ÇİFT YARATILIŞ MUCİZESİ

Cevapla
Kullanıcı avatarı
dedekorkut1
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 173
Kayıt: 18 Ara 2007, 02:00

ÇİFT YARATILIŞ MUCİZESİ

Mesaj gönderen dedekorkut1 »

ÇİFT YARATILIŞ MUCİZESİ
SELİM GÜRBÜZER

Her şey zıddıyla bilinir sözü yaratılışın çiftler üzerine kurulduğunun bir göstergesidir zaten. Dahası on sekiz bin âlemde nice bilmediğimiz çiftler söz konusudur. Neyse ki kâinatta sayısını bilmediğimiz nice canlı cansız her bir çiftin manyetik etkileşimlerinden kopan gürültülerini kulağımızın belli bir frekans aralığına endekslenmiş olması hasebiyle pek işitmiyoruz. Bu yüzden bu gürültü kıyametinden uzak bir halde sonsuzluğun sahibi olan Yüce Allah'ın mükemmel sanatını seyre daldığımızdan dolayı ne kadar şükretsek azdır. Bakınız Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Mucizül Beyanda; ‘O Allah ki, her şeyden münezzehtir. Arzın bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha nice bilmediklerinizden bütün çiftleri yaratmıştır’ (Yasin suresi, 36) diye beyan buyurmakla çiftler gerçeğine işaret etmiştir.
Malumunuz 40 voltun altındaki akım hafif akımdır. Bir insanın vücuduna 1 amper akım verildiğinde (1/4- 250 mA) sinir sisteminin hemen alarma geçeceği muhakkak. Zira sinir hücrelerinin dış yüzeyi pozitif ve iç yüzeyinin negatif elektron yüklü olması yönüyle de çift başlı yük teşkil ederler. Öyle ki sinir hücrelerinin bu çift başlı yüklü olması sayesinde bir bakıyorsun hücre içeresinde 60–70 mili volt elektrik akımla çok rahatlıkla iletişim sağlanabiliyor. Aslında vücudumuzun hemen her alanı elektrik kablo ağıyla donatılmıştır dersek yeridir. Zira vücudumuzun sarıp sarmalayan sinirlerimiz elektrik kablosunun misyonunu yüklenmiş bir halde görev ifa etmektelerdir. Düşünebiliyor musunuz vücut içerisinde ister hücreler arasında ister dokular arasında ister organlar arasında isterse tüm vücudu kapsayacak bir iletişimde volt’un binde birine tekabül eden bir elektrik akımı sinir hücresinin eşik değerini aşan sinyaller karşısında gelen mesajının niteliğine göre ya ‘evet’ kodunda ya da ‘hayır’ kodunda cevabi karşılığını bulabiliyor. Şayet sinir hücrelerinin herhangi bir mesajla uyarılma durumu söz konusu olmazsa ne evet ne de hayır kodunda refleks göstermeyip nötr halde kalacaktır. Ne zamanki sinir hücreleri stabil halden uyarılıp aktif hale geçer, işte o zaman sodyum iyonlarının hücre zarından iç kısma doğru adeta cepheden cepheye akın yaptıkları görülecektir. Böylece bu durumda uyarılan nokta negatifleşecektir. Bu bir anlamda iç ve dışın birbirine zıt pozisyonda iyonlaşmasıyla birlikte elektrik akımının meydana gelmesi hadisesidir Ve oluşan bu elektriklenme aynı zamanda elektrik akımının sinir hücresinin dendritinden aksona doğru akmasıyla birlikte tüm vücut hücrelerine sirayet edeceği anlamında bir akım hadisesidir. Örnek mi? İşte yayılan elektrik akımının sinir hücrelerini hareket geçirmesiyle birlikte kasların kasılmasında ya da gevşemesinde etkin rol oynaması bunun en bariz örneğini teşkil eder. Kelimenin tam anlamıyla oluşan elektrik akımının kasların kasılmasında ya da gevşemesinde ön ayak olup harekete geçmede en etken unsur olduğu gibi her hal ve şartta tüm vücut için de harekete geçmede mesaj yüklü akım olur. Ta ki elektriklenmeyle oluşan mesaj yüklü uyarımlar sonlanana dek bu söz konusu gevşemeler ve kasılmalar devam eder de. Uyarım sonrası malum elektrik akımının yönü hem potasyum iyonlarının hücre içerisine alınmasının gerçekleşeceği yöne hem de sodyum iyonlarının dışarı tahliyesinin gerçekleşeceği yöne doğru kayacaktır. Yani başlangıçtaki konuma geçiş yapılır. Ancak bazı istisnai durumlar da vardır ki; mesaj yüklü uyarımlar sonlandığı halde vücut içerisinde her hangi bir organa ait hücre faaliyeti durdurulamayabiliyor. Olsun yine de hemen pes edilmeyip bu durumda o söz konusu hücrenin faaliyetine son verilerekten istirahate çektirilir. Öyle anlaşılıyor ki bir sinir teli eşik değer ve üzerindeki uyarılara ayan beyan bir şekilde tepki verir vermesine ama eşik değerin altındaki uyarılara hiç tepki verememe durumuyla karşı karşıya kalındığında ister istemez ‘olmak ya da olmamak’ denen ya hep ya hiç kanunlarına tabiilik denen bir durum vuku bulur.
