KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ أُوْلَئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُواْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ قَالُواْ ضَلُّواْ عَنَّا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ

“Fe men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih (âyâtihi) ulâike yenâluhum nasîbuhum mine’l- kitâb (kitâbi), hattâ izâ câethum rusulunâ yeteveffevnehum kâlû eyne mâ kuntum ted'ûne min dûnillâh (dûnillâhi) kâlû dallû annâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn (kâfirîne)..: ALLAH'a karşı yalanla iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim (var)dır? Kitab'tan (Kur’ÂN-ı Kerim'den) kendilerine nâsibleri erişecek olanlar, işte onlardır. Onlara resûllerimiz (elçi melekler, ölüm melekleri) geldiği zaman, onları vefât ettirirler(ken) (onlara) şöyle dediler: “ALLAH'tan başka DUÂ etmiş olduğunuz şeyler nerede?” (Onlar da): “Bizden saptılar (gittiler).” dediler. Ve kendilerinin (nefslerinin) üzerine kâfir olduklarına, kendileri şâhidlik ettiler.// ALLAH adına yalan uydurandan, ALLAH’ın âyetlerini, Kur’ÂN’ını, ilkelerini yalanlayanlardan daha zâlim kimler olabilir? Can alarak ölümü gerçekleştiren elçilerimiz, melekler kendilerine gelinceye kadar kitapta, Levh-i Mahfuz’da yazılı olan kısmetleri, payları, onlara, işte onlara verilmiş olur. Melekler, onların ruhlarını alarak ölümlerini gerçekleştirirken.: “ALLAH’ın dışında kulu durumundaki, yalvarmakta olduğunuz tanrılar nerede?” derler. Onlar da.: “Onlar bizi ortada bırakıp, kayboldular.” derler. Kendilerinin, kulluk sözleşmesindeki ortak teahhüdlerini, ALLAH’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfir olduklarına, kendi aleyhlerine birbirlerinin aleyhine bizzat şâhitlik ederler” (A’râf 7/37)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ أُوْلَئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُواْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ قَالُواْ ضَلُّواْ عَنَّا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ

“Fe men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih (âyâtihi) ulâike yenâluhum nasîbuhum mine’l- kitâb (kitâbi), hattâ izâ câethum rusulunâ yeteveffevnehum kâlû eyne mâ kuntum ted'ûne min dûnillâh (dûnillâhi) kâlû dallû annâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn (kâfirîne)..: ALLAH'a karşı yalanla iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim (var)dır? Kitab'tan (Kur’ÂN-ı Kerim'den) kendilerine nâsibleri erişecek olanlar, işte onlardır. Onlara resûllerimiz (elçi melekler, ölüm melekleri) geldiği zaman, onları vefât ettirirler(ken) (onlara) şöyle dediler: “ALLAH'tan başka DUÂ etmiş olduğunuz şeyler nerede?” (Onlar da): “Bizden saptılar (gittiler).” dediler. Ve kendilerinin (nefslerinin) üzerine kâfir olduklarına, kendileri şâhidlik ettiler.// ALLAH adına yalan uydurandan, ALLAH’ın âyetlerini, Kur’ÂN’ını, ilkelerini yalanlayanlardan daha zâlim kimler olabilir? Can alarak ölümü gerçekleştiren elçilerimiz, melekler kendilerine gelinceye kadar kitapta, Levh-i Mahfuz’da yazılı olan kısmetleri, payları, onlara, işte onlara verilmiş olur. Melekler, onların ruhlarını alarak ölümlerini gerçekleştirirken.: “ALLAH’ın dışında kulu durumundaki, yalvarmakta olduğunuz tanrılar nerede?” derler. Onlar da.: “Onlar bizi ortada bırakıp, kayboldular.” derler. Kendilerinin, kulluk sözleşmesindeki ortak teahhüdlerini, ALLAH’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfir olduklarına, kendi aleyhlerine birbirlerinin aleyhine bizzat şâhitlik ederler” (A’râf 7/37)

Fe men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih.. Bu Kâinâtta, ALLAH’ın âyetini yalanlayarak ALLAH’a iftira edenden daha zâlim kim olabilir..
ulâike yenâluhum nasîbuhum mine’l- kitâb (kitâbi), hattâ izâ câethum rusulunâ.. İşte onlar ALLAH’a iftira eden onun âyetlerini yalanlayanlar, Kitab’tan yâni Kur’ÂN-ı Kerîm’den kendilerine inkâr ettikleri ateş onların nasibidir. Ona nâil olacaklar.. Onların ateşleri onları bulur.. Onlar da ateşlerini bulurlar, nâil olurlar.. Kitabta onlara söylenileni, bâtıla inanmayın şerri işlemeyin, hakka inanın hayrı işleyin sözünü duymayıp.: “Yok ben HİZBULLAH olmak istemiyorum Hizbu’ş-Şeytân olacağım, bâtıla inanip şerri işleyeceğim!.” diyenlere ALLAH celle celâlihu bu Kitabındaki onların nâsibi ateştir, onlar ateşin ashabıdır, Ashabu’n- NÂR..
Hatta o kadar ki, BİZim Rasûllarımız geldiğinde, Elçelerimiz geldiğinde, ölüm meleklerimiz geldiğinde, habercimiz geldiğinde.. Ne dersen de..
yeteveffevnehum kâlû eyne mâ kuntum ted'ûne min dûnillâh.. onlar vefât ederken, vefât ettirilirken CÂNları cesedlerinden çıkarılırken.. Hâni her şeyi onunla yapıyordu ya, ceryÂNları kesilirken, CÂNları çıkarılırken onlara denir ki.: ALLAH’tan başka edindiğiniz, DUÂ ettiğiniz, İlâh kabul ettiğiniz yâni DUÂ etmiş olduğunuz şeyler nerede?.” denir.
Hâni siz hayatınız boyunca ALLAH’tan başka şeyleri ALLAH’ın yerine koymuştunuz ya.. DUÂ ederdiniz, o’na kulluk ederdiniz dâimâ beraberiz derdiniz onlarla..
Hiçbir zaman baş eğmezdiniz HİZBULLAH'a.. Ve Hizbu’ş-Şeytânın uşağıydınız!. Ne derler?.
kâlû dallû annâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn.. diyorlari derler ki.: "Bizden saptılar gittiler, bizi sapıttılar bizden de saptılar gittiler.. Bizi sapıttılar sonra da saptılar gittiler!." Onların işi bu!. bunda bir şey yok!. ALLAHu zü’L-CELÂL Kur’ÂN-ı Kerîm’de buyuruyor.: “Şeytân insâna ALLAH’a küfretmeyi emreder küfretti mi de, der ki.: “Ben âlemlerin RABBından korkarım, senden uzağım git başımdan!.” der mi?. der.. Âyet bu.. “Sen RABBını inkâr ettin git buradan!.” der. Başından koğar çünkü o işini yaptı, inkâr ettirdi ALLAH korusun!.


كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Ke meseli'ş- şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbe'l- âlemîn (âlemîne).: (Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin RABBi ALLAH'tan korkarım.” dedi.” (Haşr 59/16)

Çünkü o zaman, CÂNlarını verirken ölüm melekleri, ALLAH’ın görevlileri ya da kendisi.. Kendi bedeni dahi bunu yapar yâni bedeni CÂNı dışarı atar demek istiyorum.. CÂN da çıkar gider yeter artık bu iş bitti der.. tiyatro bitti paydos der.. yâni saptılar gittiler, ne yapmış oluyorlar böylece..
ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn.. Kendi nefislerine kendileri şâhid oldular.. Kendilerinin böyle olduğuna, yâni kendilerinin kâfir olduğuna, hayattayken kâfir olduğuna kendileri şâhidlik yaptılar..
Ne diyorlar?. Bizim inandığımız önümüzdeki sapıklar sapıttılar gittiler diyorlar Türkçe ne diyolar.: “Biz yaşarken de zâten kâfirin tekiydik!.” diyorlar.. “Şimdi CÂNımız çıkıyor yine kâfiriz!.” diyorlar değil mi. ALLAH korusun!.
Ne zaman söylüyorlar bunu?. “Paydos! Paydos!.” dendiğinde söylüyorlar!.
Rahmetli SiirtLi Hocam anlatırdı.. İlk gittiğinde/1950ler.. Kumluca da câmi felân yokmuş, rastgele yerlerde kılıyorlarmış. Kumluca’ya o zaman yol yok!. O zaman şimdiki gibi turizm CeNNeti CeheNNemi değil yol yok!. Taaa dağlardan inip geliniyor, Elmalı’ya gidip oradan iniliyor yâni.. Deniz kenarından insân geçemiyor, tünel münel yok o zamanlarda!. Hocam gittiğinde ilk iş Kumluca’ya câmi yaptırmak istemiş!. Usta ararken derken bir usta bulmuşlar, taş ustası onu bulmuş getirmişler, çok değerli bir insânmış minâreyi yapmakta!. Hocam anlattı bunu.. Bu Ustaya bu mesleği öğreten Yaşlı Ustası Memlekette/Giresunda ölememiş.. Bizim Ustanın kendisi de Erzurum’da bir câmi yapıyormuş.. Haber göndermişler ki.: “Senin ustan ölemiyor!. Duramdan.: “Taş getir! Harç getir! Taş getir! Harç getir!.” diyormuş.. Anca böyle diyormuş!. Bir düşünmüş .: “Bu işin bir kolayı var!.” demiş. "Arkadaşlar ben üç beş gün gidiyim Hocam Ustam ölemiyormuş!.” Memeleketine gelmiş ki Ustası hâlâ öyle diyor.: “Taş getir! Harç getir! Taş getir! Harç getir!.” Hayatta işi-gücü hep buymuş!!..
Bizim Ustanın bağırmış var gücüyle.: “Paydos Ustam Paydos!.” bağırınca haradan gitmiş adam öbür âleme!.
İşlerimi yarım kalmasın diye hep koşturanlar, unutmasın ki mezarlıklar İşleri yarım kalanlarla doludur!.
Herkesin, her canın bir paydos vakti var mı?!. Var da ne zaman bilmiyoruz!. Her zaman, her ÂN!. Takdimen.. Te'hiran..


قُل لاَّ أَمْلِكُ لِنَفْسِي ضَرًّا وَلاَ نَفْعًا إِلاَّ مَا شَاء اللّهُ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ إِذَا جَاء أَجَلُهُمْ فَلاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ
Resim---"Kul lâ emliku li nefsî darran ve lâ nef'an illâ mâ şâallâh (şâallâhu), li kulli ummetin ecel (ecelun), izâ câe eceluhum fe lâ yeste'hırûne sâaten ve lâ yestakdimûn (yestakdimûne).: De ki.: "v'ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiç bir şeye) mâlik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler.” (Yûnus 10/49)

Ne ileri alınır.. Ne de geri alınıp tehir edilir.. Ecelleri geldiği zaman gelir şundan gelir bundan gelir ama gelir!.
Haa önemil olan “paydos!.” demeden önce HİZBULLAH mısın? Hizbu’ş-Şeytân mısın?. Ona bak ve kendi hesabını kendin bir zahmet şöyle bir gözden geçirsen iyi olur!. Kime diyorum?. Kendime diyorum, sana da diyorum, bana da diyorum!. Bize diyorum!. ÜMMet-i MuhaMMed'e diyorum!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

قَالَ ادْخُلُواْ فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُم مِّن الْجِنِّ وَالإِنسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَّعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُواْ فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لأُولاَهُمْ رَبَّنَا هَؤُلاء أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِّنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَكِن لاَّ تَعْلَمُونَ
“Kâledhulû fî umemîn kad halet min kablikum mine’l- cinni ve’l- insi fî’n- nâr (nâri), kullemâ dehalet ummetun leanet uhtehâ, hattâ izeddârekû fîhâ cemîân kâlet uhrâhum li ûlâhum RABBenâ hâulâi edallûnâ fe âtihim azâben di'fen mine’n- nâr (nâri) kâle li kullin di'fun ve lâkin lâ ta'lemûn (ta'lemûne).: (ALLAHu TeALÂ) buyurdu: “Sizden önce geçmiş olan, ateşte bulunan insan ve cin topluluğuna girin. Her ümmet, her girişte (dahil olduğu zaman) hepsi orada ard arda toplanınca, (sapmalarına sebep olan) kardeşlerine lânet ettiler. Sonrakiler, öncekiler için.: “RABBimiz, bizi dalâlette bırakanlar işte bunlar, artık onlara ateşten iki kat azâb ver.” dediler.(ALLAHu TeALÂ) şöyle buyurdu: “Herkes için iki kat (azâb vardır). Fakat siz bilmezsiniz.” (A’râf 7/38)

Kâledhulû fî umemîn kad halet min kablikum mine’l- cinni ve’l- insi fî’n- nâr.. ALLAHu TeALÂ buyurdu, buyur ki sizden önce gelip-geçmiş olan ve ateşte bulunan insân ve cin topluluğuna siz de katılın.. sizden önce bu yolu seçip de, tercih edip de.: “Ben Hizbu’ş-Şeytân olacağım, Şeytânın uşağı olacağım, ALLAH’ın kulu olmayacağım!” diyen ve hakikaten de ömrü boyunca Şeytânın uşaklığı yapan ve ALLAH’a kulluğu yapmayan, ya da yaparmış gibi gözükse bile yapmayan münâfıklar!.
Yâni her topluluk her girişte, NÂRa/ateşe dahil olunca hepsi orada arka arkaya sanki bir baraja su dökülür gibi gelip gelip dalga dalga.. Oraya gelip de toplandıkça onlar ne yapıyorlar kendilerinin sapıklığına sebeb olan kardeşlerine lânet okuyorlarmış..

kullemâ dehalet ummetun leanet uhtehâ, hattâ izeddârekû fîhâ cemîân kâlet uhrâhum li ûlâhum RABBenâ hâulâi edallûnâ fe âtihim azâben di'fen mine’n- nâr (nâri) kâle li kullin di'fun ve lâkin lâ ta'lemûn..
Sapıklıklarına sebeb olanlara lânet ediyorlar.. sonra gelenler, öncekiler için diyor ki.: “RABBımız bizi bunlar sapıklığa süreklediler, sonra da saptırdılar bıraktılar. işte bu bizi saptıranlara ateşte iki kat azâb ver!.” diyorlar. Bir kendilerine ver. Bir de bizi sapıttıkları içiniki kat azâb ver..
ALLAHu zü’L-CELÂL ne buyuruyor .: Kim ki sapıksa herkes için iki kat azâb var.. Ve lâkin siz bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz, bilmek istemiyorsunuz!
“Nerde bu azâb, bu azâb nerde?” diye soruyorsunuzu..
Ne diyor Adam.: “Sonra Âhirette, öbür tarafta!.” diyor.
Nasıl âhirette yâni öbür tarafta burada burada!. Burada çekilenler ne?. Bu ekip de, biçilenler ne?. Ne bu kan deryaları, nerden geliyor!. ALLAH celle celâlihu zulm mu ediyor yarattıklarına hâşâ!. Yoksa ALLAH’ın yarattıkları mı zulm ediyorlar tâa ki başlarına zülmleri geçinceye kadar!.


وَقَالَتْ أُولاَهُمْ لأُخْرَاهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِن فَضْلٍ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ
“Ve kâlet ûlâhum li uhrâhum fe mâ kâne lekum aleynâ min fadlin fe zûkûl azâbe bimâ kuntum teksibûn(teksibûne).:
Ve onların evvelkileri, sonrakilere.: “Sizin bizden bir üstünlüğünüz yok. Öyleyse kazanmış olduğunuz şeyler sebebiyle azâbı tadın.” dediler.// (Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki.: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık olarak azâbı tadın." (A’râf 7/39)

Sapkınların öncekileri sonrakilere ne diyorlar.:
Siz bizim yüzümüzden saptınız doğru!. Bu size bir üstünlük kazandırmadı öyleyse kazanmış olduğunuz şeyler sebebiyle sizde azâbı tadın!. Niye bize iki kat istiyorsunuz ki ALLAH size akıl fikir vermedi mi, imkan vermedi mi, Kur’ÂN’ vermedi mi, Rasûlüllah vermedi mi?. Evet hepsini verdi!. Peki ne diye bize iki kat şey istiyorsunuz ki siz bütün bunları tıpkı bizim gibi kullanmadınız! O halde azâbı zıkkımlanın, tadın!.
Çünkü siz bunu bizim gibi hayattayken, bizzât çaba sarfederek ,direnerek İblisin elbisesini giydiniz, Şeytânlığınızı ilan ettiniz, bayrağınızı çektiniz, savaşa girdiniz son nefese kadar da Hizbu’ş-Şeytânın içinde yaşadınız!. Kkendiniz tercih edip istediniz şimdi ne diye kendiniz kazanıp da şimdiki hesabını bize mi soruyorsunuz?!. Bizi de bizden önce birileri sapıttırdıydı böyle sapkınlar derya deniz olduk diyorlar!.
Değil mi?. Bu maSALLı kim anlatıyor bize?. ALLAHu zü’L-CELÂL anlatıyor!. ALLAHu zü’L-CELÂL anlatıyor A’râf Sûresinde, Ârifler Sûresinde anlatıyor, Tanıyanların/Bilenlerin Sûresinde anlatıyor!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

قَالَ ادْخُلُواْ فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُم مِّن الْجِنِّ وَالإِنسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَّعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُواْ فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لأُولاَهُمْ رَبَّنَا هَؤُلاء أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِّنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَكِن لاَّ تَعْلَمُونَ
“Kâledhulû fî umemîn kad halet min kablikum mine’l- cinni ve’l- insi fî’n- nâr (nâri), kullemâ dehalet ummetun leanet uhtehâ, hattâ izeddârekû fîhâ cemîân kâlet uhrâhum li ûlâhum RABBenâ hâulâi edallûnâ fe âtihim azâben di'fen mine’n- nâr (nâri) kâle li kullin di'fun ve lâkin lâ ta'lemûn (ta'lemûne).: (ALLAHu TeALÂ) buyurdu: “Sizden önce geçmiş olan, ateşte bulunan insan ve cin topluluğuna girin. Her ümmet, her girişte (dahil olduğu zaman) hepsi orada ard arda toplanınca, (sapmalarına sebep olan) kardeşlerine lânet ettiler. Sonrakiler, öncekiler için.: “RABBimiz, bizi dalâlette bırakanlar işte bunlar, artık onlara ateşten iki kat azâb ver.” dediler.(ALLAHu TeALÂ) şöyle buyurdu: “Herkes için iki kat (azâb vardır). Fakat siz bilmezsiniz.” (A’râf 7/38)

Kâledhulû fî umemîn kad halet min kablikum mine’l- cinni ve’l- insi fî’n- nâr.. ALLAHu TeALÂ buyurdu, buyur ki sizden önce gelip-geçmiş olan ve ateşte bulunan insân ve cin topluluğuna siz de katılın.. sizden önce bu yolu seçip de, tercih edip de.: “Ben Hizbu’ş-Şeytân olacağım, Şeytânın uşağı olacağım, ALLAH’ın kulu olmayacağım!” diyen ve hakikaten de ömrü boyunca Şeytânın uşaklığı yapan ve ALLAH’a kulluğu yapmayan, ya da yaparmış gibi gözükse bile yapmayan münâfıklar!.
Yâni her topluluk her girişte, NÂRa/ateşe dahil olunca hepsi orada arka arkaya sanki bir baraja su dökülür gibi gelip gelip dalga dalga.. Oraya gelip de toplandıkça onlar ne yapıyorlar kendilerinin sapıklığına sebeb olan kardeşlerine lânet okuyorlarmış..

kullemâ dehalet ummetun leanet uhtehâ, hattâ izeddârekû fîhâ cemîân kâlet uhrâhum li ûlâhum RABBenâ hâulâi edallûnâ fe âtihim azâben di'fen mine’n- nâr (nâri) kâle li kullin di'fun ve lâkin lâ ta'lemûn..
Sapıklıklarına sebeb olanlara lânet ediyorlar.. sonra gelenler, öncekiler için diyor ki.: “RABBımız bizi bunlar sapıklığa süreklediler, sonra da saptırdılar bıraktılar. işte bu bizi saptıranlara ateşte iki kat azâb ver!.” diyorlar. Bir kendilerine ver. Bir de bizi sapıttıkları içiniki kat azâb ver..
ALLAHu zü’L-CELÂL ne buyuruyor.: Kim ki sapıksa herkes için iki kat azâb var.. Ve lâkin siz bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz, bilmek istemiyorsunuz!
“Nerde bu azâb, bu azâb nerde?” diye soruyorsunuz..
Ne diyor Adam.: “Sonra Âhirette, öbür tarafta!.” diyor.
Nasıl âhirette yâni öbür tarafta burada burada!. Burada çekilenler ne?. Bu ekip de, biçilenler ne?. Ne bu kan deryaları, nerden geliyor!. ALLAH celle celâlihu zulm mu ediyor yarattıklarına hâşâ!. Yoksa ALLAH’ın yarattıkları mı zulm ediyorlar tâa ki başlarına zülmleri geçinceye kadar!.


وَقَالَتْ أُولاَهُمْ لأُخْرَاهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِن فَضْلٍ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ
“Ve kâlet ûlâhum li uhrâhum fe mâ kâne lekum aleynâ min fadlin fe zûkûl azâbe bimâ kuntum teksibûn(teksibûne).: Ve onların evvelkileri, sonrakilere.: “Sizin bizden bir üstünlüğünüz yok. Öyleyse kazanmış olduğunuz şeyler sebebiyle azâbı tadın.” dediler.// (Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki.: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık olarak azâbı tadın." (A’râf 7/39)

Sapkınların öncekileri sonrakilere ne diyorlar.:
Siz bizim yüzümüzden saptınız doğru!. Bu size bir üstünlük kazandırmadı öyleyse kazanmış olduğunuz şeyler sebebiyle sizde azâbı tadın!. Niye bize iki kat istiyorsunuz ki ALLAH size akıl fikir vermedi mi, imkan vermedi mi, Kur’ÂN vermedi mi, Rasûlüllah vermedi mi?. Evet hepsini verdi!. Peki ne diye bize iki kat şey istiyorsunuz ki siz bütün bunları tıpkı bizim gibi kullanmadınız! O halde azâbı zıkkımlanın, tadın!.
Çünkü siz bunu bizim gibi hayattayken, bizzât çaba sarfederek ,direnerek İblisin elbisesini giydiniz, Şeytânlığınızı ilan ettiniz, bayrağınızı çektiniz, savaşa girdiniz son nefese kadar da Hizbu’ş-Şeytânın içinde yaşadınız!. Kkendiniz tercih edip istediniz şimdi ne diye kendiniz kazanıp da şimdiki hesabını bize mi soruyorsunuz?!. Bizi de bizden önce birileri sapıttırdıydı böyle sapkınlar derya deniz olduk diyorlar!.
Değil mi?. Bu maSALLı kim anlatıyor bize?. ALLAHu zü’L-CELÂL anlatıyor!. ALLAHu zü’L-CELÂL anlatıyor A’râf Sûresinde, Ârifler Sûresinde anlatıyor, Tanıyanların/Bilenlerin Sûresinde anlatıyor!.


إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاء وَلاَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
“İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbu’s- semâi ve lâ yedhulûne’l- cennete hattâ yelice’l- cemelu fî semmi’l- hiyât (hiyâti) ve kezâlike neczî’l- mucrimîn (mucrimîne).: BİZim Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezâlandırırız.// BİZim dinî esasları, şer’î hükümleri hâvî âyetlerimizi yalanlayanlara, âyetlerimizdeki şer’î hükümleri gururlarına yediremeyerek benimsemeyen zorbalara, diktatörlere, göğün kapıları, rahmet ve merhamet kapıları, yağmur ve rızık kapıları açılmayacaktır. Onların cennete girmesi, devenin iğne deliğinden geçmesi kadar imkânsızdır. Biz İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sâhibi âsileri, suçluları işte böyle cezâlandırırız.” (A’râf 7/40)

İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ.. Onlar BİZim Âyetlerimizi yalanlayanlardır ve O’na/Kur’ÂN-ı Kerîm’e karşı yâni Kelâmullaha yâni Rasûlüllah’a karşı kibirlenip bizim âyetlerimizi gerçekten almıyor şaka şuka değil hakikaten almıyorlar!. ALLAH’tan kortukları yalan, yâni öyle bir şey yok neden korksun ki!. Zâten tanımıyor, bilmiyor niye korkacakmış, niçin saygı duyacak, neden hürmet duyacak, neden şükür edecek!. “Yâ RABBî!. Çok şükür nefesimi aldım verdim!.” diyecek bir şükrü yok onun!. Hamaklınca kendine göre, kendi kazanmış kendisi yiyor gibi.. Hayatı da ben yaratıyorum sanıyor!. Saçmalık içinde onu demek istiyorum!.

lâ tufettehu lehum ebvâbu’s- semâi ve lâ yedhulûne’l- cennete hattâ yelice’l- cemelu fî semmi’l- hiyât (hiyâti) ve kezâlike neczî’l- mucrimîn.:
Kesinlikle, asla ve kata onlara Gök Kapıları açılmayacak Semâ Kapıları katiyyen açılmayacak onlara!. ALLAH’ın Kelâmullahı ve Rasûlüllahı ki, ALLAH’a karşı!. Yâni ALLAH’ın âyetlerine karşı “yalan!.” Diyenler, yalan gibi davrananlar kendilerinde bir şey görüp de kibirlenenler!.
Nasıl kibirlenirsin ya hu!. Bu benim laptop ne biçim laptop ki Keban’a kafa tutuyor!. Keban’a kafa tutan ampullar ne yapar Ahmet Cânım?. Ne yapacak patlar sonra da çöpe gider!.
İşte onun için asla onlara Gök Kapıları açılmaz ve..

lâ yedhulûne’l- cennete hattâ yelice’l- cemelu fî semmi’l- hiyât (hiyâti) ve kezâlike neczî’l- mucrimîn..
Harika bir âyettir bu âyet!. Biliyorsunuz ALLAH’ın Âyetlerini kim getirdi kardeşim?. Cebrâil aleyhisselâm getirdi Kelâmullahı.. kime getirdi?. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selleme getirdi.. İşte bunları yalan sayanlar!. ALLAH’ın sözünü, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sesini!. Şu ÂNdaki nefeslerimizdeki “bismillâhirrahmânirrahîm”i yalanlayanlar ve bir de kibirlenenler, “geç orayı!.” diyenlere, onlara gök kapıları asla açılmaz!. Ne demek gök kapıları açılmaz!. Gökleri açıp da uçacak mıyız!. Esası, Gönül Kapıları açılmaz Şahdamarları açılmaz, RABBlarının Kapıları açılmaz!. Onlar Kör Kafalarının çürümüş Pis Akıllarının yarattığı RABBlara taparlar!. Çünkü NÛRsuz-Nakilsiz onlar!. Kör karanlıkta mutfak mıdır tuvâlet midir, ne yer ne içer bilemez!.
Onlar zom uykuda uyuyorlar, yellenir, dellenir istediğini söylerse yâni yanlış işte demek istiyorum acınacak bir hal ama gerçekte budur. yalnız onlar şu hayatın içinde bizzât RABBlarına şâhid olmazlar, onların şâhid olduğu RABBları yoktur, nerdedir?!.
Âhirettedir, şurdadır buradadır!. Diğer herşey buradadır!.
İşte yalnız bunlara gök kapıları açılmaz, yâni mânâ kapıları açılmaz yâni mânevîyat kapıları açılmaz ve,
CeNNete asla dahil olamazlar hatta ne zamana kadar, deve var ya bizim deve dediğimiz deve hayvanı var ya haaah o, iğne deliğinden geçmedikçe onlar CeNNete giremezler!. Deve iğne deliğinden geçer mi?. Geçmez!. Onlar da CeNNete giremez!. İşte cürüm işleyenler, Kelâmullah ve Rasûlulah’a karşı direnen, kibirlenen yalanlayan yâni Nemrudluk yapan, Firavunluk yapan İblislis veŞeytânlık yapanlara karşı ne buyuruyor ALLAHu zü’L-CELÂL, bunların karşılığını veririz çünkü onlar bunu seçtiler!.

