KEnDİM'le MuHABBEt!.

Cevapla
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

KEnDİM'le MuHABBEt!.

Mesaj gönderen halimkok »

Resim

KEnDİM’ le MuHABBEt…

- “n” nedir ortadaki?
- "n" NE'dir... Biz eskiden derdik ki; DEnİZ’'in ortasında "N" VAR? Herkes te düşünürdü; Ne var ki acaba denizin ortasında diye!
- E tabi ki sorulan bir soru varsa düşünmek lazım.
- Doğru söylüyorsun; SORUlan SORU VARsa!... Düşünmek lazım… Ama SORU YOKsa düşünmek için neden de yoktur…
- O kadar derine dalarsan o zaman da “VAR nedir? YOK, nedir?” e gireriz ki o zaman da hiç içinden çıkamayız.
- İǒ inden ZAT-en çıkamayız da… Fakat öyle olsun… Girmeyelim derinlere… Demek istediğim şu ki; Sözün SORU olduğunu kabul eden düşünür… Cevap arar… Hâlbuki SORU yoksa cevap bulmak için uğraşmak kendi yarattığın bir soru… Daha doğrusu SORUN olur… Zaten SORUN senin SORU’ ndur… Onun için; N nedir? Senin SORU-NÛN…
- Ben mi sordum soruyu yani…
- E tabi sen sordun… Daha ilk sözünde ortadaki “n” nedir dedin…
- Ben onu bir şeyi açıklığa kavuşturalım diye dedim… N’ nin ne olduğunu bilmem lazım ki ; “KEDİM” mi diyorsun yoksa “KENDİM” mi diyorsun… Bileyim… Yani Ne olduğumu bileyim…
- İşte ben de N olduğunu bilesin diye N yazdım…
- Neden yazdın?
- Neden N’ nin kendisidir zaten… Sen de KENDİ’ ne sor N’ den olduğunu…
- KENDİ’ mi bilmiyorum ki… Bilmediğim kendime nasıl soru sorayım…
- E bana soruyorsun ya…
- Sana soruyorum çünkü yazan sensin… Ve ortadaki N durdukça yazılan “KENDİ” olur… N’ yi yazmazsan KEDİ olur… O da ben olurum… Eğer BEN olarak var olacaksam bilmem lazım niye var oldum benden ne istiyorsun?
- Ben de bilmek istiyorum neden var olduğumu da ondan yazdım… Demek ki hayali olarak dahi var kabul edilen kendini bilmek istiyor hemen…
- E bu doğaldır… Çünkü VAR dediğin anda bu bir nedenin sonucudur… Bir şey olmuştur da var olmuştur… Hiçbir şey YOK iken varlığa çıkma imkanına sahip olamaz ki… Kendi olmayanın imkânı nasıl olur?
- VAR oluşun bir N-EDEN’ i VAR ise… İşte ben de o yüzden “n” harfini ekledim… “N” harfi NÛN OKKA’ sıdır… KALEM’ i OKKA’ ya uzatmak lazım ilk önce… YAZmaya başlamak için…
- Ne yazmaya başlamak için?
- YAZAN “N” yazmak isterse…
- Peki, ne yazmak istiyorsun?
- YAZdıkça ortaya çıkar zaten ne yazmak istediğim… Acelen niye?
- Benim acelem yok… Sen ne yazarsan onu söylüyorum ben…
- Biliyorum…
- Ben de bildiğini biliyorum… Bilmek istediğin şeyler olduğunu da biliyorum… Ama cevabı bende bulacağını mı sanıyorsun?
- SANAN sensin… BEN bende olanı niye arayayım… Ben sana bakarak kendimde olanı görmek istiyorum sadece… Cevabı veren sen olsan bile aslında sen değil ben vermiş olurum… Çünkü ben sana vermeden senin bana bir şey vermen mümkün değil… Zaten bir şey vereceğin de yok… Almaya bakıyorsun daha çok… Ha bire soru soruyorsun…
- Belki de benim sözümü SORU kabul eden sensindir… SORU yoktur belki de…
- Vayyy… Benden aldığını bana mı satıyorsun…
- E ben senden ayrı değilim ki şu anda… Sen önce karar ver. Ayrı isem elbette alırım da satarım da… Çünkü BEN’ i ayıran SEN’ sin…
- Ayırsam da bu gerçek bir ayrılık değil ki…
- KEDİm dersen bir ayrılık olur… Sen ve senin KEDİ’ n… Ama “KENDİM” dersen evet İǒ inden çıkmamam… Çünkü BİR olan BİR’ dir…
- keNdim’ den KEDİ’ ye geçmem KEDİ’ yi ayrı bir varlık olarak kabul etmemi gerektirse de… Sen; “SEN ve kediN” dediğinde… Ortadaki NÛN yer değiştirir sadece… Olan varlığın kime ait olduğuna delil olur… kediN diyorsun… VAR’ lık NÛN’ dur işte… KALEM’ in yazdıklarıdır; KALEM’ i kullanan KİM ise YAZI da O’ nundur…
Nûn, velkâlemî ve ma yesturûn. Kalem Suresi 68-1
Nun. Düşün kalemi ve (onunla) yazdıklarını!
- YAZAN düşünmüştür zaten…
- TABİ ki DÜŞünmüştür… YAZILAN dan da DÜŞünmesini istemiştir…
- Yazılan düşünse de YAZAN’ dan daha fazlasını düşünemez ki…
- Bunu düşünür işte… Bu düşünce de doğu olur kendisi için…
- Yanlış ne olur peki?
- YAZILAN’ ın YAZAN’ dan daha fazla düşünebileceğini düşünmesi… Veya düşünürken kendi başına düşünebildiğini düşünmesi olur…
- İyi de YAZAN bunu yazmazsa YAZILAN nasıl böyle bir yanlışı düşünebilir?
- YAZILAN, YAZAN’ ın yazmadığı hiçbir şeyi düşünemez…
- O zaman YANLIŞ olan bir şey yoktur… Her şey yazıldığı gibiyse…
- “GİBİYSE” ne demek? YAZILAN nasıl YAZILAN’ dan farklı olur ki… Her şey ancak kendisi olabilir…
- Her şey ancak KENDİ’ si olursa o zaman benim KEDİ olmam mümkün değil…
- Mümkün olmayan şey ancak YAZILMAYAN şeydir… Sen illâ ki KEDİ olmayı istersen KENDİ’ ndeki “N” yi gizlerim… Sen de KENDİ’ ni KEDİ olarak bilirsin…
- Bileyim de artık KENDİ miyim KEDİ miyim? Olmam gerektiği gibi olayım…
- E biraz önce demedin mi sen; “O zaman YANLIŞ olan bir şey yoktur… Her şey yazıldığı gibiyse…” diye…
- Evet dedim… Ama sen de doğru olandan ve yanlış olandan bahsettin… Ben doğru muyum yanlış mı?
- Doğru olursan yazmanın çok bir anlamı kalmaz… KENDİ başıma söylemiş olurum… Sen YANLIŞ olmalısın ki bir farklılık ortaya çıksın…
- Sen o zaman yalnızlık istemiyorsun… Muhabbet etmek mi istiyorsun?
- Muhabbet AYN’ ı olanlar için olur… Yanlış olanla yapılan şey muhabbet değil mücadele olur…
- Benim seninle mücadele etmeye gücüm yetmez ki…
- Senin gücün var mı ki yetsin veya yetmesin… Hem sen şu anda beni bildiğin için bunu söyleyebiliyorsun…
- Şu anda tek bildiğim sensin… Çünkü başka bir şey yazmadın ki henüz…
- Adil olmak gerek… Senin karşına senin gibi olduğuna inanabileceğin kimseleri çıkaracağım…
- Gücüm yetecek mi onlara?
- Ne o? hemen mücadeleye hazırsın…
- E belli ki sen doğru ve yanlışı ayırdığına göre AYN’ ılık olmayacak… AYN’ ılık olmayınca da mücadele olacağını sen söyledin…
- Muhabbet te olacak mücadele de… Hem senin AYN’ ıların olacak hem de senin karşında olanlar olacak…
- Sen nerde olacaksın peki? Kimin karşısında kimin yanında?
- Bunu niye merak ediyorsun…
- Nasıl merak etmem… Ne yaparsam yapayım senin yazdıklarını yapıyor olacağım… Bana neler yazacaksın?
- Bunu şimdiden söylersem yazmamın bir anlamı olmaz ki…
- Yazıldığına göre mutlaka bir anlamı vardır ki yazmışsındır…
- Bak böyle düşünürsen… Her şeyi benden bilmeye devam edersen o zaman bil ki senin yanındayımdır…
- Sen böyle bilmemi yazdığın sürece böyle bilirim.
- Senin için DOĞRU budur…
- Peki, YANLIŞ’ lar ne olacak… Onları da sen yazıyorsun…
- Onlar senin HASIMların olacak…
- Sen benim yanımda olursan onlar SEN’ in de hasımların olmuş olmaz mı?
- Onlar sadece seninle ve senin gibi olanlarla uğraşacak… Beni biliyor olmayacaklar…
- SEN’ den olan şey nasıl seni bilmez?
- BEN’ im bildirdiklerim bilir… Bildirmediklerim ise ne yazılırsa onu yaparlar… Ama gücü kendilerinden biliyor olurlar… Kalemin yazdıkları düşünülmelidir… Bilenler düşünür… Bilmeyenler düşünmez… Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu… buradan başlayalım yazmaya… Ve sen de düşünmeye başla;
* Bu bir SORU mudur… Öyle ise cevap nedir?
* Bir hüküm müdür… tespit midir… Böyle ise buna katılıyor musun?
* Bir teklif midir… O zaman tercihin nedir?
* …
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
MINA
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2740
Kayıt: 25 Eki 2008, 02:00

