KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ..

Eûzubillahimineşşeytânirracîm
BismillâhirrahmÂNirrahîm..


SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
ALLAHümme salli ve sellim ala seyyidinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve resulike ve nebîyyil ümmîyyi ve ala alihi ve sahbihi ve ehlibeytihi ve ümmetihi..

bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin irhamnâ!.

Yâ RABBu’l- ÂLeMîn!.

SOHBEt TARiHi.: 26.09.2017..

Resim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem BUYRUKLarında A’RâF SûReSi.:


Resim---İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor.: "(Cahiliye devrinde) kadın, Kâbe-i Muazzama'yı çıplak olarak tavaf eder ve şöyle derdi.: "Bana kim ödünç bir tavaf elbisesi verecek?."
Elbiseyi fercinin üzerine kor.: "Bugün bir kısmı veya tamamı görülür ama, ondan açılanı helâl etmem!." derdi.
Bu tatbikatla ilgili olarak şu âyet indi.:


يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
Resim---“Yâ benî âdeme huzû zînetekum inde kulli mescidin ve kulû veşrebû ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhıbbu’l- musrifîn (musrifîne).: Ey Âdemoğulları! Bütün mescidlerde ziynetlerinizi alınız. Yeyiniz ve içiniz. Ve israf etmeyiniz. Muhakkak ki O, müsrifleri sevmez.// Ey Âdemoğulları, her ibâdet edilen yerde, her mescide gidişinizde, insan içine çıkarken güzel elbiselerinizi giyin, yeyin, için, câhilce savurarak israf etmeyin, haram sınırına girmeyin. ALLAH müsrifleri, elindeki ni’metin değerini bilmeyip câhilce savurarak harcayanları sevmez!.” (A'râf 7/31)
(Müslim, Tefsir 25, (3028); Nesâî, Hacc 131, (5,233, 234).

Resim
Resim---Enes radıyallahu anh anlatıyor.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şu âyeti okudu: "RABBi dağa tecelli edince onu yerle bir etti" (A'raf 143) -hadisi rivâyet eden Hammâd şöyle der.: Hammad'dan rivâyeti yapan Süleyman b. Harb merhum- (tecellinin hafifliğini göstermek için) baş parmağının yanıyla sağ parmağının ucuna değdirerek gösterir. (Ve âyetin kıraatı bitince Resûlullah) ilâve eder: "Dağ, çığlık attı ve Musa baygın düştü"
(Tirmizi, Tefsir, A'raf (3076).

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu RABBuhu kâle RABBi erinî enzur ileyk (ileyke), kâle len terânî ve lakininzur ile’l- cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ RABBuhu li’l- cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle SUBHÂNeke tubtu ileyke ve ene evvelu’l- mu’minîn (mu’minîne).: Musâ (aleyhisselâm), tâyin ettiğimiz (belirlediğimiz) zamanda gelince, RABBi onunla konuştu. (Musâ aleyhisselâm) şöyle dedi.: “RABBim, bana (Kendini) göster, Sana bakayım.” (ALLAHû TeALÂ): “Beni asla göremezsin. Ve fakat dağa bak! O, mekânını kararlı tutabilirse (yerinde durabilirse); o zaman sen, Beni görürsün.” buyurdu. RABBi, dağa tecelli ettiği zaman onu paramparça etti. Musâ (aleyhisselâm), bayılarak yere düştü. Sonra ayıldığı zaman: “Sen SÜBHÂN'sın (SENİ tenzih ederim). SANA tövbe ederim. Ben, mü'minlerin ilkiyim.” dedi.” (A'râf 7/143)

Resim
Resim---İMüslim İbnu Yesâr el-Cühenî anlatıyor.: "Hz. Ömer radıyallahu anh'den.: "RABBim Benî Âdem'den, bellerinden zürriyetlerini alıp da onları nefislerine karşı şâhid tutarak.: "RABBiniz değil miyim?." diye işhâd ettiği vakit belâ (evet) dediler.: Şâhidiz. "Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu!." demeyesiniz. Yahud.: "Ancak önceden atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra bir zürriyet idik, şimdi o bâtılı te'sis edenlerin yaptıklarıyla bizi helâk mı edeceksin?" demeyesiniz" (A'raf 172-173) âyetinden soruldu Hz. Ömer radıyallahu anh şu cevabı verdi.: "Bu âyetten Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a da sorulmuştu. O şöyle açıkladı.: "ALLAH TEÂLÂ, Âdem'i yarattı sonra sağ eliyle meshedip ondan bir zürriyet çıkardı ve.: "Bunlar CeNNet içindir, bunlar CeNNet Ehli’nin ameliyle amel ederler." dedi. RABB TeÂLA, ikinci defa sırtını okşadı, ondan bir nesil daha çıkardı ve.: "Bunları da CeheNNem için yarattım, bunlar da CeheNNem Ehlinin amelini işleyecekler." dedi.
Cemaatten bir adam.: "Yâ Resûlullah! (kaderimiz ezelden yazılmış ise) niye amel ediyoruz?" diye sordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şu açıklamayı yaptı.: "ALLAH bir kişiyi CeNNet Ehli olarak yaratmışsa onu CeNNet Ehlinin amelinde çalıştırır. Öyle ki CeNNetliklerin bir ameli üzere ölür ve ALLAH da onu CeNNetine kor. Aksine bir kulu da CeheNNem Ehli olarak yaratmışsa, onu da CeheNNemliklerin amelinde istimal eder. Öyle ki bu da CeheNNemliklerin bir ameli üzere ölür, ALLAH da onu CeheNNeme koyar."

(Muvatta, Kader 2, (2, 898, 899); Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3077); Ebu Dâvud, Sünnet 17, (4703).

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---“Ve iz ehaze RABBuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu biRABBikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevme’l- kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).: Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin RABBin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şâhid tuttu. (ALLAHû TeALÂ şöyle buyurdu): “BEN, sizin RABBiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim RABBimizsin), biz şâhid olduk.” (A'râf 7/172)

أَوْ تَقُولُواْ إِنَّمَا أَشْرَكَ آبَاؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِّن بَعْدِهِمْ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ
Resim---“Ev tekûlû innemâ eşreke âbâunâ min kablu ve kunnâ zurriyyeten min ba’dihim, e fe tuhlikunâ bimâ feale’l- mubtilûn (mubtilûne).: Veya fakat daha önce babalarımız da şirk koştu ve biz onlardan sonraki nesiliz. Hal böyle iken bâtılla amel edenlerin yaptıklarından dolayı mı bizi helâk edeceksin?” dersiniz diye.” (A'râf 7/173)

ResimEbu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor.: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki.: "ALLAHu zü’L-CeLâL, Âdem'i yarattığı zaman sırtını meshetti. Bunun üzerine kıyâmete kadar onun neslinden yaratacağı insanlardan herbirinin iki gözü arasına NÛR’dan bir parlaklık koydu. Sonra hepsini Âdem'e arzetti.
Âdem (aleyhisselâm).: "Ey RABBim bunlar da kim?" diye sordu.
"Bunlar senin zürriyetindir" dedi.
Onlardan bir tanesi dikkatini çekti, gözlerinin arasındaki parlaklık çok hoşuna gitmişti.:
"Ey RABBim şu da kim?" diye sordu.
"Davûd!" deyince.
"Pekâlâ ne kadar ömür verdin?." diye sordu.
"Altmış yıl!" dedi.
Âdem.: "Ey RABBim, ona benim ömrümden kırk yıl ilâve et!" dedi.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki.: “Âdem'in yaşı kırk yıl eksik olarak kesinleşince hemen ölüm meleği geldi. Âdem aleyhisselam o'na.: "Yani benim ömrümden kırk yıl daha geride kalmadı mı?" dedi.
Melek.: "İyi ama, dedi, sen onu oğlun Dâvud'a vermedin mi?"
Âdem inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti, Âdem unuttu ve meyveden yedi. Zirriyeti de unuttu. Âdem hatâ işledi, zürriyeti de hata işledi!."

(Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3078). Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi..)

Resim
ResimSemüre İbnu Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki.: "Havvâ aleyhasselam hâmile kaldığı zaman İblîs Havvâ'nın yanına geldi. (Bu sırada) Havvâ'nın çocuğu yaşamıyor hep ölüyordu. İblis.: "Çocuğa Abdü'l-Hâris adını ver, çünkü o yaşıyor." dedi. Havva bu ismi verdi, çocuk da yaşadı. Ancak bu durum Şeytânın bir telkini ve emri idi."

(Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3079).

Resim
Resimİbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma diyor ki: "Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme" (A'raf, 199) âyeti, ancak ve ancak halkın ahlâkı hususunda nâzil oldu."
(Buhâri, Tefsir, A'raf 5; Ebu Dâvud, edeb 5, (4787).

خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
Resim---“Huzil afve ve’mur bi’l- urfi ve a’rıd ani’l- câhilîn (câhilîne).: Affı ahzet (affı kendine usül edin) ve irfanla emret ve câhillerden yüz çevir.// Sen benimsenmesi ve yapılması kolay olanı tercih et. Mallarından gönül rızalarıyla ihtiyaç fazlasını al. Kur’ÂN’ın ve sünnetin hükümlerini, meşru olanı, İslâmî Kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü’minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü planları, programları, adâleti uygulayarak kamu düzenini sağla, iyiliği emret. Bilgiden, muhakemeden uzak, tutarsız davranışlarda bulunan câhillerin faaliyetlerine karşı tedbir al.” (A'râf 7/199)

Resim
Resim---İBuhâri ve Ebu Davud'un diğer bir rivâyetinde şöyle denir: "ALLAH, Peygamberi’ne aleyhissalâtu vesselâm halkın ahlâkından, affetmeyi, benimseyip almasını emretti."
(Buhâri, Tefsir, A'raf 5; Ebu Davud, Edep 5, (4787).

Resim
Evet Hakan A’râf Sûresine geçtik İnşâe ALLAH 38. sırada inen bir sûredir A’râf ve Mekke’de inmiştir 206 âyettir 46 ve 48. âyetlerde A’râftan bahsettiği için A’râf İsmini almıştır.. Ne demişlerdir Arâf.. işte CeNNetle CeheNNem arasında yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz ettiği için oraya Arâf denilir demişlerdir. Herkes demiştir yâni demiştir..
A’râf.. “arefe” fiili bilmek değildir, alleme bilmektir.. arefe TANımaktır..
MuhaMMediî Âlim kişi BİLir, neyi BİLecekse..
MuhaMMediî Kâmil kişi BULur, neyi BULacaksa..
MuhaMMediî Ârif kişi OLur, nerde OLacaksa..
MuhaMMediî Âşık kişi BİLdiğini BULduğunu OLduğunu YAŞAR.. Tahkik Yaşar, taklid yaşamaz.. Mutmain bir nefisle yaşar tamlanmış TÜMMlenmiş TAMMlanmış bir nefisle yaşar, adam gibi yaşar.. Şehâdeti yaşar.. Alevere dalevere yapmaz.. Hakan benim yiğenim, Abisinin ismini de ben koymuştum Resul İhsan.. Zehrâ’yı da ben koymuştum yâni benim etkim olmuştu demek istiyorum..

Nedir ÂRiF?. men AREFe nefsehu fekat AREFe RABBehu..

Resim---Sevgili Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem Efendimiz: Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu: Kim ki NEFSini BİLdi/TANIdı, kesinlikle RABBını da BİLdi/TANIdı!.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ II/343 (2532)

Kim ki nefsine ârifse RABBine de âriftir.. Kim ki nefsini tanıdıysa, kendini tanıdıysa RABBini de tanımıştır..
men arefe nefsehu.. men.. her kim ki nefsini tanıdı..
fekad arefe RABBehu.. fakat, muhakkak, kad.. kesinlikle. Fe.. aynı zamanda, içinde, ÖZünde yâni, MERKEZde.. kad.. yüzde yüz kesinlikle arefe RABBehu.. RABBısını tanıdı.. Elbette tanır.. yâni Şahdamarından yakın AKRABAsı yâni “Karîb” yâni “karebe” fiili akraba.. yâni guraba değil garib değil “karîb”..

Bizim Hakan Ârif, dediğim şeyleri dört kulağıyla birden dinler İnşâe ALLAH.. Çünkü bu bir OYUN ama garib bir oyun ben MuhaMMedî Melâmet =>Mezhebim, Mesleğim, Meşrebim, Maveram, Maceram, her şeyim ve Mansabım MuhaMMed aleyhisselâm olduğu için, Türkçesi =>Kelâmullah ve Rasûlullah olduğu için, inancımın temeli ALLAHın İzniyle bu olduğu için hayatım boyunca da böyle olduğu için..
Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem.: “Övünmek yok, ben böyleyim!.” buyurur öyle hadisleri vardır.. övünmek yok hâşâ ben böyleyim..
MuhaMMed aleyhisselatü vesselâm’a ve Kelâmullah’a sadakatın ne olduğunu söylemeye çalışıyorum!.Ssadakat o kadar önemli ki, elinizden kaçan sizin değildir.. Değildir yâni başkası gelebilir ama o değildir.. Onun içinde bu bağın, Akıl Bağını =>Naklen NÛRlandırmak.. Neyi tuttuğunu bilmek lâzım.. tutmak güzel de neyi tuttuğunu bilmek lâzım..
Benim önümdekiler ALLAH razı olsun hepsi de =>Delisi, Dolusu, Deli Hasan’dan tutun Derbentli DELİ HASAN.. Hakan çoğunu bilir bunların, Kalaycı Yahya Baba, Salih Babaya geçin Hacı Osman Efendiye geçin Efendim Siirtiliye geçin daha diğerlerine geçen.. Hepsi ALLAHın İzniyle seçilmiş ALLAH Dostlarıyla kimisi Ricâl-i Gayb idi, kimisi şuydu, kimisi buydu..
Yalanla alavereyle dalevereyle değil bu işler.. Tevhid Tüccarı değiliz biz ALLAHa şükür olmadık da zâten olamayız da onu da söyleyelim.. Biz ne ticaretten anlarız ne siyasetten anlarız biz sadece MuhaMMed aleyhisselâmdan.. Kelâmullah ve Rasûlullahtan anlarız..

Bunları neden söylüyorum A’râf Sûresini doğru anlamamız için söylüyorum elbette.. Bu devrin insanları ya da gelecek devrin içindeki insanlardan çıkıp bazıları bizim binlerce zevklerimizi okuyup böyle bir “deli” geçmiş diyeceklerdir halen dedikleri gibi ve diyecekleri gibi.. ya da hiç umursamayacaklardır.: “Kendine göre konuşuyor!.” diyeceklerdir ve bunun bedelini de ödeyeceklerdir.. Çünkü biz A’râfı anlamamız için zıtları anlamamız gerekir.. “CehenNNeM ve CeNNet nedir?.”i anlamamız gerekir.. Tevhid/Şehâdet Tohumunu ve Şehvet TarlasıANLAmamız gerekir!.
Dolma tükfek gibi pat pat konuşmak değildir MuhaMMedî Mârifet!.
MuhaMMedî Mârifet Kelâmullah ve Rasûlullah üzerine konuşmaktır, sohbet budur ve Sohbet Sâhiblerinin yapacağı işlerdir.. Ben Ahmet Çakır CÂN’a sâhib çıkmışım, Ahmet Çakır CÂN da bana sâhib çıkmıştır.. “Nasıl-Neyle?” dediğiniz zaman, biz o neyle?.leri soyunduk.. “neyle?.” ne demek..
Hiçbir Şeysiz, Bedelsiz, Kıyassız, Şartsız ve Sebebsiz.. Netice olarak.: “BİZ BİR-İZ” diyoruz.. “Nerde BİZ BİR-İZ?.”in cevâbı çok basittir NÛR-u MuhaMMed’de ve NÛRULLAH’ta.. Türkçe o kadar..
Bizim inancımız bu başkası nasıl inanırsa inansın bizi ilgilendirmiyor!!.
A’râfı doğru anlamamız bakımından göreceğiz.. A’râf nedir?. A’râf nerelerde görüyoruz.. A’râfı biz nerde gördük..

A’râf.: (Arf. C.) Sırt, tepe. Özel manası CeNNetle CeheNNem arası bir yer..
Sûresi var doğru bir de ALLAHu zü’L-CELÂL, CeNNetle CeheNNem arasında bir yer var doğru.. bir de Hacca gittiğimizde gidenlerimiz gördü A’râfat TePesi var..

A’râfat TePesi.: Mekkenin 16 kilometre doğusunda Hacıların arefe günü toplandıkları tepe ve bunun eteğindeki ova. Tepenin diğer bir adı Cebel-ür Rahme..

Oraya tesadüfen A’râfet Tepesi denmemiş orda bir taş var.. Taş dikilmiş orada.. A’râfat, A’râfların çoğuludur Ârifler..
Âdem aleyhisselâm ile Hava Vâlidemizin buluştuğu yer.. Yer yüzüne indiklerinde.. herkes dağ diye düşünüyor..
Oysa Şehâdet Tohumuyla Şehvet Tarlası burada mı buluştu?. he he orda buluştu, o tepede buluştu.. Ara Kesitte BULUŞtular.. Bunu çok iyi anlamamız gerekiyor.. “Şehvetten =>Şehâdet DOĞar!.” dediğimi câhiller kendince yorabilir ama, bu sistem hep böyle kurulmuştur “İKİLİK-ZITLIk” üzere kurulmuştur..
Kim ki “Yokluk” ve “Çokluk” =>Şeytânını =>Hizbuşşeytânlığını =>TEKLik =>TEKETEKLik HİZBULLAHlığı’na getirirse =>ara kesitte =>O VÂHİDu’L- KAHHÂR olan ALLAH’ın KİM OLduğunu çok iyi YAŞAR GÖRÜR!. Artık daha da başka ne İlâh ne de RABB aramaz şundan bundan!. Artık Hâlis Muhlis Sıddık Âdil birMuhaMMedî Mü’min OLarak TÜMM-TAMM Tahkik imâna ERmiştir o’nun nefsi!. O’na söylenecek şey;

RAZİYyetEN =>MERZİYyetEN RÜCÛ’.:

Bismillahirrahmânirrahîm;

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---“Yâ eyyetuhân nefsu'l- mutmâinnetuç.: Ey mutmâin (tatmîn bulmuş) nefis,” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---“İrciî ilâ RABB’iki râdıyeten mardıyyeten.: Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde RABB’ine dön.” (Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Resim---“Fedhulî fî ibâdî.: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي
Resim---“Vedhulî CeNNetî.: Ve CeNNetime gir!” (Fecr 89/30)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Yâ eyyetuhân nefsu'l- mutmâinne.. Haydi RABBine dön!. Mahşerde mi döneceğiz âhirette mi?. Ne âhireti ne mahşeri oğlum, şimdi döneceksin, şu ÂNda ŞE’ÂNda döneceksin!. RARBBu’l-ÂLEMin’i MuhaMMedî EDEB ve İLİMLe BİLip. BULup, Olup, YAŞAmadan =>Tevhid mi OLur =>Şehâdet mi olur?!.
Şehâdet her ÂN olur.. her ÂN şunu yapmakla bunu yapmakla değil inançtır bu inanç!. Yapacakların kaderindir öyle de olur böyle de olur..
Kur'ÂN-ı Kerîm inmiş, anlaşılmış!. Hadis İmamları ortalarda dolaşıyor.. İmamı Nesaî Hazretlerini, Muaviye döve döve öldürmüştür.: “Hazreti Ali’nin Faziletleri”ni yazdın benimkini de yaz!.” diye.. İmamı Nesaî de demiş ki.: “Bir tek hadis biliyorum seninle ilgili buldum o da.: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem seni çağırmıştı ki sen de.: “Yemek yiyorum!.” Demişin. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de.: “Doymayasıca!.” buyurdu. Ben de dedim ki.: “Fitne gitti oraya ve doymadın doymayacaksın da müslümân kanına hâlâ!.” ALLAH celle celâlihu, kimseye vermesin öyle bir zülüm ki, yıllarca gitti sürdü acılar içinde kaldı.. 38 yaşında gebermiştir Yezid ki, İmamı Hüseyin aleyhisselâm’ı şehîd ettirmiştir hâin!.

Bu neye benziyor açık şekilde bunlar hiç buralara gelmeden yer yüzündeki insânların ilki Âdem aleyhisselâmla Havva aleyhasselâm yer yüzüne indiklerinde.. CeNNette iken bacı kardeş çırılçıplak birbirinden habersizken, her şey yolunda gözükürken.. Ne zaman ki “Esmâlar”ın zuhuru çıkmaya başladı.. Ne oldu İKİLİK ŞEYTÂNLIĞI, Şehvet ve Şehâdet ortaya çıktı.. Şehvet Tarlası =>Şehâdet Tohumuna ne dedi.: “Sen buraya gel biz bir olalım!.” Ne diyor Şeytân.: “Siz bu ağaçtan/Şecereden yerseniz =>sizin şecereniz/tohumunuz da ebedî olur!.”
“Doğru mu söylüyor?.” “Kesinlikle doğru söylüyor, yoksa CeNNette İKİsi de öyle çıplak dururlar da neyse o halde kalırlardı ve HAYAt’ın yâni yürümesi mümkün değildi!.”
Çünkü hâşâ, ALLAH’ın üzerinde bir Şeytân yok, İKİLİK yok hâşâ!.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Benim Şeytânım bana teslim oldu.” buyurmuştur.
(Tirmizi, Rada 17; Müsned, III/309)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben diğer peygamberlere karşı şu iki hasletle de üstün kılınmışımdır: Benim Şeytânım kâfir idi. ALLAH’ın bana olan yardımı ile, benim Şeytânım müslümân olmuştur." buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den; Bezzâr)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben Âdem’e karşı şu iki hasletle üstün kılındım.: Benim Şeytânım kâfir idi, ALLAH bana yardım etti de müslümân oldu ve benim hanımlarım, hep bana destek ve yardımcı oldular. Âdem’e gelince.: Onun Şeytânı kâfir idi. Hanımı da, cennette irtikab edilen hatada kendisine yardımcı olmuştur." buyurmuştur.
(İbni Ömer radiyallahu anhu’den; Beyhakî ve Ebû Nuaym.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:: "Sizlerden hiçbiriniz müstesnâ olmamak üzere, her birinizin hem bir Şeytânı, hem de kendisinden ayrılmayan bir Şeytânı vardır." buyurdu. Bunun üzerine ashab.: “Yâ Resûlullah!. Buna sen de dâhil misin?" de diler. Peygamberimiz aleyhisselâm da verdiği cevabda.: "Evet, fakat ALLAHu zü’L CeLÂL bana yardım etti de, benim Şeytânım müslümân oldu, artık bana sadece hayır ve iyilikle emreder" buyurdu.
(İbni Mesûd radiyallahu anhu’den; Müslim)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bu hadislerini çok iyi anlamak lâzım!.
İbrahim aleyhisselâm, CeheNNemini CeNNeti etti!. Hem de “Berden selâmen”.. çok iyi anlamak lâzım..
“Ben Yokluk ve Çokluk Çatlağını =>Tevhid Tepesi’nde/ A’râf Tepesi’nde =>TEK-BİRLeştirdim!.” diyen MuhaMMedî Âriflerin ellerini ayaklarını öperim!.
Alevereciler, dalevereciler, şucular, bucular, CeNNetciler CeheNNemciler, cak cukcular, insânlara zulm edenler, insânları ürkütenler, korkutanlar, şunlar bunlar!.
Bizim işimiz değil!. Biz şu sohbetimizi ALLAH Rızası için yapmaktayız!. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için yapmaktayız!. Böyle CÂNdan yürekten CÂNlarımız Ciğerlerimiz için yapmaktayız!. Yapmaktayız ki, bizden önce de böyleydi bizden sonra da böyle olacak, aynen MÜNİR DERMAN kaddesallahu sırrahu HOCAMın dediği gibi İnşâe ALLAH!.
Birisi elbette =>NÛRULLAH’ı =>NÛR-u MuhaMMedî NÛR-u EhL-i Beyti => NÛR-u EHLULLAH’ı => NÛR-u EVLİYÂuLLAH =>ÜMMet-i MuhaMMed’e =>Hakk ve Hayr üzere neşredecektir!.
Kader Tecellîleri bizim işimiz değildir, Yaratan ALLAHu zü’L CeLÂL’in işidir, öyle yapmıştır,böyle yapmıştır, öyle yapacaktır da!.

Bunların hepsini şunun için “A’râf”ı çok iyi ANLAmamız için söylüyorum. Çünkü A’râf Sûresi “ayn-ra-fe” dir.: İnsânın içindeki enfüsundeki/“fî”-sindeki RABB’a ve RASÛL’e RIZAyı BİLiş-BULuş-OLuş RÜŞDüne AYNen Sâhib OLup YAŞAmasıdır.
“ayn-ra-fe=>AREFE” nedir?. Örftür, Arfedir Âriftir..
“Acaba CeheNNem mi, acaba CeNNet mi?”değil bırak şu CeNNeti CeheNNemi de şu A’râf’tan şöyle geçip gidelim=>CEMÂLULLAH’aİnşâe ALLAH!.

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
“Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevm(yevme), lillâhil vâhidil kahhâr(kahhâri).: Onların bariz olduğu (ortaya çıktığı) gün onlardan (hiç)bir şey Allah'a gizli kalmaz. O gün mülk kimindir? Tek ve Kahhar olan Allah'ındır.//
Onların kabirlerinden fırlayarak mahşere, Allah’ın huzuruna çıktıkları gün, hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmaz.'Bugün, mülk, devlet ve hükümranlık kimindir?''Tek ve gücüne karşı konulmayan, Kahhar olan Allah’ın.” (Mü’min 40/16)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

ALLAHu zü’L CeLÂL sorar.: “Mülk kimin?.” diye.
ALLAHu zü’L CeLÂL cevâb verir.: “Lillâhi’l- VÂHİDi’l- KAHHÂR.: ''TEKk ve gücüne karşı konulmayan, KAHHÂ olan ALLAH’ın.” diye.

Nere gitti CeNNet CeheNNem..
SonUÇ şu ki =>İÇinde YAŞAmakta OLduğumuz Şehâdet ÂLeminde Kelâmullah’ı DUYmak ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e UYmak ve her hususta O’nun yaptığı gibi..

Evet.. Şimdi diyeceğim çok şey vardı da.. Desem öldürürler demesem öldüm!.
KurbÂN Hikayesi.. “karebe” çoktan da çok yakın.. Yakîn.. Şahdamarınız/Habli’l- Verîdiniz’den de akreb/akrabayım.. Ve RABBu’l- Âlemîn..
KurbÂN.. Bir maksad uğrunda fedâ olmak. HükümrÂNların yakınlarından olan kimse.. Dökülen kan ve eti değil..

لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ
“Len yenâlellâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhu’t- takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiri’l- muhsinîn (muhsinîne).: Onun (kurbÂNların), etleri ve kanları =>ASLA ALLAH'a ULAŞMAZ. Fakat sizden O'na =>Takvâ (ALLAH'a teslim olma) ulaşır. İşte böylece size, onu musahhar kıldı. Sizi hidâyete erdirdiği şey üzerine (hidâyete erdirmesi sebebiyle) ALLAH'ı tekbir etmeniz için. Ve muhsinleri (ALLAH'a fizik vücudlarını teslim edenleri) müjdele!” (Hac 22/37)

Mesele Her hususun YAŞAma ve ÇÖZüm YERi OLan Şu ÂLEMde =>Hakikaten Şahdamarınızdan da AKREB/AKRABa/Yakın-Yakînn OLAN RABBımız TeÂLÂ’ya;
Garib miyiz.: Gurbette kalmış kimsesiz, zavallı bir akılsız şaşkın mıyız?!. Yoksa,
Karîb miyiz.: Çok yakın, her hususta uzak olmayan, yakın hısım mıyız!.. NAHNU=>BİZ BİR-İZ miyiz?.

