Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim


ZİNÂ!.

Zînâ : Evli çocuk sâhibi bir kadının, evli ve çocuk sâhibi bir erkekle ilişkisi zînâdır. Zînâda cezâ vardır. Cezâyı müstelzimdir.
Fâhişelerin işi çok güçtür. Kaderleri onları bu yola sürüklemiştir. Çünkü, ne aklen, ne arzu ve istekle bu işe kimse girmez.
Kadını fâhişe yapan erkektir. Irzına geçen erkektir. Cünüb yapan erkektir.
Fâhişelikte onu o yola çeken hâdiseye sebep olup, kaderi zorlayan mesuldür.
Onları küçük görmek, haklarında fenâ söylemek, tahkir edici düşünce ve fikir yürütmek küfürdür. Zulümdür. Yapan zâlimdir.
Fâhişelere karşı fenâ düşünme ve hakârette bulunmayınız!..

Susuzluktan çamur yalayan bir köpeğe avucu ile su içiren bir fâhişeyi CeNNet-i ÂLÂ'da görüyorum!.
Rasûlu Ekrem niçin fâhişeyi misal almıştır?. Niçin köpeği seçmiştir.?. Bu çok mühim bir haberdir.
Kuru odun gibi olma. Düşün. Bunu anla!..
Çirkin manzara.. Leş. Fenâ koku...
Ağzı açık dişleri görünüyor, koku almıyor.:
Bak ne güzel dişleri var diyor. Yâ Hureyre!..

ALLAH’ın kudretini, her şeyi kusursuz yarattığını, bu vaziyeti ile hem tasdik hem tesbih ediyor.
Dikkat edilmesi ince meseleler bunlar... Tesbihin tasdikin aslı budur...

Kedisini susuzluktan öldüren sâliha bir kadının cehennem azâbını görüyorum!.buyurdu.
Burada niçin kediyi almıştır. Sâliha kadını bu işe vesîle yapmıştır.
Dikkat edilirse Kur’ânı Kerim’de köpekten bahis vardır. Kedi geçmemiştir.
Bunlarda çok büyük hikmet ve sırlar gizlidir.
"Bu soru sır mı?"
Hayır, fakat cevâbı "sır" olarak kalmalı...
Sonra da şu hadis mubârek ağızlarından sudur etmiştir ki o anda Rasûlu Ekrem ağlıyordu.

Merhâmet ondörtte bir (1/14) peygamberliktir.

Şunu da unutma bu da bizden :
Sarhoşluk kusur yaratmaz. Kusurları açığa vurur. Dikkatli ol! Ne demek istediğimi de anlamadın”.
Alçak gönüllü ol!
EL MUTEKEBBİRi tesbih etmiş olursun, insanı ALLAH’dan uzaklaştırankibirdir.
Yaklaştıran ise
tevâzu'" dur.
Kulluğun özü bu iki kelimenin ifâde ettiği mânâda gizlidir.
Böyle kimseye
ALLAH’ın Rahmeti habersiz gelir.
ALLAH’ın Rahmeti hududsuzdur.
O Rahmete Ehil olmazsan bile
ALLAH’ın Rahmetinin sana ulaşmaya Kudreti vardır. Bunu unutma! Bu lâfda bir şey gizlidir. Onu bul!.
Bir âyetde
ALLAH’ın size Lütuf ve Merhâmeti bulunmasaydı, ALLAH Şefkatli ve Merhâmetli olmasaydı hemen cezâsını verirdi!.

Hızır İlyas vardır.
ALLAH’ın İmkân Âlemi'nin heryerinde HAKk’ın Kullarına yardımının mümessilidir Hızır İlyas.
Hikâye düşüncesi ile bakma!. Her imkân bu hikâyede gizlidir. Nüvesi budur.

Sana apâşikâr bir SIRR söyleyeyim;
Boynun bükük olsun. Toprağa bak!
Ellerin, duâların kıblesi olan göğe çevrili olsun.
Gözlerin
ALLAH’ın sevdiği cins yaşlarla iİNCİLensin.
Kul olduğunu bil!.
Gökte birşey yok!. Oraya bakmak, dönmek, aklın hudûdunun hududlu olduğu ve onda kaybolmak için bakarız göğe.
Hakîki kulu olursan
Kul!=Söyle!hitâbına mazhar olursun.
Kâinatta tasarruf hudûdunda hayır ve şer
ALLAH’dandır.
ALLAH’ın değişmeyen Kânûnudur.
Bu emrin câri olduğu hudud içindesin. Akıl ve irâde verilmiş ve aynı zamanda serbestiyet de verilmiştir.
Duâ ancak ve dâima Sünnetullah dışında insanın tasarruf hudûdunda olacak hâdiselerden seçerek yapılır.
Büyü, Sihir, Beddua bundan dolayı İslâm Dininde yasaktır.
Arzu, insanın tasarruf hudûdu içinde olacaktır.
Bir hadis-i kudsîde.:
Benim evliyâlarım kubbelerimin altında gizlidirler onları kimse tanıyamazbuyruluyor.
Burada "Kubbem"in mânâsı
Sıfat-ı Beşerîyyedir”.
Yâni ALLAH’ın Peygamberi ve Evliyâsı herkes gibi, yerler, içerler, evlenirler, sebeplere yapışırlar.
Görünüşte diğer insanlar gibidirler. Bu sebeple onları herkes anlayamaz.
Hareket ve tarzları başka başka görünür, fakat dikkat edilirse sâbit değişmeyen bir tarafları vardır.
Onlara yanaşmak, tanımayış bundan ötürü güçtür.
Onlar kendilerini yağmurda bir damla görürler!..


29.XII.1985


Resim

Irz : Nâmus. Temizlik. Cinsî haysiyet. Ehil ve ıyal. İnsanın korumaya mükellef olduğu nefsi, hasebi, şerefi ve mahremleri, zemmedilecek veya medhedilebilecek durumları.
Cünüb : Cenâbetlik. Şer'an yıkanıp temizlenmeye mecbûriyet hâli. Irak, uzak, baid.
Fuhş: Edeb ve terbiyeye uymayan hareket. * Haddini aşmak. Çirkin, kötü. İş ve sözde taşkınlık. Haram. * Çok günah ve çok fenâ bir fiil olan zînâ.
Tahkir : Hareket etmek. Hor görmek. Küçük görmek. Aşağı ve alçak addetmek.
Fâhişe : Ahlâksız ve hayâsız kadın. Nâmusunu korumayan kadın. ALLAH'ın menettiği şey. Zâniye. Kahbe.
Bahis : Birşey hakkında etrâfıyla söz söyleyip hakîkatı araştırma. Konuşulan şey.
Mütekebbir : Kibirli. Büyüklenen. Tekebbür eden. Esmâ-i İlâhiyeden olup, ALLAH'ın büyüklük ve azâmetini ifâde eder.
El Kebîru : Kibriyâ ve celâlîyyet sâhibi, saygın büyüklüğün tek sâhibi olan (kibâr).
Kadri, kıymeti, önemi ve en yüce olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL.
El Mutekebbiru: Büyüklenmeye, ululanmaya, kibriyâya tek ve ortaksız sâhib olan, Kibriyâsı bozulmayan ve izhâr eden. Kibredene haddini bildiren. Azâmet sâhibi... En büyük olmaya mutlak hak sâhibi olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL (Küçültücü anlamdaki kibirden (büyüklenmek) değil de, azâmet bildiren kibriyâ (büyük olmak)dan türer)...
Zâtının, Sıfatlarının, Esmâlarının, fFillerinin ve Eşyâlarının mâhiyyet ve sırları akılla bilinip anlaşılamaz olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL.
El Kebîru, kiber (büyük, iri, ulu, yüce ) kökünden türemiş bir sıfat isimdir.
Kur'ân-ı Kerîm'de 51 âyette kebîr, 1 âyette mutekebbîr, 1 âyette kibriyâ, 5 âyette ekber ve 6 âyette kiber olarak geçmekte ve ALLAH-U ZU'L-CELÂL'e nisbet edilerek sıfatlarından biri olarak kullanılmıştır.
Elbette mânevî yücelikten bahsedilmekte ve yaratan ile yaratılanları kıyaslamaktan ALLAH-U ZU'L-CELÂL'e sığınırız ve tenzih ederiz.
Mutlak Azâmet Kemâli Zâtı'na mahsus olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL'e hamdolsun.
Maddî-mânevî birrin ve bereketin mutlak sâhibi ve mahlûkatı için asıl ve ana kaynak olan "ALLAHu EKBER!." söylenişi çok ince sırlar saklamaktadır.
El Kebîru isminin, Alî, Mütealî, Azîm ve Celîl isimleriyle anlam tamamlayıcılığı vardır.

Hızır: İkinci tabaka-i hayat mertebesine mazhar olan ve Kur'ân-ı Kerim tefsirlerinde ismi zikredilen bir zât-ı kerim. (Bak: Meratib-i hayat)
İlyas: Benî İsrâil peygamberlerinden olup, Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Ella" diye mezkûr olan bir Peygamberin ism-i mübârekidir. M.Ö. 9. asırda yaşamış olup ondan sonra Elyesa (aleyhisselâm) Peygamber olmuştur. İlyâs (aleyhisselâm), zamânının hükümdârıyla çok mücâdele etmiş, çok zaman mağaralarda yaşamış, çok mu'cizeler göstermiştir. (Bak: Merâtib-i hayat)
ZİNÂ.:Haram ve büyük günah olan ve nikâhsız olarak yapılan cinsi münasebet..


Resim


وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاء إِلاَّ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَاء ذَلِكُمْ أَن تَبْتَغُواْ بِأَمْوَالِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُم بِهِ مِنْهُنَّ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَاضَيْتُم بِهِ مِن بَعْدِ الْفَرِيضَةِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
Resim---"Ve’l-muhsanâtu mine’n-nisâi illâ mâ meleket eymanukum kitâbellâhi aleykum ve uhille lekum mâ verâe zâlikum en tebteğu bi emvâlikum muhsinîne ğayra musâfihîn femestemta'tum bihi minhunne fe âtuhunne ucûrahunne feridah ve lâ cunâha aleykum fîmâ teradaytum bihi min ba'di’l-feridah innellâhe kâne alimen hakîmâ :[ (Harp esiri olarak) sâhip olduğunuz câriyeler müstesnâ, evli kadınlar da size haram kılındı. ALLAH'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, nâmuslu olmak ve zînâ etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz ALLAH ilim ve hikmet sâhibidir.” (Nisâ 4/24)

Resim

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştır." buyurmuştur.
(Buhâri, Bed'u'l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242).

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrâfında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu." buyurmuştur.
(Müslim, Tevbe 155, (2245)

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH celle celâlihu.: "أوليائي تحت قبابي لا يعرفهم غيري Evliyâî tahte kıbâbî lâ ya'rifuhum gayrî.: Velîlerim benim örtüm (Kıskançlık kubbem) altındadır, onları benden başka kimse bilemez" buyurmuştur.
(Hadîs-i Kudsî.)

=>YÜCe RABB’ın GELİNLeri.:

GÖKkteki YILDIZLar gibi, ALLAHu zü’L- CeLÂL
’in Kıskançlık Kubbesi altındaki “MuhaMMedî EHLuLLAH-VELÎYyuLLAH GELİNLeri!.

Resim--- "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kudsî Hadisinde CeNâB-ı ALLAH buyuruyor.: "Evliyaî tahte kubabî la yârifühüm ğayri.: BENim gök kubbemin altında öyle dostlarım vardır ki onları benden başka kimseler BİLmez!." buyurdu..
(İsmail Hakkı Bursevî, Rûhü’l-Mesnevî, I/417)

NiYaZi MıSRî kaddesallahu sırrahu Hazretleri bu hadisi açıklamıştır.

***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

ALLAH’IN KUDRETİNDEN ŞÜPHE ETMEK KÜFÜRDÜR


Küfür, ALLAH’ın emir ve rızâsıyla değildir. Kazâ ve kaderin eserlerindendir.Hadis..
Küfür burada inanmak demektir.

Küfre râzı olmak da küfürdür.Hadis...
Felâ uksimu bimevâki'i'n-nucûmi. Ve innehu lekasemun lev ta'lemûne 'azîmun..
Yıldızların mevkiine yemin ederim. Gerçekten bilseniz o azîm bir yemindir.
Felâ; mânâsıhayırdemektir. Fakat burada:îtiraz etme, inan!demektir.
Vekelimesi desöylenene inanın, doğrudurdemektir.
Bunların hepsi benim işimdir. Siz de doğrulayınmânâsınadır...
Her varlık fânidir. Sonu vardır.
Büyük yıldızlar enerjisi tükenmesi sebebi ile maddî yapılarını, şekillerini kaybettikleri zaman evvelâ küçülürler. Sonra
nötron yığınıhâline gelirler. Zîra enerjisini ortaya çıkaran elektronlar tükenmiştir.
Nötron yığınıhâline gelmiş maddî yapısı korkunç bir câzibeye, çekme kudretine dönüşür.
Bu câzibeye Gravidationel Collaps, kendine çekme diyorlar. Bundan sonra yıldızın yerinde kara bir delik kalır. Bütün ışıkları, maddeleri, yıldızları, kendi içlerine çekerek yok ederler. Bu kara delikler “Black Halis” başka meçhul mekânlara intikal yollarıdır.
Bu meçhul mekânları maddî düşünce ile bilmek anlamak mümkün değildir, ama o mekânlar mâlumdur...

FELÂ UKSİMU Bİ'L-HUNNESİ. EL-CEVÂRİ'L-KUNNESİ.Âyet
Elektronlar sağdan sola dönerler. Buna
HUNNES”...
Soldan sağa döndükleri zaman ters hareketKUNNES...
O zaman akıp giderler. Çekirdekten nötrondan ayrılmış olurlar. Onlara
iyondiyoruz.
Bunların hepsinin şuûrlu, intizamlı, devamlı işlemelerine, oluşlarına, yerlerine yemin ediyor.
ALLAH...
ALLAH
kime karşı doğruluğu isbat etmek için yemin ediyor.
Hâşâ böyle bir şey yoktur. Başka bir sır vardır bu yeminde.
Düşünce ve aklı zorlama, zedeleme. Akıl da hududludur.
Bu bunaltıdan ilmî bataklıktan kurtulmak için gel buna
ALLAH’ın Kudretide.
Ona ne isim verirsen ver. Atom de, Kara nokta de, ne dersen de burada aklın yine takılır.
Siz gelin
ALLAH sözü ile HUNNES ve KUNNES de rahatla. Gönlün köşesiz köşesine sığın!
Ve'n-necmu ve'ş-şeceru yescudan.Âyet.
Çemen ve ağaçlar secde ediyorlar fakat siz bunu göremezsiniz...

ALLAH’a ibâdetin lüzumlu olduğunu ifâde eder bu âyet.
Bu ibâdete şuurlu olarak siz de girerseniz benimle birlikte olduğunuzu idrak ederseniz.


Eğer beni anarsanız ben de sizi anarımbuyruluyor.
Bunu idrak edip yaparsanız şuurlu olan bu tesbîhata iştirak etmiş olursunuz. İşte bu zikir bilerek anmaktır.
Secde bir nevî devamlı tesbîhata zikir olarak bilerek katılmaktır.
Atomlar çekirdeği etrâfında elektronları ile aklın alamayacağı bir sür’atle dönmekte zikirdedirler.
Zikir, ASLını ANmak... irâde, düşünce, arzu vardır zikirde. Tesbihinde irâde.
Düşünce, Arzu kelimelerinin yeri mânâsı yoktur. Bu sözleri anlamaya çalış.
Kâinatta tesbihat durduğu zaman ne madde olarak ne maddesiz hiç bir şey kalmaz. Varlıkları yok olur.
Tesbih, durmadan ara vermeden aslının yâni yaratılışını dâimi sûretde hatırlamanın şuurlu, bize göre şuursuz zikridir.
Zikir bu tesbîhata girmektir. O'nunla berâber tesbih etmektir.
Bir nevi
ALLAH’ı tasdiktir.
YUSEBBİHU LEHU MÂ Fl'S-SEMÂVÂTİ VE'L ARD VE HUVE'L-AZÎZU'L-HAKÎM.
Yaratan kuvvet yarattığının kendisi ile temâsını istiyor.
Bu da duâ ile Cenâb-ı
HAKKla vâsıtasız, kalb temâsa giriyor.
Zikirlerin hepsinde hedef, kâinatın tesbîhâtına girerek bütün vücud hücrelerinde de devam eden bu tesbîhatı birleştirmektir.
O hâlde zikirde hedef
ALLAH’tır.
Zikredici
ALLAH’tır.

Bütün zikirlerde söylenen kelimeler, lâfızlar âlettir. Bunlara hulûs ile devamla; kalbde târifi mümkün olmayan bir hâlet hâsıl olur.
İşte asıl zikir o dur. Dikkat et
budurdemiyoruz.
Bütün canlı cansız mahlûkat, yıldızlar, galaksiler tesbih hâlindedir. Durmadan atomları ile, bu tesbîhat[/color ALLAH’ın varlığını tasdiktir.
ŞehidALLAHu Lâ iLâhe iLLaLLahın ASLı budur.
Bütün vücud hücrelerinde devam eden bu tesbîhatı kalb hissettiği
HAKk’ın zikri o zaman ortaya çıkar.
ALLAH'ın demiyoruz. HAKkın diyoruz.
MANSUR bundan dolayı Ene'l-HAKKdiye en hakîki çıldırış hâlinde her varlığın HAKK olduğunu bağırdığı, fakat bunu kulağın duymadığı, ancak hulûs ile olacağı ve kalbde hâsıl olacak İlâhî bir hâletle anlaşılacağını haykırmıştır.

FEZKURÛNİ EZKURKUM.: Beni anarsanız ben de sizi anarım. Anarsanız anarım.

Vücûdun her tarafı kimyâsı ile fiziği ile işlemesi ile BENi anıyor. Zâten o işleme BENİM Kudretim”.
Ben sizi anıyorum da siz beni niçin anmıyorsunuzdemektir.
Her şey
ALLAH’dan fakat hiç bir şey O değildir.
Aylarca düşün bu son lafı anlamaya çalış. Anlamaya, cesedi ve hamûlesini hazırlamak lâzımdır.
Nasıl hazırlanır?.
Gıybet. Yalan. Riyâ. Dedikodu. Haram Lokma.

ALLAH kelâmı ile beşer kelâmı arasındaki fark, yaratan ile arasındaki farktır.
Ne insan, Ne Cin, Ne melek, Ne peygamber bu farkı gidermeye muktedir değildir...

Dinin temeline bomba yerleştirmekten zevk alanlar vardır. Bunlardan uzak dur.
Bulunanlara îcad demek doğru değildir. Olan bir şeyi keşfetmektir.
Aha bu kelime insanın mânevî tarafını yıkan kelimelerden biridir:
Samanyolu, halk dilinde.. Süt yolu, ilim dilinde.. Galaksi, Astronomi dilinde... Hepsi yıldızlar topluluğu demektir.

Atomdan galaksilere hücreden insan vücûduna.
Görünenden görünmeyene kadar hepsinde bir işleme bir intizam...
Başlangıcı meçhul sonu bilinmez. Çizilmiş bu yolun içinde gidiyorlar.
Dönüyorlar fakat şaşmıyorlar, intizamlarını bozmuyorlar.
Bunlardan başka bu sonsuz boşlukta enerjiler, kozmik şua’lar, radyasyonlar var.
Bunlar nereden çıkmış. Bilen yok. Nazariyeler. Sözler.
Hayâ ve düşünce gücünü zorlayan korkunç bir enerji kaynağı”.
Siyah delikdiye kabul edilen bir yerden çıktığını ileri sürüyorlar. Kimse bilmiyor bunu..
Var bilen!. Fakat dinleyen anlayan yok. Anlamak herkesin kârı değildir...

Bu nokta Kur’ânı Kerim’de açıkça var, ileride îzah edeceğiz...

GüNeŞ:
20 milyon derece harâret.. Çok uzaklarda atomik fırın.
Güneş sıvı değildir. Katı da değildir. Sâdece gazdır diyelim.
Yâni atomların serbestçe hareket hâlinde bulunduğu fokur fokur yer...
Güneşte lekeler oluyor. Bâzen kayboluyorlar.
Güneşde bütün mâdenler var ama, ne sıvı hâlinde ne katı halde kalamazlar.
Buradan bütün radyasyon kâinata dağılıyor. Dünyâda denizlere, nebatlara her şeye.
Nebatlarda fotosentez fabrikasını işleten o hayâta düzen veren o.
Canlıyı meydana getiren cansız maddeler atomlardan meydana geliyor.
Her canlı hücre içinde milyonlarca cansız atom var.
Atomlar canlı hücre içinde canlılık kazanıyor, insan, et, kemik, sinirlerden, hücrelerden ibâret. Bunlar cansız maddelerdir.
Fakat canlıda bir şuur eseri vardır. Şuur ise madde değildir.
O hâlde insan hem kâinat içinde, hem de onu kendi içine sığdırmış.
Cansız, şuursuz atomların toplandığı organizma canlı oluyor. Şuur sâhibi oluyor.
Akıl başka, beyin başka, ikisi arasında bir sır var.
Bilgiler beyinde saklanıyor. Bunları zamanında kullanan akıldır.
Zekâ, irâde, muhayyele, hâfıza, muhakeme, ilham aklın çeşitli şekillerdeki tezâhürleridir.
Bunların beyindeki işleme şekillerine akıl diyoruz.
Maddî moleküllerin yaptığını düşünmek;
Venüsde hayat var mı diye düşünmek gibidir.
Cevap, koskocaman bir sıfırdır.
Düdüklü tencere içinde hayat olduğunu henüz kimse görmemiştir.


Gökyüzü gül gibi kızardığı. Yağ gibi eridiği zamanRAHMÂN Sûresi.
Kıpkızıl bir gökyüzü. Alev alev, dalga dalga yayılan sürekli bir enerji fırtınası.
Sûre'de bu anlatılıyor. Kimse bilmiyor bunu.
Yukarıda siyah delik diye bahsettik. "Var bilen" dedik.
"Fakat dinleyen yok" dedik.
Bu işi anlamak için Aklın Cebrâil’i olmak lâzımdır. Bu ne demektir?
İnandığını en yüksek perdeden söyleyebilen herkesin lafına göre fikirlerini, inançlarını tasni’ etmek zilletine düşmeyen insanlar vardır.

Şimdi bilen ne demiş onu dinleyelim:
Doğru söyleyen. Doğru dinleyen bulmak lâzımdır.


FELA UKSİMU Bi'l-HUNNES El-CEVARÎ'L- KUNNES.Âyet-i Kerîmesinde burada:
Atom nüvesi
Hunnes”,
Atomun etrâfında dönen elektronlarKunnes”.
Hunnescâzibe, ters hareket kuvvetini kendine çekme mânâsınadır.
Kunnesakıp giden bir mahrek, tâkip edilen yol mânâsınadır.
KEVNEYN: Âlemi cismâni ile âlem-i rûhânî mânâsınadır.
Haniskelimesinin çoğuluhunnesdir.
Yıldızlar hakkında kullanılır. Tekili kullanılmaz.


7 Gezegen.:
Satürn, Zuhal, Jüpiter=Müşteri, Mars= Merih, Venüs=Zühre,
Merkür, Utarit, Şems, Kamer..

Bu 7 yıldız aynı zamanda seyyâredir, gezicidir.
Tesbîhat, kâinatda devamlıdır. Bize şuûrsuz gibi görünen şuûrlu intizamlı bir kânun hâlindedir. Atomların durmadan ihtizazlarından yıldızların intizamlı hareketlerine kadar...

Bütün semâvât, arz, herşey ALLAH’ın Aziz ve Hakim olduğunu tesbih etmektedir durmadanâyet.
Bu tesbîhat durduğu zaman her şey yok olur. Bu tesbîhatın bir nevi
ALLAH’ı tasdik ve anmak olduğu yine şu âyetde ifâde edilmektedir;
Ve'n-necmu ve'ş-şeceru yescudan
Çemen ve ağaçlar secde ediyorlar. Fakat siz bunları göremezsiniz. Zîra bu tesbîhatın siz de içindesiniz.

ALLAH’a ibâdetin lüzumlu olduğunu ifâde ediyor.
Bu ibâdete şuurlu olarak siz de girerseniz benimle birlikte olduğunuzu idrak edersiniz. Size akıl ve idrak verdim. Aynı zamanda da sizi arzularınızla serbest bıraktım. Şunu da bildiriyorum. Fezkurûni ezkurkum”.
Eğer beni anarsanız ben de sizi anarım.. Buyruluyor.
İşin içinde şart var demek. Bunu idrak edip yaparsanız o zaman şuurlu olarak bu tesbîhatı etmiş olursunuz ki bu işte
zikirdir. Bilerek anmak budur.
Durmadan, ara vermeden aslının yâni yaratılışını dâimi sûretde hatırlamanın şuurlu ve bize göre zikridir.
Zikir bu tesbîhata iştiraktir. Akıl ve idrak hudûdunun dışında meçhulden idrak hudûduna girer. Sonra tekrar idrak hudûdunun dışına çıkar.
Akıl meçhul bir dipsizliğe dalar. Ama bu ihtizazlar yine devam eder.
Akıl
ALLAH tarafından verilmiştir. Onda kâbiliyetsizlik, kusur yoktur.
Düşünmeden aklını kullanmadan hareket etmek,
ALLAH’ın verdiği akla hakâret olur ki bu küfürdür.
Ve's-semâi zâti'l-burûc=>Ve's-semâvâtdeğil. Dikkat et!
RABBi’s-semâvât=>RABBi’s- semâdeğil.
RABBu’l-ard, RABBu’ş- şems =>RABBu’l- kamer değil.
RABBu’l –mağrib, =>RABBu’l- maşrık değil. => "RABBu’l- maşrıkeyn. RABBu’l –mağrıbeyndir.
RABB-i âdemdir.
RABB-i insandeğil, =>RABBi’n-nasdır.
Bunları iyi düşün anla! Bu anlama kudreti insanda vardır.

Bir sual sorup sözümüze devam edeceğiz:

Bulutvar ya; Su mudur, Hidrojen midir, nedir?
Göründüğü zaman SU oluyor.
Tek’de her şey görünmez!. Lâfı münâkaşa etme!
İlimde de fende de kimyâda da her şey aynıdır.

Dînle: Arş,
ALLAH’ın ZÂTInın aydınlığıdır.
Bu aydınlık İlâhî Güçlerle yaratılmamıştır.

ALLAH’ın tabiî aydınlığıdır.
ALLAH’ın ZÂTInı örten kendi ışık örtüsüdür. Bu bildiğimiz ışık değil.
ALLAH’ın ZÂTInı bilmiyoruz.
Zâten düşünmek ona mekân vermek, şekil ve maddîleştirmek olur ki küfürdür.
İşte bu ışıktan bir nebze ayrıldı. Ve yok oldu.
Bir ampûl söner odada ziyâ nasıl karanlıkta kaybolursa öyle yok oldu.
O yokluktan nûr gücü ile sonsuz uzaya uzaklaştırılıp ve onu varlığa döndürdü.
Buna İslâm'da
NûR-u MuhaMMedîyyeismi verilir.
Kâinatta ne varsa bundan yaratılmıştır. Herşeyin terkibinde vardır.