Mesaj gönderen MINA »

Düşünmeye başladım, DÜŞünceme gelince yazarım inş...: )

Yaşamda bir düş değilmidir...Ölünce uyanılacak olan bir düş...



Kun fe yekun!...

' Ol der ve olur! '...Sözün bittiği yerdir ve kalemler durur.
Azametinin tescilidir, satırlar kırılır, dökülür...

Kun...Sözün başladığı yerdir! Kalbimden geçenlerin kağıda vurduğu, kalemimin lafzın haykırışa başladığı yerdir.
' Ol der ve olur! ' ya her şey...Kelamıma 'ol' dediği yerdir...

Bütün yasakların yasak olduğu, lafzının kelimelere büründüğü, her şeyin O'nun olduğu yerdir Kun! 'Olma'nın sorumluluğunu taşımaya başladığım an...Var oluşumun sebeb-i ziyaretini tefekkür ettiğim zamandır...Ve uçsuz
bucaksız düşüncelerimi dizginleyemeye çalıştığım, gözümün yaşını kelamımla sildiğim, semanın güzelliğinde O'nu fark
edip de korkumu dindirdiğim yerdir Kun

' Ol der ve olur! ' ya, gem vurulamayan hissiyatın yaratılışı da vuku bulur! Kun...O'nun 'ol' busesi...Hazin namelerini
arza indirdiği vakit yaşlarımla yanaklarımdan öptüğü busesi...Benim yerimdir...Evvelim, ahirim, ezelim, ebedimdir...