KüLlî ŞEYy Her ÂN ŞE’ÂNULLAHta SÜNNETULLAH üzere KADERULLAHı YAŞAmaktadır..
Her ŞEYy.. HERKes.. Her Peygamber SÜNNEtince..

HAVVA aleyhasselâm ANAmız bir batında iki çocuk doğuruyor, bir erkek bir kız.. Kâbil doğuyor yanında bir kız doğuyor, onlar bir yaşındayken, diyelim ki Habil ile kız kardeşi doğuyor..
Ve Âdem aleyhisselâmın Şeriatı aynı batında doğanlar beraber doğanlar evlenemiyor, çapraz evlenecekler.. Dört çocuk var ortada.. Dikkat ediniz ki; damatlar da gelinler de kendilerinin.. Böyle bir BİZ BİR-İZ-Lik var ken ortada, çatlak nerden çıkıyor!.
Çok iyi dikkat etmek gerekiyor.. Âdem aleyhisselâm hükmediyor diyor ki.: “Benim şeriatımda çocuklarım erkekliklerini kadınlıklarını bildiler.. Evlenecek hale geldiler..
Kâbil diyor ki Habile.: “Ben benimle doğanla evlenirim ve sana vermem, sen kendinle doğanla evlen!.”
Kâbil, neticede Âdem aleyhisselâm’ı DUYup UYmuyor!. ALLAHu zü’L-CELÂL Kur'ÂN-ı Kerîmde Âyetlerinde ikisi de erginliğe erdiği için Tekellüf ve Tercih Sâhibi oldukları için, İslâmla muhatab oldukları için, Âdem aleyhisselâm’ın Diniyle mükellef oldukları için uymaları gerekenleri biliyorlar.. Zâten fıtraten yapılarında var ve biliyorlar..
Yâni Zâlim Yezid Hâini de.. İmâm Hüseyin aleyhisselâm da yaptıklarının karşılığını biliyorlar mıydı?. Bizden de iyi biliyorlardı.. İslâm Dîni daha taptazeydi.. Yezid Hâini Hizbuşşeytânlığı seçmiş 38 yaşında gebermiştir.. İmâm Hüseyin aleyhisselâm ise, Hizbullahlıkta KÂRüBELâ ŞehîdimİZ OLmuştur..

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
“Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenne k(aktulenneke) kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).:
Ve onlara Âdem'in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, ALLAH'a yaklaştıracak kurbÂN sunmuşlardı, (KurbÂN) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (KurbÂNı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim!” dedi. O da.: “ALLAH sadece takvâ sâhiblerinden kabul eder.” dedi.” (Mâide 5/27)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---“Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenne k(aktulenneke) kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Âdem'in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, ALLAH'a yaklaştıracak kurbÂN sunmuşlardı, (KurbÂN) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (KurbÂNı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim!” dedi. O da.: “ALLAH sadece takvâ sâhiblerinden kabul eder.” dedi.” (Mâide 5/27)

Vetlu.. MuhaMMed aleyihisselâm, tilavet et..
Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrebâ kurbânen.. onlara tilavet et.. Âdem’in iki oğlunun haberini hakk ile oku, hak üzere hakkıyla oku.. ne haberi bu?. biraz sonra aralarında geçeni anlatacak..
iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar.. birer kurban ettiklerin de, kurban sunduklarında..
iz karrebâ kurbânen.. kurbanlarını kendi nefislerinden veriyorlar onu demek istiyorum, yakınlık diliyorlar. Çünkü,
fe tukubbile min ehadiânen.himâ.. dikkat ediniz sundular.. o kurbanlarından birisi kabul edilir sunanlardan..
ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar.. diğerinki kabul edilmez!. Kendilerini ALLAHa yaklaştıracak bir kurban kesiyorlar kendi özlerindeki RABBlarını bulmak için tercih yapıyorlari ikisi de yapıyor.. birisinin ki kabul edilip diğreinkisi kabul edilmeyince kabul edilmeyen ne diyor?.
kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn.. seni mutlaka öldüreceğim, kesinlikle seni öldüreceğim, mutlaka öldüreceğim.. şüphesiz olan bir şey varsa ALLAH müttakîlerden kabul eder..
o da diyor ki beni öldüreceksin öldürürsün ama şunu bilmelisin ki ALLAH müttakîlerden kabul eder..

Müttakî.: Ehl-i takvâ. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini ALLAH'ın sevmediği fenâ şeylerdan koruyan..
Takvâ.: Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek..


Kimdir müttakîn, takvâ sâhibi?. Takvâ nedir?. ALLAHtan korkan.. Korkudan kasıd kavî/sağlam, metin, zorlu, kuvvetli, güçlü olmak.. sağlam adam gibi kavî olmak.. Burda ALLAH’ın Kudretinin vücuda geldiğini anlamak.. Kardeşim ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRu’ndan yaratıldım ve ALLAH’ın NÛRu’ndan yaratıldım..
ALLAHu zü’L-CELÂL de KÜLLî ŞEYyi yoktan değil, KENDİ NÛRu’ndan yarattı.” demektir, kavî oluştur.
Müttakîn, sözünün eri değilse inanması mümkün değil, oynak.. bak ne diyor devâm ediyor Hâbil.:


لَئِن بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَاْ بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktulek (aktuleke), innî ehâfullâhe RABBe’l- âlemin (âlemîne).: Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin RABB'i olan ALLAH'tan korkarım.// “Sen, beni öldürmek için, bana elini uzatsan bile, andolsun ki, ben seni öldürmek için, sana el uzatacak değilim. Ben yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden âlemlerin, bütün varlıkların RABBi ALLAH’tan korkarım.” diye ilâve etti.” (Mâide 5/29)

Lein besadte ileyye yedeke.. Eğer ki beni bas’ edersen yâni bütün imkanlarımla nereye kaçsam kaçacak yer bırakamadan böyle hava gibi yakalarsan.. ya da elini bana uzatırsan.. burda el uzatmak nerde?. Bas’ etmenin ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum..
besatte ileyye yedeke.. elini uzatmak, ama nereye kaçarsan kaçamazsın diye hava gibi kaçamazsın, yâni hiçbir yol bırakmamak.. eğer senin elinle beni böyle yakalamak istersen..
li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktulek.. beni öldürmek için bütün yolları kapatıp seni öldüreceğim dersen kesinlikle ben, sana seni öldürmek için yakalamak için elimi bas’ edecek değilim yâni seni yakalamak için böyle sana saldırmak değil elimi bile uzatmayacağım öldürmek için.. neden?.
İnnî ehâfullâhe RABBe’l- âlemin.. ben var ya ben, RABBe’l- âlemîn olan ALLAH’tan havf ederim.. Haah korkarımı gördün mü havf etmek.. Takvâ değil..
Çünkü ben, ALLAHtan korkarım!. Neden?.
RABBu’l- âlemîn O.. bütün soyut somut Madde Mânâ Âlemlerini yaratan RABB TeÂLÂ.. şu ÂNda işinin başında olan RABB’dır, sıfatıyla yâni kork!. Diyor..


إِنِّي أُرِيدُ أَن تَبُوءَ بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ وَذَلِكَ جَزَاء الظَّالِمِينَ
Resim---“İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike fe tekûne min ashâbi’n- nâr (nâri), ve zâlike cezâû’z- zâlimîn (zâlimîne).: Gerçekten ben, benim günahım ile kendi günahını yüklenmeni, böylece ateş halkından olmanı dilerim. Ve zâlimlerin cezâsı, işte budur.// “Ben isterim ki, sen, benim, bile bile işlediğim günahımı da, bilerek işlediğin kendi günahını da yüklenip, ateşe atılanlardan olasın. İnkârda, isyanda ısrar eden zâlimlerin cezâsı işte budur.' dedi.” (Mâide 5/30)

İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike fe tekûne min ashâbi’n- nâr..
İnnî urîdu.. Ben var ya ben, murad ederim ki.. çünkü ben onu seçiyorum muradım.. emir değil benim en içteki inandığım inanç muradım..
en tebûe bi ismî.. benim günahlarıma da tâbi olup ve senin günahlarını da tâbi olup yüklenmek.. yâni kötülüğe uğramak tâbi olmak istemem.. çünkü, benim kaderimde olanları da bütün o yükleniyor.. çünkü kendikileri de zâten peşinen yükleniyor ikisini yükleniyor ben onu bilirim ve bunu isterim..
Yoksa ben de seninle dövüşürüm.. ya sen öldürün ya ben öldürürüm..
fe tekûne min ashâbi’n- nâr.. amma sonunda ateşe sâhib çıkanlardan olursun, Hizbu’ş-Şeytân olursun, Hizbu’l-CeheNNem olursun, Hizbu’l-CeNNet olmazsın..
ve zâlike cezâû’z- zâlimîn.. bu ise zâlimlerin cezâsıdır, zulm edenlerin.. yanlışı doğrulara çevirenlerin, tekliği çokluğa-yokluğa çevirenlerin cezasıdır.
Hep söylüyorum, Ana Rahmini ->Şehvet Çukuru sanan ahmaklar oranın ->Şehâdet Tepesi olduğunu hiçbir zaman anlayamayacaklar.. er Rahîm’in olduğunu anlayamayacaklar.. çünkü onlar hayvanlardan da aşağı nefislerinin emirinde olanlardır.. bunlar böyledir, inançlarının temelinde Hizbu’ş-Şeytân Şehveti vardır. Halbuki şehvet bu HAYyatta mutlaka olması gereken şeydir mutlaka.. neden?. çünkü Şehvet ->Şehâdetin Tarlasıdır.. bu Âlem ne âlemidir?. CeheNNemini ->CeNNet edeceksin, Şeytânını ->Müslümân edeceksin, zıtlarını ->zevk edeceksin.. CeNNetini-CeheNNemini ->A’râfa bindireceksin ->A’râf Tepesi'ne çıkacaksın HAYy BaBam!. A’râfattan ->SELÂM çakacaksın Dayına!. "Dayı VÂHiDu’l-KAHHÂR ALLAH’ın SELÂMı var BİZe!.” “Oğlum nere gitti CeNNet CeheNNem?.” diyeceğim. “Onlar hâlâ uğraşıyorlar, hâlâ.: “Şöyle oldu, böyle olmadı!."nın derdindeler çünkü, aşamaları bilmiyorlar!.”diyeceksin İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا
Resim---“Kul mâ ya’beu bikum RABBî lev lâ duâukum, fe kad kezzebtum fe sevfe yekûnu lizâmâ (lizâmen):De ki: "Sizin DUÂnız olmasaydı RABBim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." (Furkân 25/77)

فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Resim---“Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi fe katelehu fe asbaha mine’-l hâsirîn (hâsirîne).: Bunun üzerine nefsi, onu, kardeşini öldürmeye kandırdı (kolay ve zevkli gösterdi). Böylece onu öldürdü, sonra hüsrâna uğrayanlardan oldu.// Nihâyet, nefsi onu, kardeşini öldürmeye teşvik ederek, ikna etti ve onu öldürdü. Bu yüzden de, hüsrâna uğrayanlardan oldu.” (Mâide 5/30)

Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi.. kardeşini öldürmek için kend inefsi kendini tavladı, kandırdı, ikna etti.. bildiğimiz tavlama sözü de ordan geliyor Türkçesi..
fe katelehu.. yâni “öldür bunu” dedi.. neden?. “öldürürsen kızların ikisi de sana kalır” dedi.. öldürdü..
fe asbaha mine’-l hâsirîn.. fe asbeha.. mütâkiben oldu diye tercüme ediyorlar sabah burdan geliyor olmak fiili Türkçeye kûn fiilidir.. hüsrân edenlerden oldu..
fe asbeha.. öyle bir şey ki birisi karanlıkta bir halt işliyor mesela mutfak diye tuvâlete girmiş bir şeyler yiyor ama lamba yanınca diyor ki.: “vay bee ben mutfakta değilmişim tuvâletteymişim ne yediğimi bilmiyormuşum?!” diyor.. asbeha.. budur böyle bir oluştur yâni bir baktı ki hüsrâna uğrayanlardan oluvermiş yâni işte böyle bir o olayı yaptıktan katlettikten sonra..


فَبَعَثَ اللّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سَوْءةَ أَخِيهِ قَالَ يَا وَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْءةَ أَخِي فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ
Resim---“Fe beasallâhu gurâben yebhasu fî’l- ardı li yuriyehu keyfe yuvârî sev’ete ahîh (ahîhi) kâle yâ veyletâ e aceztu en ekûne misle hâze’l- gurâbi fe uvâriye sev’ete ahî, fe asbaha mine’n- nâdimîn (nâdimîne).: Sonra, ALLAH, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi.: "Yazıklar olsun bana, bu karga gibi olup böylece kardeşimin cesedini gömmekten âciz mi oldum?" dedi Sonra da pişman olanlardan oldu.// Derken ALLAH, gözünün önünde durdukça kendisine acı çektiren kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Katil kardeş.:“Yazıklar olsun bana, şu karga kadar bile olamadım. Gözümün önünde durdukça bana acı çektirmeye devam eden kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?” dedi. Ve yaptığına pişmanlık duyanlardan oldu.” (Mâide 5/31)

Fe beasallâhu gurâben yebhasu fî’l- ardı li yuriyehu keyfe yuvârî sev’ete ahîh..
Fe beasellahu..
Ba’s.:
Gönderme, gönderilme. * Cenab-ı Hakk'ın peygamber göndermesi. * Diriliş. Yeniden diriltme. İhyâ. * Uykudan uyandırma.
Hak oraya zikkelendi mi.. Ba’s temeli uykudan uyandırmaktır.. çünkü Peygamber bease etmekte bu anlamdadır.. göndermek fiili var.. karanlığı nura çevirmek için gönderdi.. insânları bu İlliyyîn’den Esfelin’e indiriş karanlığından tekrar İlliyyîn’e dönmek RABBı’na rücû’ etmek için çağrı.. beas edildiler.. gönderildi sözü yetmez.. uyandırmak için geldi onu..
Fe beasallâhu gurâben.. gurâbe, karga kim diyor ->Araplar karga diyordu, doğru karga.. bizim için guraba garibler.. karîb en yakın olandır.. garib en uzak olandır, memleketinden uzak..
Neden ALLAH böyle bir kargayı beas etmiş uykudan uyandırmak için onu gerçeği göstermek karga yeri eşeliyor.. ama beas yâni tatbiki olarak göstermek onu anlayacak şekle sokmaktır..
yebhasu fî’l- ardı li yuriyehu keyfe yuvârî sev’ete ahîh.. eee hadi diyelim biz de eşeliyor diyelim eşelemek değil onu demek istiyorum.. niçin eşeliyor?. Öldürdüğü kardeşini nasıl gömeceğini göstermek için.. görünmez hale getirecek .. görüneni görünmez hale getirecek yâni gömecek, örtecek..
sev’ete ahîh.. burda sev’ günahtır aslında “el sev'ete” cesed diyor değil mi cesed mi kardeşim cesed diye fiil var cesed geçiyor kuranda cesed çok.. “Firavun’un cesedini herkese ibret yaptık” diyor. Belki de Barbaros gitti gördü İngiltere'de müzede.. burada niye “sev'ete” diyor kardeşine yaptığı kötülükleri örtmek için yapıyor bunu kardeşine yaptığı örtmek için bir ne yapacağını şaşırdı kaldı.. çünkü gizleyemiyor ama bir karga geldi eşini ya da yavrusunu ölmüş gördü onu alıp toprağı eşeleyip gömdüğünü görünce aha dedi ben de mi öyle yapayım diyor..
kâle yâ veyletâ e aceztu en ekûne misle hâze’l- gurâbi fe uvâriye sev’ete ahî, fe asbaha mine’n- nâdimîn.. "yazıklar olsun bana.. ben âciz mi kaldım.. şu garga gibi olmaktan bile âcizmişim yazıklar olsun bana.. bir de büyük işlere şey yaptık.. kardeşime yaptığım kötülüğü ya da kardeşimin cesedini gömmekte bu karga kadar bile olamadım” dedikten sonra,
fe asbaha mine’n- nâdimîn.. ben neler yaptım diye ayıkınca pişman olanlardan oldum dedi Kâbil..
Kâbil?!. Yâni ilk Yezid yâni kan dökücü.. buraya kadar bir şey anlatmaya çalıştık bu ikisinin arasındaki A’râfı “Ben de seninle kavga ederim seni öldürürüm ya da savaşırım fakat ben yapmayacağım ben sulhtan yanayım salah felahtan yanayım zulümden yana değilim ben öldürürsen zâlimlerden olursun yalvarmıyorum bana öldürmek için bütün imkanlarını kullan elimi dahi uzatmayacağım sana.” diyor. Ama ilk kan dökülüyor demek ki Kâinât =>İKİLİk üzere kurulduğu için insân nefsini bilmeden nefsine âlim olmadan kabınca kaderince kadarınca benim aklım ermiyor!. Aklın her şeye eriyorda buna niye ermiyor?. Bir bardağım var!. O zaman bir bardaklık bil!. hiç mi bil miyorsun, evin yolunu bil miyorsun mu, sağını solunu bil miyorsun mu, yoksa.. zâten sende öyle bir soru da sorulmayacak merak etme!. Ama varsa hâinlik yapamazsın. yalnız bütün alavereleri düzenbazlıkları yapıp da burada RABBu’l- ÂLeMîN’e gelince.: “Benim aklım ermiyor!.” diyemezsin. çok büyük yanlış yaparsın, sonra Kâbil gibi “vaylenâ” çekersin..
HâbiL.. Lutfullah bileliğinin hakikatine eren..
KâbiL.. Kahrullaha uğrayan..
Tercih, tercih, tercih!.
Birisi Hakkı ve Hayrı tercih ediyor HİZBULLAH oluyor. Birisi de BâtıLı ve Şerri tercih ediyor, aklına tapıyor naklen aklını nurlandırmadığı için aklın karanlığında önüne geçeni yiyor içiyor vuruyor kırıyor HizbuşşeytânLığı seçiyor.. onu demek istiyorum..
Ve bu savaş sürüp gidiyor hâlen şimdi şu ÂNda bu şekilde sürüyor!. Dünyada sürüyor, nefislerimizde sürüyor, hep sürüyor ve acı haller yaşanıyor biliyorum!.
Ve beklemiyorum insânların bizi anlamasını felan hiç beklemiyorum!. Benden öncekiler de beklemiyordu zâten beklemediler!. Çünkü bekleyecek bir şey yok çünkü çok iş var, çok renk var dışarda korkunç renk var!. Sen istediğin kadar 3600 içerisinde KÂBE'ye adamın burnunu dayasan boşuna. O hâin tercihli adamı kıçını döner ALLAH Korusun bu gün böyle bir haldeyiz!. Elinden gelse KÂBE’yi alıp gelecek seçim âleti olarak ya da bir yerlerde kullanacak tesbih gibi dağıtacak.. yâni böyle saçmalıkların içinde yaşıyoruz!.

Ve bunun içinde biliyorsunuz 7 rengi coşturuyoruz çok güzel coşturuyoruz Yörük Halısı gibi.. bizim Taşpınar Halısı gibi dokuyoruz, körün gözüne sokarcasına körün gözünü açarcasına anlatmaya çalışıyoruz!.
Biz ne Kâbil’in düşmanıyız ne Yezid’in düşmanıyız!.
Biz; ALLAH’ın Dostuyuz, Kelâmullah’ın Rasûlullah’ın Ehl-i Beytin ve Ehlullahın Dostuyuz!.
Bizim düşmanımız olan Şeytânımız =>Cebrâil olmaya adaydır.. Firavun’umuz =>Musâvî olmaya adaydır.. Nemrud’umuz =>İbrahimî olmaya adaydır..
ne zaman İnşâe ALLAH bu tercihini çevirebilirsek yâni bu kadar basit bir şey!. Onun için MuhaMMedî Habibî ve Hasbî Hizmetin ne kadar değerli olduğunu, ne kadar muhteşem olduğunu!.. KüLlî ŞEYyi her ÂN yaratan ALLAH celle celâlihu vardır!. Sen terciğini yaparsın =>Sadakat Samimîyet Sabır ve Selâmette durursun, çünkü sen yaratıcı değilsin!. Ama bunlardan da sorumlusun, bundan da sorumlu olursun buna çok dikkat etmen gerekir HAYBABAm!.
Sakın alavere yaparım felan zannetme, yaptırmaz!. Yâni hâşâ, ALLAH’ın küfre hiç merhameti olur mu?!. Olmaz!.. Olsa, o zaman Şehâdet Ehli ne yapsın, bir ömür küfür içinde yaşayana merhamet oluyor da, bir ömür onların pisliklerinden ve kötülüklerinden hatta onlara hizmet ederek kaçan bir insâna aynı şeyi yapmak adâletmidir hâşâ!.
Öyle bir şey yok zâten, yok olacak da değil!.
Onun içindir ki biz “A’râf”ı doğru anlamamız gerekiyor! A’râfıımızı doğru anlamamız gerekiyor!. Öbür tarafı bu tarafı.. Oğlum bizim geçmişimiz geleceğimiz şu ÂNda BİZim içindir, aklımız içindir!. ALLAH celle celâlihu; geçmişten, gelecekten münezzehtir.. Her ÂN ŞE’ÂNdadır ALLAH celle celâlihu.. Bırak câhilliği her ÂN ALLAH celle celâlihudur!. Her Yerde, Her Zaman, Her Halde, Her Nefeste =>ALLAH celle celâlihu el HAYYdır!. Biz de aynı şekilde =>Her Yerde, Her Zaman, Her Halde, Her Nefeste; Hâlis Muhlis Saddık Ve Âdil MuhaMMedîleriz o kadar!. Acabası yok!. Ne acabası Hâbil.: “Ben de savaşırım!.” diyor mu?. “Seninle savaşmayacağım, çünkü ben HİZBULLAHı seçtim, KÜLLî ŞEYy’e Kadîr olan ALLAHı seçtim!. Ben duydum ve uydum!.” diyor.. “Kâlû semiğnâ ve ateğnâ!.”
Kâbil ne diyor.: “Ben de duydum ama isyân ettim!”
biliyorsunuz bir başka âyette ne diyor.: “kâlû semiğnâ ve aseynâ.: duyduk ve isyan ettik!.”
Duyun ve isyan edin bakalım, “vaylenâ!.”yı çekeceksiniz, bu gün değilse yarın!.
Onun içindir ki, şöyle olmuş böyle olmuş ne olmuş?!. OLANı ALLAH celle celâlihu yapmakta sen tercihini söyle doğru dürüst!. Hepimiz için söylüyorum
Mutfaktaki ampul de tuvâletteki ampul de BİZim!. CERYÂNımız da varsa düğmemize basarsak HEPimizin de yandığını göreceksiniz!.
Ben bütün bu şiir yazar gibi söylediğim şeyleri inanarak söylüyorum ALLAH’ın izniyle ve istiyorum ki bizim kaderimizdeki birlikteliklerimiz BİZ BİRİZliklerimiz ebedî olsun istiyorum!. Bende, sende değil BİZde olsun!. ALLAH’ın NAHNUsu’nda BİZ Olalım!.
ALLAH’ın NAHNUsu nedir?. “EN”nın =>“NAHNU”su nedir?. GÜNEŞin ->IŞIĞIdır.. yâni NÛR-u MuhaMMeddir!. BİZ dediğin =>NÛR-u MuhaMMed HÂLi’dir yine ALLAH’ındır!. IŞIK yine =>GÜNEŞindir Bunda bir şey yok!. Oyun burada oynanıyor ama esas O’dur yâni ASLı astarı O’dur!. O’ndan çıkmak da mümkün değildir!. “yakîn gelince”ye kadar bu işi yapacaksınız!.


بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ
Resim--- "Belil insânu alâ nefsihî basîreth(basîretun).: Hayır, insÂN kendi nefsine basirdir (şahiddir)- en iyi gözcüdür." (Kıyâmet 75/14)

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
Resim---"Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh (rehînetun).: Bütün nefsler, iktisâb ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehînedirler (tutklu-bağlıdırlar)." (Müddesir 74/38)

Rehîn, rehîne: rehîn edilmiş. Bir şeye karşılık garanti olarak tutulmuş.


قُلْ أَغَيْرَ اللّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلاَّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Resim---"Kul e gayrallâhi ebgî rabben ve huve rabbu kulli şey’(şey’in), ve lâ teksibu kullu nefsin illâ aleyh(aleyhâ), ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).: De ki: "ALLAH, her şeyin RABB'i iken ben hiç O'ndan başka RABB mı isterim? Her nefsin kazandığı ancak kendi boynuna geçer (sorumluluğunu gerektirir) . Hiçbir günâhkâr başkasının günâhını taşımaz. Sonra hep dönüp RABB'inize varacaksınız. O vakit O, size ayrılığa düşdüğünüz gerçeği haber verecektir.” (En'âm 6/164)

Ve şu ÂNda =>Şe’ÂNuLLAH'ta =>Her ÂN =>Ubudîyyet/KuLLuk Denememiz YAKÎNe ERincedek!.:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---“Va’bud rabbeke hattâ ye/tiyeke-lyakîn(u): Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr 15/99)

Ol YaKÎN ki..KÛN<->feyeKÛN'u her ÂN YAŞAyış ŞeHÂDEti ŞeReF-i ŞeFÂAT-ı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!..

EVVeL'in ÂHiR'e HaTMi.. tÜMM SeBeBlerin SON-UÇu.. URUCun RaBB'e RuCÛ’..


Çekip gitme imkanı da yok!. “Çıkıp gideceğim!.” Desen de nere gideceksin!. son nefesin =>nerede, ne zaman nasıl olacak ALLAH celle celâlihu kendi ayarladığı için söylüyorum!.

Onun için de, ALLAHu zü’L-CELÂLe hepimize İnşâe ALLAH hayrlar versin bizi affetsin bağışlasın ve kötülüklerden de korusun!. Şeytân ve Şeytânlaşmışların şerrinden de korusun!. Çünkü onlardan merhamet beklemek ateşten merhamet beklemek gibidir!. Ateş mutlaka kendisine çevirir her şeyi!. İllâ çevirir =>ister GüL OLsun, ister Gübre ateş içinfarketmez güzel kardeşlerim!.
Onun İçin HAYat KULLuk ÇİLE ÇÖLÜdür!. İğnenin ucunda.. Usturanın Ağzında.. Zurnanın zırt dediği yerde.. A’râf Tepesinde!. Bunlar, bu ÇİLEler hep söylüyoruz yazıyoruz!. Yedi renkli AŞKk Çekirdeği ÇİLEdir!. AŞKın Çiçeği ÇİLEdir yalnız yedi renklidir!. Evet yedi renklidir ama yedi rengin ANAsı =>AK IŞIKtır.. AK IŞIK’ın ANAsı ise=>KAPKARA Yutucu IŞIKtır ve’s-SELÂM!.
Bu ÂLEMdeki =>AK-KARA OYUNu =>KÛN fe ye KÛN OYUNUdur!.
AHMEDîYyet =>AHADîYyet =>Zifirî KARANLıktır!. AHADîYyet öyle bir KARANLıktır..


