MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

29 NİSAN 2003 SOHBETİ.:

Okuyan.: Şeyh Şerafeddinden ondan sonra anlamış ki bu davayı yürütecek üzerine aldığı bu vazifeyi götürecek ve ondan sonra da o da ona şey yapmış engel olmamış evet çünkü Hazreti Halil İbrahim yâni Cenâb-ı HAKka kalbinde mutmâin olması için bu ölüleri diriltmesi için Sıddıkîyyet verilmiş. Aynen Hazreti Sıddıktan Peygamberimizden aynen şeyi evet

MSHekim.: Evet evet cevâben okuduktan sonra başka kitaplara benzemiyor yâni.. RABBımız zihin açıklığı versin!. İşte böyle okundu mu hoşuma gidiyor. Yâ Sabır hiç olmazsa ALLAH rahmet eylesin dersiniz sorumlu kendini sorumlu kılan esâsen mâdem ki inanmış bağlanmış kabul etmiş ise yâni sorumlu sonuna kadar olan ihtiyacı temin edecek yazmış çizmiş.. Firka-i Nâciye esâsen 73 fırkanın bir tanesidir. Diğerleri her ne ise yolunca küfre de gider münafıklığa da gider!. Fakat Firka-i Nâciye esâsen bir tane ALLAH cümlemize nâsib kısmet eylesin.. Ötekiler dersen hepisi Maşaallah Şeyh, Gavs-u Ekber hepsi!. Yok böyle bir şey bir şey bırakmadık yâni İmam-ı Rabbanî, Şeyh Nakşîben kaddassallahu sırrahu tesbihatı nedir nasıldır anlatılmış..

Konuşan.: Hadisi şeriflerde pürüz yok

MSHekim.: Çok sağlamdır bir tanesi bir cildinde ne kadar Süleyman?

Konuşan.: İki cilte 700 küsur efendim.

MSHekim.: Bir kasette kırk hadis sohbet aradık yâni ALLAHu zü’l-CeLâL öyle bir lutüf ki yeri belli hemen o hadis karşına çıkıyor hemen o vak’a ne ise ona göre..

Konuşan.: ALLAHın Hikmeti nasıl bu hadis karşına çıkıyor mübârek..

MSHekim.: Neyse RABBımız birilerini bunlardan istirah etsin gaye bu şekilde sohbet etmek arzusu.. Firka-i Nâciye esâsen necat kurtulacak.. Firka-i Nâciye bir tane.. Fitnelerde şu günümüzün yâni Vehhabîler Süleyman Ateş gibi.. Yâni “Lâ ilâhe illâ ALLAH” diyen herkes cennetliktir ister MuhaMMed, ister isa Mûsâ desin hepisi cennet’e.. Babasının ahırı gibi!. Tabi bu gibi fitneci adam.. Fitne bunlara şey vermiş geldiğimize şeyler şöyle olmuş bilmem şey söylemiş bunları anlatıyor yâni esâsen fitnenin günümüzün vakı’alar öteleri olan şeylerin karşısındayız..

Şeyhimiz esâsen Abimle beraber gittikten sonra dönüşlerinde Mevlânâ Hâlid Şamda ziyâret etmişler Sâlihiye Tepesinde.. Bir tepe vaktiyle Mevlânâ Hâlid orayı fethederken “Salahiye buraya defnedin” der. O zaman ki etrafında demişler ki.: “Kurban olduğumuz kimseler yok orada, ziyâret edeceğimiz abdest alıp namaz kılacak orada su yok bir şey yok!.”
“Umarım ki bir kimseler Sâlihler buraya bir şeyler yapar!.” buyurmuş..
Hakikaten Sultan Abdulmecid yapmış üzerine bir tekke yapmış bu şekilde olmuş şimdi Abimle beraber Şeyhimiz, Sıtkı da var. Gitmişler o zaman başlıyor, artık merdiven çıkılıyor çünkü ben de gittiğimde günün bir tanesinde çıktım bilmiyorum efendim bu o üçüncü basamakta duran olmuş ve oturmuş şeyhimiz yukarıda duran hizmet eden Muhammed Sâdık yâni Şeyh Muhammed sâdık bu türbede hem ilim şey ediyor ve Türbedâr durumunda bu şekilde de çalışıyor. Yâni bu mübârek 50 sene takriben orada mevcut.. fakat yukarıda bekliyor yâni bu gelecek olan merdivenle geliyor. Amma üçüncü merdiven olunca Şeyhimiz oturmuş diğerleri ayakta oradan hemen bağırıyor.: “Siz durmayın gelin!.” Neyse onlar gitmişler Şeyhimiz oturmuş. Sormuş.: “Sizin bu beraberinizdeki kimdir?.” “Şeyhimizdir!.” “Vallahul azim bu ana kadar 50 senedir buradayım şarktan garbtan geliyor bu şekilde Mevlânâ Hâlid bu şekilde oraya kadar karşılamaya oturduğu yerde muazata yapsınlar görmedim bu şekil, bu şekil!.” Şeyh Alaaddin bu!. O zaman anlatıyorlar.: “Şeyhimiz evet!.
Neyse artık mübârek çıkmış Mevlânâ Hâlid.. Nasıl olduysa beraber mi çıktılar bilmiyorum.. O gece esâsen ziyâret edecekler.. Yoook Mevlânâ Hâlid kabul etmez mübârek.. “Mâdem ki o kadar yakınlığımız vardır bu gece bâtinî olacaksınız..” Mevlânâ Hâlid bırakmıyor kabul etmiyor orada bir gece kalıncak.. Anlatıyor.: “50 senedir şarktan garbtan geliyor Mevlânâ Hâlid’in böyle ferahlı böyle o kadar neşe Şeyhinizle o kadar nasıl şeydir hayatımda daha böyle bir kimseyi böyle görmedim!.”

Konuşan.: "Merdivene kadar daha inip de karşılamadı..”

MSHekim.: Neyse biz fâkiriz diyor. Sonunda ertesi günü çıkacaklar.: “ALLAH Aşkına Lillah Aşkına!. 50 sene burada gelenleri ağırladım ama Mevlânâ Hâlid’e bu şekilde birbirliğiniz, yakınlığınız o kadar kardeş gibi.. Bunun sebebi nedir?. Yoksa bu şeyi söylemeden göndermiyorum!.” diyor Muhammed Sâdık.. Hee neticede Şeyhimiz sâdece teslimi görüyor diyor ki.: “Bir hâli yok mahsuru fakat Mübârek kendisi şey yâni cömerttir bize Sâhib olmuştur garibanlara Sâhib çıkmıştır!. Yok yok mesele senin dediğin gibi değil!.” “Ama ben Mevlânâ Hâlid’in böyle karşılamasını görmedim!." Neticede Şeyhimiz de diyor.: “Biliyor musunuz böyle bir alacak söyleyecek bir şeyimiz yoktur, sâdece YAKINLığımız vardır.. Mevlânâ Hâlidle aramızda Saadat var.. Babam (Şeyhü’l-Hazin).. Babamla =>Şeyh Osman =>Mevlânâ Hâlid.. İki kişi var Mevlânâ Hâlidle aramızda.. İki kişi var Şeyhü’l-Hazin ve Osmanı Sıraceddin evet o kadar..”
Halbuyse sonra bu hikmettir ki başka yoktur hakikaten Mevlânâ Hâlid bizim gibi böyle yakınlığımız hiç bir tarikat adamları mümkün değil..

Konuşan.: “Yâni Nakşîlerde şeylerde çıktı yer yüzünde ALLAHa hamdolsun bu Bitlis’te felan olsun saymaya başlar Muhammet Taki bilmem şudur söyler söyler fakat..

MSHekim.: Şeyh Alaaddin mensubudur esâsen, Şeyh Alaaddin mensubu olacak.. İşte babası Şeyhü’l-Hazin bir de Şeyh Osman =>Mevlânâ Hâlid.. Bir kere tarikat bizden daha böyle yakın dünya çapında belki yoktur..

Konuşan.: Hazreti Pîri semâvât mânevî şeylerini artıran.

MSHekim.: Karşısında zâten söylüyor çünkü Muhammed Ali Hüsameddin Ruhanîyyeti zâten… bu da Şeyh Osman’ı almış karşılık olarak yetiştirmiş, Şeyh Osman da, Hazreti Şeyh Alaaddin’i.. hülâsa bu tarafta bahtiyâriz minnet yaşıyoruz yâni bugün Âdemliğe Sâhib çıkacak kabadayılar!.
Oldu mu, oldu mu?.

Konuşan.: Oldu iyi oldu..

MSHekim.: ALLAHu zü’l-CeLâL bizleri salah etsin…… şuur versin ALLAHu zü’l-CeLâL cümlemize imanı kamil versin hatimeler versin esâsen ….yâni bizde gelmemiş olma bizde maksat asla gelecekte hiç olmazsa iki derece o burada on derece de döndürecek..

Konuşan.: İnşaallah yarında olur..

MSHekim.: Olan şeyleri anlattım artık işimiz bitti..

Konuşan.: İnşaallah yarında olur. ALLAH razı olsun ALLAH himmetinizi İnşaallah var etsin!.

MSHekim.: ALLAHu zü’l-CeLâL bize salah etsin muîn olsun rızasını üzerimizden tamamen müyesser ve muvafat eylesin!.
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk
ALLAHumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin, salâten tüncinâ biha min cemıil ehvâali âfât, ve takdi lenâ bihâ cemi'al hâcât, ve tutahhirunâ bihâ min cemi'isseyyi'âat ve terfe'unâ bihâ a'ledderecâat, ve tübelliğunâ bihâ aksa'l gayât, min cemi'il hayrâti fi'l hayâati ve ba'del memâat.
Bî-Rahmetike yâ Erhame’r-rahîmin. Bî-Rahmetike yâ Erhame’r-rahîmin. Bî-Rahmetike yâ Erhame’r-rahîmin.
Subhane RABBike RABBi’-l İzzeti amma yesefun.


اللَّهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَ دَوَاءٍ وَبَارِكْ وَ سَلِّمْ عَلَيْهِ عَلَيْهِمْ كَثِيرًا كَثِيرًا وَ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلَى جَمِيعِ اْلأنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ وَ عَلٰى كُلٍّ اَجْمَعِينَ وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْـعَـالَمـِيـنَ

“ALLAHümme salli ve sellim alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âli seyyidinâ MuhaMMedin bi âdedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîren kesîra.
ALLAHümme salli ve sellim alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âli seyyidinâ MuhaMMedin bi âdedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîren kesîra
ALLAHümme salli ve sellim alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âli seyyidinâ MuhaMMedin bi âdedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîren kesîra ve salli ve sellim alâ cemîı’l- enbiyâi ve’l mürselin ve âli küllin ecmeîn ve’l hamdülillâhi RABBi’l- Âlemin!.
Subhane RABBike RABBi’l- İzzeti amma yesefun vesalemun mürselim velhamdulillahi RABBu’l- Âlemin.. RABBenâ takebbel minna bî hürmetin Fâtiha mâe’s- salâvât..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

28 NİSAN 2003 SOHBETİ.:

MSHekim.:Fırka-i Nâciye Mürşidlerin Halleri” anlatılıyor 15 kaset mürşidlerin hallerini anlatmışız.. Bu Fırka-i Nâciye.. Aleyhi’s-salâtı ve’s-salâm’dan önce geçmiş Enbiyâlar ve Ümmetleri olmuş.. Fırka-i Nâciye olunca Cenâbı Rasûlullah buyuruyor ki.: “Ümmetin 73 fırka olacak esâsen 1 tanesi Fırka-i Nâciyedir.”
Biz bu Fırka-i Nâciyeyi esâsen baştan başa yaptık, yazdık..
Firka-i Nâciyeye dahil olanların hepsini kitapta yazdık
Onun için güzel Fırka-i Nâciye yazmış şöyle üstünde ötekisi de mürşidlerin tabi bir sürü Hocalar, Şıhlar var ya ıvıt zıvıt şeyleri onlara vermişler, dinlesinler okusunlar mürşidlerin hallerin nasıl hiçbir yâni ashabdan bu yana bu şekilde.. Seyyid Ahmed Taki.. Hasanı Şazelî.. Şahı Nakşibend… bunların hepsi Nakşî, Kadrî, Şazelî bunlar.. Bu da Fırka-i Nâciye de 15 kasettir. Evet fitneler 10 kaset, 60 kaset Kur’ÂNla alâkalı..
Salâvât başlıyor bir kaset yaptık bizatihi insan şöyler dinleyebileceği şekilde salâvâtı bu şekilde salâvâtı da kaset yaptık okuyoruz kırk salâvâtı anlatıyoruz ne kadar da olsa tabi kaset daha güzel.. Sohbet için güzel evet bilhassa bu âhir zaman her yerde çok okumuşuz bunları.. Tabi vakıayı karşısına getiriliyorlar böyle böyle bir de bunun karşısında her şeyi anlatıyoruz.. sordukları karşısında bir kaset yaptık en son kaset Fitneler Âhir Zaman yâni esâsen Aleyhi’s-salâtü ve’s-salâm yâni âhir zamanda şeriatı içinde olmakla beraber insanlarda şeriatın içinde olması lâzım itikadı bozmaması lâzım..

Esâsen ilim denilen şey ALLAHın bir Kelâmıdır. Rasûlullah’ın Hadisidir.. Davası Ahmedin Mehmedin şeyidir.. Hadis esastır sağlam ilim denilen şey budur.. dündü kırk hadis..
Kitaplarda ne kadar hadis vardı.. yedi yüz küsürdü efendim herhalde “Mürşidlerin Halleri”ni de sayarsak çünkü biz de istiyoruz ki bin olsun..

Kardeşlerim bir hususu da bildirelim ki Fahreddin Razî, Tefsir-i Kebirinde Tevbe sûresi 28. Âyetini tefsir ederken ve “müşrikler ancak bir pisliktir” kısmını açıklarken, Kâinâtın Efendisi olan Aleyhi’s-salâtı ve’s-salâmın sülbünden geldiği zâtların asla müşrik olmayacağını bildirmiştir. Müşrik necistir, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme o yakışır mı ki böyle bir hala, böyle bir ana, böyle bir baba sülbü hz. Âdem aleyhissalâmdan geldi anasına babasına gelinceye kadar mütamâdiyen asil ve tâhir kimseler yoluyla gelmiştir.. Yeryüzünde hiçbir zaman olmamış ki tevhid tevhid olmasın. Ancak İbrahîm aleyhissalâm devrinde iki kişi kalmış Kendisi ve Zevcesi.. İbrahîm aleyhissalâmın babası şöyledir böyledir dedikleri de yanlıştır amcası müşriktir babası değil. İbrahîm Halîlullah aleyhissalâm geldiği bir babanın müşrik denmesi de yanlıştır. Nasıl ki Rasûlullah sallallahuu aleyhi ve sellemin geldiği bir babanın müşrik denmesi de yanlıştır nasıl ki Rasûlullah sallallahuu aleyhi ve sellemin ebeveynine yaptıkları gibidir.. Çok kimselerde kürsülerde anlatıyor.: “Amcasını bile haklayamadı da ale’l- küfür gitti!.” diye. Baksınlar da okusunlar İbni Kesirin "Kitabu’l- fidâya ve nihâya” kitabı ki tarih kitabıdır. Âdem aleyhissalâmdan başlamış kendisinin bulunduğu hicri 700 küsür senesine kadar getirmiştir.
İbrahîm aleyhissalâm ateşe atılırken anası ve babası mevcûd idi Babası bakıyor ki, İbrahîm aleyhissalâm ateşin ortasında ama huzur içerisinde ve etrafındaki alevler ki yakınına bile varılamıyor ve kendisi ise ortada güllük gülüstanlık!.
“Yâ İbrahîm!. Senin RABBin mi!. senin RABBin mi!.”
“Evet benim RABBim!.” diyor. Anası ise.: "Kulunum seni özledim bulunduğun durumu arzuluyorum ne olursun RABBına talep ette bende geleyim yanına!.” deyince ALLAHu zü’l-CeLâL, Annesini de yanına almış hasret gidermişler ateşin ortasında!.
Araştırsınlar biraz birinci cildde İbni Kesirin Tarihinde.. İbrahîm aleyhissalâmın Babası değil amcası, Rasûlullah’ın babası değil Müşrik olan Amcası Ebu Tâlib alel küfürdür.. Rasûlullahsallallahu aleyhi ve sellem TEVHİDi telkin ettikçe Ebu Cehil ve diğerleri yüzünden dâimâ direniyor.. Rasûlullah sallalahu aleyhi ve sellemin bir çok hadisi vardır ki.: “Amcama tebliğ ettim ama red cevâbı verdi!.” Ebâ kelimesi reddir..
Onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ana ve Babası.. Yeryüzünde EVTADlar/Direkler, kazıklar her ÂN mevcûddur. Onların sâyesinde yaşayabiliyoruz yoksa Azâb-ı İlahî alt üst edecek..

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki.: Lâ ilâhe illâ ALLAH diyecek her ÂN için yeryüzünde Âdem aleyhissalâmdan beri mevcûddur!”
Celâleddin Suyutî diyor ki.: “İbrahîm aleyhissalâm ve Hanımıyla birlikte olan yediler her zaman mevcûddur asla eksilmezler EVTADi’l- ARZ her zaman mevcûddur. Ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: "Nebîler olmayınca onların yerine Tebdiller/Ebdâllar oldu onlara bedel gelen Ebdâllardır. Ebdâllar yedi kişilerdir onların sâyesinde yağmurumuzu ve bu gibi hayrat ve berekatımızı elde edebilmektesiniz!.” buyurmuştur.
Onlar sâyesinde rahata kavuşuyorsunuz gelecek olan beliye ve afâtlarda bunların Ümmet-i MuhaMMed için yaptıkları hoş ve koruyucu DUÂlar sâyesinde savabilirsiniz. Onların hayır DUÂları yağmur ve bereketlere sebebdir, afâtları durdurabilir. Ancak gelmişiz Âhir Zamana, onlar ne yapsın ki fitne her yerden kaynıyor.
Bâzen KÂBE’nin etrafında halk toplanır da putlarına kestikleri kurbanları yedirirler Cenâb-ı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e de getirmişler. O anda Amcası Oğlu Amr oradan geçmekte idi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Yâ Amca Oğlu gel sende ye!.” diye buyurduğunda.: “Yâ Amca Oğlu ben bu gibi murdar kimselerin kestiklerinden yemem!.” diyor ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ondan sonra ben de hiç yemedim!.” buyuruyor. Her zaman yer yüzünde EVTAD vardır ancak kıyametin kopacağı ânda, o zaman olmaz, yeryüzü alt üst olur!.
Hâlid İbni Sale, Kasım İbni Sâid ve Varaka gibi her yıl fetret olan pek çok kimseler vardır. Hazreti Sıddık radiyallahu anhu’nun rüyâsını tâbir eden o değil mi.. Mesalâ Selmanî Farisî radiyallahu anhu’yı gönderen kimse.. “Artık Âhir Zamandır ve Âhir Zaman Nebîsi gelmesi gerekiyor sen artık başkasını değil de O’nu ara!. Doğrudan doğruya Ceziretü’l- Arab’a git, belki de şu anda mevcûddur hayata gelmişte olabilir!.” diyor. Parasını ödeyip kervânla gitmesine rağmen varır varmaz.: “Kölemizdir!.” deyip Medine Yahudilerine satmışlardır. Onu gönderen Zât.: “Hurmalık bir yerdedir!.” diye ta’bir etmiş ve.: “Ben O’nun gününde olsaydım abdest suyunu dökerdim!.” diyor.
Bunlar öyle şahsiyetleridir ki bu Ehl-i Fetret..

Fetret.: Vahy ve semavî hükümlerin sükûn zamanı olduğu için, iki Peygamber-i Zişân Devirleri arasındaki zaman..

Âyette açıkça ve.: “Şüphesiz ki müşrikler necistir!.” buyururken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle Anadan Babadan gelir mi?. Ne insafsız insanlar bunlar, müşrik sülbünden Rasûlullah gelir mi hâşâ!. ALLAHu zü’l-CeLâL bize bu Ni’met-i Azimeyi vermiş!. Hiç secdeden kalkmasak da ödemeyiz!. Biz seçmedik RABBimiz lütfen ve merhameten denkleştirmiştir ve nâsib etmiştir. Buna rağmen.: “Anası Babası şöyleymiş böyleymiş!.” gibi saçma sapan şeyler!. Her şey bitmiş de o kalmış sanki!. ALLAHu zü’l-CeLâL şuur versin!. Âmin!.
Bu hususta hadisler vardır ahmak adamlar araştırsınlar ve konuşsunlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ANA BABASI ale’l- imândır ve “radiyallahu anhum”durlar.

Netice olarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi taşımış Babaları ve onların Babaları Âdem aleyhis salâm’a kadar asla müşrik ve kâfir olmayıp devrindeki Nebîlere tâbidirler en azından ale’l- fetrettir. Şirk ve küfür asla yoktur Tevhid Akideleri vardır. Hiçbir Nebî bulamazsa Kasım İbni Sâide.: “Bu mükevvinat-ı mübhem fikri mümkün mü?.” diyor. Vâhdanîyyet Birliği her telden geçiyor onun için hele bilhassa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mütemâdîyen, asaleten ve tâhiren sülbünden..
Cebrâil aleyhissalâm.: “Yâ MuhaMMed şarkı ve garbı araştırdım da SENin geldiğin sülbünün üstünde hiçbir neseb görmedim!.” diyor. Böyle mâlumât veriyor!. Her devrenin en şerefli eşrefi kim ise o sülbden geldi.. Âdem aleyhissalâm Devresinde Habil oldu Kabil oldu en şerefli kim ise eşrefi kim ise o yoldan gelmiştir. Aktarma ederken de ise en eşrefi en şerefli en düzgünü ALLAHu zü’l-CeLâLin Kelime-i Tevhidini, Vâhdanîyyetini söyleyen kişilerin sülbünden ve âhirinden gelmiştir..
ALLAH razı olsun Fahreddin Razî ne güzel açıklamıştır, en güzelini takib ederek gelmiştir. Nitekim Hazreti İsmâil aleyhissalâm Dedesidir. İşte ALLAHu zü’l-CeLâL Rasûlullah’ın nesebini muhafaza etmiştir. En fazla sevdiği ikram ve ihsân ettiği Habîbini aleyhis salâtı vessalâmın RABBimiz TeALÂ böylesi SEVGİLİSİne yakıştırır mı müşrik bir nesebi hâşâ!. Her zaman şah olan daldan gelmiştir, şah olan daldan gelmiştir bizim inancımız budur. O’nun Huzuruna da kara yüzle çıkarmasınlar ALLAHu zü’l-CeLâLin!. Bugün şurada burada bilgisizce ve ahmakça Ana Babasına ağzına gelen sözleri söyleyenler de azıcık inanç varsa bunca Şefaatin Sâhibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Huzuruna nasıl çıkacaklar acaba!. Hem "Ümmet-i MuhaMMedim!." diyecekler hem de kara yüzlü olacaklar!.

