EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 195
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

HOCAMı ATEŞ YAKMAZDI!.:

Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri kaddesallahu sırrahu Rahmetullâhi aleyh, Rifâî idiler, Ahmedi Rifâi Hazretleri'nin YoLu’nda idiler. Rifâîleri ateş yakmaz, onun için de Hocam’ı ateş yakmazdı.
Ağrı'nın Eleşkirt İlçesinde, Hükümet Tabibliği yapmışlardır. Trenle Eleşkirt'e giderken Erzurum yakınlarında, şöyle bir hâdise (olay) meydana gelmiştir. Mevsim kış havalar çok soğuk, o zamanki trenlerde kalorifer teşkilâtı yok. Vagonlarda soba yakılmaktadır.
Tren yolcuları arasında.: “Ateş bazı Tarikat Sâhiblerini yakmazmış?!.” diye, bir konu ortaya atılmış, bir kısmı.: “Ateş yakar!”, bir kısmı.: “Ateş yakmaz!" derken iş alevlenmiş, tartışmaya başlamışlar. Hocam Mübârek de.: "Bak ben doktorum meselâ ateş beni de yakmaz!." demiş. Olurdu olmazdı derken bahse girmişler. Vagonda yanan soba kıpkırmızı nar gibi. Kızaran sobayı Hocam, elleriyle tutmuş kaldırmış, yan tarafa çekmiş. Ellerine de bir şey olmamış. Görenler şaşırmış hatta şamşırmışlar. Ateşin herkesi yakmadığını gözleriyle görüp, inanmışlar da Hocam orada bahsi kazanmıştır.

Rifâiler kızgın şişleri, bir yanağından sokup ömür yanağından çıkarıyorlarmış, çok işittim. Bu işi yapanları görenler, anlattılar da duydum. Yalnız Hocam bizlere, bu kızgın şişleri sokma seansım göstermediler. En azından ben görmedim. Hâttâ bu şjşleri talebelerinden bir kardeşimize veriler. Bu şişleri de gördüm.
Ankara Sitelerde bir Rifâi Şeyhi varmış duyarım gitmedim. O şeyh müridlerine bu veya buna benzer, gösterileri, kızgın şişleri sokma seansını, zaman zaman yapar gösterirlermiş. Bu seansı görüp gelen bazı arkadaşlardan dinledim..


SİYAH KUŞAK - DAN - JUDOCU!.:

Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri (kaddesallahu sırrahu) Rahmetullâhi aleyh, Yedinci Kuşak siyah kemer judocu idiler. Türkiye'de liseyi birincilikle bitirdiği için devlet Hocam'ı Fransa'ya tahsile gönderir. Fransa'da Sorbonne Üniversitesi'nde, Psikoloji Bölümüne girer. Dört yıl okuduktan sonra, Psikolog olarak mezun olur.
Fransa'da, öğrenci yıllarında boş vakitlerini değerlendirmek için spora başlar. Japonların açmış oldukları, Judo Okuluna devam eder. Bu Judo Okulunu da, Üniversite ile beraber bitirir. Yedinci kuşak DAN olarak diploma alır..
Bu Judo Kulübü’nden almış olduğu diplomasını bana göstermişlerdi. Kabartma yazılarla yazılı idi.: “Bu diploma bana Japonya'dan geldi.” demişlerdi. Judo Hocalarıyla çektirmiş oldukları fotoğrafları bana gösterdiler..

62 yaşlarında iken Eskişehir'de Judo Kulübünde önüne gelen her genci yendiği gibi Kulübün Judo Öğretmeni dördüncü kuşak Fransızı "Aikodo” oyunu ile yere vururken, foto Haşmet İnönütepe fotoğrafını çekmiş, Günaydın Gazetesinde yayınlanmıştır. O fotoğrafını aşağıya alacağım..

Hocamız Eskişehir Devlet Hastanesinde Baş Operatör Doktor iken daha pek çok Sosyal Faâliyetleri vardır. Judo da bu faâliyetlerinden birisidir.
1927-1931 yılları arasında Paris'teki Franko Japonais Judo ve Karate Kulübünde eğitim görmüş, siyah kemer ile yedinci kuşak derecesini almıştır.
Bu okulu birincilikle bitirdiği için Japonlar tarafından ödülle tâltif edilmiştir. Judo Hocası tarafından Japonya'da judo öğretmenliği yapması için Japonya'ya dâvet edilmiştir.
Kendisine bir açık kapı bırakılarak ne zaman istersen Japonya'ya gelebilirsin, senin için yerimiz hazır bekliyoruz demişlerdir. Hocam çok üstün bir kaâbiliyete sahipti. Fakat Japonya'ya gitmemişlerdir.

Resim
RESiM 14
62 yaşındaki, Eskişehirli Doktor Judocu bütün rakiblerini yeniyor...
Günaydın Gazetesi
Foto Haşmet..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 195
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

BASILMIŞ ve BASILACAK KİTAPLARI!
ÇIKMIŞ ESERLERİ .:

1-) Allah Dostu Der ki.: Tek Kitap 171 sayfa, 1971 de yayınlandı.

2-) Muhiddin-i Arâbi Hazretlerinin Müslümanlara Nasihatları.:
Tek Kitap 87 sayfa Tercüme edenler.:
Abdullah Toprak (Eskişehir Müftüsü).. Münir Derman Opr. Dr.

3-) Allah Dostu Der ki SU.:
Cilt 1 - 2 - 3 üç cilt - 3 ayrı kitap.: 1 nci cilt 83 sayfa - 3 üncü cilt 93 sayfadır. 2 nci cilt basıldı mı basılmadı mı bende bilmiyorum belki basılmadı..

4-) Allah Dostu Der ki.: (Yazılmamış sırların ilki, yazılacak sırların sonu) Cilt- 1 -2-3-4-5.. 5 ayrı kitaptır =>1.nci cilt 238 sayfadır. 2.nci cilt: 255 sayfadır. 3.üncü cilt: 312 sayfadır. 4.üncü cilt: 274 sayfadır. 5.nci cilt: 296 sayfadır..

Çıkmış eserleri, dokuz kitaptan ibârettir. 4.üncü cildin arkasında; 5-6-7.nci ciltler basılacak diyorsa da, sâdece 5 nci cilt basıldı. 6-7.nci ciltlerin basılacağını zannetmiyorum. İnşaâllah basılır. Benim ki temeniden ibârettir. Bir babayiğit çıkar da, onları da bastırır bilemiyorum...


Resim ÇIKACAK EN MÜHİM ESERİ!.:
Kur'ÂN-ı Kerîm’in meâli, icâzı, tefsiri, ledünnî tefsiri.: 11 cilt...
(50 sene çalışma sonunda hazırlanmıştır.)
Bu 11. ciltlik Kur’ÂN-ı Kerim'in Ledünnî Tefisiri'nin basılması durmuştur.
Çünkü, çok para tutmaktadır. Ancak bu 11 ciltlik eseri, ya bir kitap evi, ya bir Vakıf, Diyanet Vakfı gibi, veya zengin hayırsever bir zât çıkar da, ALLAH Rızâsı için bastırılırsa o zaman belki basılabilir.
Hocam Münir Derman Hazretleri’nin sağlığında birkaç defa basılması için teşebbüs edildi. Ammâ bu parayı bulup da, bastırma imkânı olmadı.
Hocam biraz da fazla titiz ve celâlli olduğu için de, bu eseri basmaya kimse de cesâret edemedi..
Şahsen ben de çok çırpındım basılsın diye, her nedense, benim de gücüm yetmedi. “Demek ki vakti saati gelmedi de ondan!.” diyorum.
Basılacak bu ciltler; 11 ciltlik Ledünnî Tefsiri, Hocamızın Kızı Ayşın Hanımefendi’dedir.
Ancak; Ayşın Hanımla anlaşarak telif hakkını ödeyerek, ki (tek mirasçısı kızıdır) bir Kitabevi alıp bastırabilir kanaâtindayım kısmet işidir bu işler. İnşâallah bir gün gelir de basılır..