Kun!...
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78
Kullanıcı avatarı
nafile
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 169
Kayıt: 02 Kas 2008, 02:00

Mesaj gönderen nafile »

Bilemedim pek ama şunu bir duyar gibiyim:

KENDİNİ BİLEN RABBİ'Nİ BİLİR.

Necip Fazıl'dan da :
Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var
Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var...........


kOLay gelsin inşALLAH : )
HAYYatta hiçbir şey nafile değildir.
Her şey ama her şey NÂFİdir,
BİR HİKMET'e tâbidir...
Kullanıcı avatarı
MINA
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2740
Kayıt: 25 Eki 2008, 02:00

Re: KEnDİM’ le MuHABBEt…

Mesaj gönderen MINA »

halimkok yazdı:Resim

[ Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu… buradan başlayalım yazmaya… Ve sen de düşünmeye başla;
* Bu bir SORU mudur… Öyle ise cevap nedir?
* Bir hüküm müdür… tespit midir… Böyle ise buna katılıyor musun?
* Bir teklif midir… O zaman tercihin nedir?
* …


Sen bu sorunun cevabını bilir gibi bakıyon kedim..: )
Biraz korkak, biraz ümid gözlerin...
Bilmem ne olacak, der lisan-ı halin,
Rabbim herşeyin HAYIRlısını versin....


Halim Can da demiş ya, daha doğrusu denileni demiş...bilenle bilmeyen bir olurmu diye...

De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.) [Zümer 93]

- Imam-i Azam demis "bilmediklerimi ayagimin altina alsaydim basim göge ererdi" diye..

bilen söylemez söyleyen bilmez...demişler...

sende haklısın kedim..: )

Sen de Haklısın

Nasreddin Hoca'nın kadılık (hakimlik) ettiği günlerde adamın biri yanına gelir. Adam,
komşusundan şikayetçidir. Derdini anlatır. Hoca, adamı güzelce dinledikten sonra:
- Haklısın! diyerek gönderir.

Biraz sonra adamın şikayetçi olduğu komşusu çıkagelir. O da az önce gelen komşusundan
şikayetçidir. Derdini anlatır, hakkının verilmesini ister.
Hoca onu da güzelce dinler. Sonra: - Haklısın! diyerek onu da yollar.
O sırada Hoca'nın yanına gelmiş bulunan ve konuşulanlara kulak misafiri olan karısı, bu işe şaşar.

Hocaya:
- İlahi Hoca Efendi! Sen ne biçim kadısın? Birbirinden şikayetçi olan iki adamın ikisi birden hiç
haklı olur mu? diye sorar.
Karısının bu sözleri üzerine Hoca, bir süre düşündükten sonra ona şöyle der:
- Hatun, sen de haklısın.

Bilmek ne zaman Gerçekleşir…
Bilmek; neye Göre…
Bilmek; kime Göre…

Arayış, sonsuza dek Muhammed Ümmeti’ne...


Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi…”

Acaba Allah mutlak gerçeğin mahlukat tarafından (topyekün) bilinmesini istiyor mu, istemiyor mu?

İstiyorsa herkesin bu gerçeğe uyanışını ve uyandırılmasını desteklemesi ve kolaylaştırması gerekir, istemiyorsa örtmek için bazı mekanizmaları(?) harekete geçirecektir kuşkusuz.

Mülkün sahibi ve mülkünde dilediği gibi tasarruf eden Allah’tır. Bu gerçeği bilen razı olur, bilmeyen sızlanır durur.

“Bilinmeyi murad ettim alemi, bilmeyi murad ettim Adem’i yarattım” kudsi hadisinin ne anlama geldiği üzerinde derin düşünmek gerekir.

Tüm olan bitenin sırrı bu sorunun cevabını tefekkürde gizli !

sevgiyle....
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

KEDİ;

Miyav dedi...

MiYaV;

MÎM
YE
VAV'
dır...
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
MINA
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2740
Kayıt: 25 Eki 2008, 02:00

Mesaj gönderen MINA »



Kedi: "Mutluluk varoluşun özüdür"

-Sigmund Freud, mutluluğun bir masaldan ibaret olduğunu iddia ediyor. Hayatı biraz daha rahat hale getirebiliriz, mutsuzluğu biraz azaltabiliriz, hepsi bu. İnsan asla mutlu olmaz, diyor

Kedi: "Ağaçlara, kuşlara, çiçeklere, yıldızlara bakarsan yaşamın mutlulukla parladığını görürsün. Mutluluğun varoluşun özünde olduğunu farkedersin. Etrafına gören gözlerle bir bak, mutsuz olan sadece insan"

-İnsanın diğer canlılardan farklı olarak bir bilinci var ama!

Kedi: "İyi ya, iki seçeneğin var o zaman. Ya mutlu olacaksın yada mutsuz. Ne olursan ol, bu senin özgür iradenle yaptığın bir seçim olacak üstelik! Çiçekler böcekler mutlu. Mutsuzluk nedir bilmiyorlar, çünkü bir seçenekleri yok. Doğal olanı yapıyorlar sadece. İnsan mutlu veya mutsuz olmakta özgür."

-Eğer mutlu olmak sadece seçmekle ilgili ise insanlar neden hep mutluluğu arayıp duruyorlar?

Kedi: "Mutluluğun, koşullara ve maddeye bağlı olmadığını anlayan henüz çok az insan var, ondan"
-Dünyada mutsuzluğa neden olacak onca acı yaşanırken, nasıl mutlu kalabiliriz ki?

Kedi: "Yaşam iki uç arasında gider gelir. Hem kış hem yaz, hem gece hem gündüz, hem hüzün hem mutluluk... Bu iki uç arasında dolaşarak dengede kalmayı öğrenirsen, bir çift kanatların olur, seni gökyüzünün farklı katlarına uçuran..."......