Bakınız ne buyuruyor Cenâbı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “İki üç kişi oturup konuştular da bir kere salâvât getirmediler ise vallahi cennete girseler dahi kendilerine büyük bir keder ve üzüntü verir yapmadıklarından dolayı taacub olup ye’se düşerler!.” buyuruyor.
Salâvâtın kıymet değerini görünce kayıplarını anlarlar fedâ ederler. “Çok salâvât getirmeyin şirk olur!.” diyenler mesnedsizdirler!. mesnedsizler isnadsızlar onları nereden söylüyor bilemiyoruz velâ havle velâ kuvvete illâ billahi!.
Demek ki çekilmesini istemiyorlar veyâ inanmıyorlar ne diyelim!. ne çâre ki yetmiş üç fırkanın bir tanesi Fırka-i Nâciyedir.: “Ben ve Ashabımız bulunduğu minvâl üzerinde olan Firka-i Nâciyedir!.” buyurmuştur. Diğerleri dalalet üzere olan sapık fırkalardır!.
Rasûlullah sallallahu aleyih vesellem yere düzgün bir çizgi çiziyor sağına ve soluna da çiziyor ortadaki düzgün olanı işâretle.: “İnnî hâzâ sırat-ı müstakîme fettebi’u.: İşte dosdoğru olan yol budur!.” tâbi olun!" buyurmuştur Âyet-i Celîle ile En’âm Sûresi 153. Âyet.. Şüphesiz ki bu benim dosdoğru yolumdur buna uyun başka yollara uymayın zirâ o yollar sizi ALLAHın Yolları’ndan ayırır!. İşte sakınmanız için ALLAH size bunları emretti!.


وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
“Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh (fettebiûhu), ve lâ tettebiû's- subule fe teferreka bikum an sebîlih (sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn (tettekûne).: Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.” (En’âm 6/153)

Sırat-ı Müstakîm olan Firka-i Nâciyenin Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaat yoludur herkes aklından mantıkından ve kafasından yollar icâd ederse o yolların başında ve sonunda Şeytan vardır. ALLAHu zü’l-CeLâLin ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Yolundan sapan nefsi ile baş başadır!. Rûhumuz fedâ olsun Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e!. Bakınız binlerce hadisleri sanki bağlamışlar ve bir yere asmışlar da, yok farz edip ahkam kesiyorlar, hadislerin yakınına bile uğramıyorlar da kelâm tasviri yapıp bir dolu lügat parçalıyorlar!. Kur’ÂN-ı Azîmu’-ş Şân ÖZdür ve tafsilat vermez ki, O’nu anlatan yaşayan ve yaşatan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir!. Kur’ÂN-ı Kerim hükmen tafsilatı hadisdir tefarruatında da ALLAHu zü’L- CELÂL ister kendisi, ister Cebrâil aleyhissalâm vasıtasıyla mâlumât veriyor!. Diğer eserlerimizde bu hususlar usulce anlatılmıştır. Kur’ÂN’da namaz farz ama teferruatı nasıl kılınacak, neler okunacak tüm incelikleriyle teferruat Sünnet-i Rasûlullah’tadır sallallahu aleyhi ve sellem onun için de her zaman buyurduğu.: “Sizlere bıraktığım RABBımın Kelâmı ve Sünnetimdir!.” O sebeble hadisleri saf dışı edip SüNNeti tanımayan bu bedbahtlar ne diyecektir bilmem ki!.
Hayret ederim ki Âdem aleyhissalâmdan beri 313 rasûl 124 bin Nebî ve nice halk gelip geçmiştir. Böylece 69 Ümmet geçmiş ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem 72 Ümmettir bâzen bir Nebî gelmiş arkasında ona inanan bir kişi olabilmiş. Yarın Mahşer Günü ise cennet ehli 120 saflıktır ve bunun 80 safı sâdece Ümmet-i MuhaMMed olup kalan 40 safta 69 Ümmettir işte böylesine bir Ni’met-i Azîme olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kıymet ve değerini bilmeyip, sünnetini tanımayan, şefaatını tasdik etmeyen, iltica ve istilasıyla reddeden hatta.: “Yâ Rasûlullah!.” desen “Şirktir!.” diyen ve kabrini ziyâreti meşrû görmeyen ve bedbaht ve ahmaklara bakıp da binlerce şükürler ederiz ki, biz böyle bir Habîbine sallallahu aleyhi ve sellem’e Sâhib oluşumuzun inancı ve bilinci içindeyiz!.

Kardeşlerim ancak şunu iyi bilin ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem seviyesinde tek bir ferd yoktur Ferdîyyet Makamı ALLAH celle celalehu tarafından ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e verilmiştir, dünyâda Hâkim ve dünyâdakilerin tamamını kendisine ferd olarak bağlamak sorumluluğu ve mecburîyeti vardır!. Bu TEKLik sâdece ve sâdece Peygamberimize mahsustur. Hatta diğer Enbiyâlarda bu yoktur, onlar bir topluluğa bir kavme bir millete tâbi olarak gelmiştir.
Dünyâ çapında Ferdîyyet Makamının TEKk olma sorumluluğu sâdece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e mahsustur. Gavsîyet Makamı ise, esâsen Gavsîyet umumadır ama, her ferd bunu tanımak ve bağlanmak mecburiyetinde değildir. Evet mânevîyatta hepsi mutlaka Gavsun Hükmü altındadır ama bilmek mecburiyetinde değildir. Haliyle herkes Gavsun kim olduğunu bilmez ki.. Bilemiyoruz da ancak bu keşif yoluyla olur ALLAHu zü’l-CeLâL kimlere nâsib etmiş ise onlar bilir..
Onun için herkes elbette ki bağlandığı Zâtı sever saygı duyar bu olmazsa zâten bağlanamaz ancak, şu hususu da özellikle belirtmek istiyorum herkesin kendi Şeyhi için.: “Asırdaki Tek İmâmdır, Asrın İmâmıdır veyâ Asrın Müştehidir veyâ Asrın Müceddidir Dünyâya Hâkimdir!.” Gibi varsa yoksa bu gibi sözler çok yanlıştır!. Bu yanlış bir da’vâdır!. Böyle bir Makam sâdece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e aittir!. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bağlanma, inanma ve kabul etme mecburiteyinden kimse müstağni kalamaz; Yahudisi, Nasranîsi ve herkes tâbi!. Bu anlattığımız gibi Enbiyâ mirasçıları, ülâmâdır, âlimlerdir ve bu ülâmâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hem bâtınına hem zâhirine mirasçılardır, herkesin nâsibinde ne varsa ona razıdır, ALLAHu zü’l-CeLâL denk getirmiş ve ona bağlamıştır. ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur.: “Benim ashabım yıldızlar gibidir hangisinin arkasına düşerseniz düşün hidâyet bulursunuz!.” Demek ki Ashabın hepsi müctehid seviyesindedir öyle yetişmiş!. Onun için sâdece Ebubekir sıddık radiyallahu anhu’n arkasına düşen başka ne bilsin, başka birisini tanımayan.: “Ancak o’nun arkasından gidin!.” denilemez ve denilmemiş de. Onun için Dünyâ bir kimse üzerine hasredilemez bu mümkün değildir!. Bu sebeble Müctehidi nerede bulursanız ona uyun!. Tâbi mürşid, mürşiddir!. Haliyle hepisi aynı derecede seviyede olmaz olamaz!. Bu RABBımızın bir ihsânıdır birisi gelir, vasatı gelir, kendi isti’dat ve kabiliyetine göre bir seviyesi olur. Şunu söyleyeyim ki ALLAHu zü’l-CeLâL Ezel Âleminde nasıl takdir etmişse o olur, tecellî eder, değişen hiç bir şey olmaz!. Hatta bâzı Zâtlar bile, bâzı kimseleri terbiyesi altına alırlar ve derler ki.: “Sen benim nâsibim değilsin!.” Vakti gelince nâsibi olan Zâta gönderirler!. Bu Zâtlar bu gibi halleri dahi bilirler.

Nitekim Mübârek Şeyhimiz de herhangi bir kimse talebde bulunduğu zaman hemen vermez de sorardı.: “Nâsibiyetin kimedir, Şeyhin kimdir?.” diye ve onun Şeyhin durumunu iyi görürse.: “Şeyhin iyidir, Şeyhinden ne zarar gördün ki bırakıyorsun?” buyururdu o da.: “Bir zarar görmedim Efendim!.” derse o zaman.: “Gerek yok şeyhine sâhib ol!.” derdi.
Onun için eğer Uhrevî Âlemde az veyâ çok bir menfaat verebilecek bir halde olabilecek ise sâhib çıkmazdı ancak ne zaman ki zavallıdır, başıboştur şeyhi şeyh değil, mürşidi mürşid değildir, kendisine bile medârı yok avam sınıfından biri durumundadır, başkasını bırakın kendisine bile hayrı yok!.
İşte böyle birini görünce ona sâhib çıkardı. Mürşidlikten veyâ Şeyhlikten gâye =>ALLAHu zü’l-CeLâLin mahlukatına =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ümmetine HİZMEttir ve onlara menfaat vermektir!. Yoksa kendisi milletin sırtından geçinip onların üzerine külfet olmak, onları haraca bağlamak değildir!. Milletle menfaatlenmek için gelmemiştir sâdece insanların menfaatlerini aramak için de gelmemişlerdir!. Esâsen Milletin sırtına yük olmak için değil, bilâkis onların yüklerini hafifletmek için gelmişlerdir!. Bütün Dünyevî ve Uhrevî yüklerini hafifletiyor. El birliği ile müşterek bir hali vardır, onların derdleri ile derdleniyor, onların ferahları ile ferahlanıyor. İşte Şeyh ve Mürşid budur..

Nitekim Gavsu’l- Azamın buyurduğu gibi.:

القصد هوالله
Evlâdım, şeyhlikten mürşidlikten kasıd ALLAH'tır, ALLAH'a ulaşmaktır, ALLAH'ın rızasını kazanmaktır, eğer kasd ALLAH ise, ALLAHu zü’L- CeLÂL kimi SEVer, zirâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki.:

الخلق عيال الله
Tüm mahlûkat ALLAH'ın ıyalidir, ALLAH'ın ıyaline kim daha fazla menfaat verirse ALLAH Nezdi’nde o daha kıymetlidir. Ne kadar çok yardımcı olursa, ne kadar çok menfaat verirse o nisbette ALLAH Katında, ALLAH Nezdinde geçerlidir. Yoksa mürşidlik millete külfet vermek, onların sırtından geçinmek değil. Esâsen kendisinin onlara menfaat vermesidir, onları hem dünyevî hem de uhrevî olarak gütmesidir, onlara çobanlık yapmasıdır..


Iyal.: Bir adamın üzerine nafakasını vermek vacip olan, kendilerini geçindirdiği kimseler..

NAKIS ŞEYHİN ZARARLARI.:


كلكم راع و كلكم مسؤل عن رعيته
"Hepiniz birer çobansınız ve mâiyetinizden mes’ulsünüz, sorumlusunuz."
Bugün bir mürşid, bir çoban mesabesindedir, sürüsünü her yönü ile en iyi şekilde gütmeğe mecburdur. Eğer buna kudreti yoksa ona.: “Şeyh veyâ mürşid değil de artık, zavallı!.” demek lâzım, başka bir şey diyemeyiz, çünkü büyük bir külfete girmiştir. O, bu sorumluluğun altından kalkamaz bile. “Çobanlık” dediğimiz zaman bile âile reisi çobandır, bir vâli ilin çobanıdır. Yâni çobanlık esâsen kendi mâiyetindeki kimselerin noksanlıklarından ihtiyaçlarından sorumludur. Aynı şekilde bu Mübârek Mürşidler de birer çobandırlar. Onun için biz bu misâli verdik. Eğer çoban güttüğü sürüyü nereden götürüp getireceğini, her türlü zarardan nasıl korunacağını bilmiyor ise, bu çobana nasıl çoban denilebilir? Haram yerlere, gayr-ı meşru’ yerlere girmelerine, başkasına âit tarla ve bahçelerine girmelerini nasıl fehmedebilir? Çoban kendisi yatacak, sürüyü başı boş bırakacak, nereye giderse gitsin, kuşa kurda yem olsun öyle mi?. Böyle çobanlık olmaz!.

İşinin Ehli olmayan kişilere bir koyun bile teslim edilmezken insân dinini, diyânetini, dünyâsını ve âhiretini kurtarmak, kazanmak için teslim olabileceği Çobanını iyi seçmek zarureti vardır. Onun için İmamı Rabbanî Hazretleri Mektubat 1. Cild 23. Mektubunda bu duruma dikkat çekerek ısrarla noksan olan Şeyhe teslim olmamak için şiddetle uyarıyor. Nasıl ki, bir tâbibe kendinizi teslim ederken, çok yararlı, faydalı, ihtisası yerindedir, kemâl sâhibi olmuştur diye hakiki bir kanaatle kendimizi teslim ediyorsak, yine zirâatçılıkta bile insân bir tarlayı kullanırken toprağı tahlil eder de.: “Burada hangi tohum daha elverişlidir, fesada mı uğrar, yoksa salaha mı elverişlidir?” diye bunları dahi misâl vermiştir. Zirâ noksan olan bir Şeyh, bu yolların terakkiyât yönlerini bilmediği için faydadan çok zarar verir, çünkü kendisi için bu meçhuldür, bunu bilmez. ALLAH'a vuslât yolu hangisidir, hangi yöndendir, mürid üzerine feraseti olması lâzımdır ki onun isti’dadı hangi yöne uygundur, Seyr-u sülûk Yolu ile midir, yoksa Cezb Yolu ile midir bunları bilmesi lâzımdır. Onun için isti’dadının dışında atâlete batâlete sürükler, hatta fesada sürükler. Çünkü kabiliyetinin isti’dadının o yöne imkânı yoktur. Onun için hem Tarikatın Yönlerini bilmesi, hem de gelen bir Müridin isti’dadını keşfiyâtıyla seçemedikçe müridi üzerinde tasarruf edemez, bunun sonucu da faydadan ziyâde felâkettir. Çünkü Şah-ı Nakşîbend Hazretleri.: "Bu gibi halleri bilmeyen kimsenin mürid üzerine tasarruf etme yetkisi yoktur!." buyuruyor.

Hülâsa kardeşlerim, İmamı Rabbanî Hazretleri ne diyor.: "Noksan bir Şeyhin eline düşmektense hiç düşmemek daha iyidir!." Çünkü işinin ehli olmayan bir doktora gitmektense hiç gitmemek daha iyidir. Çünkü tedâvi yöntemleri ile vücûdumuza daha fazla zarar verir. Eğer iyi bir doktora gidersek vücûdumuz sıhhat ve âfiyet bulacaktır. İyi doktoru bulmadan ehli olmayan birine tedâvi için gitmiş ise bu vücûdumuzu fesada uğratacaktır. Mesleğinde maharetli, ehli olan bir doktora geldiğimiz zaman onu yapacağı ile işi öncekinin fesada uğrattığı vücûdu o ilâçlardan temizlemektir ve bundan sonra asıl tedâviye devam eder. Bir tarla sâhibi bile tarlaya bir tohum ekeceği zaman önce o tarlayı fesada uğratan yanlış tohum ve bitkilerden arındırır ve ondan sonra bu ekme işine teşebbüs eder. Yoksa tarlayı hiç temizlemeden, tahlil etmeden bu ekim işini yaparsa, faydalı tohumları da zâyi etmiş olacaktır. Tohumu zâyi etmemek için tahlil zamanında yapılsın, zararlı şeylerden tarla tamamen temizlensin, ekilen tohum zâyi olmadan bitsin ve yararlı olsun. Onun için böylesine nakıs ve ehil olmayan şeyhlere intisab edip de tarikata girmemeyi evlâ görüyor, İmamı Rabbanî Hazretleri bu yönü tercih ediyor. Mutlaka kâmil, mükemmel olan bu seyrü sülûkû bilen, kulu ALLAHu zü’L- CeLÂL'e vâsıl edecek olan yön ve yöntemleri bilen birisinin olması zarurîdir diyor. Yoksa Mahşer Âleminde ALLAHu zü’L- CeLÂL bu gibi kimselere sorar.: "Ne kulumu kendi haline bıraktın, kendisinin ehil olanı aramasını engelledin, kendini de bu yolun yolcusu gibi gösterdin, böyle göründün; ne de ona gereken ne ise onun hakkı olanı verebildin, ne de bir yarar sağlayabildin, bilâkis onun hakkını gasbettin!." diye.
Bir kimse Tıbbiyeyi kazansa, kaydını yaptırıp oraya girse, bu Tıb Fakültesine giren kimse kendi başına doktor olabilir mi? Onun doktor olabilmesi için işinin ehli hocalara ihtiyaç yok mudur? Elbette ki vardır. Bu tarikat da böyledir, mutlaka ehil ve Kâmil Mürşid olması lâzım. Ehil olmayanlar mutlaka zarar verir, müridini istenildiği şekilde yetiştiremez. Çünkü kendisinde bu isti’dad bu kabiliyet yoktur. İşte bu sebeble mürşidlerin hepsi irşada girmiyor, büyük bir sorumluluk altında olduklarını biliyorlar da, bundan çekiniyorlar. ALLAHu zü’L- CeLÂL'e yalvara yalvara kendilerini affetmesi için.: “Biz buna ehil değiliz!.” diyorlar. Fakat ALLAHu zü’L- CeLÂL kullarına hizmet edecek kabiliyetleri olduğu için bilerek bunları mecbur tutuyor, emrivâki ile gönderiyor, mecbur tutması hizmet edebilecek güce geldikleri içindir. İşte bu emrivâki ile gelenler sorumlu değildir, bir Âhid ve Vâhidleri vardır..

Ebu Hasan'ı Şâzelî Hazretleri bu hususta şöyle buyuruyor.:
"Bir kimsenin buna kabiliyeti yoksa, ancak el öpme ile postu da kalın bulmuş, halk da etrafında toplanmış, bununla şöhret bulmuş, o da bununla yetinerek yürüyecek olursa, bu gibi kimselerin zararı menfaatından fazladır, bu gibileri çok tehlikelidir, halka büyük bir zarar verir!." diyor.

Bir gün EBU ABBASİ’L- MÜRSİ'ye soruyorlar.: "Efendim Şam'da bir kimse var, çok büyük şöhrete sâhib, her tarafta şöhreti vardır!." diye. O da.: "Evet bu Fâkir, o kimseyi görüyor, gerçekten Dünyâ üzerinde çok şöhreti var, ama Gök Âleminde hiç bir esâmesi yoktur!." diyor.

Onun için bir Şeyhin şöhreti kendi rütbesinden daha yaygın ve fazla ise o şöhret o kimse için helaktir, esâsen şöhreti, rütbesini aşmaması lâzımdır. Ama diyeceksiniz ki.: “Gavsu’l- Âzam ve o kadar şöhret almış Zâtlar var ki, bunlar hakkında ne buyuruyorsunuz?”
ALLAHu zü’L- CeLÂL'in bu zâtlara vermiş olduğu meziyetler, yücelikler ve rütbeleri diyebilirim ki şöhretlerinden fazladır. Hülâsa RABBimiz bizlere iz'ân ve şûûr versin, mühim olan şuurdur!.

Kardeşlerim,
Sizlere çobanlık hususunda bir hadiseyi anlatmak istiyorum, bakınız çobanlık nasıl oluyor. O devirde Siirt'te bir Hastâne açılmış, o Hastânede de Göz Hastalıkları Bölümü hizmete girmişti. Trahom Devresi idi. Hatta doktorların azlığı sebebi ile muayene için asker doktorlar da geliyorlardı. Hülâsa bir gün Şeyhimiz, bu Hastâneye gitme ihtiyacı duymuş ve bir göz tedâvisinden geçmişti. Fakat orada bir Hemşire vardı, o Hemşire Şeyhimize gereken hizmeti yapıyor, içinden gelerek ona karşı hizmet veriyor. Elhamdülüllah Mübârek Şeyhimiz, sıhhati ile oradan çıktığında bu Hemşire.: "Efendim bizi de DUÂnızdan unutmayın!." diye yalvarmış. Mübârek de.: “İnşâe ALLAH!.” diyerek ayrılmış. Zamanla bu Trahom Hastânesi’ne gerek kalmadı, tamamen kaldırıldı, lağvolundu. Seneler geçti, tâbi ne kadar zaman geçti ise, tam olarak tarihini veremeyeceğim. İşte günün birinde İstanbul'da Hacı Hüsnü, ki ilk bölümlerde kendisinden behsedilmiştir. Şeyhimizin sesini kasete alan ve sohbet eden Hacı Hüsnü'nün komşuları vardır. Komşularından bir tânesi hastalanıyor, sekerat halinde durumu çok ağır, tâbi bu komşunun başkaları ile fazla irtibatı yoktu. Emekli bir kimse, onlara fazla uyum sağlayamıyor. Bu durumda onunla fazla alış verişleri yok! Yâni fazla bir tanışmaları, gidip gelmeleri yok. Tâbi hasta olunca sekerat haline düşünce Hacı Hüsnü'nün hanımları gitmişler, komşu hukuku yönünden yardımcı olmak için. Bu sekarat halindeki Hanımdan bir Şeyhe bir Tarikata yönelik hâlinin olduğunu da kesinlikle bilmiyorlar, hatta tahmin bile etmiyorlar!. Yaşayışı hiç o yönde görünmüyor. Sekaratın son anında: "Yâ Şeyh Alaaddîn!." diye çok saygılı bir hâlde ismini anıyor. O ÂNda her halele görüntü oldu ki.: “Şeyh Alaaddîn!.” diyerek söyleyip hemen ardından çok güzel bir şekilde, Kelime-i Şehâdet getirerek RûHunu teslim ediyor. Bunlar hayret etmişler, bu Hanım.: "Şeyh Alaaddîn!." dedi ama Dünyâda nice “Şeyh Alaaddîn”ler vardır. Acaba bu Hanım böyle söylemekle ne demek istedi? Bunun böyle bir Şeyhle irtibatlı hali ve görüntüsü yoktu, bu nasıl bir şey diye hayret etmiş ve bir karara varamamışlar. Ancak bekliyorlar ki, Şeyhimiz İstanbul'a geldiğinde hadiseyi anlatalım da, bakalım ne diyecek, bu hususta ne buyuracak?”
Bu Hanımın sekerat halinde Şeyh Alaaddîn'i anmaları içlerinde bir derd olmuş. Ne zaman ki Mübârek Şeyhimiz İstanbul'a geldiklerinde bu hadiseyi açmışlar.: “Şöyle şöyle bir hadise cereyân etti!.” diye. Böyle dediklerinde VALLAHi Mübârek şöyle buyuruyor.: "Makbule Hanım mı?" diyor...
İnanın ki komşuları o Hanımın ismini dahi bilmiyorlar, araştırıyorlar, soruyorlar ki evet.: “O vefât eden Hanımın İsmi Makbule imiş!.”
Evet, dikkat edin “Çobanlık” nasıl olurmuş. Bu Hanım onun mensubu veyâ müridi değil, ama seneler önce Şeyhimizin ona vermiş olduğu bir sözü var.