Malumunuz Newton’un ortaya koyduğu dinamik kanunu test ettiğimizde gerçekten de herhangi duran bir cisme kuvvet etki etmedikçe o cisim durağan halde kaldığını görebiliyoruz. Bu demektir ki bir cismin durağanlıktan harekete geçmesi için dışarıdan mutlaka bir kuvvet etki etmesi gerekir. Ancak şu da var ki, söz konusu olan cisim şayet hareket etmekte olan bir cisimse, yani hareket halinde üzerine uygulanan net kuvvet sıfır ise bu durumda o söz konusu cisim sabit hızla yoluna devam edecek demektir. Nitekim Fizik dersinde gördüğümüz Dinamik kanunu; aslında kâinatın yaratılışında bir takım cismi varlıkların ilahi kudretin ‘ol’ emri doğrultusunda yüklendikleri kuvvet etkisiyle belli hızlarla yörüngelerinde hareket halinde olduklarının göstergesi bir kanun olduğu gibi aynı zamanda Yüce Allah’ın yarattığı madde ve cisimler üzerinde dinamik etkisini gösterende bir kanundur. Gerçekten de bu yaratılış dinamik kanunu sayesinde her hangi bir cisim üzerine uygulanan bir kuvvetle bir bakıyorsun eylemsizlik halden eylemli hale gelebiliyor. Keza bu kanun sayesinde bir cismin üzerine etki eden net kuvvet sıfır ise cisim duruyorsa durmaya, hareket ediyorsa sabit hızla yoluna devam edebiliyor. Değim yerindeyse hareket halinde bir cisim kendisinin can suyu olan elektrik yüklü parçacıklarıyla birlikte dinamizminden hiçbir şey kaybetmeksizin adeta ötelere doğru yol kat etmiş olur. Dolayısıyla siz siz olun en basit bir cismi içi boş cıscıbıl sanıp hafife almayın, işte görüyorsunuz seyir halinde durağan sandığınız bir cisim sıfır kuvvetle bile yerinde çivili kalmayıp, bilakis durağan kalmayı kendine zül addetmekte.
Bilindiği üzere maddelerde çift kanununa tabidirler. Bu yüzden metalleri iletkenlik yönünden metal ve ametal diye tasnif edilirler. Metaller elektriği iletip ametaller ise iletmezler. Ayrıca metaller arasındaki bir ya da daha çok atomu bir arada tutan üçüncü bir kuvvet bağı daha vardır ki, hiç kuşkusuz o kuvvet bağı metalik bağdan başkası değildir elbet. Kelimenin tam anlamıyla metalik bağ, kovalent bağ ve iyonik bağ ile birlikte üç güçlü etkileşimden biri olarak adından söz ettiren bir bağdır. Dikkat edin metalleri tanımlarken özenle altını çizerekten atomları bir arada tutan metalik bağ ifadesiyle tanımlamaktayız, yani ‘metalik bağ’ yerine ‘hücre bağı’ ifadesi şeklinde tanımlamadık. Niye derseniz, çünkü metalik bağ cansız âleme özgü kuvvet bir bağıdır, sinir hücreleri hariç asla canlı âlem için metalik bağ söz konusu değildir. İşte metalik bağ bu ya, hele bilhassa pozitif yüklü atomlar arasında çekim kuvvetine yönelik etkin potansiyel bir güç olarak kendini gösterebiliyor. Zaten atomlar arasında hâlihazırda kimyasal bağlarla bağlı çekim kuvvetine yönelik ortada etkin bir güç olmalı ki elektrik yüklü atomları belli ölçüler çerçevesinde bir arada tutup kuvvet denge ayarı sağlanabilsin. Ki, atomlar arasında denge ayarı rastgele ve gelişi güzel bir şekilde yaratılmış değil, tam aksine yaratılış kodları itibariyle aralarında ki mesafenin belli matematik ölçüler çerçevesinde milim sapmayacak şekilde güçlü kimyasal bağlarla ayarlanan bir denge ayarı söz konusudur.
