERdiği ÂN,
DUYar ve UYar=>ABDuLLAH!.


Yâ RAHîMu=>RAHMÂN ALLAH,
HÂL-i HAZıR->HANNÂN ALLAH,
EL VEDÛDu’L- MENNÂN ALLAH,
YuSEBBİHu==->SUBHÂN ALLAH!.


ZEVK 9721

==>ZâLike’L- FadLu MinaLLah.. Ve kefâ biLLâhi ALÎMÂ,
Ve Kefâ BiLLâhi ===>VeLîyyen.. Ve kefâ biLLâhi NASÎRÂ,
=>ÂCiZ=>ZELîL=>ALîL=>İNSÂN.. Ve kefâ biLLâhi VELİYYÂ,
==>KUL FâKiRdir==>GANî ALLAH.. Ve kefâ biLLâhi VEKÎLÂ,
HAYrı HAKk’tan=>ŞERR NEFsinden.. Ve kefâ biLLâhi ŞEHÎDÂ,
KELÂMı’n=>DUYy!. RASÛLü’n=>UYy!. Ve kefâ biLLâhi HASÎBÂ!.


16.08.2020 23:02
brsbrsam..tktktrstkkimizzzdemreahsnzynbeliff..


celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


=>İLİM=>İRADe=>İDRAKkta,
NAHNU SIRRın==>İŞTİRAKkta,
HAKkLa->HAKk’a KUL İHVÂNim,
HAKktan HAKkta KULu OLmaKkta!.


Resim


ResimVe kefâ biLLâhi.: Kur'ÂN-ı Kerîmde 7 sûrede 16 âyette.:

ResimVe kefâ biLLâhi HASÎBÂ.: Nisâ 4/6; Ahzâb 33/39,48..

الَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَالَاتِ اللَّهِ وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ أَحَدًا إِلَّا اللَّهَ وَكَفَى بِاللَّهِ حَسِيبًا
Resim---“Ellezîne yubelligûne risâlâtillâhi ve yahşevnehu ve lâ yahşevne ehaden illallah (illallâhe), ve kefâ billâhi hasîbâ (hasîban).: Onlar (nebîler, peygamberler), ALLAH'ın risaletini tebliğ ederler ve O'na huşû duyarlar ve ALLAH'tan başka hiç kimseden korkmazlar. Ve ALLAH, hesab görücü olarak kâfidir.” (Ahzâb 33/39)

وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ وَدَعْ أَذَاهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
Resim---“Ve lâ tutııl kâfirîne ve’l- munâfikîne veda’ezâhum ve tevekkel alâllâh (alâllâhi), ve kefâ billâhi vekîlâ (vekîlen).: Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve (onların) eziyetlerine aldırma ve ALLAH'a tevekkül et. Ve ALLAH, vekîl olarak (sana) yeter.” (Ahzâb 33/48)

ResimVe kefâ biLLâhi VELİYYÂ.: Nisâ 4/45..

وَاللّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَى بِاللّهِ وَلِيًّا وَكَفَى بِاللّهِ نَصِيرًا
Resim---“Vallâhu a’lemu bi a’dâikum. Ve kefâ billâhi veliyyen, ve kefâ billâhi nasîrâ (nasîran).: Ve sizin düşmanlarınızı en iyi ALLAH bilir. Ve dost olarak ALLAH kâfidir. Ve yardımcı olarak ALLAH kâfidir.” (Nisâ 4/45)

ResimVe kefâ biLLâhi NASÎRÂ.: Nisâ 4/45..

وَاللّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَى بِاللّهِ وَلِيًّا وَكَفَى بِاللّهِ نَصِيرًا
Resim---“Vallâhu a’lemu bi a’dâikum. Ve kefâ billâhi veliyyen, ve kefâ billâhi nasîrâ (nasîran).: Ve sizin düşmanlarınızı en iyi ALLAH bilir. Ve dost olarak ALLAH kâfidir. Ve yardımcı olarak ALLAH kâfidir.” (Nisâ 4/45)

ResimVe kefâ biLLâhi ALÎMÂ.: Nisâ 4/70..

ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّهِ وَكَفَى بِاللّهِ عَلِيمًا
Resim---“Zâlike’l- fadlu minallâh (minallâhi). Ve kefâ billâhi alîmâ (alîmen).: İşte bu fazl (büyük ihsân) ALLAH'tandır. Ve Allah, “en iyi bilen olarak” kâfidir.”(Nisâ 4/70)

ResimVe kefâ biLLâhi ŞEHÎDÂ.: Nisâ 4/79,166; Ankebût 29/52; Fetih 48/28..

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا
Resim---“Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh (minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke li’n- nâsi resûlâ (resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: Sana iyilikten (hasenattan) ne isabet ederse, işte o ALLAH'tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isâbet ederse, o takdirde o, kendi nefsindendir (derecât kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şâhid olarak ALLAH yeter.” (Nisâ 4/79)

قُلْ كَفَى بِاللَّهِ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالَّذِينَ آمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Resim---“Kul kefâ billâhi beynî ve beynekum şehîdâ (şehîden), ya’lemu mâ fîs semâvâti ve’l- ard (ardı), vellezîne âmenû bi’l- bâtılı ve keferû billâhi ulâike humu’l- hâsirûn (hâsirûne).: De ki: "Sizinle benim aramda şâhid olarak ALLAH, kâfidir. Göklerde ve yerde ne varsa bilir." Bâtıla inananlar ve ALLAH'ı inkâr edenler, işte onlar hüsrânda olanlardır.” (Ankebût 29/52)

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا
Resim---“Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullih (kullihî), ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: O'dur ki, Resûl'ünü hidâyetle ve hak dîn ile bütün dînlere izhar etmesi (açıklaması) için gönderdi ve şâhid olarak ALLAH yeter.” (Fetih 48/28)

ResimFe kefâ biLLâhi ŞEHÎDen.: Yûnus 10/29; Ra'd 13/43; İsrâ 17/96..

وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَسْتَ مُرْسَلاً قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ
Resim---“Ve yekûlullezîne keferû leste murselâ (murselen), kul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum ve men indehu ilmu’l- kitâb (kitâbi).: Ve kâfirler: “Sen, resûl olarak gönderilmiş değilsin.” derler. De ki: “ALLAH ve kitabın ilmi yanında olanlar, benimle sizin aranızda şâhid olarak kâfidir.” (Ra'd 13/43)

قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا
Resim---“Kul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum, innehu kâne bi ıbâdihî habîren basîrâ (basîren).: De ki: “Benimle sizin aranızda, ALLAH şâhid olarak yeter.” Muhakkak ki O, kullarından haberdar olandır, (onları) görendir.”(İsrâ 17/96)

ResimVe kefâ biLLâhi VEKÎLÂ.: Nisâ 4/81,132,171; Ahzâb 33/3,48..

وَلِلّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَفَى بِاللّهِ وَكِيلاً
Resim---“Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fi’l- ard (ardı). Ve kefâ billâhi vekîlâ (vekîlen).: Ve göklerde ve yeryüzünde olanlar (herşey) ALLAH'ındır. Ve ALLAH, vekîl olarak yeter.” (Nisâ 4/132)

وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
Resim---“Ve tevekkel alâllâh (alâllâhi) ve kefâ billâhi vekîlâ (vekîlen).: Ve ALLAH'a tevekkül et. Ve ALLAH, vekîl olarak yeter.” (Ahzâb 33/3)

وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ وَدَعْ أَذَاهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
Resim---“Ve lâ tutııl kâfirîne ve’l- munâfikîne veda’ezâhum ve tevekkel alâllâh (alâllâhi), ve kefâ billâhi vekîlâ (vekîlen).: Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve (onların) eziyetlerine aldırma ve ALLAH'a tevekkül et. Ve ALLAH, vekîl olarak (sana) yeter.” (Ahzâb 33/48)

Resim

ALLAH celle celâlihu.:
Resim

er Rahmânu celle celâlihu.:
Resim

er Rahîmu celle celâlihu.:
Resim
El Vedûdü: Resim

El Hannanu celle celâlihu.:
Resim

El Mennanu celle celâlihu.:
Resim

El Âlimu celle celâluhu.:
Resim

El Hakku celle celâlihu.:
Resim

El Hasîbu celle celâlihu.:
Resim

En Nasîru celle celâlihu.:
Resim

Eş Şehîdu celle celâlihu.:
Resim

El Vekîlu celle celâlihu.:
Resim

El Veliyyu celle celâlihu.:
Resim


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve,
Nebîyyike ve,
RasûLike ve,
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve alâ âlihi, EHL-i BEytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

İNŞÂe ALLAHu BERRü’r-RAHÎMmm!.


bî-RAHMetike yâ Erhame'r- RAHÎMiyn!
bî-RAHMetike yâ Erhame'r- RAHÎMiyn!
bî-RAHMetike yâ Erhame'r- RAHÎMiyn!.
İRhamNÂ yâ RABBBeNâ ceLLe ceLÂLihuu!..


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.



M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

TOHuMdan =>TOHuMa HeR CÂN,
=>Şİmdi->Şu ÂN=>ÇİÇEKk AÇAN,
=>BeBe =>BaBa =>eBe =>DeDe,
VAKti GELir =>GÖÇeR=>BiR ÂN!.


ZEVK 9822

TOHuM İÇi=->GÜL AĞACı.. ===>TOHuM=>GONCa AÇARsa=>GÜL,
DÖRt MEVSİMde YAŞAR ÖLüR… =->KOKu=>GÜZEL GAZELi=>KÜL,
KÛN fe ye KÛN=>“ye”si=>AKıL,
KÛN fe ye KÛN=>“fe”si=>NAKiL,
CÂNÂN’ın>CÂN’da>CENNEti =>YERden GÖğe KADAR>KÛN>TÜL!.


14.12.20 12:14
brsbrsm...tktktrstkkmizzzdeherÂNnn..


AHDin BİLir ===>EBDÂL OLAN,
CENNEt BULur=>EBRÂR OLAN,
NAHNU OLur==>EHYÂR OLAN,
HAKkı YAŞAr==>EHRÂR OLAN!.

İHVÂNi'm=>KÛN>MURADULLAH,
fe ye KÛN=>HAYyat>EMRULLAH,
fe”=>İMÂN… “ye”si =>AMELim,
fe”nin NOKTAsı>SÜNNETULLAH!.

BİZ BİR-İZ =>HUu! ŞE’ÂNULLAH!.
=>Bî-İZNİLLAH==>İNŞÂe ALLAH!.
SIRRNAHNU==>MÂŞÂe ALLAH!.



Resim


=>CÂNÂN’ın>CÂN’da =>CENNEti
YERden GÖğe KADAR>KÛN>TÜL!.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“DİKkat Edin! =>ALLAH’ın MALı çok PAHALıdır.
DİKkat Edin! =>ALLAH’ın Ticâret için ortaya koyduğu MALı ise CENNEttir!.”
buyurmuştur.
(Tirmizî, 2450.)

Resim Kur'ÂN-ı Kerîm'de CENNEt..:

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---“Ve sâriû ilâ magfiretin min RABBikum ve ceNNetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve RABBiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan CENNEte koşun!” (ÂL-i İmrân 3/133)

سَابِقُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاء وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
Resim---“Sâbikû ilâ magfiretin min RABBikum ve CENNEtin arduhâ keardı’s- semâi ve’l- ardı uıddet lillezîne âmenû billâhi ve rusulih (rusulihî), zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vALLÂHu zû’l- fadli’l- AZÎM (azîmi).: RABBinizden mağfirete ve genişliği, yeryüzü ve gökyüzünün genişliği kadar olan, ALLAH'a ve O'nun Resûl'üne inananlar için hazırlanmış olan CENNEte (kavuşmak için) yarışın. İşte bu, ALLAH'ın fazlıdır. Onu dilediğine verir. Ve ALLAH, büyük fazl sâhibidir.” (Hadîd 57/21)

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe RABBel âlemîn(âlemîne).: (Münâfıkların size vaadleri), Şeytan’ın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman.: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin RABBi ALLAH'tan korkarım.” dedi.” (Haşr 59/16)

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الأَمْرُ إِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ إِلاَّ أَن دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلاَ تَلُومُونِي وَلُومُواْ أَنفُسَكُم مَّا أَنَاْ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنتُمْ بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَآ أَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Resim---“Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’de’l- hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy (musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl (kablu), inna’z- zâlimîne lehum azâbun elîm (elîmun).: Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi.: “Muhakkak ki; ALLAH, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sâhib değilim. Sadece sizi dâvet ettim. Böylece siz, bana icâbet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zâlimlere acı azâb vardır.” (İbrahîm 14/22)

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Resim---“Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humu’l- fâsikûn (fâsikûne).: ALLAH'ı unutan kimseler gibi olmayın! Böylece (ALLAH da) onlara, kendi nefslerini unutturdu. İşte onlar, onlar fâsık olanlardır.” (Haşr 59/19)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef’alûn (tef’alûne).: Ey iman edenler, Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (Saff 61/2)

كَبُرَ مَقْتًا عِندَ اللَّهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ
Resim---“Kebure makten indallâhi en tekûlû mâ lâ tef’alûn (tef’alûne).: Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, ALLAH katında bir gazâb (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti).” (Saff 61/3)

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاء
Resim---“E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fi’s- semâ (semâi).: ALLAH nasıl örnek verdi, görmedin mi? Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir. Onun aslı sabittir (kökü topraktadır). Ve onun dalları semâdadır.” (İbrahîm 14/24)


Resim

AHDin BİLir ===>EBDÂL OLAN,
CENNEt BULur=>EBRÂR OLAN.:


إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
Resim---“İnnel EBRÂRe le fî naîm (naîmi).: Muhakkak ki EBRÂR olanlar, elbette ni'metler içindedir.” (Mutaffifîn 83/22)

عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ
Resim---“Alel erâiki yenzurûn (yenzurûne).: Tahtlar üzerinde (oturup) seyrederler.” (Mutaffifîn 83/23)

تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ
Resim---“Ta’rifu fî vucûhihim nadraten naîm (naîmi).: Sen, ni'metin pırıltısını (sevincini), onların yüzlerinde görüp anlarsın.” (Mutaffifîn 83/24)

يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ
Resim---“Yuskavne min rahîkın mahtûm (mahtûmin).: Onlara, mühürlenmiş (sadece kendilerinin açacağı) halis şarabdan sunulur (içirilir).” (Mutaffifîn 83/25)

خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ
Resim---“Hitâmuhu misk (miskun). ve fî zâlike fel yetenâfesi’l- mutenâfisûn (mutenâfisûne).: Onun (o şarabın) sonu misktir (şahâne misk kokusudur). Ve yarışanlar, artık bunda (bunun için) yarışsınlar.” (Mutaffifîn 83/26)



Resim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem'de CENNEt.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Azîz ve Celîl olan ALLAH.: “BEN, sâlih kullarım için âhiret azığı olarak hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmedik bir takım ni’metler hazırladım. ALLAH’ın sizleri bu sözlerle muttali’/bilgisi olan kıldığı şeyleri bir yana bırak. Bir de bunlardan başka onun sizleri muttali’/ bilgisi olan kılmadığı bir şey vardır ki, o en büyüktür.” buyurdu.” buyurdu.
(Müslim, 2824/3; Buharî 3053.)

Resim

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH celle celâlihu, CENNEti yarattığı vakit Cebrâil’e.: “Git CENNEte bak!.” buyurdu.
Cebrâil gidip CENNEte baktı. Sonra geldi ve.: “Ey RABBim! İzzetine yemin olsun ki, CENNEti kim işitirse muhakkak ona girer!.” dedi.
Sonra ALLAH celle celâlihu onu zorluklarla donatıp.: “Yâ Cibril! Git CENNEte bak!.” buyurdu.
Cibril gitti ve CENNEte baktı. Sonra geldi ve.: “Ey RABBim! İzzetine yemin olsun ki, ona kimsenin girememesinden korktum!” dedi.” buyurdu

(Ebu Davûd 4744; Tirmizî, 2685.)

Resim

Resim---Enes bin Mâlik radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "CENNEt nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmış. Cehennem de nefsin arzularıyla kuşatılmıştır." buyurdu.
(Buharî, 6412; Müslim, 2822/1; Tirmizî, 2684.)

Resim

Resim---Sehl bin Sa’d Es-Saidi radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:CENNEtte bir kamçı kadar yer, dünyadan ve dünyada bulunan her şeyden daha hayırlıdır…” buyurdu.
(Tirmizî.)

Resim

Resim---Sehl bin Sa’d radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:CENNEtte sekiz kapı vardır. Bunların içinde bir kapı Reyyan diye isimlendirilir. Buradan CENNEte yalnız oruçlu olanlar girer.” buyurdu.
(Buharî, 3058..)

Resim

Resim---Muaz bin Cebel radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Muhakkak CENNEt yüz derecedir. Onlardan her bir derece gök ile yer arasındaki mesafe kadardır. Şüphesiz o derecelerin en yücesi, Firdevs’tir. En faziletlisi de Firdevs’tir. Arş, muhakkak Firdevs’in üstündedir. CENNEtin ırmakları da Firdevs’ten çıkıp akar. Bu itibarla siz ALLAH’tan dilemek istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin!” buyurdu.
(İbni Mâce, 4331, Tirmizî, 2651.)

Resim

Resim---Enes bin Mâlik radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “…Şâyet CENNEt Ehli kadınlardan bir kadın dünyaya çıkmış olsaydı, muhakkak yer ile gök arasını aydınlatır ve ikisi arasını güzel bir koku doldururdu. Ve elbette o kadının başörtüsü dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır."buyurdu.
(Buharî, 6467.)

Resim

Resim---Sa’d bin Ebi Vakkas radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:CENNEtte olan ni’metlerden, bir tırnağın taşıyacağı kadar bir şey görünmüş olsa gökler ve yeryüzünün dört tarafı arasındaki her şey muhakkak süslenirdi. Ve CENNEt Ehlinden bir kadının bilezikleri görünse, güneş yıldızların ışığını silip yok ettiği gibi o da muhakkak güneşin ışığını silip yok ederdi” buyurdu.
(Tirmizî, 2661.)

Resim

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: “Yâ Rasûlallah! CENNEtin yapısı nedir?” diye sordum.
Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kerpici gümüşten, bir kerpici altından, harcı keskin kokulu misk, çakılları inci ve yakut, toprağı za’ferandır…”
buyurdu.

(Tirmizî, 2646.)

Resim

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:CENNEtte, gövdesi altından olmayan hiçbir ağaç yoktur!.” buyurdu.
(Tirmizî, 2645.)

Resim

Resim---Ebu Said El-Hudri radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şüphesiz CENNEtte öyle bir ağaç vardır ki, onun altında bir süvari, yürüyüşü çok sür’atli, tâlimli, iyi cins bir at ile yüz sene yürürse yine onu bitiremez!.” buyurdu." buyurdu.
(Müslim 2828/8; Buharî 6459; Tirmizî, 2643; İbni Mâce 4335.))

Resim

Resim---Ebu Musa el-Eş’ari radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İki CENNEt vardır ki, bunların kapları ve içinde bulunan şeyler hep gümüştendir. Diğer iki CENNEt daha vardır ki, bunların kapları ve içinde bulunan şeyler de altındandır. Adn CENNEtindeki CENNEtliklerle RABBlerine bakmaları arasında ALLAH’ın vechi (Yüzü) üzerindeki büyüklük ridâsından başka bir şey bulunmayacaktır.” buyurdu." buyurdu.
(Buharî 4828; Tirmizî, 2648.)

Resim

Resim---Harise bin Vehb El-Huzai radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dikkat edin! Ben size CENNEtlik olanları haber veriyorum:
Zayıf olup zayıf görülen kişi…”
buyurdu." buyurdu.

(Buharî 4902; Müslim 2853/46; Tirmizî, 2732; İbni Mâce 4116.)

Resim

Resim---Usame radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben CENNEtin kapısı önünde durdum, oraya girenlerin çoğu fâkirler idi. Zenginler alıkonulmuşlardı…” buyurdu." buyurdu.
(Buharî, 6456; Tirmizî, 2729.)

Resim

Resim---Abdullah bin Ömer radiyallahu anhum.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:CENNEt Ehli CENNEte vardığı, Cehennem Ehli de Cehenneme vardığında ölüm, alacalı bir koç sûretinde getirilir. CENNEtle Cehennem arasında yatırılıp kesilir.
Sonra bir münâdi.: “Ey CENNEt Ahalisi! Artık ölüm yoktur. Ey Cehennem Ahalisi! Artık ölüm yoktur!.” diye nidâ eder. Bu hâdise sebebiyle CENNEt ehlinin ferahı bir kat daha artar, Cehennem Ehlinin hüzün ve kederi ise bir kat daha artar!.”
buyurdu." buyurdu.

(Müslim, 2850/43; Buharî, 6457; İbni Mâce, 4327; Tirmizî, 2682.)

Resim

Resim---Enes bin Mâlik radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “…CENNEt ehlinden olup da dünyada en çetin ve meşakkatli hayat süren kişi getirilir ve CENNEte bir daldırılışla daldırılır.
Müteâkiben ona dai: “Ey Âdemoğlu! Sen hiçbir çetinlik ve sıkıntı gördün mü, sana herhangi bir sıkıntı ve zorluk uğradı mı?” diye sorulur.
O da.: “Hayır, vALLAHi yâ RABB! Bana asla sıkıntı uğramadı ve ben asla şiddet görmedim!” der.”
buyurdu." buyurdu.

(Müslim, 2807/55; İbni Mâce, 4321.)

Resim

Resim---Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre radiyallahu anhuma.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir münâdi CENNEt Ehline: ”Daimâ sıhhatli kalmanız ve ebediyyen hasta olmamanız hakkınızdır. Daimâ yaşamanız ve ebediyyen ölmemeniz hakkınızdır. Daimâ genç kalmanız ve ebediyyen ihtiyarlamamanız hakkınızdır. Daimâ ni’metler içinde hoş bir halde olmanız ve ebediyyen sıkıntı ve çetinliğe maruz kalmamanız hakkınızdır!.” diye nidâ edecektir.” buyurdu." buyurdu.
(Müslim, 2837/22.)

Resim

Resim---Muaz bin Cebel radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: CENNEt Ehli CENNEte kılsız, tüysüz, yaratılıştan sürmeli, otuz veya otuz üç yaşında olarak gireceklerdir.” buyurdu." buyurdu.
(Tirmizî, 2669.)

Resim

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Herkim CENNEte girerse ni’met içinde hoş halde olur. Kendisine hiçbir sıkıntı ve çetinlik isabet etmez. Elbiseleri eskimez, gençliği de bitmez.” buyurdu.
(Müslim, 2836/21, Tirmizî, 2646.)

Resim

Resim---Suheyb radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Amelini güzel yapanlar için güzel mükâfat ve dahası vardır.” Yûnus 26. âyeti hakkında şöyle buyurdu.:
CENNEt Ehli CENNEte girdikleri vakit bir münâdi.: “Sizin için ALLAH katında bir vaad vardır.” diye nidâ eder.
Onlar da.: “ALLAH bizim yüzlerimizi ak etmedi mi? Bizi ateşten kurtarmadı mı? Bizi CENNEte girdirmedi mi?” derler.
Melekler.: “Evet!.” diye cevap verirler.
Müteâkiben ALLAH ile CENNEt Ehli arasında perde kaldırılır. ALLAH’a yemin ederim ki, ALLAH, CENNEt Ehline kendisine bakmasından daha sevgili hiç bir şey vermemiştir!.”
buyurdu." buyurdu.

(Tirmizî, 2676.)

لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلاَ يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلاَ ذِلَّةٌ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim---“Lillezîne ahsenû’l- husnâ ve zîyâdeh (zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilleh (zilletun), ulâike ashâbu’l- cenneh (cenneti), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimîyetle ibâdet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderlere, idarecilere, askerî erkâna ve müslümanlara, devlet ni’meti, daha güzel mükâfat var. Fazlası da, Cemâl-i İlâhî’yi görme de var. Yüzlerine ne siyah toz lekeleri bulaşır, ne de onlarda, zillet emâresi görürsün. Onlar CeNNet Ehlidirler. Orada ebedî yaşarlar.” (Yûnus 10/26)

Resim

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:CENNEte ilk girecek zümrenin yüzleri ayın ondördüncü gecesindeki sûreti gibi parlaktır. Onların ardı sıra girecek olanlar ise, semâdaki en keskin ışıklı büyük yıldızın parlaklığı üzeredirler. Sonra CENNEtlikler bunların ardından birçok menziller ve derecelerdir. Onlar CENNEtte bevl etmezler, pislik ve dışkı çıkarmazlar, sümkürmezler, tükürmezler. Onların CENNEtteki tarakları altındır, terleri misktir, buhurdanlıklarının udu, Hind Udu'dur. Onların her biri için iki zevce vardır ve zevceleri, Huru’l-İyn’dir. Bunlardan her birinin kemiğinin iliği letafetinden dolayı etinin üstünden görünür. Onların ahlakı bir tek adamın ahlakı üzeredir, vücutları da ataları Âdem’in uzunluğu üzeredir ki, o altmış ziradır yaklaşık otuz metredir. CENNEtlikler arasında ihtilaf ve düşmanlık yoktur. Onlar sabah ve akşam ALLAH’ı tesbih ederler."buyurdu." buyurdu.
(Müslim, 2834/14,15,16; Buharî, 3053,3054.)

