DOKTOR MÜNİR DERMANın MEKTUPLARI..

Cevapla
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 201
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

DOKTOR MÜNİR DERMANın MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

EVLİYÂULLAH’tan,
DOKTOR MÜNİR DERMAN’ın MEKTUPLARı..
İKİNCİ KISIM..


Yazan.:
Emekli Kimyager
Ahmet Kılıçaslan
1993..


Resim
MÜBÂREK HOCAM,
Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri (kaddesallahu sırrahu Rahmetullâhi aleyh
’in Mektublarına başladım. ALLAH celle celâlihu yardımcım olsun!. Âmin!..

Bismillahirrahmânirrahîm..


12.8.1975 Ankara..
Dr. Münir Derman'a mektup, AImanya'ya gönderilen bu mektubum "BOMBOŞ” kitabımda yayınlanmıştı önemine binâen buraya da alıyorum. Buyurun okuyun efendim!..


Resim
CANIM HOCAM’a!..

Duruşları güzel,
Gülüşleri güzel,
Seslenişi güzel,
Söyleyişi güzel,
Bağırması güzel,
Çağırması güzel,
Ağlaması güzel,
Tebessümü çok güzel,
Nâtıkası kuvvetli.
Nasihati tatlı,
Kerâmeti saklı..
Herkesten çok farklı,
Suâl soramassın.
Yanında duramassın,
Arasan bulamassın,
Bulsan varamassın,
Yetişsen alamassın..
Bir hâl oldu bana,
Sarıldım Hocam sana,
Kokladım doya doya,
Göz yaşı döktüm kana kana..
Hocam; size ne yazsam az,
Çünkü, sizi sevmiş Mutlak-ı Feyyâz
Zâtında gördüğüm sâdece naz.
Bağışla Hocam beni bağışla,
Hâtâ ile kusur var ise sakla,
Hasretimden geldi, bunlar dilime.
Hasretle sarıldım bende kaleme,
Selâm sevgi hürmet bizden,
Bunları kabul buyurmak sizden..
Her iki elinizi öpmek bizden?
Öptürmek lütfunu kabul sizden..
Sıhhat saâdet dileriz ALLAH'tan,
Yengemize dâim şifâlar HAKk’tan,
Gül kokan gülümüzde, alsın hayırlı nâsibin
ALLAH’ın İzniyle iki cihandan..
Gurbet sizde,
Hasret bizde..

Oğlunuz
Ahmet Kılıçaslan..



7.8.1972 den önce, gördüğüm bir Rüyâmı Hocam’a yazmıştım.
7.8.1972 tarihli mektubla Almanya'dan cevab geldi mektubu aynen aşağıya alıyorum.:


Resim
07.08.1972
Almanya..


Efendim;
Mektubunuzu aldım. Rüyânız kendi hâlinizi açıklamaktadır.
Sünnet-i Yefcüriye uymuşsunuz. Fakat HAKk YoLu’nda, ferâizde, biraz noksan mevcut bundan dolayı şüpheyi bırakmıyorsunuz. Samîmi olun endişeye lüzum yok. Akıl ile her işte karışıklık yapıyorsunuz. Aklı bir tarafa bırakın.
Rüyânız bir müjdedir. Bazı eksikliklerinizi tamamlamak mümkündür sabrediniz...

Münir.. İmza..
12.10.1972
7550 Rastatt
Almanya..


Resim
Muhterem Ahmet,

Mektubunu aldım, çalışıyorum, sizlerden uzak cesedim ama, ben dâimâ yanınızdayım. İçiniz dolu, kolay kolay boşalmaz. Dâimâ duâ ediyorum.
Mihneti dünyada kendime arkadaş yaptım ve dertlerimi severim. Kader bizi buralara attı ne yapalım Maddî ayrılık beni etkilemez gönülden ayrılmalar zordur. İlerde ne olacak bilmiyorum ve bilemiyorum. Gelişimle iyi mi ettim, fenâ mı ettim onu da kestiremiyorum. Fakat buna mecburum, sağ kalırsam muhakkak muvaffak olacağım..
Sizleri unutmayacağım. Siz de beni...

Zaman çabuk geçer. Bir gün bakarsınız, karşınızda işte “ben geldim!” diyeceğim.
Dertlerimi acılarımı kimseye açmam. Bunları kimse bilmez. Bilen tek bir kişidir. Dert paylaşmasını bilen tek bir kişi...
Belki çok azını, ancak dışarı sızmasına imkân olmayanlardan, sezenleri de olabilir. Bahtsızlığı senelerdir arkadaş edindiğimi, vatanımdan ayrıyım artık yaşlanıyorum. Genç yaşın idrak edemeyiceği derdime doyum olmaz bir yalnızlık içindeyim.

Kendimi bileliden beri, sükûn ve rahatlık bulmak, nâsib ve kaderini ALLAH bize vermedi.
Maddî imkânsızlıklardan, imkân cefâsı içindeyim. Birçok dertler, bu durumlar, beni yoksulluğum içinden, yalnızlığın verdiği ıztıraptan zevk alma gayretine götürüyor..

Velhâsıl Ahmet Oğlum;
Dertleri anlatmak zor. Her hâlimde bunları görmek mümkün...
Vazifelerinize devam edin, ben yanınızda imiş gibi.
Burada içecek su yok, derdim bu...
Bizim Eskişehir'de çocuklarımı ara sıra yoklarsanız memnun olurum.
Bedriye, Fazilet, Adâlete selâmlar Yaşarın gözlerinden öperim.
Senin de gözlerinden öperim oğlum..

İmza..

Resim
Muhteremler;

Mürşid, Tasavvuf ile uğraşan değildir. Tasavvuf şuurunu tahammül hâline getirendir.
Mutasavvıf, yaşar.. Tasavvuf peşinde koşan, tasavvuf yapan, tasavvufî kitaplar okuyan, tasavvufî sözleri seven, bunları öğrenmek peşinde koşan ise, mutasavvıfâne yaşadığı hayatın üstünde zihin yorar.

Mürşid; iki dünyanın da alâka menfâatlerinin de dışında, müridinin Rûhî formasyonunu (şeklini) yapan, yaparken de almadan veren bir gözcü, işâretçi tasfiyecidir... ki, müridin rûhunu kendi aslına biad ettirerek Hâliyk-Mahluk ikiliğini ortadan kaldırır. Bu sûretle müride himmet eder..

HİMMET; Müridi, nefsi ile dünya sevgilerinden soyar. Belâ ve sıkıntıların insanı temizlediğini, başka vazifeleri olmadığını, müride Mürşid, himmet yolu ile öğretir.

Meselâ, duânın bir çekişmek olduğunu öğretir. Yâni sana seni öğretir ve kıymetini yükseltir, bilgini sana kaybettirir. Mürşidin yardımı ile müridin makâmı yükseldikçe, mürid halk gözünde küçülür. Yıldızlar da böyledir. Kabahat kimsede değildir. Yıldızda mı kabahat hayır, halkta mı hayır. Bütün kabahat tam anlayıp göremeyen gözlerdedir.i

Mürşid, ibâdetin ecir ve sevab için yapılmadığını ancak, yanaşmak için olduğunu, tereddüd ve şüpheden tamamiyle âli olarak öğreten kimsedir..