Resim=>ALLAHu ÂLeM A’MÂsında.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den hadis-i kudsi: “ALLAH celle celâluhu: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi istedim ve bu yüzden âlemi yarattım.” buyurmuştur. [/b]
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ II, 132)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kânellahu ve lem yekûn mâahu şey’un: ALLAH vardı ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu!” buyurmuştur.
(Buhârî, Bedü’l- Halk 1; El Hindî, Kenzu’l- Ummâl X-29850)

Ali kerremallahu vechehu.: ALLAHu TeâLâ, öyle bir halde idi ki, onunla beraber olan şey yoktu!. Hadis-i şerîfi işitince.: Şu ÂN’da dahi öyledir!. buyurdu..

Kâinât ve İnsÂN...
ALLAHu zu’L-CELÂL var idi... Nokta... Söz bitti!...
AHADîYyet =>BİLinemezlik Perdesinde “a'mâ”da idi...


Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e soruluyor.: “RABB’ımız, gökleri ve yeri yaratmadan önce neredeydi?.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Üstünde ve altında hava bulunmayan bir “a’mâ”daydı” buyuruyor.[/b]
(İbni Mâce, Mukaddime 13)

İmâm-ı Alî kerremullâhi veche ise.:“EL ÂN dahi öyledir” buyuruyor.
A’mâ ise körlüktür.. Sonsuz ve zifirî karanlıkta asla bir şey görememek oraya ait bir husûsu bilememektir..
İşte ALLAHu zu’L-CELÂL’e âit bu BİLinemezlik karanlığının adı AHAD’dır...
ZÂTı bilinemez AHAD ALLAH celle celâlihu..
Koyu bir karanlığa benzetildiğinden dolayı da halk arasında câhilliğe de mecâzen “Ümmî” denilmiştir..

İnsÂN oğlu Nefsi/Aklı için korkunç körlükte, hiçbir şeyin olma ihtimalinin sıfır olduğu HÂL.. Mutlak AHADîYyet-VÂHiDiyet!.
ALLAH celle celalehu bizleri afetsin bağışlasın rahmetine gark etsin güzellikler versin İnşâe ALLAH!.
Esmişiz kesmişiz yazmışız!. değil mi?.
Fatımatü’z- Zehrâ aleyhasselâm Annemizin Salâvâtını yazmışız!. Mübârek Annmemizin, Çile Mihrâbımızın, İmamlarımızın Anneleri =>RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin bizzâtihi Kendi =>TENİnden->KANIndan->CÂNIndan =>İMÂN TARLAsı!.
Ve yine RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin =>“Oğlum ->kardeşim ->damadım ->Zimmetim!.” buyurduğu İmâm ALİ keremullahi veche Efendimiz ki;
Hayata gözünü açtığı ÂNda KÂBE’nin gölgesinde göbeğini bağlayan RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemdir!. Göbek Bağını bağlamıştır, O’nun yanında büyümüştür, hiç küfür nedir bilmemiştir onun için;
Keremullahi veche.: ALLAH’tan başkasına veçhini dönmemişlik İkramıyla YAŞAmıştır!.

Gerçi bunun bedeli de bize göre çok ağır olmuştur!.
Hep söylüyorum bizim EhL-i Beyt aleyhumusselâmımız
=> KELÂMULLAHın ve RASÛLULLAHın ALLAH’ın EhL-i Beytidir.. Onun bunun, Farsın Arabın EhL-i Beyti değildir!. Onlar kendi Kader Oyunlarından habersiz inşanlardır, ahmaklardır, ırkçıdır, kafa tasçıdır, bunlar pisliktir!. Bunlar o günde öyleydi bu günde öyleler!. Kâbil Devrinde de öyleydi ilk doğduklarında temelinde bu vardı!.
BU İŞ, TERCİH meselesidir ve ALLAH celle celâlihu TERCİHi serbest bırakmıştır!.
HAKk’a ve HAYR’a Ermeye DUÂ’yı ESaS Saymıştır.:


قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا
Resim---“Kul mâ ya’beu bikum RABBî lev lâ duâukum, fe kad kezzebtum fe sevfe yekûnu lizâmâ (lizâmen):De ki: "Sizin DUÂnız olmasaydı RABBim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." (Furkân 25/77)

Yalvarcakasın ve diyeceksin ki.:
Yâ RABBî!. Beni HİZBULLAH tarafından, Sâlihlerden, EvLiyâLardan et! HizbüşşeytÂN Eşkiyâlarından etme!. “DUÂet DUÂnız olmasa neye yarardınız!.” buyuruyor..

TÛR DAĞIndaki yazılmış KİTABa.. Nere TÛR DAĞI?. TÛR-i SİNÂ.. TÛR-i SÎNE.. KALBdeki yazılmış KİTABa, yazılmış kağıda, belli oranda belli kaderde.. yâni kader kadar yazar diyor değil mi belli oranda.. Faziletleriyle dolu Peygamberine yâni Musâ aleyhisselâm’a nazar eden ALLAHa hamd olsun!. Hamd, izzetle anılan övgüyle tanınan varlıkta ve genişlikte şükürle yadedilen ALLAHa mahsustur!. ALLAH’ın Salâtı MuhaMMed aleyhisselatü vesselâma ve onun Pâk EHL-i Beyti’ne olsun İnşâe ALLAH!.

Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Sevgili Garibanım İngiltere'deyken bu Esmâların tek tek nasıl dörtken beş, altı, yedi, sekiz olduğunu çok iyi bilir!. O zaman Basildon’daydı sonra bir zaman geçmiş aradan, âmin!. âmin!. âmin!. Yâ Muîn celle celalehu..
10 Muharrem Bahçamızı yedi renkle GÜLLe GÜLüm!. HAKktan olan Bohçamızı hazır eyle TÜLLe GÜLüm!.
HÂL-i Hazır-Nazır Hızır-Huzur eyle TÜLLe GÜLüm!.
TÜLLe ki, şu Ahmaklar Kargalar görmesin ki->BÜLBÜLLere zâten GÜL-iZÂR/GÜLBAĞ fedâ OLsun!. Zâten bu ÂLEM BAĞ->BÜLBÜLLer için kuruldu Leş Kargaları için değil!.

Yâ RABBenâ!. ALLAHımız celle celalehu!.
BİZ =>Fakriyet-Acziyet-Zillet-İllet İÇİnde =>Muhtaç-Mecbur-Me'mur-Mahkum KULLarınız!.
BİZi de =>ZÂTULLAH->Kelâmullah->Rasûlullah ve EHL-i Beytullah->Ehlullah->Evliyâullah Hörmetine =>Razı OLduğun KULLarından KIL İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Bu DUÂ SİLSİLesi..
KeRBeLÂ Kıtmiri’nden bir demet DUÂ sunmak.. ALLAH celle celâlihu’muzua sonsuz şükür emeği geçenlere teşekkür ederim.. DUÂda, ESMÂ SİLSİLesini ANLayış, DUYuş ve UYuş YAŞAyışları!.
BİZi iyi görsünler diye söylemiyorum!. SÖZLeri doğru görsünler istiyorum!. Neden GÜLLediğimizi neden TÜLLediğimizi!. Neden böyle renkler ve ahenkler atıp coştuğumuzu ANLAsınlar istiyorum!.
Ben-sen-o->BİZ ne zaman =>BİZ OLuruz!. =>BİZ BİR-İZ Olduğumuzda İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Binbir RENKLi IŞIKta AYRILırız Kaderimiz Kadarımız =>sonuçta-Neticede GÜNEŞte BİZ BİR-İZ OLduğumuzu ANLAyalım!.
VÂHiDu’l-KAHHÂR ALLAHta BİZ BİR-İZ OLduğumuzu ANLAyalım!.
“ENÂ-BEN” ve NAHNU-BİZ”i iyi anlayalım!.
ENÂ-NÛRUULAH =>NAHNU NÛR-u MuhaMMed DENİZİnde bir DAMLA OLalım, bir DAMLA GÖZYAŞI OLalım!.
Bencileyin BUzDağı OLanlar =>Önce eriyelim eriyelim eriyelim bir DAMLA kalsın o da gözümüzden o DAMLA düşerken gözümüzde erisin O DAMLAya karışsın da, KendiLik-bENLik Sahnesi’nden silinsin gitsin!.

Haa, KULLuk Tercihini yanlış kullanan Kâbiller kalsınlar tepişsinler, kapışsınlar bakalım nereye kadar kalacaklar!.
Hâin Yezid Keferesi 38 yaşında geçip gitmiştir bu ÂLEMden geride korkunç katliamlar bırakarak kıyamete kadar Kâbil gibi Şerlilerin öncüsüdür!. Öyle hadisler vardır kıyamete kadar gelecek bütün kan dökücülerin başında Kâbil halk edilmiştir, İblis gibidir!.

Azîz CÂNLar,
Çaktırmadan DÖNen Felek Değirmeni ÖMüRLerimizi Öğütmektedir.
Halk içinde ALLAH’tan Hakk, Hayr dileyelim, birbirimizin Hakkta ve Hayrda Gaybî DUÂcıları, sözümüzün eri olalım ve Birbirimize karşı da ALLAH’a karşı da lütfen lütfen ALLAH Rızası için Pâk Yürekli MuhaMMedî DUÂ EHLi olalım İnşâe ALLAHu’r-RAHÂN!.


Resim

FATİMATÜZ- ZEHRÂ ANNEMİZ’in NÛR DUÂsı.:


Seyyid İbn Tavus'un “Muhecu'd-Deavat" kitabında Salmanî Farsî radiyallahu anhu’dan naklettiği bir rivâyetin sonunda şöyle yer almıştır.:
"Fatımatü’z- Zehrâ selâmullahialeyha bana Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in öğrettiği, kendisinin de sabah akşam okuduğu bir sözü bana öğretti.: "Dünyada hiçbir zaman ateşin olmasını istemiyorsan bu DUÂyı sürekli OKU!.”
Salmanî Farsî radiyallahu anhu’dan.: “Bu DUÂyı Fatımatü’z- Zehrâ selâmullahialeyha'dan öğrendikten sonra ALLAH'a Andolsun Mekke ve Medine Halkından ateşe tutulan binden fazla kişiye öğrettim de hepsi ALLAH'ın izniyle şifâ buldular.”.. DUÂ şöyledir.:


ARAPÇASI.:


بِسْمِ اللّهِ النُّورِ بِسْمِ اللّهِ نُورِ النُّورِ بِسْمِ اللّهِ نُورٌ عَلى نُورٍ بِسْمِ اللّهِ الَّذى هُوَ مُدَبِّرُ الاُْمُورِ بِسْمِ اللّهِ الَّذى خَلَقَ النُّورَ مِنَْالنُّورِ اَلْحَمْدُ لِلّهِ الَّذى خَلَقَ النُّورَ مِنَ النُّورِ وَاَنْزَلَ النُّورَ عَلىَ الطُّورِ فى كِتابٍ مَسْطُورٍ فى رَقٍّ مَنْشُورٍ بِقَدَرٍ مَقْدُورٍ عَلى نَبِي مَحْبُورٍ اَلْحَمْدُ لِلّهِ الَّذى هُوَ بِالْعِزِّ مَذْكُورٌ وَبِالْفَخْرِ مَشْهُورٌ وَعَلَى السَّرّاَّءِ وَالضَّرّاَّءِ مَشْكُورٌ وَصَلَّى اللّهُ عَلى سَيِّدِنا مُحَمَّدٍ وَآلِهِ الطّاهِرينَ.


Resim TÜRKÇESİ.:
“Bismillâhi’n- nûr, bismillâhi nûri’n- nûr, bismillâhi nûrun alâ nûr, bismillâhillezî huve mudebbiru’l- umûr, bismillâhillezî halakan nûra mine’n- nûr, elhamdu lillâhillezî halakan nûra mine’n- nûr ve enzelen nûra âlet tûr, fî kitâbin mestûr, fi rikkin menşûr, bi kaderin makdûr, alâ nebiyyin mahbûr, elhamdu lillâhillezî huve bi’l- izzi mezkûr ve bi’l -fahri meşhûr ve ale’s- serrâî ve’z- zarrâi meşkûr ve sallallâhu alâ MuhaMMedin ve âlihi’t- tâhirîn.


Resim MÂNÂSI.:
Nûr olan ALLAH’ın adıyla, nûrun nûru olan ALLAH’ın adıyla, nûr üstüne nûr (her nûrdan daha üstün) olan ALLAH’ın adıyla, bütün işleri tedbirle yapan ALLAH’ın adıyla, nûru nûrdan yaratan ALLAH’ın adıyla; nûrdan nûr yaratan ve nûru Tûr Dağı’ndaki yazılmış kitaba, yayılmış kâğıda, belli oranda, faziletlerle dolu Peygamber’ine (Musâ aleyhisselâm’a) nâzil eden ALLAH’a hamd olsun. Hamd, izzetle anılan, övgüyle tanınan, darlıkta ve genişlikte şükürle yâd edilen ALLAH’a mahsustur ALLAH’ın SaLâtı MuhaMMed aleyhisselâm’a ve O’nun pak EhL-i Beyt aleyhumusselâmı’na OLsun!.


Resim

FATİMATÜZ- ZEHRÂ ANNEMİZ’in SALÂVÂTI


ARAPÇASI.:

Resim

الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ رُحُهُ مِحْرَبُ الْاَرْوَاحِ وَ الْمَلاَئِكَةِ وَ ألْكَوْنِ
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُوَ إمَامُ الْأَنْبِيَاءِ وَ الْ مُرْسَلِين
الّلهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُو إمَامُ أهلِ الْجَنَّةِ وَ إبَادِاللّهِ الْمُؤْمِنِين


TÜRKÇESİ.:
ALLAHümme salli alâ men ruhuhu mihrâbü'l- ervâhi ve'l- melâiketi ve'l- kevni,
ALLAHümme salli alâ men hüve imâmü
'l- enbiyâi ve'l- mürselin,
ALLAHümme salli alâ men hüve imâmü ehli'l- cenneti ve ibâdillahi'l- 'minin...


MÂNÂSI.:
ALLAHım!. Rûhu, kâinâtın, meleklerin ve ruhların Mihrâbı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.
ALLAHım!. Katından gönderilenlerin ve peygamberlerin İmâmı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!
ALLAHım!. Cennet ehlinin ve ALLAHın mümin kullarının İmamı olan O yüce Zâta (sav) salât ü selâm et!.


7 LETÂİFimizin SALLini-İSÂLini-SILÂsını-ULAŞımını SAĞLa!.


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!.
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!.

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu!.


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Azîz CÂNLar;

Zâlimlerden olmayalım!. zâlim kimdir?. herkesin aklı var, bu gün zâlimi anlamayacak kimse yok!. bulsan zâten anlatmaya çalışırsın!. Ama her şeyi anladığı halde anlamaz gibi davrananlar, yediği tabağa pisleyenler, nankörler, hâinler demek istiyorum!.
Bunlara haramdır “veylenâ”dır bunlara yazıktır ve bunlar buna bir gün korkunç bir şekilde uyandıklarında fesbeha olduklarında sabahı bulduklarında “vaylenâ” çekeceklerdir ama kervan çoktan onların ulaşamayacağı gökyüzüne çekmiş gitmiştir.. onlar bedbahttır!.
Benim için Ahmet Çakır'ın kadir ve kıymetini bilmem bahtır.. Ahmet Çakırın da benim kadir ve kıymetimi bilmesi de bahttır ve harika bir şeydir bahtiyarlıktır, BİZ BİR-İZ-Liktir karga gibi gözü oymaya ne var ki.. onun için hepimizin esas ciddi olan konuyu çok iyi anlamamız lâzım o da CÂNlarımızda CÂNÂN olan ALLAHu zü’L- CELÂL’imizdir..

Biz birazda A’râfa girdik, A’râfı anlatalım isterim A’râfa giriyoruz fakat A’râfı târif etmek için ârife târif gereksiz amma biz A’râfta “elif lâm”ı biliyoruz Bakaradan.. yedi Sûrede Harf-i Mukatta galiba “elif lâm” var.. Harf-i Mukatta diye bir bölüm var sitemizde orayı açmak istemedim.. 140 kadar sahih hadis ve âyetlerde geçen bizim elimizde bildiğim kadar 31 tane mimli geçen esmâ vardır lâm bir tanedir o da El Latîf”dir.. Latîf, ancak naklen görülen sırlardır ki, aklen görülmeyen sırlardır, nurlandığı zaman gözükür yoksa asla gözükmez ve perdeleyicidir yâni nurlandığı ÂNda.. hani karanlıkta camlar dışarı karanlık olduğu için AYNA gibi seni gösterirler, ışık geldiğinde dışarıyı gösterir içeriye gerek kalmaz yâni.. Letâfet, incelik zâriflik bu ALLAHu zü’L-CELÂL'in insânın içindeki o muhteşemliği o güzelliği lütfuna erdirişi haberdâr edişi.. Latîfu’l- Habîr ALLAH celle celâlihu.. hep öyle geçer.. zâten Habîr çok yerde ayrı geçiyor. Latîfu’l- Habîr.. en ince sırlardan haberdâr olan ALLAH celle celalehu.. Lütuf her şeyi kapsar ve “mim” muhteşem bir MuhaMMedîyet Mâsivâsıdır..

Esmâların zuhuru.. Samedîyyet vardır Sabır vardır.. evet şunu söylemek istiyorum “sâhib”lik vardır burada yâni onu söylemeye çalışıyorum.. ALLAH’ın MuhaMMedî Lutfuna sâhib çıkışlık vardır âriflikte.. MuhaMMedî Âriflik..

Peygamber aleyhisselâm sizin için canlarınızdan her şeyinizden nefsinizden de evlâdır!. Âyetimiz ne demekte!. Böylesi BİZ BİR-İZ-Liği ANLAyıp YAŞAyaBİLecek misiniz bakıyım!. Başka ne yapacaklar ki?!. yâni ALLAH’ın NÛRU’nu mu yok edecekler!.
Sen =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem NAHNU Deryası’na bir damla gözyaşı olup katıldıysan ->sen oraya atılan bir şişe değilsin, bir oyuncak değilsin, sen BİZ BİR-İZ Olmuşsun!. BİZ BİR-İZ-Lik budur, HİZBULLAH budur “hasb” olmuştur “hizb”dir BİLELİK Sâhibinin ALLAH olduğunu, HAKk olan ALLAH OLduğunu ANLAyış “hizb”dir..
Şeytânla diyorsan o Şeytânla hizb oluştur ki, o da denize atılan bir ne bileyim ben bir kılıçtır bir kesici âlettir o da bir gün denizde alâkası olmadan çıkacaktır.. Zâten CeheNNemin içindedir ve hiçbir zaman kurtulamaz oradan..
evet hiç değilse bir âyet başlayalım..

Bismillâhirrahmânirrahîm..


المص
“Elif, lâm, mim, sâd.: Elif, Lâm, Mim, Sâd.” (A'râf 7/1)

كِتَابٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلاَ يَكُن فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
“Kitâbun unzile ileyke fe lâ yekun fî sadrike haracun minhu litunzire bihî ve zikrâ li’l- mu’minîn (mu’minîne).: Sana indirilen Kitab, mü'minler için bir zikirdir (öğüttür) ve O'nunla onları uyarman içindir. Artık ondan dolayı, göğsünde artık bir darlık (sıkıntı) olmasın.” (A'râf 7/2)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Bismillâhirrahmânirrahîm..

المص
“Elif, lâm, mim, sâd.: Elif, Lâm, Mim, Sâd.” (A'râf 7/1)

كِتَابٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلاَ يَكُن فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
“Kitâbun unzile ileyke fe lâ yekun fî sadrike haracun minhu litunzire bihî ve zikrâ li’l- mu’minîn (mu’minîne).: Sana indirilen Kitab, mü'minler için bir zikirdir (öğüttür) ve O'nunla onları uyarman içindir. Artık ondan dolayı, göğsünde artık bir darlık (sıkıntı) olmasın.” (A'râf 7/2)

Kitâbun unzile ileyke.. Bu bir kitabtır ki sana inzal oldu.. ne demek inzal olmak.. sana indirilen.. nezele.. indi.. sanki bir şey iniyor gökten, yâni postacı getiriyor gibi böyle anlatılıyor demek istiyorum. halbuki buradaki "nezele" inzal olmak yâni Cebrâil aleyhisselâm gelip.: "al sana şu sayfaları veriyorum oku!." ya da başka bizim anladığımız şekillerde felan değil demek istiyorum.. Bu sana indirilen kitab yâ MuhaMMed sallallahu aleyhi vessellem.. burda bir şeye dikkat etmek gerekiyor..
fe lâ yekun fî sadrike haracun.. asla ve kata haracün.. harec vardır ama harec ->darlık zorluk sıkıntı dar yer sık ağaç günah.. geçilmesi gereken geçit çok “iğnenin ucu usturanın ağzı” dediğim bir harecdir.. yâni asla ve kata senin için bir harec değildir..
minhu litunzire bihî ve zikrâ li’l- mu’minîn.. bu kitab, bu Kur’ÂN-ı Kerîm mü’minleri onunla uyarman için sana gelen bir zikirdir.. O’nunla mü’minleri uyar diye nezret diye.. onları Rububîyyet Rusûlîyyetin ALLAH’ın NÛRunu ulaştır onlara diye, nezret diye.. onlar karanlıkta ne yapıp ettiklerini biliyorlar.. onlara bir Zikr NÛRu ver.. Rasûlullah ve RABBın Sıfat olduğunu ALLAH’ın ZÂT OLduğunu ve O’nun NÛRundan KÜLLî ŞEYy’in yaratıldığını anlat onlara.. ve bu senin için kesinlikle bir darlık sıkıntı, ne yapayım ne edeyim diyecek bir şey değil.. “Ben nasıl peygamberlik yaparım, nasıl uyarırım, Tebliği, Tenziri, Teşhidi, Tebliğ nasıl yaparım.." bütün bunlar nasıl olacak?.” deme.. Sana indirilen bu senin sadrında daimî Rububîyyet Sâhibliğinde yâni senin çıkış kapın orası.. sadrın kalbî çıkış kapısı.. başka yollar yanlış.. 360 derecenin hepsi kıble değil bir tanedir.. Sîne, Sadr ->kalbe giden yol.. yâni RûH’a geçen bu kapılar, yollar asla bir harec değildir, bir darlık, sıkıntı ne olacak felan yoktur..
minhu.. O’ndan dolayı.. buradaki ondan dolayı nedir?. ondan dolayı kimden dolayı?. O’ndan dolayı senin Kur’ÂN-ı Kerîmi anlayıp anlatman söylemen anlamalarından dolayı sana bir harec yoktur.. neden?. Çünkü Kelâmullah da mânevî bir insân gibidir.. Kur'ÂN-ı Kerîm de kendisine =>Sadakat, Samimîyyet Sabırla =>Selâmet’e YAŞArken Ermek için sarılana Kur'ÂN-ı Kerîm de Sâhib çıkar, konuşur, öğretir, anlatır bunun çok örneklerini kendimiz de yaşadık şu ÂNda yaşayanlar da var hamdolsun!. Mahşer günü de bir insân gibi yaratılacaktır Kur’ÂN-ı Kerîm.: “Bu KULun beni kekeleyerek okurdu yâ RABBî o’na iki şefaat ediyorum.” Ya da.: “Bu KULun beni okurdu çok da güzel okurdu fakat astı duvara öyle bir daha da yüzüme bakmadı davacıyım!.”
Onun için Kur’ÂN-ı Kerîmimiz’i bir sayfa da olsa açmak okumak analamak ona hürmeti fiilen göstermemiz gerekir..

Bu hususdaki Hadis-i Şerifler çoktur..

Ebû Ümâme el-Bâhilî radiyallahu anhu.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’i şöyle buyururken işittim.:
Kur’ÂN okuyunuz! Çünkü o, kıyamet günü kendisiyle hemhâl olan kişilere şefaatçi olarak gelecektir.” buyurdu.

(Müslim, Müsâfirîn, 252)

Nevvâs bin Sem’ân radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’i şöyle buyururken işittim.: “Kıyamet Günü Kur’ÂN ve dünyada hayatlarını ona göre tanzim eden Kur’ÂN Ehli, mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’ÂN’ın önünde Bakara ve Âl-i İmrân Sûreleri vardır.”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu iki sûre için üç misâl verdi ki onları hâlâ unutmuş değilim.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sözlerine şöyle devam etti.: “Sanki onlar iki bulut gibidirler veya iki siyah gölgelik gibidirler ki aralarında bir nûr parlar veya sanki onlar, gökyüzünde kanat açmış iki grup kuş gibidirler. Kendilerini okuyan insanları müdâfaa ederler.” buyurdu.

(Müslim, Müsâfirîn, 253. Ayrıca bkz. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ÂN, 5/2883)

Abdullah bin Amr radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kur’ÂN’ı okuyup onunla hemhâl olan kimseye (âhirette) şöyle denilir.: “Oku ve yüksel, dünyada nasıl tertîl üzere ağır ağır okuyor idiysen öylece oku, senin makâmın, okuduğun en son âyetin seviyesinde olacaktır.” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Vitr, 20/1464; Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ÂN, 18/2914)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim ALLAH’ın Kitâbı’ndan bir âyet öğrenirse kıyâmet günü öğrendiği âyet o kişiyi, yüzüne gülerek karşılar.” buyurdu.
(Heysemî, VII, 161)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şüphesiz insanlardan ALLAH’a yakın olanlar vardır!” buyurmuştu.
Ashâb-ı Kirâm.: “Yâ Resûlullah! Onlar kimlerdir?” diye sordular.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Onlar, Kur’ÂN Ehli, ALLAH Ehli ve ALLAH’ın Has Kullarıdır!” cevabını verdi.
(İbn-i Mâce, Mukaddime, 16)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kıyâmet Günü Kur’ÂN-ı Kerim, rengi uçuk bir adam gibi gelir ve (okuyucusuna).: “Seni gece uykusuz ve gündüz susuz bırakan benim!.” der.” buyurdu.
(İbn-i Mâce, Edeb, 52)

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in böyle kullarına azâb etmeyeceği umulur ki nitekim;

Ebû Ümâme radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kur’ÂN’ı okuyun, ezberleyin! Şu duvarda asılı olan mushaflar sizi aldatmasın! Şu muhakkak ki ALLAH TeÂLÂ Kur’ÂN’ı ezberleyen bir kalbe azâb etmez.” buyurdu.
(Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ÂN, 1)

Ayşe radiyallahu anha vâlidemiz.: “Cennetin dereceleri, Kur’ÂN âyetleri sayısıncadır. Cennete girenler arasında, Kur’ÂN okuyandan daha faziletli kimse yoktur.” buyurmuştur.
(İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VI, 120/29952)


أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا
“Ey zid aleyhi ve rettili’l- kur’ÂNe tertîlâ (tertilen).: Veyâ onu daha arttır. Ve Kur'ân'ı tane tane güzel bir şekilde oku.” Müzzemmil 73/4)

Bu âyet-i kerimede “rattil” emrinin “tertîlen” masdarı ile tekîd edilmesini emreden ALLAH TeÂLÂ, tertîli en güzel şekilde yapmamızı arzu etmektedir. Kur’ÂN okumak, sâdece ses güzelliği ile rastgele teğannî yapmak kabîlinden bir mûsıkî işi değildir. Bilâkis, nazmın mânâ ile münâsebetini, fesâhat ve belâğatini gözeterek, mânâyı hissedip, mümkün olduğunca hissettirmek sûretiyle okumaktır. Dolayısıyla Kur'ÂN-ı Kerîm okumakta tertîl ve tecvid, son derece lüzumludur. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de Hadisim-i Şerfilerinde de Kur’ÂN’ı ezberleyip tertil üzere güzelce okumaya teşvik etmekte ve Kur’ÂN ile AMEL eden Ehl-i Kur’ÂN’ın mertebelerinin yüceliğini bildirmektedir.
ALLAH’ın Kitabı Kur'ÂN-ı Kerîm ile AMEL eden, O’nun buyruklarını düşünen kişi, O’nunla AMEL etmeyip sadece ezberleyen ve güzel okuyandan daha faziletlidir..


اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ
“Ittebiû mâ unzile ileykum min RABBikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ (evliyâe), kalîlen mâ tezekkerûn (tezekkerûne).: RABBinizden size indirilene tâbî olun. Ve O’ndan başka dostlar edinmeyin. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz.” (A'râf 7/3)

Ittebiû mâ unzile ileykum min RABBikum.. =>MuhaMMedî, Kur'ÂNî, RABBÂNî, İLÂHî İNANcı olup =>Kelâmullah’a, Rasûlullah’a ve ALLAH’a inananlar =>RABBiniz’den size indirilene tâbi olun!.
ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ.. O’ndan başkasın asla tâbi olmayın, evliyâ/dost edinmeyin.. O’nu bırakıp başkasını kendinize velîymiş, dostmuş, şuymuş, buymuş edinmeyin!. Hani var ya.: “İşte bani RABBıma götürsün diye şu kişiye şunu yaptım, bu kişiye bunu taptım!.” felanlar feşmekanlar.. “konuşması hoşuma gitti de şöyle oldu böyle oldu!.” safsataları!..
Hâşâ Kelâmullah bir tarafta Rasûlullah bir tarafta.. Zikrullah, Fikrullah, Şükrullah, Sabrullah bir tarafta.. Her biri bir tarafta, arada fing atıyor, kadın olsun erkek olsun hiç fark etmez şu ÂNda mahşer halinde insânlar onun bunun uşağı olmuştur!.
ALLAH’ın Âşığı olacak, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Âşığı olacak, RABBu’l- ÂLeMîN-Rahmetenli’l-ÂLEMîn Âşığı olacakken =>Câhil Şıhperestlere ne demeli!.
Ben bu gün bunların hepsini suçlamıyorum ama karışmıyorum!. Ama kula kulluk ve uşaklık yapmaktalar ve maalesef tepe tepe kullanılmaktalar!.ki onun için ALLAHu zü’L- CeLÂL UYARıyor;

kalîlen mâ tezekkerûn.. ne kadarda çok az tezekkür ediyorsunuz!.
Hâlbuki;
Tezekkür.. ZİKR=>Unutmamak, unutursa tekrar hatırlayıp devam etmektir..
mâ tezekkerûn.. zikretmiyorsunuz!. tezekkür zor kelime demek istiyorum.. tezekkür; işte unutuyorsunuz, hatırlamıyorsunuz, hatırınıza geldi mi de devâm etmiyorsunuz!. Tezekkür, aslında bir SOHBEt hâlidir tek başında tezekkür olmaz!. Yâni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Sahabesi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemle Tezekker edebilmiştir, Tefekkür edebilmiştir, Teşekkür edebilmiştir!. Bütün bunlarla Tasabbur edebilmiştir!.
Tek başına olacak işler değil yâni!.
Hâşâ.: “Ne gerek var Kelâmullah’a ve Rasûlullaha ben GÖNüL BAĞLarımı BAĞLamdan duşamaya yaparım ŞIHımla!.” felan Şeytân İşidir!. Öyle işler yok!.
Onun içindir ki biz şu ÂNda tezekkür etmeye çalışıyoruz birlikte, zikir etmeye çalışıyoruz!. Yâni Rububîyyet Rusûlîyyet Kevnîyyet Sâhibliğinin son-UÇta ALLAHımız OLduğunu =>ALLAH’ın Güneşinde, yahutta NÛR-u MuhaMMedde ya da =>NÛR-u MuhaMMedî CEM’ olan =>Mâsivâ Hayatında türlü hallerde, çeşitli şekillerde yaratılmışız ve de KULLuk İmtihÂNı edilmekteyiz!.
MuhaMMedî Mü’minler-RÛH KARdeşLeri olarak birbirimize bu bakımdan da destek çıkmaktayız!. Ne bakımdan?.
BİZLer =>Her Yerde ->Her Zaman ->Her HâLde ->Her Nefeste =>Hâlis, Muhlis, Sıddık, Âdil MuhaMMedîLeriz İnşâe ALLAHu’r-RAHMÂN..
Ve de bu konuda birbirimizin YANındayız, CÂNındayız, BİZ BİR-İZ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sâdık Sahâbileri gibi biz de bu günün sahâbileriyiz!. Kim için?. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için, onun bunun için değil hâşâ!.
Yâni bizim BİRLiğimiz-DİRLiğimiz Peygamberimiz aleyhisselâmladır!. Peygamber aleyhisselâm Efendimiz de bizim RABBımız değildir, Rasûlumuzdur!. yâni Er RABB celle celâlihu da ZÂTULLAH celle celâlihu değildir sıfattır!.
Yâni ALLAHımız =>ALLAHu zü’L- CeLÂLdir ve Harf-i Târif alma çünkü târifi mümkün değildir!. Harf-i târifsiz tek ESMâdır!.
İşte böyle bir GÜZELLik ve ÖZELLik içindedir İnşâe ALLAHu’r-RAHMÂN!.

İşte HAY BaBam.. Hakan Ârif OğuLCÂNım benim ancak bu YOLLa =>MuhaMMedî ÂRİF olursunuz hepiniz İnşâe ALLAH!. Ve bu bir ALLAH’ın izniyle kopmayan bir zincirdir, Âdem aleyhisselâm’dan, Hâbil aleyhisselâm’dan geç Hüseyin aleyhisselâm’dan, geç Derbentli Deli Hasan’dan ve nicelerinden gönülden gönüle akıp gelen KEVSER IRMağı, BİZ BİRİZ Hattı GÜZELLik ve ÖZELLiğidir!.
Böyle elden ele geçer!. Şimdi Ahmet Çakır CÂN’ım dese ki.: “Benim bu işlere aklım pek ermiyor!.” Biz de deriz ki.: CÂNoğul, Sen =>Sadakatini ->Samimîyyetini ->Sabrını ve ->Selâmetini =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme =>Kelâmullah’a teslim et!. Gökten yağmur gibi yağdırır, OLduğunda OLdurur, BULduğunda BULdurur YAŞAtır!. Sen yeter ki. her zaman olduğu gibi Sâdıklığına, Sadakatına, Dürüstlüğüne devâm et mesele bu!.
Yoksa kimse hâşâ ALLAHu zü’L-CELÂL ile yarışacak değil!. Yâni.: “Ben şöyle yaptım, böyle çattım!.” gibi şey yok!. Biz Haddimizle Hududumuzla MuhaMMedî Hasbî Hizmet YOLUnu seçiyoruz İnşâe ALLAHu’r-RAHMÂN!."


Evet bir şey sormak isteyen varsa lütfen söylesin!.
Evet biliyorsunuz, ben bu rahatsızlıklarımdan dolayı bir İstanbul Seferi yapmak durumundaydım ve buradayım onlarla uğraşıyorum İnşâe ALLAH!.
ALLAHu zü’L-CELÂL yaşadığımız sürece MuhaMMedî Hasbî Hizmetten geri koymasın BİZi!. BİZi =>BİZ BİR-İZ yapsın!.
Ben olmasam da Kelâmullah ve Rasûlullah ELLeri bir kuşun iki kanadı gibi Kelâmullah ve Rasûlullah olanlar bu yolda uçmaya devâm edeceklerdir!.
Bunlar BİZ BİRİZ BÜLBÜLLERİdir!. Onlar için Kâinât =>GÜLÜZÂRdır, GÜLBAĞIdır, GÜL BAHÇELERİdir ve onların Temelinde =>VÂHiDu’l-KAHHÂR ALLAH CEMÂLi vardır!. İşte bu GÜZELLik ve ÖZELLikLe İnşâe ALLAH hepimiz için DUÂcı OLalım!. Benim içinde DUÂlarınızı beklerim, DUÂ edin ve Hakk ve Hayr dileyin İnşâe ALLAH!. Ben de sizin için dâimâ DUÂ ediyorum!.
ALLAH celle celâlihu Yâr ve Yardımcınız OLsun İnşâe ALLAH!. Bu kaypak zeminde, delinin de velînin de her zaman kaya bileceği kadar yağlı ve çok çok tehlikeli olan bu ortamlarda ALLAH celle celâlihu bizleri korusun ve hakk ve hayr ile geçirsin!. Onun için, düşmemek için BİRBİRimİZe el ele tutarız, gönül gönüle bağlanırız ki, Hakan uyuklarsa diyelim ki önünde Barbaros var arkasında Ahmet var omuzlayıverirler iki eli bağlı ya zâten o uyuklar öbürleri tutar!.
Olabilir insân uyuklarsa öbürü kaldırır!. İşte böyle böyle bu bağ kopmadığı sürece Sırat-ı Mustakî YOLa devâm edilir!.

Haa bir şey yokmuş gibi tantanayla gelip geçen bir hayat, bir gün “vaylenâ!.”yı çektirir ki, bu günü yarını yoktur!. Ne zaman ki VAKti gelince; öyle olur, böyle olur ve hiç beklenmedik bir şey olur, bir basit bir deprem.. Diyelim ki İstanbul’da yüzbin kişi ölür bir ÂNda birkaç saniyede!.
Bunlar ALLAHu zü’L-CELÂL’in takdiridir öyle yapar böyle yapar!. “ALLAH celle celâlihu Kendi bildiği HAYRından HAYR yapsın İnşâe ALLAH!.” DUÂ’ndan Başka YoL Yok!.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm
BismillâhirrahmÂNirrahîm..


SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
ALLAHümme salli ve sellim ala seyyidinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve resulike ve nebîyyil ümmîyyi ve ala alihi ve sahbihi ve ehlibeytihi ve ümmetihi..

bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin irhamnâ!.

Yâ RABBu’l- ÂLeMîn!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Kur'ÂN-ı Kerîm öyle ilginç şeydir ki elektriğe çok benzer yâni diyelim ki Keban buraya 2000 km. olsun ya da daha fazla olsun ama oradaki CeryÂN su gibi gelmez ÂNında gelir!. Diyelim ki getiriciye bağlı bakır tel daha çabuk getirir ya da, gümüş, altın olsa daha çabuk getirir iletkenlikten dolayı!. Akmaktan dolayı değil yâni SU’yun akışı gibi aktığından değil!. Bu “Git-GeL”dir yâni ÂNında ALış-Veriştir!. Onun için de Kur’ÂN-ı Kerîm’i çok doğru anlatan şey akıştır!. Zâten Kur’ÂN-ı Kerîm’in kendisi böyle olduğu zaman Kur’ÂN-ı Kerîm’i okuyan kişi gibi Kur’ÂN’da onu okur!. Tıpkı Keban gibidir işte ampul onu okursa o da ampulü okur!. Ancak ampul patlaksa çatlaksa ya da diyelim ki arızalıysa ampul ölüdr olmaz, anahtar kapalıysa olmaz!. başka sigortası atıksa olmaz!. Dolayısıyla CeryÂNsız kalır CÂNsız kalır çok acı olur, karanlık olur!. Ve her ne yaparsa yapsın karanlıkta yapmak zorunda kalır, Kur’ÂN’sız kalır!.
Yâni Kur’ÂN.. Şu ÂN'ın rüşdüne KUDRETULLAH olarak ulaşımdır.. Onun için CeryÂNa çok benzer dedim..
Yâni herkesin kabı kadardır.. 50.000 Volt çıkar Keban’dan elektrik ama ,50000 volt buraya kadar gelmez çünkü kayıplar felân vardır 50 000 Volt kullanılamaz zâten.. o CeryÂN öyle bir iştir ki, fazla üretirseniz depolayamazsınız toprağa vermek zorundasınız, ÂNında kullanmak zorundasınız mecbursunuz!. Dolayısıyla üretilen CeryÂN depolayamayacağı ve yüksek oranda kayıplar da düşünülerek gelir 30 000 V. olarak bir yere kadar gelir 10.000 Volt, 5.000 Volt olarak bir yere kadar gelir ondan sonra oralara trafolar konur regule edici.. Diyelim ki getirdiniz İstanbul’a kadar.. Sanayiye verecekseniz sanayiye ne lâzımsa ona göre voltaj düşürülür 350 V. verilir ve buna Sanayi CeryÂNı denir.. Konutlara verilecekse 220 volta düşürülür 250 verilirse ne yapar bütün 220 voltluk ev âletleri beyaz eşyaları patlatı.. Fazlası ifrat olur, fazla gelir!. Peki 180 v. verse ne olur?. Hiçbir âlet çalışmaz tefrit olur!. Öyle ki Sistem bir i’tidal üzere kurulmuştur!.

Ki, Kur’ÂN-ı Kerîm-le onu dedim.. Kur’ÂN-ı Kerîm, mü’minlerin CÂN CeryÂNıdır!. ÖZELLiği-GÜZELLiği NEdir?. Benim anlayabildiğim kadarıyla bu sorunun cevabı ise çok açıktır ve Kur'ÂN-ı Kerîm’i okuyana bağlıdır; okuyan sâdıksa, samimî ise sabır ehli ise selâmetle Kur’ÂN-ı Kerîm ona arkadaşlık yapar ne yapar onu okur Kur’ÂN-ı Kerîm Keban’ın ampulü okuduğu gibi laptopu okuduğu gibi okur o da onu okur okuşurlar işte bu Kur’ÂN-ı Kerîm DİRİ OLan Kur’ÂN-ı Kerîm..
YARATAN ile yaratılan arasındaki HAYy OLan Kur’ÂN-ı Kerîm BağLantısını algılayabilen herkes/herşey kendince algılar!.
Ancak AKILdan dolayı en yüksek oarnda algılanmak üzere yaratılan varlık İnsÂNdır..
Onun için ALLAH celle celâlihu, bütün esmâları yüklemiştir İnsÂNa bunu anlayabilsin diye herkes kabı kadar anlayabilsin diye asgari şartlar verilmiştir. Herkes ağzından yer yaşar birisi bal baklava yer yaşar, birisi soğan ekmek yer yine yaşar. Yaşamayı sağlar yâni onu demek istiyorum. Ötekiler teferruattır ya da başka şeylerdir. Onun içindir ki, herkes kabı kadar OLacaktır kabı kadar OLur, Kur’ÂN-ı Kerîm’i DİNLEr, BİLir BULur OLur YAŞAR!. Ya da es geçer cak cuka gider! Ne yapar cak cuka giderden kasdım allem gullem eder. İşte bir Fâtihayı günde kırk kere okur; anlamını bilmez, Fâtiha onu okumaz, o da Fâtihayı okumaz olduğu olan için söylüyorum. Ben Hasan Dağın tepesindeki Çoban Kilis için söylemiyorum. İmkanları nisbetinde kulluk.. İmkanlar var fakat onu başka şeyde kullanıyorsa başka işte kullanıyorsa ona yazık ediyor!. Onu demek istiyorum ve bu hiç hoş değildir!. Çünkü Kur’ÂN’sız, biz ışıksız da görürüz demek gibidir o. Gündüz uyuyan bir İnsÂN gibidir. Şimdi biraz sonra gelecek A’râfta gaylule uykusu deniliyor gündüzü gece yapar kendine göre. Ona göre otobüste uyuyan bir İnsÂN gibidir aynı. Otobüstesiniz yan yanasınız o uyuyor geçtiğiniz yerleri görmüyor, sonra sana soruyor.: “Hâni bir CeNNetten geçecektik ne oldu?” “Geçtik ama sen uyuyordun!.” diyorsun. O CeNNetten geçmek onun için değildir.. Bakmak ->Görmek ->Yaşamaktır.. Onun için de yaşanmayan yalandır, yaşananlar gerçektir.. İyidir kötüdür ama yaşananlar gerçektir. Bunu özellikle söylemek istiyorum. Çünkü bu âlem bir oyuncak değildir. Evet oyun ve oyuncak âlemidir ve doğrudur, ancak bu oyun ve oyuncak Kulluk Oyunu ve Kulluk Oyuncağıdırki, bunun gerçek bir sonucu vardır. Bu oyun ve oyuncağı gerçek kabul edenler sonuçtan nâsibsizlerdir. Çünkü buraya bağlı kalırlar. Onların RABB dedikleri şeyin görüntüsü üzerine “RABB” yazmışlar. Ama yırtsan içinden başka şey çıkacak!.
Onun için de Kur’ÂN’la aydınlananlar, Kur’ÂN’la dirilenler, Kur’ÂN’la CÂNlananlar gerçekten RABBlarıyla direk irtibat halinde olanlardır ki, bu bağ KeLâMuLLAH Bağı öyle ilginçtir ki, Zâhiri->Rasûlullah, Bâtını ->KeLâMuLLAH’tır yâni RuBuBîyyettir. Zâhiri RüSûLîyyettir, Bâtını ->RuBuBîyyettir. Yâni A’râftır. RABB ile Rasûl arasında Kur’ÂN-ı Kerîm bir A’râftır. Çok ilginçtir ben de A’râf Sûresinden dolayı bunu söylüyorum. Gerisi seni CeNNete mi götürelim, CeheNNeMe mi götürelim!. CeheNNeMden kaçalım, CeNNete koşalım felân doğrudur bunlar fakat bir aşamadır. Kur’ÂN-ı Kerîm’i okuduğumuz zaman görürürüz ki, Vâhidü’l-Kahhâr olan ALLAH celle celâlihu her şeyi kahreder ve sorar.: “Mülk kimindir?” diye. cevab veren yoktur. ALLAH celle celâlihu kendisi cevab verir.: “Mülk =>Vâhidü’l-Kahhâr olan ALLAH celle celâlihunundur!.”
Ne yapmıştır küllîşeyi Vahdetinde cem’ etmiştir, Vahdetinde cem’ etmiştir!. Güneş, ışığını kendinde cem’ etmiştir. Bir anne doğurduğu çocukları göbek bağlarıyla tekrar rahmine çekmiş gibi, zamanı geri sarmış gibi bir ÂN’da o hayal âlemîni hakikat âlemîne çevirivermiştir!.
Bunları yok farz edemeyiz!. Demek istiyorum ki hayat sürüyordur fakat, hayat kendi SüNNETuLLAHı üzere sürüyor, KADERuLLAHı üzere sürüyor MURADuLLAH EMRuLLAHı MURADuLLAHı üzere sürüyor. Hiç kimse bu gün bu olay oldu diye üzülebilir, bu olay oldu diye sevinebilir fakat sistemde bir değişiklik olmaz, her gün güneş doğar, her gün güneş batar vakti geldiği bir günde kıyamet kopar!. Yâni bunlar hep olup duran şeylerdir fakat İnsÂN hayat kargaşasının içeresinde bunlardan bir haber olabilir mi?. Olabilir onun içindir ki özellikle Kur’ÂN-ı Kerîm’e dikkat etmemiz gerekir!.

Biz böyle bir batakta yaşamaya İLLiyyîn’den EsfeLîn’e indirilmişiz ki.: “Bu bataklığa benim ayağım değmiyor!.” diyenler hayal içinde yaşıyorlar burada!. Burası bir CeheNNeM âlemidir ki, CeNNete çevirmek için İbrahîmî olmak gerekir!. İbrahîm aleyhisselâm’ın Milletinden olmak gerekir!. Taşkınlık yapıp, şaşkınlık yapıp ne idiği belirsizler, şunlar bunlar, kavimler, ırklar felân âileler böyle şeyler câhil İnsÂNların işidir!. Onun içindir ki “şu milletden bu milletden yok İslâ Dîninde!. Ben meselâ İbrahîm aleyhisselâm Milletindenim!.
Kur’ÂN-ı Kerîm’deki İbrahîm aleyhisselâm Milletindenim!.

ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
“Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).: Sonra da sana vahyeyledik ki: hakperest (hanîf) olarak İbrahim milletine ittiba' et, o hiç bir zaman müşriklerden olmadı” (Nahl 16/123)

“Hangi ırktansın?.” diyorlarsa hangi ırktan olmamın bir anlamı yoktur önemi olan Hizbuşşeytân ya da HiZBuLLAH oluşumdur!. Sistemi yaratan KeLâMuLLAH açısından söylüyorum!.
Haa öbürleri öbürleri!. çok şeyler oldular!. Bu âlem neler gördü!. Yâni birkaç yılın içinde 30 milyon İnsÂN öldü İkinci Cihan Savaşında!. Şimdi kuzu sarması olanlar Barbaros oraları gitti gördü bende gördüm birbirlerini öldürdüler milyonlarca İnsÂN mahvettiler!.

Çünkü bu böyledir şu ÂN’da CeNNet gibi gözüküyor güyâ yok Hizbuşşeytân olduktan sonra bir saniye bile CeheNNeMe çeviriverir.. Adamlar makinalı birkaç tane makinalı tüfekle tarıyor! Amerikanın en büyük cinâyetini işledi. İşler tâbi siz onu besliyorsunuz büyütüyorsunuz yetiştiriyorsunuz ve o sistemi bu hâle getiriyorsunuz!. Onun için Kur’ÂN-ı Kerîm’e sâhib çıkmalıyız ki, Kur’ÂN-ı Kerîm bize sâhib çıksın!. KeLâMuLLAH’a sâhib çıkmalıyız ki, bize sâhib çıksın!. Rasûlullah’a sâhib çıkmalıyız ki, biz Kur’ÂN-ı Kerîm’in KeLâMuLLAH’ın sâhabesi olmalıyız, biz Rasûlullah’ın sâhabesi olmalıyız, biz ALLAH’a sâhib çıkmalıyız ki ALLAH bize sâhib çıksın, ALLAH’ın sâhabesi olmalıyız!. Biz kendimize sâhib çıkmalıyız ki, kendimiz bize kendi nefsimiz, ruhumuza sâhib çıkmalı ki, ruhumuz bize sâhib çıksın!. “Aa biz aynı vüCÛDuz.” desinler, tanışsınlar, buluşsunlar içimiz dışımız bir olsun, BİZ BİR-İZ olsun!. Bu da çok önemli bir husustur!.
Gerisi bağlar gazelidir o onu dedi bu bunu dedi başka ne didi cak cuk!. Kendimiz de öyledir düşüncelerimiz de bile işe yaramaz ipe sapa gelmez düşüncelerimizde şöyle ya da böyle 1000 yıl yaşasan ne yazar, yaşasan ne olur?. Hiçbir şey olmaz ama Hakta ve Hayırda bir gün yaşasan ne olur?. ALLAH’ın kulu olursun!. ALLAH’ın kulu olmak, ALLAH’ın kölesi olmak değildir, BİZ BİR-İZ olmaktır, NAHNUdur.. Güneşin ışığı olduğunu anlamaktır. “Ben güneş değilim amma, güneşin ışığıyım.”
Ben ondan dolayı =>HAKktan ->HAKkta ->HAKkLa ->HAKka gidiş dediğimiz f budur.. Uydur kaydır yoktur MeLâMette!. ALLAH’ın İzniyle MuhaMMedî MeLâMette yoktur!.
Onun için ki A’râf Sûremiz ->Ârifler Sûresidir.. Ârif diye bir sûre yoktur ama, A’râf vardır.. Âlim diye bir sûre yoktur ama âlim diye Esmâ vardır. Alîm diye de Esmâ vardır ki, bu çok ilginçtir!. çünkü âlimliğin alâmeti sonucu nereye gider?. Ârifliğe gider..

Resim --- Sevgili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu: Kim ki NEFSini BİLdi/TANIdı, kesinlikle RABBını da BİLdi/TANIdı!.” buyurmuştur. (Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ II/343 (2532)

Kim ki kimliğini, kendinin kim olduğunu tanırsa ÂRİF olursa RABBisini de ÂNında tanır.. meğer şahdamarımdan yakın akrabammış BİZ BİR-İZ-mişiz ben orada burada şurada şeyhler aramama gerek yokmuş.. Kendimiz için İnsÂNların görüntüleri sesleri cartları curtlarıyla yahutta onların bir şeyler yapacakları, kendisini selâha felâha sürüklemelerine hiç hâcet kalmaz!. Sohbetler yapılabilir, birbirimize DUÂlar edebiliriz bunlar normal şeylerdir, güzel şeylerdir ancak, bir şey vardır ki, herkes kendi gözüyle görür, kendi ağzıyla kendi çayını içer, sizin en yakınınız anneniniz, çoluğunuz-çocuğunuz bir damla su içemez yerinize bir damla idrar yapamaz!. Çünkü bunlar ALLAH’a mahsus RABB ile Abd arasındaki özellikler!.

Benim hayatımdaki bazı İnsÂNlar çok zekidir, anlayışlıdır fakat anlayışını ahmaklığa yem eder ki, bu yanlıştır!.
ANLAyışını ilerletip Kur’ÂN’la =>Konuşmaya, Tanışmaya, Bilişmeye, Buluşmaya, Oluşmaya, Yaşamaya, yâni bir A’râf Sûresinin A’râfı olmaya, Kur’ÂN-ı Kerîm’in kendisine müracat etmeye, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin sesinden dinlemeye ALLAHu RABBu’l-Âlemînin SÖZÜnü yâni RuBuBîyyet sÖZÜnü RüSûLîyyetten DİNLEyip KeLâMuLLAH’a da Rasûlullah’a da RABBuLLAHa da yâni RABBullah diyelim demeyim ama ALLAH’a da yâni çıkışlıklar..
Yâni “ALLAHım şunu yap!. ALLAHım bunu yapma!.”
“Peki sen ne yapacaksın?.” sorusu hep açıkta kalıyor!.

المص
“Elif, Lâm, Mim, Sâd.: Elif, lâm, mim, sâd” (A’râf 7/1)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

المص
“Elif, Lâm, Mim, Sâd.: Elif, lâm, mim, sâd” (A’râf 7/1)

Elif, lâm, mim, sâd.. Bu harfler şifre harfleridir çok şey söylenebilir.. Efendim “elif” sürekli ALLAH yâni İnsÂNın içindeki İlahî Lütuf tümüne/küllühom her şeyin tümünü toplasan buna bu kelimenin buraya gelir yâni ALLAH ism-i Celâli celle celâlehu harf-i târif almaz, yâni târifsiz ârif gerektirir. Bütün esmâlar harf-i târif alır bu ALLAH’a âittir diye.. “latif” desek herhangi birisidir.. “El Latîf” dediğiniz zaman iş biter ALLAH’a âittir..
Bu ismi O’ndan başka kimse kullanamaz, çünkü târif ediyorsun “El Kitab” dediğin zaman “Kur'ÂN-ı Kerîm”i anlarsın herhangi bir kitabı anlayamazsın çünkü târifliyorsun ALLAH, önüne “el” almaz “El ALLAH” almaz çünkü kendisi zâten TEKtir ZÂTULLAHtır yâni ESMÂULLAH değildir târifsiz tariftir.. yâni onun için de ALLAH =>“elif” dediğimizde bu harf dört noktadan teşekkül eder ki bu =>Şeriatta, Tarikatta, Mârifette, Hakikatte TEKETEKte TEK ALLAH vardır, hepsinde ALLAH vardır, hepsi ALLAH’a çıkar..
=>Şeriat-ı MuhaMMedîye,
=>Tarikat-ı MuhaMMedîye,
=>Mârifet-i MuhaMMedîye,
=>Hakikat-ı MuhaMMedîyenin sonucu =>ALLAH’a çıkar!.
Çünkü Rasûl ALLAH’a âittir.. RasûL ALLAH’a irsâl ettirir, götürür ALLAH’a bağlar, Keban’a giden hat gibidir demek istiyorum. Onun için diyorum zâten ALLAH bir de Rasûlullah arasında KeLâMuLLAH vardır, A’râf gibidir diyorum..