1980 küsürdü sanıyorum seksen küsürdü biz deniz kenarında kalıyorduk Alper lise 3 de, Mustafa 2 de, Ahsen lise 1 de.. Ben o sene o yaz dedim ki.: “Siz ne isterseniz yapacağım ne isterseniz alacağım ancak günde 2 saat Elmalı Tefsirini okuyacağız beraber, size çocukca anlatacağım anlayacağınız şekilde anlatacağım ama ben bunu yapmak zorundayım!.”
Bizde bir kural vardı ilkokul 3 e gelen çocuk sabah namazı da dahil zor kullanmadan zevkle neşeyle nnamaz cemaatına katılırdı. Seccâdeler serilir güle oynaya namaz kılınır onlar da, mükafatlandırılırdı.. Hakikaten böyleydi ALLAH’a şükürler olsun güzel bir şeydi!. MuhaMMedî bir yoldu zâten.. İşte o Kur'ÂN-ı Kerîm Sohbetimiz yapılıyordu, derken Ahsenin arkadaşları da katıldı diğer gençler de katıldı gençler bir saat böyle aynen okuyoruz ve bu âyete geldik, şimdiki bu âyete geldik.
Ben Arapçaya fazla yüklenmiyorum dedim ki.: “Çocuklar böyle bir âyet var ALLAHu zü’L-CELÂL bu âyette buyuruyor ki.:
“BİZim Âyetlerimizi yalanlayanlar âyetlerimize karşı kibirlenenler büyüklenenler onlar için göklerin kapıları açılmaz deve iğnenin deliğinden geçmedikçe onlar CeNNete giremez!. Biz böyle kötülük yapanın karşılığını böyle veririz!.” buyuruyor. Bir dikiş iğnesi getirttim ve sordum dedim ki.: “Gençler, hiç şu dikiş iğnesi deliğinden geçer mi?.”
dedim!.
RABBım şâhid ki, Ahsen o zaman lise 1 de okuyor dönüp baktığımda gözümden damla damla yaş dökülüyordu ve dedi ki.: “Geçer Babacığım geçer!. Erirse geçer!.”
Ve ben.: “Sohbet bitti!.” dedim kalktım ALLAH celle celâlihu’ya iki rekat Şükür Namazı kıldım kendi çocuğumdan bana bunu öğreten ALLAH celle celâlihu’ya şükür için!.
Sanki şunu demekteydi.: Geçer Babacığım geçer! Erirse damla damla geçer!. Buzdağları da geçer!. Kâinâtta geçer iğnenin deliğinden!. Erirse geçer, kendinden geçerse geçer!.

İşte mesele bu Hakan Koçum!. Gerisi teyyare!. Teyyare gerisi!. Akl-ı SeLiM Olmak her yaştadır kendince!. Şu ÂNda ALLAHu zü’L-CELÂL’in Kulu olmakta, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ümmeti olmakta, Kur’ÂN-ı Kerîm’in Hizmetçisi olmakta Hasbî Hizmette Hakkta ve Hayrda =>BİZ BİR-İZ neden olmayalım!. Ki kör müyüz sağır mıyız dilsiz miyiz!.
Hülasa-yi Kelâm her şey kendimize âittir bu sözler kimseyle bir alış verişimiz yoktur!. Gerçi bâzen ileri geri konuşuyok amma o bizim kendimizedir burada bizden olmayan varsa kopmuş parmaktır ister çöpe gitsin ister köpeğin önüne atılsın yensin bizi ilgilendirmez!. Bizim bizliğimiz Sınırını biz çizmeyiz; ALLAHu zü’L-CELÂL çizer, Kelâmullah çizer, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çizer, ALLAH Dostları çizer!. ALLAH Dostları da böyle!. Ben Münir Derman Hocamın aklınca atıp kestiğini felân görmedim hiç, dâimâ ALLAH ve Rasûlullah’ta kalmıştır bâzen ALLAH Dostlarından da bahseder onlarda zâten aynıdır onları kaldırıp da yerine hüküm koymazlar onu diyorum.
Bilerek ve inanarak bir âyetin ve hadisin zıddında konuşturamazsın onu!. Onlar bir vaazcı değildir!. İnsânları çağıran bir leş değildir, kara sinek çağıran leş değildir!. ALLAH Dostları, ALLAH’ın şehâdet çiçekleridir onlar, Aşk Arılarını çağırır onlar, MuhaMMedî Arıları çağırır, Bal Arılarını çağırır!. Eşek Arılarını değildir, biliyorsunuz Eşek Arıları vardır Eşek Arıları çiçeklere gitmez, leş arar eşek ölüsü arar gerçek bu!.

Hülasa-i Kelâm, bütün Aksaraya selâm!.
Bir şoförüm vardı fi tarihinde 80 den önce, Fikri Temizkan çok pehlivandı yiğit bir inşandı, harika bir insândı fitnenin çok olduğu zamanlarda en yakın insânlarımın bile ihânet ettiği zamanlarda ki ben çok ihânet görmüş birisiyim ALLAH korusun!. Yâni o zamanlarda yanımda olmuştur hep!. Yalnız bir sorunu vardı ki, Fikri bir şey söyleyecekse çok yavaş yavaş konuşurdu.. Bir yere gidecektik.. “Ula oğlum şunu çabuk söyle yahu!.” “Ee işte Efendim ben hızlı konuşamıyorum.. Efendim ben Kıbrıs Harekatına Savaşa katıldığımda ben oradaydım savaşa katıldım. Bize bir dakikalık süre verdiler bir dakikada.. Radyo var o zaman!.” diyor. Bir dakikada diyecek ki.: “Ben Aksaraydan Fikri Temizkan, anama selâm babama selâm şu bu.” diyecek ya, bizim Fikri’ye sıra gelmiş “Ben Aksaraydan Fikri!.” demiş dürtmüşler zaman doldu diye.. anam babam kaldı.. Fikri.: “Hülasa-i Kelâm, bütün Aksaraya selâm!.”
demiş o da..
İnşâe ALLAH hepimize Hakkta ve Hayrda Selâm..

Siirtli Hocamın bir sünneti vardır.: “Sormak istediğiniz bir şey varsa sorun!.”
Siz sormuyorsanız ben de söyleyemiyorum varsa sormak istediğiniz bir şey lütfen sorun!. Çünkü biz bu sohbeti sâdece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Sünnetini icra etmek için ve O’nun Dostlarının Yolunu açık tutmak için tek kişi kalsak dahi teke tek kalsak dahi ALLAH’ın İzni ve İnâyetiyle!.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, on yıl yapmıştır Hatice aleyhasselâm Vâlidemizle, sonra Ali kerremallahu vechehu Efendimiz de katılmıştır üç olmuşlardır!. Herkes taşa tutarken de yürümüştür bu YOL açık durmuştur ve de kıyamete kadar açık olacaktır!. Onun için hepimiz birimiz, birimiz hepimiz!. BİZ BİR-İZ hamdolsun!. MuhaMMedîyiz ALLAH’a sonsuz şükürler olsun inancımız açık seçik ALLAH celle celâlihu, Kelâmullah, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem!.
Es selâmu aleykum ve rahmetullah!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Eûzubillahimineşşeytânirracîm
BismillâhirrahmÂNirrahîm..


SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..

Salât ve Selâm Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize olsun!. Sonsuz ve sınırsız İLMuLLAHça olsun İnşâe ALLAHu’r-RAHMÂN!.

ALLAHümme salli ve sellim ala seyyidinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve resulike ve nebîyyil ümmîyyi ve ala alihi ve sahbihi ve ehlibeytihi ve ümmetihi..

bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin irhamnâ!.

Yâ RABBu’l- ÂLeMîn!.

Yâ RABBenâ bize merhamet et yâ RABBi'l- âlemîn bize Adâletinle değil Rahmetinle yarlıga!.
Yâ ALLAH celle celâlihu, Ümmet-i MuhaMMed’e Rahmet et Merhamet et!.
Hele bu günlerde bütün Dünyanın her yerinde çoluk çocuk yaşlı hasta bütün müslümânlar birbirlerini kırmakla öldürmekle meşgul zülum etmekle meşgul ALLAH korusun!.
ALLAH yardım etsin!. ALLAH bir uyanış bir dirilik versin ki, yeniden Hakikat-ı MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm’a bir DÖNüş nâsib etsin ve bu kısacık insân ömrü CeheNNem olmaktan kurtulsun!.
Dikkat etmemiz gerekiyor, oyun oynamıyoruz Hay Babam!. Aslında oyun oynuyoruz fakat Kulluk Oyunu oynuyoruz, ağır bir oyun oynuyoruz!. İyi dikkat etmemiz gerekiyor!.
Şimdi biraz sonra göreceğimiz âyette hep ALLAHu zü’L-CELÂL.: “tecrimen tahtihe’l- enharu halidini fihâ.” diye bahseder CeNNeti anlatırken.. Altından ırmaklar akan CeNNetler diye.. Şimdi biraz sonra gelecek âyet-i celîle’de ALLAHu zü’L-CELÂL CeNNete sâhib çıkanların =>Şimdi şu ÂNda altlarında ırmakların aktığını tıpkı CeNNet gibi.. kelime kelime söylemektedir bütün Kur’ÂN-ı Kerîm’de açıktır bu.. Kur'ÂN-ı Kerîmden işten azıcık anlayanlar varsa öyle olduğunu görür oraya buraya kıvırmaya gerek yoktur!. Onlar CeNNet İnsânlardır =>CeheNNem değildirler CeNNet insânlardır onlar, CeNNete sâhib çıkanlardır!. Sadece ÖLdükten sonra değil, şimdi hayattayken onlar kendilerine sâhib çıkarlar.. Kendilerine Sâhib çıkan MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm’a sâhib çıkarlar!. Sâhib çıkılırlar ,kendilerine sâhib çıkılır ve böylece yaşayan sâhabe olurlar, doğru dürüst adam olurlar!.
Onlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e sâhib çıkarlar, Kelâmullah’a sâhib çıkarlar, ALLAH’a sâhib çıkarlar ve CeNNete sâhib çıkarlar!. Şu ÂNda, şimdi çıkarlar!. Öldükten sonra CeNNet ve RABB aramazlar!. Onların RABBları şahdamarından da akraba ve yakındır!. Onlar her yerde her halde her zaman ve her nefeste RABBlarıyla yaşarlar, satlık kiralık değildir, âdi yaratıklar değildir, hayvandan da aşağı değildir. onlar hayvan da değildirler!. Melek de değildirler!. Onlar en yüce insândır çünkü, Hakikat-ı MuhaMMedîyeleri vardır, yüreklerinde RABBları vardır ceryÂN gibidir!.
“Sizi BEN yarattım, Fiillerinizi-İşlerinizi BEN yaratıyorum!. Düşüncelerinizi de BEN yaratırım!.”
Buyuran bir RABB celle celâlihu vardır!.
Ümmet-i MuhaMMed’in yaptığı TERCİHi ise, sâdece CeNNet ve CeheNNeme sâhib çıkmaktan ibârettir!. Yâni seçmekten ibârettir!. “Ben CeheNNemîn Zümerâsı olacağım!.” diyorsa o kişi, CeheNNemîn Zümerâsı olur zâten, ALLAH o’na CeheNNemîn Zümerâsını yaratır!.
“Ben CeNNetin Zümerâsı olacağım!.” diyorsa o kişi de CeNNetin Zümerâsı olur!.
Haa laf olsun diye dinliyorsa, ya da laf olsun diye bu hayatın içine girmişse, laf olsun diye diye diye afedersin ettiğini yer bir gün!. Yâni bu böyledir!.

Daldık birden.. Evet saat 20:00 de, biraz önce yazılan bir ZEVk okuyalım öyle girelim bizde bodoslama daldık Hakan MuhaMMedî Hakikattır ömür düğümün.. Sen eğer ömür düğümünü çözersen çözdüğün düğümün MuhaMMedî Hakikat olduğunu göreceksin!. O düğüm iğneden geçen bir deve gibi geçerse karşıya göreceksin ki, MuhaMMedî Hakikatını yakaladın!. MuhaMMedî Hakikattır ömür düğümün çözersen Arzdan Arşa kırk kanattır.. Tevhid Teknende özersen!. Sen bütün ömrünü un ufak eder Hakan un yapar, Tevhid Teknesine döker, ondan sonra da ANAyın hamur yoğurduğu gibi, Ebeyin Nineyin hamur yoğurduğu gibi yoğurursan.. Bir daha doğururken kendini, o zaman göreceksin ki Arzdan Arşa kırk kanata gerek yokmuş!. Arz da Arşta sendeymiş kulihvanim!. Kulluk zordur zıtlar zevki zametledir.. Kulluk neden zor?. Çünkü zıtların zevki zametledir.
Adama soruyorsun.: “Gübreyi severmisin?” “Yok yok yok!." “Gülü severmisin?.” ->“Çooook!.”
Bir dakika ama bu gül bu gübrede yetişiyor!.
“Yok altın tozunda yetişsin!.” diyene.
“Yürü yürü CeheNNeme kadar yolun var!.”
“Bostanı severmisin?” ->“Bayılırım!.”
“Afedersin boku sever misin, gübreyi?” ->“Sevmem!.”
altın tozunda yetişsin, altıncı ya!. Para putuna tapıyor ya!. “Benim bostan altın tozunda yetişsin!.” diyor.. Yürü CeheNNemîn Dibine kadar yolun var!. Ağır konuşmuyorum doğru konuşuyorum!.
Kulihvanim kulluk zordur, zıtlar zevki zahmetledir!. Zahmet çekeceksin!. Niye çekeceksin?. Söylüyor HAKkın halkına Habibî Hasbî Hizmet.. ALLAH’ın kullarına Hasbî Hizmet ancak rahmet getirir sana, zAhmed getirmez oğlum!. sözüyün eriysen bunlar hep KûN feyeKûN Oyununda her şeyin başı, sonunda.. herkes işinde gücünde.. Eee Hakk Âşıklar Ahmed'ledir aleyhisselâm.. Herkes işinde gücündeyken HAKk Âşıklar her yerde her zaman her halde her nefeste Ahmed aleyhisselâmladır.. Nereye çıktık?. Arşa çıktık.. Nasıl çıktık?. MuhaMMed aleyhisselâm dedik, MahMud aleyhisselâm dedik, HaMid aleyhisselâm dedik, sonra Ahmed aleyhisselâm dedik =>Arş’a çıkıverdik!.
İşte böyle çıkılır Arşa böyle çıkılır hepsi MuhaMMed aleyhisselâmdır, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir..
Onun için A’râfı adam gibi dinlemen lâzım oğlum Hakan!. Kulaklarıyın tümünü açman lâzım bu farklarıyın dördünü de açman lâzım!. Çünkü zaman bir hayaldır vâkit esastır!.
Ne diyor Boncukçu Baba.: “RABBimi bildim VAKtimi bildim!.” diyor!. “Bilmeyenler ne oldu?.” diye sordum kendisine.. “Toprağın altına gitti hiiiii!.” diyor. “Geberip gittiler ne vaktini bildiler ne de RABBını bildi!.”
Yâni onları ilgilendirmedi hiçbir şey, onları hiçbir şey ayıktırmadı uyandırmadı!..
Peki neden hayal peşinde koşuyorlar?.
Çünkü Hayalî bir RABB, Hayalî bir DİN, hayalî bir Peygamber, Hayalî bir yarın, hayalî bir bugün!. Hiç gerçekleri olamadı ki!. Onun içindir ki biz böyle yazıyoruz Hakan okusun diye.. Okursa başımız gözümüz üstüne, okumazsa CÂNı sağolsun!.
Ama bir gün biliyoruz ki ALLAH’ın İzniyle oğlu Hüseyin Latif okuyacaktır Hüseyin Latifin oğlu okuyacaktır onun oğlu okuyacaktır!. MuhaMMedî Nesil kıyamete kadar gelecektir!.
Herkes dün böyleydi bu günde böyle yarında böyle.. Kurt sinekleri vardır leş ararlar.. Bal Arıları vardır çiçek ararlar.. İşleri o dur çünkü.. Onların birisi bala konmaz gider dağlarda, Keşiş Dağında bir tane çiçek bırakmaz bin tane polen toplar!. Öbürü ise, durmadan bir leş arar!.

İnsânoğlu, ikisinin arasında muhayyer kılınmıştır “tercih et!” denmiştir!
“HİZBULLAH mı?. Hizbu’ş-Şeytân mı?. ALLAH’a mı tapacaksınız, Şeytâna mı tapacaksınız buyurunuz bakalım!.” denmiştir. Herkes de seçmektedir, şu ÂNda seçmektedir!.
Haa bazıları hâşâ Şeytân’a yaratan elbisesi giydiriyor İblislik yapıyor!. Ama at terli yemiyor bunu!. Hâşâ RABBımı mı kandıracak yâni!. Bilmeyecek mi kimin ne olduğunu şah damarından yakın olan!. Bilmeyecek mi Mutlak MuhaMMedî Mürşid Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mutlak İmam MuhaMMed aleyhisselâm görmeyecek mi kim arkasında!.
Kimin “ALLAHu Ekber!” dediğini, kimin “yALLAHu ekber!.” dediğini bilmeyecek mi?.
Bunlar hep zavallılıklır, ahmahlıktan da daha kötüdür hayvandan da aşağıdır “belhum e dallun” dur.. sözümüzün kimseyle bir alâkası yoktur alavere dalaverelerden ALLAH bizi İnşâe ALLAH beri etmiştir ve eder!. Haa bizi tanımayan olabilir tanımak zorundada değil zâten!. Bizim RABBımız bize yeter yeter yeter!. ALLAH var keder yok!. Biz MuhaMMedîyiz!. Hâlis Muhlis Sıddık ve Âdil MuhaMMedîyiz!. biz kimsenin tercihini bilemeyiz RABBısı değiliz, yâni şahdamarınızda değiliz bilemeyiz!. MuhaMMedîyse başımız gözümüz üstüne ayağının altında toprak oluruz, hizmetçisi oluruz!.
Böyle değilse hee ben kızdığım için söylemiyorum.. CÂNı CeheNNeme zâten CeheNNemde de onu söylüyorum!. Adama bedDUÂ etmiyorum “CÂNı CeheNNeme” diyorsam zâten şimdi de CeheNNemîn Zümarasındadır onu söylüyorum!.
Yoksa nemize gerek, i biz müfettiş değiliz müftü değiliz, bizim işimiz değil efendim!.
İki kelâm sohbeti de ALLAH Rızası için İnşâe ALLAH Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Rızası için yapmaktayız ve yaparız!. Bize böyle denmiştir. Dünmüydü ne MuhaMMedî Tasavvufu yazarken o günler aklıma geldi de.. Hakanım, senin bilgisayar bozulur diye tuşa basamadığım günlerdi.. Şeceretü’l- kevn Kemâlat Ağacını çizerken senin o parçaları tek tek kopartıp oraya yapıştırman.. “Oldu mu dayı?.” “olmadı!.” Ve günlerce uğraşman ve o ağacı o basit ağacı sanki ilkokul çocuğunun resimleri gibi gözüken fakat Evvel Âhir Zâhir Bâtında bütün MuhaMMedî Tasavvufuun tümünü bir tek resime sığdıran o resim için ben dün ALLAH Rızası için ALLAH’a DUÂ ettim ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme teşekkür ettim, ALLAH’a şükrettim dedim ki.: Yâ Rasûlullah işte Hakan böyle çalışmaktadır!.” ALLAH’ın iİniyle daha geçenlerde de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: Yâ Rasûlullah Hakan çalışıyor!. Hakan çalışıyor!.” dedim de çok memnun oldu ve gülümsedi..

Hakan bana çalışmıyor, Hakan sana çalışmıyor!.
Hakan, ALLAH’ın Rızasına çalışıyor!. KÜLLî ŞEYy’i var eden ALLAH’ın Rızasından bahsediyorum!.
İşte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o RIZAnın AYNAsıdır, Mazharıdır, Elidir, ALLAH’ın ELİdir!. EL->ELe =>EL =>YEDULLAH’a da öyle!!. Alavere dalavereyle değil ALLAH’ın ELi =>Rasûlullah’ın Elidir.. Rasûlullah’ın ELi =>Hâlis Muhlis olan, Kur’ÂN-ı Kerîm olan, her şeyi olan EHL-i Beytin Elidir.. Onun bunun eli değil hâşâ Ebu Leheb değil, Hamza aleyhisselâm’ın olan ELden bahsediyorum!. Kandan CÂNdan bahsetmiyorum!. İMÂNdan bahsediyorum!.

Onun için biz hepimiz çok hızlı bir yolculuk yapmaktayız, Dünyann dönüş hızıyla, 1640 km/saat hızla giden bir füzeyle gidiyoruz!. Nereye?. Mezâra hesab vermeye..
“Elest’tteki sözümü yerine getirdim ya RABBî!” demeye..
Bu yolculuk sırasında.: “Şöyle oldu, böyle oldu, ben uyuyordum yellenmişim, dellenmişim ya da, uçağı kaçırmışım, ya da füzeye binmemişim, ya da reddetmişim, felân feşmekân!.”
Yürü git işine tek yapacağın şey şuydu.: “Eşhedu en lâ ilâhe illâLLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden Rasûlullah!.”
Nûh Gemisi’ne binecektin sana bu emredilmişti. Ne yaşayacağını ALLAH takdir ediyordu, kaderi yazan O’ydu!. Şöyle mi böyle miyle olmuyordu bu iş!. Kur’ÂN’a inanıyorsan böyleydi, seni O yaratmıştı, bütün fiillerini O yaratmaktaydı düşüncelerini de O yaratıyordu!. Seni ALLAH, CeNNet yaratmıştı altından ırmaklar akıyordu “tecrimen tahtihe’l- enhar” sendin!. Ben demiyorum A’râf Sûresi diyor!. Ama sen Kur’ÂN-ı Kerîm’i başıyın altına yastık bile yapmadan duvara astın!.
İşte bütün bunlar insânın verilen AKıL Ni’metine bir nankörlüktür!. Bu kadar aklın yokmuydu?. Vardı!. Yere düşün beş kuruşu alıyordun bırakmıyordun, her şeyi biliyordun bunu neden bilmedin, hoşuna mı gitti!. “Evet!.”
Hoşuna gittiyse devâm et bakıyım nereye gittiğini göreceksin!.

İşte bütün bunlar nedir?. BİZ BİR-İZ-lik.. Lafınan BİZ BİR-İZ-lik mi olur BİZ BİR-İZ nerde BİZ BİR-İZ!. Hakan nasıl BİZ BİR-İZ söyle bakıyım nerde BİZ BİR-İZ?. Kelâmullahta mı BİZ BİR-İZ, Rasûlulahta mı BİZ BİR-İZ?. ALLAH’ta mı BİZ BİR-İZ?.
Yok Efendim felânın peşinde BİZ BİR-İZ!. O felânı da al git buradan yâni başına çal nereye istiyorsan oraya git!. yâni çünkü şu ÂNda çeldirici çeldirici olmuştur!.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi Kelâmullah ve Rasûlullah gerçek yerlerinden uzaklaştırılmıştır onların yerine başka şeyler gelmiştir!. ALLAH’tan korkuyor gözükmekteler.. Bilgisizliğinden câhilliğinden Kur'ÂN-ı Kerîmi okumuyor, hiç bakmıyor, dinlemiyor!. Kendi nefsinin hevâ ve hevesinde bu hevesin nereye gittiğini Kur’ÂN-ı Kerîm buyuruyor!. Nefsinizin hevâ hevesine uymayın sizi Firavun yapar “RABBukum alâ” dedirir “en yüce RABBınız benim” dedirir!. Nefsinizin hevâsına kapılan ilâhlığını ilan ediyor Nemrudlaşıyor ALLAH benim, İbrahîm de kimmiş?!.” diyor.
Öyle demiyor mu?. Öyle diyor.. “Güneşi benim RABBım buradan doğurur sende batıdan doğur.. öldürdüğünü öldürür, diriltir!.” Buyurunca İbrahîm aleyhisselâm.. Nemrud, "birini öldürüyor.. diğerini öldürmedim dirilttim..” felân feşmekân âyetler var..

Haa bunlarla neden uğraşıyorsun Hakan, neden Kelâmullahı açmıyorsun, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hattına girmiyorsun Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Tevhid Telefonu’ndan neden naklen yayına girmiyorsun!. Şeytân Şehrinde bütün insânlara bak kıç atıyor!. Fark etmiyor milyarlarca müslümân şu ÂN’da ALLAH Düşmanlarının elinde esirlik istiyor, esirlik beğeniyor.: “Ben onun esiri olmayacağım felânın olacağım!.” diyor. “kâfirden de kâfirin esiri olacağım!.” diyor ya da.: “Daha kâfir bulursan onun esiri olacağım!.” diyor onu seçiyor!. Onun için zülum görüyor!.
ALLAH Ümmet-i MuhaMMede merhamet etsin, masumlara, mazlumlara, çoluğa çocuğa, yaşlılara, hastalara ki, bunlar paramparça olmuş durumda neden?.
Çünkü İslâm çöküyor, Tevhid çöküyor, Teblig çöküyor, Kelâmullah Hükmü ortadan kalkıyor, Rasûlullah Sünneti kalkıyor!. Kalkıyor da, yerine başka şeyler geliyor, alavere dalevere geliyor!. çekip çekip yerine ticâret geliyor, siyâset geliyor, cemaat/dernek geliyor!. Ne bileyim parti geliyor cart curt geliyor!. Bir sürü akıl fikir ermeyecek uydur uydur uyduruyor!. Osmanlının son dönemi gibi daha da beteri daha da beteri yâni hükmediyor!. ALLAH adına taç giydiyor, taç indiriyor!. ALLAH beni affetsin!. Bazı büyükler vardır ki, kendi söylüyor diyor ki.: “Sekiz padişaha taç giydirdim!.”
Ben de diyorum ki.: "Onların yedi tanesi birbirini öldüren katildir, yedi tanesi birbirinin katilidir!."
“Bir dakika bir dakika ölçüyü göster ölçüyü?.”
Kelâmullah ve Rasûlullah ölçüsü nere gitti?!.

Evet kırkıncı âyetten devâm edelim.. ALLAHu zü’L-CELÂL A’râf Sûresinde, Ârifler Sûresinde, Örf Sûresinde insânın ÖZÜndeki Rububîyyet ve Rusûlîyyet Gücünün Kudretinin Tecellîyatının aynen kendisinde ALLAH’ın Rızasının aynen tecellî etmesi!. Ve bunun Örfünü gösterir, Ârifliğini gösterir, İrfânlığını gösterir!. Bu kişi MuhaMMedî İrfâna Mârifete ulaşmıştır, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi tanır!. Bu kişinin artık akrabası ->Kendisinin BEDENini doğuran Annesi Babası olmasına rağmen =>RÛHunu doğuran NÛR-u Rasûlullah’tır.. İşte bunları anlar ve o zaman yılandan korkuyor gibi korkmaz RABBından korkmaz!. RABBısına Saygı Sevgi Hürmet duymaya başlar, Muhabbet duymaya başlar, Neşe duymaya başlar!. Zâlimlığı Hâinliği bırakır!.
Bırakır artık ona buna yalakalığı da, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Hasbî Hizmetçisi olur!. ÜMMetine, çoban köpeği gibi olur!. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefâkardır Hakan oğlum!. Sen çok iyi bilirsin Hasan Dağında bin tane koyunu çoban en güzel yerlerde otlatır.. Çoban köpekleri otlayamaz sürüyü bekler ama, çoban ekmeğini böler yarısını kendi yer yarısını da Karabaşa atar, bir de gözlerinden öper.: “Ne güzel Bekçisin be Hakan!.” der. “Helâl olsun sana Hasbî Hizmetçim, CÂNım!.” der.