Resim

Resim---Abdullah bin Kays radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Muhakkak CENNEtte mü’min için içi boşaltılmış bir tek inciden bir çadır vardır. Onun boyu altmış mildir yaklaşık yüz kilometredir. Onun her köşesinde mü’mine mahsus birçok kadınlar vardır ki, diğerleri onları görmezler. Mü’min kişi onları dolaşıp ziyâret eder." buyurdu." buyurdu.
(Buharî, 4830; Müslim, 2838/23,24,25.)

Resim

Resim---Enes bin Mâlik radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şüphesiz CENNEtte bir çarşı vardır ki, CENNEt Ahalisi her Cumâ Günü oraya gelirler. Müteâkiben şimâl rüzgârı eser de onların yüzlerine ve elbiselerine en güzel koku nevi’lerini serper. Bundan da CENNEt Ehlinin güzellikleri artar da artar. Güzellikleri artmış olarak kendi âileleri yanına dönerler.
Âileleri onlara.: “VALLAHi sizlerin bizden sonra güzelliğiniz daha da artmıştır.” derler.
Onlar da âilelerine.: “VALLAHi sizler de öylesiniz. Andolsun bizden sonra sizin de güzelliğiniz ziyâdelenmiştir.” derler.”
buyurdu." buyurdu.

(Müslim, 2833/13.)

Resim

Resim---Ebû Hureyre radiyallahu anhu’dan.: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.:CENNEtle Cehennem tartıştılar. Cehennem, böbürlenen ve zorba kimselerle, CENNEt ise insanların güçsüzleri ve insanlar nazarında değersiz olan kimselerle doldurulduklarını ileri sürecekler.
Bunun üzerine ALLAH CENNEte.: “Sen benim “RIZAm”sın. Seninle ben kullarımdan dilediğime RAHMetimi ulaştırırım.”
CeheNNeme de.: “Sen benim “AZÂBım”sın. Seninle ben kullarımdan istediğime azâb ederim. Her ikiniz de dolacaksınız.” buyuracak.
Cehennem dolmak ve doymak bilmedi.
Nihâyet ALLAH celle celâlihu, ayağını ona koydu ve Cehennem de.: “Artık hiç alacak yerim kalmadı, hiç alacak yerim kalmadı!” dedi. Cehennemin ağzı birbirine kavuştu.
ALLAH celle celâlihu, yarattıklarından hiç kimseye zulmetmez.
CENNEtten boş kalan yerler için ise ALLAH başka insanlar yaratacaktır.”
buyurdu." buyurdu.

(Buhârî, Müslim ve Tİrmizî.)

Resim

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu, Çöl halkından biri Bedevî, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e geldi ve.: ”Bana bir amel söyle ki,bunu işittiğimde CENNEte gireyim.”dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kendisine hiçbirşeyi ortak koşmayarak Allah’a kulluk edersin,farz olan Namazı kılarsın,farz olan Zekâtı verirsin, Ramazan Orucunu tutarsın.” buyurdu.
Bu kimse.: ”CÂNımı elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, bunun üzerine hiçbir artırma yapmam!.” dedi.
Bu adam kalkıp gittiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:”Kim CENNEtlik bir KİMseye bakmak isterse buna baksın!.”
buyurdu." buyurdu.

(Buharî, 704.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim EL HAKk Kur'ÂN!.

KELÂMuLLAH->HAKk’ın SÖZü,
KALB KULağı==>GÖNüL GÖZü,
==>AŞKın KAPISIdır=->Kur'ÂN,
KuL İHVÂNİm =>SÖZü==>ÖZü!.


Resim EL HAYy Kur'ÂN!.

SEHER ÇAĞLAyanı===>ÇİLeR,
==>ŞÂFİ’dir==>ŞeFâat DİLeR,
=>CÂN AYNASI’n SIRRın SİLeR,
CÂNLarı CAMM EDeR=>Kur'ÂN!.

Resim

HeR SEHER VAKtini=>BEKLeR,
CÂN-CÂNÂN AÇaR->ÇİÇEKLeR,
NÛRun ALâ NÛR”un->EKLeR,
NOKSANı TAMM EDeR->Kur'ÂN!.

Resim

=>AÇaR==>BİZ BİR-İZ BÂZÂRIn,
=>HAKk’a ÇEViRiR==>NÂZÂRIn,
SÖZ-SOHBEt-ZEVki OLuR YÂRın,
HAZZına ZAMM EDeR=->Kur'ÂN!.

Resim

HeR HARf=>CÂN EVİne AKaR,
>SEKiZ CENNEt RÛHu KOKaR,
KÂR-ü-BELÂ ÇÖLÜ’n=>SOKaR,
CÂNını=*>KUMM EDeR Kur'ÂN!.

Resim

=>OKU!.tur=>SüKût HARFI’nı,
SALLaR=>ZİKRuLLAH SARFI’nı,
==>KAPAtıR ==>AĞıZ ZARFI’nı,
=>SESini MUMM EDeR->Kur'ÂN!.

Resim

=>SEHER SIRRı OLuR==>EŞin,
CÂNda CENNEt VERiR=>PEŞin,
YAKaR===>CÂN-CİĞeR ATEŞin,
ÇİLLeni=>DEMM EDeR>Kur'ÂN!.

Resim

ANLAtıLmaz>SEHER HALLaR,
YÂR-La YAŞAnan->MASALLaR,
KITMİR’imi==>AŞKLa YALLaR,
KIRATım YEMM EDeR>Kur'ÂN!.

Resim

HAKk ÂŞIKLar=>SÜNNEt EDeR,
EL MENNÂN’a=->MİNNEt EDeR,
CEHENNEM’in=->CENNEt EDeR,
CİHÂN’ı==>CEMM EDeR Kur'ÂN!.

Resim

==>EŞYâ==>ESMÂ=>SIFAtLaNıR,
==>ZÂTuLLAH’a==>KANAtLaNıR,
HARFLeRin SIRRı===->KATLaNıR,
CÂN-CÂNÂ=->CiMM EDeR Kur'ÂN!.

Resim

=>KELÂMuLLAH=>KERÂMEtLe,
=>SIRRR-ı SIRFta=>SELÂMEtLe,
===->MUHAMMEDî MELÂMEtLe,
ELiF-LÂM=>MiMM EDeR Kur'ÂN!.
İHVÂNİ’m KiMM?!. EDeR Kur'ÂN!.


30.12.20 07: 03
brsbrsm...dşşşmaksemyokuşuuu..


celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..



M.M.M.
MuhaBBetLerimLe.

Resim
KUL İHVÂNİm...
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

HUu DOStt..
HAYy DOSt..


KEREM KAYnağı=->HiLKÂtın,
KûN>feyeKûN===>KÂiNÂtın,
AKıL-NaKiL===>ZÂHiR-BÂtın,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

ZÂHiRde==>SUBHÂN’ın SEsi,
BÂTıNda==>RAHMÂN NEFEsi,
RÛH KUŞu==->KANLı KAFEsi,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

ZÂHiRde=->BEdEN dOKUsu,
İLk ÂYEt=>İKRÂ-=>OKU!.su,
BÂTıNda==>VUSLât kOKUsu,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

ZÂHiR->BÂTıNı TÜMMLeyen,
EVVEL<->ÂHiRi>TAMMLayan,
NAHNU ZEVkini>ZAMMLayan,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

SIRat-ı MUSTAkîm=>Kur'ÂN,
YOLcu=->MuhaMMedî OLÂN,
MUHiTin=>MERKEZi HeR ÂN
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

BİL! BUL! OL!. YAŞA! SüNNeti,
CÂNÂN’ın ==>CÂNda CeNNeti,
HANNÂNu’L- MENNÂN>MiNNeti,
RESÛLuLLAH!. =>KELÂMuLLAH!.

Resim

Kur'ÂN>SiYaH NÛR>YUTucu,
HABÎBuLLAH==->EL TUTucu,
YEDi RENk=>SeBeB-SONucu,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

ZÂHiRin==>DEVR-i DEVRÂNı,
BÂTıNın==->SEYR-i SEYRÂNı,
CEVLÂNın->HAYR-ı HAYRÂNı,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

EBDÂLi HAYy, EBRÂRı HAYy,
AHYÂRı HAYy, AHRÂRı HAYy,
SIRR-ı SIRfta=>ESRÂRı HAYy,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

=>İLİM=>İRADE==>İDRAkta,
=>İMÂN=>AMeL=>İŞTİRAkta,
=>HAKk’tan=>HAKk’a,
=>HAKk’La=>HAKk’ta,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.

Resim

DÜŞ-ER-sEN->SEBîLiLLAH’a,
=>EL VER!.irsEN>ÂLİ ŞÂH’a,
NAHNU>BİZ’i->YEDuLLAH’a,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!..

Resim

KUL İHVÂNim=>SÖZün HASı,
BİZ BİR-İZ>MECNÛN-LEYLÂsı,
=>ZEMZEM İLe>KEVSER TASı,
RESÛLuLLAH!. KELÂMuLLAH!.


14.01.2021 02: 24
brsbrsm...tktktrstkkmdetktkdkur’ÂNnn..


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...


ALLAHım!.
7 LETÂİFimizin SALLini-İSÂLini-SILÂsını-ULAŞımını SAĞLa!.



Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu!.


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

Resim

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلاَّ بِالْحَقِّ وَإِنَّ السَّاعَةَ لآتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمِيلَ
Resim---“Ve mâ halakne’s- semâvâti ve’l- arda ve mâ beynehumâ illâ bi’l- hakk (hakkı), ve innes sâate le âtiyetun fasfehı’s- safha’l- cemîl (cemîle).: BİZ semaları ve yeryüzünü ve o ikisinin arasındaki şeyleri, başka bir şey için yaratmadık. Ancak hak ile yarattık. Ve muhakkak ki; o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Artık onlardan güzellikle yüz çevir.” (Hicr 15/85)

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلاَّقُ الْعَلِيمُ
Resim---“İnne RABBeke huve’l- HALLÂKu’l- ALÎM (alîmu).: Muhakkak ki; senin RABBin, O; YARATAN ve BİLENdir.” (Hicr 15/86)

وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِّنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ
Resim---“Ve le kad âteynâke seb’an mine’l- mesânî ve’l- Kur’ÂNe’l- azîm (azîme).: ( RESÛLum) Ve andolsun ki; SANA mesânî (ikinci)den 7'yi (7'liyi, 7'li olarak) ve KUR'ÂNu’l- AZÎM'i verdik.” (Hicr 15/87)


Resim

ALLAH celle celâlihu.:
Resim

er RABB celle celâlihu.:
Resim

er Rahmânu celle celâlihu.:
Resim

er Rahîmu celle celâlihu.:
Resim

El Hakku:
Resim

El Hayyu: Resim

El Evvelü celle celâlihu.:
Resim

EL Âhiru celle celâlihu.:
Resim

Ez Zâhiru celle celâlihu.:
Resim

El Bâtinu celle celâlihu.:
Resim

Et Tâmmu celle celâlihu.:
Resim

El Hannanu celle celâlihu.:
Resim

El Mennanu celle celâlihu.:
Resim

Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
****HAKku’l- HAYyu’L-HUuu!.***
Resim celle celâlihu..


HAKk DALInda Yâ BÜLBÜLü,
SORULarım!.=>CEVÂBLarım!.
HUuu!.. SESİne SEHER TÜLü,
SIRRı SIRFta=->SEVÂBLarım!.

KİMsesizLer ZÂRi BURSA’m,
YALNIZLarın YÂRi BURSA’m,
->ZITLarın ZEVKin YAŞAttın,
=>ÂŞıKLar DiYÂRi BURSA’m!.

NEFES=>SESi=>RESÛLULLAH,
DİVİTin HOKKAsı==->KUR'ÂN!.
AŞKın YOLu=>YÂRi->ALİ ŞAH,
BESMELe NOKTAsı=->KUR'ÂN!.


ZEVK 9876

CEMMü’L- CEM’de=>NAHNU NÛRu=>RABB’ımızın RÛH REHBERi,
======>RAHMEtenLi’L-ÂLEMîNdir======>ENBİYÂLaR SERVERi,
=->ENÂ<*>ENTE..ARAsı NOKta===>Lâ HUve İLLâ HUu=>ALLAH,
=>MURADuLLAH’ın=>KÛN EMRi==>fe yeKÛN=->KULLuk SEFERi!.


14.02.2021 02:14
brsbrsm.tktktrstkkdşuhu-uselâsemizzz..


CÂNından AYRı==->TEN NEdir?
ENÂLLAH>KiM?. ki BEN>NEdir?
Lâ HUve İLLâ>KAHHÂR ALLAH,
=>ENTE NEdir ki->BEN>NEdir?.

=>DAMLAsın=>DENİZ’i==>YAŞA!
=>GÜNEŞ<->IŞIK=>İZ’i==>YAŞA!
ŞAHDAMARdan AKREB>RABBım,
=>NAHNU<==>BİZ BİR-İZ-i YAŞA!.

=>NEBÎYyü’L- ÜMMîyyi>ANLA,
KUL İHVÂNi=>TÜMMLe SÖZün!.
DUY!. UY!. AMELLe<=>İMANLA,
TEKMiL TEVHiD TAMMLa SÖZün!.


celle celâlihu..
aleyhumusselâm..

Resim
DİVİT'in HOKKA'sı==>KUR'ÂN!.:

DİVİT.: Yazı yazmak için kullanılan hokka ve kalemi bir arada ihtivâ eden mahfaza.. KâF KaLemi.:


ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ
Resim---“Kâf vel kur’âni’l- mecîd (mecîdi).: Kâf. Mecîd (şerefli) Kur'ÂN'a andolsun.” (Kâf 50/1)

HOKKA.: Cam, seramik veya metalden yapılmış küçük kutu biçimindeki kap. (Bilhassa içine mürekkeb konulur.)
NûN HOKKAsı.:


ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
Resim---“Nûn ve’l- kalemi ve mâ yesturûn (yesturûne).: Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun!” (Kalem 68/1)

Resim
CÂNından AYRı==->TEN NEdir?
ENÂLLAH>KiM?. ki BEN>NEdir?
Lâ HUve İLLâ>KAHHÂR ALLAH,
=>ENTE NEdir ki->BEN>NEdir?.

=->ENÂ<*>ENTE..ARAsı NOKta
===>Lâ HUve İLLâ HUu=>ALLAH.:


ŞÂHDAMARımdan da AKRABa ->RABBım (MeRKEZde):

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve lekad halakne'l-insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu AKREBu ileyhi min habli'l-verîdi : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha YAKINız.” (Kâf 50/16)

ve ALLAHu züL- CeLÂLim ->EnALLAH!. (MUHİTte):

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---“İnnenî enâllâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki BEN, YALNIZCA BEN ALLAH'ım. BENden başka EL İLÂH yoktur. BANA kulluk et; BENi anmak için namaz kıl!.” (TâHâ 20/14)

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim---“Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı). Ve kânallâhu bi kulli şey’in MUHÎTâ(muhîtan) : Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatan-kapsayandır.” (Nisâ 4/126)

Resim
ZÂT =>SIFAT =>ESMÂ =>EŞYÂ..
MURADuLLAH =>EMRuLLAH =>SÜNNetuLLAH =>ŞE’ÂNuLLAH =>her ÂN =>KÛN fe ye KÛN..

Vahdet- Kesret =>Rücû-Urûc =>Mir’âcında 4 TEVHİDimiz ise;


Resim• 1. Tekil => BEN.. Başta ZÂT =>ALLAH celle celâluhu .. VaHDet.. HaKiKat ÂLeMi.. “Lâ İLâHe =>İLLâ ENâ” ..
ZÂTuLLAH’ın ULUHİYyet Tevhidi.. Bunu ALLAH celle celâlihu bizZÂTihi yapar..:


إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---“İnnenî enâllâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki BEN, YALNIZCA BEN ALLAH'ım. BENden başka EL İLÂH yoktur. BANA kulluk et; BENi anmak için namaz kıl!.” (TâHâ 20/14)


Resim•• 2. Tekil => SEN.. SIFAT => Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem .. RiSâLet.. MâRiFet ÂLeMi.. “Lâ İLâHe =>İLLâ ENte : SEN’den başka İLÂH yoktur”.. Bunu ise Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Teke Tek yapar..


وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
Resim---"Ve zen nuni iz zehebe müğadiben fe zanne el len nakdira aleyhi fe nada fi'z- zulümati el lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z- zâlimin.: Zünnûn'u da (Yûnus'u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihâyet karanlıklar içinde.: "Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum!." diye niyaz etti." (Enbiyâ 21/87)


Resim••• 3 Tekil => O.. ESMÂ => PÎR kaddesallahu sırrahu.. FeTRet.. TaRiKat ÂLeMi.. “Lâ İLâHe =>İLLâ HUVe : O’ndan başka İLÂH yoktur. ” HU, HaKKiki HUviyyet Sâhibi olan, izafî olmayan, O’ndan başka İLÂH yoktur. Bunu aklı olan İnsÂN Sûretindeki bizler yapar.

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
Resim---"Kul hüvallahü ehad : De ki: "O, ALLAH'tır, bir TEKtir." (İhlâs 112/1)


Resim•••• EŞYÂ => Kul-ben.. Beşerîyyet-Kesret.. Şeriat ÂLeMi.. “Lâ İLâHe =>İLLâ ALLAH”.. Genel Tevhiddir tüm mâsivâ buna dâhildir.. Taş taşça, atom atomca yapar, hepsi kendi dilince hareket eder..

فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ
Resim---"Fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâhu vestaġfir liżenbike veli'l-muminîne ve'l-muminât(i) vallâhu ya’lemu mutekallebekum ve meśvâkum.: Bil ki ALLAH’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! ALLAH, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.” (MuhaMMed 47/19)



Resim
ALLAH celle celâlihu:

Er Rahmân:
Resim

Er RahîM:


Resim

Resim
Yâ RASÛLULLAH sallallahualeyhi vesellem!.

29. SALÂVÂT-I ŞERÎFE .:

İbrâhim-i Dessûkî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı:
Çok azîz bir MuhaMMedî âşık olup EvLiyâuLLAH: “ Bu salâvâtın faziletini ALLAH celle celâlihu BİLir..” demişlerdir.


SALÂVÂtu’-L HAYyu LâYemût..
ÖLümsüz El HAYy celle celâlihu’ya ULAŞım SALÂVÂtımız..


ARAPÇASI.:

Resim

TÜRKÇESİ.:
"Allahumme salli ve sellim ale'z-zâtî'l-Muhammediyyeti'l-latîfeti'l-ehadiyyeti Resim Şemsi semâi'l-esrâri Resim Ve mazhâri'l-envâri Resim Ve merkezi medâri'l-celâlî ve kutbi feleki'l-cemâlî Resim Allahumme bi sırrıhi ledeyke Resim Ve bi seyrihi ileyke âmin havfî ve âkil asreti vezheb huznî ve hırsî Resim Ve kun lî ve hûznî ileyke minnî Resim Verzuknî'l-fenâe annî Resim Vellâ tec'alnî meftûnen bi nefsî Resim Mahcûben bi hissî Resim Vekşif lî an kullu sırrın mektûmin Yâ Hayyu Yâ Kayyûm!"

MÂNÂSI.:
"ALLAH'ım! Sırlar Semâsının güneşi, nûrların mazharı, Celâl Dâiresinin merkezi (dönüm noktası : akdes noktası), Cemâl Feleğinin (yörüngesinin) kutbu (devrânda devreden cismin cihân çarkının aksı) olan; Ahadiyyet (her hususta mutlak teklik) lâtifetinin (Ahadiyyetten Ahmedîyyete lütûf edilen incelik ve hakikatlerin) tecellîgâhı (ilk zuhûr yeri, çoğalma ocağı olan) Zât-ı Muhammedîyyete salât-ü-selâm eyle! ALLAH'ım! O'nun Senin yanındaki sırrı (teslimiyet) ve Sana olan (istikamet) seyrinin hakkı için; korkumu gider emin kıl (emniyette eyle), (imkanla imtihan seyr-ü-sülûkümde, teslimiyet ve istikamet tevhidinde) ayak kaymalarımı (yolda sürçmelerimi, takılıp düşmelerimi yoldan geri kalmalarımı) azalt, hüznümü (üzüntümü, kederimi) ve hırsımı (dünyaya tamahkarlığımı) gider (bertaraf et), benden yana (lehime) ol; beni, benden Kendine (Sana) al (çek), beni benden fenâ ile rızıklandır (benlik hastalığımdan kurtar, benliğimin yok olmasına izin, inâyet ve hidâyet eyle, nefs perestlikten âzâd et!). Beni nefsime meftun kılma (nefsimin fitnesine düşürme, nefsimin hevâ ve hevesiyle sihirletme, nefsime tüm gönlümü verip ona vurulan, düşkün ve âşık olan kılma!). Âfâkı (dış dünyayı) tanıdığım hislerimi (enfüsümü ve özümü tanıdığım duygularımı) bana (şühûdî tevhid tekemmülüme) hicâb (perde, engel, yol kesici, çeldirici) etme! Bana her türlü, tüm gizli (saklı) sırları aç (ifrat ve tefritten koru, i'tidal üzere ve hazımlı kıl, şaşırtma-taşırtma!) YÂ HAYYU YÂ KAYYÛM (celle celâluhu)!"



M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

ResimKUL İHVÂNİmResim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

YÜCe RABB’ini ZİKREYLe,
BeSMeLe Getir İHVÂNİ’m!.
SONsuz Nİ’MEti FİKREYLe,
HAMD İLe>Bitir İHVÂNİ’m!.

===>EUZû İLe TAŞLamak,
=>BESMELE İLe BAŞLamak,
=>HİZBuLLAH=>İLe BİLeLik,
NAHNU BİZ BİR-İZ YAŞAmak!.


ZEVK 9913

BîSMiLLâHi’r-RAHMÂNi’r-RAHîM.. >Bî-İSMİHu.. SUBHÂNehu..
RABB’ın SÖZü.. RASÛL SESi.. KALEM’den=>KELÂM’a DUYgu..
DUDAktan=>DUDAğa AKıŞş,
SÖZ ALEVi==>KALBi YAKıŞş,
Be”sin NOKtası=->ÂLİ ŞÂHh!. Lütûff=>Lâ HUVe İLLâ HUu!.


30.03.2021..03:30
brsbrsm...tktktrstkkmizdeseherseyrimizzz..


BAŞta=->SON’un BeSMeLesi,
=>O’nda->O’nun BeSMeLesi,
BeDeN-NEFSimde-KALbimde,
=>ÖZde=>RÛH’un ZeLZeLesi!.

=>Er RAHMÂNi’r-RAHîM ALLAH,
==>ALLAH İLedir==>BİSMİLLAH,
Be”den>“Mim”e KUL İHVÂNim,
=>Lî-VECHİLLAH<=>SEBİLİLLAH!.


celle celâlihu..
aleyhumusselâm..


Resim

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---“Bismillâhi’r- rahmâni’r- rahîm.: RAHMÂN ve RAHÎM olan ALLAH'ın İSMİ İLe.” (Fâtiha 1/1)

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).: Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'adır.” (Fâtiha 1/2)

Resim

İMaM Ali kerremullahi veche’nin: “İLiM bİR NOKta idi onu câhiller ÇOĞlattı!”
BUYUrduğunun MÂNÂsı, RUHu, SıRRı İLK NOKtadır..


İMâM Ali kerremullahi veche.: “Her İLiM “BeSMeLe,” ye, o dahi “ﺐ - Be” harfine, o dah, Be harfinin altındaki “. NOKta da mündemic*tir, derc edilmiştir, toplanıp içinde CEM’ edilmiştir.”
BUYUrduğunun da MÂNÂsı, RUHu, SıRRı bu İLK NOKtadır..


*Mündemic.: İndimac eden, dürülüp sarılan, içine sokulmuş olan. İçine alınmış olan.

Velâyet ŞAHımız İmam Ali kerremullahi veche ne güzel Buyurmakta ki.: “Tüm Kur'ân-ı Kerim Fâtihaya, Fâtiha BeSMeLe,ye, BeSMeLe,Be- ب ” Harfine DERC edilse-yoğunlaştırılıp içine sokulsa; BEN o “Be- ب ” Harfinin NOKTAsı OLurum!.”buyurmaktadır..

Ondandır ki
Ali kerremullahi veche SIRRı eren İLİM Şehrine SALLeder-ULAşır..

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: “Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır. Şehre girmek isteyen kapıdan girmelidir!.”
buyurdu.
(Hazreti İbn-i Abbas’dan; Hâkim-i Nişaburî Müstedrek C. 3 S. 126)

Resim

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in
Kur'ÂN-ı Kerîm KÂTiBi Resim HaLiD Bin SaiD radiyallahu anhu..

