FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyhasselâm..

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 5064
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00

FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyhasselâm..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

Resim MUHAMMED MUSTAFÂ aleyhi's-selâm....
Resim FÂTIMATü’z-ZEHRÂ’sı aleyha's-selâm....


Resim

-İSHu!. SUBHÂNeHuu!.

=>FÂTIMA=>RASULuLLAH’ın,
GÖNüL GÜLü==>CÂN ÇİÇEği!
=>FÂTIMA=->HABîBuLLAH’ın,
SIRRın TÜLü=>HAYy GERÇEği!.

GÜL SEVDÂsı’nın->MEMBAĞı,
=>KÂR-ü-BELÂ=>ÇİLLe BAĞı,
İHVÂNİm=->GÜL KOKUsuyLa,
=>HABîBuLLAH’ın=>GÜLBAĞı!.

ZITLaR ZEVKi’nin=>ZEHRÂ’sı,
ŞE’ÂN ŞEVKi’nin==>ZEHRÂ’sı,
SÖZ’ün FEVKi’nin=->ZEHRÂ’sı,
SIRR’a SEVKi’nin==>ZEHRÂ’sı!.


ZEVK 10.444

=>ŞE’ÂN MAHŞERİ’m=>MERYEM’i=>BEZM-i ELESt’in BETÜL’ü,
KAZA’nın=>KADER SAHRAsı=>MUHARREM’in=->HAREM TÜL’ü,
KANı DİNmez YARA’m=>AL’ı,
KÛN feyeKÛN=>HAYy MASALı,
=>İZ’i =>İZi’ne=>UYARım,
=>HeR SEHER>SESi’n DUYARım=->KÂR-ü-BELÂ BİZ BÜLBÜL’ü,
HABîBuLLAH=>CÂN ÇİÇEği=>CÂN’da>CÂNÂN->CENNEt GÜL’ü!.


08.08.2022.. 08:08
Resim 10. mHRRm. 1444
brsbrsmd..tktktrstkkmizdecevLÂNmızzz..

===>MîM-i MUHAMMED EŞİği,
MuHABBEt Mİ’RÂCı’n=>GÜLü!.
HAKk ÂŞIKkLaR=->BİZ BEŞİği,
SIRRLaRıN SERTÂCı’n->GÜLü!.
==>EHLi BEYt==>ALLAH AŞığı,
MEŞKuLLAH MİZÂCı’n=>TÜLü!.
==>AŞKk GÜNEŞİ’nin==->IŞığı,
CENNEt BAĞI’nın==>BÜLBÜLü!.
=>RASÛLuLLAH->HASLaR HASı,
NÛR’un>FÂTIMATü’z-ZEHRÂ’sı!.


Resim
RABBım BÂKi=->bEN fÂNiyem,
YÂRLe BİZ BİR-İZ==>KÂNİyem,
YANıp SÖNen =>GÜLün >KÜLü
GÜL GÖNLÜ'ndeResimyemm!.


Resim
ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Kur'ÂN-ı Kerîm’inde,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e dolayısıyla ÜMMetine BUYruğu.:


إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ
Resim---“İnnellezîne ferrekû dînehum ve kânû şiyean leste minhum fî şey’ (şey’in), innemâ emruhum ilâllâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn (yef’alûne).: Muhakkak ki; onlar, onların dînini (dinlerini) tefrik ettiler (parça parça ayırdılar) ve grup grup oldular. SEN’in onlarla bir ilgin yok. Onların işi sadece ALLAH'a aittir. Sonra yapmış oldukları şeyleri, onlara haber verecek.” (En’âm 6/59)


Resim47. SALÂVÂT-I ŞERÎFE .:
FATİMATÜZ- ZEHRÂ ANNEMİZİN SALÂVÂTI



Resim

ARAPÇASI.:
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ رُحُهُ مِحْرَبُ الْاَرْوَاحِ وَ الْمَلاَئِكَةِ وَ ألْكَوْنِ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُوَ إمَامُ الْأَنْبِيَاءِ وَ الْ مُرْسَلِين
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُو إمَامُ أهلِ الْجَنَّةِ وَ إبَادِاللّهِ الْمُؤْمِنِين


TÜRKÇESİ.:
Allahümme salli alâ men ruhuhu mihrabü'l- ervâhi ve'l- melâiketi ve'l- kevni
Allahümme salli alâ men hüve imâmü
'l- enbiyâi ve'l- mürselin,
Allahümme salli alâ men hüve imâmü ehli'l- cenneti ve ibâdillahi'l- 'minin...


MÂNÂSI.:
ALLAHım!.
RûHu, kâinâtın, meleklerin ve ruhların Mihrabı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.
ALLAHım!.
Katından gönderilenlerin ve peygamberlerin İmamı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.
ALLAHım!.
Cennet ehlinin ve Allahın mümin kullarının İmamı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.

(7 letâifimizin sallini-isalini-sılasını-ulaşımını sağla!.)

Elhamdülillahi rabbi’l-âlemîn..
Hamd âlemlerin RABB’ı ALLAH’a mahsustur!.
ÂLemLerin RABBına HamdoLsun!.


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.



Resim
ON MUHARREM BAHçamızı
YEDi RENkLi GÜLLe GÜLüm
HAKktır ->OLÂN BOHçamızı
HAZIR EYyLe TÜLLe GÜLüm!.


RABBenâ ALLAHımız celle celâlihu!.
BİZ =>FAKRiYyet-ACZiYYet-ZiLLet-İLLet İçinde,
=>MuHTaÇ-MECBÛR-ME’MuR-MAHKuM KULLarınız,
BİZe =>ZÂTuLLAH, KELÂMuLLAH, RASÛLuLLAH, EHL-i BEYtuLLAH ve ESMÂuLLAH Hörmetine,
İLMuLLAH’ındaki HAK ve HAYRını NÂSiB ve KISMet BUyur ve,
BİZi =>SENden başka kimslere MuHTaÇ ve MaHCûB etme ALLAHımız celle celâlihu!.
BİZi =>SENden RAZı OLan ve RAZı OLduğun KULLarından KıL!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Âmin!. KEFîLu ALLAH celle celâlihu!.
Âmin!. VEKîLu ALLAH celle celâlihu!.
Âmin!. VELîYyu ALLAH celle celâlihu!.
Âmin!. VEDûDu ALLAH celle celâlihu!.
Âmin!. LATîFu ALLAH celle celâlihu!.
Âmin!. HABîRu ALLAH celle celâlihu!.
Âmin!. MUHEYMiNu ALLAH celle celâlihu!.
Âmin!. Yâ ALLAH!. ALLAH!. ALLAH celle celâlihu!.

Âmin!.. Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.



MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimG Ü L
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 5064
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00

Re: FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyhasselâm..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyha's-selâm..

=>RASULuLLAH’ın==>ITREti,
GÖNüL GÜLü==>CÂN ÇİÇEği!.
SIRR-ı SIRf=>SÛREt<=>SÎREti
TEVHiD TÜLü HAYy GERÇEği!.

GÜL SEVDÂsı’nın=>MEMBAĞı,
=>KÂR-ü-BELÂ=->ÇİLLe ÇAĞı,
İHVÂNİm==>GÜL KOKUsuyLa,
=>HABîBuLLAH’ın=>GÜLBAĞı!.


Resim

-İSHu!. SUBHÂNeHuu!.

Fâtıma aleyhasselâm =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in son ÇiÇeği... Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in dünyada neslini devam ettiren NÛR yumağı... Kızlarının en küçüğü... CeNNet Gençlerinin Efendileri Hasan ve Hüseyin aleyhumusselâm’in ANNELeri... İmâm Ali kerremallahu vechehu’nin Zevcesi... Eli değirmen döndüren “Fâtıma Ana” diye anılan bir SULTÂNe ANNE... Beyi ve çocuklarıyla EHL-i BEYt’i teşkil eden Ümmetin hanımlarının Seyyîdesi... CeNNet Hanımlarının Efendisi...
Fâtıma aleyhasselâm, İslamiyet’in gelmesinden yaklaşık bir yıl önce Mekke’de doğdu. Resûl-i Ekrem Efendimiz ona “Fâtıma” adını verdi. Deylemî’nin Ebû Hureyre’den rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte.:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “O’nu SEVenleri, ALLAH’ın Cehennemden uzaklaştıracağı için Kızıma “Fâtıma” adını verdim.” buyurdu.
(Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, c.1, s.346, Hadis No:1385.)

CENNET HANIMLARININ EFENDİSİ FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyhasselâm.:
O =>"Zehrâ" ve "Betül" lâkablarıyla meşhurdu.
Zehrâ =>“Ak Yüzlü, NÛR Yumağı, Beyaz, Parlak, ve Aydınlık Yüzlü Kadın” mânâsına,
BetüL ise =>“Dünyevi heveslerden uzak, ibâdet için kendisini ALLAH’a yönelten, İffetli ve Namuslu Kadın” anlamına gelmekteydi.
Fâtımâ =>“Sütten kesilmiş” anlamına gelmektedir.