“Der de ne çâre ki para etmiyor!.” diyorsan. Pazarçıysan pazara çık oğlum! Çık Bursa Bazarına, bir köşeye dök ne satıyorsan sat!. Ama diyorsan ki.: “Dayı, ben bir iğne gibi çıkılçıplağım, ben rüzgar gibi, yağmur gibi, güneşin ışığı gibi MuhaMMedî Hasbî Hizmetçiyim!.”
O zaman sen hiç düşünme işini yap! Alanın satanın ALLAH olur!. Biz hepimiz BİZ BİR-İZ.. Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in DİLiyiz ELİyiz KOLUyuz CÂNıyız Ciğeriyiz!. Niçin kendimize yer arayaşım!. Yerimiz belli çünkü biz O’nun Ayaklarıyız O bizimle yürür, biz onun Diliyiz bizimlen konuşur!.. ALLAH, Rasûlullah, Kelâmullah konuşursak, satlık ve kiralık değilsek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ŞUURUndaysak, NÛRundaysak SÜRÛRUndaysak ve O’nun O-NÛRunu, Şerefini Haysiyetini ALLAH’ın İzniyle YAŞIYOR ve YAŞATIYORsak mesele bitmiştir, gerisi =>ALLAH’ın Dediği olacaktır, ne istiyorsa o olacaktır, yarın kıyamet mi kopacak kıyamet kopacaktır, yağmur mu yağacak yağmur yağacaktır. Lâmı cimi yoktur!. Gerisi bağlar gazeli çeker!
Onun için biz A’râfı, CÂNdan yürekten İnşâe ALLAH OKUyalım ANLAmaya ANLATmaya ÇALIŞalım!.
Bakınız ALLAH celle celâlihu 40. âyette ne buyuruyor.:


إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاء وَلاَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
“İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbu’s- semâi ve lâ yedhulûne’l- cennete hattâ yelice’l- cemelu fî semmi’l- hiyât (hiyâti) ve kezâlike neczî’l- mucrimîn (mucrimîne).: BİZim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlar CeNNete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezâlandırırız.// Bizim Dinî Esasları, Şer’î Hükümleri hâvî âyetlerimizi yalanlayanlara, âyetlerimizdeki Şer’î Hükümleri gururlarına yediremeyerek benimsemeyen zorbalara, diktatörlere, göğün kapıları, Rahmet ve Merhamet kapıları, yağmur ve rızık kapıları açılmayacaktır. Onların cennete girmesi, devenin iğne deliğinden geçmesi kadar imkânsızdır. Biz İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sâhibi âsileri, suçluları işte böyle cezâlandırırız.” (A’râf 7/40)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Bakınız ALLAH celle celâlihu 40. âyette ne buyuruyor.:

إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاء وَلاَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
“İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbu’s- semâi ve lâ yedhulûne’l- cennete hattâ yelice’l- cemelu fî semmi’l- hiyât (hiyâti) ve kezâlike neczî’l- mucrimîn (mucrimîne).: BİZim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlar CeNNete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezâlandırırız.// Bizim Dinî Esasları, Şer’î Hükümleri hâvî âyetlerimizi yalanlayanlara, âyetlerimizdeki Şer’î Hükümleri gururlarına yediremeyerek benimsemeyen zorbalara, diktatörlere, göğün kapıları, Rahmet ve Merhamet kapıları, yağmur ve rızık kapıları açılmayacaktır. Onların cennete girmesi, devenin iğne deliğinden geçmesi kadar imkânsızdır. Biz İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sâhibi âsileri, suçluları işte böyle cezâlandırırız.” (A’râf 7/40)

İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ.. Şüphesiz ki onlar bizim âyetlerimizi yalanlayanlar ve âyetlerimize karşı kibirlenenler var ya.:
"ALLAH durmadan yaratıyormuş, şimdi ben birine tokat atıyorum ALLAH mı yaratıyor?!.”
“Evet O atıyor!.”
“Birinin elinden tutuyorum ALLAH mı tutuyor?.”
“Evet o tutuyor!.”
“Haa haa öyle mi?!.”
Öyle mi değil mi diyorsun kibirleniyor musun bir gün elini toparlayamayacaksın, kendine çekemeyeceksin. “Senin emrini tutmuyorum!.” diyecek o el!. O el demeyecek o elini TUTAN O diyecek!.
âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbu’s- semâi.. Âyetlerimize kibirlenenler yok mu onlar varya işte onlara asla açılmayacak, onlara Semâ Kapıları onlara asla açılmayacak!.
"ALLAH ALLAH, Semâ Kapısı ne ya şimdi!. Yâni biz hayatta yaşarken Göklerin Kapıları mı açılacak bizlere.. Uçacak mıyız!. Bir dakika bir dakika, es Semi’dir ALLAH gelmiş beni dinliyor haa!. öyle şey yok!.”
ALLAH, Şahdamarından yakın her ÂN yaratan es Semâ senin Gönül Âlemîn, Gönül Duyuş Uyuş Âlemîn!. Hâni içinden bir karar veriyorsun da.: “Ben şimdi kalkacam!.” diye sonra kalkıyorsun ya.. Önce düşünüp sonra kalkıyorsun ya!. Haah işte o Âlemîn!.”
Onlara asla İç Âlemleri açılmayacak Enfüs Âlemleri..
ve lâ yedhulûne’l- cennete hattâ yelice’l- cemelu fî semmi’l- hiyât ve kezâlike neczî’l- mucrimîn.. Onlar asla CeNNete girmeyecektirler!. Haa ham kafalı birine sorarsan hemen seni öldürür.. elindeki imkanlarını alır, kullak yapmayı alır, şehâdeti alır, namazı alır, orucu alır bitirir ve seni de çırılçıplak öbür tarafa götürür leş gibi atar!. Der ki.: “Şimdi git CeNNete bul RABBini!. Şimdi buradayken sakın arama. Buradayken Şeytânın var ya ona koş!.”
Bu kadar geri zekâlı bir İslâm Anlayışı maalesef Gaflet Batağı’na gömüldü sağdan soldan!. Bunlar asla CeNNete girmeyecektirler!.
cennete hattâ yelice’l- cemelu fî semmi’l- hiyât.. Bildiğimiz deve var ya deve o deve terzi iğnesinin gözünden geçerse.. geçinceye kadar onlar ne CeNNete girebilirler ne de onlara Gönül Âlemi açılır Gönül Âlemi açılmadığı için de onlar dışardaki Şeytân CeheNNemînde, Hizbu’ş-Şeytân CeheNNeminde yanar da yanarlar!. Ona saldırır buna saldırır, bitmez tükenmez kokunçluk içinde ömrü hebâ olur gider!.
Halbuki bir kere Gönül Âlemi açılsaydı Şahdamarından yakın RABBısı.. Habli’l- Verîd olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e =>Es Selâmu aleyküm ya Rasûlullah!. Es selâm SENsin ya ALLAH!. ALLAHumme ente’s-Selâmu ve minke’s-Selâm!.” deseydi CeryÂN gelmiş olacaktı değil mi?. Öyle olacaktı hatta o kadar ki.. ALLAHu zü’L-CELÂL buyuruyor ki.: “BİZim Muradımız, Emrimiz ilân ettiğimiz “mutlaka uygulayacağız” dediğimiz..
ve kezâlike neczî’l- mucrimîn.. Bunları söyledik karşılığı budur.. nedir el mücrimin.. açıkça cürüm işleyenler.. cürüm nedir?. Cürm/Kabahat, kusur. Hatâ. İsyan. Günah. Kanun hilâfına hareket. Bütün kötülükleri çekinmeden işlemektir.. Cürüm, suç, günah, aklına ne gelirse kendisine bile yapsa!. Hacta hâni saçını kopardın mı bir kurban kesmen lâzım ya!. Neden?. Kendine zulmettiğin için, kendi saçından bir tek tel kopar, kendine eziyet ettiğin için, cürüm ettiğin için derhal bir davar kesmek zorunda kalırsın ihramdaysan bu kadar!. İslâm nezihtir, insânın kendisine bile zulmetmesine müsâde etmez!. Nerede?. O Sahada ALLAH’ın Sahası'nda, ALLAH’ın Beytullahı’nda, ALLAH’ın Evinde CÂNım!.


لَهُم مِّن جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِن فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
“Lehum min cehenneme mihâdun ve min fevkıhim gavaş (gavaşın) ve kezâlike neczî’z- zâlimîn (zâlimîne).: Onlar için cehennemde (ateşten) bir döşek ve üzerlerinde(ateşten) örtüler vardır. Ve zâlimleri işte böyle cezâlandırırız.” (A’râf 7/41)

Lehum min cehenneme mihâdun.. Bunlar için kesinlikle ne var CeheNNemde bir mihad var. Mihad, türkçede yataktır, döşektir. Nasıl bir döşek?. anasının karnı gibi bir yataktır. bakın şimdi bakın anasının karnından da beter.. o biçim bir CeheNNem o öyle bir yatak ki, Gaflet Uykusu Efendim, Cehâlet Uykusu, Dalâlet Uykusu İhânet Uykusu.. öyle vurur ki o CeheNNem Yatağında döşeğinin üstünde.. onunla da kalmaz,
ve min fevkıhim gavaş.. onun üstünde ğavaş vardır gavaş.. gavaşa ne diyorlar örtü diyorlar. Gavaş, gaşyeden örtüdür gaşyeden hava gibi yutan örtüdür hava gibi yutar çıkamaz içinden havanın içinden çıkamadığı gibi çıkamaz ALLAH korusun!. İnşâe ALLAH ALLAH korusun dai birazda biz koruyalım İnşâe ALLAH!.

Rahmetli Hacı Osman Efendi devrinde açık gözler vardı eskiden onun DUÂsının kabul olduğunu biliyor ya.. Hakan biliyorsun sen onları tanıyorsun bizzât tanıyorsun, Aksaray’a kaamyonla deve gönderenler vardı.. yaşadıkları için söylüyorum kendilerine de söyledim zâten.. o zaman da söyledim her zaman söyledim ALLAH’ın İzniyle!. Ne diyor Adam milyar dolar batırmış açıyor elini DUÂya.. İşler bir anda düzeliyor ama düzenbaz ya tak altı ay geçmeye kalmıyor aynı yere geliyor Adam bunu öğrendi ya.: “Baba bir DUÂ baba bir DUÂ!.” Bir gün tepemin tası attı yâni.. Baba.: “Ne dersin evlad?” diye bana sordu..
Ben de.: DUÂ bir EMÂNEttirDUÂ Rasûlullah’ın ve Kelâmullah’ın ve ALLAH’ın Emânetidir ki, hakk ve hayra DUÂ edilir!. Şerre ve Bâtıla DUÂ mı edilir!. Şeytâna DUÂ mı edilir edeceksen de.: “Müslümân ol!” diye edilir!.” Adam tekrar geldi.: “Efendim bir DUÂ edin!.” deyince ne dedi biliyor musunuz.: “Bundan sonra DDUÂyı siz edin de biz “âmin” diyelim!.” dedi.
Baka kaldı adamlar alışmışlardı ya.. “Bundan sonra DUÂyı siz edin biz âmin diyelim!.”
Siz kendi DUÂınızı bir edin bakıyım beleş!. İşte bakınız Hakan diyor ki.: “Dayı bir DUÂ et!.” “Oğlum edeceğiz de sende bir DUÂ et de BİZ BİR-İZ âmin diyelim, beraber âmin diyelim!.”
Yâni DUÂ etmeyi de öğren yâni değil mi!.

İşte onlar CeheNNeme sâhib çıkanla, yaşarken CeheNNeme sâhib çıkanlar, “Ashab-ı CeheNNem” demek bu demektir!. “Öbür tarafta cehenmeme gireceksin!.” Öbür taraf bu taraf yok şimdiyi söyle, şu ÂNda CeheNNeme Sâhib çıkıyor adam, kinine, nefretine pisliklerin tümüne sâhib çıkıyor!. İblisliğin hepsine sâhib çıkıyor!. Şeytânlığın tümüne sâhib çıkıyor da Şeytân bile şaşıyor zâten!. “Bu ne biçim sapık, benden de beter!. Benden uzak dur, ben RABBımdan korkarım, git benden uzak dur!.”
Çünkü o’nu geçmiş sapıklıkta.. bunların yattığı yatak ana karnı gibi!. Niye?. CeheNNemîn zümarasını seçtiler, tercih ettiler!. ne yaptılar onlar?. MuhaMMedî Ni’met Hüviyetinin cem’ini ALLAH’ın karşısına çıkardılar.: “Ben de RABBım, ALLAH’ım!.” diye netice olarak.. Böyle yapıyorlar!. Öyle demiyor ama öyle yapıyor!.
Her yerde, her zaman, her halde ve her nefeste Şahdamarından da akraba AKREB olan bir RABB’ına imân yok, NÛRundan yaratıldığı MuhaMMed aleyhisselâm’a imân yok!. Lafın gelişi söylüyor, başka birilerinin peşinden koşuyor, onun bunun uşağı olur!. Kendi hevâsının nefsinin içindeki bitmez tükenmez bu istekler, hırslar, tamahlar, kinler, kibirlerin, nefretlerin kulu oluyor ondan sonra da kalkıyor CeNNet türküsü çağırıyor, CeheNNemi İblis gibi örtüyor sonra da CeNNetliğe davet ediyor!. Bunlar tamamen sapık şeylerdir ve doğru değildir, gavaştır!. Gavaş, gayşyetmektir, yutmaktır gayş çok yerde geçecek Kur’ÂN-ı Kerîm’de gayşyetmek, gayş etmek korkunç bir şeydir.. Bir bardak zehir içersin o zehir, on odakikaya kalmaz bütün vücûdunu gayşyeder!. Bir bardak bal içersin bir saata kalmaz bütün vücûduna neşe verir, gayşyeder!. Gayşyetmek de, pozitif negatiftir, cezâ gibidir karşılıktır!.
ve kezâlike neczî’z- zâlimîn.. ALLAHu zü’L-CELÂL buyuruyor ki biz zâlimlerin cezâsını böylece veririz, karşılığını veririz çünkü, onlar zülmü seçtiler de, rahmeti seçmediler!. Rahmeti seçmediler zâlimlığı seçtiler!.


وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
“Vellezîne âmenû ve amilu’s- sâlihâti lâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ ulâike ashâbu’l- cenneh (cenneti), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: İmân edenler ve sâlih amel işleyenler (nefs tezkiyesi yapanlar), kimseyi gücünden başka bir şeyle sorumlu tutmayız. İşte onlar cennet ehlidirler, onlar orada ebedî kalanlardır (kalacaklardır).” (A’râf 7/42)

Vellezîne âmenû ve amilu’s- sâlihâti lâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ.. Onlar ki MuhaMMedî bir imânla inanıyorlar ve sâlih amel işliyorlar.. Asla ve kat’a onlar tahkik imâna inanıyorlar hayattayken şimdi yaşarken gerçekten inanıyorlar alnının çatına kurşun sıksan şehîd yaparsın başka yapamazsın ve;
BEDENini =>TERBİYE etmiş,
NEFSini =>TEZKİYE etmiş,
KALBini =>TASFİYE etmiş,
RûHunu =>TECLİYE etmiş!.
Yâni işlemlerini tamamlamış işte böyle olanları ALLAHu zü’L-CELÂL ne buyuruyor.: "BİZ asla onların gücünün dışında, kapasitesinin dışında hiçbir şeyi de bunlara teklif etmeyiz!.”
Şunu da istiyoruz uçacağım kaçacağım felân öyle şey yok!. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir kadın geliyor.: “Yâ Rasûlullah beni kocamdan boşa!. Böyle koca olmaz, kocalık yapmıyor!.” Rasûlullah Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sâhabeye soruyor.: “Bunun kocası için ne dersiniz!.” Onlar diyorlar ki.: “Efendim bu öyle bir zâttır ki biz bununla yarışamayız, gündüzleri her gün oruç tutar geceleri de durmadan namaz kılar!."
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Peki de çocuklarına kim bakar!.” buyuruyor. Sâhabeler.: “Kardeşi var o bakar da, câmiye bile ara sıra uğruyor işten güçten dolayı.” deyince,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Vallahi kardeşi ondan hayırlıdır!.” buyuruyor. Neden?. Çünkü Kardeşi ALLAH’ın Emrini tutuyor çoluğunun çocuğunun rızkıyla uğraşıyor da, öteki sabaha kadar namaz kılıyor akşama kadar oruç tutuuyor!. Kadın ne diyor kadın eliyle elbisesini buruşturarak gösteriyor Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: "O benim kocam değil bizim ilişkimiz şöyle diyor çamarışırını oğçalıyor, yok!." diyor!. “O benim kocam değildir.” diyor. Yâni “bana kocalık yapmıyor!.” deyince Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Çağırın onu buraya!.” buyuruyor. Adam geliyor. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Sen bizden değilsin!. Sen bizden değilsin!. Ne yaparsın sen?.”
“Sabaha kadar namaz kılarım, akşama kadar oruç tutarım dahası yok!.”
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ben ALLAH’ın Rasûlullah’ıyım sen bizden değilsin!. Ben günü üçe bölerim, sekiz saat uyurum, sekiz saat âilemle meşgul olurum, sekiz saat işlerime bakarım sen bizden değilsin!.” buyuruyor.
lâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ.. Budur.. ALLAHu zü’L-CELÂL böyle buyuruyor.: “Biz onlara güçlerinin dışında kapesitelerinin dışında bir şey teklif etmeyiz!."
ulâike ashâbu’l- cenneh, hum fîhâ hâlidûn.. Onlar CeNNete Sâhib çıkanlardır, CeNNet Ashabıdırlar, CeNNete Sâhib çıkanlardır.. Nerde sâhib çıkıyorlar, âhirette mi?. Âhirette sâhib mi çıkılır oğlum!. Burada sâhib çıkacaksın CeNNet’e!.
CeNNete gitmek güzel şeydir amma burada sâhib çık!. CeheNNemîn Ashabı olacağına CeNNetlerin içinde halledilmiş haldedirler/muhlledundurlar!. ÖZ dürler ÖZ!. ÖZ iğreti değil ebedîdirler onlar, onlardan olmuştur!.

İçtiğim bir bardak su, bir lokma ekemek biraz sonra benden olmuştur!. Marmara Denizi’ne döktüğüm bir DaMLa GÖZYAŞı =>Marmara Denizi’nden olmuştur, ayrılamaz!. BİZ BİR-İZ-lik böyle bir şeydir, O’ndan olacaksın O da senden olacak!. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Sâhib çıkacaksın, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de sana sâhib çıkacak ki o zaman Ashab-ı Rasûlullahsın!.
Kur'ÂN-ı Kerîm’e sâhib çıkacaksın Hay Babam, okuyacaksın Kur’ÂN-ı Kerîm sana sâhib çıkacak O da seni okuyacak!. Diyeceksin ki.: “Ben Ashab-ı Kur’ÂN-ı Kerîm’im!.” Deyip uyguluyorsan Vallahi Billâhi doğru söylüyorsun ve bunun sonucunu peşin peşin göreceksin nasıl sâhib çıkılırmış, nasıl bir tek lugat kullanmadan açarmış kelime anlamlarını ve mânâ bağrını sana.: “Hoş geldin Hakanım!.” dermiş görürsün. Yeterki o yüreği taş, o vicdân taş, o aklı fikri taş aklını kokuşmuş aklını karanlık aklını =>Nakil NÛRuyla =>ALLAH NÛRuyla =>Rasûlullah NÛRuyla aydınlat!. O zaman mutfağı tuvâleti görürsün, yanlış işler yapmazsın oğlum!. Mutfakta çiş yapıp tuvâlette su içiyorum sanma!. Tuvâlette içtiğin su değil sidik, yanlış iş yaparsın, yaparız, yaparım yâni!. Onu demek istiyorum!. Ben böyle havalı konuşunca millet gerçi siz tanıyorsunuz bak kendini bir yere koydu sanıyor, kendimizi bir yere koyduk da nereye?. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayakkabısıyız istediği yere, bizi giyer istediği yere gider ister tuvâlet ister mutfağa hizmetinde olmaktan sonsuz şeref duyarız işimiz bu!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ وَقَالُواْ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلا أَنْ هَدَانَا اللّهُ لَقَدْ جَاءتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُواْ أَن تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
“Ve nezâ'nâ mâ fî sudûrihim min gıllin tecrî min tahtihimu’l- enhâr (enhâru), ve kâlû’l- hamdu lillâhillezî hedânâ li hâzâ ve mâ kunnâ li nehtediye levlâ en hedânallâh (hedânallâhu), lekad câet rusulu RABBinâ b’i-l hakk (hakkı), ve nûdû en tilkumu’l- cennetu ûristumûhâ bimâ kuntum ta'melûn (ta'melûne).: Onların göğüslerinde, (nefsin kalbindeki) âfetlerinden ne varsa çekip aldık. Onların altlarından nehirler akar. “Bizi buna hidâyet eden ALLAH'a hamdolsun. ALLAH'ın, bizi hidâyete erdirmesi olmasaydı, biz hidâyete ermezdik. Andolsun ki RABBimizin resûlleri hak ile gelmiştir.” dediler. “Yapmış olduklarınızdan dolayı vâris kılındığınız cennet işte budur.” diye nidâ olunurlar.” (A’râf 7/43)

Ve nezâ'nâ mâ fî sudûrihim min gıllin tecrî min tahtihimu’l- enhâr..
Onların göğüslerinde..
ALLAH, ALLAH!. Lebbeyk Yâ Rasûlullah!. Yâ RABBu’l- ÂLeMîN!. Onların, CeNNete sâhib çıkanların, Hayattayken CeNNete sâhib çıkanların yâni, NÛRULLAH ve NÛR-u MuhaMMed'in Cem’isine sâhib çıkanların!. CeNNet budur, bizim anladığımız budur!. NÛRULLAH ve NÛR-u MuhaMMed CeNNeti.. “CeNNeh” üç harflidir “cim, nun nun” .. NÛRULLAH ve NÛR-u MuhaMMed Cem'ine CeNNet denir. Çünkü küllühüm bundan yaratılmıştır her şey..
Ve nezâ'nâ mâ fî sudûrihim min gıllin.. Biz çekip aldık, çektik çıkardık yâni söktük yâni o düşünceleri öyle yapabilme melekelerini âlet eda’vâtı söktük.. Onların SADRlarındaki KALBlerinden buyurmuyor ALLAH celle celâlihu. Bak sudurundan sadrından buyuruyor. Sadr nedir =>Nefsin makamıdır, Nefsin Ana vatanıdır.. öyle bir sadr ki burada nefis iki yönlü seçme hakkı vardır.. CeNNeti ya da CeheNNemi seçebilir, Dünyâyı-Âhireti seçebilir.. oNefsin bulunduğu yere sadr denir sadr.. biraz sonrası “SîNE”dir, Türkçedeki göğüs gibi..
İşte bu SaDR.. “Rububîyyet ve Rusûlîyyet Dâimîyetine Sâhiblik Noktası”na daha Türkçesi ALLAH’a mı sâhib çıkacaksın yoksa, Şeytâna mı sâhib çıkacaksın noktasındaki nefsin bulunduğu makama ne denir?. Sadr denir.. “Biz onların sadırlarındakini çekip çıkardık, gıllini..”
GıLL çıkardık.. ALLAH’ın bütün lütuflarını lânete çevirip, kendinefsine aitmişçesine gâlibiyet kazanmasıdır.. Bu kadar korkunç bir şeydir ki korkunç!.

Bir ev dolusu et varsa bu “gıll” =>eti kokutuyor mikrop haline getiriyor, korkunç bir vebâ salgınına çeviriyor ondan sonra da diyor ki.: “hâlâ burada yiyecek var!.” böyle korkunç bir şey, lânete çeviriyor lütfu.. “gıll”da düşmanlık vardır, hırs vardır garaz, vardır gizli kin vardır, nefret vardır, hased vardır hülasa İblislik vardır ki, tümünün üstüne bir örtü örter.: “Bende bir şey yok!.” der.. sen ona asla anlatamazsın öyle pis bir şeydir ki Melek elbisesini giyiverir sana, baka kalırsın!.
“İşte BİZ, onlardaki bu gıll elemânlarını söktük çıkardık” buyuruyor ALLAH celle celâlihu..

gıllin tecrî min tahtihimu’l- enhâr.. bu âyet nasıl geliyordu Kur’ÂN-ı Kerîm’de “tecri min tahtihe’l- enharı halidine fihâ” dediğinde ne diyordu CeNNet bahsediliyordu önce, burada ne diyor bu adamlar var ya bu böyle olan inşanlar.. BİZ onların sadrlarından söktük kiri nefreti vs. gılli.. CeNNetin sadrlarından sökmedi adamın sadrından söktü.. ne oldu?. tecrî min tahtihimu’l- enhâr.. onların sadrlarından ceryÂN eder.. “taht” diye bizimkiler “alt” diyorlari.. “Süleymânın tahtı” desen de “Süleymânın altı” diyorlar çünkü birkere öyle gitt?.
Taht.. senlik hakikatındır.. hâni “ben ben ben” diyordun da, ALLAHu zü’L-CELÂL sana.: “sen sen sen” buyuruyordu.. sonra bir düşün.: “Ben niye ben diyorum RABBu’l- ÂLeMîN bana niye sen diyor!.” Sonra bir düşün.: “Üç gün geldik şuraya bize bir Kulluk Elbisesi giydirdin ortaya çıktık, ben anladım ki SANA karşı, hevesimi RABB edip Firavun olmak istemiyorum Mûsâ olacağım hevâmı da ilâh yapıp da Nemrud olmak istemiyorum ben İbrahîm Milleti’ndenim!.” dedi mi?. Dediyse bunun tahtı ne ceryÂNıdır tecrimin ceryÂNeder bu kişi Rububîyyet ve Rusûlîyyet Cemiyetinde bir damladır artık.. Bu kişi Rasûlî bir adamdır ve de aynı zamanda RABBanî bir adamdır.. Gerçekten öyledir, hakikaten öyledir!. Çünkü engelleyicileri sökülmüştür onun!. O, istese de geri dönemez artık!. Çünkü o elemânlar yok hased, fesad, cart curt, bu şeyler bitmiş, onda yapacak bir şey yok istese de!.
“CÂNım it taşlamak istiyor!” dese de boşa der!.
color=#FF4040]“Ne taş var ne it var”
..

Enhar neydi?. Nehirdi, nasıl nehirdi?.

Bismillâhirrahmânirrahîm..


إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
Resim--- "innâ a'aynâke'l-kevŝer.:Muhakkak biz sana Kevser'i verdik.”

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
”Feṣalli li RABBike ve'n-har.: Öyleyse RABB'in için namaz kıl ve kurban kes.”

إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ
”İnne şânieke huve'l-ebter.: Muhakkak ki sonu kesik olan, sana buğzedendir.” (Kevser 108/1,2,3)

RABBine SALLet/namaz kıl ve nehr et/kurban kes.. kurbanı kesince kan nehir gibi fışkırır da ondandır..


أُوْلَـئِكَ جَزَآؤُهُم مَّغْفِرَةٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
“Ulâike cezâuhum magfiretun min rabbihim ve cennâtun tecrî min tahtihâl ENHÂRu hâlidîne fîhâ, ve ni’me ecrul âmilîn (âmilîne).: İşte onların mükâfatları, RABB'lerinden mağfiret ve altlarından nehirler akan, içlerinde devamlı kalacakları cennetlerdir. (Böyle) amel edenlerin mükâfatları ne güzel!”(Âl-i İmrân 3/136)

Dini ve vatanı için alnının çatından kurşun yiyip te.: “Eşhedu en lâ ilâhe illâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMedîn abduhu ve rasûlühu!.” Diyen Şehidlerin kanları “tecrî min tahtihâl ENHÂR” dır.. Onlar ALLAH’ın Şâhidleri/Şehîdleridir ölmezler ebediyyen yaşıyorlar!. İslâm Dîni Kur’ÂN-ı Kerîm masal mı anlatıyor hâşâ!.Yok öyle bir şey!.
İşte böylesi İslâm Düşmanı kişinin de, sadrında pislik yapan tüm murdar damarlarını keselim, fışkırsın çıksın içindeki pislik!.

Ve nezâ'nâ mâ fî sudûrihim min gıllin tecrî min tahtihimu’l- enhâr.. olsun!. Ve ne desin?.
ve kâlû’l- hamdu lillâhillezî hedânâ.. “Bizi bu hidâyete ulaştıran ALLAH’a hamdu senâ olsun, elhamdulillâh.” desin derler. Şu ÂNda diyorlar zâten..
li hâzâ ve mâ kunnâ li nehtediye levlâ en hedânallâh (hedânallâhu), lekad câet rusulu RABBinâ b’i-l hakk (hakkı), ve nûdû en tilkumu’l- cennetu ûristumûhâ bimâ kuntum ta'melûn (ta'melûne).: Şunun için ki biz asla bu halkın içinde tek başımıza kalmış aldatıcı her türlü düzen kurulmuş Şeytân yaratılmış Şeytânın Uşakları yaratılmış millet birbiriyle yarışıyor, tepeliyor Şeytâna hizmet etmekte iken, ALLAH’ın bize hidâyete erdirmesi olmasa idi biz nasıl hidâyete ererdik!. derler..
Mümkün mü yâni mümkün mü Şeytâna Uşak olmuş bir kişi bin kerre ezân okusun ne fark eder o Şeytân Savaşına devâm ediyor!.
hâzâ.. demek için elinle gösterecekkadar yakın olan bir şey yada fikir gerek..
ve mâ kunnâ li nehtediye..
Biz asla hidâyete ulaşamazdık eğer ki ALLAH bize hidâyet kapısını açmasaydı. ALLAH hidâyet kapımızı nasıl açar oğlum!. Kahve mi içieceksin O’nunla hâşâ!.
Ancak, ALLAH’ın elleri vardır dilleri vardır yolları vardır Kur’ÂN-ı Kerîm bunun için inmiştir!. Ben şu ÂNa kadar hiç görmedim Bursa’da siz gördünüz mü?. Ahmed Çakır CÂNım sen gördün mü elektrik direklerinde bir levha.: “Bizim elektrik Kebân’dan geliyor ey millet!.” diyen bir levha!.
Görmedim, ampullerden de duymadım!. Çünkü Omların İMÂNı Tahkik böyle bir şey demeye ihtiyaçları yok, onlar bu işi zâten yapıyorlar karda kışta her zaman her yerde her halde her nefeste bize Kebân’dan CÂN ceryÂNı taşıyorlar!.
ALLAH Dostları da böyle inşanlardır, alavereci dalevereci değildir!. Tevhid Tüccarı değildir, Tasavvuf Simsarı değildir, Yobaz değildir şu bu değildir!. Kaypak da değildir, kalleşte değildir, hâinde değildir sözünün eridir!. İşte onlarla yola çıkılır, onlarla ALLAH’a gidilir, Rasûlullah’a gidilir, ALLAH Dostlarına gidilir, Kelâmullaha gidilir, her yere gidilir gelinir!.
Çünkü onlar dürüsttür, sözünün eridir!. Ben bununla dâimâ şeref duymuşumdur dâimâ!. Bütün Bursa’yı bana bağışlasınlar ALLAH’ıma şükür ederim ki Ahmed Çakırın “a harfi” değildir!. Sonsuz rahmet dilerim geçenine, geleceğine!. Bu ölçüler içinde bir insân olduğu için ve olmak için çaba sarfettiği için!. Ne kadar güzel bir şey bu bilebilemiyormusunuz?.
Merâk etmeyin bir gün gelir bu kapılar açılır o Meşhur Mahşer kurulur ve RABBımızdan da “selâmen kavlen mirRABBurrahîmi”i duyarsın!. Bu gün değilse yarın duyarsın!.