Hocamızın çıkmış eserlerini almak isteyenler:
Aşağıdaki adresten alabilirler: (Başka yerde satılmaz)
İbrahim Kalay
Zafer Kitabevi Hacıbayram Caddesi No: 7
ULUS/ANKARA Tel 3109606

Önce telefon eder sonra mektup yazarsınız. Veya Hacı Bayram'a gider. Oradan Zafer Kitapevini sorarsınız. Çünkü (No 7) değişti.
Ödemeli gönderilir. İster tek tek ister hepsini birden alabilirsiniz.
Değişen yeni adresi ise; Hacıbayram-Veli Cad. No: 14/0 Ulus/Ankara..


Resim
NAMAZ Mİ’RÂCTIR AMMA!
Mİ’RÂC NAMAZIN NERESİNDE?.:

Hocamız’a, bir Zât-ı Muhterem.: “Namaz nasıl kılınır?.” diye soruyor. Hocamız da.: “Ben Yaşar Çetinkaya'ya târif ettim. Ondan sorun öğrenin!.” diyor. Yaşar kardeşimiz de bana târif ettiler. Namazı Hocamız’dan öğrendiğimiz gibi anlatıyorum.:
Muhterem Efendim namaz kulun miracıdır. Nasıl ki, Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz , mi’racta Cenâb-ı ALLAH ile sessiz sözsüz konuştu ise, biz kullar da namazda Cenâb-ı ALLAH ile öyle konuşuyoruz.
Nasıl ki; Mi’racta, yâni Huzur-u İlâhîyye'de iken, yenmez, içilmez ve açıkça konuşulmaz ise, Namaz da kulun mi’râcı olduğundan, namazda da yenmez içilmez ve konuşulmaz. Bu noktayı izâh ettikten sonra, şimdi de namazı târif edelim. Hatırlarsınız: Askerlikte bir usül vardır. “İleri marş!.” komutu verilince asker yürür. Bazı komutanlar, komut verirken "İleri!” der “Marş!.” demez. “İleri!” deyince, “Marş!.” demeden, şâyet, askerden birisi ayağını oynatır ve atarsa tokadı yer çünkü marş denmemiş yâni komut tamamlanmamış da ondan.
Namaza niyet ederiz..
“ALLAHu Ekber!” demeden, ellerimizi kulaklarımıza dokundurur, ellerimizi bağlarken “ALLAHu Ekber!” dersek, tokadı yeriz. Bu bir!.
Çünkü; “ALLAHu Ekber!” komutu bittikten sonra ellerimizi kulaklarımıza kaldırıp değirmemiz gerekirdi..
Okunacak sûreleri okuduktan sonra, Rükû’’ya varmak için. “ALLAHu Ekber!” der, uzatarak “ALLAHu Ekber!”i rükû’da bitirirsek tokadı yeriz. Bu iki...

Çünkü, kıyamda, yâni ayakta iken “ALLAHu Ekber!” denecek ve bitecek, ondan sonra rükû’ya hiç konuşmadan varılacak. Buradaki incelik işte budur. Yukarıda izâh ettiğimiz gibi mi’râca girerken asla konuşulmayacak..
Rükû’da üç defâ, “Sübhâne RABBiye’l- Azîm” dedikten sonra, nasıl “ALLAHu Ekber!” dersen de, çünkü mi’râctan dönüş olduğu için zarar etmez.
Kıyamdan tekrar “ALLAHu Ekber!” deyip, secdeye iniyoruz. Secdeye varıncaya kadar “ALLAHu Ekber!” sözü uzatılırsa, mi’râca konuşularak girmiş olacağından, tokadı yeriz. Bu da üç...

Peki nasıl söyleyip, nasıl hareket edeceğiz?
Kıyamda, yâni ayakta iken, “ALLAHu Ekber!” denecek, “ALLAHu Ekber!” sözü daha ayakta iken bitecek, hiç konuşmadan secdeye inilecek. =>“yâni hiç konuşmadan mi’râca girilecek.”
Burası çok mühimdir. Bu durumu tekrar mi’râc yayı ile izâh edelim.

Resim

RESIM 15

90°'lik çizilen bu “Mi’râc Yayı" hiç konuşulmadan inilecek. burada “ALLAHu Ekber!” uzatılmayacaktır. Secdeden kalkarken “ALLAHu Ekber!” i istediğiniz gibi diyebilirsiniz. Çünkü mi’râc’tan çıkıştır, hiçbir mahsuru yoktur. Tekrar ikinci secdeye varırken, secde yerine kadar “ALLAHu Ekber!”i uzatırsak tokadı yeriz.. Bu da dört..

Tahıyyatta, yâni otururken de “ALLAHu Ekber!” sözü bitecek ondan sonra ikinci secdeye varacağız. Zamanımızda, bu usül üzere, namaz kılan çok az, azın da azı, aman dikkatli olunuz!.

Bilhassa Namaz Kıldıran İmamlarımız;
Kıyamda “ALLAHu Ekber!” derler, secdeye varıncaya kadar uzatırlar. Bu çok yanlış ve dinen de tehlikelidir. Aman dikkatli olunuz!. “ALLAHu Ekber!” lâfzı kıyamda bitecek, sonra hiç sesiniz çıkmadan sessizce secdeye varacaksınız, bu budur kim ne derse desin Efendim!.

Namazda rükû’ ve secdeler şöyledir.:
Rükû’da, sırtımızda bir bardak su, dökülmeden duracak şekilde, düz duracağız. Ellerimiz dizlerimizin üzerinde olacak, secdeye varırken pantolonu yukarı falân çekme yok!.

Secdede ise;
Aynen bir Aslanın yatışı şeklinde olacak şöyle ki: Ellerimizin parmakları kapalı parmak uçları tam kıbleyi işâret edecek. Ellerimizin arasındaki boşluk ise, alnımızın tam sığacağı şekilde olacak. Dirseklerimiz yukarda değil, tam secdede yere değmiş olacak. Ayaklarımızın topukları birbirine bitişik "DİKKAT!” ayaklarımızın baş parmakları kıbleye doğru bakacak ve kıbleyi işâret edecek. İşte bize târif edilen secde de budur..

Tahıyyat ise; (Namazda oturmak) (Bütün bu târifler erkekler içindir: Kadınlar da değişiklik olabilir).
Sol ayağımız kıvrılıp üzerine oturulacak sağ ayağımızın baş parmağı kıbleyi gösterir şekilde dik duracak.
Kıyamda ise: (Ayakta durmak) Ayaklarımızın arasındaki boşluk dört parmak olacak. “ALLAHu Ekber!” deyip namaza girildikten sonra ceketin düğmesi iliklenmiyecek.
Elbise düzeltilemeyecek (bunlar daha önce yapılabilir) sallanmadan dik durulacak, etrafa bakılmayacak, secde yerine bakılacak, eller göbek altına bağlanacak. Baş parmakla, sırça parmak sol elin bileğini sıkacak, diğer üç parmakta bilek üzerinde duracak. “ALLAHu Ekber!” komutu bitmeden eller aşağıya salınmayacak.
Cenâb-ı ALLAH cümlemize Rızâsına uygun namaz kılmak nâsib etsin âmin!..