Hâlid Bin Said radiyallahu anhu, ilk Müslümanlardan ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kâtibidir.
Babası, Câhiliye döneminde Mekke’nin ileri gelenlerinden, daha sonra da İslâm’ın tanınmış düşmanlarından biri olup Ebû Ühayha künyesiyle tanınırdı..
Hâlid radiyallahu anhu’n Ebubekir radiyallahu anhu ile beraber yahut ondan hemen sonra İslâm’ı kabul ettiği, fakat babasından çekindiği için bunu açıklayamadığı söylenmekteyse de kızı Ümmü Hâlid radiyallahu anhu’n belirttiğine göre.: Hz. Ali, Ebubekir, Zeyd Bin Hârise ve Sa‘d Bin Ebû Vakkâs’tan (radiyallahu anhum) sonra beşinci Müslümandır..

Bir gece rüyasında korkunç bir ateşin kenarında bulunduğunu, babasının kendisini ateşe atmaya çalıştığını, Resûl-i Ekrem’in de onu belinden kavrayıp kurtardığını görmüştü. Rüyâsını anlattığı Hz. Ebubekir radiyallahu anhu Resûlullah’a iman etmesini tavsiye edince Hâlid, Resûl-i Ekrem’in yanına gidip dâveti hakkında bilgi aldıktan sonra Müslüman oldu. Ancak babası diğer kardeşleri vasıtasıyla onu yakalatarak feci şekilde dövdü, güneş altında günlerce susuz bıraktı, kardeşlerinin kendisiyle konuşmasını yasakladı..

Resim HABEŞİSTAN’a HİCRETi.:
Hâlid radiyallahu anhu’n dininden vazgeçmeyeceğini anlayınca da onu evinden kovdu. Habeşistan’a hicret başlayıncaya kadar Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanında kalan Hâlid radiyallahu anhu, yine ilk Müslümanlardan olan karısı Ümeyme (Ümeyne yahut Hümeyne) bint Hâlid (Halef) el-Huzâiyye ile birlikte ilk kafile ile Habeşistan’a hicret etti. Onun ikinci kâfile ile hicret ettiği de rivâyet edilmektedir. Sonraları Zübeyr Bin Avvâm ile evlenecek olan kızı Eme ile oğlu Saîd Habeşistan’da dünyaya geldiler..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Hâlid radiyallahu anhu’yu bir heyetle birlikte Habeşistan kralına gönderdiği ve onun on yıldan fazla bir süre orada kaldığı da söylenmektedir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Habeşistan’da kocası dinden dönen Ümmü Habîbe’yi kendisine nikâhlaması için Necâşî’ye haber gönderdiği zaman Ümmü Habîbe nikâh için Hâlid radiyallahu anhu’yu kendine vekil tâyin etmiş, Hâlid de Ümmü Habîbe’yi Resûl-i Ekrem’e nikâhladığını belirtmişti..
(İbn Hişâm, IV, 295; İbn Hacer, VII, 652)

Hâlid Bin Saîd radiyallahu anhu, ikinci muhâcir kafilesiyle Habeşistan’a hicret eden kardeşi Amr, Ca‘fer Bin Ebû Tâlib radiyallahu anhu ve diğer Müslümanlarla birlikte 628 yılında Medine’ye döndü. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Hayber’in fethiyle meşgul olduğunu öğrenince Hayber’e gitti. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, cihada katılanlardan izin alarak Hayber ganimetinden Hâlid radiyallahu anhu’ya de pay verdi.
Hâlid radiyallahu anhu daha sonra Resûl-i Ekrem’le birlikte Umretü’l-Kazâ’da, Mekke’nin Fethinde, Huneyn, Tâif ve Tebük Gazvelerinde bulundu..

Resim BESMELEYİ İLK YAZAN SÂHABî.:
Hâlid Bin Saîd radiyallahu anhu’n BESMELE”yi İLk Yazan Kâtib” olarak bilinmesi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e nâzil olan ilk âyetleri yazdığını, hatta Habeşistan’a hicret edinceye kadar Vahiy Kâtipliği yaptığını göstermektedir. Onun Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bazı fermânlarını kaleme aldığı, Sakīf Heyetine verilen fermânı yazdığı bilinmekte, dört halife ile Hâlid ve kardeşi Ebân’ın en fazla kâtiplik yapanlardan olduğu kaydedilmektedir. (Zürkânî, III, 390)
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Mekke Fethinden sonra henüz Müslüman olmayan kabilelere askerî birlikler göndermeye başlayınca Hâlid Bin Saîd radiyallahu anhu’yu 300 kişiyle birlikte Urene taraflarına gönderdi (Vâkıdî, III, 873).
H. 10 (631) yılında Medine’ye gelerek İslâmiyet’i kabul eden Yemen’in Murâd Kabilesi reisi Ferve Bin Müseyk geri dönerken Resûl-i Ekrem aleyhisselâm onunla birlikte gitmek üzere Hâlid radiyallahu anhu’yu Yemen’e (San‘a bölgesine ve Mezhic Kabilesine) zekât tahsildarı olarak görevlendirdi..

Resim EBU BEKİR radiyallahu anhu’ya MUHALEFETİ.:
Hâlid ve Amr radiyallahu anhu, diğer kardeşleri Ebân ile birlikte hem Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hem Ebubekir radiyallahu anhu Devrinde önemli hizmetler yaptılar. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Amr’ı Hayber, Tebük, Fedek ve Vâdi’l-Kurâ gibi yerlere zekât tahsildârı, Ebân’ı da Bahreyn’e vâli tâyin etti. Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın vefâtını haber alan kardeşler Medine’ye döndüler ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den sonra artık bir başkasının me’muriyetini kabul etmeyeceklerini bildirdiler..
Hâlid ile Ebân radiyallahu anhum ancak Benî Hâşim’in biâtından sonra Ebubekir radiyallahu anhu’ya biat ettiler. Bu sebeple Şîa Kaynakları Hâlid radiyallahu anhu’yu, Ebubekir radiyallahu anhu’ya fitnenin önlenmesini amaçlayan İmam Ali kerremallahu vechehu’n zoruyla biat edenler arasında saydığı gibi onun bir cuma günü Ebu Bekir radiyallahu anhu’yu minberden indirmeyi tasarlayan, fakat yine Ali kerremallahu vechehu’n yönlendirmesiyle hilâfeti haksız yere elde ettiğini kendisine söyleyen on iki sahâbîden biri olduğunu, hatta ilk konuşmayı Hâlid radiyallahu anhu’n yaptığını kaydetmektedir..

(Bahrülulûm-i Tabâtabâî, II, 332-333; Hasan es-Sadr, s. 353-355)

Resim HALİD BİN SAİD radiyallahu anhu NASIL VEFâT ETTİ?.:
Ebubekir radiyallahu anhu Devrinde yapılan Suriye Savaşlarına üç kardeş birlikte katıldı. Ridde* Savaşlarında Suriye’nin doğu taraflarına gönderilen orduya Ebu Bekir radiyallahu anhu’n Hâlid Bin Saîd radiyallahu anhu’yu kumandan tâyin ettiği belirtilmektedir. Daha sonra Bizanslılara karşı yapılan Ecnâdeyn Savaşı’nda (13/634) üçünün birden şehid düştüğü, Hâlid radiyallahu anhu’n o sıralarda elli yaşlarında olduğu kaydedilmektedir.
Bazı kaynaklara göre ise Hâlid radiyallahu anhu Suriye’deki Mercisuffer Savaşı’nda kumandan olmuş (Halîfe Bin Hayyât, et-Târîħ, s. 120), İkrime Bin Ebû Cehil’in bu savaşlarda şehîd düşmesi üzerine mücâhidler arasında bulunan karısı Ümmü Hakîm bint Hâris ile Mart 635’te evlenmiş ve aynı gün şehîd düşmüştür. (Hâkim, III, 250) Ümmü Hakîm’in, içinde zifafa girdikleri çadırın direğiyle o gün dokuz Bizanslı’yı öldürdüğü rivâyet edilir. (İbn Sa‘d, IV, 99; İbn Hacer, VIII, 194)
Hâlid Bin Said radiyallahu anhu’n Yermük Savaşı’nda (15/636) vefât ettiğine dâir rivâyet zayıf kabul edilmiştir..


Resim HALİD BİN SAİD radiyallahu anhu’n YÜZÜĞÜ.:
Hâlid radiyallahu anhu’n çok güzel bir yüze sâhib olduğu, üzerinde “MuhaMMed ResûLuLLah” yazılı yüzüğü Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e kardeşi Amr’ın değil onun verdiği (Hâkim, III, 250), Yemen’in Zebîd Bölgesinde bulunduğu sırada Muhadramûn Şâirlerinden cengâver sahâbî Amr Bin Ma‘dîkerib’in “samsâme” adlı ünlü kılıcını kendisine hediye ettiği rivâyet edilir..

Hâlid Bin Saîd radiyallahu anhu’n Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den hadis rivâyet ettiği bilinmemekte, ancak hadis kitaplarında onunla ilgili şu olaya yer verilmektedir.:
Hâlid radiyallahu anhu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in huzuruna kabul edilmeyi beklediği bir sırada, kocasından boşanıp bir başka kişiyle evlenen bir kadının yeni kocasını cinsî bakımdan zayıf bulduğu için eski kocasına dönmek isteğini Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e anlattığını duymuş, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in huzurunda bu şekilde konuşmanın saygısızlık olacağını düşünerek o esnada içeride bulunan Ebubekir radiyallahu anhu’ya kadının bu şekilde konuşmasına engel olmadığı için târizde bulunmuştur..
(Buhârî, Şehâdât, 3, Edeb, 68; Müslim, Nikâh, 111-112)


...M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

ResimKUL İHVÂNİmResim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
Resim AVCUNdaki,
Resim bEN!.

Resim
TOHUMun=>ÇİLLenmek VAKti,
ÇİLLenip==>DİLLenmek VAKti,
NOKTA’yı===->DEVRÂN Ettirip,
HARFLerin>GÜLLenmek VAKti!.

YANmayANa SORma==->ATEŞi,
YANANLar AŞKk<==>ÂŞIKk EŞi,
YANAN İNKÂR!.->ALEVi İKRÂR,
=->NÛR-u MuHaMMeD GÜNEŞi!.


Resim

RABBenâ!.
HAYyu’L-HAKk!.
HAKku’L-HUUu!.
ALLAH celle celâlihu!.


ب Be’nin NOKTAsı'dır==>HaBBe,
ي Ye’nin yeKÛN'udur==->DâBBe,
و Vav’ın MevCÛD'udur==>SaBBe,
ا ELif’in KÛN EMRi=====>RABBe!.

اALLAH…. İhLâs Sûresi 2. âyetاللَّهُ.
رRABBRABBe..Kûreyş Sûresi 3. âyetرَبَّ
هHUUu….HaBBe.. YâSîn Sûresi 33. âyetحَبًّا
حHAYy….DâBBe.. Hûd Sûresi 56. âyetدَآبَّةٍ
حHAKk….SaBBe.. Abese Sûresi 25. âyetصَبًّا

RABBe.: Sâhib, mâlik, seyyid. Besleyen, yetiştiren, terbiye eden. Müstahik. Hüdâvend..Cenâb-ı HAKk celle celâlihu..
HaBBe.: Tane. Tohum.
DâBBe.: Yürüyen mahluk. Debelenen.
SaBBe.: Dökmek, akıtmak, boşaltmak. Dökülmek. Âşık, tutkun..


KuL İHVÂNim==>ANLAt GÜLe,
GÜBREsin-GÜLün=->BÜLBÜLe,
=->ELESt MECLİSimiz KURSun,
SEHERde=>DUMAN’a=->KÜLe!.


ZEVK 9864

ELiF”in ALtında “NOKta”==>İkİ “Be”nin=>“YeBİRLiği.. SaBBe.. HAKk..
YAŞAyış SAYyıdır=>HAYyat=>KÜRREde==>ZERRE DİRLiği.. HaBBe.. HUUu..
ZÂHiR<=>BÂTıN=>DEBELENiş====>HİLÂFEt’in=VEZİRLiği.. DâBBe.. HAYy..
URUC<=>RÜCÛ’==>RAZİYyeten<=>MERZİYyeten BİLELiği.. RABBe.. RABB..

Lâ HUve=>İLLâ HUuu ÂŞIKk..==>KÜLLî ŞEYyLe İLELiği.. ALLAHu’s-SAMED..


celle celâlihu..

01.02.2021 02:01
brsbrsm...tktktrstkkmdenokta..


Resim
ب Be..
ي Ye..
ن NuN..

ب + ب => ي


=>“ELiF”in Üstünde==>“NOKta
NÛR’un “NuN”u=>KuL İHVÂNim..
İnsÂN AKLı=?>VARda<->YOKta..
==>KUL OYUNu=>KuL İHVÂNim!.


(ؤْ) SüKÛNdaki;
HARFlerin DİLi.: 28 Harfe DiL Veren 3 Harf.:
Fetha – ELiF (ا)
Kesra – ya (ي)
Ötre – vav (و)

MiM.. (م)… mimimimimimim…=>
NuN.. (ن)… nunununununun…=>
VaV.. (و )… vavavavavavav…..=>


KENDinden=>KENDi TÜREyen,
NuN’dan VuCÛDa GELen>MiM..
=>EL HAYy ZİNCİRİ->ÜREyen,
YARAtan KiM?=>MÜREBBi KiM..


ENÂ ALLAH=>BEN ALLAH’ım.. YARATAN..


”EnâLLAH!”.:

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---”İNNENî ENÂllâhu lâ ilâhe illâ EN fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki BEN, yalnızca BEN ALLAH'ım. BENden başka ilâh yoktur. BANA kulluk et; BENi anmak için namaz kıl.”(TâHâ 20/14)

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي مِن شَاطِئِ الْوَادِي الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَن يَا مُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim---”Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtıı’l- vâdi’l- eymeni fîl buk’ati’l- mubâraketi mine’ş- şecerati en yâ mûsâ innî ENÂLLâHu RABBu’l- âlemin (âlemîne).: Oraya gelince kutlu yerde bulunan vâdînin sağ tarafındaki ağaçtan kendisine nidâ edildi: Ey Mûsâ, şüphe yok ki ben, âlemlerin Rabbi Allah'ım.” (Kasas 28/30)


dÖRt ÂLEM’in dÖRt ATLısı,
KANADı=->KIRKa KATLısı,
İHVÂNim=->MELÂMEt ADı,
MUHAMMEDî>DAMAk TADı,
EKşi-ACI=>TUZLu-TATLısı!.


SESs OLarak.:
He.: (ه)… Ha: (ح)… Hı: (خ)
Se.: (ث) …Sin: (س ).. Sad
Zel.: (ذ ).. Ze: (ز ) .. Za: (ظ)
HEMze.: (أْ).. Ayn: (ع).. Ğayn: (غ)


İŞLemde.:
HEMze elif/elif/elifi maksûra..


GÖNLümün NÛRU’dur HEMze
ÂŞIKk ŞÛURU’dur===>HEMze,
=>SIRRın SÜRÛRU’dur HEMze,
AŞKkın=->O-NÛRU’dur HEMze!.


HEMze =>sonda =>(ءٌ)
elif ( ا ) üzerinde =>(أْ)
elif ( ا ) altında =>(إِ)
vav ( و ) üzerinde =>(ؤْ)
ya ( ى ) üzerinde => (يَأْ)


Resim

dÖRt ÂLEM’in==>YEDi DİLi,
KUR'ÂN-ın=->İKRÂ MENZİLi,
NOKta-HARf=>HECe-KELİMe,
İHVÂNİm>YAŞA-OL-BUL-BİLi!.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

==->TÜRLü TÜRLü KIYÂFEte,
RENkten RENge BÜRÜNeNLer!.
YALAN<->HARAM=>ZİYÂFEte,
GÜyâ->HAKk’tan GÖRÜNeNLer!.

=====>YÜReği==>FİTNe YILANı,
=====>MâSuMLar KANını EMeR!.
===>SERMÂYe=>HARAM-YALANı,
HALka DÖNer>Ben ŞEYhim!.deR!.

İStemez==>KUR'ÂN’ı BİLeNi,
==>OKuR====>İŞİNe GELeNi,
ŞEytÂN KAÇar=->HİLEsinden,
GÖRünce==>DÎN’den ÇELeNi!.


ZEVK 10.195

İHVÂNİ’m=>ÖMÜR DEdiğin=>CEVR-i CİHÂN<=>ÇARk-ı ÇİLe,
EĞRi<=>DOĞRu=>İNKÂR<=>İKRÂR=>TERCİHindir BİLe BİLe,
Şu ÂN=>kÖLe<->SULTÂNLığı,
HEVâ<->HEVEs=>ŞEy-t-ÂNLığı,
=>DİKKAt Et=>KANDıRıR=>SENi=>DÜNYÂ İLe!.=>ALLAH İLe!.


29.11.2021.. 07:39..
brsbrsm...tktktrstkkmdhayrÂNnn..


KuL İHVÂNİ’m==>MaazALLAH,
ŞERRi’nden KORUsun->ALLAH,
DüNyâ-DîN-ÂHiREt=>ReHBeRi,
KELÂMULLAH<=>RESÛLULLAH,
====>ÂL-i EHL-i BEYt ALi ŞAH,
KüLLî ŞEYy-HeRKes>ABDULLAH!.


Resim
GARR.: Aldatmak. * Hırsa düşmek.
GARR.: Beyhude ve bâtıl şey. * Gafil adam. * Aldatan. * Kuyu kazan.
GARRe.: Gafil kişi, gaflette bulunan kimse.
GARuR.: Dünyada insana gurur veren herhangi bir şey. * Aldatıcı. * ALLAH celle celâlihu’yu unutturan..
Maaz.: Sığınacak yer. Penah.
MaazALLAH.: Allaha sığındık!. Allah korusun!.
ÇELmek.: Birinin önüne ayak uzatarak düşürmek. Yolundan çevirmek, engel olmak, yolunu değiştirmesini sağlamak..

Resim

Kur'ÂN-ı Kerîm’imizde;
İnsÂNoğLunun, Bu gel-geç DiYÂRı DÜNYÂ’daki KULLuk İmtihÂNı’nda,
=>EMRuLLAH OLan Sırat-ı Mustakîm’inden ÇELDİRmekle-SAPtırmakla görevLiği ŞeytÂN-Lığın,
=>DÜNYÂ Hayatı içindekiler ALLAHu zü’L-CELÂL’e kadar KANDIRma İmkÂNLarının OLduğunu BİLdiren Âyet-i CeLîLerimiz.:

DİKKAt Et ŞeytÂN Seni=> “ALLAH!.” Diye diye de KANDıRıR.:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئًا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
“Yâ eyyuhen nâsuttekû RABBekum vahşev yevmen lâ yeczî vâlidun an veledihî ve lâ mevlûdun huve câzin an vâlidihî şey’â (şey’en) inne va’dallâhi hakkun fe lâ teGURRennekumu’l- hayâtu’d- dunyâ, ve lâ yaGURRennekum billâhi’l- GARÛR (garûru).: Ey insanlar, RABB'inizden korkup sakının ve öyle bir günün azâbından çekinip korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz ALLAH'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi ALLAH ile aldatmasın.. (şeytan ve hilekâr insanlar, ALLAH’ı öne sürerek, ALLAH adına sizi kandırmasın.. ve sakın şeytan, sizi ALLAH’a güvendirmesin ALLAH, herkesi bağışlar diye, şeytanın aldatışına uymayın!.).” (Lokmân 31/33)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
“Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ teGURRennekumu’l- hayâtu’d- dunyâ, ve lâ yeGURRennekum billâhi’l- GARÛR (garûru).: Ey insanlar, ALLAH’ın va’di haktır, doğrudur. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. GARÛR (Hilekâr insanlar ve şeytan da,) ALLAH’ı öne sürerek, (ALLAH adına, ALLAH'ın adını kullanarak) sizi kandırmasın.” (Fâtır 35/5)

يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ قَالُوا بَلَى وَلَكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِيُّ حَتَّى جَاء أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
“Yunâdûnehum e lem nekun meakum, kâlû belâ ve lâkinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve GARRet kumu’l- emâniyyu hattâ câe emrullâhi ve GARRekum billâhi’l- GARÛR (garûmu).: (Münâfıklar) Onlara seslenirler.: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" (Mü’minler de) Derler ki.: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip beklediniz, (ALLAH'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp aldattı. Sonunda ALLAH'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o garûr (aldatanlar, aldaltıcı şeytan ve avaneleri hilekâr insanlar) da sizi ALLAH ile (ALLAH'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." (Hadîd 57/14)

DİKKAt Et ŞeytÂN Seni=> DÜNYÂ Hayatı İLe de KANDıRıR.:

ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّامًا مَّعْدُودَاتٍ وَغَرَّهُمْ فِي دِينِهِم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ
“Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdât (ma’dûdâtin), ve GARRAhum fî dînihim mâ kânû yefterûn (yefterûne).: Bu, onların.: "Ateş bize sayılı günlerden başka asla dokunmayacak" demeleri sebebiyledir. Ve onların dînleri hakkında iftira etmiş oldukları şeyler, kendilerini ALDATtı.” (Âl-i İmrân 3/24)

وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللّهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لاَّ يُؤْخَذْ مِنْهَا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُواْ بِمَا كَسَبُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ
“Ve zerillezînettehazû dînehum leiben ve lehven ve GARRethumu’l- hayâtu’d- dunyâ ve zekkir bihî en tubsele nefsun bimâ kesebet, leyse lehâ min dûnillâhi veliyyun ve lâ şefî’ (şefîun), ve in ta’dil kulle adlin lâ yu’haz minhâ, ulâikellezîne ubsilû bimâ kesebû, lehum şarâbun min hamîmin ve azâbun elîmun bimâ kânû yekfurûn (yekfurûne).: Kendilerinin dînini bir oyun ve bir eğlence edinenleri bırak. Ve onları dünya hayatı aldattı. Ve de kazandıklarından (kazandıkları nâkıs derecelerden) dolayı nefsin helâk olacağını, onunla hatırlat. Onun için ALLAH'tan başka bir dost ve bir şefaatçi yoktur. O, bütün fidyeleri verse de ondan alınmaz (kabul edilmez). İşte onlar kazandıklarından dolayı helâk olmuş kimselerdir. İnkâr etmiş oldukları şeylerden dolayı, onlar için kaynar sudan bir içecek ve elîm bir azâb vardır.” (En’âm 6/70)

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُواْ شَهِدْنَا عَلَى أَنفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ
“Yâ ma’şere’l- cinni ve’l- insi e lem ye’tikum rusulun minkum yakussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû şehidnâ alâ enfusinâ ve GARRethumu’l- hayâtu’d- dunyâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn (kâfirîne).: Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar.: "Nefislerimize karşı şehâdet ederiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dâir kendi nefislerine karşı şehâdet ettiler.” (En’âm /130)

الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنسَاهُمْ كَمَا نَسُواْ لِقَاء يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
“Ellezînettehazû dînehum lehven ve leiben ve GARRethumu’l- hayâtu’d- dunyâ, felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâzâ ve mâ kânû bi âyâtinâ yechadûn (yechadûne).: Onlar, onların dînini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının onları aldattığı kimselerdir. Böylece onlar bugünlerine ulaşacaklarını nasıl unuttularsa ve nasıl âyetlerimizi bile bile inkâr ettilerse, bugün de Biz onları unuturuz.” (A’râf 7/51)

إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ غَرَّ هَؤُلاء دِينُهُمْ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَإِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
“İz yekûlu’l- munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun GARRa hâulâi dînuhum, ve men yetevekke’l- alâllâhi fe innallâhe azîzun hakîm (hakîmun).: Münâfıklar ve kalblerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı.: "Bunları (müslümanları) dinleri aldattı." Oysa kim ALLAH'a tevekkül ederse, şüphesiz ALLAH, üstün ve güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet Sâhibidir.” (Enfâl 8/49)

ذَلِكُم بِأَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
“Zâlikum bi ennekumuttehaztum âyâtillâhi huzuven ve GARRetkumu’l- hayâtu’d- dunyâ, fe’l- yevme lâ yuhrecûne minhâ ve lâ hum yusta’tebûn (yusta’tebûne).: "Bunun nedeni şudur: Çünkü siz ALLAH'ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı da sizi aldattı." Böylece ne oradan (ateşten) çıkarılırlar, ne (ALLAH'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir.” (Câsiye 45/35)

يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ قَالُوا بَلَى وَلَكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِيُّ حَتَّى جَاء أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
“Yunâdûnehum e lem nekun meakum, kâlû belâ ve lâkinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve GARRet kumu’l- emâniyyu hattâ câe emrullâhi ve GARRekum billâhi’l- GARÛR (garûmu).: (Münâfıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki.: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip beklediniz, (ALLAH'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular (emânîyye, gerçek olmayan, bâtıl şeyler.) yanıltıp aldattı. Sonunda ALLAH'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi ALLAH ile (ALLAH'ın adını kullanarak, “ALLAH Gafûr'dur, Rahîm'dir, sizi affeder.” diyerek, hatta ma’sumca sizden görünerek,) aldatmış oldu." (Hadîd 57/14)

ALLAHu zü’L-CELÂL’in =>Kâinâtı emrine verdiği-musahhar kıldığı, Hükm-ü MutLak KELÂMULLAH ve Rehber-i MutLak RESÛLULLAH gönderdiği İnsÂN OğLu’na =>şu ÂNda, Şe’ÂNda sORduğu en ACı SORu.:

يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ
“Yâ eyyuhel insânu mâ garreke bi RABBike’l- kerîm (kerîmi).: Ey insan! Kerim olan (lütfu bol- üstün kerem sâhibi.) RABBine karşı seni aldatan (mağrur kılan) nedir?” (İnfitâr 82/6)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

GÖNüLLeR GÖZü=>FÂTİHA,
KUR'ÂN-ın ÖZü==->FÂTİHA,
->RESÛLuLLAH NEFESİ’nde,
RABBım’ın SÖZü=->FÂTİHA!.