İşte bu böyle bir güzelliktir bu A’râf Sûresi!. Ben de bu gün böyle biraz coştum ya kusura bakmayın anlamak istiyorum anlatmak istiyorum çünkü!. Gerçekten biz kendimizde yaşamadığımız bir şey yalandır!. Yâni niye kendimizi kandıralım ki bilmediğimiz-bulmadığımız bir Kelâmullah, bilmediğimiz-bulmadığımız bir Rasûlullah, bilmediğimiz-bulmadığımız bir ALLAH celle celâlihu olur mu hâşâ!.
Bizim bilmediğimiz-bulmadığımız bir dinimiz olur mu!.

lekad câet rusulu RABBinâ b’i-l hakk.. ALLAH’ım bizi hidâyete erdirmeseydi biz nasıl hidâyete ererdik ki, eremezdik!. Ve yemîn ediyorlar!. Dün de diyorlardı, İbrahîm aleyhisselâm Devrinde de diyorlardı, MuhaMMed aleyhisselâm’ın kapanmayan devrinde de böyle diyorlar!. Bu yemîni İsâ aleyhisselâmda da dediler inananlar !.
le kad.. muhakkak, kesinlikle.. iki kere yemîn ediyor zâhir ve bâtın yemini.. gözükene andolsun ki gözükmeyene andolsun ki.. RABBimizin Rasûllerinin tümü hakk ile geldiler bize!. Bize Kebân ceryÂNı getirdiler akıl ceryÂNı onun bunun korsan ceryÂNı değil CÂN ceryÂNı getirdiler, CÂNda CÂNan ceryÂNı getirdiler, BİZ BİR-İZ Hattına bağladılar!. Bunu kendi adlarına değil Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Şehâdet Şerefine ve şefâat Şifâsına O’nun adına, ALLAH celle celâlihu’nun hesabına yaptılar bu işi!. Onlar alevereci dalevereci değiller!.

ve nûdû en tilkumu’l- cennetu ûristumûhâ bimâ kuntum ta'melûn.. İşte onlara böyle olanlara dün böyle denirdi bugün de böyle denmektedir, yarını düşünüyorsa eğer!. Aklı tam ermediyse yarın şöyle olacak diyorsa o günde şöyle denir.. Ne denir/nidâ edilir.. “Yapmış olduklarınızdan dolayı vâris kılındığınız CeNNet işte budur.” diye nidâ olunurlar..
Senin CeNNet dediğin budur ki, siz ALLAH’ın Emriyle buna vâris kılımıştınız zâten.. Ve onun için sizi halife yapmıştı.. “Raziyeten Merziyyeten geri dönün!.” diye bunun için demişti!.
Şeytân Şehrine indirdin mi İmtihÂN için hemen bu tarafa HAKk’a dön!. CeNNete dön CeheNNemden çık!.” demişti.

İbrahîm aleyhisselâm keyfinden girmedi CeheNNemin zümarasına!. Keyfinden yapmadı “berden selâmen” orayı CeNNete çevirmedi!.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Şeytânımı müslümân ettim RABBımın yardımıyla!” derken sana bir şey buyuruyor!.
Sen hâlâ.: “Benim Şeytânım yok!.” diyorsun müslümân etmeyi bırak, o seni kâfir ediyor hâşâ!.
Siz bu CeNNete neden vâris oldunuz, sizin ananız ak sütü gibi babanızın kanı gibi neden helâl oldu?.
bimâ kuntum ta'melûn.. Siz bu hayatta yaşarken CeNNet Ameli işlediniz zâten, Sâlih Amel işliyorsunuz!.
Tahkik İmân =>Sâlih Ameldesiniz!.
Siz =>Hâlis, Muhlis, Sıddık ve âdil MuhaMMedîlersiniz efendim!.
Su içersiniz, idrar yaparsınız =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi yaparsınız!.
Siz herşeyi yaparsınız ama Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi yaparsınız, gülersiniz eğlenirsiniz her şeyi yaparsınız ama, ALLAH’ın Sınırları içerisinde yaparsınız!. Şeytânın Emrinde yapmazsınız, onun sınırları içinde orada burada fing atmazsınız yâni değil mi?!.


وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُواْ نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
“Ve nâdâ ashâbul cenneti ashâben nâri en kad vecednâ mâ vâadenâ RABBunâ hakka (hakkan) fe hel vecedtum mâ vaade RABBukum hakka(hakkan) kâlû neam fe ezzene muezzinun beynehum en lâ'netullâhi alez zâlimîn(zâlimîne).: Ve cennet ehli, ateş (cehennem) ehline seslendi.: “Biz, RABBimizin bize vaadettiğini hak olarak bulduk. Siz de, RABBimizin size vaadettiğini hak olarak buldunuz mu?” “Evet” dediler. O zaman onların arasından bir müezzin (münâdi, seslenme görevi olan kişi) seslendi: “ALLAH'ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun.” (A’râf 7/44)

Ve nâdâ ashâbul cenneti ashâben nâri.. şimdi de hâlâ böyledir CeNNet Ashabı, CeNNete sâhib çıkanlar, CeheNNeme ateşe sâhib çıkanlara nidâ ediyorlar.. şu ÂNda CeNNet olanlar altından ırmaklar akanlar diyor ya, ben de diyorum ki; CÂN ceryÂNı bağlananlar, ahdlerine sâdık çıkanlar, ALLAH’ın kulluğuna razı olanlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ümmetliğini fiilen yapanlar, ölçüyle yapanlar.. “şöyle yapıyorsun böyle yapıyorsun sen bizden değilsin!.” diyo değil mi?. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi ifratsız tefritsiz orta yolda, ortada dosdoğru, yeteri kadar adam gibi soruyorlar. ne diye nidâ ediyorlar?.
en kad vecednâ mâ vâadenâ RABBunâ hakka.. RABBımız Kur’ÂN-ı Kerîm’de ne buyurduysa onu hakk olarak bulduk kardeşim, biz ne dediyse bulduk. evet bulduk pek anlayamadın mı, çok basit bu binada 24 aile oturuyor ben yukardan başlıyorum.: “senin şuranı buradan gelirim!." diye.. Daha 4. kata inmeden birisi ağzı burunu dağıtıp CeheNNeme salıyor!. Aradığını buldun mu?. Buldum!.
Ya da tam tersini yapıyorum.: “Selâmun aleyküm komşum nasılsınız iyi misiniz bir hizmetimiz olur mu?.” “sağolun efendim!.”
Hep böyle çoluk çocuk, demin çıkarken çocuk bilmiyorum 5-6 yaşında ne diyor.: “Hocam nasılsınız iyi misiniz?.” Bu ben iyi olduğumdan değil MuhaMMedî olduğumdan. O da MuhaMMedî birinin çocucuğu olduğu için!. İblis çocuğu değil MuhaMMedî bir insânın çocuğu!. Bakın nasıl CeNNetleşiyoruz. RABBımızın Hakk Dilini nasıl buluyoruz bakınız
fe hel vecedtum mâ vaade RABBukum hakka.. siz de buldunuz mu RABBınızın size ne vadettiğini?. Elbette buldular. Buldular dediğim gibi yâni onlarda buldular daha 3. kata inmeden ağzı burnu darma dağan oldu birisi CeheNNeme birisi mezâra gitti.. Daha Dünyâda iken buluyorlar ateşi, orada da bulacaklar..
kâlû neam fe ezzene muezzinun beynehum en lâ'netullâhi alez zâlimîn.. ne diyorlar.: “evet evet bulduk maalesef!.” Diyorlar..
fe ezzene muezzinun.. o meşhur müezzin ezân okur gibi ezzene yapıyor.. ALLAHu Ekber!.

beynehum en lâ'netullâhi alez zâlimîn.. Onlar öyle deyince o CeheNNeme sâhib çıkanlar CeNNet ehline ne diyorlar.: “Evet evet maalesef bulduk!.” diyorlar. “RABBımızın size vaad ettiğini hakk olarak buldunuz mu siz de ettiğiniz karşılığını?.” “Evet bulduk!.” Bu gün değilse yarın bulacaklar, buluyorlar zâten.. O zaman onların arasından bir Müezzin.. Bakın, dikkat edin, o insânların yaşayan CeNNet ve CeheNNem sâhibleri arasından bir Müezzin çıkıyor diyor ki.. O demiyor ALLAH’ın Kur’ÂN-ı Kerîm’i buyuruyor ALLAH’ın sözünü, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sesini nefesliyor!. Birisi ne diyor kardeşim =>Kelâmullahı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor..
fe ezzene muezzinun beynehum.. Aralarından bir Müezzin ezân okur gibi der ki;
en lâ'netullâhi alez zâlimîn.. ALLAH’ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun!.
Haa duymayabilirler, dalga geçebilirler, ciddiye almaya bilirlar ama bundanda kurtulamazlar yalnız, bu lânetten kurtulamazlar!.
Kime zulm etti bunlar?. Önce kendilerine ve âilelerine zulm ettiler!. Sonra ateş gibi gittiği yeri yaktı gitti yaktı gittiler!. Ateş de bir ni’met iken, terbiyesiz olduğu zaman ne yapar evi yakar terbiyeli olduğu zaman yemeği pişirir!.
Bunlar terbiyesiz İblis bunlar kardeşim yapmıyor yapmıyor!. Ahmed Çakırdan daha mı kuvvetli adam?. Yoo Ahmed Çakır bir yumrukta onu gebertir ama diyor ki.: “Ben ALLAH’ı sayarım severim hürmetim var benden sana İblislik gelemez gelse gelse MuhaMMedî bir ni’met gelir ikrâm gelir hürmet gelir saygı gelir çünkü ben İblis değilim onun Şeytânlığını yapamam sana karşı sen git bir Şeytân bulursun!." diyor..
Ve de buluyor o da biraz sonra zâten mesele bu =>TERCİH!.


الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُم بِالآخِرَةِ كَافِرُونَ
“Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ (ivecen) ve hum bi’l- âhireti kâfirûn (kâfirûne).: Onlar, ALLAH'ın yolundan alıkoyarlar. Ve onun (o yolun) eğri olmasını isterler. Ve onlar âhireti (ruhun ölümden evvel ALLAH'a ulaşmasını) inkâr edenlerdir.” (A’râf 7/45)

Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi.. Neden ALLAHu zü’L-CELÂL bunlara bu bu CeheNNem Ehline kadar lânet okudu.. neden?. CeheNNeme sâhib çıkmış!. Çıksın Efendim mâdem çıkmış!. Bunula bitmiyor bu iş!. Onlar, bu lâneti neden hak ediyor biliyor musunuz?. Çünkü, çocuk yetiştiriyor sanki İblis Çocuğu yetiştiriyor MuhaMMed aleyhisselâmın Çocuğu değil de!.
Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi.. onlar var ya onlar çengel atarlar, mâni’ olurlar ki, ALLAH’ın YoLu'ndan alı koyarlar, herkesi söküp çıkarmaya çalışırlar!.
Demin buyurmuştu ya ALLAHu zü’L-CELÂL “onların göksünden çektik çıkardık pislikleri” diye.. cerahatı irini pisliği.. bunlar da oraya tutmak için ALLAH’ın YoLundan çekip çıkarmak için bütün güçleriyle uğraşırlar, İblise-Şeytâna hâşâ ALLAH Elbisesi giydirir, HİZBULLAH gibi Hizbu’ş-Şeytânlık yapar!. Ben demiyorum ALLAHu zü’L-CELÂL buyuruyor bunlar da âyet.. Bunlar, şunu yapar bunu yapar çeldirir de çeldirir ve illâ kaydırır. Çünkü ALLAH’ın YoLu’ndan alı koyarlar ve onların tek istekleri hasret kaldıkları bir istek vardır ki, ne ister onlar?. Bir “ivec” isterler eğrilik, kusurluk, pislik-necâsetlik, cenâbetlik tümünü isterler!. Onların CÂNlarının çıktığı şey, istediği şey dâimâ bir kusur görmek!. Mükemmeli asla görmezler, dâimâ bir kusur görmek ister, mükemmeli seyretmez dâimâ bir eğrilik, kusurluk, çarpıklık ve hep pisliğin peşinde koşarlar..
ve hum bi’l- âhireti kâfirûn.. zâten onlar âhireti de, işin sonuna da inanmazlar!. Ona desen ki.: “Arkadaş bu gün değilse yarın senden önceki bütün insânlar gibi ölüp gideceksin ya da bu gün yaşayan şu ÂNda yaşayan insânlar yüz sene sonra belki bin kişi kalacaktır hepsi gidecektir, bu hayat bitecektir yüz elli sene sonra kimse kalmayacak!.”
Onlar bu âhirete, bu sonuca da kâfirdirler, üstüne bir örtü örterler.: “Yok öyle şey kardeşim!.” derler!. Demezlerse niye öyle davranıyorlar peki!.


وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الأَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلاًّ بِسِيمَاهُمْ وَنَادَوْاْ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَن سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ
“Ve beynehumâ hicâb (hicâbun) ve alel a'râfi ricâlun ya'rifûne kullen bi sîmâhum ve nâdev ashâbe’l- cenneti en selâmun aleykum lem yedhulûhâ ve hum yatmeûn (yatmeûne).: Ve onların aralarında bir perde ve A’râfın (tepelerin) üstünde onların hepsini simâlarından (yüzlerinden) tanıyan adamlar vardır. Henüz oraya (cennete) dahil olmamış ama ümit eden cennet ehline.: “Selâmlanmak (selâm) sizin üzerinize olsun!” diye nidâ ettiler.” (A’râf 7/46)

Ve beynehumâ hicâb ve alel A'RÂFi ricâlun ya'rifûne kullen bi sîmâhum ve nâdev ashâbe’l- cenneti en selâmun aleykum lem yedhulûhâ ve hum yatmeûn..
A’râf Sûresi İsmini de bu âyetten almıştır..
Bu İkisinin arasında bir hicâb vardır.. H-C-B.. Bilelik Cemiyetine Sâhib.. yâni bileliğe sâhib çıkma bilelik cemiyetine sahıp çıkma hakikatında bir perde vardır ki,
Birisi =>ALLAH’a sâhib çıkıyor =>HİZBULLAH oluyor.
Birisi =>Şeytâna sâhib çıkıyor =>Hizbu’ş-Şeytân oluyor..
Bir bıçağın ağzı gibi, usturanın ağzı gibi bir şey/hicâb vardır ve,
ve alel A'RÂFi ricâlun ya'rifûne kullen bi sîmâhum.. bir perde vardır, hicâb vardır A’râf üstünde, A’râfın üstünde.. A’râf dediğimiz herneyse.. A’râfat Dağı de, A’râf de.. İnsânın burada bilip de.: “Ben bunu yapacağım artık, son nefes bitti artık yeter artık!.” dediği yerde, ne diyorsan de..
Bunlar, kim bu A’râfın üstündekiler, bu A’râf Sırtında iğnenun ucundakiler, usturanın ağzındakiler Hakanım!.
Zurnanın zırt dediği yerdeki kim bunlar!. Bunlar kimin A’râfı, bunlar kimin Ârifi?. İşte bunlara ALLAH celle celâlihu öyle özellik ve güzellik vermiştir ki, MuhaMMedî gÖZ vermiştir MuhaMMedî ÖZ vermiştir MuhaMMedî sÖZ vermiştir ki ALLAHu zü’L-CELÂL.. Bunlar;
ya'rifûne kullen bi sîmâhum.. tümünü yüzünden tanırlar. Yüzünden, simâlarından tanırlar tümünü.. CeNNet CeheNNem arasındaki bu A’râf Tepesi’ndekiler.. Sağdaki ve soldaki CeNNetci ve CeheNNemcileri çok iyi tanırlar, yüzlerinden tanırlar!. Birisi CeheNNemden kaçmaya çalıyor koşuyor ya da birisi CeNNet için CÂNını atıyor CeheNNemden kurtulmaya çalışıyor farketmez!. Onlar, tepeden iki tarafı da seyrederler onlar öyle adamlar/racullar ki, eren eller ki; hepsini yüzlerinden simâlarından tanırlar!.
Başka âyetleri de var “onların alınlarında secde izi vardır” diye Secde İZİnden tanırlar onlar..
Rahmetli Hoca Amcam'a sormuştum.: “Baba siz birbirinizi nasıl tanıyorsunuz?.” diye o da.: “Siz nasıl tanıyorsunuz?” dedi ben de.: “Biz rozet takıyoruz!.” dedim. O zamanda, ilk zamanlarımda altın bir rozet takmıştım “yüksek mühendis” olduğumu göstermek için..
Hoca Babam.: “Yiğenim sizin rozetiniz yakanızda, bizimkisi alnımızın çatında!.” dedi şöyle elini alnına doğru götürdüydü.. Ne gördüğümü söylesem sizde dersiniz ki.: “Amcasından bahsediyor!.” Ama Amcamın kim olduğunu HAYy Babam çok iyi tanır, Amcam olduğundan değil!. O, benim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden Amcamdır, ALLAH’tan Amcamdı, anadan babadan değil!.
Yâni demek istiyorum ki ben, o altın Yüksek Mühendis Rozetimi.. Kızıl Minârede oturuyordum, Hastanenin önündeki köprüden Uluırmağa attım!. O güzelim altın rozetim gitti ve bir daha da ömrümde rozet takmadım ve mecbur kalmadıkça da .: “Ben İnşaat Yüksek Mühendisiyim!.” bemedim.. Bana öyle bir ders verdi ki, hâlâ o abdestinen namaz kılmaya çalışıyorum!.
Çünkü.: "Biz simâlarımızdan, alnımızın çatındaki Secde İZİden tanırız!.” diyor.
ALLAH Dostları, rozetlerini alınlarında taşıyorlar!.
ALLAHu zü’L-CELÂL da, Kur’ÂN’da.: “Onları tanırsınız ki, yüzlerinde secde izi vardır!.”

ya'rifûne kullen bi sîmâhum.. Simâlarından tanırlar ve,
ve nâdev ashâbe’l- cenneti en selâmun aleykum lem yedhulûhâ ve hum yatmeûn..
ALLAH Aşkına şuna iyi bir bakın!.
aleykum lem yedhulûhâ.. Henüz daha onlar gerçekten CeNNete girdiğini bilmiyor ya da CeNNette olduğunu bilmiyor ya da kendisine desen ki.: “Sen şu ÂN İmân ve Amelin gereği CeNNettesin!.” desen anlayamıyorlar!. Henüz oraya dahil olmadılar, girmediler..

Cennet ehline.: “Selâmlanmak (selâm) sizin üzerinize olsun!” diye nidâ ettiler..
“Selâmun aleykün CeNNet Ehli!.” diyor ama anlayamıyor CeNNet Ehli daha!. Neden anlamıyor?.
Yahu anlamaz tâbi, adam Aksaray’dan taa Bitlis’e gitti de harmandalı dönüyor!. İşte budur Kul İhvÂNi’nin “ÇİLE” dediği bu.. Haa bir soytarı çıkıp diyebilir.: “ÇİLLe deyip de amma da dertleniyor!.” Ulan ne dertlenmesi!. ALLAH var, keder mi olur hâşâ!. Biz bir şey söylüyoruz iyi dinle iyi!. iyi dinle o çiledeki çiftliğe/zıtlar Zevkine bir bak!.İşte mesele bu!.

Ne diyorlar henüz daha onlar CeNNete girmemişler, öyle olduğunu da bilmiyorlar yâni,
ve hum yatmeûn.. Ama onlar Cennete Girmeyi ümit ediyorlar, umuyorlar. “Biz gireriz İnşâe ALLAH!.” diyorlar henüz daha gerçeği göremediği için.. Neden göremiyorlar?. Çünkü onlar daha A’râf’ta değiller, MuhaMMedî Mârifette değiller!. MuhaMMedî Mârifte olmak bir iş midir, bir yücelik midir, yükseklik-alçaklık mıdir?.”
Hayır, RESÛLî SEVİyede, İMAM-ı MutLak RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’in NÛRu’ndan Yartaılmakta olan Tüm Kâinât için geçerli HAYAt NAMAZI’na UYUŞtur!. “ALLAHu Ekber!.” deyiştir.. SALLâta duruştur adam gibi.. Saftan çıkmayıştır, SÖZünün ERi OLuştur.: “Ben Kelâmullah ve Rasûlullah’ın Hasbî Hizmetçisiyim ki, onlar değilim, ayak tozları da değilim!. Ben bu Sırat-ı Mustakîm YOLda Hizmetçiyim!."
Hakkı ve Hayrı TERCİH bitmiştir bitmiştir bitmiştir!.
Ben âcizane bu kadar diyebilirim yâni!.
Ben Bursa’yı çok severim!. Ahmed ÇakırCÂNım bilirsin, Bursa belki 100 tane HAN vardır. Han, pazar demektir.. Pirinçi Pazarı, Tuzcu pazarı, Bakırcılar pazarı, Çancı pazarı aklınıza ne gelirse girin maşâe ALLAH berâkALLAH binbir pazar vardır!.
Ama bir Başka Pazarlar daha vardır!.
Bir de RABBımın Pazarı vardır!.
Bir de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Pazarı vardır!.
Bir de ALLAH Dostlarının Pazarı vardır!.
Bursa bu kadar Muhteşemdir, Mübârektir, Muazzamdır ve Mustafa aleyhisselâmın Güzellik ve Özelliklerini taşır!.
Bursa’da her CÂN bulunur!. ALLAH’ım hepsine selâmet versin!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

A’râftakiler başlarını nereye çevirirler;


وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَارُهُمْ تِلْقَاء أَصْحَابِ النَّارِ قَالُواْ رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
“Ve izâ surifet ebsâruhum tilkâe ashâb’i-n nâri kâlû RABBenâ lâ tec'alnâ mealkavmi’z- zâlimîn (zâlimîne).: Onların bakışları ateş (cehennem) ehlinin tarafına çevrilince.: “RABBimiz, bizi zâlim kavim ile beraber kılma.” dediler.” (A’râf 7/47)

Ve izâ surifet ebsâruhum tilkâe ashâbi’n- nâri.. Bir de bunlara bakalım dediklerinde, gözlerini çevirdiklerinde.. gönül gözlerini kelle gözlerini çevrdiklerinde, Ateşe Sâhib çıkanlar tarafına baktıklarında ne diyorlar, ne görüyorlar bakışlarını oraya çeviriyorlar ateş ehline ne diyorlar..
kâlû RABBenâ lâ tec'alnâ mealkavmi’z- zâlimîn.: A’râftakiler bile korkuyor da diyorlar ki.: “RABBımız sakın sakın bu zâlim kavîmle bizi bir araya getirme!.” diyor.. bunlar böyle CeheNNeme sâhib çıkmış inşanlar, Firavun olmuşlar..
Zıtların tümünü düşünün.. Bütün Peygamberler karşılarındaki zâlimleri düşünün.. kim varsa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in karşısındaki Ebu Cehili düşünün.. Şimdiki Ebu Cehilleri düşünün ne fark eder!. aman aman yâ RABBî bu zâlimlerle bizi beraber kılma, bunlardan uzât tut bizi diyorlar.. onlarla beraber kılma bizi onlarla beraber tutma.. şimdi şu ÂN’da bizi karışık yapma onlarla, onlar beraber eyleme, ne olur bizi onlarla bulaştırma onlara.. Yâni bunlardan korkulur ki, Şeytân bile korkuyor biz değil “benden uzak dur!.” diyor Şeytân.. âyeti biliyorsunuz “sen RABBını inkâr ettin benden uzak dur benden beri ol!.” diyor uzak dur ben Âlemlerin RABBından korkarım diyor o korkmaz..


كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Ke meseli'ş- şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbe'l- âlemîn (âlemîne).: (Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin RABBi ALLAH'tan korkarım.” dedi.” (Haşr 59/16)

وَنَادَى أَصْحَابُ الأَعْرَافِ رِجَالاً يَعْرِفُونَهُمْ بِسِيمَاهُمْ قَالُواْ مَا أَغْنَى عَنكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ
“Ve nâdâ ashâbul'a'râfi ricâlen ya'rifunehum bi sîmâhum kâlû mâ agnâ ankum cem'ukum ve mâ kuntum testekbirûn (testekbirûne).: Ve onları yüzlerinden tanıyan A’râf Ehli adamlar, onlara seslendiler, şöyle dediler.: “Sizin topladıklarınız ve kibirlenmiş olduğunuz şeyler, size fayda vermedi.” (A’râf 7/48)

Ve nada ashâbül a’râfi.. A’râfa Sâhib çıkanlar.. Ashâbul A’râf dediklerimiz r, A’râfa sâhib çıkanlar gördüler CeNNettekilerin muhteşemliğini ve bu taraftaki rezâleti gördüler.. A’râfa Sâhib çıkmak ne demek?. Ashâb-ı A’râf nedir?. Örfe sâhib çıkan, şu ÂN’daki kendi Şahdamarından yakın enfüsundaki Rububîyyet ve Rusûlîyyete aynen sâhib çıkanlardır bunlar.. Alavere daleveresi yok ne CeNNet için, ne CeheNNem için, ne şunun için ne bunun için!. “ALLAH var!.” bitmiştir!. Yakîn gelinceye kadar “ALLAH!.” diyeceğiz..Yoksa âhirette mi “ALLAH!.” Diyeceğiz iş burada bitmiştir!. Yâni “ALLAH =>ALLAH”tır.. Yâni güneş ışığını kendine çekmiştir daha ne ışığı arıyorsun!.


وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
“Va’bud RABBeke hattâ ye’tiyeke’l- yakîn (yakînu).: Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakku’l- yakîne, ALLAH'a kul olmaya ulaşıncaya) kadar RABBine kul ol!// Ve sana ÖLÜM gelinceye kadar, RABBine ibâdet et.” (Hicr 15/99)

EL VÂHİDu’L- KAHHÂR ALLAH.:
ALLAH celle celâluhu, Şu ÂNda =>Şe’ÂN'da =>Küllî ŞeYYLeri her ÂN Yeniden Yaratan EŞsiz ŞÂHİD celle celâluhudur.:


سْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim--- “Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe'n (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş) üzerindedir.” (Rahmân 55/29)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim--- "Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li meni'l- mulku’l- yevm (yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr.: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey ALLAH'a karşı gizli kalmaz. (ALLAH sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, KAHHÂR olan ALLAH'ındır." (Mü’min 40/16)

VÂHiDu’l-KAHHÂR ALLAH.: “Sorarım mülk kimin?.” diye. Cevâb veren olmaz çünkü yok kimse!. ALLAH ALLAH-lığında kalmıştır ki bunun daha ötesi yok!. var mı?. Adam gitmiş Marmara Denizinde gözyaşı arıyor!. Marmara Denizi de gülüyor.: “Benden başka kimse yok!.” diyor. Adam hâlâ diyor ki.: “Nerede benim gözyaşım!!." Kafa yok ki!.
Ve nâdâ ashâbul'a'râfi ricâlen.. A’râfa Sâhib çıkan, örfe, irfân, MuhaMMed aleyhisselâm’ın Mârifetine Sâhib çıkanlar.. Şu ÂNda sâhib olanlar!. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Adına, Hesabına, Şerefine Hasbî Hizmette kullanabilenler!. MuhaMMedî Yetkisi olanlar Etkisi olanlar, ALLAH’ın böyle yaptıkları!. Elini değdiğinde ceryÂNı verenler!. kendi adına değil ALLAH ve Rasûlü adına!. Hep bunu söylüyoruz..
Ricâl ne demek ricâl kardeşim.. Ricâl ALLAH’ın lütufuna cemân sâhib olmuş ve bunu Rahmetenlilâlemîn ve RABBu’l- ÂLeMîN adına kullanabiliyor adam!.