A’râf Sûresi işliyoruz..
“lâm” belli bir şeydir =>MuhaMMedî bir Lütuftur, NÛR-u MuhaMMed’in Lütfudur.. OLUŞum, feyeKÛN Lütfudur..
“mim” muhteşem bir şeydir..
“mim” =>Zâhir ve Bâtında MuhaMMedî Hakikata Sâhibliktir. Muhteşemdir.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gözüyle görür, kulağıyla duyar, yüreğiyle düşünür gerçekten muhteşem bir hâldir ve izâhı mümkün değildir, laflara sığmaz demek istiyorum.. Saddakat zâten bir Samedîyyet.. İşlemiştik Samedîyyeti =>ALLAH’ın muhtaçsızlığına ERiş gibi muazzam bir şeydir.. Sami’ oluştur, DUYuştur tam DUYuştur.. DUYmak dâimâ GÖRmekten önce gelir.. DUYmak çok önemlidir çünkü İÇ DUYuşlar DIŞ DUYuşları getirdiği için => “elif, lâm, mim, sâd” hususunda çok şeyler söylenebilir..

Ama İnsÂNların hep kendinden şikâyetçi olduğu gibi ben anlıyorum ki, İnsÂNlar artık şey yapmıyorlar yâni kendilerini geliştirmek ve tekemmül etmiyorlar.. Kendilerini geliştirmek için KEMÂLÂTa ERmek için bir çaba göstermiyorlar, uydur kaydır şeylerle uğraşıyorlar.. Kendi önünde SU duruyor SU-SU-zluktan Ölüyor.. Yâni bir sürü oyun oynuyor.. çünkü anlayamıyorsun anlaşılamıyor yâni muazzam bir Kur’ÂN-ı Kerîm ni’meti varken onu kullanmak onunla yaşamak onunla yaşatmak işine gelmiyor..
Bunun için biliyorsunuz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin buyruğu da önemlidir.. “KeLâMuLLAH ve RASÛLULLAH’a Hizmet ediniz!” buyurmuştur.. Yâni Hizmet etmek için çaba sarf ediyoruz.. Bizim bir Da’vâmız ve İddiâmız olmadığı için ALLAH’a şükür biz yapmamız gerekenleri son nefesimize kadar yaparız, gerisi nasıl Münir Derman Hocam çekip gitmişse, biz de çekip gideriz!. Ama o zamana kadar da bu yolda yürümemiz gerekir.. “bunu ben yapamam sen yaparsın” şeyi yoktur..
Burada YÜREK SÂHİBİ OLuş yeterlidir =>Temiz Pâk, Sâlih, Sâdık, Samimî, Sabreden ve Selâmet dileyen bir YÜREK SÂHİBİ oluş yetişir.. Gerisi Kur’ÂN-ı Kerîm’in/KeLâMuLLAH’ın ve RASÛLULLAH’ın Bölgesine girer ki, onlar da zâten İkrâm el Kerim =>Kur’ÂN-ı Kerîm.. Biliyorsunuz zâten Rahmet ve Keremlik..
Rahmetenli’l- Âlemîn olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.. ne rahmeti? İkrâm edilenin Rahmetidir ki, kendisinin ürettiği yok hâşâ.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yâni ALLAH’ın İkrâmını, mükerrem kıldığı İnsÂNlar bundan faydalanır.. Mükerremliğe hürmet eden İnsÂNlar bundan faydalanır.: “ALLAH’ın mükkerem kuluyum, ben keremli kuluyum ben, keremi alacak şekilde bana esmâlarını yükledi, akıl fikir vicdân verdi diyenler ancak bundan faydalanacaklardır.. Böyle ale-vere olmaz yani birazcık şundan birazcık bundan değildir, bu bir bilgi topu da değildir!. Çok şey bilsem ne olur bilmesem ne olur.. Mesele sizin ne yapacağınızı ALLAH celle celâlihu kendi ayarlar demek istiyorum.. Yeter ki siz buyurduğunu yürütmeye çalışın!. Yoksa İnsÂNları durduramazsınız İnsÂNların hevâ ve hevesleri onları iteler iteler yâni farzları başka şeydir ben câmiye gitmeyeyim riyâ yapıyor diyebilir misin?. Hayır diyemezsin namazın kaçacak yolun kenarında neyi kılabilirsin, farzı kılabilirsin herkes ne derse desin.. Farzı kılarım, Farzı kaçacak diyorsun bir yer buldun orada kılıyorsun ama orada Nâfile Namaz kılamazsın hatta bile sünneti bile dersin ki sonra kılayım bir şeyler yapayım dersin ama farzda hiçbir şey dinlemezsin.. Çünkü o kesindir yâni hiçbir şey engellemez demek istiyorum.. Onun için de bu gün ne farz kalmıştır ne vâcib kalmıştır ALLAH yardım etsin..

كِتَابٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلاَ يَكُن فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
“Kitâbun unzile ileyke fe lâ yekun fî sadrike haracun minhu litunzire bihî ve zikrâ lil mu’minîn(mu’minîne).: Sana indirilen Kitap, mü'minler için bir zikirdir (öğüttür) ve O'nunla onları uyarman içindir. Artık ondan dolayı, göğsünde artık bir darlık (sıkıntı) olmasın.” (A’râf 7/2)

Kitâbun.. Bu bir kitabdır, elimizdeki Kur’ÂN-ı Kerîm kitabdır.. Ârife anlatıyor şimdi ârife târifi anlatıyor kimdi Ârif?. CeNNetle CeheNNeMin arasında A’râftan yürüyüp gidenler nereye CEMÂLuLLAH’a.. İyi de CeNNet CeheNNeM ne olacak?. CeNNet CeheNNeMi el ÂN yaşıyoruz içindeyiz.. İbrahîmi olup da CeheNNeMi CeNNete çevirebilirsek burası CeNNet olacak.. Yoksa CeheNNeMin Zümerâsında devam edecek bu iş..
Yâni açık bu uydur kaydır değil gerçek!. Haa öbür taraf, öbür taraf, hep öbür taraf değil!.
Bir dakika bir de buradası var bu işin bu gün, el ÂN şimdi şu ÂN’da İnsÂN kâfir olmuyor mu, İnsÂN mü’min olmuyor mu?. İnsÂN ALLAH’a şâhid ya da, ALLAH’a âsi olmuyor mu?.
Oluyor, âhirette ne yapacak ALLAH’a isyân mı edecek, ne edecek.. hiç bir şey yapamaz.. o zaman burada hayal gibi gözüken hakikat var nedir o sonuç?. Ya HiZBuLLAH, ya Hizbuşşeytân!. İşte sana CeNNet, işte sana CeheNNeM!. Eee öbür taraf, öbür taraf!.
ALLAH celle celâlihu, geçmişten, gelecekten münezzehtir, o taraftan bu taraftan münezzehtir!. ALLAH TEKETEKtir!. “KÛN feyeKÛN!. “OL!.” der ÂNında OLup bitmiştir!. Bu İŞ’i ANLAtaBİLmek için İnsÂN Aklına =>Dün, Bu gün ve Yarın vardır.. Dünya âhiret vardır.. Kabir vardır!.
Bir kişinin CERYANı hiç kesilmiyorsa ampül de hiç sönmüyordur, âletleri sönmüyordur devamlıdır!. Kullanıp kullanması kendine kalmıştır!..
CERYAN yoksa ne derse desin üzerine hangi markayı yazarsa yazsın, göklere de çıkarsa o ölüdür..

Kitâbun unzile ileyke fe lâ yekun fî sadrike haracun.. Bu bir kitabdır, sana indirilen bir kitabdır..
fe lâ yekun fî sadrike haracun minhu.. sakın sakın bu kitabdan sana bir herç/ İnsanların arasında meydana gelen fitne, fesad vermesin, yük vermesin, darlık zorluk sıkıntı günah gibi şeyler vermez bu kitab.. Ne kadar güzel değil mi?. Asla vermez.. çünkü Kerim Kitab zâten İkrâm Kitabı.. Bunun içerisinde zehir taşınmaz.. minhu.. Ondan bu Kur’ÂN-ı Kerîm’den sana bir darlık, sıkıntı, dert keder günah vs. gelmez..
fe lâ yekun.. asla olmasın.. gelmezden ziyâde olmasın.. “KÛN feyeKÛN”un =>feyeKÛN’u..
fe lâ.. bu kitabdan artık asla kat’a olmaz, olmasın sana.. olmasın sen seçme orayı..
fî sadrike haracun.. senin sadrıyın içini.. sadırda ne var?. Nefs var, Nefsin yuvasıdır sadr.. Dolayısıyla içerde sıkıntı.. senin iç şeylerin böyle yanlışlığa düşmesin..
litunzire bihî ve zikrâ lil mu’minîn niye gelmiş bu kitab, neden gelmiş, sana neden geldi bu kitab?.
İndirildi, yâni inzâl edildi.. inzâr etmen için, uyarman için, yâni Rüşdün Mutlak Sâhibinin Nûru’ndan Nûr ALdığımızı İnzâr Etmek için.. Bütün bu Işıklar =>Güneşin Işığı’ndan oluşuyor diyebilmek için ALLAH’ın Nûru Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Nûru OYUNUnu oynuyoruz.. demen içindir.. UYANdırmak içindir UYARman içindir..
bihî ve zikrâ lil mu’minîn.. onunla uyandırman için..
bu Kur’ÂN-ı Kerîm neymiş?. mü’minler için bir zikirdir.. iki şeydir demek ki; bu Kur’ÂN’la sen onları uyarırsın.. onlar için ise de bu zikirdir.. Zikir Türkçede nedir?. “ALLAH!. ALLAH!.” dersin.. tamam güzeldir ve de bu mudur zikir.. budur.. öğüttür.. öğüttür de nasıl öğüttür.. bizim yörüklerde bir laf vardır.: “Kuru kuru gadanı alayım!.” derler.. yâni konuş konuş.. adam diyor.: “acımdan öldüm bir ekmek yok ortada bal var baklava var!” diyor.. kuru ekmek yok adam susadım ölüyorum diyor işte şu var bu var var da boş..
O öyle bir zikirdir ki, RuBuBîyyet RüSûLîyyet Kevnîyyetine Sâhibliği getirir boş konuşmaz.. Keban boş konuşur mu, ampul boş konuşur mu, laptop boş konuşmuyorsa Keban da boş konuşamaz!. Bak Hakan bağlanamıyor, niye bağlanamıyor?. problem var.. nedir problem?. Bilgisayarı çalışıyor, vericiler de çalışıyor ama aradaki bağlantılarda bir sorun var, kablolarda mablolarda bir sorun var düzelemediği için bağlantı kurulamıyor, zikre iştirak edilemiyor.. onu demek istiyorum.. zikrâ lil mu’minîn.. mü’minler için bir zikirdir, mü’minleri uyarman için.. kimdir mü’min?. kim midir mü’min?. ALLAH celle celâlihu, kendisi tâyin ediyor.. ALLAH’a ve Rasûlune imân edenler mü’mindir.. bunu da ALLAHu zü’L-CeLÂL belirliyor.. Ee bunu câhil birisine söylediğin zaman.: “ALLAH’a ve Rasûlü’ne imân etmek nasıl olur kardeşim?!.” diyor. Bunu bir din adamına ya da güyâ din adamı gibi gözüken birine sorun profesöre felân size diyecek ki.: “Hâşâ hâşâ ALLAH’a imândır, Peygamberi nereden çıkardın?” der.. Çünkü âyetlerden haberi yok, Kur’ÂN’dan haberi yok!. O kişi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi kendi gibi biri zannediyor hâşâ!. Rasûlullah’ı bilmez, Abdullah’ı bilmez!. Çünkü karakucak gidiyor bu konuda.. diğer konularda gitmez.. cebinden beş lirayı alamazsın takla atar.. fakat bu konuda böyle bir saçma sapan bir iş var.. ALLAH hayır versin!. Ama gerçeği bilmek lâzım. yâni Rasûlsüz ALLAH ya da ALLAHsız Rasûl =>Şeytândır bizim için..
Bizim için RASÛLLULLAHtır =>Rasûl’dan =>ALLAH’a ulaşım mümkündür.. KeLâMuLLAH=>RASÛLLULLAH.. Başka yolu yoktur.. O zaman ki Kur’ÂN rastgele bir kitab haline dönüşüverir.. yâni çeşmenin yerine fotoğrafını asmış gibi olursun.. SUsuzluktan bugün değilse yarın geberir o.. çünkü çeşme yok.. oraya bir fotoğraf asmış ona tapıyor, ondan SU bekliyor, felân feşmekân boş konuşuyor.. fiiliyata geçemez o..
Anlatabiliyor muyum bu her zaman böyle olmuştur.. bizim önümüzdeki İnsÂNlar çok yiğit İnsÂNlardı gerçekten.. ALLAH onlara rahmet etsin, rahmetine gark etsin çok yiğit İnsÂNlardı, yaşatırlardı..
Hacı Osman Efendi Rahmetlinin gözü katarak oldu Antalya ya geldi göz Doktoru Ahmet Akkaşoğlu’nda Alper’in Dayısı, onun o zaman göz hastanesi gibi bir yeri vardı, orada ameliyat oluyor.. “Evlat dedi uyuşturacak mısınız?” ded.. Ahmet de.: “uyuşturacağım.” deyince.: “uyuşturmana gerek yok, biz zikire girelim evlat sen istediğini yap, Abdullatif haydi bakalım bismillâhirrahmanirrahim felâmennâ hu Lâ İLâHe İLLâ ALLAH!. Lâ İLâHe İLLâ ALLAH!. Lâ İLâHe İLLâ ALLAH!.”
Bunu, böyle yaşamayan bir İnsÂNa anlatış gerçekten gariptir, yaşatmadığı sürece ona anlatamazsınız..
“Bütün zerrenin Lâ İLâHe İLLâ ALLAH çektiğine şâhidlik ettim” desem orda olmanız gerekir.. yâni ateşi anlatmak için sizin de ateşe girmeniz gerekir ki, anlatmaya gerek kalmaz siz kendiniz anlarsınız zâten.. mecburen kalmanız demek istiyorum..
“haydi baba “celle celâlehu” deyip keselim de kalkalım artık.” dedim.. “Bitti mi evlat?” dedi. “bitti” dedim ya o hâlâ “Lâ İLâHe İLLâ ALLAH Lâ İLâHe İLLâ ALLAH Lâ İLâHe İLLâ ALLAH” çekmekteydi..
Haa sen konsantre mi oldu, rezidanas mı oldu diyorsun, sen istediğin kelimeyi kullanabilirsin..
Ama biz sana söyleyelim tefekkür etti, tefekkür zikre girdi yâni fiilen girdi Keban’a bağlandı küllî şeye KADÎR olana bağlandı..
Zât =>Sıfat =>Esmâ =>Eşyâ.. Eşyâ Âlemî’ni ZÂT’a bindiriverdi onu demek istiyorum..
Onun için çok dikkat etmek gerekir;
Eşyâya Kulluk =>Esmâya Kulluk =>Sıfata Kulluk =>Asla Zâta Kulluk değildir.. KULLuk =>ALLAH’a Kulluk.. Öbürleri aşamalarıdır elbette.. eşyâyı görecek yaşayacak içinde “selâmun aleykum” diyecektir.. esmâyı bilecektir, sıfatı bilecektir sonra diyecektir ki.: “Bunlar hep Güneşin/Zât’ın Işığı kardeşim, ALLAH’ın NÛRu!.” diyecektir.. ALLAHu nuru’s-semâvâtı ve’l- ard’ı fiilen kullanmış olacaktır..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »


اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ
“Ittebiû mâ unzile ileykum min RABBikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ(evliyâe), kalîlen mâ tezekkerûn(tezekkerûne).: RABBiniz’den size indirilene tâbî olun. Ve ondan başka dostlar edinmeyin. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz.//
RABBiniz’den size indirilene, Kur’ÂN’a tâbi olun, Kur’ÂN’ı uygulayın. Kur’ÂN’ı olmayan dostlara, otoritelere tâbi olmayın, uymayın. Ne kadar kıt düşünüyor, az öğüt tutuyorsunuz.” (A’râf 7/3)

Ittebiû.. tâbî olun.. buyuruyor.. mü’minlere söylüyor, inanmayana zâten niye söylesin, inanmayana desen ne ki..
Ittebiû mâ unzile ileykum min RABBikum.. RABBiniz’den size indirileni duyun ve uyun tâbi olun..
ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ.. sakın sakın O’ndan başkasına asla uymayın.. dikkat ediyor musunuz O’ndan başkasına.. RABBımız’ın yerine her şey oturtulabilir hâşâ heva hevesi bile oturabilir, çoluğu çocuğu oturur, şu oturur bu oturur ve RABB gibi tapmaya başlar ALLAH korusun!.
Bütün bunlar olur mu?!. Olur!. Başkasını dostlar edinmeyin.. O’ndan başkasını asla olmayın evliyâ dost olarak kendinize dost edinerek sakın sakın onlara tâbi olup da dostunuz sanmayın ALLAHtan başkasını dost edinip de dost kim dosttur.. ALLAH’a imân edenler dosttur peygamberler ALLAH’a ve Rasûlüne imân edenler elbette birbirlerinin dostudurlar.. böyle âyetler de gelecek..
kalîlen mâ tezekkerûn.. ALLAHu zü’L-CeLÂL nasıl hükmediyor bakın siz ne kadar az tezekkür ediyorsunuz.. Efendim öğüt alıyorsunuz, ne kadar az zikrediyorsunuz, ne kadar az düşünüyorsunuz.. Kardeşim “mü’minler için bir zikirdir” buyuruyor.. Kur’ÂN-ı Kerîm.. ne kadar az zikrediyorsunuz.. sizin için zikir olan Kur’ÂN-ı Kerîm’i ne kadar az okuyorsunuz, anlıyorsunuz, ne kadar az ilgileniyorsunuz, ne kadar az sâhib çıkıyorsunuz!. KeLâMuLLAH var mı yok mu hiç bellideğil.. Ancak kuru kuruya “ALLAH!. yALLAH!.” diyor.. Nerede Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, nerede KeLâMuLLAH!. Bunu ANLAmak için Allâme-i Cihân olmaya gerek yok, yeter ki Gönül Kıblesi, Kalb Kıblesi =>RASÛLÜLLAH =>KeLâMuLLAH ve =>ALLAH’a çevirsin..

وَكَم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا فَجَاءهَا بَأْسُنَا بَيَاتًا أَوْ هُمْ قَآئِلُونَ
“Ve kem min karyetin ehleknâhâ fe câehâ be’sunâ beyâten ev hum kâilûn (kâilûne).: Ülkelerden nicesini (kaç tanesini) helâk ettik. Artık azâbımız onlara geceleyin veya onlar öğle uykusu uyurken geldi.” (A’râf 7/4)

Ve kem min karyetin.. Kariye, ülke, şehir, kasabalardan nmicesini.. Karra.. Kur’ÂN’ı BİLememiş BULamamış OLamamış ikrâ’ yapamamış karyeler vardır ki, bunları,
ehleknâhâ fe câehâ be’sunâ beyâten ev hum kâilûn.. helâk ettik ehleknâhâ biz onu helâk ettik nice kasaba şehir vardı ki onu helâk ettik.. o’na bizim baasımız hemen geldi şiddetle yakalayışımız, azâbımız yeter.. gece yatarken yâni gaflet uykusunda ya da onlar kâile uykusundaydılar, öğlen uykusunda haa demek ki İnsÂNlar işlerinde uğraşıyorlarmış gece gelmiş bunları helâk etmiş ya da gündüz gelmiş bir dakika bilerek inanarak Nemrut, Firavun gibi bir inatla zom uykuda hakka ve hayra böyle kapalı ve karanlık nursuz gece gibi olan İnsÂNlar var mı?. var!. Peki gündüz olduğunu bildiği halde, biraz uyuyum deyip uyuyanlar var mı?. var!. Farkları ne?. Farkları şu, birisi zam zom uykuda küfür içinde, yâni reddediyor, öbürü de idâre ediyor vaziyeti güyâ.. ama ikisi de nedir?. Uykudadır.. Netice olarak gaflet uykusundadır, gaflettir cehalettir, delâlettir, ihanettir.. Ne bileyim ben ne uykusu?. uykuda yalnız neden?. ALLAHu zü’L-CeLÂL.: “İnsÂNlar çalıp oynarken yakaladım!.” buyurmuyor.. Çünkü buradaki söylenmek istenen benim anladığım kadarıyla söylemek istenen bunların imânlarına mü’min olmalarına engel nedir !.Hakkı Hayrı göremeyiş, bulamayış, olamayışlarına sebebCeryÂNsızlıkları ışıksızlıkları NÛRsuzluktlarıdır..

فَمَا كَانَ دَعْوَاهُمْ إِذْ جَاءهُمْ بَأْسُنَا إِلاَّ أَن قَالُواْ إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
“Fe mâ kâne da’vâhum iz câehum be’sunâ illâ en kâlû innâ kunnâ zâlimîn (zâlimîne).: Azâbımız onlara geldiği zaman, onların DUÂları (yalvarmaları): “Muhakkak ki; biz zâlimler olduk.” demekten başka bir şey olmadı.// Azâbımız onlara geldiğinde.:”Biz gerçekten ALLAH’a şirk koşan, Rasûllerini yalanlayan, inkârda, isyânda ısrar eden zâlim kimseleriz.” diyerek i’tiraftan başka bir savunmaları olmadı.” (A’râf 7/5)

Fe mâ kâne da’vâhum iz câehum be’sunâ illâ en kâlû innâ kunnâ zâlimîn..
Fe mâ kâne.. hiçbir zaman her zaman olmadı.. şöyle oldu demek istiyor başka türlü olmadı onların da’vâsı var ya efendim onlar daha önce bir da’vâ güdüyorlardı değil mi?. “Ne ALLAHı Kitabı kardeşim, biz güçlüyüz vururuz kırarız felân feşmekân!.” diyor muydu?. diyordu fakat, ne zaman ki helâk geldi gece gündüz yakalarından tuttunca ne diyorlar bunların da’vâsı da’vâları ne DUÂsına dönüşüyor ,DUÂları odur..
da’vâhum iz câehum be’sunâ.. bizim baasımız, azâbımız, yakalayışımız yâni yeter deyişimiz daha doğrusu yâni bu ve bunlar hiç burada bir şeye dikkatınızı çekiyorum baas öyle ilginçtir ki, bir Arapçada bir kelimedir ki meselâ “peygamberler baas ettim” der ALLAH gönderdim.. dirilişe de baas denir.. dirilteceğim derken de baası kullanılır ihyâ etmek, yeniden dirilmek temeli nedir biliyor musunuz?. Baasın esası uykudan uyandırmaktır Barbaros!.
ALLAHu zü’L-CeLÂL onların cehâlet, delâlet, gaflet, ihânet uykusundan uyandırılmalarını anlatmaktadır ve bunun sebebi de “böyle zulmedeceğim” için değildir..
“Ey bu halde olanlar vakit varken uyanın!.” demek içindir..
Fe mâ kâne da’vâhum iz câehum be’sunâ illâ en kâlû innâ kunnâ zâlimîn..
bizim uyandırışımız azâbımız derken, ALLAH kendi yarattı kendi başlarını eziyor değil.. “Sizin bu uykunuz gaflet uykunuz, cehâlet uykunuz, zâlimlik uykunuzun CÂNına okurum!.” dediği zamanda ne diyorlar!. Eyvah biz uyuyorduk mahvolmuşuz!. ne olur muş?. ancak “en kâlû innâ kunnâ zâlimîn” demek olurmuş.. “Eyvah biz varya biz biz biz zâlimin tekiymişiz!.” diyecekler yâni derler. her zaman böyledir.. ne zaman azâbımız onlara geldi mi, onlar gerçeği yaşamaya başladılar mı, o Gaflet, Cehâlet, Dalâlet, İhânet Uykuları her ne ise, hangisinde olsa hiç fark etmez, dünyanın en ataist İnsÂNını dahi götürün coşkun selin için düşsün.: “yok mu beni kurtaran?.” diye bağırır.. “Zerdüşt böyle dedi” kitabını yazan herif ateist Fredirick Niçe ne diyordu.: “Zayıf olan ölsün!.” diyordu. İhtiyarlarınca, elden ayaktan düşünce bir “Yaşlı Bakım Evi”ne sığınıyor!. Diyorlar ki.: "Üstad hâni sen zayıf ölsün derdin, sen çoktan ölmeliydin!." Ne diyor son zamanında.: "Ya yanılmışım, ya da ölmeliydim!."
Çünkü o öyle bir şeydir ki Azamettir ki, orada İnsÂN yaratanla yarışamaz!. demek istiyorum..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »


فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ
“Fe le nes’elennellezîne ursile ileyhim ve le nes’elenne’l- murselîn (murselîne).: O zaman kendilerine resûller gönderilen kimselere ve gönderilen resûllere muhakkak soracağız.// Kendilerine özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevli Rasûller, peygamberler gönderilenleri elbette sorguya çekeceğiz. Kesinlikle, görevli gönderilen peygamberleri de sorguya çekeceğiz.” (A’râf 7/6)

Fe.. işte o zaman, böyle olduğu zaman, hemen, böyle oldu mu..
Fe le nes’elennellezîne ursile ileyhim.. muhakkak sorarız soracağız, mutlaka soracağız, sorarız yâni geniş zamanı da gelecek zamanı da kapsayan bir geniş zaman var, sorarız soracağız.. haa, yâni soracağız dedim mi “âhirette soracağız”a götürüveriyorlar.. Kardeşim şu ÂN’da da soruyor zâten.. dün soruyordu, bu günde soruyor ve yarında soracak zâten.. kendilerine Rasûl gönderilenlere sorarız.. mutlaka soracağız, muhakkak soracağız..
ve le nes’elenne’l- murselîn.. gönderilen Rasûllere de soracağız, sorarız bunu.. Rasûl gelene de sorarız, gönderilen Rasûle de sorarız.. niçin, niye onun ikisine de soruyor?. şunun için ki, irsâldir ki =>Kur’ÂN-ı Kerîm ve Rasûl murselîndir.. ALLAH’ın irsâl ettiğidir..
Günümüzde, bunları o kadar sıkıştırmışlardır ki içinden çıkılmaz bataklığa çevirmişlerdir.. öyle ki, “sakın sakın dokunma Kur’ÂN-ı Kerîm’e sonra yanarsın haa!.” Bizim çocukluğumuzda hep böyle derlerdi yâni.. ama Rahmetli Amcam öyle değildi.. çoklarınca “Kara Kaplı Kitab” konmuştu adı neden?. Çünkü bunu ancak medrese de okuyan analayabilirdi.. İşte şu kadar yıl bir sürü şeyler anlatır sana, yedi makamda okur ama, yedi harfin mânâsını bilemez!. Böyle bir zâlimlik içinde geçmiştir asırlar!. Dolayısıyla gerçekte hepimize âit olan bir Kur’ÂN-ı Kerîmdir.. aynı “vahiy” kelimesi gibi.. “ALLAH vahiyetti”.. Vahy ettiyi okursun.. “ALLAH vahiyetti”.. âyeti açıkça iken.. “ALLAH arıya ilham etti” yazıyor tefsirine.. “ALLAH Meryem’e vahyetti.” Âyet bu.. vahyetti.” desen ya!. “Demem, o zaman peygamber olur!.” Diyor.. Peygamber olur, olmazı değil ALLAH celle celâlihu “dilediğime vahy ederim” buyuruyor zâten.. sen vahy etmeyle peygamberliği neden bağdaştırıyorsun!. ALLAH celle celâlihu Peygamberlerini bildiriyor Kur'ÂN-ı Kerîm’inde.. “Onları Rasûl olarak gönderdim” buyuruyor.. “Nebî olarak gönderdim” buyuruyor kardeşim, sen bunu niye götürüp vahiye kadar taşıyorsun yazık değil mi?!.
Onun için de işler karışmıştır!. Birisine.: “İnsÂN Cebrâil’i görebilir mi?.” desem.. “Cebrâil’i ancak Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem götürür!.” Git kardeşim işine!. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in Cebrâil’i gördüğü yüzde yüzdür amennâdır.. Ümmetinin görmesine gerek yok, her ÂN BİZ BİR-İZ-dir..