Peki, her şey iyi hoşta metaller için geçerli olan bu denge ayarı canlı âlem için düşündüğümüzde ortaya ne gibi durum çıkar? Bikere adı üzerinde canlı âlem, dolayısıyla canlı âlemin cansız metaller gibi ne yüksek elektrik donanımı, ne ısı yayma ve iletkenlik özelliği, ne katyon oluşturma eğilimi, ne de oksijenle birleşerek oksitlenme özelliği söz konusudur. Kaldı ki canlı organizmalar sırf cansız metallerden oluşmuş olsaydı ne biyolojik doğumdan, ne biyolojik gelişimden, ne üremeden, ne biyolojik ihtiyarlıktan, ne de biyolojik sonlanma denen ölümden söz edebilirdik. Nitekim Biyolojinin dallarından hem bitki fizyolojisi, hem hayvan anatomisi, hem de insan anatomisini incelediğimizde karşımıza çıkan cansız materyaller değil, bilakis canlılığın en bariz temel taşı diyebileceğimiz hücre âlemi çıkar. Her neyse, ister canlı âlemden söz edelim, ister cansız âlemden hiç fark etmez. Nihayetinde her iki âlemde çiftler mucizesini ortaya koyuyor ya, bu yetmez mi? Nitekim bir biyolog canlı âlemini çiftler yönünden incelediğinde karşısına hep dişi ve erkek türleri çıktığını görür, bir fizikçide mıknatısın manyetik kutuplarını kuvvet çizgileri bakımdan incelediğinde karşısında pozitif ve negatif çiftler gerçeğini görür. Hakeza bir elektronik mühendisi de elektriğin oluşumunu incelerken artı (+) ve eksi (-) kutuplu çiftleri gördüğü gibi bu çiftlerden iki zıt kutupların birbirini çektiğini aynı kutuplarınsa birbirini ittiğini görür. Yetmedi söz konusu elektron çiftlerin ya üçüncü kuvvet iyonik bağ oluşturdukların ya da dördüncü ve son kuvvet diyebileceğimiz kovalent birliktelikler oluşturduğunu görür. İcabında o elektronik mühendis elektronik dünyasına daha derinlemesine daldığında elektronlar arasında iyonik bağ oluşurken uzaktan etkiyen kuvvetler aracılığıyla elektronların yörüngesinden çıkıp transfer olduklarını, kovalent bağ oluşumunda ise iyonik bağ oluşumundaki gibi olmasa da dışarıdan herhangi bir etkiye maruz kalmaksızın bulunduğu yörüngesinde elektron atomunu tutma becerisi sergileyebildiklerini gözlemleyebiliyor. Yani bu demektir ki, kovalent bağ sayesinde komşu atomlar arasında ikili ve üçlü çiftler halinde asal gaz karakterine dönüşerekten kararlı ortak bağ oluşabiliyor. İşte bu nedenledir ki Kimya hocalarımız okulda elementlerin periyodik tablodaki konumunu ve atomların dizilişini yapısal olarak formüle ederken şayet bir atom bir başka atomla çift elektronlu bir bağ kurmuşsa bir çizgi, üç elektron çiftiyle bağ kurmuşsa üç çizgi ile gösterirler. Bu arada ilginçtir atomlar kendi eşlerini seçme yönünden çokta maharet sahibidirler. Ki, bu durum kimya dilinde bir tür bağ enerjisi olarak tarif edilir. Kelimenin tam anlamıyla tabiatta birçok etkileşimde rol oynayan atomlar herhangi bir şekilde evrim geçirmeksizin ta yaratılışından bugüne yaratılış kanunlarının bir gereği olarak gâh bulunduğu elektro manyetik alanın etkisiyle, gâh yer çekim ivmesinin etkisiyle, gâh nükleer kuvvetlerin etkisiyle diyebileceğimiz