Sen buna istersen ilk atom nüvesi de. Ne dersen de değişmez...
ALLAH’ın Vâcidesmâsıvardır.
Maddesiz varlıklardan maddeli varlık yaratan güç mânâsınadır. Bütün
HAKK’ın Esmâları Kudret ve Güçleri bunun içindedir, O’nda mevcuddur.
İşte
Arşbu güçlerin sudûr, çıkış yeridir.
Arşın altında bizim bildiğimiz SU yoktur. O başka SU.

İlk atom HidrojenMekân değil orası...
Son zamanlarda üç kara nokta diye bahsedilen Büyük Kudret Merkezi budur.

Makâm-ı MahMûdnedir bilir misin?.
İşte O dur.. Onun için gece namazı Rasûl’e farzdı.
Bu yaratılış olayına hürmet ve tâzimdir. Daha fazla açıklayamam!.

Sağ ve Sol laflarına göre;
Bütün gezegenler ve güneş sistemi soldan sağa hareket eder. Atomların etrâfındaki elektronlar soldan sağa dönerler.
Soldan sağa demek gâyeye gidiştir.
Her şey soldan sağa...Motorler soldan sağa işlerler. Santrifüjler merkeze doğru soldan sağa.
Santırpet merkezden uzaklaşmadır.. Sağdan soladır.
Sağ, Sol kelimeleri insan vücûduna göre sözlerdir.
Kâinatta sağ sol diye yukarı aşağı diye birşey yoktur.
Sözüme dikkat et!. Mühim sözdür bu!.

Uzay =>Sonsuzluk nedir?
Matematikde sayılar bitmez.. Sonu yoktur.
Ve bundan "sonsuz" kelimesini bulmuşlar.
Nâ mütenâhieskilerin söyledikleri.
Buna kimse îtiraz etmemiştir.
Uzayın sonsuzluğu ortaya çıktı mı nedir bu sonsuzluk diye akıl, idrak işlemeye başladı. Fakat doymadı ve anlayamadı...

Kolay kolay idrak edilemeyen bir belirsizlik ve târif edilemezlik. Uzayın târifi bu işte.

Amma yine doymadınız.
Ben size zamana sığmayan dilden söyleyim. Yorulmayın!.
Uzay
SemâvâtKur’ÂN'da var.
Kur’ÂN'ı zamâna sığdırma!. O, her zaman vardır,

insanlar ALLAH’ın ilminden ancak dilediği kadarını kavrayabilirler.” “Âyete'l Kürsî”
ALLAH’ın takdir ettiği değişmeyen kânunlara bağlı herşeye karşı düşünmek ALLAH ile yarışa girmek vardır. Bu bir nevî îtiraz şeklinde isyandır.
Bu semâvât ve sonu gelmez sayılar kâinatın tekâmül, büyüme, eskime ve yok olma, fânilik, hayâtın birlik
ALLAH’ın Kânunu'dur..
Bu laflar senin kafanın bilgisayarında var. Oku, çıkarmaya çalış!.
Hülâsa edersek; Başlangıcı meçhul sonu meçhul sonsuz kâinatda değişmeyen bir intizam ve işleme vardır.
Görünmezden görünüre, atomdan galaksilere, hücreden insan vücûduna kadar bu intizam tetkik edilmiş, ilim dalları kurulmuştur. Bu çabalar hakîkate, ASLa vusul ve anlamak için...
Nereden menşe'ini alırsa alsın, bunda cihan şümul İlâhî bir arzunun tecellîsi mâhiyetindedir.
Güneş nebatata tesir ediyor, klorofil husule geliyor.
Herşeyin yapmaya mecbur olduğu bir işi bir görevi vardır. Bu işin, vazîfenin öyle olması Arzuyu İlâhîdir.
Bu istek, canlı cansız herşeye haberli habersiz bildirilmiştir. Cihanşümul mâhiyetde olan bu isteğe, habere, İlâhî VAHİY ismini veriyoruz.
Kur’ânı Kerim’de bu vahyin beş şekli vardır:


1-) Biz dağa, taşa vahyettik.
Burada “BİZ” deniyor. “BEN” denmiyor. Ağaca vahyettik...

2-) Hayvana; arıya vahyettik.
3-) İnsana; Meryem’e vahyettik.
4-) Meleklere vahyettik.
5-) Peygambere vahyettik.

Devamlı vahiy; nizâmın, oluşun devâmını sağlar.
Bu vahiyler doğrudan doğruyadır.
Birçok peygamberlere ilham sûretiyle de arada vâsıta vardır:


1-) MÛSÂ bir ağaçtan emirleri aldı.
2-) ÎSÂ dağda ilham ile aldı
3-) RASÛL-u EKREM Cebrâil vâsıtası ile aldı.
Cebrâil, vahiy esnâsında bâzen görünür, bâzen görünmezdi.
Sebep çok mühim!. Görünerek inen âyetler.
Bu nokta çok mühimdir. Bu mesele Ledünnî bâzı hususları anlamaya yarar.
Bunu öğrenmeye bak!. Adam ara!. Eğer meraklı isen!.


16.04.1985, Pazar


Resim

فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ
وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
Resim---"Felâ uksimu bimevâki'i'n-nucûmi. Ve innehu lekasemun lev ta'lemûne 'azîmun.: Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.” (Vâkıa 56/75-76)

فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ
الْجَوَارِ الْكُنَّسِ
Resim---"Felâ uksimu bi'l-hunnesi. El-cevâri'l-kunnesi.: Hayır! Akıp giden, bir kaybolup bir etrâfı aydınlatan yıldızlara andolsun” (Tekvîr 81/15-16)

وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ
Resim---"Ve'n-necmu ve'ş-şeceru yescudân.: Ve çimen ve ağaç secde ederler.” (Rahman 55/6)

فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ
Resim---"Fezkurûni ezkurkum ve'şkuru lî ve lâ tekfurûn.: Öyle ise siz BENi (ibadetle) anın ki BEN de sizi anayım. BANA şükredin; sakın BANA nankörlük etmeyin!” (Bakara 2/152)

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Resim---"HuvALLAHu'l-HÂLİKu'l-BÂRİu'l-MUSAVVİRU lehu'l-esmâu'l-husna yusebbihu lehû mâ fi's-semâvâti ve'l-ardi. Ve huve'l-azîzu'l-hakîmu.: O, yaratan, var eden, şekil veren ALLAH'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, gâliptir, hikmet sâhibidir.” (Haşr 59/24)

شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Resim---"Şehidellâhu ennehu lâ ilâhe illâ huve ve'l-melâiketu ve ulu'l-ilmi kâimen bi'l-kıst, lâ ilâhe illâ huve'l-azîzu'l-hakîm.: ALLAH Teâlâ, kendisinden başka bir İlâh bulunmadığına adâletle kâim olarak şehâdet etmiştir. Melekler de, ilim sâhipleri de (şehâdette bulunmuşlardır). O hakîmden başka asla bir İlâh yoktur.” (Âl-i İmrân 3/18)

فَإِذَا انشَقَّتِ السَّمَاء فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ
Resim---"Feizenşakkati's-semâu fekânet verdeten keddihani.: Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman,” (Rahmân 55/37)

وَالسَّمَاء ذَاتِ الْبُرُوجِ
Resim---"Ve's-semâi zâti'l-burûci.: O burçlara sâhip gök yüzüne,” (Burûc 85/1)

اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Resim---"Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyu'l-kayyum, lâ te'huzuhu sinetun velâ nevm, lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard, men zellezî yeşfeu indehu illâ bi iznih, ya'lemu mâ beyne eydîhim ve ma halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey'in min ilmihi illâ bi mâ şâe vesia kursiyyuhu's-semâvâti ve'l-ard, ve lâ yeuduhu hıfzuhumâ, ve huve'l-aliyyu'l-azîm.: ALLAH, O'ndan başka tanrı yoktur; O, Hayy'dır, Kayyûm'dur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.” /color] (Bakara 2/255)

فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاء أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Resim---"Fe kadâhunne seb'a semâvâtin fî yevmeyni ve evha fî kulli semâin emraha ve zeyyenne's-semâe'd-dunyâ bi mesâbîhâ ve hıfza zâlike takdîru'l-azîzi'l-alîm.: Öylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm ALLAH'ın takdiridir.” /color] (Fussilet 41/12)

وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

Resim---"Ve evha rabbuke ile'n-nahli enittehizi mine'l-cibâli buyûten ve mine'ş-şeceri ve mimma ya'rişun.: Senin RABBin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin.” /color] (Nahl 16/68)

إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى
Resim---"İz evhayna ila ummike mâ yûhâ.: Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (Mûsâ aleyhi's-selâmın annesine) (şöyle) vahyetmiştik:” /color] (Tâ Hâ 20/38)

يَا مَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ
Resim---"Yâ meryemuknuti li rabbiki vescudi verkeî mea'r-raki'în.: Ey Meryem! RABBine ibâdet et; secdeye kapan, (O'nun huzûrunda) eğilenlerle berâber sen de eğil.”/color] (Âl-i İmrân 3/43)

إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإْسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا
Resim---"İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ve'n-nebiyyîne mim ba'dih ve evhaynâ ilâ ibrâhîme ve ismâ'île ve ishâka ve ya'kûbe ve'l-esbâti ve 'îsâ ve eyyûbe ve yûnuse ve hârûne ve süleyman ve âteyna dâvûde zebûra.: Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrâhim'e, İsmâil'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torunlara), Îsâ'ya, Eyyûb'e, Yûnus'a, Hârun'a ve Süleyman'a vahyettik. Dâvud'a da Zebur'u verdik.” /color] (Nisâ 4/163)

[/b][/quote]

Resim
ZEVK 1006

İbnü’L- Vakit SufîLer=>Çok==->Lâzım ve Lâyığı Yapan,
Safâ-yı KaLb Sâfîler=>Tok===>İcâbsız-Mucibsiz Tapan,
HâLden Vakitten Ferâgat Edip->RABB’a Rabt Olmuşlar,
Hunnes-Kunnes=>İkİ Gözüm İhvânim=>Doğuran–Kapan!.


09.06.1994 15:14

Resim
İbnü’L- Vakit.: Zamanın uyarına giden, vaktin icaplarına göre hareket eden kişi. Zamane adamı. * Mizaç ve tabiata göre söz söyleyen kimse..
Sufî.: (C.: Sufiyyun) Tasavvuf ehli. Sofu. Mutasavvıf..
Safâ.: Gönül şenliği, eğlence. * Duru olmak, itmi'nan ve meserret üzere olmak. Temiz, sâfi olmak.,
Sâfî.: Katışıksız. Temiz, süzülmüş ve temiz. * Bozuk olmayan. Hâlis..
İcâb.: Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak..
Mucib.: (Mucibe) İcâb eden, lâzım gelen. * Bir şeyin peydâ olmasına vesile ve sebep olan. Gereken. Gerektiren, lâzım gelen..
Ferâgat.: Tok gözlülük. Hakkından vaz geçmek, bir şey istememek. Şahsî dâvasından vaz geçmek. * Boşalmak, hâlî olmak..
Bağlamak, bitiştirmek, bir şeye bağlamak. * Nizam vermek, intizam bulmak..
Hunnes- Künnes .: Hunnes, Hânis'in; Künnes de Kânis'in çoğuludur. Kânis, süpüren mânasınadır. Umumiyetle, akıp akıp yuvalarına giden veya aynı yollarında gidip gelen yıldızlar demektir. Bazılarınca gündüz gaib, gece zâhir olan yıldızlara denir. Ekseriyetle Yedi Seyyar Yıldızlara denmiştir. (Zuhal, Müşteri, Merih, Zühre, Utarid, Uranüs, Neptün)
Tasni’.: Düzme. Uydurma. Yakıştırma. * Bir san'atla meşgul kılma. * Güzel terbiye etme.
İbnül- Vakit : vaktin oğlu, vaktin kıymetini bilen ârif kişi. Vaktin icabettirdiğini anında yapan.
Sofî : Sufî, (C.: Sufiyyun) Tasavvuf ehli. Sofu. Mutasavvıf.
İcâb : Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak. * Ist: Akitlerde ilk söylenen söz. Bir mal sahibinin müşteriye karşı, "Bu malımı sana şu kadar paraya sattım" demesidir. Müşterinin de kabul etmesine dair olan sözüne "kabul" denir. Şer'i ıstılahta buna "icâb ve kabul" denir.
Mucib : (Mucibe) İcâb eden, lâzım gelen. * Bir şeyin peydâ olmasına vesile ve sebep olan. Gereken. Gerektiren, lâzım gelen.
Ferâgat : Tok gözlülük. Hakkından vaz geçmek, bir şey istememek. Şahsî dâvasından vaz geçmek. * Boşalmak, hâlî olmak.
Rabt : Bağlamak, bitiştirmek, bir şeye bağlamak. * Nizam vermek, intizam bulmak. * Gr: Cümleleri lüzumlu edatlarla birbirine bağlamak.
Hunnes-Kunnes : KaHunnes, Hânis'in; Künnes de Kânis'in çoğuludur. Kânis, süpüren mânasınadır. Umumiyetle, akıp akıp yuvalarına giden veya aynı yollarında gidip gelen yıldızlar demektir. Bazılarınca gündüz gaib, gece zâhir olan yıldızlara denir. Ekseriyetle yedi seyyar yıldızlara denmiştir. (Zuhal, Müşteri, Merih, Zühre, Utarid, Uranüs, Neptün) tasavvufta tıpkı kâinattaki Ak Delik-Kara Delik gibidir.
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

KADIN

Güzel endam üzere yaratılmıştır.âyet.
Erkeğin,
ALLAH’a yanaşmak için en büyük ibâdet ni’metidir.
KADINlar sizin zînetlerinizdir.
Onları hoş tutunuz.” “Eziyet etmeyiniz.Bunlar âyetdir.
KADINı sevmek büyük bir ibâdettir.

KADINı seven muhakkak beni sevmiştir.” “Derin mânâ var
KADINı öperken gözlerinizi yumun.Sebep büyük, öğren!
KADINa zorla tecâvüz büyük günahtır. Tövbesi hemen hemen yok gibidir.
Onları severken
ALLAH’ı sevmiş olduğunuzu bilemezsiniz.
KADINı memnun etmeyen beni de memnun etmiş olmaz.
KADIN sizin hareketlerinizden memnun olursa ALLAH da sizden memnun olur.
Kendi arzunuzla KADINla yatmayınız. O isterse evet. Onlar olmasaydı biz yoktuk.

Cennet anaların ayağı altındadır.” “Hangi ayak
Müfred olarakAyakkullanılmıştır.
Bu evlâda hitabtır. KADINın kıymetini bildiriyor.

Bana KADIN sevdirildi... Bunların hepsi hadis’dir.
Erkeğin en büyük,
ALLAH’a yanaşmak için ibâdet ni’metidir dedik. Onu sever çocuk yaptırır, rızkını helâl yoldan temin eder, bunlar bir nevi ibâdet’tir.
Evlenmek,
HAKK’ın nikâhla emrettiği bir ibâdet’dir.

Çiftler de rûhen lisânen ceseden iki taraflı arzu ve duygularla birleşmeleri ibâdet’dir.
Boşalma ânında KADIN bağırır.
Niçin?.
Erkeklerde bağırma yoktur
. “Sebep?
KADIN bağırdığı zaman hamd ve şükrün bilinmeyen ifâdesidir. KADIN bağırdığının farkında değildir.
KADINın vücûdunu veyâ herhangi bir yerini seyrederken büyük zevk duyarsın... Neden?
Kimi seyrediyorsun? Biliyor musun? Nereden bileceksin. Bir sırdır...
KADIN KADINı seyrederken nefsin kıskanma duygusuna kapılır. Bunu yenebilen mânevî bir mertebeye ermiş demektir.
Öpme; Rûhî’dir, ibâdettir. Öpüşmek iki taraflı ibâdet’tir.
Birleşmek ibâdet’dir. İki tarafın arzusuyla öpme, dudakla temas etme, arzu, nefsin arzusu.
Hırs, tecâvüz, zorlama, duygu hareketlerini taşır. Nefis vardır
.
ALLAH bunu halk etmiştir ve serbest bırakmıştır.
Nefsiniyi ve kötü ne ise onun arasında dolaşan arzular, hareketler.
Menfaat hisleriyle insan bilmeden
Nefsinesâreti altında kalır,Nefsinindemedik dikkat.
Her şeyi
HAKK’a bağlama.Nefsinebağla!
Âdem CenNNet’ten çıkarıldı. Bu
ALLAH’ın Murâdı...
Âdem onu
Nefsinebağladı. Sonra afvedildi.
Şunu anlamadan geçme, Havva’nın yegâne suçu erkeğe itaattir. Yılana kanan Âdem’dir, Havva değil…
Bu bir hakîkati gizli kapaklı fakat apâşikar anlatır. Anlamadın bu lafı yine!.
Kesret’den vahdet’e doğru gitmek, hakîki sevgi ile olur.
Çiftleşme hakîki sevgi ile başlar.
ALLAH’da kaybolur.
Hakîki İbâdet
Cezbedir.
Cezbe öteden çekmedir. Çekilmedir.Cesedler birleşir sonra ruhlar birleşir.
Bu hâl
KESRETden VAHDETe doğru gidiştir. O zaman çiftler orgazm olurlar.
İbâdetin en üst zirvesinde boşalma sâdece dimağî, rûhî olur.Bu mutlak varlığa kavuşmanın bahtiyarlığıdır.
Boşalma oldu mu her şey biter. Hiçbir duygu his kalmaz.
Bu hâl beşerî kelimenin îzah edemeyeceği tam bir kurtuluştur. Erme bir KADINla olur.
Rasûl-u Ekrem
.: “Bana KADIN sevdirildibuyurdu.
Bunda İlâhî murad vardır. Kâinat kânunu olarak.

Tabiî olarakzorla sevdirildi demektir.
Cinsî hislerle değil de bir ibâdet olmasından ötürü böyle söylemek mecbûriyetinde kalmıştır.
KADINlar sizin zînetlerinizdir. Onları hoş tutun! Eziyet etmeyiniz!

ALLAH'ın murâdı böyledir. Onları sevin eziyet etmeyin.
KADINın vücûdunu seyrederken büyük bir zevk duyarsın. Neden? Kimi seyrediyorsun?.
Kur’ÂN-ı Kerîm ve Peygamber bir şey anlatırken evvelâ onu maddî şekle sokarak şekillendirir.
İnsanın idrak hudûduna girdiği zaman mânevî kelimelerle vaadlerle onu süsler,
KADINı seyretmekde büyük bir zevk ve İlâhî bir Hikmet vardır. Sözler bâzen yetersizdir.


18.XI.1981.. Salı..


Resim

Cezbe.: Tas: Meczûbiyet, istiğrak. ALLAH'ı hatırlayıp ALLAH sevgisi ile kendinden geçer bir hâle gelme.
Tabiî.: Tabiat îcabı olan. Tabiatla alâkalı. Normal. Kendiliğinden.(...İşte meşiet-i İlâhiyye ile vücûda gelen işlerde "inşâALLAH inşâALLAH" yerine "Tabiî tabiî" demek ne kadar hatâ ve muhalif-i hakîkat olduğunu kıyas et... M.)
Cezbe.: Tas: Meczûbiyet, istiğrak. ALLAH'ı hatırlayıp ALLAH sevgisi ile kendinden geçer bir hâle gelme.
Dimağ:. Beyin. Kafanın içi.


Resim

فِيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌ
Fîhinne hayratun hısân.: İçlerinde huyu güzel yüzü güzel KADINlar vardır." (Rahmân 55/70)

أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ اللّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَالآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُواْ مَا كَتَبَ اللّهُ لَكُمْ وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّواْ الصِّيَامَ إِلَى الَّليْلِ وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

"Uhılle lekum leylete’s-sıyâmi’r-rafesu ilâ nisâikum hunne libâsun lekum ve entum libâsun lehun(lehunne) alîmallâhu ennekum kuntum tahtânûne enfusekum fe tâbe aleykum ve afâ ankum, fel âne bâşirûhunne vebteğû mâ keteballâhu lekum, ve kulû veşrabû hattâ yetebeyyene lekumu’l-haytu’l-ebyadu mine’l-haytı’l-esvedi mine’l-fecri, summe etimmu’s-sıyâme ile’l-leyli, ve lâ tubâşirûhunne ve entum âkifûne fî’l-mesâcid(mesâcidi), tilke hudûdullâhi fe lâ takrabûhâ kezâlike yubeyyinullâhu âyâtihî li’n-nâsi leallehum yettekûn(yettekûne) : Sıyam günlerinin gecelerinde KADINlarınıza yaklaşmak (cinsellik) helâl kılındı. Onlar sizin, siz de onların elbisesisiniz (kişinin dış dünyâsındaki en yakını). ALLAH bu konuda nefsinize haksızlık ettiğinizi (gece de oruç devam eder cinsellik yapılmaz zannınızı) bildi de yanlıştan dönmenizi (tövbenizi) kabul etti ve sizi affetti. Artık onlara ALLAH'ın hükmü kadarıyla yaklaşabilirsiniz. Gün başlangıcına (gecenin karanlığının günün aydınlığına dönüşme sürecine) kadar, yeyip için. Sonra sıyâmı geceye kadar yaşayın. Mescidlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar ALLAH'ın koyduğu sınırlardır ki onlara yanaşmayın. İşte ALLAH, işâretleri böylece açıklar ki bi’l-fiil korunasınız." (Bakara 2/187)

Resim

Ebû Hureyre radıyallâhu anhu anlatıyor.: "Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki.: "KADINlara hayırhah olun, zîra KADIN bir eye kemiğinden yaratılmıştır Eye kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın Kendi hâline bırakırsan eğri halde kalır Öyleyse KADINlara hayırhah olun" buyurmuştur.

(Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim." buyurmuştur.

(Nesaî)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "En üstün mü’min, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlâklı kimsedir." buyurmuştur.

(Tirmizi)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Hanımını döven, ALLAH’a ve Rasûlune âsi olur. Kıyâmette onun hasmı ben olurum.buyurmuştur.

(Riyazu’n- Nâsıhîn)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:KADINlara ancak asâlet ve şeref sâhibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.buyurmuştur.

(İbni Asâkir)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem:Cennet annelerin ayakları altındadır.buyurmuştur.

(Ahmed bin Hanbel, Nesâî, İbn Mâce; Keşfu’l-Hafâ, hadis no: 1078)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Vedâ Hutbesinde şöyle buyurmuştur:KADINlar hakkında ALLAH’tan korkunuz. Çünkü siz onları ALLAH’ın emâneti diye aldınız. ALLAH’ın sözü uyarınca ırzlarını kendinize helâl kıldınız. Onların, sizin yataklarınıza bir adamı almamaları ve iffetlerini korumaları, sizin onlar üzerindeki haklarınızdandır. Eğer böyle bir şey yaparlarsa hafifçe onları dövünüz. Sizin de onların geçimlerini ve giyimlerini sağlamanız, onların sizin üzerinizdeki haklarındandır.buyurmuştur.

(Müslim, Hac 147, 194; Tirmizî, Fiten 2, Tefsir 2; Ebû Dâvud, Menâsik 56; İbn Mâce, Menâsik 84)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:KADIN, beş vakit namazını kılar, bir aylık orucunu tutar, nâmusunu korur ve kocasına itaat ederse ona: ‘Hangi kapıdan dilersen oradan cennete gir’ denilir.buyurmuştur.

(Ahmed bin Hanbel, I/191)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Mümin, ALLAH Korkusundan ve O'na itaatten sonra, iyi bir KADINdan yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü ona emretse sözünü dinler, yüzüne baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse, yeminini doğru çıkarır, başka tarafa gitse, kendisinin bulunmadığı sırada nâmusunu ve malını korur.buyurmuştur.

(İbn Mâce, Nikâh, 5)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem:En güzel dünya nimeti, insanın sahip olabileceği nimetlerin en hayırlısı: Zikreden dil, şükreden kalp ve insanın iman doğrultusunda (müslümanca) yaşamasına yardımcı olan KADINdır.buyurmuştur.

(Tirmizî, Birr 13)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Sizin dünyânızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, KADIN ve gözümün bebeği/nûru kılınan namaz.buyurmuştur.

(Müslim, Talâk 31, 34; Nesâî, İşretu’n-Nisâ 1)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Dünyâ bir metâ’dır/geçimdir. Dünyâ metâının en hayırlısı sâliha bir KADINdır.buyurmuştur.

(Müslim, Radâ 64, hadis no: 1467; Nesâî, Nikâh 15)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:KADINlara hayırhah olun, onlara karşı hayır tavsiye ediyorum... Onlara hayırlı şekilde davranın.buyurmuştur.

(Buhârî, Nikâh 79, Enbiyâ 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Radâ 65, hadis no: 1468; Tirmizî, Talâk 12)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:KADINlara ancak kerîm olanlar ikrâm ederler (değerli olanlar değer verirler); onlara kötülük edenler ise leîm (kötü) kişilerdir.buyurmuştur.

(İbn Mâce, Edeb 3; Ebû Dâvud, Edeb 6, Rikak 22, İ’tisâm 3; Müslim, Akdiye 11)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:KADIN dört hasleti için nikâhlanır: Malı için, nesebi (soyu) için, güzelliği için, dîni için. Sen dindarı seç de huzur bul.buyurmuştur.

(Buhârî, Nikâh 15; Müslim, Radâ 53, hadis no: 1466; Ebû Dâvud, Nikâh 2, hadis no: 2047; Nesâî, Nikâh 13)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Sizin hayırlınız, KADINlarına hayırlı olan (iyi davranan)dır.buyurmuştur.

(Müslim, Birr 149)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Mü'minlerin î,nman bakımından en kâmil/olgun olanı; ahlâkı güzel olan ve âilesine nâzik davranandır." buyurmuştur.

(Nesâî, Işretu'n-Nisâ, 229; Tirmizî, İman hadis no: 2612)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

ENDÂM..

Bu kelime KADıN için söylenmiştir...
KADıN güzel ENdâM üzere yaratılmıştırÂyet... Çirkin KADıN yoktur.
Erkeğin en büyük ibâdet ni’metidir.
ALLAH’a yanaşmak için. KADıNlar sizin zînetlerinizdir.
Erkekler kendi nefislerinin esiridir. Bundan ötürü bu âyet nâzil olmuştur.
Ahlâksız KADıN yoktur. Olamaz. Erkek tarafından o hâle getirilmiş ve isimlendirilmiştir.
Genelev erkekler için kurulmuştur. Erkekler tarafından. KADıNlar için değil... Lafa dikkat et!..

Onları hoş tutunuz. Eziyet etmeyiniz.Âyet.
KADıNı sevmek büyük bir ibâdetdir.