ALLAHu zü’L-CeLÂL şâhiddir ki, ben anlatmışımdır ALLAH celle celâlihu Rızası için söylüyorum aynen görmüşümdür.. KâBe’nin içinde görmüşümdür, hem de CeNNet olarak görmüşümdür KâBe’nin içini ve demişimdir ki, sağ elimi İnsÂN gibi ışık hüzmesi kalbine doğru elimi soktuğum da dirseğimden daha içeri girdi, çektim elimi ki, elim güneş gibi yanmaya başladı NÛR halinde.. aynen böyle güneş gibi acısız ışıkla yanıyor!..
“Evet siz Cebrâil aleyhisselâmsınız!.” Dedim.. “Evet ve burası CeNNettir ne diliyorsanız olur!.” dedi.. yâni anlatışım ALLAH celle celâlihu Rızası için söylüyorum..
“Her yerden güneş doğsun!.” dedim ÂN’da arka arkaya her yerden güneş doğdu ard ardına yükseldikçe..
Bunlar ın hepsi bir ikrâmdı bana.. neden ikrâmdı bana?.
Çünkü beni KÂBe’ye gönderirken öyle söylemişti Hacı Osman Efendi kaddesallahu sırrahu.: “Evlat KâBe’ye git.. Kapısı “Mültezim”dir. “Lâzım Olanın istenildiği yer”dir.. aradan yaklaş, dokun, kapıya boyun yetişir, atla sol tarafa doğru elinle ara eşikte bir oluk var içerde, ucu dışarıya çıkmıyor oluk aslında iki parmak girebiliyor oraya elini attın mı sıkı tut.. altakı ayak basılan yer kayganlaşmış kayıyor ama oradan tuttunmu durabiliyorsun.. Besmele ve salâvâtla iste!. ALLAH celle celâlihu yerine getirecektir İnşâe ALLAH!.” dedi Hacı Osman Efendi kaddesallahu sırrahu. Yaptım ve aynen oldu şükür!.
Ne demiştim DUÂ’mda.: “Yâ RABBî!. Ben bu KâBe’nin içini görmeden bu kapıdan inmek istemiyorum yâ RABBî!. Ama SEN indirmek istiyorsan buyur indir ne yapabilirim ki!.” der demez bir ÂN’da KâBe’nin içinde buldum kendimi.. Şunun için söylüyorum bunları ki, CeNNet ve KâBe ayrı şeyler değildir. Ayıran aklımızdır Barbaros CÂNım emîn ol aklımızdır!.
ALLAH =>KeLâMuLLAH =>RASÛLÜLLAH EHL-i BEYt =>EHLULLAH =>VELÎYYULLAH ayrı mıdır hâşâ!.
Öyle şey mi olur!. KüLLî ŞEyy =>ALLAH’ın/RABBu’l-Âlemîn’in NÛRUdur=>NAHNU=>BİZ BİR-İZ-dir.. AYRısı gAYRısı olmaz!. Şek ve Şüphe oldu mu =>Şeytânlıktır zâten.. ondan bir şey olmaz hangi elbise giyerse giysin o =>İBLİStir. Pis elbisesini soymak lâzımdır!.
Bunu şunun için söylüyorum yâni Kur’ÂN-ı Kerîm’in/KeLâMuLLAH’ı ne kadar HAYy olduğunu, HAYyatta tek uzanım olduğunu, tek ALLAH ve tek Rasûlüllah bakamından bana göre tek UZANım Rasûlüllah’ı yakalamak içindir.. Kur’ÂN-ı Kerîm çok muazzam bir uç zâten yakaladığın ÂN’da göreceksin meğer Kur’ÂN =>Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in ELİymiş, DİLİymiş, GÖNLÜymiş/KaLBiymiş GÖReceksin..
Ve senin KâBe dediğinin de Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in KaLBi OLduğunu GÖReceksin!.. KâBe dediğiminde “RABBu’l-Âlemînin KaLBi” desem hâşâ olmaz.. KâBe dediğimin ALLAH’ın EVi/Kabı olduğunu göreceksin.. eviymiş meviymiş kim ev ne demekmiş.. Hânedir, ev.. BEYTULLAH/KâBetullah dedin mi “ALLAH’ın Evi “diyor.. Hânetullah de.. O zaman git de “KAB” diyemiyor yâni dese, iş karışacak kıvırtıyor kıvırtıyor!.
Ama bizim işimiz milletle değil yâni İnsÂNlarla değil demek istiyorum.. milletle değil de ama doğruyu anlamamız lâzım onu demek istiyorum, kullanmamız gerekiyor..
Haa ahmak İnsÂNlar vardır, geçerli döviz toplamaz, götürdüğü para orada geçmez acından geberir.. yâni hep Dünyânın buranın dövizini topluyor ve orada geçmiyor!.Bböyle İnsÂNlar gördük hacda umrede yâni.. bir sürü para getirmiş hangi ülkeden Afrikadan almıyor sarraflar, sarraf diyor onlar dövizcilere almıyor.. o adam da ağlıyor sızlıyor.. yâni çok para getirmiş ama bozduramıyor ama almıyor adam diyor yâni geçmiyor Araplar tanımıyor onların parasını..
Haa o zaman, ne topladığına da dikkat edeceksin!.

فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِم بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ
“Fe le nekussanne aleyhim bi ilmin ve mâ kunnâ gâibîn(gâibîne).: Öyleyse onlara, mutlaka bir ilim ile anlatacağız. Biz gâibler (onların yaptıklarından habersiz) değildik.// Onlara, olup bitenleri tam bir bilgi ile, ayrıntılarıyla anlatacağız. Biz bunlara ilgisiz olamayız. Gaybı, Gayb Âlemin’i bilemeyenler değiliz.” (A’râf 7/7)

Fe le nekussanne aleyhim.. Muhakkak, kesinlikle, anlatacağız kıssa edeceğiz..
Kıssa.: Fıkra. Hikâye. İbret verici hikâye. Vak'a. Mâcerâ. Rivâyet..
Kıssa anlatmak o anlamda doğru, yâni kıssalar anlayacak şekle getireceğiz, hikaye masal gibi anlatacağız..

bi ilmin ve mâ kunnâ gâibîn.. İlim ile anlatacağız, BİZ asla onlardan haberi olmayan değildik. BİZ =>BİLEydik =>BİZ BİR-İZdik..
ALLAHu zü’L-CeLÂL böyle buyuruyor.. Andolsun ki bunların bu güne kadar yaptıklarını, tüm ne yapmışlarsa onlara kıssalarını anlatacağız. Kendi kıssalarını, yapıp ettiklerini kesin bir bilgiyle anlatacağız.. BİZ, onlardan asla gâib değildik, gayıbda değildik yâni biz onlar için=>Olduğu HÂLde GÖZükmeyen=>GAÎB idik.. Şah damarından da AKREB/AKRABA/yakîndık.. yâni “karib” dik biz onlara.. Parmakla-Yüzük gibi değildik =>Et-Tırnak gibiydik.. yâni BİZ CeryÂNdık =>bütün ÂLETLerin yüreğindeydik..

وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Ve’l- veznu yevme izini’l- hakk (hakku), fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humu’l- muflihûn (muflihûne).:
İzin günü (hesablaşma günü) tartı (ölçü) haktır (gerçektir). Kimin (sevâb) tartıları ağır gelirse, işte onlar, onlar felâha erenlerdir.// O gün, kullanılacak ölçünün, tartının birimi haktır, adâlettir, Kur’ÂN hükümleridir. Kimlerin tartıları, sevâbları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa, ebedî ni’metlerle mutluluğa erenlerdir.” (A’râf 7/8)

Ve’l- veznu yevme izini’l- hakk.. İzin Günü/Hesablaşma Günü -> ölçü, vezin, tartı ortaya konacaktır bu hakktır.... yevme=>MuhaMMedî Vücûda Geliş Yaşayışına yevm denir aslında.. gün->nehardır.. gece->leyldir.. yevm ise 24 saattir.. şudur budur kardeşim işte yaşamaktır yâni İzin Günü.. İzin Günü nedir.. Hesablaşma Günü, Âhiret Günü işte oraya götürmesi gerekiyor mutlaka burayı serbest bırakacak rahatlasın diye “o gü”n diyor..
“İZN”in aslı şudur; orada tek “ze” ve “elif” vardır ikisi de ALLAH’a âittir.. “ze” sâhibliktir.. “elif” de bizzât ALLAH’a âittir, Uluhîyyet Sâhibliğidir.. bunu MuhaMMedî bir vücûda gelişle yaşayışa sokabiliyorsan Barbaros, sen “yevme izin Şâhidisin”.. Limitte şâhidisin, iğnenin en son ucundaki şâhidisin, kesin şâhidisin!. A’râf’tasın.. yâni A’râf’tasın ki->CeNNet ve CeheNNeM sağında solunda kalır. Hânifsin yâni o ÂN haktır mutlaka olacaktır.. yâni hakikattir, gerçektir, dosdoğrudur, mutlaka hakktır.. ne zaman?. yevme izin olduğu zaman hakk ortaya çıkar..
fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humu’l- muflihûn..
fe men.. kim ki.. onun vezini vardı ya ölçüsü mevazinu tartısı vezini ortaya çıkaran mihengi lafla olmaz diyorum ya dövüzü mövüzü yâni şunları yaptı bunları yaptı diyor.. sekilet ise siklette ise bir şeyler varsa yâni ağırsa..
fe ulâike humu’l- muflihûn.. işte onlar onlar iflah olanlardır.. ALLAH celle celâlehu, Hesablaşma Günü’nü dâimâ esas almıştır.. âhiret olacak.. mahkeme kurulacak, herkes tartılacak.. peki, şimdi ne olacak serbest miyiz?. yâni şimdi olmuyor mu bunlar!. ALLAH’ın Dünyası ve Âhireti mi olur!. ALLAH celle celâlihu her ÂN Şe’ÂN’dadır, İŞİnin başındadır.. Her ÂN yeniden yaratmaktadır.. Bir sistem kurup da onları kendi başlarına sebest/başıboş mu bıraktı hâşâ!.
Düzmece destanlar gibi uydurup uydurup böyle onları oturtmayla olmaz bu iş!.

ALLAH celle celâlihu şu ÂN’da bunların olacağını geniş zaman içinde buyruyor, hatta gelecek zamanı da kapsıyor.. âhirette hesablaşacaksın da, şimdi de hesablaş kardeşim!.
Şimdi hesaplaşlaşıp, hesabımızı sağlam yapalım İnşâe ALLAH!.

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يِظْلِمُونَ
“Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum bimâ kânû biâyâtinâ yazlimûn (yazlimûne).: Ve kimin (sevâb) tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmettiklerinden dolayı nefslerini hüsrâna düşürmüş olanlardır.// Ölçüye tartıya konacak değerdeki amellerinin, sevâblarının kefeleri hafif olanlar, işte onlar, âyetlerimize Kur’ÂN’ımıza karşı, yakışıksız tavır almaları, âyetlerimizle açıklanan sorumlulukları hiçe saymaları, Kur’ÂNı’ın tebliğini, hayata geçirilmesini engellemeleri sebebiyle kendilerini, birbirlerini hüsrâna uğratanlardır.” (A’râf 7/9)

Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû .. kimin ki ölçüsü tartısı hafif ise, işte onlar hüsrâna uğramıştır..
“ve’l- asrı inne’l- İnsÂNa husr.”.. Asnd olasun herkes hüsrâna uğramıştır.. aynı âyeti getir “ve’l- asr”ı buraya koy kim hüsrâna uğramıştır diye.. terazisi hafif olanlar ->İnne’l- İnsÂNe lefi husr.: Bütün İnsÂNlar hüsrandadır..
“Bir daha bakalım bizim terazimizde ne var?” demek durumunda kalırsın..
Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû bimâ kânû biâyâtinâ yazlimûn.. kendilerini hüsrâna düşürdüler, nefisleri kendileri bizim âyetlerimize zulum edenler oldu..
Bir daha baştan gelelim,
Ve men haffet mevâzînuhu.. kimin terazisinde yaptığı işler hafifse, yâni harapsa, hafife almışsa, bildiğini yapıyorsa..
fe ulâikellezîne.. İşte onlar ki, hüsrâna uğradılar, nefislerini hüsrâna soktular.. yâni hasr ettiler..
RuBuBîyyet SENLiği’ni R=>uBuBîyyetten =>RüSûLîyyete =>RüSûLîyyetten =>bana, sana, ona geçici olarak verilen bu “senliği ->Sırr-ı Hılkîyyeti” kendilerinde ebedî zannettiler.. “Her işi biz yapıyoruz!.” Dediler ve EL HALîK ALLAH celle celâlihu’yu devre dışı bıraktılar, hüsrâna düştüler!.
Bütün mesele =>Lâ İLâHe İLLâ ALLAH..tır.. nedir bu?.
“Ben ALLAH değilim =>ALLAH =>ALLAH’tır.” Demektir..
Câhil Softa öyle demiyor.: “ben de biraz bir şeyimdir!.” diyor Neden dolayı böyle oldular?.
BİZİM âyetlerimize zulmedenler oldukları için.. zulmediyorlar.. ne zaman zulmediyorlar?. şu ÂN’da ediyorlar.. gelecekte de edecekler mi?. ederler, ediyorlar ediyorlar.. yâni kim zulm ederse sonu hüsrÂN olur.. bu ateşe kim basarsa bassın => hüsrân ateşinde yanar..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُونَ
“Ve lekad mekkennâkum fî’l- ardı ve cealnâ lekum fîhâ maâyiş’ (maâyişe), kalîlen mâ teşkurûn (teşkurûne).: Andolsun ki, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim kaynakları kıldık. Ne kadar az şükrediyorsunuz.// Biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, size güç itibar ve iktidar verdik, geçim vasıtaları ve geçinme imkânları sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.” (A’râf 7/10)

Ve lekad.. kesinlikle mutlaka üç tane yemîn arka arkayadır burada andolsundur ama;
ve ->yemindir.. le ->muhakkaktır.. kad ->kesinlikle..
Ve lekad mekkennâkum fî’l- ardı.. yemîn olsun, kesinlikle, muhakkak size mekan tâyin ettik, mekan verdik, yerleştirdik, yer yüzünde koordinat verdik..
yâni Barbaros diye bir adam çıktı ortaya insân.. eti var, budu var her şeyi var, bir hacmi var, bir kordinatı var, yeri yurdu var bir mekanı var.. ve cealnâ biz kıldık yaptık lekum sizin için fîhâ bu yer yüzünün içinde,
ve cealnâ lekum fîhâ maâyiş’.. geçim kaynağı mâişet geçiminizi sağlayın diye imkanlar da verdik. Ekin ekin biçin bu hayatın diriliğini sürdürmek için ne lâzımsa yapın dedik..
kalîlen mâ teşkurûn.. amma da çok az şükrediyorsunuz, ne kadar az şükrediyorsunuz, teşekkür etmiyorsunuz.. evet oradaki şekere, zekere gibidir.. şekere.. zikri dâim, fikri dâim, şükrü dâim dem’i olmak çok önemlidir.. şekere nedir şekere ->“çok şükür yâ RABBî!” dedim.. haa şükür mü ettim, şu ÂN’da RüSûLîyyet ve RuBuBîyyet Kevnîyyeti’nin ALLAH’ın her ÂN yeniden yaradışının, CeryÂN gibi İŞ’in içinde oluşunun şâhidi misin, değil misin?. onu söyle bakayım.. şekere bu demektir..
Hayalî bir RABB, hayalî bir inanç, hayalî bir Hayat.. uydur kaydır yâni öyle bir şey.. Kur’ÂN-ı Kerîm’de öyle bir şey yok!.
yâni ben Barboros’a diyorum ki.: “Barbaros teşekkür ederim.” o da diyor ki.: “Hocam neden teşekkür ediyorsun?” “Bana elma gönderdin?.” diyorum. “Hocam ben sana elma felân göndermedim!.” diyor..
Ne zaman teşekkür edilir?. Teşekkür, bir şeyin karşılığında yapılır ki, şükür budur.. yâni buna şâhid oluştur, yoksa boş olur o ne gibi?. ALLAH korusun boşa yapılan ibâdetler gibi her türlüsü.. Ama o zaman ALLAH’ın İzni ve İnâyetiyle Hidâyetiyle Selâmetiyle Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Şehâdet Şerefini ve Şefâat Şifâsına sığınarak, KeLâMuLLAH’ın HAYyu’l- HUu oluşuna sığınarak ve her harfinin değil milyarda birinin dahi ALLAH’tan kuluna gelen Diri HAYylık olduğunu doğru anlayarak, CeryÂN olduğunu anlayarak.. Dışarda şu oluyor bu oluyor.. olur, olabilir biz de İnsÂNız elbette etkilenebiliriz. fakat bir gerçek daha var CeryÂN kesilirse, bu makinâların kavgaları ya da şöyleleri böyleleri, markaları yerle bir olur bunu unutmamamız gerekiyor!.

Onun için RuBuBîyyet Bağını ki, İç Bağımızı diri tuttuğumuz zaman teşükkür olur, şeker olur, RuBuBîyyet Kevnîyyetinin şâhidi oluruz.. HAYy bir Ahmet Çakır ->HAYy bir RABBı vardır, BİZ BİR-İZ haylığı içindedir.. Evet Kendi Kaderini yaşa, şöyle olur, böyle olur, DUÂ eder, günah işlersin ve tövbe edersin!. HAYyatın kendi içinde, SüNNETuLLAH içinde yürür gider.. yürüyen de, yürüten -> BİZ BİR-İZ?>İLe-BİLe..
Temelinde bunun bir ÖZü vardır.. Onun içindir ki, biz hepimiz çok Şükür Namaz kılıyoruz ibâdetlerimizi ALLAH için yapıyoruz, o zaman biraz daha dikkat ediyoruz.. Gerçekten RABBımız’la =>BİZ BİR-İZ için yaptığımız inancımızı yaşamaya çalışırız. Doğrusu budur.. öyle buyuruyor Kendisi.: “Şükredin!”
Yâni.: “Çok şükür yâ RABBî!.” demekle iş bitmiyor..
Bizzât bunun içerisinde RABBımızla =>BİZ BİR-İZ OLduğumuza da Şâhid OLmamız gerekiyor!.
Hâşâ, her şey gerçek de, RABBu’l-Âlemîn mi belirsiz!. Öyle şey mi olur!. Kur’ÂN-ı Kerîm’de tehditler var; şöyle yaparız böyle çatarız diyor ve yapıyor kardeşim yapıyor!. Ahmaklar onu demiyor mu demînden gece gündüz uyuyanların CÂNına okuyoruz diye bunda bir şey görmüyor diye yâni adam uyuyor diye güneş yok mu, yâni gündüz yok mu?.
Bunlar başkalarını ilgilendirir.. Biz ise =>Cehâletten, Gafletten, Dalâletten ve İhânetten nasılve neyle kurtuluruz?. Elbette NÛRULLAHla!. “Nerede NÛRuLLAH kardeşim, nerede NÛRuLLAH?.”
Nerede olacak NÛRuLLAH bir defâ sende UCu.. ALLAH celle celâlihu, seni İnsÂN olarak yaratmış, tümm esmâsını yüklemiş sende şu ÂN’da!. Sen oradan bir gir bakayım!. ALLAH celle celâlihu, sana el verecektir, YEDULLAH/ALLAH ELini verecektir..
EL ->ELe ->EL =>YEDULLAH/ALLAH ELi’nedir..
“İyi Hocam Ahmetle ben el eleyim ALLAH’a şükür!” diyelim ki ALLAH’ın Lütfu Keremi ile öyle olmuştur!.
“İyi de Hocam hangimiz büyük, hangimiz küçük?!.”
Ne hangimizi kardeşim!. “BİZ BİR-İZ” oğlum!.
Onu câhiller konuşur, şunu bunu diye.. öyle şey mi olur bunlar başkasına anlatmak için dışarıya câhilleri anlatmak içindir..
Yoksa Keban mı büyük, ampul mü, laptop mu?. Bunu CeryÂNdan haberi olmayanlar konuşur ve düşünür!. Konuşmaya gerek yok demek istiyorum!.

İşte bu BİZ BİR-İZ-Liği biz kendi içimizde Nefsimiz..
Beden ->Nefis ->Kalb ->RûH =>KuLLukta Sorumlu!.” diyoruz. Bu 4 Unsuru =>BİZ BİR-İZ yaptık mı?.
Lâ ->Beden..
İLâHe ->Nefis..
İLLâ ->Kalb..
ALLAH=>RûH.. var..
->İLâHe ->İLLâ ->ALLAH..
Demesi lâzım, BİZ BİR-İZ olması lâzım!.
Onun için.: ALLAH var ->bir de ben varım!.” demek İKİLiktir Küfürdür, öyle şey yok!. ALLAH =>ALLAH’tır bitmiştir o kadar!. Birisi çıkıp.: “Siz kimsiniz?!.” Diyorsa;
“ALLAHu nûru’s-semâvâtı ve’l- ard.: ALLAH celle celâlihu=>Yerin ve göklerinız NÛRUdur.. o kadar!. Biz yerinen, göklerinen, her şeyinen ALLAH’ın NÛRU’yuz, varmı başka ne diyorsun kardeşim!.
Kur’ÂN-ı Kerîm’i OKU, bana ne soruyorsun OKU!.
“İkrâ’ bismi RABBukellezi.: RABBi’yin İsmiyle, Er RABB İsmiyle OKU!.” buyuruyor ALLAHu zü’L-CeLÂL!. Bismillâhirrahmanirrahîm'den sonra ne buyuruyor =>Haydi Şahdamarından da AKREB/AKRABA/YAKîN OLAN’a bir SELÂM çak Çakırcânım!. yâni BİZ BİR-İZ yap!. Bütün mesele bu!.

Aşkı Duyan===>Bir Kuyu,
Uyarır==>Bin Bir Kuyuyu,
->Şeker Şerbet Bal Keser,
=>Bin Bir Kuyunun>SUyu!.


Ben bunu denemiş bir İnsÂNım, yer altı kuyuları vardır eğer o kuyuların birbirleriyle irtibatı var mı yok mu diye anlamak istiyorsanız, birine iki şişe mavi mürekkeb dökün, öbür kuyunun pompasını çalıştırın eğer bunun suyunu çekiyorsa biraz sonra oradan mürekkeb fışkırmaya başlar!. Ben bunu o zaman yazmıştım, çok eskidir.. aşkı duyan bir kuyu.. ama buraya bir çuval şeker atsanız oradan şeker şerbet çekersiniz, bunun suyunu çektiği için oraya şerbet olarak götürür onu demek istiyorum!. “aşkı duyan bir kuyu” biz paralel bağlıyız ya Ahmet Çakırla.. Ahmet Çakır ALLAH razı olsun bir çuval şeker dökmüş paralel bağlı olduğumuz için uyarır bin kuyuyu.. biz onun etrafında bin kuyu ne yapmışız paralel bağlı olduğumuz için şeker şerbet bal keser.. “uyarır bin bir kuyuyu”.. suyu bir kendi vardı, binde biz olduk bin bir olduk.. ama hepimizden şerbet akıyor maşallah!. Neden?. Biz paralel bağlıyız!. “BİZ BİR-İZ” işte budur.. ALLAH’a ve ->Rasûlüne inananlar.. Rasûl =>ALLAH’a inanlar, MuhaMMedî Mü’minler budur!. vıttırı zıttırıyla öyle kıyasıya oynamak yanlıştır, ALLAH bizi korusun, hepimizi korusun, bizi affetsin, bağışlasın İnşâe ALLAH!.
ALLAH güzellikler yaşatsın, hakkın ve hayrın şâhidi kılsın İnşâe ALLAH!. bir şey sormak istiyorsanız sorabilirsiniz..

Bismillâhirrahmanirrahîm
ALLAHümmesalli ve sellim ve barik ala seydinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve Rasûlike, Nebîyyi’l- ÜMMîyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve ehl-i beytihi ve ümmetihi birlikte..

Bismillâhirrahmanirrahîm
Subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
Subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
Subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..


Neden birlikte dedim çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Hadisde buyuruyor ki.: “Kim bunu üç kere söylerse,” diyor ben de söylüyorum..

ALLAH celle celâlehu Dinimizde Dünyamızda ve Âhiretimizde Hakk Ve Hayır Versin!.
Bizi Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in =>Şefâat Şifâsına, Şehâdet Şerefine =>Hasbî Habibî Merhametine, Muhabbetine, Hakikatına =>Habibî Hasbî Hizmetçi Kılsın ALLAH celle celâlihu!.
HasbunALLAH ve ni’me’l- Vekîl,
HasbunALLAH ve ni’me’l- Kefîl,
HasbunALLAH ve ni’me’l- Kâfî,
HasbunALLAH ve ni’me’l- Nasîr,
HasbunALLAH ve ni’me’l- VeLî,
HasbunALLAH ve ni’me’l- MevLâ,
Gufrâneke Rabbenâ ve ileykel masîr,
Ve hüve alâ küllî şeyin Kadîr
olan ALLAH celle celâlihu bizim kusurumuza bakmasın!.
Bizi KeLâMuLLAH ve Rasûlüllah’ımıza bağışlasın diye DUÂlar edelim, gaybi DUÂlar edelim İnşâe ALLAH!.

