MUHAMMEDİ TASAVVUF

Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim Azîz Kardeşlerim;

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “El mer’ü alâ dini halîlihi fe’lyanzur ahadüküm men yuhalilü.: Kişi dostunun/Arkadaşının DîNi üzeredir. (onun için her biriniz) İyi bakın kime dostluk ediyorsunuz!.” buyurmuştur.
(Ebu Dâvud,Edeb 12; Tirmizî, Zühd 45; İ. Ahmed II/303,334)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Tâ halluku bi AhLâkiLLahi.: ALLAH’ın AhLâkıyla AhLâklanınız!.” buyurmuştur.
(Fahreddin er-Râzî, et-Tefsîrü’l-kebîr, VII-73)

Resim---Aişe Vâlidemiz’e radiyallahu anha, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in AhLâkı sorulunca.: “O’nun AhLâkı, Kur’ÂN’dı” buyurmuştur.
(Buhârî.)
Aişe Annemiz radiyallahu anha.: Mü’minun sûresinin ilk 10 âyetini oku!.” demiştir.

Resim---Bu Hadis-i Şerif’in benzeri Ömer radiyallahu anhu’den nakledilmiştir.: “Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e vahiy geldiği zaman başının üstünde arı uğuldamasına benzeyen bir ses işitilirdi. Bir gün kendisine vahiy gelmişti. Bir süre bekledikten sonra vahiy durumu ondan kaldırıldı. Sonra Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, kıbleye karşı durdu, ellerini kaldırdı ve şöyle buyurdu.: ALLAH’ım! Biz Müslümanların sayısını artır eksiltme. Bizi İZZETLi/Şerefli kıl, alçaltma. Bize ver, mahrum etme. Bizi gözet, üzerimize başkalarını tercih etme. Bizi memnun et, bizden râzı ol!." Sonra Resûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem sözüne devamla.:
أُنْزِلَ عَلَيَّ عَشْرُ آيَاتٍ مَنْ أَقَامَهُنَّ دَخَلَ الْجَنَّةَ ثُمَّ قَرَأَ {قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ} حَتَّى خَتَمَ عَشْرَ آيَاتٍ (ت عن عمر بن الخطاب)
″BANA 10 âyet indirildi ki, kim onların gereğini yaparsa mutlaka Cennete girecektir″ buyurdu ve sonra.: ″Mü’minler felâh buldular″ âyetiyle okumaya başlayarak, Mü’minûn Sûresi’nin başından 10 âyet okudu.”
buyurmuştur.
(Sünen-i Tirmizî, Tefsir’ul-Kur’ân 24.)

Resim---Aişe radiyallahu anha validemiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in AhLâkını soran kişilere.: “Siz, Kur’ÂN-ı Kerîm’i okumuyor musunuz? O’nun AhLâkı tamamen Kur’ÂNdı!.” buyurmuştur.
(Müslim, müsafirun 139; Ebu Dâvud, Sünen II 2/56 no: 1342)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Her dinin bir AhLâk Düzeni vardır. İslâmın AhLâk Düzeni de =>HAYÂ üzerine kurulmuştur.” buyurmuştur.
(İmâmı Mâlik, Muvatta II-905 no: 9; İbni Mâce, Sünen II-1399 no: 4181)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ta İlk Peygamberlik müessesesinden beri insÂNlar arasında dönüp dolaşarak gelen bir söz vardır.: “Utanmadıktan sonra istediğini yap!.” prensibidir.” buyurmuştur.
(Buhârî, Sahih VII-100)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “İnnemâ bu’istü liütemmime mekârime’l-AhLâki.: Ben AhLâk Yüceliklerini (ikrâmlarını) kemâle erdirmek (tamamlamak) için gönderildim.” buyurmuştur.
(İ. Mâlik, Muvatta Hüsnü’l- Hülûk 18; İ. Ahmed, Müsned II/381)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Şüphesiz olan şu ki Ben Sâlih AhLâkı tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuştur.
(Tirmizî ve diğerleri.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Muhakkak olan şey şu ki ben, Mükerrem AhLâkı tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuştur.
(Kudâî, Şihabü’l-Ahbâr)

Mûkerrem.: keremli, muhterem, azîz, saygıdeğer, ta’zime, hürmete lâyık ve değer olan.
Şihabü’l-Ahbâr.: Kudâî’nin (ö. 454/1062) kısmen alfabetik olarak düzenlediği ve daha sonra seçme hadis literatürüne örnek teşkil eden eseri..


MuhaMMedî OLuş ŞuûRuyLa YAŞAyış =>Her Yerde, Her ZamÂN, Her HâL ve Her Nefeste =>“BİLE”lik İster!.
Bunu için de =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i çok iyi TANIyıp, İZİ üzere göz yaşıyla YÜRÜmek yürekliliği İster!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Siz benim bildiğimi bilseniz, az güler çok ağlardınız.” buyurmuştur.
(Buhârî sahih VII-186)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu buyruğuyla, tantana ve şamatası göklere çıkan bu dünyâda; Hakta ve Hayırda kalarak, i’tidal ve kendi İZİ üzere yürümenin ne kadar Hüsn-İ Niyyet, Ciddîyyet, Samimîyyet ve Sabr istediğine işâret buyuruyor..

KuL İhvÂNi’m =>Yedi Letâifiyin 14 Kulağını AÇ da dinle!.
Oyun istiyorsan sokağa çık, milyonlarca oyunbaz bulacaksın ve seni bekliyorlar.. Yâ RaBBî!. Afvına sığınırım!.

En son HAKk celle celâluhu’ya yürüyen Sahabe-i Güzîn Ebu’t- Tüfeyl radiyallahu anhu.: “Li küllî makamin ma kaal.: Her makamın kendine göre bir sözü (konuşma tarzı) vardır.” buyuruyor..

KuLLukta Şehâdet Âlemimiz olan bu Dünyâ’nın dışına çıkacak da değiliz. Herşeyi insÂNca yâni KULca yaşayacağız İnşâe ALLAH!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Dünyânızdan bana kadın ve güzel koku sevdirildi; Namaz da gözümün nuru kılındı.” buyurmuştur.
(Nesâî VII-61,62; Hâkim, Müstedrek II-160)

Tevhid Terazisinin iki kefesine “Sıdk ve Adl”i ne güzel yerleştiriyor..

Âcizâne ARZum ve ARZım şu ki;
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem AhLâken de CÂMİ’dir.
Tüm peygamberlerin güzellikleri fıtraten kendisinde CEM’ dir.:
Âdem aleyhisselâm’ın =>Tevbesi,
Nûh aleyhisselâm’in =>Şükrü,
İbrâhim aleyhisselâm’ın =>Cömertliği ve Dostluğu,
İsmâil aleyhisselâm’ın =>Sadakatı,
Ya’kûb aleyhisselâm’ın =>Tevekkûlü ve Enini,
Eyyûb aleyhisselâm’ın =>Sabrı,
Yûsuf aleyhisselâm’ın =>Takvâsı,
Dâvud aleyhisselâm’ın =>Özür Beyânı,
Süleyman aleyhisselâm’ın =>Gâniliği,
Musâ aleyhisselâm’ın =>Cehdi,
İsâ aleyhisselâm’ın =>Zûhdü ve Tevâzu’u
v.d..

Tüm bu Güzellik ve Özellikler =>İlâhî Hilkatte =>Mükemmel, Mükerrem, Mübârek Ve Muhteşem bir şekilde Hûlüku’l-Azîm =>NûN Hokkasında toplanıp =>MuhaMMedî AhLâk olarak BİZe ÖRNEK vE MÎRÂS OLmuştur..

Azîz Kardeşlerim;
Huruf-u Mukatta’dan olan “NuN” =>MuhaMMedî Kervanın Kıtmiri âcizâne kardeşinizin Şiir ve Zevklerinde pek çok yerde geçer..
Hepsi o ÂN’ın, o YER’in, o HÂL’in ve o KİMSE’nin ve o ŞEYy’in HİMMEtiyle dOĞan =>Deyiş, Tulûât ve İlhâm Tecellîsidir..

Arapça Harfleri 28’dir. Kur’ÂN’da 28 Peygamber ismi geçer..
29 Sûrenin başlarında Huruf-u Mukatta’/Ayrık Harfler vardır.
7 Nefsimizi Letâifin 4 HâLi vardır.. 4 x 7 = 28 dir.. 4 HâLden kasdım her ŞEYyin =>Evveli-Âhiri-Zâhiri-Bâtını vardır..
Huruf-u Mukatta’.. Şifre Harfler, adetâ bir Esrâr Okyanusudur..
Siz OnLarı OKUrsanız =>OLmaz..
OnLar sizi OKUrsa =>Okyanus OLduğunu ANLArsınız..
Tercih ve Çaba.. Nâsib ve Kısmet İŞi..
Ancak önümüzden NÂSiB Irmağı her ÂN AKıYOR=>Balıkların sırtına senin adın da YAZılmış.. EZELden Nâsibindir.. LÂyıkındır..
ANcak KISMEtin OLması için =>Tercihin ve gerekenlerini VAKtinde Yapman Şarttır.. OLTA ATman =>SeBeBe başvurman da Şarttır.. Lâzımındır..

Azîz Kardeşlerim;
MuhaMMedî Tasavvuf bir SEVdâ İŞidir, sonsuz SEVgidir ve gerçek AŞKkı YAŞAyıştır. ASLa boşuna bir çabalama değildir. Her Yerde, Her ZamÂN, Her HÂLde, Her NEFeste=>Her ŞEYyde ve HerkesLe AŞKuLLaH’ı YAŞAmak MuhaMMedî Mesleği, Mezhebi ve Meşrebidir. MuhaMMedî OLUŞun ŞUÛRUna VARIŞtır bu..

Elime geçeni ve gönlümden geçeni canla başla döküyorum ortaya; alan alır, alınmayan sâhibine kalır.
Sâhibi =>Sâhibimiz RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Biz O’nun malını =>4 Tekerlekli AŞKk Arabasında/(TeVHiD) HAKk celle celâluhu’nun HaLKı’na, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ÜMMetine beleşinden arz eden Seyyâr Sokak Satıcılarıyız.. Tevhid Dellâllarıyız.. Bitip tükenmeden, sıkılıp usanmadan =>“OLsun!. OLmasın!.” demeden =>“OLÂN!.”a RIZA ve bir KARA SEVDÂ ile son nefesimize kadar İnşâe ALLAHu TeÂLÂ..

Kimin ÖZÜ’nde ne varsa, onun emrinde, onun keyfinde, onun sultasında yaşar..
Kiminin Kıblesinde =>Dünyâ.. Kiminin Kıblesinde =>Bozuşmuş cemaatler.. Yalana dayalı Siyâset.. Harama dayalı Ticâret..
Kiminin Kıblesinde ise =>ALLAH celle celâlihu BEYtULLAHı, KELÂMuLLAHı, RASÛLULLAH’ı sallallahu aleyhi ve sellem.. AŞKULLAH.. RIZAULLAH.. ve CEMÂLULLAH..

Meşhur Meseldir ki Mecnûn Leylâ’ya âşık.. Kara SEVdâlı..
ÇöLLerde Perişân ve Pejmürde.. Kurda kuşa Leylâ’sını soruyor..
Bir oymağa uğramış.. Leylâ’mı gören var mı?” diye herkese soruyor.. Güngörmüş Merhametli bir Derviş.: “Ben geçenlerde gördüm, buraya deve yürüşü ile 1 gündüz 1 gecelik yolda çadır kurmuşlardı.. Bugünlerde kalkıp Necef’e doğru gideceklermiş obaları..” der.
Çöl; ıssız, sessiz, sıcak ve acımasız.. Çölün geçit verdiği tek canlı deve.. Deve ise, Mecnûn’da yok.. Mecnûn’da hiçbir şey yok.. Ne akıl, ne düşünme, ne hesab, ne kitâb, ne de para-pul var.. Sadece Leylâ var..
Derviş Baba.: Mecnûn Oğul!. Sana bağışlayacak devem yok. Ancak bir devem var o da yavrulu.. Ne var ki sen buna bin, yola düş git oraya varınca, bırak gelsin.. Geri gelir deve.. Çünkü canının canı olan yavrusu burada!.” der. Mecnûn ale’l-acele biner deveye basar kamçıyı.. Yollar su gibi akar.. Bir zaman sonra Mecnûn’u sıcak ve gaflet basar, uyuya kalır!. Uyanınca devenin geri dönüp nerdeyse oba’ya girdiğini ve yavrusuna koştuğunu görür.. Deveyi döver ve döndürür.. Tekrar yola koyulur.. Tekrar uyur kalır.. Üçüncüsünde deveden iner, gözlerinden öper ve.: “Ey güzel deve!. Sende yavru derdi, bende Leylâ derdi var.. Yavru bu yanda, Leylâ şu yanda.. Kader, Kaderullah!. Sen yoluna, ben de yoluma!. Yolun açık olsun!.” der ve salıverir..
Tozu dumana katan deve =>yavrusuna..
Muhabbet Mesti Mecnûn =>Leylâ’sının Kara SEVdâsına dalar giderler.. O gündür.. Bu gündür.. AŞKk MaSALLımızda..

Bu bir MuHABBEt MaSALLıdır.. Bizde AŞKk ÇocukLarıyız..
Yavrucular =>Kuzeye,
Leylâ’cılar =>KıbLeye..
İki yönde =>Aynı ÂNda yürünemez!.
Ayrı yönde=>İkİ Ata da binilemez!.

Rahmetli Hoca Amcam İki yÖNLü-İkİ YüZLüLer için.:
“Kürsü Dibinde Ağlar,
Köçek Önünde Oynar!.”
derdi..

Azîz kardeşlerim,
MUHAMMEDÎ OLuş Şuûruna ULaşan ÂŞığın:
Zâhiri =>Mezheb-i MuhaMMed,
Bâtını =>Meşreb-i MuhaMMed,
EvveLi =>Mâhiyet-i MuhaMMed,
Âhiri ==>MâLiyet-i MuhaMMed’dir..

Bu ÂLEMde VARLIKLarı ayıran =>Taşıdıkları Vasıfları, Sıfat ve Özellikleridir ki =>Cevher-Hareket-İzâfet-Nicelik ve Nitelikleri ile Sınıflanırlar..
AyrıcaLık başka =>>Ayrı OLmak başka..
MuhaMMedîcilik başka.. =>MuhaMMedî OLuş Şuûruna ERmiş OLmak başka..
Bir insÂN keyfi olarak =>AkLına, Fikrine, Vicdanına ve ÂLemde OLup DuranLara/Doğum, Ölüm v.s.lere rağmen MURADULLAH’ı ve EMRULLAH’ı ANLAMAMak ve YAŞAMAMAk için direnirse.. İbLiSvârî =>“Ebâ!” derse.. KELÂMuLLAH’ta;


وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ
Resim---“Ve iz kulnâ li’l- melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblis (iblîse), ebâ vestekbere ve kâne mine’l- kâfirîn (kâfirîne).: Ve meleklere.: “Âdem'e secde edin.” dediğimiz zaman İblis hariç, (onlar) hemen secde ettiler. (İblis) direndi ve kibirlendi. Ve kâfirlerden oldu.” (Bakara 2/ 34)

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى
Resim---“Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), ebâ.: Ve meleklere.: “Âdem (aleyhisselâm)'a secde edin!” demiştik. İblis hariç, hemen secde ettiler. O (iblis), direndi (secde etmedi).” (Tâ-Hâ 20/116)

Bir başkası da İmkÂNla İmtihÂN ÂLeMi olan bu Gurur/kandırma ÂLeMînde =>ayıkmış olarak Sürûr/(inandırma) ÂLeMî’ni YAŞAr ve YAŞAtırsa BİZ de.: “Birincisine =>Ahmak!. İkincisine =>ÂŞık” dersek.. Elbette =>Hak Sözdür..

Yâ HAYyu Yâ KAYyum!. Lâ İLâHe İLLâ Ente =>Bî-Rahmetike Estegisu.: Eyy Hakkıyla DİRİ ve KÂİM/ayakta duran, dâim olan, yarattıklarını her an yönetip koruyan ALLAH’ım!. SENden başka İLÂH yoktur. Rahmetinle SEN’den yardım diliyorum!.
EL Aman Yâ Muheymîn YâRABBenâ!


ÂRiFLer =>SUSarsa =>YÜCeLir!.
ÂŞIKklar =>SUSarsa =>ÖLür!.
Onun içindir ki =>ÂŞIKLar=>EhL-i ÇiLLedir..

AŞKkuLLAH=>NeBîLerin, ReSûLLerin, RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’in ve EHL-i BEYt’in KÂR-ü-BELÂ ÇiLLe YoLudur..
Bir Şiirimde =>“Sekiz Cennetimin AŞı =>Yedi Cehennemim ATEŞinde PİŞer.. demişim..

Bu SONsuz “Yusebbihu!” MAHŞERİ’nde =>hER ÂN=>MuhaBBet SAZImızın AŞKk Akordu BozuLur durur..


يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---"Yusebbihu lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ardı'l-meliki'l-kuddûsi'l-azîzi'l-hakîm (hakîmi).: Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sâhibi, eksiklikten münezzeh, AZÎZ ve HAKÎM olan ALLAH'ı tesbih eder." (Cumâ 62/1)

MuhaMMedî Şeriatte =>SÖZ ESaStır=>>“Ben!” denilir.
MuhaMMedî Tarikatte =>SOHBEt ESaStır=>>“Sen!” denilir.
MuhaMMedî Ma’rifette =>ZEVK ESaStır=>>“O!” denilir.
MuhaMMedî Hakikatte =>HAZZ ESaStır=>>“......” sukût edilir ki,
Sükût OLup =>KONUŞan KuL OLamaz!..
HAKk celle celâluhu EZEL-EBED BâKi’dir..

AŞKk =>CâHiLi =>ÂCiZ/ KabiLiyetsiz KıLar..
AŞKk =>ÂCiZi => AZîZ/İZZEtLi-ŞerefLi KıLar..


يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Resim---Yekûlûne le in reca’nâ ile’l- medîneti le yuhricenne’l- eazzu min hel ezell (ezelle), ve lillâhi’l- izzetu ve li resûlihî ve li’l- mû’minîne ve lâkinne’l- munâfikîne lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Onlar.: “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır!” diyorlardı. Hâlbuki İZZEt/asıl üstünlük, ancak ALLAH’ın, PEYGAMBERİ’nin ve MÜ’MİNLer’indir. Fakat Münâfıklar (bunu) bilmezler!." (Munâfikûn 63/8)

Mü’minleri de İzzet Sâhibi OLduğunu BİLdiren bu Âyet-i Celîle Kur'ÂN-ı Kerîmde tek âyettir..
İzzet.: Bir kimse zelil iken kavi’ ve kudret sahibi olmak. Ziyâdelik ve üstünlük. * Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak. * Bulunmaz derecede az olan şey..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Mü’minin İZZEti; O’nun, insÂNlara karşı istignâsıdır (ihtiyaçsızlığı, zengin tavırlı duruşudur).” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym, Hilye II-253)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “ALLAH celle celâluhu bir Sözü=>Ancak Ameli ile, Sözü ve Ameli de=>Ancak Hulûs-i Niyyet/Temiz, Saf, Halis Niyyet ile kabul buyurur!.” buyurmuştur.
(Hâzin el-Bağdâdî, Câmiʿu’l-usûl)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.14. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem,
Resim HİDÂYET REHBERİ ve UMUT İMÂMIDIR.:


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem =>HER TOPLUMA HİDÂYET REHBERİ ve UMUT İMÂMI OLUŞta da NEBîYyü’L-ÜMMîdir.:
Kur'ÂN-ı Kerîm Peygamberimiz aleyhisselâm’ın Nebîlerin sonuncusu olduğunu vurgulayan “Hâtemü’n-Nebîyyîn” terimi ->Arapça’da.: “Bir işi tamamlayıp sona erdirmek, bir şeyin sonuna damga vurmak, bir yazı veya belgeyi, mühürlemek anlamına gelen “h-t-m kökünden türemiştir.

(Râğıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî garîbi’l-Kur'ÂN-ı Kerîm (Beyrut: Dârü’l-İhyâ, 2002), s. 149.)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in TEBLİĞİ’nin EVRENSELLiği Kur'ÂN-ı Kerîmde.:


شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Resim---“Şehru ramadânellezî unzile fîhi’l- kur’ânu huden li’en- nâsi ve beyyinâtin mine’l- hudâ ve’l- furkân (furkâni), fe men şehide minkumu’ş- şehra fe’l- yesumh (yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar (uhara) yurîdullâhu bikumu’l- yusra ve lâ yurîdu bikumu’l- usra, ve li tukmilû’l- iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn (teşkurûne).: Ramazan ayı... İnsanlar için hidâyet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’ÂN onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). ALLAH, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidâyete) ulaştırmasına karşılık ALLAH'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.” (Bakara 2/185)

إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللّهُ وَلاَ تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا
Resim---“İnnâ enzelnâ ileyke’l- kitâbe bi’l- hakkı li tahkume beyne’n- nâsi bimâ erâkallâh (erâkallâhu). Ve lâ tekun li’l- hâinîne hasîmâ (hasîmen).: Doğrusu BİZ sana gerçeğin ta kendisi olan kitab (Kur’ÂN)'ı indirdik ki insanlar arasında ALLAH'ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin. Sakın hâinlerin savunucusu olma!” (Nisâ 4/105)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَآمِنُواْ خَيْرًا لَّكُمْ وَإِن تَكْفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Resim---“Yâ eyyuhâ’n- nâsu kad câekumu’r- resûlu bi’l- hakkı min rabbikum fe âminû hayran lekum. Ve in tekfurû fe inne lillâhi mâ fîs semâvâti ve’l- ard (ardı). Ve kânallâhu alîmen hakîmâ (hakîmen).: Ey insanlar, şüphesiz Resûl size RABBinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü ALLAH'ındır. ALLAH Bilendir, Hüküm ve Hikmet Sâhibidir.” (Nisâ 4/170)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءكُم بُرْهَانٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا
Resim---“Yâ eyyuhâ’n- nâsû kad câekum burhânun min rabbikum ve enzelnâ ileykum nûran mubîn (mubînen).: Ey insanlar RABBinizden size 'kesin bir kanıt (burhân)' geldi ve size apaçık bir NÛR (Kur’ÂN) indirdik.” (Nisâ 4/174)

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Resim---“Kul yâ eyyuhe’n- nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihi’n- nebiyyi’l- ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn (tehtedûne).: De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; BEN, sizin hepinize (gönderilen) ALLAH'ın RESÛLÜyüm. O ki; semâların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka İLÂH yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse ALLAH'a ve O'nun Ümmî, Nebî, Resûlüne ÎMÂN edin ki; O, ALLAH'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidâyete eresiniz.” (A’râf 7/158)

الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
Resim---“Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ile’n- nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtı’l- azîzi’l- hamîd (hamîdi).: Elif lâm râ. RABB'lerinin izni ile insanları karanlıklardan nura; AZÎZ, HAMÎD olanın yoluna çıkarman için SANA indirdiğimiz kitaptır.” (İbrahîm 14/1)

إِنَّ فِي هَذَا لَبَلَاغًا لِّقَوْمٍ عَابِدِينَ
Resim---“İnne fî hâzâ le belâgan li kavmin âbidîn (âbidîne).: Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur'ân'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.” (Enbiyâ 21/106)

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا أَنَا لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Resim---“Kul yâ eyyuhe’n- nâsu innemâ ene lekum nezîrun mubîn (mubînun).: De ki: “Ey insanlar, sizin için ben sadece bir nezirim (uyarıcıyım)!” (Hacc 22/49)

تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا
Resim---“Tebârekellezî nezzele’l- furkâne alâ abdihî li yekûne li’l- âlemîne nezîrâ (nezîren).: Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkân'ı indiren (ALLAH), mübârek'tir.” (Furkân 25/1)

وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ
Resim---“Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîû’z- zikra ve yekûlûne innehu le mecnun (mecnûnun).: Ve inkâr edenler, zikri (Kur'ân'ı) işittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gözleri ile devirirler. Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnûndur (delidir).” derler.” (Kalem 68/51)

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ
Resim---“Ve mâ huve illâ zikrun li’l- âlemin (âlemîne).: Ve O (Kur'ân), âlemlere zikirden (öğütten) başka bir şey değildir.” (Kalem 68/52)

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem HER TOPLUMA HİDÂYET REHBERİ ve UMUT İMÂMIdır.:


قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Resim---“Kul yâ eyyuhe’n- nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyi’l- ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn (tehtedûne).: De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; BEN, sizin hepinize (gönderilen) ALLAH'ın RESÛLÜyüm. O ki; semâların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka İLÂH yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun Ümmî, Nebî, Resûlüne îmân edin ki; O, ALLAH'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidâyete eresiniz.” (A’râf 7/158)

وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلآ أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
Resim---“Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbi h(rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd (hâdin).: İnkâr edenler derler ki: "Ona RABBinden bir âyet (mucize) indirilseydi ya."SEN, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidâyet önderisin.” (Ra’d 13/7)

فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبِينِ
Resim---“Fe tevekkel alâllâh (alâllâhi), inneke ale’l- hakkı’l- mubîn (mubîni).: Öyleyse sen, ALLAH'a tevekkül et. Muhakkak ki sen, apaçık (bir şekilde) hak üzeresin.// O halde, ALLAH’a dayanıp güven, işlerini ALLAH’a havale et. SEN ALLAH, insan, kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni açıklayan apaçık hak dininin öğretmeni, yaşayanı ve uygulayıcısın.” (Neml 27/798)

وَآخَرِينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Resim---“Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huve’l- azîzu’l- hakîm (hakîmu).: Ve henüz kendilerine ilhak olmamış (katılmamış) olan, onlardan sonrakilere de... Ve O; AZÎZ'dir (üstündür), HAKÎM'dir (hüküm ve hikmet sâhibidir).// O peygamberinin tebliğini, eshab ile birlikte aynı çağda yaşamayan, daha sonra gelecek bütün diğer kavimlere, insanlara, mü’minlere ulaştıracak, vicdânlarını temizleyecek, Kur’ân’ı ve Sünneti öğretecek mü’minleri görevlendiren, müesseseleri kurdurandır. O Kudretlidir, Hikmet Sâhibi ve Hükümrandır.” (Cum’a 62/3)

O =>RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem ki;


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ RAHMETEN Lİ’L- ÂLEMİN (âlemîne).: Seni BİZ, sadece ÂLEMLERE RAHMET olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Resim---“Mâ kâne MuhaMMedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâteme’n- nebiyyin (nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ (alîmen).: MuhaMMed (aleyhisselâm), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat ALLAH'ın RESÛLÜ ve Nebîler'in (Peygamberler'in) HATEMİ'dir (Sonuncusu). ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb 33/40)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim---“Yâ eyyuhen nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).: Ey NEBÎ (Peygamber)! Muhakkak ki BİZ, SENİ Şâhid, Müjdeleyici ve Nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Resim---“Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ (munîren).: Ve O'nun (ALLAH'ın) izni ile ALLAH'a dâvet eden ve NÛRlandırıcı sirâc (kandil) olarak (gönderdik).” (Ahzâb 33/46)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n- nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne eksere’n- nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Ve BİZ, SENİ (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve Nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ 34/28)

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
Resim---“Huvellezî ersele resûlehu bi’l- hudâ ve dîni’l- hakkı li yuzhirehu ale’d- dîni kullihî ve lev kerihe’l- muşrikû (muşrikûne).: Resûlü’nü Hidâyet ile ve (esasları unutulmuş olan) dînlerin hepsinin üzerine, izhâr etmek (açıklayıp doğrusunu isbat etmek) için, HAKk DÎN (ALLAH'ın Ezelî ve Ebedî olan DÎNi) ile gönderen O'dur. Ve müşrikler, kerih görseler bile.” (Saff 61/9)

Kur'ÂN-ı Kerîm'de Her ÜMMete bir Peygamber gönderilmiş iken.:


وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ فَإِذَا جَاء رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُم بِالْقِسْطِ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ
Resim---“Ve likulli ummetin resul (resûlun), feizâ câe resûluhum kudıye beynehum bi’l- kıstı ve hum lâ yuzlamûn (yuzlamûne).: Her ÜMMetin bir RESÛLÜ vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez.” (Yûnus 10/47)

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Resim---“Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibû’t- tâgût (tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhi’d- dalâleh (dalâletu), fe sîrû fî’l- ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetu’l- mukezzibîn (mukezzibîne).: Ve andolsun ki BİZ, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). ALLAH'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) ictinâb etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, ALLAH hidâyete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).” (Nahl 16/36)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kur'ÂN-ı Kerîm'de te'yid ve tahkîm edilmiştir;


وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلآ أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
Resim---“Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih (rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd (hâdin).: İnkâr edenler derler ki.: "O’na RABB’inden bir âyet (mucize) indirilseydi ya."SEN, yalnızca bir Uyarıcısın ve her topluluk için bir Hidâyet Önderisin.” (Ra’d 13/ 7)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>İNsÂNLara ve CİNLere TebLiğ Peygamberidir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Diğer Peygamberler kendi kavimlerine hususi olarak gönderilmiş, fakat BEN bütün insanlara Peygamber olarak gönderildim.” buyurmuştur.
(Buharî, Teyemmüm, 1, Salât, 56; Müslim, Mesâcid,3; Nesaî, Gusul,36; Darimî, Salât, 111)

وَإِذْ صَرَفْنَا إِلَيْكَ نَفَرًا مِّنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْآنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا أَنصِتُوا فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا إِلَى قَوْمِهِم مُّنذِرِينَ
Resim---“Cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik, Kur'ÂN'ı dinlemeleri için. Onun huzuruna geldikleri zaman “Susun, dinleyin!” dediler. Sonra (Kur'ÂN-ı Kerim okuması) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.” (Ahkâf 46/29)

قَالُوا يَا قَوْمَنَا إِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا أُنزِلَ مِن بَعْدِ مُوسَى مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ وَإِلَى طَرِيقٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---“Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musâ'dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden HAKk'a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm'e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler.”(Ahkâf 46/30)

يَا قَوْمَنَا أَجِيبُوا دَاعِيَ اللَّهِ وَآمِنُوا بِهِ يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
Resim---“Ey kavmimiz! ALLAH'ın davetçisine icabet edin. Ve O'na îmân edin ki, sizin günahlarınızı bağışlasın ve mağfiret etsin (sevâba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun.”(Ahkâf 46/31)

وَمَن لَّا يُجِبْ دَاعِيَ اللَّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْأَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِن دُونِهِ أَولِيَاء أُوْلَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Resim---“Ve ALLAH'ın davetçisine icâbet etmeyen kimse, yeryüzünde (ALLAH'ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun ALLAH'tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.”(Ahkâf 46/32)

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى بَلَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Resim---“Onlar, gökleri ve yeri yaratanın ALLAH olduğunu görmediler mi? Ve O, onları yaratmaktan yorulmaz. Ölüleri diriltmeye kaadirdir. Evet, muhakkak ki O, herşeye kaadirdir.”(Ahkâf 46/33)

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Resim---“Ve o gün kâfirler ateşe arz olunurlar. Bu gerçek değil mi? (denince).: “Evet, RABBimize andolsun (ki gerçek).” dediler. (ALLAH): “Öyleyse inkârlarınız sebebiyle azâbı tadın.” dedi.”(Ahkâf 46/34)

Resim---Alkame radiyallahu anhu'den Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den rivâyetinde.: MuhaMMed (aleyhisselâm'e cinlerin bir dâvetçisinin geldiğini; Peygamberin dâvete îcâbet ederek cinlere Kur’ÂN okuduğunu; cinlerin Kendisinden ne tür yemek yemelerini sorduğunu; O'nun da.: “Üzenlerine (kesilirken) ALLAH'ın İsmi okunmuş olan her (hayvan) kemiğin(in) cinlerin yiyeceği, ve her deve tezeğinin de cinlerin hayvanlarının yemi olduğunu.” söylediğini; bundan sonra da Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in kemik ve tezekle tahâretlenmeyi müslümanlara yasaklamış olduğunu göstermektedir.. buyurmuştur.
(Alkame’den, Müslim: Kitâbü’s-Salât, c.I, s. 332); Ebû Hureyre (Buhârî. Kitâbu’-l Menâkibi’l- Ensâr, c.IV, s. 240-241) ve Abdullah bin Mes'ud'dan da, Ebû Dâvûd: Kitâbü’t-Tahâre, c.I, s.9.)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem Kâinatı SEVgi Kalkanıyla Korumaktadır.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Sizden biriniz kendisi için sevip istediğini kardeşi için de istemedikçe imân etmiş sayılmaz” buyurmuştur.
(Buhârî, İmân, 7.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Benimle ümmetimin benzerliği ateş yakan bir adamın misali gibidir. Bazı haşerat ve hayvanlar ateşe düşmeye başlar. Ben sizin eteğinizden tutup çekerken siz ateşe düşmeye atılıyorsunuz” buyurmuştur.
(Tirmizî, Emsâl, 7 (2874.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben, Tövbe ve Merhamet Peygamberiyim.” buyurmuştur.
(İbn İshak, Siretü İbn İshak, thk. Muhammed Hamidullah, Konya, 1981, s. 123..)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben mü’minlere kendi nefislerinden daha yakınım. Kim geride bir mal bırakırsa o vârislerinindir. Kim de borç bırakırsa onu ödemek bana düşer, bana getirin ben onun MevLâsıyım” buyurmuştur.
(Semânî, Tefsîru’l-KurÂN, thk. Ebu Bilal Ganîm b. Abbas, Riyad 1997, IV, 259; Suyûtî, Dürrü’l-Mensûr, Kahire 2003, XI, 727.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “BEN, ancak öğretici olarak gönderildim.” buyurmuştur.
(İbn Mâce, Mukaddime 17.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “BEN, Lânetçi olarak gönderilmedim. Ben ancak ve ancak RAHMEt olarak gönderildim.” buyurmuştur.
(Müslim, Bir 87.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH BENi, zorlaştırıcı ve şaşırtıcı olarak değil, aksine ÖĞRETİCİ ve KOLAYLAŞTIRICI OLarak gönderdi." buyurmuştur.
(Müslim Talak 29.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ya Âlim ol, ya Öğrenen ol, ya (bunları) Seven ol, ya Dinleyen ol, beşincisi olma, helâk olursun.” buyurmuştur.
(El-Aclunî, Keşful Hafa, c.1,s.138.)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem de kendisinin bütün insanlara gönderilen bir Peygamber olduğunu bildirmiştir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Benden önceki peygamberlerden hiçbirisine verilmeyen beş şey bana verildi. :
1-) Bir aylık mesafeden korkuyla yardım edildim.
2-) Bütün yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı. Ümmetimden birisi, namaz vaktine nerede denk gelirse orada kılsın.
3-) Bana ganimetler helâl kılındı.
4-) Benden önceki peygamberler sâdece kendi kavimlerine gönderildikleri halde, ben bütün insanlığa gönderildim.
5-) Ve bana şefâat hakkı verildi.”
buyurmuştur.

(Buhâri, Teyemmüm 1; Salât 56; Müslim, Mesâcid 3; Nesâî, Gusül 26; Dârimî, Siyer 28; Salât 111.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben, diğer peygamberler üzerine altı şeyle üstün kılındım.:
1-) Bana, Cevâmiu’l-Kelim verildi.
2-) Düşmanlarımın kalplerine korku salmakla yardım edildim.
3-) Bana ganimetler helal kılındı.
4-) Yeryüzü bana temiz ve mescit kılındı.
5-) Bütün yaratıklara peygamber olarak gönderildim.
6-) Peygamberlik benimle sona erdirildi.”
buyurmuştur.

(Nesâî, Gusl 26, Mesâcid 42; Buhârî, Cihad 122; Nesâî, Cihad 1.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Nefsim Kudreti Elinde olan ALLAH’a yemin olsun ki, Yahûdi olsun, Hristiyan olsun şu topluluktan beni işitip de, gönderildiğim şeye inanmadan ölen kimse, cehennemliktir.” buyurmuştur.
(Müslim, Îmân 240.)

Bizleri daha Dünyâya gelmeden Anne Rahminde Merhametle donatan ALLAH celle celâlihu, Sılâ-yı Rahim Yatağımız Anne Rahmine hitâben.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH celle celâlihu.: “BEN RAHMÂN’ım, o da RAHİMdir. O’na KENDİ İSMİM’den bir isim (RAHİM’i) verdim. Onunla ilişkiyi sürdürenle BEN de ilişkimi sürdürürüm. Onunla ilişkisini kesenle ben ilişkimi keserim!” buyurdu.” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Zekât, 45.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem,Vedâ Hutbesi'nde.: "Kadınların sizin üzerinizde hakları vardır, onlar size ALLAH'ın EMÂNEtidir." buyurmuştur.
(Heysemî, Mecmâu 'z-Zevâid, Beyrut I 982, III, 266.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben RAHMEt olarak gönderildim, Lânet etmek için gönderilmedim” buyurmuştur.
(Müslim, Birr ve sıla, 87.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Siz yeryüzündekilere rahmet edin ki, gökyüzündekiler de size rahmet etsin!.” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Edeb, 58.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BEN, BedDUÂ etmek için gönderilmedim, RAHMEt olarak gönderildim." buyurmuştur.
(Müslim, Sahih, Birr, 87 (Hadis no: 2599).)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ashabına çocukları SEVmelerini tavsiye etmiş ve çocuğunu hiç öpmediğini söyleyen bir Bedevî’ye.: "ALLAH kalblerinizden MERHAMEti çıkardı ise BEN ne yapabilirim ki!." buyurmuştur.
(İbn Mace, Sünen, Edeb, 3 (Hadis no: 3665.)

Resim---Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Torunu Hasan aleyhisselâm'ı öpüyordu. Yanında da Temim Kabilesinin ileri gelenlerinden Akra İbn Habis vardı. Akrıl, Peygamber aleyhisselâm'n çocuğu öptüğünü görünce.: "Benim 10 çocuğum var, onlardan hiçbirini öpmedim!." dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Şu muhakkak ki, merhamet etmeyene merhamet olunmaz. İnsanlara merhamet etmeyene ALLAH da merhamet etmez!." buyurmuştur.
(Buharî, Sahih, Edeb, 18.)

Resim---Peygamberimiz aleyhisselâm’ın çok üzüldüğünü gören Sahabilerden Biri.: "Yâ Rasûlallah! Onlar Müşrik Çocuklarıydı!." dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de.: "Farkında değil misiniz? Sizin en hayırlılarınız da Müşriklerin Çocuklarıydı. Aman ha çocukları öldürmeyin!. Çünkü onlar fıtrat üzere doğarlar.” buyurmuştur.
(El Hindî, Kenzü '1-Ummâl, Beyrut 1985, IV, 591.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra ana-babası onu Yahûdî, Hıristiyan veya Mecûsî yapar” buyurmuştur.
(Buhârî, “Cenâiz”, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22-25.)

Resim---Bir gün bir Yahudinin cenâzesini götürüyarlardı Mescid’in önünden, cenâzeyi gören Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ayağa kalktı. Sahabiden biri.: "O Yahudidir!." dediğinde, Peygamber, aleyhisselâm.: "Ama İNSÂN değil mi?." buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, Mısır 1895, VI, 6.)

Resim---Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Sabah Namazını tamamlayınca yüzünü ashabına döner ve.: "İçinizde hastası olan var mı? Ziyâret edelim.” “Hayır!” derlerse, “Peki cenâzesi olan var mı? Defnedelim." buyurmuştur.
(el-Hindî, Kenzü 'l-Ummâl, Beyrut 1985, VII, 50.)

Resim---Peygamberimiz aleyhisselâm'ın İnsÂNlara olan SEVgisini anlatan Enes radiyallahu anhu.: "Rasûlullah'a 10 sene boyunca hizmet ettim. Vallahi ne bana kötü bir şey söyledi, ne.: “öf!.” dedi, ne yaptığım bir şey için.: “Niye yaptın?” ne de yapmadığım bir şey için.: “Niçin yapmadın?” dediğini duymadım." buyurmuştur.
(el-Hindî, Kenzü 'l-Ummâl, Beyrut 1985, VII, 208.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Vedâ Hutbesi'nde, bütün insanlık için; kadın erkek eşitliğine, suçlara ve suçların nasıl çözülmesi gerektiğine dair büyük öğütler buyurmuştur.:
* Emânet alınan şey geri verilmelidir.
* Faizin kaldırılması..
* Kan davalarına son verilmiştir.
* Erkeklerin kadınlara şiddet uygulamamasının gerektiği.
* Irkların birbirinden üstünlüğü yoktur: İslama göre hiçbir ırk bir diğerinden üstün değildir. Bu nedenle herkes eşit görülmeli ve kimse kendini bir diğerinden üstün görmemelidir..


Özetle Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ÂLEMLere RAHMEt OLarak gelmiş bir Peygamberdi. ÂLEMLerin YARATICısı ALLAHu zü’L-CeLÂL O'na.: "HaBîBim" buyurmuştur.
(Suyütî, el-Hasâisü 'l-Kübrâ, Beyrut 1985, II, 330.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.15. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem'in
Resim ŞEFÂATı.:



Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, dünyâ hayatında çektiği büyük çilelerin meyvesi olarak ÂLEMLERE RAHMEt olması ve ŞEFÂAt yetkisi verilmiştir..


أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا أَنْ أَوْحَيْنَا إِلَى رَجُلٍ مِّنْهُمْ أَنْ أَنذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُواْ أَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِندَ رَبِّهِمْ قَالَ الْكَافِرُونَ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ مُّبِينٌ
Resim---“E kâne linnâsi aceben en evhaynâ ilâ reculin minhum en enziri’n- nâse ve beşşirillezîne âmenû enne lehum kademe sıdkın inde RABBihim, kâle’l- kâfirûne inne hâzâ le sâhırun mubîn (mubînun).: Onlardan bir adama.: "insanları uyarması, iman edenleri müjdelemesi" için vahyetmemiz insanlara acâib (garip) mi geldi? Muhakkak ki onlar için, RABB'lerinin yanında (katında) sıddıklar makamı vardır. Kâfirler şöyle dediler.: “Muhakkak ki bu, mutlaka apaçık bir sihirbazdır.”// İçlerinden liyâkatli ve güvenilir bir adama.: “Bütün insanları, sorumluluk hesap ve cezâyı hatırlatarak uyar ve iman edenlere, imanlarında sadâkat gösterenlere ayrılan RABBleri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele” diye vahyetmemizde, insanların hayretini mûcib olacak bir şey mi var? Üstelik kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, ALLAH’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler bir de.: “Bu apaçık bir sihirbazdır!.” diyorlar.” (Yûnus 10/2)

Kademe sıdkin.: önce geçmiş, önce bulunmuş, sâlih ameller ve Şefâat Makamı. Sıdk Makamı..


وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا
Resim---“Ve mine’l- leyli fe tehecced bihî nâfileten lek (leke), asâ en yeb’aseke RABBuke Makâmen MahMûdâ (mahmûden).: Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nâfile (ilâve) olarak O'nunla (Kur'ÂN'la) Teheccüd Namazı kıl! RABB'inin seni MAKAM-ı MAHMUD'a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.” (İsrâ 17/79)

Makam.: ayakta durulan yer.
MahMud.: övülmüş.
Makam-ı MahMud.: ŞEFÂât Makamı olduğunda müfessirlerimiz müttefiktir.


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’de bu âyeti celîle hakkında.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hüve’l-Mâkamu’llezi EŞFEhu fihi li ÜMMetî.: Bu, üzerinde, ÜMMetime ŞEFÂât edeceğim MAKAMdır.” buyurmuştur.
(İmâm-ı Ahmed, müsned 2/441, 528)

ŞEFÂât.: birinin suçundan geçilmesi için veyâ dilediğinin yerine getirilmesi için edilen aracılıktır. Şifâ sunuştur..
ŞEFÂât.: insÂN kendisini, bir başka ihtiyaç sâhibi kimse ile onun ihtiyacını giderme hususunda ortak olurcasına, âdetâ kendinin diğer yarısı kılarsa ŞEFÂâtçisi olur. Çifti, eşi, benzeri, yarısı kılmasıdır. Zengin mü’min ->fakîr mü’minin cihâda gitmesi için ŞEFÂâtçisi iken; zengin münâfık ->fakîr münâfığın cihâddan cayması için ŞEFÂâtçisi olur..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “İşfeûu tû’ceru.: ŞEFÂâtçi olun, ecir kazanın!.” buyurmuştur.
(Buhârî, Zekât)

Resim---ÜMMetine, MuhaMMedî Metodunu esirgemeden can-ü-gönülden en ince detayına kadar bildiren ve yaşayan Azîz, Kerîm, Raûf ve Rahîm OLan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Övünmek için söylemiyorum.. Kıyâmet Günü olunca Peygamberlerin İmâmı, Hatîbleri ve ŞEFÂât (hususunda) Sâhibleri BEN olacağım!.” buyurmuştur.
(İmâm Ahmed, İbni Mâce, Ebu Yâ’la, Hâkim, Tirmizî, Ve’r Ruyanî babasından)

مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا
Resim---“Men yeşfa’ ŞEFÂâtten haseneten yekun lehû nasîbun minhâ, ve men yeşfa’ ŞEFÂâten seyyieten yekun lehu kiflun minhâ. Ve kânallâhu alâ kulli şey’in mukîtâ(mukîten).: Kim güzel bir ŞEFÂâtle (iyilik yapılmasına) yardım ederse, ondan (o iyilikten) onun bir nâsibi olur. Ve kim kötü bir ŞEFÂâtle (günah işlenmesine) yardım ederse onun da ondan (o şerrden) bir payı olur. Ve ALLAH, herşeye mukayyet olandır (gözetendir).// Kim hayırlı bir işe aracılık eder, haklı bir meselenin çözümünde üstün çaba gösterirse, onun kazandıracağı nimetlerden pay ve sevâb kazanır. Kim de kötü bir işe aracılık eder, haksız bir mesele için koşuşturursa onun da işin vebalinden sorumluluğunu gerektiren bir payı olur. ALLAH her şeyi denetler, amelleri kaydeder, karşılığını verir.” (Nisâ 4/85)

Kûut.: azık, gıda..
Mukitin.: ihtiyacını veren, gözeten, bekleyen. İYiLik yapıp, iyiliğe ihtiyacı olanı veren. Kötülük yapıp, kötülüğe ihtiyacı olanı veren.


وَقُل رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
Resim---“Ve kul RABBigfir verham ve ente hayru’r- râhımîn (râhımîne).: Ve de ki: “RABBim, mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir) ve rahmet et (Rahîm Esması ile tecelli et). Ve Sen, RAHÎM olanların en hayırlısısın.”//“RABBim, beni ve mü’minleri koruma kalkanına al, bağışla, bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın' de.” (Mü’minun 23/118)

Dünyâ İmtihÂNhânesinde; Dünyâ Sevgisi Hastalığına yakalanmış Kalb Hastalarına;
Şerîat-ı MuhaMMedîyye Bahçesinde,
Tarikat-ı Hamîdîyye/MahMudîyye Hastahânesinde,
Başhekim, Tek Hekim, Hekim-i Mutlak MuhaMMed aleyhi’s-selâtü ve’s-selâm, ŞİFÂ’nın Membağı’dır. Rahmetin, Muhabbetin, Şefkatin ve ŞİFÂnın tâ kendisi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem..

El AHAD celle celâluhu’ya HAMDetmeyi kendisinden öğrendiğimiz AHMED aleyhisselâm’a sonsuz teşekkürler ettiğimiz makam. Türkçesi; NÛR-u MuhaMMed’e kavuşma yurdumuzdur. Gerçek Basîret ve Mârifet bundan sonra tertemiz ve sıhhatli bir Letâif Sistemi ile başlar.
Öyle bir Sâhib ki Sâhibimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, El HAMÎD celle celâluhu’ya tek mazhar olan ZÂTtır..


وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Vahfıd cenâhake li menittebeake mine’l- mu’minîn (mu’minîne).: Ve mü'minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger.// Sana, senin tebliğ ettiğin Kur’ÂN’a ve sünnetine tâbî olan, peşinden gelen mü’minlere kol-kanat ger.” (Şuarâ 26/215)

لاَ تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِّنْهُمْ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake li’l- mu’minîn (mu’minîne).: Onlardan bir kısmına çifter çifter (bol bol) met'a olarak verdiğimiz şeylere gözlerini dikme. Onlar için mahzun olma. Mü'minlere (kalblerine îmân yazılmış olan kimselere) kanatlarını indir (mutevazi ol, himaye et).// Sakın, kâfirlerden birkaç çiftini, bir takımını faydalandırdığımız dünya malına tamah etme, göz dikme. İman etmiyorlar diye üzülme. Mü’minlere kolkanat ger.” (Hicr 15/88)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir hâcetini arzeden olunca;


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanındakilere dönerek.: “Bu adama ŞEFÂât ediniz, ecir kazanırsınız. ALLAH, Peygamberinin Lisânı ile dilediğini yapar!.” buyurmuştur.
(Ebu Musâ’l-Eşâri radiyallahu anhu dan; Buhârî, Müslim)

ŞEFÂât.: kişinin yanlışdan dönüşü nedeniyle (tevbe) günâhının afvı için aracı olunmasını istemektir. ŞŞEFÂâti kabul edene “Şefi’-Müşeffi” denir. ŞEFÂâti dileyene “Müşeffâ” denir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Muhteşem Makam-ı MahMud’unun maharetini iyice ANLAyaBİLmek için bizzât kendisini sahih hadislerden dinleyelim.:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Her Peygamberin müstecâb/kabul edilir bir DUÂsı vardır. Her Peygamber o DUÂyı yapmada acele etti. BEN ise, bu DUÂmı Kıyâmet Günü’nde ÜMMetime ŞEFÂât olarak kullanmak üzere sakladım. Ona, İnşâe ALLAH, ÜMMetimden şirk koşmadan ölenler nâil olacaktır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Tevhid 31; Ebu Hureyre radiyallahu anhu dan; Müslim, imân 334)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “ŞEFÂâtî liehli’l- kebâiri min ÜMMetî.: ŞEFÂâtim, ÜMMetimden büyük günâh işleyenler içindir.” buyurmuştur.
(Câbir radiyallahu anhu dan; Tirmizî, Kıyâmet 12-2437; Ebu Dâvud, Sünen23-4739; İbn Mâce, Zühd 37)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: İbrâhim aleyhisselâm hakkındaki İbrâhim 14/36 âyeti ile İsâ aleyhisselâm hakkındaki Mâide 5/118 âyetini okumuş ve ellerini kaldırarak “Yâ RABBi! ÜMMetî! ÜMMetî!.” diye dDUÂ etmiş ve ağlamış, bunun üzerine ALLAH celle celâlihu.: “Yâ Cibril! MuhaMMed’e git, ona.: “Niye ağlıyorsun?.” diye sor. RABB’in onun niye ağladığını pek alâ bilir ya!” demiş. Cibril de ona gelerek sormuş. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisinin ne söylediğini ona haber vermiş hâlbuki ALLAH onun ne söylediğini pek alâ bilir. Nihâyet ALLAH celle celâlihu.: “Yâ Cibril! Git MuhaMMed’e şunu söyle: “BİZ seni ÜMMetin hakkında razı edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz!.” buyurmuştur.”
buyurmuştur.
(Abdullah b. Amr b.As radiyallahu anhu dan; Müslim,İmân 346 (202))

Resim---Enes radiyallahu anhu’den rivâyetle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Kıyâmet Gününde insÂNlar birbirlerine girecekler. Hz. Âdem aleyhisselâm’a gelip.: “Evlâdlarına ŞEFÂât et!.”diye talebde bulunacaklar. O ise.: “Benim ŞEFÂât yetkim yok. Siz İbrâhim aleyhisselâm’a gidin!. Çünkü o Halilullahtır!.” diyecek. İnsÂNlar Hz. İbrâhim aleyhisselâm’a gidecekler. Ancak o da.: “Ben yetkili değilim! Ancak Hz. İsâ aleyhisselâm’a gidin. Çünkü o Ruhullahtır ve O’nun kelimesidir. (Kelimullah)” diyecek. Bunun üzerine ona gidecekler. O da.: “Ben buna yetkili değilim. Lâkin MuhaMMed (aleyhisselâtû ve’s selâm)’a gidin!.” diyecek. Böylece BANA gelecekler. BEN onlara.: “Ben ŞEFÂâte yetkiliyim!” diyeceğim. RABB’imin Huzuru’na çıkmak için izin tâleb edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde (huzurunda) durup, ALLAH celle celâluhu’nun ilhâm edeceği ve şu ÂNda müktedir olamayacağım hamdlerle ALLAH celle celâluhu’ya medh-û-senâda bulunacak, sonra da RABB’ime secdeye kapanacağım. RABB TeÂLÂ.: “Ey MuhaMMed!. Başını kaldır!. Dilediğini söyle, söylediğine kulak verilecek, ne arzu ediyorsan iste, tâlebin yerine getirilecektir! ŞEFÂâtte bulun, ŞEFÂâtin kabul edilecektir!.” buyurulacak. Ben de.: “Ey RABB’im! ÜMMetimi, ÜMMetimi, ÜMMetimi istiyorum!.” diyeceğim. RABB TeÂLÂ “(Çabuk onların yanına) git! Kimlerin kalbinde buğday veyâ arpa danesi kadar imân varsa onları ateşten çıkar!.” buyuracak. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra RABB’ime dönüp, önceki hamd-û-senâlarla hamd ve senâlarda bulunacağım, secdeye kapanacağım. Bana öncekinin aynısı buyurulacak. Ben de.: “Ey RABB’im! ÜMMetim! ÜMMetim!” diyeceğim. Bana yine.: “Var, kimlerin kalbinde hardal danesi kadar imân varsa onları da ateşten çıkar!.” denilecek. Ben derhâl gidip bunu da yapacak ve RABB’imin yanına döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana, evvelki gibi.: “Başını kaldır!”denilecek. Bende kaldırıp.: “Ey RABB’im! ÜMMetim! ÜMMetim!.” diyeceğim. Bana yine.: “Var, kalbinde hardal danesinden daha az miktar da imân olanları da ateşten çıkar!” buyurulacak. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer RABB’ime dönecek, o hamdlerle hamd-û-senâ da bulunacağım. Sonra secdeye kapacağım. Bana.: “Ey MuhaMMed! Başını kaldır ve (dileğini) söyle, sana kulak verilecektir! Dile, tâlebin verilecektir! ŞEFÂât et, ŞEFÂâtın kabul eldilecektir!.” buyurulacak. Ben de.: “Yâ RABB’im!. Bana “Lâ İLâHe İLLâ ALLAH” diyenlere ŞEFÂât etmem için izin ver!” diyeceğim. RABB TeÂLÂ.: “Bu hususda yetkin yok! Lâkin İzzetim, Celâlîm, Kibriyâm ve Âzametim hakkı için “Lâ İLâHe İLLâ ALLAH” diyenleri de ateşten çıkaracağım!.” buyuracak.” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu dan; Buhârî, Tevhid 19,36,37; Müslim, İmân 322, 193)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben Kıyâmet Günü Âdemoğlunun Efendisiyim!. Acaba bunun neden olduğunu biliyor musunuz?.” diye başlayan hadis-i şerîfde.: Kıyâmet Günü tüm halkın toplanıp tahammül edilemez sıkıntı içinde bunalarak ŞEFÂâtçi aradıkları, Âdem aleyhisselâm, Nûh aleyhisselâm, İbrâhim aleyhisselâm, Musâ aleyhisselâm ve İsâ aleyhisselâm’a gidecekleri ve sonunda MuhaMMed aleyhisselâm’e gelecekleri, yukardaki minvâl üzere Rasûlullah aleyhisselâm.: “Ey RABB’im ÜMMetim! Ey RABB’im ÜMMetim! Ey RABB’im ÜMMetim!.” buyurunca, ALLAHu zü’L-CELÂL’in.: “Ey MuhaMMed! ÜMMetinden, üzerinde hesab olmayanları CeNNet kapılarından sağdaki kapıdan içeri al!. Esâsen onlar, diğer kapılarda da insÂNlara ortaktırlar!.” buyuracağını bildirmiştir..
(Ebu Hureyre radiyallahu anhu rivâyeti ile; Buhârî; Enbiyâ 3,8; Müslim, İmân 327, 194; Tirmizî, Kıyâmet 11-2436)

İşte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Makam-ı MahMud ve Livâü’l-Hamd Sancağı Şerefi.. ŞEFÂat-i Kûbra Sâhibi Habîbullah sallallahu aleyhi ve sellem’in MuhaMMedî ÜMMetini kul hakkından şiddetle men’ etmesinin sebebi =>hesapsızlara->CeNNete Çağrısıdır. Hesabı olanlar için ise, bir önceki hadiste buyurulanlar olacaktır..

Azîz kardeşlerimiz;
MuhaMMedî Neş’e bir bütündür, külldür. Tümüyle tektir. Onun için iyi DUYmamız ve UYmamızla ULAŞabiliriz. Cenâbı ALLAH celle celâluhu’nun bize Ni’met-i Uzması/en büyük ni’meti olan MuhaMMed aleyhisselâm; Dinimizin, Dünyâmızın ve Âhiretimizin =>Şâfiî’si (ŞEFÂâtçisi) KuLLuk Derdimizin =>ŞİFÂsıdır.
AHMED aleyhisselâm’ın AHAD TeÂLÂ’ya hamd ve halkına ŞEFÂat Makamı olan Makam-ı MahMud’undaki Livâü’l-Hamd/hamd sancağı altında =>Merhâmet, Muhabbet, İsmet ve İffet içinde hesabsız CeNNet Ehli OLan, MuhaMMedî OLuş ŞUÛRUnu Kelime-i Şehâdetle YAŞAyanlardan OLmak için İyiniyet, Ciddîyet Ve Samimîyyetle Teslimîyyet ve İSTiKâMette AZMimiz ve ALLAH TeÂLÂ’nın Kur'ÂN-ı Kerîmi’ndeki BİZim için DUÂLarına ÂMiN deyişimiz MuhaMMedî ERdemimizdir..

RABBımız TeÂLÂ’nın BİZim için Kendi DUÂ’sıyla;
EL Hamdulillâhi RABB’i’l- âlemin.. Âlemlerin RABBı’na hamd ederim!.
RABBu’l- ÂLeMîn’e =>Kur’ÂN-ı Kerîmce =>RABBu’l- ÂLeMînce DUÂederiz!.

HasbunALLAH veni’mel- VekîL,
HasbunALLAH veni’mel- KefîL,
HasbunALLAH veni’mel- KÂFî,
HasbunALLAH veni’mel- NaSîR,
HasbunALLAH veni’mel- VELî,
HasbunALLAH veni’mel- MeVLâ..
Gufrâneke RABBenâ!.
Ve ileyke’l- masîr,
Ve hüve alâ KüLLî ŞEYy’in Kadîr!.

Âmin Yâ RABBenâ celle celâlihu!.

HasbunALLAH veni’mel- VekîL.: O, ne büyük ni’met veren bir VEKÎLdir ki, BİZim vekâletimizi almıştır El VEKÎL celle celâlihu olan O’dur.. Çünkü hiçbir şeye karşılık olarak O’na bir şey vermek mümkün değildir yâni, Hasbîdir. VERdiğinin hepsi kendi Lütfü Keremînden, İzzeti Şerefinden verir KüLLî ŞEYy’i yaratan ALLAH celle celâlihu..
*
HasbunALLAH veni’mel- KefîL.: O, ne muazzam bir kefâlet BİZim vekâletimizi almıştır, kefâletimizi almıştır Muazzam, Muhtaşem Bütün Esmâların Sâhibi RABBu’l- ÂLeMîn..
*
HasbunALLAH veni’mel- KÂFî.: O; KüLLî ŞeYyi Yaratandır, her hususta Lâzım ve Lâyıkınca Hasbîce yeterli olan ALLAH celle celâlihu..
*
HasbunALLAH veni’mel- NaSîR.: O, ne Muhteşem ne Mübârek/Bereket dolu bir YARDIMCImız ALLAH celle celâlihu..
*
HasbunALLAH veni’mel- VELî.: MutLak Hasbî Olarak her husuta Bizim VELîmizsin/DOStumuzsun!.
*
HasbunALLAH veni’mel- MeVLâ.: Sen MutLak Hasbî Olarak; Şanlı, Şerefli, Mün'im-i Mutlak Mâlikimizsin..
*
Gufrâneke RABBenâ!. Ve ileyke’l- masîr. Ve hüve alâ KüLLî ŞEYy’in Kadîr!.: BİZi Bağışla ey RABBımız!. SEN Bağışlayıcısın BİZi bağışla!. KüLLî ŞEYy’e Kadîr olan SENsin ki =>biz her nefeste KOŞarak SANA GELmekteyiz, 1640 km/saat Dünyanın DÖNüş HızıyLa!.

Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- alîyyül azîm!.
Dedik mi?. Dedik AŞKk OLsun!. Dahası tantanadır!.
ALLAH Muînimiz OLsun. Âmin!.

Âyetlerde ve Hadislerde bir kelime ile geçen Kıyâmet Günü ise, Kur’ÂN-ı Kerîm’de insÂN aklını kaybettirecek bir dehşetle beyân buyurulmaktadır. ALLAH TeÂLÂ, hâşâ KuLLarını korkutmaya çalışmıyor. Olacakları Yemin-i Billahla ilân ediyor.

Yukarıdaki Hadis-i Şerîflerin BİLdirdiği Kıyâmet Paniği ve Dehşetini İYİce ANLAmamız için sırası gelmişken kısacık bir SÛREmize can-ü gönülden kulak verelim.:
Mekkî Sûrelerden olup Kureyş Kûresinden sonra inen 11 âyetlik Kâri’a Sûresi.: 101. Sûre.:

Kâri’a.: şiddetle vuran, var gücüyle yüklenen, felâket kapısını çalan apaçık büyük belâ, kıyâmet..


الْقَارِعَةُ
Resim---“El kâriah (kâriatu).: Kâria./ kâria, korkunç ve dehşet verici çarpan bir felâket” (Kâri’a 101/1)

مَا الْقَارِعَةُ
Resim---“Me'l- kâriah (kâriatu).: Kâria nedir? ((insÂN hafsalası alır mı sanıyorsun?)// Ne dehşetli bir çarpma, ne korkunç bir çarpışma.” (Kâri’a 101/2)

وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ
Resim---“Ve mâ edrâke me'l- kâriah (kâriatu).: Kâria'nın ne olduğunu sana bildiren nedir?// İnsÂNa idrak ettirecek şey nedir, o müthiş paniği?” (Kâri’a 101/3)

Kâri’a.: kıyâmetin isimlerinden biri olduğunda ittifâk vardır. Mesele şu ki o gün insÂN aklının bildiği, tanıdığı, yaşadığı ve tasavvur ettiği tüm sistem bir sur sayhası ve gürültüsü ile alt üst olmuştur. Herşey yerle bir olmuştur. Çılgın çarpışmalarla un ufak oluş yürekleri ağza getirecek bir dehşet sergiliyor. İnsÂN aklının, vehminin ve zannının ötesinde insÂN taktirinden uzaktır.


يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ
Resim---“Yevme yekûnu'n- nâsu kel ferâşi'l- mebsûs (mebsûsi).: O gün insanlar dağılmış kelebekler gibi olurlar.// İnsanların, çırpınıp dağılan pervaneler haline geldiği gün, çarpma ve çarpışma günüdür.” (Kâri’a 101/4)

O gün insÂNlar çırpınıp yayılan pervâneler gibi olacak.”Ateşe düşmüş kelebekler gibi çırpınan, rastgele kaçışmaya çalışan insÂNlar.. Kırılmış bir tesbih tanelerinin beton üstünde dağılıp saçılması gibi mebsüs insÂNlar.
Dağlar atılmış (didilmiş) renkli (rengarenk) yünler gibi olacak!”Âyet-i Celîleye “Benlik dağları”hikmetiyle bakıp, “Nûh aleyhisselâm’ın oğlunun sığındığı Ben Dağı gibi”desek.. Nefsin “Ben Dağı”nın, yedi renginin ortaya didik didik döküldüğü zâhir-bâtın, dış-iç, diye bir şeyin kalmadığı gün desek, zevkolur.. Ne var ki ileri gidersek taşa tutarlar!.


وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ
Resim---“Ve tekûnu’l- cibâlu kel ıhni'l- menfûş (menfuşi).: Ve dağlar (atılmış rengârenk yünler) gibi olur.// Dağların atılmış renkli yünler haline geldiği gün, çarpma ve çarpışma günüdür.” (Kâri’a 101/5)

فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ
Resim---“Fe emmâ men sekulet mevâzînuh (mevâzînuhu).: Fakat, artık kimin tartıları ağır gelirse(pozitif dereceleri negatif derecelerinden daha çok olursa).// O gün, hayırlı amellerinin, sevâblarının kefeleri ağır basanlar yaşayacaktır.” (Kâri’a 101/6)

Mevâzin.: “mevzûn”un çoğulu alınırsa; kıymet ve değeri olan ameli sâlihâlar. “El mîzân”ın çoğulu alınırsa; teraziler olup ikisi de aynı yere çıkar ki hakk ve hayr ağır, bâtıl ve şer olanlar hafif gelecektir.


فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
Resim---“Fe huve fî îşetin râdiyeh (râdiyetin).: İşte o, razı olduğu bir yaşayış içindedir.// Artık o, hoşnud (razı olacağı) bir yaşayıştadır.”İşte onlar, gerçek ve ebedî rıza hayatına kavuşurlar..” (Kâri’a 101/7)

إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ
Resim---“İnne ashâbel cenneti’l- yevme fî şugulin fâkihûn (fâkihûne).: Muhakkak ki CeNNet Ehli, o gün zevkli bir meşguliyet içinde olanlardır.// Bu gün, Cennet Ehli, meşguliyet içinde, zevkle dünyadaki amellerinin mükâfatlarına mazhar oluyorlar.” (Yâsîn 36/55)

Diğerleri korkunç hâller içinde iken CeNNet ashâbı (sâhibi) olmaya hak edenler, hasat (fâkihe,olgunluklar) la meşgul olurlar. Ektiklerini biçiyorlar, diktiklerini topluyorlar. Harman ve hasat zamanı, bağ ve bostan bozumu.. Kemâlât meyvelerini devşirme mevsimi! İşte “işetin Raziyeh...”: rıza yaşayışı.. Bir nefs râziyyeten sırrına erdiyse, merzîyyeten meyvelerini topluyor..


وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ
Resim---“Ve emmâ men haffet mevâzînuh (mevâzînuhu).: Ve amma, kimin tartıları hafif gelirse (pozitif dereceleri negatif derecelerinden daha az olursa).// O gün, ölçüye tartıya konacak değerdeki amellerinin, sevâblarının kefeleri hafif olanlar yanacaktır.” (Kâri’a 101/8)

فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ
Resim---“Fe ummuhu hâviyeh (hâviyetun).: Artık onun anası (onu saracak olan), hâviyedir (cehennem ateşidir).// Artık onun anası, sığınacağı yer derin ateş çukurudur.” (Kâri’a 101/9)

Artık onun anası “Hâviye”dir.” Onu saracak ana kucağı hâviyedir ve anası ağlamış demektir. Anasından emdiği son kez burnundan gelecektir. Yaşarken onun anası hevâsı idi. Âhirette de hevâ Cehennemi olacaktır..
“Onun mâhiyetini sana bildiren nedir?” Hâviyenin; hûviyeti ve mâhiyetini her aklı olup “insÂN sûretindeyim” diyen oturup kendi nefsinde uzunca düşünsün. Ve unutmasın ki ALLAH TeÂLÂ; hâşâ, CeNNet ve CeheNNem diye tesisler kurmuş, donatmış ve hazır edip bekliyor değil.. Herkes nurunu da narını da burada ekiyor orada biçiyor.. Ya da çıkan canının içinde götürüyor! Hayat oyun değil dostlar! Keşke olsaydı ama, oyun değil! Bizlerde oyuncu değiliz!.


وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ
Resim---“Ve mâ edrâke mâhiyeh (mâhiyeh).: Ve onun (hâviyenin) ne olduğunu sana bildiren nedir?// Derin ateş çukuru ile ilgili BİZden başka seni bilgilendiren mi var?” (Kâri’a 101/10)

نَارٌ حَامِيَةٌ
Resim---“Nârun hâmiyeh (hâmiyetun).: (O) kızgın, yakıcı bir ateştir.// Kızgın ateştir, Cehennem’dir.” (Kâri’a 101/11)

Hami.: görüp gözeten, sâhib çıkan.
Muhami.: avukat. Artık onu âhirette himâye eden; kendisinin, dünyâ hayatında koruyucusu ve samimî dostu ve avukatı olduğu hevâ-heves ve cehâleti, Cehennemi olur. Herşey sırayla..


İşte böylesine akıl fikir eremez bir Kıyâmet Günü.. Hoş, insÂNın aklı, neye doğru dürüst erdi ya.. Doğuma mı, ölüme mi, ağlayana mı, gülene mi?

Azîz kardeşim; 7 letâifiyin 14 kulağını açta dinle.. agâh ol, uyuma!.



لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bi’l- mu’minîne RAÛFun RAHÎM (rahîmun).: Andolsun ki; size, sizin içinizden Azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.// Andolsun size kendinizden (içinizden, enfüsünizden, MuhaMMedîlerden biri ve ilki) öyle İzzetli ve Azîz bir Rasûl (sall, selâmet, salâvât ve salât elçisi) gelmiştir ki sıkıntıya uğramanız (zorda kalmanız) Ona ağır gelir. O size çok düşkün (üstünüze titrer); mü’minlere karşı RAÛFun RAHÎM (çok şefkâtli ve merhametli) dir.” (Tevbe 9/128)

Böylesine bir Sâhibimiz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem var bizim. ALLAHû TeÂLÂ kendi yüce sıfatlarıyla süslüyor Habîbullah sallallahu aleyhi ve sellem’i.. Sen bakma yarım nefeslik câhil cühâlâ zorbalara.. “Şeyh” dedikleri, kendine medârı olmayan zavallı insÂNların keyfini yetirecek diye pervâne gibi dönmekten; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i anmaya, anlamaya ve yaşamaya, bilerek yada bilmeyerek fırsat bulamayanlara..

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in rızası, ALLAHu zü’L-CELÂL’in rızasının bizden tarafta olan kapısıdır. Şehâdetimiz için ŞEFÂât ve ŞİFÂsını diliyoruz ve devâm ediyoruz.:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: ”Enâ ferarüküm ala’l-havz.: Ben HAVZ’a ilk geleniniz olacağım!” buyurmuştur.
(Cündüb radiyallahu anhu dan; Buhârî, Rikâk 53; Müslim, Fezâil, 25-2289)

KÛN fe yeKÛNKevseri =>MuhaMMedî Mahşer Havuzu..


Resim---Enes radiyallahu anhu.: “Yâ Rasûlullah, Kıyâmet Günü bana ŞEFÂât edin!” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “İnşâe ALLAH yapacağım!” buyurmuştur. Ben.: “Sizi nerede arayıp bulayım?” dedim. “Beni ilk aradığın zaman Sırat üzerinde ara!” buyurmuştur. “Eğer kavuşamazsam(rastlayamazsam)?” dedim. “Mi’zânın yanında ara!.” buyurmuştur. “Orada da rastlayamazsam?.” dedim. “(öyleyse) Beni Havz’ın yanında ara!. Zîrâ ben bu üç mevkinin dışına çıkamam!.” buyurdu.
(Enes radiyallahu anhu dan; Tirmizî, Kıyâmet 10-2435)

Sırat, Mîzân, Havz.. Âhiretin Tek Havuzu.. Hakk ve Hayrın Tevhid Havuzu.. Her Nefsin CÂN Atacağı Havuz..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ben Havzun başına sizden önce geleceğim. Bana sizden bazı kimseler yükseltilip (gösterilecek). O kadar ki eğilsem onları tutarım. Ama hemen geri çekilecekler. “Yâ RABBi! Bunlar benim ashâbım!” derim. Ama bana.: “Senden sonra bunların ne bi’datları yaptıklarını sen bilemezsin!.” denilir. Bende.: “Rahmetten uzak olsun, rahmetten uzak olsun, benden sonra dini değiştirenler!.” derim.” buyurmuştur.
(İbni Mes’ud radiyallahu anhu dan; Buhârî, Rikâk 53, Fiten 1; Müslim, Fezâil 32-2297)

Resim---Aişe radiyallahu anha vâlidemiz: “Ateşi hatırlayıp ağladım.” Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Niye ağlıyorsun?” diye sordu. Ben de.: “Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, Kıyâmet Günü, Âilenizi hatırlayacak mısınız?.” dedim. “Üç yerde kimse kimseyi hatırlayamaz.:
1-)Mi’zân yanında; tartısı ağırmı geldi, hafif mi geldi öğreninceye kadar,
2) Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi kitâbı nereye düşecek öğreninceye kadar sağına mı, soluna mı, yoksa arkasına mı?.
3-) Sıratın yanında; Cehennemin iki yakası (ucu) arasına kurulunca; bunu geçinceye kadar.”
buyurmuştur.

(Aişe radiyallahu anha dan; Ebu Dâvud, Sünen 28-4755)

Azîz Kardeşim..
Sen ne diyorsun bu işe?. Habîbullah sallallahu aleyhi ve sellem, Humeyra (pembecik)radiyallahu anha’ya böyle buyuruyorken;
Günümüzün İfrat ve Tefritçileri.: “Benim Şeyhim kabir sorgumuzu verecek, âhirette karşılayacak v.s.” diyorlarsa.. Ben biçâre Fakîr, Âciz, Zelil ve Âlîl kardeşin, ne Âlim ne Kâmil ne de Ârif sadece ALLAH celle celâluhu ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Âşıkı, Kalender bir Dervişim.
MuhaMMedî bir DUÂcı olarak.: “Yâ RABBi! Âhir Zaman Fitneleri içindeki ÜMMet-i MuhaMMed’e =>Şuûr ver, Ferec (çıkış kapısı) ver, İslâh et, İflâh et ve Rahmet et!” diyorum.
Sen de DUÂ et!. DUÂTEVHİDİmizi unutma!.

SIDkın ÖLÇüldüğü Adl Terazisi kuruldu mu İŞ tamamdır!.


وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---“Ve temmet kelimetu RABBike sıdkan ve adla (adlen), lâ mubeddile li kelimâtih (kelimâtihî), ve huves SEMÎu’l- ALÎM (alîmu).: Ve RABBinin sözü sadakatle ve adaletle tamamlandı. O'nun kelimelerini değiştirecek kimse yoktur. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir.// RABBinin sözü, Kur’ÂN, şeriatın kuralları, ALLAH’ın koyduğu, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzen, haklar ve sorumluluklar, ALLAH’ın peygamberine yardımı ve zaferler, mükâfat ve cezâ ile ilgili bilgiler, ibret verici kıssalar doğru ve adâlet ölçüleri içinde tamamlandı. Onun sözlerini düzeltmeye, değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Onların yerini tutacak sözleri, kanunları da kimse koyamaz. O her şeyi duyurur, ilmi her şeyi kucaklar.” (Fetih 48/29) (En’âm 6/115)

Kitâblar sâhiblerini sağdan, soldan, arkadan bulurlar. Tartı tamamlanınca sırlar sırata sürülür.. İki Kefeli (hakk-hayr ve bâtıl-şer) Mİ’ZÂNın (terazinin) tek olan dili =>TEVHİDdir.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Bana beş şey verilmiştir ki bunlar benden önceki peygamberlerden hiç birine verilmemiştir. Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir.:
1-) Ben ise kırmızılara (acem) ve siyahlara (Arab) da gönderildim.Bana gani’metler helâl kılındı. Hâlbuki benden öncekilerden kimseye helâl değildi.
2-) Yeryüzü bana tahûr (çok temiz,temizleyici), pâk ve mescid kılındı. Her kim, namaz vaktine girerse, nerede olursa olsun namazını kılar.
4-) Ben, bir aylık mesafeden düşmanımın içine düşen bir korku ile yardıma mazhar oldum.
5-) Bana ŞEFÂât (etme yetkisi) verildi.”
buyurmuştur.

(Câbir radiyallahu anhu dan; Buhârî, Salât 56; Müslim, mesâcid 3-521)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “CeNNet için insÂNlara ilk ŞEFÂât eden benim. Nebîlerin en çok tâbî’i bulunan da benim.” buyurmuştur.
(Enes b. Mâlik radiyallahu anhu dan; Müslim,İmân 330 (196)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ben ÜMMetimin yarısının CeNNete girmesiyle ŞEFÂât (sâhibi olmam) arasında muhayyer bırakıldım. Ben ŞEFÂâti tercih ettim. Çünkü ŞEFÂât, daha şûmûllü (umum) ve ÜMMetimin (toptan kurtuluşuna) daha yeterli (kifâyet) dir: ŞŞEFÂâti siz müttakîlere mahsus mu biliyorsunuz? Hayır! O, müttakîler için değil. Günâhkârlar, hatalılar ve mûlevessler (pis işlere bulaşan müslümanlar) içindir.” buyurmuştur.
(Ebu Musâ el eş’ari radiyallahu anhu dan; Zevâidden; sahih sened sika ricâlle; Kutib-i sitte, Muhtasarı 1341- (4311))

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “(Yâ ÜMMü Seleme!) çalış (amel et) bana güvenme! Şüphesiz ŞEFÂâtim ÜMMetimden helâk olanlara (büyük günâh işleyenlere) dir.” buyurmuştur.
(ÜMMü Seleme radiyallahu anhu dan; İbni Adiyy ve Taberânî-Kebir de)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ben peygamberlerin öncüsüyüm, (kaidiyim) övünme yok! ve Ben peygamberlerin sonuncusuyum, övünme yok! Ve ben ilk ŞEFÂât eden ve ilk ŞEFÂât payesi verilenim, övünme yok!” buyurmuştur.
(Câbir radiyallahu anhu dan; Darimî ve İbn Asâkir)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Kıyâmette ben Âdemoğlunun seyyidiyim. Övünme yok! ve Livâü’l-Hamd (hamd sancağı) elimde olacaktır, övünme yok! Âdem’den tutun da bütün peygamberler benim sancağımın altında olacaklar. Arzın kendisine ilk yarılacağı (kabirden ilk kalkan) kimse benim, övünme yok! İlk ŞEFÂât edecek olan ve ilk ŞEFÂât yetkisi verilecek olan da benim (yine de) övünme yok!” buyurmuştur.
(Ebu Saîd radiyallahu anhu dan; İmâm Ahmed, Tirmizî, İbn Mâce)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.:ŞEFÂâtim, ÜMMetimden kebâir ehli (büyük günâh işleyenler) içindir.” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu’dan; İmâm Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî; Câbir radiyallahu anhu dan; İbn Mâce, Hâkim-Müstedrekte; Ebu Nuaym)

Resim---El Mugire bin Şu’be radiyallahu anhu.:“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gece namazında ayakta o kadar dururdu ki iki ayağı şişti, kendisine (Aişe radiyallahu anha): "Yâ Rasûlullah! ALLAH senin geçmiş ve gelecekteki günâhlarını mağfiret etmiştir. (İbâdet hususunda niçin bu kadar güçlüğe katlanıyorsun)" denildi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevâb verdi..
(İbni Mâce, Sünen, Kitâbü ikâm etü’s salâ 1419; Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî de rivâyet ettiler.)

Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.: “ALLAH senin için geçmiş ve gelecek olan günâhlarını bağışlasın diye..” (Fetih 48/2) âyetine işâret etmiştir.

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
Resim---"MuhaMMedun rasûlullah (rasûlullâhi), vellezîne meahu eşiddâu ale'l-kuffâri ruhemâu beynehum terâhum rukkean succeden yebteğûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseri's-sucûd (sucûdi), zâlike meseluhum fî't-tevrât (tevrâti), ve meseluhum fî'l-incî l(incîli), ke zer’in ahrece şat’ehu fe âzerehu festağleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibu'z-zurrâa, li yağîza bihimu'l kuffâr (kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilû's-sâlihâti minhum mağfiraten ve ecran azîmâ (azîmen).: MuhaMMed ALLAH'ın Elçisi'dir. Berâberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhâmetlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. ALLAH'tan lütuf ve rızâ isterler. Onların nişânları yüzlerindeki secde izidir..." (Fetih 48/29)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.16. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem'e
Resim SELÂM VERiLmiştir.:


ÂLEMLERE RAHMEt RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e =>ALLAHu zü’L-CELÂL KULLarının =>KULLuk DENEMesi Dünyâ Hayatında => Ayıplardan, âfetlerden sâlim, emniyet-sulh-asâyişiçinde, bütün korktuklarından emîn olarak ALLAH celle celâlihu Rızasına ERİŞmek için Lütfettiği DÂRü’s-SELÂM-SeLâMet YOLu.. Es SELÂM celle celâlihu Esmâsı’nın Muhteşem Tecellîsi..


Es Selâmu celle celâluhu:

Resim
Resim

Es Selâmu : Selâm, selâmet ve esenlik sahibi. Fâni, gelip geçici olmaktan, ayıp, âfet ve zevâlden beri' ve selâmette olan. Her selâmetin menbağı ve selâmete erdiren... Mutlak emân, sulh ve teslim kaynağı olan ALLAHu zü’l- CELÂL..


Resim

=>HaBîB-i YÂR-e>Es SeLÂM
EHL-i BEYt-i ZÂR-e Es SeLÂM
EBDÂL =>EBRÂR-e Es SeLÂM
AHYÂR =>AHRÂR-e Es SeLÂM!.


ZEVK 8621

KELÂMuLLAH’ı DUY!..muşuz =>KÛN feyeKÛN KeLÂMîyİZz!
RASÛLuLLAH’a UY!.muşuz =>SIRR-ı SUBHÂN SeLÂMîyİZz!
=>MuHABBet EDEBi>İLMi
HÂL-i HaZıR HAKk’a HİLMi
SÎNE’de =>SeLÂMet SİLMi
CÂNda CÂNÂN DÂRu’s- SeLÂM =>MuhaMMedî MeLÂMîyİZz!.

Yâ HAYyu’L- HUu celle celâlihu!.


27.12.17 07:28
brsbrsm..tktktrstkkmdmhmtkdryelhmdd..



Resim


Es Selâmu, Esmâu’l- Hüsnâ içinde kökü masdar olan tek esmâdır..

Silm.: Barışmak, sulh, barışıklık. İtaat. İslâm, müslim olmak.
Selm.: Barış, sulh. İtaat.
Selleme.: Bir işten kurtulmak, berî olmak.
Esleme.: Teslim olmak. Müslüman olmak. İtâat etmek.
Selleme: Tam teslim olmak. Selâmlamak.
Selleme.: “Selâm ve selâmet versin, kusur ve ayıptan hâli ve beri eylesin" meâlinde duâ.
İslâm.: İslâm dini. Müslümanlar.
Teslim.: Bir emâneti verme. Kabul etme. Doğru ve haklı bulma. Selâmetle dua etme. Karşısındakinin hükmü altına girme. Kendini Allah'ın takdirine terketme, emri altına girme.
İslâm.: (Selâm. dan) İtaat, inkıyad, bir şeye teslimiyet. Din. Ist: Hz. MuhaMMed aleyhisselâm'ın, ALLAHu zü’l- CELÂL'in emriyle insanlara bildirdiği din.
Müslüman.: İslâm olan, Allah'a teslim olmuş olan, selâmette olan..
SÂLiM.: Sağlam. * Sıhhatli. Sağ. Noksansız, eksiksiz. * Her türlü tehlikeden uzak olan. Emin ve korkusuz olan.
SeLâM.: Ayıplardan, âfetten sâlim oluş. Selâmet, emniyet. Sulh. Asâyiş. Bütün korktuklarından emin olma. * ALLAH celle celâlihu'nun rızasına erişmek için mü'minlerin birbirlerine yaptığı DUÂ. Mü'minler birbirleriyle karşılaştıklarında büyük küçüğe; yürüyen durana; azlık çokluğa; hayvan veya vasıta üzerinde olan yerde yürüyene; yüksekteki aşağıdakine.: "Selâmün aleyküm" der. Selâmı alan.: "Ve Aleykümüsselâm ve Rahmetullâhi ve Berekâtühu" diyerek cevap verir. Evvelâ selâm veren daha çok sevâb kazanır. Selâm vermek SÜNNET, almak ise FARZdır. İki cemaat birbiri ile karşılaşırsa; onlardan birisinin selâm vermesi Sünnet-i Kifâye, selâm alacak taraftan birisinin selâm alması Farz-ı Kifâyedir.
SeLâMet.: Kurtuluş, tehlikeden sâlim olmak. Korktuklarından, fenalıklardan kurtulmak. * Neticede imân ile kabre girmek. * Edb: Doğruluk, sağlamlık.

İslâm Dininde; ALLAHu zü’l- CELÂL'e itaat etmek, Peygamber'e tâbi' olmak ve din namına ne bildirilmişse, kalb ile dil ile tasdik ve onunla amel etmek şarttır. İslâm'ın 5 şartı vardır: "Kelime-i Şehâdet getirmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Hacca gitmek ve Ramazan-ı şerîf orucunu tutmak"tır.