Başka bir mesele daha.. Bir Yörük vardı, sakattı, fazlaca Memlekete gelemiyordu, imkân bulamıyordu gelmeye. Amma etrafındakiler, yakınında bulunanlar anlatıyor. Bu Yörük defâlarca.: "Ah, ah, Şeyh Alaaddîn'i bir görseydim!" diye ah çekerdi. Ona karşı SEVgisi muHABBEti vardı, görmeyi heves ediyor ve arzuluyordu, mensubu falan değildi, ama samîmi olarak içinden gelen bir hâldi bu. Günün birinde yâni Sekerat Halinde, Şeyhimiz orada bulunmasın mı?. Sekerat Halinde Şeyhimiz başında bulunmuş ve o da orada vefât etmiş. Vefât edince esâsen onu orada defnetmeyeceklerdi, onlar da.: “Mâdem ki Şeyh Efendi de buradadır, o zaman onu başka bir yere götürmeye gerek yok, burada gömelim!.” diyorlar, bu ALLAH'ın bir lütfudur.
Şeyhimiz de artık orada onun cenâzesine iştirak etmiş ve defnedildikten sonra başında bulunmuştur. Mübârek telkinden sonra başında biraz durunca, onun başında bir miktar bekleyince =>Babası Şeyhü’l-Hazîn'in de Ruhanîyyeti oraya geliyor, Şeyhü’l-Hazîn'in mânevî bir kardeşi vardı, adı Şeyh MuhaMMed idi. Bunun soyu Seyyid Ahmet Bedevî’nin Kardeşlerinden gelen bir Sülâledir. Beş altı yüz sene evvelden orada mefdundu. Şeyhü’l-Hazîn oradan giderken gelirken selâm verirlerdi de onların birbirine selâmı duyulurdu. İşte böylesine bir zât. Ona da “Şeyh MuhaMMed'i Tomî” diye ta’bir ederlerdi. Mübârek Şeyh MuhaMMedi’l- Hazîn'in Mânevî Kardeşi olunca O da oraya gelmiş, onun da Ruhanîyyeti orada hazır bulunmuş. Aynı zamanda bu Yörük, Şeyh MuhaMMed'i Tomî'nın bulunduğu sahada defnolunmuş. Bu minvâl üzere olup dururken Şeyh Alaaddîn orada olur da, Mübârek Hazreti PÎR orada hazır olmaz mı!. o Mübârek Şeyhimiz ile beraber üç tâne Zâtın Ruhanîyyeti orada hazır bulunmuştur.
Adamdaki aşka şevke bakın ki, şu muhabbete bakın ki, onları nasıl getiriyor!. Çünkü.:

المرء مع من احبه
"Kişi =>SEVdiği ile beraber olacak."
Yâni SEVginin ciddîyyeti, halisâne hali nasıl celb ediyor. O muhabbet Şeyhimizi celb etmiş, Şeyhimizin bulunuşu sebebi ile hem Şeyhi, hem Babası, hem de Babasının Mânevî Kardeşini celb ediyor. Sonra da Seyyid MuhaMMed'i Tomi Hazretleri Onlardan ricâ ediyor.: “Bu benim sahamdadır, bunu bana bırakın!.” diyerek.
VALLAHi’l- Azîm hâl bu şekilde cereyân ediyor. ALLAHu zü’L- CeLÂL bu gibi Zâtlardan faydalanmayı bizlere de nâsib eylesin!.

Nitekim meşhur Yusufu Hemedânî Hazretleri, yâni Abdülhalıkı Gücdüvanî ve Ahmet Yesevî'yi yetiştiren bu Mübârek Zât kendisi bizâtihi diyor ki bu muhabbet yönünden.: “Bir gün şöyle yatmak istedim ama bir türlü yatamadım, içime bir sıkıntı peydah oldu. Sanki dâvet varmış gibi üzerimde çekici bir hal vardı, dışarı çıkmak istiyordum. Dayanamayarak dışarı çıktım, bineğime binip kendi hâline bıraktım ve.: “Bakalım nereye gidecek!.” diye. Netice olarak bir yere gitti ve orada durdu. “Hayırdır İnşâe ALLAH!.” dedi. O durduğu yerde indim bir de baktım ki orada birisi yatıyor. Beni görünce.: "Buyurun!. Buyurun Şeyhim!." diye dâvet etti. “Muhabbet Yönünden sorularım var.” diye suallar sormuş o da cevâb vererek anlatmış.
Yusufu Hemedânî ona diyor ki.: "Evlâdım, bir daha böyle soruların olursa, beni bu halde yorma, artık ihtiyarım, kendin gel de o şekilde sor!."
der.
O kimse de.: "Efendim, ben muhabbetimi denetleme yaptım.: “Bakalım Şeyhi celbeder mi etmez mi?” diye. Ben bunu yapmasam muhabbeti nasıl anlarım!." diyor.

Onun için adamın muhabbetinin ciddîyyeti Şeyhi nasıl celbediyor. İşte, o Yörüğün muhabbeti de Şeyhimizi bu şekilde celbetmiş!.

Yine bir gün bir kimse esâsen Dayımın Hanımı.. esâsen Köyden çıkmış Oğlunun yanında..
sekerata düşmüş ne ölüyor ne de iyileşiyor. Yâni bu şekilde günlerce devâm etmiş!. Zâten nasihat bu gibi şeylere şeyleri yoktu bu gibi inançları yoktu!. Hasta olan Kadın.: “Evet Abim böyle şeylere koşardı öyleydi..” Dayımın Hanımının yanına varmış eğer bu gibi şeylere girmiyorsa fakat ne çâre ki bu hal karşısında etrafındakiler.: “Hepimiz gece gündüz ızdırâb çekiyoruz!.”
Bundan dolayı Şeyhimize, Abimi gönderip de çâresiz bu şekilde Abim el birliğiyle sorarken Mübârek eve gelmiş günlerce ne kadar bilmiyoruz artık.. Izdırâb içerisinde esâsında da hiç huzur yok içerisinde gitmişler de Mübârek baktığında, Hanımlar içeriye olmak sûretiyle bir seccâde istemiş Mübârek. Seccâde getirmişler iki rekat kılmış. Bu sekeratta olan hiç namaz kılmamış, bu şekilde!. Velhasılı iki rekat kıldıktan sonra Hanımdan tamamen ızdırâb tamamen bitmiş ve ölmüş bu şekilde beraber sonra Kadın vefât etti ve bir kişinin başına gitmiş ise mutlaka Millet gittikten sonra başında bir hâle iletmeden dönmezdi. Bu şekilde ben bu iki rekat namız kılmasını ne için, neden!.
Esâsen böyle bir Zât-ı Zevâtların iki rekatı başka kimselerin, başka kimselerin ömürleri baştan başa kıldıkları namazı karşısında yetmiş senelik tamamen bu iki rekatın yetmiş seneye bedeldir!.
Esâsen bu DUÂ olan namaz, bilinen gibi değil o zaman anladım zâten.. Adam hiç namaz kılmamış!. Demek ki o zât bu iki rekatı kıldı o şekilde o hâlde gitti, böyle halloldu elhamdülillah!.

İşte o anlattığım Kadın var ya Makbule.. Esâsen senelerce komşudur, ismini dahi bilmiyorlar!. Sabah çıkıyor akşam geliyor!. Yâni esâsen bir irtibat olabilmiyor!. Zâten kendisi de sabahleyin çıkıyor gidiyor artık akşam nereye gidiyor bilinmiyor!. Yâni esâsen ismi dahi bilinmiyor yâni!.
Ve neticesi tâbi düşmüş sekerata.. Çünkü komşu komşularla hiç irtibatı yok, sabah gidiyor akşam geliyor nedir necidir bilmiyoruz!. Ne zaman ki sekarata düşmüş haber vermek olmuş etrafında tâbi ölecek durumunda burada kalıyor işte, hakikaten bakışlarında git gide düşüyor yâni hiç kendine medârı yok, yâni tamamen yitirmiş kendini!. Ve nasıl olacak ve bir ÂN için.: “Şeyh Alaaddîn!.” diyerekten ve nidâ olunmuş bu Hanım Mübârek bunun üzerine arkasından da.: “Eşhedu en lâ ilâhe illâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden Rasûlullah!.” böyle acayiblerine gitmişler.: “Yav namaz yok, güzel bir şey yok, nasıl olur bu aynı zamanda Şeyh Alaaddînle bir alâkası yoktur!. Esâsen acaba kim kiminle alâkalı hangi Şeyh Alaaddîn!. Gidip gelinen bir Şeyh yok!." Ama bu hâlde bu şekilde söylemesi “lâ ilâhe illâ ALLAH” demiş adeten hepisi dinlemişler.: “Eşhedu enlâ ilâhe illâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden Abduhu Rasûluhu!.”

Neticesi Şeyhimiz tekrar İstanbul'da Hacı Hüsnüye gelince.. Çünkü Şeyhimiz böyle zenginlerle felan olmazdı!. Hüsnü çalışır, ona gider başka yere gitmezdi!. Onun için oraya geldiğinde anlatıyor.: “Vakı’ayı şöyle oldu da böyle oldu!.” da sonunda Şeyh Alaaddîn.: “Makbule hanım mı?” dedi.
Onlar diyor.: “Biz ismini bilmiyoruz onlar oldu böyle de mürid olacak bir hali yoktu!.”
“Böyle değil vaktiyle Göz Hastânesi meselesi.: “Bizi de DUÂdan unutma!. dediğinden bunun üzerine.: “Evet oluruz İnşaallah!.” dedik..

İşte bu eğer Çoban sorumlu olduklarını güdecek kurda kuşa şey olmayacak esâsen dediğimiz şeyh çok şeydir ne ise RABBımız bizleri salah etsin, hidâyet versin, şuur versin cümlemize İmân-ı Kâmil ve Hüsnü Hâtimeler nâsib etsin!.

SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe illâ ente vâhdeke lâ şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk!.

ALLAHümme salli ve sellim alâ seyyidinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve resûlike ve nebîyyi’l- ümmîyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve ehl-i beytihi!.

ALLAHumme salli alâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âli Seyyidina MuhaMMedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî'il-ehvâli ve’l- âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîa’l- hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi's-seyyiât ve terfe'unâ bihâ ındeke a'lâ'd-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ'l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî'l-hayâti ve ba'del-memât!.
Bî-Rahmetike Yâ Erhame'r-rahimîn!.
Bî-Rahmetike Yâ Erhame'r-rahimîn!.
Bî-Rahmetike Yâ Erhame'r-rahimîn!. İrhamnâ!.


ALLAHümme inne neselüke bike entü semi’ân seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ Sâhibü’l- Enbiyâyi ve’l- mürselîn ve alâ âlihi ve sahbihi ecmâin ve ente ukulemâ la dâve tahvelnâ fimâ zekâ!.
Âmin!. Âmin!. Yâ RABBe’l- ÂLeMîn!. Cümlemize ale’l- hak, cümlemize hüsnü hâtimeler nâsib et, kâmil bir imân ile cümlemize müyesser eyle!.


Sübhâne RABBike RABBi’l- İzzeti amma yasifun ve salâmün ale’l- murselîn velhamdülillahi RABBi’l- âlemin!.
RABBenâ!. Tekabbelnâ bi hürmetin mea’s-salâvât..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

28 NİSAN 2003 SOHBETİ.:

MSHekim.:


28 NİSAN 2003 SOHBETİ..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İhlâs ile Eşhedü en Lâ İLâhe İLLâ ALLAH ve eşhedü enne MuhaMMeden Abdühü ve Resûlühü diyen CeNNete girer.” buyurmuştur.
(Taberanî, Deylemî)

“Kim ki =>“Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen CeNNetliktir!.”
Böyle diyen bir zamanda o Süleyman Ateş!. Bereket soyadı Ateş tam olmuş Ateşte sürünsün!.
Ki “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen CeNNetliktir.. Rasûlullah dışında o ALLAH razı olur mu yâni dahi.: “Eşhedu enLâ İLâhe İLLâ ALLAH!.” der arkasından.: “Ve eşhedu enne MuhaMMede’r- Rasûlullah!.” der.. “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH”ın arkasında “Eşhedu enLâ İLâhe İLLâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMede’r- Rasûlullah” olması bu şekilde buyururken bunu saf dışı olarak.: “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” diyen CeNNetliktir!” demekte. Babasının şeysi gibi CeNNet !.Bu şekilde günümüzde mantık ne vardır onun için belki söylemiştik başkalarında Süleyman Ateş, Alamanya’dan gelmiş ve Kur’ÂN okumuş Süleyman ateş!. Gelmiş konferans verecek!. İktidar kim ise bu da toplanmışlar bakanlar kimler varsa gelmişler, toplanmışlar onlara diyor.: “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH =>MuhaMMede’r- Rasûlullah.. Lâ İLâhe İLLâ ALLAH =>İsâ.. Lâ İLâhe İLLâ ALLAH =>Mûsâ.. Hepisi yerine geçer CeNNetliktir!. Yâni Yahudilerin ve Nasaraların keyiflerine o bu şekilde artık artık kendileri nasıl hüküm ederse bilmiyorum!. Lâ İLâhe İLLâ ALLAH =>İsâ.. Lâ İLâhe İLLâ ALLAH => Mûsâ.. Lâ İLâhe İLLâ ALLAH =>MuhaMMed!.” derse bunlar hep CeNNetliktir!. İçinde bir kabadayı vardır!. Bir söz var mı?!.

Söyleyeceğim bir Söz Hakkımız var mı?. evet!.
“Bu ÂNdan i’tibâren ben İSEVî olacağım!.” diyor bağlamında!.
“Ulan sen saçmalıyorsun şaşırdın herhalde yav!.”
“Elhamdülillah ben şaşırmadım, sen böyle sözü nasıl söylersin şaşırdın ben şaşırmadım!. Sen söylüyorsun mâdem ki.: “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” okuduktan sonra arkasında =>İsâ =>Mûsâ hepisi CeNNetlik olduğuna göre =>Burada İsevî olurum neden?. Çünki, haftada bir defâ Pazar gGnü yıkanıyorum, üzerimi giydiriyorlar giyiyorum onu şeye gidiyorum ben.. hergün beş vakit Namaz, Ramazan Orucu neden?. Hiç olmazsa bunları yapmayız oh!. Pazar Günü gidip güzelce elbisemizi giyeriz, ondan sonra traş oluruz, gideriz sen şaşırdın mı?.” diyor. “Tövbeler olsun sen burada durursan seni gebertirim!.” diyor.
Konuşan kaset hazır.. Bundan evveli şu var Hocam Mustafa Hoca bir Hadis okudu.: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem annem için istiğfara izin vermedi DUÂya izin verdi!.” diye bir Hadis-i Şerîf okudu o da geçenlerde Akşit Hoca da öyle söylemiş sohbette.. “Ne derece doğru oku bakayım” “Hadisi müslim rivâyet ettiği bir hadis.” “Benim kulaklarım duymaz şöyle gel!.” “Müslimin rivâyet ettiği bir Hadis Efendim “TenzettuRABBi en estağfira’l- ümmî felem yevme’l- bifestağfirtuhu e enzura gafare e entem gafara.” Müslim.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Annem için istiğfarda bulunmak hususunda RABBimden izin istedim. Fakat bana izin verilmedi. Kabrini ziyaret etmek için izin istedim; ona izin verildi. Binâenaleyh sizler de kabirleri ziyâret edin. Çünkü kabir ziyareti ölümü hatırlatır.” (Müslim, Cenâiz, 106; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 77; Nesai, Cenaiz, 101; ibnu Mâce, Cenâiz, 48; Müsned, 2/44)

Bu hadisi kimi yorumluyor Efendim yâni istiğfar etmedim çünkü, istiğfar etmem için izin vermedi RABBu’l- Âlemîn çünkü Câhiliye Döneminde yaşadığından dolayı Ehl-i imân olmadı diye bu şekilde yorum getiriyorlar bazı Âlimler.. sonra da sonrası bilmiyorum Efendim. Sonra da sormuşlar.: “Yâ Rasûlullah Babam ve Annem bunlar RABBım bize bizim içimizi açtık kendilerine afvolmuşum en kablike burada beraberce Süt Annemiz var ya o da şey olmuş ve doğrudan doğruya bu Kardeşi de süt o da kendisine bırakmış..
“Ancak Ebu Tâlib!. Ne dersin yâ Rasûlullah!.”
Çok istedim amma RABBım beni bu şekilde ancak cehenneme atılır, ehven-i azâb olan, ehven-i azâb amcama.. bu da olan ehveni cehenneme o da, Ateş Takunya giydirecekler o da burası başı şey olacak kaynayacak oldu mu?.”
Rasûlullahın Anası şeysinde Annesi o vücud cehenneme atılır!. ya Babasını esasen cehenneme atılır mı..
Hâşâ Rasûlullah Annesi ve Babası ve Sütannesi tamamen..
Ama Ebu Tâlib gerçekte.. Ancak böyle etrafında da Hocaları var kendisinde bir şey görüldü nefsini kıramıyor Rasûlullah’a uymadı, oldu mu!.

Konuşan.: Hocam çevremde birisi böyle okudu ve yorumladı hadisi sanki orada Câhiliye Devrinde felan Efendimizin Annesi yönünde hadisi okudu başka bir Hocamıza sordum.: “Yok, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e iftira ediyorlar!.” dedi fakat yâni bir yerde sorumun cevâbını alamadım “iftira” dedi yâni.: “Bu, Peygamber Efendimizin Annesine bu iftira!.” dedi fakat açıklama yapmadı..

MSHekim kaddesallahu sırrahu.: Bu Hadis-i Şerif var Efendimizin Annesi, Babası ve Süt Annesi Kardeşi onuyda. Anne ve Baban için böyle bir şey.. Ebu Tâlib için ise.. çünkü Ebu Tâlib Devresinde, Ebu Tâlib “Hakikaten yiğenidir diye koruyor!.” ama o gittikten sonra Ebu Leheb olunca kendisi aynı dininde devâm etti evet Rasûlullahı korudu.. Ama bir türlü etrafında aa Ebu Cehil ve diğerleri işte yanına gidelim Ebu Tâlib şöylesin.. ne olduysa da bir türlü nefsini hevâ ve hevesine uydu!.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Amca Lâ İLâhe İLLâ ALLAH!.” de..
Ancak cehennemde en ehven-i azâbı görecek Ebu Tâlib evet ayağına takunya başını kızartacak oldu mu..

Konuşan: açalım mı videoyu vidoyu. Orada arkadaş vardı evet hocam güzelde.
ikinci ciltte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemle ilgili anne ve babasıyla ilgili hadis.

MSHekim kaddesallahu sırrahu.: Böyle tayfalar var . Öyle mi yav bir şey bırakmadılar yahu!. ALLAH ALLAH!. yâni
Video açıldı ancak sesler anlaşılmadığı için çekilemedi..
MSHekim kaddesallahu sırrahu.: Teyip varsa kaset varsa fitne kısmından sohbet ederiz..


ÖZEL Not.:

Ebu TÂLİB ÖLümü=>Hadis-i ŞerîLerde.:

Tevbe Sûresinin 113. âyet-i kerimesinin Ebû Tâlib’in îmanı hakkında nâzil olduğu bildirilmektedir. Başta İmam-ı Buharî olmak üzere pekçok muhaddisin rivâyetlerinde ve tefsirlerde yer aldığına göre olay şöyle cereyan etmiştir.:
Müseyyeb bin Hazn radiyallahu anhu rivâyet ediyor.:
Ebû Tâlib’e ölüm alâmetleri geldiği sırada ona Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem geldi. Ve Amcasının yanında Ebû Cehil bin Hişam ile Abdullah bin Ebî Ümeyye’yi buldu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ebû Tâlib’e.: “Ey Amca!. “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH!.” de. ALLAH Katında kendisiyle sana şehâdet ve şefaat edeyim. Bu mübârek kelimeyi söyle!.” buyurdu.
Ebû Cehil ve Abdullah bin Ebî ümeyye.: “Ey Ebû Tâlib! Abdülmuttalib Milletinden yüz mü çevireceksin?.” diye onu vazgeçirdiler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Amcasına Kelime-i Tevhidi arza devam ediyordu. Bu ikisi de mütemâdiyen o sözlerini tekrar ediyorlardı.
Nihayet Ebû Tâlib bunlara söylediği son söz olarak.:
“O, yâni ben, Abdülmuttalib Milleti üzeredir.” dedi ve “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” demekten çekindi..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İyi bil, Amcacığım! Yemin ederim ki ben, hakkında mağfiret dilemekten nehyolunmadıkça her halde ALLAH TeÂLÂ'dan senin için af ve mağfiret dilerim!.” dedi.
Bunun üzerine Cenâb-ı HAKk şu meâldeki Âyet-i Kerimeyi indirdi.:
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
“Bir nebînin ve imân eden kimselerin, müşrikler için, cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra yakınları bile olsa mağfiret dilemeleri olmaz (uygun değildir)//Akraba bile olsalar, onların Cehennemlik oldukları ortaya çıktıktan sonra müşrikler hakkında Allah’tan af dilemek, ne Peygambere ne de îman edenlere uygun düşmez.”
(Tevbe 9/113
(Buharî, Menâkıb-ı Ensar: 40; Tefsir-i Sûre 9; Neşet, Cenâiz: 2; Müsned, 5:438; Tefsîr-i İbni Kesir,2:393; Tefsir-i Kurtııbî, 8:272.)

Ayrıca başta Tefsir-i Kurtubî olmak üzere, diğer Tefsirlerde ve Sahih Hadis kitaplarında kaydedildiğine göre, Kasas Sûresinin 56. âyeti yine Ebû Tâlib’in imanı hakkında nazil olmuştur.:
إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
“(Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, ALLAH dilediğine hidâyet verir ve hidâyete girecek olanları en iyi O bilir.” (Kasas 28/56
Bu meseleye açıklık getirmesi bakımından Sahih-i Müslim’de rivâyet edilen bazı Hadis-i Şerîflerin meâline bakalım.:
Peygamberimiz (asm)'in amcası Hz.
Abbas radiyallahu anhu.: “Yâ Resûlullah! Gerçekten Ebû Tâlib sizi korur ve yardım ederdi. Acaba bu ona bir fayda verdi mi?.”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Evet, verdi. Ben onu cehennemin derin dalgaları içinde buldum da kendisini sığ bir yere çıkardım.” buyurdu..
(Müslim, İmân: 358.)
Bu hususta bir başka hadisi Ebû Saîd el-Hudrî rivâyet ediyor.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemın Huzurunda Amcası Ebû Tâlib’in bahsi geçti. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem o’nun hakkında.: “Umulur ki, Kıyamet Gününde benim şefaatim ona bir fayda verir de cehennemin sığ yerine konur. Topuklarına kadar erişir, ondan beyni kaynar.” buyurdu.
(Müslim, îman: 360.)
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Cehennemliklerin azâb itibari ile en ehveni Ebû Tâlib’dir. O dahi iki ayakkabı giyecek, onlardan beyni kaynayacaktır.” buyurdu.
(Müslim, İmân: 363.)
Bu hususta gerek Tefsir ve Hadis Âlimleri, Gerekse Fıkıh Ve Kelâm Âlimlerinin ve Ehl-i Sünnetin dışında bulunan Âlimlerin farklı izahları bulunmaktadır.,
Sahih hadis kitaplarında yer alan ve Peygamber Efendimiz aleyhisselâm'ın Ebû Tâlib’e Kelime-i Tevhidi arz etmesine mukabil, onun ölüm anında bunu söylememesi hususundaki hadisi delil olarak zikreden Ehl-i Sünnet Âlimlerinin ekserisi.: “Ebû Tâlib’in îman etmeden öldüğünü.” söylerler.
İmam Âzam Ebû Hanife kaddesallahu sırrahu de, aynı hadisi zikrederek.: “Resulullahın Amcası ve Hazret-i Ali’nin Babası Ebû Tâlib kâfir olarak ölmüştür.” der.
(İmam Âzam Ebû Hanife el-Fıkhü'1-Ekber, s. 108.)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

29 NİSAN 2003 SOHBETİ.:

بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
“Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).: Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takvâ sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takvâ sahiplerini sever.” (Âl-i İmrân 3/76)

MSHekim.:
Böyle bir takvâ yardımcı olur. İnsan mekruh haram cevâz olmayan şeye yardımcı olmaz!. Bu Âyet-i Celîle söylüyor. “İlm-i Sâlih istediler de verdik.”
Kurban olduğumuz istediler de verdik olmaz ki, böyle bu işlere cenneti kıra kıra sâlih istediler verdik.. sâlih deyince, hiç ümmi hiç okuyor bakıyor bakıyor okuyamıyor..