ALLAH’ın yarattığı herşey güzeldir. Bunu görebilmek hünerdir.
Ahsen-i takvîm yaratılmıştır. En güzel demektir. Bu diğerlerinin güzel olmadığı demek değildir.

Benen çok insÂNda tecellî ettim diyor.
Kendi sûretimde yarattım.” “Bütün esmâlarım onda tecellî ettidemektir.
Bunların toplanması insÂN şeklini husûle getirdi. Hepsi hududludur.
ENdâM , bu güzelliğin esmâların onda tecellî eden görünüşüdür. Kusursuzdur, güzeldir.
Bunlar
ALLAH sözüdür.
Kur’ÂN’da hitablar erkekleredir. KADıNlara doğrudan doğruya hitab yoktur. Bu ne demektir? Bunu muhakkak öğren.
KADıN vı bir bütündür. Kusursuzdur. Güzeldir. Bu,
ALLAH sözüdür.
Rûhî ENdâM , güzellik, KADıNın saçlarında tecellî eder. Saç KADıNın iç güzelliğinin dış görünüşüdür.
Saçlarda KADıNın iç güzelliği görünür. “Saçı kesme, boyama, ona dokunma!.”
Dış v kalçalarda, belde, omuzlarda, dirseklerde, bacaklarda tecellî eder!.


30.08.1988, Salı..


Resim

ENdâM .: f. Beden. Vücud. Vücûdun tenâsübü. Vücûdun görünüşü. Letâfet. İntizam ve üslub.
Ahsen-i takvim.: En güzel kıvâma koyma. Cenâb-ı HAKK’ın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam, sıfat ve sûrette yaratması. İnsÂNın en yüksek ve câmi isti'dâd ve kâbiliyetlerde ve en güzel sûrette yaratıldığı.


Resim

وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim---"Ve alleme âdeme’l-esmâe kullehâ summe aradahum ale’l-melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sâdikîn(sadikîne).: Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları bana isimleriyle haber verin" dedi." (Bakara 2/31)

نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُواْ حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُواْ لأَنفُسِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّكُم مُّلاَقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---"Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiri’l-mu’minîn(mu’minîne).: KADıNlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. ALLAH'tan korkup sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. Îman edenlere müjde ver." (Bakara 2/223)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ النِّسَاء كَرْهًا وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلاَّ أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yahıllu lekum en terisûn nisâe kerhâ(kerhen). Ve lâ ta’dulûhunne li tezhebû bi ba’dı mâ âteytumûhunne illâ en ye’tîne bi fâhışetin mubeyyineh(mubeyyinetin), ve âşirûhunne bi’l-ma’rûf(ma’rûfi), fe in kerihtumûhunne fe asâ en tekrahû şey’en ve yec’alallâhu fîhi hayran kesîrâ(kesîran).: Ey îman edenler, KADıNlara zorla mîrasçı olmaya kalkışmanız helâl değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayâsızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helâl değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şâyet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama ALLAH onda çok hayır kılar." (Nisâ 4/19)

وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
Resim---"Vellezîne yu’zûne’l-mu’minîne ve’l-mu’minâti bi gayri mektesebû fe kadihtemelû buhtânen ve ismen mubînâ(mubînen).: Mü'min erkeklere ve mü'min KADıNlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir." (Ahzâb 33/58)

فِيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌ
Resim---"Fîhinne hayrâtun hisân(hisânun).: Orada huyları güzel, yüzleri güzel KADıNlar vardır." (Rahmân 55/70)

إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ
Resim---"İnnellezîne fetenu’l-mu’minîne ve’l-mu’minâti summe lem yetûbû fe lehum azâbu cehenneme ve lehum azâbu’l-harîk(harîkı).: Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min KADıNlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azâbı vardır ve yakıcı azab onlaradır." (Burûc 85/10)

Resim

وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: [قال رسولُ اللّهِ (صلى الله عليه و سلم): إذَا قَاتَلَ أحَدُكُمْ أخَاهُ فَلْيَجْتَنِبِ الْوَجْهَ]. أخرجه الشيخان.
وزاد مسلم: «فَإنَّ اللّهَ خَلَقَ آدَمَ عَلى صُورَتِهِ» .
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın!." buyurdu.
(Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’den; Buharî, Itk 20, Müslim, Birr, 112, (2612))
Müslim'in rivâyetinde şu ziyâde var.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:"...Zirâ ALLAH Âdem'i kendi sûretinde yaratmıştır."buyurdu.


Resim---Ebû Hüreyre radıyallâhu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'i şu âyeti okurken işittim. (Mealen): "Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insÂNlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür" (Nisâ 4/58). Bu sırada Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in baş parmağını kulağına, onu takib eden (şehâdet) parmağına da gözünün üzerine koyduğunu gördüm.” buyurdu.
(Ebu Davûd, Sünnet 19, (4728))

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
Resim---“İnnALLÂHe ye’murukum en tueddû’l- emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bi’l- adl (adli). İnnALLÂHe niımmâ yeızukum bihî. İnnALLÂHe kâne SEMÎan BASÎRâ (basîran).: ALLAH size, emânetleri ehline vermenizi ve insÂNlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. ALLAH, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki ALLAH her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” (Nisâ 4/58)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

ResimResimResim

KADIN - EV - HAREMÂiLE!.

Rasûlu Ekrem’in ağzından yalan çıkmamıştır. O ağıza benzet ağzını!.
Her gününü son gün imiş gibi tamamla. Dâimâ ilim öğren!.
Ölmek için hasta olmak lâzım gelmez. Hasta olunca da ölmek gerekmez!.

Gel!.demeyince gidemezsin. Ölümü düşünme! Ne olsa o bir gün gelecektir.
Her türlü belâya elinde en büyük silâhın her hususda
ALLAH’a ettiğin DUÂ olmalıdır.
Kadın, Ev, Harem, Âile,
=>ALLAH’ın verdiği en büyük ni'metdir.. Dünyâda en mukaddes bir ibâdet mescididir.
Kadın âilenin, devletin temeli, evin her türlü ziynetidir. Kadını sevmek en büyük ibâdettir.
Bu formül, Rasûlullah’ın bildirdiği İslâm'ın Vahdet ve Birlik İlâhî Sembolüdür.
Erkek kadının kölesi olursa =>kadın da, erkeğin câriyesi olur. Erkek, kadının kölesi olmak mecbûriyetindedir.
Bu esas Âile Birliği=>Bektâş-ı Velî'nin şu sözünde perdelenmiş açık, berrâk bir haykırıştır.:

"ELine. DİLine. BELine... ALLAH’ın Rmrine göre hâkim oL!."
Bu lâf erkeğe hitabdır. Zîra kadın zînet ve ni'mettir..
Kadının erkeğe karşı yaratılış îcâbı karakterinde.:

1-) Hürmeti. Sevgisi. Yardımı. Cinsî arzusu vardır.
2-) Analık Duygusu yaratılış vazîfesi.
3-) Evin intizamı, kadın olma hassası, idâresi, bağlılığı, bütün bunlar kadının yaratılışında var olanlardır..

Erkeğin de; kadına karşı yaratılışında mevcud vazîfeleri vardır.:
1-) Sevgisi. Bağlılığı. Hürmeti. Onu muhafaza ve himâye etme gücü.
2-) Evin her türlü ihtiyaçlarını her bakımdan maddî ve mânevî te'min etmek, âile şeref ve haysiyetini korumak, bunlar yaratılışta vardır.
3-) Cinsi arzusunu tatmin...

Güler yüzle söylenen bir yalanı bir anda yuttuğumuz hâlde, acı gerçeği ancak damla damla yutarız!.
Bu yazılarla Maddî ve Mânevî Âlem ile senin Cesedin ve Rûhun arasındaki âhengi bildiriyoruz.
Âilede =>Mutluluk Duygusu insanlara mahsus bir duygudur. Her şeyde vardır bu.
Amma, Âile ve Hatıraların yeri çekmeceler değildir.
Kur’ÂN'da ne diyor biliyor musun.:
"KüLLî ŞEY’in AHSEYNÂHU FÎ İMÂMIN MUBÎN
Bu insanın Levh-i Mahfuz’udur. "Her şeyi insanda yazmışız."

Türk Milleti, Dünyânın en cömert milletidir. Cömertlik zenginlik ile değildir. Gönül iledir.
Hangi fakirin evine giderseniz gidiniz sizi aynı ağalık rûhu ile ağırlarlar.
Cömertliğin idrâki hiçbir bâtılının hülyâsına bile giremez.
Cömertlik, 70.000 Evliyâ Toprağı denilen Anadolu’ya has bir haslettir.
Cömert kelimesi Anadolu’da kullanılmaz. Çünkü bu herkeste olduğundan kibir vesîlesi olur.
Cömert kelimesi başka dillerde yoktur. Cömertliğin altında hakîki sevgi gizlidir.
Sevgi târif edilemez. İlâhî bir uyumun tezâhürüdür. Yaratılan, her şeyi kaplayan Sünnetullah îcabı, maddî ve mânevî bir duygu, bir hâlet, bir oluştur.
Hersey kâinatta çifttir. Müsbet, menfi. Dişi-erkek yani
"Zevceyn" dir.
Bu tarzda işleyen Kâinâtın Raksı'na girmek, bir nevi itaatdir ki, bu hâl taatdır, ibâdettir!..


Resim

Hâlet: Sûret. Hâl. Keyfiyet.
Zevceyn: Karı ile koca. Kadın ile erkek çift.
Zînet.: Süs. Bezek. Kadınlara mahsus kıymetli eşya..
Müsbet.: İsbât olunan. Delilli. Açık ve sabit olan. * Menfinin zıddı. Pozitif, olumlu.
Menfi.: Müsbetin zıddı. Müsbet olmayan. * Bir şeyin olmayacak cihetini düşünen. * Hakikatın aksini iddia eden..


Resim

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ
Resim---“İnnâ nahnu nuhyil mevtâ ve nektubu mâ kaddemû ve âsârehum ve kulle şey’in ahsaynâhu fî imâmin mubîn(mubînin).: Muhakkak ki Biz, ölüleri diriltiriz. Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız. Ve herşeyi İmam-ı Mübin'de (apaçık bir rehber'de) saydık (tespit ettik).” (Yâ Sîn 36/12)

وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Resim---"Ve min kulli şey'in halaknâ zevceyni leallekum tezekkerun.: Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.”
(Zâriyât 51/49)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim ALLAH KELÂMI'ndan Bâzı ÂYETLER..

Yağmur, İlâhî Rahmetin maddî temsilidir, Yağmurda bir şeyler var. Onu ara!.
Yağmur bilirsiniz
SUdur. SU nasıl, neden yaratılmıştır onu bilmiyoruz.
Yağmurda, İlâhî Rahmet gizli olduğuna göre
ALLAH’ın Rahmetinin her şekilde dâimi bulunduğunun ifâdesidir.

1-)Onların yüzlerinde secde eserleri vardır.Âyet.
2-)ALLAH’a yalvarın, yakarın, gizlice DUÂ edin. ALLAH haddi aşanları sevmez." Âyet.

Yâni ALLAH’ın rızâsına muhalif birşey yapmaktan korkmak; ALLAH’ın Rahmetini ümîd etmek kadar insanın rûhuna asâlet verir. Vahy'de kusur yoktur.
Bâzı topraklar yağmur yediği hâlde istifâde edemez.
KorkarakDUÂ edin!. Çünkü
ALLAH’ın Rahmeti iyilik edenlere yakındır. Bu da âyettir.
Cenâb-ı
ALLAH Kur’ÂN-ı Kerim’de Emir ve Mükâfatları, Yasakları hep erkeklere hitaptır.
Kadınlara doğrudan doğruya hitab yoktur..
Erkeklere :
Kadınlar sizin zîynetinizdir.
Onları hoş tutunuz. Eziyet etmeyiniz.Bunlar âyettir..

Onlar olmasaydı biz yoktuk.
Bana kadın sevdirildi.
Cennet anaların ayağı altındadır.
Bunlar ne demektir?. Bunlar hadistir.. Bu hitab evlâtlara hitabtır..

Sesinizi nebînin sesinden fazla yükseltmeyiniz.Âyet.
ALLAH yavaş konuşanları sever.. Temiz olanları sever.
Ganî olanları sever. Merhâmetli
RAHÎM olanları sever. Sabredenleri sever.

Dedikodu edenleri, Gıybet edenleri, Yalan söyleyenleri, Müsrif olanları, Zulmedenleri, Hased edenleri,
Hayvanlara eziyet edenleri, Ağaç ve nebatları tahrib edenleri sevmez!.

Bunların hepsi âyeti kerimede.:

Kavmen bûrââyetine girer.
Bu.: Dünyâ ve âhirete müteâllik hayrı olmayan adam demektir..


ALLAH zâlim değildir.
Zâlimleri sevmez!. Dünyâda
RAHÎMdir.
Ne demektir bu?. Bunda insanları îkaz vardır.. Düşün, Anla, vardır!.

RAHMÂN âhirete âittir.
Bunda af ve mükâfat gizlidir. Bilmediğimiz bir mükâfat.
Rahmet
RAHÎM iseBeni unutmamaları içindir.

Garip birşey söyleyeceğim ama hakîkat.. Bunu anlamaya savaş!.
Herhangi bir hastalıktan ağrılardan ve o hastalıktan şikâyetçi isen tedâvi ol!.
Şikâyetçi değil isen, tedâviye lüzum yoktur. Burada emre isyan etmemek gizlidir.
Bu laf kabir azâbı gibidir. Kabir azâbının keyfiyetini akıl ile kuşatmak mümkün değildir.
Zorluk bizim göz ve kulaklarımızın görme ve işitme hislerinin sınırlı olmalarından doğduğundan idrâkimiz bu hususta kısa kalır.
Bunun hepsinde yalan gizlidir.

Yalan : Zînadan, kumardan, içkiden, her türlü haramdan daha fenâ bir hareketdir.
Yalan, rûha karşı bir hakârettir.. Yalanda nefis hâkimdir.

Yalanda:
ALLAH’ın ilmini,
Es SEMİ’ olduğunu,
El BASÎR olduğunu,
Peygamberi inkâr, Kur’ÂN'ı inkâr gizlidir. Yalan söyleyen küfürdedir..
=>İnsanların her zaman derdini anlatacağı bir arkadaşı olmalıdır.


31.05.1986, Cumartesi


Resim

Temsil: Bir şeyin aynısını veyâ mislini yapmak. Benzetmek. Teşbih etmek. Örnek, numûne söz.
Müteallik: Alâkalı. Bir yere bağlı, bir şeye mensub..
Zîynet.: Süs. Bezek. Kadınlara mahsus kıymetli eşya..
Müsrif: Boş yere malını harcayan, tutumsuz, ALLAH'ın (celle celâlihu) râzı olmayacağı şeylere parasını, malını ve zamânını harcayan.
Hased: Başkasının iyi hallerini veya zenginliğini istemeyip, kendisinin o hallere veya zenginliğe kavuşmasını istemek. Çekememezlik. Kıskançlık. Kıskanmak.
El Basîru : Vâkıf-hâbir-âşinâ-hâzır-nâzır olarak açığı ve gizliyi gören... Mutlak görücü ve basîretin sâhibi olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL.
Es Semîu : Her sesi ve sessizliği işiten ve duyan. Mutlak duyucu olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL.
Es Sâmi'u : Herşeyi işiten. Halkını hakkıyla duyan. Mutlak duyuculuk sâhibi olan ALLAH-U ZU'L-CELÂL.


Resim

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
Resim---"MuhaMMedun rasûlullah (rasûlullâhi), vellezîne meahu eşiddâu ale'l-kuffâri ruhemâu beynehum terâhum rukkean succeden yebteğûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseri's-sucûd (sucûdi), zâlike meseluhum fî't-tevrât (tevrâti), ve meseluhum fî'l-incî l(incîli), ke zer’in ahrece şat’ehu fe âzerehu festağleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibu'z-zurrâa, li yağîza bihimu'l kuffâr (kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilû's-sâlihâti minhum mağfiraten ve ecran azîmâ (azîmen).: MuhaMMed ALLAH'ın Elçisi'dir. Berâberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhâmetlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. ALLAH'tan lütuf ve rızâ isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir..." (Fetih 48/29)

ادْعُواْ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
Resim---"Ud'û rabbekum tedarruan ve hufyeh(hufyeten), innehu lâ yuhıbbu'l-mu'tedîn(mu'tedîne).: RABBinize yalvara yakara ve gizlice DUÂ edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez." (A’raf 7/55)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Resim---"Ya eyyuhellezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savti'n-nebiyyi ve lâ techerû lehu bi'l-kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn(teş’urûne).: Ey îman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir." (Hucurât 49/2)

قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنبَغِي لَنَا أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاء وَلَكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَآبَاءهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا
Resim---"Kâlû subhâneke mâ kâne yenbeğî lenâ en nettehıze min dûnike min evliyâe ve lâkin metta’tehum ve âbâehum hattâ nesû'z-zikra, ve kânû kavmen bûra(bûren).: Onlar: Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda (seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir kavim oldular, derler." (Furkân 25/18)

Resim

Resim---Muâviye İbn Câhime’nin anlattığına göre; Câhime radıyallâhu anh Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme gelir ve:Ey ALLAH’ın Rasûlu, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişâre etmeye geldimder. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Annen var mı?" diye sorar. "Evet" deyince, "Öyleyse ondan ayrılma, zîra cennet onun ayağının altındadır." buyurdu.
(Nesâî, Cihâd, 12)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Bana, (dünyânızdan) koku ve kadın sevdirildi. Gözümün nûru ise namazda kılındı." buyurdu.
(Enes radıyallâhu anh'dan; Nesâî, İşretu'n-Nisâ 1, (7, 61).)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

KAVM-i BÛRA!.

Bu lâfız Kur’ÂN’da geçmektedir.Burdünyâ ve âhirete müteâllik hayrı olmayan adam demektir. Bu lâfız insanlar içindir.
Gemiden denize bir adam düştü. Onu kim evvel kurtaracak diye bahse giriştiler hemen para koydular ortaya.
Adamı birlikte sandala çektiler. Fakat adamın bacakları yoktu. Şaşırdılar. Köpek balıkları yemiş...
Ne yaptılar biliyor musunuz? Bahis için ortaya koydukları parayı bölüştüler adamı da tekrar suya attılar. Adam bağırıyordu.
İşte bu gibiler
Kavm-i Bûrasındadırlar.

Bu yazılarımızla basit olarak söylemek îcab ederse maddî ve mânevî âlem ile, senin cesedinle rûhun arasındaki âhengi bildiriyoruz.
İÇ ve DIŞını BiL!. Birbirlerine yabancı...Birbirlerini tanımıyorlar...
Günahlarınızı toprağa gömemezsiniz unutma!.
Kur’ÂN söylüyor:

Kul-Söyle!. Haykır!. Tasdik et!.demektir.
Kime?
Kendinde gizli olanBEN” den BANA.
Hu=>O=>AHAD dır.
AHADın mânâsını kimse bilmez ve veremez. Utanmayıp anlatmak istersek teki olmayan tek...
Rakamlardaki
1değildir.
AHAD İsmi” =>VÂHİD değil...
“VÂHİDu’l- KAHHÂR” TeKk =>KAHHÂR O’dur.
ALLAH’ın Kahrında ->Lutfu gizlidir!.

Yanan mescidi tekrar yaptırmamıştır..
Kim?
Şâbân-ı Velî... Bu kahrın içinde lutuf gizlidir.
Temas edebilirsen mânâsını
Şâbân-ı Velîden sor.
Ne demek istediğini anlamadıysan mosmor ol!.

Ölümle arasına bir örümcek ağı koydu.
Bir devenin yapacağı tercih kimseyi gücendirmez.
İnancın vaktini
ALLAH tâyin eder. Bâzen hemen bâzen on sene sonra...
Okuduğun âyet vahy hâline geldiği zaman te'siri olur. Ona göre kendini ayar et!..Küfürde olan üfürükçü olma!.
SU’daki cömetlik
ALLAH’a âit bir cömertliktir.
EL GANîSU’da tecellî etmiştir.
Bunu anlamak büyük Rûhî ve Mânevî bir başarıdır. Anlarsan size kıyam edenler bulunur.
SU nankör değildir!. Değerini bilmeyenler nankördürler. Veyâ nankörlerdir!.
Kelimeler arasında dağlar kadar fark vardır dikkat et! Nankör demek
HAKk’ın verdiği her türlü nîmeti görmeyip, aldırmayan, şükretmeyen demektir..
Yalan bilmeyen. Söylemeyen. Dedikodu yapmayan, Gıybet etmeyen, Dâimâ helâl peşinde koşan.
Sabah ve akşam namazlarını
Ovakitte kılan.
Dâimâ abdestli bulunan. Abdestsiz yemeyen içmeyen, konuşmayan kadın ve erkeğin ayağının altını öperim!.
Teyemmüm ayak altı hürmetine emr olunmuştur. Bilmezsiniz ayak altı nedir?. Bilir misiniz?. Bir BİLseniz!.

"Cennet ANALarın ayağı altındadır." Babaların değil dikkat!.
Namazda kadının ayakları yere başka türlü temas eder.
EL, Ayak.. Her Mahlûkun biri Cesedî, diğeri Rûhun Haritasıdır. İnsanın kendi Levh-i Mahfuz’udur.
Sen Levh-i Mahfuz’u da bilmezsin!. Âlim diye geçinen Câhil Hoca’dan işittin o kadar...

KÜLLÜ ŞEY’İN AHSEYNÂHU Fî İMÂMIN MUBÎN.NEDiR BU?. BİLMEZSİN!..
Namazın aslı nedir?. Niçin EMR OLunmuştur?.
Muayyen Zaman Vakit, Muayyen Yere =>DÖNüş... Muayyen hareketler
Erkân
Men tereke’s-selât fakat keferMekke’de söylenen bir hadisdir.
Kim ki namazı terk etti küfürdedir.
Buradaküfürne demektir?
Bu namaz Sabah Akşam Namazlarından hangisidir. Zîra "Namazı terk etti" deniliyor.
Yoksa ikisi birden mi kastediliyor. Tesniye olarak... Terk; Vakit mi, Namaz mı?
Burada
küfürinanana, bu işi yapana hitabtır.
Dikkat et! Namaz kılmayana değildir. Burayı tekrar tekrar oku! Anla! Laflar çok mühimdir. O hâlde namazı terk küfürdedir.
Burada Mekke’de hadis söylendiğine göre Mekke’de akşam ve sabah namazları vardı.
Diğer namazlar Medîne’de emr olunmuştur.
Ara namazlarıdiye...
Bunların vakitlerine âittir. Bu işi yapana inanana hitabtır.
Yoksa namaz kılmayana âit değildir. Vaktin kıymeti anlatılıyor.
Bu iki namazın kazâsı yoktur. O vakit için namaz kılmak emr olunmuştur.
O iki namazın vakti, değildir. Dikkat et!. Sabah ve Akşam Namazlarını terk bir nevi mi’racı inkârdır. Rasûl-u Ekrem’i tasdikte şüphe var demektir.
Sabah ve Akşam Namazları mi’racda emr olunmuştur. Mi’racdan döner dönmez kılınmıştır. Cebrâil târif ederek kıldırmıştır.
Namaz o hâlde mi’racdır kula yalnız rûhânî olarak, KÂBE’yi ziyâret Hacc’da =>Cesedî Ziyâret’tir.
Mi’racın başladığı yer olan KÂBE’yi ziyâretdir.. Cesedî mi’racdır.
Şimdi çok dikkatli dinle.:
"Namazı terk" dedik.. Bu da mi’racı ve Haccı bir nevi inkâr olur. Rasûl-u Ekrem’i tasdikte şüphe var demektir.
Tavaf Hacer’den başlar orada biter. Soldan sağa KÂBE’ye sol taraf verilerek tavaf yapılır.
İhram hâlinde erkeklerde başı örtmek haramdır. Kadınlarda örtmek farzdır. Biri haramdır. Biri farzdır.
Erkeğin başının açık olması farz değildir. Kapaması haramdır.
Dikkat et! Kadınların kapaması farzdır. Açması haram diye birşey değildir. İkisi de emirdir. Emrin bir tarafı vardır..

Dikkat et lâflara. Burası çok mühimdir. Anlamadan hâlletmeden geçme!.
Hacc’ın Sırrı =>Mi’racda gizlidir.. Mi’rac da =>Namazda gizlidir!.
Söz burada durur. ->His ve Duygu başlar. Onun lugatı başkadır.
Hacc Emir hâlinde bir ->UMREdir. Ziyâretdir.
Hacc’da->Umre, Umre’de->Hacc gizlidir. Îtiraz etme!. Lâfı beğenmezsen zedeleme!..
Umre =>Hacc Emrinin değişmez Ulûhîyyetinin emirsiz şeklidir. Dikkat!..
Şimdi çok mühim bir yere geldik!.
Yalnız beni imtihana kalkmasınlar kendi cehillerini ortaya koymuş olurlar. Sonra ben oyuna, şakaya gelmem onu bilmelerini isterim!.
Âyeti Kerîme’de:

Kable’t- tuluğ.: Güneş doğmadan evvel.
Kable’l- gurub.: Güneş batmadan evvel ne demektir.
Dünyânın yan tarafındaKable’t- tuluğdiğer tarafındaKable’l- gurubdur.
Kable’l- gurubu>Kable’t- tuluğ =>Kable’l- tuluğu>Kable’l- gurub takip ediyor.
Bu vakitlerin kıymeti için Sabah ve Akşam Namazları emr olunmuştur.
Yoksa Sabah ve Akşam Namazlarının VAKti budur demek değildir. O vakit dünyâya âit bir vakittir.

RABBu’l- mağribeyni ve RABBu’l- maşrikeyn.Sana birşey mırıldanmıyor mu?..
Peki güneş doğmadan evvel, güneş batmadan evvel olan “VAKit” nedir bilir misin?. Nereden bileceksin!.
Bu vakitlerin hürmetine sonradan abdest almak emr olundu. SU da bu işe karıştı.
Kable’t- tuluğ. Kable’l- gurub Vakitleri”nde Rasûl-u Ekrem’e Cebrâil vahiy için gelmemiştir.
Sabah ve Akşam Namazlarım berâber bir defâ kılmışlardır. Bu ne demektir bilir misin? Bilseniz gözlerinden yaşlar dökülmeye başlar.
ALLAH yoluna her şeyini verirsin.
Kur’ÂN-ı Kerîm’de bir secde âyeti vardır. Onu işiten, okuyan hemen secdeye kapanması lâzımdır. Te’hiri katiyyen olmaz. Bu lâfa dikkat et!.. O secde kimedir, niçindir?.
Sabah ve Akşam Namazları da o vakit için kılınır. Kazâsı bundan ötürü yoktur….

Unutmayın.:
Ne hadis. Ne de âyet olup yanlış anlaşılmaya müsâid olan sâhibsiz sözler vardır.
Bunlara çok dikkat edin!.