üç tip kuvvet kanunun kontrolünde bağ oluşumlarını ve eşleşmelerini gerçekleştirmektedir. Hatta pek çok etkileşim hadisesinde mesela atmosferdeki pozitif veya negatif iyon yoğunlaşmaların insanlar üzerinde ki birtakım yansımalarının etkisinin olduğu da bilinen bir vakadır. Örnek mi? Atmosferde daha henüz şimşek çakmaksızın oluşan iyon yoğunluğunun had safhaya ulaşmasıyla birlikte baskın hale gelen pozitif yüklü iyonların insanlar üzerinde karamsar hava oluşturaraktan stres etki iz bırakması olumsuz yönden yansıması gösteren en bariz tipik örneğini teşkil eder. Hakeza şimşek çakmasının hemen ardından gelen yağan rahmet yağmurla birlikte ortamda oluşan negatif iyonların insanlar üzerindeki stresi alıp yerine relaks etki (rahatlama) iz bırakması ise bunun olumlu yönden yansımasını gösteren en bariz tipik örneğini teşkil eder. İşte gerek pozitif iyon etkileşimler gerekse negatif iyon etkileşimlerin insanlar üzerinde bıraktığı iz yansımalarından da anlaşıldığı üzere yer ile gök arasındaki gerilim farkının doğurduğu iyon akışı öyle hafife alınıp göz ardı edilecek sıradan hadiseler gibi gözükmüyor. Nitekim Yüce Allah (c.c) “Savurdukça savuranlara, yükü taşıyanlara (ardından bir yükü, ağırlığı yüklenenlere), kolaylıkla akıp gidenlere, işleri taksim edenlere and olsun ki size vaad edilen şey kesinlikle doğrudur ve son yargılama mutlaka gerçekleşecektir” (Zâriyât, 16) diye beyan buyurduğu ayette geçen ‘yükü’ ibaresine örnek olarak:
-Gerek güneşten salınan güneş rüzgârları denen elektrik yüklü parçacıklar örneğini,
-Gerek yağmur yüklü bulutlar örneğini,
-Gerek cisimlerin elektriklenme yükü örneklerini,
-Gerekse gebe kalmış tüm yüklü canlı örneklerini verebiliriz pekâlâ. Ve verilen bu örneklerden de anlaşıldığı ayette geçen yükü veya yüklenenlere ibaresi evrende A’dan Z’ye başka daha nice yüklü olan canlı cansız her ne varlık varsa ona atfen yorumlanabilir nitelikte ayet kelamlarıdır bu. Dikkat edin kesin bu manaya gelir demiyoruz, yorumlanabilir diyoruz. Hem niye izahat muhtaç hususlar olarak yorumlanmasın ki. Baksanıza tabiatta cereyan eden pek çok hadiselerde aynı yükler birbirini niye iter, zıt yüklerse niye birbirini çeker gibi sualler için verilecek cevap olarak nasıl ki izaha muhtaçlık gerektiriyorsa yukarıda işaret edilen ayette geçen ‘yükü’ veya ‘yüklenenler’ ibaresinin de ne manaya geldiği de aynen izaha muhtaçlık gerektiren bir husustur. Madem öyle, herhangi bir merkez etrafında dönen bir cismin santrifüj kuvvetle uzaklaşmasını ya da zıt işaretli olanların birbirini çekmesini maddenin birer tipik özelliği diyerekten satıh üstü geçiştirivermeyelim. Hele ki bu tip konularda işin boyutunu sadece satıh üstü değerlendirmek yetmez illa ki işin manevi boyutunu ve ruhunu da ortaya koymak gerekir. Nitekim işin ilahi boyutuna baktığımızda besbelli ki elektrik yüklerin her biri emir almışlar emrin gereğini yapıyorlar. Zaten bu noktayı yakaladığımızda bize bu durumda ‘amenna ve saddakna’ demek düşer.