Ricâl.. yâni Kebân adına elektriği kullanabiliyor, kullanır tâbi o hatta girmişse, doğruysa, dürüstse, alavereci dalavereci değilse korsan değilse, pil değilse, akü değilse, cak cuk değilse olur bu!. Ne var bunda olunca ne olacak?. adam olur yâni, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemle aynı SEVİYEde OLur!. tepesine mi çıkar?. Ayağının altına mı girer?. yok efendim ne demek hâşâ, adam gibi SAFa geçer “ALLAHu Ekber!.” der dinler Fâtihayı..

Ve nâdâ ashâbul'a'râfi ricâlen.. Onlardan bir ricâl ne diyor, erenlerden bir eren ne diyor.:
ya'rifunehum bi sîmâhum.. kim bunlar?. Bakın CeNNete gitmiş CeNNeti seyretmiyor, CeheNNeme gidip de CeheNNemi seyretmiyor, bir ARA SINIRA çıkmışlar, simâlarından tanınıyor.. Ahmed Çakır bizim Ulucâminin Caddesine diyor ki.: “Hocam bak CeheNNeme sâhib çıkan CeheNNem Ehli geliyor!. CeNNete sâhib çıkanCeNNet Ehli Ehli geliyor!.”
Tek tek bana tümünü gösteriyor.. “Nasıl tanıdın, nerden görüyon oğlum?.” diyorum. O da diyor ki.: “Efendim diyor ben MuhaMMedî Mârifet Tepesindeyim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gözüyle görüyorum!.” diyor..
Ne muhteşem değil mi hârika!. Tâbi hârika simâlarından tanıyorum..
kâlû mâ agnâ ankum cem'ukum ve mâ kuntum testekbirûn..
Derler ki, o CeheNNem Ehillerine ne acı ki.. ne diyorlar.. hiçbir gına vermedi, fayda vermedi, ganîlik/zenginlik vermedi sizin cem’ ettiğiniz/ömür boyu topladığınız şeyler!.Oysa bir ömür uğraştınız evler barklar hanlar!. Yalanlarla haramlardan topladınız ya!. buların hiçbirisi size zerre kadar fayda vermedi, bir şey bırakmadı topladıklarınız, zenginlikleriniz bir fayda bir ganîlik getirmedi!. Bir de siz bunlarla kibirlenmedeniz mi!. Bunlarla kibirlendiniz ya mevki sâhibi oldunuz.: “Bana bak bana CÂNına okurum!.” dediniz. Ya mal sâhibi oldunuz.: “Paran kadar konuş, paranın elde etmediği ne var?!.” dediniz. ALLAH vermedi ben kazandım!.” dediniz..

“Onlara (Firavun’a ve adamlarına) bir iyilik geldiği zaman.: “Bu bizim içindir (bu nimet ve fazileti hak etmişizdir)” diyorlardı; onlara bir kötülük isabet ettiğinde ise (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, ALLAH Katında asıl uğursuz olanlar kendileridir (ve uğradıkları felaketler, kendi fesatlıkları nedeniyledir); ama onların çoğu (bu gerçekleri) bilmezler (ve akıl erdirmezler).” (A’râf 7/131)

Ama sonunda ne diyorlar.. çırılçıplak görüyor onları!. “Vay ahmak vay!. Keşiş Dağı kadar günah yüklenmiş, sırtlanmış hâlâ birini öldürmeye, kandırmaya hile yapmaya çalışıyor!.”
Bu kadar da ahmaklık olabilir mi!. onlar derler ki.. Yaşıyorlar.. Bunların üçü de yaşıyor!. CeNNete Sâhib çıkanlar da yaşıyor, CeheNNeme Sâhib çıkanlarda yaşıyor, Ashâbu’l- A’râf da yaşıyor!. Çünkü.: “Yazıklar olsun size!. Sizin topladıklarınız size zerre kadar bir ağna/fayda vermedi, zenginlik vermedi ganîlik vermedi!." Vermez zâten.. olmadı, olumsuz yâni “ma” asla olmayacak, yâni mümkün değil maddî mânevî bir şey vermez. mâ kuntum testekbirûn.. Bu sizin kibirlendiğiniz şeylerde böyledir!.
Kibriyâ =>ALLAHu zü’L-CeLÂL’e âittir.. Ama siz ALLAH gibi onu giyiyorsunuz ya, işte bunlar çok çok ağır suçlardır!.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şüphesiz kibriyâ ve büyüklük Âlemlerin RABBi olan ALLAH’a mahsustur.” buyurmuştur.
(et-Terğib ve’t-Terhib, 3/91/15.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "YüCe ve CeLîL olan ALLAH.: “Kibriyâ benim ridamdır (örtümdür) ve Azamet benim elbisemdir. Her kim bunların biri hakkında benimle savaşmaya kalkışırsa, onu ateşe atarım!.” buyurmuştur.
(et-Terğib ve’t-Terhib, 3/563/14)

İmam Ali kerremallahu vechehu.: “Hamd,=>İzzet ve Kibriyâ Sâhib olan =>bu iki sıfatı yarattıklarına vermeyen ALLAH’a mahsustur. Onları KENDİsi ile başkaları arasında bir sınır kıldı, YÜCE ZÂTı için seçti.” buyurmuştur.
(Nehc’ül-Belağa, 192. hutbe; Şerh-i Nehc’ül-Belağa-i İbn-i Ebi’l-Hadid, 13/127.)

İmam Hüseyin aleyhisselâm, kendisine.: “Senin vücudunda tekebbür vardır” diyen birine.: Asla!. Tekebbür sadece ALLAH’a mahsustur. Benim vücudumda ise İzzet vardır. Nitekim ALLAHu TeALÂ şöyle buyurmuştur.: “Şüphesiz izzet, Allah’ın, Peygamberinin ve Mü’minlerindir.” (Münâfikûn 63/8)
(Bihar, 24/325/40.)

A’râf Sûremiz onun için çok çok önemlidir!.


أَهَؤُلاء الَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لاَ يَنَالُهُمُ اللّهُ بِرَحْمَةٍ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ لاَ خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلاَ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ
“E hâulâillezîne aksemtum lâ yenâluhumullâhu bi rahmeh (rahmetin) udhulû’l- cennete lâ havfun aleykum ve lâ entum tahzenûn (tahzenûne).: (Cehennemliklere şöyle denir).: “ALLAH'ın onlara rahmetle ulaşmayacağına yemîn ettiğiniz kimseler bunlar mı?” (Cennetliklere de şöyle denir).: “Cennete girin! Size korku yoktur ve mahzun da olmayacaksınız.” (A’râf 7/49)

E hâulâillezîne aksemtum lâ yenâluhumullâhu bi rahmeh.. CeheNNem Ehline, hayattayken ve yaşıyorken CeheNNeme Sâhib çıkanlara.. Hayattayken siz mi diyordunuz.: “Şu ne idiği belirsiz bu insânlara mı ALLAH Rahmetiyle ulaşacakmış, bunlar ALLAH’ın Rahmetine mi ulaşacakmış nâil olacakmış!.” Hem de siz yemîn ediyordunuz.. Bunlardan mı ALLAH Dostu..
ALLAH Dostu dediğinin ensesi bir kulaç olur, petrol elbisesi giyer, şöyle yürüyünce bir yürür “brehhh!.” Dersinde, şöyle bir geri çekilirsin!. Felân adam gibi saç sakal felân.. bunlar kibir değil mi?. Yemîn ederek bunları mı ALLAH Rahmetine ulaştıracak!. ALLAH ile Kulu arasındaki bağ, ALLAH’ın Rahmeti.. Aralarındaki bağ Rahmet Bağı, çünkü Zahmet Bağı değil ALLAH celle celâlihu ile Kulunun arasındaki bağ..

udhulû’l- cennete lâ havfun aleykum ve lâ entum tahzenûn.. CeNNet Ehline de denir ki.. siz CeNNete girin!. asla size âhiret korkusu yoktur ve ALLAH sizi hüzünlendirmeyecektir.. size korku yoktur mahzun da olmayacaksınız.. Dininizde, Dünyanızda ve Âhiretinizde siz berhüdâr olmuşlarsınız!. Neden?. ALLAHu zü’L-CELÂL, CeheNNemliklere.: “Siz mi benim kullarımı hor görüyordunuz, basit görüyordunuz, yâni kendi saçma ölçülerinizle ölçmeye çalışıyordunuz da, Kelâmullah ve Rasûlullah ölçülerine bakmıyordunuz!.”

Bakınız biz diyoruz ki.: “Oğlum, biz bir şey yazarsak altına âyetini hadisini yazalım bizden olmasın, alevere dalevere olmasın sağlam olsun, yadığının kaynağını bulalım.”
Bugün ALLAH’a şükürler olsun ki MuhaMMedînur Sitemiz benim bilebildiğim kadarıyla Dünyanın sayılı Hadis ve Âyet sitesidir derli ve toplu olma bakımından da söylüyorum, biz alkışlanalım diye değil hâşâ!.
Okusunlar da bize alkış çeksinler diye yapmıyoruz!. ALLAH alkışlasın diye Rasûlullah alkışlasın diye yapıyoruz!. Hasbî Hizmeti böyle biliyoruz! İşin gerçeği bu!.
ALLAHu zü’L-CELÂL de bunları Kur’ÂN-ı Kerîmde ve Peygamber aleyhisselâtü vesselâmın Sünneti olduğu için, yolu olduğu için, ashâbının yolu olduğu için!. Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sâhib çıkanlarız!. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hamldolsun sâhib çıktıklarındanız!. A’râfa sâhib çıkarız A’râf da bize sâhib çıkar!. ALLAH’a sâhib çıkarız ALLAH da bize sâhib çıkar!. Bu, bu kadar basittir ve doğrudur alevere yoktur bu Dünyâda da o Dünyâda da!.


وَنَادَى أَصْحَابُ النَّارِ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُواْ عَلَيْنَا مِنَ الْمَاء أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ
“Ve nâdâ ashâbun nâri ashâbe’l- cenneti en efîdû aleynâ mine’l- mâi ev mimmâ rezekâkumullâh (rezekâkumullâhu), kâlû innallâhe harremehumâ ale’l- kâfirîn (kâfirîne).: Ve ateş (cehennem) ehli cennet ehline nidâ etti (seslendi).: “SUdan veya ALLAH'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden bize aktarın.” (Cennetlikler) şöyle dedi.: “Muhakkak ki; ALLAH ikisini de kâfirlere haram etti.” (A’râf 7/50)

Ve nâdâ ashâbun nâri ashâbe’l- cenneti en efîdû aleynâ mine’l- mâi ev mimmâ rezekâkumullâh..
Gerçeği gördüklerinde Ashâbun NÂR, Ateş Sâhabeleri Ateşe Sâhib Çıkanlar, CeNNete Sâhib çıkanlara nidâ ederler, söylerler ki.. nidâ ederler.. nidâ hararetli şekilde söylemektir ki, yer gök duyar yâni onu.. en efidu aleyna minel mai.. ey arkadaş CeNNete sâhib çıkan kardeş arkadaş vatandaş efidu aktarma yapın bize feyz edin akıtın SUyu, CeryÂNı. CÂNı akıtın bize de..
mine’l- mâi.. bize biraz SU verin SU akıtın mâi akıtın.. veya SU vermiyorsanız..
ev mimmâ rezekâkumullâh.. ALLAH’ın sizi rızıklandırdıklarından bize biraz rızık verin.. ya SU verin veya ALLAH’ın sizi rızıklandırdıkları neyse onlardan bize verin!. elleri ayakları boşa çıktı çünkü.. boşa çıktı “eyvah!.” dedi amma ohoo atı alın üsküdarı geçti.. yâni.: “Bize de aktarın ne olur?!.” ne diyor CeNNetlikler onlara..
kâlû innallâhe harremehumâ ale’l- kâfirîn.. ALLAH, muhakkak ki şüphesiz ki ikisini de kâfirlere haram etti.. içecek de yiyecek de maddî mânevî tüm ni’metlerini onlara haram etti.. çünkü onlar HizbuŞeytân oldular kâfir yâni.. onlar kendi yollarını kendileri tıkadılar, hatlarını kestiler onlara kimse zülmetmedi, Şeytânın İKİLik makasıyla tellerini şakır şakır doğradılar!. şimdi de karşıdakilerine diyorlar ki.: “Bize bir daha ceryÂN bağlayın!.” onlar da diyorlar ki.: “Biz Kebân değiliz ki bağlayalım, biz bağlayamayız, ALLAH size haram kıldı!.” diyorlar
ALLAHu zü’L-CELÂL son âyetimizde burada kalacağız 50 de ama 51 e de bakalım onlar böyle insânlardır ki Barbaros.. Bu tihniyette, burayı tercih eden inşanlar!. Bu CeheNNemi sâhiblenenler!.
Hâlis Muhlis Sıddık ve Âdil MuhaMMedî olup, Sadakatla Samimîyyetle Sabırla Selâmet dilemeyen oyuncak inşanlar!. Kendi kendilerine ihânet eden inşanlar!. Kendilerine zulm eden insanlar!.


الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنسَاهُمْ كَمَا نَسُواْ لِقَاء يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
“Ellezînettehazû dînehum lehven ve leiben ve garrethum’u-l hayâtu’d- dunyâ, felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâzâ ve mâ kânû bi âyâtinâ yechadûn (yechadûne).: Onlar, onların dînini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının onları aldattığı kimselerdir. Böylece onlar bugünlerine ulaşacaklarını nasıl unuttularsa ve nasıl âyetlerimizi bile bile inkâr ettilerse, bugün de BİZ onları unuturuz.” (A’râf 7/51)

Ellezînettehazû dînehum lehven ve leiben.. Onlar ALLAH’ın dini olan İslâm Dînini oyun ve eğlence edindiler, İslâm Dînini oyuncağa çevirdiler.. lehv.. eğlence oyalanmak için.. ve leiben.. bir oyuncu.. laib.. bildiğimiz oyuncu demektir, topcular felân laibdir bir oyun sahasında.. lehven.. mânevî his, “hoşuma gidiyor diyor”.. “ne hoşuna gidiyor?” diyorum.. "top hoşuma gidiyor.."
lehven ve leiben.. İçi dışı ondan mutluluk duyor hem bedenen hep de iç olarak ikisi de kaptırmış yâni Dînlerini böyle oyuncak etmişler!. ALLAH’a sığınırız ALLAH korusun ve yardım etsin, merhamet etsin!. Câmiler dolusu bulabilirsiniz!. Yâni bu kadar şuursuz!. Ama başka konularda şuurlu, câminin önünde dedi kodu yaparken şuurlu.. Câmide “niye omuzuma vurdun” diye kavga ederken.."Beri gel safları sıklaştıralım” dersen o da diyor ki.: “niye çağırıyon sen gel!” dövecek orada.. çünkü oyun oyuncak onun için nerde olduğunu bile bildiği yok!.
ve garrethum’u-l hayâtu’d- dunyâ.. onları kim böyle garra yaptı kim böyle garrat yaptı garra aldattı yâni.. kim di garra?. Şeytândı-Şeytânın Uşaklarıydı dikkat edin çok kandırıcı olan o Şeytân sizi ALLAH ile de kandırır da ne kullanıyor garrayı kullanıyor öyle bir kandırır öyle bir kandırır şaşa kalırsınız ALLAH ile kandırır ALLAH diye diye kandırır.:


يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
“Yâ eyyuhe’n- nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumu’l- hayâtu’d- dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhi’l- garûr (garûru).: Ey insanlar, ALLAH’ın va’di haktır, doğrudur. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Hilekâr insanlar ve şeytan da, ALLAH’ı öne sürerek, ALLAH Adına sizi kandırmasın.// Ey insanlar, hiç şüphesiz ALLAH’ın va’adi Hakk’tır (her dediği olacaktır); öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve (şeytan gibi birtakım) aldatıcı(lar) da, (Kur’ÂN’ın ayetlerini, Peygamberin hadislerini istismar edip eğrilterek ve kendisine Hakk Dostu havası vererek) sizi ALLAH ile aldatmasın. (Bundan sakının ki, en yaygın ve maalesef saygın bir sahtekârlıktır.)” (Fâtır 35/5)

ve garrethum’u-l hayâtu’d- dunyâ.. Onları da Dünyâ Hayatı böyle yuttu, kandırdı!. Ne yapıyorlar?. Dînlerini oyun ve oyuncak hale çeviriverdiler.. var mı İslâm Dîni içlerini açarsanız görürsünüz Şeytân Dini olduğunu!.

felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâzâ ve mâ kânû bi âyâtinâ yechadûn.. Böyle yaptılar mı?. Yaptılar, böylece, bunun sonunda, bu gün yaptıklarının sonunda son neticeye geldiği gün ne buyuruyor ALLAHu zü’L-CELÂL.: “BİZ onları unuttuk tıpkı BİZim bu Hesab Gününümüze kavuşacaklarını unuttukları gibi bizde onları bugün unuttuk!.” Bakın, bakın!. Lütfen bakın!. Biz âhireti inkâr etmiyoruz hâşâ, “âhiret mutlaka var” diyoruz Hesab Günü.. Ancak bir şey söylüyoruz.: “O âhiret bu gün yapılıyor!.” diyoruz!. bu günde kazanılıyor ve kaybediliyor!. ALLAHu zü’L-CELÂL buyuruyor ki; felyevme nensâhum.. fe.. hemen, mütakiben, şimdi. şu gün nensâhum.. BİZ onları unuttuk!. Neden?. çünkü onlar,
kemâ nesû likâe yevmihim hâzâ.. Onlar bizim unuttular yarın BİZim huzurumuza çıkacağı şu Kvuşma/Hesablaşma Gününü de unuttular!. BİZde onları unuttuk!.
ve mâ kânû bi âyâtinâ yechadûn.. Bakın ne kadar ilginç bu âyette ben daha önce dikkat etmemişim, çünkü üzerinde dikkatle durmadığım için..
likâe yevmihim hâzâ.. ALLAH celle celâlihu bugün, bugün şimdi, şu ÂN, elinizi değdiğiniz gibi.. buyuruyor.. BİZ de onları unuttuk!. Onların şu bu gün BİZe KAVUŞMA GÜNLERİNİ unuttukları gibi..
BİZ BİR-İZ.. SIRR-ı NAHNU.. HABLi’L- VERîD ve ÖZÜ..
ALLAH her ÂN kulunun Kendisiyle kavuşum HÂLİnde OLUşunu BİLmesini bekliyor!. Çünkü EMRettiği için.. her ÂN, her Namaz, her Söz, her HâL, her Nefes vs..
ALLAH celle celâlihu.: felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâzâ.. buyuruyor..
felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmü’l- âhireh.. buyurmuyor..
ve mâ kânû bi âyâtinâ yechadûn.. Bunu unuttukları için.. bir de ne için.. BİZim âyetimizi hüccet kabul etmediler, delîl kabul etmediler, bile bile bizim âyetlerimize cihad açtılar!. Cedel çıkardılar, cihad açtılar!. yâni diyorlar ki.: ALLAH celle celâlihu.: KÛN fe ye KÛN!.” diyor ne demek kardeşim öyle şey mi olur?!.” diyor!. Yâni tersini söylüyor, inkâr ediyor, bilerek inkâr ediyor!. Yâni bile bile inkâr ediyor!. Bu ne kadar ağırdır, yok sayarak tanımıyorlar!. yâni var ama yok sayıyorlar emîn olun!. Böyleleri çokkk!. Üzülerek söylüyorum çok basit şeyler yâni bir gün atlayıp gidelim Ahmed ÇakırCÂN İlâhaliyat Fakültesine orada meşhur Profosörler var.. işte diyelim ki: “Gelin ey millet buraya bu âyet ne diyor?.” diye soralım bakalım!. Bize ilk diyecekleri şey.: "CÂNınızı çıkarın, mezâra girin, mahşer gelsin, orada RABBımız gelsin, hesabı görelim?.”
Burada ne olacak?. Hizbu’ş-Şeytâna mı bıraktı burayı ALLAH celle celâlihu!.
ALLAH celle celâlihu bizi korusun!. ALLAHu zü’L-CELÂL, Şahdamarımızdan da AKREB olan RABBu’l- ÂLeMîNin Sözünü =>Şahdamarımız/Habli’l- Verîdimiz olan MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâmın Nefesinden SESlendiren =>Hâlis Muhlis Sıddık ve Âdil MuhaMMedî ÜMMetlerinden KILsın bizi diye DUÂ edelim!. Gerisi boş laf bu gün böyle olur yarın şöyle olur!. Savaşlar hiç bitmez!. Dünyâda kıyamete kadar savaş devâm eder!. Biz günümüzü yaşıyoruz!. Biz bugün safımızı belirlemeliyiz!. Safımız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasındaki “ALLAHu Ekber!.”dir İnşâe ALLAH!.
sormak istediğiniz bir şey varsa sorun!.
Ahmed.: Hocam burada bilerek inkâr ettiler diyorlar ya Hocam yâni bileliği aldıktan sonra mı inkâr ediyorlar yüz mü çeviriyorlar o anlamda buyuruyor ben öyle anladım..

kulİhvÂNi.: BİZim âyetlerimizi görüyorlar gözleriyle, kulaklarıyla duyuyorlar A’râf 7/51 âyetini onlarda okuyor, Arapça da biliyorlar diyelim, ki bunun böyle olduğunu biliyorlar hâlâ durmadan cihad ediyorlar!. Öyle değildir ALLAH’a karşı ters savaş açıyorlar yâni bilmeleri bundan dolayı faydasız!. Çocuk bile bilir çocuk bilebilir.. Adama desen ki.: “Şahdamarından yakın RABBım var!.” desem sana der ki.: “Sen böyle diyemezsin?.”
ALLAH celle celâlihu buyuruyor.: “Şahdamarınızdan da AKRABAyım/YAKINım!.”
Ne diyeyim şimdi yakın deyince âhirette mi deyim ya da Arşın üstünde mı deyim yakın mı olur yâni demek istiyorum ki saçmalıyor!.. Yâni bile bile inkâr bu işte!. Neden bile bile inkâr?. Bilmiyorsan Kur’ÂN’ı OKUrsun, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi DİNLErsin o bakımdan diyorum Ahmedçiğim!. şimdi sen profösör felân değilsin, ben de değilim amma sana birisi dese ki.: “KÛN feyeKÛN nedir Ahmed?.” Sen de dersin ki.: “Her nefeste, şimdi, şu ÂNda ALLAH celle celâlihu =>seni =>fiillerini ve =>düşüncelerini yeniden yaratıyor!. yâni yaratıp da bir işletmeye açmadı yâni her ÂN, YENİsini var ediyor!.”

Bu AKLı olanların başına gelenler isei AKILLarının İmtihÂNıdır!. Yoksa KEŞİŞ DAĞININ başındaki Karganın.: “yarın ne olacak, dün ne oldu!.” diyecek bir hâili var mı ..öyle birşeyle programı yok.. çünkü, onun o yaşadığı sürece fıtraten sadece =>BESLENmek =>ÜREmek gibi bir programla yaratılmıştır..
Bu yapıdaki insanları bilerek yapmalarının sebebi iki türlüdür.:
1-) Şu ÂNda Yahudilerin yaptığı gibi bilerek inanarak ya da ne bileyim ben Amerikalı Kovboyların yaptığı gibi İslâm Kanı aksın da ne kadar akarsa aksın!. İster Sağcı Müslümândan aksın, ister Solcu Müslümândan aksın, onların kanı aksın da tümünün aksın!. Bu Siyonistin sağı solu felân yok, zerre kadar yok!.
2-) Bir de içerden bilerekler var kendisini dinlediğin zaman ya da söylediği zaman Ameriken Uşağı Fetö gibi, Diyâneti saran Arap Kralının Uşsağı Vehhabî bozuntuları gibi!.
Ne yapıyor, akıl fikir ermeyecek şekilde içeriye sızdırıyor dışarıya sızdırıyor resmen işgal ediyor, işgal ettiriyor toparlanmaya başladığın ÂN’da da tümü başına çullanıyor, hepsi birden her türlü silâhıyla!.
Haa Efendim sâhib çıkanlar şöyle mi böyle mi?. yahu sahib çıkanların şöylesini böylesini bırak, ANA elden gidiyor.. HÜSRÂN var.. Kârı bırak, ANA Sermâye/ANADOLU elden gidiyor!. nerede gittiği gibi?. Yemen’de gittiği gibi ne bileyim ben, Irak’ta gittiği gibi, Suriye’de gittiği gibi, Libya’da gittiği gibi.. ya da daha öteki ülkelerde gittigi gibi.. Güney Amerika Ülkelerinde gittiği gibi..
BİZde ne gidiyor?. ALLAH’ın İSLÂM DÎNi BİZim ELİmizde gidiyor!. İslâm Dîni çöküyor!. Kim çökeriyor?. "İçerdeki hâinler mi, dışardaki hâinler mi?." cevâb.: “Hâinler!. Hâinin içi dışı olmaz!.”
İşte mesele burada!. Onun için ALLAH’a DUÂ etmemiz gerekir ki.:
ALLAH’ım bizi =>MuhaMMedî Şuur =>MuhaMMedî Nûr =>MuhaMMedî Sürûr =>MuhaMMedî O-Nûrda =>BİZ BİR-İZ KıL!. Gerçekten =>ALLAH’ına =>Kelâmullahına =>Rasûlullah’ına SÂHİB ÇIKacaklarla BİZ BİR-İZ et!.

Ne Buyuruyordu demin A’râf Ehli.: “Aman ya RABBi bunarla bizi bir araya sokma!.” Onun için bilerekten kasden.. Yâni çünkü onlar âlim olabilir profösler geçine bilir fakat bu inanç yok onlarda demek istiyorum!.Onlar bunu bilerek yapıyor.. Ama Dağın başındaki adam şöyle demiş böyle demiş onlar zâten kendi kabı kadar konuşuyor bilmem sorunun cevâbını verebildim mi ya da anlaya bildin mi sorunu Ahmed CÂNım!.

Ahmed.: Anladım Hocam ALLAH razı olsun Fetö örneği dediğiniz gibi tam oturuyor zâten yeterince açık zâten..

KulİhvÂNi: Fetö’nün türkiyedeki dostu ister en iyi müslümân gözüken olsun ya da herkesin diyelim ki kominist olsun fark etmez İslâm açısından ikisi de hâindir.. Hangi elbiseyi giyerse giysin!. Çünkü biz ALLAH’ın Yolunda bir ırktan taraf değil!. Mesele değil ırk ırk felân.. Bunlar giyilen pardösü bile değil bırak gömleği!. “Millet” kelimesi, Kur’ÂN-ı Kerîm’de “DîN”dir.. Aslı da dindir ırk değildir.. Onun için Milleti İbrahîma.. Millet-i İbrahîm.. İbrahîm DîNi..
Ne acı ki, bugün öyle bir yere oturmuş ki artık Kürdün Dini, Arabın Dini, Farsın Dini karışmış gitmiş yâni..
Irak’ta iki güne bir Sünnî Câmisi bombalandı.. kim bombaladı?. Şiiler bombaladı!.
Bir gün sonra Şii Câmisi bombalandı.. kim bombaladı?. Sünnîler bombaladı!.

“ALLAHu Ekber!. ALLAHu Ekber!.".. Ölen de öldürende “ALLAHu Ekber!.” çekiyor şehidlerine.. Müslümanmışlar!.
Hizbu’ş-Şeytân bunlar, aynı Hizbu’ş-Şeytân bunlar!. Rasûlullahsız, Kelâmullahsız, ALLAHsızlar!. Çünkü sözleri yanlış, uygulamaları yanlış, her şeyleri yanlış!.
Ben mecbur muyum Arap Irkından olmaya, ya da Fars Irkından olmaya veya ne imkanım varki.. ben ALLAH’ın, Peygamberinin İslâm DîNi'ndeyim bu kadar basit bir şey inancım bu çünkü!.
Şimdi sen diyelim ki Boşnak olsaydın ya da ne bileyim ben Gürcü olsaydın başka bir şey olsaydın ne diyecektim sana.: “Ahmed senin adın Ahmed olmasın!.” mı diyecektim ne alâkası var!.
ALLAH=>Kelâmullah=>Rasûlullah=>BİZ BİR-İZ =>KARDEŞİZ!. Ben mi diyorum?. Hayır =>“inneme’l mü’minine ihvetün” MuhaMMedî Mü’minler mutlaka kardeştir.. ALLAH celle celâlihu tâyin ediyor, ben mi ediyorum sen mi ediyorsun!.