01.07.1986


Resim

Müteâllik.: Alâkalı. Bir yere bağlı, bir şeye mensub.
Levh-i Mahfuz.: Her şeyin hayâtının ind-i İlâhîde yazılması. İlm-i İlâhînin bir ünvanı.
Rûhânî.: Cisim olmayıp gözle görülmeyen cin ve melâike gibi bir mahluk. Rûha âit. Ruhtan meydana gelmiş, melek. Madde ile alâkalı olmayan, mânevi, ruh âlemine mensub olan.
Cesedî:. Tenle, gövdeyle, vücudla, bedenle. Ruhsuz vücudla.
Te’hir.: Geciktirme. Sonraya bırakma.
Ulûhiyyet.: İlâhlık. ALLAH'ın kâinattaki tasarruf ve hâkimiyeti ile herşeyi kendisine ibadet ve itaat ettirmesi.


Resim

قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنبَغِي لَنَا أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاء وَلَكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَآبَاءهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا
Resim--- “Kalu subhâneke mâ kâne yembeğî lenâ en nettehize min dûnike min evliyâe ve lâkin metta'tehum ve âbâehum hattâ nesu’z-zikr ve kânû KAVMEN BURA.: “Onlar.: “SENİ tenzih ederiz. SENİ bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat SEN onlara ve atalarına o kadar bol nîmet verdin ki, sonunda (SENİ) anmayı unuttular ve HELÂKİ HAK EDEN BİR KAVİM oldular.!” derler.” (Furkân 25/18)

قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Resim---“Kul men rabbu’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), kulillâh (kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ (darren), kul hel yestevi’l- a’mâ ve’l- basîru em hel testevî’z -zulumâtu ve’n- nûr (nûru), em cealû lillâhi şurekâe halakû ke halkıhî fe teşâbehe’l- halku aleyhim, KULİLLÂHU HÂLİKU KULLİ ŞEY’İN VE HUVE’L- VÂHİDU’L- KAHHÂR (kahhâru).: “Semaların ve yeryüzünün Rabbi kimdir?” de. “Allah'tır” de. Artık ondan başka kendilerine bile fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz? “Gören ve görmeyen bir olur mu? Veya karanlıklar ile nur bir olur mu?” de. Yoksa onlar, onun yaratması gibi yaratan ortaklar kıldılar da, böylece bu yaratma onlara benzer mi göründü? De ki: “Allah, herşeyin yaratıcısıdır.” Ve O, tek Kahhar (kahreden), herşeye gücü yeten, en kuvvetli olandır.” (Ra’d 13/16)

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ
Resim---“İnnâ nahnu nuhyi’l- mevtâ ve nektubu mâ kaddemû ve âsârehum ve KULLE ŞEY’İN AHSAYNÂHU FÎ İMÂMİN MUBÎN (mubînin).: Muhakkak ki BİZ, ölüleri diriltiriz. Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız. Ve herşeyi İmâm-ı Mübîn'de (apaçık bir rehber'de) saydık (tesbit ettik).” (Yâsîn 36/12)

فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ
Resim---“Fasbir alâ mâ yekûlûne ve sebbih bi hamdi rabbike kable tulûış şemsi ve kablel gurûb (gurûbi).: Öyleyse (artık) onların söyledikleri şeylere sabret. Ve Rabbini, güneşin doğuşundan evvel ve batışından evvel, hamd ile tesbih et (zikret).” (Kaf 50/39)

رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ
Resim---“RABBu’-l meşrikayni ve RABBu’l-mağribeyni.: (O,) iki doğunun ve iki batının RABBidir.” (Rahmân 55/12)

Resim

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: Bizimle onlar (yâni gayr-i Müslimler) arasındaki ahid/söz- namazdır. Kim onu terk ederse kâfir olmuştur.” buyurmuştur. (Hâkim)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.:
“Kul ile küfrün arasında namaz terk etmek vardır”buyurmuştur. (Müslim)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kim taammüden namazı terk ederse, ALLAH (c.c.) ın zimmetinden uzaklaşmıştır."buyurmuştur. (İbn-i Mâce)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.:
Mûtû kable en temûtu.: Ölmeden önce ölünüz!..” buyurmuştur.

( Keşfu’l-Hâfâ II-291-2669)

ALLAH celle celâlihu.:
Resim

El Hakku:
Resim

El Ahadu celle celâlihu.:
Resim

El Vâhidu celle celâlihu.:
Resim

El Ganiyyü celle celâlihu.:
Resim

El Kahhâru celle celâlihu.:

Resim

***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

HAKîKATLERİ HATIRLATMAK VAAZDIR!.

Hakîkatleri hatırlatmak vaazdır. Bu hakîkatler de nasihattir.
Bir kimsenin iç âlemini yumuşatacak sûretde söz söylemek nasihattır.
Nassdır.
Yâni söz, âyeti kerîmeye bağlıdır. Ondan çıkmıştır.
Ne söylediğini. Kime söylediğini. Ne zaman söylediğini unutma!.
Kuru bir
öğüttür.
Öğüt, zâten nasihatin mukâbili değildir. Anlamaya çalış!.
Bütün kâinatta ne varsa yalnız insanlara âit değildir. Kuşlara, balıklara, hayvanlara, böceklere, nebatlara âittir.
İç ve dışını bil!.
Yekdiğerine yabancı onlar, birbirlerini tanımıyorlar.
Kuru inançların esiri olma! İnançlar gerçeklerin gölgesidir. Gölgeleri iyi tanı!
Ruyâda gölge yoktur onu hatırla!.
Gizli olan görülmeyen değil, görünmeyendir!.
İlâhî Emirleri nefse âit isteğin aksidir. Nefis serbest bırakılmıştır da ondan...
Değişmeyen nizâmın dışına çıkmak nefsin işidir. Bu harama doğru gider.
Nizama gayret ederek uymak helâl yoludur.
Tamâmıyla itaat hâline geçmek ise farz olanıdır..

Hele bak bildiğin birşey söyleyelim.:
Zînet altından zekât verme kadın için.:
İmam-ı Âzam’a göre.: 96 dirhemden fazlası için zekât farzdır.
İmam-ı Şâfiî’ye göre.: Kadının zînetinden zekât verilmez.
Buna göre.: Farz ile farz değildir, verilir ile verilmez arasında farza düşünmek doğru olmaz.
Dört mezhep hakdır!. Amma..,
Bu düşünce, bu fetvâlar nedir?
Bu meselenin üstüne o kadar yazılı kara kağıtları yığdılar ki altından çıkmak çok güçtür.
Düşünen bir insanın kafasında.: “İnanmak veya inanmamak” bakımından hakîkati bulmak imkânsızdır.
Bu iş bir mısır tarlasını, tarla sâhibinden korumaya benzer.
Bu yazılarımızla basit olarak söylemek îcabederse, maddî ve mânevî âlem ile senin cesedinle, nefsinle, rûhun arasındaki âhengi bildiriyoruz.

Îtiraz etme dinle!.
Sabır belâya karşı isyandır. Aynı zamanda sabrın içinde küçük bilinmeyen dikkat edilirse bir isyan da vardır.
Kime karşı?. Düşün!.
Bu; bir resim sergisi, bir köre can sıkıcı bir yer olması gibidir...
Bir dostun üzüntüsüne her kim olsa iştirak eder.
Ama bir dostun başarılarına iyi niyet ile SEVinmek çok yüksek bir ruh hâleti îcabeder..

İÇinde sezilmeyen bir hased duygusu gizlidir!.
Meşhur ingilizBernar Şovun bir sözü vardır.:
Müslümanların namazları 2000 yılında doktorların reçetelerinde yer alacaktır.
İngiltere’de demokrasi kemâle ermiştir. Az daha yükselse İslâmiyet'i bulacaktır, insanlar bu asırda kendilerini kaybetmişlerdir.
Açlıktan ölmek üzere olan bir köpeği alıp yedirirseniz ısırmaz, ömür boyu. Nerede tesâdüf etse kokunuzdan sizi tanır. Unutmaz!.
İşte insan ile köpek arasındaki fark budur. Bâzı dostlardan değil, hepisinden daha iyi ve sâdıktır.
Isıracak köpek dişlerini göstermez, insanlara dost olmak arzusunu taşıyan yegâne hayvandır.
Şâfîî'ere göre köpek tâhir değildir. Diğer İmamlara göre tâhirdir.


Tâhir efendi bize kelb demiş, iltifatı bu sözde zâhirdir.
Mâlikîdir mezhebim zîra i’tikadımca kelb tâhirdir.

Nef'î’nin bu sözü basit bir hiciv değildir.. Anlamaya çalış!.

Hayvanat Bahçesinde iki aslan konuşuyordu.:

Şu adam neden her hafta sana et getiriyor?.
Unuttun mu ? Gecen yıl Kayınvâlidesi'ni yemiştim!.

Çok gururlanmayın!. Bâzen gurur insana ayak bağı olur.. İleri derecede gurur unutkanlık yapar.
Zîra kanda, dimağda
potasyummuvâzenesini bozar.. Gürültü gibi..
Gurur da rûhun gürültüsüdur.
Güzel sözler, güzel tadlı sesler, insana hoşluk verir.
Çirkin sözler insana keder hiddet verir, insanlar yekdiğeriyle, SESLe, kulakla irtibat kurar anlaşırlar.:

Su sesi.. Kadın sesi.. Altın sesi..gibi...

Güzel lâflara bürünmüş farkına vardığımızı sandığımız aslında varamadığımız hakîkatler gizlenmiştir.
Bâzı duygular, kederler, neş’eler, ızdırablar, dertler, kahramanlıklar seslerde gizlenmiştir.
Sâkin sessiz seslerde bile yine sesler gizlidir. Yazı, şiir, sessiz seslerdir..
Sağ kulak rûha, sol kulak cesede âit emirleri, hitâbları dimağa naklederler.
İnsanlarda ortak hâtıralar vardır. Ortak zevkler vardır.. Bunlar nedir?.
Hâfızada kalan sözler, fısıltılar, sesler, bütün bunlar bâzen silinir. Fakat bâzıları güzelliklerini, bâzıları da nefretlerini muhafaza ederler.
Ortak zevkler vardır, paylaşarak husûle gelir. Bu gibi zevkler iki tarafın paylaştığı İlâhî bir zevkdir..

SEVmek İLâhi bir duygudur.
SEVilmek bu duygunun tezâhürüdür.
SEVişmek bu iki duygunun kadın ve erkek tarafından ibâdet hâlindeki hâlidir.

Bana kadın SEVdirildibuyruğu budur.
Hûri - gılmantebşiri de budur.
Bu ibâdetle dimâğî bir boşalma olur. Bu mutlak varlığa kavuşmanın bahtiyârlığıdır.
Rasûlullah buyurdu
Kadın SEVilir, kadın memmun olursa, bunda erkek büyük ecir almış olur.
Kadının da erkeği memnun etmesi lâzımdır..


02.09.1986, Salı


Resim
Nass : Kat'ilik, kesinlik, açıklık. Te'vile ihtimali olmayan söz veyâ delil. * Kur'ân-ı Kerim veyâ Hadis-i Şerif'de bir iş ve mes'ele hakkında olan açıklık ve bu şekilde açık olan kelâm ve âyet. Akîde. * Bir haberi kimden aldığını söyleyerek, en nihâyet o haberi ilk söyleyene kadar nakledilişi isbat etmek.Bâzılarınca istihraç ve izhar mânâlarından me'huzdur. Bir şeyin belâğ ve nihâyetine denir. Bundan başka: Delil, haber, seyr-i şedid, ref', hüccet, burhan, zuhur mânâlarına da gelir.
Vaaz : Va’z . Dînî mes'eleler üzerinde konuşup nasihat etmek. Kalbi yumuşatacak sözlerle insanı iyiliğe sevke çalışma.
Mezheb : Yol. Gidilen yol. Tutulan çığır. * Dînin esaslarında ve esas temel mes'elelerde bir olmakla berâber, teferruatta bâzı muhtelif mes'eleler olması sebebiyle birbirinden az farklı müctehidlerin yolları. Müctehidlerden, kendilerine tâbi olunanların seçtikleri meslekleri. Furûatta Hanefî ve Şâfiî; ve Akâidde Mâturîdî ve Eş'arî gibi... Bu "Mezheb" kelimesi asıl ve esas mânâsına da kullanılır. Beyn-el ulemâ ve mukakkiklerce ince tedkik netîcesinde Kur'ân-ı Kerim'in esaslarından, Peygamber'in (aleyhisselâm) emir ve sünnetlerinden ayrılmamış "Dört Mezheb" Hak olarak seçilmiştir:
1-) Hanefî Mezhebi,
2-) Şâfiî Mezhebi,
3-) Hanbelî Mezhebi.
4-) Mâlikî Mezhebi.
Tâhir.: Temiz. Pâk. Abdesti bozacak veya guslü îcab ettirecek şeylerden birisiyle özürlü olmayan. * Zâhir ve bâtında bütün ayıp ve kirlerden temiz, pâk olduğu için Hz. Peygamberimize de (A.S.) bu isim verilmiştir. * Müzikte: Makam ismi.
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim


İLÂHÎ ZEVK'in KAPISI KADIN!..

Biz Türk’lerde yerde oturulur. Yuvarlak bir sofranın etrâfında herkesin yüzü nîmete çevrilidir.
Rızka karşı bir hürmet ve cesedî edebdir. Her taraftan Kâbe’ye dönülerek namaz kılınır bilirsiniz.
Benim memleketimde İncir ağacına çıkmazlar. Gugar denilen çatallı bir değnekle toplarlar.
Dut ağacının altına çarşaf tutarak silkelerler. Bunlar tesâdüfi âdetler değillerdir.
Sebepleri büyüktür ve mânevîdir. Hemen
nedir?diye sorma.
Söylemem, ne işine yarar. Aklın kavramak arzusunda bulmaya savaştığı şeyler, aklın dışındaki şeylerdir.
Bunları akla sokmaya uğraşmak küfürdür. Küfün Hakîkati; kavranamayanı örten, perdeleyen demektir.

LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETEALLAH’ın sizin yanınızdaki kıymetini çoğaltmak içindir. Buna devam et!
Yanılmaların çoğu aşırı doğruluktan doğar.
Bugünkü cemiyette; Gören kör, Duyan sağır, Konuşan dilsiz ol!..

Bugünkü insanlarla konuşmak çölde SU aramak gibi birşey hem de yorucudur.
İyi ve kötü insanlar tâbiri kalmadı. Artık ne kötü insanlar var. Ne iyi insanlar var. Hepisi bir oldular. Karıştılar birbirleriyle.
KADIN, Hâtun, Efendi, Bey, Ağa kalmadı. Hepsi dişi, erkek o kadar.
Genelev, Erkekler için kurulmuştur. KADINlar için değil.
Ahlâksız KADIN yoktur. Olamaz. Erkek tarafından o hâle getirilmiştir ve isim verilmiştir.
Erkekler kendi nefislerinin esîridirler. Bundan dolayı
KADINlar sizin zînetlerinizdirbuyrulmuştur. Onları hoş tutunuz. Eziyet etmeyiniz!.

Cenâb-ı
ALLAH Kur’ÂNı Kerim’de, emir ve mükâfatları, yasakları hep erkeklere hitabdır.
KADINlara doğrudan doğruya hitab yoktur. Sebep nedir ve niçin?.

Cennet anaların ayağı altındadır.” “Anaların ayağı, ayakları değil.
Hangi ayak?. Niçin Müfred
tekilolarak kullanılmıştır?.
Bu evlâtlara hitabdır. Aynı zamanda bütün KADINlara hitabdır. KADINın kıymetini bildiriyor.

Bana KADIN SEVdirildi.
Havva’nın yegâne suçu erkeğe itaatdir. Yılana kanan Âdem’dir, Havva değil.
Bu, bir hakîkati gizli kapaklı fakat apâşikâr anlatır. Anlamadın bu lâfı yine!.
Kesretten vahdete doğru gitmek, hakîki SEVgi ile olur.
Hakîki ibâdet cezbedir. Cezbe öteden çekmedir, çekilmedir.
Cesedler birleşir sonra Ruhlar birleşir. Bu hâl kesretten vahdete doğru gidiştir.
O zaman çiftler orgazm olurlar, ibâdetin en üst zirvesinde boşalma sâdece dimâğî, rûhî olur.
Bu mutlak varlığa kavuşmanın bahtiyarlığıdır. Boşalma oldu mu herşey biter. Hiçbir duygu his kalmaz.
Bu hâl, beşerî kelimenin îzah edemeyeceği tam bir kurtuluştur. Erme, saadet bir KADINla olur.
Rasûlu Ekrem
bana KADIN SEVdirildibuyurdu.
Bunda İlâhî murad vardır.. Kâinat Kânunu olarak, tabiî olarak zorla SEVdirildi demektir.
Cinsî hislerle değil de bir ibâdet olmasından ötürü böyle söylemek mecbûriyetinde kalmıştır.

KADINlar sizin zînetinizdir. Onları hoş tutun.Âyet.
Boşalma ânında KADIN bağırır. Niçin?. Gözlerini yumar, ağzını acar. Bu, duyduğu İlâhî zevke karşı teşekkür ve DUÂdır.
Bu anda duyduğu İlâhî Zevkin 70 bin misli fazlasını cennetden
Cemâlullahı seyirde duyacaktır.
İnsan vücûdu bu zevke tahammül edemez olduğundan bu bir dakîka bile sürmez.
Her türlü yapacağın işlerde sevab ve günah arama. İnsâniyetine hakâret etmiş olursun!.
Aklın eremediğini akla sokmaya çalışmak akla karşı hakâret olur!.

ALLAH’ı, yarattığı şeylerle varlığını isbata kalkma!.
ALLAH’ı isbata kalkmak şüphe etmenin tam kendisidir!.
ALLAH’ın yarattığı şeylerde ALLAH’ın kudretini görmeye çalış!.. Hiçbir peygamber ALLAH’ı isbata kalkmamıştır. O'nun emirlerini bildirmiştir.
Bilir misin, leylek, kırlangıç muhacir kuşlardır. Yaz mevsiminde muayyen aylarda hep Şimal Nısıf Küresine dağılırlar.
Kışa doğru sıcak iklimlere geldikleri yere doğru giderler. Tekrar geldiklerinde yuvalarını bulurlar. Şaşmazlar.
Bunun sebebi nedir?. İklim şartları, ilk defa akla gelirse de ve doğru ise de sebep bambaşkadır. İklim ile maskelenmiştir.
Cenub küresine seyahat eden kuş yoktur. Tuhaf değil mi?. Tuhaf değil sebebi var aslanım!.
Şimal, Cenub, Ekvator Kuşları, çiçekleri, balıkları, böcekleri, ağaçları, nebâtatı, meyvaları bambaşkadır, insanlarında bile bâzı morfolojik ve karakter, yaşayış, âdet farkları vardır. Hayvanları bambaşkadır!.
Leylekler yere kondukları zaman yerde ötmezler. Ancak yuvalarında öterler.
Yuvaları yerde değildir. Yüksektedir. Acaba sebep nedir? Sebebini ögrensen ne kazanırsın.
Benim fikrime kalırsa hiçbir fayda vermez. Büyük faydası vardır ama öğrenirsen sebebini.
Çok tuhaf bir haber vereyim bak!. Şimal ve Cenub kutublarında –ÂN- yoktur.
Hayvanlarla, duygularınızla konuşabilirsiniz.
Herşeyde dikkatli ol!. Hem de çok dikkatli!..
Kötülük bâzan kazâ ve kaderle karışır.

Yedinci kurşunu dâimâ sakla...Bu söz eskilerin en büyük tecrübe öğüdü ve nasihatidir.
Bu günün insanları aklının peşine takılmış şuûrsuz bir hâlde gidiyorlar. Nereye?...
Kendi çöküşlerini içlerinde taşıyorlar, insanlık kıymetini kaybettiler.
Yeni nesiller, ümit kırıntıları, hayal kırıklığı ile hiç bilmedikleri bir takdirin uyumu içinde çabalıyorlar.
Bu ne demektir, bilir misiniz? .
İnkâr!.
Neyi?..
Söylemek ayıp...

Değişmeyen bir nizam. Hissedilip idrak dışı bırakılmış bir âhenk. Şaşmayan bir takdirin uyumu içinde herşey.
Bu uyuma; kanaat, sabır, rızâ ile giren insan gayb halkasına girmiş demektir ki o insan
ALLAH ile peygamber arasındadır.
İnsan ile
ALLAH arasında –Su- vardır.
İnsan ile arş arasında o bilmediğimiz
–şebnem- vardır.
Kavm-i Tûfan.: Nûh Peygamber.
Kavm-i Âd.: Hûd Peygamber.
Kavm-i Semûd.: Sâlih Peygamber.
Kavm-i Lût.: Lût Peygamber.
Kavm-i Nemrut.: İbrâhim Peygamber.
Kavm-i Firavun.: Mûsâ Peygamber..Hepsi geldi geçti..
Şimdi
Kavm-i Bûrâdevrindeyiz.

29.07.1986



Resim

Lâ Havle Ve Lâ Kuvvete illâ billahi’l-aliyyu’l-azîm.: Hayrı vermede ve şerri gidermede sonuç olarak; mevcud ve potansiyel güç ancak ve ancak Azîm olan ALLAHu Zu’l- CeLâL’dedir.
Cemâlullah.: ALLAH'ın CeMâLi.
CEMÂL.: Yüz güzelliği. Fertteki güzellik. Cenâb-ı HAKk'ın lütuf ve ihsânı ile tecellîsi. Hak ile söylenen doğru söz. Hüsün.
Cenub.: Güney. Şimâlin zıddı olan taraf.
Şimâl.: Sol, sol taraf. Sağın ve cenubun zıddı. Kuzey.
Nizam.: Sıra, dizi, düzen. Dizilmiş olan şey, sıralanmış. Îcaba göre yapılan kânun. Bir kaideye binâen tertib olunmak ve ona binâen tertib olundukları kâide. Bir işin sebat ve kıyâmına medar, sebep olan şey ve hâlet.
Cesedî.: Bedenle ilgili.
Dimağî.: Beyinle, Kafanın içiyle ilgili.
Şimal Nısıf Küresi.: Kuzey Yarım Küresi.
Cenub Küresi.: Güney Küresi.
Morfolojik: Bir nesnenin biçimiyle ilgili özelliklerinin değerlendirilmesini anlatan bir terimdir.



Resim

Kavm-i Bûrâ.:


بَلْ ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَنقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا وَزُيِّنَ ذَلِكَ فِي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنتُمْ قَوْمًا بُورًا
Resim---"Bel zanentum en len yenkalibe’r-rasûlu ve’l-mû’minûne ilâ ehlîhim ebeden ve zuyyine zâlike fî kulûbikum ve zanentum zanne’s-sev’i ve kuntum kavmen bûrâ(bûren).: Hayır, siz Peygamberin ve mü'minlerin, âilelerine ebedî olarak bir daha dönmeyeceklerini zannettiniz; bu, kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir topluluk oldunuz." (Fetih 48/12)

Resim

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Yeryüzünde herhangi bir kimse "Lâ ilâhe illallâhu Vallâhu ekberu ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi" derse hatâları deniz köpüğü kadar olsa dahi örtülür." buyurmuştur.
(İbni Ömer radiyallâhu anhu dan; Sahih olarak; İmâmı Ahmed ve Tirmizî)

Resim---Rasûlullah aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm.: buyurdular ki.:"Bana, (dünyânızdan) koku ve KADIN SEVdirildi. Gözümün nûru ise namazda kılındı." buyurmuştur.
(Enes radıyallâhu anh’dan ; Nesâî, İşretu'n-Nisâ 1, (7, 61)

Resim---Muâviye İbn Câhime’nin anlattığına göre; Câhime radıyallâhu anh Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme gelir ve:Ey ALLAH’ın Rasûlu, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişâre etmeye geldimder. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Annen var mı?" diye sorar. "Evet" deyince, "Öyleyse ondan ayrılma, zîra cennet onun ayağının altındadır." buyurdu.
(Nesâî, Cihâd, 12)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

NAZAR-HASED..

İsâbet-i ayn hakdır. Dağı yerinden oynatır. İnsanı mezara deveyi kazana idhal eder.
Hıfz için Cenâb-ı
HAKK’a sığınınız!.
Bu çok mühimdir.
ALLAH’a demiyorum.HAKk’a
Bu ne demektir?
Bir yere bakmak: Hayranlık duyarak. Tetkik etmek için. Anlamak için bakmak.
Bunlar akıl ve düşünce melekeleri ile rûhun bakışıdır ki bir nevi tefekkürdür, ibâdettir.
Bir de, Hased ile bakmak vardır ki bu nefsin bakışıdır.
Buna halk arasında
Nazarismi verilir, insanda bulunan HAKK’ın güçlerini yâni sana verilen güçleri hayra değil de şerre kullanmak olur.
Akıl ve düşünce ile insan kimseye zarar veremez. Vermez. Nefis ile bunu yapar.
Zîra nefis serbest bırakılmıştır. Mesûliyet nefse yükletilmiştir.
Nazar; Ağaç, çimen, gül, at, koç, koyun, inek, arı gibi hayvanlara çok isâbet eder.

Gece aynaya bakmayınız!hadisinde gizli birşey vardır. Setr-i avrette nazar vardır.
Nazarda da şirk gizlidir. Nazar hased duygusundan doğar.
Hased; bilerek bilmeyerek
HAKk’ın takdirinden uzaklaşmak duygusudur. Bunda da şirk gizlidir.
Hased İslâm’da men’ edilmiştir.
Hasud cehennemdedir.Hadis bu.
HAKk’ın takdiri vücudda câri senin uzviyetinin malı olan her şey demektir.
Setr-i avrette nazar nefsin cinsî tarafını korumak maksadıyladır.
Kadına bakmakda cinsî nazar vardır. Bu nazarda hased vardır. Niçin benim olmuyor düşüncesi.