Bilindiği üzere Vakum Fiziğinin kurucusu Otto Von Guericke, sürtünme etkisiyle ilk elektrik makineyi yapan bilim adamıdır. Dahası 1800 yılında ilk bataryayı keşfetmesiyle meşhur bilim adamıdır o. İşte o keşfiyle birlikte o gün bugündür elektrik geriliminin adını kendi ismine münhasır volt demekteyiz. İyi ki de elektrik cihazını keşfedivermiş, zira bu keşfiyle insanlığa ufuk açıp ileriki dönemlerde gâh aydınlık aracı, gâh ısınma aracı, gâh soğutma aracı, gâh mekanik aracı gibi daha nice mühendislik zekâsı gerektiren bir dizi makinelerin keşfini beraberinde getirmiştir. Hatta gelinen noktada şimdi çok daha iyi anlıyoruz ki, elektronik cihazlara işlerlik kazandıran elektrik denen hadise aslında daha çok karşılıklı kuvvetlerin etkisiyle atomdan atoma kolayca elektronik yüklerin aktığı hadisenin ta kendisi bir kuvvet akımıdır. Malumunuz bu söz konusu akım halk dilinde ‘ceryan’ olarak dillendirilir. Ne diyelim, halkta görüyor sizlerde görüyorsunuz ya, günümüz dünyasında artık elektrik denen hadise ekmek su gibi fabrika çarklarının dönmesinden tutunda evlerimizin ısınmasından aydınlanmasına ve daha pek çok alanda hayatımızın en temel ihtiyacı haline gelmiş durumdadır. Yüce Rabbimiz Kur’an’da bakın bu hususta ne buyuruyor: “İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve (bakır gibi erimiş) kıpkızıl bir duman salıverilir de ne yapsanız kurtulamazsınız” (Rahman, 35). İşte beyan buyrulan bu ayetin mana ve ruhuna baktığımızda tıpkı Zâriyât sûresinin 16. ayetinde geçen ‘yükü’ ibaresinde olduğu gibi bu ayette geçen “bakır” ibaresi de bizim için bir yandan elektriğe işaret bir ipucu delil olurken diğer yandan “kurtulamazsanız” ibaresiyle de elektrik çarpmasına işaret bir başka ipucu delil özelliği taşır. Hatta Kur’an ayetlerinde geçen ‘dumansız alev’ ifadesi de bizim için ‘elektrik’ denen hadiseye işaret eden bir ipucu delildir. Hiç kuşkusuz işaret edilen delillerin nimet boyutu olduğu gibi felakete sebebiyet verecek boyutu da vardır. Nitekim bir yandan su gibi ekmek gibi hemen her alanda kullanacağımız çok büyük bir nimet olabileceği gibi öte yandan elektrik çarpmasına benzer bir takım istenmeyen hadiselerin vuku bulduğunda ise felakette olabiliyor. İşte görüyorsunuz nimet ve felaket ikileminde olduğu gibi sosyal hayatta da yaşadığımız pek çok hadiseler dizisi çiftler üzerine cereyan etmekte. Dahası Yüce Allah’ın yarattığı canlı cansız her çift varlık bize aynı zamanda hayatın acısıyla tatlısıyla çift eksen üzerine seyredeceğini göstermekte. Madem öyle, bu noktada Yunus’un deyişiyle “Kahrında hoş lütfunda hoş” demek düşer bize. Hem nasıl Yunuscasına öyle demiş olmayalım ki, baksanıza ruh dünyamız bile çift başlı kuvvetlerin etkisi altındadır. Nitekim Mevlana Hz.leri bir sohbetlerinde insan ruhunu emdiren iki kuvvet olduğunu, birinci kuvvetin şeytani ve nefsi olduğu, ikincinin ise meleki kuvvetler olduğunu beyan buyurmakla bu gerçeğe işaret etmiştir. Yine günümüz şairlerinden Necip Fazıl’ın Sakarya şiirinde ‘Oluklar çift, birinden nur akar diğerinden kir’ şeklinde dile getirdiği mısraların özünde de çift gerçeğine işaret vardır.
Velhasıl-ı kelam, yukarıda konumuzun başında Kur’an’da Yasin suresinin bir ayetinde zikrettiğimiz çiftler mucizesi, aynı zamanda günümüz dünyasında Nobel ödülü kazanan teorinin konusu da olmuş bir mucizedir.
Vesselam.

https://www.enpolitik.com/yazar/selim-g ... ose-yazisi
Resim
Cevapla

“İlim” sayfasına dön