O, yaşının küçük olması sebebiyle ve bilhassa Anneciği Hatice aleyhasselâm’ın vefâtından sonra Babacığı’nın yanından hiç ayrılmadı. Bazen Babası'nın elini tutup Mekke Sokaklarında gezdi. Bazen da Babası’nın peşini takip etti. Müşriklerin işkencelerine maruz kalan Babacığı’na yardımcı olmaya çalıştı. Bir gün Babası’yla Kâbe’ye gitmişlerdi. Kureyş Müşrikleri onları görünce toplandılar ve fısıltı halinde birbiriyle konuşmaya başladılar. Babacığı Kâbe’nin yanında namaza durdu. Secdeye vardığında Ukbe İbni Ebî Muayt adındaki Azgın Müşrik, bir deve işkembesi getirerek Babası’nın sırtına koydu. Geriye çekilip uzaktan birbirleriyle gülüşmeye ve dalga geçmeye başladılar. Buna çok öfkelenen küçük Fâtımâ Babacığı’nın sırtından o ağırlığı kaldırıp elbisesini temizlemedi. Fahr-i Kâinat Efendimiz secdeden başını kaldırdı ve o azgın kişilere ellerini açarak.:
ALLAH’ım!. Bu azgınları sana havale ediyorum!. Yâ RABBî! Kureyş'i SANA bırakıyorum!” buyurdu. Abdullah İbni Mesûd radiyallahu anhu Kâbe Haremi'nde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e bu tür eziyet edenlerin sonlarının çok fecî olduğunu şöyle anlatır.:
ALLAH Hakkı için o azgın müşrikleri Bedir Günü gördüm. Hepsini katlettiler. Bir kısmını sürüyerek Bedir Kuyusu’na attılar.”

RABBİM ALLAH’tır DEDİĞİ İÇİN BİR ADAMI ÖLDÜRECEK MİSİNİZ?.:
Fâtıma aleyhasselâm Mekke’de Babacığı’nın yanından ayrılmadığı için bu tür ezâ ve cefâları çok gördü. Yine bir gün Kâbe’ye varmışlardı. Müşrikler Babacığı’nın etrafını sararak.:
“Şunu şunu söyleyen sen değil misin?” diye hakaret ettiler. Hatta azgın bir müşrik İki Cihan Güneşi Efendimiz’in yakasından tutup sıkıştırdı. Küçük Fâtıma çok korktu ve titreyerek yere yıkıldı. Efendimiz ise hiçbir telâşa gerek duymadan hak olarak söylediği sözleri tekrar ederek.:
“Evet bunları söyleyen benim” buyurdu.
Bu esnada Hz. Ebûbekir yetişti ve.:
RABBim ALLAH’tır dediği için bir adamı öldürecek misiniz?” diyerek müdahale etti ve azgın müşrikleri oradan uzaklaştırdı.
(Buhârî, Tefsir, 40/1; Ashâbu’n-Nebî, 5; Menâkıbu’l-Ensâr, 29)

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Mekke Dönemi böylesine çetin geçti. İslâm’ın yayılması için bütün bu ezâ ve cefâlara sabretti. Zirâ zafer, sabırdan sonra idi. Bu sebebden o kendine yapılanlara aldırmaz, kin tutmaz ve kişileri ALLAH’a havâle ederdi.
Bir gün yine yolda giderken azgın bir müşrik, Efendimiz'in üzerine toz toprak ve pislik attı. Üstü başı toz-toprak olan ve elbiseleri kirlenen Efendimiz eve döndü. NÛR topu yavrucuğu Fâtıma, kapıyı açınca Babacığı’nı tanıyamadı ve ağlamaya başladı. Ablaları da ağlıyordu. Peygamber Babacığı ise kendilerine gülümsüyordu.:
“Zararı yok, su ile temizlenir” diyordu.
Böylece nûr parçası yavrularını sukûnete kavuşturmaya çalışıyordu.
Fakat küçük Fâtıma ise hıçkırıklarını tutamıyordu. O'nu susturabilmek için.:
“Ağlama Kızım. ALLAHu zü’L- CeLÂL, BaBanı koruyacaktır.” buyurdu ve ona ALLAH’ın Hıfz u Emânında olduğunu duyurdu. Bu şekilde onun korku ve endişelerini gidermeye gayret etti.

İFFET ve İZZET-i NEFS NÛMÛNESİ.:
Fâtıma aleyhasselâm, Peygamber Babası’nın engin SEVgisi ve bol şefkati altında büyüdü. Babacığı’ndaki merhameti ve güzel ahlâkı, anneciğindeki asâleti, cömertliği, Babacığı’na karşı hizmet, hürmet ve muhabbeti gördü. İslâm uğruna çektiği sıkıntılara nasıl katlandığını ve o yolda fedakârlığın en güzel örneklerini bizzât yaşayarak öğrendi. Tam bir İffet ve İzzet-i Nefs Nûmûnesi olarak bütün güzellikleri hayatına nakşederek kendisini yetiştirdi.

O Şanslı bir Genç Hanımefendi'ydi. Peygamber Babası ve Anneler Sultânı Hatice aleyhasselâm’ın yanında onların gözetiminde eğitimini tamamladı. Rahmet ve Şefkat Pınarı'ndan doyasıya içti. Fakat küçük yaşta çok çileler çekti. Çocukluğu Kureyş’in zulüm, baskı ve ambargoları altında geçti. Daha henüz ömrünün baharını yaşarken Anneciğini kaybetti. Mekke’de Müslümanlara ezâ ve cefâlar arttı. İşkenceler dayanılmaz hal aldı. Bunun üzerine Babacığı’na hicret izni verildi. Daha sonra da âile efrâdı ile birlikte kendisi de Medine-i Münevvere’ye hicret etti.

PEYGAMBERİMİZ aleyhisselâm’ın SON ÇİÇEĞİ.:
Fâtıma aleyhasselâm, bu göç ile çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Mekke-i Mükerreme’ye vedâ etti. Medine-i Münevvere’de huzurla yaşamaya başladılar... Babacığı =>Ayşe radiyallahu anha ile, Ablaları da =>Osman radiyallahu anhu ile evlendi. Kendisi de evlilik çağına ulaşmış 16-17 yaşlarına girmişti. Nebîler Sultânı Efendimiz’in Son Çiçeği olarak ona tâlib olanlar çoğalmıştı..


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimGÜL
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 5064
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00

Re: FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyhasselâm..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

EHL-i BEYt TEMELi->FATIMA,
==>RESÛLULLAH ELi FATIMA,
=>AHSENü’L- HULÛk TiMSâLi,
HABîBin GÜZELi===->FATIMA!.


aleyhumusselâm..

FATIMA aleyhasselâm’a TÂLİB OLANLAR.:

O, hassas ruhlu, zayıf yapılı idi. Yaşından beklenmeyecek derecede yüce bir ahlâka sâhibti. Üstün bir zekâsı, halîm ve selîm bir yapısı vardı. Son derece mütevaziydi. Söz ve davranışlarında vakurdu. Çok az konuşurdu. Ağzından çıkan sözler inci dânesi gibi HİKMETLer saçardı. Cömertti, zâhidâne yaşamayı SEVerdi. Ev işlerinde maharetli ve becerikliydi. İki Cihan Güneşi Efendimizin bir parçası ve kalbinin meyvesiydi. Bu sebebden ona Peygamber aleyhisselâm’a hısım, akraba ve damat olabilme şerefine erebilmek için Ashâb-ı Kiram’ın büyüklerinden dahi talebler gelmişti. Önce Hz. Ebûbekir sonra Hz. Ömer dünür olmuştu. İki Cihan Güneşi Efendimiz aleyhisselâm bu yakın dostlarına.:
Fâtıma hakkında ALLAH TeÂLÂ’nın emrini bekleyelim.” buyurmuştu.
Bu haberler Medine’de yayılınca Ebû Tâlib âilesi Ali kerremallahu vechehu’yi bu konuda acele davranması için uyardı. Onun da gidip tâlib olmasını istediler.
Fakat O.:“Ebûbekir ve Ömer’den sonra bana verirler mi?” diye çekindiğini söyledi. İkna ederek onu istemeye râzı ettiler.

ALİ kerremallahu vechehu’nin FATIMA aleyhasselâm’ı İSTEMESİ.:

Evliliği ile ilgili olarak Ali kerremallahu vechehu kendisi şöyle anlatır:
“Halk arasında konuşulanları duyan azadlı kölem bir gün bana.:
“Ey Ali! Fâtıma’nın Resûlullah’tan istendiğini biliyor musun?” dedi.
Ben de.: “Bilmiyorum.” dedim.
Tekrar bana.: “Ey Ali! Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e gidip Fâtıma’yı sana nikâhlamasını istemekten seni alıkoyan nedir?” dedi.
Ben de.: “Yanımda birikimim yok.” dedim.
O da.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e gidersen, muhakkak sana Fâtıma’yı nikâhlar!.” diyerek bana gitmemi ısrar etti. Ben ise bu konu için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in huzuruna çıkmaktan çekiniyordum.

Fakat akrabalarımın hepsi bana.: Fâtıma’yı Resûlullah’tan bir de sen iste!.” diye teşvik ediyordu. Sa’d ibni Mu’az radiyallahu anhu, bu hususta beni ikna eyledi. Nihâyet çekinerek, sıkılarak da olsa Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e bu teklifi götürmek üzere evden çıktım.

FATIMA aleyhasselâm’ın MEHRİ.:

Resûl-i Ekrem Efendimiz’i, Ümmü Seleme radiyallahu anha Annemizin evinde buldum. Kapıyı çaldım ve selâm verdim. İçeri buyur ettiler. Efendimiz bana yanında yer gösterdi. Ben de edebli, mahcub ve heyecanlı bir vaziyette başımı öne eğip oturdum. Halimi anlayan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.:
“Ya Ali! Öyle zannederim ki bir murâdın var.” buyurdu.
Ben de.: “Ya Resûlallah! Anam-babam SANA fedâ olsun. SENİN bereketinle Sırat-ı Müstakîmi bulduk. Hayatımın sermâyesi SENsin. Nice zamandır ona cüret edip söyleyemedim.” diye söze başlayınca bana tebessüm etti ve.:
“Herhalde Fâtıma’yı istemeye geldin!.” buyurdu
Ben de.: “Evet” dedim.
Bunun üzerine.: Fâtıma’ya mehir olarak verebileceğin neyin var?” diye sordu.
Ben de.: “Bir kılıcım, bir devem bir de küçük zırhım var.” dedim.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: ”Kılıcın sana lâzımdır. Deven bineğindir. Zırhını sat Yâ Ali!” buyurdu ve sözüne devamla.:
HAKk TeÂLÂ Kendi Katında Fâtıma’yı sana nikâhladı. Senden önce melek gelip, bana bu hâli haber verdi.” buyurdu.