ALLAH’ın verdiğine isyan gizlidir. Kanaatsizlik vardır.
Tabiatda birçok mâdenler vardır. Bunlar bugünkü bilgimize göre Mendelyef Cetvelini tamâmıyla dolduranlar Anyon, Katyon’dur.
Müsbet ve menfî diye yâni analizde elektrik ayrılmasında gittikleri katotlardır.
Yine bâzı mâdenler vardır. Mıknatıs onları çekmez veyâhut onlar mıknatısa yanaşmazlar.
Mıknatıs Rumca’dan gelme bir kelimedir. Mıknatıs tezâhurları ile kendini gösteren, târifi elektrik gibi mümkün olmayan bir kâinat kânûnunun îcabı bir nesnedir. Bunu bir defâ hakkı ile bil öğren!
Sonra, meselâ Nikel, Bakır, Gümüş, Kurşunu mıknatıs çekmez. Niçin?
Kuru cevap arama!. Çinko, Bakır, Kalay, Demir, Sezyum, bunlar katyondur.
Bu mâdenlerin hepsi vücudda muayyen bir nisbetde mevcuttur. Bunların azalıp çoğalması bir takım sebeplerden olur.
Dışdan gelen ve organizmaya tesir eden maddî - nefsî sebepler, ruhî bunalmalar stresler, gürültüler, hırslar, arzular, tatminsizlikler her hususda; nefsî arzuların tezâhurlannda vücudda
Çinko, Sezyum, Bakır, Demirazalır.
Biz bunlarda maddî sebep arar dururuz. Devam edin aramaya.
Bilir misiniz, gümüş mıknatısı ref’ eder. Gümüş yüzük nedir. Kurşun mıknatısı ref’ eder. Başa kursun dökerler.
Kestâne elektrikiyeti cezbeder. At kestânesi ref’ eder. At kestânesi ağacına yıldırım düşmez bilir misiniz?
Nereden bileceksiniz. Kendini zorlama!. Bizi de okumaya devam et!
İnsanın içinde, insanın dışında murâdı İlâhî olarak yaratılışında mevcut İlâhî Hikmet
Teozofiile insan bu hikmetle dâima birleşmiş hâldedir.
Fakat bunun farkına varıp muzaffer olan huzûra kavuşarak mutluluğa erer.
Nefse iyi gibi görünen fenâ kuvvetlerle mücâdeleyi bilmek gerekir...

Şunu anlamadan geçme!.
Havva’nın yegâne suçu erkeğe itaattir. Yılana kanan Âdem’dir, Havva değil...
Bu bir hakîkati gizli kapaklı fakat apâşikâr anlatır. Anlamadın yine. Devam et anlamamaya!.
Kesretden vahdete doğru gitmek hakîki sevgi ile olur. Çiftleşme hakîki sevgi ile başlar. ALLAH’da kaybolur.
Hakâki ibâdet
Cezbedir. Cezbe öteden çekilmedir.
Cesedler birleşir sonra ruhlar birleşir. Bu hâl kesretden vahdete doğru gidişdir.
O zaman çiftler orgazm olurlar. İbâdetin en üst zirvesinde boşalma sâdece dimâğî ve rûhî olur. Bu, mutlak varlığa kavuşmanın bahtiyarlığıdır.
Boşalma oldu mu her şey biter. Hiç bir duygu, his kalmaz. Bunu beşerî kelime ile îzah edemeyeceği, tam bir kurtuluştur. Hakîki erme bir kadınla olur.
Rasûlullah
bana kadın sevdirildidedi. Bunu biliyorsun. Bunda İlâhî Murad vardır. Zorla sevdirildi demektir.
Rasûlullah Efendimiz, cinsî hislerle değil de bir ibâdet olmasından ötürü böyle söylemek mecbûriyetinde kalmıştır.

Kadınlar sizin zînetinizdir onları hoş tutunÂyet.
ALLAH birçok peygamberler gönderdi, insanları aydınlattı. Göndermeseydi şöyle olurdu gibi duâ ve sözler söylemek doğru değildir.
ALLAH’ın yarattığı Kâinat Kânûnu böyledir. Biz ancak hamd ve şükrederiz.
114 sûre; 86 Mekke’de, 28 Medine’de inzal olmuştur.
Vahiy meleği Cebrâil’dir. Cibril-i Emîn bu meleğin lâkâbıdır.
Yaptığı vahiy vazîfesinden dolayı… Vahiy, gece gündüz vâki olmuştur.
Rasûl-u Ekrem’e hicab olmadan mi’racda namazın farziyeti bildirilmiştir.
Cebrâil bâzen görünürdü. Bâzen de görünmezdi. Göründüğü zaman arada hicab yoktu. Karşı karşıya konuşurdu. İnsan şeklinde görünürdü.
Meleklerin kanatları yoktur. Rûhî kuvvelerden ibâretdir. Kuş kanadı gibi değildir.
Melekleri kendi rûhânî hüviyeti ile görmek çok güçtür. Beşerî kuvvet yetmez.
Rasûl-u Ekrem beşeriyet hâlinden melekiyet hâline intikal ederek Cebrâil’den vahiy aldı ki, bu en büyük güç vahiydir.
Cebrâil melekiyetden beşeriyet sûretinde zuhur eder, âyetleri Rasûl’e tebliğ ederdi.
Cebrâil nazmı, mânâlarını Taraf-ı İlâhiyeden rûhânî bir takarrub
Yanaşmave ittisal sûretiyle ve hemen zâtında mürtesem olacak bir sür’atle telâkki eder.
Yâhut Levh-i Mahfuz’dan telâkki ve hıfz ederek
Yere nüzuleder. Rasûl’e tebliğ ederdi.
IKRA! Oku!
Okuma bilmemne demektir?
Yazı yok. Ne okuyacak... Burası vahyin en büyük târif ve îzâhını ifâde eder.
Bu lâfları da anlamak kolay değildir. Uydurma lâflara bakma! Onlarda tertipli yalan gizlidir.
Yalan; Zînâdan, kumardan, içkiden, her türlü haramdan daha fenâ bir hareketdir.
Yalan rûha karşı bir isyandır. Yalanda nefis hâkimdir.

ALLAH’ın ilmini Es-SEMİ’ olduğunu, el-SEMİ' olduğunu, peygamberi inkâr, Kur’ÂNı inkâr gizlidir.
Yalan söyleyen küfürdedir.


14.06.1986..


Resim

İsâbet-i ayn: Göz değmesi. Nazar.
Mesûliyet: Mes'ul olma hâli. Yaptığı iş ve hareketten hesap vermeye mecbur oluş.
Uzviyet: Uzuv oluş. Canlılık. Canlı uzva âit.
Ref’: Kaldırma, yüceltme, yukarı kaldırma. * Lağvetme, hükümsüz bırakma.
Muzaffer: Kahraman. Gâlip gelmiş. Başarmış. Muvaffak olmuş. Zafer kazanmış, zafer kazanan.
Cezbe: Tas: Meczûbiyet, istiğrak. ALLAH'ı hatırlayıp ALLAH sevgisi ile kendinden geçer bir hâle gelme.
Dimağ: Beyin. Kafanın içi.
Nazar: Göz atmak. Mülâhaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek. Gözdeğmesi. İltifat. Îtibar.
Hased: Başkasının iyi hallerini veyâ zenginliğini istemeyip, kendisinin o hallere veyâ zenginliğe kavuşmasını istemek. Çekememezlik. Kıskançlık. Kıskanmak
Hıfz: Saklama. Koruma. Siyânet. Muhafaza. Ezber etmek. Hatırda tutmak. Kur'ÂN'ı ezberde tutmak.
Setr-i avret: Başkalarına gösterilmesi haram olan yerleri örtmek. Şer'an örtülmesi lâzım gelen yerlerini örtmek. (Bak: Avret-Tesettür)
Nazm: Sıra, tertib. Kâfiyeli, vezinli, söz, şiir. Dizili olan şey. Kur'ÂN âyetleri.
Semi’: İşiten, duyan. Fık: ALLAH'ın (C.C.) insanlar gibi zamana, âlete muhtaç olmayarak her şeyi işitmesi ve duyması. (O'nun işitip duyamayacağı hiç bir şey yoktur.)


Resim

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Resim---"İkra' bismi rabbikellezî halak.: Yaratan RABBinin adıyla oku!” (Alak 96/1)

Resim

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Nazar haktır.” buyurmuştur.
(Müslim)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Nazar insanı mezara, deveyi kazana sokar.” buyurmuştur.
(İbni Adiyy)

Bir hadis-i şerifte, Sabah akşam, Besmele ile 3 defa şu duânın okunması belirtilmiştir.:


Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Bismillâhillezi lâ yedurru me’asmihi şey’un fi’l-ardı ve lâ fi’s-semâi ve huve’s-semi’u’l-alim." DUÂsını okuyan, büyü ve nazardan korunur" buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim---Rasûlullah aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm .: "Bana, (dünyânızdan) koku ve kadın sevdirildi. Gözümün nûru ise namazda kılındı." buyurmuştur.
(Enes radıyallâhu anh’dan; Nesâî, İşretu'n-Nisâ 1, (7, 61))
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

NASİHAT..

Nasihat vermek bugün imkân dışında kalmıştır..
Nasihat kelimesinin mânâsı
öğütdeğildir.
Araç-gereç kelimesinin mukâbili de "malzeme" olmadığı gibi...
Malzeme kelimesinin yerini tutmaz. O mânâyı vermez. Kuru bir laf olur...
Nasihat demek, insanın yaratılışında mânevî tarafta birçok İlâhî His ve Duygular vardır.
Kalem ve ilim ile bunların merkezlerine inerek onları geliştirmek âdetâ dimağdaki İlâhî Bilgisayar tuşlarına geçirip içindeki nüveyi ortaya çıkarmak için nasihat îcabeder.
Mâlum ve var olan bir şeyi ortaya çıkarmak için o merkezleri okşayarak bâzen sert, bâzen yumuşak, kalbe hitab eden bir nevi vaaz etmektir.
Bir tohumda gizli
çınarınortaya çıkması için yaratılışında ona verilen emir üzerine hareket eder.. Emir nedir?
Toprak, Harâret, Güneş, SU'yu sana bulan
.: "HAYy ile ortaya çık!." emri..
Kültür. Edebiyat. Müzik. Ân’ane. Târih herşey bunda âmildir.
İnsan
ALLAH’ın SEVgisiyle yaratılmış en güzel mahlûktur. Bu SEVgi hakîki bir kadın ile tezâhür eder, ortaya çıkar. Bu güzellikte olan insanlar anlamadıklarına daha çok inanırlar.
Mânevî Meselelerde hiçbir sisteme girmeden düşünmek lâzımdır. Güya tekâmül için her şeyimiz değişti. Hâlâ da değişiyor.
Bugünkü Türkçe gibi değişen ve başı boş bir dil ile eskiyi kitablarıyla anlatmak imkân hâricine çıkmıştır. Bu dil ile hiç kimse kendi içine inmeye muvaffak olamaz.
Nasihattaki hitabların, kelimelerin yerine varacak
malzemebütün kalmamıştır. Araç gerecinişi değildir bu.
Çok şükür ki kusurlar hatalar koku hâlinde değildir. Eğer koku hâlinde olsaydı birbirimizin yanında duramazdık.
Koku dünyâya, cesede âittir..

Bu günün insanları arasıra kendi kendilerini hatırlıyorlar. O da ne zaman ->söylemekten utanırım.
Hani bâzı yerlerimiz vardır ülkemizde
depremsebebiyle hatırlanır. Yazık!..
ALLAH Kelâmı'nda.:Kul ve hayvan hakkı ile bana gelmeyin!diyor. Bu ne demektir?.
"Âhirete böyle gelmeyin!." demek değildir. Mânâyı, Emri anla!.
Onun içinde bir merhâmet, acıma ve sevgi gizlidir, eşşek!..
İnsanların Rûhî Hamûlesi olan İlâhî tarafı ki buna biz.:
Âdemiyet Tarafıdiyoruz.
Bu hâmule ile temas için şu sözleri bilmek lâzımdır.:

RABB, İlâh, HAKkgibi mübârek lâfızlardır.
RABBu’s-Semâvât,
RABBi’l-Ard,
RABBu’l- Maşrikeyn,
RABBu’l- Mağrıbeyn,
RABBi’r- RAHÎM,
RABBi’l-Felâk,
RABBi’n-Nas,

Lâ İlâhe,
HAKku’l- MÜBÎN. Bunlar nedir?.
Bu lâfızların yerine
ALLAHlâfzı konamaz. O hâlde bunlar nedir?.
ALLAH ile konuşmak için hitab kelimelerini bilmek lâzımdır.
Dikkat son söz şu.:
Mansur.:
Enel HAKkdedi.Ben ALLAH’ım!.demedi.
Bunu hâllet!. Ben söyleyemem!. Söylersem her yer karışır!. Zâten evvelce karışmış!.
Kelâmullah şeklen Arapça'dır. Amma aslen
ALLAH’ça”dır. Bunu bil gaflet etme!.
ALLAH her yerde hazır nâzır değildir. Her şey ALLAHda hazır ve nâzırdır..

İnsanın gözü, aklı kadar görür. Bunu unutma ama kulağı öyle değildir.

Es SEMİ’u’l- BASîR’dir. Es SEMİ’ evvel söylenmiştir.
Gözü görmeyen peygamber gelmiştir. Fakat sağır gelmemiştir ve yoktur!.

ALLAH insana anlama bakımından nüzul ederek ses hâlinde tecellî etmiştir. Bu, insana büyük bir İltifât-ı Rabbânîdir.
Gürültü yapma!.” "sesinizi Nebînin sesinden fazla yükseltmeyiniz." "ALLAH yavaş konuşanları sever."
Bunlar âyet ve kudsî hadisdir. Anla! Budalalık etme! Bâzı lâfa da gücenme!
Ben anlamayana anlatamadığımdan, kendi kendime söylüyorum bunu!..

Bak sana ağzında kemiksiz et parçası DİL var ya onun anatomisini söyleyeyim. Şaşırır kalır insan aklı..
En arka taraf tuzlu. Ortanın aşağısı tatlı-tuzlu. Sol yan tuzlu. Sağ yan acı tuzlu, Dilin ucu tatlı-ekşi. Dil ucu üstü gıdıklanır. Bâzen de kaşınır. Her iki yanak içleri sıcak soğuk hislerini alır, dimağa götürür.
Onun atomlarını hemen dimağdaki bilgisayar cinsi hemen söyleriz. Tuzlu, tatlı, acı, sıcak, soğuk, ekşi, gibi...
İnsanın yapacağı birçok şey vardır. Yapmayacağı birçok şeyler vardır. Onları bilmiyorsunuz!.


23.08.1986, Cumartesi..


Resim

Nasihat : İbret verici ders, tavsiye, ihtar, öğüt.
Nüve.: Çekirdek, asıl, menba.
Mâlûm.: Bilinen, belli olan.
Âmil.: Yapan. İşleyen. Sebep. Vergi tahsiline memur kimse. Mütevelli. Vâli.
Tezâhür.: Meydana çıkma, belirme, görünme. Gösteriş. Birbirini korumak, birbirine arka olmak. Arkalaşmak; yâni birbirine yardım etmek.
Tekâmül.: Kemâl bulma. Olgunlaşma.
Hamûle.: f. Yük. Yük taşıyan nakil vâsıtalarının yükü.
Nâzır.: (C.: Nüzzâr) Nazar eden, bakan. Bir idârenin veya dâirenin umur ve işlerine bakan en büyük memur. Bir işin idâresine memur reis. Kabine âzâlarından herbiri. Nâzır. Vekil. Bakan.
Nüzul.: İniş, inmek, aşağı inmek, konaklamak. Nüzul, felç hastalığı. Hacıların Mina'ya gelip konaklamaları.
İltifat.: Güzel sözle samîmi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek. Dikkat, itina.



Resim

RABBu’s-Semâvât, RABBi’l-Ard.:


قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Resim---"Kâle rabbu's-semâvâti ve'l-ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn(mûkınîne).: Mûsâ cevab verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (îtiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin RABBidir." (Şuarâ 26/28)

RABBu’l- Maşrikeyn, RABBu’l- Mağrıbeyn.:


رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ

Resim---"Rabbu'l-meşrikayni ve rabbu'l-mağribeyn(mağribeyni).: (O,) iki doğunun ve iki batının RABBidir." (Rahmân 55/17)

ER RABBu'R-RAHÎMU celle celâluhu.:
Rahmeti çok olan RABBu'l-Âlemîn.


سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ

Resim---"Selâmun kavlen min rabbi'r-rahîm(rahîmin).: Çok esirgeyen RABB'dan onlara bir de sözlü "Selâm" (vardır)." (Yâsîn 36/58)

RABBi’l-Felâk.:


قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

Resim---"Kul eûzu bi rabbi'l-felak(felakı).: De ki: "Ben ağaran sabahın RABBine sığınırım," (Felak 113/1)

RABBi’n-Nâs.:


قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ

Resim---"Kul eûzu bi rabbi'n-nâs(nâsi): De ki: Sığınırım ben insanların RABB'ine," (Nâs 114/1)

Lâ İlâhe.:


فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ

Resim---"Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestağfir li zenbike ve li'l-mu’minîne ve'l-mu’minât(mû’minâti), vallâhu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum.: Bil ki, ALLAH'tan başka ilâh yoktur. (Habîbim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! ALLAH, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir." (MuhaMMed 47/19)

EL HAKKu'l-MÛBİNU celle celâluhu.:


يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ اللَّهُ دِينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبِينُ

Resim---"Yevme izin yuveffîhimullâhu dînehumu'l-hakka ve ya’lemûne ennallâhe huve'l-hakku'l-mubîn(mubînu).: O gün, ALLAH hak ettikleri cezâyı eksiksiz verecektir ve onlar da ALLAH'ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir." (Nûr 24/25)

فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبِينِ

Resim---"Fe tevekkel alâllâh(alâllâhi), inneke ale'l-hakkı'l-mubîn(mubîni).: Sen, artık ALLAH'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin." (Neml 27/79)

Sesinizi nebînin sesinden fazla yükseltmeyiniz.:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

Resim---"Ya eyyuhellezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savti'n-nebiyyi ve lâ techerû lehu bi'l-kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn(teş’urûne).: Ey îman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir." (Hucurât 49/2)


Resim

ALLAH yavaş konuşanları sever.".:


أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِن نَّجْوَى ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا أَدْنَى مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---"“E lem tere ennellâhe ya’lemu mâ fî’s- semâvâti ve mâ fî’l- ard (ardı), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksere illâ huve me’ahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bi mâ amilû yevme’l- kıyâmeh (kıyâmeti), innellâhe bi kulli şey’in ALÎM (alîmun).: ALLAH'ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini görmedin mi? Üç kişi arasında gizli bir konuşma olmaz ki, onların dördüncüsü O (ALLAH) olmasın. Ve beş kişi (arasında gizli bir konuşma) olmaz ki, onların altıncısı O (ALLAH) olmasın. Ve bundan daha azı veya daha çoğu, nerede olurlarsa olsunlar, mutlaka O (ALLAH), onlarla beraberdir. Sonra kıyâmet günü, yaptıklarını onlara haber verecektir. Muhakkak ki ALLAH; herşeyi en iyi bilendir.” (Mücâdele 58/7)

Âyet-i kerime’de, çeşitli günahları fısıldaşarak konuşanlardan ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e selâm verirken imâ ile konuşup hakaret edenlerden haber verilmektedir..
Mücahid, Katade, İbn-i Zeyd ve Mukatil'e göre bunlar, Yahudilerdir.


Resim---Hazret-i Âişe radıyallahü anhâ diyor ki.: "Yahudilerden bir topluluk Resûlüllah'ın yanına geldi ve.: "Essamü Aleyküm" "Ölüm üzerinize olsun!." dediler. Ben de ne demek istediklerini anladım ve onlara.: "Ve aleykümüssamü ve Lanetü.: Ölum ve lânet de sizin üzerinize olsun!." dedim. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Yavaş ol ey Âişe, ALLAH herşeyde yumuşak davranmayı sever!." dedi. Dedim ki.: "Yâ Resûlullah, söylediklerini işitmedin mi?." Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben de onlara.: "Sizin üzerinize de olsun!." diye cevap verdim.” buyurdu.
(Buharî, K.el-Edeb, bâb.:35; Müslim, K.es-Selâm, bâb:10, HN.:2165.)

Resim---Hazret-i Âişe radıyallahü anhâ diğer bir rivâyette şöyle buyuruyor.: "Yahudiler Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e geldiler ve ona.: "Essamü aleyküm!.: Ölüm üzerinize olsun!" dediler. Ben de onlara.: "Sizin üzerinize olsun, ALLAH size lânet etsin ve gazabına uğratsın!." dedim.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Yavaş ol ya Âişe, yumuşak davran, sert çıkmak ve kaba konuşmaktan kaçın!." dedi. Ben de dedim ki.: "Ne söylediklerini işitmedin mi?" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de.: "Sen de benim onlara ne karşılık verdiğimi işitmedin mi? Benim onlar hakkındaki isteğim kabul edilir. Fakat onların, benim üzerimdeki istekleri kabul edilmez!." buyurdu.
A'meş'den gelen Rivâyette bu âyet-i kerime’nin nüzul sebebinin bu hadise olduğu zikredilmiştir.
(bknz. Müslim, K.es-Selâm, bâb:11, Hadis no: 2165)

Resim---Enes b. Mâlik diyor ki.: "Bir Yahudi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanından geçti ve ona.: "Ölüm üzerine olsun!.” Deyince Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ve aleyke.:Senin üzerine olsun." buyurdu ve sonra dedi ki.: "Bunun ne dediğini anladınız mı? Bu.: "Ölüm üzerine olsun." dedi. Dedik ki.: " Yâ Resûlullah, bunu öldürmeyelim mi?" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Hayır, Ehl-i Kitaptan birisi size selam verdiğinde siz de onlara.: "Sizin üzerinize olsun!." deyin." buyurdu.
(Buharî, K.el-Mürteddîn, bâb: 4.)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

ALLAH Dostu 4
Resim

HER KİME Kİ HAKÎKATİN SIRRINI ÖĞRETTİLER,
=>O KİMSENİN AĞZINI DİKTİLER, MÜHÜRLEDİLER!


Herşeyin yüceliği alçaktadır. Yükseklere bakma!. Böylelikle cüz’üler küll olur.
Her şeyi
HAKk yoluna verirsen HAKk senin yanına gelecektir. Bundan emîn ol!.
Güneşin en yücede, tepede bulunduğu zaman yere dikilen şeyin ne önde gölgesi olur ne de altta, ne sağda, ne solda. Biraz düşün anla...
Hayat fânîdir. Her şey geçicidir. Izdırab insan için olağandır. Bu ızdırabın kaynağı nefsin istekleri ve arzularıdır.
Sevinç ve keder nefsimizden doğar.
Sabır, i’tikâf,
yüceleri düşünmeye dalmaktevekkül, nefsi körletmenin yollarıdır.
Yâni Sabır, İ’tikâf, Tevekkül.

ALLAH kanaat edenleri sever. Kanaat ne demektir?
Lugat mânâsı kısmete râzı olmaktır. Kanaat, fenâ bulmaz yıkılmaz bir hazînedir.
ALLAH bütün mahlûkatın rızkını tekeffül etmiştir.
Er-REZZÂK-ı âlemdir.
Kanaat, evvelâ
ALLAH’ın mevcûdiyetini ve rızık verici olduğunu tasdik etmektir.
Hırsa kapılmak, kanaatkar olmamak bunların hepsini inkâr etmek olur.
Ölüm hayâtın içindedir. Hayat da ölümün içindedir.
Kâinat garib esrârengiz bir kitaptır. Sonsuz, dipsiz derinliklerin gök yüzüne İlâhî hiyeroglif olan yıldızlar bu kitabı yazmıştır.

Ruh perdeli bir ziyâdır, ihmal edilirse kararır ve söner.
Aşkın mukaddes yağını dökersen ölümsüz bir lâmba gibi yanar.
Bugün insanlar korkunç bir teknik kalabalığı ve bilgisizliği içinde yuvarlanıp gidiyorlar.

Ne bilgisizliği?.İnsanın ne olduğunu, kıymetinin ne olduğunu bilmeme gafleti.
Bu sûretle kendi çöküşlerini içlerinde taşımaktadırlar. Bunu hissetmeden, bilmeden seyretmektedirler.
Bir denizaltı, uzaya giden bir füze düşünün, içindekiler korkunç bir teknoloji kalabalığı içindedirler. O âletlere itaat edecekler.
Âletlerin küçük bir bozukluğu ve yanılması içindekilerin sonu demektir. Düşünmek lâzımdır.
Garp diye bağırdığımız Hristiyan Âlemi tetkik edilirse düşüncede adetâ İslâm’dır.
Doğu, İslâm doludur düşüncede âdetâ Hristiyandır.
Tercüme inkılâb olmaz . Herşeyi yıktık.
Suçu üzerimize almazsak
yıkıldıdiyoruz.
Kim yıktı? Başkası mı?. Hayır!.
Dede kültürünün, âile geleneğinin harâbesi önünde şaşkın bakıyoruz. Utanmadan!. Neye baktığımızı da bilmiyoruz.
Suçu birbirimizin üzerine atarak yek diğerimizi tekmesiz tekmeliyoruz.
Edebiyatımıza, mûsikimize, şiirimize, mîmârimize, her türlü sanatımıza, âdetlerimize, sonu gelmez bu saymakla, hattâ hepsini unuttuk...
Onları târif eden hatırlatan kelimeleri bile anlayamıyoruz... Müzelerle, Turizmle, Restorasyonla uğraşıyoruz.
Bir yandan Hristiyanlak Propagandaları, Yahudi Âdetleri, İslâm Kisvesi altında yobazlık, ülkede harp hâlindedir.
Bir zamanlar birbirimizin yüzüne baktığımızda gözlerimizde pırıl pırıl içten gelen bir sevgi vardı. Yek diğerimize hâince bakıyoruz.
Görünen bir vücudda görünmeyen bir kuvvetin bulunduğunu anlamak lâzımdır.
Bunu anladığın zaman kendini anlarsın ve ondan sonra kâinatı tanırsın.
Uyku, Ruyâ, Gaşy, bunlar öteye açılmış üç kapıdır, öteyi bilmezsen mesele yok...

Basit bir nasihat vereyim.:

1-) Kanaatkâr ol!
2-) Yalan kat’iyyen söyleme!
3-) İyi davran!
4-) Yerinde gayret et!
6-) Fenâ düşünme!
7-) Dâimâ sâkin ol! Sinirlenme!
8-.) Çalışmayı her hususda bir ibâdet hâline getir!
Emir ve yasakları tut!.
CeheNNem ve CeNNet, bunları düşünme!.
ALLAH’a bağlan!..

Bunların hülâsası.:

Men arefe nefsehu fakat arefe RABBehu.: NeFSini BİLen/TANIyan =>RABB'ını BİLir/TANIr!.
"RABB’ı BİLen =>NeFSini BİLir!." demiyoruz..
Kabir Azâbının keyfiyetini akıl ile kuşatmak zordur. Amma akla aykırı bir tarafı yoktur.
Zorluk bizim idrâkimizin kısalığından göz ve kulağımızdaki görme ve işitme hislerinin sınırlı olmalarından doğmaktadır.
Öyle yaşa ki, öldüğün zaman çelenk, top arabası düşünme, inanmış insanların omuzları var ya.
Onun için insanların her zaman derdini anlatacağı bir arkadaşı olmalıdır.
Her şeyi
ALLAH’dan iste!.
Şu hadisi de unutma.:

Eğer dilenmenin ne olduğunu bilseydiniz kimseye gidip bir şey isteyemezdiniz”.