Resim ZEKAYİ HOCA!.:
Ankara`da 1960-1970 yılları arasında Hacı Bayram Câmiinde Baş İmamlık yapan Zekâyi Hoca vardı. Bu çok muhterem Zekâyi Hocaamız on beş sene Medine-i Münevvere'de imamlık yapmış. oradan Hacıbayram Câmiine gelmiştir.
Mübarek Hocam Dr. Münir Derman Hazretleri, her imamın arkasında namaz kılmazdı. Yalnız bu Zekâyi Hoca’nın arkasında namaz kılardı. Ben de Zekâyi Hoca’nın arkasında çok namaz kıldım. Zekâyi Hoca namazı benim anlattığım gibi kılar ve cemâate kıldırırdı.
Bir akşam Namazı’nda Hocam Münir Derman câmiye gelir. Biraz geç kalır. Birinci rekata yetişemeyeceğini anlayınca Zekâyi Hocayı tutar. Zekâyi Hoca okuduğu sûreyi unutur.
Bunda bir şey var diye selâm verir.. Ve arkaya bakar ki Münir Derman geliyor. Biraz bekler Hocam gelince namaza tekrar girer, kılar çıkarlar. Hocam takılır. Zekâyi Hoca’ya.: “Namazı bensiz kılacaktınız, yetişemedim işte!.” der. Daha önceden de Hocamla tanışırlarmış...

Şâyet bu târifim hoşunuza gitti ise;
Ne olur; Lütfen bu fâkirede duâ ediniz! Çünkü:
DUÂlarınıza çok, hem de pek çok. ihtiyacım var. Muhtacım efendim. Kalın sağlıcakla...
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 195
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

ŞEYHÜLİSLAM NEVŞEHİRLİ MOLLA HÜSREV!.:

Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri (kaddesallahu sırrahu) Rahmetullahi aleyh, anlatmışlardı.:
Eskişehir'de yurt çapında konferanslar tertip ediliyor. Çeşitli konularda konuşmalar yapılıyor. İstanbul'dan, Ankara'dan ve diğer illerden bilim adamları dâvet ediliyormuş.
Bu arada Hocam Opr. Dr. Münir Derman`ın da konuşması için teklif yapılmış, Hocam da konu olarak “Şeyhü’l- İslâm”ı seçmiş. Şeyhü’l- İslâm Nevşehirli Molla Hüsrev'in, Hayat Hikâyesi’ni anlatmaya karar vermiş.
Tertip Heyeti’ne konuyu açıklamış, Tertip Heyeti de uygun bulmuştur.

Şeyhü’l- İslâm Molla Hüsrev'in hayat Hikâyesi şöyle.:
Molla Hüsrev Nevşehir'den kalkıp Medrese tahsili yapmak için İstanbul'a gelir. Medreseye kayıd olur. Devam etmeye başlar. Başlar ammâ kafası beyni sanki durmuş, dersleri bir türlü anlayamaz. Birinci sene sınıfta çakar, ikinci sene çakar, 3-4-5-6-7 tam yedi sene, sınıfını geçemez aynı sınıfta okur. İlk defa birinci sınıfa başladığı arkadaşları, mezun olur, hoca olur, görev alırlar. Hüsrev hâlâ medresinin birinci sınıfındadır..
Hocaları ve arkadaşları biraz da alay ederek.: “v artık bırak medreseyi, git Nevşehir’de çiftçilik yap, evlen çoluk çocuğa karış, nasıl olsa okuyamıyacaksın, bak dersleri kafan almıyor!.” dediklerinde.: “Arkadaşlar!. İçimde Okumak için öyle büyük istek var ki, sanki içim yanıyor. Fakat okuyamıyorum da kafamda almıyor!.” der.
Bu minvâl üzere yedi sene dolar. İstanbul Karagümrük'te çıplak gezen bir Deli vardır. Çok güçlü ve kuvvetli. İstanbul'un köpeklerini doyurur. Nerede başıboş köpek varsa o bilir. Fırından ekmek alır köpeklere yedirir, (Fırıncılar kırmaz verirler) dâimâ koşarak dolaşır, acâyip ve garip bir Adamdır...
Molla Hüsrev'in bir medrese arkadaşı dalga geçmek için, Hüsrev'e der ki.: “Karagümrükte çıplak gezen bir Deli Adam var ya, git ona, onun elini öp, DUÂsını al senin zihnin açılır!.” der.
"Söyleyene bakma, söyletene bak!.” derler ya... Bunu kafaya koyan Hüsrev, ertesi günü, Karagümrüğe gider. Çıplak Deli Adam’ı bulur, bulur ammâ; Adam’ın yanına bir türlü korkudan yanaşamaz. Bir ara cesâret edip yanına varır.: “Efendim ben senin elini öpüp DUÂ’nı almak istiyorum!.” der.
Hüsrev; saf, fâkir, İstanbulluların ve hayırseverlerin, verdikleri paralarla okuyan, her şeye kolayca inanan temiz bir Anadolu Çocuğudur,
Çıplak Deli Adam, Hüsrev'e sert sert bakar.: “Tut elimden!” der. Hüsrev Delinin elinden tutar. Karagümrüğün sokaklarında beraberce koşmaya başlarlar. Hüsrev yorulur, kan ter içinde kalır. Deli elini öyle sıkı tutmuş ki, mengenede sıkar gibi, Hüsrev'in elini kurtarmasına imkân yok. Neyse, bir fırının önünde dururlar.: “Şu fırından bir ekmek al!.” der, O zaman ekmek on paradır. Zaten Hüsrev'in cebinde on paradan başka parası yoktur. Fırından bir ekmek alır. Deli elinden tekrar tutar. Koşmaya başlarlar sonunda bir virâneye gelirler, Virânede büyük bir Kara Köpek, (Çoban Köpeği) var. Ayağının birisi de yok, topal bir Köpek, Deli.: “Ver köpeğe ekmeği yesin!.” der
Hüsrev korka korka, ekmeği parçalayıp Köpeğe verir. Köpek, ekmeği bir güzel yer bitirir.
“Öp köpeğin elini!.” der; çaresiz Hüsrev korku içinde Köpeğin elini öper?
Sonra Deli.: “Git artık!.” der, Hüsrev'i kovar. Molla Hüsrev yorulduğuna mı yansın, parasının gittiğine mi yansın, Köpeğin elini öptüğüne mi yansın, düşünerek üzüntü içinde medreseye döner.
Akşam olur, kimseye söyleyemez bu hâdiseyi. O gece yatar, ertesi günü kalkar. Ammâ Hüsrev kendinde bir değişiklik olduğunu hisseder. Lâkin bir karara varamaz.
Sabah yine Medreseye derse gider. Müderris (Profesör) Kur'ÂN’dan bir ibâre okur. Mânâsını (anlamını) verir açıklar. Molla Hüsrev ayağa kalkar.: "Hocam o âyetin daha başka mânâları da var!." der. Onun üzerine Müderris, Molla Hüsrev'i kürsüye dâvet eder. Âyetin öteki mârâlarını da açıklamasını ister.
Molla Hüsrev aynı âyetin diğer mânâlarını da açıklar ve anlatır. Müderris dersi dinler.: “Oğlum bundan sonra, bu kürsü senin hakkındır. Ben de bundan sonra, taleben olarak devâm edeceğim, buyurun kürsünüze oturun!.” der. Molla Hüsrev'in elinden tutar kürsüye oturtur.
O günden itibâren Molla Hüsrev, Medresede ders vermeye başlar.
Medrese Hocalarının çözemedikleri konuları çözmeye başlar. Kısa zamanda meşhur olur. Ünü saraya Padişah’a kadar uzar.
Padişah sarayda bir ilim meclisi toplar. Âlimler gelirler. Molla Hüsrev de bu ilim meclisine dâvet eder. Âlimler Molla Hüsrev'i imtihana (sınava) tâbi tutarlar?. Ammâ, hepsi sordukları sorularının cevâbını alırlar. Hâttâ Molla Hüsrev kendilerine soru sorarsa diye korkarlar, sonunda hakkı teslim ederler.: “Molla Hüsrev'in İlmi burada bulunan âlimlerin hepsinden üstündür!” derler..?
Bu ilmi nasıl öğrendiğine nereden aldığına hayret ederler...
Bir müddet sonra, Padişah, Molla Hüsrev'i Şeyhü’l- İslâmlık Makâmı’na tâyin etmiştir. Uzun yıllar, 20-22 sene Şeyhü’l- İslâmlık yapmıştır.
Bu İlmi nerden aldığım soranlara.: “Bir virânede Topal Kara bir Köpeğin elini öptüm de bu İlim bana, HAKk tarafından bir gecede verildi!” derler...