SeLL: Yavaşça çekip sıyırma. Sıyrılma. Çıkarma, çıkarılma. Çekme, çekilme.
SELL: MuhaMMMedî Zâhir ve Bâtın LutfuLLAHı, DevrÂNda SeyrÂNa ÇEKip ÇIKarma..

Es SELÂM =>Her Selâmetin kaynağı, kendisi ayıbdan, kusurdan, eksiklikten, yokluktan kısacası zaaf bildiren her şeyden sâlim olan. ZÂT’ı sonradan olmaktan, her türlü ayıbdan ve âcizlikten; sıfatları noksandan, fiilleri kötülükten sâlim olandır. Bu mânâsı ile Es SELÂM İsmi. Tenzihî İsimlerdendir..
Diğer taraftan Selâmet uman, Selâmet arayan, Selâmet niyaz edenleri isterse DUÂya icâbeti gereği; DUÂ etmeyenleri de isterse hikmeti icâbı Selâmete çıkarır. Bu mânâsı ile de SELÂM Zatî İsimlerden olur..

“Selâm” kelimesi, “s-l-m” kökünden türemiştir.
Mânâsı çok kapsamlı ve çok hoş olan bir isimdir. İç huzuru, kararlılık, hem fiziksel hem de ruhsal nitelikteki her türlü kötülükten emîn olmayı ve kurtuluşa ulaşmayı ifâde eder. Ruhsal barış ve tatminkârlık fikrini de anlam olarak içerir. Selâm kelimesi; esenlik, itmi’nân, güçlülük, sağlamlık, korunma, ulaşılmazlık ve güven gibi anlamlara da gelir..

el- Müberred.: “Selâm” kelimesinin Arap Dilinde 4 anlamının olduğunu belirtmiştir.:
1-) ALLAH celle celâlihu’nun ismi.
2-) Selâmet.
3-) Vermek, ihsan etmek.
4-) Kolay kolay kırılmayan iri yapılı ve güçlü bir ağaç cinsi..
(Zeccâcî, İştikâk esmâillah, s. 215.)

Mal ve Can selâmeti te’min edildiği için sulh ve anlaşmaya da “silm” denir.;


وَإِن جَنَحُواْ لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---"Ve in cenehû li’s- selmi fecnah lehâ ve tevekke’l- alâllâh (alâllâhi), innehu huve’s- SEMÎu’l- ALÎM (alîmu).: Ve eğer teslime (barışa) meylederlerse (yanaşırlarsa), o zaman (sen de) ona meylet (onların teklifini kabul et) ve ALLAH’a tevekkül et. Muhakkak ki O; en iyi işiten, en iyi bilendir.” (Enfâl 8/61)

Dünyanın her türlü sıkıntılarından uzak olduğu için cennete de =>“Dâru‟s- Selâm” ismi verilir;

لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim---"Lehum Dâru’s- Selâmi inde RABBihim ve huve VELİYyuhum bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).: RABB’lerinin katında onlar için Selâm Yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (ALLAH), onların DOSTUdur.” (En’âm 6/127)

وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ وَيَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---"Vallâhu yed'û ilâ Dâri’s- Selâm (selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm (mustekîmin).: Ve ALLAH, Teslim (Selâm) Yurduna dâvet eder ve (teslim yurduna, ZÂT'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.” (Yûnus 10/25)

Bütün yaratıkları özellikle de insanları barış ve mutluluğa götürdüğü için ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Dini’ne de =>“İSLÂM” denir.
Kendini ALLAH celle celâlihu'ya teslim eden, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Selâmet verip azâbdan koruyacağı kimseye de =>“MÜSLÜMAN” denir.
İnsanları ALLAHu zü’L- CeLÂL’in dosdoğru yoluna ve cennete götüren Selâmet Yollarına da =>“Sübülü’s- Selâm” denir.

Mü’minlerin Şiârı ve Parolası olan =>“es Selâmu aleykum” cümlesi ALLAH’ın Selâmeti üzerinize olsun!.” demektir.
Selâm Kelimesi, hem bu cümlede olduğu gibi “alâ” harfi ile hem de “lî” cerr harfi ile kullanılır.


فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
Resim---"Fe selâmun leke min ashâbi’l- yemîn (yemîni).: Artık, "Ashab-ı Yemin"den selâm sana.” (Vakıâ 56/91)

Ayıp ve kusurdan Selâmette olduğu için doğru söze de =>“Selâm” ifâdesi kullanılır.
(Zeccâcî, İştikâk esmâillah, s. 215.)

Genel olarak Araplar sözü ve konuşmayı bitirmek veya o ortamı terk etmek, oradan uzaklaşmak için “selâm” kelimesini kullanıllar.
(Zeccâcî, İştikâk esmâillah, s. 221.)

Şu âyetteki "Selâm" Kelimesi de aynı anlamdadır..:


وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا
Resim---"Ve ibâdu’r- rahmânillezîne yemşûne alâ’l- ardı hevnen ve izâ hâtabehumu’l- câhilûne kâlû selâmâ (selâmen).: Ve RAHMÂN’ın kulları yeryüzünde tevazuyla yürür. Ve onlara câhiller hitap ettiği (lâf attığı) zaman “selâm” derler.” (Furkân 25/63)

Onlar: “O kimselere karşılık vereceğiz” diye uğraşmazlar. Onları ve o ortamı hemen terk ederler.

Kur'ÂN-ı Kerîm’de Es Selâm İsminin geçtiği tek âyet.:

Selâm kelimesini "elif lâm‟lı (mârife) ve ALLAHu zü’L- CeLÂL’in İsmi olarak Kur'ÂN-ı Kerîm’de sadece Haşr Sûresinde Esmâ-i Hüsnâ’nın bir kısmının sayıldığı âyette görmekteyiz.:


هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Resim---"Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el meliku’l- kuddûsu’s- selâmu’l- mu’minu’l- muheyminu’l- azîzu’l- cebbâru’l- mütekebbir (mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).: O ALLAH ki; O’ndan başka İLÂH yoktur, MELİK’tir (hükümrândır), KUDDÛS’tür (mukaddestir), SELÂM’dır (selâmete erdirendir), MÜ’MİN’dir (emniyet verendir), MÜHEYMÎN’dir (koruyup gözetendir), AZÎZ’dir (yücedir), CABBÂR’dır (cebredendir), MÜTEKEBBİR’dir (pek büyük olandır). ALLAH, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır).” (Haşr 59/23)

Bu âyet-i celîlelerde, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Ulûhiyeti’nin farklı boyut ve yansımalarını anlatır. ALLAH celle celâlihu, kendisinin gerçek İLÂH oluşunu belirttikten sonra öncelikle rahmetinin sınırsızlığını ifâde eden Er RAHMÂN ve Er RAHÎM İsimlerini zikreder. Daha sonra da El MELİK İsmi ile egemenlik ve hükümranlığına dikkat çeker. Dünya meliklerine benzemediğini, her türlü kusur ve ayıbdan uzak olduğunu vurgulamak için de El KUDDÛS İsmini belirtir. İlâhlığının ve Hâkimiyetinin zorbalıkla alâkasının olmadığını, yaratıklara barış, esenlik ve huzur veren gerçek kurtuluşun tek kaynağı olduğunu belirtmek için Es SELÂM İsmini hatırlatır. O, hem dünyada hem de âhirette selâmettedir. O, hem geçmişte kurtuluşun yegâne kaynağıdır hem de gelecekte. Bu âyetteki Es SELÂM İsmi; felâh, fevz ve necât anlamlarına geldiği gibi, dünyevî ve uhrevî başarı, kurtuluşa da delâlet eder..

“Kurtardı, Selâmete ulaştırdı” anlamına gelen “SeLLeme” Fiili Kur'ÂN-ı Kerîm’de =>Sadece ALLAHu zü’L- CeLÂL için kullanılır.:


إِذْ يُرِيكَهُمُ اللّهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلاً وَلَوْ أَرَاكَهُمْ كَثِيرًا لَّفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الأَمْرِ وَلَكِنَّ اللّهَ سَلَّمَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Resim---"İz yurîkehumullâhu fî menâmike kalîlen, ve lev erâkehum kesîran le feşiltum ve le tenâza'tum fî’l- emri ve lâkinnallâhe sellem (selleme), innehu alîmun bi zâti’s- sudur (sudûri).: ALLAH, sana uykuda onları az olarak gösteriyordu. Ve şâyet sana onları çok gösterseydi mutlaka tedirgin olurdunuz ve elbette emir hakkında niza’ya (anlaşmazlığa) düşerdiniz. Ve fakat ALLAH, sizi SÂLİM kıldı (selâmete çıkardı). Muhakkak ki ALLAH, göğüslerde olanı bilendir.” (Enfâl 8/43)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِن نَّجْوَى ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا أَدْنَى مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“E lem tere ennellâhe ya’lemu mâ fî’s- semâvâti ve mâ fî’l- ard (ardı), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksere illâ huve me’ahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bi mâ amilû yevme’l- kıyâmeh (kıyâmeti), innellâhe bi kulli şey’in ALÎM (alîmun).: ALLAH'ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini görmedin mi? Üç kişi arasında gizli bir konuşma olmaz ki, onların dördüncüsü O (ALLAH) olmasın. Ve beş kişi (arasında gizli bir konuşma) olmaz ki, onların altıncısı O (ALLAH) olmasın. Ve bundan daha azı veya daha çoğu, nerede olurlarsa olsunlar, mutlaka O (ALLAH), onlarla beraberdir. Sonra kıyâmet günü, yaptıklarını onlara haber verecektir. Muhakkak ki ALLAH; herşeyi en iyi bilendir.” (Mücâdele 58/7)

مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا
Resim---“Men yeşfa’ şefâaten haseneten yekun lehû nasîbun minhâ, ve men yeşfa’ şefâaten seyyieten yekun lehu kiflun minhâ. Ve kânallâhu alâ kulli şey’in mukîtâ (mukîten).: Kim güzel bir şefaatle (iyilik yapılmasına) yardım ederse, ondan (o iyilikten) onun bir nâsibi olur. Ve kim kötü bir şefaatle (günah işlenmesine) yardım ederse onun da ondan (o şerrden) bir payı olur. Ve ALLAH, herşeye mukayyet olandır (gözetendir).// Kim hayırlı bir işe aracılık eder, haklı bir meselenin çözümünde üstün çaba gösterirse, onun kazandıracağı ni’metlerden pay ve sevâb kazanır. Kim de kötü bir işe aracılık eder, haksız bir mesele için koşuşturursa onun da işin vebâlinden sorumluluğunu gerektiren bir payı olur. ALLAH her şeyi denetler, amelleri kaydeder, karşılığını verir.” (Nisâ 4/85)

وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْ بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا
Resim---“Ve izâ huyyîtum bi tahıyyetin fe hayyû bi ahsene minhâ ev ruddûhâ. İnnALLÂHe kâne alâ kulli şey’in hasîbâ(hasîben).: Ve bir selâmla selâmlandığınız zaman, o takdirde siz, ondan daha güzeli ile selâm verin veya onu (aynen) iade edin. Muhakkak ki ALLAH, herşeyi en iyi hesap edendir.// Size kazadan, belâdan esenlik, sağlık ve mutluluk dileğinde bulunulduğunda, teşekkür edildiğinde, selam verildiğinde, saygı gösterildiğinde, daha güzeliyle esenlik, sağlık mutluluk dileğinde bulunun, selâmlayarak, saygı göstererek, teşekkür ederek ona karşılık verin, yahut aynı ile mukabelede bulunun. ALLAH inceden inceye her şeyin hesabını yapar, karşılığını verir.” (Nisâ 4/86)

Resim---Bu âyet-i celîlenin nûzûl sebebi.: “Münâfıklar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e selâm verirken “Essemû aleyküm.:Ölüm sizlere olsun!. dediler. Aişe radiyallahu anha vâlidemiz de.: “Ölüm ve lânet size olsun!” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Onların ne dediklerini anladım ve hemen peşinden.: “Ve âleyküm, ve size olsun!” dedim. buyurmuştur.” buyurdu. ve peşinden Nisâ sûresi (85-86) âyetleri nâzil oldu.
(Buhârî).

Âyet-i kerime’de, çeşitli günahları fısıldaşarak konuşanlardan ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e SELÂM verirken imâ ile konuşup hakaret edenlerden haber verilmektedir..
Mücahid, Katade, İbn-i Zeyd ve Mukatil'e göre bunlar, Yahudilerdir.


Resim---Hazret-i Âişe radıyallahü anhâ diyor ki.: "Yahudilerden bir topluluk Resûlüllah'ın yanına geldi ve.: "Essamü Aleyküm" "Ölüm üzerinize olsun!." dediler. Ben de ne demek istediklerini anladım ve onlara.: "Ve aleykümüssamü ve Lanetü.: Ölum ve lânet de sizin üzerinize olsun!." dedim. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Yavaş ol ey Âişe, ALLAH herşeyde yumuşak davranmayı sever!." dedi. Dedim ki.: "Yâ Resûlullah, söylediklerini işitmedin mi?." Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben de onlara.: "Sizin üzerinize de olsun!." diye cevap verdim.” buyurdu.
(Buharî, K.el-Edeb, bâb.:35; Müslim, K.es-Selâm, bâb:10, HN.:2165.)

Resim---Hazret-i Âişe radıyallahü anhâ diğer bir rivâyette şöyle buyuruyor.: "Yahudiler Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e geldiler ve ona.: "Essamü aleyküm!.: Ölüm üzerinize olsun!" dediler. Ben de onlara.: "Sizin üzerinize olsun, ALLAH size lânet etsin ve gazâbına uğratsın!." dedim.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Yavaş ol ya Âişe, yumuşak davran, sert çıkmak ve kaba konuşmaktan kaçın!." dedi. Ben de dedim ki.: "Ne söylediklerini işitmedin mi?" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de.: "Sen de benim onlara ne karşılık verdiğimi işitmedin mi? Benim onlar hakkındaki isteğim kabul edilir. Fakat onların, benim üzerimdeki istekleri kabul edilmez!." buyurdu.
A'meş'den gelen Rivâyette bu âyet-i kerime’nin nüzul sebebinin bu hadise olduğu zikredilmiştir.
(bknz. Müslim, K.es-Selâm, bâb:11, Hadis no: 2165)

Resim---Enes b. Mâlik diyor ki.: "Bir Yahudi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanından geçti ve ona.: "Ölüm üzerine olsun!.” Deyince Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ve aleyke.:Senin üzerine olsun." buyurdu ve sonra dedi ki.: "Bunun ne dediğini anladınız mı? Bu.: "Ölüm üzerine olsun." dedi. Dedik ki.: " Yâ Resûlullah, bunu öldürmeyelim mi?" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Hayır, Ehl-i Kitaptan birisi size selam verdiğinde siz de onlara.: "Sizin üzerinize olsun!." deyin." buyurdu.
(Buharî, K.el-Mürteddîn, bâb: 4.)

EL SELÂM celle celâluhu ism-i şerîfi, Esmâû’l-Hüsnâ içinde yapısı “masdar” olan tek ESMÂULLAHdır. Selâm, mübalağa masdarı olup gelecekte selâmettir..

Evvel-Âhir-Zâhir-Bâtın Sistemîn Selâmeti =>EL SELÂM celle celâluhu iledir.. Sonsuz SIRRLarı İçerir..

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Şüphesiz ki “Es SELÂM”ALLAH’ın yeryüzüne konulan İSİMlerinden biridir. Binâenaleyh SELÂMı aranızda yayınız!” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu dan; Buhârî, Edeb’de)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Es SELÂM, ALLAH’ın AZÎM (yüce, ulu) isimlerinden bir isimdir. Onu mahlûkatı arısında bir zimmet (emniyet, koruma vasıtası) kılmıştır (yapmıştır). Bir müslüman diğer bir müslümana selâm verdiği zaman, onu hayırdan başkası ile anmak haram olur (çünkü, selâm veren onun şerrinden emîn olmuştur).” buyurmuştur.
(İbn Abbas radiyallahu anhu dan; Deylemî)

SELÂM =>Sevgi, Barış, Rahatlık, Emînlik İlânı ve Âşinâlık Bildiklik İşâretidir.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir adam.: “İslâmın hangi hasleti (daha) hayırlıdır?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Yemeği yedirir ve tanıdığın-tanımadığın herkese SELÂM verirsin.” buyurmuştur.
(Abdullah b. Amr radiyallahu anhu dan; Müslim,İmân 63 (30)

Da’rüs selâm.: CeNNet.
Aleyhisselâm.: ALLAH’ın Selâm ve Selâmeti O’nun üzerine olsun demektir.
Tahiyye.: Selâm, sağlık, esenlik, İYiLik dileği; selâmlama.. Selâm =>Dostluk..
HAYyakeALLAH: ALLAH sana ömür versin.
Es SELÂM.: Âfet ve noksanlıklardan selâmette olan..


ALLAHu zü’L-CELÂL =>MuhaMMedî Mü’minleri KELÂMULLAHında 12 âyette SELÂMlamıştır.:
1-) RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem ÜMMetine selâm vermeyi ve almayı farz kıldı. (bizim Lisânımızla.) (Nisâ 4/86 bkz.)
2-) RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e.: “Âyetlerimize inanlar sana geldiğinde de ki.: ”SELÂM size!” (Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Lisânı ile BİZe selâm.) (En’âm 6/54 bkz.)
3-) NÛH aleyhisselâm ve BİZe SELÂM (Hûd 11/48 bkz.)
4-) CeNNette MELEKLerden BİZe SELÂM. (Ra’d 13/24 bkz.)
5-) AZRÂİL aleyhisselâm Lisânı ile BİZe SELÂM. (Nahl 16/32 bkz.)
6-) MUSÂ aleyhisselâm Lisânıyla BİZe SELÂM. (Tâhâ 20/47 bkz.)
7-) RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem Lisânı ile BİZe SELÂM. (Neml 27/59 bkz.)
8-.) ALLAHu zü’L-CELÂL’in vasıtasız BİZe SELÂM. (Ahzâb 33/44 bkz.)
9-) RABBü’l- ÂLEMîN’den vasıtasız BİZe SELÂM. (Yâsîn 36/58 bkz.)
10-) ASHÂBİ’l-YEMÎN Lisânıyla BİZe SELÂM. (Vâkıa 56/90-91 bkz.)
11-) ES SELÂM celle celâluhu’dan EZELî SELÂM. (Haşr 59/23 bkz.)
12-) RûH (CEBRÂİL aleyhisselâm) Lisânıyle BİZe SELÂM. (Kadr 97/4-5 bkz.)

Ve:

وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا
Resim---“Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ (hayyen).: Ve doğduğu günde de ve öleceği günde de ve canlı olarak beas edileceği (yeniden diriltileceği) günde de ona SELÂM olsun.// Doğduğu gün, öldüğü gün, diri olarak kabrinden kaldırılacağı gün de, ona SELÂM olsun, selâmette olsun, selâmet ve güven içindedir.” (Meryem 19/15)

وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا
Resim---“Ve’s- selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub’asu hayyâ (hayyen).: Ve doğduğum gün ve öleceğim gün ve canlı olarak beas edileceğim (diriltileceğim) gün SELÂM benim üzerimedir (banadır).// “Doğduğum gün, öleceğim gün, diri olarak kabrimden kaldırılacağım gün bana SELÂM olsun, ben selâmet ve güven içindeyim.” (Meryem 19/33) (

ES SELÂM celle celâluhu =>ALLAHu zü’L-CELÂL’in SELÂMet ESMÂsıdır. Onun için harf-i târifli selâm vermek şarttır. Yâni başında “Es” olacak: “Es selâmü aleyküm..” denilecek!.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.17. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem'in
Resim MU’CİZELERi.:



1-) Mİ’RAC MU’CİZEsi.:

Resim KELÂMULLAH’ta Mİ’RÂC.:

Mİ’RÂC, Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya oradan da ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Huzuruna yükseldiği SEYR-i SEBBAHasıdır. Recep ayının 27. gecesine Mİ’RÂC gecesidir. Mİ’RÂC kelime anlamı itibariyle göğe çıkma, yükselme anlamlarına gelir. İSRâ ve Mİ’RÂC Hâdisesi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Hicretinden 18 ay evvel vukû’ bulmuştur.

Mİ’RÂC.: Merdiven, süllem. * Yükselecek yer. * En yüksek makam. * Huzur-u İlâhî. Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm Efendimizin, Receb ayının 27. gecesinde Cenâb-ı HAKk'ın huzuruna ruhen, cismen, hâlen çıkması mu'cizesi ki; en büyük mu'cizelerinden birisidir.
Mİ’RÂCu’n-NEBÎ.: Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in Huzur-u İLâHîde yükselmesi..
Mİ’RÂC GECEsi.: Leyle-i Mi'rac da denir. Arabî Aylardan Receb-i Şeri'fin yirmiyedinci gecesidir..


سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Resim---“Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).: Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüten Allah, Sübhan'dır (bütün noksanlıklardan münezzehtir). Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.” (İsrâ 17/1)

وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا
Resim---“Ve iz kulnâ leke inne RABBeke ehâta bi’n- nâ s(nâsi), ve mâ cealner ru’yâlletî ereynâke illâ fitneten li’n- nâsi ve’ş- şecerete’l- mel’ûnete fî’l- kur’ÂN (kur’âni), ve nuhavvifuhum fe mâ yezîduhum illâ tugyânen kebîrâ (kebîren).: RABBinin, insanları muhakkak (rahmeti ve ilmiyle) ihata ettiğini (kapladığını) sana söylemiştik. Sana (kalb gözü ile) gösterdiğimiz o rüyeti ve Kur'ÂN-ı Kerim'deki lânetlenmiş ağacı (zakkum ağacı), insanlara sadece fitne (imtihan) kıldık. Ve BİZ, onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onların büyük azgınlıklarından (büyük günahlarından) başka bir şeyi arttırmıyor.// Hani sana.:”RABBin geçmiş ve gelecek bütün insanları, insanların hayatlarını, davranışlarını ilmiyle kudretiyle çepeçevre kuşatmıştır.” demiştik. Mi’rac Gecesi çıplak gözle sana gösterdiğimiz rüyâ gibi görüntüleri ve Kur’ÂN’da rahmetten uzak kılınan ağacı, kaktüsü yalnızca insanları imtihan ve deneme vesilesi olarak düzenleyip hazırladık. BİZ insanlara korku veren uyarılarda bulunuyoruz, bu onlarda büyük azgınlıklardan, azgınlıklarını artırmaktan başka bir şey sağlamıyor.” .” (İsrâ 17/60)


وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى * مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى * وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى * إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى * عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى * ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى * وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى * ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى * فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى * فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى * مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى * أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى * وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى * وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى * عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى * عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى * إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى * مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى * لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى
Resim---“Ven necmi izâ hevâ. * Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ. * Ve mâ yentıku ani’l- hevâ. * İn huve illâ vahyun yûhâ. * Allemehu şedîdu’l- kuvâ. * Zû mirreh (mirretin), festevâ. * Ve huve bi’l- ufuki’l- a’lâ. * Summe denâ fe tedellâ. * Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ. * Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ. * Mâ kezebe’l- fuâdu mâ reâ. * E fe tumâr rûnehu alâ mâ yerâ. * Ve lekad reâhu nezleten uhrâ. * İnde sidreti’l- muntehâ.* İndehâ cennetu’l- me’vâ. * İz yagşe’s- sidrete mâ yagşâ. * Mâ zâga’l- basaru ve mâ tegâ. * Lekad reâ min âyâti RABBihi’l- KUBRâ.: Kaybolduğu zaman yıldıza andolsun. * Sâhibiniz (MuhaMMed aleyhisselâm) dalâlete düşmedi ve azmadı. * Ve o, hevâsından (kendiliğinden) konuşmaz. * (O'nun söyledikleri), sadece O'na vahyolunan vahiydir. * O'na çok şiddetli ve kudretli olan (Cebrâil aleyhisselâm) öğretti. * O (Cebrâil aleyhisselâm), kuvvet ve azamet sâhibidir. Öylece istivâ etti (yöneldi- Aslî Hüvîyyeti’ne SEViyeledi). * Ve o, ufkun en yüksek yerinde (gözüktü). * Sonra yaklaştı ve böylece indi. * Böylece iki yay mesafesi kadar, (hatta) daha yakın oldu. * Böylece O'nun kulu’na vahyedeceği şeyi vahyetti. * Kalbindeki fuad (gönül gözü görmesi), gördüğü (rûhun gözlerinin gördüğü) şeyi tekzib etmedi. * Yoksa siz, onunla gördüğü şey hakkında mı tartışıyorsunuz? * Ve andolsun ki, onu başka bir inişinde de gördü. * Sidretü’l- Müntehâ'nın yanında. * O'nun (Sidretü’l- Münteha'nın) yanında Mevâ Cenneti (vardır).” (Necm 53/1-18)


Resim



RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’ta Mİ’RÂC.:

Mİ’RÂC İLE İLGİLİ HADİSLER.:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ŞeRh-i SADRı/SADRının TeMiZLenmesi.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben Kâbe’nin Hatîm Kısmı’nda yatıyordum. Uyku ile uyanıklık arasında bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. (Bu sözünü söylerken boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı gösteriyordu.) Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi îman ve hikmetle dolu, altından bir kab getirildi. Kalbim (çıkarılıp SU ve Zemzem ile) yıkandı. Sonra içerisi ÎMAN ve HİKMETLe doldurulup tekrar yerine kondu…” buyurmuştur.
(Buhârî, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiyâ 22, 43; Müslim, Îman 264)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in SÜT’ü TeRCiHi.:


Resim---Ebû Hüreyre radıyallahu anhu’den.: “İsrâ gecesi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e, birinde ŞÂRAB diğerinde SÜT bulunan iki kâse getirildi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle bir baktıktan sonra süt kâsesini tercîh etti. Bunun üzerine Cebrâîl aleyhisselâm.: “Seni, İnsÂNın Yaratılış Gâyesi’ne uygun olana yönlendiren ALLAH’a hamd olsun!. Şâyet içki dolu bardağı alsaydın, ümmetin sapıklığa düşerdi.”buyurdu.
(Müslim, Îman, 272; Eşribe, 92.)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’inMİ’RÂC’a ÇIKIŞ HÂDİSESİ.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben Kâbe’nin Hatîm Kısmında uyku ile uyanıklık arasında idim… Yanıma merkebten büyük, katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak’tı. Ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibrîl -aleyhisselâm- beni götürdü. Dünyâ Semâsı’na kadar geldik. Kapının açılmasını istedi.
“−Gelen kim?” denildi.
“−Cibrîl!” dedi.
“−Berâberindeki kim?” denildi.
“−MuhaMMed -aleyhissalâtü vesselâm-” dedi.
“−Ona Mİ’RÂC Dâveti gönderildi mi?” denildi.
“−Evet!” dedi.
“−Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!.” denildi ve kapı açıldı.
Kapıdan geçince, orada Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ı gördüm.
“−Bu babanız Âdem’dir! O’na selâm ver!” denildi.
Ben de selâm verdim. Selâmıma mukâbele etti. Sonra bana.:
“−Sâlih Evlâd hoş geldin, Sâlih Peygamber hoş geldin!” dedi.
Sonra Hazret-i Cebrâîl beni yükseltti ve İkinci Semâ’ya geldik. Burada Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i Îsâ -aleyhumumesselâm- ile karşılaştım. Onlar teyzeoğullarıydı.
Sonra Cebrâîl beni Üçüncü Semâ’ya çıkardı ve orada Hazret-i Yûsuf -aleyhisselâm- ile karşılaştık. Dördüncü kat Semâ’da Hazret-i İdrîs -aleyhisselâm- ile, Beşinci kat Semâ’da Hârûn -aleyhisselâm- ile, Altıncı kat Semâ’da ise Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- ile karşılaştık.
“−Sâlih Kardeş hoş geldin, Sâlih Peygamber hoş geldin!” dedi.
Ben onu geçince, ağladı. O’na.:
“–Niye ağlıyorsun?.” denildi.
“−Çünkü, benden sonra bir Delikanlı Peygamber oldu, O’nun ümmetinden Cennete girecek olanlar, benim ümmetimden Cennete girecek olanlardan daha çok!.” dedi.
Sonra Cebrâîl beni Yedinci Semâ’ya çıkardı ve İbrâhîm -aleyhisselâm- ile karşılaştık.
Cebrâîl -aleyhisselâm-.:
“−Bu, Baban İbrâhîm’dir; ona selâm ver!” dedi.
Ben selâm verdim; O da selâmıma mukâbele etti. Sonra.:
“−Sâlih Oğlum hoş geldin, Sâlih Peygamber hoş geldin!” dedi.
Daha sonra bana.:
“−Yâ MuhaMMed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara CeNNetin toprağının çok güzel, suyunun çok tatlı, arâzisinin son derece geniş ve dümdüz olduğunu bildir. Söyle de CeNNete çok ağaç diksinler. CeNNetin ağaçları “Sübhânallahi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallahu ekber!” demekten ibârettir.” dedi.
Sonra Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen’in) Hecer Testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi.
Cebrâîl -aleyhisselâm- bana.:
“−İşte bu, Sidretü’l-Müntehâ’dır!” dedi.”
Burada 4 nehir vardı: İkisi Bâtınî Nehir, İkisi Zâhirî Nehir.
“–Bunlar nedir, ey Cibrîl?” diye sordum.
Cebrâîl -aleyhisselâm-.:
“–Şu iki Bâtınî Nehir, Cennetin iki nehridir. Zâhirî olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır!” buyurdu.”buyurdu.

(Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)

Sidretü’l-Müntehâ’da Cebrâîl -aleyhisselâm-:
“–Yâ Resûlullah! Buradan öteye yalnız gideceksin!” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “–Niçin ey Cibrîl?” diye sordu.
O da cevâben.: "Cenâb-ı HAKk bana buraya kadar çıkma izni vermiştir. Eğer buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum!..”
dedi.
(Fahreddin Râzî, et-Tefsîrü’l-kebîr, XXVIII, 251)

SİDREtü’L-MÜNTEHâ.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: “Yâ Resûlallah! Sidre’yi kaplayan ne gördün?” diye soruldu.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Altundan pervânelerin onu bürüdüğünü ve her yaprağında bir meleğin oturup ALLAH’ı tesbîh ettiğini gördüm.”buyurdu.

(Taberî, XXVII, 75; Müslim, Îman, 279)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in ALLAHu TeÂLÂ’yı GÖRmesi.:


Resim---İbn-i Abbâs -radıyallahu anh-’tan gelen rivâyete göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben, YÜCE RABBİMi gördüm!” buyurmuştur.
(İ. Ahmed, I, 285; Heysemî, I, 78.)

Resim---Bir başka rivâyette Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: “RABBini gördün mü?” sorusuna cevaben,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir NÛR gördüm!”buyurmuştur.

(Müslim, Îman, 292.)

YETİM MALI YİYENLER.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Mİ’RÂC’ta bir topluluğa uğradı ve gördü ki, onların dudakları deve dudağı gibidir. Birtakım vazîfeli memurlar da onların dudaklarını kesip ağızlarına taş koyuyor.
“Ey Cibrîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.
Cebrâîl aleyhisselâm.: “Bunlar, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir!” buyurdu.

(Taberî, XV, 18-19)

GIYBET EDENLER.:

Resim---Resûlullâh, başka bir topluluğa rastladı. Onlar da bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Ey Cebrâîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.
Cebrâîl –aleyhisselâm.: “Bunlar, (gıybet etmek sûretiyle) İnsÂNların etlerini yiyenler ve onların şeref ve nâmuslarıyla oynayanlardır.” cevâbını verdi.

(Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4878)

ZİNÂ EDENLER.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem orada; zinâkârları, leş yiyen bedbahtlar olarak; fâiz yiyenleri, karınları iyice şişmiş ve şeytan çarpmış rezil bir vaziyette; zinâ edip çocuklarını öldüren kadınları da, bir kısmını göğüslerinden, bir kısmını baş aşağı asılı hüsrâna dûçâr olmuş bir hâlde gördü..

(Taberî, XV, 18-19)

Resim---Bu sebeble Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz: “Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!” buyurmuştur.
(Buhârî, Tefsîr, 5/12.)

BORÇ=>SADAKADAN ÜSTÜNDÜR.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, yine Mİ’RÂC’ta yaşadığı müşâhedelerle alâkalı.: “Mİ’RÂC Gecesinde Cennetin kapısı üzerinde şu ibârenin yazılı olduğunu gördüm.: “Sadaka on misliyle, borç vermek ise on sekiz misliyle mükâfâtlandırılacaktır.”
Ben.: “Ey Cibrîl! Borç verilen şey niçin sadakadan daha üstün oluyor?” diye sordum.
Cibrîl aleyhisselâm.: “Çünkü, sâil (çoğu kere) yanında para olduğu hâlde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyâcı sebebiyle talepte bulunur.” cevâbını verdi.

(İbn-i Mâce, Sadakât, 19.)

CENNETE GİRENLERİN EKSERÎSİ.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “(Mİ’RÂC esnâsında) Cennetin Kapısında durup içeri baktım. Oraya girenler ekseriyâ fakirler idi. Zenginler de (hesap vermek için) mahpus idiler. Bunlardan cehennemlik olanların ise ateşe atılmaları emredilmişti. Cehennemin Kapısında da durdum. Oraya girenlerin ekserisi kadınlardı.” buyurmuştur.
(Buhârî, Rikâk, 51; Müslim, Zühd, 93)

ABDURRAHMÂN BİN AVF’ın (radıyallahu anhu) CeNNetLe MüJDeLeNMeSi.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “O gece (Mİ’RÂC Gecesi’nde) Abdurrahmân bin Avf’ı gördüm. Cennete, oturduğu yerde emekleyerek giriyordu.
Ona dedim ki.: “Niçin bu kadar ağır geliyorsun?”
Dedi ki.: “Yâ Resûlallah! Malımın hesâbı dolayısıyla, çocukları bile ihtiyarlatacak kadar ağır sıkıntılar geçirdim. Öyle ki, bir daha sizi göremeyeceğimi zannettim…” buyurmuştur.

(Muhammed Pârsâ, Faslu’l-Hıtâb, s. 403)

KADERİ YAZAN KALEM.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “(O gece) göğe yükseltildim. Öyle bir makâma çıktım ki, orada kalemlerin gıcırtılarını duyuyordum.”buyurmuştur.
(Buhârî, Salât, 1)

EBU BEKİR radıyallahu anhu’n TASDÎKi.:

Resim---Varlık Nûru, Kâinâtın Sürûru Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, İsrâ ve Mİ’RÂC Hâdisesini Kureyş Müşriklerine haber vereceği zaman.: “Ey Cebrâîl, kavmim beni tasdîk etmez!” dedi.
Cebrâîl aleyhisselâm.: “Ebû Bekir Sen’i tasdîk eder. O sıddîktır.” dedi.

(İbn-i Sa’d, I, 215)

Resim

Mİ’RÂC’ta PEYGAMBERİMİZE VERİLEN HEDİYELER.:

Müslim’de rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur.:

Resim---“Resûlullâh’a (Mİ’RÂC’ta) üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bakara Sûresi’nin sonu ve Ümmetinden şirke düşmeyenlere büyük günahlarının affedildiği haberi...”

(Müslim, Îman, 279.)

1-) NaMaZ.:
Mİ’RÂC’daki en mühim hususlardan biri, beş vakit namazın farz kılınmasıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Mûsâ aleyhisselâm’ın tavsiyeleriyle Cenâb-ı HAKk’a mürâcaat etmiş ve başlangıçta elli vakit olarak farz kılınan namaz, beş vakte indirilmiştir. Bununla birlikte Cenâb-ı HAKk, bire on vererek, beş vakti kılana elli vaktin ecrini ihsân edeceğini bildirmiştir.
Daha sonra Cenâb-ı HAKk şöyle.: “Her kim bir hayır işlemek ister de onu yapamazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevâb yazılır, yaptığı takdirde ise on sevâb yazılır.
Her kim de, bir kötülük yapmak ister, ancak onu yapmazsa, kendisine günah yazılmaz. Şâyet o kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!” buyurmuştur.

(Müslim, Îman, 259)

Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem, Namazda Teşehhüdde otururken okunacak olan Tahiyyât’ı ashabına öğretirken Mİ’RÂCta RABB’i ile görüştüğü için bunun okunması gerektiğine dâir herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.

Bu konuda sahabenin büyüklerinden Abdullah İbn Mes’ud radiyallahu anhu.:

Resim---“Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana, ellerimi avuçlarının içine alarak Kur’ÂN’dan sûre öğretir gibi teşehhüdü öğretti.” demiş ve bundan sonra o, tahiyyâtı okumuştur.
(Buhârî, Ezan, 148, 150, Amel fi’s-Salât, 4; Müslim, Salât, 55-59 (402); Tirmizî, Salât, 215; Nesâî, Tatbîk, 100.)

Resim---Bir hadisinde de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Benim namazı nasıl kıldığımı görüyorsanız siz de öyle kılın”[color=#008080]buyurmuştur.
(Buharî, Ezan, 18)

2-) CeNNet MÜJDESi.:

Resim---ALLAHu TeÂLÂ=>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: “Peygamberlerden hiçbiri SeN’den evvel, ümmetlerden hiçbiri de SeN’in ümmetinden evvel CeNNete girmeyecektir!.” [color=#008080]buyurmuştur.
(Fahreddin Râzî, et-Tefsîrü’l-kebîr, XXVIII, 248)

3-) Bakara Sûresinin son iki Âyet-i Kerîmesi vahyedilmiştir.:


Resim---Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem’e Mİ’RÂCta üç şey verildi : Beş vakit Namaz, Bakara sûresinin sonu ve Ümmetinden şirke düşmeyenlere büyük günahlarının affedildiği haberi...”
(Müslim, Îman, 279)

Mİ’RÂC’tan SONRA NELER YAŞANDI?.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz [color=#800080]Mİ’RÂC hadisesini anlattıktan sonra Müşrikler nasıl tepki verdiler?.
Varlık Nûru, Kâinâtın Sürûru Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, İsrâ ve Mİ’RÂC Hâdisesini Kureyş Müşriklerine haber vereceği zaman.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Ey Cebrâîl, kavmim beni tasdîk etmez!” dedi.
Cebrâîl aleyhisselâm.: “Ebû Bekir Sen’i tasdîk eder. O sıddîktır.” dedi.

(İbn-i Sa’d, I, 215)

Resim---Müşrikler, Mİ’RÂC hâdisesini duyduklarında, derhâl yalanlamaya koyuldular. Ortalığa bir dedikodu velvelesi hâkim oldu. Bunu fırsat bilerek, mü’minleri de bu yolda vesveselerle îmanlarından caydırmak istediler. Hattâ Hazret-i Ebû Bekir’e bile gittiler. Ancak o, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e olan îman sadâkatinin şevki içinde.: “O ne söylüyorsa doğrudur! Çünkü O’nun yalan söylemesine imkân ve ihtimal yoktur! Ben, O’nun her getirdiğine peşinen inanırım...” dedi.
Müşrikler.: “Sen O’nu tasdîk ediyor, bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğine inanıyor musun?” dediler.
Ebû Bekir radıyallahu anh.: “Evet! Bunda şaşılacak ne var? Vallahi O bana, gece veya gündüzün herhangi bir vaktinde kendisine.: ALLAH’tan haber geldiğini” söylüyor da ben yine O’nu tasdîk ediyorum!.” dedi.
Daha sonra Ebû Bekir radıyallahu anh, o sırada Kâbe’de bulunan Peygamber Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in yanına gitti. Olanları bizzat O’nun mübârek ağzından dinledi ve.: “Sadakte (doğru söyledin), yâ Rasûlallah!..” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de, O’nun bu tasdîkinden gâyet memnûn kalarak cihânı aydınlatan tebessümüyle Ebû Bekir radiyallahu anhu’e.:
“Yâ Ebâ Bekir, sen “Sıddîk”sın!..” buyurdu.

(İbn-i Hişâm, II, 5)

O günden sonra Ebû Bekir radıyallahu anh “Sıddîk” lâkabıyla meşhur oldu.
Ashâb-ı Kirâm hazarâtı da Ebû Bekir radıyallahu anh gibi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i tasdîk ettiler.
Mü’minleri kandıramayan müşrikler, bu defâ Peygamber Efendimiz’in huzûruna çıkarak akıllarınca O’nu imtihan etmeye kalktılar. Beyt-i Makdis’i sordular. Cenâb-ı HAKk, Beyt-i Makdis’i Resûlü’nün gözleri önüne getirdi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de, sorulan suâllere Beyt-i Makdis’i seyrederek cevâb verdi.

(Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 41; Tefsîr, 17/3; Müslim, Îman, 276)

Müşrikler, bu defâ da yoldaki bir kervandan ve o kervandaki bâzı husûsiyetlerden sordular.: “Ey MuhaMMed! Sen bize, bizim için Beytüʼl-Makdisʼten daha önemli olan kervanımızdan haber ver!” dediler.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şu vâdide filân oğullarının kâfilesine rastladım. Onları bir hayvanın gizli sesi ürkütmüş, bir develeri kaçmıştı. Ben kaçan develerinin yerini onlara gösterdim.” buyurdu.
Daha sonra şöyle devam etti.: “Dacnân Mevkii’ne geldiğimde filân oğullarının kervanına rastladım. İnsanlar uyuyorlardı. İçinde su bulunan bir kapları vardı, onun üzerine bir şey örtmüşlerdi. Örtüsünü açtım ve içindeki suyu içtim. Sonra üzerini yine eskisi gibi kapattım. Onların kâfilesi, şimdi Beyzâʼdan, Tenʼim yokuşundan iniyordur. Kâfilenin önünde boz erkek bir deve, devenin üzerinde de birisi siyah, birisi de alaca iki çuval vardır.” buyurdu.
Aldıkları cevâblarla şaşkına dönen müşrikler.: “Lât ve Uzzaʼya yemin olsun ki işte bu, tam bir işârettir.” dediler. “Belki son söylediği doğru çıkmaz.” düşüncesiyle Tenʼim yYkuşu'na doğru hızla gittiler. Kervanı gözlemeye başladılar.
Kervan görününce: “Vallahi işte kervan geliyor! Boz deveyi de en öne sürmüşler!?” dediler.
İlk karşılaştıkları deve, kendilerine târif edildiği gibi idi. Kâfileye su kabını sordular. Onlar da kabı dolu olarak bıraktıklarını, üzerini örttüklerini, fakat sonradan örtüsünü açtıkları zaman içinde su bulamadıklarını söylediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemʼin bu su içmesi mesʼelesi aynı zamanda Mİ’RÂCʼın hem bedenen hem de rûhen birlikte tahakkuk ettiğine delâlet eden hususlardan biridir.
Kureyş Müşrikleri, diğer kâfilelere de soracaklarını sordular.: “Doğrudur! Oʼnun bahsetmiş olduğu Vâdi’de bir sesle irkildik ve bir devemiz de kaçtı. Bir kimse bizi devemize çağırıyordu! Deveyi Oʼnun çağırdığı yerde bulduk ve yakaladık.” dediler.
Hattâ bâzıları bu sesin sahibini de tanımışlar ve.: “Bu MuhaMMedʼin sesidir.” demişlerdi.
Kureyş Müşrikleri, kervanlarındaki develerin ve çobanların sayısına varıncaya kadar, sormadık bir şey bırakmadılar. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de hepsinin doğru cevâbını verdi. Çünkü kervan da, o an tıpkı Mescid-i Aksâ gibi Resûlullâhʼın gözlerinin önüne getirilmişti. Lâkin kalbleri kilitli olanlar, inatlarında devâm ederek.: “Bu apaçık bir sihirdir!” dediler..