05.07.1986


Resim
Cüz’.: Azdan olan. Parçaya âit olan. Biraz. Pek az. Kıymetsiz. Mühim olmayan. Esâsa âit olmayan. Cüz'e âit olan. Külli olmayan.
Küll.: Hep, tüm, bütün. Çok. Cüz'lerden meydana gelen.Bütün cüzlerin şumul ve istiğrak üzere ifâdeleri. (L.R.)
Gaşy.: Gaşş. Örtmek, setretmek.
Gâşiye.: Perde. Örtü. Kıyâmet. Dilenci ve cerrar.
İ’tikâf.: Bir şeye devam etmek. Ist: Bir yere çekilip yalnız ibâdetle meşgûliyet. Husûsan Ramazan’ın son on gününde, mescidlerde ve buna benzer yerlerde kalıp, ibâdet, ilm-i îman ve Kur'an, evrad ve ezkâr gibi ibâdetlerle meşgul olmak. Böyle bir kimseye "Mu'tekif" denir.
Tevekkül.: İşi başkasına ısmarlamak. Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini ALLAH'a bırakmak. ALLAH'tan gelene râzı olmak. Kendine âit vazîfeyi yaptıktan sonra netîcelerini ALLAH'dan istemek. Kadere râzı olmak. HAKK’a güvenmek. Yeis ve kederden uzak olmak. Âcizlik gösterme
Er Rezzâku.: Yaratıklarına tek ve mutlak rızıklarını verici olan ALLAHu Zu’l-CELÂL.
İnkılâb.: Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma. Altüst olma.


Resim
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz.:Men arefe NEFSehu fekad arefe RABBehu.: NEFSinin BİLen =>RABBini BİLirbuyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Dilenmede olan (kötülükleri) bilseydiniz, kimse kimseye birşey istemek için asla gitmezdi!." buyurdu.
(Nesaî, Zekat 83, (5, 94, 95)

Ibnu'l-Firasi'nin anlattığına göre, babası radıyallâhu anh.: "Yâ Rasûlullah! (Ihtiyacımı başkasından) isteyeyim mi?" diye sormuş, Aleyhi’s-salatu ve’s-selâm da.:
"Hayır, isteme! Ancak istemek zorunda kalmışsan, bâri sâlihlerden iste!." buyurmuşlardır.
(Ebu Davud, Zekat 28, (1646); Nesai, Zekat 84, (5, 95)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2786
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen aNKa »

Resim
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

İSLÂM ve EDEB

Benden İnsanın bir portresini istediniz. Güzel resim yapamam ama kelimelerden bir resim yapacağım. Bunu seyrederseniz İnsanın ne olduğunu anlarsınız.
Nûr yüzlü, alnı açık, tertemiz, her türlü illet ve hastalıktan sâlim, kalbinde Nûr-u Muhammedî bulunan 35-40 yaşlarında Kâmil bir insânı gözünüzün önüne getiriniz.
Bu zekî gencin yanına, saçları beyazlamış nûrânî yüzü ile ihtiyarlık nüshasını koyunuz. Bu ikisinin arasına hârikulâde sevimli, helâl süt emmiş güzelim çocukluk nüshasını ilâve ediniz.
Üçünü el ele veriniz!. Çocukluk. Gençlik, ihtiyarlık!.
Bu üç çağın hepsi birden Hakîkî İslâm tipidir.

Şimdi bu insânı Nûr-u Rasûlullah ile yıkayınız, içini ALLAH ile doldurunuz.
İşte Ahsen-i Takvîm yaratılan insânın portresi budur.
Bu insânla biraz konuşalım!.
Bu insân; yalan bilmez, gıybet yapmaz, hasedi yoktur, ölümden korkmaz, herkese kardeş nazarı ile bakar.
Hayvanlara kadar şefkat gösterir.
Hiddet bilmez. Sabır kanaat zırhına bürünmüştür.
Bu gibi insânlar Rûh Fâtihleridir.
Bunların iki büklüm hallerine, sarı benizlerine, derin tevazu’larına rağmen, onları insânlar üstüne çıkaran kuvvet at şeklindedir.
Fakat bu at göze görünmez. Bu atın timsâli =>Rasûlu İlliyyîne götüren BURAKtır.
Bu AT'a binmeye namzet olan; niçin, neden olduğunu lâkırdılarını da bilmez. Bunları bir sürü boş lâflarla îzâha kalkmaz..
Kader başa geldiği zaman, gönderene kafa tutmaz.
Bildiği tek birşey vardır=>Başım üstüne hoş geldin, sefâlar getirdin.
Bu gibilerin ibâdetlerinde; riyâ, bütün işlerinde yalan, mîdelerinde haram kat’iyyen yoktur!.
Böyle bir kimseyi; kimse ürkütemez, korkutamaz, sarsamaz!.
Hattâ ne cin tâifesi ne de insân, ne yer haşeresi, ne de yırtıcı hayvan. Hiç bir mahlûk ona dokunamaz!.

Bu yolda yürüyenlerde, kat’iyyen yalan yoktur.
Bunlardan ne denizdeki balık, ne de uçan kuş bile kaçmaz!. Sokulur yanına kırk yıllık dostmuş gibi.
Bu gibi insanlar, felâket karşısında bir ÂNlık sabırları için Velî olmuşlardır.
Bu günün Dünyâsında müslümanın dostu ALLAH ile aynı sayıdadır. Bu ismi, sedef içinde inci gibi sakla.
Bir damla SU bir şey ifâde etmez. Fakat bir kaya kovuğuna girip dönerse kayayı çatlatır!. Buhar olursa bir gemiyi yürütür!.
Hakîki İman Sâhiblerinin sözünden, işinden, işâretinden sakınmak gerek!. Çünkü onlar HAKk’la konuşur, HAKk’la hareket ederler!.
Sözleri kâinatı yerinden oynatır. Küçük bir yüz buruşturması insânı ömür boyunca süründürür.
Böyle insân, bir bakışla uçan kuşu yere serer!. Sözü ile kitleleri coşturur!.
Çıkar yoluna sapanın ömrünü harab eden bir Velîyi düşün!.
Hele bir ALLAH Dostu’nu an!.
Belki uzaktan kulağına bir ses gelir.
Belki rûha İlâhî Bir Nefes erişir.
Belki gönül gönüle Nûr Âlemi’nde bir pencere açılır.
Bilinmez!. Olur ki, bir ÂN sonra sen de birALLAH Dostu OLursun!.

"İçinde ALLAH zikredilen ev diri, ALLAH zikrolunmayan ev ölü gibidir!.” buyurmuştur Rasûlullah..

Bu Dünyâ fânidir. Bekâsı ALLAH Rızâsıdır. Bâki kalacak, ALLAH Muhabbetidir.
Geçen günlere, MÂZİye sâhib çıkamazsın, İSTİKBÂL ma'lûm değil, HÂLinden memnun OL!.
Dünyâda küfrün, zulmün netîcesi yoktur!.
En keskin ATEŞin sonu KÜLdür!.
Bu dünyâ, bu âlem; Dayanma Pazarıdır Darılma Pazarı değil!.
ALLAH’ın mahlûkatına hakâret nazarı ile bakma, kimseye noksan nazarı ile bakma. Baktıklarına merhâmetle bak!.
Kimseye dünyâ için tevâzu’ etme. Tevâzû’nuz ALLAH için olsun!.
MuhaMMed’in Güneşi'ne karşı Kalb Pencereni açık tut, kapama, karanlıkta kalırsın!.
İyi insânların DUÂsını al! Şüphede olma ayık ol!.
Bu sözleri ölüm ÂNına bırakmayınız!.
Kıldığın namazda huzur bulamıyorsan bunda haram lokmanın payı çoktur!.
İlâhî Mıknatıs =>Her insânı çeker yeter ki sen çekilecek nesne ol!.

İçin riyâ, hased, dedikodu, haram ile dolu olursa, mıknatıs her an mevcud fakat sen çekilme hassanı kaybettin demektir!. Kabul edilmez değil, ALLAH’ın huzûruna bu şekilde kabul edilemezsin!.
Cesedin utandığı için senin haberin olmadan götürmüyor demektir. İşte bu anlaşamamazlığın içindeki boşluk ŞeytÂN dediğindir.
ALLAH’ı ananların yanına ŞeytÂN sokulmaz!. Abdestli olanın yanına yaklaşamaz!.
Kabahatleri, gafletleri başkasına yükleme!.
ALLAH.: ”Kulum yine utanmasın, belki tövbe edip kendini yıkar.” diye, büyük hayâsından dolayı araya ŞeytÂNı sokar.. Temizlendikten sonra gelsin diye...
ŞeytÂN zâten uzak kalmışların SIRRıdır.
Uzak kalmak =>Yanaşma edeb ve temizliğine henüz varmamış olmandandır..
Kul ALLAH’dan râzı olmalıdır. ALLAH kulundan dâimâ râzıdır..
Doğruyu bulma arzusu arttıkça gaflet azalır.
Bunun içindir ki ibâdetlerde uyku azalır.
Meleklerde bundan dolayı uyku yoktur.
Uyku gaflettendir ve bir noksandır.
Hayır işler ayık ve uyanık olmadadır.
Şer işler gaflette toplanmıştır.
Zâhiri uykudan kurtulmak için az yemeli, az içmeli!.
Çok yeme içende de uyku çoktur!.
Çok yiyenler rahat ibâdet yapamazlar. Oruca dayanamazlar!.
Bilhassa haram yiyenler tam gaflet içindedirler. Haramın azı da çok sayılır.
Kısmette olmayan bir şeyin ardına düşmek büyük bir yüktür, Dünyâ Azâbı da budur. En büyük dert, imkânsız şeylerle uğraşmaktır.
Kısmetine yazılı bir şeyi istemek de ayrı bir görgüsüzlüktür. Daha doğrusu hırstır!.
İbâdet ve kulluk yönünden incelenecek olursa buna şirk demek de olur.
İhlâs Sâhibi kulluk hakkını ödemeye bakar. Ötesini Efendisi’ne bırakır.
Bir kimsenin kalbinde yalnız maddî taraf varsa o, zâhid değildir.
Belâ gelince sızlanmak, zarar görünce ağlamak, hafif bir musîbet karşısında kızmak, bunların içinde nefsin isteği gizlidir!.
Bunların hepsi insânı dünyâya bağlar. Bu bağlanış “ölmeyeceğim!.” der gibi hâldir. Bu hâlin değeri bir nohut kadar bile olsa, Dünyâ Sevgisini gönülden sökmek lâzımdır.
Asıl rahatlık bundan sonra başlar. Kalbinden sıkıntı kalkar.
Dertlerin hepsi Dünyâyı sevmekle başlar.
Yaşlandıkça zevk azalır, insânlar bunu hisseder, o zaman ibâdete kendini verir.
Dünya sıkıntısı çoğaldıkça, ALLAH’a karşı bir perde çıkar.
Âhiret ni’metlerini de kalbinden çıkaracaksın!.
ALLAH rızâsını istiyorsan, yaptığın amelin Öbür Âlem’de mükâfatını istemeyeceksin!. Yapılan işlerin neticesi mükâfatsız kalmaz. Bu hâlde onları düşünmek kibir olur!.
”Acaba olur mu?” sözünde şüphe gizlidir.
İşte bu nokta da huzur ile azâb yolunun kavşak noktasıdır. Bu noktada milyonlarca insân yuvarlanır gider. ALLAH’ın âdeti budur.
Nefse uyarak yenilenler haramdır.
Kur’ÂN ve Hadise göre mubahtır.
Haram ile Helâl arasında kalanların ne işlenmesinde sevâb, ne terkinde azâb vardır. Emirle olur bunlar.
Herhangi bir iş yapmak için rûhî bir emir beklerler.
Fakat bu herkeste olmaz. Yalnız Velîlerde olur.
Burada emir, işâret beklemek yoktur, irâdeden soyunmuşlardır. Kadere tâbi’ insânlardır.
ALLAH’ın Fazl ve İhsânı ile iş görürler!.
Kendi şahısları için ne iyilik düşünürler, ne kötülük.
Bunları Kader Eli çevirir. Kader yardımlarına koşar.
Bu büyük bir iştir. Sözle anlatılmasına imkân yoktur.
Bunların zamanları, hâlleri çok gariptir. Bâzen ağırlık duyarlar, bağırırlar!.
Fâkirlik zenginlik bunlar için bir mesele değildir.
Bâzen de dillenirler, ömürleri çok garip hâdiselerle doludur.
ALLAH kudsîyetlerini artırsın onların. Bunlar SÂLİHLerdir..

Bunların bir kısmı vardır tamâmıyla kapalıdır.
Onları Velîler bile anlayamazlar, örtülüdür.
ALLAH'dan başka kimse onları bilemez.
ALLAH'dan o’na bir meslek nâsib edilmiştir. Onun içine kendini gizlemiştir.
Sen ben gibi cemiyet içinde yaşarlar.
Kimseye hor gözle bakma!.
Burada sözle söylenmesi gerekmeyen kokular vardır, kokular vardır...
”ALLAH her şeye Kâdir'dir” âyetini hatırla, bütün Mânevî Hâller saklıdır. ALLAH Dostu bunları saklamaya mecburdur.
Saklanması lâzım gelen şeylere ”Kabz” denir.
Kaderle hareket ederse ”Bast” serbest hâlidir.
Kerâmeti saklamak zorundadır.
Kaderde saklayacak bir şey yoktur. Olacak iş kendiliğinden olur.
İrâde-i İlâhîyeye râci’ ve tâbi’ hareket eden bir kimsenin kaderden haberi yoktur.
Kendinden bir kerâmet çıkarsa farkında değildir.
Bunu da saklayacak. Çünkü iyi görünenin sonu fenâ olabilir.
Velî ALLAH’ın himâyesindedir.
ŞeytÂN ona yaklaşamaz, meclisine bile gelemez!.
Onun yanında en korkunç ve tehlikeli zamanlarda sen de bulunursan onun görülmeyen İlâhî Muhafaza Şemsiyesi altına girmiş olursun.
Eğer bir derdin varsa, ALLAH istemedikten sonra kimse şifâ veremez.
"Derdi ALLAH verdi şifâyı kul verir!” deme!.
Derdi verenALLAH Şifâ sebebini de veren O’dur.
Onlar =>HAKk’a koşan kimselerdir. O’nun mülküne ortak yoktur, O’nun izni olmadan iyilik ve kötülük olmaz.
Zorla sabır iyi bir şey değildir. Sabırlı olmak lâzımdır.
Şer geldi ama, sen bunun ALLAH’tan geldiğini bildin, bildiğin hâlde edeb göster üzerine al!. O’na yükleme!. Gizle!.
”Ben nefsime zulmettim” dedi Hz Âdem.. Al!. Ona yükleme gizle!.
Hz. Âdem ŞeytÂN’ın ALLAH tarafından kendini kandırılmaya gönderildiğini bildiği hâlde, ALLAH’ın bu hikmetini sakladı..
Bu işi kendi üzerine aldı!.
”Ben, nefsime zulmettim!. dedi. Ve onun için DUÂsı kabul olup, cennete namzed seçildi.
Bir vücud için KALB ne ise, îman sâhibi için de SABIR odur.
”Sabır, îmanın hepsidir.” buyurmuştur, Rasûlullah...
Şükür, nîmeti saklama kabıdır.
Mü’min, ALLAH’ın emirlerine göre hareket eder.
Velî =>Fenâfillah Kadere uyarak hareket eder, kader Kudret Eliyle hareket eder, haberi yoktur!.
ALLAH Gayyûr'dur. Kulun, KENDİ’nden başkasını sevmesini istemez!.
Çok dikkatli olmak gerek!. DUÂn kabul olmadı diye ALLAH’a mı darılacaksın!.
"DUÂ edin vereyim!.” diyor. Sonra da vermiyor!.” Bu sözler hatâdır.
ALLAH kimseye zulmetmez. Bütün mülk O’nundur.
Zulmü ancak başkasının hakkına tecâvüz vâki’ oluncadır.
DUÂ kibri kırar. Kabul olunmazsa kaderinde yok demektir. Âhirette başka mükâfatlar verilir...
Sen kaderinde olup olmadığını bilemezsin.
Kalb gözün açıldı mı fazîlet kapılarını baş gözüyle görmeye başlarsın. O zaman baş gözün maddî göz değil, Kalb Gözündür. Yakîn Nûru’dur.
Bu NÛR, İç Âlem parladıktan sonra dışa vurur.
Bu sözler onun tam bir “VeLî” olduğunun delîli sayılır.
Kendiliğinden konuşmaz. Bir tecellî almıştır. Kaderle hareket eder..

Gönlü gözü tok olan ALLAH YoLu’nun Yolcuları ile sohbete devam!. Onlara karşı mütevâzı' ol!
Fâkirle sohbet et ALLAH Dostlarına hizmet et!. Senden aşağılar ile çekişme, küçük düşersin!
Üstün kimselerle uğraşma gücünü boş yere sarf etmiş olursun.
Kendin gibilerle itişme mağrur sayılırsın.
Hatâ etmek bir şey değildir. Hatâ ettiğini unutmak kötüdür!.
Hased, insânı kötülüğe değil, iyileri kötülemeye götürür.
Kuvvetin, zayıflıktan çok desteğe ihtiyacı vardır.
Tüy zayıftır. Uzun zaman düşmeden havada kalır.
Dededen intikal etmiş nelerimiz varsa hepsini istihfaf etmek, Câhil Devrimciler’le, Batıcılarımız için âdetâ bir kânun hükmünü almıştır. Dedelerimiz 9. ve 10. asırlarda İslâmiyeti kabul ettiklerine göre Türk’ün İslâmlığı bin seneyi geçmiyor demektir..
Dedelerimizin canını fedâ ettiği DÎN’e bugün birçok sapıklar “Çöl Dîni, Aziz Kur’ÂN-ı Kerim’e ->Çöl Kânunu!.” diyerek, çöldeki yaşayan hayvanları bile utandıracak bir dereceye düşmektedirler!.
Bunları söyleyen Câhil Garp Hayvanlarıdır.
Beni Âdem, Âdemoğulları, Nâs =>İnsân cinsi insânlardır.
“Âlemler, bütün beşerîyyet olarak Kur’ÂN'da zikredilir.” şeklinde insânlıktan bahsedilmektedir.
İslâmiyet'te renk, ırk ve millet farkı olmamasının sebebi de herşeyden evvel onun ÂLEM ŞÜMUL bir DÎN olmasındandır..
“BİZ, SENi âlemlere Rahmet olarak gönderdik!.
Bütün Kur'ÂN-ı Kerîm’de konuşan ALLAH’tır.
Peygamber Efendimiz ise, vahyin tebliğine vâsıta olmuştur.
Ondört asır geçmiş olmasına rağmen Hazreti Rasûl, zamânımızda da Günün Adamı'dır.
İnsan âyet okuduğu zaman kendisi konuşmuyor.
Dikkat edin!. ALLAH konuşuyor!.
Vahiy Makinesi olursun, Rasûlullah yerine geçiyorsun!.
Bu lakırdılardan anlayanların ne kadar temiz ve ne kadar büyük bir edeb içinde olmaları lâzım geldiğini düşününüz!.

Bu sıraya girmek için size İslâmî bir Hikâye anlatacağım.:
Hikâyenin ismini de sözüm biterken söyleyeceğim…
Küçük çocuk henüz =>Yaradan’a karşı gelmemiştir. Çocuğa hürmet et!.
Büyük için de =>Bu benden yaşlıdır, benden daha çok ibâdet etmiştir...
Âlimi görürsen =>Bu âlimdir, benim bilmediğimi biliyor, bana verilmeyen ona verilmiştir. Onun bildiğini ben bilmiyorum!.
Câhili görürsen =>O bilmeyerek günah işliyor, ben bilerek yapıyorum!.
Kâhinle konuşursan =>Belki dîne gelir, îmanlı olur. Belki ben de günahlarımın yüzünden îmansız gidebilirim. Sonumuzun ne olduğu bilinmez!.
İşte bu tevâzu’ denilen haslettir.
Birçokları tevâzu’ içinde olduklarını sanırlar.
Ama onları İslâm Laboratuvarında tahlil ederseniz, hepsinin hayırsız dalkavuk oldukları meydana çıkar.
Hikâyenin ismi =>“İslâm Tevâzu’u”dur..


Resim

Edeb.: Terbiye. Kavlen, fiilen insânlara lütuf ile muâmele etmek. Güzel ahlâk. Usluluk. Hayâ. Ist: Sünnet-i Rasûl'e sallallâhu aleyhi ve selleme uygun hareket etmek. Utanılacak şeylerden insânı koruyan meleke; Kuvve-i Râsiha-i Nefsiye. Edebiyat ve ondan bahseden ilim.
Kâmil.: (Kemâl. den) Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemâlde olan, kusursuz. Kemâl ve fazîlet sâhibi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in de bir vasfıdır. Yaşını başını almış, terbiyeli ve görgülü kimse. Âlim, bilgin kişi.
Raci’.: (Rücu. dan) Geri dönen, ric'at eden. Dâir, âid, alâkası olan, dokunur olan, müteallik. Gr: Bir şahıstan kinâye olan zamir.
Himâye.: Koruma. Korunma. Muzır şeylerden muhafaza etme.
Gayyur.: Hamiyetli. Çok çalışkan. Dayanıklı. Çok gayretli. Kıskanç
Kabz.: Tutmak. Ele almak. Kavramak. Almak. Tahsil etmek. Teslim almak. Amelde zorluk çekmek. Kuşun süratle uçması. Mülk.
Bast.: Genişlemek, açmak, yaymak. Bir şeye el uzâtmak. Sevindirmek. Bir mecliste hayâ sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak. Özür kabul etmek. Kaplamak. Tas.: ALLAHın cemâl tecellisiyle kalbin sükûn ve huzur içinde ferahlaması. (Mukabili.: "Kabz"dır.)
İstihfaf.: Küçük ve aşağı görmek, küçümsemek, tahkir ve tahfif etmek.
İllet.: (İllet) Esas sebeb. Vesîle. Hastalık, maraz, dert, sakatlık. Mûcib, maksad, gâye.
Nüsha.: (c.: Nüsah) Yazılı şey. Yazılı bir şeyden çıkarılan sûret. Muska, duâlı kâğıt. Gazete ve dergilerde (sayı).
Haşere.: Yabânî arı, böcek, akrep ve yılan gibi zararlı mahluk.
Râci’.: (Rücu'. dan) Geri dönen, ric'at eden. Dâir, âid, alâkası olan, dokunur olan, müteallik. Gr: Bir şahıstan kinâye olan zamir.
Tâbi’.: Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhi's-salâtu ve's-selâm'ı görmüş olanları, ashâbını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
yakîN.: Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek.


Resim

إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
"İlellahi merciukum ve huve alâ kulli şey'in kadir.: Dönüşünüz yalnız ALLAH'adır. O, her şeye kâdirdir.”
(Hûd 11/4)

قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
"Kala rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve il lem tağfir lenâ ve terhamna lenekûnenne mine'l-hasirin.: (Âdem ile eşi) dediler ki: Ey RABBimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A’râf 7/23)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
“Ve mâ erselnâke illa rahmeten li'l-âlemin.: (Rasûlum!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

Resim

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: İçerisinde ALLAH zikredilen evlerin misâli ile içerisinde ALLAH zikredilmeyen evlerin misâli, diri ile ölünün misâli gibidir.” buyurdu.
(Ebû Musâ radıyallâhu anh’dan; Buhârî, Daavât 66; Müslim, Salâtu'l-Musâfirin 211, (779)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: “Sabır îmânın yarısı, yakîn ise îmânın tümüdür.” buyurdu.
(Alkame radiyallâhu anh'dan; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'de.)
[/b]
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

OSMANLI TÜRK VAKIFLARI..

Dünyâ'da hiçbir ülkede eşi olmayan ve medeniyetimize tâc giydirecek mâhiyette bir müessesedir. Maalesef bugün bize kelime olarak Dede Yadigârı kalmıştır. Dedelerimizin fethettikleri yerler, topraklar, bir iki asır içinde hepsi vakıf hâline gelmiştir.
Körlere, Yetim kızlara, Fâkir talebelere, Kuşlara yuva ve yemlik. Timur felâketine uğrayan Sivas’lılara tuz tazmînatı, saymakla bitmez.
Hayran olmamak mümkün değil Bir daha eşi de gelmez!.
Vakıf değiştirilemez. ALLAH’ın emri gibidir. Mal gâyesi dışında kullanılamaz.
Haseki Sultan Vakfı bugün talebe yurdu oldu, modern hâle getirildi. Daha çok var. Bu hâli anlatacak kelime mevcud değildir.
Şimdi de birçok vakıflar kuruluyor. Bunların o vakıflarla alâkası yoktur. Fakat eski vakıfları tahsis vardır. Bu, O vakfı yapanın rûhuna tükürmektir. Kemiklerini mezardan çıkarıp tahkir etmektir.
Vakıflar hep şahsîdir. Kollektif, Anonim, Şirket hâlinde olmaz.
Tayyâre vakfı, Tayyâre Yurdu Vakfı, Diyânet Vakfı, Koç Şirketi Vakfı, Sabancı Topluluğu Vakfı, bilmem ne vakfı, bunlar olmaz!.
Amma oluyor, kiii sürüler hâlinde... Vakıf devrindeyiz!.
Bâri uydurma dil yapanlar kuruluşu, şu
vakıfkelimesine bir de yeni uydurma Türkçe kelime bulsa da üzüntüden kurtulsak!.
Vakıflar yapılırken =>Bu vakfı bozanlara, Değiştirenlere, Menfaat temin edenlere LÂNEt ve DED-DUÂ edilmiştir!.

Gidin, Vakıfların Arşivlerini okuyun. Zîra, bugün söze inanma yoktur.
Muhakkak bir yerde iki satır yazı görmek vardır. Zîrai insanlar î'timat ve doğruluğu kaybetmişlerdir.
Bu aramaları da sanki kendilerinin doğru ve temiz olduklarını zannettiklerindendir.

Utanmaktanutanan bir devirdeyiz!.
"Utanma nedir ki?." diyor, ömründe yüzü kızarmamış!.
Utanmayı utanç sayan bir sürü. Bak görürsün. Hem de gözünle!.
Bu kelime, utanma
Hicâbkelimesi utanarak lûgat kitaplarında gizlenmiştir.
Garip
Yeni sözlüklûgatlarda yok. isterseniz arayın!.
Mâlum ya söze inanmamak devrindeyiz...
Utanma korku mudur bilinmez!. Elde olmayan
ALLAH’ın verdiği en Mukaddes duygu ve İlâhî bir haslettir!. Dağ Yürekli Dedelerimizden, nesilden nesile intikal eden bu duyguyu îzah edemeyiz!.
Bu duygular insanlardan uzaklaştı!. Sebep, o İlâhî Hasletin bilinmeyen merkezini taşıyacak temiz cesed kalmadı...