Mübârek Hocam, Dr. Münir Derman Hazretleri de.: “Şâyet, benim için de.: “Bu yaşta siz bu bilgileri nereden aldınız?” diye içinizden geçirirseniz veya sorarsanız!. Ben de, bir zamanlar Molla Hüsrev gibi bir Köpek Elini öptüm de, ondan sonra, bu İlim ve bu Bilgiler de bana verildi!.” derler...
Rahmetullâhi Aleyh...
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 195
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

Resim ANCAK ALLAH YARATIR!.:

Resim
RESIM 16

ARŞ’tan KOPAN NÛR =>Kıvılcım =>NÛR-u MUHAMMED!...
(Bu NûR Kıvılcımı =>NÛR-u MUHAMMED'dir işte.)
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem değildir...
İşte bu NÛR-u MUHAMMED’den =>Bütün KÂİNÂT halkedildi...
sallallahu aleyhi vesellem..

Resim
RESIM 17

FEZÂ’da.: çok kuvvetli bu üç noktayı Müsbet İlim (teknoloji) tesbit etüt bu üç nokta “miknâtıslıdır”
Buraya kalem girse, deve olarak çıkar. İşte, YARATma budur.
Yoksa, var olan maddelerden bir şeyler yapmak yaratmak değil, icâddır veya keşiftir. Ancak ALLAH YARATIR!.

Bu NÛR-u MUHAMMED'e, ister Atom desinler, İster proton desinler, isterse nötron desinler, canlı cansız her cisimde bunlar vardır.
Yâni (NÛR-u MUHAMMED) vardır!... sallallahu aleyhi vesellem..

Bu bilgiler; Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman tarafından bendenize not ettirildi.
ALLAH celle celâlihu gani gani rahmet eylesin âmin!...

Yukardaki cümleyi tekrar ediyorum.. =>Ancak ALLAH YARATIR!
Bana ait bir dörtlüğümü aşağıya aldım.:

YARATMAK!.
Yoktan var edendir =>YARATAN ey Salak İnsan,
YARATAN olman lâzım =>yaratırsan yeniden,
Yoksa Nemrut gibi =>ALLAHlık dâvası mı bu?.
Yarattım!.” deme bâri =>farkın kalmaz deliden!.

Resim
RESIM 18

Mübârek Hocam Dr. Münir Derman'ın bu izâhından sonra, sonuç olarak biz de deriz ki:
Kimyada bir Dalton Teorisi vardır.
"Dünyada var olan maddeler hiçbir zaman yok olmaz, yok olan maddeler hiçbir zaman var olmaz” taki Allah yaratmış olsun!
Şu hâlde insanda bir maddedir. İnsan vücudunda 99 element vardır. İnsanın ölümü bir yok oluş değildir. Geldiği yere dönüştür. İnsanda ki maddeler tekrar Arş-ı Âlâ'ya enerji şeklinde dönecektir.
RûH =>ALLAH'tan bir NûRdur, tekrar ALLAH'a dönecektir.
ALLAH'ın “OL!” Emriyle, enerji maddeye dönecek. O zaman insan tekrar var olacak, dirilecek, mezarlardan kalkacaktır.
Çok kısa târifi ile ölüm, bir kalıp değiştirmektir. Ancak böyle tanımlanabilir.
Cenâb-ı ALLAH herşeyi SU’dan yarattığını söylüyor. SU’yu neden yarattığını söylemiyor. "Vece âlnâ mine’l- mâi külle şey-in hây" işte âyet-i kerime.:

أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
“E ve lem yerellezîne keferû enne’s- semâvâti ve’l- arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ mine’l- MÂİ kulle şey’in hayy (hayyin), e fe lâ yu’minûn (yu’minûne).: İnkâr edenler (kâfirler), semâların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra BİZ, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi SU’dan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?” (Enbiyâ 21/30)

Cenâb-ı ALLAH, SUyu yarattı. SU görünüyordu. SUdan TOPRAĞI yarattı.SU göründü, SU kayboldu. Hava oldu. Hava kayboldu, tekrar SU oldu. TOPRAK ile SUyu karıştırdı o ÇAMURdan, âDEMi yarattı. Ona RûH verdi. Kendi NÛRUndan. HAYy İsm-i Şerifi ile, canlandı İNSÂN oldu...
Aslımız =>SU ve toprak, RûHumuz =>NÛRdur. Topraktan gelen cesed tekrar toprağa dönecektir.
ALLAHtan gelen RûH tekrar ALLAH'a dönecektir. Kıyâmete kadar bu hayat, yer üstünde ve yer altında devâm edecektir,
O gün tekrar “OL!” Emri ile herşey yeniden dirilecektir.
En mühimi; herkes dünyada yaptıklarından hesab verecektir.
Cenâb-ı ALLAH bizleri Rahmeti ile yargılasın âmin!..


Resim İZMİR SEYAHATİ!.:
Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri (kaddesallahu sırrahu) Rahmetullâhi aleyh:
Eskişehir'den İzmir'e yolcu otobüsü ile seyahâte çıkarlar. Otobüs, İzmir'e yakın bir yerde yirmi metre derinlikteki bir dereye uçar.
Otobüste 40-45 yolcu var. Otobüs derenin içine düşer ammâ ALLAHın Hikmetine bakın ki, hiç takla atmaz. Tekerlekleri üstüne düşer. Bir kaç defa yukarı hoplar. Tekerlekler üstünde durur.
Çok büyük bir kaza ki, otobüsün dereye düştüğünü gören diğer kamyon ve otobüs yolcuları.: “Düşen otobüsten bir kişi sağ çıkmaz!.” derler. Yolcular dereye koşarlar. Otobüsün kapılarını açarlar. Ufak tefek kol ve bacak kırılmaları, sıyrıklar, ölen bir kişi bile yok.
Bu arada Münir Derman Hazretlerinin de sağ ayağının kaval kemiği kırılır.
Bu otobüsü görenler.: "Olamaz, imkânsız, bu otobüste, bir ALLAH Dostu varmış, ALLAH'ın çok SEVdiği birisi varmış, bu düşmeye hiç ölü yok!. Sanki otobüsü birileri tutmuş paraşütle iner gibi dereye indirmiş, mu’cizeki mu’cize!." demişlerdir. Hocam Mübârek de.: “Oğlum otobüsü tuttuk, yavaşça dereye indirdik, yoksa çok büyük felâket olacaktı!." dediler.
Mübârek ayaklarının kırığını, Eskişehir Devlet Hastanesinde alçıya almışlar. “Oğlum iki günde ayağımın kırığı iyi oldu. Ertesi günü biraz aksayarak yürüdüm. İki gün sonra sargıyı çıkardım yürüdüm gittim!.” buyurdular.
“Yalnız kendi DUÂm, kendime te’sir etmiyor. İllâki başkaları bana DUÂ edecek, ben de başkalarına DUÂ edeceğim. O zaman derhal tesir ediyor!.” buyurmuşlardı..