ALLAHu zü’L- CeLÂL’in EMRİ.:

Ali kerremallahu vechehu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Huzurundan gayet neşeli bir şekilde çıkıp mescide vardı. Peşinden Efendimiz aleyhisselâm teşrif etti ve Bilâl’e yönelerek; Muhâcir ve Ensar’ı toplamasını söyledi. Ashâb-ı Kiram mescidde toplanınca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz minbere çıktı ve.: “Hamd olsun ALLAH’a ki, verdiği ni’metlerle övülen O’dur! Kuvvet ve kudretinden dolayı kendisine ibâdet edilen O’dur! Mülk ve Saltanatından dolayı kendisine boyun eğilen O’dur! Azâbından korkulan, yanındaki ni’metleri umulan O’dur! Yerde ve göklerde hükmünü yürüten O’dur! Kudretiyle halkı yaratan, hikmetiyle mümtaz kılan ve izzetiyle sağlamlaştıran O’dur! Gönderdiği dini ve Peygamberi MuhaMMed’le halkı şereflendiren O’dur!.
ALLAHu zü’L- CeLÂL, karşılıklı hısımlıklarla nesebleri birbirine katmayı emir buyurmuş ve bununla günahları ortadan kaldırmıştır.
Ey Müslümanlar! ALLAHu zü’L- CeLÂL Fâtıma’yı Ali’ye nikâhlamamı bana emir buyurdu. Sizler şâhid olunuz; Fâtıma’yı 400 miskal gümüş mehirle Ali’ye nikâhladım.”
buyurarak kısa ve öz bir hitabede bulundu.

Sonra Ali kerremallahu vechehu kalktı ve.:
“Söze HAKk TeÂLÂ’ya hamd ederek başladı. Peşinden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kızı Fâtıma’yı bana nikahladı. O'nun mehri benim küçük zırh gömleğimdir. Ben buna râzı oldum. Sizler de bu akde şâhid olun!” dedi.
Ashâb-ı Kiram bu hayırlı işe çok SEVindi. Cümlesi ayrı ayrı Ali kerremallahu vechehu’yi tebrik etti. Sonra Resûl-i Ekrem, Ali kerremallahu vechehu’nin EVine geldi ve.:
“Ya Ali! Var git küçük zırh gömleğini sat, parasını bana getir.” buyurdu.
Ali kerremallahu vechehu zırhını alıp çarşıya çıktı. Yolda Osman radiyallahu anhu ile karşılaştı. Zırhını satacağını söyleyince Osman radiyallahu anhu istediği bedeli 480 dirhemi verdi ve satın aldı.
Sonra ona.: “Ya Ali! Bu zırha sen benden daha lâyıksın. Lütfen hediyem olarak kabul eyle.” diyerek geri verdi.
Ali kerremallahu vechehu, bu muhabbet ve hediyeye çok SEVindi. Zırh gömleğini ve parayı alarak İki Cihan Güneşi Efendimiz’e getirdi. İki seçkin ashâbının karşılıklı muhabbetinden ve yardımlaşmasından pek memnun kalan Efendimiz aleyhisselâm, Osman radiyallahu anhu’a DUÂ etti. O’nun nazik davranışını takdir etti.

FATIMA aleyhasselâm’ın ÇEYİZİ.:

Resûl-i Ekrem Efendimiz, o paradan bir miktarını alıp Bilâl’e verdi. Bununla çarşıdan koku almasını tenbih etti. Düğün için gerekli zarûrî ihtiyaçları çeyizleri almak üzere bir miktar daha aldı ve Ebûbekir radiyallahu anhu’a uzattı. Paranın kalan kısmını da Mü’minlerin Annesi Ümmü Seleme radiyallahu anha’ye emânet olarak gönderdi. Ebu Bekir, Selmân ve Bilâl radiyallahu anhum yardımcıları birlikte çarşıya çıkıp çeyizlik eşyaları ve diğer ihtiyaçları temin ettiler.

Çeyiz olarak alınan eşyalar şunlardı.:
1 adet kadife yorgan, 1 adet yüzü deri içi lif dolu yastık, 3 adet minder. 2 döşek, 1 koç postu, 1 adet topraktan yapılmış su testisi, 1 su tulumu, 1 elek, 1 kilim, 2 adet Yemen işi, üzerleri gümüşle işlenmiş elbise, 2 adet el değirmeni, 1 meşin su bardağı, 2 adet çanak çömlek, 1 adet hurma yaprağından örülmüş sedir..

ALİ kerremallahu vechehu İLE FATIMA aleyhasselâm’ın DÜĞÜNÜ.:

Zaman su gibi akıp gidiyor, günler bir bir geçiyordu. FATIMA aleyhasselâm’nın çeyizleri alınmıştı. Düğün hazırlıkları tamamlanmış fakat günü belirlenmemişti. Ali kerremallahu vechehu ile kardeşi Akil düğün mevzuunda görüşmek üzere birlikte Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Hânesi’ne geldiler.
Kapıda Ümmü Eymen’e rastladılar ve durumu ona açtılar.
O da.: “Bu iş için bana biraz müsâde edin. Ben size yardımcı olayım. Meseleyi önce Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem zevcelerine açar ve bir cevab almaya çalışırım.” diyerek onları geri döndürdü.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hizmetinde bulunan Dadısı Ümmü Eymen bu meseleyi Ümmü Seleme Annemiz'e söyledi. O da, Âişe radiyallahu anha’nin evinde toplandıkları bir sırada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e durumu arzetti ve.:
Yâ Resûlallah! Haticetü’l-Kübrâ hayatta olsaydı bize söz düşmezdi. O bu işi tamamlardı.” diyerek söze başladı. Vefâkar Efendimiz, Hatice aleyhasselâm Annemizin ismini duyunca.: O'nun gibi hatun nerde bulunur? Herkes beni yalanlarken O tasdik etti. Bütün malını İslâm yoluna sarfetti.” buyurdu. O'nun hizmetini ve büyüklüğünü bu vesileyle tekrar duyurdu.
Ümmü Seleme Annemiz söze devamla.:
Ya Resûlallah! Hakîkaten Hatice dediğiniz gibiydi. Cenâb-ı HAKk O’nu ve bizleri CeNNet’te cem'eylesin. Şimdi onun Kızı Fâtıma’yı düşünsek. Amca oğlun Ali düğünlerinin yapılmasını istiyor. Siz ne buyurursunuz?” dedi.
Efendimiz aleyhisselâm.: “Ali bana böyle bir şey söylemedi.” buyurdu.
Ümmü Seleme Annemiz de.: “Ya Resûlallah! Ali mahcûbiyetinden, edebinden size söyleyemez.” dedi.
Fahr-i Kâinat Efendimiz.: “Öyleyse Ali’yi çağırın.” buyurdu.
Ümmü Eymen radiyallahu anha koşup Ali kerremallahu vechehu’yi çağırdı. Mahcubiyetinden sıkılarak huzura giren Ali kerremallahu vechehu bir kenara oturdu.
Fahr-i Kâinat Efendimiz.: “Yâ Ali düğününüzün olmasını arzu ediyor musun?” buyurdu.
Ali kerremallahu vechehu de.: “Evet” dedi.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz.: Fâtıma’nın çeyizi tamamdır. İnşALLAH bu vazifede yerine gelecektir.” buyurdu.
Ümmü Seleme Annemize haber gönderip 10 dirhem istedi. Gelen parayı Ali kerremallahu vechehu’ye uzattı ve.: “Ya Ali! Bir miktar hurma, biraz tereyağı biraz da yoğurt al gel!” buyurdu.

ALİ kerremallahu vechehu’nin DÜĞÜN YEMEĞİ.:

Ali kerremallahu vechehu siparişleri alıp huzura getirdi. Efendimiz hurmaları bir kaba boşaltıp mübârek elbisesiyle ezdi. Biraz un, yoğurt ve tereyağı ile karıştırarak tatlı bir düğün yemeği yaptı. Arapların meşhur “Hays” adını verdikleri bu yemeği tabaklara koydu. Bu velîme hazırlığından haberdâr olan Sa’d İbn Ubâde radiyallahu anhu katkı olmak üzere derhal bir koyun kesti getirdi. Bir başka sahâbî yağ, un v.s. getirdi.
Hazırlıklar tamam olunca Efendimiz aleyhisselâm.: “Yâ Ali! Ashab-ı Kiram’ı dâvet et! Dostlarını dâvet et!” buyurdu.
O da dışarı çıkıp ashâbı dâvet etti. Gelenler onar onar içeri alınıp sıra ile sofraya oturtuldu. Bu şekilde sofralar dolup taştı. Gönülleri bereket, rahmet kuşattı. Ali kerremallahu vechehu o gün velîme yemeğinden 700 kişinin yediğini nakletmiştir.

