KROMOZOM DÜNYASI

Cevapla
Kullanıcı avatarı
dedekorkut1
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 177
Kayıt: 18 Ara 2007, 02:00

KROMOZOM DÜNYASI

Mesaj gönderen dedekorkut1 »

KROMOZOM DÜNYASI
SELİM GÜRBÜZER
Hücrenin temel yapıtaşlarını oluşturan kromozomlar genetik özelliklerini nesiller boyu dölden döle beraberinde taşır hep. Şöyle ki canlının temellerini ovaryum denen yumurta hücresi ile spermatozoon denen erkek üreme hücresinin bir araya gelip diploit (2n) zigot oluşturmasıyla atılmakta. Temeli atılan zigotla birlikte dokuları ve organları oluşturacak olan milyonlarca hücre toplulukları bu kez birbiri ardı sıra bölünmeler eşliğinde embriyolojik bir yapı ortaya çıkarır. Düşünsenize böylesi bir yapı içerisinde milyonlar rakamlarla ifade edilecek sayıda hücre oluşumları milim sapmaksızın adrese teslim bir şekilde kendisinin konumlayacağı mekânlarda doku ve organ oluşumunu gerçekleştirebiliyorlar. Nitekim embriyo oluşumunun ardından fetüs safhasına geçişle birlikte canlı oluşumunun tüm uzuvları tamamlanmış olur.
İşte görüyorsunuz insanoğlu anne rahminde hücre safhasından embriyolojik safhaya, embriyolojik safhasından fetüs ve cenin safhasına geçişler yaptığında tüm bunlardan hiçbir şekilde haberdar olmaksızın dokuz aylık bir sürecin sonunda kendini dünyaya atıvermiş olmakta. Ta ki insanoğlu dünyaya adım atıp sonrasında akil baliğ olur, işte o zaman ya birilerinin anlatımıyla ya da embriyoloji kitaplarında ne olup bittiğini öğrenmek suretiyle ancak anne karnında ki geçirmiş olduğu safhalardan haberdar olabiliyor. Merak bu ya, hele birde insanoğlu embriyolojik safhanın başlangıcı olan hücre âleminin temellerini oluşturan kromozom dünyasının derinliklerine dalıp izini iz sürdükçe vücut azalarının nasıl meydana geldiğinden de haberdar olmuş olur. Madem işin içinde kendi vücut azalarımızı tanıyıp durum vaziyetten haberdar olmak var, o halde daha ne duruyoruz derhal hücre âleminde olan biteni daha iyi kavramak açısından anatomik kaynak taramalara hız verip kromozom dünyasına atacağımız ilk adımda ilk önce hücrenin bölünme safhalarından başlayaraktan kromozom dünyasının izini sürmek gerektir. Hiç kuşkusuz kromozom dünyasının izini sürerken de bizim kendi vücut yapımızı kavramamız açısından metafaz ve anafaz safhaları bu iş için en ideal safhalar olacaktır. Nitekim bu söz konusu safhaların izini sürdüğümüzde adeta bir binayı oluşturan kiriş ve kolonlar gibi birbirlerine kenetlenmiş V şeklinde ki kromozomlarla karşılaşmamız an meselesidir diyebiliriz. Derken V şeklindeki kromozomları birbirine bağlayan sentromer (kinetokor) denen çekme kancasına benzer yuvarlağımsı yapılarla birlikte vücut binasının inşa edildiğini görürüz. Öyle ki söz konusu inşa yapısı 1 ya da 2 boğumlu kollarıyla kendini gösterip bunlardan birincisi primer boğum olarak adından söz ettirirken, diğeri de sekonder boğum olarak adından söz ettirir. Malumunuz primer boğum hemen hemen tüm kromozomlarda çengel kolon görevi ifa ederken sekonder boğumda bazı kromozomlarda uca yakın kısımlarında çengel kolon görevi ifa etmiş olur. Böylece kromozom morfolojisi bir noktada sekonder boğumların uzun veya kısa oluşuna göre anlam kazanmış olur. Hatta bu anlam bütünlüğü içerisinde kromozomların yuvarlak halka şeklindeki bölümleri biyoloji literatüründe uydu yapılar olarak tanımlanırken kromozomların içinde kendine yer edinecek kadar kısalmış ve dahi kalınlaşmış kromatin ipliksi yapılarda kromonema olarak tanımlanır. Bu arada kromozomun birer kromonema içeren yarımları ise kromatid olarak ad alır. Malum iki kromatitin bir araya gelmesiyle de kromozom oluşur.