Önümüzdeki hafta ya da haftalar olabilir bilmiyorum ne olacağını şey yapamayacağız ben bir ameliyât daha geçireceğim İnşâe ALLAH önümüzdeki Salı DUÂ edelim hepimizin selâmeti sıhati için hepimizin hakk ve hayrı ne ise ALLAH celle celâlihu onu tecellî ettirsin diye DUÂlar edelim!.
Ben de size her zaman DUÂlar ediyorum hakk ve hayr için.. Bütün mesele bin kişi yüz bin kişi meselesi değildir, bir kişidir, tek bir kişi, teke tek bir kişi yeter..
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in =>Deniz Feneri gibi olsun, milyarlarca balığı çağırsın buraya!.
Yeter ki onda NÛR-u MuhaMMed olsun!. O’nun İsmi ALLAH’ın İzni ve İnâyetiyle gerçekten hakikaten O’nun Şeref ve Güzellik ve Özelliklerini taşıyan bir Ahmet olsun İnşâe ALLAH!.
ALLAH celle celâlihu, hepimize AHMED aleyhisselâm’ından Rahmetinden Rahmetler nâsib etsin!.
ALLAHu zü’L-CeLÂLin SELÂMı=>Bütün Özellik ve Güzellikleri MuhaMMedî olanların ki, cümlemize olsun!.
Es selâmu aleykum ve rahmetullah ve berekatuhu..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Eûzubillahimineşşeytânirracîm
BismillâhirrahmÂNirrahîm..


SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
SubhÂNeke ALLAHümme vebihamdike eşhedu enLâ İLâHe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk..
ALLAHümme salli ve sellim ala seyyidinâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve resulike ve nebîyyil ümmîyyi ve ala alihi ve sahbihi ve ehlibeytihi ve ümmetihi..

bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin,
bî Rahmetike erhamerrahîmin irhamnâ!.

Yâ RABBu’l- ÂLeMîn!.


..Orada mısın tarık?.
“Buradayım Hocam tamam biz Âraf Sûresine bakmıştık demiştik ki.: “Âraf, yer yüzünde haccın ilk şartıdır.. Bu ne demek ki?”

Bir kişi Ârafat ’a/Cebeli’r-Rahmet çıkmamışsa asla hac edemez. Ârife Günü Ârafat’a çıkması lâzım gece orada kalması lâzım Âraf DUÂsına, Ârafat DUÂsına çıkması lâzım, şart. Farz. Çıkış olmadan öbürleri işlemez zâten. Bunu atlayıp öbürlerine geçemez kimse!. Hatta o kadar ki Ârafât’ın batısında URENE DeResi diye bir dere var. Ârafât’ın iki üç kilometre batısında.. URENE DEREsinin karşı yüzünde olup zamanında bu yüzüne geçemeyen HACı olamıyor!. Derenin Ârafât tarafına geçen Haccetmiş oluyor!. Öyle net bir çizgisi var yâni!. URENE DEREsine o gitmiştik biz, o sel yatağı gibi bir dere.. şey Ârafat ’a/Cebeli’r-Rahmet’e çıkıp DUÂ yaptıktan sonra gece Âraf DUÂsı yapılıyor.. Ve gece Ârafat’tan =>Minâ’ya doğru yola çıkılıyor. Gece yarısına doğru yola çıkılıyor, sabaha kadar yürünüyor Minâ’ya doğru ya yayan ya da arabalarla yürüyor gibi gidiyor kalabalık olduğu için..
Meş’âri’l- Haram.: Hac zamanında ziyâret edilecek muayyen yer. Cebel-i Kuzah, Müzdelife'de bir yerin ismi..
Meş’âri’l- Haram var MİNâ’ya yaklaşırken.. Hürmet Sınırı demek.. Meş’âr, işâret.. Yâni hürmet edilen sınırın işâreti anlamında söylüyorum.. Meş’âri’l- Haram’da sabah namazı kılınması gerekiyor, hacca kaç kişi geldiyse o kadar.. o sene hacca kaç kişi katıldıysa o kadar.. yarını bir günü yok, illâ o saatte orada olacak yoksa HaCı olamaz.. Bir mahşer ki müthiş bir mahşer yâni ve düşünün yâni bir ovada o kadar milyon insan beş milyon insan düşünün o kadar kalabalık.. Hiçbir vasıtanın girmesi yasak. eğer vasıta ile gelenler olursa orada iner.. Meş’âri’l- Haramdan sonra vasıtaya binemez.. Çünkü yol yok demek istiyorum!.
Ben 1993 de Hacca gittiğim de.. Babam, Annemi kendisiyle Hacca götürmemişti daha önce.. Sonra bana.: “Oğlum, hacca gidersen Anneni de götür, ben götüremedim, götürmedim!.” dedi. Niye götürmemişse götürmemiş o zaman.. “İnşâe ALLAH götürürüm Baba gitmeyi düşünüyorum.” dedim..
Ben, Anam, Fatma Hanım, bir de kocası da çok önce erken ölen Baldız Nadire Hanım vardı.. Üç kadın ve ben tek gittim.. Bunların üçü de ayrı ayrı damardı yapıları huyları.. Şimdiki gibi lokanta hali yoktu çok problemliydi.. çorba felan yapılıyor, buradan azık felan gidiyor.. mutfak var ama kap kacak yok, herkes tenceresini felan götürüyor tâbi problem de çok.. Bir de üç kadının anlaşmazlıkları var biliyorsunuz!. Bir odada iki grup halaka kurup yemek pişirip yenmekteydi.. Bizimkiler sürtüşüyorlar, küsüyorlar vs. Antalyalı diğer gruptan bir kişi bana.: “Hacı, senin hacc’ın 4 tane oldu.. dört kere Hacı oldun arkadaş sen!.” demişti.
Böyle hacc dönemleri geçti başımızdan demek istiyorum..

Neyse, Ârafat’a çıkışımızda ilginçti.. Anam bayağı yaşlıydı.. Âraf yer yüzündeki tepe.. Ârafat Tepesi diyorlar.. Ârifler Tepesi.. bir de bu zâhirdeki Ârifler Tepesi.. Bir de bâtındaki Ârifler Tepesi var, ya da sınırı var!. CeNNetle CeheNNem arası bir Âraf var.. Bunlar, bu deyimler Kur'ÂN-ı Kerîmde okunur.. hiç kimsenin umurunda değildir.. San ki geçmişte bir hikaye anlatıyor gibi, masal anlatıyor gibi okurlar!. Masal anlatıyor ya hani diyor ya Lût Kavmi şöyle yaşadı böyle attı felan.. böyle bir şey anlatılıyor.. o da öyle dinliyor.. zâten hatta CeNNet CeheNNemi de kabul ediyor.. Ama masal anlatıyor diyor.. yâni Ârafta varmış da, Âraftakiler işte CeheNNemdekilerle konuşuyorlarmış da, CeNNettekilerle de konuşuyorlarmış da.. Ondan sonra da tefsirciler ne yapıyor.. o, kafaya taktı ya CeNNettekilerin hepsini başa aldı götürüyor.. CeheNNemlikleri de yerin dibine soktu onları da götürüyor.. Âraf’takiler de şaşırmış kalmış da aradaki orada sınırda.. işte arada kalmışlar gibi görüyor.. çünkü hep burayla kıyasladığı için, buradan kurtulamadığı için.. adama desen ki.: “kardeşim elin ayağın bedenin olmasa da sen olacaksın!.” desen inanamaz, neden?. çünkü materyalist bir inancı var adamın.. o’nun aklı =>aklen ->naklen inanmaya müsâid değil!. inanıyor gibi gözükse dahi inanmamaktadır!. onu demek istiyorum Tarıkcânım..
Bu çok önemli bir şey ve taklidî bir imânı vardır, ne olur ne olmaz diye.. yâni bunun ıcığını cıcığını anlamaya gerek yok!. biz daha önemli işlerle uğraşalım bu işlere kafa patlatacağımıza işte var diyelim yok diyeceğimize gibi..
Halbuki öyle değil RABBu’l-ÂLEMîN’e İnanç =>ekmek yemek su içmek gibi bir olaydır, fiilen yaşanması gerekir. alevereyle dalevereyle olmaz bu iş, doğru olması gerekir, temiz olması gerekir ve bir insan bile konuşmalarını seçip konuşurken ALLAHu zü’L-CeLÂL türlü türlü dillerde, hallerde trilyonlarca insanın akıllarını hayrette bırakacak bir lisanla, Arapların dahi anlamadığı adam Arapca biliyor ama =>Kur'ÂNca bilmiyor, RABBca bilmiyor, MuhaMMedîce bilmiyor!. Kısacası HAKkça bilmiyor!. Bunlar o kadar değişik şeyler ki ve bu gün tekniğin karşısında diz çöken insanlar KÜLLî ŞEYyi Yaratanın karşısında diz çökmekten uzak, herkes kılıyor bizde namaz kılâlim diye çökmekteler!. Bu da korkunç bir şeydir!. Bunları neden söyledim..
Çünkü böyle bir Âraf daha var.. yâni yer yüzündeki Ârafat Tepesi gibi bir Âraf daha var öbür tarafta yahut da, AYNAnın arkasında, yahutta şuÂN’da olup da gözükmeyen Âraf var!. İmam-ı Azam Efendimizin Hanifi Mezhebinde i’tikatte ne diyor .: “Benim inancıma göre CeNNet şu ÂN’da yaratılmış haldedir!.” ALLAHu zü’L-CeLÂL, geçmişten gelecekten münezzehtir!. bir şey yapmış olmaktan olmamaktan!. İnsan aklında bunlar hep Aklını uyuşturuyorsunuz, insanı param parça ediyorsunuz işte!. Hepimiz girip çıkıyoruz ameliyata!. Ne oluyor?. Hiç amaliyat edecek olanlar seninle konuşup dururken uyuyup kalıyorsun, uyandığında nerede ne olduğunu anlayamıyorsun bile!.
Bunlar basit gibi gözüküyor ama hayatın gerçekleri!. Bunlar hangi hayatın gerçekleri!. Dünyâ Hayatının gerçekleri!.
Peki Âhiret Hayatının gerçekleri, ne âhir demek, be de son demek!. Neyin sonu demek?. Bu hayatın bitimi mi, hayal miydi!. Yoksa âhiret mi hayaldir!. AYNAnın arkası mı âhirdir ki, önüne zâhir diyorsun!. İşte bu âhirler ile zâhirler birleştiği zaman, arkadaki SIRRlar SİLindiği zaman!. Âdem Babamızla Havva Anamızın buluştuğu, üremenin yer yüzünde başladığı Somut Âraf Tepesi’ne İnşâe ALLAH gider görürsünüz!.
Âraf Tepesi ile bizim Soyut Âlemde Âraf =>CeNNetle CeheNNem ara kesitinde Âraf’ın aynı NOKta/yer olduğunu görürüz!. Ve insan içindeki çekirdeğin, içindeki üremeyi sağlayan, diriliği sağlayan güç!. Ya da spermin özündeki güç, bilgi beceri!. Şu Dünyânın bütün dâhi/bilgin insanlarını bir araya getirseniz tümünü toplasanız, bir spermin nerede ne yapacağı bilgisine ulaştıramazsınız!.
Bu kadar nettir bu!. Bur sadece insana has da değildir, bütün hayvanatta da böyledir!. Hatta bitkilerde bile böyledir mutlaka!. Meselâ Fıstık Çamları, Antalya da kumlarda olur.. Onların kozalağı öyle bir çatlar ki, kurşun atılıyor sanırsınız çat çat!. Neden?. Çünkü, içindeki tohumu çok uzağa atması lâzım, dibine düşmesin diye mümkün olduğu kadar ileri atar ki oralarda yeşersinler!.
İLâhî SisteM =>ne kadar birbirine bağlı!. Sadece kim farkında değil? Kör akıllar, ham akıllar farkında değil ki, onlara da gerek yok zâten!. “Canı CeheNNeme!.” dediklerim bunlar!. Hakikaten canı CeheNNeme, neden?. Çünkü RABBısından korkmuyor!. desem ben korkmak sözünü sevmiyorum!. Anlamıyorum korkmak ne demek!. yâni burada korkmayan adam, öbür tarafta ateşte yakılıp korkacak, katran kazanı felan olacak iş değil bu!. Bence bu adam saygısız bir adam, kendine değer vermeyen, aklına fikrine vicdanına değer vermeyen, kendini belli bir insanlık sınıfında görmeyen, hayvanca yaşamayı zevk zanneden böyle basit bir insan, saygı değmez bir insan!. Saygıya değmez, hürmet edilmeyecek birisi!. Onun için diyorum.: “CÂNı CeheNNeme!.” diye!.
Yoksa hepsi ALLAH celle celâlihu’nun kullarıdır, Allame-yi Cihân olması gerekmez!. Ne bileyim ben Hasan Dağındaki Deli Anşa ile Kilis Çoban bin kere daha kıymetlidir benim nazarımda!. Âlimler mi?. Yo âlim değiller, hiçbir değiller!.
Kilis Çoban ne dedi.: “Karı şöyle elime sıvazlayıveriyorum abdestim bu işte olduğu kadar oluyor!.” diyor.. “Kar var bir de su mu arayacağım!.” diyor.. “Ondan sonra dönüyorum karın üstüne şöyle. ben sadece bir Fâtihayı bilirim çocukken öğretmişlerdi onu da.. kusurum varımış.. varsa var ne edeyim ben öğrenemiyorum.. tek sûre yatıp yatıp kalkıyorum.. doğru mu kılıyorum Hocam!.” dedi.
Öyle bir doğru kılıyor ki!. Çünkü başka imkanı yok, çâresi yok! “Kafam almıyor yapamıyorum bu yaştan sonra!.” diyor!.
Haa öbürüsü Allâme-yi Cihândı ya!. Evet öyleydi fakat fitnenin de Kralıydı!. Ne ararsan her türlü melânet var!. Ama kürsüye oturup o tarafa geçti mi seyret!.
Bu korkunçtur, “CÂNı CeheNNeme!.” olanlar bunlardır.
Deli ANşada Çoban Kiliste gerçek bir saflık, sadakat, samimiyet, bir neşe, bir güzellik, bir özellik vardır, dürüstlük vardır, yiğitlik/ fütüvvet vardır =>MuhaMMedîyet vardır onu demek istiyorum!. MuhaMMedî Muhabbet vardır, alevere dalevere yoktur!.

İşte bu Âraf Tepesi, Ârafat Tepesi!. O da bir tepedir zâten orada büyük bir beyaz bir taş vardır, insan boyundan yüksektir!. Ârafat Tepesi diye işâret taşıdır, oraya gidilir orada DUÂlar yapılır o gün!.

Âraf Sûresi çok ilginç bir Sûrredir, Örf Sûresidir.. yâni bu İŞin, ALLAH’a KULLuğun ÖRFünü anlatır demek istiyorum!. MuhaMmedî Mârifet Ârifliğini anlatır, ÖRFünü anlatır, Kanununu, Nizamını, Kuralını, Kâidesini, Lâzımını-Lâyıksını kısacası =>ÖRFünü anlatır!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Bismillâhirrahmanirrahîm

وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُونَ
“Ve lekad mekkennâkum fî’l- ardı ve cealnâ lekum fîhâ maâyiş’ (maâyişe), kalîlen mâ teşkurûn (teşkurûne).: Andolsun ki, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim kaynakları kıldık. Ne kadar az şükrediyorsunuz.// Biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, size güç itibar ve iktidar verdik, geçim vasıtaları ve geçinme imkânları sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.” (A’râf 7/10)

Ve lekad.. üç tane yemin arka arkkaya.. bunların üçü de yemindir ve öyledir tek başına;
Ve.. vallahi gibi yemindir.
Le.. muhakkak muhakkak,
Kad.. kesinlikle öyledir..
ALLAH celle celâlihu, bu kadar kesin söylüyor onu demek istiyorum..
Ve lekad mekkennâkum.. sizi mekânlaştırdık, yerleştirdik mekân verdik..
fî’l- ardı ve cealnâ lekum fîhâ maâyiş’.. yer yüzünün içinde size mekân verdik, sizi yerleştirdik ve sizin için neler yarattık, kıldık.. fîhâ.. onun içinde..
maâyiş’.. maayiş mâişet için, geçinmek için..
kalîlen mâ teşkurûn.. amma siz var ya siz ne kadar az şükrediyorsunuz.. siz çok az şükrediyorsunuz.. kalîl kalîl..
bakarsın şükür ediyor gibi gözüküyor.. ne kadar da az şükrediyorsunuz.. RABBımız, şikâyet etmiyor bir gerçeği buyuruyor, insanın yaradılışında bunlar var. “dikkat et!” diyor seni yaratırken bunlar sana yerleştirilmiş mikroplar gibidir, az şükretmek..

وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ
“Ve le kad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ İblis (iblîse), lem yekun mines sâcidîn(sâcidîne).: Ve andolsun ki; sizi Biz yarattık. Sonra size suret (şekil) verdik. Sonra meleklere: “Âdem (aleyhisselâm)'a secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.” .” (A’râf 7/1”)

Ve le kad.. yine üç yeminle.. bu kadar kesin.. yâni yine andolsun ki vallahi billâhi gibi.. hepsi içinde bunun..
ve le kad halaknâkum.. kesinlikle, muhakkak ki andolsun ki, sizi biz halk ettik..
summe savvernâkum.. sonra size sûret verdik.. sizi biz yarattık halk ettik sonra bakın sonra sûret verdik buyuruyor, Bezm-i Elestte yarattığını söylüyor ALLAHu zü’L-CeLÂL nefsi kalbi ruhu var sûret yok gerek yok orası öyle bir âlem değil çünkü sûret âlemi değil yâni sümme savvernakum sonra biz sizi sûretlendirdik şekil verdik…
summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ İblis.. sonra BİZ, meleklere.: “Âdem’e secde edin!” dedik. “Âdem için secdeye kapanın!” dedik.. hepsi secdeye kapandı ama İblis hariç kaldı.. tek İblis hariç.. kesinlikle İblis secde edenlerden olmadı..
CeNNet dediğimiz yerde kim vardı?. Melekler vardı, İblis vardı, Âdem de vardı.. ne yoktu?. sûret yoktu sadece sûret yoktu hiç.. Ne buyuruyor ALLAHu zü’L-CeLÂL.. BİZ, Âdem’i bir sûretin içine soktuk ve dedik ki.: “Secde edin Sûretsizler =>bu Sûretli’ye!." Beden iskelet halinde yatıyor yâni cesed halinde yatıyor.. “Secde edin dedik İblis hariç secde ettiler o asla etmem etmedi!.” yâni şeytân demiyor dikkat edin burada İblis’tir.. İblis, nedir?. “Lebese” kökü elbisenin köküdür..
İblis.. elbise.. öyle bir elbise ki, hakka bâtını giydirir baka kalırsın!. bâtıla hakk elbisesini giydirir hakk diye seni “ALLAH!. ALLAH!.” diye kandırır mı kandırır.. üçt tane âyet var öyle bir kandırır ki “billâhi’l- garur”.. "dikkat edin “ALLAH!. ALLAH!.” diye diye kandırır!” diye.. İblis nasıl yapacak bu işi?. nasıl yapacak Bâtıla->Hak Elbisesi giydirir kendisine kii yapmıyorlar mı yapıyorlar.. insanlar onlara koşmuyor mu böyle olmayanlar acından geberecekler.. be insan yerine konmuyorlar illâ ki tapınması gerekiyor böyle olmayan birisi varsa çıksın!. İmkansız.. neden?.
Çünkü günümüzde öyleysen, şöyle bir petrol yeşili bir elbisen olması lâzım, etrafında insanaların pervâne dönmeleri lâzım, senin Firavunluk yapman lâzım Nemrudluk yapman lâzım!. kardeşim bu gün kesinlikle böyle, başka yolu yok!. İllâ İblis elbiseni giyeceksin.. o elbiseyi giyeceksin, ne elbisesini?. ALLAHu zü’L-CeLÂL kendisi çok güzel buyuruyor “ALLAH Elbisesi”ni giyer buyuruyor.. “billâhi’l- garur”.. ALLAH adına sizi kandıracak olan.. Hizbullah gibi gözükür de, Hizbuşşeytân’a dönüşmüştür zâten.. Ama bu Ahmak Adam ömrünün çoğunda böyle doğru gittiğini zanneder.. çünkü, kendi aklı hür değil, vicdanı hür değil, inancı hür değil, ameli hür değil alevere dalevere hayatı boşa gidiyor onu demek istiyorum!. Yazık mı?. Çok yazık çok yazık hiçbir şey değmez ama gerçekten değmez.. hayatı değmez ya buna inanan bir insan için değer mi işte fır fır geçiyor bir bakmışsın başındasın bir bakıyorsun sonundasın bir şey yoktu zâten.. bir şey yoktu ne demek kardeşim yahu.. bir şey yok mu?. bu ne peki bu hadi diyelim ki materyalist oldun.. ne olursan ol!. iyi de ne olacak yâni, nedir spermlerin dondurulması çağlar sonra tekrar neyi getirebilirsiniz?. Getirdiğiniz de bir şey mi değişiyor?. hiçbir şey değişmez!. SiSTeMULLAH’ın kendisini iyi anlamak bakımından söylüyorum.
ALLAHu zü’L-CeLÂL soruyor şimdi..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ
Resim---“Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuk (emertuke), kâle ene hayrun minh (minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn (tînin).: (ALLAHu TeÂLÂ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men’ eden nedir?” İblis.: “Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi.” .” (A’râf 7/12)

Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuk.. BEN emrettiğim halde, sen emrettiğimde neden secde etmedin ne oluyor sana sana secde etmeyi emrettiğim zaman seni secde etmekten men’ eden nedir?. sana emrettiğim zaman secdeden alıkoyan şeyi bana bir söyle bakayım, neydi ne o buyurdu İblis’e!.
kâle ene hayrun minh.. İblis dedi ki.: “ben O’ndan hayırlıyım, ben Âdem’den hayırlıyım!.”
halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn.. beni ateşten yarattın, halk ettin ve O’nu ise, NÂR’dan değil TÎN’den halk ettin!.”
“beni ateşten halk ettin onu da topraktan halk ettin ben O'ndan daha hayırlıyım” deyip geçebilirsin ama, geçemezsin yalnız geçemezsin geçemezsin o NÂRın içinden, İbrahîm aleyhisselâm olmayınca!. “ben oraya uğramam!.” diyorsan avucunu yalarsın bu kâinâta gelip de Ana Rahmi’nden doğmayan bir İnsÂNın olmadığı gibi!. herkes o CeheNNemin içinde doğar zâten =>o’nu CeNNet yapabilir!. CeheNNemini ->CeNNet yapar!. İblis'ini-Şeytân'ını ->Müslüman yapar!. NEFsini/AKLını =>TÜMMLerr =>TAMMlar da AKL-ı SİLM/Selâmette İnsÂN olur o başka şey!. Afvedersiniz;
Bokunu =>Haka Çevirir.
Gübresini =>GÜLeçevirir.
İnkârını =>İkrâr yapar!..
Bunu herkes yapar da =>AKLı BAŞında Adamsa yapar!. Adam değilse ne yapacak!. İşi-gücü "NÂRdan kaç ->NÛRa koş!." Nere kaçıp nere koşuyorsun!. bunlar aynı şeyin iki yüzü!.
“O’nu TÎNden yarattın ->beni NÂRdan!."


وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ
Resim---“Vet tîni vez zeytûn (zeytûni).: İncire ve zeytine andolsun.”(Tîn 95/1)

TÎN.. yukarki âyette Balçıkken =>bu âyette hemen İncir oluverdi, aynı kelime..
"Efendim "Zeytine yemin ederim!." ne özelliği var?."
Zeytinin ne özelliği olacak =>ZEYtiN =>“Tek Çekirdek”tir ->”TekeTek”tir..
İncir de bir Torbadır ve =>“TekeTek”tir ama “TekeTek”in içinde binlerce yalnız "TEK"-Ler çokça vardır!. O, Çokların Torbasıdır ki basit bir kelime değildir, ayni Kâinât gibidir, her şey kendi başına tektir ama hep beraber bir torbanın içindedirler!.
“Ama Efendim Bedenimde Ayak var, Göz var!." “Evet, şu var bu var hepsi bir torbanın içinde ve buna “bEN” diyorlar..
İşte TÎN böyle bir şeydir.. KESREti/Çokluğu TEKLiyen/VÂHDEt bir şeydir!. TÎN =>toplar yakmadan yıkmadan!.
NÂR/ATEŞ de =>toplar!. NÂR’a/ATEŞ’e bir avuç GÜL atın yakar, bir avuç GÜBRE atın onu da yakar/kendine çevirir!.
Nasıl çevirir?. Yakarak yok ederek çevirir bitirir, işe yaramaz hale getirir, işte öldürür, durdurur!.
Ne zamânâ kadar?. “berden selâmen.: serin ve selâmette” yapıncaya kadar!. Yâni kapı, açık kapı gibidir!.
Eğer baş edebilirsen, aklını vicdânını kullanırsan, ona bir priz takarsan, bir de fiş bulursan =>bütün âletleri çalıştırırsın, hizmetine geçer ve Müslüman olur!.


قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Resim---“Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm (ibrahîme).: “Ey ateş! İbrâhîm (aleyhisselâm)’a serinlik ve esenlik (zararsız ve selâmet yeri) ol!.” dedik.”(Enbiyâ 21/69)

Yoksa CÂNına okur evin, kontak yapar kâinâtı yakar! Bunlar hep ZITLARIN ZEVKİ’ndeki UYUŞUMLar ya da UYUŞUMSUZLUKLardır!. ANLAmadığımız şeyi yapmamızın bir anlamı yoktur ya da, şimdi anlamıyorum belki anlarım dersek o başka!.
yoksa böyle fitneyle sonuç kötüdür!.
Şeytân =>O’nu NÛRdan =>Beni ise NÛRun da ANAsı olan NÂRdan yarattın!.”
CeLÂLLidır çünkü, NÂRdır/Ateştir, CeMÂL yoktur!. İçindeki CeLÂL =>ALLAHu zü’L-CeLÂL’in=>CeLÂLidir ki =>iİÇnde Lütuf ve Lânet beraber olur!. Böyle olmasaTEFRİtte donar ölürsün!. yâni kazık gibi olursun!. Ancak haddinden fazla olursa İFRAtta o zamanda yakar kardeşim kül olursdun!.
İ’TİDÂL/Optimum “berden selâmen” olursa CeNNet olur!.
Normal Hayatımızda İnsÂNda da böyledir değil mi?i
Vücûd Isısı 40 dereceye, 420C dereceye 450C dereceye çıktı mı ifratta =>alev alev yanar ve hemence SUya BUZa yatırırsın, SİRKEyle silersin niye?. 420C ye 400C çıktı diye!.
Peki Vücûd Isısı 30 inerse ne olur?. O zaman da tefritte sıtma tutar!. üstüne ne örterseniz ne koyarsanız koyun o kimse yine donar!.
Ancak İ’TİDÂLde =>CeNNettir.. 37,50C derecede Vücûd Isısının gözünü seveyim =>“berden selâmen”.. yüz sene yaşasın her şey yerinde görünür CeNNettir çünkü, İ’TİDÂLdeldir, İfrat ve Tefrit yoktur!.
Bunu iyi anlamak lâzım onun için söylüyorum!.
Neyimiş meğer İ’TİDÂL=>CeNNetle CeheNNemin ARA KESiti!.