İki Cihan Güneşi Efendimiz, Ümmü Seleme Annemizle Ümmü Eymen’den FATIMA aleyhasselâm’ı giydirip kuşatmalarını istedi. Bir deve getirilip süslendi. FATIMA aleyhasselâm bindirildi. Yuları Selman-ı Fârisî’nin radiyallahu anhu eline verildi. Huzur ve neşe içerisinde Ali kerremallahu vechehu’nin EVine getirildi. Böylece Kadınlık Âleminin Hanımefendisi FATIMA aleyhasselâm şânına yakışan bir sadelik içinde gelin oldu. Bu mesud düğün hicretin 2. yılının Zilhicce Ayı’nda yapıldı.

PEYGAMBER EFENDİMİZ aleyhisselâm’ın EVLİLİK DUÂsı.:

Ümmü Eymen’in anlattığına göre Resûl-i Ekrem Efendimiz kendisi gelinceye kadar Ali kerremallahu vechehu’nin Fâtıma’nın yanına gerdeğe girmemesini emir buyurmuştu. Efendimiz gelip kapıyı çaldı. Dadısı Ümmü Eymen karşıladı. Selâm verdi. İçeri girmek için izin istedi. İzin verilince girdi ve.: “Kardeşim burada mı?” diye sordu.
Ümmü Eymen.: “Ya Resûlallah! Kardeşin kim?” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz de.: “Ali ibni Ebî Tâlib” buyurdu.
Dadısı.: “Sen Kızını onunla nikâhladığına göre o nasıl kardeşin olur?” dedi.
Efendimiz.: “Evet! O, öyledir. Yâni O, BENim dinde kardeşim olur. Fâtıma ile evlenmesinde bir sakınca yoktur.” dedi.
Sonra bir kapla su getirtti. Abdest aldı ve Ali kerremallahu vechehu’yi çağırdı. Abdest Suyundan göğsüne iki omuzunun arasına serpti.
Sonra FATIMA aleyhasselâm’a da aynı şekilde davrandı ve.:
ALLAHümme bârik fîmâ ve bârik lehüma fi neslihimâ.: ALLAH’ım bu evliliği mübârek kıl! Onlara ve nesillerine mübârek kıl!.” buyurdu ve.:
Ey ALLAH’ım ! Fâtıma ve Zürriyeti hakkında kovulmuş şeytandan SANA sığınırım.” diye DUÂ etti.
Ali kerremallahu vechehu için de aynı DUÂyı tekrar ederek.:
ALLAH’ın İsmi ve Bereketiyle gir Zevcen'in yanına.” buyurdu.

Fahr-i Kâinat Efendimiz evlenecek bir kimseyi tebrik edeceği zaman.:
ALLAH bunu senin için mübârek kılsın! ALLAH’ın Bereketi senin üzerine Olsun! ALLAH ikinizi hayırda birleştirsin!” diye DUÂ ederdi.

“O BENDEN BİR PARÇADIR!.”.:

Yeni Gelin ve Damata bu DUÂları yaptıktan sonra onların arasındaki muhabbeti kuvvetlendirmek için Kızı’na.:
“Vallahi Ey Fâtıma! Ben, Seni, Âilemin en hayırlısına nikâhladım! ALLAH hakkı için ERin iyi ERdir. Sahâbenin Evvelidir. İslâm’ın Büyüğüdür. İlim de en derinidir. İmamların Kadısı, İslâm’ın Kahramanıdır. Zinhar ona isyân eyleme ve emrine muhalefet etme!.” diye nasihatta bulundu.
Damadı’na da.: “Ey Ali, Fâtıma’nın hakkına riâyet eyle! Onu hoş tut. O BEN’den bir parçadır. Eğer O’nu üzersen, BENİ üzmüş olursun.” buyurdu. Her ikisini de ALLAH’a emânet ederek oradan ayrıldı..

Yeni bir hayat başladı. NÛRlu bir OCAk kuruldu. İki Cihan Güneşi Efendimizin Nesli’ni devam ettirecek bir NÛR yumağı oluştu. Bu mesud evlilikten “SEYYÎD” “ŞERÎF” ünvanlarıyla anılan bahtiyar insanlar dünyaya geldi. CeNNet Gençlerinin Efendileri ve CeNNet Hanımlarının Efendilerile NÛRLu NesiL devam etti..

Seyyîdler Neslinin Kaynağı olan bu âile muhabbet dolu sıcacık bir yuva oldu. Orada SEVgi, saygı şefkat, merhamet, hizmet, firaset, nezâket ve nezâhet gibi üstün Ahlâkî Mezîyyetler yeşerdi. Acısıyla tatlısıyla hayatı olduğu gibi kabul eden âile ferdleri, dünyanın sıkıntılarını da birlikte sabır ve rıza ile göğüslediler. Evin içindeki hizmetler FATIMA aleyhasselâm’a dışardaki işler de Ali kerremallahu vechehu’ye bırakıldı. İç ve dış hizmetleri paylaşma yönüyle onlar bir bütünün iki parçası haline gelmişlerdi. FATIMA aleyhasselâm yerine göre el değirmeninde arpa öğütüp ekmek yaptı. Yemeğini pişirip, temizliğini yaptı. Ev işleriyle uğraştı. Değirmeni çevirmekten avuçlarının içi kabardı. Ama yokluktan, yoksulluktan hiç şikâyet etmedi. Zâhidâne bir hayat yaşayıp kimseye dert yanmadı..
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 5064
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00

Re: FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyhasselâm..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

HAYDİ NAMAZA!”.:

Fahr-i Kâinat Efendimiz aleyhisselâm Damadını ve Kızını evliliklerinin ilk altı ayında devamlı sabah namazına çıkarken kapılarının önünde durup.:
“Ey MuhaMMed’in Ev Halkı! Haydi Namaza!” diye çağırmış ve peşinden.:
“Ey EHL-i BEYt! ALLAH sizden günah kirini gidermek, sizi tertemiz yapmak ister.” meâlindeki Ahzâb sûresi 33. âyetini okumuştur. Bir defâsında da Sabah Namazı dönüşünde Damadının Evi'ne uğramış ve Kızını uykuda bulunca, namazını kılmadı zannederek şöyle seslenmişti.:
“Kızım Fâtıma! MuhaMMed Mustafa’nın Kızıyım diye sakın namazı terk edeyim deme. Beni Hak Peygamber olarak gönderen ALLAH’a and olsun ki, beş vakit namazı vakti içinde kılmadıkça CeNNete giremezsin!” buyurdu.

Resûl-i Ekrem Efendimiz bir gün Kızının hastalandığını duydu ve ziyâretine gitti. İmran İbni Husayn radiyallahu anhu da yanında idi. Kapıya varınca tıklattı ve selâm verdi.
Fâtıma aleyhasselâm derhal kapıyı açtı ve.: “Buyurun Babacığım” diyerek içeriye aldı. SEVincinden hastalığını unutmuş gibiydi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: “Kızım yanımda İmrân İbni Husayn var başını ört!.” buyurdu.
Fâtıma aleyhasselâm.: “Babacığım bundan başka örtüm yok. Onunla başımı örtsem vücûdum açıkta kalıyor.” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: “Örtüyü düz olarak değil, değirmi köşeli olarak ört ki her tarafını kapasın!.” buyurdu
Sonra İmran İbni Husayn da içeri alındı. O da.: “Geçmiş olsun” dileğinde bulundu DUÂ ederek izin istedi.

Fâtıma aleyhasselâm böylesine yoksul ve fâkirlik içerisinde bir hayat sürdü. Bir gün arpa öğütmek için el değirmenini çevirmekten avuçlarının içi kabardı. Bunu Ali Kerremallahu vechehu’ye göstererek bir çare aramasını arzu etti. Ali Kerremallahu vechehu da dilersen Babacığı’na durumu açabilirsin dedi. Medine’ye esirlerin getirildiğini duyan Fâtıma aleyhasselâm Babacığı’ndan bir hizmetçi vermesini istedi.
Rahmet Peygamberi Efendimiz Kızı’na.: “İstediğinden daha hayırlısını size haber vereyim mi? Cebrâil’in bana öğrettiği şu kelimeleri her namazın sonunda okursan, hizmetçiden daha iyidir. Bunlar.: Otuz üç defâ “Subhânallah” otuz üç defâ “Elhamdülillah” otuz üç defâ da “ALLAHü Ekber” demenizdir.” buyurdu.

Ali Kerremallahu vechehu ile Fâtıma aleyhisselâm arasında kurulan evlilik ümmete ibretler dolu örnek bir yuva oldu. Karı ile Koca arasındaki SEVgi saygı, samimîyet, hizmet ve güzel geçinme en iyi örnek bir yuva. Bu yuvanın ferdlerinden birisi üzgün olsa diğeri onun üzüntüsünü gidermek için gayret eder ve evdeki eksikleri görmezden gelerek musâmaha ile karşılardı. Müşterek hizmet ve sohbet zeminleri oluşturularak birbirlerini dinler ve dertleşirlerdi. Fakat beşer olarak küçük kırgınlıklar da olmaz değildi.

Bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz Kızını ziyârete gitmişti. Damadını evde göremeyince Kızı’na.: “Amcanın Oğlu nerede?” diye sordu
Fatıma aleyhasselâm da.: “Aramızda ufak bir şey geçti. O sebeble çıkıp gitti.” cevabını verdi.
Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz dışarı çıktı ve Sehl İbni Sa’d’a radiyallahu anhu.: “Ya Sehl git Ali’ye bak. Nerede ise bana haber ver.” buyurdu. Sehl doğru mescide koştu. Ali Kerremallahu vechehu’nin orada uyumakta olduğunu gördü. Dönüp geldi ve mescidde yattığı haberini verince Efendimiz aleyhisselâm kalktı mescide gitti. Ali Kerremallahu vechehu toprak üzerine uzanmış uyuyakalmıştı. Rahmet Peygamberi Efendimiz aleyhisselâm Damadını bu vaziyette görünce mübârek elleriyle yüzündeki tozları sildi. Üstü başı toprak olduğu için.: “Ey Ebû Tûrâb kalk!.” diye seslendi. Efendimiz aleyhisselâm’ın sesini duyan Ali Kerremallahu vechehu derhal ayağa kalktı. Üstü başı toz toprak içinde olmuştu. Efendimiz elbisesini temizlemeye yardım etti ve elinden tutarak evine götürdü..