Resim KIRDA YILAN SULAMASI.:
Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri (kaddesallahu sırrahu) Rahmetullâhi aleyh.
Eskişehir'de Hükümet Tabibi iken Suriye'de Kolera salgını meydana gelir. Suriye'de koleradan ölenler çoğalmış, Türkiye'den doktor ve ilaç istemişler. Türkiye'de doktor ve ilaç göndermiş, bilhassa Arapça dil bilenleri tercih etmişler. Arapça bildiği için Hocam’ında gitmesi için emir gelmiş.
Suriye'ye doğru yola çıkmışlar. Ay Ağustos Ayı havalar çok sıcak. Bir askeri jiple dört kişi Suriye hududuna yaklaşmışlar.
Oralar çöl gibi 450 derece sıcak. Jibin önünü çok büyük bir yılan kesmiş, jip durmuş ammâ yılan ayağa kalkmış, dili dışarda. Sanki yalvarıyor, SUsamış hayvan, Hocam Mübârek.: “Durun!.” demiş. Hemen kağıttan bir külâh yapmış. Aksi istikâmette tarlada taşların arasına külâhı yerleştirilmiş yılana göstererek külâhın içini SU ile doldurmuş. Yılan bakıyormuş Hocam hemen jibe dönmüş, yılan SUyu bir güzel içmiş, jiptekiler de seyretmişler. Jip hareket ederken yılan tekrar ayağa kalkmış, başını sallayarak selâmlamış âdeta teşekkür etmiştir...


Resim KAR YAĞDI SULTÂN!.:
Bu Evliyâ Kadının Türbesi: Ankara İtfâiye Meydanı’ndadır. (Gürültü Armonisi Kitabımın 198-199 uncu sayfalarında daha geniş anlatılmıştır.)
ALLAH'ın İzniyle kadın hastalığı olan hanımlar, Türbede iki rekat namaz kılıp ruhuna okuduktan sonra, Karyağdı Sultân’ın yüzü suyu hürmetine, DUÂ ederlerse hastalıklarından kurtulurlar.
Rahmetli Hocam Dr. Münir Derınan Hazretlerine bir hanım Manisa'dan mektup yazmış. Kadın Hastalığına tutulduğunu, “Ne yapmam gerek Hocam!.” diye âdetâ yalvarmış. Hocam Mübârek de Ankara'da İtfâiye Meydanı’nda Karyağdı Sultân Türbesi var. Oraya git türbeyi ziyâret et ve.: "Münir Derman yol verdi onun selâmları var. Cenâb-ı ALLAH'a benim için de bir niyazda bulunur musun!” de. DUÂ et ve Sultân’a yalvar. Bî-İznillâh bundan kurtulursun!” diye yazdı da hâttâ mektubu da postaya ben atmıştım..

İşte böyle Karyağdı Sultân gibi, Cenâb-ı ALLAH'a yakın ermiş hanımlarımızda az değildir.
Abdestsiz yeme, içme, konuşma ve yemek pişirme çocuğa süt verme!. Herkes bunları yapsaydı haram diye bir şey konuşulmazdı!.
DUÂlarınızı dâimâ abdestli olarak ediniz!. Abdeste başlarken, besmele çekmezsen abdest olmaz!.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 195
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

Resim ONLARLA GÖRÜŞMEDEN DÖNMEZ!.:

Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri (kaddesallahu sırrahu) Rahmetullâhi aleyh.
Zaman zaman Eskişehir'deki Ermiş ve Evliyâ kabirlerini ziyâret ederlerdi.
Başka bir defâsında da, Eskişehir Müftüsü Abdullah toprak ve beraberinde diğer üç arkadaşı olmak üzere, Eskişehir Odunpazarı’nda ve bâdemlik’teki ermiş ve evliyâ kabirlerini ziyârete gitmişlerdir.
Kabir ziyâretlerinde, en az üç İhlâs bir Fâtiha veya onbir İhlâs, bir Fâtihâ okunur. Yâsin-i Şerifi bilenlerde Yâsin-i Şerîf okurlar. Önce Resûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz'in Rûh-u Şerîflerine, sonra Ehl-i Beyt’in Rûh-u Şerîflerine hediye edilir, daha sonra kime okunmuşsa o Zât’ın Rûhuna hediye edilir sonra bütün mü’minlerin rûhuna hediye edilir. Sırası böyledir.
Yoksa, yolda belde takılır kalır, varacağı yere varamaz, ya da çok geç varır..

Hocam, bazı Büyük İnsanların kabirleri başından geç ayrılmışlar da, diğer arkadaşların nazarı dikkatlerini çekmiş. Eskişehir Müftüsü Abdullah Efendi’ye sormuşlar.: “Dr. Münir Bey neden kabirlerden geç ayrılıyor, yoksa hep Yâsin-i Şerîf mi okuyor?” demişler, Müftü Efendi de.: Yâsin-i Şerîf okuduğunu bilmiyorum, ama bildiğim bir şey varsa, Dr. Münir Derman onlarla görüşmeden dönmezler kabirde yatan ermiş ve evliyâların rûhlarıyla mânen temasa geçerler. Görüşür, konuşur, öyle ayrılırlar!." buyurmuşlardır..


Resim ALLAH DOSTU DER Ki KİTABINDAN.::

Hocam Dr. Münir Derman Hazretleri'nin, "ALLAH Dostu Der ki" kitabına yazdığı 2. nci cildin başında, üç satırlık bir kısım hoşuma gitti ezberledim.
Otururken, gezerken dilime vird ettim söylüyordum.:
Hep ERENLer ile kaldırdılar => Perdesin,
Gördüler kaplamış =>On Sekiz bin Âlemi.
Zât-ı HAKk’ı BULdular, BULUŞtular => ile..

MD..

nedir?
İşte ezberlediğim bu üç satırı dâimâ söylüyordum. Hocam mübârekle birgün karşılıklı otururken, beni dinlemiş ki.: "Oğlum senin okuduğun ve kalkmaz zannettiğin “70 bin Hû Perdesi”ni, şöyle parmağımızı bir oynatsak, hepsini birden açarız. Sen o Perdelerin açılmasını zor mu zannediyorsun, hiç meraklanma ve üzülme!." buyurdular...


Resim ARABAYI YIKATIP KURUTMASI!.:

Mamaklı Yaşar Kardeşimiz anlattılar.:
Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri (kaddesallahu sırrahu) Rahmetullâhi aleyh;
Ankara’ya bir işini takip için gelmişlerdi, işlerini bitirdiler. Görüşecekleri ile görüştüler Eskişehir'e döneceklerdi, Şoför Mehmet Bey’in kullandığı Siyah Şevrole taksi ile Hocamızı götürüyorduk.
Hava gâyet güzel, pırıl pırıl güneşlikti. Şoför Mehmet Bey.: "Hocam, Eskişehir'e varınca arabayı bir güzel yıkatacağım!." dedi. Aşağı yukarı Eskişehir'e 20 km. kalmıştık. Üstümüze bir siyah bulut geldi. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. 5 dakika sonra hava tekrar açtı, pırıl pırıl bir güneş. Hocam şöyle dedi.: “Hadi arabayı yıkattık ve kuruttuk, silmesi de sana kaldı. Eskişehirle varınca sende güzelce silersin!" dediler?

Hocam Mübârek tasarruf sâhibi idiler. Bâzı kerâmetleri daha önce de görülmüştür..
Edirne'de yedek subaylığını yaparken Edirne Müftûsünün isrârı üzerine çok kuraklık çeken Edirne'ye, “Yağmur DUÂsı”na halkla berâber çıkıp, yağmur yağdırması gibi...