ZEVK 10.258

==>DUDAkta BAŞLAyıp BİteN==>BESMELe VARı FÂTİHA,
HAKk’ın NABZı KALBde AtaN=>HAYy ANAHTARı FÂTİHA,
KUR'ÂN-ın CEM’ine BÂNi,
SUBHÂNî SEB’UL-MESÂNi
==>YEDi NEFSin LETÂiFi==->HAYy KİSB-ü-KARı FÂTİHA!.


13.02.2022.. 02:14..
brsbrsm...tktktrstkkmzdedevrânnmızzz..


HABîBULLAH->KEVSER TAsı,
KUR'ÂN-ın=>FAZL FÂTİHAsı,
=>OKU!rsan=>OKUrsa SENi,
SIRR SİDREtü’L-MÜNTEHAsı!.

=>SALÂVÂt’ın=>MENDİREği,
SALÂt’ın==->TEVHiD DİREği,
BİZ BİR-İZ NAHNU SIRRInda,
=>KUL İHVÂNİ’min->YÜREği!.





بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---"Bismillâhi’r- rahmâni’r- rahîm.: Rahmân ve Rahîm olan ALLAH'ın adıyla."(FÂTİHA 1/1)

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---"El hamdu lillâhi RABBi’l- âlemin.: Hamd Âlemlerin RABBi'nedir." (FÂTİHA 1/2)

الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Resim---"Er rahmâni’r- rahîm.: RahmÂN ve Rahimdir" (FÂTİHA 1/3)

مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ
Resim---"Mâliki yevmi’d- dîn.: Din gününün mâlikidir." (FÂTİHA 1/4)

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
Resim---"İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn.: Biz yalnızca Sana ibâdet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz." (FÂTİHA 1/5)

Resim RESÛLULLAH’ta FÂTİHA SÛREsinin FAZİLEti.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "İmam namazda FÂTİHA okurken.: “gayri’l- magdûbi aleyhim ve lâ’d- dâllîn” deyince, ey cemaat si de “Âmin!.” deyiniz. Her kimin âmin demesi meleklerin âmin demelerine denk gelirse, onun geçmiş günahları mağfiret olunur." buyurmuştur.
(Buharî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH celle celâlihu.:"O (FÂTİHA Sûresi) BENİMle kulum arasında taksim edilmiştir. Kuluma istediği verilmiştir." buyurdu." buyurmuştur.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’den; Nesâî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "FÂTİHA’yı okumak bütün dertlere devâdır. Her nevi zehire karşı şifâdır."buyurmuştur.
(Feyzü’l Kadîr.)

Resim---Bir gün Resûlullah, Cebrâil ile birlikte otururken yukarıdan bir gıcırtı işitti. Cebrâil başını yukarı doğru kaldırdı ve şöyle dedi.: "Bu, bugün gökte açılan bir kapıdır. Bu kapı bu güne kadar hiç açılmamıştı. O kapıdan bir melek indi. Bu melek yeryüzüne inen bir melektir. Bir güne kadar hiç inmemişti. Melek selâm verdi ve şöyle dedi.: "SENden önce hiçbir Peygambere verilmeyen ve sadece SANA verilen şu iki NÛRdan dolayı SANA müjdeler olsun. Bunlar, Fâtihatü’l- Kitab (FÂTİHA Sûresi) ve Bakara Sûresinin (Amene’r-Resûlü) sonudur. Bunlardan okuduğun her harfin karşılığı mutlaka SANA verilecektir." buyurmuştur.
(Müslim.)

Resim---Ebu Saîd İbnu'l-Muallâ radiyallahu anhu.: "Ben Mescid-i Nebevî'de namaz kılıyordum. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem beni çağırdı. Fakat (namazda olduğum için) icâbet edemedim. Sonra yanına gelerek.: Yâ Resûlullah!. Namaz kılıyordum (bu sebeble cevab veremedim diye özür beyân ettim)." Bana.: "ALLAHu TeÂLA Kitab'ında.: "Ey imân edenler, ALLAH ve RESÛLÜ sizi çağırdıkları zaman hemen icâbet edin!" buyurmuyor mu?" dedi ve arkasından ilâve etti.: "Sen mescidden çıkmazdan önce , sana Kur'ân-ı Kerîm'in (sevabca) en Büyük Sûresini öğreteyim mi?" dedi ve elimden tuttu. Mescidden çıkacağı sırada ben.: "Sana en Büyük Sûreyi öğreteceğim!." dememiş miydiniz?” dedim. Bana.: "O Sûre Elhamdü lillâhi Rabbi'l- âlemîn dir ki (namazlarda tekrar tekrar okunan) yedi âyet (es-Seb'u'l-Mesânî) ve bana verilen Yüce Kur'ÂN'dır" buyurdu."buyurmuştur.
(Buhârî, Tefsir 1; Nesâî, İftitâh 26; Ebû Dâvud, Vitr 15.)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve li’r- resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beyne’l- mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).: Ey imân edenler, ALLAH ve RESÛL'ü sizi, size hayat verecek şeylere dâvet ettiği zaman (dâvete) icâbet edin! Ve ALLAH'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O'na haşrolunacağınızı bilin! (Hepinizin ruhu ALLAH'ta toplanacak ve ALLAH, ruhlarınıza meâb olacak.)// Ey imân edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, ALLAH'a ve RESÛLü'ne icâbet edin. Ve bilin ki muhakkak ALLAH, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.” (Enfâl 8/24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kim FÂTİHA-i Şerîfe Sûresini okumadan namaz kılarsa bilsin ki bu namaz nakıstır, eksiktir!."buyurmuştur.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’den; Kütüb-ü Sitte.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: FÂTİHA ile Âyete’l- Kürsî’yi okuyana, o gün nazar değmez.”buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Sizden biri vefât ettiğinde onu fazla bekletmeyin! Onu serî bir şekilde kabrine götürün! Kabrinin baş ucunda FÂTİHA Sûresi ve ayak ucunda da Bakara Sûresi’nin sonu okunsun!.”buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü’l-Celâl’e yemin ederim ki, Allah, FÂTİHA’nın bir mislini ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne Zebur’da, ne de Furkân’da indirmemiştir”buyurdu.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’den; Kütüb-ü Sitte, 2/438.)

Resim---İbnu Abbâs radıyallahu anhu anlatıyor.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem yanında Cebrâil aleyhisselâm bulunduğu bir sırada, yukarıda kapı sesine benzer bir ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı.
Cebrâil (aleyhisselâm) dedi ki: “İşte gökten bir kapı açıldı, bugüne kadar böyle bir kapı asla açılmamıştı.”
Derken oradan bir melek indi. Cebrâil aleyhisselâm tekrar konuştu.: “İşte arza bir melek indi, şimdiye kadar bu melek hiç inmemişti.”
Melek selâm verdi ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: Yâ Resûlallah! Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar, senden önce başka hiçbir peygambere verilmemişlerdi: Onların biri FÂTİHA Sûresi, diğeri de Bakara Sûresi’nin son kısmı. Onlardan okuduğun her harfe mukabil sana mutlaka büyük sevab verilecektir.” buyurdu.

(Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İftihah 25.)

Resim---Ebû Hüreyre radıyallâhu anhu anlatıyor.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki.: ‘Kim FÂTİHA-i Şerife Sûresini okumadan namaz kılarsa bilsin ki bu namaz nakıstır, eksiktir." (Bu sözü üç kere tekrarladı.)”
Ebû Hüreyre’ye radıyallâhu anhu’ya.: “Biz imamın arkasında bulunuyorsak (ne yapalım)?” diye sorulmuştu. Ebu Hüreyre radiyallahu anhu şu cevabı verdi: “Yine de içinden oku. Zirâ ben Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu işittim.: ALLAH TeÂLÂ (bir hadis-i kudsîde) buyurdu ki.: “BEN kıraati kulumla kendi aramda iki kısma böldüm, yarısı bana ait, yarısı da ona. Kuluma istediği verilmiştir.:
Kul.: “Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.: Hamd âlemlerin Rabbine âittir).” deyince,
AZîZ ve CeLîL olan ALLAH.: ‘Kulum BANA hamdetti!” der.

Kul.: “Er-Rahmânirrahîm” deyince,
ALLAH TeÂLÂ.: "Kulum BANA senâda bulundu.” der.

Kul.: “Mâlik-i yevm’i-d dîn.: Âhiretin Sâhibi.” deyince,
ALLAH TeÂLÂ.: “Kulum BENİ büyük bildi.” der.
Kul.:İyyâkena’budü ve iyyâkenesta’în.: Yalnız SANA ibâdet eder, yalnız SENden yardım isteriz!.” deyince,
ALLAH TeÂLÂ.: “Bu BENimle kulum arasında bir taahhüddür. Kuluma istediğini verdim!.” der.
Kul.: İhdina’ssırâta’lmüstakîm sırâtallezîne en’amte aleyhim gayr’ilmağdûbi aleyhim ve la’ddâllîn.: Bizi doğru yola sevket, o yol ki kendilerine ni’met verdiğin kimselerin yoludur, gadaba uğrayanların ve dalâlete düşenlerin değil!.” dediği zaman,
ALLAH TeÂLÂ.: “Bu da kulumundur, kuluma istediği verilmiştir!.”buyurur.

(Kütüb-ü Sitte, 8/2531.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İmam.: “âmin!.” deyince, siz de “âmin” deyin. Zirâ kimin “âmin”i meleklerin “âmin”i ile birleşirse geçmiş günahları affedilir.”buyurdu.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’den; Kütüb-ü Sitte, 8/2538.)

Resim Es-SEB‘U’l-MESÂNÎ.:
Sözlükte; “yedi” anlamındaki “seb‘” kelimesiyle, “katlamak, bükmek; iki katını almak” mânasındaki “seny” kökünden mesnânın (bir şeyin katı) çoğulu “mesânî”den oluşur ve “tekrarlanan, iki kattan ibâret olan yedi” anlamına gelir..

(Lisânü’l-ʿArab, “sny” md.; Kāmus Tercümesi, IV, 893-894).

وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِّنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ
Resim---“Ve le kad âteynâke seb’an MİNE’L- MESÂNÎ ve’l- Kur’ÂNe’l- azîm (azîme).: Ve andolsun ki; sana mesânî(ikinci)den 7'yi (7'liyi, 7'li olarak) ve Kur'ÂN-u’l- Azîm'i verdik.// Andolsun ki, BİZ, sana, (her namazda) okunup tekrarlanan yedi âyeti (FÂTİHA Sûresini) ve şu büyük KUR'ÂN’ı verdik.”(Hicr 15/87)

اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُّتَشَابِهًا مَّثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاء وَمَن يُضْلِلْ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
Resim---“ALLAHu nezzele ahsene’l- hadîsi kitâben muteşâbihen MESÂNİye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne RABBehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh (zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd (hâdin).: ALLAH, kelâmın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitab olarak indirdi. Ondan RABBlerine saygısı olanların derileri ürperir. Sonra derileri de, kalbleri de ALLAH'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu ALLAH'ın REHBERİdir. ALLAH, onunla dilediğini doğru yola çıkarır. Her kimi de ALLAH şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek yoktur.// ALLAH SÖZün en güzelini, birbirine benzeyen, biri diğerini te’yid eden, tefsir eden, coşkunluk içinde tekrar tekrar okunan, uyumlu, âhenkli bir KİTAB olarak KUR'ÂN’ı bölüm bölüm indirdi. RABBlerinden korkanların, RABBlerine saygılı olanların, KUR'ÂN okunurken tüyleri ürperir. Sonra nefisleri, kalbleri, gönülleri, akılları ALLAH’ı zikre, ALLAH’a şükre yatkın hale gelir, zikretmeye, şükretmeye dalar. İşte bu KİTAB, ALLAH’ın Peygamberiyle size ulaştırdığı Hidâyet Rehberidir. Sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkları bununla doğru yola iletme lütfunda bulunur. Kimin de hak yoldan uzaklaşmasına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihine özgürlük tanırsa onu kimse doğru yola iletemez.”(Zümer 39/23)

“ALLAH SÖZün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve “bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir KİTAB” olarak indirdi”..
Bu Âyet-i Celîle’de KİTABın (KUR’ÂN-ı Kerîm) Sıfatı olarak “messânî” kelimesi yer almaktadır..
Râgıb el-İsfahânî, “mesânî” kelimesinin Kur’ÂN Sûreleri için kullanıldığını belirttikten sonra Hicr ve Zümer Sûrelerinde geçen bu kelimenin.:
“Zamanın geçmesiyle değerini yitiren şeylere benzemeksizin tekrar tekrar okunan ve yeniliğini koruyan” mânâsına geldiğini söyler. (el-Müfredât, “ssny” md.).
es-Seb‘u’l-Mesânî terkibi hadislerde de yer almaktadır.:

Ömer, Ebul-Âliye, İbn Ebi Muleyke, Ubeyd İbn Umeyr ve kalabalık bir cemaat radiyallahu anhum.: “Bu YEDİ ŞEY/seb'u’l- mesânî, FÂTİHA Sûresi âyetleridir.” demişlerdir.
Seb'u’l- mesânî ile FÂTİHA Sûresinin kasdolunduğuna dâir delil Buhârî'de geçen Ebu Said hadisidir.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ebu Said radiyallahu anhu'e Kur'ÂN'daki Sûrelerin en büyüğünü açıklarken.: "O sûre el hamdu lillahi Rabbi’l- Âlemin'dir ki tekrar olunan yedi âyet (seb'u’l-mesânî) ve BANA verilen Kur'ÂN'dır" buyurdu.
(Buharî, Tefsir, 1; Fedâili’l-KUR'ÂN, 9; Tirmizî, Sevâbu’l-KUR'ÂN, 1; Nesâî, İftitah, 26; Muvatta, Nidâ, 37, 45; Ahmed b. Hanbel, IV, 211, V, 114)

Resim SİDREtü’L MÜNTEHA.:

Sözlükte “Arabistan kirazı denilen hoş gölgeli nebk ağacı” anlamındaki sidre ile (Kāmus Tercümesi, II, 385) müntehâ kelimesinden oluşan Sidretü’l-Müntehâ terkibi.: “son noktada bulunan SİDRE” demektir. Terim olarak “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Mi‘rac Gecesi yanında İlâhî Sırlara mazhar olduğu ağaç veyâ makam.” diye açıklanabilir.

Kur'ÂN-ı Kerîm’de;
Bir âyette ->“Sidretü’l-Müntehâ”.:


عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى
Resim---“İnde sidreti’l- muntehâ.: Sidreti’l- Müntehâ'nın yanında.”(Necm 53/14)

Bir âyette yalnız ->“SİDRE”.:

إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى
Resim---“İz yagşes SİDREte mâ yagşâ.: O zaman ki, o SİDRE'yi bürüyen bürüyordu.”(Necm 53/16)

İki âyette de ->“Sidr” “ağaç” mânâsına gelmektedir.:


فَأَعْرَضُوا فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُم بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَى أُكُلٍ خَمْطٍ وَأَثْلٍ وَشَيْءٍ مِّن سِدْرٍ قَلِيلٍ
Resim---“Fe a’radû fe erselnâ aleyhim seyle'l- arimi ve beddelnâ-hum bi cenneteyhim cenneteyni zevâtey ukulin hamtın ve eslin ve şeyin min SİDrin kalîl (kalîlin).: Fakat onlar yüz çevirdiler. Bunun üzerine onlara "arim" selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, acı meyveli ağaçlara, meyvesiz ağaçlara ve az miktarda SİDR AĞACInı havi olan iki bahçeye tebdil ettik (dönüştürdük).”(Sebe’ 34/16)

فِي سِدْرٍ مَّخْضُودٍ
Resim---“Fî SİDRin mahdûd (mahdûdin).: (Ashabı yemin), dikensiz SİDR ağaçları arasında.// Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)”(Vâkı’a 56/28)

Çeşitli Hadis rivâyetlerinde yapraklarının yıkanmada kullanılması sebebiyle
->“sidr”..
Ayrıca âyetteki konumu itibriyle ->“Sidretü’l-Müntehâ” şeklindeyer alır. (Wensinck, el-Muʿcem, “sdr” md.).

Bir İzâfet Terkibi olup =>"Müntehâ Sidresi"->yâni “Sidrenin sonu, nihâyeti.”demektir..

Tasavvufta da Sidretü’l-Müntehâ hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır. İlk Sûfîlerden Sehl b. Abdullah et-Tüsterî Sidretü’l-Müntehâyı.: “Beşerî bilginin bittiği yer” diye tanımlamış, bunun Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ibâdetlerindeki nurdan oluştuğunu, İlâhî Feyizlerin “SİDRE” üzerinde O’na geldiğini ve O’na metânet verdiğini söylemiştir.
(Tefsîr, s. 145).

Aynülkudât el-Hemedânî’ye göre:
SİDRE” ->Rubûbîyyet Ağacıdır,
“MEYVEsi” =>Ubûdîyyettir..
(Temhîdât, s. 276).

Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye göre Resûl-i Ekrem aleyhisselâm, İbrâhim aleyhisselâm’ın Makamı olan Yedinci Semâyı geçerek Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaşmış, sonra burasını da geçip kaderleri yazan kalemlerin çıkardığı sesleri işitecek bir noktaya yükselmiştir. Sidretü’l-Müntehâ, Peygamberler ve onlara tâbi olan mutlu insanların amellerinin sûretlerinin bulunduğu yerdir, bu sûretler kıyâmete kadar burada muhafaza edilir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "...Sonra beni Sidretül-Müntehâ’ya götürdü. Bir de gördüm ki, Sidr Ağacı’nın yaprakları fillerin kulakları gibidir, yemişleri ise (Yemenin) Hecer (kasabası) Testileri’ne benzer. ALLAH'ın Emri’nden her şeyi bürümekte olan şey SİDRE yi tamamiyle bürüyünce bana başka bir hâl oldu. Artık allah'ın Mâhluklarından onun güzelliğinin bir kısmını bile anlatmaya gücü yetebilecek hiç bir kimse yoktur..."buyurmuştur.
(Müslim, İmân, 259)

Resim---İbn Mesud radiyallahu anhu'dan gelen rivâyette de.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Sidretül-Müntehâ'ya varınca yer yüzünden çıkan ve yukarıdan inen burada son buluyor"dedi. ALLAH orada O’na kendisinden önce gelen hiç bir peygambere vermediği üç şeyi verdi.:
* Namazlar beş (vakit) olarak farz kılındı.
* Kendisine Bakara Sûresinin son âyetleri verildi ve,
* ALLAH'a hiç bir şeyi ortak koşmadıkları müddetçe ÜMMetine büyük günahlar da bağışlandı..
İbn Mesud.: "SİDRE'nin dört bir tarafı (meleklerle) çevrili iken" (en-Necm, 53/16) âyetini okudu ve.: "SİDRE, altıncı göktedir" dedi.
Süfyân.: "Altından Pervâneler!" dedi ve eliyle işâret edip elini titretti.
Mâlik b. Mağfel'den başkası da şöyle diyor.: "Yaratıkların ilmi "SİDRE'de" son bulur ve bunun üstü hakkında bilgileri yoktur."
buyurmuştur.

(Tirmizî, T. Suver 53.)

Mürre'nin Abdullah'tan rivâyetine göre.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, İsrâ Gecesinde Sidretü'l-Müntehâ'ya götürüldü ki, SİDRE altıncı göktedir..."
(Müslim'den naklen, Kurtubî, XVII, 94).

Resim---Enes'in rivâyetine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben, Sidretü'l-Müntehâ'ya götürüldüm. O, yedinci göktedir. Yemişi Hecer (kasabasının) Testileri, yaprakları da fil kulaklarına benziyordu. Dibinden iki zâhir, iki bâtın olmak üzere dört nehir çıkıyordu. "Yâ Cibril bu da ne?"dedim. Cibril.: "Bâtın olanlar Cennettedir; zâhir olanlar ise Fırat ve Nil'dir." diye cevab verdi."
(Kurtubî (Darekütnî'nin lafzıyla Müslim'den naklen), XVII, 94)

Bu iki hadisi sahih kabul edenler onları şöyle telif etmişlerdir.: “Kökü altıncı gökte, dalları yedinci göktedir.”
(et-Tehanevî, Keşşafu İstılâhati'l fünün, İstanbul 1984, I, s. 728; Kurtubî, (Darekütnî'nin lafzıyla Müslim'den naklen), XVII, 94).).

SİDR denilen bu ağaç Cennetin en üst kısmındadır. Eskilerin ve yenilerin ilminin ulaştığı son noktadır. Arşın sağında yer almaktadır. Mi'râc Gecesinde bu mevkiye vardıklarında Cibril geride kalmış; Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem geri kalmasının sebebini sormuş, Cibril şöyle cevab vermiştir.: "Bu Makam =>DOStun =>DOSTta kalacağı bir Makamdır. Eğer kıl kadar ileri gidersem yanar kül olurum!. Bundan sonrasını geçmek sadece SANA bahşedilmiştir..."
(Tehânevî’nin (ö. 1158/1745’ten sonra) çeşitli ilimlere ait terimler ansiklopedisi. Keşşafu İstilâhati'l-Fünun, "Sidretü'l-Müntehâ" maddesi.)

Ayrıca büyük müfessirlerden Fahruddîn er-Râzî, SİDRETü'l- MÜNTEHÂ'yı, buraya kadar zikredilen mânâlarını yanı sıra, "Hayret-i Küsvâ" diye açıklamıştır ki, akılların hayretle kaldığı, bundan daha şiddetli bir hayretin tasavvur edilemeyeceği, insanın son derecede hayrete düştüğü bir MAKAM olarak tavsif ettikten sonra; sadece, Hz. Peygamberin hayrette kalmadığını, şaşmadığın, gördüklerini açıkça gördüğünü kaydetmektedir..

Resim SİDRETü'l- MÜNTEHÂ’ya =>Necm Sûresinin 9.uncu âyetine ve Hadis-i Şerifteki rivâyete göre, sâdece Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e "Kâb-ı Kavseyne" kadar yaklaşmasına müsaade edilmiştir..


ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
Resim---“Summe denâ fe tedellâ.: Sonra (MuhaMMed'e) yaklaştı, (yere doğru) sarktı.”(Necm 53/8)

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى
Resim---“Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ.: Böylece iki yay mesafesi kadar, (hatta) daha yakın oldu.// Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı.”(Necm 53/9)

Resim SİDRe-i MÜNTEHÂ =>Mirâc Yolculuğunda Peygamber Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e refâkat eden Cebrâil aleyhisselâm’ın.: “Ben bundan sonra bir adım daha atarsam yanarım!.” dediği ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, daha ötesine Cebrâ-il’siz olarak geçtiği MAKÂM anlamına gelir…


Resim
ResimResim

Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...


aleyhumu's- SEMm..


الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“El hamdu lillâhi RABBi’l- ÂLEMîn (âlemîne).: Hamd, âlemlerin RABBi olan ALLAH'adır.” (FÂTİHA ½)


...M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

ResimResimResim
Resim
Kullanıcı avatarı
nur_umim
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1056
Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen nur_umim »

Resim

EL CEMîL’dir=>GüZeLdir=>HAKk,
=>HeR ZERRede=->HAKk İMZÂsı!.
=>HeR HÜCREyLe GÜLüşe BAKk,
=>SAĞ YANAKktaki==->GAMZEsi!.

GELip<=>GEÇen=>Şu ÂLEM’de,
HeR NEFs=>RABB’in BİLiVERse!.
SÜRÛR VERse>DEM Bu DEM’de,
=>GÜLLer gibi===>GÜLüVERse!.


ZEVK 10.092

=>UYURGEZER giBi OLma!. KuL İHVÂNİ’m=>BAKktığın=>GÖR!
GÖNüL GÖZÜ’yLe=->SEYReyLe=>CÂN’da==>CÂNÂN ÇİÇEĞİ’ni!.
KaFa GÖZü BAKar>GÖRmez!. KALB GÖZü GÖRmeyenLer KÖR!
=>MuhaMMedî KEMÂL-Le BUL==>CELÂL<=>CEMÂL GERÇEĞİ’ni!.


02.09.2021.. 17:52
brsbrsm...tktktrstkkmizdeşkrsessizlik..


=>İŞİtip===>DUYmak LÂZıMdır,
===>KÂiNÂT KUR'ÂN-ın SESİ’n!.
DUYduğuna=>UYmak LÂZıMdır,
NAHNU’da=>AL<>VER NEFESin!.