Aslında kromozomlar bünyesinde barındırdığı sentromerin aldığı pozisyona göre de kategorize edilmekte. Şöyle ki sentromeri ortada olan kromozomlara ‘metasentrik’ denirken, sentromeri bir uca yakın olan kromozomlara da ‘submetasentrik’ denir. Ve sentromerleri tümüyle bir uçta bulunanlara ise ‘akrosentrik’ (telosentrik) denip böylece kromozomlar sentromerin bulunduğu pozisyona göre bu isimlerle de kategorize edilmiş olurlar. Bu şekilde kategorize edildikleri şundan besbellidir ki mesela kromozomlar metafaz safhasında çekirdek zarının erimesinin akabinde bir yıldız doğmuş gibisine bir sentromer yıldız oluşumuyla birlikte iğ ipliklerine takılıp kutuplarda sentromer sayesinde kollarını açmış iki kromatid kardeş hücre şeklinde, yani 23 kromozom olacak şekilde kutuplara doğru çekilmiş halde pozisyon almış olurlar.
İnsan vücudu yukarıda bahsettiğimiz üzere başlangıçta esasen sperm hücresiyle yumurta hücresinin birleşiminden meydana gelen tek bir zigot hücreden halk olmuştur. Ki; 13 yaşına gelen genç bir kızın yumurtaları yumurta kanallarından ilerleyerekten uterusa doğru geçiş yapar. Hakeza ergenlik yaşına ayak basmış bir erkeğin testisleri (erkek organ) de tıpkı kız çocuğunun yumurtalıklarında olduğu gibi benzer işlev görüp sperma üretmek için seferber olur. Malumunuz döllenme olayı evlenecek çiftlerin izdivacıyla gerçekleştiğinde döllenen dişi yumurta hücresi döl yatağına (rahim duvarına) yapışıp burada embriyonik gelişim safhalarına geçiş yapılır. Böylece zigotun kendi içinde birbiri ardınca bölünmeler eşliğinde embriyolojik gelişimini tamamlayıp doğacak olan nur topu bebeğin taslağı hükmünde fetüs safhasına geçiş yapılır. Düşünsenize nerden nereye diyebileceğimiz noktada, ana rahminde yaklaşık 4 ila 6 milimetre uzunluğunda bir aylık embriyon safhasındaki bir canlı taslağı uzuvlarına kavuşmuş halde fetüs safhasına geçiş yapıp 9 aylık sürecin sonunda dünyaya nur topu bebek olarak gelivermiş olmakta. Öyle ki anne karnında iken embriyo göbek bağı kanalıyla tüm ihtiyaçları giderilecek şekilde muhafaza altına alınıp doğuma ramak kala diyeceğimiz noktada çocuğun vücudu 1 ila 2 trilyon arası hücreye ulaşacak seviyelerde tamamlanmış olur. Derken doğum sonrasında da hücre faaliyetleri hız kesmeyip dünyada yaşadığı sürece beden hücreleri sürekli olarak kendi kendini yenileyip gelişimini devam ettirir de. Nitekim göbek bağı kesilen bir bebeğin artık embriyon ve fetüs safhalarındaki geçirdiği hayat serüveniyle ilişkisi kesilip bu kez konuk olacağı dünyada hem ruhen hem de bedenen ilişkisini devam ettirecek yeni bir gelişim evresi devreye girecektir. Öyle ki Kur’an’ın tâ günümüz 1400 yıl öncesinden müjdelediği insanın bir damla sudan yaratılış mucizesi dünyada son nefesine kadar içeceği ab-ı hayat su ile müsemma bir mucizevi bir hayatla buluşmuş olunur.