Mürşid, müride yanaşmak için evvelâ kâlb hazinesinden aşılar yapar, sonra da mürid tahammül hududuna geldiği zaman gayb hâzinesinden.

Gayb hazinesini müride açmadan evvel, evvelâ ALLAH’ın verdiği dert ve belânın, bedâva olmadığını söyler, gösterir ve sabır tavsiye eder. Koyun gibi kendisine teslim olmasını ister. Dünya malının ALLAH Muhabbeti'ne engel olmadığını sana anlatır. Fakat dünya malına en küçük muhabbetin ALLAH Muhabbeti'ne engel olduğunu anlatır. Bu şu demektir: ALLAH Muhabbeti, Cenâb-ı HAK’kın Kendisi gibi, yâni şirk-ortak kabul etmez..

Bütün müridinin murâdı Sultân olmalıdır. Sultân sana mührü verinceye kadar, mührü vermezse üzülme!. Bu seni yanına almak istiyor demektir. Sultânın yanında olursan zâten sana iş vermez. Yorgunluktan da üzülmezsin.
Sana; temiz vicdânın varsa, onu ferâhlatan şeye sevab, içini kemiren şeye de günah isminin verildiğini öğretir. O zaman Cennet ve Cehennemin hikâyeleri kafadan silinir. Korku sevgiye çevrilir. Bu sevgi, yâni Heybet-i İlâhîye’den bahsedildiği zaman, bu heybetten dolayı insan bayılır, düşer. Bu esrâr Cenâb-ı HAKk tarafından gizlenmeseydi insanlar bir birinin yanında bile duramazlardı..

Mürşid, aynı zamanda kaza ve kaderin, çâre âlemini daralttığını sana öğretir. Kaza ve kaderin, demir ve mermeri bile erittiğini, su hâline getirdiğini gösterir. Zirâ ALLAH İŞİ'nde geçmiş, gelecek yoktur. ALLAH Yanı’nda ne sabah var, ne akşam vardır. Bir Velî’nin bir Hakiki Mürşid'in, hakiki yönü açığa çıksa, ona ibâdet etmeğe başlanır..
Bu lâkırdılar da rast gele kimsenin kulağına girmeden yana çok yücedir.
Hakiki Mürşid, baştan ayağa kadar SÜNNET-i RESULÜLLAH'tır.
Ateşin yakmadığı eşref saatin sırrını öğretecek bir usta ara..

Derman..

Resim
Biraz konuşalım;

İnsan kelimesi Arapçadır.
Meselâ, insan, hayvan, nebat deriz.
Bu kelimeler ALLAH'ın Yaratıklarının cinsleridir.
Âdem kelimesi ise, Âdem'in Rûhî Hamulesi’ne verilen isimdir.
BEN insanı topraktan halkettim. Sonra ona Rûh nefhettim. Âdem'e Meleklerin secde etmesi emrolundu.

Âdem cennetten atıldığı zaman.: Yâ RABBî ben, nefsime zulmettim!” dedi. Bu işi Rûh’a yâni ALLAH'a isnad etmedi ve ALLAH afvetti. Burası çok ince bir noktadır. Onun için Âhiret Âlemi, Rûh Âlemidir. Cesed Âlemi değildir. Şeytan Rûh’a musallat olamaz. ALLAH’a isyan olur. Nefse musallat olur. Nefis, cesede bağlıdır. Bunları ayırmak için “AKıL” vardır..

Akıl, insanlara, doğru-yanlış terâzisi olarak verilmiştir. İnsan cesedine Rûh girdi mi, onun hürmetine ona “Âdem” İsmi verilmiştir?
"El insânü sırrî ve ene sırreh" İnsan BENim Sırrımdır, hünerimdir, BEN de o’nun sırrıyım, beni bu cesedle bilemez, fakat Rûh bilir BENİ. İşte bunu sezen bilinemeyen, anlaşılamayan gayba inanan Mü'mindir.

'Lâ yükelllfullahü illâ nefsen vüsahâ” .. ALLAH, tahammülün dışında maddî ve mânevî yük vermez, Nefsin tahammülünden fazla yük vermez. Buradaki Nefis, hangi Nefisidir. Bunu hele düşününüz. Bu lâf boş değil anlamağa çalış. Bu söz ALLAH Hakkı için doğrudur. Nefis, cesede bağlıdır. ALLAH, Rûh ile alâkadârdır. Cesedle değil. İnsana serbestiyet veriyor. Rûh'u lekelememesi için de Resûller ile Kâideler, Emirler gönderiyor. Bunlar, bu işin sigortasıdır.

Kendinizi üzmeyin!. Yaşar, Ahmet, Remzi Beylerle dâimâ buluşun, konuşun, ben yanınızda olurum... Buralarda benim çilem var..

ALLAH ömür verirse o çileleri de tamamlamak her halde emrolundu.
Ömrüm çile ve dertlerle dolu geçti. İnşâallah son çileleri çekiyorum.
Benim bütün vaazlarım, muhtelif kimselerin teyp makaralarındadır.
Onları bir himmetle toplayıp bir külliyat yaparsanız, ecir almış olursunuz.
Onlarda bir çok şeyler gizlidir. Tekrar tekrar dinlemek lâzımdır.
Toprakları, vatanımı, çocukları, hayvanlarımızı, nebatlarımızı, herşeyi çok özledim. Fakat kader böyle yaptı...
Cesedimle buradayım, Rûhumla vatanımdayım.
Yaşar'ı, Remziyi, Ahmedi çok özledim. Sizi de...
Cenâb-ı HAKk vatanımızı muhafaza buyursun.
Büyükleri ile, küçükleriyle payidâr etsin.

Platting 22.3.1973
Selâm ve duâlarımla,

Dr. M. Derman..


Resim
M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Şeyh AHMED..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 201
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: DOKTOR MÜNİR DERMANın MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

16.05.1973..

Konturatım bitti.. Başka yerde iş buldum. Oraya geldim. Bu sefer çalışma müsâadesi vermediler. Şimdilik iş aramaktayım.
Münih'e yakın, misâfirperver Ferdi Beyler’de kalıyorum. Şimdilik adres Ferdi Bey’indir. Telefon da oranın telefonudur.
Adres şu.:

Ferdi Ülgenâlp
Carl Diem Sts. 12/63 8051
Neufahren (Freising) DEUTSCHLAND
Telefon: Neufahren 08165/7383 dür..


Kitapların 10 tanesini gönderdiler. İstanbul'daki bıraktığınız yer henüz göndermedi. Onları oradan aldırın... Ferdi Bey’in adresine Posta ücretini ödemeli gönderebilirsiniz. Bandları Ferdi Bey alıp münâsib vasıtalarla göndereceğini söyledi... Yurdanur'un Pederi’nin vefâtına üzüldüm. ALLAH’ın Emri. İslâm'da baş sağlığı dilemek olmaz. Emre i’tiraz olur da... Onun için tâziyet yapamıyorum. Hâtıralarımızda yaşamaktadır..