Utanmazdiye bir şey yok artık!..
Bunu okuyan.:
"Evet doğrudur!."
"Ne biçim yazıyor deli mi bu adam câhil adam, nasıl olmazmış?." gibi laf ve düşünce sâhibi olanlar çıkacaktır, muhakkak...
Onlara cevâbım yok!.
Yalnız;
Gülerim o topallara kii rakkâselerle alay ederler.
Gülerim o kekemelere kii hâtiplerle konuşma ve belâgat yarışına çıkarlar.
Âlimim diyerek ansiklopedik ma’lûmatı bilgi diye satanlar. Ne yaptıklarını bilmiyorlar.
Kim bu işi bilmeden yapanlar?.
Onlara çocukça bir tekerleme ile ne halt ettiklerini söyleyim.:

Değirmene girdi köpek.
Kepek yedi köpek.
Köpek yedi kepek,
Köpekle kepek!..
Değirmen!.

Bunu düşün!. Ne demek istediğimizi anlarsın!.

Biraz daha konuşalım!.
Doların üstünde.:

"ALLAH’a i'timadımız vardır." yazılıdır. Bu, basit gibi görünen mühim bir şeydir!.
"Lafer Doktrini veya münhanisi" diye Amerikalılarda konulmuş iktisâdî bir prensip vardır:
"Bir devlette VERgi %100 ise o memlekette MİLLEt yoktur!. Çalışma ve kazanç mevhumu ortadan kalkar.!
Bir devlette VERgi yoksa DEVLEt diye bir şey yoktur!."


Bu muvâzeneyi temin için =>İslâm’da bir Zekât Müessesesi vardır. Bu Lafer Çizgisini muvâzene hâlinde tutan büyük İlâhî bir Prensiptir. Zekât müessesesi 1400 sene evvel kurulmuştur. Enflasyon ->bunun doğru veya yanlış dalgalanmasıdır.
Zekât Müessesesi, Rasûlu Ekrem zamanında ve onu müteakib Hulefâ-i Râşidin zamânında
"Beytu’l-Mâl" [color=#8008000]İsminde devletin bir Hazînesi vardı. Buradan millet için harcanır ve fakirlere yardım yapılırdı.

"Beytu’l- Mâl"den, fâkirin kimseye minnet altında kalmaması için devlet tarafından her türlü yardım yapılırdı..
Asırlar geçtikçe bu müesseseyi takviye ve dejenere olmasın diye =>Akârat, İmâret, Kânun ve sıkı Kâidelere bağlı
"Vakıflar" kuruldu.
Câmiler, Kervansaraylar, Hanlar, Hamamlar, Misâfirhâneler, Şifâhâneler, Mektebler, Yetimhâneler, Zekâtın ve yardımın fâkirde minnet hissini zedelememek için zenginin kurduğu en Mukaddes İslâmî Yardım Müesseseleridir.
Başka milletlerde bu teşkîlat yoktur. Bizde de koyb olmuştur!.
Onların bıraktıkları ile turist cezbediyoruz ve döviz kazanıyoruz!.


16.01.1984, Pazartesi


Resim

Vakıf.: Bir kimseyi veya bir şeyi alıkoymak, durdurmak. Kımıldatmamak. Hareketten fâriğ olmak, imsak etmek. Hapsetmek. Aslâ satılmamak, başka şeye tebdil olunmamak şartı ile bir mülkü ALLAH Yoluna vermek. Menfaatı hayır nevilerinden birisine âit olmak üzere bir mülkü ilelebed vermek..
Vakıf.: Aslâ satılmamak, başka şeye tebdil olunmamak şartı ile bir mülkü ALLAH Yoluna vermek. Menfaatı hayır nevilerinden birisine âit olmak üzere bir mülkü ilelebed vermek..
Tahkir.: Hakâret etmek. Hor görmek. Küçük görmek. Aşağı ve alçak addetmek.
Hicâb.: Perde. Örtü. Hâil. Utanma. Kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilmek. Men'etmek. ALLAH ile kul arasındaki perde. Setretmek. Gizlemek.
İntikal.: Bir yerden bir yere nakletmek. Tebdîl-i Mekân etmek. Göçmek, geçmek. Sirâyet. Bulaşmak. Bir şeyin mîras olarak kalması. Bir mes'eleden diğer bir husûsu veyâ netîceyi anlamak.
Rakkâse.: Oynayıp dans eden kadın.
Münhani.: Eğri, kamburlu, eğilen, eğrilen. Beli bükülmüş yaşlı kişi.
Muvâzene.: Ölçmek. Denk olup olmadığını bilmek için tartmak, ölçmek. Düşünmek. İki şeyin vezince birbirine denk olması. Uygunluk.
Müteakib.: Sıra ile, birbiri arkasından gelen.
Akârat.: (Akar. c.) Gelir getiren yapılar ve mallar.
İmârat.: (İmaret. c.) İmâretler, genel aşevleri.
Hulefâyı Râşidîn.: En ileri sahâbeden ilk dört halîfe. (Bak: Çâryâr)
Çâryâr.: (Çehar Yâr-ı Güzîn)Dört dost. (Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (R.A.) lerin nâmları.) Dört Halîfe, Hulefâ-i Erbaa veyâ Ashâb-ı Güzîn diye de ihtiramla anılırlar.
Beytu’l- mâl . (Beytu’l mâl) İlk defa Hz. Muhammed (aleyhisselâm) tarafından kurulan ve gelir kaynaklarıyla sarfiyat yerleri şer'î olarak tâyin edilmiş İslâm devletinin Mâliye hazînesi. Gelir Kaynakları:
1-) Zekât ve sadakalar.
2-) Ganîmetler.
3-) Fey=Zekât ve ganîmet dışında kalan ve Beytu’l Mâle âit olan mallar.
Beytu’l mâlden yapılan harcamalar şu kimseleri ihtiva eder.:
1-) Fâkirler ve miskinler.
2-) Zekât memurları.
3-) Borçlular.
4-) Yolda kalmış olanlar ve garibler.
5-) Azâd etmek üzere köle satın alanlar.
6-) ALLAH Yolunda cihad edenler.
7-) İslâm’a ısındırmak ve yakınlaştırmak için gönlü hoş tutulması gerekenler.
Minnet.: İyiliğe karşı duyulan şükür hissi. Birisine iyilik etmek. Yapılan iyilikleri sayarak başa kakmak.
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

SUSUZ ÇEŞMELER!...

ÇEŞMELER.. Bir zamanlar şerbet akardı, bu çeşmelerde.
Bâb-ı Meşihat Salnâmesinde; 1900-1904 senelerinde yapılan İstanbul’daki sayımda;
Saray, Şehir içi, Konak ve Evlerde, Yalı Köşklerde:

15000 adet Suyu akar çeşme.
1975 adet Şadırvan.
2186 adet Hayvan SU içme yalağı.
200 adet Devamlı bedava içecek SU dağıtan sebil.
9735 adet SUyu olmayan senitlere SU taşıyan saka.


Hünkâr SUyu : Fâtih zamânında, muhasarada Deryâ Ali Baba'nın çıkardığı su.
Terkos SUyu: Kânûnî Süleyman zamânında.
Hamîdiye Suyu: Abdülhamid Han tarafından inşa edilmiştir..
Sultan Ahmed’de: Üçüncü Ahmed Çeşmesi..
Fatih’de : Nevşehirli İbrahim Paşa Çeşmesi. Nakşidi Sultan Çeşmesi.
Galata’da: Berekzâde Çeşmesi. Azab Kapı Çeşmesi.
Gedik Paşa’da: Şevki Nihal Usta Çeşmesi.
Kadırga’da: Esmâ Sultan Çeşmesi.
Aksaray’da : Kethüda Halil Efendi Çeşmesi.
Beykoz’da: İshak paşa çeşmesi
Koska’da : Mihrimah Sultan Çeşmesi...

Daha yüzlerce var. Sayarsak üzüntümüz fazlalaşır..
Hepisi kuru, SUyu akmaz. Muslukları kırık. Mermerleri parçalanmış. Yalakları çöp kutusu hâlinde….
Anlaşılmaz bir nankörlük ve ihmal diyelim buna. Utanmıyoruz!..


ALLAH rızâsına vâsıtasız varmak arzusu şiddet ve sevgisinden SU vermede ecir vardır, Rasûl’un müjdesinin verdiği edebden dolayı yurdumuzda, sebiller, çeşmeler adetâ yerden biter gibi ortaya çıkmıştır.
Bu güzel gelenek İslâm Türk diyârından fışkırmıştır. Dünyânın hiçbir yerinde yoktur.
Bu gün bu güzel haslet ve âdet bâzı aylarda kırık bir testi ve maşrabaya kadar düşmüş ve daralmıştır.

ALLAH’ın her şeyi yarattığıSUüç, beş ipsiz sakanın elinde olduktan sonra SU da çekilecek, her taraf çöle dönecektir. Bu kehânet değildir…
İnsanın mübârek SUya yaptığı hakâret tam kemâle ermiştir.
Ne demek bu, dinle hele.:
SUyu içkiye çevirdiler... Tahsis ettiler...
Süte SU kattılar... Kendi menfaatleri için SUyu haram için kullandılar...


Her güzel şeyin bir sonu vardırderler, öyle görünür hüküm verilirse deHayır!.O güzel daha güzelleşmiştir.
Onu göremediğimizden o güzellik geçmiştir zannederiz...
"Çeşme" kelimesi aslında Farsça bir kelimedir. Göz yaşı akan pınar mânâsınadır.
Bu gün bunlar kurumuştur. Bütün asâletiyle taş kesilmiştir. Sizi üzdüğümden özür dilerim...
Çeşme, testi başka milletlerde yoktur.
Testi.: Türk hasletinin ince, mânevî sır taşıyan bir îcâdıdır, topraktan yapılır.
Bu gün testi kullanılmaz!. Aman dikkat et!. Neye?.
Anlamadınızsa sözümü geri aldım. Bu iş münâkaşa götürmez!.

Testiden SU içmede İlâhî Tecellîye ta’zim ve hürmet gizlidir. Herkesin bildiği, fakat çok ender insanların hikmet ve sebebini bildiği testi, toprak küp, çömlek, göveç, tahta kaşık, tahta kâse , külek...
Testi ve Tahta Kaşık, bu gün kıymeti sıfır olan, hor görülen, bu nesnelerdeki mânevî kıymeti bir bilseniz.

"Ne kadar isterdim bilmenizi" Fakat tatbik edemiyeceginizi bildiğimden susarım..
Hem bugünkü konfor devrinde testi ve tahta kaşık size birsey ifâde etmediği gibi o iki mübârek, büyük mânevî bir sır saklayan testi ve kaşık nazarında siz de hiç bir şey ne temsil ve ne de ifâde edersiniz..

SU ile abdest almada niyet yoktur. Teyemmümde
topraklaabdest almada niyet vardır.
Sebep ve niçin? Nedir?ç

"Oruç dilsiz bir vücud duâsıdır. Namaz, insan vücûdunu unutup rûhun hâkim olduğu bir vaziyettir.Bu târifi unutma…
Oruçta niyet vardır. Niçin sebep nedir?.
Oruçda dil ile ikrar, cesed ile tasdik vardır.
Ondan ötürü niyet lâzımdır. Bu ne demektir?.
Oruçda niyet dil ile
Oruç tutmağaher günkü oruç için niyet lâzımdır.
Bir şey yememek içmemekcesed ile tasdik olur.
Serbest olan nefsi, cesedî ve rûhî arzulardan uzaklaştırmak, nefsin cesed ve ruh ile alâkasını kesmek...
Peki niyet bir nevi söz vermektir. Kime hitaptır bu söz verme.
Ondan dolayı verilen bu söz bozulursa
60gün kefâret orucu lâzım gelir, ve ara vermeden60gün...
Her gün için
60gündür.
Kefâret Orucu bir cezâ değildir. Bir nevi tövbedir. Bu lâfa çok dikkat et!
Oruca niyet edip de tutarken hiç bir özür yokken irâde hâricinde olmayan bir sebepten orucu bozmak.
Yemek, içmek, seks, oruçlu iken adam öldürmek, hayvan öldürmek, av yapmak,
Oruçlu iken SUya girdiğinde
Deniz, göl, nehir, havuziçinde iken kimse görmeden içine işemek orucu bozar. Kefâret lâzımdır.
Denizde yıkanmak, yüzmek orucu bozmaz. Fakat SU içinde iken SUya işemek kimse görmedi diye orucu bozar.
Kefâret her gün için
60gündür.
Niçin
60gündür? Onu söylersem dilini yutarsın.
Ramazanda oruçlu iken kefâreti husûle getirecek hareket bütün ramazan orucunu bozmuş sayılır
30gün ramazanı tekrar tutmak ve her günün orucunu yenilemekten60gündür.
Denizin içinde iken kimse görmüyor diye orucu bozar. Bu orucun bozulmasıyla bitmez. Peki ne olur?
Hâlâ utanmadan
ne olur?diye düşünüyorsun.
Bu hatânın tâmiri yoktur!. Ne tövbe, ne tekrar oruç tutma, ne de kefâret.
Bu töhmetten kurtulma çâreleri yoktur… Aman dikkat et…
Peki oruçlu değilsin aynı işi yapsan ne olur?. SU içinde iken işenmez dedik ya!
İslâm'da, büyük küfür, yaratılışa hakâret, SUya hakâret, insanlığa hakâret, netice Cenâb-ı
ALLAH’a bilmeden isyan etmiş olursun.

Çeşme, Musluk, Yalak, Güğüm, Heybe, Odun Çocukluğumda berâberdik. Birbirimizi severdik. Ayrılmazdık...
Çeşmem kurudu. Musluğum söküldü. Yalağım çöplük.
Güğüm bomboş, Heybem yerlerde.
Şimdi;
Ne çeşmeyi akıtacak.
Ne güğümü dolduracak,
Heybeyi terkiye dolu koyacak.
Ocağımda düzgün odunları yakacak.
Asılı bakır tenceremde sabahları tarhana çorbamı pişirecek odam da kalmadı...
Nûr yüzlü gül kokan Ninem de yok. Yapayalnız kaldım.
Hepsi; çeşme, pınar, güğüm, debbe, heybe, Anamla Babamla, Ninemle dedemle, gitti...
Resimleri artıkları müzelerde. Ne mübârek şeylermiş onlar...
Kendilerinin, âdetâ gölgelerini seyrettiriyorlar. Hem de para kazandırıyorlar bize, kendi asâletleriyle...
Bu kadar asâletlerinin iyilikleri olmasın mı?
Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiçbir zaman eşit değildir.


15.05.1985


Resim

Salnâme.: f. Yıllık, senelik.
Saka.: SU dağıtıcısı.
Şadırvan.: Etrâfında bulunan bir çok musluklardan ve bir fıskiyeden SU akan havuz tarzında kubbeli çeşme. Şadırvanlar daha ziyâde câmi avlularında halkın abdest almaları için yapılırdı.
Sebil.: Açık ve büyük yol. Büyük cadde. ALLAH rızÂsı için SU dağıtılan yer.
Ta’zim.: Hürmet. RiÂyet. İkramda bulunmak. Bir zât hakkında büyük sayıldığına delâlet edecek surette güzel muâmelede ve hürmet ifÂde eden tavırda bulunmak.
Teyemmüm.: Kasd. Fık: SU bulunmadığı veya SU bulunup da kullanılması mümkün olmadığı takdirde temiz olan toprak cinsinden bir şey ile, abdestsizliği veya gusülsüzlüğü -hadesi- gidermek maksadiyle yapılan bir ameliyedir.
Kefâret.: (Masdar gibi kullanılıyorsa da "keffâr" mübalâğa isminin müennesi olup, asıl mânası: örtücü ve imhâ edici demektir.) Bir mecbûriyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç. Günahtan arınma.
Terki.: arka, atın sırtı.
Debbe: (C.: Debbât) Matara dedikleri SU kabı. Yağ. Bal ve macun koyacak kaplar.


Resim

أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ

"E ve lem yerellezîne keferû enne's-semâvâti ve'l-arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ mine'l-mâi kulle şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne) : O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi SUdan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?”
(Enbiyâ 21/30)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

HATTATLIK!.

Hattatlık insan rûhunun mühendisliğidir. Eski yazımızda bütün harflerin dimağ bilgisayarında nakşedilen şekilleri vardır.
Bunların içinden seçilen harfler hattatın parmaklarında hat şeklinde tecellî eder. Bunlarda sessiz sözsüz vahyin şekil hâlinde ihtizazları gizlidir. Ressamlık hünerinin en gizli hüneri hattatlıkda görülür. Rûhîyat mühendisliği dedik ya!.
Kulakla duyulamayan
Kelâmtitreşimleri Rasûl’de sese çevrildi.
Sesler kelimelere... Kelimeler mânâlara..Mânâlar harflere gizlendi. Harflerde
adetortaya çıktı.. Duyulmayan Vahiy ->SESe. SeS ->KeLiMeye.. Kelime ->harflere bürünerek yazı oldu..
Harfden ->Kelime. Kelimeden ->Mânâ.. Mânâdan tekrar titreşime gidilirse aslına yâni ->Vahye varılır.
Asıl ile de Ledünnî Hudûda girilir.. Ledünnî Mânâ harflere gizlenmiştir.
"Bir tohum gibi”..
Bu titreşimler kulakla alınmaz.. Bu titreşimlerin mânâsını ortaya çıkaran, ruhda duyulan, Ledünnî Duygunun insan parmaklarında ortaya çıkışı insanlığın en büyük hüneridir.
Gıtve-i hattatânı cihânismini alan Yâkut-u Müstahzemî hakkında kendisine çok hürmet eden Abdulkadiri Geylâni.:
"Ene fi yedi sırren min Esrârullah.: ALLAH’ın Sırrı o'nun parmaklarında tecellî etti!." dediği bu Cihan Hattatı 1001 Mushaf yazmıştır...
Sultan Selim Türbesinde 684 târihli, Ayasofya’da 654 tarihli, Hamidîye Türbesinde 663 tarihli Kelâm-ı Kadim mevcuddur.
787 Hicrîde Bağdat'ta vefât etmiştir.


03.03.1989

Resim


Hatt.: Sınır. Çizgi. Hudud. Yazı. El yazısı. Nâme. Mektup. Gençlerde yeni çıkan bıyık veya sakal. Çizgi gibi uzanan belirsiz hafif yol.
Hattat.: Çok güzel yazı yazan san'atkâr.
Tecellî.: Görünme. Bilinme. Kader. ALLAH'ın (C.C.) lütfuna uğrama. İlâhi kudretin meydana çıkması, görünmesi. HAKK nûrunun te'siriyle kulun kalbinde hakîkatın bilinmesi
Ledünn.: (İlm-i Ledünn) Garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mestûrat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, Esrâr-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerîfin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelu't-tahiyyât ve's-salâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı izâm (aleyhumusselâm) ve Ehlullâh-i Kiram Efendilerimiz Hazretleridir.
Ledünnî.: Ledünn ilmine mensub ve müteallik. Ledünne dâir ve âit.
Mushaf.: Sâhife. Sâhife hâlinde yazılı kitap. Kur'ÂN-ı Kerîm'in bir ismi. (Bak: Kur'ÂN)


Resim
Yâkut-u Müstahzemî.:

Münir Derman kaddesallâhu sırrahu, Yâkut-u Müstahzemî bir başka yazısında anlatmaktadır:


SABIR!.

Sabrın sonunda birşey gizlidir.
"Kim ki sabırdadır zaferdedir." buyurmuş Rasûlu Ekrem.
"Men sabere zafere.:Sabretmek zâten zaferdir."

Neye karşı zaferdir?. Bilir misin,
HAKk’ın "Es-SABÛR" ismine bürünmek zaferidir.
HAKk seni kutlar bu yüzden... Rasûl bunu müjdelemiştir...
Sabır; Belâya karşı ibâdetdir.. DUÂdır. Aynı zamanda içinde küçük bilinmeyen bir isyan da vardır.
Sabır görünmez. Tutulmaz.

"Sabrın yüzü HAKK’a çevrili ise bırak Cebrâil de görmesin.." Bu söz büyük bir sözdür. Sırdır hem... Bu sözle birşey kastediyoruz bilemezsin...
Yolda meyva yüklü kamyon sarsıntıdan yola tek tük meyva düşürür. Onları topla al! Eğer haram demezsen...
Sabrın görünüşü İlâhî Tevazu’ içinde belli olur... Sabırda hiyle ve desise yoktur.

ALLAH’ın Takdirine kendini bırakmak birşey istememek sabrın üstünde bir sabırdır.
İşte o sabır
"zafer" dir.
Tevazu’, bu takdirde bir nevi ta’zimdir. Kime karşı, sende saklı olana. Kendine...
"Ahseni takvim" olmana...
Hülâsa;
"Sabır, hîlesi olmayanın hîlesidir."
Yâni herşeyde ALLAH’a birşey istemeden kendini bırakmaktır.
Bilir misiniz: Martılar deniz olan yerlerde yaşarlar. Tatlı sularda göllerde bulunmazlar.. Kılıç yalnız ipeği kesemez!.
Şeytan söyledi.:
"Âdemoğullarından kötü işten başka birşey gelmez!."...
Bizi utandıracak müthiş bir söz bu... Şeytanın en doğru söylediği söz de bu...
Bunu söylemek ona kendisine verilen vazifenin ismidir unutma!.

Kölesini satılığa çıkarmış.. Tellala vermiş. Köle, efendisine ayrılırken.:
"Siz benden daha iyi bir köle bulabilirsiniz, fakat ben sizin gibi bir efendi bulamam!" Kölenin bu sözü gönlünü yaktı. Köleyi kucakladı, satmaktan vazgeçti...
Bu köle birgün toprak kazıyordu. Topraktan bir inilti geldi.:
"Kerem sâhibi insan isen kazmayı çok yavaş vur.
Çünkü kazmayı gözüme, kulağıma, burnuma, yüzüme, başıma vuruyorsun. Ben bir zaman Cihana Sâhib bir adamdım, şimdi toprak oldum!."
Köle sessiz ağlamaya başladı.
O sırada Abbâsî halîfelerinden "Müstahsem-i Billah" geçiyordu.
Köle ile konuştu. Niçin ağladığını sordu. Anlattı..
Halîfe çok içlendi duygulandı. Efendisinden köleyi istedi.
Efendisi.:
"Gider misin?" diye köleye sordu.
"Siz bilirsiniz ben sizin kölenizim.."
Sâhibi, halîfeye verdi. Halîfe onu okuttu. Kendisi dünyânın en büyük hattatı oldu.
Yâkut-u Müstahzemîİsmi. Halîfenin Kölesidir.
1001 mushaf yazmıştır.
584 de yazdığı mushaf hâlen Sultan Selim Türbesindedir.
654 de yazdığı Ayasofya'dadır.
663 de yazdığı Hamîdiye Türbesinde mahfuzdur.
767 de Bağdat'da vefât etmiştir.. Kendi yazılarıyla tezyin ettiği câmide medfundur.
Abdülkadiri Geylânî kendisine çok hürmet ederdi. Onun için.:"Enne fî yeddi sırren min esrârullah.: Onun elinde ALLAH’ın sırrı gizlenmiştir." buyurmuşlardır.
Unutma ki insanın içi dışı âyetle doludur. İnsanda Subjektif, objektif âyetler vardır. "HAKk" ortaya çıkmış demektir.
O zaman"Ene’l- HAKk!." haykırışı ortaya çıkar ve ne demek olduğu anlaşılır.
"Görmüyor musun göklerde yerde bulunanlar, Güneş, Ay, Yıldızlar.. Dağlar, Ağaçlar, Hayvanlar birçok insanlar ALLAH’a secde ederler." "Ediyorlar!" değil. "Ederler!".
Burada mecbûriyet ve inkıyad vardır demektir.


17.4.1988 Pazar

Resim


Desise.: Gizli hile, oyun.
Ahseni takvim.: En güzel kıvâma koyma. * Cenâb-ı HAKk'ın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam, sıfat ve sûrette yaratması. İnsanın en yüksek ve câmi isti'dâd ve kâbiliyetlerde ve en güzel sûrette yaratıldığı


Resim

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ

"Ve lillâhi yescudu men fi's-semâvâti ve'l-ard tav'av ve kerhev ve zilâluhum bi'l-ğuduvvi ve'l-âsâl.: Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sâdece ALLAH'a secde ederler."
(Ra’d 13/15)

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ

"Ve lillâhi yescudu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ardi min dabbetiv ve'l-melâiketu hum lâ yestekbirûn.: Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan ALLAH'a secde ederler."
(Nahl 16/49)

وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ

"Ve'n-necmu ve'ş-şeceru yescudan.: Bitkiler ve ağaçlar secde ederler."
(Rahmân 55/6)

Resim

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Men Sabera Zafera.: Sabreden zafere erer." buyurmuştur.
(İ.Ahmed b. Hanbel, I, 307.)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.: "Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha çok nimet verilmemiştir." buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak, 20, VII, 183; Müslim, Zekat, 124, I, 729.)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

DEDELERİMİZDE PEYGAMBER SEVGİ..

Bugünkü Hicaz yâni Suudî Arabistan 400 sene Türk İdâresi'nde kalmıştır.
Ecdâdımız Medîne’de Peygamberimiz'in Ravzası'ndaki kandillerde 400 sene boyunca zeytinyağı değil, gülyağı ile yaktırmışlardır.
Fâtih Sultan Mehmed’in babası ikinci Murad Han her üç gecede bir Peygamberimizi rüyâsında görürdü.
Osmanlı pâdişahlarından III. Mehmet Han Peygamberimize muhabbetinden dolayı Rasûlullah’ın adı anıldık da hemen ayağa kalkardı..
Pâris’de meşhur Voltaire’nin yazdığı bir piyes temsil edilecekti. Piyes’in ismi "Taassub".
Piyesde Zeyd-Zeyneb (radiyallâhu anhum) meselesi dile dolanarak Peygamber Efendimiz küçük düşürülmek isteniyordu. Bunu duyan Osmanlı pâdişahı II. Abdülhamid Han Elçilik vâsıtası ile temsilin durdurulmasını, aksi hâlde bunu siyâsi bir mesele yapacağını Fransız Hükümeti'ne bildirdi.
Fransızlar temsili durdular. Lâkin tiyatro İngiltere’ye geçti. Ve aynı piyesin Londra’da verilmesi kararlaştırıldı.
Bu haberi biraz geç alan Osmanlı pâdişahı aynı teklifi İngiliz Hükümeti'ne yaptı, İngiltere Hükümeti zamanın geçmiş olduğunu ve biletlerin dağıtıldığını esâsen böyle bir hareketin vatandaşların hürriyetine tecâvüz olacağını bildirerek teklifi red etti.. Fakat Sultan Abdülhamid Han şöyle bir yazı gönderdi.
"Müslümanların Halîfesi olarak, İngilizler Peygamberimizi tezyif ediyorlar diye Âlem-i İslâm'a beyannâme neşredeceğim!.
Bu îkaz karşısında İngiliz hürriyeti iflas etti. Temsil hemen durduruldu.