Hücre bölünmesi bilindiği üzere mitoz ve mayoz bölünme başlıkları altında iki kategoride cereyan eder. Mitoz esasen bölünen hücrenin yaklaşık 20 ila 30 çeşit atom kullanımı sonucu aynı özellikte iki kardeş hücre verme olayıdır. İşte bu tariften de anlaşıldığı üzere enteresan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu fark ederiz. Düşünebiliyor musunuz mitoz bölünmeyle hem hücre bölünme safhaları gerçekleşir hem de kendisiyle aynı birebir iki hücre üretimi gerçekleşmiş olur. Üstelik iki hücre oluşumu başlangıçtaki 46 kromozomluk sayısını koruyacak şekilde konumlanarak çoğalıp yoluna devam edecektir.
Peki, mayoz bölünme nasıl gerçekleşir? Malum bu bölünme şekli eşeysel yolla çoğalan canlıların somatik hücrelerin bünyesinde değil, gamet hücreleri içerisinde gerçekleşen bir üreme biçimidir. Dahası mitoz bölünme şeklinden en belirgin farkı başlangıçtaki 46 kromozomlu ana hücreden meydana gelen iki yavru hücrenin 23 kromozoma indirgendiği bir bölünmenin vuku bulmasıdır. Derken böylesi bir bölünme sayesinde iki yavru hücrenin birleşmesiyle oluşan zigottan insan soyunun devamı gerçekleşir. Öyle ki homolog (eş) kromozomların aynı lokuslarında sperm ve yumurtadaki genler karşılıklı olarak kendine eş seçip böylece döllenmiş yumurtadan 2n kromozomlu zigot oluşumu vuku bulur. Hatta mayoz bölünmeden beklenen maksat hâsıl olup bu arada yarı anneden yarı babadan gelen allel genlerin vücut bulup bu arada doğacak olan çocuğun cinsini belirleyen cinsiyet geni denen amelogenin geni de sahne almış olur. Nasıl mı? Mesela, eğer yumurtadan gelen X kromozomu spermanın X kromozomu ile birleşirse doğacak bebek kız olacak demektir, yok eğer X kromozomu erkeğin Y kromozomu ile birleşirse doğacak olan bebek erkek olacak demektir. Ayrıca bilimsel çalışmalar sonucu asit ortamda X, bazik ortamda ise Y kromozom ihtiva eden spermaların daha aktif olduğu belirlenmiştir. Zaten ilahi irade ve yaratıcı güç doğacak çocuğun hangi cinsten olmasını murad etmişse o ortamın şartları da beraberinde yaratılmış olmakta. Bu durumda ortam şartlarının tamamlanmasıyla birlikte doğacak olan çocuğun cinsiyet ayırımı yapmaksızın 9 aylık sürecin akabinde ister kız ister erkek doğmuş olsun hiç fark etmez, bu noktada Allah’a hamd edip amenna ve saddakna demek düşer bize. Hem nasıl tasdik etmeyelim ki, sağlıklı doğduğumuza şükretmek yetmez mi? Düşünsenize ortada doğum öncesi anne karnında öyle mükemmel matematik program işlemekte ki dünyaya sağ salim gelebiliyoruz. Ortada böyle mükemmel program olmasa hak getire, kim bilir halimiz nice olurdu, hatta halimizin nice olmasına bile fırsat kalmadan hiç şüphesiz insan ortada ne insan nesli kalırdı ne de yaratık. Gerçekten de insan nesli yaratılışından kıyamete dek öyle mükemmel programlanmış ki; insanın yaratılış fıtratı gereği zaten programsızlığı kabul etmez de. Ki; insanın azalarını oluşturan tüm hücrelerin şifre kodları nesilden nesile muhafaza edilerek devam ettiriliyor. Nitekim bu süreci mayoz bölünmenin safhalarına tek tek baktığımızda net bir şekilde görmek pekâlâ mümkün. Madem öyle bu söz konusu safhalar neymiş bir izleyip görelim:
1-) Profaz: Bu safha en uzun safhalardan olup kat ettiği safhalar şu isimler eşliğinde anlam kazanır;
- Leptoten:
Bu safhada kromozomlar çok ince ve narin iplikçikler halinde olup belli belirsiz yapıdadırlar. Daha çok cisimcikler olarak kendilerini gösterirler.