...........................
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

Hiç bilmeyenle bilen bir olur mu...

Bir TEKLİF' tir... ZAT-en DİN BİR TEKLİF' tir...

BİLMEYENLE BİLEN BİR OLUR...

LÂ İLAHE; BİLMEYENDİR...
İLLÂ ALLAH; BİLENDİR...

LÂ İLÂHE YOK' TUR... İLLÂ ALLAH VAR'DIR.

VAR' IN YANINDA YOK YOKTUR.

ÖYLEYSE "BİLMEYEN" YOKTUR... ANCAK "BİLEN" VAR'dır...

BİLMEYEN, BİLEN'İN BİR VARSAYIMIDIR...

VARSAYDIĞIN ŞEY SEN'dedir ve SEN'inledir... BİR' dir...


Şu an başımı kaşıyacak dahi vaktim yok...
Daha derli toplu yazmak isterdim ama aklıma gelmişken unutmadan
yazayım istedim...

Görüşmek üzere inşallah
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12540
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen kulihvani »

AŞK OLsun HÂLiMceAN!
bAŞına DE DE kAŞınMasın!..

gERçi AKIL da kAŞınmadAN DUramaz yaa!..
En son kulihvani tarafından 27 Nis 2009, 23:10 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

…hem Allahtan korkun Allah size ilim öğretiyor, ve Allah her şeyi bilir. Bakara Suresi 2/282

Allah öğretiyor…
Öyleyse BİLMEYEN YOK’ tur…
Bildiğini inkar eden, örten vardır…


İnkar ; Bilmeme, tanımama. Yaptığını ve söylediğini gizleme. * Yapmadım deme ve ayak direme.

İnkar eden bilmiyor değildir… Bildiğinin aksini iddia eden ve gerçeği örtendir…

Sebebi nedir;


Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. Âli İmrân 3/19

…Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavüz ve azgınlıktan' dolayı ihtilafa düştüler. Casiye Suresi 45/17

Bilen; Bilgi ve bilinenle birlikte olandır…

BİLEN olması zaten kendinde bulunan BİLGİ nedeniyledir… Bilginin konusu ise BİLİNEN’ dir…

BİLEN; BİR’ iyle ÜDž Üǒ üyle BİR’ dir…

VAR’ lık İLİM’ dir ZAT-en Allah İLMİ’nden yaratmıştır…

O insana bilmediğini öğretendir… İnsanlar O’ nun ilminden ancak O’ nun dilediği kadarını
alabilir…

O’ nun ilmi hiçbir şeyi ayırmadan her şeyi kuşatmıştır…


Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?»

En’ amSuresi 6/80



İblis de bilgi sahibi idi…

Ama BİLGİ’ nin konusu ASIL’ a ilişkin değildi…

Beni ateşten onu topraktan yarattın… diyerek Allah’ ın emrine karşı geldi…

ASIL BİLEN ASIL’ ı ASL’ ını BİLEN’ dir… KENDİ’ ni BİLEN’ dir…
BİLGİ’ nin KONU’ su ALLAH’ ın KÛN’ u ise… O BİLGİ bulunduğu kimseyi BİLEN yapar…

Böyle değilse;


Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbi üzerine mühür vurduğu ve gözü üstüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü?

Casiye Suresi 45/23


Kendi heva ve hevesini uyan… ilah edinen… ne çok bilgi sahibi olursa olsun BİLMEYEN’ dir…

O kendini bilmiyordur…

KENDİ’ ni BİLEN için Allah vardır… O’ nda ise İKİ’ lik YOK’ tur…
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

Görenle görmeyen bir olur mu...

Duyanla duymayan bir olur mu...

Koklayanla koklamayan bir olur mu...

Dokunanla dokunmayan bir olur mu...

Tadanla tatmayan bir olur mu...

Onlar kendilerine göre bir olmasalar da

hepsi BEN' dedir ve BEN' imle BİR' dir...

BEN' im BİR' liğimi oluşturan ŞEY onların ÇOK'luğudur...

Gözüm, kulağım,burnum, elim, dilim...

Onlar bilseler BİR' likte BEN' i oluşturduklarını AYRI AYRI olduklarını düşünürler mi?

Onlar BİLMİYOR diye GERÇEK değişir mi...

BEN BİLİYORUM ya... onlar BİLMİYOR diye BEN, BEN olmuyor muyum...

Bilenle bilmeyen bir olur mu...

Buna nereden baktığın önemli... Göz, kulak vs. olarak bakıyorsan olmaz sanarsın...

Oysa BÜTÜN açısından bakarsan ZAT-en BİR'dir...

GERÇEK ZAT-en ancak BÜTÜN' dür...Parçalar GERÇEK olandan haber verir ama BÜTÜN' ü parçada görmek için BÜTÜN' ün BÜTÜN ÖZELLİKLERİ' ni bilmek lazım...

Sen DİL' inin SEN' in olduğunu BİLİRSEN BİR OL'duğunu bilirsin..

Ama BİLMEZSEN... DİL' in sana der ki;

Bak ben konuşuyorum...

Sen konuşabilir misin...

Konuşanla konuşayaman bir olur mu...

İşte ÇOK' luk ta böyledir... Allah' ın İŞ yapan ARAÇ'larıdır...
Her biri der ki;

Bak ben şunu yapabiliyorum... o yapamıyor...
Ben ondan hayırlıyım...

İblisin işi ne zaten...

Dünya imtihanı ne zaten...
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
MINA
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2740
Kayıt: 25 Eki 2008, 02:00

Mesaj gönderen MINA »

Değerli Halim Can...

senin kedi bizide sardı hayr olsun..: )

Bir'lik deyince aklıma gelen iLk kelime DOST...lukk oluyor...