Fâtıma aleyhasselâm Annemiz'in hayatı, kıyamete kadar gelecek İslâm Hanımefendilerinin örnek alacağı ibretlerle, Ahlâkî Mezîyyetlerle doludur. O’nun evliliği, çeyizi, ev işlerindeki becerisi, mahareti, beyine karşı samimî, SEVgi dolu hizmetleri, komşuluk münasebetleri, ilmi, irfânı ve infâkı günümüze ışık tutmaktadır. O, eşyanın kölesi, hizmetçisi olmadı. ALLAH ve RASÛLÜ’nün SEVdiği yolda samîmî kul olabilmek için gayret etti. Hayatını bu hedef ve gaye içerisinde geçirdi.

Fahr-i Kâinat aleyhisselâm Efendimiz Kızını ve torunlarını çok SEVerdi. Onları görmek için sık sık Damadının Evi'ne giderdi.
Bir defâsında kapıya vardı ve içeri girmeden geri döndü. Fâtıma aleyhasselâm buna çok üzüldü. Ali Kerremallahu vechehu eve geldiğinde Hanımını üzüntülü gördü. Sebebini sordu.
O da.: “Yâ Ali: Rasûlullah geldi kapıdan içeri girmeden geri döndü, gitti!” dedi. Buna Ali kerremallahu vechehu da çok üzüldü. Derhal sebebini öğrenmek üzere Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’a koştu, Fâtıma’nın üzüntüsünü arzetti. Eve niçin girmediğini sordu.
İki Cihan Güneşi Efendimiz aleyhisselâm birazcık sitemle.: “Benim dünya ile ne işim var? Benim işlemeli perde ile ne işim var?” buyurdu.
Ali kerremallahu vechehu meseleyi anladı ve hemen âilesine döndü ve Efendimizin hoşnutsuzluğunu haber verdi.
Bunun üzerine Fâtıma aleyhasselâm.: “O perdeyi ne yapmamı emrediyor?” dedi.
Yine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ın Huzuruna varan Ali Kerremallahu vechehu’ye.: “Fâtıma’ya söyle; O perdeyi filân Oğullarına göndersin!” buyurdu.
Bunun üzerine o perde yerinden indirilip ihtiyaç sâhiblerine gönderildi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in istemediği bir şeyi onlar hiç istemezlerdi. ALLAH Rasûlü Babacığı’nı memnun etmek onların en büyük arzusuydu. Bunun için SEVgide kusur etmemeğe son derece dikkat ederlerdi. Efendimiz aleyhisselâm de Damadı ve Kızını çok SEVerdi, fırsat buldukça onları ziyâret ederdi..

“HANGİMİZ DAHA SEVGİLİ?”.:

Bir defâsında Ali Kerremallahu vechehu ile Fâtıma aleyhasselâm karşılıklı sohbet ediyorlardı. Birbirlerine iltifatlarda bulunuyor ve.:
“Hangimiz ALLAH’ın RASÛLÜ’ne daha SEVgilidir? Kızı mı? Damadı mı?” diye konuşuyorlar ve tatlı tatlı gülüyorlardı. Tam bu sırada Resûl-i Ekrem aleyhisselâm yanlarına çıkageldi. Onları neşeli görünce pek SEVindi. Babacığı’na çok düşkün olan Fâtıma aleyhasselâm gülümseyerek.:
“Babacığım. Ali ile SİZİN yanınızda hangimizin daha SEVimli olduğumuz üzerinde konuşuyorduk.” dedi.
Bunun üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz aleyhisselâm, hem Kızı’na hem de Damadı’na beslediği derin SEVgiyi şöyle ifade etti.:
“Kızım sen, babanın evlâdına olan tabii SEVgisinden dolayı BANA Ali’den daha SEVgilisin. Fakat Ali de BeNim gözümde senden daha kıymetli ve daha çok izzet sahibidir.” buyurdu.
Her ikisini de değişik yönlerden SEVdiğini duyurdu. Her fırsatta Onların aralarındaki muhabbetin artmasına gayret etti..

Ali kerremallahu vechehu İlim Şehrinin Kapısı, harb meydanlarının korkusuz Arslanı, Âlim, Mücâhid bir Yiğit!.. Fâtıma aleyhasselâm’da Rasûlullah’ın ciğerpâresi, pırlantası ve NÛR parçası, kendi dünyasının Hanımefendisi bir bahtiyar!..
Âişe radiyallahu anhâ Annemizin bildirdiğine göre insanlardan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e en SEVgili olan Fâtıma aleyhasselâm idi. İçeri girdiğinde Efendimiz aleyhisselâm ayağa kalkar ve yerine oturturdu. Bir sefere çıkarken veyâ seferden döndüklerinde önce mescide girer, iki rekat namaz kılar ve sonra SEVgili Kızı’na uğrardı. O’nunla bir müddet sohbet ederdi.

Fâtıma aleyhasselâm da Babacığı’nı çok SEViyordu. O'nu gölge gibi takib etmek istiyordu. Uhud Savaşı’nda Babacığı’nın yaralandığını duyunca bütün tehlikeleri göze alarak yanına vardı. Yanağına doğru akan kanı temizledi ve kül bastırarak durdurdu. Yarasını tedâvi etmeye çalıştı.

Ali kerremallahu vechehu ile Fâtıma aleyhasselâm ’nın dünya evleri üstün Ahlâkî Mezîyyetlerle donatılmıştı. NÛRLu NesLin devamını sağlayan, bu evlilikte iltifat, saygı, edeb, iffet ve kıymet bilme önde gelen mezîyyetlerdendi. Birbirlerinin fikir ve düşüncesine çok değer verirlerdi. Görüş ayrılığı olsa dahi müşterek bir noktada birleşirlerdi. Dâvâ şuûruna sâhib, samimî, sıcak bir ÂİLE kurmuşlardı. Bir Muhabbet Ocağı OLmuştu onların birlikteliği. Öylesine bir muHABBEtle birbirine bağlanmışlardı ki, gel-geç SEVdâlar onlara tesir edemedi. Ebedî Hayatı kazanmak ve ALLAH’ın Rızasına erebilmek onlar için her şeyden önce gelirdi. Kendileri yemez, ihtiyaç sâhiblerine yedirirlerdi. Kapısına gelen fâkiri reddetmezlerdi. Kendileri muhtaç oldukları halde başkalarına verirlerdi. Onların bu güzelliklerini, cömertliklerini ve îsâr halindeki davranışlarını ALLAH TeÂLÂ Kitâb-ı Kerîminde övmüştü.
Şöyle ki.:
Ali Kerremallahu vechehu ile Fâtıma aleyhasselâm’ın nâfile oruç tuttukları bir akşam vakti kapılarına bir fâkir gelir. “ALLAH için!.” diyerek bir şeyler ister. Onlar da kendileri için hazırladıkları iftarlıkları olduğu gibi fâkire verirler. Peşpeşe üç gün aynı vakitte Akşam Ezânı okunacağı zaman değişik kılık ve kıyafette yoksul, garib birileri kapılarına gelir.: “ALLAH için!.” diyerek dilekte bulunur. Ali Kerremallahu vechehu ile Fâtıma aleyhasselâm birlike hazırladıkları iftarlıkları olduğu gibi bu yabancı garib kimseye verirler. Kendileri üç gün birşey yemeden peşpeşe SU ile oruç tutarlar. Onların bu güzel hali, gönüllerindeki engin infak şuuru ALLAH TeÂLÂ’nın hoşuna gider ve şu âyet-i celîle ile methü senâ edilirler.
Meâlen:
“İyiler şüphesiz (güzel kokulu ve serin) kâfur katılmış bir kadehten içerler. Bu ALLAH’ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır. O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.: “Biz sizi ALLAH Rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne bir teşekkür bekliyoruz. Biz çetin ve belalı bir günde RABBimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız!.” (derler)” (İnsân Sûresi; 76/5-10)

Vahiy tamamlandığında İki Cihan Güneşi Efendimiz aleyhisselâm bu müjdeyi Kızı’na ve Damadı’na bildirdi. Her ikisi de SEVinçlerinden üç günlük açlığın verdiği sıkıntıyı bir anda unutuverdiler. Kıyamete kadar okunacak bir Kitab’da övülmek ne büyük bir mükâfattı.