- Zigoten:
Bu safhada erkek ve dişiden gelen eş kromozom çiftlerinin belirginleşmesi yönünde eğilim gösterirler. Hatta her kromozom çiftinden dört kromatid belirip dörtlü yapı halde birbirlerine tutunurlar.
-Pakiten:
Bu safhada eş kromozomların çiftleşme süreçleri tamamlanır. Safhanın tamamlanması akabinde ise eş kromozomlar uzunlamasına ortadan ayrılıp her eş kromozomdan dört kromatit teşekkül etmiş olur. Böylece oluşan kromatitler kendilerine yeni bir yurt edinerek konumlanmış olurlar.
- Diploten:
Bu safhada çiftleşmiş kromozomlar birbirinden ayrılarak karşılıklı gen değişiminde bulunacakları noktada birbirlerine bağlanırlar.
2-)Metafaz I: Bu safhada kromozomlar hücrenin ekvator kısmında dizilim gösterirler. Derken bu dizilimde her bir eş kromozom çifti metafaz safhasında sentromer vasıtasıyla iğ ipliklerine takılıp bu sayede kutuplara doğru çekilişi gerçekleşir.
3-)Anafaz:
Bu safhada kutuplara çekilen kromozomlar üzerinde adeta fay yarıklarını andırır kırılmalar başlar, ama ayrılan kromozomlar ilk yapılarını muhafaza edemezler. Çünkü buluşma noktalarında kromozom parçaları değişimi gerçekleşip meydana gelen gamet hücrelerinin her birinden ise yeni hücre oluşumları teşekkül etmiş olur.
4-)Telofaz I ve sonraki II. Mayoz bölünme Safhası:
Kromozomların karşılıklı kutuplarda zirve yaptığı safhadır. Nitekim Telofaz I safhasının I. Mayoz aşama süreci tamamlanır tamamlanmaz hemen akabinde ortaya yepyeni iki yavru hücre teşekkülü meydan gelmiş olur.
II. Mayoz aşamasında ise malum kısa süren bir profaz safhasıyla start alıp devamında Metafaz II’ye geçiş yapılır. Geçiş yapılan bu safhanın ekvator kısmında dizilen her bir kromozomun sentromerleriyle birlikte bölününce devamı aşamada bu kez adına eş yavru kromozomlar denen kromatitleri oluştururlar. Böylece oluşan kromatitler karşılıklı kutuplara çekildiğinde önce anafaz II safhasına sonrasında da telofaz safhasına geçiş yapılır. Derken mayoz yapılanmasıyla başlayan normal sayıda kromozomlu eşeysel hücre oluşumunun yarı sayısı kadar kromozomlu bir yapılanmaya evrilip 4 yeni hücre oluşumu vuku bulmuş olur. Bir başka ifadeyle II. Mayozun sonunda her cinse ait cinsiyet ana hücrelerinden erkek için 4 adet spermatid oluşurken, dişi içinde ovumla birlikte ikinci kutup cisimciği taslağı meydana gelmiş olur. Taslak hücrelerin olgunlaşıp gelişecekleri yer hiç kuşkusuz cinsiyet organları olup, sperm veya yumurta birikimi ait oldukları haznelerde veya kanallarda depolanırlar. Şöyle ki; erkekte spermatogonium (meni) seminifer tüpler içerisinde birikirken, dişi de ise oogonium (yumurta ana hücresi) dişinin yumurtalıklarında birikim gerçekleşir. Ta ki erkek ve dişi bireylerin bir araya geleceği vuslat gününe kadar bu iki hücreden sadır olacak çocuğun program kodları yaklaşık 20 ila 25 yıl ebeveynlerin vücudunda beklemeye alınırlar. İşte özetle sunmaya çalıştığımız bu söz konusu eşey hücrelerinin ait oldukları bireylerin üreme organlarında geçirmiş oldukları bölünme ve çoğalma evreleri aynı zamanda tasavvufi hayatta da aşama aşama gerçekleşen “Hamdım-yandım-piştim” evrelerini bize hatırlatan bir durumdur bu.