(İbn-i Hişâm, II, 10; İbn-i Seyyid, I, 243; Heysemî, I, 75; Beyhakî, Delâil, II, 356)

أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
Resim---“E fe ayînâ bil halkıl evvel(evveli), bel hum fî lebsin min halkın cedîd(cedîdin).: Yoksa BİZ, ilk yaratışta aciz miydik? Hayır (öyle değil), onlar (ölümden sonra) yeniden yaratılıştan şüphe içindeler.” (Kâf 50/15)


Resim

2-) ŞAKKû’l-KAMER MU’CİZEsi.:

RAZiYye<->MERZiyye ->RAKKı
ŞAKku’L- KaMER >Şe’ÂN ŞAKkı
NEdir ->“bENLik ENE’L- HAKk”ı
->“DÂR”ın SöYLe KUL İHVÂNİm!.


RAKK.: Kitap, sahife. Kâğıt yerine kullanılan ince deri parçası. Tomar. Yama. KULun bENlik DERisi..
ŞAKk.: Yarık, çatlak. Yarılma, çatlama. Yırtma. Kırma..

MuhaMMed MUSTAFAm aleyhisselâm ŞAKku’L KAMERi.:


İslâmî kaynaklarda Şakku'l- Kamer/Şakk-ı Kamer/İnşikâku'l- Kamer/İnşikak-ı Kamer olarak da geçen, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin AY'ın ikiye yarılması mu’cizesi Kur'ÂN-ı Kerîm'de de geçmektedir.

Şakk-ı Kamer Mu’cizesi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz peygamberlikle vazifeli kılındıktan 8 sene sonra vuku’ buldu. Kureyş Kabilesi'nin ileri gelen müşrikleri bir araya toplanmışlar ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden, peygamberliğini ispatlayacak bir mu’cize istemeye karar vermişlerdi. Hep birlikte O'nun bulunduğu yere doğru ilerlerken gecenin ilk saatleri yaşanıyor ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz pırıl pırıl parlayan AY ışığı altında İmam Ali kerremallahu vechehu ile birlikte, Huzeyfe İbn-i Yemân, Abdullah Ibn-i Mes'ud, Cübeyr ibn-i Mut'im ve Abdullah İbn-i Ömer radiyallahu anhum gibi büyük sahabelerle sohbet ediyordu.
(Tecrîd-i Sarih Tercümesi, İst.1945, IX/367,372; Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, II.baskı, fst.l960, VII/4622.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin [color=#00FF00]Nur Halkasını çevreleyen müşriklerin mu’cize görme konusundaki ısrarları had safhaya varıp sabır sınırlarını zorladığında, Fahr-i Kâinât Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz yerinden doğruldu ve mübârek elini, gökyüzünde bir altın tabak gibi ışıldayan AY'a doğru celâlle kaldırdı. Yaratıldığı günden beri yörüngesinden şaşmamış olan AY, yüzü suyu hürmetine koca bir kâinatın yaratıldığı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in bu işâretiyle bir ÂNda ikiye ayrılmış ve gerideki Mina Dağı, AY'ın iki parçası arasında kalarak muhteşem ve tüyler ürpertici bir manzara teşkil etmişti..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz etrafındaki sahabelerine.: "Şâhid olun!. Şâhid olun!. Şâhid olun!. " diye tekrarlarken, Kureyş kâfirleri şaşkınlıkla birbirine bakmıyor ve: "Bize büyü yaptı!." diyorlardı.
Bir başka Kureyşli de.: "MuhaMMed sadece bize büyü yapmış ve [color=#808080]AY'ı iki parça olarak göstermiş olmalı."
diyerek, bu hâdisenin civâr beldelerden gelen kafile ve kervanlara sorulmasını istiyordu. Bu teklif, diğerleri tarafından da ister istemez benimsendi ve ertesi sabah Yemen ve başka taraflardan gelen kervanlar soru yağmuruna tutuldu. Hepsi de gece seyahat ettikleri için Ay'ın ikiye yarıldığına şâhid olmuşlardı. Bunun üzerine Mekke'li Müşrikler: "Ebû Tâlib'in yetîmindeki sihir, semâya da tesir etti!." diyerek inadlarını sürdürdüler. Ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin yanında beraber olmamalarına rağmen, bu mu’cizeyi gören diğer müşrikler gibi, küfürlerinde sabit kaldılar. (Kadı İyâd: EI-Şifâ.)

Şakku'l- Kamer Mu’cizesinin hemen arkasından Kur'ÂN-ı Kerîmden âyet-i celîleler nâzil oldu:


اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ
Resim---"İkterabeti’s- sâatu ven şakka’l- kamer (kameru).: Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve Kamer/Ay yarıldı.” (Kâf 50/1)

وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
Resim---"Ve in yerav âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirrun.: Ve onlar, bir mucize görseler, yüz çevirirler. Ve bu “Sürekli bir sihirdir.” derler.” (Kâf 50/2)

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
Resim---"Ve kezzebû vettebeû ehvâehum ve kullu emrin mustekırrun.: Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.” (Kâf 50/3)

Abdullah b. Mes’ûd’un radiyallahu anhu şöyle dediği rivâyet edildi.: “Duhân, el-Batşetü’l-Kübrâ ve İnşikâk-ı Kamer geçmiştir.” buyurdu.

(Ebû Yûsuf Yakub b. İbrahim, Kitâbü’l-Âsâr, thk. Ebu’l-Vefâ el-Efgânî, Beyrut ts., s. 202 (908)

Bu da ayın yarılması ve kıyamet öncesiyle ilişkilendirilen diğer bazı hâ diselerin daha İslam’ın ilk yıllarından itibaren, ne zaman vuku bulacakları

Abdullah b. Mes’ûd’un, Azîz ve Celîl olan ALLAH’ın
( ُ ََب ِت َّ الس َاعُة َ و ْان َش َّق الْ َقَمر ( ْاقَتر kavli hakkında şöyle dediği nakledilmiştir.: “Ay, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem zamanında yarılmış gibi göründü.” (Süleyman b. Dâvûd et-Tayâlisî, Müsnedü Ebî Dâvûd et-Tayâlisî, thk. Muhammed b. Abdülmuhsin et-Türkî, I-IV, Kahire, 1999, I, 224 (278).)

Bu konuda rivâyetleri bulunan İbn Ömer (Tayâlisî, Müsned, III, 408 (2003) ve Enes’in (Tayâlisî, Müsned, III, 466 (2072) rivâyetlerine ise ilk defa Tayâlisî’nin Müsned’inde rastlamaktayız. Bunlar da yukarıdaki hadislerde olduğu gibi sadece inşikâkın Peygamberimiz aleyhisselâm zamanında olduğunu haber vermektedirler..

Abdullah b. Mes’ûd’un şöyle dediği rivâyet edilmiştir.: Ay, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem zamanında yarılmış gibi göründü. Bunun üzerine Kureyşliler.: “Bu, İbn Ebî Kebşe’nin bir sihridir!.” dediler. "Bekleyelim bakalım, ticâret kervanları bize bu hususta ne haber verecekler? MuhaMMed bütün insanları büyüleyecek değil ya!.” şeklinde sözlerine devam ettiler. Daha sonra ticaret kervanları geldi ve bunu (inşikâkı) gördüklerini söylediler.” (Tayâlisî, Müsned, I, 236 (293).

İkrime’den.: Ay, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem zamanında tutuldu. Bunun üzerine (müşrikler) dediler ki.: “Ay sihirlendi”. Nebî aleyhisselâm ise.: “İktarabatu’s-sâ’atu” âyetini “müstemir” ifadesine kadar okudu."
(Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San’ânî, el-Musannef, thk. Habîburrahman el-A’zamî, I-XI, Beyrut 1983, III, 104 (4941).

Ebû Abdurrahman es-Sülemî’den.: “Huzeyfe’nin Cuma Günü minberdeyken “iktarabatu’s-sâ’atu ve’n-şakke’l-kamer” âyetini okuduğunu işittim. Akabinde şöyle dedi.: “Muhakkak ki Kıyamet saati yaklaşmış ve ay yarılmış olarak görünmüştür. Bugün, (güzel amelde) yarış günüdür. Yarın (Âhirette) ise kazanç.” (Abdürrezzâk, Musannef, III, 193 (5285).

Abdullah b. Mes’ûd’un şöyle dediği rivâyet edildi.: “Mekke’de, Nebî aleyhisselâm hic ret etmeden önce, ayı iki parçaya ayrılmış olarak iki kez gördüm. Bir parçası Ebû Kubeys Dağı’nda ve diğer parçası Süveydâ üzerindeydi.” Bunun üzerine.: "Ay sihirlendi!.” dediler ve ardından
( ُ ََب ِت َّ الس َاعُة َ و ْان َش َّق الْ َقَمر ترَاق ( ْâyeti indi. Âyette denilmek istenen şudur.: “Ayı yarılmış olarak gördüğünüz nasıl haksa, size haber verdiğim Kıyamet’in yaklaşması da öylece haktır.” (Abdürrezzâk, Tefsîr, III, 259 (3059).

Abdullah b. Mes’ûd’dan.: “Biz Rasûlullah ile birlikteydik. O sırada ay yarıldı. Öyle ki onun bir parçası dağın arkasına gitti. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şâhid olun!” dedi.”
İbrahim en-Nehâî’den: “İnşikak-ı Kamer Hâdisesi Mekke Döneminde gerçekleşmiştir. (Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-beyân fî te’vili’l-Kur’ân, thk. Ahmed Muhammed Şâkir, I-XXIV, Beyrut 2000, XXII, 570.)

İbn Abbâs’ın azadlı kölesi İkrime’den.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem zamanında ay tutuldu. Onlar (müşrikler).: “Ay sihirlendi!” dediler. Bunun üzerine Nebî aleyhisselâm.:
( ُ ََب ِت َّ الس َاعُة َ و ْان َش َّق الْ َقَمر ) âyetleriniْ ) اقَتر ّ ْسَت ِمر ُم ) kısmına kadar okudu.” (Abdürrezzâk, Musannef, III, 104 (4941).

Keza meşhur güneş tutulması hadisinde de bu anlam çok sarih bir şekilde ifade edilmektedir.:
“ِ َ ِكَّنُهَم َ ا آيَت ِان ِ م ْن َ آي ِ ات اهللَّ ِاتِه َ، ول َ ي َحٍد َ و َال ِ لَ ْو ِت أَ َ ال َ ي ْخ ِسَف ِان ِ ملَ َ Muhakkakِ = إ َّن َّ الش ْم َس َ و َ القَمر ki güneş ve ay, herhangi birisinin ölümü veya doğumundan dolayı tutulmaz. Lâkin onlar ALLAH’ın delillerinden iki delildir”. (Buhârî, “Küsûf”, 1 (1042)


Resim

SÖZün SON DURAğı->AŞKktır,
BİZ BİR-İZ BURAğı =>AŞKktır,
==>LİSÂNı- HÂL===>ÂŞIK İŞi,
=>YAKINı<=>IRAğı=->AŞKktır!.

GÖZü=>SÖZden KAYNAmayan
SÖZü==>ÖZden KAYNAmayan
ŞAHDAMARda AKREB BULamaz,
ÖZü==>KÖZden KAYNAmayan!.

=>AŞKın ASLı==>BİSMİLLAH’tır,
Er RAHMÂN RAHîM->ALLAH’tır!.
ÇİLLe ÇÖLÜ’ndEN==>GEÇİRen,
LAFZ-ı CELÂL->LAFZuLLAH’tır!.
HAKk ÂŞIk ZİKRi==>ALLAH’tır!.
->İHVÂNİm->KITMİRuLLAH’tır!.


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.18. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem
Resim HÂTEMEN NEBİYYÎN/SON PEYGAMBERdir.:



Sözlükte;
Hatm.: Bir şeyi tamamlayıp sona erdirmek; mühürlemek..
Nübüvvet.: ALLAH’tan haber vermek..
Hatm-i Nübüvvet-Hatmü’n-Nübüvve tamlaması ALLAH celle celâlihu ile KULLarı arasındaki ELÇİLİK GÖREVİnin sona erdiğini belirtir..


İslâmiyet’in doğuşundan zamanımıza kadar geçen süre içinde Kur'ÂN-ı Kerîm ve Sünnet’e bağlı olan bütün âlimler, Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’ın gelişiyle nübüvvetin sona erdiğine inanmanın İslâm Akaidinin temel bir ilkesi olduğunu kabul etmişler ve bunun Zarûrât-ı Dîniyye arasında yer aldığı hususunda görüş birliğine varmışlardır. Buna göre Hatm-i Nübüvvet'e inanmamak veya bu konuda sürekli bir şüphe içinde bulunmak dinden çıkmayı gerektirir. Âlimlerin bu hususta dayandıkları delilleri şöylece özetlemek mümkündür.:
1-) Hatm-i Nübüvvet konusunda mânası apaçık olan, hiçbir şekilde te’vil edilemeyecek naslar mevcuttur. Bunların başında Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’ın, Nebîlerin Sonuncusu olduğunu belirten âyet gelir (el-Ahzâb 33/40). Dinin tamamlandığını, insanlar için din olarak sadece İslâm’ın kabul edileceğini (el-Mâide 5/3), İslâm’dan başka din arayanların âhirette hüsrana uğrayacağını ve isteklerinin asla dikkate alınmayacağını (Âl-i İmrân 3/85), Kur’ÂN’ın tahrife uğramaktan korunacağını (el-Hicr 15/9), Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’ın bütün âlemlere peygamber olarak gönderildiğini (el-En‘âm 6/19; el-A‘râf 7/158; el-Furkān 25/1; Sebe’ 34/28) bildiren âyetler bu konudaki kesin naklî delillerdendir.

Hatm-i Nübüvvete dair Hadis-i Şerifler de Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’ın gelişiyle Nübüvvetin sona erdiğine aykırı düşen bir inancı benimsemeye imkân vermeyecek kadar açıktır. Buna göre Kur’ÂN’a ve Sünnet’e imân eden herkesin Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’dan sonra bir peygamberin gelmeyeceğine de kesinlikle inanması gerekir.. (Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 190; Halîmî, II, 82-85; Bağdâdî, Uṣûlü’d-dîn, s. 162-163; Teftâzânî, V, 45).

Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’ın “HÂTEMEN NEBİYYÎN/SON PEYGAMBER” olduğuna dâir rivayetleri Hadis İmamlarımızdan es-Süyûtî =>Katfu’l-Ezhâr‘ı ile el-Kettânî’nin =>Nazmu’l-Mütenâsir'i önemlidir..

Herkesin ve KüLLî ŞEYy’in EŞsiz-TEK-BiR YARATICI olan ALLAHu zü’L-CELÂL Kur'ÂN-ı Kerîmi’nde BUYURmuş DUYURmuştur ki;


مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Resim---“Mâ kâne MuhaMMedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin RESÛLALLÂHi ve HÂTEMEN NEBİYYÎN (nebiyyine), ve kânALLÂHu bi kulli şey’in ALÎMâ(alîmen).: MuhaMMed (aleyhisselâm), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat ALLAH'ın RESÛL'ü ve NEBÎLER'in (Peygamberler'in) HÂTEMİ'dir (Sonuncusu). ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.// MuhaMMed gerçekte sizin yetişkin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat ALLAH’ın, İlâhî Hükümleri icrâya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili RASÛLÜ, ve bütün Peygamberleri tasdik eden, belgeleyen, Peygamberlerin SONUNCUsudur. Her şey, ALLAH’ın İlmi, planı, iradesi dâhilinde gerçekleşmektedir.” (Ahzâb 33/40)

İnsÂN AKLı , HÂTEMEN NEBİYYÎN/NEBÎLER'in SONUNCUsu RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in getirdiği Kitâb/Kur'ÂN-ı Kerîm ve İsLâm DÎNi ile olgunluğa erişmiş, artık yeni Peygamberlere ve vahiylere ihtiyaç kalmamıştır. Toplumun gelişmesi ve ahlâken yükselebilmesi için yapılacak şey, HÂTEMEN NEBİYYÎN’in getirdiği Kitâb’dan hidâyet aramak, Kur'ÂN-ı Kerîm’e ve Sünnet-i SENîyye’ye sımsıkı SARILmak ve gereğince YAŞAmaktır!.
HÂTEMEN NEBİYYÎN olan Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm’ın üstün ÖZELLikleri.:

1-) Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, yaratılmışların en üstünü ve en hayırlısı, ALLAH’ın en SEVGİLİ KULUdur.:


كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ
Resim---“Kuntum hayra ummetin uhricet li’n- nâsi te’murûne bi’l- ma’rûfi ve tenhevne ani’l- munkeri ve tu’minûne billâh (billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumu’l- mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn (fâsikûne).: Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve ALLAH'a inanırsınız: Ehl-i Kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde imân edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.// Siz insanların iyiliği, faydalanması için ortaya çıkarılmış, seçilmiş En Hayırlı Milletsiniz, en hayırlı kadrolarsınız, hayır toplumusunuz. Kur’ÂN’ın ve Sünnetin Hükümlerini, meşrû olanı, İslâmî Kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü’minlerin tasvib ettiği, icrâsında hayır gördüğü planları, programları, adâleti uygulayarak, kamu düzenini sağlar, iyiliği emreder, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvib etmediği, mü’minlerin icrâsında hayır görmediği şeyleri bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yasaklayarak, önleyici tedbirler alıp kamu güvenliğini temin edersiniz. allah’a imân edersiniz. Ehl-i Kitap da imân etmiş olsaydı, kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinden Ehl-i Tevhid olanlar da var. Fakat onların çoğu, doğru ve mantıklı düşünmenin, Hak Din’in dışına çıkmış fâsıktır, âsi ve bozguncudur.” (Âl-i İmrân 2/ 110)

2-) Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Peygamberliği yalnız kendi çağındaki insanları değil kıyamete kadar gelecek bütün İnsan ve Cîn Toplumunu kapsamına alır yani evrenseldir.. Halbuki öteki Peygamberlerimiz belli topluluklar için gönderilmişlerdir.:


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n- nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Ve BİZ, SENİ (kâinattaki) insanların hepsi için Müjdeleyici ve Nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.// Biz seni bütün insanların iyiliği için, ancak Rahmetimizi, Merhametimizi, İhsânımızı, SEVgimizi müjdeleyici, sorumluluk, hesâb ve cezâyı hatırlatan uyarıcı olarak özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Sebe’ 34/28)

3-) Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Peygamberliği kıyamete kadar sürecektir. Halbuki daha önceki Peygamberlerimizin peygamberliği belli bir zaman dilimini içine alıyordu..

4-) Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem =>son ReSûL ->son NEBî =>ve’l-hasıl HÂTEMEN NEBİYYÎN/SON PEYGAMBERdir. O’ndan başka insanlara Peygamber gelmeyecektir…

5-) Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Son Peygamber olunca, onun getirdiği İsLâm DÎNİ’nin de en son ve en mükemmel DÎN olması tabiîdir. İslamîyyet önceki dinlerin hükmünü kaldırmıştır. İslâm, kıyamete kadar en son ve en mükemmel din olarak devâm edecektir.:


حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالْدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu ve’l- mevkûzetu ve’l-- mutereddiyetu ve’n- natîhatu ve mâ ekele’s- sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha ale’n- nusubi ve en testaksimû bi’l- ezlâm (ezlâmi), zâlikum fisk (fiskun), elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevn (vahşevni) el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul İSLÂME DÎNÂ (dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innALLÂHe GAFÛRun RAHÎM (rahîmun).: Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve ALLAH'tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi DÎNİNİZden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, BENden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni'metimi tamamladım. Sizin için DÎN OLARAK İSLÂM'dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki ALLAH GAFÛRdur, RAHÎMdir//Ölmüş hayvan-leş, kan, domuz eti, ALLAH’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, sert bir cisimle vurulup öldürülmüş, yuvarlanarak ölmüş, boynuzlanıp ölmüş hayvanlar ile yırtıcı hayvanların parçaladığı hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- putperest sunaklarında boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız, geleceğiniz ile ilgili kehanette bulunmanız size haram kılındı. Bütün bunlar fâsıklıktır, hak bir düzenin dışına çıkmadır ve günahkâr, isyankâr davranışlardır. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhüdlerini, ALLAH’a imân, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler, bugün dininizi, şeriatınızı, medeniyetinizi yok etmekten ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.Bugün dininizi, şeriatınızı kemâle erdirdim, olgunlaştırdım. Üzerinizdeki ni’metimi, DİNİMi tamamladım. Liyâkatinizden dolayı, hayatınızla içiçe, DİN OLARAK, şeriat olarak, medeniyet olarak size İSLÂM’ı lâyık gördüm. Kim açlıktan bunalır, bilerek günah işleme niyeti olmadan bunlardan yemek zorunda kalırsa ona günah yoktur. ALLAH çok bağışlayıcı, engin merhamet sâhibidir.” (Mâide 5/3)

Peygamber Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bütün âlemlere rahmet olarak gönderildiği hakikati Kur'ÂN-ı Kerîm’de.:


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ RAHMETen li’l- ÂLEMİN (âlemîne).: Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.//
Yâ MuhaMMed, rahmetimizin ve merhametimizin gereği, biz seni kesinlikle bütün âlemlerin, insanların ve cinlerin, varlıkların tamamının hayrına, haklarının korunması için özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere, rahmet peygamberi olarak görevlendirip gönderdik.”
(Enbiyâ 21/107)

Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm, Ahlâk ve Merhamette zirve bir şahsiyetti. Kendisinden, müşriklere karşı bedduâ etmesi istenildiğinde buna karşı çıkar, onların hidâyeti için DUÂ ederdi.:

Resim---Ebû Hureyre radiyallahu anhu şöyle rivâyet etmiştir.: “Tufeyl ve arkadaşları gelerek.: “Yâ Rasûlallah! Gerçekten Devs Kabilesi küfür ve imtinâ’ etmiştir. Sen de onlara bedduâ eyle!” dediler. Bunun üzerine.: “Devs helâk olsun!.” diyenler oldu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ise:. “Allah’ım! Sen Devs’e hidâyet ver ve onları getir!." diye DUÂ etti.
(Buhârî, Cihâd:99; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe:197.)

Bizlere En Güzel Örnek/Üsve-i Hasene Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâm, her hâlinde ölçülü idi. Tevazu’u elden asla bırakmazdı. Âişe radiyallahu anha Vâlidemiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Âhlâkını “Kur’ÂN Ahlâkı” olarak târif etmiştir..

Resim---İbni Ebî Evfâ radiyallahu anhumâ, Peygamberimiz MuhaMMed aleyhisselâmın ölçülü davranışlarını ifâde edişte.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, zikri çok yapar, lağvı (boş sözü) de az yapardı, namazı uzatırdı, hutbeyi de kısa yapardı. Dul ve miskinlerle beraber yürümekten ar duymazdı, onların ihtiyaçlarını mutlaka giderirdi.” demiştir.
(Nesâî, Cumâ:31)

Resim---Enes ibni Mâlik radiyallahu anhu.: “Ben hiçbir zaman Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile Ebû Bekir (radiyallahu anhu’n Medîne’ye geldikleri günden daha nurlu ve daha güzel bir gün görmedim!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin vefât ettiği günü de gördüm!. O günden de daha karanlık, daha hayırsız, daha sevimsiz bir gün görmedim!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Medîne’ye girdiği gün Medîne’nin her şeyi aydınlanmış, vefât ettiği gün de Medîne’nin her şeyi kapkaranlık olmuştu! O’nun muazzez vücûdunu, vefâtına inanamayarak, istemeye istemeye defnettik.” buyurmuştur.
(Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 3/221, 268, 287; Tirmizî, Menâkıb:1/3618; Dârimî, Mukaddime:14.)


إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Resim---“İnnâ nahnu nezzelne’z- zikre ve innâ lehu le hâfizûn (hâfizûne).: Muhakkak ki ZİKRi (Kur'ÂN-ı Kerim'i), BİZ indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka BİZiz.// Hiç şüphe yok ki, Kur’ÂN’ı BİZ indirdik ve muhakkak ki onu, tahrif ile tebdîlden (değişikliğe uğramaktan) BİZ koruyacağız.” (Hicr 15/9)

Fahreddin Râzî kaddesallahu sırrahu Tefsirinde.:
"Kur'ÂN'ınki gibi korunma hiçbir kitaba nâsib olmamıştır. Başka hiçbir kitab yoktur ki, az çok tashif (kelimeyi yanlış yazma), tahrif (yazarken harflerin yerini değiştirme) ve bozulma girmemiş olsun. Bunca dinsizlerin, Yahudilerin ve Hristiyanların Kur'ÂNı değiştirmek ve bozmak üzere birçok arzuları ve hırsları bulunduğu halde, bu kitabın her yönden tahriften korunmuş olarak kalması en büyük mu’cizelerdendir. Bundan dolayı, bunun bir gayb haberi olduğu gerçekleşmiş bulunuyor. Bu ise üstün bir mu'cizedir.
(Fahreddin Râzî, Mefatih'ul Gayb/ Tefsir-i Kebir Hicr 15/9 âyetin tefsiri)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de Hais-i Şerifinde.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Sözlerin en doğrusu ALLAH’ın KİTABI/Kur'ÂN-ı Kerîmdir, Yolların en hayırlısı MuhaMMed’in YOLUdur. İşlerin en Şerlisi MUHDES olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey BİD’ATtır, her bid’at DALALETtir ve her dalalet ATEŞTEdir.” buyurmuştur.
(Müslim, 867; Nesaî, 3/188)
Muhdes.: Dinden olmayan şeyin din adına çıkarılmasıdır..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “BENimle benden önceki Peygamberlerin durumu, bir ev inşâ eden kimseye benzer. O kimse evi güzelce yapıp mükemmel hâle getirmiş fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona hayran olurlar ve şöyle derler.: “Keşke şu tuğla da konulmuş olsaydı!.”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem sözlerine şöyle devam etmiştir.: “İşte BEN o tuğlayım. BEN Peygamberlerin SONuncusuyum!.”
buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den; Buhârî, Menâkıb, 18)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Biz (dünyâya) en son gelenleriz; kıyamet gününde ise en başa geçecek olanlarız.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den; Müslim, Cum’a, 19)

İmâm Ali (kerremallahu vechehu.: "ALLAH TeÂLÂ MuhaMMed' aleyhisselâm’ı Peygamberlerin boşluğu yaşandığı, kargaşaların ve ihtilâfların yükseldiği bir dönemde Peygamber olarak gönderdi. Onunla Peygamberlerine SON verdi ve Vahiy Kapısını kilitledi." buyurmuştur.
(Nehcu’l-Belağa 129. Hutbe.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “…İleride Ümmetim içinde, otuz kadar yalancı kimseler çıkar ve Peygamberlik dava ederler. Halbuki BEN NEBİLERİN SONUNCUSUyum (veya.: Enbiyânın Mührüyüm/onların halkalarını sonlandırıp MÜHÜRleyen BENim!.) BENden sonra hiçbir Nebî/Peygamber gelmez.” buyurmuştur.
(Tirmizi, h.no:2219)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.19. Kur’ÂN-ı KERÎM
ResimRASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve selleM’in SÖZÜ DEĞİLDİR
ResimKELÂMULLAHtır.:


Kur'ÂN-ı Kerîm=> “MuhaMMed aleyhisselâm'a vahyedilen, mushaflarda yazılan, tevatürle nakledilen ve tilâvetiyle taabbüd olunan/kulluk edilen mu'ciz/aynısını yapmakta başkalarını acze düşüren, ALLAH'ın KELÂMI’dır."
(ez-Zerkânî, I/22; Muhammed Dıraz, 5; Cerrahoğlu, Tefsir usulü, 34)

Dilcilere göre, “Kur’ÂN” kelimesi, “KRE” kökünden, gufrân ve şükrân gibi "Fu'lân" vezninde bir masdardır. Bu kelime hem toplama hem de kıraat/okuma anlamındadır. (bk. el-Alûsî,I/8)


إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ
فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ
Resim---“İnne aleynâ cem’ahu ve KUR’ÂNehu. Fe izâ KARA’nâhu fettebi’KUR’ÂNehu.: Muhakkak ki O'nun TOPLANMASI ve OKUNMASI Bize aittir. Öyleyse O'nu okuduğumuz zaman, artık O'nun (Kur’ÂN'ın) okunuşuna tâbî ol.” (Kıyâme 75/17-18)

Bir masdar olan "Kur’ÂN" Kelimesi, Kur’ÂN'ın Özel İsmi olduğu zaman, ism-i mef'ul anlamında "okunan kitab", ya da ism-i fâil mânâsında "Sûre ve âyetleri içinde toplayan" veyahut "Daha önceki kitapları ihtivâ eden" anlamında olur.. (bk. er-Râğıb, (KRE) maddesi; el-Alûsî, I/8)

Kur’ÂN'a =>"Kur’ÂN" adının verilmesi, onun "lisânlarda okunması",
Kur’ÂN'a =>"Kitab" adının verilmesi ise, "kalemle yazılması" özelliğinden dolayıdır..

Kur’ÂN-ı Kerim, Nazm-ı İlâhî’dir. Nazım lügatte, incileri ipliğe dizmeye denir. Kelimeleri de inci gibi yan yana dizmeye “nazım” denilmiştir. Şiirler birer nazımdır. Kur’ÂN-ı Kerimin kelimeleri Arabîdir. Fakat bu kelimeleri yan yana dizen ALLAHu TeÂLÂdır. Bu kelimeler insan dizisi değildir.
MuhaMMed aleyhisselam, ALLAHu TeÂLÂ tarafından mübârek kalbine bildirilen şeyleri, Arapça olarak anlatırsa, bu Kur’ÂN-ı Kerim olmaz, bunlara Hadis-i kudsî denir.
Kur’ÂN-ı Kerimdeki Arabî kelimeler, ALLAHu TeÂLÂ tarafından dizilmiş olarak, âyetler hâlinde gelmiştir. Cebrail aleyhisselam bu âyetleri, bu kelimelerle ve bu harflerle okumuş, MuhaMMed aleyhisselam da mübârek kulakları ile işiterek ezberlemiş ve hemen Ashabına okumuştur..
Kur’ÂN-ı kerim, Kadir Gecesinde inmeye başlamış ve hepsinin inmesi yirmi üç sene sürmüştür. Tevrat, İncil ve bütün kitaplar ise, hepsi birden bir defada inmişti..

Kur’ÂN-ı KERÎM=>ALLAHuzü’L-CELÂL’in SÖZÜ/KELİMEsi- KELÂMı’dır.:


فَتَلَقَّى آدَمُ مِن رَّبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Resim---“Fe telekkâ âdemu min RABBihî KELİMÂtin fe tâbe aleyh(aleyhi), innehu huve’t- TEVVÂBu’r- RAHÎM (rahîmu).: Sonra Âdem, RABBinden KELİMELERi telakki etti (öğrendi) (ve RABBine tövbe etti.). Bunun üzerine (ALLAH), onun tövbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki O, TEVVÂB'tır (tövbeleri kabul edendir), RAHÎM'dir (rahmet nuru gönderendir).” (Bakara 2/37)

وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلاً لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا
Resim---“Ve rusulen kad kasasnâhum aleyke min kablu ve rusulen lem naksushum aleyk (aleyke). Ve KELLEMALLÂHu mûsâ TEKLÎMâ (teklîmen).: Ve daha önce sana kıssa etmiş olduğumuz (bahsettiğimiz) resûllere ve sana bahsetmediğimiz resûllere de (vahyettik). Ve ALLAH, Hz. Musa ile KELİMELERle (hitab ederek) konuştu.” (Nisâ 4/164)

وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُواْ عَلَى مَا كُذِّبُواْ وَأُوذُواْ حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ وَلَقدْ جَاءكَ مِن نَّبَإِ الْمُرْسَلِينَ
Resim---“Ve lekad kuzzibe’t- rusulun min kablike fe saberû alâ mâ kuzzibû ve ûzû hattâ etâhum nasrunâ, ve lâ mubeddile li KELİMÂTİLLÂH (kelimâtillâhi), ve lekad câeke min nebeil murselîn (murselîne).: Ve andolsun ki; senden önceki resûller de yalanlandı. Fakat onlara yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları şeylere ve uğradıkları eziyetlere sabrettiler. Ve ALLAH'ın KELİMELERİni değiştirecek yoktur. Ve andolsun, gönderilmiş resûllerin haberlerinden (bir kısmı) sana geldi.” (En'âm 6/34)

وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---“Ve temme’t- kelimetu RABBike sıdkan ve adla (adlen), lâ mubeddile li KELİMÂtih(kelimâtihî), ve huve’s- SEMÎU’l- ALÎM (alîmu).: Ve RABBin’in SÖZÜ sadakatle ve adaletle tamamlandı. O'nun KELİMELERİni değiştirecek kimse yoktur. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir.” (En'âm 6/115)

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Resim---“Kul yâ eyyuhe’n- nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyi’l- ummiyyillezî yu’minu billâhi ve KELİMÂtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn (tehtedûne).: De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) ALLAH'ın RESÛLÜyüm. O ki; semâların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka İLÂH yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse ALLAH'a ve O'nun ÜMMÎ, NEBÎ, RESÛLÜ’ne îmân edin ki; O, ALLAH'a ve O'nun KELİMELERİne (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidâyete eresiniz.” (A'râf 7/158)

وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِ مُلْتَحَدًا
Resim---“Vetlu mâ ûhıye ileyke min KİTÂBi RABBik(RABBike), lâ mubeddile li KELİMÂtihî ve len tecide min dûnihî multehadâ (multehaden).: Sana, RABBinin KİTABI’ndan, vahyolunanı oku! O'nun KELİMESİni değiştirecek yoktur. Ve O'ndan (ALLAH'tan) başka yönelinecek bulamazsın (yönelinecek yoktur).” (Kehf 18/27)

قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
Resim---“Kul lev kâne’l- bahru midâden li KELİMÂti RABBî le nefide’l- bahru kable en tenfede KELİMÂtu RABBî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ (mededen).: De ki: “Denizler, RABBimin KELİMELERİ için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, RABBimin KELİMELERİ bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.” (Kehf 18/109)

وَلَوْ أَنَّمَا فِي الْأَرْضِ مِن شَجَرَةٍ أَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِن بَعْدِهِ سَبْعَةُ أَبْحُرٍ مَّا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“Ve lev enne mâ fî’l- ardı min şeceretin aklâmun ve’l- bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet KELİMÂTULLÂH (kelimâtullâhi), innellâhe AZÎZun HAKÎM (hakîmun).: Ve eğer arzda (yeryüzünde) bulunan ağaçlar kalem olsaydı ve denizler (mürekkep olsaydı) ve ondan sonra, onun yedi katı daha deniz eklenseydi, ALLAH'ın KELİMELERİ tükenmezdi. Muhakkak ki ALLAH; AZÎZ'dir (çok yüce), HAKÎM'dir (hüküm ve hikmet sahibi).” (Lokmân 31/27)

Kur’ÂN'ın Lafızları da ALLAH celle celâlihu'ya âittir.

"ALLAH'ın KELÂMı" tâbir =>Kur'ÂN-ı Kerîm'de 3 defa tekrarlanmıştır..


أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِن بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Resim---“E fe tatmeûne en yu’minû lekum ve kad kâne ferîkun minhum yesmeûne KELÂMALLÂHi summe yuharrifûnehu min ba’di mâ akalûhu ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).: (Ey mü'minler)! Hâlâ onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan bir fırka (grup) vardı ki, ALLAH'ın KELÂMInı işitirler, sonra onu akıl ettikleri (anladıkları) halde, bile bile tahrif ederler.” (Bakara2/75)

وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْلَمُونَ
Resim---“Ve in ehadun mine’l- muşrikînestecâreke fe ecirhu hattâ yesmea KELÂMALLÂHi summe eblighu me'menehu, zâlike bi ennehum kavmun lâ ya'lemûn (ya'lemûne).: Ve eğer müşriklerden birisi senden yardım isterse, o taktirde, ALLAH'ın KELÂMI’nı işitinceye kadar onu himaye et. Sonra onu emin olduğu yere ulaştır. İşte bu, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.” (Tevbe 9/6)

سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ إِذَا انطَلَقْتُمْ إِلَى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللَّهِ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا كَذَلِكُمْ قَالَ اللَّهُ مِن قَبْلُ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ إِلَّا قَلِيلًا
Resim---“Se yekûlu’l- muhallefûne izentalaktum ilâ megânime li te’huzûhâ zerûnâ nettebi’kum, yurîdûne en yubeddilû KELÂMALLÂh (kelâmallâhi), kul len tettebiûnâ kezâlikum kâlallâhu min kabl (kablu), fe se yekûlûne bel tahsudûnenâ, bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ (kalîlen).: (Savaştan) geri kalanlar, ganimetlerin (bulunduğu yere) onları almak için gittiğiniz zaman.: “Bizi bırakın (bize izin verin), size tâbî olalım.” diyecekler. (Onlar) ALLAH'ın KELÂMI’nı değiştirmek istiyorlar. (Onlara) de ki.: “Siz asla bize tâbî olamazsınız. ALLAHu TeALÂ daha önce böyle buyurdu.” O zaman (onlar da): “Hayır, siz bize hased ediyorsunuz (bizi kıskanıyorsunuz).” diyecekler. Hayır, onlar pek azı hariç, fıkıh (idrak) edemiyorlar (anlayamıyorlar).” (Fetih 48/15)

Kur'ÂN-ı Kerîm'de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e hitaben.: "KuL.: De ki:" kelimesi üç yüzden fazla kullanılmıştır..


قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا
Resim---“(Onlara) De ki.: “Rabbim, dualarınız olmasa size değer vermez. Oysa siz yalanlamıştınız. Fakat (azap) kaçınılmaz olacak.” (Furkân 25/77)

قُل لاَّ أَمْلِكُ لِنَفْسِي ضَرًّا وَلاَ نَفْعًا إِلاَّ مَا شَاء اللّهُ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ إِذَا جَاء أَجَلُهُمْ فَلاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ
Resim---“De ki: “Allah'ın dilediği şey hariç, ben nefsime (kendime) bir fayda veya bir zarar vermeye malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların eceli geldiği zaman artık bir saat tehir edilmez ve öne alınmaz.” (Yûnus 10/49)

Kudsî Hadisler => "Mânâsı ->ALLAH'a, Lafzı ise ->Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e âit olan VAHİY"dir. .

Kur'ÂN-ı Kerîm/ALLAH'ın KELÂMı =>Vahyin Asıl Sâhibi olan ALLAHu zü’L-CeLÂL =>Kur’ÂN'ı =>Cebrâil aleyhisselâm vasıtasıyla Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e indirmiştir..


إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ
Resim---“Muhakkak ki O (Kur’ÂN), gerçekten Kerim Resûl'ün sözüdür. Yüce arşın sahibinin yanında büyük şeref (makam ve itibar) sahibidir.” (Tekvîr 81/19-20)

"Saygıdeğer Elçi" nin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem olduğu anlaşılır. (bk. ez-Zemahşerî, IV/606,607; Yazır, VII/324-325; Taberî, Cebrâil ihtimalini hiç kale bile almamış. bk. Et-Taberî, XIV/66.)


فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ
وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---“Artık hayır, gördüğünüz şeylere yemin ederim.
Ve görmediğiniz şeylere de (yemin ederim).
Muhakkak ki O, gerçekten KERİM RESÛL'ün SÖZÜdür.
Muhakkak ki O, gerçekten KERİM RESÛL'ün SÖZÜdür.
O bir şâirin sözü değildir. Ne kadar az îmân ediyorsunuz?
Ve bir kâhinin de sözü değildir. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz.
ÂLEMLERİN RABBİ tarafından indirilmiştir.
Ve eğer, bazı sözleri Bize karşı uydurmuş olsaydı.
Muhakkak onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip alıverirdik.
Sonra mutlaka onun can damarını/şah damarını keserdik.
Ayrıca sizden hiçbiriniz O’ndan men edici olamaz (buna mani olamaz).
Ve muhakkak ki O (Kur’ÂN), gerçekten muttakiler (takvâ sahibleri) için bir öğüttür.”
(Hâkka 69/38-48)


وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ
Resim---“Ve innehu lefî zuburil evvelîn(evvelîne).: Ve hiç şüphesiz, O (Kur’ÂN), geçmişlerin kitaplarında da vardır.” (Şuarâ 26/196)

Âyetlerde geçen "Söz/ Kavil” tâbiri, Kur’ÂN lafzının ALLAH'tan gelen bir VAHİY olmadığını yahut elçilerin sözü olduğunu göstermez. Aksine, "Elçinin Sözü ->O’nu Gönderenin Sözüdür." gerçeğini, yani Elçinin, Tebliğden başka hiç bir müdahelesinin olmadığını ifâde etmektedir.." (krş. Yazır, Hak Dini, VIII/324)


وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ
Resim---“Ve innehu lefî zuburi’l- evvelîn (evvelîne).: Ve hiç şüphesiz, O (Kur’ÂN), geçmişlerin kitablarında da vardır.” (YâSîn 36/69)

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللّهِ قِيلاً
Resim---“Vellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti se nudhiluhum cennâtin tecrî min tahtihâ’l- enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ (ebeden). Va’dallâhi hakkâ (hakkan). Ve men asdaku minallâhi KÎLÂ (kîlen).: Ve onlar ki, iman ederek,, nefsi ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) salih amel işlediler, işte onları, altlarından nehirler akan cennetlere koyacağız, orada ebediyyen kalacak olanlardır. ALLAH'ın vaadi haktır (gerçektir). Ve ALLAH'tan daha doğru sözlü kim vardır?" (Nisâ 4/122)
KÎLÂn.: söylenen söz, söz..

"Söz" tâbiri, ALLAHu TeALÂ 'ya da izâfe edilmiştir. Âyette "Söz" kavramı, Kur’ÂN'ın söylediği gerçeklerin doğruluğunu isbat sadedinde söylendiği için, Kur’ÂN’la ilgili olmakla beraber, genel olarak bütün sözlerinin doğru olduğunun bir ifadesi olarak ALLAHu TeALÂ 'ya da izâfe edilmiştir..


إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا
Resim---“İnnâ se nulkî aleyke kavlen sekîlâ(sekîlen).: Muhakkak ki Biz, sana yakında ağır bir söz ilka edeceğiz (vahy ulaştıracağız).” (Müzzemmil 73/5)

Bu Âyetinde Kur’ÂN'ın, doğrudan ALLAHu TeALÂ Vahyi olarak ifâde edilmiş ve aynı zamanda "ağır bir SÖZ" olarak nitelendirilmiştir..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Kur’ÂN-Kerim ALLAH'ın sözüdür. Değiştirilmemiştir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e ilk indirildiği günden itibaren orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.
Hiç kimse benzerini yazamamıştır, dünyanın neresine giderseniz gidin bütün Kur’ÂNlar aynıdır, sadece tek bir KELÂMuLLAH/Kur’ÂN-ı Kerîm vardır, çünkü Yaratıcı ALLAHu zü’L-CELÂL tarafından koruma altındadır.
Kur’ÂN-Kerim ’i =>ALLAH celle celâlihu, Son Emir olarak yeryüzündeki tüm insanlığa uyarı, öğüt ve rehber olması amacıyla son Peygamberi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem' e, son kitabı olarak indirmiştir.
ALLAHu zü’L-CELÂL, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i yeryüzündeki tüm insanlığa RAHMEt olarak göndermiştir.
Kur’ÂN, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in mu’cizelerinin en büyüğüdür..
Kur’ÂN, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e Vahiy Meleği Cebrâil aleyhisselâm vasıtası ile 23 senede indirilmiştir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kur’ÂN-Kerim 'i, mu’cizevî bir şekilde ALLAH celle celâlihu tarafından, vahiy meleği Cebrâil aleyhisselâm vasıtasıyla ezberlemiştir.

Kur’ÂN-Kerim evrenseldir. Bazı âyetler indiği dönemde geçen bazı olaylar ve kişiler üzerine inmiştir. Kâinâtın, canlıların, insanın yaratılışına dair bilimsel gerçekleri işâret eden âyetler vardır, tarihsel olaylardan, gelecekten, kıyamet gününden, kıyamet alâmetlerinden, öldükten sonra dirilişten, âhiret hayatından, peygamberlerden, âilelerinden ve dönemindeki insanlardan, kadın hakları, miras hukuku, boşanma hukuku, medeni hukuktan bahseder, sonuç olarak bütün zamanları kapsamaktadır..
Kur’ÂN-Kerim ’de, 1400 sene önceden bildirilen bilimsel gerçeklerin, yakın zamanda Bilim Adamları tarafından keşfedilmesi ve ispatlanması, yine 1400 sene önceden Kur’ÂNda bildirilen Tarihsel Olayların ve geleceğe dâir bildirilmiş olan bilgilerin ortaya çıkması, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hadislerinde bildirdiği kıyamet alâmetlerinin (sellerin ve depremlerin artması, yüksek binaların ve binek araçlarının çoğalması, zinânın artması, insanların birbirini çok kolay, sebepsiz yere öldürmeleri gibi.) günümüzde ortaya çıkması,
Kur’ÂN-Kerim ’in, ALLAHu zü’L-CELÂL’in SÖZÜ olduğunun ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, ALLAH celle celâlihu tarafından gönderilen Hak Peygamber olduğunun kanıtıdır..

ALLAHu zü’L-CELÂL=>Kur’ÂN-Kerim ’nde buyurmuştur ki;


إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Resim---
“Muhakkak ki zikri (Kur’ÂN-Kerim 'i), BİZ indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka BİZiz.” (Hicr 15/9)

حم
تَنزِيلٌ مِّنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Resim---
“Hâ Mîm. RAHMÂN ve RAHÎM (olan ALLAH) tarafından indirilmiştir. (O), bilen bir kavim için, âyetleri tafsil edilmiş (fasıl fasıl açıklanmış) bir Kitap olan Arapça Kur’ÂN'dır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Fakat onların çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar işitmezler.” (Fussilet 41/1-4)

حم
وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ
إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ
Resim---
“Hâ, mîm. “Kitab-ı Mübîn (Apaçık Kitap)'e andolsun ki! Muhakkak ki BİZ, O'nu Arapça Kur’ÂN kıldık. Umulur ki böylece akıl edersiniz. Ve muhakkak ki O (Kur’ÂN), katımızda Ümmü’l- Kitap'tadır. Gerçekten ÂLİ'dir (yücedir), HAKÎM'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).” (Zuhruf 43/1-4)

الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
Resim---
“Hak, RABBin’den'dir. Bundan sonra sakın şüpheye düşenlerden olma!” (Bakara 2/147)

وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---
“Ve RABBin’in sözü sadakatle ve adaletle tamamlandı. O'nun kelimelerini değiştirecek kimse yoktur. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir.” (En’âm 6/115)

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءهُمْ وَإِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزِيزٌ
لَا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِ تَنزِيلٌ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ
Resim---
“Gerçekten onlar, kendilerine zikir (Kur’ÂN) geldiği zaman (O'nu) inkâr ettiler. Ve muhakkak ki O, AZÎZ (yüce ve şerefli) bir Kitap'tır. Bâtıl, O'nun önünden ve arkasından O'na ulaşamaz. HAKÎM (hüküm ve hikmet sahibi) ve HAMÎD (Kendisine hamdedilen) (ALLAH) tarafından indirilmiştir.” (Fussilet 41/41-42)

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ
Resim---
“Ve eğer, bazı sözleri Bize karşı uydurmuş olsaydı. Elbette onu sağından tutup alırdık (yakalardık). Sonra mutlaka onun can damarını keserdik. Ayrıca sizden hiçbiriniz ondan men’ edici olamaz (buna mani olamaz).” (Hâkka 69/44-48)

تَنزِيلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ الْعَالَمِينَ
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أَتَاهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Resim---
“Hakkında şüphe olmayan Kitab'ın indirilişi, âlemlerin RABBi’ndendir. Yoksa "O”nu uydurdu" mu diyorlar? Hayır! O, RABBin’den bir haktır. Senden önce kendilerine nezir (peygamber) gelmemiş olan kavmi uyarman içindir. Umulur ki böylece onlar, hidâyete ererler.” (Secde 32/2-3)

وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُواْ إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ
قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِّسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُّبِينٌ
إِنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ لاَ يَهْدِيهِمُ اللّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَأُوْلئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ
Resim---
“Biz, bir âyeti değiştirerek (onun) yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman.: “ALLAH neyi indireceğini bildiğine göre sen sadece bir müfterisin (iftira edensin).” dediler. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. De ki.: “O'nu (Kur’ÂN-Kerim 'i), RABBin’den hak ile imân edenlere sebat ettirmek için ve müslümanlara (teslim olanlara), hidayet ve müjde olarak Ruh'ûl Kudüs (Cebrâil aleyhisselâm) indirdi.” Ve andolsun ki Biz, onların: “Fakat O'nu (Kur’ÂN-Kerim i), ona şüphesiz bir beşer (insan) öğretiyor.” dediğini biliyoruz. Ona isnad ettikleri kişinin lisânı acemidir (Arapça değildir). Bu (Kur’ÂN-Kerim ) lisânı ise apaçık Arapça'dır. Muhakkak ki ALLAH, ALLAH'ın âyetlerine inanmayanları (îmân etmeyenleri) hidayete erdirmez (onların ruhunu Kendisine ulaştırmaz). Ve onlar için elîm azâb vardır. Sadece ALLAH'ın âyetlerine inanmayanlar, yalanla iftira ederler. İşte onlar; onlar, yalancılardır.” (Nahl 16/101-105)

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءنَا ائْتِ بِقُرْآنٍ غَيْرِ هَذَا أَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِن تِلْقَاء نَفْسِي إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Resim---
“Ve onlara âyetlerimiz, delillerle okunduğu zaman Bize ulaşmayı dilemeyen kimseler şöyle dedi: “Bize bundan başka bir Kur’ÂN getir veya O'nu değiştir.” De ki.: “O'nu, kendi nefsimden (bir şey) ilka’ ederek benim değiştirmem olamaz. Ben ancak bana vahyolunan şeye tâbî olurum. Şâyet RABBime asi olursam muhakkak ki ben, büyük günün azâbından korkarım.” (Yûnus 10/15)

وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
Resim---
“Ve eğer kulumuza indirdiğimiz şeyden (Kur’ÂN'dan) şüphe içindeyseniz, o zaman o'nun mislinden bir sure getirin ve ALLAH'tan başka şâhidlerinizi de davet edin, eğer siz sadıklarsanız. Fakat, eğer yapamazsanız ki asla yapamazsınız, o taktirde kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının.” (Bakara 2/23-24)

قُل لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا
Resim---
“De ki: “Eğer ins ve cin (insanlar ve cinler) bu Kur’ÂN'ın bir benzerini getirmek için içtima etseler (biraraya gelseler); onların bir kısmı, bir kısmına yardımcı olsa bile onun bir benzerini getiremezler.” (İsrâ 17/88)

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلًا
وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيرًا
Resim---
“Ve kâfirler.: “Kur’ÂN ona, bir defada bütün (toplu) olarak indirilmeli değil miydi?” dediler. İşte bu, O'nu (Kur’ÂN'ı) senin idrakine tesbit etmemiz (sabitlememiz) içindir. Ve O'nu, kısım kısım tertipleyerek beyân ettik (okuduk). Ve sana hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile ulaştırdığımızdan (meselelerden) başka bir meseleyi sana getirmediler.” (Furkân 25/32-33)

لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ
فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ
Resim---
“O'na (Kur’ÂN-Kerim i ezberlemeye), acele ederek, O'nunla (Cebrâil aleyhisselâm) ile beraber) dilini hareket ettirme. Muhakkak ki O'nun toplanması ve okunması Bize aittir. Öyleyse O'nu okuduğumuz zaman, artık O'nun (Kur’ÂN'ın) okunuşuna tâbî ol. Sonra O'nun beyânı (açıklanması) muhakkak ki BİZe aittir.” (Kıyâme 75/16-19)

ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
Resim---
“Sâd, zikrin sahibi Kur’ÂN'a andolsun. Hayır, kâfirler gurur ve ayrılık içindedirler.” (Sâd 38/1-2)

قَيِّمًا لِّيُنذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا مِن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًا
مَاكِثِينَ فِيهِ أَبَدًا
وَيُنذِرَ الَّذِينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا
Resim---
“(Kur’ÂN-Kerim ), kayyum (kıyâmete kadar devam edecek) olarak, katından şiddetli azâbla uyarmak ve salih amel yapan mü'minlere en güzel ecrin onların olduğunu müjdelemek için (indirildi). Orada ebedî olarak kalıcıdırlar (kalacaklardır). Ve (Kur’ÂN-Kerim ), “ALLAH, bir çocuk edindi.” diyenleri uyarır.” (Kehf 18/2-4)

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
Resim---
“De ki: “O'nu (Kur’ÂN-Kerim 'i), RABBin’den hak ile iman edenleri sebat ettirmek için ve müslümanlara (teslim olanlara), hidâyet ve müjde olarak Ruhû’l- Kudüs (Cebrâil aleyhisselâm) indirdi.” (Nahl 16/102)

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---
“O bir şâirin sözü değildir. Ne kadar az îmân ediyorsunuz? Ve bir kâhinin de sözü değildir. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz. Âlemlerin RABBi tarafından indirilmiştir.” (Hâkka 69/41-43)

حم
تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---
“Hâ mîm. Kitab'ın indirilmesi, AZÎZ ve HAKÎM olan ALLAH tarafındandır.” (Ahkâf 46/1-2)

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
Resim---
“Kim Cibril'e düşman oldu ise (ona) de ki.: “Halbuki muhakkak ki o (Cebrâil aleyhisselâm), onların ellerindeki (kitapları) tasdik eden O (Kur’ÂN'ı), ALLAH'ın izniyle, mü'minlere bir hidâyet (rehberi) ve müjde olarak senin kalbine indirdi.” (Bakara 2/97)

فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِ قَوْمًا لُّدًّا
Resim---
“Böylece Biz, O'nu (Kur’ÂN-Kerim i) senin lisânınla kolaylaştırdık. O'nunla, takvâ sâhiblerini müjdelemen ve inatçı kavmi uyarman için.” (Meryem 19/97)

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ آيَاتُهُ أَأَعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاء وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِي آذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُوْلَئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍ بَعِيدٍ
Resim---
“Ve eğer O'nu (Kitab'ı), yabancı dil bir Kur’ÂN kılsaydık, mutlaka: “O'nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Araba yabancı dil mi? De ki: “O, imân edenler için hidâyet ve şifâdır. Ve mü'min olmayanların kulaklarında vakra vardır. O (Kur’ÂN), onlara karşı körlüktür (şifâ ve hidâyet değildir). İşte onlara uzak bir yerden seslenilir.” (Fussilet 41/44)

وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
Resim---
“Muhakkak ki O (Kur’ÂN), senin için ve senin kavmin için mutlaka bir zikirdir (öğüttür). Ve siz, (Kur’ÂN'dan) sorumlu olacaksınız.” (Zuhruf 43/44)

يس
وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ
إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---
“Yâ, Sîn. HAKÎM (hüküm ve hikmet sahibi) Kur’ÂN'a andolsun. Muhakkak ki sen, gerçekten gönderilen resûllerdensin. Sırat-ı Mustakîm üzerinde(sin).” (Yâsîn 36/1-7)

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ
وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَعَلَهُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِن يُدْخِلُ مَن يَشَاء فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
Resim---
“İşte böylece sana, Arapça Kur’ÂN'ı vahyettik, şehirlerin anasını (Mekke Halkını) ve onun etrafındakileri, hakkında şüphe olmayan toplanma günü (kıyâmet günü) ile uyarman için. Onların bir kısmı cennette ve bir kısmı alevli ateştedir (cehennemde)dir. Eğer ALLAH dileseydi, onları mutlaka tek bir ümmet kılardı. Ve lâkin dilediği kimseyi rahmetinin içine koyar ve zalimler için bir velî (dost) ve yardımcı yoktur.” (Şûrâ 42/7-8)

حم
تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ
غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Resim---
“Hâ, Mîm. Bu Kitab'ın indirilişi, AZÎZ (yüce ve üstün) ve ALÎM olan (en iyi bilen) ALLAH'tandır (ALLAH tarafındandır). (O ki) günahları mağfiret eden, tövbeleri kabul eden, cezâsı şiddetli olan, ihsan, fazl ve kerem sâhibi olandır. O'ndan başka İLÂH yoktur. Dönüş, O'nadır.” (Mü’min 40/1-3)

حم
وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ
إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُّبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
Resim---
“Ha, mim. Kitab-ı Mübîn'e (Apaçık Kitab'a) andolsun. Muhakkak ki BİZ onu, mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz BİZ, uyaranlarız. Hikmetli (hükmedilmiş) emirlerin (işlerin) hepsi, onda (o gecede) ayırt edilir (belirlenir).” (Duhân 44/1-3)

وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِهِ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ اللَّهَ لَهَادِ الَّذِينَ آمَنُوا إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---
“Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin RABBinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (ALLAHı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalblerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki ALLAH, imân edenleri (ALLAH'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sırat-ı Mustakîm'e hidâyet edendir.” (Hac 22/54)

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Resim---
“MuhaMMed (aleyhisselâm), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat ALLAH'ın RESÛLÜ ve Nebîler'in (Peygamberler'in) HATEMİ'dir (Sonuncusu). ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb 33/40)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---
“SENi BİZ, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Resim---
“Ve BİZ, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ 34/28)

وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَآ آتَاكُم فَاسْتَبِقُوا الخَيْرَاتِ إِلَى الله مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
Resim---
“Ve (Ey MuhaMMed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab'ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında ALLAHın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk'tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve ALLAH dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü ALLAH'adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri, size haber verecek. Ve onların aralarında ALLAH'ın indirdiğiyle hükmet, onların hevâlarına uyma. ALLAH'ın sana indirdiği şeylerin bir kısmından seni fitneye düşürmelerinden sakın. Bundan sonra eğer (HAKk'tan) yüz çevirirlerse, o taktirde bil ki artık ALLAH, bazı günahları sebebiyle, onları bir musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu gerçekten fâsıklardır.” (Mâide 5/48-49)

هَذَا بَلاَغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُواْ بِهِ وَلِيَعْلَمُواْ أَنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ
Resim---
“Bu (Kur’ÂN-Kerim ), O'nunla uyarılmaları ve O'nun (ALLAH'ın) Tek Bir İLÂH olduğunun bilinmesi ve ulû’l- elbâbın (sırların sâhiblerinin) tezekkür etmesi için insanlara bir açıklamadır.” (İbrahîm 14/52)

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ
فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِ إِن كَانُوا صَادِقِينَ
فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِ إِن كَانُوا صَادِقِينَ
Resim---
"Yahut.: “Onu kendisi uydurup söyledi.” mi diyorlar? Hayır, onlar îmân etmezler. Öyleyse onun gibi bir söz (Kur’ÂN âyeti) getirsinler, eğer (sözlerinde) sadıksalar.” (Tûr 52/33, 34)

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُواْ بِعَشْرِ سُوَرٍ مِّثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُواْ مَنِ اسْتَطَعْتُم مِّن دُونِ اللّهِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim---
“Yoksa.: “Onu uydurdu mu?” diyorlar. “Öyleyse onun gibi uydurulmuş olan 10 sûre getirin. Ve eğer siz, doğru söyleyenlerseniz, ALLAH'tan başka gücünüzün yettiği kişileri de çağırın!” de.” (Hûd 11/13)

أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ اللّهِ لَوَجَدُواْ فِيهِ اخْتِلاَفًا كَثِيرًا
Resim---
“Onlar hâlâ Kur’ÂN'ı tedebbür etmezler (düşünmezler) mi? Ve eğer ALLAH'tan başkasının katından olsaydı, onun içinde mutlaka pekçok ihtilâf bulurlardı." (Nisâ 4/82)

وَمَا كُنتَ تَتْلُو مِن قَبْلِهِ مِن كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ إِذًا لَّارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ
Resim---
“Ve sen, bundan önce kitap okumadın. Ve sen, O'nu elinle de yazmıyorsun. Öyle olsaydı, batılda olanlar (boş konuşanlar) elbette şüphe ederlerdi.” (Ankebût 29/48)


Resim

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kıyamet Günü’nde;
Kur’ÂN-Kerim gelecek ve ALLAH TeÂLÂ’ya: “Yâ RABBÎ! Kur’ÂN okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!.” diyecek; bunun üzerine Kur’ÂNokuyan kimse şerefle süslenecek.
Yine Kur’ÂN-Kerim .: ALLAH’ım! Ona Şeref Elbisesi giydir!" diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek.
Sonra Kur’ÂN.: RABB’im! O’na Şeref Tacı giydir!.” diye niyâz edecek; o kimseye Şeref Tacı giydirilecek.
Sonunda Kur’ÂN-Kerim .: ‘"Yâ RABBî! O kulundan Razı ve Hoşnut OL! SENİN Hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.” diyerek Kur’ÂN okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak."
buyurmuştur.
(Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ÂN 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ÂN 1).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kur’ÂN’ı mâhir olarak (mahrecini, tecvidini, sesini, kıraatini bilerek) okuyan, şerefli, itaatkâr elçiler olan meleklerle berâberdir.Kur’ÂN’ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat sevab vardır.” buyurmuştur.
(Âişe radiyallahu anha’dan; Riyâzü’s-Sâlihîn, h.no: 991.).

Resim--- Câbir b. Abdullah radiyallahu anhu.: “Peygamber aleyhisselâm, Uhud'da öldürülenlerden iki kişiyi biraraya getirdikten sonra.: "Bunlardan hangisi Kur’ÂN'la daha fazla haşır neşirdi?" diye sorar; birine işâret edilldiği takdirde, önce onun defin işlemini yapardı.” buyurmuştur.
(Buhârî-Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce).

Resim---İmrân İbn Husayn radiyallahu anhu.: “Bana Kur’ÂN okuyan bir kadın uğradı, okudu sonra karşılık istedi ardından da bu isteğini geri alarak şöyle dedi.: Peygamber aleyhisselâm.: buyurdu. ki: "Kim Kur’ÂN okursa karşılığını ALLAH'dan istesin. Bir zaman gelecek insanlar Kur’ÂN okuyacaklar da karşılığını insanlardan isteyecekler." buyurmuştur.
(Hadis hasendir, Tirmizî).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH celle celâlihu.: “Kur’ÂN kimi, BENİ zikretmekten ve BEN’den bir şey istemekten meşgul edip alıkoyarsa, dilekte bulunanlara verilenin en üstününü ona veririm.” buyurdu.” buyurmuştur.
(Hadisi Kudsî-Tirmiz; Hazinetü’l- Esrar Sh.67).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kur’ÂNı yüklenenler ALLAH’ın DOSTLARIdır. Onlara düşmanlık eden, ALLAH’a düşmanlık etmiştir. Onları DOSt edinen, ALLAHı DOST edinmiştir.” buyurmuştur.
(Buharî; Firdevs, İbn-i Abbas radiyallahu anhu, Hazinetü’l- Esrar Sh.83).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Devânın en hayırlısı, Kur’ÂN’dır.” buyurmuştur.
(İmam Ali kerremallahu vechehu’den; İbn-i Mâce; (Hazinetül Esrar Sh.231).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH TeÂLÂ Mümin, Kur’ÂN-Kerim ’i HATMettiği zaman, altmış bin melek onun için Cenâb-ı HAKk’tan mağfiret taleb eder.” buyurmuştur.
(Deylemî, Müsnedü-l Firdevs).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kalbinde Kur’ÂN-Kerim ’den bir şey bulunmayan kimse, harab olmuş ev gibidir.” buyurmuştur.
(Sünen-i Tirmizî).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: AZîZ ve CeLîL olan ALLAH.: “Kulum, BENİ ANdığı ve dudakları BENİM için kımıldandığı ÂN ben kulumla beraberim.” buyurdu.” buyurmuştur.
(K.Sitte, 7089).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: ALLAH’ın KİTABı/Kur’ÂN-Kerim ve RESÛLÜnün SÜNNEti” buyurmuştur.
(İmam Mâlik, Muvatta, Kader 3, (2, 899).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kur’ÂN-Kerim Şefaatçidir ve şefaati makbuldur. Riâyet etmeyenlere ise, hasım olarak isbat-ı vücud edecektir. Kim ki, Kur’ÂN’ı öne alırsa, Kur’ÂN onu CeNNete götürür. Kim de arkasına bırakırsa onu da CeheNNeMe sürer!.” buyurmuştur.
(İbn-i Mes’ud radiyallahu anhu’dan; Ramuzü’l-Ehadis 227-9).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim gençliğinde Kur’ÂN öğrenirse Kur’ÂN onun etine ve kanına karışır. Kim de yaşlılığında tekrar ede ede zorluk çekerek onu öğrenirse o kimseye iki defa ecir vardır (hem zorluk çektiğinden dolayı hem de okuduğundan dolayı)" buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Ramuzü’l--Ehadis 413-9).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “(Yâ Ebû Zerr!)
=>Sana ALLAH’tan korkmanı tavsiye ederim. Zirâ o korku, bütün işlerinin zinetidir..
=>Sana Kur’ÂN OKUmanı, ALLAH’ı zikretmeni tavsiye ederim. Zirâ o, senin semâda anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için NÛRdur..
-Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesnâ, zirâ bu sükut, Şeytan’ı senden uzaklaştırır. Ve Din İşinde sana yardımcı olur..
=>Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi ÖLdürür ve yüzün NÛRunu giderir..
=>Cihada mülâzemet et, Çünkü o, ÜMMetimin Ruhbânlığıdır.
=>Miskinleri, garipleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zirâ, sana ALLAH’ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur.
=>Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et.
=>Acı olsa da Hakkı söyle, ALLAH yolunda kınayanların kınamasından korkma.
=>Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama.
=>Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıp olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi.
=>Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, (günahtan) sakınmak gibi takva, güzel ahlak gibi şeref yoktur."
buyurmuştur.
(Ebû Zerr radiyallahu anhu’dan; Ramuzü’l--Ehadis 157-4).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hiçbir peygamber yoktur ki, insanların inanmaları için kendisine mu’cizeler verilmiş olmasın. Bana verilen ise ALLAH’ın vahyettiği VAHİY/(Kur’ÂN-Kerim )dir. Bu sâyede ben kıyamet günü Ümmeti en çok olan Peygamber olacağımı ümid ediyorum!.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu"den; Buhârî, İ"tisâm, 1).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kur’ÂN’ı ezberleyip okuyan kişi, ALLAH Katındaki Seçkin Meleklerle birlikte olacaktır. Kur’ÂN’ı zorlanarak da olsa devamlı okumaya çalışan kişiye ise iki kat ecir vardır.” buyurmuştur.
(Âişe radiyallahu anha’dan; Buhârî, Tefsîr, (Abese) 1).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Sizin en hayırlınız, Kur’ÂN’ı öğrenen ve öğretendir.” buyurmuştur.
(Osman b. Affân radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ÂN, 15).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kur’ÂN’ı öğrenin, onu okuyun ve okutun. Kur’ÂN’ı öğrenen, okuyan ve gereğini yapan kimse, her tarafa koku yayan misk dolu bir kaba benzer. Kur’ÂN’ı öğrendiği hâlde (onu okumayan ve okutmayan) yatıp uyuyan kimse ise ağzı bağlı bir misk kabına benzer.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Fedâilü"l-Kur’ÂN, 2).


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.20. HAKk DîN İLe GönderilLen Resim
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve selleM’in
GÖReVi TemeLde TeBLiĞdir.:


ALLAHu zü’L-CeLÂL’in MuhaMMedî KULu OLduğunu ANLAyan KİMSEnin;
Söz, FiiL, AhLâk ve HâLLerinde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i
DUYması Lâzım UYması Lâyıktır ve de Şarttır.. KULLUK İMTİHANI’n ASLı-FaSLı da BUdur.

ALLAH celle celâluhu’nun Kur'ÂN-ı Kerim'deki TEBLİĞ, TENZİR, TEBŞİR, TEŞHİD
4 lüsü RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin Tek, Eşsiz, MükemmeL ve MükemmiL Mesleğidir, Mezhebidir, Meşrebidir ve Merciidir.

BAKınız Kur’ÂN-ı Kerîm’de ALLAHu zü’L-CELÂL bu hususta EMİR buyurduğu, Habîbi, Edibi RASÛLULLAH sallallâhu aleyhi ve sellem ile İLgiLi ÂyetLer.:

a-) TeBLiğ GöReVi .:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 16 sûrede 27 âyet-i kerîmede bildirilmiştir.:
Âl-i İmrân 3/20; Mâide 5/67,99; A'râf 5/62,68,79,93; Hûd 11/57; Ra'd 13/40; Nahl 16/35,82; Ankebût 29/18; Ahzâb 33/39; Yâsîn 36/17; Şûrâ 42/48; Ahkaf 46/23; Cin 72/23,28..


TebLiğ.: ULaştırmak. Götürmek. Bildirmek. Eriştirmek. Yetiştirme, eriştirmek.
BeLağ.: Eriştirme, yetiştirme. Maksada uyan güzel ifâde. Kâfi gelme, kifâyet etme. Hitâbettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakîkat OL-AN. Hâlin gereğine uygun, hem düzgün, hem yerinde söz.

BeLağ.: (Âli Imrân 3/20) (Mâide 5/99) (Ra'd 13/40) (Nahl 16/35, 82) (Nûr 24/54) (Ankebût 29/18) (Şûrâ 42/48) (Ahkaf 46/35) (Cin 72/23)
BeLiğ.: (Nisâ 4/63)
BeLLağte.: (Mâide 5/67)
EbLeğu.: (Cin 72/28)

فَإنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ وَالأُمِّيِّينَ أَأَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُواْ فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
Resim---“Buna karşı seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki.: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü ALLAH'a teslim etmişimdir.” Kendilerine kitab verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki.: “Siz de İslâm'ı kabul ettiniz mi?.” Eğer İslâm'a girerlerse hidâyete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak TEBLİĞ etmektir. ALLAH kulları görendir.” (Âl-i İmrân 3/20)

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Resim---“Ey Resûl! RABB'inden sana indirileni TEBLİĞ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o takdirde O'nun Risâletini (sana gönderdiğini) TEBLİĞ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve ALLAH seni insanlardan korur. Muhakkak ki ALLAH, kâfirler kavmini hidâyete erdirmez.” (Mâide 5/67)

مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلاَّ الْبَلاَغُ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Resim---“Resûl'ün üzerinde TEBLİĞden (bildirmekten) başka bir sorumluluk yoktur. Ve ALLAH, açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.” (Mâide 5/99)

أُبَلِّغُكُمْ رِسَالاَتِ رَبِّي وَأَنصَحُ لَكُمْ وَأَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---“Size RABBimin risâlelerini (gönderdiklerini) TEBLİĞ ediyorum (ulaştırıyorum). Ve size nasihat ediyorum (öğüt veriyorum). Ve sizin bilmediğiniz şeyleri ben ALLAH'tan öğreniyorum (biliyorum).” (A'râf 7/62)

أُبَلِّغُكُمْ رِسَالاتِ رَبِّي وَأَنَاْ لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ
Resim---“RABBimin risalelerini (gönderdiklerini) size TEBLİĞ ediyorum (ulaştırıyorum). Ve ben, emîn (inanılır, güvenilir) bir nasihat ediciyim.” (A'râf 7/68)

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ
Resim---“Artık yüz çevirirlerse, bundan sonra sana düşen, sadece açık bir TEBLİĞdir.” (Nahl 16/82)

وَإِن تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِّن قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
Resim---“Ve eğer tekzib ederseniz (yalanlarsanız), sizden önceki ümmetler de tekzib etmiştiler. Resûllerin üzerine apaçık TEBLİĞden başka bir (sorumluluk) yoktur.” (Ankebût 29/18)

وَمَا عَلَيْنَا إِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ
Resim---“Ve bizim üzerimizde açıkça TEBLİĞden (bildirmekten) başka bir şey (sorumluluk) yoktur.” (Yâsîn 36/17)

إِلَّا بَلَاغًا مِّنَ اللَّهِ وَرِسَالَاتِهِ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا
Resim---“(Bu) sadece ALLAH'tan olanı TEBLİĞ ve O'nun risâletidir. Ve kim ALLAH'a ve O'nun RESÛLÜ’ne âsi olursa, bundan sonra muhakkak ki onun için, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi vardır.// "(Benim görevim,) Yalnızca ALLAH'tan olanı ve O'nun gönderdiklerini TEBLİĞ etmektir. Kim ALLAH'a ve O'nun elçisine isyan ederse, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır." (Cin 72/23)

TeNZiR ve TeBŞiR GöReVi.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 48 sûrede 65 âyet-i kerîmede bildirilmiştir.:

b-) TeNZiR GöReVi .:

UYANDIRmak-AYIKTIRmak..


Tenzir (inzâr).: sonunun fenâ olacağını haber vererek KORKUtmak, ihtarda ve îkazda bulunmak, uyarmak ve uyandırmak.
Nezr.: Adak adamak. Fıkıhta Cenâb-ı HAKk’a ta'zim için mübah bir fiilin yapılmasını deruhde etmek, öyle bir işin yapılmasını kendi nefsine vâcib kılmaktır.
İnzar:
Netîcenin kötü olacağını bildirerek fenâlıktan sakındırmak. Azâb ve cezâ va'detmek..

Nezir.: (Bakara 2/119) (Mâide 5/19) (A'raf 7/184,188) (Hûd 11/2,12,25) (Hicr 15/89) (İsrâ 17/105) (Hac 22/49) (Furkân 25/1,7,56) (Şuara 26/115) (Kasas 28/46) (Ankebût 29/50) (Secde 32/3) (Ahzâb 33/45) (Sebe' 34/28,44,46) (Fatır 35/23,24,37,42) (Sâd 38/70 ) (Zuhruf 43/23) (Ahkâf 46/9) (Fetih 48/8) (Zâriyât 51/50,51) (Necm 53/56) (Mülk 67/26)

Münzir: (Bakara 2/213) (En’âm 6/48) (Ra'd 13/4,65) (Kehf 18/56) (Şuara 26/194) (Neml 27/92) (Sâd 38/4,65) (Kaf 50/2) (Nâziât 79/45)

Enzer.: (Bakara 2/6) (Yâsîn 36/10) (Fussilet 41/13) (Leyl 92/14)

Enzir.: (En’âm 6/51) (Yûnus 10/2) (İbrâhim 14/44) (Meryem 19/39) (Şuara 26/214) (Mü'min 40/18) (Müddessir 74/2)

Ünzir.:(En’âm 6/19) (Enbiyâ 21/45)

Tünzir.: (Bakara 2/6) (En’âm 6/92) (A'raf 7/2) (Meryem 19/97) (Kasas 28/46) (Secde 32/3) (Fatır 35/18) (Yâsîn 36/6,10,11) (Şûrâ 42/7 )

c-) TeBŞiR GöReVi :

MÜJDELEmek!.
Tebşir.: Uyananı CeNNetle, uyanmayanı CeheNNemle MÜJDElemek. Müjde verme, müjdeleme, muştulama. Hayır haber vermek.
Bişr.: Sevinç ve muştu-mutlu eseridir.
Beşir.: Müjdeli haber veren. Müjde getiren.
Beşaret.: Doğrusu Bişârettir. Müjde. Sevindirici haber. Hayırlı haber. Müjdeye verilen ihsan. Müjde haberi, muştu..

Beşiren-Neziren.: (Bakara 2/119) (A'raf 7/188) (Hûd 11/2) (Sebe' 34/28 Ayet) (Fatır 35/24 Ayet) (Mâide 5/19)

Beşiren-Neziren-Daiyen.: (Sebe’ 34/28)

Mübeşşir-Nezir.: (İsrâ 17/105) (Furkân 25/56) (Ahzâb 33/45)

Tebşir.: (Bakara 2/25) (Ahzâb 33/46 )

d-) TEŞHİD GöReVi/ÜMMeti Üzerine Şâhid OLuşu GöReVi.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 4 sûrede 5 âyet-i kerîmede bildirilmiştir.:


Teşhid.: Uyanana da uyanmayana da ŞÂHİD olmak..
Şühud: Görme, şâhid olma. Müşâhede etme. Görünecek halde şekillenme.
Şâhid.: Şâhidlik yapan. Bilen, tanıyan. Sened yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören ve Hazır OL-AN.. Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin her ÂN ve Şe’ÂNî bir vasfıdır.

Şâhiden ve Mubeşşiren ve Nezîrâ.: (Fetih 48/8)

Şâhid-Şâhida.: (Bakara 2/143) (Nisa 4/41) (En'âm 6/150) (Nahl 16/89) (Hac 22/78) (Müzzemmil 73/15)

e-) DÂİYEN DâVet GöReVi.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 2 sûrede 2 âyet-i kerîmede bildirilmiştir..

Dâîyen/ Çağırıcı-Munîrâ/Nur Saçıcı.: (Ahzâb 33/46)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Resim---Ve DÂÎYEN ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen MUNÎRâ(munîren).: Ve kendi izniyle ALLAH'a çağıran ve NûR saçan bir çerağ olarak (gönderdik).” (Ahzâb 33/46)

Dâvetçi- Fed’u- Davet Et!.: (Şûrâ 42/15)

فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَقُلْ آمَنتُ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِن كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Resim---Fe li zâlike FED’U vestekım kemâ umirt (umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb (kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, ALLÂHu RABBunâ ve RABBukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, ALLÂHu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr(masîru).: (Ey Rasûlüm), onun için sen onları tevhîde DÂVEt et ve emrolunduğun gibi, sebat üzre doğru git. Onların heveslerine uyma ve de ki.: “Ben, ALLAH’ın indirdiği her kitaba imân ettim. Aranızda adaleti yerine getirmekle emrolundum. ALLAH bizim de RABBimizdir, sizin de RABBinizdir. Bizim amellerimiz (karşılığı) bize, sizin amelleriniz (karşılığı) size... Sizinle aramızda bir husumet yok. (Bu ayet-i kerime, kıtal âyeti ile nesh edilmiştir - Hâzin tefsiri). ALLAH hepimizi (kıyamette) bir araya toplayacak ve dönüş de ancak O’nadır.” (Şûrâ 42/15)

f-) HİDÂYET REHBERİ OLuŞ GöReVi:

Munzirun- UYARıcı ve Hâd-: (Ra’d 13/7)

وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلآ أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
Resim---Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min RABBih (rabbihî), innemâ ente MUNZİRun ve li kulli kavmin hâd(hâdin).: Kâfirler diyorlar ki.: “Ona RABBinden bir mu’cize indirilseydi ya! (Halbuki) sen ancak bir UYARICIsın ve her toplumun bir rehberi vardır.” (Ra’d 13/7)

g-) MÜZEKKİR GöReVi.:

Müzekkir.: Öğütçü.: (Gâşiye 88/21 )

فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرٌ
Resim---Fezekkir innemâ ente MUZEKKİR (muzekkirun).: Artık sen, öğüt verip hatırlat. Sen, yalnızca bir ÖĞÜT VERİCİ, bir hatırlatıcısın.” (Gâşiye 88/21)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in DâVetini insÂNlardan karşılık beklemeden yapması GöReVi.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 9 sûrede 10 Âyet-i Kerîmede bildirilmiştir.

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’i DâVEti Sırasında Kendisinin TeseLLi EdiLmesi.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 38 sûrede 66 Âyet-i Kerîmede bildirilmiştir..

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e SAYgı GÖSTERmek.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 2 sûrede 7 Âyet-i Kerîmede bildirilmiştir.

ALLAHu zü’L-CeLÂL=>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e SAYgı DUYuLmasını EMRetmiş ŞANını/ÜNünü Yüceltmiştir.:


وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Resim---“Ve refa’nâ leke zikrek (zikreke).: Ve senin için, zikrini yükselttik.” (İnşirah 94/4)


O =>RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem ki =>ÂLeMLere RAHMet OLarak GÖNDERmiş.:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ RAHMETEN Lİ’L- ÂLEMİN (âlemîne).: Seni BİZ, sadece ÂLEMLERE RAHMET olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

RAHMEt Etmeyi Kendisine İLke Edinmiş.:


وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ
Resim---“Ve kezâlike nuvellî ba’daz zâlimîne ba’dan bimâ kânû yeksibûn (yeksibûne).: Ve işte böylece kazanmış olduklarından (günahlarından) dolayı zalimlerin bir kısmını, bir kısmına çeviririz (musallat ederiz).” (En’âm 6/129)

ALLAH’ın HaBîBi/SEVGİLisi olmuş, önceki şeriatları tamamlayıp düzeltmiş, mi’râca nâil olarak en yüce makamlara kadar yükselmiş, ins (insanlar) ve cinne (cinler) Peygamber olmuş, ganimet kendisine ve ümmetine meşru’ kılınmış, bütün yeryüzü kendisi için mescid kılınmış, şefaati makbul olmuş.:

(Buhâri, Sahih, Teyemmüm, 1; Salât, 56; Müslim, Sahih, Mesacid, 3; Nesâî, es-Sünen, Gusl, 26; Dârimî, Ebu Muhammed Abdullah b. Abdurrahman b. Fazl, es-Sünen, Siyer, 28, Salât, 111, İstanbul, 1413/1992.)

Teşehhüdde, ezanda ve Kur’ÂN’ın birçok yerinde ALLAH ile birlikte anılmış.: Nisâ 4/13,14,69,80; Mâide 5/92; Enfâl 8/20,24; Nûr 24/52,54; Ahzâb 33/36,71; MuhaMMed 47/33; Fetih 48/17; Hucurât 49/1,14; Haşr, 59/4; Teğâbün, 64/12..

O’na itaat, ALLAH’a itaat sayılmıştır.:


مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
Resim---“Men yutiır resûle fe kad atâallâh (atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ (hafîzen).: Kim RESÛL'e itaat ederse, böylece andolsun ki ALLAH'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o takdirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.” (Nisâ 4/80)

Yine ALLAH’ın saygı duyulmasını istediği peygamberler zincirinin son halkası olan Hz. Peygamber, ALLAH’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve ALLAH’ı çok ananlar için güzel bir örnek103 olma şerefine nail olmuştur.:


لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Resim---“Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevme’l âhıre ve zekerallâhe kesîrâ (kesîren).: Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah'da pek güzel bir örnek vardır. ALLAH'a ve son güne ümit besler olup da ALLAH'ı çok zikreden kimseler için.” (Ahzâb 33/21)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne).: Seni Biz, sadece ÂLEMLERE RAHMET olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

Âyeti Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e verilen öneme ve O’nun yeryüzünde oynayacağı role atıfta bulunmaktadır. O yüzden bu âyet, Müslüman toplumlar arasında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e beslenen saygının ifadesi olarak çok hatırlanır, okunur ve DUÂlarda tekrarlanır olmuştur..

Kısacası.:

Kur’ÂN-ı Kerîm’de ve Hadislerde dünya ve âhirette sâdece Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ve onun ÜMMEtine bazı meziyetlerin verileceği belirtilmektedir. Bu özel durum Resûl-i Ekrem’in diğer Peygamberlerden, insanlardan ve hatta meleklerden üstün olduğunu ortaya koymaktadır. ALLAH TeÂLÂ’nın bütün Peygamberlerden Resûl-i Ekrem’e inanmaları ve kendisine yardım etmeleri için söz alması.: Âl-i İmrân 3/81.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i bütün varlıklara peygamber gönderip RAHMEt vesilesi kılması.: Enbiyâ 21/107; Sebe’ 34/28..
Kendisini Son Peygamber olarak gönderip dini onunla tamamlaması.: Ahzâb 33/40.
Varlığının sadece inananların değil inanmayanların da dünyada İlâhî Azâbla yok olup gitmesine engel olması.: Enfâl 8/33,34..
ALLAH’ın insanlar içinde sâdece O’nun adına yemin etmesi.: Hicr 15/72.
Diğer Peygamberlere adlarıyla hitabda bulunurken O’na =>Nebî ve Resûl diye yüceltici bir üslûbla hitab etmesi.: Mâide 5/41 67; Enfâl 8/64,65.
Sahâbîlerin ona birbirlerine seslenir gibi seslenmelerine izin vermemesi.: Nûr 24/63..
O’nun bütün günahlarını bağışlaması.: Feth 48/2..
Kıyamete kadar değişmeyecek olan Kur’ÂN-ı Kerîm’i ona vermesi.: Hicr 15/9..
Kendisini isrâ ve mi‘rac ile şereflendirmesi.: İsrâ 17/1; Necm 53/3-18..
Âhirette en yüksek derece olan vesîle, fazîle ve Makām-ı Mahmûdu, ÜMMetini âhiret sıkıntılarından kurtaracak olan şefaati sadece ona lutfetmesi kendisine olan üstün muhabbetini ve ona verdiği şerefi göstermektedir..
Cenâb-ı HAKk, Resûl-i Ekrem’in ÜMMetini en hayırlı ÜMMet kabul etmiştir.: Âl-i İmrân 3/110..
ÜMMetine ganimetler helâl, yeryüzü temiz ve mescid kılınmıştır.: Enfâl 8/68,69; Buhârî, Teyemmüm, 1; Müslim, Mesâcid, 3..
DiN Konusunda kendilerine zorluk ve güçlük yüklenmemiştir.: Hac 22/78..
En hayırlı gün olan cumâ özellikle onlara tahsis edilmiştir.: Cum‘a 62/9; Buhârî, Cumʿa, 1; Müslim, Cumʿa, 17-22..
Yaptıkları az işe çok sevâb verilmiştir.: Buhârî, İcâre, 11; Enbiyâʾ, 50..
Gönüllerinden geçen kötü düşünceler bağışlanmıştır.: Buhârî, Eymân, 15; Müslim, Îmân, 201..
Yeryüzünün şâhidleri sayılmıştır.: Bakara 2/143; Buhârî, Şehâdât, 6; Müslim, Cenâʾiz, 60..
Ve namazda bağladıkları saflar meleklerin safları gibi değerli kabul edilmiştir.: (Müslim, Mesâcid, 4; ayrıca bk. Hasâisü’n-Nebî).