BAKktığın GÖRen=>GÖR GÖZLer,
BAKAR KÖRLerdir=>KÖR GÖZLer,
ALıp<=>SAtma==>KuL İHVÂNİ’m,
=>NEFSİN’edir>Bu HAKk SÖZLer!.
=>RABB’ım=->BASAR-BASîRetim,
=>SÎNE’m->AŞKk ATEŞin GÖZLer!.
=>YÜREğim==->“AHSEN”i ÖZLer!.


Resim
ALLAH celle celâlihu.:
Resim

er RABB celle celâlihu.:
Resim

El Hakku celle celâlihu.:
Resim

El Celîlü celle celâlihu.:
Resim

El Cemîlü celle celâlihu.:
Resim

El Celâlü celle celâlihu.:
Resim

Zü'l-Celâli Ve'l- İkrâmü celle celâlihu.:
Resim



BAKktığın GÖRen=>GÖR GÖZLer,
BAKAR KÖRLerdir=>KÖR GÖZLer.:


وَمَن كَانَ فِي هَذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الآخِرَةِ أَعْمَى وَأَضَلُّ سَبِيلاً
Resim---“Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe huve fî’l- âhıreti a’mâ ve edallu sebîlâ (sebîlen).: Kim de bu dünyada (hakkı görüp kabul etmeyecek şekilde) kör olursa, artık o, ahirette de kördür ve yol bakımından da daha sapıktır.”(İsrâ 17/72)

وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُواْ بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Resim---“Ve nukallibu ef’idetehum ve ebsârehum kemâ lem yu’minû bihî evvele merretin ve nezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn (ya’mehûne).: Ve onların fuad hassalarını (nefsin kalbinin idrak hassalarını/gönüllerini) ve basîretlerini (nefsin kalb gözünün görme hassalarını) evvelce O'na inanmadıkları (mü'min olmadıkları) ilk zamanki hallerine çeviririz. Onları, azgınlıkları içinde şaşkın bırakırız.”(En’âm 6/110)

اذْهَبُواْ بِقَمِيصِي هَذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيرًا وَأْتُونِي بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ
Resim---“Yezhebû bikamîsî hâzâ fe elkûhu alâ vechi ebî ye’ti basîrâ (basîran), ve’tûnî bi ehlikum ecma’în (ecma’îne).: (Yûsuf aleyhisselâm) Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun, (gözleri) görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin.”(Yûsuf 12/93)

أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ
Resim---“E fe lem yesîrû fî’l- ardı fe tekûne lehum kulûbun ya’kılûne bihâ ev âzânunyesmeûne bihâ, fe innehâ lâ ta’ma’l- ebsâru ve lâkin ta’ma’l- kulûbulletî fî’s- sudur (sudûri): (Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalbleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalbler kör olur.”(Hacc 22/46)

يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ
Resim---“Ya’lemu hâinete’l- a’yuni ve mâ tuhfî’s- sudur (sudûru).: ALLAH, gözlerin hain bakışını ve kalblerin gizlediğini bilir.”(Mü’min 40/19)

أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِن بَعْدِ اللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Resim---“E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh (gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh (ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn (tezekkerûne).: Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?”(Câsiye 45/23

قُلْ هُوَ الَّذِي أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Resim---“Kul huvellezî enşeekum ve ceale lekumus sem’a ve’l- ebsâre ve’l- ef’ideh (ef’idete), kalîlen mâ teşkurûn (teşkurûne).: (Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalbler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!”(Mülk 67/23)

قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
Resim---“Kulûbun yevmeizin vâcifeh (vâcifetun).: İzin günü kalbler (dehşetten) şiddetle çarpacaktır.”(Nâzi’ât 79/8)

أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ
Resim---“Ebsâruhâ hâşiah (hâşiatun).: (Bu kalblerin sâhiblerinin) gözleri, korkudan zillet içindedir.”(Nâzi’ât 79/9)

يَقُولُونَ أَئِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ
Resim---“Yekûlûne e innâ le merdûdûne fî’l- hâfireh (hâfireti).: Derler ki: “Gerçekten biz mutlaka (mezardaki cesetlerimiz dirilerek) ilk halimize geri döndürülen kimseler mi olacağız?”(Nâzi’ât 79/10)


Kur'ÂN-ı Kerîm’imize GÖZ atalım..
GÖZ NEdiR? GÖRüş NEdiR?. BASAR NEdiR? BASîREt NEdiR??!.


Bakara 2/7,20,50; Mâide 5/83; En’âm 6/103,110; A’râf 7/47,116,179; Enfâl 8/44; Tevbe 9/92; Yûnus10/31; Hûd11/28; Yûsuf 12/84,93,96; İbrahim14/42,43; Hicr 15/15; Nahl 16/108; İsrâ 17/72; Kehf 18/28,101 Enbiyâ 2/:97; Hac 22/46; Mü’minûn 23:78; Nûr 24/30;31,37,43; Neml 27/13; Secde 32/9; Ahzâb 33/10,19; Yâsîn 36/66; Sâd 38/63 Mü’min 40/19; Zuhruf 43/71; Câsiye 45/23; Kamer 54/7,37; Mülk 67/3,4,:23; Kalem 68/43,51; Me’âric 70/44; Nâzi’ât 79:9..


Peygamberimiz, MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem’e MuhaMMedî Tasavvuf Penceresinden BasarLa/Kafa GözüyLe ve BasîretLe/KaLb GözüyLe BAKaLım.:

MâSiVâ/ALLAH TeÂLÂ’dan gayrısı’nın Mânâsı =>MuhaMMed Aleyhis selâmdır ve =>MERKEZindeki MuhaMMedî NÛRULLAH NOKTAsıdır.
HaBîBuLLAH =>MERKEZdeki =>“ÂN”dır.
MuHaMMeDuLLAH =>MUHİTteki =>ZamÂNdır.
Şe’ÂNuLLAH =>“ÂN”ın ZamÂN içindeki ŞüHûDudur.


Resim

İbretle Basar/BAKış =>Basîrettir/Hikmettir..
İbret.: Uyanıklığa sebeb olan ders. Çok düşündürücü. Tuhaf, acâyib..
Hikmet.: İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakîmlik. Eşyanın ahvâlinden, hârici ve bâtini keyfiyetlerinden bahseden ilim..

Basar.: İnsÂN için gözle görüş.EL BASîR celle celâlihu için mutlak görüştür.
Basar.: (c.: Ebsâr) Görme duygusu. Kalble hissetme. Kalb gözü. Gözün görmesi. İdrak. Fikir. İlm-i Kelâm'da: Kendi şânına lâyık bir vecih ile Cenâb-ı HAKk'ın “görme sıfatı”dır. Kâinatta hiçbir şey O'nun görmesinden hâriçte kalamaz..
Basîret.: İyice, gönülden görüş yanında; her ZamÂN, her yerde, her hâlde, herşey ve herkesle beraber RABB’ısı tA’râfından görüldüğünü de unutmamaktadır..
Basîret.: Hakikatı kalbiyle hissedip ANLAma. Kalbde eşyânın hakikatlarını bilen Kuvve-i Kudsîyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat. İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet..



EL CEMîL’dir=>GüZeLdir=>HAKk.:
=>YÜREğim==->“AHSEN”i ÖZLer.:


İslâm Dînimizde, GüZeLlik Sıfatı içinde Cemâl ve İhsân Kavramları olarak, somut/maddî-soyut/manevî İLahî TeceLLîLerde temel özelliklerindendir..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Muhakkak ki ALLAH GüZeLdir; GüZeLLiği SEVer!”buyurmuştur.
(Hâkim, Müstedrek, I/26)

Kur'ÂN-ı Kerîmimizdeki; cemâL, behic, behcet, zinet, tezyin, ihsân gibi kavramlarını Hadis-i Şerifiyle cem’ etmektedir.:


Resim ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur'ÂN-ı Kerîminde;
GüZeL Davranışı Emretmiştir.:


وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوَاْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Resim---“Ve enfikû fî sebîlillâhi ve lâ tulkû bi eydîkum ilet tehluketi, ve ahsinû, innAllahe yuhıbbu’l- MUHSİNîn (muhsinîne).: Ve (mallarınızı) ALLAH yolunda infâk edin (başkalarına verin)! Ve de kendi elinizle (kendinizi) tehlikeye atmayın! Ve AHSEN olun/GüZeL hareket edin! Muhakkak ki ALLAH, MUHSİNleri/GüZeLLik edenleri sever.”(Bakara 2/195)

Resim CemâLuLLAH’ı Müşâhede Etmeyi Vaad Etmiş.:

لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلاَ يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلاَ ذِلَّةٌ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim---“Lillezîne AHSENû’l- husnâ ve zîyâdeh (zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilleh (zilletun), ulâike ashâbu’l- cenneh (cenneti), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: İyi iş, GüZeL amel yapanlara daha GüZeLi ve daha fazlasıyla karşılık vardır. Yüzlerine ne kara bulaşır, ne de aşağılanırlar. Cennet ehli işte bunlardır. Orada ebedî kalacaklardır.”(Yûnus 10/26)

Resim En GüZeL Örneği BiLdirmiştir.:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Resim---“Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun HASENetun limen kâne yercûllâhe ve’l- yevme’l- âhıre ve zekerAllahe kesîrâ (kesîren).: Şanım hakkı için muhakkak ki size RESÛLLULAH'da pek GüZeL bir örnek vardır. ALLAH'a ve son güne ümit besler olup da ALLAH'ı çok zikreden kimseler için.”(Ahzâb 33/21)

Resim SÖZün GüZeLi SÖYLemeyi.:

وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلإِنْسَانِ عَدُوًّا مُّبِينًا
Resim---“Ve kul li ibâdî yekûlûlletî hiye AHSEN(ahsenu), inneş şeytâne yenzegu beynehum, inneş şeytâne kâne li’l- insâni aduvven mubînâ (mubînen).: Ve kullarıma de ki: “En GüZeLi (sözü) söylesinler!” Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.”(İsrâ 17/53)

Resim SÖZLerin EN GüZeL ve AnLamLı OLanına Tâbi OLmayı.:

الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُوْلَئِكَ هُمْ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Resim---“Ellezîne yestemiûne’l- kavle fe yettebiûne AHSENeh (ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulû’l- elbâb (elbâbi).: O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en GüZeLine uyarlar. İşte onlar, ALLAH'ın kendilerine hidâyet verdiği kimselerdir. İşte temiz akıllılar da onlardır.”(Zümer 39/18)

Resim SABRın EN GüZeLine..: Sabr-ı CeMîL, SaFHa’L-CeMîL.:

وَجَآؤُوا عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ
Resim---“Ve câû alâ kamîsıhî bi demin kezib (kezibin), kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâ (emren), fe sabrun CEMÎL (cemîlun), vAllahu’l- musteânu alâ mâ tesıfûn (tesıfûne).: Ve üzerinde yalancı kan bulunan gömleğini getirdiler. (Babası şöyle) dedi: “Hayır. Sizi, nefsiniz bir işe sevketti. Artık bundan sonrası (benim yapmam gereken şey) GüZeL (bir) sabırdır. Sizin anlattığınız şeye karşı istiane (yardım) istenecek olan (sadece) ALLAH'tır.”(Yûsuf 12/18)

قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ عَسَى اللّهُ أَن يَأْتِيَنِي بِهِمْ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Resim---“Kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâ (emren), fe sabrun CEMÎL (cemîlun), asAllahu en ye’tiyenî bihim cemî’â (cemî’an), innehu huve’l- alîmu’l- hakîm (hakîmu).: Yâkub (aleyhisselâm) şöyle dedi: “Hayır, sizin nefsiniz sizi bu işe teşvik etti.” Artık bundan sonrası GüZeL (bir) sabırdır. Umulur ki; ALLAH, onların hepsini bana getirir. Muhakkak ki; O Alîm (en iyi bilen) ve Hakîm (hikmet ve hüküm sâhibi) olandır.”(Yûsuf 12/83)

فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا
Resim---“Fasbir sabren CEMÎLâ (cemîlen).: Artık GüZeL bir sabırla sabret.”(Me’âric 70/5)

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلاَّ بِالْحَقِّ وَإِنَّ السَّاعَةَ لآتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمِيلَ
Resim---“Ve mâ halaknes semâvâti ve’l- arda ve mâ beynehumâ illâ bi’l- hakk (hakkı), ve innes sâate le âtiyetun fasfehıs safha’l- CEMÎL (cemîle).: Biz semaları ve yeryüzünü ve o ikisinin arasındaki şeyleri, başka bir şey için yaratmadık. Ancak hak ile yarattık. Ve muhakkak ki; o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Artık onlardan GüZeLlikle yüz çevir/GüZeL muamele et.”(Hicr 15/85)

Resim Kur'ÂN-ı Kerîmimizde Bir GüZeLLik GüZeLLeyeLim.:

مَن جَاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاء بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ
Resim---“Men câe bi’l- HASENeti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn (yuzlemûne).: Kim (ALLAH'ın huzuruna) bir HASENe ile/GüZeL âmelle gelirse, artık onun on misli, onundur.Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezâlandırılmaz. Ve onlar zulmolunmazlar.”(En’âm 6/160)

وَهُوَ الَّذِي خَلَق السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاء لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً وَلَئِن قُلْتَ إِنَّكُم مَّبْعُوثُونَ مِن بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ
Resim---“Ve huvellezî halaka’s- semâvâti ve’l- arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu ale’l- mâi li yebluvekum eyyukum AHSENu amelâ (amelen), ve le in kulte innekum meb’ûsûne min ba’di’l- mevti le yekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn (mubînun).: “Hanginiz en GüZeL ameli yapacak?” diye sizi imtihan etmek için 6 günde (6 yevmde) semaları ve yeryüzünü yaratan O'dur. Ve O'nun arşı su üzerinde idi. Eğer sen: “Muhakkak ki siz, ölümden sonra beas edileceksiniz (diriltileceksiniz).” dersen, kâfir olan(inkâr eden, örten) kimseler mutlaka (şöyle) derler: “Bu ancak apaçık bir sihirdir.”(Hûd 11/7)

وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Resim---“Ve ekımis salâte tA’râfeyin nehâri ve zulefen mine’l- leyl (leyli), inne’l- HASENâti yuzhibnes seyyiât (seyyiâti), zâlike zikrâ liz zâkirîn (zâkirîne).: Gündüzün iki tA’râfında ve gecenin gündüze yakın kısmında namazı ikâme et. Muhakkak ki HASENeler (kazanılan dereceler), seyyiati (kaybedilen dereceleri) giderir. İşte bu, zikredenler için bir öğüttür.”(Hûd 11/114)

وَالَّذِينَ صَبَرُواْ ابْتِغَاء وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً وَيَدْرَؤُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ أُوْلَئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ
Resim---“Vellezîne saberûbtigâe vechi RABBihim ve ekâmû’s- salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bi’l- HASENeti’s- seyyiete ulâike lehum ukbe’d- dâ r(dâri).: Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça ALLAH yolunda harcarlar ve çirkinlikleri GüZeLliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.”(Ra’d 13/22)

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاء بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ
Resim---“Ve le kad cealnâ fi’s- semâi burûcen ve ZEYYennâhâ lin nâzırîn (nâzırîne).: Andolsun ki; Biz semada burçlar kıldık. Ve bakanlar için onu SÜSLEdik.”(Hicr 15/16)

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Resim---“Ud’u ilâ sebîli RABBike bi’l- hikmeti ve’l- mev’ızati’l- HASENeti ve câdilhum billetî hiye AHSEN (ahsenu), inne RABBeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: RABBinin yoluna (ALLAH'a ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm'e) hikmetle ve GüZeL (pozitif dereceler kazandıracak) öğütle davet et. Onlarla en GüZeL şekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin RABBin, O'nun yolundan (Sıratı Mustakîm'den) sapanları (dalâlete düşenleri) ve hidayete erenleri bilir.”(Nahl 16/125)

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ أَحْسَنَ عَمَلً
Resim---“İnnellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti innâ lâ nudîu ecre men AHSENe amelâ (amelen).: Muhakkak ki İman edenler ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, Biz kesinlikle en GüZeL amel işleyen kimselerin ecrini (karşılığını) zayi etmeyiz.”(Kehf 18/30)

ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
Resim---“İdfa’ billetî hiye AHSENu’-s seyyieh (seyyiete), nahnu a’lemu bi mâ yasıfûn (yasıfûne).: Seyyiati (kötülüğü), en GüZeL olanla yok et. Biz, (onların) vasıflandırdıklarını en iyi biliriz.”(Müminun 23/96)

أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ السَّمَاء مَاء فَأَنبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَّا كَانَ لَكُمْ أَن تُنبِتُوا شَجَرَهَا أَإِلَهٌ مَّعَ اللَّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ
Resim---“Emmen halakas semâvâti ve’l- arda ve enzele lekum mines semâi mâ’ (mâen), fe enbetnâ bihî hadâika zâte BEHCEH (behcetin), mâ kâne lekum en tunbitû şecerehâ, e ilâhun meAllah (meAllahi), bel hum kavmun ya’dilûn (ya’dilûne).: Veya semaları ve yeryüzünü yaratan ve sizin için gökten su indiren mi? Böylece onunla GüZeL bahçeler yetiştirdik. Onun ağaçlarını dahi yetiştirmeniz sizin için (mümkün) olamaz. ALLAH ile beraber bir (başka) ilâh mı? Hayır, onlar (ALLAH'a başka bir ilâhı) denk tutan bir kavim.”(Neml 27/60)

وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُوا آمَنَّا بِالَّذِي أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَهُنَا وَإِلَهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
Resim---“Ve lâ tucâdilû ehle’l- kitâbi illâ billetî hiye AHSENu illellezîne zalemû minhum ve kûlû âmennâ billezî unzile ileynâ ve unzile ileykum ve ilâhunâ ve ilâhukum vâhıdun ve nahnu lehu muslimûn (muslimûne).: Ve kitab ehli ile onlardan zulmedenler hariç, en GüZeL olandan başka bir şekilde mücâdele etmeyin. Ve “Biz, bize indirilene ve size indirilene îmân ettik. Bizim İlâhımız ve sizin İlâhınız birdir (aynıdır). Ve biz, O'na teslim olanlarız.” deyin.”(Ankebût 29/46)

وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ
Resim---“Ve lâ testevî’l- HASENetu ve le’s- seyyieh (seyyietu), idfa’ billetî hiye AHSENu fe izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm (hamîmun).: HASENe (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en GüZeL şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.”(Fussilet 41/34)

أَفَلَمْ يَنظُرُوا إِلَى السَّمَاء فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ
Resim---“E fe lem yanzurû ile’s- semâi fevkahum keyfe beneynâhâ ve ZEYYennâhâ ve mâ lehâ min furûcin.: Öyleyse üzerlerindeki semayı nasıl bina ettiğimize ve onu nasıl SÜSLEdiğimize bakmıyorlar mı? Ve onun hiçbir çatlağı yoktur.”(Kaf 50/6)

وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ
Resim---“Ve’l- arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli zevcin BEHÎCin.: Ve arz; onu döşedik, yaydık ve oraya sağlam dağlar attık (yerleştirdik). Ve orada her çeşit bitkiden GüZeL çiftler yetiştirdik.”(Kaf 50/7)

اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَاء بِنَاء وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ فَتَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Allahullezî ceale lekumu’l- arda karâren ve’s- semâe binâen ve savverekum fe AHSENe suverekum ve razakakum mine’t- tayyibât (tayyibâti), zâlikumullâhu RABBukum, fe tebârekAllahu RABBu’l- âlemin (âlemîne).: O ALLAH ki, yeryüzünü sizin için karar (yerleşme) yeri kıldı. Ve semayı bina etti. Ve sizi tasvir etti (sûret verdi). Sonra sûretlerinizi AHSEN kıldı (GüZeLleştirdi). Ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. İşte bu ALLAH, sizin RABBinizdir. Âlemlerin RABBi; ALLAH, Mübârek'tir (yücedir).”(Mü’min 40/64)

خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Resim---“Halaka’s- semâvâti ve’l- arda bi’l- hakkı ve savverekum fe AHSENe suverekum ve ileyhi’l- masîr (masîru).: Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Ve size sûret (şekil) verdi. Sonra sizin sûretlerinizi AHSEN/GüZeL yaptı. Ve varış (ulaşma), O'nadır (ulaşılacak makam, O'dur, O'nun Zat'ıdır).”(Teğabün 64/3)

الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Resim---“Ellezî halaka’l- mevte ve’l- hayâte li yebluvekum eyyukum AHSENu amelâ (amelen), ve huve’l- azî zu’l- gafur (gafûru).: “Sizin hanginizin en GüZeL ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Ve O; Aziz'dir, Gafûr'dur.”(Mülk 67/2)

وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا
Resim---“Vasbir alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecren CEMÎLâ (cemîlen).: Ve onların söyledikleri şeylere sabret. Ve GüZeL bir ayrılış ile onlardan ayrıl.”(Müzzemmil 73/10)


Resim

GüZeLLikLer DîNi İSLÂMın =>GüZeLLik Peygamberi ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem Hadis-i ŞerîfLerinde GüZeLLik.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hiçbir anne baba, çocuğuna GüZeL terbiyeden daha değerli bir bağışta bulunmamıştır.”buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr, 33)

Resim---“Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sevimli ve iç açıcı olmayan kötü isimleri, GüZeLLeriyle değiştirirdi.”buyurmuştur.
(Tirmizî, Edeb, 66)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kıyamet günü sizler, hem kendi isimlerinizle, hem de atalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Onun için, çocuklarınıza GüZeL isimler koyun.”buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Edeb, 61)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH insana her işinde GüZeL davranmasını emredip yazmıştır. (Savaşta bile) öldüreceğiniz zaman öldürmeyi ihsân ile yapın. Hayvan keseceğiniz zaman da kesme işini ihsân ile/en GüZeL şekilde yapın. Kesecek kimse bıçağını bilesin ve hayvanı sakinleştirsin.”buyurmuştur.
(Müslim, Sayd, 57)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim İslam’da GüZeL bir işe öncülük ederse, hem kendi yaptığının sevâbını, hem de kendisinden sonra o GüZeL işi yapanların sevablarını alır. Ne var ki, o GüZeL işi yapanların sevablarından da hiçbir şey eksilmez.”buyurmuştur.
(Müslim, İlim, 15)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Yarım hurma ile bile olsa, cehennem ateşinden korunun. Eğer bunu da bulamazsanız, o vakit, GüZeL bir söze sarılın!”buyurmuştur.
(Müslim, Zekât, 68)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: GüZeL söz ve (namaza giderken) atılan her adım, bir sadakadır! Yol göstermek de bir sadakadır.”buyurdu.
(Buharî, Cihad, 72)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e, en erdemli iman hangisidir diye sorulduğunda.: GüZeL Ahlak.” diye cevab vermiştir..
(İbn Hanbel, IV/388.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, tekbirlerden sonra daima.: “(Ey Allah’ım!) Beni GüZeL Ahlaka eriştir, senden başka GüZeL Ahlaka yöneltecek yoktur!”buyurmuştur.
(Tirmizî, De’avat, 32)

Resim---Nevvâs İbni Sem’ân radıyallahu anhu.: ”Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sordum.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“İyilik GüZeL Ahlâktan ibârettir.
Günah ise kalbini tırmalayıp durduğu halde insanların bilmesini istemediğin şeydir.”
buyurdu.

(Müslim, Birr 14, 15. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 52)

Resim---Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hayırlınız, Ahlâkı GüZeL olanınızdır.” buyurdu.
(Buhârî, Menâkıb 23, Fezâilü ashâbi’n-nebî 27, Edeb, 38-39; Müslim, Fezâil 68. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 47, 69)

Resim---Ebü’d-Derdâ radıyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kıyamet gününde mü’min kulun terazisinde GüZeL Ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. ALLAH TeÂLÂ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder.” buyurdu.
(Tirmizî, Birr 61) buyurdu.

Resim---Ebû Hüreyre radıyallahu anhu.: ”Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e.: “İnsanları cennete en fazla götürecek şey nedir?” diye soruldu.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.:
“ALLAH’a saygı/takvâ ve GüZeL Ahlâktır” buyurdu.
“İnsanları cehenneme en fazla götürecek şey nedir?” diye sorulunca da,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Ağız ve cinsel organdır” buyurdu.

(Tirmizî, Birr 62. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 29)

Resim---Ebû Hüreyre radıyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli, huyu en GüZeL/en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.” buyurdu.
(Tirmizî, Radâ’ 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünne, 15; İbni Mâce, Nikâh 50)

Resim---Âişe radıyallahu anhâ.: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i.: “Bir mü’min, GüZeL Ahlâkı sayesinde, gündüz oruç tutup gece namaz kılan kimselerin derecesine ulaşır.” buyururken dinledim.” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Edeb 7. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 62)

Resim---Ebû Ümâme el-Bâhilî radıyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim. Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye cennetin ortasında bir köşk verileceğine kefilim.
İyi huylu/GüZeL Huylu kimseye de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.”
buyurdu.