Böyle ilim tamamen yok olunca gözleriyle bakıyor yok, bir şey yok okuyamıyor neticede!. Öyle hale düştü ki artık bu böyle.. “Ben öyle kalacağım!.” diye başladı ağlamaya artık eline ayağına şey etti.
“Eee Molla Sâlih öyle istediler verdik!.”
O zaman Molla oldu yâni.. ve ondan sonra bir daha gitmedi o da devâm etti Halifelik kendisine yetki verildi.. Nitekim o Kiliseye verilmiş olan şey meâlen Câmi oldu bilerek görerek veriyor o.. Bağdad’a İngilizler gelince Kilise mi duracak yâni Halepçe’de yer felan yapılacak yapılan olan Kilise doğrudan doğru Câmi oldu daha hiç Kilise milise olarak çalışmadan o hale gelmeden bilerek görerek bu mübârekler böyle.. Açık basîreti olmadan olur mu ya!.

MSHekim.: Evet RABBımız bizlere selâh etsin yardım etsin … yâni esâsen hakikaten bu Âhir Zaman devresi içerisinde çok değişik değişik.. O kadar bir inceliği var ki tamamen tamâmen hakkı bulabilmek o kadar güçlenmiştir yâni.. Her tarafı bilmiyorum. Artık nasıl oluyor bilmiyorum. Esâsen kimisi böyle kimisi böyle kimisi şöyle artık!. Tarikatın tamamen çığırından çıkmış hatta ki bu vakı’a bu mesele kendi kendilerine bir muayyen bir şeye tez almış gidiyor ama şudur budur ne ise!. Vallahi hepisi hali hazır Kıyamet Alâmetlerini inkar ediyor mecâzî diyor, mecâzî diyor yâni esâsen hepisine imamen bir çokları Alâmet-i Kıyameti başkası evirip çevirip şöyle söylüyor!. Halbuyse Alâmet-i Kıyam bir kere Âyet-i Celîle de mevcud hadislerde çok mesela bugün bak Ebu Hanife doğrudan doğruya.. efendim hulucul dabbeh ve nucubi isa minessemai ve zuhudiye yecuc mecuc ve..
Esâsen güneşin batması diye esâsen batıdan doğması güneşin batıdan doğması hakktır. Olacaktır ve haktır yâni bu inkar edilmez eden küfre girer..

Kur’ÂN-ı Azîmüşşan esâsen anlatmış olduğu.. Evet Deccâl de Kur’ÂNda yok ama çok bilinen çok millet çok yâni dininden şeyinden çıkacak durumunda olduğu için Deccâli koymuştur. Muhammed Mehdî gelmeden Deccâl çünkü Deccâlin işi çok yâni çok esâsen millet açlıktan veyahutta dayanamamızlıktan onların acaib halleri vardır. Bunun için bir çokları çoluk çocuk sâhibi diyerek bu hale düşmesin diye o zaman onların dini üzere olacak. Yâni çok feci bundan dolayı yâni Deccâl huruci arkasında da kalabalık insan zâten nuzuli Nisâ Sûresinde.:


وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
“Ve in min ehli’l- kitâbi illâ le yu’minenne bihî kable mevtihî, ve yevme’l- kıyâmeti yekûnu aleyhim şehîdâ (şehîden).: Ve ancak, kitap ehlinden olanlar (onu tekzip eden Yahudiler ve “Allah'ın oğlu” diyen Nasraniler), O'na ölümünden önce mutlaka îmân edecekler. Ve o, kıyâmet günü onların üzerine şâhid olacak.” (Nisâ4/159)

Gelecek bizâtihi kendisi geleceğine dair Kur’ÂN-ı Azîmü’ş-şân gelecek ve bu şekilde hadislerde çok.. Gelelim Ye’cûc Me’cûc’e zâten kaç yerde geçiyor.:


حَتَّى إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍ يَنسِلُونَ
“Hattâ izâ futihat ye’cûcu ve me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn(yensilûne).: Nihayet yecüc ve mecüc, (sedleri) açıldığı zaman tepelerin hepsinden saldırırlar.” (Enbiyâ 21/96)

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَى أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا
“Kâlû yâ zel karneyni inne ye’cûce ve me’cûce mufsidûne fî’l- ardı fe hel nec’alu leke harcen alâ en tec’ale beynenâ ve beynehum seddâ (sedden).: Dediler ki.: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" (Kehf 18/94)

Bunun ötesi var mı yâni. Onun için bu şekilde olup dururken mecâzî diyor. Mecâzî nedir!. Esâsen her iki kısımda da mecâzîli bahsediyorlar!. Bir de “Lâ İlâhe İllâ ALLAH” diye tevhid getir!.

Kardeşlerimiz şöyle düşün Lâ İlâhe İllâ ALLAH diye ilk olarak bu Ateş, Süleyman Ateş, bu rahib mi ne neydi!!. O Galib Kuşçuoğlu!. Esâsen galibsiz.. Galib değil de çökmüş amma!. İşte bu esâsen, Lâ İlâhe İllâ ALLAH diyen cennetliktir!.” Diyor!. Esâsen bu Fırka-i Merciye’dir bu Fırka-i Merciye dediğimiz ne yapıyorlar =>Lâ İlâhe İllâ ALLAH diyen bir kimse cennetliktir!.” Kavlen dediğin takdir de imân, i’tikad ve amel gerekçesi yoktur!. Sen sadece bu cümleyi kullandın mı tamamen haksın ve Müslümansın ve cennetliksin!.
Yâni doğrudan doğruya amel yok!.
Yâni İslâmda.: “Lâ İlâhe İllâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlulah Emirleri Hükümlerine gireceksin!.” değil mi, i’tikad edeceksin bu muamelatı işleyen şeyi işleyeceksin!.
Ama bunlar diyorlar ki.: “Kavilen/sözle demekle.” sadece bir kaville bitiyor, i’tikaden amelen bir gerekçesi yok!.
İşte bu, Merciye Fırkası bu!. Al bakalım Vehhabî.. Kaderiye ve Merciye olan iki fırka esâsen Mecusî!.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her ümmetin mecusîsi vardır. Benim ümmetimin mecusileri ise.: “Kader yoktur.” diyenlerdir. Onlardan biri ölürse, cenâzesine katılmayın, hasta olursa ziyâretine gitmeyin. Onlar Deccâl Tâifesidir. ALLAh’ın onları Deccâl’e ilhak ettirmesi (ona katılmış bir grup olarak değerlendirmesi) hakkıdır.” buyurmuştur.
(Huzeyfe radiyallahu anhu’dan; Ebu Davud, Sünnet 16; bk. Tirmîzi, kader 13: İbn Mace. Mukaddime 10; Ahmed b. Hanbel, 86, 125)

Evet al bakalım, basitten görünüyor çok yayılmış bu.: Lâ İlâhe İllâ ALLAH diyen cennetliktir!.”
Hâşâ yâ RABBî! böyle “Lâ İlâhe İllâ ALLAH” kelimesi =>“MuhaMMede’r- Rasûlullah!.” demedikçe..
Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm hadisinde apaçık buyuruyor ki.:
“Ve’n- nefsi biyedihi yâni nefsim var eden yaratmış olan ALLAHu zü’l-CeLÂLın hakkı için ben risâletime bas’ edildikten sonra yâni ne kadar “Lâ İlâhe İllâ ALLAH” dense.. isterse Yahudî isterse Nasranî her kim “MuhaMMede’r- Rasûlullah” demedikçe Ashabu’l- Cehennem Cehennemin Ashabıdır!.”
Hem Müslim hem İmamı Ahmed sağlıklı açık olarak..

Esâsen bilmiyorum artık hangisini anlatacağız yâni!. Onun için bizim eserlerimiz bu yönde bu zamanı bu günümüzü anlatıyor. Artık şimdi bunlar, vâki’ olmadan, bu esâsen eserlerimizde var.
Hiç olmazsa arada sırada mütealâ ediniz, benden size teşvik parasını almıyorum, bana getirdiklerini de dağıtıyorum!.
Heee heee hee.. Fatih de biliyor.. ben de dağıtıyorum!.
RABBımız bizleri selâh etsin, hidâyet versin, şuur versin!.

İnanın ki öyle devrede gelmişiz ki Vallahu’l- Azîm belki etrafındakiler de milyonlar olmuştur, bilmiyorum bu kimsenin!. Deccâl hususunda yâni Erzurumda bir toplantı bu kimsenin Deccâl hususunda Deccâli târif etmek üzere başlamış anlatmış, ve.: “ Deccâlin esâsen İsmini de size malumât vereyim!.” Diyerekten.. “Ahmed de oluri Mehmed de olur da, hele hele Mustafa da olur!."
Şimdi Deccâl bu!. Deccâli târif ediyor!. Deccâli târif ediyor düşünün!. Halbuyse Deccâl yaratılmış mahlukatların en beteri en kötüsü, en necasi çünkü Rububîyyet Davasındadır öyle bildiğimiz gibi şey değil!.
Cennete götürür gibi Milleti tamamen imânından çıkarıyor!. Bu şekilde böyle bir kimse!. Yâni Muhteviyatın künhünü bilmiyor ki, ismini en güzel Ahmedi, Mehmedi bir de hele hele Mustafa!.
Halbuyse, halbuyse dikkat edin Aleyhiselâtı vesselâm buyuruyor ki.: Bir zaman gelecek ki Sırat, esâsen Mizan Devresinde bir kimsenin esâsen doğrudan doğruya mevcud olan varlığı esâsen cehenneme girecek durumundadır, birden bir bakıyorsun ki birden bire emir geliyor cennete.. sâhibi de şaşırıyor nereden oldu beni cennete alacak durumumda.. iyi değil, artık o kadar yaramazlık şeyisi vardır meleklere soruyor.. melekler diyor ki.: ALLAHu zü’l-CeLÂL, Habîbinin İsimleri olan bir kimseyi asla cehenneme iletmez!.” diyor..
Nerede isim Muhammed, Ahmed ismi!. "Muhammed ve Ahmed olan kimseyi, ALLAHu zü’l-CeLÂLin Habîbinin İsminde olanı cehenneme iletmez!.” diyor. yâni bu şekilde..
Sen nasıl olur da Deccâle yakıştırıyorsun Allah Aşkına!.
Ki Rasûlullah buna üzülüyordur, İsimleri nasl olur da Deccâle verilir!.
Ne devreye geldik bilmiyorum yâni her tarafı laçka!.
RABBımız bizleri selâh etsin, hidâyet versin şuur versin!.
Ve sadece kendisi değil arkasındaki binlerceside bu sistemi kabul ediyor belki!.

RABBımız bizleri selâh etsin, hidâyet versin, şuur versin!
ALLAHu zü’l-CeLÂL bizlere muîn olsun, tevfikatıyla refik eylesin!.
ALLAHümme en hakka hakkın bin zulmeti la en gabatın ve ruknu nefsi nebe!.
RABBımız bizlere imân-ı kâmileler, hüsn-ü hatimeler nâsib etsin!. Âmin!.
Subhâneke ALLAHümme ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke le şerike leke estağfiruke ve etubu ileyk..
Bu, işlemiş konuşmuş olduğumuz nahoş şeylere tamamen keffâredir, meclisin keffâresidir!. Hiçbir kürsiye çıkandan bu kelimeyi söyleyeni hiç duymadım!. Demek araştırma yok!. halbuki “Subhâneke ALLAHumme” en büyük bizim esâsen zehirin en zehiri gibi beşeriz biri bir şey der ki o söylemişiz ama bu güzelce keffâre ediyor bir şey bırakmıyor meclisin keffâresidir ya..

Subhâne RABBuke RABBul izzeti ammayasefun veselâmun ale’l- mürselin velhamdulillahi RABBu’l- Âlemîn!. RABBena takebbelnâ minnâ bi hürmetin fâtiha ma’as- salâvât!.
ALLAHümme inni eselüke bike en tasüllîye alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ sâiri’l- enbiyâi ve’l- murselîne ve alâ âlihim ve sâhbihim ecmâine ve en tağfirlenâ li ma medâ ve tahfezani fiima begiye.

Bismillâhi’r- rahmâni’ rahîm.
El hamdu lillâhi rabbi’l- âlemin. Er rahmâni’r- rahîm. Mâliki yevmi’d- dîn. İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn. İhdina’s- sırâte’l- mustakîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayri’l- magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn.. Âmin!.


Şimdi ki Subhâne RABBuke RABBu’l- izzeti ammayasefun veselâmun ale’l- mürselin..
Bir çokları sonunda “Fâtiha” diyor halbuyse bunu kullandığınız zaman da kilelerle sevâb alıyorsunuz yâni her zaman güzel. Güzel RABBımız Rasûlullahın yüzü hürmetiyle vesileler ortaya koymuş ama kullanmıyoruz!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

18 ŞUBAT 2002 B1 SOHBETİ.:

MSHekim.: Şeyhimizin sistemi ne ise onda emek vardı Şeyhimiz hiçbir zaman bir kimsenin talebinde toplamaz da herhangi bir şey yedirmiş içirmiş, gelen kimselerin derdine devâ olunmuş bunun peşinde sistemi bu hizmet yâni milleti savunmak değil hizmet.. yâni kendisi koşar amel niyet eder sahipsiz olan kimselere nerede nasıl haa onun için böyle bir sevk etmeye mesela Muhammed Kazım biliyorsunuz yâni mensup olan yer olacağı bir kimse kişinin araştırıyor durumu nasıl ispatta da kaydı kuydu aylık veya ne ise verilecek haftalık mı böyle böyle bu tabi bir çağrışırı vardır toparlar aldıkları şey!.
Bu Şeyhlik!. Ne alakası eşkıyâlık yahu bu!. Milletin malında gözü olan bir kimse hâşâ!. Bu tasavvufta bu şekilde olur mu hiç!. Hatta İstanbulda öyle bir evler yapılıyor ki, debdebeler..: Padişah gibi..
Hatta tarik yol kesicilik gibi Şıhlık böyle milleti soymak olur mu RABBimize şükürler olsun zenginiz, elhamdülillah zenginiz biz, ne zekat düşürüyor ne sadaka!.
RABBımız celle celalehu Subhâne TeaLâ münâfık kimselere muhtaç etmesin!. RABBimize şükürler olsun!.
Şeyhimiz esâsen vaktiyle bir vakı’ayı anlatır tabi Antalya da yâni orası da büyük bir yetki şey bırakmadılar yâni dini salon ki bir bizi yonttular bu şekilde..
Tabi tek başıma oturup söyleyecek değilim muhabbet hakikat böyle ortak.. Ama Şevket felan..

Konuşan : Kılıç motoru satıldıydı felan o şevket felan kör keterden aldığı paralar Hoca efendi kumluca da ticaretle keresteyle gönderirdi..

MSHekim.: yâni 300 metremikap motorla gönderdik gemi onu esâsen Abim ve Ahmed faydalansınlar diye inan ki!. Güya ortak onların ortaklığı da hiç yok kendileri hiç hesap yapmadık yâni esâsen dünya malı hakikaten sevdiğim şey değil ha varmış ha gitmiş ALLAHh’a şükürler olsun!.
Şeyhimiz bu hakikatı diyelim de gerçeği duşmuşsunuz Abim tabi bir şey ben üzerime fazla şey yapamıyorlardı. Çünkü Kur’ÂN okuduğum için ben artık kimseye bir şey diyemiyor yâni harcamalar sair vs. böyle Abim tabi Babama söylemiş.: “Baba bu tabi evlenecek edecek bu iş olacak, para durmuyor, savruluyor ne olacak bunun sonu?!.”
Tabi Abimde kendisine yük olacağını biliyor tabi yük olursak bunun üzerine Babama iyice anlatmışlar bizi..
Esâsen Şıhımıza.. “Kendisi bu harcamaları israfatı bıraksın!.” Diye. “Elinde tutmuyor savuruyor!.. velhasılı ben vakı’ayı bilmiyorum!. Gidelim diye Mübâreğin evine gittik Babamla beraber oradan buradan konuşurken vakı’ayı anlattı tabi artık.. “Hiç elinde tutmuyor eline geleni savuruyor!.

Konuşan.: “Eline geleni savuruyor!” sizi şikâyet ediyor!.

MSHekim.: evet evet, gâye bu “yok!.” diyor bu şekilde.. Çünkü bir kimseyi dinlemiyorum, etkili de olmuyor!. Ama Şıhımız tabi dese.: “Bir daha harcama!.” dese iş biter!. Çünkü onun verdiği karar karardır.. Babam anlatıyor ben üzülüyorum.. Mübârek şimdi.: “Böyle bir daha harcama, savurma şöyle yapma!.” derse..
Mübârek dinledi dinledi dinledi sonrada bittikten sonra.: “Bu ki, hep böyle hiç para tutmuyor, savuruyor öyle midir Abdulhâmid?.” “Evet Efendim öyledir!.”
“nNe diyor biliyor musun Abdulhâmid! Parayı sevmediğinden öyle geliyor!.”
Al bakalım ben bu kelimeyi nereden bulacağım!. VALLAHi buyurduğu gibi Babam da hiç şey olmadı!.

Onun için Mübârek onların hiçbir mahâne bulacak veyahutta bir ALLAHualem.. “Demek öyle mi Abdulhâmid?.” “Evet öyle!.” “ALLAHualem herhalde bu parayı sevmediğinden öyle geliyor!.” Cevâba bak kaç tane kitap olsa biz bulamıyoruz!.

Konuşan.: “Hocam şöyle bir hadis var mıdır acaba “me yedhul cennete velâ el bahılı la yehduli’l- cennete velem keana..”

MSHekim.: Yâni bahilü ve sâhilü ikisini tamamen birbirinin zıddıdır bir kere.. Cömert olan bir kimse halk nazarında sevilir ALLAH da sever Rasûlullah da sever cennette esâsen bir sâhilik.. Sâhilik esâsen bir seceredir, ağaçtır kökü cennettedir ve dALLAHrı dünyada böyle gezmektedir. Kim yapışırsa akabinde cennete götürür!. Ve amme hasislik, hasedi olan bir kimse o da âdete secere/ağaç kökü cehennemde dibi cehennemde dALLAHrı gezmektedir kim yapışırsa bu da aslına çeker!.
Aynı zamanda hasedi, kimse sevmez ALLAH da sevmez!. Ama cömert olanı da herkes sever, HAKkta sever, cennette sever!. Ve onun için es Sâhiii Habîbullah, el Bâki ALLAH sâhii olanın sevgilisidir, dostudur, hasisin de düşmanıdır..
ALLAH rahmet etsin Babam da bir şey söyleyemez amma işte biz çalışıyoruz, işin mali yönünden biraz bana az masraf olsun öyle ya!.

İşte bu salâvâtı getirdiğimiz tabi ki artık tuhaf görüyorlar ki, Elhamdülillahi TeaLâ Ehl-i Tarık ise, zâten Mevlânâ Halid’den bir eserdir esâsen.. eğer yâni Nakşî olan bir kimse davâsı var ise bu salâvâtı bir de canla baştacı olacak!.Nneden Mevlânâ Halid’in esâsen müncünaheyn esâs olur Mübâreki bir şahsiyet doğrudan doğruya çok kolay oluyor..
Nitekim hz. Ömer Şam’da idi gitti de uğrayamadı dediler ki.: “vebâ vardır!.” ondan girmedi.. Çünkü vebâ oldu mu bir şehirde dışardan kimse giremez içindeki de çıkmasın ve orada vefât etmiş orada öteden beri oluyor..
Mevlânâ Halid Hazretleri hem Kendisi, hem Hanımı ve Evlâdları tamamen dört tane evden çıkmış tamamen vebâ hastalığından.. Bunun karşısında Cenâb-ı Rasûlullah aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm çünkü Mevlânâ Halid Hazretleri Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemle irtibatlı bir şahsiyettir tabi bu zamanın hadisi o kadar olur muhakkak bu şekilde kendisi ailesi çoluk çocuk olunca aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm bu salâvâtı her namazın arkasında üç defâ getirilirse vebâ tağun şeysini giderir vebâ gibi hastalıklar gider vebâ tağun bulaşıcı hastalık gelmez Rasûlullah aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm artık o zaman herhalde artık ALLAH’tan Rasûlullahtan bu minvâl üzere kim bu vebâyı kaldıracak, kaldıracak olan sebebi ne şu sebebi bu sebeb bu salâvât..


Resim41. SALÂVÂT-I ŞERÎFE .:

Resim
MuhaMMedî MÜRŞİD MevLânâ HALİD-i BAĞDADî HAZRETLeRinin SALÂVÂtı..

Nakşî Tarikatı Kollarının Kemâl Kavşağı OLan,
Şam'da Salihiye Tepesinde medfûn bulunan ve
maddî ve mânevî tahsilini Bağdad'da yaptığı için "Bağdadî" diye anılan
MuhaMMedî Mürşid MeVLâNâ HaLid-i Bağdadî HazretLerinin SaLâVâtı.:


ARAPÇASI.:

Resim

TÜRKÇESİ.:
“ALLAHümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîra.”

(Ücüncüsünde kesîran ile okunur)
ALLAHümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ MuhaMMedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra.”


MÂNÂSI.:
ALLAH'ım! Efendimiz MUHAMMED (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve Efendimiz MuhaMMed (salallahu aleyhi ve sellem)'in ailesine; dert çekenlerin (devâ dileyen çağırıcıların) ve devâ (çâre) lerinin tümü adedince salât-ü-selâm et. O'na ve onlara çok çok (çokça) bereket ver ve selâmlar et!.