Fâkirlik, ALLAH’ın İşi. Pislik, kulun işidir. Bir türlü birinci işten kurtulamadık. Demek ki, rızkım kıt kanâat bu kadarmış... Ne yaptım ise muvaffak olamadım. Bu dünyada çocukları rahat ettirmek için... Onlar da mihnet ve yoksulluğa benim zorumla alıştılar... Yaşlanıyorum, hem de yaşlandım... Çalışmak gücümün yavaş yavaş söndüğünün farkındayım. Kaderim bu imiş. Bakalım başka iş bulabilecek miyim.., Çocuklarım da bu yüzden muhaceret hâlinde,.

Dâima aranızdayım... Beni görenler varmış. Yaşar’a sormuşlar... Döndü mü diye... Bu şunu ifâde eder ki dâimâ sizleri düşünüyorum. Lâkin haberim olmadan oralarda dolaşıyorum, bunu HAKk bilir...
Bunları; nefsinin tekmesinden kurtulup içine dönen anlar. Yaşar’ı, Ahmet’i, Remzi’yi, Yurdanur'u, sizi çok göreceğim geldi. Bu duygumu tatbik için gizlice gelip gidiyorum. Belki örtüm açıldı da habersiz görmüşler. Bugünkü zamanda bunlardan bahsetmek, gülünç, inanılmaz, hayal veyâ (Bersam)dır. Lügate bakarsanız bu kelime için... Araplarda böyle denir... Beynelmilel dilde (Hallucination) işte o kadar... Velîlerden bu hâl zuhur eder ammâ... Bizde ne gezer Velîlik... “Ben uçmam, müridlerim beni uçurur!.” demiş mahkemede Hakikî bir Velî eski zamanda...

Halüsinasyon veya Varsanı.: Bir duyu organını uyaran hiçbir nesne veya uyarıcı olmaksızın, kişinin sadece kendisinin duyabildiği, görebildiği, dokunabildiği ve koklayabildiği, gerçek olmayan duyuların algılanmasına veya sanıların alınmasına verilen isimdir..

Çilemden, yoksulluğumdan, derdimden ve acılarımdan acı duymuyorum. Alıştım onlara... Başkalarına çile çektirdiğimden çok zebun hâle geliyorum... Karım, kızım, gülüm... Öldüğümde bu çileden kurtulurum ammâ, onları tekrar çile ve üzüntüye gark edeceğimden, bu üzüntüm ötede de devam edecek. Çileden çile çıkıyor, dertten dert doğuyor... Bunlara i’tiraz şeklinde ALLAH beni imtihan etmedi ki bileyim bunları... Bunları size bahsetmem de bir çile, bir dert veriyor bana... Siz DUÂ edin bana... Nereden girmişim bu yola çocukluğumda bilemiyorum... Ben de diğer insanlar gibi olsaydım keşke... Ne rahatım var ne zevkim. Yemek bile yemiyorum günlerce. Sevdiğim SUyu bile bulamıyorum. Son kebap yemiştim, Yaşar-la, Ahmet-le.. 9 aydır et görmedim... Senelerce aç kaldım, açlıkla alıştım. bulduğum zaman da artık yemek istemedim. Yemek ve yememek bir oldu gitti..

Sabri Türker Bey'den mektup aldım. Çok memnun oldum. Garip bir söz var mektupta.: “Hoca mektup istemiyor, rahatsız oluyor!.” sanmış... Ben onu çok severim, Kardeşim’dir o’na söylerseniz memnun olurum. Mektubuna cevap yazacağım.
Bu mektup hepinize yazılıdır. Onun için diğerleri gücenmesinler bana..

Yurdanur, Yaşar, Ahmet, Remzi ve siz... Yaşarın Annesi’ne selâm ve hürmetlerimle. Bana DUÂetsin... Yaşar’ın başından HAKk o’nu eksik etmesin.. Yaşar rüyâsında bana niçin serzeniş ediyor. Benim de onu çok göreceğim geldi... Sabretsin…

Yavrularım, ALLAH’ın İzni ile sizlere emânettir. Bundan çok memnun olurum. Güler yüz gösterin onlara...
ALLAH da, sizi memnun eder. Resulullah Efendimiz size muîn olur. . .
ALLAH'a kasem ederim ki onlara yapılan muâmele mikroskobik amma gözüm hâlâ yaşlı... Şikâyet etmeden, üzülmeden, kırılmadan, yaşımı kurutmamak için her ân cehd sarfediyorum. Onun için...
Korkuyorum, hem de çok. Yavrularıma yapılan küçük bir hareket ALLAHın bir tokadına maruz kalmasın... DUÂm budur, ALLAH korusun... Yaşımı göğe göstermemek için her ân başım gözüm yere bakıyor...
Hepinize bütün mânevî ve maddî varlığımla DUÂ ettiğimi aklınızdan çıkarmayın. HAKk bir gün mükâfatını verecektir sizlere...

Hepinizin gözlerinden öperim.
DUÂlarınızı bekler, muhabbetlerimi gönderirim.

Dr. Münir Derman..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 201
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: DOKTOR MÜNİR DERMANın MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

05.01.1974
Oğlum Ahmet;
Mektubunuzu aldım DUÂ eder hürmet ederim. Yaşar'a uzun bir vaaz yazdım, iki ayrı mektupta, Sen, Yaşar, Remzi, Abdulkâdir Beyi de bulun, Basri Bey size okusun. Artık sizlere bir şeyler söylemem zamanı yaklaşıyor. Onları hiç unutmayın, sizlere benim bırakabileceğim iyiliklerinize karşı gelmez ama kıymetli nasihatlar olduğunu bir gün fark ederseniz.
Hepinize selâm ve DUÂlarımı gönderir. Gözlerinden öperim. Yengeniz de selâm eder. Hüdâ’ya emânet olun!.
İmza..


Resim
06.02.1974
Yaşar oğlum;
Mektubunu gazetelerin arasında aldım. Haberlerine teşekkür ederim. Son gönderdiğim tavsiyelere riâyet etmenizi isterim.
Sana, Ahmet'e, Hüseyin'e, Remzi'ye, Şevket, Kasım Can, Nizamettin Beyler’e selâm ve DUÂ ederim. Mukâbilen DUÂ larınızı beklerim. Vâlide Hanıma selâm ederim DUÂ larını esirgemesin. Yavrularım ALLAH'a ve size emânettir?.

Hükümeti kurdunuz. Aman siyâsetle uğraşmayın. Bunu sizden tamamiyle yasak ederim. Böyle düşünceler beni üzüntüye sokar. Tavsiyelerimi tutarsanız beni çok memnun etmiş olacağınızı unutmayın...

Neleri yaptığınızı, neleri yapmadığınızı ben biliyorum. Ammâ... Yüze vurmak âdetim değildir. Birden bire beni soldurursunuz... Gurbette ne hâlde olduğumu bilemezsiniz..