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’i İNKâR KüFüRdür.:

KüFüR, sözlük anlamı, bir şeyi örtmek ve üzerini kapatmak demektir.
Terim anlamı ise =>"ALLAH TeÂLÂ'ya ve PEYGAMBERLERİne îmân etmemek demektir. Îmân etmemekle birlikte ister yalanlama (tekzib) olsun, isterse olmasın, durum aynıdır. Hatta şüphe etmek veya hased ve kibirden veyahut da risâlete uymaktan alıkoyan bazı hevâ ve heveslere uyarak îmândan yüz çevirmek de aynıdır. Bu sebeple KüFüR, ALLAH TeÂLÂnın îmân etmeyi farz kıldığı bir şeyi kendisine ulaştıktan sonra onu inkâr eden herkesin bir sıfatıdır. Bu şeyi, ister sadece kalbiyle inkâr etsin veya sadece diliyle inkâr etsin veya hem diliyle, hem de kalbiyle inkâr etsin veyahut da bir amel işler de o amel, Kur’ÂN ve SÜNNEtten gelen bir delille îmândan çıkarırsa, hepsi KüFüRdür." (Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye, Mecmuu'l-Fetâvâ, cilt: 12, sayfa: 335 ve İbn-i Hazm, "el-İhkâm Fî Usûli'-Ahkâm", cilt: 1, sayfa: 45.)
Elfâz-ı KüFüR tamlaması, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ALLAH’tan getirdiği kesin olarak bilinen VAHİYLeri ve bunlardan zorunlu olarak çıkan Dinî Hükümleri/Zarûrât-ı Dîniyye’yi inkâr etme özelliği taşıyan bütün sözleri kapsamına alır. Kur’ÂN-ı Kerîm’de Elfâz-ı KüFüR yerine =>Kelimetü’l-Küfr/İnkâr Sözü tâbiri geçmektedir.:


يَحْلِفُونَ بِاللّهِ مَا قَالُواْ وَلَقَدْ قَالُواْ كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُواْ بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ وَهَمُّواْ بِمَا لَمْ يَنَالُواْ وَمَا نَقَمُواْ إِلاَّ أَنْ أَغْنَاهُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ مِن فَضْلِهِ فَإِن يَتُوبُواْ يَكُ خَيْرًا لَّهُمْ وَإِن يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّهُ عَذَابًا أَلِيمًا فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ فِي الأَرْضِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ
Resim---“Yahlifûne billâhi mâ kâlû, ve lekad kâlû kelimete’l- kufri ve keferû ba’de islâmihim ve hemmû bi mâ lem yenâlû, ve mâ nekamû illâ en agnâhumullâhu ve resûluhu min fadlihi, fe in yetûbû yeku hayran lehum, ve in yetevellev yuazzibhumullâhu azâben elîmen fîd dunyâ ve’l- âhirah (âhirati), ve mâ lehum fî’l- ardı min veliyyin ve lâ nasîr (nasîrin).: Andolsun ki; “KüFüR” kelimesini söyledikleri halde, ALLAH'a söylemediklerine yemin ederler. Ve İslâmlıklarından sonra inkâr ettiler. Nâil olamayacakları (yapamayacakları) ve intikam almak istedikleri şey sadece ALLAH'ın ve RESÛLÜ’nün onları, fazlından zenginleştirmiş olması. Artık tövbe ederlerse onlar için hayırlı olur. Ve şâyet dönerlerse (îmândan geri), ALLAH onları elîm azapla dünyada ve ahirette azaplandırır. Ve onların, yeryüzünde bir dostu ve yardımcısı yoktur.” (Tevbe 9/74)

Kur’ÂN’da doğrudan doğruya KüFüR ifâdeleri olarak, “Meryem oğlu Mesîh ALLAH’tır”; “ALLAH üçün üçüncüsüdür”; “Bu peygamber yalancı bir sihirbazdır”; “Hayat ancak bu dünya hayatıdır, ölürüz ve yaşarız, bizi ancak zaman helâk eder”; “Bu çürümüş kemikleri kim diriltir?”; “Kıyametin kopacağını sanmıyorum”...el-Mâide 5/17, 73; Sâd 38/4; el-Cāsiye 45/24; Yâsîn 36/78; el-Kehf 18/36.. gibi sayılı örneklere yer verilmişse de;
ALLAH’a ->Meleklerine ->Kitablarına ->Peygamberlerine ve ->Âhiret Gününe İnanmayanlar =>ALLAH’ın gönderdiği hükümleri uygulamayanlar =>ALLAH’ın Âyetlerini yani Kur’ÂN’ı inkâr edenler KÂFİR olarak adlandırılmıştır...en-Nisâ 4/136, 150-151; el-Mâide 5/44; el-Ankebût 29/47..
Ayrıca =>ALLAH celle celâlihu’ı =>MuhaMMed aleyhisselâm’ı =>Geçmiş Peygamberleri ve =>Kur'ÂN-ı Kerîm’i alay konusu yapıp küçümseyen münâfıkların bu tavırlarına dikkat çekilerek mü’minlere, Dinî Değerlere karşı alaycı tavır sergileyenlerden uzak kalmaları emredilmek sûretiyle bu tür davranışların da KÜFRe götürdüğüne işâret edilmiştir… el-Mâide 5/57; et-Tevbe 9/65-66; el-En‘âm 6/10; el-Enbiyâ 21/41..


وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللّهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ اللّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا
Resim---“Ve kad nezzele aleykum f’î’l- kitâbi en izâ semi’tum âyâtillâhi yukferu bihâ ve yustehzeu bihâ fe lâ tak’udû meahum hattâ yehûdû fî hadîsin gayrihî, innekum izen misluhum. İnnallâhe câmiu’l- munâfikîne ve’l- kâfirîne fî cehenneme cemîâ (cemîan).: Ve O (ALLAH), Kitab'da (Kur'ÂN-ı Kerîm'de) size şöyle indirmişti.: “ALLAH'ın Âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman artık, ondan başka bir söze dalıncaya kadar, onlarla beraber oturmayın. Aksi taktirde (eğer onlarla beraber oturursanız) mutlaka siz de onlar gibi olursunuz. Muhakkak ki ALLAH, münâfıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacak olandır.” (Nisâ 4/140)

وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ
Resim---“Ve mâ ekseru’n- nâsi ve lev haraste bi mu’minîn (mu’minîne).: Ve sen (onların mü'min olmalarını) çok istesen bile, insanların çoğu mü'min olmazlar.” (Yûsuf 12/103)

وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ آيَاتُ اللّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim---“Ve keyfe tekfurûne ve entum tutlâ aleykum âyâtullâhi ve fîkum resûluh (resûluhu), ve men ya’tesim billâhi fe kad hudiye ilâ sırâtın mustakîm (mustakîmin).: Size birliği, karşılıklı sevgiyi, ihtilâftan uzaklaşmayı emreden ALLAH’ın âyetleri okunurken, ALLAH’ın RASULÜ de aranızda, sünneti, hadisleri elinizde iken, nasıl inkâra, KÜFRe saparsınız? Kim ALLAH’a, ALLAH’ın Dinine, sımsıkı bağlanır, himâyesine sığınırsa, doğru, muhkem, güvenli yolu, İslâmî Hayatı bulmuş olur.” (Âl-i imrân 3/101)

Resim

Kur’ÂN ve SÜNNetin NASSLarı, iki şey olmadan ÎMÂNın geçerli olmayacağı ve kabul görmeyeceğine delâlet etmiştir. Bu iki şey, aynı zamanda Kelime-i Şehâdetin/TEVHiDin =>Lâ İLÂHe İLLâ ALLAH'ın anlamıdır..
Bu iki şey.:
1-) =>ALLAH TeÂLÂ'yı birleyerek O'na teslimiyet göstermek.
2-) =>KüFüR ve Şirkten ve bu ikisinin bütün çeşitlerinden uzak durmaktır..


وَلَمَّا جَاءهُمْ كِتَابٌ مِّنْ عِندِ اللّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ وَكَانُواْ مِن قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَمَّا جَاءهُم مَّا عَرَفُواْ كَفَرُواْ بِهِ فَلَعْنَةُ اللَّه عَلَى الْكَافِرِينَ
Resim---“Ve lemmâ câehum kitâbun min indillâhi musaddikun limâ meahum, ve kânû min kablu yesteftihûne alellezîne keferû, fe lemmâ câehum mâ arafû keferû bihî, fe la’netullâhi ale’l- kâfirîn (kâfirîne).: Ve onlara, ALLAH Katından onların beraberindeki şeyi (Tevrat'ı) tasdik eden bir Kitapn, (Kur'ÂN) geldiği zaman (o'nu kabul etmediler). (Kur'ÂN gelmeden) önce kâfirlere karşı (zor durumda kaldıklarında, Tevrat'ta bahsi geçen ÂHİR ZAMAN PEYGAMBERİ adına) fetih ve zafer için (ALLAH'tan) yardım istiyorlardı. Oysa, O bildikleri (Tevrat'ta vasfı bildirilen PEYGAMBER) onlara gelince O'nu İNKÂR ettiler. Bu yüzden ALLAH'ın lâneti kâfirlerin üzerinedir.” (Bakara 2/89)

الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ وَإِنَّ فَرِيقاً مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Resim---“Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûne’l- hakka ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).: Kendilerine kitab verdiklerimiz, O'na (Hz. MuhaMMed aleyhisselâm'e) kendi oğullarına ârif oldukları (tanıdıkları) gibi âriftirler (tanıyıp bilirler). Ve muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile bile gizliyor.” (Bakara 2/146)

قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللّهِ يَجْحَدُونَ
Resim---“Kad na’lemu, innehu le yahzunukellezî yekûlûne fe innehum lâ yukezzibûneke ve lâkinne’z- zâlimînebi âyâtillâhi yechadûn (yechadûne).: Onların söylediklerinin mutlaka SENİ mahzun ettiğini biliyorduk. Fakat muhakkak ki; onlar seni yalanlamıyorlar. Lâkin zâlimler, ALLAH'ın Âyetleri ile cihâd ediyorlar.” (En'am 6/33)

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’i İNKÂRın KüFüR OLduğu.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 8 sûrede 9 Âyet-i Kerîmede bildirilmiştir.

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e İSYÂNın KÖTÜLüğü.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 7 Sûrede 10 Âyet-i Kerîmede bildirilmiştir.

Resim
Kur'ân-ı Kerimimizde;

1-)ALLAH'A ve RESÛLÜNE TESLİM OLUN!:


إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Resim---“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ (teslîmen).: Şüphesiz, ALLAH ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle ona selâm verin.” (Ahzâb 33/56)

Resim
Kur'ân-ı Kerimimizde;

2-)ALLAH'A ve RESÛLÜNE İMAN EDİN!.:

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e İMÂN.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 6 Sûrede 11 Âyet-i Kerîmede bildirilmiştir.

(A'raf 7/158) (Nur 24/47, 62) (Fetih 48/9, 13) (Hucurât 49/15) (Hadid 57/7, 19, 21) (Mücâdile 58/4) (Saff 61/11)


قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Resim---“Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti ve’l- ard (ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyi’l- ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn (tehtedûne).: De ki.: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sâhibi olan ALLAH'ın ELÇİSİyim. Ondan başka ilâh yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise ALLAH'a ve ÜMMî Peygamber olan Resûlüne -ki o, ALLAH'a ve O'nun sözlerine inanır- imân edin ve O'na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A'râf 7/158)

Resim
Kur'ân-ı Kerimimizde;

3-) ALLAH'A VE RESÛLÜNE TÂBİ OLUN- istecibü!.:

(Âl-İ İmrân 3/172) (Enfâl 8/24)


الَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِلّهِ وَالرَّسُولِ مِن بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُواْ مِنْهُمْ وَاتَّقَواْ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---“Ellezinestecâbû lillâhi ver resûli min ba’di mâ asâbehumul karh (karhu), lillezîne ahsenû minhum vettekav ecrun azîm (azîmun).: Onlar yaralandıktan sonra ALLAH’ın ve PEYGAMBERİnin dâvetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve ALLAH’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır.” (Âl-İ İmrân 3/172)

ALLAH'ın RESÛLÜne TÂBİ OLun!.:

(Bakara 2/143) (Âl-i İmrân 3/20, 31, 53) (A'RAF 7/158) (Enfâl 8/ 64) (Yûsuf 12/108) (Şuara 26/215)


فَإنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ وَالأُمِّيِّينَ أَأَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُواْ فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
Resim---“Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean (menittebeani), ve kul lillezîne ûtû’l- kitâbe ve’l- ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg (belâgu), vallâhu basîrun bi’l- ibâd (ibâdi): Eğer seninle çekişip tartışırlarsa, de ki.: "Ben, bana uyanlarla (tâbi olarak-teslimiyetle) birlikte, kendimi ALLAH'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki.: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidâyete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. ALLAH, kulları hakkıyla görendir.” (Âl-İ İmrân 3/20)

Resim
Kur'ân-ı Kerimimizde;

4-) ALLAH'A VE RESÛLÜNE İTÂAT EDİN!:

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e İTâat.:
Kur’ÂN-ı Kerîmde 13 Sûrede 26 Âyet-i Kerîmede bildirilmiştir.

Âl-İ İmrân 3/32, 132; Nisâ 4/13, 59, 69, 80; Mâide 5/92; Enfâl 8/1, 20, 46; Tevbe 9/71; Nûr 24/47, 52, 54; Ahzâb 33/31, 33, 66, 71; Muhammed 47/33; Feth 48/17; Hucûrat 49/14; Mücâdile 58/13; Tegâbûn 64/12
Âyetlerinde geçmektedir.


قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Resim---"Kul etîûllâhe ve'r- resûl (resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn (kâfirîne).: De ki.: ALLAH'a ve RESÛLÜ'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki ALLAH kâfirleri sevmez.” (Âl-İ İmrân 3/32)

وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Resim---"Ve atîûllâhe ve'r- resûle leallekum turhamûn (turhamûne).: ALLAH'a ve RESÛLÜ’ne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.” (Âl-İ İmrân 3/132)

تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Resim---"Tilke hudûdullâh (hudûdullâhi). Ve men yutııllâhe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihâ'l- enhâru hâlidîne fîhâ. Ve zâlike'l- fevzu'l- azîm (azîmu).: Bunlar, ALLAH'ın (koyduğu) sınırlardır. Kim ALLAH'a ve PEYGAMBERİne itaat ederse ALLAH onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.” (Nisâ 4/13)

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.21. RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemResimKendiLiğinden SorumLuLuk YükLememiştir.:

Teklif.: Zor birşey istemek. Bir vazife ileri sürmek. * Sıkılgan ve resmi davranış. İçli dışlı olmayan çekingen muâmele. * Vergi yüklemek. * Vazife vermek. * Cenab-ı HAKk'ın, insanları, emir ve nehiyleri üzerine hareket etmeğe vazifelendirmesi. * Fık: Şeriat-ı İslâmiyenin, ehliyet ve salâhiyet sahibi olan insanlara bir takım vazifeler yapmalarını ve bir kısım şeyleri de terketmelerini emir ve ilzam buyurmasıdır. Bunlar ile öylece dinen me'mur ve vazifeli olan bir insana mükellef denir. Çoğulu: Mükellefîn'dir..
Tekellüf.: Kendi isteğiyle külfete girmek, bir zorluğa katlanmak. * Gösterişe kapılmak. Özenmek. * Yapmacık hâl ve hareket. Zoraki hareket..
Mütekellif.: Zahmetli iş tutan, külfetli işe girişen..
Mutekellifîn.: mükellefiyet koyanlar..


قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ
Resim---“Kul mâ es’elukum aleyhi min ecrin ve mâ ene minel mutekellifîn (mutekellifîne).: De ki: "Sizden ona (tebliğe) karşılık bir ecir (ücret) istemiyorum. Ve ben mütekelliflerden (mükellefiyet koyanlardan) değilim."// Rasûlüm.: “Tebliğ ile görevli olduğum dine, Kur’ÂN âyetlerine karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ben olduğundan başka türlü görünenlerden, görevinin dışına çıkanlardan/mükellefiyet koyanlardan değilim.' de.” (Sâd 38/86)

SANATLI KONUŞMA..

“Sanatlı Konuşma”, sözü normalin üstünde sanatkârâne konuşma şekline sokarak kelâmla “sanat” yapmaktır. Bir başka ifâdeyle söze fazlaca seciler, istiareler, edebiyat, deyim ve ıstılahlar katmaya hırslı olmaktır. Bu da fazilet isteyen, sevab kazanmak emelinde olanlara câiz değildir. Çünkü bu davranış, insanın zamanını boşuna geçirmesi olduğundan dinimizce kötülenmiş, aklen de yanlış kabul edilmiştir.

Sanatlı konuşma, seci‘, şiirimsilik ve tekellüf, faydasız, gereksiz şeylerin peşine düşüp zaman ve emek harcama, altından kalkamayacağı bilimsel ve fikrî konulara dalıp kafa yorma ve boş yere başkalarının zamanını alma, bilmediği halde sorulan bir soruya biliyormuş havasını verme gibi tavır ve davranışları içinde barındırır.

Her alanda işi yokuşa sürme, engel çıkarma, sürekli tartışma, külfet ve yük getirme, ceviz kabuğunu doldurmayacak meseleler üzerine ciddî bir şeymiş gibi eğilme, mâlâyânî ile vakit geçirme tam anlamıyla tekellüf olarak tarif edilmiştir. Tekellüf, özünde sahtecilik bulunduğu, sonuçta da kimseye bir faydası olmadığı için yasaklanmıştır. Her zaman ve her konuda mutedil, sade, mesele ve olaylara kendisini ilgilendirdiği kadar yaklaşan, özentisiz, iddiasız davranan kimse, hem pratik hem de faydalı bir yol izlemiş olur. Laf yerine iş üreten, insanların işini kolaylaştıran, gösteriş ve külfetten kaçınan olumlu bir tavrın sergilenmesi her zaman yeğlenmelidir.

Sanatlı konuşma yollarından biri olan seci‘ ise, boş ve bâtıl manalar ihtiva eden zorlama şiirimsiliktir.
Konuşmada dikkat edilmesi gereken hususların başında kendini sanatlı konuşmaya zorlayarak, ağzını yayarak, halkın anlayamayacağı kelimeler kullanarak ve dil bilimin inceliklerinden bahsederek konuşma yapmaktır ve alimlerce bu tür konuşmalar mekruh olarak kabul edilmiştir.

Resim---İbni Mes'ûd radiyallahu anhu'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi vesellem.: “Sözde ve işte ince eleyip sık dokuyan, haddi aşan kimseler helâk oldular.” buyurmuş ve bu sözü üç defa tekrarlamıştır.
(Müslim, İlim 7; Ebû Dâvûd, Sünnet, 5.)

Hadîs-i şerîf, sözlerinde ve işlerinde haddi aşan, ileri giden ve taşkınlık yapan kimselerin bu dünyada sıkıntıdan kurtulamayacaklarını, âhirette de cezâyı hak edeceklerini göstermektedir. Hadis-i Şerif’in metninde kullanılan “mütenattiûn” kelimesinin anlamı oldukça kapsamlıdır. Ağzına ve aklına gelen her şeyi önünü ardını, ilerisini gerisini düşünmeden ve sorumluluk hissetmeden konuşan insanlar, dillerinin cezâsını hem dünyâda hem de âhirette çekeceklerdir. Kendilerini ilgilendirmeyen konulara girenler, akıllarının ermediği meselelere dalanlar, bilmedikleri konularda söz söyleyenler başkaları karşısında gülünç duruma düşerler. İnsanlara karşı büyüklük taslamak için ağızlarını doldurarak konuşan, lügat paralamaya kalkan, dinleyenlerin anlayamayacağı sözler veya günümüzde bazılarının yaptığı gibi yabancı kelime ve terimlerle konuşanlar, güzel konuşuyor dedirtmek için çalışanlar da bu hadisin kapsamına girerler. Tabiî konuşma şeklini ve seyrini değiştirerek, boğazını ve gırtlağını zorlamak suretiyle sesine başka şekiller ve tonlar vermeye çalışanlar ve bütün bunları insanlara karşı gösteri maksadıyla yapanlar da hoş görülmez, kınanırlar. İnsanlar, böyle kimseleri sevmez, onlar çok kere toplumdan dışlanırlar. Fakat böyleleri suçu kendilerinde arayacak yerde insanları suçlar ve onların kendilerini anlayacak seviyede olmadıklarını iddia ederler. Oysa sözün ve konuşmanın gayesi, kişinin düşüncelerini, duygularını, telkin ve tavsiyelerini karşısındakilere en güzel, en kolay ve en faydalı şekilde ulaştırmaktır..

Sadece sözde ve konuşmada değil, her türlü hareket ve davranışta haddi aşmak ve taşkınlık yapmak dinimizde hoş karşılanmamıştır. İslâm, her işte i’tidali korumayı, ifrat ve tefritten sakınmayı tavsiye eder ve insana dengeli bir hayat sürmenin yollarını, prensiplerini öğretir. Hem fertlerin hem toplumun sağlıklı olması için bu esaslara riâyet edilmesi büyük önem taşır. Dünyalık cezâlar kişinin dışa akseden söz ve davranışlarına göre olduğu için, ölçüyü kaçıranlar, haddi aşıp taşkınlık yapmalarının cezâsını ya toplumdan dışlanarak, ya hapishâne köşelerinde veya daha başka bir şekilde hayatlarını zindana çevirerek çekerler.

Bu konuda Müslümana düşen, sözlerinde ve davranışlarında haddi aşmamak, taşkınlık yapmamaktır. İnsanların anlayamayacakları tarzda, genel olarak bilinmeyen kelimeler ve yabancı sözcüklerle konuşmamak, ağzına ve aklına gelen her sözü söylememektir.

Ebû Hureyre radiyallahu anhu'den rivayet edilen şu hadis de bu bağlamda düşünülmelidir.
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH'a ve Âhiret Günü’ne inanan, ya hayır söylesin ya da sussun!.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb, 31, 85, Rikak 23; Müslim, Îmân, 74, Lukata; Ebû Dâvûd, Edeb 123.)

ALLAH celle celâlihu'ya ve Âhiret Günü’ne inanan kimselerin engin bir sorumluluk duygusu taşıdığı açıktır. Hepimizin bildiği gibi disiplin, Âhiret Sorumluluğu ile yakından alakalıdır. Hesaba, cezâ ve mükâfata inanmış bir insan, Hesâb Günü mahcup olmamak için öncelikle diline sahip olacak ve hayatını daha dikkatli yaşayacaktır. Hadisimizde işte bu temel gerçeğe dikkat çekilerek, dili korumanın, “Ya hayır söylemek ya da, sükût etmek” gibi iki yolu olduğu bildirilmektedir. Her mükellef insanın, iyilik ve hayır olduğu açıkça belli olan sözlerin dışındaki tüm sözlerden dilini koruması uygun olur. Hatta yerine göre konuşmanın ve susmanın eşit bir durumda olması halinde, susmak SÜNNEttir. Çünkü mübah bir söz bile bâzen haram veya mekruh bir durumla neticelenebilir. Şuna da işâret edelim ki, hayır söylemek veya sükut eylemek, imanın aslının değil, olgunluğunun göstergesidir. Hadisimizin ifâdesi, ya doğru konuşmak veya susmak konusuna son derece dikkat edilmesini uyarmak amacına yöneliktir..

Konuşmak isteyen kimse önce düşünmelidir. Söyleyeceği sözün kendisine veya başkasına fayda getirip getirmeyeceğine bakmalıdır. Yararlı ise söylemeli, değilse susmalıdır. Çünkü faydasız söz hem kendine, hem de başkalarına zarar verir. Susmak suretiyle zarardan korunmak da bir faydadır..


مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
Resim---“Mâ yelfızu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîdun.: Bir söz söylenmez ki, onun yanında hazır gözetleyiciler (tarafından tespit edilmiş) olmasın.// İnsanın ağzından çıkan her söz ve işlediği ameller, kesinlikle, yanında kendisine gözcülük eden ve hazır bulunan zabıt kâtibi melek tarafından, zapta geçirilir.” (Kâf 50/18)

Yararsız konuşmalar çoğu zaman bizi günaha götürür. Mânâsını düşünmeden söylediğimiz bir söz ALLAH TeÂLÂ’yı gücendirebilir; insanları birbirine düşürebilir. Unutmamalıdır ki, büyük günahları hazırlayan da gereksiz ve faydasız konuşmalardır. Dilini tutan, kendini fenalıklardan korumuş olur.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kendisini (doğrudan) ilgilendirmeyen (malâyâ’ni, mânâsız, faydasız, boş sözü) şeyi terketmesi, kişinin iyi müslüman oluşundandır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Zühd 11. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 12.)

Hadîs-i Şerîfi ne kadar derin mânâlar taşımaktadır. Yeri gelince doğru ve faydalı söz söylemek ise bir ibâdet olur. Yerinde söz söyleyerek bir haksızlığı ortaya koymak, insana ALLAH celle celâlihu Rızasını kazandırır.

Âyet-i Kerimede ALLAH TeALÂ, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e hitaben.:


قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ
Resim---“Kul mâ es’elukum aleyhi min ecrin ve mâ ene minel mutekellifîn(mutekellifîne).: De ki: "Sizden ona (tebliğe) karşılık bir ecir (ücret) istemiyorum. Ve ben mütekelliflerden (mükellefiyet koyanlardan) değilim."// Rasûlüm:'Tebliğ ile görevli olduğum dine, Kur’ân âyetlerine karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ben olduğundan başka türlü görünenlerden, görevinin dışına çıkanlardan değilim." de.” (Sâd 38/86)

Âyette geçen “Mütekellif” kavramı, teklif sunan değil, teklif ve sorumluluk uyduran, zorluk çıkaran, milleti zora koşan, işleri boş yere zorlaştıran, durduk yerde birtakım gerekli-gereksiz yükümlülükler icâd eden, fuzûlî, uydurmacı, dayatmacı ve bilgiçlik taslayan kişi anlamlarına gelir. Böyle tiplere külfet sever de diyebiliriz. Bu tür tekellüfçü kişilerin, kendisinden üstün olan kimselerle yarışmak ve cedelleşmek, üstesinden gelemeyeceği işlere el atmak ve bilmediği şeyleri söyleyip ortalığı karıştırmak gibi üç belirgin vasfının bulunduğu bildirilmiştir. (Bk., Kurtubî, Tefsîr, XV, 231.)

Âyette Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem'den işte böyle biri olmadığını açıklaması, yetkili, bilgili bir öğütçü ve tebliğci olduğunu duyurması istenmektedir.

Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Kur’ÂN-ı Kerimin tebliğinde kimseden bir mükâfat beklemediği gibi, verdiği mücadelede de kendinde olmayan bir şeye özenerek zorla ve yapmacık hareketlerle bir şeyler ortaya atmaya çalışan iddiâcı, propagandacı ve dayatmacı biri asla olmamıştır. Dinimizde kimsenin böyle kendiliğinden kurallar koymaya veya bilmediği bir şeyleri biliyormuş gibi insanlara kabul ettirmeye kalkmasının câiz ve mümkün olmadığı ortadadır.

Resim---Abdullah İbni Ömer radiyallahu anhu.: “Biz, tekellüften nehy olunduk.” buyurmuştur.
(Buhârî, İ'tisâm, 3.)

Resim---Abdullah İbni Mes'ûd radiyallahu anhu da şu görüşleri ortaya koymaktadır.: “Dostlar! Bilen, bildiğini söylesin. Bilmeyen de.: “ALLAH BİLir!.” desin. Zirâ insanın bilmediği konuda “ALLAH BİLir!.” demesi de bir ilimdir. ALLAH TeÂLÂ, Peygamberimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e şöyle buyurmuştur.: “De ki.: Kur’ÂN'ı tebliğden ötürü sizden bir ücret istemiyorum. Ben, kendiliğinden bir şeyler uydurup size dayatmak isteyen biri de değilim.”
(Buhârî, Tefsîru’s-sûre,30/38, 3; Müslim, Münâfıkîn 39, 40.)

Sahâbe-i Kirâm, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem kendilerine bir soru yönelttiği zaman, bunun cevâbını bilseler bile.: “ALLAH ve RESÛL’ü daha iyi bilir!” derlerdi. Bunu âdet edinmişlerdi. Ne yazık ki günümüz insanı, çoğu kez.: “Hele bir Kitab'a, Sünnet'e başvuralım, bakalım!.” deme gereği duymadan, kendince bir yorum yapmaya heveslenmektedir. Hele bazı insanlar vardır ki, hemen her konuda sanki konuşmak zorundaymış gibi yorumlar yapar dururlar. Ekran, mikrofon, kürsü hayranı ve konuşma hastasıdırlar. Bu da açık bir tekellüftür..

Ülkemizde bundan da acı olan bir şey daha vardır. O da, bazı Medya Mensuplarının ve bazı Siyasîlerin, hiç de uzmanlık alanları olmadığı halde din konusunda ahkâm kesmeye bayılır olmalarıdır. Bu tür insanları gördükçe, dinledikçe tekellüf yasağının ne kadar anlamlı olduğu anlaşılmaktadır..

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye CeNNetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim. Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye CeNNetin ortasında bir köşk verileceğine kefilim. İyi huylu kimseye de CeNNetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Edeb 7; Tirmizî, Birr, 58; İbni Mâce, Mukaddime, 7.)

Burada önce Kötü Huylardan ikisine temasla bunların terk edilmesini istemekte ve bu huyları terk edenlere verilecek mükâfattan söz etmekte, sonra da bütün Kötü Huylardan arınan kimsenin en yüksek dereceye ulaşacağını belirtmektedir.

Kendisini haklı, başkasını haksız göstermek için çekişmek ve karşısındakini aşağılamaya çalışmak çirkin bir huy, bir haksızlık, kısacası zulümdür. Doğru bildiği bir hususu karşısındakine mutlaka kabul ettirmek için uğraşmak da doğru değildir. Çünkü karşı taraf kendi bildiğinden vazgeçmemek için direndiği takdirde, tatsız olaylar çıkabilir. Faydadan çok zarar meydana gelebilir..

Sanatlı konuşmalarda hiç kuşkusuz olayları abartma olduğundan, farklı gösterme ve yalanla süsleme olağandır. Bunlardan yalan söylemek şiddetle yerilmiştir. Bize inanan ve güvenen birini yalan söyleyerek aldatmak, ona ihânet etmektir. Yalanın şaka yollu söylenmesi bile çirkindir. İnsanları eğlendirmek için yalan söyleyen kimselerin ne fena bir iş yaptıklarını göstermek için,
Resim---Peygamber Efendimiz aleyhisselâm.: “Yazıklar olsun milleti güldürmek için yalan söyleyen kimseye, yazıklar olsun, yazıklar olsun.” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Edeb 80; Tirmizî, Zühd, 10.)

Resim--- Câbir ibni Abdullah radiyallahu anhu’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İyi Huylu olanlarınız, içinizde en çok sevdiğim ve Kıyamet Günü bana en yakın mesâfede bulunacak kimselerdir. Güzel sohbet ediyor dedirmek için uzun uzun konuşanlar, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenler ve bilgiçlik etmek için lügat paralayanlar ise en sevmediğim ve kıyamet günü bana en uzak mesafede bulunacak kimselerdir.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr, 71.)

Ashâb-ı Kirâm.: “Yâ Resûlallah! Güzel sohbet ediyor dedirmek için uzun uzun konuşanları, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenleri biliyoruz. Fakat “mütefeyhik/bilgiçlik taslamak için lügat paralayanlar” dediğiniz kimlerdir?” diye sorduklarında,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kibirlenen kimselerdir” cevâbını vermiştir.
(Tirmizî, Birr, 71.)

Resûlullah Efendimiz’in en sevmediği huylardan birinin yapmacık tavırlarla konuşmak olduğunu bu Hadîs-i Şerîften öğrenmekteyiz. Doğal olmayan davranışların, normal insanları rahatsız ettiği bilinmektedir. Zevk-i Selîmin en incesine sahip olan, Cenâb-ı HAKk’ın kendisine lutfettiği iç ve dış güzellikler sebebiyle de iyi ve güzeli çok iyi tanıyan Nebîy-yi Muhterem Efendimiz.: “ne güzel konuşuyor dedirmek için yapmacık tavırlarla özene bezene konuşmayı, bilgiçlik taslayarak lügat paralamayı” son derece yakışıksız bulmakta, böyle yapan kimselerden nefret etmektedir.
Demek oluyor ki, güzel konuşma hastaları, âhiret hayatında Resûlullah Efendimiz aleyhisselâm’e yakın olma mutluluğundan yoksun kalacaklardır..

Hadisin Metninde geçen;
“Sarsar” =>bâtıl ve çirkin hususlarda çok konuşan kimseler,
“Mütefeyhik” =>Sözü yüksek sesle ve sert söyleyenler,
“Müteşeddik” ise =>Fasih yani düzgün söz söylemek için ağzını eğerek, fesâhetini göstermek için konuşmada güçlüklere girişenlerdir.

Bu hadisten anlaşılıyor ki böyle yapan kişiler Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından reddedilmiş, kendilerine buğz edilmiş, Saadet Meclisine girmekten uzaklaştırılıp kovulmuşlardır..

Burada şunu da ifâde etmek gerekir ki Bilginlerin, hatiblerin kitaplarında işlediği konularda kullandıkları fasih kelimeler, seci’ sanatının kullanıldığı sözler, ediplerin beliğ ifâdeleri, yasak sayılan kısma girmez. Zira bunların gayesi kalpleri inceltmek ve anlatılanları kabul cihetine teşvik ve tasrihtir. Çünkü sözün letafeti, güzelliği ve tatlılığı nasihatin kabulüne, va’zın tesirli olmasına büyük bir yardımcıdır. Kalbi çirkin işlerden çevirmek iyi işlere sevk etmekte çok faydalıdır. Kur’ÂN ayetlerinde lafızların fesahat noktasından en ileri derecede olmasının, terkibler, teşbihler, tenasüb ve fasılaların gözetilmiş olmasının ana gayesi parlak bir hükmü ve değerli faydalarından biri budur.

Ama yasak ve çirkin olan konuşma ve hitaplarda yeteri kadar ve gaye tahakkuk edinceye kadar konuşurken fesahat, zorlama, seci‘, tâbir ve ıstılahlar teşbih ve istiâreler yapmaktır. Yani bu zorlamaları günlük hayatta anlaşmak için zaruri olan bölümlerle yapmak, işte bu çirkindir.

Zirâ bu alanda zorlamayla ifâdeler kullanmak, faydasız ve sanatlı konuşmak soğuktur. Bir bakıma üstünlük iddiasını açığa vurmaktır, riya ve gösterişe yönelmektir.. (Riyazü’s Salihin Tercüme ve Şerhi, Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşit Küçük.)

Bu Hadis-i Şerif de çok konuşanlara uyarıda bulunmaktadır. Sersârun, Müteşeddikûn ve Mütefeyhikûn, hep ihtiyatsızca, gelişi güzel çok konuşanları ifâde eden kelimelerdir. Dilimizde de geveze, boşboğaz, laf ebesi, dedikoducu, dilli düdük, atıp tutan, yüksekten atan gibi, bir kısmı edebî, bir kısmı mahallî pek çok tâbir vardır, hepsi de çok konuşanları ifâde eder. Çok konuşan, çok konuşmayı alışkanlık haline getiren kimse, her seferinde hayır konuşamayacağına göre boş söz, gıybet, dedikodu, yalan, kaba ve müstehcen sözler, pespâye fıkralar vs. araya girecektir. Bunların hepsi de Kıyamet Günü günah kefesinde yer alacaktır. Çok konuşmaktan men’ hususunda hadisin mutlak gelmesi de anlamlıdır.
Kısacası bu Hadisler, güzel ahlâk deyince öncelikle dile hakim olmak meselesinin anlaşılması gerektiğini ders vermektedir..

Bazı âlimler, söz konusu kelimeler arasındaki nüansı, yani küçük de olsa taşıdıkları anlam farklılıklarını dikkate alarak, konuşma tarzlarında yasaklanmış olanlara dikkat çekmişlerdir. Bu cümleden olarak “sersârun”la lüzumundan fazla konuşan gevezelerin kastedildiği, “müteşeddikûn” ile zoraki bir fesahat izhârı ile kendini satmaya, lügat parçalamaya, konuşma tarzı ile başkalarından ayrılmaya çalışanların ve hatta başkalarıyla alay edenlerin kastedildiğini belirtirler. Nitekim şıdk->avurt olduğuna göre “müteşeddik”, avurdunu doldurarak tekellüflü konuşan demektir..

“Mütefeyhikûn” da ağızlarını genişleterek, normalden fazla açarak, ağzını doldurarak konuşan demektir, müteşeddik'e yakın bir mâna taşır. Bu davranışın da kibirden, başkasını küçük görmekten ileri geldiği belirtilmiştir..

Şu halde ister umumiyetle dikkat çekilen çok konuşmaya ve isterse, ekseriyetten ayrılmaya yönelik tarzlara hamledilsin hadis, konuşma meselesine dikkat çekmekte, müminin birinci derecede ehemmiyet vermesi gereken bir probleminin bu olduğunu söylemektedir.. (Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, 6/345-346.)

Sanatlı Konuşmanın en etkin yollarından biri de şiirdir. Şiir, insanlar üzerinde etkili olan bir beyân çeşididir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in.: “Beyanda sihir vardır.” sözü belli ölçüde şiiri de içine alır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, şiiri müstakil olarak da ele alacak ve onda ‘hikmet’ olduğunu belirtecektir..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Şiirde hikmet vardır" buyurdu.
(Übey İbnu Ka'b radiyallahu anhu’dan; Buharî, Edeb 90; Ebu Davûd, Edeb 95, (5010); Tirmizî, Edeb 69, (2847); İbnu Mâce, Edeb 41, (3755)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e, bir bedevî geldi. (Dikkat çekici bir üslubla) konuşmaya başladı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Şurası muhakkak ki beyânda sihir vardır, şurası da muhakkak ki şiirde de hikmetler vardır." buyurdu.
(İbnu Abbas radiyallahu anhu’dan; Ebu Davud, Edeb 95, (5011); Tirmizi, Edeb, 63, (2848)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Şâir Hassan İbnu Sabit radiyallahu anhu için mescide hususi bir minber koymuştu. Hassan, orada kurulup mufahara yapar veya Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in hasımlarına karşı müdafaa ederdi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH celle celâlihu, Hassan'ı Resulullah'ı müdafaa ettiği veya onun adına mufahara yaptığı müddetçe Rühu'l-Kudüs takviye etmektedir" buyururdu..
(Aişe radiyallahu anha’dan; Buharî, Edeb 91; Ebu Davûd, Edeb 95, (5015); Tirmizî, Edeb 70, (2849))

Resim---Câbir İbnu Semure radiyallahu anhu anlatıyor.: “Ben Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile yüz defadan fazla birlikte oturdum. Ashabı ona şiirler okuyor, câhiliye devriyle ilgili hadiseleri zikrediyorlardı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de sessizce onları dinlerdi. Bazen anlatılanlara onlarla birlikte tebessüm buyurduğu olurdu.” (Tirmizî, Edep 70, (2854))

Câhilîyye Döneminde, en az sihirbazlar kadar şâirlerin de toplum üzerinde etkinlikleri vardı. Bu etki, iyiliğe olduğu kadar kötülüğe de ait idi ve kötü yönü ağır basıyordu. Nitekim, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem peygamberlikle ilgili, âdete aykırı ilk olaylar ve ilk başkalıklarla karşılaştığı sıralarda bir korku geçirmiştir. Bazı rivâyetler Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in bu korkusunu.: “Yoksa ben şâir mi oluyorum?" diye ifâde ettiğini belirtir. Şâir olmaktan korkup endişe duyması, o devirde bu zümrenin, en azından Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem nazarında, pek iyi karşılanmadığını gösterir. Müşriklerin Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem'i =>“O bir şâirdir.” diye suçlamaları da bir küçümseme, bir kötüleme ifâde eder.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu kötü niyet ve ahlâklı Şâirler için ise.: "Sizden birinin içine onu bozacak irin dolması, şiir dolmasından hayırlıdır." buyurdu.
(el-Hudri'den Müslim'in kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denmiştir; "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, yürümekte iken karşısına şiir irşad eden bir şâir çıktı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Şeytanı tutun!" veya "Şeytanı yakalayın!" diye emretti..
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Buharî, Edeb, 92; Müslim, Şiir 7, (2257); Ebu Davûd, Edeb 95, (5009); Tirmizî, Edeb 71, (2855))

Kur’ÂN-ı Kerîm bu iddiayı muhtelif âyetlerde cevaplandırarak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in şâir, vahyin de şiir olmadığını belirtir.: Yâsîn 36/69; Enbiyâ 21/21; Saffât 37/36; Tûr 52/30..
Kur’ÂN-ı Kerîm, “Şuarâ” yani “şâirler” ismini taşıyan bir sûrede şâirlere ayırdığı özel bir bölümde onları, “yapmadıklarını söylemek”le karalar.:
“Şâirlere ancak azgınlar uyar. Onların her vâdide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin? Ancak inanıp faydalı iş yapanlar, ALLAH'ı çok zikredenler ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır.” (Şuarâ 26/224-227.)