Resim ADNAN MENDERES'in HOCAM'a DİYANET BAŞKANLIĞINI TEKLİFİ!.:

Sene 1950 Demokrat Parti 420 milletvekili ile iktidara geldi.
Aydın milletvekili Adnan Menderes Başbakan oldu. Kabinesini kurdu. Mübârek Aylardan Ramazan Ayı Haziran'a rastlamıştı.
Hükümetin ilk icrâatı Türkçe okunan Ezânı, Arapçaya, yani aslına çevirmek oldu. Ertesi gün oruca başlanıyordu.
Bütün Türkiye'de Ezân o akşam Arapça okundu. Ben de İzmit'te, Kağıt ve Kloralkâlî Fabrikaları’nda resmî stajımı yapıyordum. O akşam İzmit'te, çarşı içindeki Büyük Câmi’de, ilk Arapça Ezânı dinledim. Câmi önünde çok büyük bir kalabalık vardı. Sanki bayram yeri gibi, Halk Câmi ve çevresini doldurmuşlardı. Câmi Minâresi’nden Arapça Ezân (Akşam Ezânı) okunmaya başladı. Meydanı dolduran halk hem ağladı, hem de birbirlerine sarılıp kucaklaştılar. "Dinsiz” bir devrin ıstırâbından kurtulma sevincini yaşadılar.
Ana baba günü oldu. Bu millet sânki Dînine ve Ezânına susamışlardı.
Zâten, Adnan Menderes Hükümetin bu icrâatı ile halkın sevgisini bir daha kazanmıştı..
Bu icrâatlar değişen şekillerde devam etti.

Bu arada Başbakan Adnan Menderes Hocamı Ankara'ya Başbakanlığa dâvet etmişler. Hocam Dr. Münir Derman'a, "Diyânet İşleri Başkanlığı"nı teklif etmişler.
Hocam da karşı bir teklifte bulunmuşlar.: “Türkiye Vakıflarının bütün gelirlerini Diyânet Bütçesine verirseniz kabul ederim!.” demişler.
Merhum Adnan Menderes de.: "Olmaz" der. Hocam da.: "Olmazsa olmaz!" der kalkar. Huzurdan ve Başbakanlıktan ayrılırlar..
Hocam bana dedi ki.: "Oğlum Diyânetteki görevliler o zaman için çok az para alıyorlardı. Bu maaşla onlar âdetâ açtılar. Bu aç insanlara ben, nasıl görev yaptırabilirim vicdânım elvermez!." dediler..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 195
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

RESIM 19
Vefâtı: 2 Aralık - 1989 - (79 yaşında)
Vefâtından üç ay önce Hastanede çekilen fotoğrafı..


ANKARA SANATORYUM HASTANESİ.:
Mübârek Hocam Opr. Dr. Münir Derman Hazretleri (kaddesallahu sırrahu)Rahmetüllahi aleyh;
Aşağı yukarı iki yıla yakın, Ankara Sanatoryum Hastanesinde yattılar. Hocam akciğerlerinden rahatsızdı, nefes alırken çok zorluk çekerlerdi.
Bir müddet yattılar, iyi olmaya başladı, tekrar nüksetti. Tekrar düzeldiler. Tekrar nüksetti derken iki seneyi buldu hastanede kalması.
Hastaneye girip çıktılar. Tam anlamı ile sıhhatlerine kavuşamadılar. Hastaneden de kurtulamadılar.
Ben ilk yatışında, Samsun'un Alaçam İlçesinde idim. Deniz kenarı çamlık havadar bir yer. Oradan ev kiraladım. Bir yaz boyu orada kaldım.
Alaçamın sabah ezânına doyamadım ne güzel sabâ makâmında ezân okurlardı..
Kızım Adaletin Kayınpederi Rahim Süer bey de Alaçam’lıdır. Alaçam’ın Toplu Köyü’ndendir. Sağ olsunlar onların da israrları ile, bir yaz geçirdim. Çok iyi de oldu sıhhatim daha da düzeldi..
Dünürümün Damadı Ekrem Kabil ve kızı Rahime Kabil’in de, çok yardımları oldu. Zaten Rahime Hanımefendi de Alaçam Hastanesinde Hemşiredir.
Alaçamda bir rüyâ gördüm. Hocam hastalanmış yatakta yatıyor. Ben de varıyorum. Hocam devamlı olarak.: “Yanıyorum beni kurtarın!.” diyordu. Çok üzüldüm. Uyandım ki rüyâ imiş ama.: “Hocam zannıma göre hasta!” dedim. Ertesi günü, Ankara'dan Eşim Yüksel telefon etti.
"Ahmet, Hocamız çok hasta sanatoryumda yatıyor, istersen gel!" dedi. Tabii derhâl Ankara'ya hareket ettim.
Hemen ziyâretine gittim. Arkadaşlar başucunda oturuyorlar.
Aynı rüyâmda gördüğüm gibi.: “Yanıyorum beni kurtarın!.” diyordu. Gereken teşhis ve tedâvileri yapıldı. On gün içerisinde biraz düzelmeye başladı, gittikçe dahada iyileşti.
Ben de tekrar Alaçam'a döndüm. Teşhis Akciğer Kanseri olduğu için, tekrar nüksetti. Hemen hemen bu mihvâl üzerine iki sene devam etti. En sonunda Rahmeti- Rahmana kavuştu.
Cenâb-ı ALLAH ganî ganî rahmet eylesin âmin...

Resim

RESIM 20
Memlik Köyü’ndeki Kabri Şerifleri
(Kabrinin Yapılmadan önceki Hâli)


ÂLİMİN ÖLÜMÜ.:

Mübârek Hocamız; Opr. Doktor Münir Derman Hazretleri'nin Vefâtı ve Definleri.:
2 Aralık 1989 Cumartesi, ikindi üzeri, saat 15.00 sularında. gözlerini bu fâni Dünyâ’ya kapayarak, HAKk’a kavuştular...
Son sözü, son nasihati yoktur. Zâten iki yıldan beri, Ankara Sanatoryum Hastanesi'nde tedâvi görmekteydi.
Ölümünden iki yıl önce vasiyetini hazırlamış ve yakın talebelerine vermişti. Bu vasiyatnâme şöyle söylüyordu.:
“Şu, şu kişiler cenâzemi kaldırsınlar. Kalabalık istemiyorum, ölümümü ilân etmeyin bu dünyâya garib geldim, garib gitmek istiyorum tantanaya lüzum yok!. Cenâzeme çiçek getirmesinler.
Tenhâ bir köye defnedin beni!.
Şayet; Ankara Yenimahalle ilçesine bağlı Ankara`ya 20 km. olan MEMLİK Köyü’ne defne ederseniz memnun olurum...
Cenâze Namazımı köyde kılın, sadece bir hafız Kur’ÂN okusun o kadar...
Orası benim makamımdır. Bir müddet sonra kabrimi açsanız, beni zâten orada bulamazsınız, gider gelirim. Bugün Hacı Bayram Velî Hazretleri de Türbesinde yok, orası Makâmıdır, gider gelir...
Beni vefâtımdan sonra 24 saat bekletin ondan sonra defnedin!.”
buyurmuşlardır.