(Ebû Dâvûd, Edeb 7. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 58; İbni Mâce, Mukaddime 7)

Resim---Câbir ibni Abdullah radıyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: GüZeL Huylu olanlarınız, içinizde en çok sevdiğim ve kıyamet günü bana en yakın mesafede bulunacak kimselerdir. GüZeL Sohbet ediyor dedirmek için uzun uzun konuşanlar, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenler ve bilgiçlik etmek için lugat paralayanlar ise en sevmediğim ve kıyamet günü bana en uzak mesafede bulunacak kimselerdir.” buyurunca,
Ashâb-ı Kirâm.: “Yâ Resûlallah! GüZeL Sohbet ediyor dedirmek için uzun uzun konuşanları, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenleri biliyoruz. Fakat bilgiçlik taslamak için lugat paralayanlar (mütefeyhik) dediğiniz kimlerdir?” diye sorduklarında,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Kibirlenen kimselerdir” cevâbını verdi.

(Tirmizî, Birr 71)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

GÖReN GÖNüL gÖZü Kur'ÂN,
=->AZîZ ALLAH sÖZü Kur’ÂN,
=>RESÛLULLAH TEBLİĞİ’niN,
ASLı<=>FASLı =>ÖZü Kur’ÂN!.


ZEVK 10.437

TEK TEKk TERAs TEKkEmde=>ÇİÇEKk BAHÇAsıdır=>Kur’ÂN,
KALBimde KÂBe MEKkEmde=->ÂŞIKk BOHÇAsıdır=->Kur’ÂN,
Fe-YeKÛN FAZLI’n FITRAti,
==>RESÛLULLAH’ın ITREti,
==>TENi=>KANı=>CÂNı=>İMÂNı==>ALİ ŞAHÇAsıdır=>Kur’ÂN!.


celle celâlihu..
aleyhumusselâm..


03.08.2022.. 03:08
brsbrsm...tktktrstkmdehayrânımızzz..


ITREt.: Zürriyet. Nesil. Ehl-i Beyt. * Gerdanlık. * Güzel kokulu şey.
FITRAt.: Yaradılış, tıynet, hilkat. (Bak: Evamir-i tekviniye)
EVaMiR-i TeKViNiye.: Tekvine âit emirler..
(Fıtrat yalan söylemez.:
Bir çekirdekteki meyelân-ı nümuv der.: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim", doğru söyler.
Yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der.: "Piliç olacağım", Biiznillâh olur, doğru söyler.
Bir avuç SU, meyelân-ı incimad ile der.: "Fazla yer tutacağım", metin demir onu yalan çıkaramaz, sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelânlar iradeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellilerîdir, cilveleridir. M.) (Bak: Emr-i tekvinî)

MeYeLân.: Bir tarafa eğilmiş olma. Ziyâde meyil gösterme. İltizam.


Resim


ELde<=ve=>GÖNÜLde KUR’ÂN,
HAKk’ın HÜKMü->ÂyÂn-BeyÂN,
-->UYKU-sun KULu -->UYUYAN,
HALKın BoŞ-VeR HAKk’a DAYAN,
-->UYAN KUL İhvÂNim -->UYAN!.


وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ حِجَابًا مَّسْتُورًا
Resim---“Ve izâ kara’tel Kur’ÂNe cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bi'l- âhırati hicâben mestûrâ (mestûren).: Sen Kur’ÂN'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle âhirete (ölmeden evvel ALLAH'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).” (İsrâ 17/45)

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
Resim---“Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel Kur’ÂNe mehcûrâ (mehcûran).: Ve Resûl: “Ey RABBim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ÂN'dan ayrıldı (Kur’ÂN'ı terketti).” dedi.” (Furkân 25/30)

طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُّبِينٍ
Resim---“Tâ sîn, tilke âyâtu'l- Kur’ÂNi ve kitâbin mubîn (mubînin).: Tâ, Sîn. Bunlar, apaçık bir Kitab olan Kur’ÂN'ın Âyetleri'dir.” (Neml 27/1)

هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Huden ve buşrâ li'l- mu’minîn (mu’minîne).: Mü'minler için hidâyete erdirici ve müjdeleyicidir.” (Neml 27/2)

وَأَنْ أَتْلُوَ الْقُرْآنَ فَمَنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَا أَنَا مِنَ الْمُنذِرِينَ
Resim---“Ve en etluve'l- Kur’ÂN (Kur’âne), fe menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe kul innemâ ene minel munzirîn (munzirîne).: Ve "Kur’ÂN'ı okumakla (emrolundum). Kim hidâyete ererse, o taktirde sadece kendi nefsi için hidâyete erer. Ve kim dalâlette kaldıysa, o zaman Ben sadece inzar edenlerdenim (uyaranlardanım)." de.” (Neml 27/92)

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ
Resim---“Ve mâ allemnâhuş şi’re ve mâ yenbagî leh (lehu), in huve illâ zikrun ve Kur’ÂNun mubîn (mubînun).: Ve BİZ, O'na (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Ve (bu), O'na yakışmaz. O (O'na indirilen), sadece zikir ve apaçık Kur’ÂN'dır.” (Yâsîn 36/69)

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Resim---“Ve lekad darebnâ li'n- nâsi fî hâze'l- Kur’ÂNi min kulli meselin leallehum yetezekkerûn (yetezekkerûne).: Ve andolsun ki, bu Kur’ÂN'da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Umulur ki, böylece onlar tezekkür ederler.” (Zümer 39/27)

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ تَنزِيلًا
Resim---“İnnâ nahnu nezzelnâ aleyke'l- Kur’ÂNe tenzîlâ (tenzîlen).: Muhakkak ki BİZ, BİZ sana Kur’ÂN'ı, tenzil ederek (âyet âyet) indirdik.” (İnsân 76/23)

بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ
Resim---“Bel huve Kur’ÂNun mecîd (mecîdun).: Hayır, O Kur’ÂN, Mecîd'dir (yüce ve şerefli Kur’ÂN'dır).” (Burûc 85/21)


Resim

Resim---Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem.: “Size, sımsıkı sarıldığınız müddetçe benden sonra sapıtmayacağınız iki mühim emânet bırakıyorum. Biri diğerinden daha büyüktür. O da ALLAH’ın Kitâbı’dır! Kur’ÂN, semâdan yeryüzüne uzatılmış sağlam bir İP gibidir. Diğer emânet de âilem, EHL-i BEYt’im/İtretimdir. Kur’ÂN ve Ehl-i Beyt’im CeNNette Havuz’un başında benimle buluşuncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar. Benden sonra o ikisine karşı nasıl muâmelede bulunduğunuza iyi bakın, dikkat edin!.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Menâkıb, 31/3788; Müsned, III, 14, 17, 26, 59)

Ebû Ümâme radıyallahu anh, ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i: Kur’ÂN okuyunuz. Çünkü Kur’ÂN, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olarak gelecektir” buyururken işittim.” demiştir.
(Müslim, Müsâfirîn 252.)

Resim---Osmân İbni Affân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Sizin en hayırlılarınız, Kur’ÂN’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” buyurmuştur.
(Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ÂN 21)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH şu Kur’ÂN’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” buyurmuştur.
(Ömer İbni Hattâb radıyallahu anh’den; Müslim, Müsâfirîn 269)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Kalbinde Kur’ÂN’dan bir miktar bulunmayan kimse harab ev gibidir.” buyurmuştur.
(İbni Abbâs radıyallahu anhümâ’dan; Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ÂN 18)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her ziyâfet çeken, ziyâfetine (in-sanların) gelmesini ister ve bundan memnun olur. Kur’ÂN da ALLAH’ın Ziyâfetidir. O’ndan uzak durmayınız.” buyurmuştur.
(Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ÂN, 1)

Resim---Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem.: “Şüphesiz insanlardan ALLAH’a yakın olanlar vardır!” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm.: “Yâ Resûlullah! Onlar kimlerdir?” diye sorunca, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Onlar, Kur’ÂN EhLi, ALLAH EhLi ve ALLAH’ın Has KuLLarıdır!” buyurmuştur.
(İbn-i Mâce, Mukaddime, 16)

Resim---Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem.: “Kim Kur’ÂN’ı okur, onu güzelce ezberler, helâlini helâl, haramını haram kabul eder ve bunlara uyarsa, ALLAH bu sâyede o kimseyi CeNNetine koyar. Âilesinden hepsi CeheNNemi hak etmiş on kişiye şefaat etme hakkı verir.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ÂN, 13/2905; Ahmed, I, 148)[/color

Resim---Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem.: DEVÂnın en hayırlısı Kur’ÂN’dır.” buyurmuştur.
(İbn-i Mâce, Tıb, 28)

Resim---Ebû Zerr radıyallahu anh-: “Yâ Rasûlallâh! Bana nasihatte bulun!” dediğinde, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kur’ÂN okumaya ve ALLAH’ı zikretmeye bak, çünkü Kur’ÂN yeryüzünde senin için bir NÛR gökyüzünde de bir AZIKtır.” buyurmuştur.
(İbn-i Hibbân, II, 78)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

ESEN SEHER YELi==>GÖNLüM,
=>PEŞİnde GÖLGEsi=>ÖMRüM,
=>RASÛL-ALLAH=>SÂYESİnde,
bEN NELeR YAŞAdım-GÖRDüM!.

RABBu’L-KADîRdiR==>ALLAH,
EL LATÎFü’L-HABîR==>ALLAH,
ER RAHîM’L-VEDÛDu’L-HAYy,
=>Es SEMî’ü’L-BASîR->ALLAH!.


ZEVK 10.467

=>Es SAMEDü’L-AHAD ALLAH==>ZÂTI’nda YOKk==>NASıL-NİÇİN,
=>EL VÂHİDÜ’L-KAHHÂR ALLAH=>ZÂTULLAH-tıR TEKKtir ALLAH!.
===>SIFAt==>İSİM==>VASIFLARı===>”AKIL”a==>ANLAtmak İÇİN,
Ve EL FERDü’L-VİTRü’L-VEDÛD->AKıL ERmez GERÇEKKtir ALLAH!.


04.09.2022.. 04:44
brsbrsm…tktktrstekkmdsehercevLânımızzzz..


HER ŞEYy-HERKEs=>ZİKİR ALLAH,
AL<=>VER NEFEs==>FİKİR ALLAH,
==>SABR-ı KITMiR=->KUL İHVÂNi,
=>HAMD-ü-SENÂ=>ŞÜKÜR ALLAH!.


Resim

Resim

El FERDu celle celâluhu.: ZÂTI’nda, SıfatLarı’nda, İsimLeri’nde ve EşYâsında/ŞEYyLerinde =>TEKk, BİR, BENZERSİZ, YALNIZ, yEKTÂ, YeGÂNe OLan ALLAHu zü’L-CeLÂL..

Resim

EL VİTRu celle celâlihu.: ZÂTI’nda, SıfatLarı’nda, İsimLeri’nde ve Fiillerinde Mutlak Bir, Tek ve Benzersiz OLan, Zât, Sıfat ve Fiillerinde çifti olmayan ALLAHu zü’L-CeLÂL..

Resim

ER RABBU'L-KADÎRU celle celâluhu.: KudretLi olan RABBu'L-ÂLeMîn..


وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاء بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
Resim---Ve huvellezî halaka mine'l- mâi beşeren fe cealehû neseben ve sıhrâ (sıhran), ve kâne rabbuke kadîrâ (kadîren).:Ve insanı bir SUdan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin RABBin güç yetirendir." (Furkân 25/54)

Er RABBu celle celâlihu.:
Resim

El Kadîru celle celâlihu.:
Resim

Resim

EL LÂTÎFU'L-HABÎRU celle celâluhu .: Lûtfedici–Haberdâr oLan..
En’am 6/103;Hacc 22/63;Lokman 31/16;Ahzâb 33/34;Mülk 67/14..


لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Resim---"Lâ tudrikuhul ebsâru ve huve yudriku'l- ebsâr (ebsâru) ve huve'l- lâtîfu'l- habîr (habîru).:Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır." (En’am 6/103)

EL Lâtîf celle celâlihu.:
Resim

EL Habîr celle celâlihu.:
Resim

Resim

ER RAHÎMU'L-VEDÛDU celle celâluhu.: Esirgeyen-Seven..


وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي رَحِيمٌ وَدُودٌ
Resim---"Vestagfirû RABBekum summe tûbû ileyh (ileyhi), inne RABBî RAHîMun VEDÛD (vedûdun).:"RABBinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim RABBim, Esirgeyendir, Sevendir." (Hûd 11/90)

ER RahîM celle celâlihu.:
Resim

EL Vedûdü celle celâlihu.:
Resim

Resim

ES SEMİ'U'L-BASÎRU celle celâluhu.: Herşeyi işitici-Herşeyi görücü
Nisâ 4/58,134; İsrâ 17/1; Hacc 22/61, 75; Lokman 31/28; Mü'min 40/20, 56; Şûrâ 42/11; Mücâdele 58/1..


إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
Resim---İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bi'l- adl (adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ.:Muhakkak ki ALLAH, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki ALLAH, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki ALLAH, en iyi işiten ve en iyi görendir.” (Nisâ 4/58)

Es Semîu celle celâlihu.:
Resim

EL Basîru celle celâlihu.:
Resim


Resim

ALLAHU EHADU celle celâluhu.: ALLAH BİRdir.


قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
Resim---"Kul huvallâhu ehad (ehadun).:De, O: ALLAH TEKk BİR (ehad)dir.." (Furkân 25/54)

EL Ahadu celle celâlihu.:
Resim


Resim
ALLAHU'S-SAMEDU celle celâluhu.: ALLAH Sameddir.


اللَّهُ الصَّمَدُ
Resim---"ALLAHu's-SAMED (samedu).:ALLAH, SAMED'dir.." (İhlâs 112/2)

Es Samedu celle celâlihu.:
Resim


Resim

EL VÂHİDU'L-KAHHÂRU celle celâluhu.: VÂHİD oLan-ÇOKk KAHREDİCİ OLaN. ..
Yûsuf 12/39; Ra'd 13/16;İbrâhim 14/48;Sâd 38/65; Zümer 39/4;Mü'min 40/16..


يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---"Yevme hum bârizûn (bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li meni’l- mulku'l- yevm (yevme), lillâhi'l- VÂHİDi'L-KAHHÂRu (kahhâri).:O gün onlar (kabirlerinden) meydana çıkarlar. Onların hiçbir şeyi ALLAH'a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? KAHHÂR olanTEKk ALLAH'ındır." (Mü'min 40/16)

EL Vâhidu celle celâlihu.: Resim

EL Kahhâru celle celâlihu.: Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
ÖNce DİNLe =>DUYy!.

HAKkı DUYuş==>HAYRa UYuş,
ŞEMPANZELeR=>Kadar DİNLe!.
HAKkı DUYup=>HAYRa KONuş,
=>KADERİn=->Kadar SENİNLe!.


ZEVK 10.525

HeR ŞEYyi YARATAN ALLAH=->BiR ŞEYyi BOŞa VAR Etmez!
=>KABuK=>DİRİLiKk KALKANı==>TOHUMu=>ÖZü CANLatır!.
BENCiL->EGOİSt->ŞIMARık=->AHMAKLaRa SÖZ KÂR Etmez!
=>MAYMUNa ANLAtsan SÖZÜ=->AKkLınca ANLAR=>ANLatır!.


14.11.2022 05:06
brsbrsm…tktktrstekkmizdesyrimizzz..


HİKMEt Okun=>At İHVÂNİm,
AKILLar->KIRk KAt İHVÂNİm,
AKL-ı SİLM OLANLar->DUYar,
BiR MaSALL ANLAt İHVÂNİm!.

BURNUyLa BULut ÇİZenLeR,
İBREt ALın =>HİKMEt BULun!.
->ZİNCiR-ZİKkeLi GEZenLeR,
DUYun->UYun da KURTULun!.

KiBiR===->İBLİS’in HUYUdur,
KiBiR==->ŞEY-t-ÂNî DUYUdur,
İBREt ALıp->HİKMEt BULmak,
SoN NEFESte=>CÂN SUYUdur!.



Resim

HİKMEt Okun=>At İHVÂNİm,
>AKILLar KIRk KAt İHVÂNİm,
AKL-ı SİLM OLANLar->DUYar,
BiR MaSALL ANLAt İHVÂNİm!.:


Bizim MuhaMMedî MeLÂMî HAKk ERENLeR birisi, perişan ve pejmürde bir görüntüde Halk içinde =>HAKk ile İŞi BAŞında dolaşırken, zengin ama yalancı-haramcı bir züppe güyâ acımış yanına sokulmuş.: “Dağınık Baba, bu kılık kıyafetle miskin miskin aç susuz geziyorsun sen de çalışıp kazansan ya!.” demiş.
Baba ERENLeR.: “Haklısın evlâd da elimde satacak mal var dükkan yoKk!.” demiş.
Fos Fıyakalı Zengin.: “Aha bak şu koca dükkan benim boş kira da istemem hemen başla!.” demiş pispis bıyık altı gülerek..
Baba ERENLeR.: “Yokk, BİZ asalak değiliz sâdece bir çekiç, üç çivi bir de üç kulaç ip işte sermâyem. Sana kiramı da mallarımı satınca 1 altın olarak veririm, ver elini pazarlık bitti!.” der..
-Aradan bir hafta geçmiş-
Şımarık Zengin.: “Bir bakalım şu bizim BİLmiş Tüccâr ne etti!.” diye kapıdan bakmış ki..
Bir hasırın üstünde diz çökmüş bekliyor –aslında ZİKRediyor.-
Duvara üç çivi çakılmış her birinde bir kuru kafa asılı.. başka bir şey yok bomboş dükkan!.

Dalga geçmenin tam zamanı deyip.: “Tüccâr Hazretleri ticâret nasıl gidiyor?!.” demiş.
Baba ERENLeR.: “Kapıdan bakan gülüp gidiyo alış veriş yok daha bekliyoruz nâsib-kısmetimizi!.” demiş.
Şımarık Zengin kAHkAHaLar atarak.: “Bana sat ilk müşterin ben olayım bâri!.” demiş..
Baba ERENLeR.: “Şu Kuru Kafa Beleş.. Ortadaki 1 altın. Öte uçtaki 100n altın!.” deyince,
Şımarık Zengin makaraya sarmak için.: “Dalga mı geçiyorsun hepsi de Kuru Kafa!. Beni aptal mı sandın be Adam!.” der.
Baba ERENLeR ayağa kalkar ve satlık mallarının özelliklerini anlatmaya başlar.:
“Efendi;
=>Şu Beleş olan Kuru Kafa.: Taş Kafadır ->çivi çaksan geçmez ki beş para etmez baş belâsı!.
=>Şu 1 altın olan Kuru Kafa.: Boş Kafadır ->çivi çaksan bu taraftan girer öbür taraftan çıkar gider!.
=>Şu 100 altın olan Kuru Kafa.: Hoş Kafadır ->çivi çaksan
=>Şu 1 altın olan Kuru Kafa.: Boş Kafadır, çivi çaksan bu taraftan girer öbür taraftan çıkıp gitmez.. Beğen birini al götür!.” deyince,
Şımarık Zengin iyice şapşallaşır.: “Hiçbir şey ANLAmadım!” der merakla..

İşta o zaman Bizim MuhaMMedî MeLÂMî HAKk ERENLeR.: “Hak SÖZün vakti geldi!. Hokkbazlığı bırak da, kulaklarını aç dinle.:
=>Şu Beleş olan Kuru Kafaya ->SÖZ söylesen boşuna. Sözün taşa geçer ona geçmez!.
=>Şu 1 altın olan Kuru Kafaya ->SÖZ söylesen bu kulaktan girer ötekinden çıkar gider!.
=>Şu 100 altın olan Kuru Kafaya ->SÖZ söylesen bu kulakta giren SÖZ ötekinden çıkıp gitmez. ->Bu SÖZden ya İBREt ALıR ya da HİKMEt!.” der..

Resim
İBREt.: Uyanıklığa sebeb olan ders..
HİKMEt.: İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakîmlik. Eşyânın ahvâlinden, hâricî ve bâtinî keyfiyetlerinden bahseden ilim..
AKL-ı SİLM/AKL-ı SELİM/HİSs-i SeLİM.: İyiyi kötüyü farkedip, insana hak ve hakikatı, İmân ve İslâmiyeti tâkib ettiren akıl ve düşünüş. Normal ve müsbet düşünce..
AHmak.: Başkasının başına gelen belâdan bile İBREt alamamayan Zavallı Kimsedir..
ÂŞık.: Kendi başına gelen belâdan HİKMEt çıkaran Ârif Kişidir..


Resim

KiBiR===->İBLİS’in HUYUdur,
KiBiR==->ŞEY-t-ÂNî DUYUdur,
İBREt ALıp->HİKMEt BULmak,
SoN NEFESte=>CÂN SUYUdur!.:


Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“CeNNet ile CeheNNem münâkaşa ettiler.:
CeheNNem.: “Bende zorbalar ve kibirliler var!” dedi.
CeNNet.: “Bende yalnız zayıflar ve yoksullar var!” dedi.
Bunun üzerine ALLAHu TeÂLÂ onların çekişmesini şöyle halletti.:
“Ey CeNNet!. Sen BENim rahmetimsin, dilediğime seninle merhamet ederim!.
Ey CeheNNem! Sen de BENim azâbımsın. Dilediğime seninle azâb ederim. BEN her ikinizi de dolduracağım!.”
(Müslim, Cennet 34; Buhârî, Tefsîru sûre (50), 1, Tevhid, 25. Ayrıca bk. Tirmizî, Cennet 22.)

Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“ALLAHu TeÂLÂ.: “Yücelik ve Kudret (izzet) benim izârım, Kibriyâ/Büyüklük de benim ridâm sayılır. Bunlardan biri kendisinde de varmış gibi davranan olursa, onun cezâsını veririm.” buyurdu.” buyurdu.
(Müslim, Birr 136. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 26; İbni Mâce, Zühd 16.)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Vaktiyle kendini beğenmiş bir adam güzel elbisesini giymiş, saçını taramış, çalım satarak yürüyordu. ALLAHu TeÂLÂ onu yerin dibine geçiriverdi. O şahıs kıyâmete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devâm edecektir!.” buyurdu.
(Buhârî, Enbiyâ 54, Libâs 5; Müslim, Libâs 49, 50. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 47; Nesâî, Zînet 101.)