Düşünüyorum, dostumu düşündüğümü dostum bilmesede, dostum bende benle BİR...
bilenle bilmeyen burda oldu BİR...

YÜCE DOST'SA zaten benim ne düşündüğümü benden iyi bilir...Ben kendimi bilemem ONUN beni bildiği kadar...Bana şah damarımdan daha yakın Olan benimle BİR....Ben Onu göremem, O 'YSA hem beni hem gördüğümü görür...Göremeyen, görenle BİR....

HERŞEYİN DOĞRUSUNU C.C ALLAH BİLİR...
sevgiyle...
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu...

Buradaki "BİR OLMAK" sözünü

denk olmak... eşit olmak... vs. gibi anlamları ile alırsak;

Hiç bilenle bilmeyen eşit midir, denk midir?

Değildir...


O, odur ki sizi Arzın halîfeleri yaptı ve ba'zınızı ba'zınızın derecelerle fevkına çıkardı, bunun hikmeti ise sizi size verdiği şeylerde imtihan etmektir, şüphe yok ki rabbın seriulıkab, yine şüphe yok ki o yegâne gafur, yegâne rahîm

EN'AM Suresi 6/165


O'nun yarattığı hiç bir şey diğeriyle denk ve eşit değildir...

Benzeri ve "GİBİ" si değildir...

Bu anlamda BİLEN BİLEN' le bile BİR değildir ki BİLMEYEN' le BİR olabilsin...

Yarattığı her şeyi örneksiz yaratan Allah CC...
Hiç biri diğerinin aynı olmayan sınırsız varlığında SANAT' ıyla BİR' dir...

BİR' lik ancak O sözkonusu olduğunda BİR' liktir...
VAR' lık O' nun İLMİ' dir... KELÂM' ıdır... AYET' leridir..


Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitab'ı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir.Zümer Suresi 39/23

Yer yer tekrar etmesi BİR ağacın yaprakları gibidir...
Yağmur damlaları, kar taneleri... vb. gibidir...

Görüntüde birbirine benzer ama hiç biri diğerinin aynı değildir...

O bir şeyi iki kere yaratmaz... Çünkü yaratması sınırsızdır...



De ki: eğer rabbımın kelimâtı için deniz mürekkeb olsa idi her halde rabbımın kelimatı tükenmeden deniz tükenirdi, bir misli de meded getirsek bile
Kehf Suresi 18/109
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

İşte benim KEDİCİK...Uykusu geldi herhalde...

Resim

Gözler gidiyor...

Resim

İşte bu kadar...

Resim
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

Asıl ben namazdayken gelip te bir sokuluşu var ki...

Ama işte geçen sohbette hocam bana; Haydi Halimcan al sazı eline dedi...
Ben de dedim ki; Hocam bir elimi CTRL tuşuna basılı tutmam lazım konuşmak için nasıl saz çalayım...

O hesap işte... Namaz kılarken KEDİCİK geliyor sokuluyor ama
Ne ben resmini çekebiliyorum... ne de; İrem... Ceren gelin bir resim çekin diyebiliyorum...
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 9029
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Mesaj gönderen nur-ye »

halimkok yazdı:Asıl ben namazdayken gelip te bir sokuluşu var ki...

Ama işte geçen sohbette hocam bana; Haydi Halimcan al sazı eline dedi...
Ben de dedim ki; Hocam bir elimi CTRL tuşuna basılı tutmam lazım konuşmak için nasıl saz çalayım...

Halim kardeşim gecenin ilerleyen zamanında beni güldürdün ya ne diyeyim sana!
Seni İzmirden transfer ettik biz anlamayız CTRL tuşuna başmadan sen HALledersin BİR ŞEY!
Daima sende GÜL OLur Mu?
Resim
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

Allah CC. razı olsun inşallah Nur-ye Can...

Bu güzel duana cevap vermekte gecikmişim...

GÜLmene sevindim...

Gecenin ilerleyen zamanı demişsin ama zamanın ilerlemeyeni yok ki güzel kardeşim...

Aşık Veyselimizin dediği gibi...

İki kapılı bir handa... gidiyoruz gündüz-gece...

Sohbette saz çalma işi kolay...
Onu CTRL tuşuna basmadan da hallederim de

Namaz esnasında birisine ;

Gel KEDİCİKle bir fotoğrafımızı çek... deme işini nasıl halledeceğim bilmiyorum doğrusu...

Yani
KÂLB TELEFONU ile halledeyim diyeceğim ama...
O esnada ancak TEK HAD var...

O' ndan GAYRı; Aradığınız KİM' seye ulaşılamıyor...
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
MINA
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2740
Kayıt: 25 Eki 2008, 02:00

Mesaj gönderen MINA »

Tebessüm ettirdiniz Mevlam razı olsunn inş: )

Değerli Halim Can, sizin resminiz ilahi kamera ile çekilmekte olup, ebedi kayıtta yerini almakta, biz göremesekte...

Hatrıma “Eshab'ül-Kehf” olarak adlandırılan Kur'an'ı Kerimde yer alan Kehf Suresi’nde de Yedi Uyurlar. geldi..İsimleri söyleydi: Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayuş. Kıtmir ise çoban olan Kefeştatayuş’un köpeğidir.

hani kıtmirde, iyilerle birlikte oluşundan dolayı cennete girmeye hak kazanmıştır denir ya...
Sizin kediniz de, Halim can, Namazda, HUZUR-da HAZIR -ken, bende bu HUZUR dan nasipleneyim diye yanınıza geliyordur kimbilir...
Ve belki de diyordur ki, kimse bizi çekmesin, bizi ÇEKEN İLAHİ KAMERA BİZE YETER...Kıtmiri de düşünüp, ahh kıtmirim görüyürmusun Mevlanın BİZe lütfunu , Hakkı ANanlarla birlikte olmak ne güzell bir lütuff, ne güzel bir huzur diyordur..