Genellikle her nükleolusta bu özel bölgeye sahip iki kromozom vardır. Bir başka ifadeyle insan genomunda kromozomlar çift halde bulunurlar. Dolayısıyla hâlihazırda mevcut kromozom serisinden bir başka seride kromozom meydana gelebilmesi için yoğun bir faaliyete gerek vardır. Ki; hücre içerisinde dur durak bilmeyen kromozom faaliyetleri her an her salise işlemekte zaten. Derken bu yoğun ve hummalı çalışmaların neticesinde tek yumurta ikizleri hariç tıpa tıp birbirlerine benzemeyen tipte, kendine özgü parmak izi ve kendine özgü DNA profili mührü ile anne karnından dünyaya nur topu bir bebek doğuvermiş olur. İşte böylesi kutlu doğuma mührünü vuran hücre çekirdeğinde bulunan cisimcik veya çekirdekçik anlamında bu tip kromozomlara “nükleolar kromozom” denmektedir. Şayet döllenmiş bir yumurta normal bölünmenin aksine erken bir evrede yarım bölünmeyle gelişme kayd edip tek bir yumurtaya dönüşürse doğacak çocuklar biliniz ki dış görünüş itibariyle birbirine benzer “tek yumurta ikizler” olacak demektir. Yok, eğer ikizler ayrı ayrı yumurtalardan embriyolojik gelişimini tamamlarsa doğacak olan çocuklar biliniz ki dış görünüş itibariyle çokta birbirine tıpa tıp benzemeyen “çift yumurta ikizler” olacak demektir. Böylece her iki durumda da ortak payda doğmuş olduklarında hayata merhaba diyecek olmalarıdır.
İlginçtir kromozom içerisinde yer alan genler değişik kombinasyonlarla, değişik atraksiyonlarda bulunaraktan yer değiştirebiliyor da. Tabiî ki bu tip kombinasyon ve atraksiyonlar aynı zamanda değişik tipte karakterlerin ortaya çıkması demektir. Aslında bu tip atraksiyonlara nadirde rastlansa sonuçta nükseden atraksiyonlar genetik olabileceği gibi dış kaynaklı atraksiyonlar şeklinde de olabiliyor. Hatta kromozomlar çeşitli kimyasal maddeler, X ve ultraviyole ışınları gibi bir takım dış kaynaklı etken unsurlara maruz bırakıldığında kromozomlar üzerindeki allel genlerin enine kopmasına neden olabildiği gibi kromozom üzerinde kopan parçaların yerine bir başka kopmuş kromozom parçalarının yapışması da söz konusu olabiliyor. Dikkat edin kopmuş olan yere yapışır dedik, bu demektir ki kromozomun sağlam olan kısmına veya ucuna yapışmaz manasına yapışma hadisesidir bu. Zira ökaryotik linear kromozomların uçlarında bulunan, aynı zamanda herhangi bir gen kodlamayan özelleşmiş heterokromatin yapılar denen telomerlerin bir takım polarite oluşumlara karşı adeta kendi önlemini alaraktan kromozomların rastgele çift zincir DNA kırılmalarından ve nükleolitik parçalanmalarından koruyabiliyor. Yetmedi icabında istenmeyen kromozom uçlarının birleşmesinden diyebileceğimiz kromozom parçalarının yapışmasını engelleyici tavırda sergileyebilmekteler. Ancak şu da var ki gelip geçici türden arızi kopmalara bağlı olarak, yani genler üzerinde istisnai diyebileceğimiz türden değişikliklerin olması da söz konusu olabilmektedir ki, bu durum biyoloji bilim dalında mutasyon hadisesi olarak karşılık bulur. Hiç kuşkusuz istisnai türden değişiklikler orijinalliğin dışında yeni bir yaratık ya da yeni bir tür orta koyamayacaktır. Fakat bu konuda gel gör ki bir takım dogma kafalar bu gerçeği ters yüz edip bugün olmuş gelinen noktada çeşitli kimyasal maddelerin, X ve ultraviyole ışınları gibi dış kaynaklı faktörler nedeniyle kromozomlar üzerinde mutagenik oluşumları tetiklediği bir takım sonradan nüksetmiş değişiklikleri evrime delil olarak sunmanın peşindedirler halen. Oysaki burada söz konusu değişiklik bir karakteristik değişiklik olmayıp, tam aksine genetik karttaki bir noktayı bertaraf etme operasyonudur. Nitekim bu tür arızi değişiklerin bugüne kadar bir canlıdan başka bir canlıya dönüşüm şeklinde bir vaka tezahür etmemiştir. Maalesef bu gerçeklere rağmen göz göre göre aklını evrimle bozmuş bu zavallılar akşam yatıp sabah uyandıklarında huylu huyundan vazgeçmez misali hep kendi bildiklerini okumaya devam etmekle kafa dağıtmaktalar.