ALLAHu zü’L-CeLÂL buyuruyor ki;


قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَن تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ
Resim---“Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mine’s- sâgirîn (sâgirîne).: (ALLAHu TeÂLÂ).: “Öyleyse oradan in! Artık orada senin kibirlenmen olmaz. Hemen oradan çık. Muhakkak ki, sen alçaklardansın.” buyurdu.” ” (A’râf 7/13)

Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mine’s- sâgirîn..
fehbit minhâ.. oradan yok ol! aşağı in!.
fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere.. yok ol oradan, derhâl çık git CeNNetten!. CeNNetin içinde kibirlenmek diye bir şey senin için asla mümkün değildir!. Sen kibirleniyorsun, kibirlendin.: “beni ateşten yarattın, ben o’na secde etmen!. O’nu Topraktan/ Tîn’den yarattın!” diye..
NEFSine/Kendine;
BEDEL =>BİÇtin,
KIYAS =>KOYdun,
ŞART =>KOŞtun,
SEBEB =>ARAdın!.
Son-UÇunu =>DÜŞÜNmedin!.


Biz Hepimiz bu KULLuk DENEme CeheNNemi İÇİndeyiz!. İçine girmeyecek bir İnsÂN çok zor bulursunuz bu hale düşmemiş İnsÂN!. Nefsim için söylüyorum!. yâni ayrıcalıklı değil!. yâni iyi anlayalım diye söylüyorum!.

fahruc inneke mine’s- sâgirîn.. derhâl çık oradan, hemen çık!. Neden?. çünkü sen sagirlerden/küçüklerden/alçaklardan oldun!. Kebiri bıraktın, kibirlendin!. tersi oldun kebirken sagir oldun, en alçaklardan oldun!.

ALLAHu zü’L-CeLÂL böyle hükmedince ne diyor İblis?.
Bu konuşmalar iki kişi oturmuşlarda karşılıklı atışıyorlar sataşıyorlar değil hâşâ!.
Bu bir oluşumdur!. CeNNetten =>İblisi çekerseniz film kopar ve=>kalakalır bütün âletler o haliyle durur!. Âdem-Havva =>Bacı-Kardeş gibi çırılçıplak birbirini şehvetle görmüyorlar!. Çünkü hiç öyle bir mefhum yok!. çünkü ortada Hevâ-Heves.. İKİ ŞEYlik=>ŞEyy-t-ÂN-Lık yok!.
Bu İKİ ŞEYliği sokmayalım buraya/CeNNete!.” dedin mi =>SistemULLAH susar/durur!.. KULLuk İMkÂNı ve İmtihÂNı OLan KÛN feyeKÛN OYUNu DÜNYÂ SAHNEsine ÇIKmaz/ÇIKamaz AZîZ Kardeşlerim!. Bunu demek istiyorum!.

قَالَ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Resim---“Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn (yub'asûne).: (Şeytân): “Beas gününe (dirileceğimiz güne, kıyâmet gününe) kadar bana izin (mühlet) ver.” dedi.” (A’râf 7/14)

Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn..
Burada bakıyorum da meselâ “fe” yi dikkate almadan tercüme ediyorlar!.
Fe.. mâdem ki öyle, hemen, şimdi bundan sonra..
Kâle enzırnî.. Beni cezalandırmana karşılık bana bir izin ver..
İnzar=>(nazar. dan) Te'hir etme, geciktirme. İmhal...
yâni bana mühlet ver beklet!. Bana ne yapacaksan yap da, onu bir beklet, yâni inzar et, ötele ertele, mühlet ver!.
ilâ yevmi yub'asûn.. Diriltilecekleri Güne kadar, Ba’as Günü’ne kadar.. Ba’as olunacak güne kadar bana izin ver!.
Neler yapacağını da söyleyecek şimdi Ba’as Günü’ne kadar!.

Ba’as Günü’ne bakalım.. Ba’ası nerede kullanıyordu Kur'ÂN-ı Kerîmde..
ALLAH celle celâlihu.: “Bir memlekete Peygamber göndereceğim.” buyruğunda “ba’as edeceğim” diyordu.. Ba’as etmek fiilini kullanıyordu..
“Yahu kardeşim şeytân Peygamber değil, biz de Peygamber değiliz bu fiili niye burada kullanıyor?!.” dersen.
Ne dediğine iyi bak bakayım!
Ne diyor İblis.: “Yâ RABBî! Âdemoğulları KULLuk DENEmesindeyken =>Gaflet ->Cehâlet ->Dalâlet ->İhânet hatta ->Hayvanlıktan da aşağıdaki UYKULarından UYANacaklarına kadar bana müsaade et!. Ben Âdemoğullarını bir hayvan gibi tepe tepe kullanacağım!."
“Ne zaman kullanırım =>yevm..” diyor bakın gece gündüz değil “yevm”.. Kur'ÂN-ı Kerîmde.. Yevmi’l- Kıyameh var, Yevmi’d-Dîn var.. Dînn Günü var.. bir de Yevm-i Yubasûn, Diriliş Günü/Uyanış Günü/Ba’as OLuş Günü =>Hakka ve Hayra AÇILış Günü var!.

Kur'ÂN-ı Kerîmde Yevm-i Yubasûn.:
Hûd11 /7; Nahl 16/38; İsrâ 17/49,52,98; Rûm 30/56..

وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَالْإِيمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِلَى يَوْمِ الْبَعْثِ فَهَذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلَكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Resim---“Ve kâlellezîne ûtû’l- ilme ve’l- îmâne lekad lebistum fî kitâbillâhi ilâ YEVMİ’L- BA’Si fe hâzâ YEVMU’L- BA’Si ve lâkinnekum kuntum lâ ta’lemûn (ta’lemûne).: Ve ilim ve îmân verilenler.: "Andolsun ki ALLAH'ın Kitâbı'ndaki Beas (yeniden diriliş) Günü’ne kadar (mezârda) kaldınız." dediler. İşte bu beas (yeniden diriliş) günüdür. Lâkin siz bilmiyordunuz.// Kendilerine ilim ve imân verilenler ise, dediler ki.: "Andolsun, siz ALLAH'ın Kitâbında (yazılı süre boyunca) Diriliş Günü’ne kadar yaşadınız; işte bu Dirilme Günü’dür. Ancak siz bilmiyordunuz.” (Rûm 30/56)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "النَّاسُ نِيَامٌ فَإِذَا مَاتُوا انْتَبَهُوا.: İnsanlar UYKUdadırlar =>ÖLünce =>UYANırLar." buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfu'l-hafa, 2/312; İmam Gazâlî, , İhyâ, el-Munkızu Min'e’d- Dalâl.)

Resim--- Sevgili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.: “Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu.: Kim ki NEFSini BİLdi/TANIdı, kesinlikle RABBını da BİLdi/TANIdı!.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ II/343 (2532)

Resim---Abdullah İbn-i Ömer radıyallâhu anhumâ'dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle demiştir.:

عَنْ اِبْنِ عُمَرَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: أَخَذَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِمَنْكِبِى، فَقَالَ: كُنْ فِى الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ
"Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem omuzumdan tuttu ve.: “Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol!.” buyurdu.
İbn-i Ömer (bu sözü şerh ederek) şöyle demiştir.:

وَكَانَ اِبْنُ عُمَرَ يَقُولُ: إِذَا أمْسَيْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وَإِذَا أَصْبَحْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الْمَسَاءَ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ لِمَرَضِكَ، وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ
"Akşama eriştiğin de sabahı bekleme, sabaha eriştiğin de akşamı bekleme!. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap!. "
(Buhârî, Rikâk, 3, No: 6416)

DEmek ki =>Henüz Dünyâ’da yaşarken ve KULLuk İmtihÂNı devam ederken GAFLet UYKUsu içinde olmamak için, Dünyâ’da bir Garib veya Bir Yolcu gibi olmak gerekir!.

Konunun daha iyi anlaşılması için başka bir Hadîs-i Şerîf’te;
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir kimseye.:

إِغْتَنِمْ خَمْسًا قَبْلَ خَمْسٍ: شَبَابَكَ قَبْلَ هَرَمِكَ وَصِحَّتَكَ قَبْلَ سَقَمِكَ وَغِنَاءَكَ قَبْلَ فَقْرِكَ وَفَرَاغَكَ قَبْلَ شُغْلِكَ وَحَيَاتَكَ قَبْلَ مَوْتِكَ
"Beş şeyden önce beş şeyi ganimet bil!.:
1-) İhtiyarlığından önce gençliğini,
2-) Hastalığından önce sağlığını,
3-) Fakirliğinden önce zenginliğini,
4-) Meşguliyetinden önce boş vaktini,
5-) Ölümünden önce hayatını!"
buyurmuştur.
(Hâkim, el-Müstedrek, Thk: Mustafa Abdülkâdir Atâ, Dâru'l Kütübi'l İlmiyye, No: 7846, 4/341)

UYNANış/DİRiLme Günü=>ÖLüM UYKUsundan UYANış Günü Her NEFsin CÂNı GırtLağını kapayınca..
Kur'ÂN-ı Kerîm'in BİLdirdiğine göre, Firavun da Ölüm Ânında=>Gafllet Uykusundan UYanınca =>İmân etmeye kalkışmıştı. Ama heyhât!. Son ÂNdaki iman, kimeseye fayda sağlamayacaktır ki!.

حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ اٰمَنْتُ أَنَّهُ لاَ اِلٰهَ إِلاَّ الَّذِى اٰمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِين
وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ آمَنتُ أَنَّهُ لا إِلِهَ إِلاَّ الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَاْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
Resim---“Ve câveznâ bi benî isrâîle’l- bahre fe etbeahum fir’avnu ve cunûduhu bagyen ve advâ (adven), hattâ izâ edrekehu’l- gareku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene mine’l- muslimîn (muslimîne).: Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Böylece Firavun ve onun ordusu, azgınlıkla (zulümle), düşmanlıkla onları takib etti. (Sular), onu boğacak düzeye erişince, (firavun) o zaman.: “İsrâiloğullarının kendisine (O'na) inandığı ilâhtan başka (ilâh) olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben (de), müslümânlardanım (teslim olanlardanım, İslâm'a girenlerdenim).” dedi.// Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik; Firavun ve Askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun).: "İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka İLÂH olmadığına inandım ve ben de müslümânlardanım" dedi.” (Yûnus 10/90)

Peygamber aleyhisselâm Efendimiz ne zaman Dünyâ’ya geldi?. 20 Nisan 571 de doğmuştu!. Evet şu kadar yıl yapar!.
Güzel Kardeşim iyi de, senin için İÇİNdeki Yevm-i Yubasûn/ UYNANış/DİRiLme Günü ne zaman?. seninki ba’as olmadı mı?. İÇİNde bir NÛR-u MuhaMMed Güneşi DOĞmadı mı?.
İçin KARANLık ÖLüm-UYKUsunda mı?. UYANık mı?. DİRİLiş Güneşin DOĞmadı mı?.

Onun için diyorum Baas Günü İÇİNde!.
Ba’as ->Yeniden Diriliş.. Sen bunun adına ne dersen de.. Tekrar Diriltilecekleri Gün!. Efendim Mezârdan Kaldırılanlar GÜNü..
İyi Kardeşm de, senin buradaki/Haytındaki ÖLüm Uykusu Mezârından kalkacağın meçhul!. Çünkü şu ÂN’da o mezâra öyle sahip çıkmışın ki =>Toprak BEDEN senin bin sene yaşasan da mezârın olmuş senin!.
Onun için diyorum =>Kafa-Kalb-Akıl-Fikir-Vicdân çalışmıyor!.

MuhaMMedî Müslümân-Mü’minler olmamız gerekiyor!.
Yoksa tabi ki MuhaMMedî MeLÂMet’in bir anlamı kalmaz!.
Rahmete gidiyorum diye Zahmete düşer!. Afvedersiniz eşekliği yapar!. Yâni ÖMRünce Yanlışlık taşı taşır!.
MuhaMMedî MeLÂMette =>Zahmetler->Rahmete =>CeheNNemler->CeNNete =>Gübreler ->GÜLe DÖNer
Bu böyledir, maddîyyatta da böyledir mânevîyyatta da böyledir!.
İblis ya da Şeytân.: “Be’as Gününe (dirileceğimiz güne, kıyâmet gününe) kadar bana izin (mühlet) ver.”

İblis ya da Şeytân aynı şey fark etmez!. İki ŞEYyliğin Örtüsüne/Elbisesine =>İblis denir..
İblis, RABBımız TeÂLÂ ile münazara ediyor gibi gözüküyorsa da RABBımız TeÂLÂ bize, BİZim için bir şey anlatıyor!.
“Bu “İki ŞEYylik”ğn şu ÂNda İçindesiniz!. sizde de var!.” buyuruyor..
Seç bakalım=>HİZBULLAH mı yokda HİZBÜŞŞEYTÂNTERCihin!. Bu İKİLemden AKLı OLan kimse KAÇamaz!.

قَالَ إِنَّكَ مِنَ المُنظَرِينَ
Resim---“Kâle inneke mine’l- munzarîn (munzarîne).: (ALLAHu TeÂLÂ): “Muhakkak ki sen izin (mühlet) verilenlerdensin.” buyurdu.” .” (A’râf 7/15)

ALLAHu zü’L-CeLÂL dedi ki.. şüphesiz ki sen bu âlemde akılllarıyla imkanlarla imtihân edildiği sürece izinlisin.. sen de bu imtihânın ana malzemesisin, anasısın!. yâni İkİLik/ZITLık Elbisenle sen, inzâr edilenlerdensin, munzarînsin bekletilenlerden, mühlet verilenlerden, izin verilenlerdensin, imkan verilenlerdensin!.
Çünkü soyut bir şey!. Saklamak gizlemek mümkün değil!. melekler içinde öyledir..
Emar çekerken üzerinizdeki şu malzemeler zarar görür, bize bir zarar vermiyor ama bir düğme dahi olsa görüyor.. gömlekle çekinmiş.. gömleğin cebinde diyelim ki nüfus cüzdanının üzerindeki naylon engelleyici!. bak görüyor musun ne kadar hata.. bu kadar zararlı ışın aldın ama oradaki bir işini bilmez maden diye söyledi..

قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
Resim---“Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâteke’l- mustekîm (mustekîme).: (İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sırat-ı Mustakîmin'e onlara karşı (mâni olmak için) oturacağım.” dedi.” (A’râf 7/16)

Ne diyor İblis bu hale düşünce.. kime diyor?. Âdem’e demiyor!. Âdem zâten bir şey yaptığı yok orada yatıyor daha kalkmamış bile.. EDEBsizlik yaparak doğrudan doğruya ALLAHu zü’L-CeLÂL’e meydÂN okuyor!.

Kâle fe bimâ.. artık muhakkak ki hemence bundan sonra bana bak kardeşim der gibi..
agveytenî le ak'udenne lehum sırâteke’l- mustekîm..
fe bimâ.. şu şeyden şundan dolayı ki, beni azgın yaptığından dolayı, azdırdığından dolayı.. ne kadar ağır değil mi?. bana böyle bir yazı yazdığından dolayı, beni buna mecbur bıraktığından dolayı.. daha hiçbir şey yok ortada!. Dünyâdan haberi mi vardı meleklerin şunların bunların.. akıl erecek bir şey mi nereden biliyorlardı!. Sıfır.. haa o zaman yazılan bir şey okuyorlardı demek ki.. kesinlikle kaydedeceğim, oturacağım SENin Sırat-ı Müstakîmin’e oturacağım!. Niçin?.
le ak'udenne lehum.. onlara karşı mutlaka oturacağım..
ALLAHu zü’L-CeLÂL’e diyor.. ben de onları çağırdığın Sırat-ı Müstakîm YOLUNa oturacağım.. oturacağım karargah kuracağım.. mutlaka o yoldan geçmeleri lâzım.. CeheNNem de olsa içinden geçmeleri lâzım..
Ben Şeytânı görürüm kardeşim!. Sen istemiyorsan görmene gerek yok!. sen CeheNNeme girmemeye çalışıyorsun!. ALLAHu zü’L-CeLÂL ise.: “Hepiniz CeheNNemin içindesiniz/uğrarsınız!.” buyuruyor.

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---“Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ RABBike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin RABBinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

Ama Piyasa Din Adamı geçiniyor!. Kur'ÂN-ı Kerîm ile alâkası yok ki o hâlâ CeNNet peşinde!. şu ÂN o’nun =>CeheNNemini =>CeNNet yapmak diye bir derdi yok!. o kimsenin =>İnkârını =>İkrâra çevirmek gibi bir derdi yok! o’nun bir Şeytânı olduğunu ve HizbuşŞeytânlığını =>HİZBULLAHlığa çevirmek diye bir derdi yok!. çünkü o, sanki fırından ekmek alır gibi gidip bir CeNNet almak istiyor!. Öyle şey yok!. Herkes buradan götürür NÂRını NÛRunu!.

Ne diyor Yûnus EMRE kaddesallahu sırrahu BaBa!.
Cehennemden korkan, kıldan ince sırattan geçmek isteyen dünyada kazandığını ALLAH için dağıtmalıdır.:
Korkarısan sen tamutdan (gel) alçak olgıl kamudan,
Ol güni ince köpriden (bil) kamular geçmek gerek..

Geçüp gitmek dilerisen yâ düşmeyeyin dirisen,
Şol kazandugun mâlunı Tanrı’yıçün virmek gerek..
(137/5-6).

Derviş olan, hayatını sırat köprüsünden geçmek üzere düzenler, ona göre yaşar. Çünkü o gün zerre miktarı yapılan iyilik/kötülük karşılığını görecektir.:

Yunus’a göre Hakk’ın yaktığı cehennem ateşi dahi, Allah olunca, gül bahçesidir.:
Pîşrev bize Kur’ÂN durur vatan bize cennet durur,
Ol tamuya HAKk yandurur ol GÜL-i GÜL-ZÂRdur bize..
(333/3).

Pîr Sultan Abdâl kaddesallahu sırrahu da;
"Cehennem dediğin, dal odun yoktur,
Herkes ateşini kendi götürür..”


Bir gün Behlûl'ü üstü başı dağınık, toz-toprak içinde gördüler. Onu bu hâlde gören, uzun bir yolculuktan dönmüş zannederdi. Behlûl Dânâ'nın bir Velî olduğunun farkında olmayan, onu sıradan bir meczub zanneden bazıları, onunla dalga geçmek ve eğlenmek kastıyla sordular.: "Ey Behlûl! Bu ne hâl böyle! Nereden geliyorsun?”
Behlûl'ün cevâbı hiç de onların bekledikleri türden değildi.: "Cehennemden geliyorum!"
Soruyu soranlar kendi kendilerine.: "İşte yine deliliği tuttu, böyle cevap olur mu?" diyerek tekrar sordular.: "Peki, Cehennemde ne işin vardı?"
Behlûl yine hiç istifini bozmadan aynı tavırla.: "Ateş lâzım oldu da onun için gitmiştim..."
Onlar.: "Peki, ateşi aldın mı bâri?..."
Behlûl cevap verdi.: "Hayır, maalesef ateşi alamadım. Cehennemin Bekçileri bana dediler ki.: "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir!..."


فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
Resim---“Fe in lem tef’alû ve len tef’alû fettekû’n- nârelletî vakûduhâ’n- nâsu ve’l- hicâratu, uiddet li’l- kâfirîn (kâfirîne).: Fakat, eğer yapamazsanız ki asla yapamazsınız, o taktirde kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının.” (Bakara 2/24)

Herkes ateşini de, odunu da, suyunu da, suatını da buradan götürür.. orada bir şey yok!. çok dikkat etmek gerekir!. onu demek istiyorum!.
İblis.: “Sırat-ı Müstakîmin'e oturacağım!."

Bismillâhirrahmânirrahîm..
elhamdulillâhi RABBu’l-ÂLEMîN.. errahmânirrahîm.. malikiyevmi’d-din.. iyyâke nabüdü.. iyyâke nestâin.. ihdinâ Sırata-l Müstakîm..


İblis.: “Sırat-ı Müstakîmin'e oturacağım!."
İblis kime diyor bu sözü!?. ALLAHu zü’L-CeLÂL’e diyor!. İblis, bu kadar kuvvetli mi?. Ne kuvvetlisi kardeşim!. İşte mesele burada ya!. Bu İKİLik =>ALLAHu zü’L-CeLÂL’in kendi NÛRundan var ettiği NÂR!.
ALLAHu zü’L-CeLÂL’in kendi İŞi!. Deminden beri onu anlatmaya çalışıyorum!.
Ateşin çokluğunu anladım.. ateş adamın damarlarını patlatıyor.. Ateşin yokluğunda da ise sıtma öldürüyor!.
Onun için orta yolu bulması gerekiyor..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4762
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ A'RÂF SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »


ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ
“Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn (şâkirîne): Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.”[/color] (A’râf 7/17)


Nasıl rest çekiyor Şeytân bakınız!. İblis.: “Sonra, var ya oturdum mu Sırat-ı Müstakîmleri’nin ortasına, oturdum mu yerleştim mi yüreklerine, hayatlarına!.
Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim.. onlara geleceğim, rüzgarın geldiği gibi geleceğim, âletlere ceryanın geldiği geleceğim, İnsÂNa uykunun geldiği gibi geleceğim, CÂNın olup olmadığı gibi geleceğim!. Öyle içerden, öyle CÂNdan ve gizli engelleyemeyeceği şekilde geleceğim!.
Ellerinin arasından ya da önlerinden, eller önde ya..
min beyni eydihim..’e ön demişler.. Ve arkalarından, sağlarından, sollarından geleceğim!.

Dördünü saydı değil mi?!. KÂBE’nin dört yüzünü saydı!. Bir tavanı bir tabanı kaldı!.
ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn.. Onların çoğunu şâkirîn/sana şükredenlerden asla bulamayacaksın!. yaah İblis böyle rest çekmiştir RABBu’l-ÂLEMîNe!. Hâlâ çekmektedir!.
“Hocam hem İblis hem de Şeytân diyorsun yâni böyle birisi mi var?.”
Böyle birisi yok!. Sen varsın ben varım Ahmet Çakırcânım. Bu pozisyonlarda olduğumuz sürece BİZ varız işte mesele bu!. Neden “HİZBUŞŞEYTÂN ve HİZBULLAH” diyoruz!. Neden buyuruluyor?!.
“EL =>EL’e =>EL=>YEDULLAHA” neden diyoruz!.
BİZ BİR-İZ.. BİZ yürekten, yürek elleriyle, gönül elleriyle BİRBİRİMİZe BAĞLıyız!. Bu TEVHiDULLAH ZİNCİRİ öylesine vıttırı zıttırıyla, yellenmeden teyyareyle kopacak bir ZİNCİR değildir!. ALLAH celle celâlihu=>RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellemallah kenetlenmiştir!. İşte bunlardır kopmayan ZİNCİRin Halakaları!.
Şeytânları =>Müslümân olan =>HİZBUŞŞEYTÂNlığı kalkıp =>HİZBULLAHlığı aldığı =>CeheNNemlerin =>CeNNete döndüğü kişiler bunlardır!.
Ne varki, ne acıdır ki İblis.:
ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn..
Çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın!.
Bak bak ne kadar garip değil mi?. “İbâdet edenlerden bulamayacaksın!.” felan demiyor ,yahutta “zikredenlerden” demiyor, “sabredenlerden” demiyor da =>“şükredenlerden bulamayacaksın!.”
Nasıl da 12’den vuruyor bak!. Bununla ilgili âyetler var!.
“Verdiğimiz sürece =>RABBım bana ni’metleri verdi sağolsun.” “Kesiverdiğimiz anda RABBım bana ihânet etti!. diye hainlikle suçlar!.” deye suçlar!.
“ş-k-r”.. Şekere şu İnsÂNın kendi çekirdeğinin içindeki üreme mefhumu gibi, spermin içindeki üreme mefhumu gibi, herkesin yüreğinin içinin içinin içindeki RUBUBîYyet ve RUSÛLîYyet kevnîyyetinin şühûda çıkmasıdır ve şükür buna şâhidliktir!.
Yoksa her ŞEYyi her ÂN Yaratmakta olan RABBımızı hâşâ bir ŞEYymiş gibi.: “Bir Put arıyorum neredesin RABBım çık da SANA selâm çakayım!.” diyenler ALLAH celle celâlihu’nun İSLÂM DîNini Materyalist Batıdan Yunan Tanrılarından öğrenen zavallılardır!.
AsLında İslâmiyet harika bir DîN gerçek doyurucu bir DîN hakikat bir DîN ve bunu bu hayatta yaşayan İnsÂNlarda görüyoruz!.
Meselâ büyüklerimizin eserlerini okuyoruz görüşüyoruz hayretler içerisinde kalıyoruz!. Kaldık!. Hâlende kalıyoruz!.
Hayatın ne kadar basit olduğunu.. 1970 küsurlerde Enerji Bakanıydı Deniz Baykal.. Ben, DSİ’de Baş Mühendis olmuştum!.
O zamanlar da siyâsete elini verenler kafasını vermiş oluyordu!. Abdullah Emre İleri vardı.. CHP’nin senatörü felan olmuştu.. Benim çok yakın arkadaşımdı.. sevdiğim bir İnsÂNdır. İnönü’nün Gençlik Kolları Başkanlığını yapmış birisi.. çok yamandı hayatı boyunca böyle olmuştur..
CHP iktidardaysa =>Namaz kılıyor MSP’lidir!.
MSP iktidardaysa =>Namaz kılıyor CHP’lidir!.
Ve beni 9 kere tâyin çıktı.. Kimseye uşak olmadım!.
Şunu demek istiyorum ki o filmi geriye sardırır bir daha seyrederseniz.: “Vaah!. Vaah!. Yazık OLmuş bu ANADOLU SEVDÂLısı Köy Çocuğuna!”dersiniz!.
“Vaah!.” demeyeni hiç görmedik daha!.

Kim “Vaah!.” Demiyordu?. sâdece DERBENTLi Deli Hasan BaBa kaddesallahu sırrahu demiyordu!. Asla demiyordu!. Onların hiç biri demiyordu!. Vallahi bâzen düşünüyorum da onları ve olanları, yaptıklarımı, yapılanları İnsÂNlığımdan utanıyorum!.
Şu bakımdan söylüyorum.: “ALLAH var keder yok!.” diyorlardı hep!. Acılarımı seyredip üzülenini görmedim!.
Dedikleri en sonunda.: “ALLAH için yaratıldık ALLAH’a döneceğiz!.” Dediğinde kızarak.: “Ben daha Ölmedim!.” Dediğimde sopayı sallayarah.: “Git Geber de öyle gel yanıma!” deyip kovalamıştı!.

O fırtınalar sâkinleşince DUYdum KeLÂMULLAh’dan.:


الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
“Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).: Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: «Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz.» derler.” (Bakara 2/156)

Barbaros Cânım!. ÖLmek ya da DOĞmak kelimeleri maddede doğup maddede ölmek kelimeleri, AYNAnın arkasındaki bütün gerçeği kapatan bir SIRR hâline geldi sanki!.
“Felan tarihten önce, doğduğu tarihten önce TARIK Cân yok muydu?.” Elbette vardı Baba DÖLünde vs..
“ÖLdü tarihten sonra yok mu OLacak?!.”
Kardeşim sen “var, yok dediğin” ile sırtındaki elbise gibi BEDENi söylüyorsun!.
ALLAHu zü’L-CeLÂL de o’nu anlatıyor işte burada zâten!.
Şimdi çıkıpta Koyun Pazarında Kurbanlık Pazarında münakaşa etmiyorlar!.
Bunlar Bezm-i Elest’te oluyor ve daha ortada hiçbir şey yokken!.
Resim
Cevapla

“Kuran-ı Kerim Sohbetleri” sayfasına dön