Resim

Yedi Uyurlar

Hani o yiğitler mağaraya sığınmışlardı da "Ey Rabb'imiz bize katındanrahmet bağışla ve şu işimizde bize çıkış yolu göster" dediler. Bununüzerine onları mağarada yıllarca uykuya yatırdık. Sonra iki taraftanhangisinin bekledikleri sonuç daha iyi hesaplamış olduğunu belirtmekiçin onları uyandırdık. …Gerçekten onlar. Rablerine iman etmişgençlerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık. Onlarınkalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) raptetmiştik…" (Kehf;10-11-12-13-14)


Mersin iline bağlı olan Tarsus’un kuzeybatısında 14 km. uzaklıkta Dedeler Köyündedir. Kuran-ı Kerim’de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hristyanlarca kutsal sayılır. Mağaraya 15-20 merdivenle inilir.

Eshab’ül-Kehf hadisesi Kur’anı Kerim’ de ve diğer semavi kitaplarda Bas-ü badel mevt ( Yeniden dirilme ) inancının delilleri arasında gösterilir. Buna göre;

Efsus ya da Yarpuz denilen bir şehirde Dakyanus ( Dakyus ) adında bir zalim hükümdar halkı kendisine ve putlarına taptırırmış. Allah’ ın varlığına ve birliğine inanan birkaç genç ise gizlice ibadet ederek bu zalimin buyruğu dışına çıkarlarmış.

Bunu haber alan Dakyanus’tan kaçan gençler, kendileri gibi inançlı bir çobana rastlarlar. Çoban ve Kıtmir adındaki köpeği de onlara katılır.

Çobanın bildiği ve yanında su olan bir mağaraya sığınan Eshab’ül-Kehf burada uykuya dalarlar Kralın vezirleri mağarayı bulurlar. Ancak korkularından içeri giremezler. Eshab’ül-Kehf, burada ise çıkamayıp helak olsunlar diyerek mağaranın ağızını ördürürler.

Eshab’ül-Kehf, bir rivayete göre 309 sene bu vaziyette kalırlar. Uyandıklarında, acıktıklarından bahisle içlerinden Yemliha’ yı şehire ekmek almaya gönderirler.

Şehirde, Dakyanus zamanından kalma para ile alışveriş yapmak isteyen Yemliha’ dan şüphelenen halk, onu mahkemeye çıkartır. Mahkemede halini anlatan Yemliha, delil için kalabalığı mağaranın olduğu yere getirir. Ancak, mağarada kendisini bekleyen arkadaşlarının korkabileceğinden bahisle, içeriye yalnız girip onlara durumu anlatacağını söyleyerek ayrılır ve sır olup gider.

Bu olay, zalim Dakyanus’ tan yüzyıllarca sene sonra Allah’ a inanmakla beraber ahirete ve yeniden dirilmeye inanmayan halk için müthiş bir mucize olur. Devrin kralının duaları da böylece kabul olmuş olur.
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

Resim

Resim
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
sev-guzel
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 609
Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00

Re:

Mesaj gönderen sev-guzel »

kulihvani yazdı:AŞK OLsun HÂLiMceAN!
bAŞına DE DE kAŞınMasın!..

gERçi AKIL da kAŞınmadAN DUramaz yaa!..
Resim
Kullanıcı avatarı
aksiseda
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1111
Kayıt: 11 Haz 2012, 10:01

Re: KEnDİM'le MuHABBEt!.

Mesaj gönderen aksiseda »