Resim
MEVLÂNÂ HALİD-i BAĞDADî HazretLerinin İSTİGASEsi
(ALLAHu zü'L-CELÂL'e SıĞıNması):


ARAPÇASI.:

Resim

TÜRKÇESİ.:

Bismillâhirrahmânirrahîm

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm!. Resim Yâ ze'l-CeLâLî ve'l-İKRâM Resim Yâ ALLAHu bike tâhassentü ve bi Abdike ve ResûLîke Seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedîn Sallallahu Tealâ aleyhi ve sellime istecertü Resim ALLAHümme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi Esmâike'l-İzâmi ve Melâiketike'l-Kirâmi ve Resûlîke aleyhim Eftalü's-Salâvâti ve etemmü's-selâmi Resim Ente'l-mahnî bilemhati Ehl-i Bedrin velâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke YÂ RABB!.”Resim


MÂNÂSI.:

Yâ Hayyu Yâ Kayyum! Yâ ze'l-CeLâLî ve'l-İkrâm! Yâ ALLAH! Sana sığındım (siper edindim) ve Senin kulun ve ResûLün Seyidimiz ve Efendimiz MuhaMMed Sallallahu Tealâ Aleyhi Vessellem'e (teslim ve tâbi' olup) boyun eğdim! ALLAH'ım! Yâ Rahmân! yâ Rahîm! SENden Azîm İsimlerin, Keremli Meleklerin ve Salâvâtların en fazîletlisi ve selâmların en tamı kendisine olan ResûLün ile (yüzü suyu hürmetine) istiyorum! (ki) Beni imtihan eden (deneyici-sınayıcı) Sensin, Bedir EhLini bir lemhâda (göz açıp kapayıncaya kadarlık sürede) bir üfürüşle (merhametle hayat verişle) mahvolmaktan (silinip yok olup gitmekten) kurtardığın gibi; onların SENin üzerindeki (hatırı) hakları hakkı için, onlara olan rahmet üfürüşünle (imdat edişinle) bana da üfür ve hayat ver (meded kıl) Yâ RABBi!.


Resim Âmin yâ Latîf ALLAH celle celâluhu,
Resim Âmin yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu,
Resim Âmin yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu,
Resim Âmin yâ VeDÛD ALLAH celle celâluhu,
Resim Âmin yâ Vehhâb ALLAH celle celâluhu,
Resim Âmin yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu,
Resim Âmin yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu,
Resim Âmin yâ Settâr ALLAH celle celâluhu,
Resim Âmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »


bi adedi külli dâin ve devâin.. Öyle değil mi. evet ne kadar dert ve devâ varsa bu şekilde artık zâten kendisi karar bitmiştir bu enânîyyet olarak zâten kendisi esâsen bırakmış olduğu silsilesi bu.. Yâni bu namazın arkasında salâvâta Şam’da başlamışlar ve bir daha başka salâvât getirmemişler bir kere getirmişler bizim muhitimizde de yapılıyordu fakat, Şeyhu’l- Hazin Salâvâtı gelince bazıları Şeyhu’l- Hazini yapar bazıları bunu yapar hepisi de yapar..

Konuşan.: Hepisi de salâvât..

MSHekim.: Evet yâni böyle bir Mübârek, bu muhitte bu salâvât yayılacak olacak.. düşünüyor musunuz bir çok yerleri afâtlar alt üst ediyor bu esâsen bundan yâni bundan artık fehmedilmeyecek bir şey var mı şimdilik bu ni’metlerin içerisinde elhamdülillah ….
Ve başkaları nesini düşünün alt üst hale gelmiş ne.. hem dondurucu hem sel hem de afet.. esâsen bundan Erdemli.. Silifke de de çok feci çok.. çok çadırları uçurmuş onun için RABBımıza şimdiki İstanbul’a daha hayr ne halde çok tuhaf yâni bilmiyoruz artık ne hale düşmüştür bu.. çokları âdete bu sene kar dondurmuş kar yarılmış efendim ne fırtına efendim şehirleri alt üst etmiş.. zelzele dersen.. şimdi huzur yoktur.. İzmirde felan ne işi var İzmir selde az çok böyle bir şey felan düşünüyordu İzmir burada Mersin bu yanda biz ortadayız bir şey yok elhamdülillah..

Konuşan.: Salâvâtı Şerifeye câmilerde devâm edilse hiç olmazsa yatsıda sabah ikindilerde yapsalarda ihmal ediliyor bâzen..

MSHekim.: Onun içn “salâvâtla biat edeceksiniz” diyor veyahutta alıkoyuyorsun işinden.. veyahutta âdet olurmuş ne bileyim ben işte bu Salâvâtın hayrı şerifi de..
Bizim Hacı Rüşdü var bir zaman ramazanda görmüş Mersin ile Tarsus arasında o kadar yeşillik olduğu yerde orda dururken Mübârek Hazreti Ali radiyallahu anh, Mevlânâ Halid’ esâsen böyle eliyle getiriyor onları da yyâd etmiş oluyoruz tabi.. RABBımıza şükürler olsun esâsen Üveys ve Halid, İmam-ı Ali önlerinde yâni bize bu şekilde böyle olmuş durumunda gösteriyor.. Birisi Üveys, birisi de Mevlânâ Halid anlaşılan.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’e şükürler olsun, Üveys Hazretleri esâsen kendisi böyle bir Şıhlık muhabbeti şeyisi isâbet nasıl oldu Mevlânâ Halid.. zâten bu salâvâtın bu muhitte oluşundan İmam-ı Ali radiyallahu anh hayrı bereketu elhamdülillah.. Ben okumadım esâsen ne mekteb okumuş ne medrese.. bu eserleri nereden nasıl olacak şey ALLAHu zü’l-CeLÂL bu İmam-ı Ali radiyallahu anh okşamış ve bu şekilde elhamdülillah.. Bu gün için şu eserlerimiz var ya.. yâni teşvik etmiyoruz, kimse almıyorlar.. bu eserlerimiz, esâsen zehirlerin penzehiridir yâni.. Bugün rahmet karşısında bulduğumuz zaman bunun muhteviyâtını künhünü anlatıyoruz karşısında da kurtulmak düşmemek için anlatıyor.. bu fitne midir.. Fırka-i Nâciye, fırkalar arasında tek.. Fırka-i Nâciye dışında olan fırkaların sebebleri ne imiş ne haldeler imiş fitne durumunda.. Fırka-i Nâciye muhteviyâtı anlatılmıştır.. salâvât karşısında aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm şu salâvât şöyledir böyledir.. Salâvât-ı MuhaMMed 40 tanesi..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »


bi adedi külli dâin ve devâin.. Öyle değil mi. evet ne kadar dert ve devâ varsa bu şekilde artık zâten kendisi karar bitmiştir bu enânîyyet olarak zâten kendisi esâsen bırakmış olduğu silsilesi bu.. Yâni bu namazın arkasında salâvâta Şam’da başlamışlar ve bir daha başka salâvât getirmemişler bir kere getirmişler bizim muhitimizde de yapılıyordu fakat, Şeyhu’l- Hazin Salâvâtı gelince bazıları Şeyhu’l- Hazini yapar bazıları bunu yapar hepisi de yapar..

Konuşan.: Hepisi de salâvât..

MSHekim.: Evet yâni böyle bir Mübârek, bu muhitte bu salâvât yayılacak olacak.. düşünüyor musunuz bir çok yerleri afâtlar alt üst ediyor bu esâsen bundan yâni bundan artık fehmedilmeyecek bir şey var mı şimdilik bu ni’metlerin içerisinde elhamdülillah ….
Ve başkaları nesini düşünün alt üst hale gelmiş ne.. hem dondurucu hem sel hem de afet.. esâsen bundan Erdemli.. Silifke de de çok feci çok.. çok çadırları uçurmuş onun için RABBımıza şimdiki İstanbul’a daha hayr ne halde çok tuhaf yâni bilmiyoruz artık ne hale düşmüştür bu.. çokları âdete bu sene kar dondurmuş kar yarılmış efendim ne fırtına efendim şehirleri alt üst etmiş.. zelzele dersen.. şimdi huzur yoktur.. İzmirde felan ne işi var İzmir selde az çok böyle bir şey felan düşünüyordu İzmir burada Mersin bu yanda biz ortadayız bir şey yok elhamdülillah..

Konuşan.: Salâvâtı Şerifeye câmilerde devâm edilse hiç olmazsa yatsıda sabah ikindilerde yapsalarda ihmal ediliyor bâzen..

MSHekim.: Onun içn “salâvâtla biat edeceksiniz” diyor veyahutta alıkoyuyorsun işinden.. veyahutta âdet olurmuş ne bileyim ben işte bu Salâvâtın hayrı şerifi de..
Bizim Hacı Rüşdü var bir zaman ramazanda görmüş Mersin ile Tarsus arasında o kadar yeşillik olduğu yerde orda dururken Mübârek Hazreti Ali radiyallahu anh, Mevlânâ Halid’ esâsen böyle eliyle getiriyor onları da yyâd etmiş oluyoruz tabi.. RABBımıza şükürler olsun esâsen Üveys ve Halid, İmam-ı Ali önlerinde yâni bize bu şekilde böyle olmuş durumunda gösteriyor.. Birisi Üveys, birisi de Mevlânâ Halid anlaşılan.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’e şükürler olsun, Üveys Hazretleri esâsen kendisi böyle bir Şıhlık muhabbeti şeyisi isâbet nasıl oldu Mevlânâ Halid.. zâten bu salâvâtın bu muhitte oluşundan İmam-ı Ali radiyallahu anh hayrı bereketu elhamdülillah.. Ben okumadım esâsen ne mekteb okumuş ne medrese.. bu eserleri nereden nasıl olacak şey ALLAHu zü’l-CeLÂL bu İmam-ı Ali radiyallahu anh okşamış ve bu şekilde elhamdülillah.. Bu gün için şu eserlerimiz var ya.. yâni teşvik etmiyoruz, kimse almıyorlar.. bu eserlerimiz, esâsen zehirlerin penzehiridir yâni.. Bugün rahmet karşısında bulduğumuz zaman bunun muhteviyâtını künhünü anlatıyoruz karşısında da kurtulmak düşmemek için anlatıyor.. bu fitne midir.. Fırka-i Nâciye, fırkalar arasında tek.. Fırka-i Nâciye dışında olan fırkaların sebebleri ne imiş ne haldeler imiş fitne durumunda.. Fırka-i Nâciye muhteviyâtı anlatılmıştır.. salâvât karşısında aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm şu salâvât şöyledir böyledir.. Salâvât-ı MuhaMMed 40 tanesi..

Her ESMÂ/İsim=>ZÂTî İşlerden bir İŞtir.
Her SIFAt=>Bir ESMÂnın kaynağıdır.
ESMÂlar/isimler de=>HAKKın ZÂTı’yla beraber KÂDiMdir.
HAKKın=>SIFAtlarına ve İSİMlerine olan İLMİ=> ZÂTına olan İLMİdir..


Ve Böylece Efendim bu Salâvât herkese, Akaid yönünden =>İslâm İmân İhsan olayı anlatıyoruz.. Elzem olan şeyler elhamdülillah.. başka yönden ihtiyaç duyulmayacak derecede.. İhtiyaçlarımızı MuhaMMed harikalar daha duyulmamış ALLAH rasulunün ismi azamda ve sonunda sonuna kadar esâsen alâmet etti yâni ilk olarak başlangıç aleyhi’s-selâtı ve’s-selâmın cevherinden olan vakı’ayı muhteviyâtı ve ALLAH Devresindeki ve ALLAH esâsen bu ALLAHu zü’l-CeLÂL yâni “e lestu bi RABBukum”.. RABBınızım!. ALLAH bu şekilde ama öbür tarafında ALLAHu zü’l-CeLÂLi celle celale Subhâne ve Tealâ Habîbini mirad indi çünkü bu çeviri sebebi var ya o kadar hoşuma gitti ki.. yâni gerçekten mirad indi bu mirad MuhaMMed muazzam bu hiç bir kimseye nâsib olmamış, hiçbir âdeme hiçbir kimseye olmamış.. Rasûlullah Âdeti yâni yansıtma olarak tecellî etmiş tecelli.. Zât Sıfat değil çok önemli çok ama bu ne bilmez ki sonra aynanın nasıl bir şey bildiğimiz ayna ayna yâni esâsen Tecelliyât-ı ZÂT celle cellalahu Subhâne ve TeaLâ Habîbine bir hal tüm Âdemden kıyamete kadar bilhassa Enbiyâlar bir kere Rasûlullahın Âilesindendir doğrudan doğruya yâni aracı olarak ALLAHu zü’l-CeLÂLin ZÂT-ı İlâhîye yâni Tecelliyâtı, ZÂT ı o yönde yansıtma olur.. Onlar Rasûlullahın artık âilesindendir..

Konuşan: Şöyle de söylenir hadis-i kudsî de.: “Ben kendi NûRumdan, Kendimden MuhaMMedin NûRunu yarattım.. O’ndanda bütün eşyâyı..

MSHekim.: Esâsen hiçbir şey yokken esâsen aleyhi’s-selâtı ve’s-selâmın daha yeni seni anlattığın ilk anda ilk olarak MuhaMMedin Cevh-i NûRu esâsen Ceverân etmiş çok çok çok ilk olarak o şekilde NûR-u MuhaMMedi aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm ilk olarak yâni bir çekirdek bilmem artık..

Konuşan.: O toprağa giriyor ağaç halinde çıkıyor..

MSHekim.: RABBımıza binlerce şükürler olsun da Rasûlullahın Ümmetiyiz arkasında da böyle şeylerle karşı karşıya nâsib etmiş böyle zaman zor bulunuyor her tarafta başka türlü onun için diğer Enbiyâlar, Rasûlullahın Âilesinden imân kısmından NûRundan aldığı.. Fakat biz Ümmet-i MuhaMMedin mensubu oluşumuz bizde Rasûlullahın Âilesinden alıyoruz aracı yok.. Ama öteki Milletler, Rasûlullahı değil kendi Peygamberinin âilesinden alıyor ama tâbi aynı Enbiyâ aynı ile benim aynı aynı şekilde olmaz, biz hepimiz diyelim ki MuhaMMedîyiz MuhaMMedi görmüş nâsib olmamış değil ise esâsen bedbaht bu işin başka şeyleri görüyorsa icâbında kâfir de olur başka bir şekilde olan böyle olur.. onun için böyle aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm Makaikutü’l- Ekbaru bu esâsen bu çok acayip bir kitap. onun için kim ki Rububîyyet RABB diye “elestü bu RABBikum” derler bu artık yiyecek içecek meseledir Tecelliyât-ı ZÂTıyla =>Sıfat olur. RABB Sıfattır amma ALLAH =>Teccellî-yi ZÂTtır sıfat olmaz!. Onun için bu ayna gibi bir tarafında Rububîyyet “elestü bu RABBikum” var.. evet “elestü bu RABBikum” …. Bu şekilde diğeri ise Sıfat NûRunda çünkü Tecelliyât-ı ZÂTı kimse kaldıramaz.. imân etmiş Rububîyyeti esâsen bu şekilde..

Konuşan.: Tecelliyât-ı Sıfatîye oluyor..

MSHekim.: Şahı Nakşîbend Hazretleri.. yâni Abdullah Dehlevî oradan icâzet almış, fakat Abdullahı Dehlevî sır sâhibi değil sır yok, Ehl-i Tarık kendisi.. Sır denilen şey çok inceliği vardır.. Bunu şahı Nakşîbend Hazretleri anlatır Nakşîbend Hazretleri esâsen sır….
Sır Sâhibi yükseklerde çok İmam-ı Rabbanî gibi çok.. Ama Şahi Nakşîbend esâsen şeyden i’tikad etmiş Yusufi Hemedanî, Ahmed Yesevî ve bilhassa Abdulhaki Gücdevânî esâssen Abdulhaki Gücdevânî, yâni Yusufi Hemedanî ona vermiştir kaç türlü hepsi dahi değil bir kişi Gavsîyet Makamında olmuş, Sır Sâhibi mutlaka Gavsîyet Makamında bi hakkı vardır bir de..

Konuşan.: Halbuki aralarında 200 sene var..

MSHekim.: Bakınız Mevlânâ Halid öncesinde arkasında daha artık Abdulhalıkı Gücdevânî kaç tane geçiyor ama Muhammed Ârifi, Ârifi Hemedanî beş altı tane şeyhi Nakşîbendle arasında bu ikisi kalmadı olmadı esâsen Abdulvâki’ Gücdevâni bekliyor erbâbı olacak da, aktarma edecek. Ne zaman ki Şeyhi Nakşîbend geldikten sonra doğduktan sonra..
Neticesi Mübârek, Siirtte her seferinde Şahı Nakşîbendi dene yapmıştır şeyin içerisinden çıkarmıştır, kovmuşlar aceba devâm eder mi kabul eder mi yoksa vaz geçer mi diyerekten.. gelecek istikbali vardır görüyor neticesi hatta dışarıya koymuşlar, böyle lapa lapa kar yağıyor neticede.. böyle olsa da kovsa da yine gitmiyor neticede.. Şeyinin Evinin önünde bu şekilde sabah çıkmış da câmiye gidecek.. İnan kapıda başına basmış bunu görünce artık alıyor eve, temizliyor güzel tedâvi ediyor güzel ondan sonra bu hal olunca neticesi Mübârek artık,

Konuşan.: Mübârek doğduğunda.: “Buradan güzel bir koku geliyor!.” demiş daha doğmadan sonra giderken o çocuk doğmuş diye içinden geçirmiş ki hakikaten doğmuş Muhammed Bahaaddin Hazretleri.. O’na getirmiş DUÂ buyurun diye o da DUÂ buyurduktan sonra Babasına demişki.: “Mert değilsin bunu güzel yetiştirmezsen!. diyor. “Ben yetişemeyeceğim buna sen yetişeceksin!.”

MSHekim.: Sonradan tabi bu Sır Sâhibi olması … İstihkak kesilmiş durumundadır. Onun için Abdulhalıkı Gücdevâni kendisine i’tikad etti Emânet Sâhibi vermiş ama birden bire.: “al!.” dememiş ki kendisini çatlatacak derecede.. Öyle derecede ki Rasûlullah’a istimdat ederken şöyle abdesti Mübârek bu parmakları “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH” Kelimesini kalbine işletmiş onun üzerine Nakşî.. Şu kalbine Rasûlullah tarafından nakş olunmuş.. “Nakşî” dediğimiz kalbine nakş olmuş esâsen.. Onun içun Mevlânâ Halid Hazretleri. Abdullahî Devrinde o vasfı yoktur..
İmamı Halid, imkanı varmış isti'tadı görünüyor.. onun için Mübârek, filana giderse oradaki ona ne söylerse ona … Esâsen târif ettiği yerlerde gelişinde yaklaştığı zaman da ağırlık basıyor. Öyle ağırlık basıyor ki tahammüle imkan yok!. Abdullahî Dehlevî Şeyhine kendisine istimdat istiyor…. Yetmiyor, arkasından da Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm böyle ilticâ edince.. doğrudan doğruya karşısında artık karşısında esâsen bu şahıs vardır, şahıs vardır her tarafı yemyeşil fakat olduğu yer yanık yanık ve.: “Geldin mi Halid!.” ALLAH ALLAH bu şekilde nerede Muhammed Ali Hüsameddin’in Ruhanîsi, hani gelmişti buraya gelmişti!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »


Onun için SIR aktarmayı bilince gelince artık RûH kısmına geçiyor.. onun için Hazreti Ali Hüsameddin Mübârek Halid geldin mi evet yanında alıyor gereken şeyi tecelliyatı zâtıye esâsen yansıtma oluyor amma Mevlânâ Halid’ böyle birden bire bu şekilde oluşu çatırdıyor oluyor bu şekilde vel hasılı aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm destekçi olmuş ve böylece devâm etmiş.. Mevlânâ Halid’in çok yüzlerce binlerce yüzlerce halifeleri vardır. sâdece 7 senelik bir devre içerisinde yâni 1235 gelmiş ve 1242 de vefât etmiş 1242 de 7 sene devâm etmiş hatta Şeyhu’l- Hazin diyor ki coşkulu devresinde.: “Mevlânâ Halid’in şeriatına 7 yaşında iken girdim!.” diyor. o zaman tasavvufi Şeyhu’l- Hazin de hakikaten Şeyhu’l- Hazinde o zaman doğmuş yâni 1235 de doğmuş.. Mevlânâ Halid tabi 7 yaşında iken sırrı aktarmıştır. Velhasılı işte böyle oluyor Mübârek Mevlânâ Halid 76 senelik içerisinde çok maşALLAH çok Şam İstanbul esâsen her taraf yaygın mensubu çoktur maşallah.. O zaman Mevlevî kısmında olan Zât, istanbulda Sultan Mahmudu tahriş sunuyor.: “Efendim bu, mülke sâhib olacaktır, millet arkasında yaygındır tedbirini al!.” diyerekten yâni asma basma bir şeyler..

Konuşan.: Şam’da da kendisine suikast yapacaklar Mevlânâ Halid’ gitmiş bir şeyler yapamamışlar..

MSHekim.: Bu Cumâ Günü olmuş Cumâ Günü esâsen Mevlevî orada bir türlü katılamıyorlar Cuma el birliğiyle sanki Cumâ Günü câmide gösteriyor kimse kalmıyor bu milletin önünde çıkarken böyle bir şey olur gider hiç olmazsa kurtulmuş olur çünkü getirdiği tarikatı çok yaygın halde bırakıyor..
Konuşan.: Esâsen merkezi getiriyor özü kuruyor

MSHekim.: Onun için Cumâ Günü girmişler tabi Mübârek çıkıyor baktı ki kapıdalar.. Oralarda niçin durdular!. Mübârek, Celalî bir nazar ederken vALLAHi yâni mevcud olan nispetine göre yâni tamamen cürmüm açıklık böyle kendisini şeyle yitiriyor öyle bir hale geldi ki millet gitti yâni arkasında dahi çok kimseler yıllarca günlerce aradılar da buldular.. yâni Şeyhim onlardan mecnun durumunda o halde onun için bir daha böyle bir şey zâten İstanbulda anlattığımız gibi Sultan Mahmudu tahriş ediyor. Sultan Mahmud bazı mektuplar gönderiyor tehriş için yâni.: “Şöyle ederim böyle ederim!.” diye.
Mübârek Mevlânâ Halid’ artık bir gün sonrna artık ikide bir gönderirken artık.. artık ALLAH.. artık doğrudan doğruya artık Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâmı artık bırakıyorum.. artık kendi ne yapacaksa bu şekilde neticesi Sultan Mahmud bir şekilde ondan tiksiniyor ve Konya’ya gönderiyor. Çünkü o zaman Mevlânâ dedi ki.: “Kutbu’l- Ârifine havale ediyorum çünkü onda celaliyet var ben seninle uğraşmam kendi kendime!.”
Bir de esâsen haddi olmayan birisi Kutbu’l- Ârifine Mevlânâ Celaleddin bir kelime ona bırakıyorum artık onun haddini bildirsin diyerekten.. Birden bire Sultan Mahmud hemen yüz derece dönüş ve hemen bunu Konyaya gönderiyor konya gelir gelmez Vâli Bey hemen asıyor!. Asılıyor ama rüya mı gördü ne etti.. evet hülasa Mevlânâ Halid’ çok razı olmuş Şıh Osmanı öyle yetiştirdi ki Şıh Osman Sıraceddin akdemu hülafa işte o Hazreti Ali Hüsameddinin Dedesi yetiştiriyor. Efendim Mevlânâ Halid yetiştiriyor hulafanın arasında en aziz olan akdemu’l- hulafa geldiğinde de Şıh Osman kendisini gösteriyordu çünkü sürülüp kaçarken hiçbir şeye sâhib olmuş değil.
Onun için karşılık olarak gereken güç ne ise ve tabi esirgememiş onun için settahani bu mesela Karakösenin, Hakkari Karaköse daha bu İstanbuldan Halilin bir halifesi o da göndermiş.. Hani bu Işıkçılar var bilmem Hazretler Abdulhakim’den vs.. bunlar hepsinin var hatta bir tanesi şeyden Şıh Sadık Hazretleri bunlardan infita etmiş ve huzurundan..