ALLAH'ın Takdiri böyle imiş. Beni buralara attı. Çile Emri bitinceye kadar bu devâm edecek. Hayatta kalırsam.. Yengen çok zayıf, zavallı mübârek Kadın’a çok üzülüyorum. ALLAH şifâ ihsân etsin...
Senelerce benim dertlerimle, çilelerimle, yoksulluklarımla arkadaş oldu. Bir “of!.” dememiştir. HAKk o’ndan râzı olsun. Tam mânâsıyla bir Hâtun’dur. ALLAHım eksik etmesin!.

Âhir Zamanda olduğumuzu kat'iyyen unutmayın. Kendi içinize çekilin, yalnız dışınız görünsün. Dedi kodu etmeyin, hiddet etmeyin, münâkaşa etmeyin, öfkelenmek Devr-i Dünyâ yüzünden çoktan geçmiştir. Bunlardan bir şey çıkmaz... Sözlerimi dinleyin ALLAH Hakkı için doğrudur. Benden sonra bu sözleri kimseden işitmiyeceksiniz. Ben geldim gidiyorum.. Sonra başınızı taşa vurursunuz..

Hırsa kapılmayın... Sonu yoktur. Küçük değilsiniz. Bir çok sözler dinlediniz. Kitaplar okudunuz. Güzel, güzel içten sohbet edin... Bir birinizi sevin... Yaparsanız başladığınız zaman ben aranızda yokum. O zaman bana DUÂ edersiniz...

Dâimâ ALLAH'ı ANın... Resul'ü Ekrem'e çevrilin. Namazı terk etmeyin... Abdestli bulunun... İsraftan kaçın... Sabırlı... Beni mennun edersiniz. ALLAH ve Resul-ü Ekrem'de sizlerden memnun olur. Hepinize DUÂ ve niyâz ederim. Yengen ve Ben Hürmetlerimizi göndeririz!. ALLAH'a emânet olunuz!.
Derman..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 201
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: DOKTOR MÜNİR DERMANın MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

Muharrem 9 Cuma
1.1.1974 (İdstein)
..

"ALLAH'ın Kudretinden şüphe etmek küfürdür.” (Hadis)
İmân tam olduğu zaman isbat yoktur. Sır buradadır. Kalbinde ALLAH'ın gölgesini görmeğe çalış.
Öyle gözler gördüm ki, bakarken nâ-mütenâhi uzak bir yıldız dünyasından bakıyordu. Alçıdan heykel gözleri gibi bu dünyaya ait her şeye kapalı, bambaşka bir dünyanın seyircisi gözler... Anlatılmazın ta kendisi gibi...
ALLAH, dünyamızdan bu gün çekilmiştir. İrşâd etmek kuvvetim olsa idi meydanlarda gezerdim. amma... Artık âhir zamandayız. Fâidesi de yoktur.
Adımı sormayın!. İsmi ne yapacaksın!. Kendi kendimizi gaybetmemek için konmuş bir yaftadır... İNSÂNlar, cemiyetler, toplumlar kendilerini kaybetmişlerdir.
Geçenlerde Hızır'a tesâdüf ettim. Ağlıyordum. Kendi kendime yürürken yaprakları dökülmüş, karlı bir korulukta, Hastane’ye geliyordum. Daha karanlıktı ortalık... Müheykel.. Beyaz saç ve sakallı, nuranî mübârek bir zât...
Bana Türkçe olarak.: “Ne ağlarsın oğlum, bu küfür diyârında!. İNSÂNın nisbetinde iftihar edeceği iki şey vardır. TOPRAK ve SU... Toprağı, küfürle yoğrulmuş, Cesedlerle doldurdular... Lokmaları haram ile yıkadılar. Mideleri ciyfe ile dolu... Kavm-ü Lût utanır bunların yanında... Ağlama, Takdiri İlâhi böyle... Önüne geçilmez!.
Beşerin felâketi yakındır. Gayretine dokunuyorsa çekil buradan âfet, nöbet bekliyor hemen gelir... Amma buraya niçin geldiğini biliyorsun. Takdire bırak... Sakın bedDUÂya gitme... Bunları bilirsin. Tahammül, derde acıya kuvvetine tahsin olur... Bu asırda isyanın ne doğuracağını bilenlerdensin... Âferin!.”
dedi ve kayboldu..

Resim
Müheykel.: Heykelleşmiş. * İri vücudlu ve sağlam..
Tahsin.: (Hısn. dan) Kale gibi sağlamlaştırma. * Muhafaza altına alma..
Ciyfe.: Cife. Kokmuş et, ölü hayvan, leş..
Nâ-mütenâhi.: f. Sonsuz, ucu bucağı olmayan. Nihâyetsiz.
Lût aleyhisselâm.: Hz. İbrahim'in kardeşi Harran oğlu Lût (aleyhisselâm) onunla beraber Bâbil Diyârında Şam Yakası’na geçmişti. Sodom Nâhiyesine Peygamber oldu. Bu Nâhiyenin ahalisi ehl-i küfr ve fücur idi. Yolsuz giderlerdi ve hiçbir kavmin yapmadığı fuhşiyatı yapalardı. (kadınları bırakıp, oğlan çocuklarına musallat olurlardı.)
Lût aleyhisselâm, onları doğru yola dâvet etti, dinlemediler ve çok nasihat etti, kabul etmediler. Cenâb-ı HAKk da onların başına taş yağdırdı ve zelzele ile köylerinin altını üstüne getirdi. Cümlesi helâk oldu. Yalnız Lût aleyhisselâm Ehl-i Beytiyle geceleyin içlerinden çıkıp kurtuldu..


Resim

Kur'ÂN-ı Kerîmde ALLAH'ın Kudretini açıkça ilân eden Âyet-i CeLîLeRden bazıları.: Âl-i İmrân 3/6; En'âm 6/18,61,96; Ra'd13 /13,16,60; Hac 22 /74; Rûm 30/27; Zümer 40/5); Mü'min 41/67; Fussilet 41/39; Şûrâ 42/19,29; Zuhruf 43/9; Kaf 50/8; Zâriyât 51/20,47,58; Rahmân 55/30; Hadid 57/17; Mülk 67/2..


هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاء لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
“Huvellezî yusavvirukum fî’l- erhâmi keyfe yeşâ’ (yeşâu), lâ ilâhe illâ huve’l- azîzu’l- hakîm (hakîmu).: O, size, rahimlerde, sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun biçimde, şekil, çehre ve vücut hatları verendir. Hak ilâh yalnızca O’dur. Kudretli, hikmet sâhibi ve hükümrandır.” (Âl-i İmrân 3/6)

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
“Ve huve’l- kâhiru fevka ıbâdih (ıbâdihî), ve huve’l- hakîmu’l- habîr (habîru).: O kullarının üstünde her türlü kudret ve tasarrufa, otoriteye sahiptir. O hikmet sahibi ve hükümrandır, gizli-açık her şeyden haberdârdır.” (En'âm 6/18)

مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
“Mâ kaderûllâhe hakka kadrih (kadrihî), innallâhe le kaviyyun azîz (azîzun).: Allah'ın kadrini de (kudretini de) hakkıyla takdir edemediler. Muhakkak ki Allah, mutlaka Kaviyy'dir (kuvvetli), Azîz'dir (yüce).” (Hac 22 /74)