Seleme İbni Ekva’ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kimse kibirlene kibirlene sonunda zâlimler grubuna kaydedilir. Böylece zâlimlere verilen cezâ ona da verilir.” buyurdu.
(Tirmizî, Birr 61)

Resim İBREt ALıp =>HİKMEt BULmak.:

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
“Fe cealnâhâ nekâlen li mâ beyne yedeyhâ ve mâ halfehâ ve mev’ızaten li’l- muttakîn (muttakîne).: Böylece onu (bu cezâyı), hayatta olanlara ve onların arkasından gelecek olanlara bir ibret ve takvâ sâhibleri için bir öğüt kıldık.// Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir öğüt vesilesi kıldık.” (Bakara 2/66)

يُؤتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاء وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ
“Yu’ti’l- hikmete men yeşâu, ve men yu’te’l- hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ (kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulû’l- elbâb (elbâbi).: ALLAH hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sâhibleri düşünüp ibret alırlar.” (Bakara 2/269)

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُواْ أَيْدِيَهُمَا جَزَاء بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
“Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh (minallâhi) vallâhu azîzun hakîm (hakîmun).: Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve ALLAH'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. ALLAH izzet ve hikmet sahibidir.” (Mâide 5/38)

فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِم مَّنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
“Fe immâ teskafennehum fî’l- harbi fe şerrid bihim men halfehum leallehum yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri de dağıt.” (Enfâl 8/57)

فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ آيَةً وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ عَنْ آيَاتِنَا لَغَافِلُونَ
“Fe’l- yevme nuneccîke bi bedenike li tekûne limen halfeke âyeh (âyeten), ve inne kesîren minen nâsi an âyâtinâ le gâfilûn (gâfilûne).: (Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olması için, bugün senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan bir çoğu, hakikaten âyetlerimizden gafildirler.” (Yûnus 10/92)

مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالأَعْمَى وَالأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاً أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ
“Meselu’l- ferîkayni kel a’mâ ve’l- esammi ve’l- basîri ves semî’ (semîı) hel yesteviyâni meselâ(meselen) e fe lâ tezekkerûn (tezekkerûne).: Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâla ibret almıyor musunuz?” (Hûd 11/24)

إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
“İnne fî zâlike le âyâtin li’l- mutevessimîn (mutevessimîne).: Elbette bunda keskin anlayışlılar için ibret alâmetleri var.” (Hicr 15/75)

إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّلْمُؤمِنِينَ
“İnne fî zâlike le âyeten li’l- mu’minîn (mu’minîne).: Muhakkak ki; bunda mü'minler (nefslerinin kalbine îmân yazılmış olanlar) için elbette deliller (ibretler) vardır.” (Hicr 15/77)

وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
“Ve mâ zerae lekum fî’l- ardı muhtelifen elvânuh (elvânuhu), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Yeryüzünde sizin için ne yaratıp çoğalttıysa hepsinin renkleri çeşit çeşittir (muhteliftir). Muhakkak ki bunda, zikreden (tezekkür eden) bir kavim için elbette âyet (ibret-delil) vardır.” (Nahl 16/13)

وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ
“Velletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhâ min rûhinâ ve cealnâhâ vebnehâ âyeten li’l- âlemin (âlemîne).: Ve o (Hz. Meryem), ırzını korudu. O zaman BİZ, RÛHumuzdan onun içine üfledik. Onu ve oğlunu, âlemlere âyet (ibret) kıldık.” (Enbiyâ 21/91)

يُقَلِّبُ اللَّهُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُوْلِي الْأَبْصَارِ
“Yukallibullâhu’l- leyle ven nehâr (nehâre), inne fî zâlike le ibreten li uli’l- ebsâ r(ebsâri).: ALLAH, geceyi ve gündüzü (birbirine) çevirir. Muhakkak ki bunda basiret sâhibleri için elbette ibret vardır.” (Nûr 24/44)

فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُوا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
“Fe tilke buyûtuhum hâviyeten bimâ zalemû, inne fî zâlike le âyeten li kavmin ya’lemûn (ya’lemûne).: İşte onların zulümleri sebebiyle çökmüş olan evleri! Muhakkak ki bilen kavim için bunda, mutlaka bir âyet (delil-ibret) vardır.” (Neml 27/52)

وَآيَةٌ لَّهُمْ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ
“Ve âyetun lehumu’l- leyl (leylu), neslehu minhun nehâre fe izâ hum muzlimûn (muzlimûne).: Ve gece onlar için bir âyettir (ibrettir). Ondan gündüzü sıyırırız (çekip alırız). O zaman onlar karanlıkta kalanlardır.” (Yâ-Sîn 36/37)

فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْآخِرِينَ
“Fe cealnâhum selefen ve meselen li’l- âhırîn (âhırîne).: Böylece onları sonraki (ümmetler) için bir selef (gelip geçmiş bir kavim) ve örnek (ibret) kıldık.” (Zuhruf 43/56)

وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَابَّةٍ آيَاتٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
“Ve fî halkıkum ve mâ yebussu min dâbbetin âyâtun li kavmin yûkınûn (yûkınûne).: Sizin yaratılışınızda ve (ALLAH'ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.” (Câsiye 45/4)

أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِن بَعْدِ اللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
“E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh (gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn (tezekkerûne).: Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve ALLAH'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu ALLAH'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?” (Câsiye 45/23)

فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا السَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةً فَقَدْ جَاء أَشْرَاطُهَا فَأَنَّى لَهُمْ إِذَا جَاءتْهُمْ ذِكْرَاهُمْ
“Fe hel yenzurûne ille’s- sâate en te’tiyehum bagteh (bagteten), fe kad câe eşrâtuhâ, fe ennâ lehum izâ câethum zikrâhum.: Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar!” (MuhaMMed 47/18)

تَبْصِرَةً وَذِكْرَى لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
“Tebsıraten ve zikrâ li kulli abdin munîbin.: Bütün bunları, Bize dönen her kul için, kalp gözü açılsın, (bir ihtar) ve ibret olsun diye yaptık.” (Kâf 50/8)

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
“Ve lekad yesserne’l- Kur’ÂNe li’z- zikri fe hel min muddekir (muddekirin).: Ve andolsun ki BİZ, Kur’ÂN'ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı?” (Kamer 54/40)

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
“Ve lekad ehleknâ eşyâakum fe hel min muddekir (muddekirin).: Ve andolsun ki, sizin gibi olanları helâk ettik. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı?” (Kamer 54/51)

هُوَ الَّذِي أَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مِن دِيَارِهِمْ لِأَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنتُمْ أَن يَخْرُجُوا وَظَنُّوا أَنَّهُم مَّانِعَتُهُمْ حُصُونُهُم مِّنَ اللَّهِ فَأَتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ
“Huvellezî ahrecellezîne keferû min ehli’l- kitâbi min diyârihim li evveli’l- haşr (haşri), mâ zanentum en yahrucû ve zannû ennehum mâniatuhum husûnuhum minallâhi fe etâhumullâhu min haysu lem yahtesibû ve kazefe fî kulûbihimur ru’be yuhribûne buyûtehum bi eydîhim ve eydî’l- mû’minîne fa’tabirû yâ ulî’l- ebsâr (ebsâri).: Kitab ehlinden inkâr edenleri ilk defa sürgün için diyarlarından çıkaran O'dur. Siz, onların (diyârlarından) çıkacağını zannetmediniz. Ve onlar da, kalelerinin ALLAH'tan (gelecek bir şeye) mâni’ olacağını sandılar. Oysa ALLAH, onlara hesab etmedikleri bir taraftan geldi ve onların kalplerine korku verdi. Evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle harab ediyorlar(dı). Ey basiret sâhibleri, artık ibret alın!” (Haşr 59/2)

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ
“Li nec’alehâ lekum tezkireten ve teıyehâ uzunun vâıyeh (vâıyetun).: Onu sizin için bir ibret kılalım ve işiten kulaklar onu bellesin diye.” (Hâkka 69/12)

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَى
“İnne fî zâlike le ıbreten li men yahşâ.: Gerçekten bundan “içi titreyerek korkacak” kimse için elbette bir ibret (ders) vardır.” (Nâ’ziât 79/26)

Enes radıyallahu anh’ten rivayet edildiğine göre uzunca bir hadîs-i şerîfte;

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ، كَأَنَّ الْمَوْتَ فِيهَا عَلَى غَيْرِنَا كُتِبَ وكَأَنَّ الْحَقَّ فِيهَا عَلَى غَيْرِنَا وَجَبَ وَكَأَنَّ ماَ نُشَيِّعُ مِنَ الْمَوْتَى عَنْ قَلِيلٍ إِلَيْناَ رَاجِعُونَ بُيُوتُهُمْ أَجْداَثُهُمْ، وَنَأْكُلُ تُرَاثَهُمْ كَأَنَّا مُخَلَّدُونَ مِنْ بَعْدِهِمْ ، فَطُوبَى لِمَنْ شَغَلَهُ عَيْبُهُ عَنْ غَيْرِهِ
Yâ eyyühe’n-nâsü, ke-enne’l-mevte fîhâ alâ gayrinâ kütibe. Ve ke enne’l-hakka fîhâ alâ ğayrinâ vecebe. Ve ke ennemâ nüşeyyiu mine’l-mevtâ an kalîlin ileynâ râciûne buyûtuhum ecdâsühüm. Ve ne’külü türâsehüm ke ennâ muhalledûne min ba’dihim fe tûbâ li men şeğâlehû aybuhû an ğayrihî.: Ey insanlar!. ÖLüm bizden gayrisine yazılmış sanki. Ve Sanki dünyada hak bize değil bizden başkasına vâcib olmuş. Sanki biz ÖLülerdenÖLenleri az sonra bize geri döneceklermiş gibi uğurluyoruz. Sanki kabirleri evleriymiş de o eve bırakıyormuşuz, onlar sanki biraz sonra döneceklermiş gibi onları teşyî ediyoruz/cenâzeyi kabre götürüp gömüyoruz. Ve o ÖLenlerin mallarını yiyoruz. Onlardan sonra sanki biz ebedî ->Dünyâda kalacakmışız gibi düşünüyoruz. Ne mutlu o kimseye ki kendisinin ayıbı, onun başkasının ayıbıyla uğraşmasından onu alıkoyuyor, meşgul ediyor.” buyurmuştur.

İnsanoğulları olarak genellikle sanki döneceklermiş gibi üzülmüyoruz, geri dönmeyeceklerini düşünmüyoruz, ölümden etkilenmiyoruz, ölenden ibret almıyoruz. İnsanların çoğu sanki ölenler biraz sonra döneceklermiş gibi düşünüyor. Ve o ölenlerin mallarını yiyoruz. Onlardan sonra sanki biz ebedî dünyada kalacakmışız gibi düşünüyoruz.
Halbuki ibret gözüyle olaylara baksak bizim de öleceğimiz ortada, bizim de geride bıraktığımız malları bizim mirasçılarımız yiyecekler. Onları o tarzda düşünmüyoruz.
Ölüm bizim boynumuza yazılmıştır. Bizden gayrisine değil. Biz de öleceğiz. Cenâb-ı HAKk bizim boynumuza birtakım emirler yüklemiştir. Birtakım haklar vardır. Biz kul olarak o hakları yerine getirmekle görevliyiz. Ölüleri gömüyoruz, onlar bir daha bize gelmeyecekler. Onların kabirleri evleri. Biz onların miraslarını yiyoruz; bizim de miraslarımızı başkaları yiyecek. Biz de ebedî kalacak değiliz. Gidenlerden bu kaideyi anlamamız, bu işlerin bizim de başımıza geleceğini idrak etmemiz, aklımızı başımıza devşirmemiz lazım.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ÖLümü çok zikredin.” buyurmuştur.
(Tirmizi, Zühd 2)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bütün zevkleri kökünden yok eden ÖLümü çokça hatırlayınız!” buyurmuştur.
(Tirmizî, Kıyâmet, 26)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Accilû bi’t-tevbeti kable’l-mevti.: ÖLüm gelmeden önce TEVBE etmekte acele ediniz!.” buyurmuştur.
(Münâvî, Feyzü’l-kadîr, V, 65)

Ömer radıyallahu anhu yüzük taşına şu yazıyı yazdırmıştır.: “Kefâ bi’l-mevti vâizan yâ Ömer. Ey Ömer! ÖLüm sana vâiz olarak yeter.”

Ömer radiyallahu anhu.: “OLmamış şeyleri soracağına =>OLmuşlardan İBRET ALmaya çalış.” buyurmuştur.

MuhaMMedî Tasavvuf =>KULLukla yükümlü her İNSÂNın her nefes koştuğu/yaklaştığı ECEL/ÖLüm Kaderine hazırlıklı olmasını sağlayan tedbirleri BİLdiren-BULduran-Olduran ve Fiilen YAŞAtan İLİMdir..

DOSt ->ACI söyler =>Düşman ->GÜLdürür..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Zühd 9, (2313); İbnu Mâce, Zühd 19, (4190))

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dünyâda misâfir gibi olun! Mescidleri ev ittihâz edin! Kalblerinizi rikkate (incelik, zarâfet ve hassâsiyete) alıştırın! (İlâhî Azamet ve Kudret akışlarını) çok tefekkür edin ve (İlâhî Nî’metlere lâyıkıyla şükredememek endişesiyle) çok ağlayın.! Nefsânî arzularınız sizi değiştirmesin!.” buyurmuştur.
(Ebû Nuaym, Hilye, I, 358)

İmâm Ali -kerremallâhu vecheh.: “Dünyâ ->arkasını dönmüş gidiyor. Âhiret ise ->yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evladları var. Sizler Âhiretin evladları olun. Sakın Dünyânın evladları olmayın. Zirâ bugün amel var ->hesab yok, yarın ise hesap var ->amel yok.” buyurmuştur.
İmâm Ali kerremallahu vechehu.: “İBRET ALınacak şey ne kadar çok =>İBRET ALan ise ne kadar az!.” buyurmuştur.

İmâm Ali kerremallahu vechehu.: “Başkalarının acılarından, geçmiş felâketlerinden ders alanlar =>MutLu Olurlar.” buyurmuştur.

İmâm Ali kerremallahu vechehu.: “Açık kalbIi ->Mert Düşman =>İçinden pazarIıkIı Dosttan İyidir.” buyurmuştur.

Cüneyd-i Bağdadî kaddesallahu sırrahu.: “Her kim gördüğünden İBRET ALmazsa =>onun görmezliği görmesinden üstündür.” buyurmuştur.

İbn-i Atâullah İskenderî kaddesallahu sırrahu.: “ÂLeM’in =>dışı GüZeL ->içi İBRETtir. Nefs ->dışının GüZeLLiğine (yani şekil şemâiline), ->(rûhâniyetle tezyin olmuş bir) kalb ise ->içinin İBRETLerine bakar.” buyurmuştur.


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...


ALLAHım!.
7 LETÂİFimizin SALLini-İSÂLini-SILÂsını-ULAŞımını SAĞLa!.



Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu!.


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12643
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

HeR DÜŞÜNce=>ve HeR İŞ’in,
SoN NEFes sonUÇu=>TEVHiD!.
TEVHiD=>EMÂNEti DERVİŞ’in,
ÖMRün=>SÖZ ORUCu TEVHiD!.


ZEVK 10.227

SÜt=>ANAsı.. Baba=>MAYa.. =>BUndan DOĞar=>YAĞLı YOĞURt,
SÜt ya da MAYa BOZuKksa.. =>KATIRdan=>At<==>EŞEk DOĞURt,
DUYmazsan=>KELÂMuLLAH’ı,
UYmazsan==>RESÛLuLLAH’a,
===>İÇin'deki==>İNEğe TAP!.. ===>SÂMİRî DANAsın==>BÖĞÜRt!.


06.01.2022.. 06: 12..
brsbrsm...tktktrstkkmizdehyrÂNnn..


=>ŞİMdi=>ŞuÂN’da=>ŞE’N-in,
KÜLLî ŞEYyde=>TEVHiD SESi!.
==>SÂMİRî DANAsı==>SEN-in,
=>NEFSiyin==>HEVÂ-HEVESi!.

KALBin AÇmayan=>HANNÂN’a,
MiNNEt ETmeyen=>MENNÂN’a,
===>Bu ÂLEMde<=>O ÂLEM’de,
HeSÂB VERECEKk=>DEYYÂN’a!.

celle celâlihu..


Resim

يَمُنُّونَ عَلَيْكَ أَنْ أَسْلَمُوا قُل لَّا تَمُنُّوا عَلَيَّ إِسْلَامَكُم بَلِ اللَّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ أَنْ هَدَاكُمْ لِلْإِيمَانِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
“Yemunnûne aleyke en eslemû kul lâ temunnû aleyye islâmekum, belillâhu yemunnu aleykum en hedâkum lil îmâni in kuntum sâdikîn(sâdikîne).: Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)" (Hucurât 49/127)

ŞE’N.: ŞE'ÂN.: ALLAH celle celâlihu’nun Her ÂN yeniden yenisini YARAtış SEBBEhası..
MAYa.: Bazı besinlerin yapımında mayalanmayı sağlamak için kullanılan madde, ferment.. İçerdikleri enzimlerin katalizör niteliği etkisiyle şekerleri karbondioksit ve alkole dönüştüren bir hücreli bitki organizmaları.. Yaradılış, ÖZ nitelik..
DANA.: İneğin, sütten kesilmesinden bir yaşına dek olan yaştaki yavrusu..

KATIR.:
Katır =>Erkek Eşek ile =>Dişi Atın/Kısrak çiftleşmesiyle meydana gelen ve kısır olan melez hayvan..
Katır =>Erkek At/aygır ile =>Dişi Eşek çiftleşirse ”Bardo” veyâ ”Ester “ denen, at görünümünde ama eşek iriliğinde bir melez ortaya çıkar. Bardo, attan çok katıra benzer ancak eşeğin bütün zayıflıklarını taşır. Bardo, katırdan daha az dayanıklı olduğu için seyrek olarak yetiştirilir..


El Hannân.:
Resim

El Mennân.:
Resim

El Deyyân.:

Resim

Resim

=>İÇindeki=>İNEğe TAP!.
SÂMİRî DANAsın BÖĞÜRt!.:

Zemâhşerî, Sâmirî’nin adını Mûsâ b. Zafer olarak kaydetmektedir.. (el-Keşşâf, II, 549).
Fahreddin er-Râzî, İbn Abbas’tan onun Kirmanlı olduğu rivâyetini aktarır. İbn Abbas’tan Zeccâc ve Atâ’nın rivâyet ettiği diğer bir anlayışa göre Sâmirî, Mûsâ aleyhisselâm’ın komşusu bir Kıptî olup ona imân etmiş ve kendisiyle birlikte Mısır’dan çıkmıştı..
Âlimlerin çoğu onun Sâmira Kabilesi’nden ve İsrâiloğulları’nın ileri gelenlerinden olduğu görüşündedir.. (Mefâtîhu’l-gayb, XXII, 87).
Zemâhşerî ayrıca Sâmirî’nin aslen ineğe tapan bir topluluktan geldiğini ve bir münâfık olduğunu söylemektedir.. (el-Keşşâf, II, 549).


قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِن بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ
“Kâle fe innâ kad fetennâ kavmeke min ba’dike ve edâllehumu’s- sâmiriyy (sâmiriyyu).: (ALLAHû TeALÂ): “Muhakkak ki Biz, böylece senin kavmini, senden sonra imtihân etmiştik. Ve Samiri, onları dalâlete düşürdü.” dedi.” (Tâhâ 20/85)

فَرَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ يَا قَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِي
“Fe recea mûsâ ilâ kavmihî gadbâne esıfa (esifen), kâle yâ kavmi e lem yaıdkum RABBukum va’den hasenâ (hasenen), e fe tâle aleykumu’l- ahdu em ereddum en yahılle aleykum gadabun min RABBikum fe ahleftum mev’ıdî.: Bunun üzerine Mûsâ (aleyhisselâm), esefle (üzülerek) gadapla (öfkeyle) kavmine döndü.: “Ey kavmim! RABBiniz size, güzel bir vaadle vaadetmedi mi? Buna rağmen ahd süresi size uzun mu geldi? Yoksa RABBinizin gazâbının üzerinize inmesini mi istediniz? Bu sebeble mi vaadimi (sizden aldığım vaadi) yerine getirmediniz?” dedi.”(Tâhâ 20/86)

قَالُوا مَا أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَكِنَّا حُمِّلْنَا أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذَلِكَ أَلْقَى السَّامِرِيُّ
“Kâlû mâ ahlefnâ mev’ıdeke bi melkinâ ve lâkinnâ hummilnâ evzâren min zîneti’l- kavmi fe kazefnâhâ fe kezâlike elkâ’s- sâmiriyy (sâmiriyyu).: “Sana vaadettiğimizden kendi isteğimizle dönmedik. Ve lâkin bize, o kavmin ziynetleri (altın süs eşyaları) yüklenmişti. Bu yüzden onları (eritmek üzere ateşe) attık. Sonra Sâmirî de attı.” dediler.”(Tâhâ 20/87)

فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هَذَا إِلَهُكُمْ وَإِلَهُ مُوسَى فَنَسِيَ
“Fe ahrece lehum ıclen ceseden lehu huvârun fe kâlû hâzâ ilâhukum ve ilâhu mûsâ fe nesiy(nesiye).: Böylece onlar için (ortaya) böğüren bir buzağı heykeli çıkardı. Ve onlara (Sâmirî ve taraftarları): “Bu, sizin ilâhınız ve Mûsâ'nın da ilâhı, fakat o unuttu.” dediler.”(Tâhâ 20/88)

أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا
“E fe lâ yerevne ellâ yerciu ileyhim kavlen ve lâ yemliku lehum darren ve lâ nef’â (nef’an).: Onlara sözle cevap vermediğini ve onlara zarar veyâ fayda vermeye mâlik olmadığını görmüyorlar mı?”(Tâhâ 20/89)

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَارُونُ مِن قَبْلُ يَا قَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِ وَإِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمَنُ فَاتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوا أَمْرِي
“Ve lekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih(bihî) ve inne RABBekumur rahmânu fettebiûnî ve etîû emrî.: Ve andolsun ki Hârûn (aleyhisselâm) daha önce, onlara şöyle dedi.: “Ey kavmim, siz onunla sadece imtihân edildiniz! Ve muhakkak ki RahmÂN, sizin RABBinizdir. Artık bana tâbî olun ve emrime itaat edin.”(Tâhâ 20/90)

قَالُوا لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفِينَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَى
“Kâlû len nebreha aleyhi âkifîne hattâ yercia ileynâ mûsâ.: “Mûsâ bize dönünceye kadar, ona kendimizi vakfetmekten (ibâdet etmekten) asla vazgeçmeyeceğiz.” dediler.”(Tâhâ 20/91)

قَالَ يَا هَارُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوا
“Kâle yâ hârûnu mâ meneake iz reeytehum dallû.: (Mûsâ aleyhisselâm): “Ey Hârûn! Onların dalâlete düştüğünü gördüğün zaman (onları uyarmaktan) seni ne men etti?” dedi.” (Tâhâ 20/92)

أَلَّا تَتَّبِعَنِ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِي
“Ellâ tettebian (tettebiani), e fe asayte emrî.: Niçin bana tâbî olmadın? Yoksa emrime isyân mı ettin?”(Tâhâ 20/93)

قَالَ يَا ابْنَ أُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي إِنِّي خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي
“Kâle yebneumme lâ te’huz bi lıhyetî ve lâ bi re’sî, innî haşîtu en tekûle ferrakte beyne benî isrâîle ve lem terkub kavlî.: (Hârûn aleyhisselâm).: “Ey annemin oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma (çekme). Gerçekten ben, senin, “İsrailoğulları arasında fırkalar oluşturdun (ikilik, düşmanlık çıkardın) ve sözümü tutmadın (emrimi yerine getirmedin)” demenden korktum.” dedi.”(Tâhâ 20/94)

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
“Kâle fe mâ hatbuke yâ sâmiriyy (sâmiriyyu).: “Öyleyse ey Sâmirî! Senin (onlara) hitabın ne idi (onlara ne söyledin)?” dedi.”(Tâhâ 20/95)

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَلِكَ سَوَّلَتْ لِي نَفْسِي
“Kâle basurtu bi mâ lem yabsurû bihî fe kabaddu kabdaten min eserir resûli fe nebeztuhâ ve kezâlike sevvelet lî nefsî.: (Sâmirî).: “Ben, onların görmediği şeyi gördüm. Resûl'ün (Cebrâil aleyhisselâm'ın) izinden (ayağının bastığı yerdeki topraktan) bir avuç aldım. Sonra da onu (erimiş madenin içine) attım. Ve böylece (bu), nefsime (bana) güzel göründü.” dedi.”(Tâhâ 20/96)

قَالَ فَاذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِي الْحَيَاةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَّنْ تُخْلَفَهُ وَانظُرْ إِلَى إِلَهِكَ الَّذِي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا لَّنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفًا
“Kâle fezheb fe inne leke fî’l- hayâti en tekûle lâ misâse ve inne leke mev’ıden len tuhlefeh (tuhlefehu), vanzur ilâ ilâhikellezî zalte aleyhi âkifâ(âkifen), le nuharrikannehu summe le nensifennehu fî’l- yemmi nesfâ (nesfen).: (Mûsâ aleyhisselâm): “Artık git! Senin için (söz konusu olan), bütün hayatın boyunca “(bana) dokunmayın” demendir. Muhakkak ki senin için asla vazgeçilmeyecek bir vaad (cezâ) vardır. Ve ona, ısrarla kendini vakfettiğin (taptığın) ilâhına bak! Onu mutlaka yakacağız. Sonra da elbette onu, toz haline getirerek (küllerini) savurup denize atacağız.” dedi.”(Tâhâ 20/97)

إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا
“İnnemâ ilâhukumullâhullezî lâ ilâhe illâ hûv(huve), vesia kulle şey’in ilmâ (ilmen).: Sizin İLÂHınız sadece ALLAH'tır ki, O'ndan başka İlâh yoktur. İlim (ilmi) ile herşeyi kaplamıştır (kuşatmıştır).”(Tâhâ 20/98)

وَوَاعَدْنَا مُوسَى ثَلاَثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مِيقَاتُ رَبِّهِ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً وَقَالَ مُوسَى لأَخِيهِ هَارُونَ اخْلُفْنِي فِي قَوْمِي وَأَصْلِحْ وَلاَ تَتَّبِعْ سَبِيلَ الْمُفْسِدِينَ
“Ve vâadnâ mûsâ selâsîne leyleten ve etmemnâhâ bi aşrin fe temme mîkâtu RABBihî erbaîne leyleh(leyleten), ve kâle mûsâ li ahîhi hârûnahlufnî fî kavmî ve aslıh ve lâ tettebi’ sebîle’l- mufsidîn(mufsidîne).: Mûsâ (aleyhisselâm)'a otuz gece vaad ettik ve onu on ile tamamladık. Böylece onun RABBinin kararlaştırdığı zaman, kırk geceye tamamlandı. Ve Mûsâ (aleyhisselâm), kardeşi Hârûn'a şöyle dedi.: “Kavmimde bana halef ol (benim yerime geç) ve ıslâh et ve müfsidlerin (fesad çıkaranların) yoluna tâbî olma.”(A‘râf 7/142)

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ
“Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu RABBuhu kâle RABBi erinî enzur ileyk (ileyke), kâle len terânî ve lakininzur ile’l- cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ RABBuhu li’l- cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efâka kâle subhâneke tubdu ileyke ve ene evvelu’l- mu’minîn (mu’minîne).: Mûsâ (aleyhisselâm), tayin ettiğimiz (belirlediğimiz) zamanda gelince, RABBi onunla konuştu. (Mûsâ aleyhisselâm) şöyle dedi: “RABBim, bana (Kendini) göster, SANA bakayım.” (ALLAHû TeALÂ).: “BENİ asla göremezsin. Ve fakat dağa bak! O, mekânını kararlı tutâbilirse (yerinde durabilirse); o zaman sen, BENİ görürsün.” buyurdu. RABBi, dağa tecellî ettiği zaman onu paramparça etti. Mûsâ (aleyhisselâm), bayılarak yere düştü. Sonra ayıldığı zaman.: “Sen SÜBHÂN'sın (SENİ tenzih ederim). SANA tövbe ederim. Ben, mü'minlerin ilkiyim.” dedi.”(A‘râf 7/143)


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...