Hocamız soğuğu çok severlerdi, sevdikleri gibide kar yağarken gömüldüler... 3 Aralık 1989 Pazar günü "MEMLİK KÖYÜ”ne götürülerek orada Cenâze Namazı kılındı ve defnedildi...
Hava oldukça soğuk yerde kar vardı bir taraftan da kar yağıyordu, cemâati 40 kişiyi geçmezdi, Kabristan bir tepe üzerindeydi. Tepenin altından pınarlar akardı... Yeri çok güzel sakîn ve havadardı.
Ayak ucunda ise, Mamaklı Yaşar Kardeşimizin Annesinin kabirleri vardı.
Oda çok muhtereme bir Hâtundu. Kendisini sağlığında çok ziyâret ettim. Beni de severlerdi. Kur'ÂN okumadığı gün yoktu, salihâ bir Hâtundu.

27 Kasım 1989'da bir rüyâ gördüm. Bir tepenin eteğindeyim, etraf çok kalabalık, Mamaklı Yaşar'la karşılaşıyorum.: “Bu kalabalık nedir?” diye soruyorum. Yaşar Çetinkaya ise.: “Hocamız gelecek, onu karşılamaya geldik!” diyorlar...
Bu arada havada helikopteri görüyorum tepenin başına helikopter iniyor.
Hocamız Münir Derman Hazretleri helikopterin içinde, yanında başkaları da var.
Hocam ayağa kalkıyor gözünde gözlükler var. Bir sağa bir sola bakıyor, ben ise.: Hocamı karşılamaya geldim, acaba hoş geldin deyip elini öpsem mi?” diye düşünürken rüyâ sona erdi hayır olsun…
Bu rüyâ bana bir işâretti, anlamıştım. Mübârek Hocamız bana bu dünyadan gideceğini haber veriyordu. Bu rüyadan 5 gün sonra vefât ettiler.
Öbür talebeleri de, başka başka rüyâlar görmüşler birbirimize anlattık. Mübârek Hocamız sevdiklerini açıkça haberdâr ettiler..

Kendileri Operatör Doktor olup, sağlığında Eskişehir Devlet Hastanesinde 22 yıl hizmet etti. Bu 22 yıl içinde, kendi ifâdeleriyle 120 bin, kayıtlı ameliyat yapmış, can kurtarmıştır.
22 yaşında kâlb gözü (gönül gözü) açılan ender kimselerden olup, ALLAH DOSTU ve EVLİYÂ bir insandı...
Kerâmetleri ve Tasarrufları olan, Kâmil bir zâttı O Mübârek Hocamız.
Mânevî tarafını dâima gizlerdi. Onun içinde çok kimseler iki seksen atlamışlar Hoca’yı anlayamamışlardır. Biraz fark eden olursa.: “Hoca bunu sen nereden biliyorsun?.” diye soranlara.: “Ben doktorum bilirim!.” derlerdi...
Çok celâlli idi, herkes yanına yanaşamazdı. “Oğlum!. Görünmek istedik, ammâ bizi yine göremediler!.” derdi...
Yalnız çok merhametli, çok sabırlıydı. Doktorluk Hayatında para ile hasta muâyene etmemiş, fâkir olanlarında ilâç paralarını kesesinden vermiş.
Başını sokacak bir evi yoktu. Kira evlerinde, otel köşelerinde hayâtını tamamladı. Hastane köşesinden bu dünyaya vedâ edip ayrıldı...
Bizlere.: “Oğlum, dünyâda fâkirliği tercih ediniz!.” diye nasihat ederlerdi.
Kimseye hizmet ettirmez her hizmeti kendisi yapardı, acı biberi çok severdi. “Acıda kerâmet var!” derdi. Bizler acı biber yemeye alıştırdı. Hülâsa büyük insan, büyük bir Velî idi...
ALLAH Rahmet eylesin!. ALLAH’ın seçerek ve överek yarattığı kullardandı. Onun için ne yazsam, ben Hocamız’ı övemem, buna da imkân görmüyorum..
Aşağıya aldığım bu sözler Hocam Mübareğe âittir. Yıllar önce bize yazdırmıştı. Biz de eski harflerle levha hâline getirmiştik. Şimdi o levhayı aynen aktarıyorum..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 195
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

KaBiR TaŞıM!.

Bir gövde borcum var toprağa,
Verdim borcumu,
Ruhumun toprağa borcu yok benim!.
Arama toprakta beni ben başka yerdeyim,
Toprağım temizdi, temiz teslim ettim borcumu!.
Bu Kabir ruhumla gövdemin ayrılış yeri,
Burada arama burda değilim,
Azâb da değil, nâr da değilim!.
Sıkıntım kalmadı artık, aç ve yoksul değilim!.
Dünya da haksızlık, sefâlet, açlık, sıkıntı dertlerle,
Arkadaş yaşadım,
Şikâyet etmedim.: RABBimden bu nedir?!.” diye!.
Kırklar, Yediler, Üçler arkadaş idim,
Hızır’la buluştum, konuştum, dertleştim, dünyâ yüzünde...
Şikâyet etmedim kendi hâlimden!.
Nefsinle uğraşma, bu savaş değildir,
Kabirde azâbın esası budur,
Bırak nefsini kendi haline,
Uğraşma onunla yakışmaz sana!.
Gövde, Nefis, Rûh başka başkadır,
Yekdiğerine karıştırıp çengelleme onları!.
Nefis Dünyada kalır, Gövde toprakta,
Rûh gider ASLı olan RABBine!.
Burada arama burda değilim,
Azâb da değil, nâr da değilim!.
Sıkıntım kalmadı aç ve yoksul değilim.
Gövdemi verdim toprağa borçlu değilim.
Nefsimin de derdi dünyada kaldı.
Üzme kendini ben de senin gibiyim.
RABB’imin yanında uçar gibiyim!.


Resim
15 yıl var ki Mübârek Hocamız Münir Derman Hazretlerine yazmış olduğum bu şiirimi aşağıya alıyorum.:


CANIM SULTÂN’IM BENİM!.

Cânım SULTÂN’ım O biricik CANÂN’ım benim,
Tek varlığım İki Cihânda SEYRÂN’ım benim,
Hastayım hâlsizim dertlere DERMÂN’ım benim,
Eşi benzeri yok, biricik SULTÂN’ım benim,
Belki gelemem oturamam yanında!.

Ağlarım geceleri, yalnız kalanda,
Cesedle uzak olur, aklen yanında,
Ağlarım geceleri yalnız kalanda!.

SEVgiyi anladım, AŞkı tadan da,
Yok bir şey artık başka kafamda,
Gönlüme tahtı kurdun, gerçek bu ânda,
Ağlarım geceleri, yalnız kalanda!.

Beni aldın benden, kalmadı ben bende,
Hepsi yıkıldı artık, SEN kaldın bu tende,
SEN kaldın bu cânda, dolaşan bu kanda,
Ağlarım geceleri, yalnız kalanda!.

Cânım SULTÂN’ım o biricik CÂNÂN’ım benim,
Tek varlığım, iki cihanda, SEYRÂN’ım benim,
Hastayım hâlsizim dertlere DERMÂN’ım benim,
Eşi benzeri yok, biricik SULTÂN’ım benim!.

Fâkîr Ahmet Kılıçaslan..
Münir Derman Hazretleri'nin
30 Yıllık Talebesi..


Resim
RESiM 21
Münir Derman Hazretleri'nin Kabrine YoL tÂRifimiz..


BİRİNCİ BÖLüM SONu..


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...


Resim


ElhamdüLiLLahi RABBi’l-ÂLEMîn..
Hamd ÂLEMLerin RABB’ı ALLAH’a Mahsustur!.


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimŞEYh AHMEt..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 195
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: EVLİYÂ-ULLAH'tan DOKTOR MÜNIR DERMAN'IN HAYÂTI ve MEKTUPLARI..