İcabında hücre içerisinde çok büyük yapıda, hem nükleusun hem de hücrenin büyümesine neden olan devasa nitelikte kromozomlar da görülebiliyor. Ki, bu tip kromozomlar biyoloji bilim dalında “dev kromozomlar” olarak karşılık bulup aynı zamanda bu tip kromozomlar politen kromozom ve lamba fırçası kromozomlar olarak da 2 başlık altında kategorize edilirler:
- Lamba fırçası şeklindeki dev kromozomlar politen kromozomlara nispeten daha uzun olup, en çok omurgalı ve omurgasız hayvanlarda daha henüz döllenecek duruma gelmemiş dişi gamet hücrelerin oositlerinde veya mayoz bölünmenin diploten safhasında görülürler. Aynı zamanda lamba fırçası dev kromozomlar 4 kromatid ve bir nükleotid eksen üzerine konumlanıp, diploten safhası sonrası küçülme eğilimi gösterirler.
-Politen kromozomlar daha çok çift kanatlılar denen böcek takımından diptera adlı sinek larvalarının trake, tükürük ve yağ hücrelerinde bulunurlar. Bu tip kromozomların büyüklüğü normal somatik hücrelerden daha iri olduğu gözlemlenmiştir. Nasıl mı? Mesela meyve sineği veya sirke sineği olarak bilinen drosophila melanogaster böceğinde politen haldeki dördüncü kromozomu normal haldeki aynı kromozomdan 100 kat daha büyüktür. Dolayısıyla bu manada politen çok iplikli anlamına gelip, laboratuvar analiz çalışmaları sonucu politenlerin çok sayıda iplikten meydana geldiği belirlenmiştir. Aynı zamanda bu ipliklerin kromozom zincirini oluşturan nükleotidler olduğu tespit edilmiştir. Hakeza mayoz bölünmenin profaz safhasında görülen gen bölgeleri üzerinde düğüm benzeri oluşumlar da nükleotid oluşturmak için vardırlar. İyi ki de varlar, bu sayede genlerin kromozom zinciri üzerinde konumlandığını fark edivermiş olduk.
Şurası muhakkak hücre bölünmesi olmaksızın veya çekirdek zarı erimeksizin de normal şartlarda bir hücrenin kromozomunda kaba ve şekilsiz bir granül materyal içeren kromatin iplikleri yapıda kromonemalar bile ardı sıra bölünmeler geçirebiliyor. Dolayısıyla kromonemaların (kromatin iplikleri) uzunlamasına bu şekilde ardı sıra defalarca bölünebilme kabiliyeti gösterebilme hadisesi “endomitoz” olarak karşılık bulmuş olur. Derken endomitoz hadisesiyle birlikte meydana gelen iplikler birbirlerinden ayrılmayıp birlikte bantlar oluştururlar da. Malum bant oluşumlarda çeşit çeşittir, nitekim iki bant arasında kalan kısımlar “interbant” diye addedilirken, hâlihazırdaki kromozoma eşit çapta veya yuvarlakça görünümde olan cisimcik tarzı uydu bantlarda “satellit” olarak addedilir. Ve bu cisimcik tarzı uydu bantlar flament denilen iplikle kromozoma bağlanıp, böylece sekonder boğum kromozom kalınlığında satellit ihtiva eden bu tip kromozomlar “sat kromozomlar” olarak isimlendirilirken, kromozomun uç kısımları da “telomer kromozom” olarak isimlendirilir.