Yok o, Molla Sâlih değil bu Şıh Sâlih.. hülâsa velhasılı işte Şıh Osman yetişmiş Sıraceddin meşhur.. bu da Şeyhu’l- Hazini yetiştirmiş Mübârek Şeyh MuhaMMed Fersafî Şeyhu’l- Hazin.. Fakat “hazin” kelimesi Rasûlullahla alâkadan olmuş, yâni 12 beyt salâvâtı getirdi hacda.. esâsen Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâmın hizmeti olan Akşam Türbedârı bu salâvâtın Sâhibi geldiğin de bunu bildikleri türden hemen açıkladılar marflardan geldiler bu olunca akşam anlattı Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm mevcud ve niyetinde de açıklamaktır zâten bu salâvâtı bu kimse dinlemiş Rasûlullah böyle anlatıyor ama mi acaba dinlemiş girdi içeriye ne eder ne yapar acaba 12 beyti salâvâtı okumuş, kendisi de duymuş Ashabı Kiram, Hazreti Sıddık mevcud.. bu salâvâtı kendisine esâsen “hazin” lâkabı Rasûlullah vermiş hatta bir gün şeyhim, bu Nuri Malatyalı geldiğin de sordu.. “Nuri, dedi İbrahim hakkı meşhurdur biliyor musunuz?.” “evet Efendim.” Kimden yetişmiş.. “fakirullah” diyor.. Fakirullah esâsen kimsenin cümlesi değil, halk söylemiş.. “Halk tarafından ama Babam, “Şeyhu’l- Hazin” diye söylüyorlar, bu “hazin” nereden olmuş.” diyerekten bilmiyorum” diyor.
Rasûlullah Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâmın ravzasında o anda lakap olarak hazin lâkabını Rasûlullah vermiştir. Hatta arkasında sonra bir memurun kısmı yâni esâsen.: “tevekelli ale’l- mae” yâni “Tevekkül Ehli” değildir bu ona kurban olsa biz aç geziyoruz.
Esâsen memur kısmı tamamen kendisi maaşa bağlanıyor, rızkını buradan şey ediyor fakat bu tabi yanlışlıktır diyor, neden?. “Senin paran olduğuın da para mı yiyeceksin!. ALLAHu zü’l-CeLÂLin Rahmetine ihtiyaç yok mu.. lâ havle..”
Konuşan.: O kadar açıklık getiriyor

MSHekim.: hülâsa hz. Ali Hüsameddin etrafında da câzib bir şekilde de, etrafında da oluyor.. yâni bir tarafında da Şıh Ömer etrafı bir tarafta da.. hz. Ali Hüsameddin etrafı öbür taraftaki Şıh Ömerin etrafındaki olan kişiler..

Bir şeyler oluyor ama hz. Ali Hüsameddinin etrafı çok itaatlı sistemli, nizamlı yürüyor tabi Amuca bu kere Baba yerinde hisâbı var.. Çünkü Muhammed Bahaaddin vefât etmiş, büyükleri artık Amuca olarak tabi kendisinin olmasını arzuluyor ama bir türlü hz. Ali Hüsameddin dinlememiş dinlememiş ve afâdları arıyorlar bir türlü de şey etmiyorlar. halbuyse kendileri nizamlı gidiyor etraftan candan şöyle hz. Ali etrafı bu şekilde..
Neticesi tabi zaman günün bir tanesi Şıh Ömerin rüyâsında görünüyor ki, Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm o baba o muhitte gelmiştir bu şekilde amuca ben nerede demiş filan yerde ve aynı zamanda da câminin içindeler sonradan gitmek istiyor felan.. yerde çadır kurulmuş Rasûlullah Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm orada. Şıh Omar, Rasûlullah teşrif etmiş de gidilmez mi?. gitmiş.. çadırına girmezden evvel şöyle bir dize bakıyor orada görüyor, görünce tabi girmek istiyor.. giriyor çadırın kapısının karşısında baktığında Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm karşısında hz. Ali Hüsameddin diz çökmüş oturmuş, mâlumat veriyor gereken şeyleri harikalar önünde anlatıyor.. eee sen misin sen esâsen lider bu.. yâni Rasûlullah bizâtihi kendisi yetiştiriyor kendileri hükümleri görüyor o zaman bir daha artık böyle bir şeye girmedi.. Artık Rasûlullahın olduğu bir yerde, Rasûlullahın benimsediği bir yerde sen ne olursun!.
Evet onun için bağlanmadı da ve o da devâm etti onun oğlu Alaaddin o da hiç bağlanmadı..
İstediği zaman Seyyid Tâhâ diyor ki.: “Bu bizim Alaaddin!.” Bu da bizim Şeyhimizin Alaaddin kurban olduğum bir tanesi ufak tepe gösteriyor ama, ötekisi dağ en büyük dağ bu aradaki fark bu.. bu bizim Alaaddin.. O ise Şıh Omarın Oğlu Şeyh Alaaddin o da gelmedi.. esâsen hz. Ali Hüsameddine gelmedi..

Neyse artık herkesin kendi şeyi hülâsa bu devre içerisinde yâni bu şekilde RABBımıza binlerce şükürler olsun lider aksamı ne ise RABBımıza Mevlânâ Halid’den zâten ötesini bırakalım fakat Mevlânâ Halid sırrını, hz. Ali Hüsameddinden ruhaniyetten almış ve aldıktan sonra kime vermesi lâzım.. Dedesi Şeyh Osmana vermiş bundan dolayı gelmiş emâneti bu sefer Dedesi Şeyh Osmana vermiş ve böylece silsile geliyor Hazreti Şıh Osmanda bu sefer tabi hz. Ali Hüsameddin değil mi ki Mevlânâ vermiş. Mevlânâ Halid de Dedesine vermiş oluyor böylece bu şekilde devâm etmiş..

Ve neticesi bu sefer Şeyhu’l- Hazin yetiştirmiş sır vermiş. Gavsîyet Makamı vardır.. Şeyhu’l- Hazin de ne yapıyor karşılık olarak Şeyh Osmanın Torununa veriyor hz. Alaaddin.. esâsen bu hal tekrar vücuden vakti geldiğinte tekrar hz. Ali Hüsameddin’e veriyor bu da olup dururken Şeyhu’l- Hazin bu esâsen şeyh Alaaddin gelince neden kısıntı yapacak olmaz değil mi çünkü esâsen Şeyhu’l- Hazine, hz. Ali Hüsameddin vermiş bu da tâbi olana vermesin mi yâni.. bu şekilde hiçbir devresinde de Gavsîyet Makamında sırasıyla hiçbir açıklık yok..
Esâsen bu anlatacağımız çok açık ve şeyh olarak hz. Ali Hüsameddin Devresinde İngilizler, esâsen Irak’ı istilâ etmiş ve İngilizler zâten galiz kimseler yâni islâmdaki adı.. artık soyuyorlar esâsen alıyorlar çok şeyleri.. fakat Irak’a geldiklerinde yâni her nereden arıyorsa yok MuhaMMed Ali Hüsameddinin etrafında.. Çünkü çiftliği vardır çok böyle Çiftliği vardır çünkü milyarlarca tirilyonlarca tohum getirir yâni Abim bizâtihi gittiklerinde Şeyhimizle beraber hz Ali Hüsameddin hayatta o zaman.. Her akşam sinilerle kaç tane sini böyle dolu pirinç pilavı ve üzerinde et.. Böyle Şeyh az değil millet yemeye içmeye hatta Halepçe’den bir Lise Talebelerini ziyârete gelmişler, hizmet ayarlamışlar nizamlı nizamlı gelmiş.. bunların hepsine yedirmiş böyle RABBim.. onun için Mbir türlü etrafını ve kendisini etrafında olan bir kuruş vermiyorlar ve etki de yapamıyorlar.. Yâni çok heybeti var aynı zamanda başka yerlerden alıyorlar da, oradan hiçbir zırnık yok haraç.. herhangi bir şey de vermiyorlar.. Neticesi mecbur olmuş Vâli esâsen bağdattaki Vâli, İngiliz Sâhibi Londra’ya mâlümât veriyor.. bir kere zapt mapt alacak mümkün değildir. çokluktur ve aynı zamanda çok acaîbliktir.. yâni “etkili durumundadır. onun için bundan hiçbir şey alamıyoruz. hükmümüz altına almak değil, hiçbir şey, çekirdek dahi alamıyoruz!.”
ALLAH ALLAH hz. Ali Hüsameddin celâlli böyle şeyli.. böyle olunca Londra’dan doğrudan doğruya Bağdad’a mâlumat geliyor.: “Korkutmak yoluyla bir uçaklarla birkaç bomba atarsanız! artık bu kişi tamamen haddini bilir!.”
Londra’dan aldıkları şey bu bu olmaktadır gelmektedir hazırlık yapılmaktadır.. h.z Ali Hüsameddin kimse vakıyayı bilmiyor.. “Yarın sabahleyin kimse evinden çıkmasın!.” buyuruyor.. Nedenini bilmiyorlar.: “yarın sabahleyin kimse evinden çıkmasın!.” kimse çıkmamış. Sabahleyin daha güneş doğmadan uçaklar gelmiş pat küt pat küt yapabildikleri kadar atmışlar ve zarar marar verilmiş gitmişler ondan sonra …
bir miktar sonra gittikten sonra emir veriyor.: “Çıksınlar!.” Çıktıklarında.: “bombaları toparlayın!.”
Hiçbir tanesi patlamamış çatlamamış yâni esâsen olduğu gibi böyle şey gibi bombaları toparlamışlar. hiçbir zarar ziyân yok ve şu kadar develere bindirerek yâni iki taraftan eletmişler Bağda’da ve Vâli’ye gidiyorlar..; “Bu bombalar bize tesir etmez, bu gibi bombalar bizi haklamaz ve te’sir edemez eğer tekrar tekerrür ederse o artık canınıza, artık kendinizi düşünün!. bunu yapan başka şeyi de yapar!.”
mâlumat vermişler ondan sonra sanıyoruz ki bir şey yok. hz. Ali Hüsameddin’den böyle umutsuz hale gelince Londra’ya hadiseyi anlattıklarında bu kadar bombalar zarar ziyân vermemiş patlamamış bu şekilde..
Durum böyle olduğu gibi Bağdad’ı boşattılar gittiler bu şekilde esâsen İngilizler yâni doğrudan doğru sanki sonradan bu şekilde hz Ali Hüsameddin işte o zaman Halepçe Kazası var ya o zaman benim tasarrufumda.. yâni kilise yapılıyor.. kilise yapılırken böyle uzun direkler dikmek için uzun kavaklar şeyler istiyor olsa olsa Ali Hüsameddinin çiftliğinde olur, başka yerde yok!.
“gelin diyor işte bu senin dediğin esâsen bu!.” Efendim vermiş, vermişler Halepçe’ye.. Sonradan Hocalar Mollalar duyuyor “Kiliseye direk vermek.” Sonra bunu duyuyorlar.: “ALLAH ALLAH bu kadar da olmaz ki yahu!. Yâni Kiliseye yardımcı mı olunur mu?.”
Sonra cümlesi çok kalabalık olan Şeyh Sâlih vardır hem Bağdatta hem çevresinde bayağı bir ismi vardır.. Şeyh Sâlih de gitmiş kitabı almış gelmiş huzuruna çıkmış.: “Efendim böyle böyle duydum!.”
“Evet Molla Sâlih verdik, istediler verdik!.
“Kurban olduğum istediler verdik olmuyor ki!.”
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

MUHAMMED SIDDIk HEKİM
Kaddesallahu sırrahu
=>SIRR SOHBETLeRi..

HAYy SIDDIKktan=>DÛRDÂNELER,
=>HAYy BABAdan=>YAZAN ELLER!.


Resim

10 Haziran 1999 B2 SOHBETİ.:

MSHekim.: … Artık bir NûR olacak CeNNette NûR olacak yâni birden.. korktuydu neden?. hemen hepsi olsun ertesi sabah kalktığında bembeyaz her tarafı olmuş yâni bir emmâre alâmet evvelisi İbrahîme kadar bilinmez.. yâni ihtiyarlamış mı.. aynı şekilde bembeyaz devam ederiz yâni esâsen bugünlerde yâni; Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm’ı ziyâret kabir ziyâreti yönünden, istihaze yönünden, şefâat yönünden yâni bir şeyi çok buyuruyor..
bir başlangıç yapamadım elimizde de imkanlar vardır halbuki de şifai istikam ziyâreti fil yevmiseyyidil enami şey takidi istikametleri bir de Şeyh Şevadu Yusufi harika bir de Zeynid Ahlan şeyde Rasuli Devresinde kimin devresinde ALLAHualem öteki dediğimiz yâni Takudi Sıdkı İbni Semiye Devrelerinde yapmıştı ziyâret yönünden istiaze MuhaMMedi fakat bunlar Zeynel Ahlâm ve Yusuf Hamedanî.. meselâ İbni Hacer El Heytemi bunlara göre muazzam şeyleri hem zindikaları.. Muhulika Ali Zendika diye hem onlara hemde Vahhabîlere, Teymîyyecilere söylüyor, zamanla Vahhabî daha şey etmemiş ama tâbi zâten Vahhabîlik yirmi sene sonra başlamış gelmiş.. işte o zaman Zeynel Ahlâm ve Yusufu Hamedanî çok muazzam ALLAH razı olsun harika.. yâni bu “saatudü ticâreyn” diye bir kitabı vardır Rasûlullah’a atıf, ne güzel harika anlatmışlar. Mübârek hayy sen Rasûlullah, ne olur hürmet et!.
Nasıl bu kadar da basite alıyorsun aynı zamanda ALLAHu zü’l-CeLÂL bizlere şuur versin yâni bir kere ALLAHu zü’l-CeLÂL!. Hani ne diyor Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm.:Ene’d-delîl ve’l HudALLAH.: Ben sâdece delilim, hidâyet ALLAH’ındır.." İmân ALLAH’ındır.. düşün bunları görüp dururken Ni’met-i Azîmedir, Rasûlullah’a karşı sen şefâatı inkar ettiğin zaman da halin ne olur acaba!. CeNNetin yüzünü görür müsün?. Rasûlullahın şefâatı mutlaka mutlaka mutlaka.. çünkü, zâten başlangıç.. Âdem ve Kendisine gelinceye kadar hiçbir şeyi yürütemezler durgun.. ALLAH’u zü’l-CeLÂLin Celâliyetinden, Heybetinden titriyorlar.. hiçbir kimse baş olamıyor, bir şey söyleyemiyor.. v
Ve neticesi, Kur’ÂN-ı Azîmi sen Makam-ı Mahmûd’u nasıl inkar edersin, ya peki şefâatı!. Demek ki ALLAH ne edecek!. Demek ki, Şefâattan çıkmışlar ki, artık peşin peşin reddediyorlar.. o, ALLAH’ın şeysidir.. kendi dilleriyle şefâat yok!.

Ben bir zaman şeyde Bursa’da iken.: “Şefâat” dedim kabul etmiyorlar, inkar ediyorlar.. Eee din gitti!.. Şefâatı inkar ettikten sonra varacak yeri yok ki!. yâni Rasûlullah’ın Şefâatı olmadı mı.. yâni Âdem dahi şeyi yoktur!.
Şu an bir yerde Rasûlullah durgundur, Rasûlullah Şefâatı!. Hiçbir kimse bunun deyişinde böyle kendi kendine beğenmemezlik durumunda kalırsa Esfel-i Safilîne gider mesele bu!. İnsan şefâat çeşit çeşit efendim artık ferman verilmiş!. verilmesi mümkün çünkü, millet artık neye mal olacak bilmiyor.. Sıkıntılı ki, o zaman sıkıntılar sayfalar gelince tâbi çok!. “Acaba sağdan mı, soldan mı nasıl gelecek?” diye millet çok.. Çünkü bu sırat Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm ALLAHümmü salli ve sellim diyerek ya Rasûlullah bu işe vesîle diyerekten.. umumîyyetle herşeyde Rasûlullahın rolü vardır!. Eee sen, ALLAH bu Ni’met-i Azîmeyi vermiş de inkara kalkışıyorsun!. Yâni sanki düşmanıymış gibi şöyle arkasına veriyor elini geleni gideni şöyle ise düşürüyor!. Şöyle bir güzel dursak selâm versek!, Çeviriyor yâni hayatında bu habisler gibi hiçbir kimseler böyle mezâlim görmedi evet amma Rasûlullahı karşı bu şekilde hükmü şey ediyorlar yâni ama herşey, meselâ Rafizîler de.. “Nübüvveti, MuhaMmed, Ali’nin kendisinden gasb etti, aldı!.” Söylüyorlar..
Amma bu kadar da değil, bunlar gibi değil, salâvât getiriyor diye adam öldürülmez!. Yâni her ikisi de söylüyorlar.. hem şeyde de mevcut “Zeynid Ahlan” kitabında, “Kitabu’l- Hatim İslamiye”de bu mevcuttur.. başka kitapta da mevcuttur..

“Efendim Cumâ Günü câmide müezzin ezân okuduktan sonra arkasından salatı selâm getirmiş..” cürmü budur.. zülmü budur öldürmüşler.. hemde “mürted” diye küfür.. Esâsen “mürted” dedikleri malları mirasçıya felân kimseye gitmez zâten devlete kalır.. mürtedlikten başka bir şey yoktur.. Nitekim Şıh Sami en fetvâsı vardır namaz hususunda.. Sormuşlarda Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm hakkında.: “Varya evet bilerek.. ancak terk etmiş ise kâfirdir.. nasıl sebebi nedir?: ve beyne şirki ve’l- imân essalah.: Şirk ile imân arasında tefrika belirten/ayıran namazdır.” Namaz kılmayınca müşrik esâsen.. şu sebebi, Cenâb-ı Rasûlullah Devresinde daha henüz bir başlangıçtır Mekkede.. Mekke tamamen müşrik ama bu yöne atlayan mü’min evet içinde tâbi kılıç kokusundan kurtulmak için.: “Lâ İlâhe İllâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah” demiş ama daha içi heniz karar vermeyen bu münâfık..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »

Gelelim şimdilik bu hadisin sebebine.. Mekke’ye gelen bulunan kimseler müşrik çünkü olsalar bu tarafa gelmeleri lâzım peki bunu esâsen ayıracak olan bir emmâre var mıdır.. bir kimse namaz kılıyorsa haa bu mü’min, kılmıyorsa müşriktir. o zaman ki bu hakk.. Ama şimdi islâm diyârında oturuyoruz bir müşriklik diye bir şey!. yok ki yâni evet fâsıktır işlemediğinden dolayı fâsıktır ama mürtedlik/dinden çıkma yoktur. namaz kılmıyorsa kılacaktır.. yâni hatalarımız hiç olmayacak diye bir şey yok esâsen Âdemoğlunu, ALLAHu zü’l-CeLÂL hata yapar olarak yaratmıştır ,hata işleyecektir..
Onun için,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, ALLAH sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.”buyurmuştur.
(Müslim, Tevbe, 9, 10, 11).
Yâni siz ALLAHu zü’l-CeLÂLin kulları olanlar, eğer hiçbir hata işlememiş olsanız ALLAHu zü’l-CeLÂL sizleri yok eder başka bir kavim var eder, hata işlerler, tövbe isterler istiğfar ederler.. ALLAH celle celâlihu, afvı da sever mağfireti de sever, yâni lâzım.. Melâike değiliz biz.. Hata sebebiyle.. peki iyi hata işlemeyeyim hata ol yâni Âdemoğlu nun üzerine esâsen hatmen bir hatası olacak!. Âdem aleyhisselâm, kendi yaptı ya!. Onun için esâsen yâni bu hata meselâ beynamaz namazını kılmıyor bunu olsa olsa tâbi ALLAHu zü’l-CeLÂLin Emrini yerine getirmediğinden dolayı fâsık sayıyor ama, inkâr etmiyor inkâr ederse.: “Böyle namazı tanımam!.” diye inkâr ederse en ucunda küfür vardır. o sebeble hatta Rasûlullah Devresinde, Sahabe Devresinde olmasına rağmen, Rasûlullahın bir Devresinde olmasına rağmen.. Muallem isimli bir kimse üç defâ ve hatta belki dördünce defâ içkili olarak yakalamışlar!. Haa dördüncüsünde tâbi her yakaladıklarında pamuçları çıkarıyorlar tevkif ediyorlar ki bir daha işlemesin, içmesin diye. Dördüncüsünde böyle vururken bir tanesi demiş ki.: “Melun be hiç utanmıyorsun mu?!.”diye söylemiş. Rasûlullah buyuruyor ki.: “Kardeşinize böyle kelime kullanmayın Şeytanı sevindirirsiniz!.” buyurmuş.
Yâni olmuş diyor hatta bir gün Hz. Ömer, Abdullah ibni Mesud ile şöyle geceleyin tur ediyorlar evlerden birisinde çalgı var Hazreti Ömer duvarın üzerine çıkıyor.. oynuyor.. Câriye çalıyor, oynuyor.. bu da önünde, karşı karşıya..
Abdullah ibni Mesud.: “Bu mudur senin yapacağın?.”
Ömer.: “Evet bu!.” deyince,
Abdullah ibni Mesud.: “Yâ Emiri’l- Mü’minin benim bir tane hatam varsa senin üç tane hatan vardır!. Evvelâ bir eve girmek için evvelâ bir kere izin alınır yâni Rasûlullah böyle diyor ALLAHu zü’l-CeLÂL böyle buyuruyor senin izin yok, aynı zamanda ALLAHu zü’l-CeLÂL böyle hataları açmayınız ve hüsn-ü zann sâhibi olunuz ve bu şekilde bu gibi böyle gizli gizli bir şekilde biri eğer..” anlatıyor “Benim hatam bir ise senin ki üç tanedir!. izin almadın kapıya başvurmadın duvarın üzerinden atladın ve ALLAHu zü’l-CeLÂL daimi Settârdır setri sever buna rağmen setr perdesini kendin kaldırdın senin ki üç keredir!.
Ömer kıs kıs böyle bir şey halinde çıktı ise ve Abdullah bin Mesud hiçbir şey demeden gezdiler gittiler amma Ömerin üzerinde şeyisini etkisini bıraktı. Nitekim kırk güne kadar bu kimseyi hiç görmedi, mescide gelmedi. kırk gün sonra bakıyor ki bir köşesinde bulunuyor o zaman çağırıyor geliyor Hazreti Ömer diyor ki.: “Ben Abdullah bin Mesud’a dahi söylemedim kimseye bir şey söylemedim!.” dedi.
“ya Emiri’l- Mü’minin ben de, o zamandan bu güne kadar bir şey ağzıma almadım!.” diyor..
Eee bu kadar edebiyate vâki’yse bu.. “Ben de o günden bugüne kadar almadım!.” heeee heee heee.. O sebeble yâni böyle adam namaz kılmamış =>şirk hemen!. O adam şey değil “Lâ İlâhe İllâ ALLAH”ı söylüyor, şirki ney yok!. Böyle zâhiri hadis var o zaman ki hadisi yâni o zaman ki Mekke Medine hadisesi gibi alıyor bu güne kadar getiriyor.. Lâ havle velâ kuvvete illâ billahi’l- âliyyü’l- azîm!. ne alâkası var!.