- Selamünaleyküm.
- Ve Aleykümselâm.
- N’apıyon ne var ne yok?
- N’olsun… Bildiğin gibi.
- Bildiğim dünde kaldı kardeşim… Bilsem sorar mıyım?
- Sorarsın tabi… Âdet olmuş bu türlü sorular…
- Laf olsun diye sorduğumu mu söylüyorsun yâni!
- E öyle tabi…
- Bir dokun bin ah işit yani… Neyse, oturalım da çay söyleyeyim sana.
- Söyle de içelim mâdem…
- Garson… Bize iki çay…
- Tamamdır abim…
- Eeeee! Sende ne var ne yok? O da benim bildiğim gibi mi yoksa?
- Yoookkk… Ne senin bildiğin gibi ne benim bildiğim gibi.
- Bak hele! Nasıl oluyormuş o?
- Ben nasıl olduğunu anlayabilmiş değilim ki anlatayım sana birâder.
- Ne var anlatamayacak canım. Anlat dilin döndüğünce!
- Dil dönse iş kolay. Dil dönmüyor işte… Daha doğrusu dönüyor da avara kasnak hesabı… Boşa dönüyor…
- Hayırdır! Felsefeye mi merak saldın yoksa!
- Merak salmadım ama bir kenara da atacak değilim. Felsefe de bu hayatın bir parçası.
- E orası öyle de…
- De si ne?
- Hayda! Tetikte bekler gibisin ha… Beni mi kafalıyorsun yoksa bir hal mi var sende?
- Herkeste bir hal var kardeş. Herkes bir hal üzere değil mi zâten!
- Buyurun…. Çaylarınız
- Sağ olasın kardeşim.
- Afiyet olsun abim… Şifâ olsun.
- Eee?
- Eee ne?
- Haller maller işte… Söylemeyecek misin?
- Ne söyleyeyim kardeşim. Görünen köy kılavuz ister mi? Göz önündeyim işte…
- Göz önünde olan sadece kalıp kardeş…? Gönlü görecek marifete sahip olamadık henüz.
- Olursun inşallah!
- Nerdeeee birâder… Biz kimiz ki…
- Mesele de o ya! Biz kimiz ki!
- Sende hakikaten bir haller var… Adam gibi anlat da neymiş anlayalım.
- İyi de ne anlatayım. Neyi biliyorum ki neyi nasıl anlatayım sen bi desen ya bana…
- Bildiğin gibi değil dedin… Biz kimiz ki asıl mesele bu dedin… Belli ki kafanı kurcalayan bir şeyler var…
- Var ya!
- Neymiş o?
- Ya ne olacak; Hayat işte… Yaşadığımız hayat.
- Nesi varmış hayatın?
- Allah Allah! Nesini biliyorsun ki sen desen ya bana!
- Yav nesini bileceğiz hayatın! Bilsek te bilmesek te doğarız, büyürüz ve ölürüz… İşte hayat bu!
- Valla tebrik ederim. Sen çözmüşsün işi.
- Tamam kabul ediyorum benim kadar zeki değilsin ama bunu bilmeyecek kadar de zekâdan yoksun değilsin haksızlık etmeyeyim. Sen nesini çözemedin ki bunun de bakalım?
- Neden geldik? Gayemiz ne? Ya da bizi buraya gönderenin gayesi ne?
- Kardeş oralara girersen hiç çıkamazsın söyleyim sana.
- Oralara girmezsem de ot gibi yaşar giderim… Bunu kabul eder miyim; Hayır
- Kabul etmeyip te ne yapacaksın ki! Yaşıyoruz işte… Gelip geçiyor aylar-seneler…
- Hem de öyle bir hızla geçiyor ki hiç anlamıyor insan. Nefes nefes sona gidiyor insan.
- Sigara gibi değil mi…
- Evet! Sigara gibi nefes nefes tükeniyor… Ama biz külleri rüzgâra savurmakla kurtulamayacağız sigara gibi…
- Ne o? Ölüm korkusu mu sardı seni yoksa!
- Ölüm korkusu değil de OL’um korkusu sardı desek daha doğru olur. Olmadan ölmek korkusu
- Her canlı ölümü tadacak birâder biliyorsun.
- Biliyorum bilmesine de… Neden olmam gerektiği gibi olamıyorum o canımı sıkıyor.
- Nasıl olman gerekiyor ki!
- Böyle olmamam gerekiyor ama nasıl olmam gerektiğini bilmiyorum…
- Aslında anlıyorum seni gerçekten… Ama derin mevzular bunlar kardeş…
- Bize göre değil diyorsun yani…
- Bize göre değil değil de… İşi erbâbına sormak lazım…
- Bulsak erbâbını
- Nasıl diyorlardı; Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır…
- Bir şeylerin eksikliğini hissediyorum. Ne olduğunu bilemiyorum. Hiçbir şey olması gerektiği gibi değil sanki diye düşünüyorum. Sonra da tövbe estağfurullah diyorum… Allah neyi eksik yaratmış ki ben kusur arıyorum diyorum. Olması gerektiği gibi olmayan asıl benim diyorum ama beni de Allah yarattı… Ben de niye eksik kusur olsun ki… Eşyâdan daha mı değersizim ben. Ama inan bazen bir çiçeğe, çimene imreniyorum…
- Onlarda nefs yok ki kardeşim… Akıl da yok… Onlar imtihanda değil.
- Hah işte imtihan! Bu hayat baştan sona imtihan… Ama bakıyorum da âleme sanki kimsenin umurunda değil gibi… Hadi benim umurumda diyelim. Ama ben ne yapıyorum umurumda olmakla noluyor ki… Gel de çık işin içinden!
- Ölmeden çıkamayız kardeşim… Kaçış yok…
- Neden kaçış olmasın kardeşim. Kaçış var hem de öyle bir kaçış ki…
- Nasılmış o kaçış…
- Allah cc. Kur’ân-ı Kerim’ de; “Allah’a firar edin” buyuruyor… Allah’ a kaçmak var.
- Biliyorsan nerede olduğunu hiç durma kaç…
- Biliyorum bilmesine ama…
- Ama’sı ne…
- Bilmek yetmiyor.
- Olmak ta lâzım değil mi!
- Hamlet Oyununa benzedi; Olmak ya da olmamak… Bütün mesele bu!
- E adamlar çözmüş işi…
- Çözümü bilmekle çözülmüyor ki iş!
- Seni anlıyorum da…
- Eeee?
- Her yolu peşinen tıkama kardeşim… Öyle olmaz böyle olmaz dersen çözüm bulamazsın ki…
- Çözüm beni bulmalı kardeşim… Ben çözümü bilebilirim ama bulamam…
- Bulanlara sorarsın sen de
- Bulanı mı arayalım yoksa bulmak istediğimizi mi…
- Offf… Kafam iflas etmek üzere…
- Dur ben de sana çay söyleyeyim… Ya da başka bir şey…