Belki aklımızdan şu geçebilir; kromozom dünyasında isimlendirme şart mıdır, şart olmasa da adını koymalı ki en azından herhangi bireye ait gerek kromozom sayısı hakkında, gerek şekli ve büyüklüğü hakkında tüm detaylarıyla birlikte karyotipi ortaya konulabilsin. Nitekim her bireyin karyotipini belirlemeye yönelik çalışmalarda mesela o bireyin kromozomlarının metafaz ve anafaz safhasında iken sıcak su, asit buharı, alkolik çözelti ve potasyum siyanür gibi maddelerle muamele edildiğinde, kromozom yapısının spiral şeklinde olduğu görülecektir. İşte böylesine büyük veya küçük spiral görünümlü yapılar kromozom zinciri biçiminde sahne aldıklarında karyotipi belirlenip sayılarla rakamlarla ya da pik görüntülerle isimlendirilmiş olur da. Nitekim karyotipin belirlenmesinde her bir pikin döngü sayısı çok önemli işaret taşları olup isimlendirmede mesela bir pik görüntüsünde büyük spirallerin dönüm sayısı 10–30 arası aralık bandında bir değerle isimlendirme yapılırken küçük spirallerin döngü (kıvrım sayımı) sayısı da büyük spirallere nispeten daha fazlaca olacaktır.
Hele bilhassa kimliklendirmeye yönelik çalışmalarda gen bölgelerinin isimlendirilmesi çok daha önem arz etmektedir. Hiç kuşkusuz bu isimlendirmenin asıl işaret taşları yukarıda da belirttiğimiz üzere bir kromozom içerisinde birbiri ardınca dizilim gösteren genlerden başkası değildir elbet. Ne diyelim, işte yukarıda anlatılanlardan da fark etmişsinizdir ya, ister kimliklendirme çalışmalarında ister dişi birey olsun, ister erkek birey olsun hiç fark etmez sonuçta tüm hücrelere damgasını vuran asıl ana etken unsur genlerdir. Bir başka ifadeyle canlının tüm özelliklerine büyük ölçüde katkı yapan ana unsur gen olmaktadır. Öyle ki; genler tüm canlıların karakteristik özelliklerini bünyesinde barındıran tek soyağacı kütüğüdür. Öyle ki böylesi soyağacı kütüğü içerisine bir bireye ait kodlanmış tüm bilgiler DNA belleğinde kayıt altına alınaraktan saklı tutulmasaydı ne çocuğun annesi ve babasının kim olduğunu belirlenebilirdi ne de çoğun karakteristik özellikleri ortaya konulabilirdi. Belli ki gen âlemine yön veren İlahi güç böyle murad etmektedir. İşte İlahi kaynaklı bu muradın gereği olarak kromozomlar protein yapısında genetik bilgileri depolarında saklı tutarlar da. Hatta sadece depolarda değil daha garantili bir yöntemle tüm genetik bilgiler lüzumu halinde kullanılmak üzere DNA veri tabanında kayıt altına alınır. Mesela tek bir sinir hücresi nörona takriben 50 bin sayfalık devasa bir külliyat sığdırılmış durumda olmanın yanı sıra hemen her bilgi veri tabanında saklı tutulabiliyor da. Belli ki sinir hücreleri bu amaç doğrultusunda tüm üniteleri binlerce giriş çıkış kabloları ile donatılmıştır. Bu arada belirtmekte fayda var; bu tip kayıt işlemleri tek bir kromozom için sınırlı kalmayıp, diğer kromozomları da kapsayacak kapasitede bilgi ağı donanımı söz konusudur. Öyle ya, mademki vücudumuzdaki tüm hücrelerimizde kodlu olan kromozom sayısı 10.000 gen sayıda kapasiteyle donatılmış, o halde sadece tek bir kromozom için bilgi bellek sayısının yapılacak olan bir hesaplama neticesinde 10.000x10.000 = 1.000.000.000 (1 milyar) gibi bir rakamı bulacak demektir.
Velhasıl-ı kelam; hücre âlem içerisinde anlaşılan o ki, bilgi enformasyonda en büyük pay sahibi kromozom dünyasına ve kromozom dünyasının başkanlığını yapan DNA’ya ait şeref olarak karşımıza çıkmaktadır.
Vesselam.

https://www.enpolitik.com/yazar/selim-g ... ose-yazisi
Resim
Cevapla

“İlim” sayfasına dön