“YA ALİ!. =>GÖNÜL BİR TANE, SEVGİ İSE DÖRT. BİR KALBE BU KADAR SEVGİ NASIL SIĞIYOR?”.:

Fâtıma aleyhasselâm vahyin beşiği SEVgili Babacığı’nın sohbetlerinden çok istifâde etmişti. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Terbiyesi’nde yetiştiği için onun feyziyle gönlünü doldurmuş, İlim, Edeb, Haya gibi üstün Ahlâkî Mezîyyetlerle kendini yetiştirmişti.
Bir gün Resûl-i Ekrem aleyhisselâm Efendimiz Ali Kerremallahu vechehu’ye.: “Yâ Ali, ALLAH TeÂLÂ’yı SEVer misin?” diye sordu.
O da.: “Evet! Ya Rasûlallah SEVerim.” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: “O’nun RASÛLÜnü de SEVer misin?” dedi.
Ali Kerremallahu vechehu heyecanlanarak.: “Evet yâ Rasûlallah!” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz tekrar.: “Kızım Fâtıma’yı da SEVer misin?” diye sordu.
Ali Kerremallahu vechehu hiç tereddüt etmeden.: “Evet” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: “Hasan ve Hüseyin’i SEVer misin?” dedi.
O da.: “Evet yâ Resûlallah SEVerim.” diye cevab verdi.
Resûl-i Ekrem aleyhisselâm.: “Yâ Ali! gönül bir tane, SEVgi ise dört. Bir kalbe bu kadar SEVgi nasıl sığıyor?.” buyurdu.
Ali kerremallahu vechehu bu suâle bir türlü cevap veremedi. Düşünceli bir vaziyette evine döndü.
O’nu düşünceli ve durgun görünce Fâtıma aleyhasselâm üzüldü. Ne olduğunu ve onun zihninden geçirdiklerini öğrenebilmek için şefkatle.:
“Yâ Ali sizi durgun görüyorum. Üzücü bir şey mi oldu diye söze girdi ve; Eğer bu dünya ile ilgili ise kederlenmeğe değmez. Âhiret ile ilgili bir husus ise nedir sizi üzen şey?” dedi.
Muhterem Eşi’nin sorusunu cevabsız bırakmak istemeyen Ali kerremallahu vechehu başından geçen olayı anlattı ve Efendimiz'in sorduğu soruya cevab veremediğini söyledi.
Fatıma aleyhasselâm soruyu öğrenince gülümsedi ve.: “Yâ Ali! Babam’ın yanına var ve bu suâli şöyle cevaplandır.” diyerek açıklamalarda bulundu. Ali Kerremallahu vechehu bu izâhatten memnun oldu.
Gönlüne hoş geldi ve Efendimizin Huzuru'na koştu.:
“Yâ Rasûlallah! Sağ, sol, ön, arka diye insanın yönleri vardır. Kalbin de böyle. Ben ALLAH’ı =>aklım ve imanımla, SİZi =>RÛHum ve imanımla, Fâtıma’yı =>İnsânî Nefsim ile, Hasan ve Hüseyini de =>Babalığın tabîi icâbı ile SEViyorum!.” dedi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz aleyhisselâm bu cevaba tebessüm etti ve.:
“Yâ Ali! Bu sözler ancak Peygamber Ağacı’nın dalından alınmış meyvelerdir.” buyurdu...
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 5064
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00

Re: FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyhasselâm..

Mesaj gönderen Gul »

Resim SABRET KIZIM.:

Fâtıma aleyhasselâm çok hassas ve yufka yürekliydi. Kimsenin üzülmesini istemez, acı çekmesine dayanamazdı. ALLAH Rasûlü Babacığı rahatsızlandığı zaman hemen yanına koşardı.
“Vah Babacığım!...” diyerek üzülürdü.
İki Cihan Güneşi Efendimiz aleyhisselâm da.: “Sabret Kızım! Sabır güzeldir!” buyurarak onu teselli ederdi.
Birgün şiddetli ateşler içinde iken etrafındakilere.: “Ey insanlar! Siz BANA karşı hiçbir şeyle delil bulamazsın! Zirâ BENi ancak ALLAH’ın kitabı Kur’ÂN-ı Kerim’in helâl kıldığını helâl, haram kıldığını da haram kıldım!.
Ey Kızım Fâtıma! Ey Halam Safiyye! ALLAH Katında makbul olan ameller işleyiniz. Yani bana güvenip tembellik etmeyiniz. Çünkü BeN, sizi, ALLAH’ın Azâbından kurtamam!...”
buyurdu.
İnsan için ancak çalıştığının karşılığının verileceğini duyurdu. Kişiyi ancak iman ve amelinin kurtaracağına dikkat çekti. Hastalığı ağırlaştıkça Ümmeti’ni daha çok düşünüyor ve onları cehennemin korkunç alevlerinden kurtarmak istiyordu.
Yine etrafında bulunanlara.:
“Namaza!.. Namaza dikkat!.. Namaza!.. Namaza!.. devam ediniz!..” buyurarak İslâm’ın ana direğini iyi muhafaza etmek gerektiğini vurguluyordu..


Resim FâTıMa aleyhasselâmBANA İLK KAVUŞACAK SENSİN!.:

Rahmet ve Şefkat Peygamberi Efendimiz aleyhisselâm iyice ağırlaştığı birgün Kızı Fâtıma aleyhasselâm’ı yanı başına çağırdı.
Babacığı’nın ateşler içinde yandığını gören Fâtıma aleyhasselâm.:
“Vah Babam, vah Peygamber Babam!.” dedi.
İçinin yanıklığını bu ifadelerle dile getirdi. İki Cihan Güneşi Efendimiz aleyhisselâm biricik Kızının başını kendine doğru eğip kulağına bir şeyler fısıldadı. Fâtıma aleyhasselâm ağlamağa başladı. SEVgili Kızının ellerinden tutarak tekrar kendisine doğru çekti ve yine kulağına bir şeyler söyledi. Bu sefer Fâtıma aleyhasselâm’ın yüzünde tebessüm belirdi. Üzüntü ile SEVinç bir arada yaşanınca Aişe Annemiz aleyhasselâm merak edip Fatıma aleyhasselâm’a sordu. O da şimdi söyleyemiyeceğini belirteyerek özür diledi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz aleyhisselâm SEVgili Kızı’na.:
Cebrâil aleyhisselâm her sene bana bir kere Kur’ÂN-ı Kerim’i arz ederdi. Bu sene iki kere okudu. Anladığım ecelim yaklaşmıştır...” buyurdu.
Fâtıma aleyhasselâm hıçkırıklara boğularak ağlamağa başladı.
Rahmet Peygamberi Babacığı O'nu teselli etmek ve sabrını artırabilmek için tekrar ona.:
EHL-i BEYtim’den bana ilk kavuşacak olan SENsin.” buyurdu. SEVgili Kızı’na fazla ayrı kalmayacaklarını duyurarak sabır diledi.
Fâtıma aleyhasselâm SEVgili Babacığı’nın ateşinin yükseldiğini gördükçe adeta kendi kendine eriyordu. İçinin yanıklığını, ıstırabını.:
“Vah Babama!.. Vay Babamın çektiği ıstıraba!..” diyerek dışa vuruyordu. Efendimiz aleyhisselâm de SEVgili Kızını teselli edebilmek için.:
“Kızım! Bugünden sonra Baban hiç ıstırab çekmeyecektir. Kızım! Sakın ağlama! BeN vefât ettiğim zaman “İnnâ Lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” de!..” buyurdu.

Resim FâTıMa aleyhasselâmYANIK YÜREĞİN AĞITLARI.:


O, Rahmet Peygamberi Babacığı’nın Dâr-ı Bekâ’ya uçtuğu zaman elem ve kederini.:
“Ey ALLAH’ın dâvetine koşan Babam!.. Ey Mekanı Firdevs olan Babam! Ey ölüm haberini Cebrâil’den alan Babam!... Ey RABBine kendisinden daha yakını bulunmayan Babam!...” ifadeleriyle dile getirdi.

Fâtıma aleyhasselâm’ın acıları bitmeyecek ve yüreğinin ateşi sönmeyecekti. SEVgili Babacığı’ndan ayrıldığı günden sonra güldüğü hiç görülmemiştir. Kabr-i Şerîfi ilk ziyâret eden Fâtıma aleyhasselâm oldu. Gözyaşları içerisinde mezâra bakarak bir süre öylece kalakaldı. Sonra SEVgili kocası Ali Kerremallahu vechehu’ye dönerek.:
ALLAH’ın RASÛLÜ’nün üzerine toprak atmaya gönlünüz nasıl râzı oldu?” dedi.
Yüreğinin yanıklığını isyana varmayan ağıtlarıyla şöyle dile getirdi.:
“Üzerime öyle musîbetler döküldü ki, şâyet onlar gündüzlerin üzerine dökülseydi, kararır da gece olurdu!.”
Fatıma aleyhasselâm, Peygamber Babacığı’nın kendisine sır olarak söylediği sözlerle teselli bulmağa çalışıyordu. Beş çocuğu, üçü kız, ikisi erkek etrafında pervâne gibi dönüyorlardı. Ama o İlahî Kaderin kazâ safhasına çıkacağı zamanı bekliyordu..

Resim
FâTıMa aleyhasselâmFATIMA aleyhasselâm’ın VEFÂTI.:


Rahmet Peygamberi Babacığının vefâtından altı ay geçmişti. Fâtıma aleyhasselâm da hastalanıp yatağa düştü. Hicretin on birinci yılı, Ramazan Ayına girilmişti. Rahatsızlığı şiddetlenince çocuklarının dışarı çıkarılmasını Ali Kerremallahu vechehu’den istedi. İçeriye “Anneciğim” dediği Ümü Râfi’ ile Esma binti Umeys girdi. Kendisine abdest aldırıp yalnız bırakılmasını istedi.: RABBime DUÂ ve niyâzda bulunmak istiyorum!.” dedi. Derin bir niyâz halindeyken Nâzenin Bedenini odanın içinde bırakarak RÛHu’nu RABBi’ne teslim eyledi..

Fâtıma aleyhasselâm geride gözü yaşlı SEVgili Kocası Ali Kerremallahu vechehu ve beş çocukbıraktı. Hasan ->8; Hüseyin ->7; Ümmü Gülsüm ->5; Zeyneb ->3; Rukiye ->2 yaşlarındaydı. Üç Ablasının ismini, üç Kızında yaşatmak istemişti. Kendisi de 28 yaşlarındaydı. Bir çocuğu da küçükken vefât etmişti. SEVgili Babacığı’ndan 18 Hadis-i Şerif rivâyet etmişti..