Şu halde, şiir bir kalemde geçilecek bir bahis değildir. Kur’ÂN-ı Kerîm olsun, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem olsun şiir bahsine geniş ve mükerrer yer vermişlerdir. Bilhassa Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'ın İslâm'ı tebliğ ederken Şiir ve Şâir gerçeğini küçümsememiş olduğu dikkat çekicidir. Bir taraftan Müşrik Şâirlerle mücadele etmiş, diğer taraftan da Mü’min Şâirleri teşvik etmiş, korumuş ve onlara iltifâtlarda bulunmuştur. İslâm’ı aşağılamaya çalışan ve yalanlayan, bunun yanında müslümanların da şeref ve onuruyla alay eden şiirleri yasaklamış ve şâirleri de cezâlandırmıştır. Bunlardan mü’minleri hicvedip, müşrikleri tahrik eden şiirler yazan meşhur Yahudî Şâiri Ka'bu'l-Eşref'i öldürtmüştür..

Bedir Esirlerini Fidye-i Necâtla serbest bırakıp ve hatta bazılarını bedelsiz affederken, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e hicviyeler yazarak müslümanları rencide eden Ukbe İbnu Ebî Muayt ile İranlılar üzerine düzdüğü hikâyelerin Kur’ÂN'dan üstün olduğu iddiasını yayan Nadr İbnu'l-Hâris'i daha Medine'ye varmadan yarı yolda derhal idâm ettirmiştir..

Amr İbnu Abdillah İbnu Umayr da Bedir Esirleri arasında idi. Resûlullah’a arzetti: “Sen de biliyorsun ki, benim fidye verecek malım mülküm yok; çoluğu çocuğu haddinden fazla fâkir bir adamım. Şayet lutfeder beni serbest bırakırsan, söz veriyorum artık aleyhinde bulunmayacağım” dedi. Bir daha İslâm aleyhine şiir yazmayacağına dair söz vererek hayatını bağışlaması için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e yalvardı. Efendimiz onun yetim kalacak beş adet kız çocuklarını da düşünerek bağışladı. Ancak hürriyete kavuşunca tekrar İslâm âleyhinde şiirler söylemeye başladı ve Uhud'a katıldı. İkinci sefer esir düşünce, kurtulmak için yaptığı ricaları.: “Müslüman bir yılana kendini iki sefer sokturmaz.” diye geri çevirerek, Âsım İbni Sâbit Hazretlerine emrederek Ebû Azze’nin boynunu vurdurdu, idâm ettirdi.

Hâris İbnu Süveyd, müslümanları aşağılayıcı şiirleri sebebiyle öldürülünce, Ebû Afak bunun intikamını almak için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e karşı hicviye yazmıştı. Efendimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu habisten (pislik) bizi kim kurtaracak?” diyerek öldürülmesine işaret buyurdular ve derhal infaz edildi.

Ebû Afak'ın ölümüne tahammül edemeyen Esma Binti Mervân isimli bir kadın, İslâm'a karşı alay dolu bir şiir yazdı. Onun sözleri Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e ulaşınca.: “Bunu cezâlandıracak kimse kalmadı mı?” buyurdu. Umayr İbnu Adiyy o günün gecesinde, kadının cezâsını verdi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’a ve RESÛLÜ’ne yardım ettiniz.” iltifâtında bulundular.

Mekke’nin Fethi'nde herkes affedilirken.: “Kâbe’nin örtüsüne sarılı olarak bile bulunsa öldürülmesi.” emredilen on kişiden üçü de şâirdi: Bunlardan biri Abdullah İbnu Hatal'dır. Bu, önceleri Müslüman olup Medîne'ye yerleşti ise de sonradan irtidad edip Mekke'ye kaçtı ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem aleyhinde şiirler düzdü. Bunun şiirlerini, çalgı aletleri refakatinde Fertânâ ve Karîba adında şarkıcı iki köle, Habeşî bir beste ile söyleyip Mekkelileri eğlendiriyorlardı. İşte bu üç şahıs Mekke’nin Fethi Günü af dışı tutuldular.

İrtidad.: Din değiştirmekle mürted olmak. İslâmiyetten çıkarak dinsiz olmak. * Geri dönmek..
Mürted.: İrtidad eden. İslâm dininden dönen.(İrtidat, din-i celil-i İslâmı kabul ettikten sonra dönmektir. Yâni: Esasen müslüman olan veya bilâhare İslâm Dinini kabul etmiş bulunan bir şahsın, bilâhare dönüp başka bir dine intisab etmesi veya hiçbir din ile mukayyed bulunmayıp inkâr-ı mahza sapması demektir. Bu hale "riddet" de denir. Böyle bir şahsa da "mürted" denir..


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in Şiir ve Şâir karşısındaki gerçek tavrını anlamak için Müslüman Şâirlere karşı davranışını da kısaca hatırlatmamız gerekir.:
Hemen belirtelim ki, onları da himâye ve taltif etmiş, öbürlerine cevap vermeye, müslümanların morallerini takviye edecek şiirler yazmaya teşvik etmiştir. Yanından ayırmadığı üç Meşhur Şâiri vardır: Hassan İbnu Sabit, Abdullah İbnu Ravâha, Ka'b İbnu Mâlik radiyallahu anhum. İhtiyaç oldukça bunları çağırıp.: “Kureyş'e karşı hicviyelerinizi fırlatın. Zîra sizin şiirleriniz onlar üzerinde ok yarasından daha ağır yaralar açmakta!” derdi. (İbrahim Canan, Hadis ans., 7/289)

Bunlardan Hassan radiyallahu anhu'ın baş şâir konumunda Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in yanında ayrı bir yeri vardı. Onu her çağırışında.: “Ey Hassan, Rasûlullah adına onlara cevap ver!.” derdi. (İbrahim Canan, Hadis ans.,7/289)
Hassan İbnu Sâbit için Peygamberimiz mescide hususi bir minber koymuştu. Hassan orada bulunup mufâhara (neslinin, atalarının yaptıkları ile övünme) yapar veya Rasûlullah’ı hasımlarına karşı müdafaa ederdi.

Resim---Aleyhissalâtu vesselam.: “ALLAH Hassan’ı, Rasûlullah’ı müdafaa ettiği veya onun adına mufâhara yaptığı müddetçe Rûhu’l-Kudüs’le takviye etmektedir.” derdi. (Buhârî, Edep 91)

Görüldüğü gibi Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şiir veya güzel konuşma sanatına düşmanlığı söz konusu değildi. O’nun için şiir, iyiye de kötüye de kullanılabilecek bir silahtı. “Mü’min bedeni ve malı ile olduğu kadar diliyle de cihad etmekle mükellefti.” Hassan'a Kureyza Yahudîleriyle mücâdele sırasında onları hicvetmesini emretti ve.: “Cebrâil (aleyhisselâm) seninle birliktedir.” diyerek cesâretini artırdı. Yine bir kısım rivâyetler Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'ın zaman zaman bazı beyitleri bizzat okuduğunu, bazı güzel şiirlerin okunmasını arzu ettiğini gösterir.

Resim--- Enes radiyallahu anhu’dan rivâyet edilen şu hadiste düşmanla mücadenin bir yolu olarak dille cihada dikkat çekmektedir.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihâd edin.” buyurmuştur.
(Ebu Dâvud, Cihâd, 18;, Nesâî,Cihâd, 1.)

Cihâdın ana esaslarıyla ilgili genel talimât niteliği taşıyan bu Hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ‘Dil ile Cihad’ı teşvik etmektedir. Cihadın her çeşidinin toplumda canlı tutulması biz Müslümanlar için bir görevdir.
Münzirî, dille yapılan cihaddan, düşmanı hicvetmeyi anlamış delil olarak da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'ın Hz. Ömer radiyallahu anhu'e yaptığı bir müdahâleyi göstermiştir. Umretu'l-Kaza sırasında Şâir Sahabilerden Abdullah İbnu Revâha radiyallahu anhu'nın Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in huzurunda Kureyş'i hicveder şekilde şiir okumasını Hz. Ömer radiyallahu anhu, hoş karşılamayarak mâni olmuş, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem müdahâle ederek.: “Ey Ömer! Abdullah'ı serbest bırak, onun hicivleri Kureyş'e oktan daha çabuk, daha çok tesir etmekte, yaralar açmaktadır.” buyurmuştur.
Hassân İbnu Sâbit’e Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, aynı düşünce ile müşrikleri hicvetmesi, onların şiir yoluyla yaptıkları taarruzları cevaplaması için Mescid-i Nebevî'de müstakil bir minber kurdurmuştur.

Şüphesiz, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Müşriklere karşı... dilinizle de cihad edin” derken sadece onları hicvetmeyi kastetmemiştir. İlmî ve edebî nev'e giren her çeşit telkin ve karşı telkin, tez ve antitez, propaganda ve karşı propaganda, kelâmî hüccet ve cedel vs. hepsi buna dahildir.
Dil, insanları içten ve gönülden fethedeceği için onun tesiri oktan daha hızlı ve daha kuvvetlidir. (Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, Akçağ Yayınları:5/67-68.)

Dil ile Cihadın özelliği zamana ve yere göre de farklılıklar arzedebilir. Kısacası kâfirlerin bu dalda başvurduğu bütün yöntem ve teknikleri iyi bilip, onlara aynıyla karşılık vermek gerekir..

Zamanımızda bütün dünyada kullanılan kitle yayın vasıtaları, kitap, dergi, gazete, radyo, televizyon, video, vcd, internet, teyp, plak vs.; edebî nev'e giren roman, hikâye, tiyatro, masal, mizah, karikatür vs. gibi insanların rağbet gösterdikleri her şeyin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'ın irşadlarında geçen “Dil ile Cihad”a dahil olduğu kanaatindeyiz.

Bir başka açıdan bakıldığında denilebilir ki, “DiL” insanın “CAN”ını yani vücudunu oluşturan organlarından biridir. Kur’ÂN-ı Kerim’de çok sayıda Âyet-i Kerime’de.: “Mallarınızla ve canlarınızla ALLAH YOLU’nda cihad edin!” buyurulduğuna göre, “Dil ile Cihad etmek” elbette => “Can ile Cihad etmenin” bir türü veya parçasıdır..

İslâm kültüründe ayrı bir alan teşkil eden ŞİİR’in kullanılışını disiplin altına alan çok sayıda HADİS rivayet edilmiştir. Yukarda da belirttiğimiz gibi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bâtıl ve hevâ adına olan şiirleri reddederken Hakk Yolu’nda edeb adına olan şiirleri övmüş ve şâirlerini taltif buyurmuş, teşvik etmiştir. (Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, 8/179–182.)

Şu halde Belagatlı Söz, insan yaratılışında etkili bir silahtır. Bu hayırda da, şerde de kullanılabilir. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bunun şerde kullanılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'ın Müşrik Şâirlerle amansız mücadelesi bu yönüyle ele alınmalıdır..

Resim---Ebu Hureyre radiyallahu anhu’n rivâyet ettiği bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Kim, insanların kalbini çelmek için kelâmın kullanılışını öğrenirse, ALLAH Kıyamet Günü, ondan ne farz ne nâfile hiçbir ibâdetini kabul etmez!” buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Edeb, 94.)

Hattâbî, Hadis Metninde geçen “sarfu'l- kelâm” tâbirini “ihtiyaç fazlası kelâm” diye ifâde etmiştir. Hattâbî, açıklamasının devamında şunları ifâde etmektedir.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sarfu'l-kelamı mekruh kabul etmiştir. Çünkü bu fazlalık sebebiyle kişi, sözüne riyâ ve yapmacıklık sokmakta, yalan ve fazlalıklar karıştırmaktadır. Bunu önlemek için sözün ihtiyacı görecek kadar olmasını, ilâvede bulunmamasını, zâhirinin bâtınına, sırrının aleniyetine uygun olmasını emretmiştir.” Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in bu yasağında reklam ve propagandanın ferdî, ailevî ve toplumsal zararlarının da hedeflendiği söylenebilir..

Hadiste geçen konumuzu tamamlayan ikinci kilit kelime, “çelme” diye tercüme ettiğimiz “istiba” kelimesidir. Bu kelime düşmanı esir etmek mânâsına gelen “seby” mastarından gelir. Yani kalbleri çelme deyimi yerine “kalbleri köle yapma” tâbirini kullansak asla daha uygundur. Şu halde hadiste, kalbleri köle etmek maksadıyla belagat ve fesahatin kullanılması yasaklanmaktadır..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, pek çok irşadlarında mü’minleri diline sahib olmaya çağırır.:
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim bana, iki çene ve apış arası mevzu’unda söz verir kefil olursa, ben de ona cennet için kefil olurum.” buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak 23)

İki bacak arasından maksat "namus"una, iki çene arasından maksat da "ağzına, diline" sahip çıkmak demektir..
Allah Resûlü (asm), "mahrem uzvun" adını söylemiyor, onun yerine "iki bacak arası" tâbirini kullanıyor..

EL HAYy celle celâlihu Esmâsının ŞE’ÂN’da Her ÂN TeceLLîsi için, SüNNetuLLAHta şart OLan Eşyâ ÂLeMi’nde=>ÜREMek İÇin=>BeSLENmektir..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Evlenin, çoğalın. Zirâ BEN sizin çokluğunuzla (diğer) ümmetlere karşı iftihâr ederim.” buyurmuştur.
(Münâvî, Feyzü’l-Kadir, III/269; Kenzu’l-Ummâl, 16/276)

Zirâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, diğer ümmetlere karşı kendi ümmetinin çokluğu ile övünecektir. O’nun ümmeti, o kadar çok olacaktır ki, diğer ümmetler ona nisbeten gölgede kalacaktır. İşte ümmetin bu kadar çoğalması, yine =>ÜREmeye=>"Apış Arası"na bağlıdır!.
Ve Apış Arası, iki zıdda da açık böyle münbit bir arazidir..Tercih TarLasıdır..
İnsanın bu mevzu’da helâl yol arayışı ona bir vâcib sevâbı kazandırır.
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ashabına bu hususu açıklayınca, sahabi hayretle.: “Bunun nasıl olacağını?” sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de tebessüm ederek şu cevabı verdi.: “Eğer helâl yolla olmasa idi, haram olmayacak mıydı!.” buyurdu.
(Müslim, Zekat 53; Müsned, V/167, 168)

Kur’ÂN'ın mükerrer âyetleriyle sabittir ki, âhirette kişi her anından, her fiilinden ve dolayısıyla her bir kelâmından hesaba çekilecektir. O gün, kişinin dünyada iken ağzından çıkmış olan her söz, lehine değilse, âleyhine olacaktır. Bunun içindir ki Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in konuşmayla ilgili şu uyarısı ne kadar da yerindedir.:
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kelamda ileri gidenler helâk oldular! Kelâmda ileri gidenler helâk oldular! Kelamda ileri gidenler helâk oldular!.” buyurmuştur.
(Müslim, İlm, 7; Ebu Davud, Sünnet, 6.)

Münavi, hadis metninde “mütenattiun” ile kelama kazandırılan güzellik vasıtasıyla kalpleri esir etmeye çalışanların kastedildiğini belirttikten sonra, Zemahşeri'nin hadiste muhtelif okunuşlarda mücâdele ve münâkaşanın yasaklandığını, çünkü hepsinin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından öğretilmeleri sebebiyle güzel ve doğru olmakta birleştiğini anladığını belirtir. Sonra açıklamasına devam eder.: “Nevevî der ki.: “Hadis, avama hitap ederken fesahat yapmaya zorlanarak, lügat parçalayarak veya söze i'rab inceliklerini doldurarak kelâmda derinliğe yer vermenin mekruh olduğunu ifâde etmektedir.”

Şunu da ifâde edelim ki, insanın en belirgin özelliği konuşmaktır. Bu özelliği ile insan, bazı filozof ve ilim adamları tarafından “Konuşan Hayvan” diye târif edilmiştir. Duygularımızı, düşüncelerimizi ve isteklerimizi birbirimize en kolay ve en mükemmel şekilde anlatabilmemiz için ALLAH TeÂLÂ, Atamız Âdem aleyhisselâm’a her şeyin adını ve dolayısıyla konuşmayı öğretmiştir. İlâhî Armağanların en büyüklerinden birine, konuşma imkânına sâhib olan insan, bu İlâhî Ni’metin Şükrünü yine kendi cinsinden bir şeyle, yani sözün güzelini söylemek sûretiyle ödemek durumundadır.:
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Güzel söz sadakadır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb, 34, Cihâd, 128; Müslim, Zekât, 56.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem =>HAYyat YOLUmuzda ÖNümüze NÛR/ışık tutmaktadır!..


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.22. RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e
Resim KoLaYLıK VeRiLMiŞtir.:


ALLAHu zü’L-CeLÂL=>KULu MuhaMMed aleyhisselâm’ı =>RESÛLü OLarak TEBLiğ-TENzir-TEBşir-TEŞhidLe GÖREVLi GÖNdermiştir.
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem de=>HAk ve HAYR Olan Her İŞte =>KENDİsine KOLAYLaştırıLan ve MÜJDELEnen YÖNEtim ANLAyışıyLa=>TÜMM ÜMMEtine de MÜJDELEyici ve KOLAYLaştırıcı OLmuş ve OLmayı EMRetmiştir..


عَنْ أَبِي مُوسَى رَضِيَ ﺍللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: [كَانَ رَسُولُ ﺍللّٰهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) إِذَا بَعَثَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِهِ فِي بَعْضِ أَمْرِهِ قَالَ بَشِّرُوا وَلَا تُنَفِّرُوا وَيَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا]. أخرجه أبو داود.
Resim---Ebû Mûsa radıyallâhu anhu anlatıyor.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, herhangi bir iş için ashabından birisini gönderse şu tembihte bulunurdu.: “Sevindirin (müjdeleyin), nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın!.” buyururdu." demiştir.
(Ebu Davûd, Edeb 20, (4835), Müslim, Cihad 6, (1737))



Resim

Euzubillahimineşşeytanirracim.

Resim

Yâ RABBî celle celâlihu!.

Rahmân ve Rahîm olan ALLAH'ın Adıyla,

RABB’in için =>Temizlen!.
* Kad efleha men tezekkâ.: Doğrusu, temizlenip arınan felah bulmuştur. (A'lâ, 87/14)

RABB’ini =>Zikret!.
** Ve zekeresme RABBihî fe sallâ.: Ve RABBinin ismini zikredip namaz kılan. (A'lâ, 87/15)

RABB’ine =>Tevekkül et!.
*** Fe in tevellev fe kul hasbîyallâh (hasbîyallâhu), lâ ilâhe illâ hûv(hûve), aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm(azîmi).: Eğer aldırmazlarsa deki: bana Allah yetişir ondan başka ilâh yoktur, ben ona dayanmaktayım ve o, o büyük Arşın sahibidir. (Tevbe, 9/129)

RABB’ine ==>Yaklaş!.
**** Ve ilâ RABBike fergab.: Ve ancak RABBına rağbet et, hep ona doğrul. (İnşirâh, 94/8)


Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Fazilet SancağıÂLeMLer üzerine çeken RABBımız TeÂLÂ’mızdır.:


أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Resim---“E lem neşrah leke sadrek (sadreke).: Göğsünü senin için şerhetmedik mi (yarıp genişletmedik mi)?” (İnşirâh 94/1)

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ
Resim---“Ve vedagnâ anke vizrek (vizreke).: Ve senden yükünü kaldırdık (kaldırmadık mı?).” (İnşirâh 94/2)

الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ
Resim---“Ellezî enkada zahrek (zahreke).: Ki o (yük) senin sırtını bükmüştü.” (İnşirâh 94/3)

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Resim---“Ve refa’nâ leke zikrek (zikreke).: Ve senin için, zikrini yükselttik.” (İnşirâh 94/4)

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Resim--- "Fe inne maa’l- usri yusra (yusren).: Demek ki zorlukla berâber bir kolaylık var."
(İnşirah 94/5)

إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Resim---" “İnne maa’l- usri yusrâ (yusren).: Muhakkak ki zorluk ve kolaylık beraberdir.” (İnşirâh 94/6)

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ
Resim---"Fe izâ feragte fensab.: Öyleyse boş kaldığın zaman hemen intisab et/ durmaksızın (duâ ve ibadetle) yorulmaya devam et..” (İnşirâh 94/7)

وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ
Resim---"Ve ilâ RABBike fergab.: Ve öyleyse RABBine rağbet et (O’nu öv, hamdet, zikret, tesbih et).” (İnşirâh 94/8)

nOt.: İnşirâh Sûresi Şerhini en son vereceğiz..


شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Resim---“Şehru ramadânellezî unzile fîhi’l- Kur'ÂNu huden li’n- nâsi ve beyyinâtin mine’l- hudâ ve’l- furkân (furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fe’l- yesumh (yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar (uhara) yurîdullâhu bikumu’l- yusra ve lâ yurîdu bikumu’l- usra, ve li tukmilû’l- iddete ve li tuKEBBİRÛLLÂHe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn (teşkurûne).:: Ramazan Ayı ki, insanlar için hidâyete erdirici (hidâyete erme, ALLAH'a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve isbat vasıtaları) ve Furkân (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur'ÂN, Hüdâ tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu Aya (yetişir de Ramazan Ayını görüp) şâhid olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o takdirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. ALLAH sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidâyet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) ALLAHTEKBÎR ETmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.”(Bakara 2/185)

فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِ قَوْمًا لُّدًّا
Resim---“Fe innemâ yessernâhu bi lisânike li tubeşşire bihi’l- muttekîne ve tunzire bihî kavmen luddâ (ludden).: Böylece Biz, O'nu (Kur'ÂN-ı Kerim'i) senin lisânınla kolaylaştırdık. O'nunla, takvâ sâhiblerini müjdelemen ve inatçı kavmi uyarman için.” (Meryem 19/ 97)

وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Resim---“Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih (cihâdihî), huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fi’d- dîni min haraç (haracin), millete ebîkum ibrâhîm (ibrâhîme), huve semmakumu’l- muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûne’r- resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe ale’n- nâs (nâsi), fe ekîmû’s- salâte ve âtu’z- zekâte va’tesımû billâh (billâhi), huve mevlâkum, fe ni’me’l- mevlâ ve ni’me’n- nasîr (nasîru).: Ve ALLAH'da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (aleyhisselâm)'ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (ALLAH'a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur'ÂN-ı Kerim'de de), resûl size şâhid olsun ve siz de insanlara şâhidler olasınız diye. Öyleyse namazı ikâme edin (kılın), zekâtı verin, ALLAH'a sarılın (ALLAH'ın Zât'ında yok olun). O, sizin MevLâ'nız. (O), ne güzel MevLâ (dost) ve ne güzel yardımcı.// ALLAH’ın Dini uğrunda, cihadın bütün icaplarını, sorumluluklarını yerine getirerek, samimiyetle, hayatlarınızı ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihad edin. O sizi seçti. Dinde, şeriatta, medenî kurallar arasında size ağır gelecek hükümler koymadı. Atanız İbrâhim’in Dini, Sünneti de böyleydi. Daha önce de, bu Kur’ÂN’da da, bütün Peygamberlerin Ümmetlerine ve size İslâm’ı yaşayan müslümanlar adını verdi. ALLAH’ın, İlâhî Hükümleri icrâya, ülkeyi imâra, Dünya Düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasûlü Kur’ÂN’ı bilen, size tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önder, doğruları konuşan şâhid olsun, siz de Kur’ÂN’ı bilen bütün insanlara tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önderler, doğruları konuşan şâhitler olasınız istedi. O halde, namazı âdâbına riâyet ederek, aksatmadan kılın. Vicdanlarınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. ALLAH’ın kitabına, emirlerine sımsıkı sarılarak himayesine sığının. O sizin mevlânız, emrinde olduğunuz otorite ve koruyucunuzdur. O ne güzel mevlâ, ne güzel otorite ve koruyucu, ne güzel yardım edendir.” (Hac 22/78)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim---“Yâ eyyuhen nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).: Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni şâhid, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.// Ey peygamber, biz seni Kur’ÂN’ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek bir önder, doğruları konuşan bir şâhit, rahmetimizi, merhametimizi, ihsânımızı, sevgimizi müjdeleyici, sorumluluk, hesab ve cezâyı hatırlatan uyarıcı olarak özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirerek gönderdik.” (Ahzâb 33/45)

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---“Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh (rahmetillâhi), innallâhe yagfiru’z- zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huve’l- GAFÛRu’r- RAHÎM (rahîmu).: De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! ALLAH'ın Rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki ALLAH, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; GAFÛR'dur (mağfiret eden), RAHÎM'dir (rahmet nuru gönderen)."// “Günah işledikleri, ifrata gittikleri için, iç dünyalarındaki açmazlardan, vicdan muhasebesinden kurtulamayarak, ey kendilerine, birbirlerine kıyan, cahilce hatalı davranan kullarım! ALLAH’ın Rahmetinden ümit kesmeyin. ALLAH bütün günahları affeder. Doğrusu O, çok bağışlayıcı, engin merhamet sâhibidir.” diye benim adıma ilân et.” (Zümer 39/53)

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى
Resim---“Ve nuyessiruke li’l- yusrâ.: Ve kolay gelmesi için BİZ (O'nu), sana kolaylaştıracağız.// En kolay olan için, sana kolaylık ihsân edeceğiz. Başarılı olmayı sende meleke haline getireceğiz.” (İnşirâh 94/1) (A’lâ 87/8)

Resim

Dünyâ HAYyatı’nda ÖMRünce KoLayLaştırıcı OLan =>RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem ÜMMetine de KOLAYLaştırıcı OLma YÖNEtim ANLAyışını Hadis-i ŞerîfLerinden.:

عَنْ أَبِي مُوسَى رَضِيَ ﺍللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: [كَانَ رَسُولُ ﺍللّٰهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) إِذَا بَعَثَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِهِ فِي بَعْضِ أَمْرِهِ قَالَ بَشِّرُوا وَلَا تُنَفِّرُوا وَيَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا]. أخرجه أبو داود.
Resim---Ebû Mûsa radıyallâhu anhu anlatıyor.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, herhangi bir iş için ashabından birisini gönderse şu tembihte bulunurdu.: “Sevindirin (müjdeleyin), nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın!.” buyurdu.
(Ebu Davûd, Edeb 20, (4835), Müslim, Cihad 6, (1737))

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “… ALLAH beni, kolaylaştırıcı bir muâllim olarak göndermiştir.” buyurmuştur.
(Müslim, Talâk 29.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Öğretiniz, kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Sizden biri kızdığında sussun!.” buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 39. Şuayb el-Arnaût senedinin hasen ligayrihi olduğunu ifade etmiştir..)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, Hz. Muaz ile beraberinde gönderdiği Ebû Mûsa el-Eşarî'yi uğurlarken de son tavsiyesi.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!”buyurmuştur.
(Buhârî, İlm 12, Edeb 80, Müslim, Cihad 6, 7, 1732-1733.)


Resim---Enes radıyallahu anhu anlatıyor.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin.” buyurdu.
Bir rivâyette de.: ”... Isındırın, nefret ettirmeyin...”
buyurmuştur.
(Buhârî, İlm 12, Edeb 80; Müslim, Cihad 6, 7, (1732-1733))


Âlemlerin Rahmet Kayağı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Her CÂNlı ve İNSÂNLar için Hadis-i Şeriflerinde kolaylaştırmayı emretmiştir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ”Muhakkak ki din kolaylıktır.”buyurmuştur.
(Nesaî, İmân, 28.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAHu TeALÂ, satın alırken, satarken, borcunu öderken ve borcunu isterken kolaylık gösteren kişiyi Cennet’ee koysun!”buyurmuştur.
Ahmed b.Hanbel 1,58.)


Resim---Enes b. Mâlik radiyallahu anhu'den gelen rivâyette.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.( ürkütmeyiniz.)”buyurmuştur.
(Enes radıyallahu anh’den; Buharî, İlim,11, Edeb, 80, Cihad, 164, c.I, s.25, H.No:69; Müslim, Cihad,6-7, c.III, s.1358,1359, H.No: 1732,1734; Ebu Davûd, Edeb,7, c.IV, s.260, H.No:4835.)


Bir gün bedevînin biri Mescid’in kenarında durup bevletmeye (küçük abdest bozmaya) başladı. İnsanlar hemen onu engellemek istediler.
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Adamı kendi hâline bırakın. Abdest bozduğu yere bir kova su dökün. Siz kolaylık göstermek için gönderildiniz, zorluk çıkarmak için değil!.”buyurmuştur.
(Buhârî, Vudû’, 58, Edeb 80.)


Başka bir rivâyete göre;
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz Bedevîyi huzuruna çağırıp.: “Bu mescidler ne bevil ne de başka pislik içindir. Bu gibi şeylerin mescidlerde bulunması uygun olmaz. Buralar ALLAH TeÂLÂ’nın zikri ile namaz ve Kur’ÂN kıraati içindir”buyurmuştur.
(Müslim, Tahâret, 100.)


Resim---Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH TeÂLÂ beni sıkıntı ve zahmet verici ve bunu arzu edici olarak göndermedi. Fakat ALLAH beni muallim, ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.”buyurmuştur.
(Müslim, Talâk, 29.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dininizin en hayırlısı en kolay olanıdır.”buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 338.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben size kolay bir din ile gönderildim.”buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel Müsned, VI, 116.)


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem her işte devamlı kolaylık yönünü tercih etmiştir..

Resim---Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, her ne zaman iki işten birini seçmek arasında muhayyer kılındı mı, günah olmadıkça onlardan en kolayını seçerdi. Günah olduğu takdirde, ondan insanların en uzak kalanı o olurdu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem her hangi bir şeyden dolayı kendisi için asla bir öç almamıştır. Ancak ALLAH’ın Hürmeti’nin ayaklar altına alınması hariç, o zaman ALLAH için öç alırdı!.”buyurmuştur.
(Buhârî, Menâkıb, 23; Edeb, 80; Müslim, Fedail, 77 Hüsnü’l-huluk, 2.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, alış-verişte ve bütün medenî muâmelelerde kolaylık gösterilmesini tavsiye ederdi.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Satarken, alırken, alacağını isterken, borcunu öderken müsamaha ve kolaylık gösteren kimseye ALLAH Rahmetiyle muamele eder.”buyurmuştur.
(Buhârî, Büyü’, 16.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim güç durumda olan birine kolaylık gösterirse ALLAH da dünyada ve âhirette ona kolaylık gösterir.”buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 252.)


Resim---Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.: “Yanımda Esedoğullarından bir kadın vardı. Rasülallah (aleyhisselâm) yanıma girdi.: “Bu kadın da kim?” diye sordu. Ben de.: “Filanca kadındır, geceleri hiç uyumaz.” dedim ve kadının geceleri kıldığı namazdan bahsedildi. Peygamber (aleyhisselâm).: “Bırak (bu sözü), daimâ güç yetirebileceğiniz işleri yapın, siz usanmadıkça ALLAH usanmaz (sevab vermeye devam eder).” buyurdu.
(Buhârî, Teheccüd, 18.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının, çünkü sizden öncekileri dindeki aşırılıkları helâk etti!.”buyurmuştur.
(İbn Mâce, Menâsik, 63; Ayrıca bkz. Nesâî, Menâsik, 217; Ahmed b. Hanbel, I, 215, 347.)


Resim---Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.:Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH TeÂLÂ kullarına lutufkârdır. Onlara her işte kolaylık gösterilmesine memnun olur.” buyurdu.
(Buhârî, İstitâbe 4, İsti’zân 22, Edeb 35; Müslim, Birr 48, Selâm 10. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti’zân 12; İbni Mâce, Edeb 9..)


Resim---Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:“ALLAH TeÂLÂ’nın kullarına lutufkârdır. Onlara kolaylık gösterilmesine memnun olur. Zorluk çıkaranlara ve başkalarına vermediği başarıyı ve sevâbı, kolaylık gösterenlere verir.” buyurdu.
(Müslim, Birr 77. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 10; İbni Mâce, Edeb 9..)


Resim---Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.:Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Nerede kolaylık varsa, orada güzellik vardır. Kolaylığın bulunmadığı her şey çirkindir.” buyurdu.
(Müslim, Birr 78. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 10.)


Resim---Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.:Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dininizin en hayırlısı en kolay olanıdır.” buyurdu.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 338.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:“Ben size kolay bir din ile gönderildim.” buyurmuştur..
(Ahmed b. Hanbel Müsned, VI, 116.)


Resim---Aişe radiyallahu anha Vâlidemiz.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ashabına bir ibâdeti yapmalarını emrettiği zaman güçlerinin yettiği kadarını emrederdi. Ashab (bunu az görerek).: “Biz senin gibi değiliz. Şüphesiz ki ALLAHu zü’L-CeLÂL senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır." dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem gazablandı, öyle ki gazab eseri yüzünde belirdi. Sonra.: "Şüphesiz ki ALLAH’tan en çok korkanınız ve ALLAH’ı en çok bileniniz benim!." buyurdu.
(Câmiu’l-usûl, i, 203 (Rezîn))


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim güç durumda olan birine kolaylık gösterirse ALLAH da dünyada ve âhirette ona kolaylık gösterir.” buyurmuştur..
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 252)


Resim---Ebu Hüreyre radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Bu din kolaylık dinidir. Kimse takatinin üstünde ibadet yapmaya kalkışırsa, kendisi din karşısında âciz kalır, mağlup olur, Bunun için aşırıya kaçmayınız, dosdoğru yolu tutunuz ve Salih amellerden alacağınız mükâfattan ötürü sevininiz.”buyurmuştur.
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu^dan; Buhari, İman, 29.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu din kolaylıktır..”buyurmuştur.
(Nesaî, İmân, 28.)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dinde aşırılıktan sakının, Çünkü sizden öncekileri ancak aşırılık helak etti.”buyurmuştur.
(İbn Mâce Menâsik,63; Nesaî, Menâsiku’l-Hac,217.)


Resim---Aişe radiyallahu anha.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “…Güç yetirebileceğiniz işleri yapın. Vallahi siz ibâdet yapmaktan bıkarsınız da ALLAH size mükâfat vermekten bıkmaz!” buyurmuştur.
(Buharî, İman, 32, Müslim, Misafirin, 221..)


Rahatsız olduğunu ve namazı nasıl kılacağını soran kimseye,
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ْ ٍب َن َىل ج َ َع ْ ف َِطع ِ ْن َْ مل َ ْ ستت َإ دا، ف ََق ِاعً ْ ف َِطع ِ ْن َْ مل َ ْ ستت َإ ًا، ف َائِم َ ِّل ق ص “Ayakta kıl, gücün yetmezse oturarak kıl, ona da gücün yetmezse yan yatarak kıl” buyurdu.
(Buhârî, “Taksîr-ı Salât”, 19.)


Resim---Hureyre radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (Hac’da), iki oğlunun arasında onlara dayanarak (zorlukla ) yürüyebilen bir yaşlıya rastladı ve sordu.: “Buna ne oldu?” Oğulları, cevap verdiler.: “Yâ Resûlullah!, Yaya Kâbe’ye gitmeyi adamıştı.” Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bin ey ihtiyar. Zirâ ALLAH bu şekilde kendine eziyet ederek yapacağın ibâdetten müstağnidir!.” buyurdu.
(Buhârî, Muhsar, 27; Müslim, Nüzür, 4.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in
=>Fazilet SancağıÂLeMLer üzerine çeken RABBımız TeÂLÂ’mızdır.:


أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Resim---“E lem neşrah leke sadrek (sadreke).: Göğsünü senin için şerhetmedik mi (yarıp genişletmedik mi)?” (İnşirâh 94/1)

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ
Resim---“Ve vedagnâ anke vizrek (vizreke).: Ve senden yükünü kaldırdık (kaldırmadık mı?).” (İnşirâh 94/2)

الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ
Resim---“Ellezî enkada zahrek (zahreke).: Ki o (yük) senin sırtını bükmüştü.” (İnşirâh 94/3)

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Resim---“Ve refa’nâ leke zikrek (zikreke).: Ve senin için, zikrini yükselttik.” (İnşirâh 94/4)

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Resim--- "Fe inne maal usri yusra(yusren).: Demek ki zorlukla berâber bir kolaylık var."
(İnşirah 94/5)

إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Resim---“İnne maal usri yusrâ (yusren).: .: Muhakkak ki zorluk ve kolaylık beraberdir.” (İnşirâh 94/6)

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ
Resim---"Fe izâ feragte fensab.: Öyleyse boş kaldığın zaman hemen intisab et/ durmaksızın (duâ ve ibadetle) yorulmaya devam et..” (İnşirâh 94/7)

وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ
Resim---"Ve ilâ rabbike fergab.: Ve öyleyse RABBine rağbet et (O’nu öv, hamdet, zikret, tesbih et).” (İnşirâh 94/8)

Şereha.: Birşeyi yaymak, genişletmek (gamdan, kederten, sıkıntı ve darlıktan kurtarmak),bir şeye (İslâm’a) açmak.
Şerhi’l- Kelâm.: Şerhetmek, izâh etmek, mânâsını açmak.
Sadr.: Herşeyin önü, göğüs, NEFSin kâlesi.. İlâhî İlham ve şeytanî vesveseye açık bölge.
Nakid.: Gıcırtı (hafif ses): Semerin yükten dolayı çıkardığı gıcırtı. (kemiklerden de gelebilir)
Enkad.: Ağır yükün, kemikleri çatırdatması.
İnkadû’l-Hamli’z- Zahr.: Yükün sırta ağır gelmesi nedeniyle oluşan çatırtı sesi.


Zikrini yükseltmedik mi? İnsÂNlar içinde İSMİNin anılışını yücelttik. Şehâdetle şereflendirdik. Sûnnetullah öyleki yükün alındı da dinlendin mi, yeniden yeni bir işe koyulmak üzere programlanmıştır..

Ferega.: Kab boşaltmak. (fariğ olmak, boşa çıkmak)
İnsab.: intisab et, tâbî ol, talep et, çalış, Rabbine yönel.
Nasebâ.: Gayret edip yeniden koyulmak..
İrgab.: Rağbet et, onu öv, sena et, hamdet, zikret, tesbih et..
Ragibe ileyhi.: Birşeye şevkle sarılmak..


Sûre-i Celîlede.: İki kolaylık: Dünyâ ve âhiret ni’metleri. Bir zorluk: Dünyâdaki imkanla imtihân belki de..

Bu muhteşem sûre.: “Rağbetini ve arzunu RABB’ine tahsis et, tevvekkülle lûtf-ü- ikrâm ve İhsÂNını bekle..” dercesine bitiyor..

==>TEKe TEK KALBLer VURUŞu!.
ALLAH!. ALLAH!. ALLAH!. HeR ÂN,
=>AŞK-u-CEZBE,
=>ZÜHD-ü-TAKVÂ,
=>HAVf-ü-RECÂ,
=>SIDk-u-HUŞÛ!.

Resim
ATAN=>NABıZ =>ZİKRULLAHı,
HAYyLa YALNIZ=>FİKRULLAHı,
KALBin=>HAKta-HAYRa SABRı,
ŞE’ÂNULLAH==->ŞÜKRULLAHı!.


AÇmadık mı?.
ŞErh etmedik mi?.
GEnişletmedik mi?.



أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Resim---“E lem neşrah leke sadrek (sadreke).: Göğsünü senin için şerhetmedik mi (yarıp genişletmedik mi)?” (İnşirâh 94/1)

E lem.. E->mi soru işareti. Lem->değil mi?. Olmadı mı? Yapmadık mı?
Neşrah.. Ne->BİZ demektir.
Türkçedeki zamir gibidir yani zamirdir. Şeraha’dır fiilin aslı. E lem Neşrah.. Biz şerh etmedik mi.. leke sadrek.. senin için. senin sadrını.
Nedir sadr?. BEDEN, nedir BEDEN?.
BEDEN ->bir tüm ki içerisinde SÎNE/SADR, KALBi ve RÛH’u tutar.Ve bu dördüyle imtihan olur insan.
=>İLâHe =>İLLâ =>ALLAH” demek zorundadırlar.
->Âleminde olan BEDENdir, fiilen vardır. hayali bir insan kul değildir.. Başka şeydir. Mutfak ve tuvâlete gitmesi gerekir.
AKLının olması gerekir vs. gibi. Mükemmel insandır bu.. MuhaMMed Aleyhisselâmdır çünkü.
Yani ABDULLAH aleyhisselâm olarak söylüyor. Bu bu basit bir şey değildir. Tümü içindedir bunun. Diğerleri tüm içindedir.
En mükemmel hali budur. En muhteşem halidir. En tehlikeli halidir.
İmtihandadır çünkü. Her şey verilmiştir. Bütün esmalar yüklenmiştir. Eşya emrine verilmiştir.
Bakınız Şahdamarından AKREB/AKRABA/YaKîN bir “ZÂT” vardır Halim Can., Hazır nazırdır. “Yakın” buyurmaktadır.
Eğer.: “Şahdamarındayım” dese, herkes “İLÂH”lığını ilân eder diye. Uzanım olarak göreceği için.
AKıLsızlar ya da, AKıLlar buna hazırdır->“İlâh”lığa.
Ama evet buraya girmeli mi?.

Bir kademe yürürseniz.
NEFS dediğiniz âlemde SADRı görürüz.
SADR =>dâimâ NEFSin gerçek yeridir/yuvasıdır.
Neden oradadır çünkü SADR ->BEDENi kullanmak zorundadır.
NEFS’in ->İŞ KULLuğu buna bağlıdır çünkü. Hayali kulluk yapamaz. Fiilen o işi yapmak zorundadır. İşlemek zorundadır.
Amelsiz bir imân yoktur. Rüyâ gibidir olmaz bu iş.
SADR=>NEFS’in gerçek yeridir onu demek istiyorum.
Her zamanda böyle olacaktır zâten. Bu değişmeyecektir.
KALB bir BERZAHtır. MuhaMMedi bir Makamdır..