Haa birileri cebinden kart gibi çekiyor gösteriyorsa.: “Din benim insiyatifimde, müslümânlık benim insiyatifimde ister siyâsette ister ticârette istismar ederim!.” diyorsa..
Afedersiniz böyle osuruktan teyyâreleri çok gördü Dünyâ ve yerlebir oldular!.
Umarız ki ALLAH celle celâlihu hepsini islah eder, iflah eder İnşâe ALLAH!. ALLAH’ın Dinine sâhib çıkan, Şeriat-ı Garraya sâhib çıkan, Dosdoğru, Âdil, Merhametli bir Sistemi Ülkemize ve Dünyâya hükümran kılar, Bizleri de Hasbî Hizmetçi kılar İnşâe ALLAH!. diye DUÂ ediyoruz İnşâe ALLAH!.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm
BismillâhirrahmÂNirrahîm..


SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..

Salât ve Selâm Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize olsun!. Sonsuz ve sınırsız İLMuLLAHça olsun İnşâe ALLAHu’r-RAHMÂN!.

ALLAHümme salli ve sellim ala seyyidinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve resulike ve nebîyyil ümmîyyi ve ala alihi ve sahbihi ve ehlibeytihi ve ümmetihi..

bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin irhamnâ!.

Yâ RABBu’l- ÂLeMîn!.

Birbirimize Gıyabî DUÂlar edelim; Hakkta, Hayrda ve RABBımızın Rızasında buluşmayı DUÂ edelim!. DUÂcımız olalım!. Herbirimizin elbette Dünyâmızda, Âhiretimizde ma’mur olsun, MuhaMMedî Ma’murluk içinde olsun, Mutluluk içinde olsun!. Ve elbette İslâm DîNinimizin Ni’metlerine burada kavuşalım!. CeNNetimizi burada bulalım!. A’râfımızı burada bulalım!. Rasûlullah’ımızı ALLAH’ımızı burada bulalım, BİZ BİR-İZ OLalım ve BİZ BİRLiğimiz Ebedî OLsun diye DUÂ edelim!.

Çünkü BU YOL =>RASÛLLAHın YoLu =>Kur’ÂN-ı Kerîm’in YoLu =>ALLAH’ın YoLu..
Dışardaki alevere daleverelerden bizi ALLAH celle celâlihu korusun ve kurtarsın onun bunun uşağı olmaktan ya da ona buna o dinli bu dinsizlerden bizi beri kılsın!.
Olsa olsa uyuyanlar vardır ki, ondan yelleniyordur, delleniyordur!. İmkan gücün yetiyorsa git uyandır, yetmiyorsa DUÂ et!. yâni başka ne yapalım!. Başka ne yapalım haa!. Onun oyuncağı da olma yalnız!. Mecbur değilsin uyuyan bir insânın yellenmesini koklamaya!. Sen uyanıksın, ezânı duymuyor musun!. “ALLAHu Ekber!. ALLAHu Ekber!.” "Sen müezzin ol ezânı oku Ahmedcânım!. DUYan-UYan GELecektir İnşâe ALLAH!."
Mesele bu es selâmu aleyküm ve rahmetullah ve berekatuhu
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim 46. SALÂVÂT-I ŞERÎFE.: SALÂVÂT-I SEYYİDİNÂ

Kerkük Türkmenlerinden Arapça Hocam kâmil insan Fatih Bayraktar’ın BUYurduğu ve her namaz sonunda 1 defa çekilmesinde faydalar olan SALÂVÂT..

Eûzubillâhi's-semî'u'l-alîmu mine'ş-şeytânirracîm.
Resimبِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Es SaLâtü ve's- Selâmü aLeyke YÂ HÂMİLE LİVÂİ'L-HAMD..
ALLAHu TeÂLÂ'nın SaLâtı ve Selâmı Sana OLsun!.
Ey Livâi'L- Hamd Sancağını Taşıyan
!.


ResimEs-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu.

Eûzubillâhi's-semî'u'l-alîmu mine'ş-şeytânirracîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.


Resim

ARAPÇASI.:

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى قَاءِدِنَا سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى رَاءِدِنَا سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى بَدْرُ الدُّجَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى شَمْسُ الضُّحَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَىنُورُ الحُدَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى عَبْدِكَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلى نَبِيِّنَا سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى رَسُولِنَا وَ أَكْرَمِنَا سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى شَافِعِنَا وَ شَافِعِ الذُّنُبِنَا سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِه ِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
بِعَدَدَ مَا فِي عِلْمُ الّلهِ صَلَاةً دَاءِمَةَ بِدَوَامِ مُلْكُ الّلهِ وَ عَلَى آلِه ِوَ اَصْحَبِهِ وَ أُمَّةِهِ أجْمَاءِينَ
الصَّلَاةُ وَ السَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا الْأوَّلِينَ وَ الْآخِيرٍ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَاوَاتُ الرَّحْمَانَ
الْحَمْدُ لِلًّلهِ رَبِّ الْعَلَمِينْ


TÜRKÇESİ.:
* ALLAHumme salli alâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed...
* ALLAHumme salli alâ Kâidinâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* ALLAHumme salli alâ Râidinâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* ALLAHumme salli alâ Bedrü’d- Dücâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* ALLAHumme salli alâ Şemsü’d- Duhâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* ALLAHumme salli alâ Nûru’l- Hudâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* ALLAHumme salli alâ Abdike Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* ALLAHumme salli alâ Nebiyyinâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* ALLAHumme salli alâ ResûLinâ ve Ekreminâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* ALLAHumme salli alâ Şefî’inâ ve Şefîi’z- Zünübinâ Seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed..
* Bî adade mâ fî İlmiLLAHi salâten dâimeten bi devâmi MülkiLLAHi ve alâ âlihi ve Ashabihi ve ÜMMetihi ecmâîn..


MÂNÂSI.:

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!..
Biz Müslümanları çekip götüren Başkomutanımız, Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Dünyada, dinde ve âhirette doğru duraklarımızı göstermek için önceden gönderdiğin ÖNderimiz, Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Bizi kandırıcı ve yutucu zulmet ve karanlıkların Dolunay’ı Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Maddî-Mânevî en parlak zamanın ve beyânın tek ve eşsiz Güneşi Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
NÛRun’dan NÛRu’nu yarattığın Hudâ Nûru Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Sana dönük hâliyle=>RESÛLULLAH, bize dönük yüzüyle=>ABDULLAH Kulun Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Bize Hakkın ve Hayrın haberlerini getiren Peygamberimiz Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Risâlet Tâcı giydirdiğin ve tek Kerem ve İkram kaynağımız Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Günahlarımızın affı için tek yardımcımız ve her hususta Şefâatçımız Efendimiz MuhaMMed’e ve Efendimiz MuhaMMed’in âilesine salât ve selâm et!.

Ey Allah'ım, Yâ Rabbî!.
Sonsuz İlminde var olanlar adedince ve muhteşem Mülküyün devâmınca Efendimiz MuhaMMed’e,
Azîz ÂiLesine,
Kendisine sahib çıkan ve sahib çıktığı SahabeLerine,
ÇİLEkeş ÜMMetinin CümLesine-hepsine saLât ve seLâm et!.


Es Salâtü ve’s-Selâmü alâ seyyide’l- EvveLin Ve’l- Âhirin Seyyidinâ MuhaMMedin SaLâvâtü’r-RahmÂN...
ALLAHu zü’l- CELÂL’in Salât ve Selâmı,
Er RahmÂN’ın salâvâtları Evvel ve Âhirin SeçiLmiş Efendisi
ve Efendimiz olan MuhaMMed’e olsun!


Elhamdülillahi rabbi’l-âlemîn..
Hamd âlemlerin RABB’ı ALLAH’a mahsustur!
ÂLemLerin RABBına HamdoLsun!.


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...


ResimGÜL


ALLAHu zü’L-CELÂL’in salâtı selâmı selâmeti Rasûlullah sallallahu aleyhi veselleme, EHL-i Beyt aleyhisselâma ve bütün Ümmetine/bizlere olsun İnşâe ALLAH..
ALLAH celle celâlihu =>RABBımızı ve vaktimizi bilmeyi nâsib etsin.. Kullanabildiğimiz zaman dilimleri vâkitlerdir ki ne derse desin ne yaparsa yapsın geldiği yer aynı yerdir ve insân hiçbir şey değildir!.
Benim hayatımda çok önemli insânlar olmuştur. Ben de bazı insânların hayatında olmuşumdur.. Bunlardan birisi de Fâtih Bayraktar’dır.. Kerküklü Fâtih Bayraktar.. Hakan bilir bazıları bilir bazıları da hatırlayabilir!.
Fâtih Bayraktar, Metalurji Mühendisiydi aslında.. Her şeyini o Saddam zulmünden kaçarken orada bırakmıştı. Türkiye’ye pasaportsuz gelmişti, diplomaları orada kalmıştı, çırılçıplak gelmişti beş Çocuğu, bir Kız Kardeşi ve Hanımı vardı. Abisi daha önceden gelmişti Türkiye’ye, Albaydı ve zâlim bir karısı vardı Eskişehir'deydi hiç sâhib çıkmadıkları için Antalya'ya geldiler.. ALLAH celle celâlihu.. “Milli Eğitim Bakanlığının halk eğitim kısmında Arapça Kursu verilecekmiş.” dediler. Ben de gittim “Arapça Dersini kim veriyor?” dedim. Dediler ki.: “Kerkük’ten bir Hoca geldi o verecek Arapçayı.. Eğer on kişi olursanız kursu açarız!." dediler. Artist bir insândı Müdür. Ben de o zamanlar kelek kesenlerdendim yâni, sırtım kavîydi.. Bu Hoca açacak, yâni senin keyfine kalmadı da hocayı bulalımmış!.” dedim. Konuşurken Fâtih Hoca geldi.. Yürüyüşü sanki bir milyoner edâsıyla çok gâniyy.. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem İzzeti Şerefi Haysiyetini taşıyan bir edâyla girdi, koltuğunun altında bir çantayla!. Ben.: “Aaa Hocam hoş geldiniz!.” diye sarılınca gözleri doldu dedi ki.: “Sende tanıdık bir koku aldım!.” dedi. “Ben de sizden aldım Hocam!” dedim.. Dangalak Müdür kahkaha attı.. Döndüm dedim ki.: “Adın da Mustafa amma, sen Mustafa aleyhisselâm kokusunu bilmezsin belli!.” dedim. Kıpkırmızı oldu..
Hocama Arapça Kursu açtıracağız fakat ekmek parası yok, hiçbir şey yok sıfır.. Antalya da tanıdıkları varmış onlar oradan bir ev tutmuşlar, gelmiş eşyâları koymuş, yapacak bir şey yok!. Arapç, ana dili ama diploma yok Kerkük'te her şeyy.. Hâli böyleydi azîz Hocamın!.

Bunları niye anlatıyorum!. Birkaç gün önce rahmetli oldu da onun için anlatıyorum!. 1928 doğumluydu yâni 89 yaşındaydı kendi ifâdesiyle söylüyorum ALLAH Rızası için bana elini bağlayan asla hiç çekmeyen tek inşandı!. En yaşlı tek inşandı, tek yalnız, eşi olmayan bir inşandı!. Her Cuma konuşurduk bir insân böyle mi RABBısına güvenir Kefil ve Vekil edinir, böyle mi CÂNdan yürekten inanır hep hayret ve dehşet içinde kalmışımdır!.

Anlatıyor.:
"Hakkari’ye yaklaşırken dağlardan, uçurumlardan katır sırtında geçiyorduk ki katır tökezledi.. Ben başını çekiyordum, elimi attım da çocuğun eli geldi elime!. Yoksa Salih, uçuruma gidecek bir daha gidip almaya vaktimiz yok çocuğu.. arkamızda Saddam'ın sınır askerleri..” diyor.. Yâni böyle acı zamanlar geçirmiş!. Sonra esir kampı gibi kampta kalmış kimlikleri yok, şunu yok, bunu yok bir sürü serencâme geçirmiş bir inşandı.

Neticede ALLAH onu Antalya'ya getirdi oradaki tanıdıkları vasıtasıyla ve biz karşılaştık bağımız MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm oldu kokumuz, Elest BezmK kokusu gibi, Mahşer Kokusu gibi.. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in CÂN, kan, imân kokusu gibi BİZ BİR-İZ oldu hayatımız boyunca böyle oldu..
En son aradığımda Hanımı.: "Hocam, Fâtih Hoca komada hiç çocuklarını bile tanıyamıyor!." dedi. Ben de güldüm dedim ki.. "efendim siz lütfen telefonu kulağına veriniz. ben söyleyeceğimi söylerim, duyarsa duyar duymazsa CÂNı sağ olur!." dedim.. Benim haberim yoktu komada olduğundan, hasta olduğunu biliyordum sâdece.. Ama hiç unutmuyorum o muhteşem sesiyle bana.: “Âkıbetimiz hayr olsun, Kelâmullaha ve Rasûlullah’a hizmete devâm et! DUÂm seninle BİZ BİR-İZ” fededi.. sonra ses kesildi.: "daldı dediler.. tekrar daldı!.” dediler. günlerdir konuşmuyordu Hocam..
Dedim ki onu konuşturan biz değiliz!. BİZ BİR-İZ-lik böyle bir neşedir, böyle bir melekedir, böyle bir ALLAH’ın Lutfu Keremidir, İzzeti Şerefidir. Bu bambaşka bir şeydir.. bambaşkadır anlatmakla olacak iş değildir.. bu ancak yaşayanların şâhid olacağı bir iştir.. iyi de, bu yaşam içerisinde bin bir kılığa ve hâle giren, söz konuşan, söz duyan ve o sözlerine uyan, arada sırada da gâhi “ALLAH!.” Gâhi.: “yALLAH!.” diyen insân toplumu içerisinde bunlar nasıl fark edilecek!. Bunlar bulut gibi, rüzgar gibi, güneşin ışığı gibi.. inşanlar onların farkında değiller!. Ancak olmadığı zaman kıyameti koparırlar, güneş her gün doğar ancak umurunda değillerdir!.

Hülasa-yı kelâm eskiden sohbetlerimize salâvâatla başlardık, neşeli sohbetler yapardık!.
Sonar ben içten dıştan yaralandım!. Belki bu, tamamen benim kaderimle ilgili şeyler ALLAH hayra çıkarsın!.
Ama yine de elimiz ne Fâtih Hocalardan koptu, ne Siirtlilerden koptu, ne Sâlih Babalardan koptu, ne Hacı Osman Efendilerden koptu.. ne de netice olarak Şeyh Abdulkadir Geylanî Hazretlerinden koptu, ne ne de ALİ keremullahi veche Hazretlerinden, ne de Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemden koptu!.
Çünkü bizim tek sermâyemiz Sadakattır!. Sadakatı böyle severiz biz!. Sâdece sâdık olmaya çalışırız! İyi kötü değil, sâdık olmaya çalışırız!. Neden bunları söyledim!. bu sohbetimize sevgili Hocamın salâvâtı vardı bu salâvâtın sırrını anlatacak değilim, ama o’nun bana yazdırdığı bir salâvâttır.. bu ondan bize kalan bir şey daha vardı Abdulkadir Geylanî Efendimizin bizzât buyurduğu namaz kılarken iki secdenin arasında okuduğumuz basit bir DUÂ vardır.:
“ALLAHümme RABBi firli velîvâlideyye velîl mü’minine ve’l- mü’minât yevme yekumu’l- hesab.”
Bunu da Abdulkadir Geylanî Efendimiz buyurmuştu, bana da söylemesini söylemişti!. Ve bana söylemişti ben de o gündür bu gündür böyle devâm ediyorum!.
Çünkü biz duyduğumuza uyarız, kaynağımız neticede Rasûlullah ve ALLAHtır!. Biz uydur kaydırla vâkit geçirmeyiz, geçirdiğimiz zaman ise, onun bedelini çok ağır öderiz!. Bakınız Kerkük Türkmenleri’nden.. Neden “Bayraktar” soyadı?. Çünkü o’nun ataları Dördüncü Muradın Bağdat Seferinde Bayrağı çekenlerdi ve oradan dönmemişler, orada kalmışlardır.. Bayraktardı yâni, hakikaten Bayraktardı çok kahraman bir insân milletidir, temiz bir insân, güvenilir bir insân, yiyecek ekmeği olmasa dahi ALLAH’a inanan Kefil ve Vekil kabul eden, yarın ne olacak endişesi taşımayan bir inşandı!. Yüzünü görseniz milyoner zannedersiniz ama ekmek parası olmaya bilirdi.. Hiç endişe duymazdı.. RABBısına böyle bir tevekkül içindeydi, hayrandım ben ona.. 1995 yılından sonra uzun zamanlar BİZ BİR-İZ OLdukk..Bir gün çocuklarını toplayıp.: “Bu yalan Dünyâda tek akrabamız var ALLAH’ın bize bahşettiği o da Abdullatif Hocam!. tek akrabam, CÂNım ciğerim her şeyim BİZ BİR-İZ!.” derdi. Gerçekten de, öyleydik yâni..

Bir şeyi daha anlatmak istiyorum biz balın baklavanın içerisinde her türlü ni’metin içerisinde.. Özellikle ben biliyorsunuz çok lüks yaşayan bir inşanım.. ALLAH beni affetsin, çok nazlı bir insânım RABBımın yanında da nazlıyım insânlar yanında da nazlıyım yâni.. Kibir değil,İzzet sâhibiyim!. onu demek istiyorum..
İlk zamanlarıydı Fâtih Hocamın.. Hâlini hemen anlamıştım.. “Nerde oturuyorsunuz Hocam?.
Benim bir yaramaz Baldızım vardı onun evinin karşısını târif etti.. ne apartmanı söylemedi dedim ki.: “Hocam apartmanın adını söyle!.” “Yenidoğan.”
Tamam da, niyetim ne ALLAH biliyor ki.. o zaman Devlet Su İşlerinde sandık vardı sandık.. sandık ne demek?. DSİ 13 bölgeye âit sandık kooperatif gibi.. toptan alır çok az kâr koyarak üyelerine satan bir yerdi. sandık kurulmuş bir zamanlar dedim ki.: “Sandıktan ne alabilirsem alayım götürüp evine bırakayım.. DSİ arabası olmaz.. ve bunun için Nimet Terzioğlu o da 1928 doğumlu.. şu ÂN da son zamanlarını yaşayan Nimet Abimiz.. bana ud dersi vermek için ud aldıran, senelerce uğraşan ama ud çaldıramayan, bütün çocuklarıma mandolin dersi veren bir dostum..
O da zor zamanlar yaşamakta.. birkaç gün önce konuştum.:
Âşık oldur ki CÂNın fedâ eder CÂNına!.” deyince ağlamaktan konuşamadı.. "Artık ben dedi kemânı elime bile alamıyorum!."dedi.
Udî ve Kemânî bestekârdır, benim şiirlerimi bestelerdi..
Nimet Abi çıkamıyordu telefonuma.. Haydut bir karısı vardı ALLAH affetsin hâlâ var da ikinci karısıdır.. “Belki telefonu vermiyorlar!.” diye üzülüyordum nasıl olduysa çıktı.. Yâni son nefeslere yakın zamanları demek istiyorum Nimet Terzioğluna dedim ki.: “Devletin arabasıyla götürmek istemiyorum sen DSİ’ye gel sandığın önüne de bir yere bir şey götüreceğiz!.” Arapçayı 10 kişi bularak açtırmıştım ki, birisi de Nimet Abi’nin Karısıydı Sennur Hanımdı..
Ben Hocamın evine ekmek bulmaya çalışıyorum!. Hocanın Diploması yok, bir yol bulmaya çalışıyorum.. etkim var insânlar üzerinde, gücüm demiyourm bakın etkim diyorum..
Ve insânları İmtihâna tâbi soktular Arapça İmtihânına Hocamı imamlar felân “Arapçası yeterli mi?.” diye.. tâbi komik bir şey ama öyle oldu yâni bir tutanak tuttular Arapça kursu verebilir diye ve Hocam kursa başladı.. Kurs vermeye başladı…

Ve o günlerde Nimet Abinin o, fısfısla boyadığımız fıstık yeşili murat markası arabasıyla ALLAH ne verdiyse RABBımın Lutf u Keremiyle arabanın yükleyeceği kadar malzeme aldık götürdük o dediği adrese basıyoruz rast gele, diyoruz ki.: “Buraya yeni bir insânlar gelmiş!.” “Heee 3. Kata geldi!. Çaldık Hanımı çıktı.: “Efendim biz size bir şeyler getirdik!.” Dedi ki.: “Çok özür dilerim Fâtih Hocanın haberi olmadan alamam!.” dedi. “İyi amma biz de geri götüremeyiz!.” dedim. “Ben de alamam kusura bakmayın!.” dedi. o zaman dedim ki.: “sizin kapının önüne koyayım başkası alırsa helâl olsun!. almazsa hoca gelince içeri alır!. Ak saçlı birisi getirdi!.” dersin dedim. “siz bilirsiniz!. dedi kapattı kapıyı. Biz kapının önüne yığdık getirdiğimiz malzemeleri, tenekeler menekeler, ne varsa doldurduk böyle istif ettik!. Gittik.. bir gün sonra geç geldi Hoca, hemen derse girdi işte anlatıyor şöyledir böyledir felân diye çok titiz bir insândı anlatırken kendini vererek anlatırdı. “Bir mola verelim!. dedi. “Tenefüs yapalım!.” dedi. Ve o gülüp oynayan Hocam boynuma sarılarak ağladı dedi ki.: “Sen ne yaptın biliyor musun Abdullatif, sen Medineli Ensarlar gibi yaptın bana!.” dedi.. “Medine Ensarları gibi yaptın.. dyâni ekmeğini paylaştın, BİZ MuhaMMedî BİZ BİR-İZ hamdolsun!.” dedi.

Hâşâ, ben iyi olduğunu söylemiyorum dikkat edin ben Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Ahlâkina Sâdık olduğumu, Sâdık kalmaya çalıştığımı söylüyorum!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Şimdi toprağın altında Fâtih Hocam ve biz hep beraber olduk. Ben Siirtli Hocama giderdim. O, Siirtli Hocama hiç gelmemiştir. Ama Hacı Osman Efendiye hayrandı.: “Hayatta elini tuttuğum tek Mürşid Hacı Osman Efendi!.” derdi ondan ders almıştı, Kadirî’ydi çünkü.. Kuddusi Babanın dersini almıştı.. Hacı Osman Efendinin geldiği zamanlarda haber verirdim hemen gelirdi.. Hacı Osman Efendi, o'nu imam yapmadan imam olmazdı ve derdi ki.: “Senin ilmin çok Arapça ana dilin!.” derdi Fâtih Hocam o kısık, kesik kesik meşhur Arapçasıyla hârika yatsı namazları kıldırmıştır bizim lojmanda.. Yâni Fâtih Hocam imam olurdu sonra Hacı Osman Efendi gitti..
Fâtih Hocam çok kapandı içine, bir hal oldu yâni bu arada büyük Kızı o zaman Özal’ın Mısır seyahatinde onun tercumanlığını yaptı.. Sonra bir büyük elçiyle evlendi.. işler değişti.. kimlikler alındı bir yol yordam oldu, her şey değişti bir anlamda..
Ve bir gün Fâtih Hocam telefon etti.: “Size geliyorum!.” diye “Buyur Hocam gel!.” dedim.
Dedi ki.: “Ben epeydir büyük bir karambola girdim Hacı Osman Efendinin gidişi beni üzdü, yâni şey yaptı boşluk bıraktı.. ama bu sabah namazdan sonra hârika bir şey oldu!.” dedi. “Ne oldu Hocam?.” “Sanki CÂNlı dedi rüyâ değil yakaza halinde Hacı Osman Efendiyi gördüm.. “Hocam siz öbür tarafa geçmediniz mi?” dedim “Evet geçtim ama geri geldim Fâtih Hocam!.” dedi “Nereye gidiyorsunuz?.” dedim. “Şu kalabalıkta bir güreş yapılacak orada pehlivanımız var!.” dedi. Beraber oraya kadar yürüdük binlerce insânın içinde bir meydan yağlı güreş yapılacakmış.. Ortada bir pehlivan oturuyor.. (Benim de, pehlivanlıkla bir alâkam yok yumruk kadar adamım biliyorsunuz).. Beraber Meydana vardık. O Güreşçi rakib bekliyor.. kıbleye oturmuş, böyle kisbet giymiş.. Hacı Osman Efendiy .: “İşte bizim pehlivanımız!.” dedi. Dönünce baktım ki o PEHLİVÂN sendin..
Hacı Osman Efendi.: “Fâtih Hocam BİZ BİR-İZ!. BİZ BİR-İZ!. ne Abdullatif Oğlum, ne ben, ne sen =>Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem yüreğinde BİZ BİR-İZ!. Ayrımız gayrımız mı var!.” dedi.
Ayıktım, ben ağlayarak sabahı ettim!. Neden?. Çünkü ben zannederdim ki insânlar Mürid olur Mürşid olur!. Meğer insânlar =>Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Yüreği’nde Mürid olurmuş!. Mürşidi Mutlak =>MuhaMMed aleyhisselâmmış!. Ben de, insânlar olur sanıyordum!. Mürşid, Hacı Osman Efendi olur yok öteki olur beriki olur!. Meğer bu başka bir şeydi, çünkü çok başka bir şeydi. YAŞAmadan insânlara zor anlatılır!. İnşanlar için vakti bilmek gerekir, vakti zamanı bilmek!. afvedersin benim gibi eşek gibi yaşamış bin sene yaşasa yine eşekçe yaşar!. Eşeği kötülediğimden değild e ama insânca yaşasa bir, VAKti BİLdiği ÂN’da =>RABBını BİLiverir..

Resim --- Resûlullah sallALLAH u aleyhi vesellem.:“Men arefe nefsehu =>fekad arefe RABBehu.: Nefsini/Kendini TANıyan/BİLen =>RABB’ini TANır/BİLir.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfu’l-Hâfâ, II, 236.)

O zaman =>“BİZ BİR-İZ” olur!. O zaman =>Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem NÛR-u MuhaMMed olur =>NÛRULLAH olur!. Güneşin ->Işığı olur, güneş olur..
Hülasa-i kelâm ALLAH’ın Muradı yerine gelir!..


Şimdi biz Fâtih Hocâm’ın bize emânet ettiği 46. Salâvâtımızı da her namazdan sonra 1 defâ çekilmesinde faydalar olduğu açıktır İnşâe ALLAHu TeÂLÂ..

Euzubillâhimine’ş-şeytânurracim bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm..
Esselâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu,
Euzubillâhi semi’i’l- âlimü’l- mine’ş-şeytânirracim
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm esselâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlullah!.


ALLAHümme salli alâ Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım!. Bizim Seyyidimiz =>Dinimizin Zâhir Ve Bâtın Sâhibi .. Seyyid bu.. Zâhirde ve Bâtında dinimizde sâhib olan MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellim Efendimiz’e ve O’nun âilesine salâtu selâm ederim..

ALLAHümme salli alâ Kâidinâ Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım!. Biz müslümânlara Çobanımız, Baş Komutanımız Liderimiz Her şeyimiz, Efendimiz.. seyyidina->seyyidimiz MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm Efendimiz ve Efendimizin Âilesine salâtü selâm olsun!..
Kim bu Âilesi?. Kim olacak Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemi doğurup dokuyan ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den doğup dokunanlar, DUYanlar ve UYanlar, Sâhib ÇIKanlar ve Sâhib ÇIKtıkları..

Kâid.: Süren. Sevkeden. Yedeğine alıp çeken. Serasker, kumandan..

ALLAHümme salli alâ Râidinâ Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım!. Dinimizde Dünyâmızda ve âhiretimizde dosdoğru duraklarımızı göstermek için önceden gönderdiğin Râidimize/Rehberimiz MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm’a ve Âilesine salâtü selâm olsun!.
“Raid” yâni o ->biliyor oraları, o durakları o biliyor!. Sanki bir batağın içinden geçiyoruz adım adım.. fakat orada belirli taşlar var. o taşlara basan yürümeye devâm ediyor. yanlış yere basan ise gömülüyor gibi.. raid, böyle bir şey yâni ve bu yâni konaklanacak yeri önceden biliyor.. kendisi tahmin etmiyor. öyle bir Rehber ki ->nereye varacağını biliyor ->kendisi gitmiş gelmiş gitmiş gelmiş yâni ->şeksiz şüphesiz biliyor o yolu

Raid..: Konaklanacak yeri görmek için önceden gönderilen kimse…

ALLAHümme salli alâ Bedrü’d- Dücâ Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım!. Kulluk İmtihanımzda, DÖNüş Yolumuzda->Yutucu zulmet/karanlıklar ve bataklıklarla dolu DÜNYâdan DÖNüş YOLumuzun Bedri/Dolunayı MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm’a ve Âilesine salâtü selâm olsun!.