Resim FâTıMa aleyhasselâm’ın KABRİ NEREDE?.:

Fâtıma aleyhasselâm vefâtına yakın günlerde Esmâ radiyallahu anha’ya.:
“Ölünce beni erkekler arasına perdesiz çıkaracaklarını düşünerek çok utanıyorum!.” demişti. O zaman kadınların cenâzesi kefene sarılıp perdesiz götürülürdü. Esmâ radiyallahu anha, Habeşistan’da hanım cenâzelere hurma dalından çadır gibi örgü yaptıklarını görmüştü. Fâtıma aleyhasselâm'a bunu anlatmıştı da hoşuna gitmişti. O zaman böyle bir tabut yapılmasını söylemişti. İslâm’da tabuta konarak kabre götürülen ilk kadın cenâzesi onun Mübârek Nâşı olmuştur. Cenâzesini Abbas radiyallahu anhu veyâ Ali Kerremallahu vechehu kıldırmıştır.

Vasiyeti üzerine geceleyin Ali Kerremallahu vechehu, Abbas ile oğlu Fazl radiyallahu anhum tarafından CeNNetü’l-Bâki’ye defnedildi..

RAHMEten li’l-‘ALEMîn GÜLü RAHMetULLAHın KAYnağı FATIMA aleyhasselâm’a SaLât-ü-SeLâm OLsun!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 5064
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00

Re: FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyhasselâm..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

Resim MUHAMMED MUSTAFÂ aleyhi's-selâm....
Resim FÂTIMATü’z-ZEHRÂ’sı aleyha's-selâm....


Resim

-İSHu!. SUBHÂNeHuu!.

CENNET KADINLARI'NIN SEYYİDESİ
Resim FÂTIMATü’z-ZEHRÂ aleyha's-selâm..


Resim
RESÛL-İ EKREM’İN PÂK PÂRESİ,
CENNET KADINLARININ SEYYİDESİ MÜ’MİNLERİN FATMA ANASı aleyha's-selâm....


Doç. Dr. GüLgûn UYAR..
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslâm Tarihi Anabilim Dalı..


“Bid‘a-i Pâkize-i Hayrü’l-Beşerdir =>Fâtımâ..”
Muallim Nâci..

Pâkize.: f. Temiz, pak. Lekesiz. Hâlis, saf, katıksız..
Bid’.: İlim, şecaat ve şerafette kâmil ve yegâne.
Hayrü’l-Beşer.: İnsanların en hayırlısı olan MuhaMMed aleyhisselâm..


Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve âlihî ve sellem ve Hz. Hatîce’nin ikisi erkek dördü kızdan müteşekkil çocuklarının en küçüğü Hz. Fâtıma’dır (radıyallâhü anhâ). Hz. Fâtıma’nın, babası Resûl-i Ekrem tarafından Kureyş’in (Fihr) torunlarından Kusay’a ulaşan nesebi; Fâtıma bint Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusay’dır. Hz. Fâtıma’nın annesi tarafından nesebi; Fâtıma bint Hatîce bint Huveylid b. Esed b. Abdüluzzâ b. Kusay’dır.
(İbn Sa’d, et-Tabakātü’l-kübrâ (Kitâbü’t-Tabakāti’l-kebîr) (thk. Ali Muhammed Ömer), Mektebetü’l-Hanci, Kahire 2001/1421, X, 20. 12)

Hz. Peygamber’le Hz. Hatice’nin neseblerinin Kusay’da birleştiği görülür. Hz. Fâtıma’nın babaannesi Âmine bint Vehb’in dedelerinden Zühre’nin de Kusay’la kardeş oldukları düşünüldüğünde Hz. Fâtıma’nın babası kanalıyla hem Kureşî hem Hâşimî olduğu, babaannesinin ve annesinin soy bağları yoluyla da yine Kureyş’e mensup bulunduğu belirginlik kazanır. Bilindiği üzere Hz. Peygamber, kendi soyu hakkında bilgi verirken İsmâil aleyhisselâm’dan süre gelen nesebi içinde Kinâne’nin, Kinâne içinde Kureyş’in, Kureyş içinde Hâşimoğulları’nın seçkin birer âile olarak öne çıktıklarını ve kendisinin de bu boydan seçilerek tevellüd ettiğini zikretmiştir. Dolayısıyle Hz. Fâtıma’nın, emîn belde Mekke’nin şerefli bir âilesine mensubiyetini ifâde etmeliyiz. Fakat her şeyden önce, Fâtıma Vâlidemiz için mazhariyetlerin en erişilmezi Resûlullâh’ın kızı olması ve onun Ehl-i Beyt’inin bir ferdi olma imtiyazına erişmesidir.

Fâtıma ismini kızına Hz. Peygamber vermiştir. Fâtıma kelimesinin sözlük anlamı, çocuğu sütten kesmek, uzaklaştırmaktır. Fâtıma kelimesi isim olarak, cehennemden uzak oluş anlamını kazanmaktadır. Hz. Peygamber, kızına Fâtıma adını veriş nedenini açıklamış.: “Kızımı, Fâtıma diye adlandırmamın tek sebebi, ALLAH’ın o’nu ve o’nu sevenleri Cehennem’den uzak tutacağı hakîkatidir” buyurarak, bu mânâyı perçinlemiştir. Ayrıca Cenâb-ı Peygamber’in büyük annesi ile Hz. Hatîce’nin annesinin ve yine Peygamber Efendimiz’in elinde büyüdüğü ve annesi yerinde tuttuğu Hz. Ali’nin annesinin adlarının da Fâtıma olması, bu ismin tercihinde müessir olmuş olmalıdır..

Arap isim geleneğinin bir gereği olarak Hz. Fâtıma’nın da bilinen iki künyesi mevcuttu. Bu künyelerinden ilki, oğullarına nisbetle verilmiş olan “Ümmü’l-Haseneyn/Hasan ve Hüseyin’in annesi” künyesidir. İkinci künyesi ise “Ümmü Ebîhâ/babasının annesi’dır. Hz. Fâtıma’nın Hz. Peygamber’e en çok benzeyen kişi olması hasebiyle ve de babası nezdindeki mümtaz mevkii sebebiyle bu künyenin kendisine verildiği söylenmektedir..

Hz. Fâtıma’ya, muhtelif lâkablar da verilmiştir. Lâkabları arasında en meşhurları, yüz aydınlığının kuvveti sebebiyle “Zehrâ” ve ALLAH’a kurbîyyeti, iffeti sebebiyle de “Betûl”dür. O’nun diğer sıfatları arasında ise “seyyidetünnisâ, el-bid’adü’t-tâhire seyyidetü nisâi’l-âlemîn, eşrefü’n-nisâ, râziye, merziyye ve zekiyye” sayılabilir.

Hz. Fâtıma’nın doğumu, çocukluğu ve ilk gençlik dönemine dâir bilgiler geniş bir yekûn tutmamaktadır. Buna göre bi’setten beş yıl önce Mekke’de, (İbn Sa’d, X, 20.)
Cemâziyelâhir yında, Cuma Günü dünyaya geldiği söylenmektedir. (Cemal Öğüt, Fâtımatüzzehrâ (R.A.), Bahar Yayınları, İstanbul 1970, s. 29)
Bu yıl, Kureyş Kabilesi Kâbe’yi yeniden inşâ etmek üzere faaliyet göstermişlerdi. Nübüvvetten bir yıl önce doğmuş bulunduğu da nakledilmektedir. (Yaşar Kandemir, “Fâtıma”, DİA, XII (İstanbul 1995), 219.)

Hz. Fâtıma, Resûlullah’ın âzadlısı Ebû Râfi‘in hanımı Selmâ’nın eline doğmuştu. Selmâ, Hz. Hatîce’nin bütün çocuklarını olduğu gibi, Hz. Fâtıma’nın çocuklarını da dünyaya getirtmiştir. (Levent Öztürk, Hz. Peygamber Döneminde Sağlık Hizmetlerinde Kadınların Yeri, Ayışığı Kitapları, İstanbul 2001, s. 77, 116, 117.)

Hz. Fâtıma, Hz. Peygamber’in nübüvvetle şereflendiği yıllarda henüz küçük bir çocuktu. Ehl-i Beyt içinde, ilk Müslümanlar arasında yerini aldı. Cenâb-ı Peygamber’in terbiyesinde yetişme bahtiyarlığına eren Hz. Fâtıma, aynı zamanda tebliğ safhasında Resûl babasının çektiği meşakkatlerin biz zat şâhidi olmuş, bu sebeple uğradığı işkenceleri o da bire bir yaşamış, ba basını müdâfaa edebilmek için ufak yaşına rağmen büyük gayret ve şecaat göstermiştir.