- Yok yok çay iyidir…
- Garsooonnn
- Evet!
- İki çay…
- Tamamdır abim…
- Konfor alanından çık biraz birâder… Ne var ki hemen kafan iflas etsin… Kahvehâne muhabbetinden öteye gitmez konuştuklarımız…
- Kahvehânede olduğumuz için ağır geldi ya… Burada gaye vakit öldürmek… Ağır mevzular değil buranın harcı…
- Ağır mevzular-hafif mevzular; Hangi sûreydi o?
Feemmâ men segulet mevâzînuh-Fehuve fi îşetir râdıyeh.
Ve emmâ men haffet mevâzînuh - Feummuhû hâviyeh
İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse (101/6)…
- Tamam birâder anlat ağır mevzular anlat. Belki bir üst sınıfa geçeriz.
- Valla kardeş! İster geç ister temelli yerinde say… Çamura saplanan araba gibi habire patinaj çek. Sonuçlarına da katlanırsın ona göre.
- Kime ne ettiğimiz var ki sonuçlarına katlanalım birâder. Kendi halimizde yaşayıp gidiyoruz işte…
- İnsan sadece yaptıklarından değil yapmadıklarından da hesaba çekilir.
- Yapmadığım şeyden dolayı neden hesaba çekileyim ki?
- Neden yapmadın diye hesaba çekilirsin! Neden kahvede boş boş oturmak yerine birine veya topluma veya aleme yararlı bir iş yapmadın diye meselâ.
- Heee…. Namaz kılmadım diye meselâ!
- He namaz kılmadın diye… Kime ne senin namazından… İster kıl ister kılma… Asıl önemli olan kendin için değil başkası için yaptıkların veya yapmadıkların! İşte onlar sorulacak niye yapmadın diye… Meselâ niye bir aç olanı doyurmadın… Hasta olanı niye ziyâret etmedin vs.
- E birâder bilemiyoruz ki gerçekten kim aç… Bakıyorsun her taraf el açanlarla dolu… Ama haberlerde de görüyoruz işte açım numarasıyla servet yapanları… Hem, el açanların en çoğu câmilerde bugün!!!!
- Duâ edenleri mi diyorsun?
- Yok lan ne duâsı… Cemaatin duâ için açtığı eli demiyorum duâlarla cemaate el açanları diyorum. Bir tek Cuma yok ki boş geçsinler… İnsaf be kardeşim.
- E ne var birâder zorla değil ya, isteyen verir istemeyen vermez.
- Tamam o vakit! Koyarsın bir kutu isteyen atar parayı istemeyen atmaz. Her Cuma Peygamberin MiMberinden Allah kelâmı arasında kuldan istemek neye?
- Onlar görevli emir kulu. Ne deniyorsa onu yapıyorlar.
- Emirin değil Allah’ın kulu olsunlar kardeşim. Biz de Allah’ın kulları ardında namaza duralım.
- Neyse birâder o mevzuu uzun…
- Her mevzuu uzun kardeş. Kısa mevzu yok. En kısa mevzu; Nokta. O da anlat anlat bitmez.
- Bak yine derinlerden aldın işi
- Senin de derinlerden haberin var demek ki anlıyorsun neyi nereden aldığımı.
- Eh işte! Sen zekâmızı küçümsesen de bizim de var kendimizce bildiğimiz şeyler!
- Sen söyle mâdem. Biz dinleyelim biraz da…
- Hani sen daha ne söyledin ki beni dinleyeceksin.
- Ne söyleyeyim ki kardeşim. Neyi söylesem yetmez. Kafamın içi sorularla dolu cevap bulamadığım. Bulsam da yetinemediğim nice konu var kafamda!
- Anlat kardeşim anlat konuşuyoruz işte… Sen anlat ben anlatayım… Başka türlü nasıl geçer vakit.
- Lan vakit geçirmek için konuşmanın ne anlamı var. Vakit nasıl olsa geçer. Önemli olan nasıl geçtiği, neyle geçtiği
- Ya celâllenme… Sen anlarsın ne demek istediğimi diye öyle diyorum. Yoksa bilirsin özlerim ben senin muhabbetini…
- Muhabbet benim değil kardeşim Muhammed’in (SAV). O’ dur Muhabbet’in kaynağı… O’nsuz muhabbet değil çene çalmaktır. İşte vakit geçirenlerin yaptığı odur.
- Bahsetsene biraz kafandaki sorulardan!
- İlk aklıma gelen; Allah cc. Kur’ân-ı Kerim’de buyuruyor ki- Şüphesiz, Allah katında İsâ’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. (Âl-i İmrân Sûresi 59. Âyet)
- …
- Âyetin devamında; Allah onu topraktan yarattı ve sonra “ol” dedi ve o da oluverdi.
Allah cc. Âdem’ i (As) topraktan yarattı Hz. İsâ’yı ise Hz. Meryem’e Cebrâil aracılığıyla Ruhunu üfleyerek yarattı. Burada ne benzerlik var ki Âdem’in durumu İsâ’nın durumu gibi oluyor.
İkisi de babasız ise Hz. Âdem babasız ve annesiz… Hem Havva anamız da var. Ona daha çok benzemez mi Hz. İsâ’nın durumu? Ayrıca Meryem’in durumu Âdem (as) ın toprak bedeninin durumu gibi ruh üflenmesi açısından…
- Enteresan!
- Ne diyorsun? Sence ne olabilir? Düşün biraz öyle enteresan deyip geçme. Hem enteresan olmayan ne var ki şu âlemde!
- Ne diyeceğimi bilmiyorum ki… Senin de dediğin gibi; Babasız oluşları desek… Âdemin annesi de yok… Havva’ nın durumu daha da karışık. Anne nerede baba nerede… Allah bilir kardeş en doğrusunu…
- Elbette Allah bilir doğrusunu da biz bilmeyelim diye mi bildirdi bunları kitabında. Hiç verimli değilsin bugün. Eskiden ilham verecek şeyler söylerdin fikirler üretirdin.
- Yoruluyoruz birâder düşünecek hal mi kalıyor.
- Ondan yoruluyorsun işte… Boş boş vakit geçirmekten. Muhabbet her dem başkasıyla olmaz. İnsanın içinde kendiliğinden sürüp gidiyor muhabbet. Hem soruyor hem cevaplıyor kendi kendine… Tıpkı şu an olduğu gibi
- Ne?
- Yok bi şey… Benimle ilgili o.
- …
- Nedir sence Âdem (As)le İsâ (As)‘nın durumundaki aynılık?.
Resim
Cevapla

“Tasavvuf” sayfasına dön