اللَّهُ لَطِيفٌ بِعِبَادِهِ يَرْزُقُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْقَوِيُّ العَزِيزُ
“Allâhu latîfun bi ibâdihî yerzuku men yeşâu, ve huve’l- kavîyyu’l- azîz (azîzu).: Allah kullarına çok lütufkârdır. Sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere rızık ve servet verir. O güçlü, kudretli ve hükümrândır.” (Şûrâ 42/19)

تَبْصِرَةً وَذِكْرَى لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
“Tebsıraten ve zikrâ li kulli abdin munîbin.: Bunlar, Allah’a yönelen, Allah’ı ilâh tanıyan, yoluna baş koyup gönülden bağlanan, her kulun iyiliği, kurtuluşu için, basiretli davranarak görebileceği açık deliller ve öğütlerdir.” (Kaf 50/8)

الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
“Ellezî halaka’l- mevte ve’l- hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ (amelen), ve huve’l- azî zu’l- gafûr (gafûru).: Hanginizin daha güzel, daha değerli, devamlı bilinçli ameller işleyeceğini, işini daha güzel yapacağını denemek için dünyada ölümü, dünyada ve âhirette hayatı yaratan Allah’tır. O kudretlidir, hükümrandır, salih amel işleyenleri koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk 67/2)
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 201
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: DOKTOR MÜNİR DERMANın MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

Uzun mesafelerin arkasından gurbetten sizlere SESimle GELdim, MERHABA!.:

Dertlerimden, endişelerimden, üzüntülerimden ayrılarak gece yarısından sonra sessizlik içinde, sizlere sesimle gelmek belki size bir ferahlık verecektir. Üzgün sesimde belki beni görebileceksiniz. Aranızdayım işte!.
Cesed ayrılıkları bir şey değildir. Rûh ayrılıkları elem vericidir. Onun için üzülmeyiniz...
Senelerin dertleri, yoksulluklar, haksızlıklar efrâd-ı âilemin çektiği ızdırap ve üzüntüler beni yıpratamadı.
Rızkım mahdud damla damla.. HAKk öyle irâde etmiş bunu... Bütün bunlara senelerdir alıştık. Normal bir şeymiş gibi geliyordu bize...
Dertlerimin, yoksulluklarımızın, acılarımızın, rencide edilmemesini yâni bunların yardım ile tahfif edilmemesine dikkat ediyorduk...
Bilmem ne hata işledik bunlar günün birinde yerinden sarsıldı. Dalgalandı, sallandık, perişân olduk. Ağladık, üzüldük, amma ne çâre.. Çâresizlikler içinde bulunan (bunalan), ihtiyaçlar içinde yüzene çâre ve ihtiyaç bir şey ifâde etmez...

Karımla konuştum, Kızımla hasbihâl ettim. GüLüm’le konuştum. Birlikte HAKka DUÂ ettik "âmin!." dediler... Erenler vâzife verdiler HAKk müsâade etti. Gayrete geldik...
Bilirim üzerinde düşünmem. Görürüm gözlerimi çevirip bakmam. Ne olacak biliyorum, görüyorum, telaşlanmıyorum, korkmuyorum. Takdir ne ise ona boyun eğmesini bilirim. Tedbir almak yıllarca evvel elimden alındı... İsyân etmedim. Olamam da..
Açlık, tokluk benim için mefhum deyil.. Yoksulluk, zenginlik düşünceleri bende bulunamaz... Birşeyler mırıldanmak istiyorum ammâ... Onu da mırıldanamıyorum... Üçler, Dörtler. Yediler, Kırklar geldiler. Zorladılar söylemedim derdimi, yoksulluğumu, acılarımı hâlimi onlara...
Hızır çıktı karşıma, dileğimi sordu, söylemedim... Utandım HAKk'tan... Hicâb duydum RESÛLü Ekrem'den...
Ben yalnız biriyim dünya yüzünde... Sırrımda benimledir. Boyun verir SIRR vermem. Benim sırrımda budur işte... Sırrım, İsmimdir. İsmim, Sırrım... İsim nedir ki zâten. Kendi kendimizi gaybetmemek için bir yaftadan ibâret...
Söz ve nasihatlarımda, vâızlarımda, yazılarımda ben gizliyim... Onları çok okuyun tekrarlayın... Bir gün sezersiniz belki de...
=>Tavsiyelerime riâyet ederseniz memnun olurum. Sonunda sizde idrâk eder mutlu olursunuz. ALLAH Hakkı için bu doğrudur.
ALLAH EN DOĞRUYU BİLENDİR..

Kapılmayın kendini göstermek peşinde koşanlara...
Dünyada ALLAH ile olmak, RESÛL'e bağlanmak ne kadar hoştur.
“Âhir Zamanda yola getireceğim. Fikrimi kabul ettireceğim!” diye çabalama çok dikkat et!. Âhir Zaman Peygamberi’nin Ümmeti OLduğunu unutursun... RESÛLü incitirsin aman sakın!..
HAKk’ın Murad ve Takdirine bozulma!..
O, EN GÜZELİNİ YAPANDIR...
Cenâb -ı ALLAH =>Es SABûR Esmâsı ile tecellî etmiştir bu zamanda...
Helâk olan kavimlerin yaptıkları bu günün kavimleri yanında hiç kalır, helâk etmiyor... Dikkat ederseniz..
RESÛLü Ekrem'in Şefik Kâlbleri üzülmesin diye!.

Bu Mektupta TENBİH, TAVSİYE ve TELKİN buyurulan HUSUSLAR.:

(Mektubu tefsir edenin anlayışına göre.)
Aman siyasetle uğraşmayınız. Bunu sizden tamamiyle yasak ederim.. =>Tenbih..
Âhir Zamanda olduğunuzu kat'iyyen unutmayın. Kendi içinize çekilin yalnız dışınız görünsün.. =>Tavsiye..
Dedikodu etmek, hiddet etmek, münâkaşa etmek, öfkelenmek devri dünya yüzünden çoktan geçmiştir. Bunlardan bir şey çıkmaz.. =>Telkin..
Sözlerimi dinleyin ALLAH Hakkı için doğrudur. Sonra başınızı taşa vurursunuz. Hırsa kapılmayın... Sonu yoktur.. =>Tenbih..
Güzel güzel içten sohbet edin... Bir birinizi SEVin.. =>Tavsiye..
Dâimâ ALLAH'ı anın... RESÛLü Ekrem'e çevrilin. Namazı terk etmeyin... Abdestli bulunun... İsraftan kaçının... Sabırlı olun.. =>Tenbih..
Beni memnun edersiniz. ALLAH ve RESÛLü Ekrem'de sizlerden mennun olur.. =>Temenni..
ALLAH'ın Kudretinden şüphe etmek küfürdür.. =>Hadis..
İymân tam olduğu zaman ısbat yoktur. Sır buradadır. Kalbinde ALLAH’ın Gölgesini görmeğe çalış.. =>Tefekkür..
ALLAH dünyâmızdan bu gün çekilmiştir. =>Dikkat ve ikaz..
Dertlerimden, endişelerimden, üzüntülerimden ayrılarak gece yarısından sonra sessizlik içinde, sizlere sesimle gelmek belki size bir ferahlık verecektir. Üzgün sesimde belki beni görebileceksiniz. Aranızdayım işte... Cesed ayrılıkları bir şey değildir. Ruh ayrılıkları elem vericidir. Onun için üzülmeyiniz... =>SEVgi, Tahassür ve Tefekkür..
Erenler vazife verdiler. Hak müsâade etti, gurbete geldik... =>Dikkat..
Üçler, Dörtler, Yediler, Kırklar geldiler. Zorladılar. Söylemedim derdimi. Yoksulluğumu, acılarımı, hâlimi onlara... Hızır çıktı kaşıma... Dileğimi sordu. Söylemedim. Utandım HAKk'tan.. Hicâp duydum RESÛLü Ekrem'den.. Boyun verir sır vermem. Benim sırrım da budur işte.. =>Mü’mine örnek ve ibret..
Söz ve nasihatlarımda, vâızlarımda, yazılarımda ben gizliyim... Onları çok okuyun tekrarlayın... Bir gün sezersiniz belki de... =>TAVSİYElerime riâyet ederseniz mennun olurum. Sonunda siz de idrâk eder mutlu olursunuz. ALLAH Hakkı için bu doğrudur.
ALLAH EN DOĞRUYU BİLENDİR...
Kapılmayın kendini göstermek peşinde koşanlara...
Dünyada ALLAH ile olmak. RESÛL’e bağlanmak ne kadar hoştur. Âhir Zamanda yola getireceğim, fikrimi kabul ettireceğim diye çabalama çok dikkat et. Âhir zaman Peygamber’inin ümmeti olduğunu unutursun... RESÛLü incitirsin aman sakın.. =>Tenbih..
HAKk’ın Murad ve Takdirine bozulma...
O, EN GÜZELİNİ YAPANDIR..
Cenâb-ı ALLAH =>Es SABûR Esmâsı İle tecellî etmiştir. Bu zamanda... Helâk olan kavimlerin yaptıkları bugünün kavimleri yanında hiç kalır... Helâk etmiyor... Dikkat ederseniz… RESÛL’ü Ekrem'in Şefik Kalblerj üzülmesin diye...

1-) Belâ ve dertlere, acılara üzüntü duymadan hoşnutluk içinde tahammül ve sabır.. =>Aksi: "ALLAH İnsÂNın tahammül edemiyeceği yükü vermez” Âyet-i Kerimesine inanç zâafı ve isyan: ALLAH'ın Takdirine karşı...
Hoşnutluk =>Sonunda bir şey beklemeden ->Takdiri-i İLAHÎ’ye teslimîyyet ve şükürdür. ..
2-) Dünyevî bütün arzuları, hırsları, haramları, sıkıntısız bırakmak... Bunalmadan, zorlanmadan...
3-) Belâları, dertleri, acıları normal gündelik hava ve gıda gibi, lâzım bir şeymiş gibi görmek ve kabullenmek.
4-) İ’tiraz, isyan, "of!." bile yok!..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 201
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: DOKTOR MÜNİR DERMANın MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim
Bunlardan sonra =>TEVHİD. Az uyumak, az yemek, kanaat, sabır. Şefkât, merhâmet İnsÂNdan hayvana, nebata, taşa, toprağa herşeye karşı... Hepsinin güzel tarafını görmek. Çirkin ve fenâ aslında yoktur. Bize karşı tecellînin, bizim noksanımızın görünüşü, duyuluşu öyledir. Çirkin yoktur. Fenâ koku yoktur. Pis yoktur. Hepsi ayrı ayrı bir tecellînin hikmet ve görünüşü, idrak edilişidir.
“Bunları yaparsam, sonunda şuna kavuşacağım, şöyle olacak!.” düşüncesi yok. Bir şey beklemeyeceksin!.
Şıh'ın seni dâimâ, yanında bile olmasan, görür işitir. Fakat ne söyler ne gördüğünü tenkid eder. Senin teslimiyetine ehemmiyet verir. Ondan sonra ne söyler, ne yap derse düşünmeden yap... Korkma sonundan... Onun himâyesindesin...

Arz-ı vâsi’ister isen gir Velî'nin kabzına,
Arş-ü kürsi’den geniştir bir Velî'nin âyesi...


Velâyet Makamı, NEBİ'likten yüksektir...

Sonra... Erbain, çile gelir.. Bunlar, RûH'un ile Nefis ve Cesedin savaşı ne hâldedir, onu ölçmek içindir. Sonra... Şıh, seni Halvete alır...
Bu yaptıklarının neye yaradığını, ne mertebeye çıktığını sana orada televizyon gibi gösterir... Hâlvetin bir zâhiri, bir de bâtını vardır.
Zâhirini Şıh sana gösterir, öğretir... Bâtının da dâimâ seninle berâberdir. Berâber bulunursun. Berâber yersin. Berâber içersin. Berâber seyahat edersin. Seni bir çok Mânevî Zâtlarla tanıştırır.
Kırkları görürsün, Yedilerle konuşursun, Üçlerle sohbet edersin, Dörtlerle mânevî irtibat kurarsın...
İnsâniyet ve Cesedinde bulunan Esmâlar başkalaşır...
Gözle EL BASîR tecellî eder..
Kulakla ES SEMî’ ortaya çıkar.
Uzaklar görülür, işitilir.. Her şeyi görürsün. ASLını =>ANLArsın...
Ondan sonra Şıh, seni tekrar hâlvete koyar, başka bir kapıdan çıkarır... Ondan sonra her şey başka renkte, başka şekilde, başka kokudadır...
Bu anlatılanlar senelerin, yılların sonunda tecellî eder veya etmez.
Ammâ, Şıh’ın kuvvetli, yâni hakiki ise ki, onun hiçbir iddiâsı yoktur. Kendisini “Hiç” bilir... O, bir nazar ile seni, yılların güç eriştireceği hâle, bir ÂNda getiriverir... Asıl “HiMMet”, işte budur ki, Şıh’ın SEVgi ve coşması sonunda ortaya çıkar.. Bu nazar, balığı havada, su dışında yaşatır. Hayvan, su içinde gıdalanır... Bu söylediklerim, hiç bir kitapta, yazıda yoktur. Hâlvet Diyârlarındaki yazılardan bir nebzedir. Bu lâkırdılardan bir damla bile kimseye söylemedim. Söylediklerim, kapalı, değişik, sohbet ve nasihatlerdir. Yazılarımızda, kitaplarımızda bunlar, kelimelerin içine gizlenmiştir. Dikkat edilirse kulağa bir şeyler fısıldar, akla bir şeyler aktarır...
Amma, okunanları amel hâline getirmek şarttır...
Sizlere, Yaşar’a, Ahmed'e, Remzi'ye, diğerlerine göründüğümüz gibi görünmedik... Yaşar ->yanımızda dilsiz, sessiz, sözsüzdür, boynu bükük, sabırlı...
Ahmet ->Hayran, mütevekkil, ümitli, mütevekkil, ammâ biraz korkak. Düşünceli, biraz da derdi mihnet ediyor kendisine...
Remzi ->Habersiz, ümitli, biraz şüphe içinde,
Basri ->Bir çok hurâfelerin, yalancıların, bilmeden te’siri altında kalmış, yolunu yapamamış, RûH'u ile AKLı mücâdele hâlinde.
Diğerleri =>Ümitli, şüphelerini henüz tamamiyle atamamışlar...