Söz konusu hâdiselerden birisi Kâbe’de meydana gelmişti. Hz. Peygamber tek başına namaz kılıyordu. Müşrikler ise oturdukları yerden müstehzî bir tavırla onu izliyorlardı. O sırada Ebû Cehil’in teklifi üzerine Ukbe b. Ebû Muayt, ölmüş bir devenin yavru yatağını getirip secdede bulunan Hz. Muhammed’in omuzlarının arasına yerleştirdi. Müşrikler alay ederek eğlenirken olayı görenlerden birisi Hz. Fâtıma’ya haber verdi. Bunun üzerine derhal Kâbe’ye koşup gelen Hz. Fâtıma, sevgili babasının sırtındaki necâseti temizlemiş ve bu hakaret karşısında duyduğu üzüntü ile ağlayarak oradaki müşriklere bedduâ etmiştir. (Buhârî, “Vudû‘”, 69)

Mekke döneminde Hz. Fâtıma’nın yaşadığı diğer talihsiz hâdise ise, Ebû Cehil ile aralarında geçmiştir. İslâm’ın günden güne canlanarak intişâr etmesi karşısında duyduğu öfkeyi dizginleyemez hâle gelen Ebû Cehil, yolda karşısına çıkan çocuğu yaşındaki Hz. Fâtıma’nın yanına gelerek Hz. Resûl’e hakaret etmişti. Nâzenîn bir kız olmakla birlikte Hz. Fâtıma, bu fütursuz sözler karşısında susmamış, azılı müşrikten korkmamış ve gerekli cevabı vermiştir. Bunun üzerine daha da kızan Ebû Cehil, Hz. Peygamber’in yavrusuna bir tokat vurma cür’etini göstermiştir. Orada hazır bulunan Ebû Süfyân, kendisi de İslâm’ın önde giden düşmanlarından olmakla birlikte bu kadarını hazmedememiş olsa gerek, Hz. Fâtıma’ya arka çıkarak yandaşı Ebû Cehil’i sert bir dille kınamış ve kısâsen Hz. Fâtıma’nın da ona bir tokat aşketmesini temin etmiştir. Ebû Süfyan’ın bu davranışı Mekke Fethi’nde Hz. Peygamber’in ona göstereceği hüsn-ü muâmele ile karşılığını bulacaktır. (Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi (Hayatı ve Faaliyeti) (trc. Salih Tuğ), I-II, İrfan Yayıncılık, 5. bs., İstanbul 1411/1990, I, 99. 14)

Bi’setin onuncu senesi Hz. Hatîce ve Ebû Tâlib’in vefâtları sebebiyle “Hüzün Yılı” olarak ilân edilmişti. Böylece Hz. Peygamber, hâmîsi ve dayanağı olan Kıymetli Hanımını, Hz. Fâtıma ise Biricik Annesini kaybetmiş oldu. Hicrete kadar geçen süre zarfında Resûlullah ve Hz. Fâtıma, yaşadıkları zor günleri hususî bir baba-kız birlikteliği içinde geçirmişlerdir. Hz. Fâtıma, Hz. Peygamber’den bir müddet sonra Hz. Ali, onun annesi Fâtıma bint Esed, Sevde, kız kardeşi Ümmü Gülsûm ve Hz. Ebû Bekir’in annesiyle birlikte Medîne’ye hicret etmiştir.

Kızının her hâliyle hem hâl olan Peygamberimiz, onun birlikte yuva kuracağı kişi hakkında da aynı hassasiyeti göstermiştir. O’nun damadı olma şerefini kazanmak sâikiyle önce Hz. Ebû Bekir, sonra Hz. Ömer Hz. Fâtıma’ya tâlib olmuşlar, ancak Hz. Peygamber bu teklifleri.: “Onun hakkındaki takdiri bekliyorum” buyurarak geri çevirmiştir. Hz. Ali de âile yakınlarının teşvikiyle, fakat çekinerek Hz. Fâtıma’ya tâlip olmuştur. Sonunda İlâhî Takdirin zuhuru ile Nebiyy-i Zîşân, kızını emânet edebileceği, âilesinden en hayırlı kişi olarak tanıttığı Hz. Ali’nin bu konudaki talebine müsbet cevap vermiştir. (İbn Sa’d, X, 20, 24.)

Hz. Fâtıma ve Ali’nin düğünleri, Hicret’in 2. yılı Zilhicce ayında (Haziran 624) (10 Taberî, Târîhu’r-rüsûl ve’l-mülûk (thk. Muhammed Ebü’l-Fazl), I-XI, Beyrut ts., II, 410. İbn Sa’d, Hicret’ten beş ay sonra nikâhın kıyıldığına; izdivâcın ise Bedir dönü şünden sonra vâkî olduğuna dair bir bilgi nakletmektedir. Bkz. İbn Sa’d, X, 23.)

O günün geleneklerine uygun, fakat mütevazî imkânlarla yapıldı. Hz. Ali, Bedir Harbi’nde ganimetten payına düşen zırhını (Hutamiyye), bazı rivayetlere göre de devesini ve bir kısım eşyasını satarak yaklaşık 450 (veya 480) dirhem mehir verdi. Hz. Fâtıma’nın çeyizi ise kadife bir örtü, içine hurma lifi doldurulmuş bir deri yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılma iki su kabından müteşekkildi. Nikâhları Resûlullah’ın.: “ALLAH’ım sen onları ve soylarını kutlu kıl” DUÂsıyla kıyıldı. Düğün yemeklerini Hz. Peygamber kendi elleriyle hazırladı. (İbn Sa’d, X, 20.)

Esmâ bint Umeys, düğün yemeklerini, o zamanın en mükemmel ikramı olarak tavsif etmiştir. (İbn Sa’d, X, 23.)

Hz. Peygamber, kızı Fâtıma’nın kendisine yakın bir yerde oturmasını istemiştir. Bu sebeple sahâbî Hârise b. Nu’man’a müracaat edilmiş ve onun Mescid-i Nebevî’ye çok yakın olan bir evini genç evlilere hediye etmesi ayrıca sevinç yaratmış; böylece Hz. Fâtıma ve Hz. Ali, birlikte büyüdükleri baba ocağından ayrılmamışlardır. (İbn Sa’d, X, 23. 14 Taberî, II, 537)

Hz. Fâtıma ve Hz. Ali’nin, Ümmü Gülsûm ve Zeyneb isimli iki kız, Hasan, Hüseyin ve küçük yaşta vefât eden, Muhsin (veya Muhassin) adlarını taşıyan üç erkek evlâdı dünyaya gelmiştir. Hz. Hasan 3. yılı Ramazan’ında (Şubat 625), Hz. Hüseyin 4. senesi Şâban ayında (Ocak 626) doğmuşlardır. Her zaman olduğu gibi doğumları esnâsında da kızının sağlık durumunu yakından takip eden Peygamberimiz, torunlarını bağrına basmış, isimlerini bizzat koymuş ve ilk günlerine mahsus vazifeleri bizzat ifâ etmiştir. (Yaşar Nuri Öztürk, Kadınlık Âleminin Sultanı, Bodur Vakfı Yayınları, İstanbul 1982, s. 118.)
Ehl-i Beyt’in bu güzîde yavruları dedelerinin kucağında büyü müşlerdir. Hz. Peygamber’in nesl-i pâki de, kızı Fâtıma vâsıtasıyla devam edecek ve asırlar boyunca Fâtıma’nın torunları ‘seyyid, şerîf, habîb’ ünvanlarıyla taltîf edileceklerdir.(Hamidullah, II, 677.)

Hz. Fâtıma, Hz. Ali’nin tek eşi olmuştur. Bu evlilik devam ederken Hişâm b. Muğîre oğulları, Ebû Cehil’in kızı Cüveyriyye’yi Hz. Ali ile nikâhlamak için Resûl-i Ekrem’den izin istemişlerdi. Bu talep meşru olmakla birlikte Hz. Peygamber bu evliliğe izin vermeyeceğini kesin bir dille minberden üç kez tekrarlayarak ilan etmiştir. Hz. Ali’nin, ancak kızı Fâtıma’yı boşadığı takdirde onların kızıyla evlenebileceğini bildiren Resûlullâh (aleyhisselâm) şöyle buyurur.: “Fâtıma benden bir parçadır, onu hoşnûd eden her şey beni memnûn eder. O’nu üzen her şey de beni üzer.
(O’nu kim öfkelendirirse beni öfkelendirmiş olur. (Buhârî, “Fezâilü ashâbi’n-Nebî”, 12.)
O’nu kuşkulandıran beni de kuşkulandırır. (Tirmizî, “Menâkıb”, 4121.)
O’nu yoran beni de yorar.” (Tirmizî, “Menâkıb”, 4123.)
(Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 94; Buhârî, “Fezâilü ashâbi’n-Nebî”, 16.)
Böylece Hz. Peygamber, kızı Fâtıma’ya olan derin muhabbetini açıkça beyan etmiş ve kızını gözünden sakındığını ve kimsenin onu üzmesine müsaade etmeyeceğini herkese ilan etmiştir.

Her zaman Resûlullah’ın yanı başında bulunan Hz. Fâtıma, risâletin Hicret sonrası Medîne döneminde de, tebliğin ön saflarında yerini alarak Uhud Gazvesi’ne (Şevvâl) iştirak etmiş, burada gâzilere yiyecek ve su taşımış, yaralıları tedâvi etmişti. Bu savaş esnâsında Hz. Peygamber’in yan dişlerinden birisinin kırılması, yüzünün yaralanması üzerine Hz. Fâtıma babasının yüzündeki kanları temizlemeye çalıştı. Kanın dinmediğini görünce bir hasır parçasını yakıp küllerini yüzündeki yaraya bastırmak suretiyle akan kanı durdurdu. (Buhârî, “Vudû‘”, 179; Öztürk, Hz. Peygamber Döneminde Sağlık Hizmetlerinde Kadınların Yeri, s. 96.)
Medine’ye döndüklerinde de Hz. Peygamber ve Hz. Ali’nin kılıçlarını temizleyerek hizmetini dirâyetle sürdürmüştür. (İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye (thk. Mustafa es-Sakkâ ve dğr.), I-IV, Beyrut ts., III IV, 100. 16.)
Resim
Cevapla

“Ehl-i Beyt (A.S.)” sayfasına dön