ALLAHım!.
7 LETÂİFimizin SALLini-İSÂLini-SILÂsını-ULAŞımını SAĞLa!.



Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu!.


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
nur_umim
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1056
Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen nur_umim »

ben ve ben ve O => لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ
ben ve SEN => لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ
ben ve BİZ => لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ
ben ve BEN => لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا


Resim

HADiSLeR=->RASûL SÖZÜdür,
DUYuş=>UYUş AŞKk GÖZÜdür,
SoN NEFESte=>TEVHİDULLAH,
KUR'ÂN=>SÖZLeRin=>ÖZÜdür!.


ZEVK 10.545

Bu ÂLEM=>ÇİLLe ÇÖLÜdür=>DEVRÂN KUR'ÂN=>SEYRÂN KUR'ÂN,
=>KUR'ÂNsız YÜREKk ÖLÜdür==>BEDENdeki CERYÂN=->KUR'ÂN,
KÜLLî ŞEYy=>ALLAHın NÛRU,
ASL’ın=>FASLı=->ARI-DURU,
İLİM=>İRADE==->İDRAKkta,
İMÂN->AMEL->İŞTİRAKKta=>CEVLÂN KUR'ÂN=>HAYRÂN KUR'ÂN!.


08.12.2022 15:02
brsbrsm…tktktrstekkmizdecevlânımızzz..


=>RESÛLuLLAH’ın==>GÜLBAĞı,
HASBî HİZMEt=>SOLma İHVÂNi!.
KUR'ÂN’dır=>HAYyat HAYy BAĞı,
BAĞsız BAĞın==>YOLma İHVÂNi!.



Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İçinde KUR'ÂN’dan bir şey olmayan kişi harab eve benzer.” buyurmuştur.
(Sünen-i Tirmizî; 5/177)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şüphesiz insanların bir kısmı ALLAH’ın Dostlarıdır. Onlar Ehl-i KUR'ÂN olanlardır.” buyurmuştur.
(İbn-i Mâce, 1/78; Darimî, 2/433)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: KUR'ÂN =>ALLAH’a =>Gökler, yerler ve onlarda bulunanlardan daha SEVimlidir.” buyurmuştur.
(Darimî, 2/441)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: KUR'ÂN’ın OKUnduğu evin hayır ve bereketi artar, Kur’ÂN’ın okunmadığı evin hayır ve bereketi azalır.” buyurmuştur.
(Suyutî, El İtkan 2/331)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: KUR'ÂN’ı çok okuyan hafızlar CeNNet EhLi’nin liderleri, başkanlarıdır.” buyurmuştur.
(Suyutî, El İtkan 2/332)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Sözlerin en hayırlısı ALLAHın Kitabı KUR'ÂN’dır.” buyurmuştur.
(Buharî, 6/327; Müslim:3)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Çocuğuna KUR'ÂN öğreten babaya CeNNette taç giydirilir.” buyurmuştur.
(Taberanâ, Evsat)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kehf Sûresi’nin başından 10 âyet ezberleyen kimse deccâlden korunmuş olur.” buyurmuştur.
Bir rivâyette.: “Kehf Sûresi’nin sonundan” buyurmuştur.
(Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh’den;Müslim, Müsâfirîn, 257)


Resim

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Şehru ramadânellezî unzile fîhi’l- Kur’ÂNu huden li’n- nâsi ve beyyinâtin mine’l- hudâ ve’l- furkân (furkâni), fe men şehide minkumu’ş- şehra fe’l- yesumh (yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar (uhara) yurîdullâhu bikumu’l- yusra ve lâ yurîdu bikumu’l- usra, ve li tukmilû’l- iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn (teşkurûne).: Ramazan ayı ki, insanlar için hidâyete erdirici (hidâyete erme, ALLAH'a ulaşma vesilesi) ve beyyîneler (açık deliller ve isbat vasıtaları) ve FurkÂN (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’ÂN, Hüdâ tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu Aya (yetişir de Ramazan Ayını görüp) şâhid olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o takdirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. ALLAH sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidâyet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) ALLAH'ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.” (Bakara 2/185)

وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn (turhamûne).: İşte bu Kur’ÂN BİZim indirdiğimiz, hayrı öğreten, insanlara faydalı mübarek bir kitaptır. Bu KİTABa tâbi olun, bu kitabı uygulayın. ALLAH’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azâbdan korunun ki, O’nun merhametine mazhar olasınız.” (En’âm 6/155)

وَلَقَدْ جِئْنَاهُم بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
“Ve lekad ci'nâhum bi kitâbin fassalnâhu alâ ilmin huden ve rahmeten li kavmin yu'minûn (yu'minûne).: Onlara, ilmî esaslara göre ayrıntılı olarak açıkladığımız; imân edecek bir kavim için hidâyet rehberi ve rahmet olan KİTABı, Kur’ÂN’ı getirdik.” (A’râf 7/52)

وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
"Ve izâ kurie’l Kur’ÂNu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn (turhamûne).: Kur’ÂN okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.” (A’râf 7/204)


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...


الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“El hamdu lillâhi RABBi’l- ÂLEMîn (âlemîne).: Hamd, âlemlerin RABBi olan ALLAH'adır.” (Fâtiha ½)


...M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

ResimNÛR-u MîMResim
Resim
Kullanıcı avatarı
nur_umim
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1056
Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen nur_umim »

Resim

KEŞİş DAĞIn==>TEPEsÎnde,
İÇİMde ==>KAR ÇİÇEKkLeRi!.
BİZ BİR-İZ->HAYy NEFEsÎnde,
ŞEÂN=->şU ÂN GERÇEKkLeRi!.

CÂNsız->Bİtki-HayvÂN->İNSÂN,
====>“AKLın ALGIsı”nda OLAN,
==>AKıL BAĞI’n son-UCu=>CÂN,
TOHuM-ÇİÇEk=>AÇaN<->SOLAN!.


ZEVK 10.572

CÂNsız=>Bİtki=>HayvÂN=>İNSÂN.. ki EŞYâ.. MEKÂNı YAŞAR!.
ŞEYtÂN’La İMTİHÂN BAŞLaR.. YEVMİ’D- DÎN.. ZAMÂN YAŞAR!.
ÖZDİRİLiŞş.. YEVMİ YUB’ASÛN.. OL!. OLma!. =>OLÂNı YAŞAR!.
==>YEVMİ’L- VAKTİ’L MA’LÛM.. ==>OLÂNLaR=>ŞE’ÂNı YAŞAR!.


17.01.2023 00:09
brsbrsm..tktrstekkemzdecevlÂNnımızzz…


RABBımın=>KÛN->feyeKÛN’u,
HAYyattaki ===>HAYy OYUNu,
KELÂMuLLAH<=>RASÛLuLLAH,
->VECHiLLAH<=>SEBÎLiLLAH,
KuL İHVÂNİm==>BAŞı<==SONu!.



Resim

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِّن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
“Ve iz kâle RABBuke li’l- melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).: RABBin meleklere şöyle demişti.: "BEN mutlaka, “hamein mesnûn olan salsalin”den (standart insân şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) bir beşer (insân) halkedeceğim.” (Hicr 15/28)

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ
“Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn (sâcidîne).: Artık onu dizayn edip, içine RÛHUMdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!” (Hicr 15/29)

فَسَجَدَ الْمَلآئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
“Fe secede’l- melâiketu kulluhum ecmaûn (ecmaûne).: Böylece meleklerin hepsi birden, toplu olarak secde etti.” (Hicr 15/30)

إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى أَن يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ
“İllâ iblis (iblîse), ebâ en yekûne mea’s- sâcidîn (sâcidîne).: İblis hariç. Secde edenlerle beraber olmaktan (direnerek) kaçındı..” (Hicr 15/31)

قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلاَّ تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ
“Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne mea’s- sâcidîn (sâcidîne).: ALLAHu TeALÂ şöyle buyurdu.: “Ey iblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?” (Hicr 15/32)

قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
“Kâle lem ekun li escude li beşerin halaktehu min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).: (İblis:.) “Ben, hamein mesnun (standart bir şekil verilmiş, organik dönüşüme uğramış) olan salsalinden halkettiğin bir beşere secde etmem (eden olmam).” dedi.” (Hicr 15/33)

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
“Kâle fahruc minhâ fe inneke recim (recîmun).: (ALLAHu TeALÂ şöyle) buyurdu.: “Hemen oradan çık! Muhakkak ki; sen bu sebeble kovuldun." (Hicr 15/34)

وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ
“Ve inne aleykel lâ’nete ilâ YEVMİ’D- DÎN (dîni).: Ve muhakkak ki; lânet, Dîn Gününe (karşılıkların, cezâ veya mükâfatın verildiği güne) kadar senin üzerinedir!.” (Hicr 15/35)

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
“Kâle RABBi fe enzırnî ilâ YEVMİ YUB’ASÛN (yub’asûne).: (İblis):. “RABBim, öyleyse bana BEAS GÜNÜ’ne (diriltilecekleri güne) kadar zaman ver.” dedi.” (Hicr 15/36)

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ
“Kâle fe inneke mine’l- munzarîn (munzarîne).: (ALLAHu TeALÂ) şöyle buyurdu.: “Öyleyse sen, gerçekten mühlet (süre) verilenlerdensin.” (Hicr 15/37)

إِلَى يَومِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
“İlâ YEVMİ’L- VAKTİ’L MA’LÛM (ma’lûmi).: Malûm olan (bilinen) Vaktin Günü’ne kadar.” (Hicr 15/38)


Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İki nîmet vardır ki, insanların çoğu bu nîmetleri kullanmakta aldanmıştır =>Sıhhat ve boş VAKİT.” buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak, 1)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil::
1-) İhtiyarlığından önce gençliğini,
2-) Hastalanmadan önce sıhhatini,
3-) Fâkirliğinden önce zenginliğini,
4-) Meşgul zamanlarından önce boş VAKİTLerini ve,
5-) ÖLümünden önce hayâtını!”
buyurmuştur.
(Hâkim, Müstedrek, IV, 341; Buhârî, Rikak, 3; Tirmizî, Zühd, 25)

İBNü’l- VAKt =>DÜNYâsı-DÎNi-ÂHiReti İÇin =>HeR VAKtin/ÂNının Kıymetini BİLip Gereğini YAPan=>RABBine YÖNeLen KuL..


فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ
“Fe izâ feragte fensab.: Öyleyse boş kaldığın zaman hemen intisab et (tâbî ol, taleb et, çalış, RABBine yönel!./O’nu Mansıb-Merci' BiL!.)” (İnşirâh 94/7)

وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ
“Ve ilâ RABBike fergab.: Ve öyleyse yalnızca RABBine rağbet et (O'nu öv, O’na sarıl, hamdet, zikret, tesbih et).” (İnşirâh 94/8)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kişi doğduğu günden ihtiyarlayıp vefât ettiği güne kadar ALLAH RIZÂSInı kazanma uğruna yüz üstü yerlerde sürünse (yani her türlü meşakkate katlanarak ibâdet, tâat ve hizmetlere koştursa), Kıyâmet Günü bu yaptığını çok yetersiz görür (daha fazla yapmış olmayı ister).” buyurmuştur.
(Ahmed, IV, 185; Beyhakî, Şuab, I, 479; Heysemî, I, 51; X, 225, 358)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “CeNNet Halkı, başka bir şeye değil, sadece Dünyada ALLAH’ı ZİKRetmeksizin geçirdikleri ÂNlara, hasret ve nedâmet/pişmanlık duyacaklardır!” buyurmuştur.
(Heysemî, I, 51; X, 73-74)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurunca,
Ashâb-ı Kirâm.: “Onun pişmanlığı nedir Yâ Rasûlullah?” diye sordular.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Güzel bir müslüman ise, bu hâlini daha fazla artırmamış olduğuna; kötü bir kişi ise, o kötülükten vazgeçmediğine pişman olacaktır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Zühd, 59)

İmâm Şâfiî kaddesallahu sırrahu.:
“Sûfîlerle arkadaşlık ettim ve onlardan iki mühim prensip öğrendim:
‒> VAKİT kılıç gibidir, sen onu kesmezsen o seni keser.
‒> Nefsini Hakk’a yöneltirsen ne âlâ, yoksa o, seni Bâtıla yöneltir.”
buyurmuştur.


Hasan-ı Basrî kaddesallahu sırrahu.:
=>Öyle insanlar gördüm ki, sizin dirhem ve dinarlara karşı olan hırsınızdan daha ziyade VAKİTlerini değerlendirmeye hırslı idiler.
=>Ey Âdemoğlu! Sen günlerden, yani zamÂNdan ibâretsin. Bir gün geçince senin bir parçan da gitmiş demektir.”
buyurmuştur.


وَمِنَ اللَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلً
“Ve mine’l- leyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavîlâ (tavîlen).: Ve artık, gecenin bir kısmında O'na secde et. Ve geceleyin uzun uzun O'nu tesbih et.” (İnsân 76/26)

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
“Em men huve kânitun ânâe’l- leyli sâciden ve kâimen yahzeru’l- âhırete ve yercû rahmete RABBih (rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn (ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulû’l- elbâb (elbâbi).: Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibâdet) eden, âhiretten sakınan ve RABBinin Rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki.: "Hiç BİLenlerle BİLmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, Temiz/ÖZ Akıl Sâhipleri ZİKReder/öğüt ALıp DÜŞÜNürler." (Zümer 39/9)

İmâm Hasan bin Ruşeyk kaddesallahu sırrahu.:
“Tefekkür deryâsının kilitlerini açmak için, SEHER VAKTi uykudan kalkıp çalışmaktan daha iyi bir ANAhtar yoktur. Çünkü insan o VAKİT dış alâkalardan, dünya endişe ve ihtiraslarından uzaktır. RABBiyle beraberlik/BİZ BİR-İZ zamanına girmiştir. Bedeni dinlenmiş, kendine gelmiş, tâzelenmiş ve zindeleşmiştir. Velhâsıl, havanın en güzel, esintinin en tatlı olduğu vakit ve gece ile gündüz arasındaki en müsâit zaman, SEHER VAKTİdir. Zirâ SEHErde, aydınlık karanlığın üzerini kaplamaktadır. Akşamda ise durum bunun zıddınadır; karanlık aydınlığın üzerine çökmektedir.” buyurmuştur.
(Ebû Gudde, Zamanın Kıymeti, s. 86)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “CeNNet Halkı, başka bir şeye değil, sadece, dünyâda ALLAH’ı ZİKRetmeksizin geçirdikleri ÂNlara, hasret ve nedâmet duyacaklardır!” buyurmuştur.
(Heysemî, X, 73-74)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hafsa Vâlidemize.: “Yâ Hafsa! Çok konuşmaktan sakın. ALLAH’ı ZİKRi dışındaki çok konuşmalar KaLbi ÖLdürür. Fakat ALLAH’ı çokça ZİKRet! Çünkü bu KaLbi DİRİLtir!.” buyurmuştur.
(Ali el-Müttakî, I, 439/1896)


أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
“E fe hasibtum ennemâ halaknâkum abesen ve ennekum ileynâ lâ turceûn (turceûne).: Öyleyse BİZİM, sizi abes olarak (boş yere) yarattığımızı ve BİZE döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?” (Mü’minûn 23/115)

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ
“Summe le tus’elunne yevmeizin ani’n- naîm (naîmi).. Sonra o İzin Günü mutlaka ni'metlerden sorgulanacaksınız.” (Tekâsür 102/8)

Feridüddîn Attar kaddesallahu sırrahu.:
“ELden gittikten sonra dört ŞEYy geri döndürülemez.:
1-) Ansızın ağızdan çıkan bir SÖZ,
2-) Yaydan fırlayan bir OK,
3-) olmuş bir KAZÂ ve,
4-) boşuna harcanan bir ÖMÜR.”
buyurmuştur.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kıyâmet Gününde dört şeyden sorgulanmadıkça =>Kulun ayakları yerinden kımıldamaz.:
1-) Ömründen =>Onu ne ile yok etti?
2-) Gençliğinden =>Onu nerede çürüttü?
3-)
Malından =>Onu nereden kazandı ve nereye sarf etti?
4-) İlminden =>Onunla ne yaptı?”
buyurmuştur.
(Tirmizî, Kıyâme, 1)


وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
“Va’bud RABBeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, HAKk'ul- Yakîne, ALLAH'a KuL OLmaya ULAŞıncaya) kadar RABBine KuL OL!” (Hicr 15/99)

KÛN fe=>YeKÛN.. => KÛN fe=>YaKîN.. SıRR-ı NahNu.. BİZ BİR-İZ..


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
“Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn (muslimûne).: Ey imân edenler! ALLAH'a karşı “O'nun Hak Takvâsı” ile (bi hakkın takvâ, en üst derece takvâ/İlk SÖZünde Kavî OLuş ile) Takvâ Sâhibi OLun! Ve sakın siz, (ALLAH'a) teslim OLmadan ÖLmeyin!.” (Âl-i İmrân 3/102)

Cüneyd-i Bağdâdî kaddesallahu sırrahu.:
“Dünyânın bir günü, âhiretin bin yılından hayırlıdır. Zîrâ kazanç ve kayıp keyfiyetleri bu dünyâya âittir. Âhirette artık kazanmak veya kaybetmek yoktur.” buyurmuştur.

Şâir Necib Fâzıl Kısakürek.:
O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner;
Azrâil’e “hoş geldin!” diyebilmekte hüner!..



Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...


الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“El hamdu lillâhi RABBi’l- ÂLEMîn (âlemîne).: Hamd, âlemlerin RABBi olan ALLAH'adır.” (Fâtiha ½)


...M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

ResimNÛR-u MîMResim
Resim
Kullanıcı avatarı
gullale
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1359
Kayıt: 16 Oca 2008, 02:00

Re: İKRÂ ZEVKLERİm

Mesaj gönderen gullale »

Resim Resim OLUŞ!.

Bilgi görecelidir. Bu rölativist anlayıştan bağımsız bir düşüncedir. Bilginin iki kaynağı önemli. Bir geldiği kaynak, iki vardığı kaynak. Geldiği kaynak hasarlı ise o bilgi vardığı kaynağı ifsad eder. Geldiği kaynak sağlam hakikatli ise vardığı kaynağı güçlendirir, yükseltir, ayrıştırır. Kimyada buna ne örnek verilebilir bakmak lâzım. Fizik Bilgisi olarak da aynanın iç bükey ya da, dış bükey olması gibi olduğundan farklı gösterebilir… Bizim anlayışımızda bilginin kaynağı küllî şey’in kaynağı gibi yâni; membağı, menşe’i, masdarı var eden ve var ettiğine varlık iz’ânı imkânı, idrâki ve irfânı bahşeden Kâdiri Mutlak olan ALLAHu TeALÂ’dır. Varlığı ve bunu fehm etmeyi MuhaMMed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz Aynası’nda zâhir kılmıştır. Aynanın ardındaki sırrı sildiğimizde ön, önden habersiz olur arka görünür. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz Aynası kalktığın da; arka da görünmez, ön de görünmez. “Haber”sizlik ortaya çıkar. Var olanın var oluşunu seyredeceği idrak edeceği İlm Sırrı silinmiş, ön-arka kalmamış var ama, isbat yok bir ğayb oluş ile anlatılabilir, durum neş’et eder. Bilginin geldiği kaynak doğrudan RABBi’l-Âlemîndir. Bilginin vardığı kaynak doğrudan İNSÂNdır. Akıl bakımından.. İlm Cevheri iniş esnâsında hasar görebilir. Bu hasara uğrayan İLM ile =>Amel edilir ise CeNNetten indiririr =>Âdem aleyhisselam’ı… İNSÂN için de CeNNetle arasına perde olur CeheNNeme vesîle olur…. İşte hiç kimse kendi dışındaki bilginin vardığı kaynağın esasını kemmîyyetini keyfiyetini kendi kadar kesin ve net bilemeyeceği anlayamayacağı için ehil olmayan atanmamış, adanmamış kimseye tâbi olmadan kendi aklı ile idrak ve irfân ettiği bilgi ile amel etmesi daha sıhhatlidir. Kişi kendi elleri ile yaptıklarından sorumlu… Yarın mahşerde.: “Bizi bunlar kandırdı/saptırdı!.” demenin ne hayrını görebilir ne de faydasını…

İlmin geldiği kaynak ve vardığı kaynak tâbirini tek bir kelime ile cem’ edecek olursak “nüzul” tam bir ifâde olur. Bu kelime ilm seyr u sülûkunu ihtivâ ediyor. İlmin masdarı =>HAKk TeALÂ..
İlmin varacağı noktaya ulaşma hızı =>Zaman.
İlmin vardığı nokta ise =>Mekân verisi veriyor.
Bilginin fışkırdığı aktığı göze itibârı ile başlayan ve vardığı döküldüğü minvâl ile dolaşan “sebbaha” eden zaman ve vardığı ekildiği tarla olan mekân … Bu durumda;
İlmin fışkırdığı Sadr =>Zamanı,
İlmin döküldüğü yatak =>AkıL=>Arzı yâni Mekânı veriyor.
Bu bağlamda;
ERKEK =>Zamân (Rahmân-tohum-güneş-zamân)
KADIN =>Mekân (Rahîm-toprak/tarla-mekân) OLuyor.
Hayy ZeRResi =>Kayyum KüRResi ile =>Devr dâim ediyor.
Zamanı =>Hareket.. Mekânı =>Hız oluşturuyor..
“Sizin zamanınızla ellibinyıl olan bir günde katımıza yükselir.” âyetinde işâret edildiği gibi.
Baştan başlayacak olursak;
Halaka olan =>Âdem aleyhisselam..
Alleme edilen =>Küllühüm Esmâ ile,
Ceâle olarak =>Halifelik ile tâclandırılmış bulunuyor.
Halaka ->Alleme ->Ceâle CEVLÂNında =>Zaman Seyrânı =>Mekân Devrânı YÜRüYOR

Resim
SeBBeHa.: Tesbih eder. Yüzer. Döner durur.. AKL-ı SiLm BİLir ki, ATOM da Kâinât da yaratıldığı günden beri durmadan dönmektedir ve kıyâmete kadar da dönecektir. Enerjiyi nerden almakta ve alacak sorusunun cevâbının KÛN feye KÛN =>hER ÂN =>ŞE’ÂNULLAHta yENiden Yaratış!.” OLduğunu Materyalist Fizik çok geç ANLAyacaktır sanırım…
Her ŞEYy kendince seBBeHÂ eder. Ve ne zamAN ki AKILLarımız DEVR-ÂNı ANLarsa ve DEVRe İştirak ederse ''Yusebbuhu'' Zikr-i Dâimindeyiz إِن شَاء اللَّهُ

Rölativizm.: ''bilgi'', ''ahlâk'' ve ''erdem'' gibi Evrensel Kavramların göreceli olduğunu savunan bir öğretidir. Bu nedenle ''Görecilik'' adıyla da bilinir..
İfsad.: Bozmak. Azdırmak. Fesada uğratmak. Fitne salmak. Karıştırmak..
İz’ân.: Basîret. Anlayış. Teslim olup itaat etmek. Akıl. Zekâ. İnanç. İdrak. Bilmek. .
Fehm ediş.: Anlayış. Zihnen kavrayış.
Neş’et.: Meydana gelmek, vücuda gelmek..
Vesîle.: (Vâsile) Bahane, sebeb. Fırsat. Elverişli durum..
Kemmîyyet.: (Kemiyet) Miktar, sayı, nice oluş. Az veya çok oluş..
Keyfîyyet.: Bir şeyin esâsı ve iç yüzü. Nasıl olduğu ciheti. Kalite. Madde. (Kemmiyetin zıddıdır.).
İdrak.: Anlayış. Kavrayış. Akıl erdirmek. Fehim. Yetiştirmek..
İrfân.: Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekâdan ileri gelen zihnî kemal. İkrar. Mücazat. *Fık.: Esrar-ı İlâhiyeye, iman ve Kur'ÂN Hakikatlarına vukufiyet..
Seyr u Sülûk.: Tas: Takib edilecek usûl. Bir terbiye yoluna girip devam etme. Tarikata devam etme..
İhtivâ.: İçinde bulundurmak, içine almak, hâvi olmak, şâmil olmak. Bir şeyi toplamak ve korumak..
Masdar.: Bir şeyin sudur ettiği (çıktığı) menbâ’..
İ’tibâr.: Ehemmiyet vermek. Birisini veya sözünü makbul farzetmek. Bir şeyin gerçek değil, kararlaştırılan değeri..
Minvâl.: Hareket tarzı, davranış. Usul, yol..
Resim
Cevapla

“►Kul ihvâni ZEVKleri◄” sayfasına dön