BERZAH.: İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası. * Perde. * Sıkıntılı yer. * İki yer arasındaki geçit. * Mâni'a, engel,

RÛH =>Emr Âlemindendir.” ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Kendi Nefhâsıdır. Çok açıktır bu. RÛH Emr âlemindendir âyeti vardır.:

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim---“Ve yes’elûneke ani’r- RÛH(rûhı), kuli’r- RÛHu min EMRİ RABBî ve mâ ûtîtum mine’l- ilmi illâ kalîlâ (kalîlen).: Ve sana RÛH’tan sorarlar. De ki.: “RÛH, RABBimin EMRİndendir.” Ve size, (RÛH’a ait) ilimden sadece az bir şey verildi.// >Bir de, sana İlahî Esinlenme(nin mâhiyeti) hakkında soru soruyorlar. De ki.: "Bu esinlenme RABBimin buyruğuyla (cereyân etmekte)dir; ve (ey insanlar, siz bunun mâhiyetini anlıyamazsınız, çünkü) bu konuda size pek az bilgi verilmiştir." (İsrâ 17/85)

“Bundan ne anlayalım?.” diye sorduklarında;
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem.: AKLınız kadar anlayın!.” buyurmuştur. Yani anlayamazsınız.
Herkes kendi AKLı kadar anlasın. AKıLlarınız ne kadar eğitiliyor, öğretiliyorsa o kadar anlayın yeter. Bundan ne anlıyoruz.
“Akıllarınız kadar!.”
Akılların kaderi ve kadarı nasıl tâyin edilmiştir İslamda?.
“Men arefe NEFSehu fakat arefe RABBehu”yla belirtilmiştir.:

Resim---.Sevgili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe NEFSehu fekad arefe RABBehu.: Kim ki NEFSini BİLdi/TANIdı, kesinlikle RABBını da BİLdi/TANIdı!.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ II/343 (2532)

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Resim---“E lem neşrah leke SADRek (sadreke).: Göğsünü senin için şerhetmedik mi (yarıp genişletmedik mi)?” (İnşirâh 94/1)

E lem neşrah leke SADRek.. hârika bir şeydir.
İslah olmamış bir SADR =>nasıl iflah olmuş bir KALB olacak!.
Nasıl DUYulacak ki =>Rasûlullah SALLallahu aleyhi vessellem de =>ALLAH’a UYulacak.

İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn..
İyyâke na’budu.: Biz yalnızca SANA ibâdet ederiz” nasıl denilecek ki “ve iyyâke nestaîn.: ve yalnızca SEN'den yardım dileriz!.” olsun da isteyeceğimizi O göndersin!.
Bu Ebedîlik Bağı kurulmadan nasıl Ebedîyet NÛRu bekleyebilirz’.
Yapamayız, olmaz hayal olur!.
Hani hani vardı ya ALLAHu zü’L-CeLÂL buyuruyordu ya.
“Ancak ve ancak bana ibâdet etsinler diye insanları ve cinleri yarattım.” Zâriyâttaydı değil mi?

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim---"Ve mâ halaktu’l- cinne ve’l- inse illâ li ya'budûn (ya'budûni).: “BEN, cinleri ve insanlan ancak ->BANA kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât 51/56)

Tüm bu bütün bunlar bu “iBâDet => "Be” ve ”De” den ibârettir.
İBâD/KuL dediğimiz =>Daimîyyet BİLELiğidir. Gerçek kulluk budur. Basit değildir.

Bismillâhirrahmânirrahîm..

Resim---“Yâ eyyetuhen NEFSu’l- mutmainneh. İrciî ilâ RABBiki râdıyeten mardıyyeh. Fedhulî fî ibâdî Vedhulî cennetî.: Ey o RABBına muti' olan NEFS-i mutmâinne! Sen dön o RABB’ına hem Râdıye olarak hem Merdıyye de. Gir KULLarım içine. Gir Cennetime!.” (Fecr 89/27-30)

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---“İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımi’s- salâte li zikrî.: Gerçekten BEN, BEN ALLAH'ım, BEN'den başka İLÂH yoktur; şu halde BANA ibâdet et ve BENİ zikretmek için dosdoğru namaz kıl!.” (Tâ-Hâ 20/14)

ALLAHu zü’L-CeLÂL.:
İnnenî enallâhu.. "Gerçekten BEN, BEN ALLAH'ım." buyuruyor da “Biz ALLAHız!.” buyurmuyor. “BEN ALLAHım!.” buyuruyor..

E lem neşrah..
Ama burada buyuruyor ki.: “BİZ genişletnedik mi?.”
İşte bu ALLAHu zü’L-CeLÂL.
ALLAHu zü’L-CeLÂL, ZÂTIndan ve SIFATIndan bahsediyor.. BİZ bunu hep yapmaktayız.. ALLAHu âlem..
Hadi diyelim ki bizde böyle denemezlerden olduğumuz için yanlış yerlere bizi çekerler, çekiliriz. İnsanlar anlamadığı için kendi çeker.
Senin elinle, benim elimle, onun eliyle, bunun eliyle, şunun eliyle felân. Biz yani bu yürümekte olan sistemin içinde demek istiyor.
Bence öyle buyuruyor başka ne diyecek!. Ortağı yok hâşâ yâni.
Buradaki “BİZ”=>İLÂHî SİSTEMinin Şe’ÂNda şu ÂN KENDidir zâten..
“ALLAHa ve Rasûlü’ne imân edin!” buyurduğunda, burada=>“İki kişiye mi imân edin!” buyuruyor hâşâ!. Yok efendim öyle değil!.
SU’yu=>Bardakla iç!.” demeyim mi yâni neyle içecen peki?.

Onun için şekilci cahillerin illâ şekil, putperestliklerine takılı kalmadan bakmalıyız İLÂHî SİSTEM’ine.ç
MuhaMMedi MeLâMî =>BİLmediğini BİLerek gider, ANLAyarak ilerler gider. Doğru dürüst gider, adam gibi gider .
Taklidle, oradan buradan derlemeyle, çatmayla, uçarla kaçarla gideceği yer =>CeheNNemdir..

Onun için yasak yoktur, ayıp yoktur. günah yoktur İLİMde..
Her şey Rasûlullah SALLallahu aleyhi vessellem'in sınırları içinde olduğu için onlarla uğraşılmaz.
Ama neyi görüyorsak =>Çocukta görür, kadında görür, hasta da görür, sağlamda görür.. “Sen bunu görme!” demeyiz.
Tâbi küçük çocukların yanında söylenecek-söylenmeyecek sözler var onu demiyorum..
Ama bir yolda giderken “Çocuklar siz şunları seyretmeyin!” mi deyim. Herkes görebildiği kadar görecektir. Bunu niye esirgiyorsun, niye söylemiyorsun.
Böyle hele hele bizim Sohbetlerimizin temelinde yatan şey, anasında yatan şey =>AKıLlarımızı İslâm etmek ise, Şeytânımızı Müslümân etmek ise, AKıLlarımızı NaKiL KıBLesine çevirmek ise ki, hayatımızı hava gibi dolduran şeydir AKIL!. NEFSLerimize demek istiyorum!.

E lem “N”eşrah..
Buradaki çoğul “Nun”u ->BİZ çoğul Nunu’dan ziyâdei işi oluş görüş Nunu’dur.
ALLAH celle celâlihu, Rasûlullah SALLallahu aleyhi vessellem, ALLAH Dostları, ben, sen, o, biz bütün =>“BİZ BİR-İZ” zâten bu birliğimiz anlamında gibidir .
Evet. Saat gece 01’e geldi.
Biz İnşirah Sûresinin 2. âyetindeyiz ama!.
Buraya kadar gelmemize sebep de konuyu iyi Anlamaktı. İnşirah’ı böyle zevk ettik..
Sadece âyetleri tarayalım bırakalım.:

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ
Resim---“Ve vedagnâ anke vizrek (vizreke).: Ve senden yükünü kaldırdık (kaldırmadık mı?).” (İnşirâh 94/2)

الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ
Resim---“Ellezî enkada zahrek (zahreke).: Ki o (yük) senin sırtını bükmüştü.” (İnşirâh 94/3)

Yani aynîyyetini zâyi etmedik mi Halim Can.
Yani senin aynîyyetini sana yük getiren o var ya “AYN”.. “BEN” deyip duruyordun ya onu..
SALL etsen nereye taşıyacaksın =>ALLAHu zü’L-CeLÂL’e.. ben kendim içim söylüyorum semer mi götüreceğim..
Hayır hayır. O yükten yani onu indirmedik mi anlamında “dayk”.
Burdaki “dayk” aşağılatmak, indirmek, kıymetini değerini gözde büyüklüğünü indirmek anlamında demek istiyorum.
“Ve vedagnâ.. biz indirmedik mi.
Anke.. bakın yine senin üzerinden.. vizrek.. vizrini. Neydi vizr?.
Vizr.. Rububiyet Sırlarının kendine sahib çıkışıdır, insan yapar bunu..
Var ya “ben sana şunu yaparım!.”
Var ya “ben bunu yaparım!.”
Var ya “ona ben şöyle yaparım!.”

“Hadi yarım nefes al!” desen alamayıverse gitti!.
Bu bu ciddi bir yüktür bu. Bu bu insanların hepisi bundan mecburuz ayrıca. Bizi böyle yapmasaydı imtihan edemezdi zâten.
Onun için böyle güzel yapmıştır ALLAHu zü’L-CeLÂL.
Bu vizr, günah mıdır, vebâl mıdır, ayıp mıdır, yasak mıdır bunların hepsi VİZRdir.
Onun için buyuruyor Şeyhü’l- Hazin kaddesallahu sırrahu Hazretleri ALLAH rahmet eylesin.:
“Bir yer vardır ki orada “ALLAH!. demek küfürdür!.”” buyuruyor.
Açıkça söylüyor. Adamlar da taşa tutuyorlar.
O da diyor ki.: “Niye taşa tutuyorsunuz. Niye taşa tutuyorsunuz. İnsanın yanındaki çağrılmaz!.” diyor. “Edeben çağrılmaz!” diyor. “NAHNU=>BİZ BİLE” olanlar KİMi çağıracak!” diyor.
Öyle Mecnûnlar da vardır. Meczûblar var ki.. “Beri” edilmişlerdir, uzaklaştırılmışlardır her türlü işlerden.. Sokaklarda gezerler ama bir bakarsanız ki deyip yaptıklarına AKLınız duruverir.
Şimdi yok gerçi Ender!.
Ender olan Zâtlardan birisi de; Antalya’ya geldiğinde 14 yıl hâkimlik yapmış bir Mustafa vardır orada.. İki nokta arasında durmadan gider gelir. Gerçekten delidir, Mecnûdur yani Meczûbtur.
Ben onunla resimlerde çekmiştim onunla ve Aksaray’a da gelmiştir çok kere 1980 lerde..
“Çardak Oteli’nin altında kalmıştım. Dizimde sakalım vardı!.” diyor. “Yani göbeğimin altına inmişti sakalım!.” diyor.
“Beni görünce korktular ama çok param vardı, masanın üzerine parayı saçtım o zaman anladılar ki zengin birisiyim, o zaman öyleydi.” diyor. Aksaray’da burada tanıdıkları varmış. Bir görevli olarak gelmiş yani o zaman.
İşte bu deli gibi gözüken kişi, işte çıkan kanunların, son çıkan kanunların maddelerinden noktalarından bahsediyor. O, günlük olaylardan bahsediyor.

Demek istiyorum kii bunlar hep vizr, ağır yük demektir.
İndirmedik mi?.
“Ve vedagnâ anke vizrek.”
“Benden hangi yükü indirecek?!” desen, ben.: “EMÂNET ne idi?” diye sorarım sana.
Sen de dersin ki.: “Emânet Kur’ÂN-ı Kerimdir.” “Haktır. Doğrudur, hepisi doğrudur!.” derim ama sonra da derim ki.: “Hiç ağırlığı olmayan AKIL en büyük EMÂNETtir. Ve AKLa bu EMÂNET’e İHANET en büyük suçtur!." derim.
Ben meselâ öyle zevk ediyorum. Çünkü, dağlara yüklenmeyip de insana yüklenen EMÂNEtin =>AKIL OLduğuna inanıyorum!.

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Resim---“İnnâ aradne’l- EMÂNEte ale’s- semâvâti ve’l- ardı ve’l- cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hameleha’l- insân (insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ (cehûlen). : Gerçek şu ki, BİZ EMANEtleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zâlim, çok câhildir." (Ahzâb 33/72)

Çünkü.: AKLı ortadan çekerseniz =>Ne Kur’ÂN-ı Kerim =>Ne Rasûlullah SALLallahu aleyhi vessellem =>Ne de ALLAHu zü’L-CeLÂL kendisi kalmaz anlamca!.” demek istiyorum.
O zaman bunu yani bize VİZR gibi gözüken bu şeyi, bu benim “BEN”liğimi bu “AYNiyetim”i bu bu =>AKL’ımın kendi kendine ŞEYTANlığını =>Müslüman ettiğim zaman => “Ve vedagnâ anke vizrek” olur!.
ALLAHu zü’L-CeLÂL.: “O’nu indirmedik mi?” buyuruyor zâten.
“Neşrah” budur zâten bu BAĞ/AKIL, BAĞLAyandır.
AKLı =>NakiL yapandır “neşrah” yani o bakımdan..
“NaKiL yapan”dan kasdım =>Rasûlullah SALLallahu aleyhi vessellem’in Rahmetenli’l- Âlemin Semâsı’ndaki BULutlardan benim yüreğime yağmurun düşmesidir.. SİNE ÇöLümün yeşermesidir..


الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ
Resim---“Ellezî enkada zahrek (zahreke).: Ki o (yük) senin sırtını bükmüştü.” (İnşirâh 94/3)

Ellezî.. o ki, o yük ki, “enkada” seni enkaz haline getiriyordu.
“Zahrek” sırtını, zahrini.. Bu zahri tanıyoruz değil mi biz?
Tanımaz mıyız enkaz haline getiriyorduk BEDENin’i BEDENi.
Şeytâna uşaklık yapıyorduk.
“Hizbu’ş- Şeytan”lık yapıyordun, senin dünyanda âhiretinde ve dininde!.
Enkada zahrek.. İşte bu islah olmamış AKıLdır ki =>İflah OLaBİLe de =>NaKLi BULaBİLe!.
Ellezî enkada zahrek.. düpedüz zâhir oradaki kelimeye dikkat edin.
Senin zahrini->zâhirini böyle duman eden, bâtınınla buluşturmayan pası/pas gibi olan şeyi, ölüyü =>diriltmedik mi?.
Ölü dirilince, sen bağlantıyı kurdun ya aradaki ölü parça dirildi ya gibi!.
Ellezî enkada zahrek.. zahrek; sırt demektir, arka demektir doğrudur bir şey dediğimiz yok..
Sırtında yükü taşıdığı için insan sırf sırt denmiştir. Yoksa sırt o değildir şimdi. Sırtta densin arka densin olsun bakalım.
Yani sırtımla yükü taşıdığım için, indirmedik mi senin yükünü.
Çünkü her AKıLa anlatılmıştır bu..
Hani bir hamalın sırtında yük var ya onun gibi anlatılıyor.
Olur, haklısın ama bu taraftan da diyorsun ki.: Halim Can bu var ya aynen bizim zâhir âlemimizi, üzerimizdeki bizi ezen tonlarca ağırlığındaki AKıL gibidir!."

Bu AKLı adam ediverdiğimiz anda AKıL hava gibi bizi yutar da bizim işimize yarar artık. Dağ gibi bizi ezmez anlamında gözüküyor gibi..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Ellezî enkada zahrek..
Bunlar çeşitli yerlerde çokça geçer bu şeyler, VİZRler.
Meselâ bir tanesi de En’âm 31.inci âyettir.:


قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَاء اللّهِ حَتَّى إِذَا جَاءتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُواْ يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ
Resim---“Kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâh (likâillâhi) hattâ izâ câethumu’s* sâatu bagteten kâlû yâ hasretenâ alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum alâ zuhûrihim, e lâ sâe mâ yezirûn (yezirûne).: ALLAH'a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrâna uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklenerek.: “Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize!..” derler. Dikkat edin, o işleyip yüklendikleri ne kötüdür.” (En'âm 6/31)

Kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâh..
ALLAH’la kavuşmayı yalanlayanlar var ya bunlar gerçekten yemin olsun ki çok büyük bir hasardırlar, hüsrândadırlar. Ziyana uğramışlardır.
Hattâ izâ câethumus sâatu bagetten.. Onların saati-kıyameti âniden geldiğinde. Saat nedir?
Ayan-ı Sabite Sahibliğidir..
Fişleri çekildiğinde yani artık Halim Can diyecek ki.: “Ben artık Halim değilim!.”
Haa, yapma yahu!?.Öyle diyecek ağzı kalmayacak ki desin. Eli kalmayacak ki çekiversin, onlar onun sözünü tutmayacak artık.
Ayakkabı gibi olacak ayağı çünkü!..
Bagteten.. Âniden-apansız-fırsat vermeden bir ÂNda.
Kâlû yâ hasretenâ.. derler ki.: “Hasretler olsun bize yazıklar olsun!.”
Alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum.. Onların karşılarına kıyamet günü ansızın gelip çatınca ..
evzâre-hum.. (onların) yükleri, (kendi ağırlıkları, günahları) sırtlarında.
Kıyamet diye söylüyor ama bu saat, kıyameti kopmuyor mu?
Kopuyor adamın fişi çekilince kopuyor!. Saat de o anlamda anlaşılabilir.
Evet Ne diyor onlar.: “Yâ hasratenâ.. yazıklar olsun bize vah ki bize ne vah!. Hasretler olsun bize bir daha artık onu bulamayız biz.. Çünkü, hasret odur. Bir daha o imkanı yakalayamayız. Nasıl ki o 18 yaşına dönemiyorsak ya da bırak 18 yaşını, bir dakika önceye dönemiyorsak!.
alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum.. Evet bize yazıklar olsun!. Neden?.
Çünkü biz onun içerisinde hiç iyi şeyler yapmadık. Orada fırtınalar kopardık bir sürü..
ve hum yahmilûne evzârehum.. yüklendikleri vizrlerinden dolayı.
“Ben, ben, ben, ben!” diye üzdüler üzüldüler, üzdüler üzüldüler!.
Senelerce dağlar gibi odunların altına girdiler ateşlerini de, çaktılar ateşi.. sonra diyorlar ki.: “Bizi kim yakıyor cehennemde?. Dünya da iyi amelleri terk etmemizden. Bunlardan firâr edip kaçmamızdan dolayı vah bize!.” derler.
E lâ..bakın bakın dikkat edin, şunu sakın unutmayın!
E lâ sâe.. ne kötü değil mi?.
mâ yezirûne.. yüklendikleri şey
E lâ sâe mâ yezirûne..Sâe.. su’i.. yani ne kadar kötü değil mi?
mâ yezirûne.. sahib çıktıkları, yüklendikleri ne kadar kötü değil mi?
E lâ..bir bakın ALLAH Aşkına.. Ne kadar kötü değil mi?.. Buyuruyor ALLAHu zü’L-CeLÂL..


وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Resim---"Ve refa’nâ leke zikrek (zikreke).: SENin şanını yüceltmedik mi?" (İnşirâh 94/4)

Ve refa’nâ.. yüceltmedik mi.
Leke.. bakın hep “leke”lere dikkat edin tümünde.. yalnız Senin için, sana, senden, seni böyle doğrudan doğruya..
Zikreke.. SEN'in zikrini yüceltmedik mi?.

ZİKRULLAH ve ZİKR-u RASÛLULLAH..
Kur'ÂN-ı Kerîm’de..
ALLAH ve =>RASÛLAHa =>TesLim OLunuz!.
ALLAH ve =>RASÛLÜne =>İMÂN Ediniz!.
ALLAH ve =>RASÛLÜne =>TÂBİ OLunuz!.
ALLAH ve =>RASÛLÜne =>İTÂAT Ediniz!.

Ve refa’nâ leke zikrek..
Bizim nereden çıkacağımızı görüyor musunuz merdiveni.

Bakınız Enbiyâ 21/10 âyetine.:


لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Resim---“Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).: Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Enbiyâ 21/10)
Andolsun ki size bir kitab indirdik. Onda sizin için Şerefiniz vardır, Zikriniz vardır..


فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Resim---“Fe inne maa’l- usri yusra (yusren).: Demek ki zorlukla berâber bir kolaylık var.” (İnşirah 94/5)

Gerçekten demek ki zorlukla berâber bir kolaylık var.. Bir usr var..


إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Resim---“İnne maa’l- usri yusrâ (yusren).: Evet o zorlukla berâber bir kolaylık var.” (İnşirâh 94/6)

Yusren, usri, yusrî evet.
Burda çok güzel bir incelik vardır Arapça’dan dolayı gelen.
Zorlukla berâber kolaylık kesin vardır.
Gerçekten güçlükle berâber bir kolaylık muhakkak vardır güzel.
“O zaman iki tâne kolaylık iki tâne zorluk mu vardır?” diye insanın aklına geliyor. Ama öyle değildir.
Bu Arapça’nın yazım tarzından, oluşumdan dolayıdır.
Bir zorlukla iki kolaylık vardır.
Zâhir ve Bâtın arasında bir zorluk iki kolaylık getirir.
Geçmişe ve geleceğe kolaylık getirir. Sizin bir andaki TEVHİDiniz. Geçmişini bağışlar gelecekte ücret öder.
Bu Arapça’nın muazzam bir DiL oluşundan böyledir.
Usr.. bu âyetlerdeki usr kelimesi her iki kelime de “Elif-Lâm” lı/Harf-i târifli olarak geçiyor. “El usr” olarak geçmiştir.
Halbuki burada belirtilen şey “yusr” kelimesi tek. Harf-i târif tenvinli olduğu için kolaylık iki tâne zorluk bir tânedir..


فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ
Resim---“Fe izâ feragte fensab.: O halde boşaldın mı yine kalk yorul." (İnşirâh 94/7)

Fe izâ ferağa, fari.. de.
Fari.. Vaz geçmektir. Boşalmaktır. Havaya üfürülen nefes gibidir.
Fe izâ ferağte fensab... Eğer öyle boşalıverirsen, hemen nasb et bir yere neseb gibi. Bir yere bağlan. Bir Baba bul kendine, bir Ana bul gibi yâni bağlan kendine neseb. Nasb et, bi yorul diye..
Ensab, çünkü yorulmak demek ama yeniden çalış anlamını almıştır olunabilir..
Ama sen, şu içindekini çıkar şişeni boşalt. Güzel bir çalkala da ondan sonra da bunun içerine bir SU, BAL, SÜT, ŞARAB CeNNet Irmakları doldur anlamında olduğu gözükmektedir..


وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ
Resim---“Ve ilâ RABBike ferğab.: Ve ancak RABBın’a rağbet et, hep ona doğrul.” (İnşirâh 94/8)

Ve ilâ RABBike ferğab.. Ve RABBine rağbet et.. burdaki “reğabe” köküne bakın!.
O “reğabe”nin yukarda da “ferağtaki” aynı “rağe” gâlibiyet onların görülebiliyor onu demek istiyorum.
Ferğabta da yine başında “fe” vardır. “Ferağe” ile bir “be” gelmiştir onu demek istiyorum.. Oradaki boşluk “be” sini bulduğu anda “rağbet”e döner o.
Ve ila RABBike ferğab.. İşte o nefis boşluğunu aldığın anda araya “be” yi attığında "Men arefe NEFSehu fakat arefe RABBehu” oluverir demek istiyorum. “Ferağa” ile “ferğab”ın arasında sondan gelen “be” gelmiştir.
Ben bunu yapmam gerekir!” gibi rağbetini, gerçek bağını, yönelişini, arzunu, isteğini bütün daha doğrusu Nefis, KALB ve Rûh..

BEDEN =>NEFİS =>KALB ve =>RÛH’ta =>RESÛLî SEVİYELemeni =>Göz=>Gez=>Arpacık=>Hedef SEVİYEsini BULdu =>RABB’ine karşı.
=>"Ateş!.” Dediğinde:
=>RABB’ini BİLeceksin/TANIyacaksın, =>RABB’ini BULacaksın, => RABB’inLe OLacaksın ve => RABB’inLe YAŞAyacaksın!. gibi.
Rağebe” kökü, rağib, rağbetmek.
Dünyan, Dînin ve Âhiretinde, muzaffer olabilmek için başırılı olabilmek için RABB’ına karşı =>“NAHNU=>BİZ BİR BİLE”-Liği kurmaktır “be”.
Be”.. aslında Sırât-ı Müstakîmdir. Aslında “elif”tir ->yatmış bir “elif”.
be” Harfi de güzeldir.. Yâni bunun yuvarlanışı “Nûr-u Mim” gibi noktası da güzeldir..
Onun için buyuruyor Ali Keremullahi veche Efendimiz.:

"İlim bir nokta idi câhiller çoğalttı!.”
Aslında “BİZ-BİR” Noktasıydı İLiM.. buyuruyor.

Bütün Kur’ÂN-ı Kerim =>Fâtiha’ya,
Fâtiha =>Besmele’ye,
Besmele =>“be” ye gelse..
Be” aslında ->“Elif”tir ->kalksa ortadan ->“nokta” kalsa = “o NOKtaBENim!.”
Edeb bakımından söylüyor bunları. Çok hârikadır..
Salât u Selâm Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’e OLsun!. O’nu ->DUYup ve UYanlara OLsun!.
Bütün geçmişlerimize OLsun!. Büyüklerimize OLsun!.
ALLAHu zü'l-CelÂL bizi Hakkta ve Hayrda kullansın!.
Sıhhatlerimizi, Ömürlerimizi, Hayatlarımızı İnşâe ALLAH.:

Şeriat-ı Garrâ’yı =>BİLmek,
Tarikat-ı Garrâ’yı =>BULmak,
Mârifet-i Garrâ’da =>OLmak ve,
Hakikat-ı Garrâ’yı =>YAŞAmakta
MuhaMMedî HASBî-HABiBî HİZMETçi KILsın!.

Bizi dâima Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin Huzûrunda Hazırında Hizmetçisi OLarak BULundursun.
Bizi yanlışlardan, kötülüklerden, eğrilik çirkinliklerden Şeytân ve Şeytânlaşmışların şerlerinden, kötülüklerinden korusun!.
Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-Âliyi'l-Azîm!. Sırrına erdirsin!.
İnşâe ALLAH ALLAHu zü’l-CelÂL bütün Güzellikleri Özellikleriyle berâber yaşamak nâsib-kısmet etsin hepimize!.

ALLAHu zü’l-CelÂL =>RASÛLULLAH SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin Muhteşem MuhaMMedî GAYREtini Ehl-i Beyt aleyhi's-selâmın EDEBiyle BİLmemizi Nâsib-Kısmet etsin ki =>Bunu Şeriat-ı MuhaMMedî aleyhi's-selâmda BİLip KULLANaBİLelim!.

ALLAHu zü’l-CelÂL =>RASÛLULLAH SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin MuhaMMedî MERHÂMEti’ni BULmamızı, EHL-i Beyt aleyhi's-selâm’ın İLMiyle BULmamızı Nâsib-Kısmet etsin ki =>Bunu Târikat-ı MuhaMMedî aleyhi's-selâmda BULup KULLANaBİLelim!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

ALLAHu zü’l-CelÂL =>RASÛLULLAH SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin MuhaMMedî MUHABBEti’nde EHL-i Beyt aleyhi's-selâm’ın İRFÂNıyla OLmamızı Nâsib-Kısmet etsin ki =>Bunu Mârifet-i MuhaMMedî aleyhi's-selâmda OLup KULLANaBİLelim!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

ALLAHu zü’l-CelÂL =>RASÛLULLAH SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin MuhaMMedî HAKİKAtı’nı EHL-i Beyt aleyhi's-selâm’ın ERKÂNıyla YAŞAmamızı Nâsib-Kısmet etsin ki =>Bunu Hakikat-ı MuhaMMedî aleyhi's-selâmda YAŞAyıp KULLANaBİLelim!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

RASÛLULLAH SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin =>GELiş ->BİLiş ->BULuş ->OLuş ->YAŞAyış HAKÎKAtı neyse biz bunu YAŞAyalım ki =>Hakîkat-ı MuhaMMedî aleyhi's-selât u ve's-selâmın MuhaMMedî MAZHARı OLaBİLeLim İnşâe ALLAH!.
MuhaMMedî Şefâat ŞifâsıyLa => MuhaMMedî Şehâdet Şerefine İŞtirak EDeBİLeLim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

ALLAHu zü’l-CelÂL’in RESÛLü =>RASÛLULLAH SALLallâhu aleyhi ve sellem;
=>Bu Âlemde ALLAHu zü’l-CelÂL’in KULu ABDULLAH aleyhi's-selâm OLarak YAŞArken ve Son Nefesindeki Şehâdet ŞerefiyLe =>Biz de BİZ BİR-İZ BİR-Likte her ÂN OLalım Şe’ÂNULLAH’ta İnşâe ALLAH!.
BİRBİRİmize=>BİZ BİR-İZ Gaybî DUÂLarımız Dâim-Kâim OLsun İnşâe ALLAH.
ALLAHu zü’l-CelÂL’in İzni ve İnâyetiyle =>RASÛLULLAH SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin ÖZELLik ve GÜZELLiklerinde dâima BİZ BİR-İZ OLaLım İnşâe ALLAH!.


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12458
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Resim 5.2.23. RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem
Resim Mü’MiNLeR İÇİN NeFiSLeRiNDeN DaHa İLeRiDiR.:



Neb’.: Gizli ses.
Neba’.: Kaynak olmak, pınardan su çıkarmak, su akması..
Nebe’.: Haber. Peygam..
Nebe’.: Faydası büyük olan ve onun sâyesinde bilgi ya da kanâat oluşan haber.
Nebî’.: Selim akılların kabul edebileceği haber getiren, haberci.
Nebî’.: Haber getiren. Peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resûlün getirdiği kitab ve şeriatı devam ettiren Peygamber..
Nebîyyü’r-Rahmet.: Bütün âlemler için Rahmete vesile olduğundan peygamber aleyhisselâm Efendimiz için söylenmiş bir isimdir.
Nübüvvet.: (Nebi. den) Peygamberlik, nebî olmak, nebilik. ALLAH celle celâlihu'ın Emriyle vazifeli olarak insanları doğru yola çağırmak..
MuHABBet.: SEVgi, SEVme. * Sohbet. Ruhun, kendisinden lezzet duyduğu şeye meyletmesi.
MeVeDDet.: Dostluk. SEVgi. Muhabbet. Muhabbet etmek. SEVmek..


النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
Resim---“En nebiyyu evlâ bi’l- mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ûlû’l- erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi minel mu’minîne ve’l- muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ (ma’rûfen), kâne zâlike fîl kitâbi mestûr a(mestûren).: Nebî (Peygamber), mü'minler için kendi nefslerinden daha evlâdır (yakındır). Ve O'nun (Nebî'nin) zevceleri, onların anneleridir. Ve rahim sâhibleri (akrabalar), onlar birbirlerine, ALLAH'ın Kitab'ında, mü'minlere ve muhacirlere yakın olduklarından daha yakındır. Ancak dostlarınıza iyilik yapmanız hariç. İşte bunlar, Kitab'ta satır satır yazılıdır.// Peygamber, mü’minlere kendi öz nefislerinden, canlarından, birbirlerinden daha yakındır, daha ileridir. Eşleri mü’minlerin anneleridir.Akraba olanlar, ALLAH’ın kitabına göre, veraset açısından, birbirlerine, diğer mü’minlerden ve ALLAH YoLu’nda özgürce ALLAH’a kulluk ve ibâdet etmek, güç ve gönül birliği yapmak için hicret eden muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza, Kur’ÂN ve SüNNetin hükümlerine, İslâmî Kurallarla örtüşen örfe uygun bir vasiyet yapabilirsiniz. Bunlar kitapta yazılmış bulunuyor.” (Ahzâb 33/6)

Tebûk Seferi’ne çıkmak emrini alan bazıları.: “Ana-babamıza danışacağız!” dediklerinde bu Âyet-i Celîle inzâl olmuştur.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse imânın tadını bulur.:
1-) Bir kimseye ALLAH ve RASÛLü, başkalarından daha SEVgili olmak.
2-) Bir kimse SEVdiğini yalnız ALLAH için SEVmek.
3-) Bir kimseyi ALLAH küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmekten, ateşe atılmaktan ikrah (tiksinme) ettiği gibi ikrah etmek (iğrenmek)"
buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu’dan; Müslim, İmân 67 (43))


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Hiçbir kul ben kendisine ehlinden, malından ve bütün insÂNlardan SEVgili olmadıkça imân etmiş sayılamaz.” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu dan; Müslim, İmân 69 (44))


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Sizden hiçbiriniz, ben kendisine çocuğundan, babasından ve bütün insÂNlardan daha SEVgili olmadıkça imân etmiş olamaz” buyurmuştur.
(Enes radiyallahu anhu dan; Müslim, İmân 70)


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Nefsim kudret elinde olan Allâh’a yemin olsun ki; sizden biriniz, ben kendisine anasından, babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça hakikî mânâda îmân etmiş olamaz.” buyurmuştur.
(Buhârî, Îman, 8.)

Abdullâh bin Hişâm radiyallahu anhu.: “Bir defâsında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte bulunuyorduk. Rasûl-i Ekrem, orada bulunanlardan Ömer’in elini avucunun içine almış oturuyordu.
O sırada Ömer radiyallahu anhu.: “Yâ Rasûlullah! SeN bana canımın dışında her şeyden daha SEVgilisin!” diyerek Rasûlullah’a olan muhabbetini ifâde etti.
Onun bu sözüne karşılık Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: “Hayır, BeN sana canından da SEVgili olmalıyım!.” buyurdu.
Ömer (radiyallahu anhu hemen.: “O hâlde SeN’i canımdan da çok SEViyorum yâ Rasûlullah!.” dedi.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İşte şimdi oldu.”
buyurdu.
(Buhârî, Eymân, 3)


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.:
اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ
El mer’ü mâa men ehabbe.: Kişi SEVdiği ile beraberdir.” buyuruyor.
“Ne zaman?”.. Bir Bedevî gelip.: “Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem kıyâmet ne zaman?” diye sorunca, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “O’nun için ne hazırladın?” diye soruyor.
Bedevi ise.: “Çok namazım ve orucum yok; ne varki ben, ALLAH celle celâlihu ve RASÛLÜnü sallallahu aleyhi vesellem SEViyorum!.” deyince,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kişi SEVdiği ile beraberdir”
buyuruyor.
(Buhârî, Edeb-96;Mûslim, Birr-165 (4/2034))

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken ve herkesin malı emrine verilmişken, HAKk’a yürüyüşünden sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in malı tüm mü’minlere mîrâs olmuştur..


قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Kul in kuntum tuHİBBûnALLÂHe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).:“(Rasûlüm, ümmet-i MuhaMMed’e) de ki: Eğer ALLAH’ı SEViyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz/bana uyun ki, ALLAH da sizi SEVsin ve günahlarınızı bağışlasın(sevâba çevirsin).. ALLAH son derece Gafûr’dur/bağışlayıcı ve Rahîm’dir/esirgeyicidir.” (Âl-i İmrân 31)

MuHABBEtin yegâne Merkezi =>Cenâb-ı HAKk’tır.
Fakat, Eşref-i Mahlûkat olan İnsÂN bilmelidir ki=>MuHABBEt =>Esmâü’l- Hüsnâ’dan
اَلْوَدُود /el-VeDûD İsm-i Şerîfînin TeceLLîsidir. Meveddet ve Muhabbet Cenâb-ı HAKk’ın Sıfatıdır. Muhabbetin Yegâne Menşe'i Cenâb-ı HAKk’tır.

El VeDûD celle celâlihu.:

Resim

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe ale’n- nâsi ve yekûne’r- resûlu aleykum şehîdâ (şehîden), ve mâ cealnâl kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiu’r- resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh (akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh (hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bi’n- nâsi le raûfun rahîm (rahîmun).: Ve işte böylece insanların üzerine (hak) şâhidler olmanız için BİZ, sizi vasat (ikisi arasında- mûtedil) (hayırlı ve faziletli) bir ÜMMet kıldık. RESÛL de sizin üzerinize şâhid olsun.Ve BİZ, sadece RESÛL'e uyanı, topukları üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmemiz (belirtmemiz) için, hâlen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbe'yi) kıble yaptık. Ve bu, elbette zor bir iştir, ancak ALLAH'ın hidâyete erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez). Ve ALLAH sizin îmânınızı zâyi edecek değildir. Muhakkak ki ALLAH, insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Bakara 2/143)

مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
Resim---“Men yutiı’r- RESÛLe fe kad atâALLÂh(atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ (hafîzen).: Kim RESÛL'e itaat ederse, böylece andolsun ki ALLAH'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde BİZ seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.// RASÛLULLAH’a itaat eden, Tebliğ ettiği Kur’ÂN’a, Teşriine, Sünnetine UYup UYGULAyan =>ALLAH’a itaat etmiş olur. Bilesin ki, Kur'ÂN-ı Kerîm’e ve SüNNetine itaatten yüz çevirenler, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı istedikleri istikâmette yönlendirmeye devam edenler, elimizden kurtulacaklarını zannetmesinler. BİZ seni onların üzerinde koruma, denetim ve zabıta memuru olarak görevlendirmedik.” (Nisâ 4/80)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in MuHABBet ve MERHAMet KAYNAğından ŞEFÂAt ŞiFÂsı DUÂ-Larından;

Aşere-i Mübeşşereden Sa‘d bin Ebî Vakkâs radıyallâhu anhu Vedâ Haccı yılında Mekke’de şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu sahâbîyi ziyârete geldi. Vâsiyetle ilgili bir konuşmadan sonra Sa‘d bin Ebî Vakkâs radıyallâhu anhu.: “Yâ Rasûlâllah! Arkadaşlarım gidip de ben kalacak mıyım? (Burada ölecek miyim?)” diye sordu.
Fahr-i Kâinat Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: “Hayır, sen burada kalmayacaksın. ALLAH Rızâsı için güzel işler yaparak yükseleceksin. ALLAH’tan öyle umuyorum ki, daha nice yıllar yaşayarak kimi insanlar (mü’minler) senden fayda, kimileri de (kâfirler) zarar görecektir…” (Buhârî, Cenâiz, 36) dediler ve DUÂ buyurdular.: “RABBİm, Sa‘d’ı iyileştir!.”
buyurmuştur.
(Müslim, Vasâyâ 8.)

Sa‘d bin Ebî Vakkâs radıyallâhu anhu, hayatından ümidini kestiği ve vâsiyet etmeye hazırlandığı bu hastalıktan sonra; Efendimiz’in pürşifâ ve müstecâb DUÂsı sebebiyle 45 sene daha yaşamış, İslâm’a ve müslümanlara pek çok hizmetler etmiş ve fetihlere katılmıştır..

Aşere-i Mübeşşereden Sa‘d bin Ebî Vakkâs radıyallâhu anhu ki, Uhud Günü'nde kendisine;
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “'Fedâke ebî ve ümmi.: Anam babam, sana fedâ olsun Ya Sa'd, durma at!” buyurmuştur.
(İbni Sa'd, Tabakat: 3/139)

Aşere-i Mübeşşereden Sa‘d bin Ebî Vakkâs radıyallâhu.: Uhud Günü Nebî sallallahu aleyhi vesellem ok torbasındaki oklarıbenim önüme açarak.: “Anam babam, sana fedâ olsun!. Ok at!.” diye buyurdu.
(Buharî, Kitabu’l-Megazi, 4055)

İmam Ali kerremallahu vechehu.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Fedâke ebî ve ümmi.: Anam babam sana fedâ olsun!.” cümlesini sadece Uhud Günü Sa'd radiyallahu anhu için söyledi.”buyurmuştur.
(Müslim, 7/125)

Fedâke ebî ve ümmi.: Anam babam sana fedâ olsun!.” .: Bu tâbiri asıl mânâsında değil, örfî mânasında kullanılır. Bu kelimeler razı olmayı, memnun olmayı ifâde eder. Yaptığı tebdile şayan bulunan zâtlar, bu kelimelerle medh ve senâ edilirler..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ŞEFÂAt ŞiFÂsı DUÂ-Larından birisi de İmam ALi kerremallahu vechehu İçindir.:

Hayber Muhasarası Günleriydi. Müslümanların bir hayli zorlandığı, hücumlarının geri püskürtüldüğü, yorgun ve bitkin düştükleri bir esnâda,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Yarın sancağımı öyle bir kimseye vereceğim ki, O’nun elleriyle ALLAH, Hayber’in fethini ihsân buyuracak. O kimse =>ALLAH’ı ve RASÛLÜ’nü SEVer =>ALLAH ve RASÛLÜ de O’nu SEVer!”
buyurdu.
Gazveye iştirâk eden Ashâb-ı Kiram, Sancağın aralarından kime verileceğini düşünüp konuşarak geceyi geçirdiler. Sabah olunca, ALLAH ve RASÛLÜ’nün MuHABBEtine nâil OLaBİLmek ümîdiyle Sancağın kendisine verilmesini arzu eden bütün sahâbîler Rasûl-i Ekrem’in Huzûruna koştular.
Ömer radıyallâhu anhu.: “Emirliği o günkü kadar hiçbir zaman arzu etmedim. Beni çağırır ümîdiyle Rasûlullâh’a kendimi göstermeye çalıştım durdum!.” demiştir.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sancağı vermek üzere Ali kerremallahu vechehu’yi çağırdı. Ali kerremallahu vechehu’nin gözleri ağrıdığından, onu koluna girerek getirdiler. Rahatsızlığı sebebiyle ayağının bastığı yeri dahî göremeyecek bir hâldeydi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ali kerremallahu vechehu’nun bu durumunu görünce, onun ağrıyan gözlerine okuyarak mübârek nefesleriyle üfledi.
ALLAH’ın ARSLANı Ali kerremallahu vechehu, bî-İznillah, şifâ buldu. Bundan sonra Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, O’na zırh giydirip Sancağı vererek.: şöyle buyurdu:
“Yâ Ali! Haydi ilerle!. ALLAH fethi müyesser kılıncaya kadar sağa-sola bakınma!.”
buyurdu.
(Buhârî, Ashâbü’n-Nebî, 9; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 32-34; Heysemî, VI, 151)

BiZ ÜMMeti İçin KENDİsini SEVmemiz Farz-ı AYN OLan RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem,
=>BİZim için KENDİ LisÂSNıyLa MuHABBet ve MERHAMet KAYNAğından ŞEFÂAt ŞEFKâtını BİLdiriyor Hamdolsun!.


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Dikkat edin! BEN hayatımda sizin için bir emnîyyet vesilesiyim. Vefât ettiğimde ise, kabrimde.: “Yâ RABBî!. ÜMMetî!. ÜMMetî!.: Ey RABBım!. ÜMMetim!. ÜMMetim!.” diye ilk Sûr üfürülünceye kadar nidâ edeceğim…” buyurmuştur.
(Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XIV, 41)


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Hayatım sizin için hayırlıdır; BENimle konuşursunuz ve size (ilâhî vahiy ve hükümler) bildirilir. Vefâtım da sizin için hayırlıdır. Amelleriniz bana arz edilir. Güzel bir amel gördüğümde, ALLAH’a hamd ederim; kötü bir şey gördüğümde de sizin için ALLAH’a istiğfâr ederim.” buyurmuştur.
(Heysemî, IX, 24)

Resim
Resim
Cevapla

“Divanında Muhammedi Tasavvuf” sayfasına dön