ALLAHümme salli alâ Şemsü’d-Duhâ Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım!. Zamanın en parlak, gündüzün en parlak olduğu, sabahla öğlenin arasındaki Duhâ Zamanının GÜNEŞi MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm’a ve Âilesine salâtü selâm olsun!.
Ayşe Vâlidemiz bir hadisinde “duhâ”yı târif ederken.: "Yavru develerin ayağı kumda yanmaya başladı mı (duhâ başladı mı) Duhâ Zamanı girdi.” diyor.. Böyle bir Duhâ..
Şems, güneş.. Duhâ, Duhâ Namazı.. ve’d-Duhâ Sûresi var..
Duhâ =>Hakikat-ı MuhaMMedî Dâimîyetine Ulaşmak.. demektir..
Duhâ =>Öyle net, öyle parlak ki, karanlık sıfır olan bir haldir.. Şemsu’d- Duhâ seydine MuhaMMed sallallahu aleyhi vessellem..

ALLAHümme salli alâ Nûru’l- Huda Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım!. Hüdâ’nın NÛRu olan Hidâyetin NÛRu olan Efendimiz MuhaMMed sallallahu aleyhi ve selleme salâtı selâm et!.
Nedir hidâyet?. hakkı hakk, bâtılı bâtıl bilme kudretidir, melekesidir hidâyet.. bunu bulan idrak eden kişi hidâyette olan kişidir..
Onun bunun lafıyla sözüynen.. her türlü alâvereyi dalâvereyi yapıp işte sonra da falana kapıldım aldı beni şöyle yaptı böyle yaptı.. Kim o dediğin Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem mi? yoo!.. EHL-i Beyt aleyhisselâm mı?. yoo!. Aklı başında ALLAH Dostları mı?.
Hayır!. Soytarının teki.. Tasavvufi Simsarı, Tevhid Tüccar felân feşmekân..

ALLAHümme salli alâ Abdike Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım!. SENin herkes gibi ABDULLAH olan MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm.. Yâni Dünyâya ve bize dönük yüzüyle ABDULLAH aleyhisselâm.. ALLAH’a dönük yüzüyle MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm olan Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e salâtu selâmımızı ilet ulaştır..

ALLAHümme salli alâ Nebîyyinâ Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım!. SENden bize ALLAH Haberini getiren, ALLAH’a imânımızı getiren, Amelimizi öğreten O NEBÎ.. BİLELik NÛRunu taşıyan MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâma, selâtı selâmımızı ulaştır!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »


Resim
ALLAHümme salli alâ Resûlinâ ve Ekremînâ Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
Yâ ALLAH celle celâlihu o Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm ki, Risâlet Tâcını giydirdiğin ve tek kerem ve ikrâm kaynağımız zü’l-CeLÂL ve’l-İkramı, CeLâL’inden İkramını ancak Rasûlü Ekremden alabiliriz. ALLAH’ın NÛRu ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Ekrem olarak, NÛRu olarak eşyâlaşabilir.. Hâşâ ALLAH eşyâlaşmaz!. Güneş ışıklaşmaz güneş ışık verir!. Işık güneştendir amma güneş değildir.. Bu ince bir detaydır.

ALLAHümme salli alâ Şefî’inâ ve Şefîi’z- Zünübinâ Seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âlihi Seyyidinâ MuhaMMed.:
ALLAH’ım, dinimizde Dünyâmızda ve Âhiretimizde; her türlü engelimiz, tasamız bir sürü şeylerimiz için tek Yardımcımız ve her hususta Şefâatçımız ve bizim zunublerimiz BİLELik NÛRu’na kendimizin bâzen sâhib çıkmaları her şeyi arada yaparken.: “Ben de yapıyorum!.” demek bunlar zunübtur, yanlışlıkla yapılan işlerdir!. Yâni RABBımızı bir kenâra atmak değil de.. BİLELik özelliğimi bir ara kaybettim!. Birisi dürttü, ben dürttüm, o dürttü felân feşmekân oldu.. Yâni Şeytân yaptı, öteki yaptı, beriki yaptı.. neticede RABBim yaptı!. Anladım!. Bunlar da bizim şefâatçimiz.. yine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Bi adade mâ fî İlmillâhi salâten dâimeten bi devâmi Mülkillâhi.:
Ne kadar olsun?. ALLAH’ın İlmi kadar olsun!. ALLAH’ın sonsuz ilminde var olan kadar O’na salâtı selâm et!. Sayıya, miktara felân gelmez!. Yâni anlatmaya gelmez İLMULLAH kadar olsun, dâimâ olsun, devâmlı olsun!. Öyle devâmlı olsun ki, ALLAH’ın Lutfu devâm ettiği sürece, güneşin ışığı devâm ettiği sürece, salâtı selâm olsun!. Yâni böyle çok olsun..

Ve alâ âlihi ve ashâbihi ve ümmetihi ecmâîn.:
Kendisine sâhib çıkan ve sâhib çıkilân SÂHABELerine de olsun!.
Ve EHL-i Beytihi.: EHL-i Beytine de olsun.
Ve ÜMMetihi.: Çilekeş ÜMMetinin cümlesine de olsun!. Hele şimdi Dünyanın her yerinde MuhaMMed aleyhisselâmın Ümmeti korkunç acılar çekmektedir, bir futbol topu gibi önüne gelen tepiklemekte, çoluğu çocuğu, hastayı yetimi yaşlıyı yaralıyı bereliyi paramparça etmektedir!. Korkunç bir zulüm var bunun bedelini bütün Kâinât ödeyecektir!. Tıpkı 2. Cihân Savaşı gibi!. Avrupada 30 milyona yakın insân ölmüştür ve bunların çoğu İngiliz, Alman, Fransız birbirini gebertmiştir!. Haa bugün, ha yarın yine olacaktır bu!. Zulüm böyle geri döner başlalarına geçer.
Geçer ama bu arada biz, İslâm Ümmetleri hepimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve Kelâmullahı bir tarafa ittiği için onun yerine sahtekârları oturttuğu için ve ALLAH ve Rasûlullah’ı elinin tersiyle demeyim de şöyle biraz geri durun dedikleri için bunun bedeli çok ağır olmakta ve olacaktır. Çünkü İslâm görüntüde değildir. İslâmda imân kalbtedir kalbte imânı olmayanın ameli münafıktır, kâfirden de beterdir. Onun için Tahkik İmânı olmayanların ki, MuhaMMedî İmânları olanların amelleri =>Sâlih Ameldir..

Es Salâtü ve’s-Selâmü alâ seyyide’l- Evvelîn.:
Ey evvellerin evvelînin zâhir ve bâtının sâhibi seyyidi olan MuhaMMed aleyhisselâtü vesselâm.
Ve’l- âhirin.: Başın ve sonun seyyidi MuhaMMed sallallahu aleyhi vessellem, Salâvâtü’r-Rahmân olsun sana nefhasını alıp durduğumuz nefeslendiğimiz Rahmân ALLAH celle celâlihunun sana sonsuz ve ebedî ve âhir seçilmiş Efendimiz sana Rahmân Nefhasının Nefesinin salâtı selâmı olsun!.

Elhamdülillâhi RABBi’l-âlemîn.:
Hamd, her zaman her yerde her halde ve her nefeste RABBı olan ALLAH’a mahsustur. Âlemlerin RABBine hamd olsun!.

ALLAH ganî ganî rahmet etsin Fâtih Hocam’a böyle güzel bir salâvâtı bize bırakmıştır.. Çok değerli bir insândı aziz bir inşandı.. “Yer yüzünde yaşayan Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e en büyük hürmeti gösteren insân kimdir?.” deseniz. Şeksiz şüphesiz.: Fâtih Hocam!.” derim hiç tereddütsüz böyle derim.. Zerre kadar aklıma bir şey gelmeden derdim. Bu kadar nettir!.
Çünkü bir insân, ALLAH’a böyle mi sâhib çıkar böyle mi kefîl kabul eder böyle mi vekîl kabul eder!. “Kıyamet kopuyor!.” desen bile, yüzünün rengi atmadan.: “Elhamdulillâh hakk olsun hayr olsun!.” diyen bir insân düşünebîliyor musunuz!.
Akşama evde yiyecek bir ekmeği yok.. “Hamdolsun yâ RABBî!.” diyecek birisi işte bu =>İNSÂN..

Elimde olmadan kendimden bahsetmek durumunda kalıyorum ama ben bunu yaparken ALLAH’ım biliyor ki, RABBım biliyor ki, burada alıp satıcı birisi yok!. Biz alıcı ve satıcı değiliz; ben, Ahmed Çakırın ruhunu bilirim!. Ahmed Çakırcânım benim ruhumu bilir!. BİZ BİR-İZ çünkü.. Bizim birbirimize vereceğimiz alacağımız şey =>“Lâ İLâHe İLLâ ALLAH MuhaMMedü’r- Rasûlullah!.”tır. O’nunki benim, benim ki o’nundur!.
Bunu demek istiyorum ama şu var.: “Neden bunları konuşuyorsun Hocam?.” diyorsanız şunun için söylüyorum ben onunla yiılardır konuşuyorum, her Cuma mutlaka aradığım birisi oydu, birisi de Nimet Abiydi.. neden?. Vefâ böyle bir şeydir. Vefâ çok geç yetişen bir meyve ağacıdır ,yılarını vermen gerekir ama vermeye başladı mı bütün cefâları ->sefâya çeviriverir!. Muhteşemliğe Mubârekliğe Muazzamlığa Mustafalığa çevirir, MuhaMMed aleyhisselâm Ahlâkı'na ullaştırır inşanı!. Çok yüce bir şeydir!. Ondan sonra Samimîyyet Sabır ve Selâmet Çiçekleri açar o ağaçta!. Sadakat Ağacı kuruyanlar, Sâdık olmayanlar, dürüst değildir, yazıktır, yazık inşanlardır!. Çok acıdır bunlar kendilerine, nefislerine zulmedenlerdir ALLAH korusun!. ALLAH bizi sâdık kılsın, olumsuz gitmeyelim!.
Evet telefonumu kaybetmişim de yoğunluktan, trafik yoğunluğundan oraya buraya git gel meğer pardüsünün cebinde yatak odasına atmışım!. Telefon yok, her yeri arıyorum ama ALLAH razı olsun bizim HAYy Hakan.. HAY BaBa.. HAY biliyorsunuz =>Hakan Ârif Yıldız demek!. Hay Hakan aradı da bu telefon nerde çalıyor?. Araya araya bulduk ki Hakan.: “Dayı sohbet var!.” ALLAH razı olsun sohbet var biz A’râf Sûresinin ellisinde kalmıştık.. Hocam'dan dolayı böyle bir giriş yaptık ve ALLAH sonsuz rahmet etsin bakınız benim çok dostum olmuştur bu hayatta.. Ben bu insânlardan bunların hiç birinden hiçbir zaman hayatta yamukluk görmedim hiç ama!. Her zaman her hâlimde her nefesimde yanımda oldular!. Her zaman benim elimi uzattıklarımdan pişman olmadım ALLAH’a şükür!.

Yâni o biraz zor demek istiyorum insânlara sâhib çıkmaya çalışmak!. Bizim yolumuzda yok zâten biz MeLâMîyiz, alıcı satıcı değiliz!. Bâzen öyle geçtiydi burada o zaman içinde artık şimdi Kervân YoLuna devâm ediyor, İtiyle Atıyla Devesiyle Çanıyla yürüyor!. Öbür Âleme geçenler de BİZimle beraber!. Öyle derdi Rahmetli Hacı Osman Efendi.: “Evlâd!. Evlâd sen bütün tarikatlara gir çık, uğraş yaz çiz, Bizim Dersimizi çekip çekmemeyi düşünme!. Vallahi toprağın altında da biz senin yerine çekeriz!. Yeter ki sen =>Kelâmullaha ve Rasûlullah’a hizmet et!.”
Biz böyle Şahlarla Padişahlarla yaşadık!. Üç kuruşluk Dünyâ için teneke gibi bükülüverenler değil, güneşin ışığı gibi dosdoğru gelenlerle yaşadık çok şükürler olsun!. Gönlüm çok ister ki, CÂNdan yürekten ister ki, elbette benim arkamdan da bir HAYy kalacaksa adam gibi kalsın!. Yâni ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem o’nunla iftihar etsin.: “İşte bu benim torunum!.” desin. “Bu BENim CÂNım ciğerim bu BENim YOLumun YOLcusu!.” desin. “Bu, sâdece Lî-VECHİLLÂH için, ALLAH ve RASÛLALLAH için, Kelâmullah için YOL gösterici, yardımcı, Hasbî Hizmetçim!.” desin!.
İşte bu, hiçbir şeye bir şey alıp satmadan dokunmadan bu Muhteşem bir Hasbî Hizmettir gerisi boş laftır!.Ü birisi bir çok para getirmiş çokça.. “Sarraf” diyorlar onlar dövüzcülere.. Sarrafın önünde adam ağlıyor, kadın ağlıyor, ellerinde ülkelerinde olsalardı çok para iyi para!. Ama sarraf diyor ki.: “Lâ!. Lâ!.” diyor. “İstemeyiz senin paranı değiştiremeyiz, bizde geçersiz!.” diyor.. Adam da diyor ki.: “Ekmek yok, yâni ekmek alamıyorum!.”
Ne komik şey ki, daha o zaman Türk Parası da geçmiyordu sarraflarda.: “Türk Parası alın mı?.” “Hee onu alıyoruz ama çok düşük alıyoruz!.”
“Al ulan şunu boz da Adama ekmek parası olsun be!.” dedim..

ALLAH celle celâlihu lütfü kerem etsin, bizi yaşadığım sürece elimiz ayağımız vicdânımız henüz bizim kontrolümüz altında iken elimizden alınmadan ALLAH’ın Rızasında kullanmayı nâsib etsin!. Kelâmullah ve Rasûlullah’ın Rızasında Hasbî Hizmette kullanmayı nâsib ve kısmet etsin!. diye DUÂ edelim A’râf Sûresinin 50. Âyetinde;


وَنَادَى أَصْحَابُ النَّارِ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُواْ عَلَيْنَا مِنَ الْمَاء أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ
“Ve nâdâ ashâbu’n- nâri ashâbe’l- cenneti en efîdû aleynâ mine’l- mâi ev mimmâ rezekâkumullâh (rezekâkumullâhu), kâlû innallâhe harremehumâ ale’l- kâfirîn (kâfirîne).: Ve ateş (cehennem) ehli cennet ehline nidâ etti (seslendi).: “Sudan veya ALLAH'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden bize aktarın.” (Cennetlikler) şöyle dedi.: “Muhakkak ki; ALLAH ikisini de kâfirlere haram etti.” (A’râf 7/50)

Ve nâdâ ashâbu’n- nâri ashâbe’l- cenneti en efîdû aleynâ mine’l- mâi ev mimmâ rezekâkumullâh.. Hâni A’râf ara kesitte CeNNet ve CeheNNemciler sağda solda iken CeNNet ve CeheNNemde iken onlar onlara, onlar da onlara.: “Siz buraya niye geldiniz, siz niye buradasınız?” derken Ateş Sâhibleri yâni CeheNNemdekiler CeNNet Sâhiblerine, CeNNettekilere nidâ ettiler.. nidâ ettiler bağırdı yâni seslendiler..
“Şu sizin SUyunuzdan ALLAH’ın size verdiği rızıklandırdığı şeylerden bize de ifide ediverin yâni bize de taddırın, acımızdan biz öldük CeheNNemde yok!. onlar “aktarın efudu diyor. efudu feizen” diyoruz ya.. “SUyun feyz yapması/ SUyun çoğalıp çay çağlaması gibi feyz yapın yâni aktarın!. Kabarsın gelsin üstümüze yağsın!. Bizde bir iki lokma bir şey yiyelim SU içelim yandık !.” diyorlar..
kâlû innallâhe harremehumâ ale’l- kâfirîn.. CeNNettekiler.: “ALLAH bu SUyu ve bu Ni’metleri rızıkları kâfirlere haram etti!. Siz bir ömür yaşadınız Dünyâ da güyâ!. ALLAH’ın bütün ni’metleri üzerine küfür elbisesini örttünüz!. “Bunları biz kazandık!. ALLA da kimmiş?!.” dediniz. Güzelliklerin tümünü ,âhib çıktınız!. “İnandık!.”dediniz =>Şeytânlık yaptınız.vs. vs.. “LLAH sizin gibi kâfirlere bu gün bunu haram kıldı!.” diyor Hürmetsizlik yaptınız onlara, burada da hürmetsizlik yaptığınızı bulamazsınız yâni!..


الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنسَاهُمْ كَمَا نَسُواْ لِقَاء يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
“Ellezînettehazû dînehum lehven ve leiben ve garrethumu’l- hayâtu’d- dunyâ, felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâzâ ve mâ kânû bi âyâtinâ yechadûn (yechadûne).: Onlar, onların dînini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının onları aldattığı kimselerdir. Böylece onlar bugünlerine ulaşacaklarını nasıl unuttularsa ve nasıl âyetlerimizi bile bile inkâr ettilerse, bugün de BiZ onları unuturuz.” (A’râf 7/51)

Ellezînettehazû dînehum lehven ve leiben.. Kim bunlar?. Bunlar, ALLAH’ın verdiği her türlü ni’mete küfreden kâfirler ki, onlar ki dinlerini oyun ve oyuncak yaptılar. Kendi Dinlerini onlar oyuncak yaptılar ve top oyuncuları gibi oyuncak yaptılar. Hayatları boyunca eğlence ve oyuncak yaptılar.. Kendileri, evet namaz kılıyor gözüktüler ne bileyim ben her türlü şeyini yapıyor gözüktüler ama özüne baktığın da hiç RABB yoktu yâni RABBini de bilmiyordu VAKtini de bilmiyordu ve,
Ve garrethumu’l- hayâtu’d- dunyâ.. Onları Dünyâ Hayatı korkunç bir şekilde kandırdı, ğarra yaptı yâni aldattı. yâni sandılar ki Dünyâ Hayatı ebedî güç kuvvet ebedî sürekli sürecek o zâlimlikleri.. ona ne yâni ezân okunuyormuş okunsun.. ALLAH’ın Garibleri varmış.. ALLAH’ın Dostları varmış.. Onun hiç umurunda değil!. Zannediyor ki böyle gidecek bu düzen!. Ama bu düzen yıkılacak,
felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâzâ ve mâ kânû bi âyâtinâ yechadûn..
İşte bundan dolayı, böyle yaptıklarından dolayı.. fe.. mütakiben böyle yapmalarının sonucu nereye varmış?. İşte bu geldikleri hal nere?. Onları unuturuz buyuruyor ALLAHu zü’L-CELÂL.. İşte bu gün onları unuturuz!. Zurnanın zırt dediği yerde, iğnenin ucunda, usturanın ağzında!. Hâni şöyle yaparım böyle yaparım diye nefes alamayaydı ya çatalladı bu iş.. Neden Yâ RABBî.. Çünkü onlar bir gün RABBlarına kavuşacaklarını unuttukları gibi bizde onları unuturuz!. Onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuturlarsa, ALLAH’ın âyetlerinde bildirdiği her gün günün battığı, güneşin doğduğu, zamanın geçtiği ve sonunda bir gün hesabı çekileceğini her gün okuyor âyet-i kerimelerde!. Bunları nasıl yok gibi kabul ettilerse, bizde onları unuturuz!.
İşte bu güne.. “bu gün” buyuruyor.. Hangi gün?. Nefes alıp veremediği gün, elini ayağını çekip kullanamadığı gün.. ve onlar ne oldu.. onlar âyetlerimizi karşı cihad açtılar, bilerek inkâr ettiler.. yâni inkâr etmeyi bırak, cihad açtılar cihad.. yâni savaşa giriştiler.. ALLAH’ın âyetlerine savaşa giriştiler.. Şundan dolayı bundan dolayı hiç fark etmez.. Yok saymak bir tarafa, bir de yok etmek için uğraştılar yetmiyormuş gibi..


وَلَقَدْ جِئْنَاهُم بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
“Ve lekad ci'nâhum bi kitâbin fassalnâhu alâ ilmin huden ve rahmeten li kavmin yu'minûn (yu'minûne).: Ve andolsun; onlara bir kitap getirdik ve imân eden bir kavim için onu rahmet ve hidâyet(e erdiren) olarak bir ilim üzerine ayrı ayrı açıkladık.” (A’râf 7/52)

Ve lekad ci'nâhum bi kitâbin fassalnâhu alâ ilmin huden ve rahmeten li kavmin yu'minûn ..
Ve=>yemîn olsun.. le=>muhakkak, kad=>kesinlikle.. üç kere yemîn ediyor ALLAHu zü’L-CELÂL..
Yemîn olsun ki diyelim haydi üç kere.. onlara getirdik bi kitab bir kitab getirdik.. fasıl fasıl âyet âyet çocuk bile anlayacak şekilde açıkladık.. ilim üzerine yâni herkesin aklının alacağı kadar açık bir hidâyet olarak, yol gösterici olarak ve bir rahmet olarak inanan, imân etmek isteyen kavîm için ki, inanırlar diye imân eden ALLAH’ın Kitabına iman eden bir kavîm için öyle bir kitab getirdik ki ve de bunu açıkladık ki, MuhaMMed aleyhisselâm fiilen açıkladı ki.: “Şöyle yapın, böyle yapmayın!." Ve ALLAH Dostları o gündür bu gündür bunu açıklıyor, yardım ediyor mu?. Ediyor.. el tutuyor mu?. tutuyor hidâyet ve rahmet olarak..


هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِن قَبْلُ قَدْ جَاءتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَل لَّنَا مِن شُفَعَاء فَيَشْفَعُواْ لَنَا أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ
“Hel yanzurûne illâ te'vîleh (te'vîlehu), yevme ye'tî te'vîluhu yekûlullezîne nesûhu min kablu kad câet rusulu RABBinâ bi’l- hakk (hakkı), fe hel lenâ min şufeâe fe yeşfeû lenâ ev nureddu fe na'mele gayrellezî kunnâ na'mel (na'melu), kad hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn (yefterûne).: Onlar sâdece onun tevîline (yorumuna) mı bakıyorlar. Onun tevîlinin geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar.: “RABBimizin resûlleri hak ile gelmiştir. Artık bize şefaat edecek şefaatçiler var mı ki; bize şefaat etsinler. Veya (dünyaya) döndürülmüş olsaydık, yapmış olduklarımızdan başkasını yapardık.” derler. Nefslerini hüsrâna uğrattılar. Ve uydurdukları şeyler kendilerinden ayrıldılar.” (A’râf 7/53)

Hel yanzurûne illâ te'vîleh.. Onlar ne bekliyorlar, neye bakıyorlar, bekleyip durdukları ne?. Yâni.. “bu hayat böyle sürecek!.” mi diyorlar.. Ancak şunu bekliyorlar onlar Kur’ÂN-ı Kerîm’in te’vilini bekliyorlar, o’nun bir te’vili gelir mi acaba diyorlar.. te’viline yorumuna mı bakıyorlar.. yâni ALLAH celle celâlihu böyle buyuruyor. Amma.: “Öyle demedi de, şunu demek istiyor!.” mu diyorlar söylüyorlar..
“Her CÂN taşıyan bir gün bu Dünyâyı terkedecek hesaba çekeceğiz!.” buyuruyor. yüz kere söylüyor.. Yokk öyle demiyor da böyle diyor!. Bırak kardeşim böyle buyuruyor..
Hel yanzurûne illâ te'vîleh yevme ye'tî te'vîluhu yekûlullezîne nesûhu min kablu kad câet rusulu RABBinâ bi’l- hakk..
Onun te’vilinin geldiği gün daha önce onu unutmuş olanlar RABBımızın Rasûlları hakk ile gelmiştir ..
fe hel lenâ min şufeâe fe yeşfeû lenâ ev nureddu fe na'mele gayrellezî kunnâ na'mel, kad hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn.. artık bize şefâat edecek şefâatçiler var mı ki bize şefâat etsinler veya Dünyâya döndürülmüş olsaydık.: “Yapmış olduklarımızdan başkasını yapardık!.” derler. Nefslerini hüsrâna uğrattılar ve uydurdukları şeyler kendilerinden ayrıldı gitti, uzaklaşıp kayboldu.. Hayatı boyunca dinini inancını uydurukça yaşayanlar, onun bunun elinde oyuncak yapanlar, kendilerini ciddiye almayanlar, gaybî bir yâni bizimle olduğu halde gözükmeyen kablodaki ceryÂN gibi olan RABBımızı yok farzederek =>âhirette felân diyerek ve O’nu hep O’nunla olan hesabını âhirete ,öbür tarafa atıp bu Dünyâda ise Şeytâna atanlar hatta Şeytânı bile korkutanlar.. “Ben âlemlerin RABBından korkarım!.” diyor Şeytân Kur'ÂN'da değil mi!.
ALLAH’ın kendilerine vaad ettiği gün gelip çattığı gün.. “gel bakayım buraya artık bitti bu iş!.” dendiği gün, daha önce unutmuş olanlar derler ki.: “Vah, vah!. Gerçekten MuhaMMed aleyhisselâm ve ALLAHu zü’L-CELÂL’in Peygamberleri hakkı getirmişler, hep hakmış!.” öyle diyorlardı. Çünkü son nefese yaklaşırsınız gelirsiniz ölüme koşuyorsunuz diyorlardı ve.: “şimdi biz bu haldeyken bize şefâat edecek birileri var mı acebâ yoksa biz Dünyâ’ya bir daha döndürülsek de bu önceden yaptıklarımız bu serserilikleri ya da yanlışlıkları yapmasak başka daha güzelini yapsak!.” diyorlar. kim bunlar?.
fe hel lenâ min şufeâe fe yeşfeû lenâ ev nureddu fe na'mele gayrellezî kunnâ na'mel (na'melu), kad hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn .. kesinlikle kendi nefislerine hasr edenler, hüsrâna sokanlar bir ömür yaşayıp.. VAKtini BİL.. “RABBını =>BİL =>BUL =>OL =>RABBınla YAŞA!.” düsturlarını ayakların altına alıp çiğneyenler böyle hüsrandadır.. Kârı bırak ANAyı da yiyenler!. Hüsrân böyledir.. Ticârete girer kâr edeceğim diye kârı bırak anayı da yerse.. böyledir.. yâni iflâs etmektir..
kad hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn.. Büyük hüsrâna uğrar ve gerçekten onların uydurdukları şeyle.. neyi uyduruyorlardı?.
“İşte felân Efendi, felân Şeyh öteki felân onlar bizi kurtarır!.” diyor.. Halbuki yaptığının temelinde gösteriş riyâkarlık kötülük var, ALLAH Rızası felân yok!. İşte bunlar korkunçtur!. Kelâmullah ALLAH’ın Kitabı burada duruyorken, başka kitablara tapmış, Felân Efendinin Kitabı dedin mi.: “La!.Lâ!.” diyor Vehhabî Arap.. yâni biz bunları fiilen yaşadık.. Ben fiilen yaşamış bir insanım.. Türkiyede de..
Adana Erkek Lisesinde okurken Risâle-i NÛR'a gidiyorduk, sohbetlerine gidiyorduk.. ben de gözdelerinden birisiydim hâlâ yaşıyor ALLAH rahmet etsin Abdullah yeğin Abi vardı.. Beni bizim öğrenciler sınıf arkadaşlarım şikâyet ediyorlar diyorlar ki.: “Hasandağlı (benim ismimi bilen de olmazdı) Fethu’r- RABBani'yi okuyur Abdulkadir Geylanî Efendimizin!.”
Ne dedi onlara.: “Buna gerek yok hepsi Risâle-i NÛRun içinde var!.” Ben hemen.: “Efendim nasıl olur Kur’ÂN-ı Kerîm Risâle-i Nûrun içinde?!.” dedim. yâni.: Kur’ÂN-ı Kerîm mi bu?. Evet açıklayabilir ama, Kur’ÂN-ı Kerîm mi?. Hayır Kur’ÂN’ı okumayın size bu yeterli!.” demek..
Öyle bir şey yok bence yok o günde yok bu günde yok!. Onun için de ben hiçbir zaman NÛRcu olamadım maalesef.. zâten hiçbir şey de olamadım ya, NÛRcu da olamadım..
ve dalle anhum mâ kânû yefterûn.. onların iftira ettikleri her şey, uydurdukları.. bu benim şeyhim, şunum, bunum, dinim, donum!.” dedi dedi.. dedi de hep Şeytâna dedi.. Yalnız Er Rahmân’a diyemediği için uydurdukları iftira ettikleri.. niye iftira ediyor adam.. bal gibi Şeytân ortada açık seçik.. ALLAH’ın Adamı diyor iftira ediyor ALLAH’ın Adamlarına.. Bu düzenbâzlar ALLAH’ın Adamı felân değil, Şeytânın adamı!. Kendi de görüyor zâten ama, hoşuna gidiyor!.
Kimin hoşuna gitmeliydi?. Kelâmullah ve Rasûlullah’ın hoşuna gitmeliydi.. ölçü bu olmalıydı, Kelâmullah ve Rasûlullah olmalıydı ve ölçü çok açıktı..
Hakan soruyor.: “Dayı, ben mi senin önündeyim. sen mi benim arkamdasın.. ben mi senin sırtındayım sen mi benim ayağımın altındasın?.”
HAY BaBa Oğlum dalga mı geçiyorsun sen!. “ALLAHu Ekber!.” de Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in arkasında elini bağla ister en arkaya dur, ister en öne dur, bir safa gir safa.. ayağının altında, sağda solda ne diye dolaşıyorsun kes kesini, dinle.. Kur'ÂN-ı Kerîm’i OKuyor Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem DUY ve UY ne işin var orayla burayla!. Sen Hayat Namazına ne diye girmiyorsun da, pır pır dönüyorsun!.”