Bu lâflardan kendinize hisse çıkarmayın!. belki de bir imtihan suâlidir. Her ay gök ayına göre üç gün oruç tutun... Bir ricam daha var ->Sarmısak, soğan yemeyin!. Hiç olmazsa az yeyin!.
Tek kap yemek yeyin!. Çok uyumayın!. Mümkünse gece namazı kılın!. Abdestsiz tırnak, saç, sakal kesmeyin!.
Münâkaşa etmeyin!. Yalancı Âlim görünenlerin yanında münâkaşa etmeyin. Gülerek geçin!. Onlar gaflet içindedirler. Falan yerde büyük zât varmış gidip görelim, diye düşünmeyin. Dünya bugün reklam yapan, peşine bir sürü saf temiz, âşık İnsÂNları dâlâlete götürenlerle dolu!. Büyük Velî kabirlerini ziyâret ->yaşayan.: “Âlim ve Mürşidim!” diyenleri görmekten daha hayırlıdır..
Bizi SEVenlere, SEVer görünenlere selâmımız olsun...
Gücenmek, buğzetmek, darılmak gibi şeyleri bize öğretmediler.
Hepinize ayrı ayrı her namazda DUÂ ediyorum. HAKk Şâhid ve Esmâ'dır...
Siz de bana DUÂ ederseniz hoşnud olurum..
Hepinize sıhhat ve âfiyet dilerim!.
Makâmım varsa, bir kıymetim varsa, bilmiyorum, bu kuvvetle DUÂ ederim. ALLAH makâmınızı yüceltsin...
RESÛLü Ekrem'in Ruhânîyyetiyle temas imkânlarınızı nâsib etsin... Size gurbetten selâm, SEVgi ve Hürmetlerimi gönderirim Muhteremlerim..
Dr. Derman..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Saygın Üye
Saygın Üye
Mesajlar: 201
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: DOKTOR MÜNİR DERMANın MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

Devamla.:
ALLAH zikredildiği yerde, Kur’ÂN okunduğu zaman İlâhî Tecellî olur. Fakat bu görünmez, görünmekten münezzehtir.
Bu, GAYB'dır. Gayb =>görülemeyen değil =>görünmeyen tarafa verilen isimdir. Zirâ, gayb mevcûddur. "Yü'minune bi’l-gayb”
Bunları görmek, ancak haramı bırakmakla olur.
Haramı bırakmak farzdır; şirk yolunu bırakmak farzdır. Farz, yapılması mecburî değildir. ALLAH Rızâsına kavuşmak isteyenlere mecburîdir. İNSÂN, inkâra kadar serbest bırakılmıştır,
Her türlü hâllerde mânevî hâllerde ibâdetlerde huzur bulunamıyorsa =>Bunda haram lokmanın payı çoktur.
İLAHÎ Mıknâtısiyat her İnsÂNı çeker. Fakat çekilcek nesne olmak lâzımdır. İşin riyâ, hased, dedikodu, haram ile dolu olursa, mıknatısiyet her ÂN mevcûd, sen çekilme hassasını kaybettin demektir. ALLAH'ın Huzuruna bu şekilde kabul edilmezsin. Kabul edilmez değil.. Cesedin utanmasından, senin haberin olmadan seni götürmüyor demektir. İşte bu anlaşamamazlığın arasındaki boşluk =>“ŞEYTAN” dediğindir.
ALLAH'ı ananların yanına Şeytan sokulamaz. Abdestli olanın yanına Şeytan yaklaşamaz. Kabahatları, gafletleri başkasına yükleme!.
ALLAH =>Kul yine utanmasın diye, belki tövbe ile kendini yıkar diye, büyük hayâsından dolayı araya Şeytan’ı sokar. Temizlendikten sonra gelsin diye bunu belki anlar. Şeytan zâten =>Uzak kalmışların SIRRIdır. Uzak kalma, yanaşma ta’zim, edeb ve temizliğine henüz varmamış olmandandır...

KUL =>ALLAH’dan RAZI OLMALIDIR!.
=>ALLAH =>KULUNDAN RAZIDIR!.

Doğruyu bulma arzusu arttıkça gaflet azalır. Bunun içindir ki ibâdetler de uyku azalır. Meleklerde bundan, uyku yoktur. CeNNetde uyku yoktur. Uyku gaflettendir ve bir noksanlıktır. Hayır işler hayır olmadadır, şer işler, gaflette toplanmıştır.
Zâhirî Uykudan kurtulmak için =>Az yemeli, az içmelidir.

Çok yiyip içende uyku çoktur. Çok yiyenler, rahat ibâdet edemezler. Oruca dayanamazlar, bilhassa haram yiyenler, tam gaflet içindedirler. Haramın azı da çok sayılır..

Kısmette olmayan bir şeyin ardına düşmek bir yüktür ve dünya azâbı budur. En büyük dert, imkânsız şeylerle uğraşmaktır. Kısmetine yazılı şeyi istemek de ayrı bir görgüsüzlüktür. Daha doğrusu hırstır. Kısmetin sâhibi ALLAH'dır. Her belâ bir suçun cezâsıdır. Her darlık, işlenen işin karşılığıdır.
Büyüklerde bunlar başka türlüdür. Ne suçun cezâsıdır belâ, darlık, ne de fenâ bir işin karşılığıdır. =>Bu bir hikmettir. Merdiven çıkarken İnsÂNı yorar.

“Zikrimle uğraşıp benden bir talepte bulunmayan kimseye, DUÂ ederek ihtiyaç gösteren kimselerden fazla ihsân ederim." Hadis-i kudsî..

Dünyada =>Doğruluk Köprüsünden geçmek =>Sırat Köprüsünden geçmekten daha çetindir!.

Hazret-i Musâ ağaçtan şu hitâbı duydu.:
“BEN ALLAH'ım!.” şimdi işte.: “Ağaç =>ALLAH'dır" dese, küfre düşer, ve yine her kim.: "Bu sözü =>ALLAH söylemedi!.” dese yine küfre düşer!.
Burasını yüzlerce defâ okumanızı dilerim..
İLAHÎ Esmâ’ların =>SU ve TOPRAKla karışmasından husule gelen şekil =>İNSÂN'dır.
Bu şekil ->İnsÂN Cesedidir ki, onda oturmak, ve bütün hassa ve İLAHÎ Hünerleri göstermek için ALLAH'ın Emrinden olan RûH verilmiştir. RûH bu Cesedde iken konuşur, işitir, görür.
Bu Cesede =>ER REZZâK ile rızık verilir. EL KAVî ile kudret, kuvvet, enerji verilir. RûH, bu Cesedde İNSÂN ismini alır. Bu menbaa’dan feyezân ile fâzilet, merhamet, şefkat, adâlet ve bütün ulvî hassalar dediğimiz RûH'un =>ÂDEMîYYET Hâmulesinden nebeân eder. Bu misâfire hürmet için: haram sokmamak, hased etmemek, dedikodu etmemek lâzımdır..