Şu iki üç hâdisenin altında ne gizlidir bilimisiniz; bir Hadis-i Kudsî'nin îzahı gizlidir.
O hadis şudur;"BENiM Evliyâlarım kubbelerimin altında gizlidir onları kimse tanıyamaz!."buyrulur.
Burada "Kubbe'nin" mânâsı ->"Sıfat-ı Beşerîyye" dir. Yâni
ALLAH-u TeÂLA’nın Peygamberleri ve Evliyâsı herkes gibi yerler içerler evlenirler, sebeblere yapışırlar.
Görünüşte diğer insanlar gibidirler. Bu sebeple onları herkes anlayamaz!.


01.09.1986

Resim

Sıfat-ı Beşerîyye.: İnsanın vasıfları..
Tezyif.: Çürütmek. Küçük düşürmek. Eğlenmek, alaya almak. Bir şeyin dışını tezyin ve tanzim edip, içini fenâ yapmak. Kötü ayar etmek. Tahkir etmek..
Ravza.: Sulu yer, bahçe, bostan, çimenlik yer..
Ravza-i Mutahhara: Fahr-i Kâinat Aleyhi Efdalu's-Salâvât ve Efdâlu't-Tahiyyât Efendimizin Kabr-i Şerîfiyle Minberinin arasındaki saha..
Beyannâme.: f. Durumu yazı ile bildiren açıklama..
Temsil.: Tiyatro oyunu..


Resim

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH celle celâlihu.: "أوليائي تحت قبابي لا يعرفهم غيري Evliyâî tahte kıbâbî lâ ya'rifuhum gayrî.: Velîlerim benim örtüm (Kıskançlık kubbem) altındadır, onları benden başka kimse bilemez" buyurmuştur.
(Hadîs-i Kudsî.)


=>YÜCe RABB’ın GELİNLeri.:

GÖKkteki YILDIZLar gibi, ALLAHu zü’L- CeLÂL
’in Kıskançlık Kubbesi altındaki “MuhaMMedî EHLuLLAH-VELÎYyuLLAH GELİNLeri!.

Resim--- "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kudsî Hadisinde CeNâB-ı ALLAH buyuruyor.: "Evliyaî tahte kubabî la yârifühüm ğayri.: BENim gök kubbemin altında öyle dostlarım vardır ki onları benden başka kimseler BİLmez!." buyurdu..
(İsmail Hakkı Bursevî, Rûhü’l-Mesnevî, I/417)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

YAVUZ SULTAN SELÎM..

Son günlerde işportacı fikir arkeologlarının çoğaldığı, bilgi noksanlığı, kaygısız kimselerin uydurmaları ve diğer düşünce anarşistlerinin gazetelerdeki neşriyatı hakîkî bilgilere üzüntü verdiği gibi bir nevi tahkir mâhiyetini alıyor.
Bayezid-i Velî’nin oğlu Yavuz Sultan Selim’in resmi hakkında tuhaf ve garip uydurma fikir spekülasyonu devam ediyor.
Osmanlı pâdişahları içinde olgunluk çağında iki sultanın sakalı yoktur. Sakal bırakmamışlardır. Sebebi vardır. Bu sebep maddî değildir.
Maddeye bürünmüş mânevî bir hürmet ve mecbûriyet meselesidir.


1-> Yavuz Sultan Selim..
2-> Sultan Vahideddin..

Sultan Selim’e niçin "Yavuz" lâkabı verilmiştir. Sebebi vardır. Kim bu ismi koymuştur?.
Yavuz’un vücûdu çok kıllıdır. Köse değildir. Hattâ ölümüne sebeb olan sırtında çıkan sivilceyi sıktırmış bu yara azarak ciğerine kadar işleyerek ölümüne sebep olmuştur.
Şîr-i pençe
"Antraks" vücûdun kıllı mıntıkalarında husûle gelir, îzahı tıp kitaplarında vardır. Hattâ Fransız Cerrahlarından Prof-Hartmann’ın kitabında Şîr-i Pençeyi salib şeklinde yarın, ve etrâfındaki kılları traş etmeyin sözü yazılıdır.
Viyana’da bir resim bulunmuş. Gür sakallı Yavuz’un resmi bu imiş. Bunda köselik yoktur. Yavuz köse ise bu resim niçin Yavuz’a atfedilmiştir?. Sağ kulağında bir küpe vardır. Bu küpe
"Hatem" dir.
Mısır seferinde Yavuz, emâneti mübâreke ve hilâfeti aldığında Mısır Sultânı'nın 99 adet büyük inciden yapılmış ve ucunda eski 5 kuruşluk büyüklüğünde bir hatem takılı idi. Bunu Yavuz sağ kulağına takmıştır. Sol kulağına değil. Rûhî ve tıbbî sebebi vardır. Bu hatemi kim taktırmıştır?.
Tomar-ı Osmânî’de yâni arşivde ve Şemseddîni Sâmi Bey’in Kâmus-u A'lâm’ında bunun hakkında mâlûmat vardır.

Hacı Bektaş-ı Velî’ye giderek kulağını deldirmiş küpe taktırmış, Yeniçerileri bende etmek için...
Bunlar hikâye bile değildir, isbata bile lüzum yoktur. Zîra uydurma iddiayı isbata çalışmak aynı bilgisizliğe iştirak olur.
Hacı Bektâş-ı Velî zamanında Osmanlı Devleti yoktu. Selçukî'ler vardı. Yeniçeri denilen bir teşkilât da yoktu.
Sonra Yeniçeriler Hacı Bektâş-ı Velî’yi asırlarca sonra Pîr kabul ederek, Alevî tarafını tutarak Yavuz’a küfür bile etmişlerdir.
Hacı Bektâş-ı Velî, İstanbul’un fethinden evvel yaşamış. Osmanlı İmparatorluğu yok o zaman. Selçukî Devri.

Yavuz Selim Şam Seferini yaptıktan sonra Mısır’ın fethine gitti. Bu gidişte o zaman Süveyş Kanalı olmadığı hâlde 9 günde Şam’dan cenube doğru giderek Sîna Çölü'nü ordusu ile geçmiş ve Kızıl Deniz kıyısından Mısır’a varmıştır.
Hattâ paşalar ve vezirler Sîna Çölü'nü geçmek zordur, asker kırılır meselesini Yavuz’a bir türlü açamamışlar.
Yavuz’un Lalası'nı öne sürmüşlerdir. Yavuz da Lala'ya.:
"Senin boynun mu kaşınıyor Lala?." demiş. Ve sabah namazını kıldıktan sonra Şam’ın Cebel-i Esvedler silsilesinden Sîna Çölü'ne girmişlerdir.
Bir müddet gittikten sonra bir öğle vakti Yavuz attan inerek kum üzerinde 4 elle bir iki kilometre gitmiş. Sonra oturmuş DUÂ etmiş, ağlamış.
Tekrar atına binerek Sîna Çölü'nü zâyiatsız geçerek Kızıl Deniz kıyısından tekrar kuzeye dönerek Süveyş Kanalı’nın o zaman olmadığı yerden Mısır'ı fethetmiştir.
İstanbul’a geldikten 3 ay sonra çöldeki bu hâlini kendisine münâsib ve sâkin olduğu zamanda sormuşlar. Ağlayarak anlatmış.:
"Önde yalın ayak baş açık Rasûlu Ekrem gidiyordu, ben atta nasıl yürüyebilirim?" demiş ve Rasûlu Ekrem’i uzun saçlı, sakalsız gördüğünü ifâde etmiştir. Ve bundan ötürü Yavuz sakal bırakmamıştır.
Şu lafları tomarda bulabilirsiniz. Fakat bugünkü zihniyet buna güler geçer. Hayâl bile olsa hakikat budur.
Geçmişin büyüklerine, söyledikleri sözlere hürmet etmek gerekir. Bunları kurcalamak insana yaraşmaz.
Mânâsız gibi görünen şeylerin içinde bile mânâlar vardır. Bu yumak sarmakla bitmez. Sükût etmek en doğru iştir.


Resim

İşporta.: (Arnavutça) Seyyar satıcı tezgahı. Yayvan yemiş sepeti.
Tahkir.: Hareket etmek. Hor görmek. Küçük görmek. Aşağı ve alçak addetmek.
Şîr-i pençe.: Aslan pençesi.
Spekülasyon.: gerçek olmayan uydurma konularla çıkar beklemek.
Salib.: (c.: Sulub-Salbân) Haç. Şiddetli, şedit. Heybetli.
Hatem.: Mühür. Üzerinde yazı olan ve mühür yerine kullanılan yüzük. Son. En son.
Atf.: Bağlama. Bağ. Ekleme. Meyletme. Şefkat. Sevgi. Eğilme. İkiye bükme. İki kat eyleme. Çevirme. Geri döndürme. Bir kimse üzerine tekrar hamle eylemek.
Bende.: f. Bağlanmış olan. Köle. Esir. Hizmetçi. Hizmetkâr. Kul.
Lala.: f. Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrazamlar hakkında "Atabek" karşılığı olarak kullanılan bir tâbir olduğu gibi, şehzâdelerin mürebbilerine de bu ad verilirdi. Saraya alınan acemilerin terbiyesine memur edilenler. Eskiden büyük memurlarla zenginler de çocuklarının terbiyesine bakmak üzere "lâla" istihdam ederlerdi. Lâla, görünüşte hizmetkâr vaziyette idiyse de, terbiyesi kendisine havâle olunan çocuğa karşı âmir yerinde bulunur; esâsen yaşlı ve kâmil insanlardan seçildikleri için çocuklar da kendisine bir mürebbi, bir hoca gibi tâzim ve hürmet ederlerdi.
Cenub.: Güney. Şimalin zıddı olan taraf.
Zâyiât.: Zarar ve ziyanlar. Yitikler.
Münâsib.: Benzer, uygun, lâyık, yakışır, yaraşır.
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

TAKViM..

İnsanlar geçmişi, hâli ve geleceği anlamak yaşamak ve hatırlamak için zaman ve vakti formüle etmişler ve sabit başlangıçlara koyarak takvimi meydana getirmişlerdir. Muhtelif takvimler vardır.
Bunlar ilmi esaslara güneşe, aya, dünyanın sistem olarak kendi etrafında ve güneşin etrafında dönmesine göre tanzim edilmişlerdir.

Bir de dört türlü takvim vardır:

1-) Kamerî Takvim.
2-) Şemsî Takvim.
3-) Rumî Takvim.
4-) Milâdî Takvim.

Bunları anlamak için aşağıdaki izahatımızı dikkatle okumak yeterlidir.
Resûlü Ekrem’in Mekke’den Medine’ye hicreti Hicrî takvim olarak kabul edilmiştir.
Resûlullah’ın hicreti o seneki Muharrem ayının ilk Cuma günü başlamıştır. Bu gökteki Aya göredir.
Gökdeki Ay demek ayın Hilal hâlinde ilk görünüşü o ayın başlangıcı olarak kabul edilir. Buna Hicrî, Kamerî takvim ismi verilir. Bu gökteki ayın görünüp kaybolmasına göre günü hesap edilir.
Bir de Hicreti esas alarak güneş yılına göre hesaplanır. Bu da yine hicret başlangıcıdır.
Bundan dolayı Hicri Senenin ilk Ayının adı Muharremdir. Ve Hicrî, Kamerî Yılın sene başıdır.


Hicri, Şemsî Takvim.: Bu da yine Hicretin başlangıcıdır, fakat Güneş Yılına göre hesaplanır. Yılın başlangıcı 20 Eylül'dür.

Rûmî Takvim.: Eskiden memleketimizde bu takvim kullanılırdı.
Güneş yılına göre hesaplanır her yıl 14 Mart günü sene başı olarak kabul edilir. Ayların uzunluğu Milâdi Aylar gibidir.


Milâdi Takvim.: Îsa Peygamberin doğumu başlangıç kabul edilir. Fakat kesin değildir.
Bu da güneşe göre hesaplanır.


04.02.1986


Resim
Kamerî Takvim:. Ay ile alâkalı Takvim.
Şemsî Takvim.: Güneşe ait. Güneşle alâkalı Takvim.

Rumî Takvim.: Rûmî Takvim, Hicret'i (Miladi 622) başlangıç kabul eden güneş yılı esâsına dayalı bir takvim. Dünyâ'nın Güneş etrâfında dolanımını esas alan Şemsî Takvim düzeninde, 13 Mart 1840'ta uygulanmaya başladı. Kamerî takvim sisteminde 1 yıl 354 gün, Şemsî Takvim sisteminde ise Dünyâ'nın Güneş etrâfında dolanımı esas alındığından bir yıl 365 gün olarak hesaplanır.
Tanzîmat Dönemi'ne kadar Osmanlı Devleti'nde hicrî takvim her sahâda resmî takvim olarak kullanılıyordu, yılbaşı 1 Muharrem'di Tanzîmat Dönemi'nde 13 Mart 1840 milâdî târihi 1 Mart 1256 cuma günü olarak Rûmî Takvimin yılbaşı kabul edildi. Bu târihten sonra çift takvim uygulaması başladı, aynı anda hem Hicrî Takvim hem de Rûmî Takvim 1870 milâdî yılına kadar birlikte uygulandı. Hicrî Takvim ay yılına göre Rûmî Takvim ise güneş yılı esaslı hesaplandığı için Hicrî Takvimde senenin son günü Rûmî Takvimin çakışan senesinden her yıl 11 gün daha geriye düşüyordu. İkiliğin önlenmesi için o tarihten sonra artık sadece Rûmî Takvim kullanılmaya başlandı. Rumî Takvim, batının kullandığı Gregoryen, Miladî Takvimden 13 gün gerideydi. Rûmi ile Mîlâdî arasında -her iki takvim de Güneş Yılı esâsına göre düzenlendiği için- aradaki 13 günlük fark sabitti, böylece Hicrî Takvimin aksine mevsimlerin hep aynı aylara denk gelmesi temin edilmiş oldu, yıl farkı da takvimin başladığı zamanki fark olan 584 yıla sabitlenmiş oldu. Bu fark; Rûmî Takvim'in Julyen Takvimi'ni, Mîlâdî Takvimin ise Gregoryen Takvimi'ni esas almasından ileri gelir. 8 Şubat 1332 tarih ve 125 sayılı kânunla Julyen esaslı Rûmî Takvim yürürlükten kaldırılarak Gregoryen esaslı Rûmî Takvime geçildi. Bu değişiklik Mîlâdî Takvimde 1917 senesine denk gelir.

Mîlâdî Takvim.: Mîlâdî Takvim, Türkiye'de 1927 yılında kullanıma giren Gregoryen Takvimine verilen isim. Hz. Îsa'nın doğumunu (Milad) başlangıç olarak aldığı için bu adla anılır.
Gregoryen Takvim ya da Miladî Takvim, Jülyen Takviminin yerine Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılan takvim. Milad'ı tarih başlangıcı ve Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı "1 yıl" olarak kabul eder. Dünyada en yaygın olarak kullanılan takvimdir. Aralarında Türkiye'nin de olduğu çoğu ülke tarafından kullanılan bu takvim, senede 10.8 saniye hata oranıyla en güvenilir ve hassas takvimdir.

Hicrî Takvim.: Hicri takvim, Müslüman Takvimi ya da İslami Takvimi. 1 yılı 354 ya da 355 gün olan ve 12 kameri aydan oluşan bir takvimdir. Hicri tTakvim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. Hicri Takvim, Hicri Şemsi Takvim ve Hicri Kameri Takvim olmak üzere ikiye ayrılır.
Hicrî Takvim tarih başı olarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’den Medine’ye göç edişini alan takvim. Hicretten 17 yıl kadar sonra Halife Ebu Bekir zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Bu takvimde de yıl, 12 aya bölünmüştür. Ancak, Dünyanın Güneş çevresinde dönüşü değil, Ayın Dünya çevresinde dönüşü, aylar için esas alınmıştır. Ay’ın Dünya çevresinde dönmesi 29,5 gün sürdüğüne göre, bir ay 29,5 gün sayılmış, bir yılda, (12×29,5 = ) 354 gün olmuştur. Böylece bu takvim, güneş yılından 11 gün kısa olmuştur. Bu kısalık sonucu, bu takvimdeki aylar durmadan yer değiştirir. Meselâ Ramazan ayı, her yıl 11 gün, kıştan yaza ya da yazdan kışa doğru yer değiştirir. Bu takvimdeki 12 ayı, 29,5 gün olarak buçuklu hesaplamamak için, ayların kimi 29, kimi de 30 gün sürer. Aylar şunlardır: Muharrem, Sefer, Rebiülevvel, Rebiülâhir, Cemaziyülevvel, Cemaziyülâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce. Bunlara “Arabî aylar” adı verilir. Eskiden bizde de Hicrî Takvim ve Arabî aylar kullanılırdı. Bugün yalnız Dinî Bayramlarda ve Dinî Günlerde kullanılmaktadır. Hicrî takvim yerine, bütün Medenî Dünyanın kullandığı Milâdî takvim, bizde 26 Aralık 1925 tarihinden itibaren kullanılmağa başlanmıştır..

Hicret.: Bir yerden bir yere göç etmek. Kendi memleketini bırakıp başka memlekete taşınmak. Hz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Mekke'den Medine'ye hicret etmesi. İslâmiyetin ilk zuhurunda, şeref ve izzetleri zedelenen Mekke'deki putperest müşrikler daima Hz. Peygamber'e su-i kastlar tertipliyorlardı. Bu yüzden Peygamber Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'yi bırakıp Medinelilerin dâvetini kabul ederek Hz. Ebu Bekir radiyallahu anhu ile birlikte 622 senesinde hicrete mecbur oldu. Bu seneye Hicret senesi denildi. İslâm takvimlerinde "tarih", bu seneden başlar ve buna hicret yılı veya hicrî yıl denir..

Tanzim.: (Nazım. dan) Sıraya koymak. Sıralamak. Dizmek. Düzenlemek. Tertiblemek. Islah etmek. Manzum veya mensur olarak yazmak..
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Kullanıcı avatarı
Ahmed
Admin
Admin
Mesajlar: 1005
Kayıt: 27 Şub 2010, 02:00

Re: Münir DERMAN (k.s.) ALLAH Dostu Der ki IV

Mesaj gönderen Ahmed »

Resim

İNSAN VÜCUDUNUN HAKİKAT SIRRI
“vaaz”

Dünyâ'da kaderin çizdiği hiçbir hâdiseye, devamlı sıkıntı ve dertlere üzülmek doğru değildir.
Bu, kadere isyandır, kadere isyan ALLAH’a isyandır. ALLAH’a isyan küfürdür.
İnsan sırf ALLAH için yaratılmıştır. İnsan vücûdu ALLAH’ın mülküdür. İnsan ALLAH’a mensubdur. Başkasına nisbeti yoktur.
Her kim bütün fiillerini, amellerini bu hakîkat zât sırtına göre yaparsa, o zaman yaptığı iş, hâlis
ALLAH için yapılmış bir ibadet olur. Bu şu demektir:
Nefsinin yaptığı işlerin hiç birinde benim nasibim yoktur. Çünkü hepsi ALLAH’ın mahlûkudur.
Nefs, akıl, vücud, varlık hep ALLAH’ın mahlûkudur. O zaman kendisinden çıkan her amel, hakikat sırrı üzerine sadır olur. Fakat adam şöyle derse.:
Benim zâtım ALLAH içindir, fakat nefsimin fiilleri benim içindirderse; o zaman yaptığı ibâdetleri nefsi için yapmış olur. O zamanHakîkat Sırrıüzerine cereyan etmez yaptığı işler ve ibâdetler. Yaptığı işleri ALLAH için değil sâdece nefsinin arzuları için yapıyor demektir. Bu takdirde o kimse HAKK’dan ayrılmış olur ve olduğu yerde durur.
Bunun için yapılan her iş
ALLAH için olacaktır. ALLAH’ın azâmeti kibriyâsı için ibâdet edilecektir. Nefsiniz için ibâdet edin diye bir emir ve bir tebliği Rasûlullah yoktur. Bu işte ecir vardır, mükâfat vardır demek bizim ona lâyık olduğumuzdan değildir.
Dikkat edin, hem de çok dikkat edin. Bu bir hâlvet sözüdür. Ecir ve mükâfatı ancak Cenâb-ı
HAKK kendi ihsan ve kereminden veriyor. Çünkü zât, ALLAH’ın mahlûkudur.
Ve yaptığı ibâdetlerden dolayı sevaba müstehak değildir.

Ben ins ve cinni bana ibâdet etsinler diye yarattımbuyuruyor Cenâb-ı ALLAH bu âyet-i kerîmede.

Dertlerden şikâyet kadere isyandır. Bunlardan üzülmek de doğru değildir.
Elde değil demek de
îmanın kuvvetli olmamasındandır.
Hepinizin bildiği bir haramdan bahsedeceğim.: ZİNÂ haramdır. Değil mi?. Evet siz bildiğinizi içinizde saklayın!. Ben şimdi konuşacağım.: LİVATA haramdır. ZİNÂ haramdır.
Meleklerin bir kısmı ana ve babanın meni nutfesinden hâsıl olurlar. Erkeğin menisi ekin mahalli olan kadının rahmine düşerse, orada melekle berâber nutfe yaşar.
ALLAH o nutfenin evlâd olmasını hükmetmiş ise o zaman o meni tânesi bir kan pıhtısı olur.
Sonra büyümeye başlar. Melekler de bununla berâber büyürler. Çocuk dünyâya gelince melekler de çocukla berâber büyür ve dünyâya çıkarlar. O melekler o çocuğun zâtını muhafaza ederler. Meleklerin en büyüğü onun sağındaki hafaza meleğidir.
Çocuk nasıl ana ve baba arasında büyüyüp yetişirse, melekler de onunla birlikte büyürler.
Eğer Cenâb-ı
HAKK çocuk olmasını istememiş ise, o melekler o nutfe ile birlikte rahimde ölürler. Bundan kula zarar gelmez.
Meniyi rahimden başka biri yere akıtmak câiz değildir. Cenâbı
HAKK ondan bir çocuk doğmasını murad etti mi, etmedi mi bilemeyiz.
Onun için dışarı akıtılan meni ile bir çocuk ve melâikenin telef olmasına biz sebeb oluruz. Bu yüzden Rasûlu Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem nikâhı emretmiştir. Zinâ gizli yapılır.
Çocuk doğduktan sonra eşinin toprağa gömülmesi lâzımdır. Aksi hâl, sara nöbetlerinde ve solda bulunan meleğin telefini mûcib olur.
Sara nöbetlerinde saralılar kendilerini kaybettikleri zaman gözleri dâima sola kayar. Sağa kaymaz.
Bu husûsu bugün dünyâda bilen kişilerin sayısı da yediyi geçmez.
Siz bilin, kimseye, de bildirmeyin!.
Bu lâkırdıları benden sonra kimseden insan kulağı duymayacaktır.
Sizlere tavsiyem.: Kalabalık yerlerde bulunmayınız!. Her türlü münâkaşadan sakınınız! Kaçınız!. İçinizi kimseye açmayınız!.. Dışınızla görününüz!.
Gece namazlarında
DEYYÂNolan HAKK’a içinizi gösterin!. Bol Salâvât-ı şerife getiriniz!.
Selâvat sizin kendinizde olan Nûr-u MuhaMMedî’ye karşıdır. Kendinize getiriyorsunuz demektir.
Dünyâ karışıktır! Kalabalıktan daimâ kaçınız!.
Güneş batmadan evinizde olunuz!
Dâima abdestli bulununuz!. Abdestsiz kelâm etmeyiniz! Abdestsiz yemek yemeyiniz!
ALLAH’ın âfâtı yakındır. Gaflette olmayınız!. Kat’iyyen hırsa kapılmayın!. Yalana tevessül etmeyin!. Kanaatkâr olun!. Doğruluktan ayrılmayın!. Haramdan kaçının!. Helâl insana kâfidir. Artar bile.
Sabah namazını kaçırmayın!. Her ay üç gün oruç tutun! İhmal etmeyin!. Gece namazı kılın!.
İsyankâr olmayın!. Dinsiz ve mağrur insanlarla düşüp kalkmayın ve münakaşa etmeyin!.
Asla ümidinizi kaybetmeyin!. Dert ve yoksulluk karşısında metin olun!.
Dilinizden
ALLAH ve Rasûlu Ekrem’i eksik etmeyin!
Dünyâda rahat yaşamak için
ALLAH ve Rasûlu ile namaz kâfidir.
Dünyâ kendini birşey zannedenlerle doludur. Onlara kulak vermeyin!. Dünyâ, yalancı mürşidler, şeyhler, velîlerle doluyor.
Hakîkileri gizlidir. Belli değildirler. Nişânsız ve îlamsızdırlar...


Resim

Kibriyâ.: Azâmet. Cenâb-ı ALLAH'ın azâmeti ve kudreti, her cihetle büyüklüğü.
Azâmet.: Büyüklük. Cenâb-ı HAKk'ın büyüklüğü. Kibirlilik
Halvet.: Yalnızlık. Tek başına kalmak. Tenhaya çekilme. Gizlilik.
Meni.: Erkek veya dişinin bel suyu. Döl suyu. Nutfe. Sperma.
Nutfe.: Duru ve sâfi su. Meni. Rahimde iki yarım ve ayrı cinsten hücrelerin birleşmişi. Taşmış, dökülmüş su.
Hafaza.: (Hâfız. c.) Muhafızlar. Muhafız melekler.
Câiz.: Mümkün, olur, olabilir. Fık: Yapılması sahih ve mübah olan herhangi bir fiil veya akit.
Telef.: Yok olmak. Ölmek. Zâyi olmak. Boş yere harcamak.
Mensub.: Bir şeye veyâ kimseye nisbeti olan, alâkası bulunan. Bir şeyle ilgili olan.
Sadır.: Sudur eden, çıkan, meydana gelen.
Ecir: (c.: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukâbilinde verilen şey. Âhirete âid mükâfat, hayır cezâ. Ücret, mukâbil, karşılık. Sevab. Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması.
Müstehak.: Hak eden, hak etmiş. Kendisi kazanmış.
Mucib.: (Mucibe) Îcâb eden, lâzım gelen. Bir şeyin peydâ olmasına vesîle ve sebep olan. Gereken. Gerektiren, lâzım gelen.
Evlâd.: (Veled. c.) Veledler. Çocuklar.
Terettüb.: Sıralanmak. Gerekmek. Lâzım gelmek. Netîce olarak çıkmak. Bir yerde aslâ kımıldamak, bir vecih üzere sâbit ve pâyidar olup durmak. Zuhûra gelmek. Muayen sebeblerin, muayyen ve mukannen olan neticeler vermesi.
Deyyân.: Herkesin hesâbını ve hakkını en iyi bilen ve veren. HAKk Teâla. Kahhar. Hâsib. Hâkim. Kadir. Râi. Cenâb-ı HAKk.
Âfat.: Afet. Belâ. Musibet. Büyük felâket. Dâhiye. Mc: Son derece güzel.
İ’lam.: Bildirmek. Belli etmek. Anlatmak. Mahkeme hükmünü bildiren resmi karar yazısı.


Resim

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Ve ma halaktu'l-cinne ve'l-inse illa li ya'budun : Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât 51/56)
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani
Cevapla

“► Münir Derman(k.s) Eserleri” sayfasına dön