Yâni İslam Toplumunun alâkası yok, gerçekten yok ne Kelâmullahla var ne de Rasûlullahla var ne de Hayat Namazındalar =>Şeytân Kavgasının içindeler ALLAH bağışlasın!. ALLAH affetsin!.
Ben, RABBımın Adamlarına karışıyor felân değilim hâşâ!.
Demin akşam namazına ALLAH öyle denkleştirdi ULU CÂMİ'deydim ben.. o mihrabın olduğu o çevrikte pek kılmam ama bu gün ora boştu gideyim de orada kılayım dedim yâni daha yeniydi çünkü muhteşem bir yer.. belki de Dünyanın en güzel Mihrabı Bursa Ulu Câmisi.. Haşyet içinde kalıyor insân.. çok muhteşem yapılmış yapı.. ve şunu gördüm beni RABBım affetsin hâni insânlar ölümüne giderler ya ağızlarını bıçak açmaz yas var gibi ya da insânlar birbirine küs dargın mecburen ekmek kuyruğunda gibi.. ya da herhangi bir yerde gibi.. kakışacak öküz gibi, afvedersin toslayacak bir hayvan gibi!. Tövbe ya RABBî böyle nerde bir “ALLAH kabul etsin!.” de bir gülümse be mübârek adam. Bir şöyle güneş gibi aç yüzünü.. “es selâmun aleykum!.” dedin selâm veriyorsun sağına soluna.. ha bu insanlar nasıl böyle dondu, buzdağı gibi oldu.. yok oldu muhabbet merhamet..
İmama gelince, yâni adama saldırmak işten değil ama benim zâten ayakta duramıyorum sopayı da beride bıraktığım için neden diyorum bunu.. be adam MuhaMMed aleyhisselâm gibi OL!. Ne demek bu başını şöyle eğip de gitmek!. Ne bu böyle şey gibi yürüyorsun gocur gocur yâni saçmalıklar içinde diyorum.. ALLAH afvetsin ben mi fazla görüyorum diyorum amma zâten beni kimse tanımıyor onun içinde ben aktarıyorum sâdece!. İsrterdim ki Muhabbet olsaydı, Merhamet olsaydı, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem gibi olsaydı!. Orası bir CeNNet Bursa Ulucâmisi.. Mekke Medine'den sonra benim gördüğüm o havayı yaşayan tek yerdi saban namazlarında felân geçen Ahmedi götürdüm sabah namazına o gitti oraları gördüğü için bu kadar benzer yâni o saatte kadın çoluk çocuk geliyor sabah namazına insânlar çeşitli yerlerden aynen KÂBE gibi, Mescid-i Nebevî gibi.. Ne güzel özellik ve güzellik.. kadınlar tarafında daha çok var.. erkek tarafları erkek az.. ya ne biçim erkekse soğan erkeği yâni erkek değil de..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »


إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
“İnne RABBekumullâhullezî halaka’s- semâvâti ve’l- arda fî sitteti eyyâmin summestevâ ale’l- Arşı, yugşî’l- leyle’n- nehâre yatlubuhu hasîsen ve’ş- şemse ve’l- kamere ve’n- nucûme musahharâtin bi emrih (emrihi), e lâ lehu’l- halku ve’l- emr (emru), tebârekallâhu RABBulâlemîn (âlemîne).: Semâları ve arzı altı günde yaratan, muhakkak ki sizin RABBiniz ALLAH'tır. Sonra Arşa istivâ etti. Gündüz, onu süratle taleb eden (takib eden) gece ile örtülür. Ve güneş ve ay ve yıldızlar O'nun emrine musahhardır (boyun eğmişlerdir). Yaratma ve emir O'nun değil mi? Âlemlerin RABBi mübârektir, şanı yücedir.” (A’râf 7/54)

İnne RABBekumullâhullezî halaka’s- semâvâti ve’l- arda fî sitteti eyyâmin summestevâ ale’l- Arşı..
Şüphesiz ki RABBımız ALLAH semâları ve arzı altı günde yaratan muhakkak muhakkak sizin RABBınız ALLAHtır..buradaki
sitteti eyyâmin.. sitteti eyyâm sitteti eyyâm altı gün bu altı günde yâni haftanın altı günü mü yâni..
sitteti eyyâmin.. KÂBEnin altı yüzünden maksad nedir insândaki altı sıfat nedir Nefs-i Emmârenin altı tanesi nedir bunlar çok biraz daha detaylı şeyler.. ama “ALLAH yeri ve gökleri altı günde yaratmıştır.” deyip geçmek durumunda kalıyoruz.. sonra ne yapmış..
summestevâ ale’l- Arşı.. Arşı istivâ etmiş, seviyelemiş bakınız böyle geçiyor bütün tefsirlerde sonra Arşı istivâ vetti.. nasıl Arşı istivâ etti diyorsun.. bu istivâyı hiç açıklamıyorlar.. açıklayamıyorlar, uyduruyorlar.. yâni “oturdu oraya” diyorlar. “oturdu” deseler birine benzetecekler o da olmuyor, oturmadı deseler ne diyecekler.. ne demek kardeşim istivâ etmek.. “seviye”yi/seviyelemeyi ben söylüyorum sâdece.. onlar da bunu bilseler bana ne yaparlar bilmiyorum!. istivâ etti.. yâni ALLAH celle celâlihu yerleri ve gökleri altı aşamada yaptı, altı aşama geçirdi.. Beden Nefis Kalb Ruh Sır Hafi gibi İNSÂN KÂBEsinin altı yüzünü oturttu.. oturtmadı mı.. yeni doğmuş bir çocuğa ne diyeceğiz.: “gel doksan yaşındasın!.” mı diyeceğiz.. olmamış mı çocuğun; çocukluğu, gençliği, analığı, balalığı, nineliği, dedeliği, pîr i fâniliği.. SüNNETuLLAHın dışına mı çıkacak!. Yok!. sitteti eyyâmi nehar ve leyl değil, gündüz ve gece değil, “eyyâm” diyor eyyâm ise =>Zâhir ve Bâtın Yaşayışın ALLAH iLe OLUŞudur..
summestevâ ale’l- Arşı.. sonra Arşı seviyeledi.. Arş neydi?. Arş madde ile mânânın ara kesiti idi, en sınırıydı yâni orada ne yaptı MURADuLLAH EMRuLLAHı.. Muradı neyse onu uygulamaya başladı.. yâni yukarıdan aşağıya ALLAH celle celâlihu altı günde yeri göğü yaratıyor sonra Arşı istivâ ediyor, seviyeliyor.. Ne demek seviyelemek?.
Biz =>MuhaMMed aleyhisselâm’ın altında, üstünde değiliz.. MuhaMMedî bir SEViye kurarız ki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem =>İmam-ı Mutlak Mürşüd-i Mutlak OLur biz de arkasından.: “ALLAHu Ekber!.” deriz sonsuz Kâinât ile “ALLAHu Ekber!.” El bağlamış olur seviyelenmiş oluruz..
SEVİYE böyle bir şey.. çünkü aynı seviyedirler ne alçak ne yüksek sıfıra sıfır.. Bileşik kaplar var biliyorsunuz, birisinin çapı on metre kuyudur, öteki de elli santimlik bir borudur ama Gönül Bağlarını bağlayıverdin mi ,hangisinde su yüksekse farketmez bileşik kaplardır birbirine bağlarlar aynı seviyeye geldimi aktarmayı durdururlar..
Onun için MuhaMMedî MeLÂMet böyledir.. Tarikatlar demiyorum dikkat edin!. MuhaMMedî MeLÂMette bu böyledir.. Elbette Hakan =>Hâlis Muhlis Sıddık ve Âdil MuhaMMedîyse bu böyle olur.. yok kıvıttırıp cıvıttırıp alevere dalevere yapıyorsa o zâten kendine yapıyor hatta değil o boş konuşuyor!. işte bu çok önemli bir şeydir.. buralarda sadakat felân aranıyor işte bu haliyle öyledir bunlar.. ben hangi ampulün yanıp yanmadığını nerden bilirim, ne yaparım şimdi.. Bütün düğmelere basarım ve.: “haa bu patlak, bu çatlak, bunlar yanıyor!.” derim.. Haah işte SEVİYElenmek budur.. Kebân’dan seviyelemiyorlar.. Her ampul Kebânla seviyelemiyorlar, BİZ BİR-İZ diyorlar..
İşte ALLAH Arşı istivâ budur yâni ALLAH’ın Arşı istivâ etmesi.. RABBım ALLAH.. RABBımız olan ALLAH’ımız Arşı böyle seviyeler..
yugşî’l- leyle’n- nehâre yatlubuhu hasîsen ve’ş- şemse ve’l- kamere ve’n- nucûme musahharâtin bi emrih..
ve gündüz onu her zaman SüNNETuLLAH üzere takib eden süratle takib eden, taleb eden, dileyen..
yatlubuhu.. onun talebi neymiş.. ben gece gündüz takib ederim diyor kim.. gece gündüzü takib ederim diyor.. arka arkaya geliriz birbirini takib ediyor yatlübü/takib değil taleb eder diyor çünkü istekleri böyledir.. yatlübühü onların talebleri haşyeder, yutar.. neyi yutar?. neyi yutacak?. mosmor indi mi Bursaya akşamlar, bütün Bursa’yı yutuverir karanlık.. Sabah da güneş doğdu mu NÛRu bütün Bursa’yı gaşyeder ve o karanlıktan eser bulamazsın.. yâni örtüyü kaldırır.. örter..
hasîsen.. özellikle süratla hiçbir caku cuku olmadan yâni mutlaka öyle yapar. mahsus böyledir ki, bunun dahası yoktur.. yâni acebası recebası yoktur ALLAH celle celâlihu güneş ay ve yıldızlar onun emrine musâhhardır, amadedir, boyun eğmiştir. Böyledir bu iş.. “ben yörüngenden bir milim dışarı çıkıp gideceğim bir dolaşıp geleceğim!.” yoktur böyle bir şey.. Atom içinde böyledir, bütün Kâinât içinde böyledir, her insân içinde böyledir, KÜLLî ŞEYy’ içinde böyledir.. neden böyledir?. çünkü
e lâ lehu’l- halku ve’l- emr, tebârekallâhu RABBulâlemîn..
Halk eden ALLAH değil mi.. Hakikaten her şeyi yaratan o değil mi.. evet.. emir de onun değil mi.. evet.. RABBü'l- âlemîn gerçekten ALLAH mübârektir.. Âlemlerin RABBı olan ALLAH mübârektir, bereketlidir hep böyle yapar.. durmadan böyle yapar, bereket yağdırır..


ادْعُواْ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
“Ud'û RABBekum tedârruan ve hufyeh (hufyeten), innehu lâ yuhıbbu’l- mu'tedîn (mu'tedîne).: RABBinize yalvararak ve gizlice DUÂ edin. Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez.” (A’râf 7/55)

Ud'û RABBekum tedârruan ve hufyeh.. Ey Ümmeti MuhaMMed ALLAH’a ve Rasûlüne inananlar, RABBınıza zari zari, içten, gizlice yalvarıp yakararak dinleyerek yâni zar ederek RABBınıza DUÂ edin!. Zar diyoruz ya biz, ben yazıyorum ya “zâr ü zâri” o tedârruan ve hufyeh.. ve hafi olarak gizlice yürekten, CÂNdan ciğerden..
innehu lâ yuhıbbu’l- mu'tedîn.. çünkü ALLAH şuphesiz ki mu’tedin olanları haddi aşanları sevmez yâni her bakımdan sevmez. bağırıp çağıranları, riyâkarlık yapanları ya da tenezzül etmeyenleri ya da aşırıya gidenleri sevmez.. yâni ALLAH celle celâlihu kendimizin Şahdamarından yakın RABBısıdır her şeyi bilendir görendir onu ayırd etmeden BİZ BİR-İZ DUÂsı edendir..


وَلاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ بَعْدَ إِصْلاَحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ اللّهِ قَرِيبٌ مِّنَ الْمُحْسِنِينَ
“Ve lâ tufsidû fî’l- ardı ba'de ıslâhıhâ ved'ûhu havfen ve tamaâ (tamaân) inne rahmetallâhi karîbun mine’l- muhsinîn (muhsinîne).: Islâh olduktan sonra yeryüzünde fesad çıkarmayın. ALLAH'a korkarak ve umutla yalvarın. Şüphesiz ki ALLAH'ın rahmeti muhsinlere yakındır.” (A’râf 7/56)

Ve lâ tufsidû fî’l- ardı ba'de ıslâhıhâ.. Sakın sakın yer yüzünde ifsad etmeyin bozgunculuk yapmayın, bozgunculuk çıkarmayın yer yüzünde islah olduktan sonra sizde fitne fucur yaparak düzenleri bozucu olmayın..
ıslâhıhâ ved'ûhu havfen ve tamaâ.. Hürmetle korku arasında.. yâni korku da, yılandan korkar gibi değil, ALLAH’ın Yüceliğini düşünerek, yüceliğini muazzamlığını düşünerek, BİZ BİR-İZliğini düşünerek, O’nun hakkını O’na vererek.. Yâni “OLsun!. OLmasın!.”dan değil de OLamayacağından korkup tamah ederek umut ederek, umarak DUÂ edin..
inne rahmetallâhi karîbun mine’l- muhsinîn.. şüphesiz ki ALLAH’ın Rahmeti yakındır.. karîb.. yakındır.. biz “karîb”i tanıyoruz “akraba”lıktan.. Şahdamarımızdan da karîbdir ALLAH’ın Rahmeti karîbdir, akrabadır, yakındır.. minel muhsinin muhsinlere muhsinlerden muhsin olanlardan böyle yakındır yâni muhsinlere bu bahsedilenler
mine’l- muhsinîn.. Kim içinmiş ?. Muhsin olanlar, ihsân sâhibi olanlar için.. ALLAH’ın verdiği maddî mânevî özelliklerini paylaşan, ihsân edenler için bu yâni bende olsun sende olmasın değil =>BİZ BİR-İZler için..


وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ حَتَّى إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالاً سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَّيِّتٍ فَأَنزَلْنَا بِهِ الْمَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْموْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Ve huvellezî yursilu’r- riyâha buşren beyne yedey rahmetih (rahmetihi), hattâ izâ ekallet sehâben sikâle suknâhu li beledin meyyitin fe enzelnâ bihi’l- mâe fe ahrecnâ bihîmin kullissemerât (semerâti), kezâlikenuhricu’l- mevtâ leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).: Rahmetin önünde müjdeleyici olarak rüzgârları gönderen O'dur. Ağır bulutları yüklendiği zaman onu ölü bir beldeye sevkettik. Ve de ondan su indirdik. Bu şekilde onunla bütün ürünlerden çıkardık. İşte bunun gibi ölüleri çıkarırız. Böylece tezekkür edersiniz.” (A’râf 7/57)

Ve huvellezî yursilu’r- riyâha buşren beyne yedey rahmetih.. Ve o odur ki, O ALLAHtır ki.. ALLAH Rahmetinin önünde müjdeleyici olarak rüzgarlar gönderendir. Hâni yağmurdan önce şöyle bir serinlik gelir.. Bizim Maksem’de çok olur, yağmurdan önce böyle bir serinlik gelir ondan sonra indirir yağmuru.. Yâni bu alışılmışın dışındadır dağdan her zaman esen rüzgar değildir bu.. Böyle hafif bir serinlik çöker rüzgar gibi bu bir öncüdür ve ALLAHu zü’L-CELÂL bu özellik ve güzelliğini Rahmeti olarak buyuruyor..
hattâ izâ ekallet sehâben sikâle suknâhu li beledin meyyitin fe enzelnâ bihi’l- mâe fe ahrecnâ bihîmin kullissemerât..
Bu Rahmetini neye benzetiyor ALLAHu zü’L-CELÂL.. diyelim ki Atlas Okyanusu’ndan yüzbinlerce tonluk milyarlarca tonluk SUyu yüklenmişler, kanatlanmışlar =>“BULUT” diye geliyorlar. Ağır bulutları, yüklü bulutları yâni ölü bir beldeye serpiyor ALLAH celle celâlihu.. Çöllere yağdırıyor, rahmet yağdırıyor.. “o’ndan suyu indirdik.” diyor o bulutlardan indirdik bu şekilde o bulutların indirdiği su ile bütün ürünleri çıkardık bunu niye anlatıyor çünkü .kezâlike.. işte böyle.. bunun gibidir ki,
fe enzelnâ bihi’l- mâe fe ahrecnâ bihîmin kullissemerât..
kezâlikenuhricu’l- mevtâ leallekum tezekkerûn.. ölüleri de böyle çıkarırız biz.. umulur ki ne dediğimizi anlarsınız, tezekkür edersiniz yâni.: “nasıl dirilecekmişiz nasıl yerimizden kalkacağız!.” diye düşünmeyin.. Atlas okyanusundan ya da Okyanuslardan getirdiği SUyla çölleri nasıl yeşertiyorsa “kalkın!” dediği zaman kaldırılır herkesi..


وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَالَّذِي خَبُثَ لاَ يَخْرُجُ إِلاَّ نَكِدًا كَذَلِكَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ
“Vel beledut tayyibu yahrucu nebâtuhu bi izni RABBih (RABBihi), vellezî habuse lâ yahrucu illâ nekidâ (nekiden), kezâlike nusarriful âyâti li kavmin yeşkurûn (yeşkurûne).: Ve güzel belde (toprağı verimli ülke), RABBinin izniyle nebâtı çıkarır. Ve kötü (verimsiz, çorak) olan ise, faydasız, kıt bitkilerden başka bir şey çıkarmaz. İşte böylece şükreden bir kavme âyetlerimizi açıklıyoruz.” (A’râf 7/58)

Ve’l- beledut tayyibu yahrucu nebâtuhu bi izni RABBih.. öyle beldeler vardır ki verimli toprak gibi beldeler vardır bir yağmuru bekler.. yağmur da yağdı mı hâlis muhlis sıddık âdil fışkırır çıkar içinden her türlü CÂNLar.. Asla pislik yoktur orada saftır, eksik olan bir tek RAHMEttir.. RAHMEti buldu mu ona derman sığmaz artık.. ne ekersen ek adam boyu gibi kaldırır böyle toprağı verimlidir onlar.. onlar RABBlarının izniyle nebâtlarını çıkarırlar.. çıkarırlar O’nun/ALLAH’ın ektiği tohumu RABBinin izniyle çıkarır..
vellezî habuse lâ yahrucu illâ nekidâ.. ve kötü, yâni verimsiz çorak, nankör, hâin olan bir tarla gibi olan yürekler ise faydasız.. onlarda kıt bitkiler çıkar yâni nekiden yâni kıt kuru faydasız diken gibi şeyler çıkar onlardan da.. çünkü böyle aksidirler onlar yâni yapısı bozuktur daha doğrusu bir yerde..
kezâlike nusarriful âyâti li kavmin yeşkurûn.. işte böyle şükrederler diye bir kavîm için şükretsinler diye şükrederler diye olur ki şükrederler diye bir kavîm için ALLAH Âyetlerini sarfediyor, açıklıyor yâni böyle sarf ediyor kullanıyor açıklıyor ki insânlar bundan bir fayda ağlasınlar ALLAH’ın Kitabından Kelâmullah’tan okusunlar ve kâmil insânların yaptığı gibi yapsınlar diye..


لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
“Lekad erselnâ NÛHan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruh (gayruhu), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin azîm (azîmin).: Andolsun, NÛH 'u kavmine gönderdik. O zaman şöyle dedi.: “Ey kavmim, ALLAH'a kul olun! Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. Muhakkak ki; ben, o büyük günün azâbının üzerinize olmasından korkuyorum.” (A’râf 7/59)

Lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî.. andolsun ki yemîn olsun ki NÛH’u aheyhisselâmı biz gönderdik kavmine..
fe kâle yâ kavmi’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruh.. gönderdikten sonra hemen dedi ki.: “Ey Kavmim ALLAH’a kulluk edin.. ondan başka sizin için bir ilâh yoktur!” dedi ve devâm etti,
innî ehâfu aleykum azâbe yevmin azîm.. “muhakkak muhakkak ben korkuyorum ki, sizin üzerinize ALLAH’ın en zor günün azâbı gelir” diye korkuyorum diyor Kavmine NÛH aleyhisselâm.. ve günü gelir her insânın başına NÛH Tufanı kopar..


قَالَ الْمَلأُ مِن قَوْمِهِ إِنَّا لَنَرَاكَ فِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ
“Kâle’l- meleu min kavmihî innâ le nerâke fî dalâlin mubîn (mubînin).: Kavminin ileri gelenleri.: “Muhakkak ki; biz seni apaçık bir dalâlet içinde görüyoruz.” dediler.” (A’râf 7/60)

Kâle’l- meleu min kavmihî.. Kavminin kelek kesenleri öne çıkanları ileri gelenleri dediler ki..
innâ le nerâke fî dalâlin mubîn.. “biz var ya biz muhakkak seni sapık birisi olarak görüyoruz.. sen şaşkın bir insânsın öyle görüyoruz.. seni bir sapıklık, dalâlet içinde görüyoruz!.” dediler. “sen neden bahsediyorsun!.” dediler.. kime?. NÛH aleyhisselâma tâbi.. çünkü onların NÛH Tufânı henüz kopmamıştı.. 60 da kalıyoruz..

Seneler önceydi Hakan.. O meşhur Somuncuoğluların oradaki kahvedeydik.. Bizim Hasan’ın işlettiği Derviş Kahvesi’nde, Sâlih Baba, Kalaycı Baba felân.. İlk zamanlar 1970 küsürlerden bahseldiyorum.. Derbentli Deli Hasan’dan felân orada sabah namazında çıtık mı toplanırdık.. Onlar konuşuyorlar ben dinliyorum ama, konuşmalarını anlamak çok zor.: “Daha o boş konuşuyor, daha onun n NÛH Tufanı kopmamış felân.. yâni o Firavunu tanımıyor o kim, Mûsâ aleyhisselâm kim?. Tanımıyor!.” gibi felân böyle şeyler konuşuyorlar ama laf olsun diye konuşmuyorlar yâni ALLAH ALLAH ben dedim ki.: “Herkesin nuh tufanı mı kopacak?.” dedim. “Tâbi erenler!.” dedi Yahya Baba. “Herkesin kopacak tâbi dedi NÛH aleyhisselâm Dönemini geçirirken NÛHî olur, kendininki de kopacak.. 28 Peygamberin aşamalarında geçer insân.. Şehvetle denenir sabırla denenir Eyub aleyhisselâmda.. Yûsuf aleyhisselâmda kadınla denenir.. ötekinde şununla denenir, bununla denenir felân denenirde denenir aha yâni demek ki NÛH aleyhisselâm’ın Fırtınası kopmamış daha boş konuşuyor!.” diyorlar yâni.: “Fırtına kopsun bakalım, binecek NÛH Gemisi arasın ne belli belki, NÛH aleyhisselâmın oğlu gibi.: “Ben dağa çıkarım sen kimsin Baba!.” diyecek yaaa.. Evet ALLAH celle celâlihu Lütfü Keremînden İzzeti Şerefinden bize hakk ve hayr versin!.

Bismillâhirrahmânirrahîm
subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enla ilâhe ille ente vahdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk,
subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enla ilâhe ille ente vahdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk,
subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enla ilâhe ille ente vahdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk,
elhamdulillâhi RABBu’l- ÂLeMîN..


ALLAHümme salli ve sellim ve barik ala seydina MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve rasûlike ve nebîyyil ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve EHL-i Beytihi ve ümmetihi..
ALLAH celle celâlihu Dinimizde Dünyâmızda, Âhiretimizde Hakk ve Hayr versin bize!. Ateş Azâbından korusun Hakkta ve Hayrda Rızasında kılsın.. Hakk ve Hayrda Rızasında bizim Yardımcımız OLsun ve Gıyabî DUÂcılarıımz OLalım.. Birbirimize Hakk ve Hayr DUÂcılarımız OLalım.. Geçen zamanın kullanımı DİRİ bir VÂKİTtir ötekiler avara kasnaktır.. yâni zavar zavar boşa geçer onlar.. RABBini BİLmek VAKTini BİLmek budur.. Vaktini BİLdiği RABBini BİLdiği zamanın bize âit olanıdır.. diğerleri değildir hâni ben basit şeylerim vardır.. Ay 31 mi çekiyor?. Yokk yok mutsuz günleri çıkar görelim bakalım ay kaç çekiyor!. belki de çekmiyor yâni hiç çekmiyor!. Anladın mı sümüklü böceğim!.
ALLAH celle celâlihu Yâr ve Yardımcımız olsun bizi affetsin bağışlasın!.
Gaybî DUÂcılarımız olalım!.
Es selâmu aleykum ve rahmetullah..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4861
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Resim

ALLAHumme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve aLâ ÂLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

SUBHÂNeke ALLAHumme ve bi HAMDike,
Eşhedü en Lâ İLâhe Ente Vahdeke Lâ şerike Leke Estağfiruke ve Etûbu iLeyke!.


ALLAHu zü’L-CELÂL bizi akıl emânetiyle kendisine kul kıldığı için sonsuz şükür ederiz!. Bu büyük bir ni’mettir bu âlemde oluşun farkında olmak, kim olduğunu bilebilmek, diğer hayvanlardan diğer bitkilerden diğer CÂNlılardan farklılık ve bununla denenmek, Şeytândan ve Melektende farklı olmak ve ALLAHu zü’L-CELÂL’in HaLik TeALÂnın halifesi olabilmek insân için muhteşem mubârek bir özelliktir ve güzelliktir!.
Yaşamanın bir anlamı bir gâyesi varas budur. Bunun dışındakiler bir boşa dert çekmektir ya da, savaşmaktır ya da, bir işe yaramayan bir şeydir, boşluktur, hiçliktir.
Onun için insân olmanın verdiği insân olarak yaratılmanın ALLAHu zü’L-CELÂL’e sonsuz saygı duymayı gerektirir!.

Ebu Hasanel Şazelî Hazretlerinin NÛRu’z-ZÂt da denilen salâvâtıyla başlayalım İnşâe ALLAH..
Ebu Hasanel Şazelî kaddesallahu sırrahu’nunkurduğu Şazelî Tarikatı özellikle Bursa da geçmiş zamanlarda çok kolu olan, Anadoluda Bursada yayılmış ama sonra yok olmuştur.
Çok sayılan himmet sâhibi bir Zâttır. Halka eğilen bir Zâttır halkla yaşayan bir Zâttır. İdârecilerin sofralarına oturmayanlardandır. Yûsnus Emre gibidir.. Yâni hiç kimsenin zülfüne tarak atmamışlardır.
ALLAHu zü’L-CELÂL’in YoLunda yürümüşlerdir.. Mubârek bir Zâttır ve eşsiz bir Salâvâttır.:


Resim28. SALÂVÂT-I ŞERÎFE .:

Ebu'l-HASERN-eş-ŞÂZELî kaddasallahu sırrehu'ya âit SaLâtu'n- NÛRi'z- ZÂTî..
İç sıkıntıları ve zorlukların aşılmasında şifâdır.


Resim


ARAPÇASI.:

Resim

TÜRKÇESİ.:
ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ
ve Mevlânâ MuhaMMedin Nûri'z
-Zâti
Ve's-sirri's-sâriî fî cemi'i'l-âsâri
Ve'l-esmâi ve's-sıfâti Ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim
Adede kemâl'illâhi ve kemâ yelîku bikemâlihi
..


MÂNÂSI.:
"ALLAH'ım! ZÂTı'nın NûRu, Esmâ ve Sıfatların bütün Eserlerine
(mevcûdat) sârî (süren, süregen, sürücü, yayılan) SIRRı olan Efendimiz ve Sâhibimiz MuhaMMed salallahu aleyhi ve sellem'e, Âilesine ve Ashabına salât-ü-selâm ve bereketini ihsân eyle!.
ALLAH'ın Kemâli adedince ve O'nun Kemâlinin lâzım ve lâyıkınca!."
!."
Resim
Cevapla

“Kuran-ı Kerim Sohbetleri” sayfasına dön