İşte bu dediğimiz bir müezzin, ezân okuyor arkasından da salatı selâm getiriyor Cumâ Günüdür.. eslikum innessalati aliyyu fihum cumaati..

Ebu’d-Derdâ radıyallâhu anhu.: “Nebî aleyhisselâm bir gün.: “Cuma Günü bana çok salâvât getirin! Zira o gün, meleklerin hazır ve şâhid olduğu bir gündür. O gün bir kişi bana salât ettiğinde onun salâtı mutlaka bana arz edilir. Salâvât getirmeyi bırakıncaya kadar bu durum böyle devam eder.” buyurdu.
Bunun üzerine ben: “Vefâtınızdan sonra da mı?” diye sordum. Nebî aleyhisselâm.: “Evet, vefâtımdan sonra da! ALLAH TeALÂ Peygamberlerin vücudlarını yemeyi yeryüzüne haram kılmıştır. ALLAH’ın NEBÎsi hayattadır ve daima rızıklandırılır.” buyurdu. (İbni Mâce, Cenâiz:65. Bkz. Ebû Dâvûd, Salât:201, Vitir:26.)

Cuma Günü salâvât-ı şerîfe getirmenin fazîleti hususunda İmam Ali kerremallahu vechehu.: “Her kim Cuma günü Nebî aleyhisselâm’a yüz kere salâvât getirirse, kıyâmet günü mahşer yerine yüzü çok güzel ve nurlu bir kimse olarak gelir. İnsanlar ona gıbta eder ve.: “Bu Zât acaba hangi ameli işliyordu?” diye birbirlerine sorarlar.” buyurmuştur.
(Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 3, s. 212.)

Esâsen.: “Cumâ Günü bana çok salâvât yapınız!.”
Buna rağmen adamcağız ama aynı zamanda bu karar hükmü “şirk oldu!.” diye şirkine hüküm.. Ben bir türlü bir kaba koyamıyorum!. Ancak şu şekilde ezân ALLAHu zü’l-CeLÂLi için lafızları ALLAHa.. Arkasında salâvât getirince, yâni ALLAH aynı seviyeye getirince şirk vardır!. Demekteler..
Başka bir şey yok, salâvât getirmek şirk olur mu!. Böyle böyle uydurma uydurma fitneler çok acı!.

Konuşan.: “Kur’ÂNı kerimin okunduğunda ölülere faydasız olduğunu” söylediler patiye sordular bunu öyle bir devir geldi ki ibni Teymîyyeden beri bulaşır diye zâten Efendimizin =>Hazreti Hatice Annemize Medine’de çok kurban kestiğini, ruhuna bağışladığını hepsi söyledi.. artık bir de bunu Vahhabîler sorduğu için kasıdlı soruyorlar ve bir de ibni Teymîyye de kabul etti diye çıkarıp söyledi Teymîyyenin felâncı kitabına gidin bakın dedi görürsünüz dedi oluyor mu olmuyor mu..

MSHekim.: Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm bizâtihi CeNNetü’l- Bâkiye’ye gider ziyâret eder şuhedâlara bir şeyler onlara bağışlar aleyhisselât rahmetiyle derece derece.. Bir şeyler olmaz olur mu ya olmaz olur mu şeyde vardır yâni vefât eden kişilerin başında okunmaları yönünde esâsen Fırka-i Nâciyede vardır anlatılmış şüpheli meseleleri Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm buyuruyor sonra diktikleri Rasûlullah Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm bakınız Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm iki kabir görüyor ki azâbdadır bir çubuk alıyorda ikiye bölüp bir tanesi buruya bir tanesi buraya dikiyor.. “Ne olacak yâ Rasûlullah?.” “Bunlar yeşil oldukça tesbih ederler, bunun tesbihinden kabirdeki faydalanırlar azâbı ehlinden indirir!.” buyuruyor Rasûlullah!.
Peki bir yeşillik bir şey dikersin de bunun azâbını indiriyor da ALLAHın Kelâmı neden olmasın neden?!. neden olmasın!. Yâni demek ki bu da oluyor bir yeşillik üzerine dahi esâsen kabirde zerre yeşillik kesmeyin!. amma kuruduysa temizlensin kuruduktan sonra bir zarar getirmez çünkü onun tesbihi bitmiştir yâni yeşil oldukça tesbih yapar!.

Konuşan.: Esâsen vefât ettiğinde Şecere dikilecek değil mi?.

MSHekim.: Kabire Şecere koymayın çünkü meyve olursa çoluk çocuk çıkar aklını bozar, sonra kökleri şey eder esâsen çiçek ve benzeri şeyler.. meyveli ağaca çoluk çocuk çıkarlar!.

Konuşan.: Meysvesiz olursa olur mu?.

MSHekim.: Meyvesiz de olsa kabirde olmaz çünkü kökleri dalları şeye gelir üzerinde bu gibi böyle kısa yeşillik yeşillik yardım eder.. bazı meseleler.. diyorlar ki o zaman ki dikilmiş olan çubuk bazı kimseler o beldeden getirilmiş de öldüğünde bunu dikin diye.. böyle bir şey vardır yâni bu her ikisi de azâbı da soruyorlar;
“Ya Rasûllah bunların azâbı ne yöndedir?.”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir tanesi istinca yönünden biraz fazla ihtimam etmiyor. Bir tanesi de koğuculuktan..”

İstinca.: İlm-i Hâlde: Pislikten temizlenmek. Abdest bozduktan sonra veya abdest almadan evvel; kan, sidik, meni' gibi şeylerin çıktıkları yeri temizlemek..

Bu ikisine de kabir azâbı oluyor.. Hatta Sad ibni Muaz vefât ettiğinde yâni Arş felân titriyor diyerekten istihzal ancak mü’min vefât ruhu ise kimse Hasanı Basri diyor ki.: “Sevildiğinden titremiştir!.”
Hülâsa uzun uzadıya Rasûlullah başında durmuş bir çok şeyle yâni uğraşmış hellum gibi şeyler halbuse bu kadar cömert ki herkese bir yararı vardır çok Medine’ye Mübârek Ensar kısmı çok yararı olmuş çok cömerttir. Her zaman Asabı huşsa on yirmi götürür tâbi buna rağmen biraz Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem üzerine bir ağırlık vermişler çok böyle aceba neden yâni o kadar her şeyi mükemmel olduğu halde.: “Neden ya Rasûlullah bu kadar durdunuz?.”
Rasûlullah diyor ki.. Biraz kabir eğer kabir yâni sıkma meselesi bir kimseye olsa idi her halde Sad’a olurdu. Ama kabirin şeysi böyle ama şey ettiği gibi esâsen bir kişi bazı kabir bir ana öteden beri görüşmeyen karşı karşıya gelmiş sevilen bir şekilde titrer, kucaklar.. Ama başka ise onun canını çıkarır..
Saad yâni böyle Sad İbni Muaz onun için sonradan acayiblerine gelmiş.. bilhassa Rasûlullah böyle bir gayret göstermiş sonunda Rasûlullah Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm her tarafını bilinmedik sebeblerle araştırıyor.: “Ya Rasûlullah istinca yönünden fazla da şey olmazdı çünkü biliyorsunuz ki Müşrikler Devresinde esâsen bir Müslüman oturursa gülerler.: “kadına benziyor!. diye salarlar.. bu gibi şeyden dolayı esâsen istinca sebebiyle sıkan.. bu tâbi Müşrikler Devresinde âdetleri Arapların fistanını çözüveriyor.. fakat tâbi sonradan edebî yönünden sıçrama olmamak için oturarak.. oturduklarında gülerler kadına benziyor diye Saad bu hali görmüş, bazı böyle yapmış.. sebebi bu oldu mu?. bırakır mı yâni Rasûlullah bundan dolayı .. kabir bir parça sıkar..

Konuşan.: Hocam, mevta akrabalarıyla görüşür mü babasıyla anasıyla dedesiyle akrabalarıyla görüşürler mi?.

MSHekim.: Dünya da mı?.

Konuşan.: Yoo kabirde, kabirde Hocam..

MSHekim.: Yâni “yanında yatan kimseler mi” diyorsun.. yâni “vardığı vâki’tte etrafında olan kimselerle görüşüyor mu” diyorsun öyle mi.. ohoo oranın komşuluğu çok güzeldir.. Rasûlullah buyuruyor.: “Kefenlerini güzel yapın temiz olsun haram olmasın yarın kabirde vardıklarında birbirini ziyâret ederken elbiseleri kefendir!.” Elbiseleri kefendir birbirlerine ziyâret ediyorlar.. onlar gidiyor o geliyor hatta bir gün Rasûlullah Devresinde bir gün genç bir kız çok düzgün hatun kimse vefât etmiş, ana baba çok üzerine düşmüşler ama bir türlü rüyâda göremiyorlar.. Çok da ağlamışlar sızlamışlar.: “Acaba hatamız mı var nasıl oldu?.” şeklinde. Sonra kızın kabir komşuları geliyor.. vefât eden kızın.. yanındaki komşuları geliyor rüyâsında diyorlar ki.: “Kızınız çıkmadı sebebi şudur ki yapılan kefen temiz değil de onun için çıkmıyor!.” Çâresi?. “Kefen getirin biz alırız,, getirin kefeni kabire bırakın ertesi sabahı görürsünüz!.” Hakikaten taze kefen almışlar götürmüşler tâbi bu kefen de kim bilir nasıl bir şey ki artık onunla komşulara gidemiyor!. Elbise uygun değil onun için ertesi gün sabahı yeni kefen alınmış!. Üzerindeki ilk kefeni dışında kabirin dışında..
Bu vakayı anlatıyorlar Celâleddini Suyutî namı benzeri çok husus sonra İbnil Kari kitabında da..

Konuşan.: Efendim ben bir hadis çalıştım buyuruyor ki Efendimiz.: “İnne hu le yesmahu hakikun mâlik.."

MSHekim.: Evet gelen kimse gidişinde nalinini ayakkabı sesini uzaklaşıncaya kadar duyar, yâni dinler o kadar gelen sanki âdeta her adımda.. Kur’ÂN okuyorsa vs. onları hatadan müşkil dinliyor, esâsında dinliyor oraya gittiyse orası Âlem-i Berzâhtır orası.. Yâni ruhu kabirden ayrılmış değildir, bir uyku durumundadır. Hani biz bir yattığımızda ruhumuz nasıl ki.. Rasûlullah buyuruyor ki.: “Yattığınızda esâsen abdestli yatınız çünkü ruhunuz uzar..” nereye gider makamına gider çünkü kendisi Âlemül’- Emir’den yaratılmış yâni Âlemül’- Emir’den.. âlemul harbdan değil onun için ölüme mahkum yok ölmez hele yaratıldıktan sonra hiç ölmez CeheNNem’e de aynı gider, CeNNete de aynı.. Kabirde de aynı.. Ruh, burada da aynı ruhla yaşarız!.
Ama elimize düşünce, iyi işletmeyince bize de CeheNNeme götürür. Tâbi bizimle beraber gider!. Veyahut da CeNNete götürüyoruz!. Yâni tasarrufumuzda bizim!.
Evet işte Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm buyuruyor ki.: Yatınca abdestli yatın zirâ ruhunuz makamına heveslidir.. tâbi vatan bu vatanını sever ruh burun yoluyla uzar çıkar yâni ruh elâstikiyeti çok.. yâni bir tarafında bu vücudundan asla irtibatı kesmez.. Çünkü irtibatı kestiği ÂN’da nasıl ki, fitil çıktığında nasıl ki çıra sönüyorsa, aynısı vücud orada bitmiştir.
Onun için bir tarafı vücudunda mevcuttur ama bu şeyler arasında âdeta boşalır derecesindedir yâni deriyle arasında olan âdeta boşalır durumda hareket edemeyecek durumda, sanki ruh tamamen Arş’a kadar gider Arş’a varınca eğer abdestli yattı ise, secdeye emredilir avantajı vardır secdede Arş Devresinde gördüğü rüyâ harfiyen sahih güzel rüyâ onda hiç karışık olmaz..
onun için yâni bu hayatta iken ruh Arş’a kadar gittiğine göre vefât eden kimse ruh yine aynı aynı kabirinden irtibatı kesmez çünkü gelen bir kimse.: “es selâmu aleykum gardaşım!.” “es selâmu aleykum yâ felân gardaşım!.” dediği zamanda da.: “Ve aleykum selâm felân kardeşim!.” karşılığı gelir ama biz duymuyoruz..

Konuşan.: Toplu katliamlarda nasıl olacak Hocam?.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMED SIDDIk HEKİM SIRR SOHBETLeRi

Mesaj gönderen Hakan »


MSHekim.: hepsi yâni toplu katliam dediğiniz zaman ALLAHu zü’l-CeLÂL buyuruyor ki ben yeri bazı zelzele erci fi’l- arzun.. yâni yeri sarsarım yâni bunun neden sebebi tâbi ki fuhşiyat bu gibi zinâdır ribâdır. Bu gibi i’tidad bozukluğudur bu gibi şey. ALLAHu zü’l-CeLÂLin azâbını celbeder esâsen o sebeble evet. Ama diyeceksiniz ki, bu Cübbeli Ahmed gibi.. Ben demiyorum.: “O çocuklar iyi oldu da gittiler yoksa büyüdüklerinde kefere giderlerdi!.”
Ben böyle bir şey demiyorum esâsen ALLAHu zü’l-CeLÂL dilediği zamanda yeri sarsar çünkü bunlar damarlıdır Cebrâil aleyhisselâmla alâkalıdır. Yâni doğrudan doğruya Rûhu’l- Akdes Âlemu’l- Akdes’ten Âlemu’l- Emrden Âlemu’l- Halk o ALLAH tarafından gönderilir. böyle İsrâfile başvurur emirleri söyler İsrâfilde Rûhu’l- Mahfuza bakar acaba vakı’a kimindir =>Cebrâilin mi, Mikâilin mi Azrâilin mi?. Ondan sonra evet zelzele ise Cebrâilin işidir. Yağmur yağma Mikâilin işi. Can alma Azrâilin işi.. bunlar hepsi sistemlidir.. Evet o sebeble esâsen dediği gibi damarların içinde tâbi zelzele oluyor bu zelzelenin âkibeti ne ki.. ya muttakîler için bir evlâd vericidir, mü’minler için şehîddir yâni vefât eden zelzelede olan mü’minler için şehîddir.. Kâfirler için azâbdır zelzele.. yapılan şehîd telefiyet olan kimseler şeylere tâbi muttakîler için bunlar bir evlâddır canı “ibletun veli’l- mü’minine şühedâ ve’l- kâfirine azâb” Esâsen budur kâfirleri için ise azâbdır ama mü’minler için o zelzeledeki vefât eden bir şehîdlik vasfı vardır çünkü “el hariku velmeslike ven..” hepisi esâsen yâni isterse ateşte yansın, isterse suya batsın, isterse büyük zelzele yıkım olsun, isterse adam binâdan düşsün, isterse ne olursa olsun.. Hatta bir mü’min gurbettedir, velev ki evinde olsa dahi zekerat halinde kimse yoksul, etrafında amil kimse yoksa garib sayılıyor ve şehîddir.. şeyhin hakkı vardır şuhedâ yâni çok çeşit şuhedâlık çok..

Meselâ hepisi bunlar bastırmış efendim üzerine yığılmış bunların hepsi şehîd sayılıyor.. Böyle bu kadarda bu hakk karşısında kâfir olurlar.. yâni çok vicdansız adamlar, merhametsiz ardamlar.. esâsen piyasadaki olan bir davâ sâhibi karşısında öyle Şeyhini alıyor kendine verilen hakkmış düzgünmüş gibi, kendinin karşısında kendinden olmadıklarından dolayı hemen küfrüne karar veriyorlar, âdetleri bu.. Halife gibi bilmem ne bir sürü hergele gelecek Türkiye’ye bilmem bastıracak öldürecek felân felân.. Yâni bu insafsız vicdansız adamlar merhamet yönünden bir şey yok yâni.. Esâsen Ümmet-i MuhaMMed’e bir İslâm Diyârı olduğuna göre yahu sen Alamanya’da oturuyorsun, gavurun uşağısın fitne altında gelip de Halifelik nedir ALLAH Aşkına!. Babasına Cemalettin diyorlar ya.. tâbi ben Gödene’de iken gelen giden varmış şeye gidiyormuş.: “Alamanya’da Halifeyi biliyor musun? görüyor musun?.” dedim. “Evet!.” dedi. “Ben sana bir pusula vereyim kendisine ver cevap da isterim!.” verdik bir pusula gitti..gitmiş sonradan da dönmüş zâten dönünce adam da ölmüş. Ama geldiğinde sordum.: “Nasıl bu yetiştin mi, verdin mi?.” “verdim” diyor. tâbi kendisi daha değil de aracı elçisi vardır verdim.: “Bakınız Türkiye de bir Hoca Efendi vermiş Halife Hazretlerine yazmış bunu okuyacak ve cevabını da istiyor!.” gelmiş vermiş bir müddet sonra ee adam düşünmüş cevap yok tekrar bir müddet sonra çağırmış kendisini demiş ki.: “Bak Hocam Efendiye gidecek olursam bu cevabı ister kendisine!.” “yine hatırlat!.” demiş gitmiş. yine söylemiş sonra şöyle yapmış “eliyle sakalını sıvazlamış” .: “Bunlar ülâmâdır onlarla uğraşılmaz doğrudur doğrudur!.” ve adamcağız da yaşamadı.. Neden diyeceksiniz yazmış olduğumuzu esâsen Cenâb-ı Rasûlullah buyuruyor ki.: “El hilafetil babitu’l- Ümmet-i selâsetin selâseten hilâfet..: Benden sonra Ümmetimde otuz senelik." ve aynı zamanda bu hadis böyle.. yâni “Benden sonra otuz senelik Halife Devresidir.”
İkinci hadis diyor ki “el hilafetil Medineti ve’l- münüfü şehri.. hilafe denilen şahsiyetler otuz senelik ve Medinede olur.. Şam kısmına geçince mülüktür/melikliktir halifelik yok!.
Sen o günden bugüne Emevîler dahi bulamamış, Abbasîler bulamamış evet Suriye yazıyor ama Rasûlullah bizâtihi kabul etmemiştir. Hilafet otuz senelik Medinede hak tanımıştır.. sen nereden buluyorsun.. adam gitmiş böyle.: “Onlar ülâmâdır bunlarla uğraşılmaz..” ve hakikaten öldü gitti, ALLAH taksiratını affetsin.. yav adamlar düşünür ya!. Alamanya gibi bir yerde, hakimiyetin altında değil bir şey değilsin!. Bir zaman bir zaman bir Nurcu varmış.: “Ben Şeyhu’l- İslâmım!.” diyor. Ötekisi “Halifeyim!.”.. Öteki diyor ki.: “Halife emretmedikçe sen Cuma Namazı kılamazsın, ben senin yolundayım demiyorum ki ben müstakilim!.” diyor yine bunları dinledim ben, gülüyor hani çocuklar bâzen şey yaparlar ya taklid aynen öyle..

Konuşan.: “İkindi Namazında.: “Türkiyedeki câmilerde namaz kılanlar kâfirdir!.” diye Medine de kaset dağıttılar. Biz de dinledik kasette.: Türkiye Cumhuriyetinin içerisinde herhangi bir câmide namaz kılan kâfirdir!.” diyorlar vALLAHi dinledik Hocam kasete çekmişler dağıtıyorlar..

MSHekim.: Bir de onun kitaplarını alıp getiriyorlar ya.. ya sen bakma düşün senin devresinde nasıl bir zıttıyat vardır hayratın berakatından.. esâsen en çok hacı gönderen bunlardır, en fazla harcama yapan bunlardır ve vaktiyle onun hakimiyeti durumundadır nasıl olur da ben çıksın o da gider =>“Türkiye Tenasur etmiş/Nasrânileşmiş. Hıristiyan dinine girmiş!.” diye söylerler tâbi.. Milli görüş bu hale getiriyor.. onlar kendileri bir şey değil.. onlar açıyorlar, işte efendim Kur’ÂN kursu kapanmış, bilmem efendim şeyini çıkarmış bu gibi şeyler.. Esâsen çıkar sebebiyle fitneyi meydana getirmek içni bu hale getiriyor.. esâsen hali hazır şimdi bize doğrudan doğruya.: “Türkiye Tenasur etmiş” yâni dinden çıkmış, Yahudilerle güya şeyliğmiz var.. Ve neticesi “Kemalizim, Kominizim” deyip durur.. siz Türkiye bu gibi iftiraya kalkışmayın Türkiye çok İslâm Âlemi Devletlerine hakimiyet Kuran bir Devlettir umumîyyetle siz kendiniz düşünün!. Saddam “ihii” dedi mi hemen Amerika’nın koltuğuna giriyorsunuz, kendinizi kurtarmaya çalışıyorsunuz!. Biz böyle Yahudi mahudi bizi enterasa etmez, biz bunlara hakimiyet kurmuş Devletiz siz endişe etmeyin Türkiye aynı Türkiye siz kendi işinize belânıza düşün!. vALLAHi böyle bir şey yok!.

Konuşan.: Efendim bu fetvâyı veren Cemalettin Kaplan Türkiye kasetleri şey yapmış Medinedeki cemaatlara dağıtıyorlar Almanya da kaset haline getirmişler onu dağıtıyorlar..

MSHekim.: Öylemi lâ havle velâ kuvvete.. yâni acaba oğlu olmasın.. o mu o mu çünkü Cemalettin bu kadar da denmez ya baksana biz verdik mektubu adam sakalını sıvazladı ülâmâlar dedi ya baksana.. ama oğlu her haltı yer o kadar çığrından çıkmış yâni..

Konuşan.: Kasedi dolmurmuş oğlu biz dinledik yâni..