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

EmekLi Kimyager AHMET KILIÇASLAN KİMdir.:
(1930-2006)

1930 Sivrihisar doğumlu, Emekli Kimyager ve Yazar.
Tabak Hasan Kılıçaslan’ın oğlu, ilk ve orta okulu Sivrihisar’da okumuş. İki yıl kadar yemenicilik yaptıktan sonra Ankara’da Kimya sanat okulunu kazanmış sonra Baştaş çimentoda, MTA da çalışmış. Sivrihisar’ın toprağından çömlek olmaz diyenlere inat tuğla ve çömlek yapımına elverişli olduğunu yaptığı deneylerle bulmuş ve hatta bu deneyleri yapmak için evin altına tuğlaları pişirmek için fırın yaptırmış yüksek ısıya dayanamayan ahşap binâ yanma tehlikesi geçirmiş.
Memlekete bir iş sahası açılsın amacı ile Sivrihisar Toprak Sanayi (tuğla fabrikasının) kurulmasına öncülük yaparak kongrede yedi kişi ile yönetime seçilmiş. Şu anki toprak sanayinin çürümüş hali ile ma’lum durumda.
Merhum Ahmet Abinin bizlere ışık tutan “Sivrihisar örf ve adetleri” kitabı yanı sıra birçok şiir ve kitapları mevcut. 2006 yılında İstanbul’da vefât eden Ahmet Kılıçaslan vasiyeti üzerine Sivrihisar kumluyol mezarlığına defnedilmiştir.
Muhterem Ahmet Kılıçaslan Abimiz bir memleket sevdalısı. “Karınca kararınca, Ahmedi Divanı, İlahi şiirler, Dörtlükler ve SİVRİHİSAR örf ve adetleri” gibi bir çok kitapları vardır.
ŞİİR KİTAPLARI.: Hiçsin, Bomboş, Pınar ve Noktasın.
SİVRİHİSAR örf ve adetleri kitabında SİVRİHİSARIMIZIN bir devrini, bir kuşağını o kimyagerlik hassasiyeti ile Hak terazisinde tartıp imbik, imbik süzgeçten geçirerek elde ettiği cevheri içimize doyum olmayan Kevser gibi serpmektedir.
Yıllarca SİVRİHİSAR insanı akıllıdır, çalışkandır, hayırlıdır. Dünyaya sesimizi duyuran insanlarımız vardır, “SİVRİHİSAR’ın toprağından çömlek olur.” diyen Ahmet Kılıçaslan Abimiz bu tevâzu’u içinde naklettiği nasihatlerden alacağımız çok şey var. Böylece benliğimize, beldemize sahip olalım. Bir terkib ve tahlil yapAbilmek için, eski, yeni, dün ve yarın arasındaki rabıtayı bulalım.
Geçmişten kökümüzden nasibimizi alalım. Mümkün olduğunca bu eserleri sizlerle paylaşmaya çalışarak. Hem geçmişi hatırlayıp yad etmek hem de yeni kuşaklara Tarihimizi, Kültürümüzü unutturmama gayreti içerisinde olmaya çalışalım inşaALLAH.
Bu vesile ile merhum Ahmet Kılıçaslan Abimizi rahmetle minnetle yad ediyorum. Mekanı Cennet olsun.
Derleyen.: Sadık ANILIR.. Bilgiler, yakını olan Hamdi Kılıçaslan’dan alınmıştır..

O BİR SİVRİHİSAR SEVDALISIYDI.:
Merhum Ahmet Kılıçaslan Abi, 1930 yılında Sivrihisar’da doğmuş, ilk ve orta okulu Sivrihisar’da okuduktan sonra Ankara’da kimya tahsilini tamamlamış ve çeşitli kuruluşlarda görev almış ve nihayet en son çalıştığı MTA (Maden Teknik Arama) kurumundan emekli olmuştur.
Ahmet Abi, ilkokulda Annemin sınıf arkadaşıdır. Bana, Annem anlatmıştı, daha ilkokulda iken, bir haksızlık gördüğü zaman, gür sesi ile i’tiraz eder, doğruluktan ayrılmazmış…
1970’li yıllar… Sivrihisar sevdalısı Ahmet Abi emekli olduktan sonra, yıllardır hasretiyle yanıp, tutuştuğu Sivrihisar’a yerleşmişti..
O yıllarda öğretmenlere ait ÜLKÜ-BİR Derneğimizin Lokali vardı. Ahmet Abi ve Maliye’den emekli rahmetli Süleyman Ekşi Amca gibi emekliler derneğimiz lokaline gelirler, biz de bu sâyede onları daha iyi tanıma fırsatını bulur, sohbetlerinden, düşünce ve görüşlerinden istifâde ederdik.
Ahmet Abi, meslekî tecrübesiyle Sivrihisar’ın kalkınması, gelişmesi için bir şeyler yapmayı planlıyordu. Yaptırdığı etüd çalışmaları neticesinde, Sivrihisar toprağından kaliteli tuğla yapıabiileceğini tespit etti. Artık, “Sivrihisar toprağından çömlek olmaz” anlayışını yıkma zamanının geldiğine inanıyordu. Bu düşünceler ile “SİTSATAŞ” Sivrihisar Toprak Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketini kurdu. Günyüzü Çatrağına tuğla fabrika binası yapıldı ve makineleri monte edildi. Rahmetli Ahmet Abi =>“O fabrikanın bacaları tütsün, işçi kazansın, nakliyeci kazansın, Sivrihisar kazansın.” diye çok uğraş verdi ama, ne yazık ki, o da “Sivrihisar toprağından çömlek olmaz.” anlayışını yıkamadı…
Şirket içinde gerekli olan birlik, beraberlik ve dayanışma sağlanamadığı için çalışmalar akim kaldı, yatırımlar atıl hale geldi…
Ahmet Abinin kimyagerliğinin yanı sıra şâir ve yazarlığı da vardı. Kitapları arasında benim acizâne ön-sözünü yazdığım,” Sivrihisar’ın örf ve adetleri” kitabı ve “Hiçsin”, “Bomboş”, “Pınar” gibi Makale ve Şiirlerinin yer aldığı kitapları vardır.
Ahmet Abi, Op. Dr. Münir Derman Hocanın manevî ikliminden nâsibini almış, tâbir câiz ise rahle-yi tedrisatı’ndan geçmiştir.
Burada kısaca, Rahmetli Op. Dr. Münir Derman Hoca’dan bahsedelim. Bir zamanlar, Eskişehir Devlet Hastanesinde Başhekimlik yapmış olan Op. Dr. Münir Derman Hoca, tıp tahsilini Fransa’daki yapmış, ayrıca, felsefe, psikoloji eğitimleri almış ve Mısır El-Ezher Üniversitesinde ilahiyat tahsili görmüştür. Tasavvufçu kişiliği, vaaz ve nasihatlariyle ünlüdür. Ahmet Abinin vesilesi ile Merhum Derman Hoca’yı Ankara’da kalmakta olduğu Hanencioğlu Oteli’nde ziyâret ederek, sohbetini dinlemek bana da nâsib olmuştu.
Münir Derman Hoca’nın =>“Su”, “ALLAH Dostu Der Ki”, “Muhiddin-i Arabi’den Nasihatler” gibi eserleri vardır. Kabri, Ankara Memlik Köyündedir.
Ahmet Kılıçaslan Abi, İstanbul’da ikâmet etmekte iken 2006 yılında vefât etti, vasiyeti üzerine Sivrihisar Kumluyol Mezarlığına defnedilmiştir.
Merhum Münir Dernan Hoca’mıza ve merhum Ahmet Kılıçaslan Abiye Cenâb-ı ALLAH’tan rahmet niyâz ederim. Mekanları CeNNet OLsun!.
YaŞaR YURTDAŞ



Resim
M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Şeyh AHMED..
Cevapla

“Münir Derman (k.s) Kimdir?” sayfasına dön