ALLAH’ın öyle kulları vardır ki, diğer kullara baktıkları zaman onlara saâdet libâsı geydirirler..” Hadis-i Şeriftir..

Bu gibilerle konuşanlar bâzan onlara hürmet ederler, bâzan şüpheye düşer bocalarlar. Karşılarındakileri dâimâ gaflet içine sokarlar. Böylelikle kendilerini saklarlar. Bâzıları da onları hakikaten sezerler, hürmet ederler. Onların zamanı geldi mi feyz ve SEVgilerine mazhar olurlar. Kimisi hoş bir koku duyarlar, kimisi hâllerinden bir hisse alırlar. Kimisi onların yanında bir ferahlık içine gömülürler. Bir çokları da hased zincirinden, kibir elbisesinden, gururdan kurtulamayıp büyük bir şüphe içinde, yarı uydurma bir hürmet izhar ederler..

Benim küçüklüğümde İnsÂNlar =>DiKENi olmayan GÜLLer gibi idi..
Şimdi =>GÜLü olmayan =>DiKEN hâlindedirler’.

KUR'ÂN-ı Kerîm RAMAZANDA NÂZİL OLMUŞTUR.:

Niçin diğer aylarda değil... İslâm'da tesâdüf diye bir şey yoktur. Hepsinde bir hikmet vardır. Tesâdüf kelimesi, şüphecilerin lügatinde bulunur. Tesâdüf kelimesi Arapçadır. Kur’ÂN-ı Kerim de bu kelime geçmemiştir. Çok dikkat buyurun... İNSÂN oruçlu iken Kur’ÂN-ı Kerimin hakayıkını Kâlbe nâzil olur. Onu daha iyi anlar. İnce mânâsı var çok düşününüz. Mide boşluğunun hududu çileye kadar... Aç dur!. demektir.
“Efendim, İnsÂN açlıktan ölür!.” diyeceksiniz. İnsÂNı ALLAH doyurur. Midesi boşalıp ölenler hayvanlardır, unutma... Benzini bitip stop eden makine gibidir,
Şüphede olmayın!.
Şüphe ->Yolundan çıkmayana birşey vermezler. Hiç şüphe etmemek İhlâs'tır.
Şüphe ->İmânın zelzelesidir. Hepsini yıkar, yerle bir eder?
Susmak =>Kemâl’dendir, susana kemâl gelir.

Ben yıllarca aç kaldım. İsteyerek değil, bulamadım. Yoksulluktan ölmedim!.
Öyle ağızlar gördüm ki =>Sarmısak ile içki arasında, bütün pis kokularla dolu...
Öyle ağızlar gördüm ki =>GÜL ve REYHÂN kokuyor..
Öyle dudaklar gördüm ki =>Küfür dökülüyor.
Öyle dudaklar gördüm ki =>Hikmet, güzel sözlerle, doğrulukla süslü...
Öyle mideler biliyorum ki =>İçki ve haram ile dolu...
Öyle mideler biliyorum ki =>Haram sokmamak için aç yaşıyor.
Öyle vücûdlar gördüm ki =>Elbisesi ile cildi arasında pireler, bitler, kurtlar dolaşıyor ter kokuyor..
Öyle vücûdlar biliyorum ki =>GÜL Bahçesi kokuyor.

Öyle mezarlar gördüm ki =>Hayvanlar otluyor...
Öyle mezarlar gördüm ki =>Hâk ile yaksân olmuş.
Öyle bir mezar biliyorum ki =>CeNNetten bir bahçe...
Öyle milletler gördüm ki =>Fazilet, doğruluk, iyilik diyârı...
Öyle milletler gördüm ki =>Rezâlet, pis kokularla dolu...
Öyle milletler gördüm ki =>Can çekişiyor.
Öyle milletler gördüm ki =>Hâk ile yeksân olmuşlar...

"Bir kavmin Âzizi =>Zelîl oldu mu =>Acıyın ona!.” Hadisi Şerîf..

Çâre ALLAH'tan =>Lokmân’dan değil..
Çâre Din’den =>Put’dan değil..
Tahta içinde büyüyen kurt =>Tahtanın fidanlık halini bilmez.
Sivrisinek ne bilir =>Bu bağ kimin... Baharda doğar ->kışta ölür..
Eşek =>Sâhibinden eşekliği yüzünden kaçar..
Eşek =>Irmağın kadrini bilse =>ayağını sokacak yerde başını daldırırdı!.

11.01.1974..

Resim

Münezzeh.: (Nezahet. den) Tenzih edilmiş, teberri edilmiş. * Pâk, kusur ve noksanlıklardan uzak. Hiç bir şeye muhtaç olmayan. Kötülükten, kusurdan ve noksanlık gibi şeylerden tenzih edilen..
GAYB.: Gizli olan. Görünmeyen. Belirsiz. * Güman. Hislerle veya akıl ile bilinmeyen şey..
GaFLet.: Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakk'a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allahı ve emirlerini unutmak.
Şuur.: Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak. * Nefsin mânâya ilk vusul mertebeleridir..
Ta’zim.: Hürmet. Riâyet. İkramda bulunmak. Bir zât hakkında büyük sayıldığına delâlet edecek surette güzel muâmelede ve hürmet ifade eden tavırda bulunmak..
Hırs.: Aç gözlülük. Tamahkârlık. * Kızgınlık. * Şiddetli istek, arzu. * Azgınlık..
Hakayık.: (Hakaik) (Hakikat. c.) Hakikatler.
Hâk ile yeksân.: Toprakla bir..


Resim

Yü'minune bi’l-gayb.:

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
“الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
“Ellezîne yu’minûne bi’l- gaybi ve yukîmûne’s- salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn (yunfikûne).: Onlar (takvâ sâhibleridir) ki, gaybe (gaybde/olduğu hâlde gözükmeyen Allah'a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler).” (Bakara 2/3)

Resim

ALLAH celle celâlihu.: “Zikrimle uğraşıp benden bir talebde bulunmayan kimseye, DUÂ ederek ihtiyaç gösteren kimselerden fazla ihsân ederim.”
(Hadis-i Kudsî, Abdulkadir Geylanî Fütûh-ul Gayb makale 46.)

Bir kavmin Âzizi =>Zelîl oldu mu =>Acıyın ona.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Üç kişiye acıyın; cahiller arasında kalmış âlime, zenginken fakir düşene, kavmin ulusu iken aşağı hale düşene." buyurmuştur.
(İbn Hibbân “ed-Duafa” adlı eserinde hadis olarak rivâyet etmiştir. İmam Gazalî de bunu İhya’da zikretmiştir.)

ALLAH celle celâlihu.:
Resim
El Kavîyyü celle celâlihu.:
Resim
Er Rezzâku celle celâlihu.:

Resim
Cevapla

“Münir Derman (k.s) Kimdir?” sayfasına dön