MSHekim.: Olabilir olabilir kılıcını çekiyor sonra Ayasofyaya gidecekmiş ula bir Alaman Hakimiyeti altında oturuyorsun, Türkiye alâkası nedir icâbında altı yedi devlet altında çıkmış bir Türkiyedir ALLAH razı olsun türkler!. Ama tâbi hepimiz zâten her islâm diyârında bozukluk vardır ama bakın Türkiye herhangi bir devlet söylediğine bir şeyler söylemiyorum ama Mısır yâni ben bizâtihi Gödeneden daha henüz şeyde iken bundan iki sene evvel esâsen Ezheri açtılar aynı zamanda 450 talebe koymuşlar oraya Urfa muhitlerinde Antakya vs. bu gibi o taraflarda bazıları da askerlik yapmadıkları yerde… Çünkü askerlik yapmadan da söyleyemiyorlar yapılmış gibi görüntüsü vardır diyor ki 50 kişi talebesi göndermişler teknik değil de imam okurlar da gelecekte artık harcama gelecek sonunda rektör olan Ezherin Rektörü anlatırken iki defâ dinledim.: “O deccal diyor Yahudilerin başıdır!.” Efendim artık bir şey bırakmıyor Kemal Paşa deccal deccalin deccali Yahudi başları, ondan sonra efendim şöyle böyle anlatıyor.. İşte bu şekilde vaaz edecekler şimdi ne hakları var acaba bu rektörün Ezherin bu şekilde mesele kemalmiş ne olursa olsun biz Cemal hakkında veyahutta buna bir şey söylüyor muyuz?. Söylemiyoruz.. yâni inanın ki Türkiye gibi edebiyetli hiçbir devlet yoktur. yâni her şeye katlanıyor esâsen muhakkak mesele bu Suudî neyi acaba Türkiye ne zarar verdi. daha da iyilikten gayrısı zarar mı ne ediyor ne alıp veriyorsun Türkiye sen ne sâhib çıkacaksın yâni. Türkiyenin üzerinde çok çeşit çeşit ama hepisi bu fitneciler ya Hizbuşşeytan ya Ebu Vahhabî ya bilmem..

Konuşan : Birde var Hocam kitap yazmışlar İslâmi Cemaatleri eleştiriyorlar küfürle kâfirlikle..

MSHekim.: Selâsetül esâsen selâsetün esâsen bunlar Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaatin Hükümleridir esâsen.. Kıble Ehlini asla tekfir etmeyiniz.. kıblem budur diyen bir kimsenin küfrüne hüküm veremezsiniz asla.. velâ tukricihim min daireti’l- islâm bi eyyibi zenbih.. İslâm Dâiresinden çıkaramazsınız herhangi bir zenble olursa olsun müslümandır ama hatalıdır.. Evet Müslüman fıskı var fücuru var.. şundları yapıyor ama hatalıdır ama Müslümandır Mü’mindir.. Onun için tecurul salat halka kıbli fâcirin vebilin.. namaz fâcir olsun müttaki olsun ben bunun arkasında kılamam diyemezsin!. Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaatin Fırka-i Nâciyenin hükmü budur. Fıskı fücuru varsa sen namaz kıldığın takdirde senin namazın tamamdır, fıskı fücuru kendine bağlı sana gelmez.. bunda aynı zamanda ve ticâlihu yâni mücadelehe de meselâ cihad olacak olursa.: “Ben kimseyle gitmem fâsıktır şudur budur” diyemezsin beraber cihada gidersin, senin cihadın cihaddır hatası kendisinedir. Esâsen Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaatin Fırka-i Nâciye budur.. Öyle milleti tekfir etmeye telin etmeye saf dışına hatta.. bak yine söylüyorum.. vetusalli ala eyyi cenâzetin velevki katilü nefse.. herhangi bir cenâze karşına çıkarsa çıksın velev ki kendisi intihar etmiş, şimdi halk arasında.: “bunun namazı kılınmaz!.” diyorlar bunu Rasûlullah ortaya koymuş velev ki katili nefse yâni kendisi bizâtihi intihar etmesine rağmen namazı kılacaksın Fırka-i Nâciyenin kararı hükmü budur. yâni öyle tekfir etmeye mekfir etme ne ki o kadar da lânetler, tekfirler halbuyse Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm buyuruyor ki.. bir gün seyri sefer ederken bir Naka vardır üzerinde bir Hatun vardır Naka nahoş bir hareket yaptı “mel’un be!.” diyerekden söylediği anda Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm buyuruyor ki.: “Hemen indirin ve nakayı azât ediniz çünkü lânetlenmiş olan artık ne eti yenir ne de hizmet edinir!.”
Böyle kardeşim hepimiz biliyoruz bu anda kimin hakkında küfür derse bunlar meselâ milleti çok tekfirine hevesleri vardır lânetleme oluyor halbuyse Rasûlullah buyuruyor ki Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm.: herhangi bir kimseye kâfirdir mel’undur dediğin anda ağzından çıkar çıkmaz heryer kabul etmez bir kere göklere çıkmaz bir kere bu küfür lânet hiç yukarıya çıkmaz nereye gider kimin hakkında söylemiştin bu Kaplana mı dedin oraya kadar gider eğer hakikaten lânete küfre lâyık ise üzerine durar değilse söyleyen kişinin kendine avdet eder.. bu tamamen mel’unluk, keferelik kendilerine avded ediliyor, kendi kendilerine lânet ediyor, tekfir ediyor hâlbuyse bunun için mi geldik bu dünyaya, zorununuz nedir milletin tekfirine lânetine hoş görüyorsunuz!. ALLAHu zü’l-CeLÂL çok merhametlidir kullarını sever Rasûlullahın Ümmetiyiz neden, neden, neden!. bunları yaptıran fitnecilerdir. hâlbuyse fitnecilere gelince.. el fitnetu’l lâimeti’l- namallahu ekazaha.. “Fitne uyur uyandırana ALLAH lânet etsin!.” Rasûlullah buyuruyor çok ağır fitnecilik.. esâsen.: “bu bu kâfirdir bu mel’undur bu böyledir.” nedir yahu nedir!. ALLAHu zü’l-CeLÂL bizleri selâh etsin çok nahoş haller vardır, bu hiç hoş değildir durumumuz nasıl ne kadar olacak..

Konuşan.: iyi hocam inşeALLAH..

MSHekim.: İnşeALLAH mı inşeALLAH maşALLAH mı yâni ne yapalım çünkü vaktimiz yaklaşıyor mu yorduk mu yâni hee..

Konuşan.: Sohbetten yorulmaz da vâki’t geldi inşeALLAH

MSHekim.: VALLAHi biliyorum Rasûlullahın Huzurunda olacak kardaşlarımıza bir şeyler bilmeye yâni bu gibi sapık supuk şeyleri ben bunları düzeltmeye bir kere mecburum ve bu bunları yapmaya da hiç minneti yoktur ne olursa olsun ama lâzım yâni lâzım eğer bu yâni tasavvufi bu gibi başlangıç meselâ kasetler çıkarıyoruz inanın ki son zamanlarda hiç umulmadık bir zamanda Aleyhi’s-selâtı ve’s-selâm buyuruyor ki bugünümüz durumuna düştükleri zamanda eğer kendisinde bir ilim varsa eğer ilmi bezmetse ALLAHın lâneti Rasûlullahın, Meleklerin, insanların tamamı lânet eder.. buna dayanırak en azından hiç olmazsa bugünde kırk hadisi öğrenmeye gayret etsin, hiç olmazsa halka bir yarar getirsin. şimdiki sadakatla halka irşada inanın ki elli sıddık diye bahsediyor, açıkça söylüyor bu kasetlerimizde vardır bu. yâni gelecek olan bunların karşısında Vehhabîdir Haricîdir onlar da var ama daha henüz matbaya girmemiş.. Onun için RABBımız bizi selâh etsin kardeşlerimiz yâni esâseten hepisini selâsetün insan insanın dinini değerini bu gibi şeyler muhafaza ederse o kişi selâmettedir.. Mel’unluk yakışmıyor Ümmet-i MuhaMMed için kullanmaya bu şekilde bir lânet Rasûlullah Naka olmasını lânetlenmiş diyerekten azâd etmiştir, ne binmeye hizmete ne kesmeye o şekilde onun için lânet ağzından çıkar çıkmaz kimin hakkında ise varır oraya lâyık ise üzerine durar evet ama değilse kendine alır kendi kendimize niye lânet edelim.. mü’min kısmı düzgün.. esâsen el mü’mini men eminel mü’mini men nebiyi ve lisâni vel müslimi ven emine mürsiline nebiyyi vel lisâni.. Mü’min o dir ki esâsen kimsenin ne malına ne bedenine ne de herhangi bir kimsenin ırzına ve arza çünkü mü’min KÂBEnin hakkı bir ise, mü’minin üç hakkı vardır ALLAHu zü’l-CeLÂL haram kılmıştır KÂBE Rasûlullah tavaf ederken diyor ki.: "KÂBE, evet azîmsin ALLAH Nezdinde bir hürmetin vardır ama senin için bir hürmet vardır benim mü’min üç tane hürmeti vardır..” yâni mü’min KÂBEden daha azîm olduğunu Hacere bir hürmet vermiş evet azîm görmüş KÂBEye ama mü’min üç bir hadis dörttür onun için yâni esâsen bir mü’min bir mü’min ALLAH Nezdinde yâni buyuruyor ki.. le zevalet dünyayı alel ALLAHı ehlahu min katlu mü’minin bil gayri hak.. yâni bir mü’min haksız olarak öldürülmesi dünyanın tamamen alt üst olsa yıkım olsa ALLAH Nezdinde bu mü’minin ölmesi çok daha muazzam çok azîmdir o kadar çünkü mü’minin hürmeti çünkü üç keredir KÂBEnin bir keresi kendine bir kere yıkmayacaksın saygı duyacaksın hürmeti vardır haram, yâni karşısında nahoşluk yapmayacaksın saygı duyacaksın ALLAHın Evidir..
Biz onu anladık amma mü’minin üçtür nedir?. Malı Canı Irzı.. her üçü de haramdır ne katlini ne de ırzına bir set etmesini ne de herhangi bir esâs malına bunların hepsi haramdır, hepisi haramdır.. Başka dördüncü olan nedir?. Hüsn-i zan sâhibi olacaksın su-i zanda bir mü’minlere karşı su-i zanda haramdır.. esâsen hased zâte ente tuhsinun suizan.. yâni daimi esâsen su-i zan esâsen iyi olmaz, husn-i zan sâhibi olacaksınız hülâsa.. yâni esâsen..


وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا
“Ve men yaktu’l- mu’minen muteammiden fe cezâuhu cehennemu hâliden fîhâ ve gadıballâhu aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azâben azîmâ (azîmen).: Ve kim, bir mü'mini taammüden (kastederek) öldürürse, o takdirde onun cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir ve ALLAH ona gazab etmiş ve ona lânet etmiştir. Ve (ALLAH), onun için “büyük azâb” hazırlamıştır.” (Nisâ 4/93)

Bundan daha beteri var mı yâni bu fitne dediğimiz bu hal işlenmeyecek mi hiç haberi yok bir şeyden fitne dediğin zamanda Rasûlullah diyor ki en fazla halika fitne dediğimiz halika nedir.. üç salah kelleleri yok eder halika/traş dediğimiz misâl veriş şöyle ederken (elini yüzüne saçından sakalına kadar sürüyor) siyahi beyazı ayırıyor mu şu sebeble siyah da gidiyor beyaz da gidiyor, haklı haksız, hatalı hatasız hep berabe.. fitne böyledir fitne bir halika tanımıyor, seçemiyor fitne oldu mu, ayaklandı mı kim ne meselâ Şeyh Said Hadisesi ne zavallı adamlar gittiler ALLAH Aşkına.. yâni bu gelmiş geçmiş milletin tamamen o zaman ki ülâmâların çoğu ondan sonra da cisimler hali kaldı şey oldu yâni artık oraya kapattı buraya kapattı böyle sebebiyet veriyor.. onun için el fidnetül hatta Şeyh Saide de yazmışmış böyle Şeyh Saidin karşısında arkasında yazıyor.: el fitnetil naimetül meallahu el kaza.. "Fitne uyur uyandırana ALLAH lânet etsin!." cevap böyle olmuştur.. onun için o fitneciler kendi çıkarları için milleti hep halef selef yâni ne var yâni bu gün koskoca Suudî bizden daha mı iyi?!. Yok vALLAH zâlimin zâlimi.. o kadar da hoşuma gitmiyor. Onun için gardaşlarımız, esâsen yâni tekfir çünkü meselâ Mahmud olsun, ötekiler olsun ötekiler olsun kendilerini akılda koymak için işlerinde hemen “hemen kâfirdir” ya şu ya bu nitekim hizbuşŞeytan bile hâşâ Hizbullah böyle uzaktır HizbuşŞeytan adam okuyor hatta Rasûlullah buyuruyor ki bu Haricîler hakkında siz onun karşısında basit olun amma Kur’ÂN buradan ötesine gitmiyor (grıtlağını gösteriyor) yâni işlemiyorlar güzel güzel okuyorlar amma Kur’ÂNın amellerine emirlerini yerine getirmiyorlar onun için el havarihul kitabı bunlar Haricîler esâsen "CeheNNemin kelbleri"dir.. Haricîler nedir?. İmam-ı Ali başlangıcında hakemeyn çıkarınca.: “ALLAHın hükmü varken kendi kendine hüküm çıkardın!" diye İmam-ı Ali’nin tekfirine karar verdiler ve karşısında bir sürü katl ü kıtal oldu..


إِإِنَّا أَنزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُواْ لِلَّذِينَ هَادُواْ وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُواْ مِن كِتَابِ اللّهِ وَكَانُواْ عَلَيْهِ شُهَدَاء فَلاَ تَخْشَوُاْ النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلاً وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
“İnnâ enzelne’t- tevrâte fîhâ huden ve nûr (nûrun), yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne ve’l- ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ (kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humu’l- kâfirûn (kâfirûne).: Gerçek şu ki, BİZ Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), ALLAH'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şâhidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim ALLAH'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanlardır.” (Mâide 5/44)

Bazı câmilerde yazarlar bazı yahu hiç olmazsa insaflı olun da.:


وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ الإِنجِيلِ بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فِيهِ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“Vel yahkum ehlul incîli bimâ enzelallâhu fîh(fîhi) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul fâsıkûn(fâsıkûne).: Ve İncil sahipleri, Allah'ın onda (İncil'de) ind7)[/i]

Deseniz olmaz mı!. hemen kâfirin başka bir şey değil.. yahu evet çalışmamışlar, namaz kılmamış veya içki içmiş fâsık olur yâni ama kâfir bu bu şekilde küfre milleti iletmeye hevesli olmayınız!. Böyle bir şey hülâsa bu yönden ALLAHu zü’l-CeLÂL bizleri selâh etsin, hidâyet versin, şuur versin ALLAHu zü’l-CeLÂL bizlere muîn olsun tevfikatıyla refik eylesin!.
ALLAHümme erine'l- hakka hakkan minzükki bi tibaka ve erine'l- bâtıla bâtılan minzük bi sinabe..
RABBımız cümlemize imânı kâmil hüsn-ü hatimeler nâsib etsin âmin!.

Yâni artık vasiyetimiz kardaşlık olarak söylüyorum çok kritik bir devredeyiz yâni bir kere daha iyi gelecek diye çok mümkün değildir. Bakınız Cenâb-ı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: ma min zamane illa vellezi badehu şerrah minhu.. hiç herhangi bir zaman gelecek zaman geçmişten şerri olacak.. bir de.. ma min yevmin inne badahu şerre min hu hattaten kulla RABBekum.. mesele bir sene yok ki mutlaka geçmiş sene gelecek sene geçmişten daha şerri olacak. fakat Haccacı Zâlim devresinde Hazreti Enes bin mâlik Rasûlullah’a 9 sene hizmeti vardır geliyorlar diyorlar ki.: “Ya Enes ne olursun bunun beliyesinden zulmenden kurtulalım bir DUÂ et!.” “Susun susun çünkü Rasûlullah öyle buyuruyor.: ma min yevmin inne badahu şerre minhu hattaten kulla RABBekum.. herhangi bir gün gelecek bir gün yâni geçmişten daha şerli hatta RABBımızı buluncaya kadar!.”
Bak kardeşim 1421 sene Rasûlullah yâni aradan çıktıktan sonra o günden bu güne ve her sene daha beter günü de daha beter şimdilik günden güne, eskiden uzun uzadıya bir senede çıkıyordu bir şeyler çıkıyordu antikalık şimdi günden güne yarın başka bir şey çıkıyor. Onun için vALLAHi Haccac.. Enes bin Mâlik böylece diyor ki.: “Fazla ısrar etmeyin ben bedDUÂ etmiyorum çünkü korkarım ki yerine hınzır gelir ama her gelen gelecek olan gidenden daha beter!.” diyor ya yâni bunu bizâtihi Enes’in söylediği kelimeyi söylüyorum..

Onun için kardeşlerimiz artık bugünkü devrimiz artık son günler yâni esâsen ALLAHualem 14. Asır bittikten sonra 15. Asırda Kıyamet Âlemetleri mutlaka son asırda yâni tesbih dizisi gibi ardı ardında yürüyecekler. Onun için artık nedir bize düşen dinimizi bu gibi şeylere karıştırmamak hemde fitneye sebebiyet vermemek.. Bir kimseye böyle küfür kelimeleri yakışmıyor Ümmet-i MuhaMMediyiz yâni esâsen “Lâ İlâhe İllâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah” diyen bir kimse esâsen “lâ tuhricuhum dairetil islâm”.. Lâ İlâhe İllâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah.. hatta bir gün bunu da söyleyeyim bir kerede söylemediysem.. “Lâ İlâhe İllâ ALLAH” dedi ve adam öldürüldü hatta ilk olarak da esâsen şey Rasûlullahın Zeyd Usame bir tanesi o esâsen beş kişi karşı karşıya olmuşlar adam düşündüğü zaman da.: “Lâ İlâhe İllâ ALLAH.” demiş ve kesmiş.. Geldiklerinde Rasûlullahın yanına geliyorlar.: “Ya Usame eteksulu veciben yetkulu Lâ İlâhe İllâ ALLAH.: sen bu Lâ İlâhe İllâ ALLAH’ın hakkını nasıl ödeyeceksin ALLAHın Huzurunda.." O kadar o kadar seviyordu ki o kadar seviyordu ki bazı meselelere aracı koyuyorlardı kırmazdı, severdi buna rağmen.: “titredim diyor korktum!.” diyor.. yâni o anda keşke yepyeni bir islâma girmiş olsaydım yâni bu kadar.. “sen bu kelimenin hakkını nasıl ödeyeceksin ALLAHu zü’l-CeLÂLin Huzurunda “Lâ İlâhe İllâ ALLAH” dediği halde öldürüyorsun, kesiyorsun!.”Ya Rasûlullah işte korkusundan!.” dedi. “Sen kalbini araştırdın mı, biz kalbini araştırmaya mecbur değiliz!.” yâni o zaman böyle inceliğini açıp da bakacak mıyız, buna sorumlu değiliz!. vakı’anın karşısında biz zâhiri zâhire bakarız.. Batını ALLAHu zü’l-CeLÂLe ait, “Lâ İlâhe İllâ ALLAH” dedi mi tamam!. o bir kısmı başka kimseler aynı karşısında olmuş bir müslimi “Lâ İlâhe İllâ ALLAH” demesine rağmen kesmiş.. tâbi yine arkadaşlar gelmişler Rasûlullah’a hadiseye anlatmışlar. Rasûlullah hiç dönmemiş bunun karşısında.: “Yarın nasıl hesab vereceksin!” Usame titremiş adam ya.. “Yâ Rasûlullah affımı dilemeni idilerim!.” diye Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “vALLAH ben Lâ İlâhe İllâ ALLAH diyen bir kimseyi öldürene af dilemem!” lüzum da yoktur ve neticesi adamcağız böyle umutsuz hale getirince hiç fazla yaşamadı öldü gömmüşler.. Ertesi gün kabir ziyâretine gidiyorlar toprağın dışında toprağın dışında tekrar gelmişler Rasûlullah böyle.: “Yine gömün!.” yine gömmüşler. yine aynı üç defâ gömüyorlar ertesi gün gittiklerinde toprağın dışında o zaman buyuruyor ki.: “Demek ki toprak dahi kabul etmiyor Lâ İlâhe İllâ ALLAH diyen bir kimseyi öldürünce toprak dahi kabul etmiyor bunun tek çâresi felân yere eletin orda kayalıktır açında taş üzerine kapatın çünkü toprak kabul etmiyor!.”

Bu vakı’alar açık siz Türkiyeyi tamamen câmilere katılan tamamen kâfir olmuş bilmem ne olmuş!. ALLAHım müstehakkını versin ne diyelim ki!. ALLAH salah yönünden bilmem bin kere de olsa o kadar da hadis varken yâni lânetler küfür şöyle kaynıyor!. Bu hoş bir şey değil yâni merhametli olmamız lâzım! ALLAHu zü’l-CeLÂL yâni CeNNet sen olursa azıcık bir yer mi kalacak kalmayacak mı diye hemen tekfin edip de CeheNNeme mi sevk edeceksin böyle bir şey bu şekilde olmayalım.. merhametli errahimir erhamullah.. merhametli olan kişiler ALLAHu zü’l-CeLÂL onlara da rahmetli olur. Yok bu gibi zâtlar hiç iyi olmaz ALLAHu zü’l-CeLÂL bizleri bu yönden salah etsin iyileri versin alel hakk RABBımızın Rızası ne ise müyesser ve muafak eylesin!.

SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk,
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk,
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..


bu da keffâre bin meclis.. yâni ikindiden konuşuyoruz hatalı olan şeylerin keffârıdır pürüzleri gideriyor iyi şeyleri de bastırıyor zâyiat vermiyor.. Bu esâsen Rasûlullah Tezidir herhangi bir mecliste sonunda bununla bağlıyor yâni meclisin hitamıdır bu.. Haah ama bilmiyorum Hocalardan dinlemiyorum duymuyorum okumuyorlar demek ki.. Âmin!.
Subhâne RABBiye'l- âliyyu'l- alel vehhâb elhamdulillahi RABBu'l- Âlemîn..
"Elhamdülillâhi RABBilâlemin vessalatu vesselâmü âlâ seyyidinâ MuhaMMedin ve âlâ âlihi ve sahbihi ecmain"

ALLAHümme ya habîbi tevabitübi veAleyna ve hadiyel mehyi muhyina ve rıyael müstaki muhtağfina ve ervahu vebâsu measta latif tau caena ve amine ente ehli tukabine inteke ehlil takva ve ehli mağfira.
ALLAHumme Einni Ala Zikrike Ve Şükrike Ve Hüsni İbadetike ya ALLAH!.
ALLAHümme Yâ mukallibe’l-kulûb, sebbit kalbî alâ dînike ya ALLAH!.
ALLAHümme islâh Ümmet-i seydina MuhaMMed!..
ALLAHümme ferice an Ümmet-i seydina MuhaMMed!
ALLAHümme irham Ümmet-i seydina MuhaMMed rahmeten ammeh!.
ALLAHümme RABBenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’lâhirati haseneten. Ve kınâ ‘azâbe’n-nâr. Ve edhinel CeNNeti mea’l- ebrar!.
Bicâhi seyyidina Mevlânâ MuhaMMedin muhtar ve âlihi sallallahu aleyhi ve sellem cezâvehu sallallahu aleyhi ve sellemi seydina MuhaMMedin sallallahu ala MuhaMMedin meahu âli ALLAHümme şefihune fine bicehili ileyk.
ALLAHümme şefihune fine bicehili ileyk ALLAHümme şefihune fine bicehili ileyk amin ya erhamerrahimin ya erhamerrahimin ya erhamerrahimin erhamnâ y’a RABBî!.
"Sübhane RABBike RABBi’l- izzeti amma yasifun ve selâmün ale’l- murselin velhamdülillahi RABBi’l- Âlemîn." RABBenâ takebbel minha bihürmetin fâtiha meâ’s-salâvât..
Resim
Cevapla

“►Allah Dostları Divan Şerhleri◄” sayfasına dön