Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

07 MART 2017 KAF SURESİ SOHBETİ

Resim

ResimKul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti.. 07 MART 2017

Es-Selâmu aleykum ve Rahmetullâhi ve Berekâtuhu.

EÛZU BİLLÂHİ MİNE'ş- ŞEYTÂNİ'r-RACÎM
BİSMİ'LLÂHİ'r- RAHMÂNİ'r- RAHÎM

İstiğfar antivirüsüMüz: subhaneke allahümme ve bi hamdike, eşhedu en lâ ilâhe illa ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve’etubileyke

Ve'l- HaMduliLLÂhi RABBu’l- ÂleMîNN..

Yâ RABBulâlemin, yâ Rasullallah sallallahu aleyhi ve sellem istecertu.

Es salâtu ve’s- selâmu aleyke Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!

ALLAHümme ve sellim ve bârik alâ seydina MuhaMMedîn nuru zâtı sırrı sarii fil cemil esmâyı vel sıfat. Bi adedike ilmiken daimen kesiren mubâreken tayiben fihi Ya RABBu’l- Âlemin!.

Esselatu ve’s- selâmu aleyke Ya HabibâLLAH SALLallahu aleyhi ve SELLem.

ALLAHümme salli ve sellim ve bârik ala seyyidina MuhaMMedîn nuru’z- zâtı’s- sırrı sarii’ fî cemii’l- esmâi ve sıfati ve adedi dâimen ebeden kesiran mubâreken tayyiben fîh.

Es selatu ve’s- selâmu aleyke Ya seyyidi’l- evvelîne ve’l- âhirin elhamdülillâhiRABBülâlemin.

“ALLAHümme salli alâ seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âli Seyyidinâ MuhaMMedîn bi adedi küllî dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra.”
Salaten tekunu leke rıdâen Yâ RABBülâlemin!
Salaten tekunu li hakkıke edâen Yâ Rahmetenlilâlemîn!.

Subhâneke ALLAHümme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe ente vahdeke lâ şerike leke! Estağfirruke veetevbileyke!

El hamdü lillâhi RABBi’l-âlemîn!

ALLAHümme inne esseluke’l- affe ve’l- afiyeh fi’d- dini ve’d- dünyayı ve’l- âhireh ALLAHümmesturnâ bi setrike’l- Cemîl!.

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm Yâ ALLAHu bike tâhassentü ve bi abdike ve Resûlîke Seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedîn Sallalâhu ALLAHümme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l-izâmi ve melâiketike'l-kirâmi ve Resûlîke aleyhim eftalü's-salavâti ve etemmü's-selâmi Ente'l-mahnî bilemhati ehl-i Bedrin velâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke YÂ RABB!”


ALLAH ALLAH ALLAH RABBi la işreke bi işreke veLa Havle Vela Kuvvete İlla Billlahil’Aliyyil’Azıym. Es salâtu ve’s- selâmu aleyke Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Tealâ aleyhi ve sellime istecertü.


Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedîn
Abdike (MuhaMMedîyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''Resim

Resim



Üç makamda gelmiştir. Üç makam çok önemlidir, üç boyut gibidir. Üç boyut insan içindir, akıl içindir. Daha doğrusu “x,y,z” diyorduk ya hani; en, boy, yüksekliğine.. Bir şey üç boyutta anlaşılır ya “ŞEYy”lik yâni bu üç boyutluk..
Bu üç boyutluk, ne zaman altı tane olursa Hakan, o zaman Kâbe gibi olur altı yüzlü olur. Yâni bir zar gibi olur, hani zar oynuyorlar ya.. Zar gibi olur, Kâbe gibi olur Türkçesi. Şimdi o Kâbeyi tıraşlayıp bilye haline getirmeye kalır hayat!. Bunu başaranlar Ehlullahtır. Bunu başaranlar bu âlemde mücâdele edenler, bu yolda yol bulabilenler Ehlullahtır. Ondandır ki, İslâm Dini, insanları Müslim, Mü’min hadi de ki Velîyullah olmakla yükümlendirmiştir. Çünkü Velîyullah olan kişinin mürşidi EhL-i Beyt aleyhumusselâmdır şimdiki tâbirle. Ve unutmamalıyız ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemle iş bitmesi lâzım, O’nda demir atması lâzım ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yüreğine.. Demirden kastım sabitlemesi lâzım üç de.. İlim, İrade ve idrakte kalması lâzım.. İştirakinin, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile “BİZ BİR İZ” olması lâzım..

Üçlü sistem çok önemlidir biz söylüyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. Ama kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz ki, buna da şükür!. Geçmişte de öyle oldu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin gününden beri böyle oldu. O zamanda böyleydi..
Ama sistem yürüyor.. Savaşlar oluyor diye güneş doğmamaktan vaz geçmiyor, rüzgar esmekten vazgeçmiyor, kuşlar uçmaktan vazgeçmiyor savaştan haberleri bile yok içinde dolaşıp duruyorlar!.
Sistemde bir şey yok!. Sadece, insanın aklındaki cenâbetlikte var!. Cenâbetliği silemediği için, Cenâbı ALLAHa inanamamaktadır netice olarak cenâbı Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme inanamamaktadır. Cenâbet çünkü..Ona haram yâni.. Yasak yâni “huyum böyle!” diyorsa yalan söylüyor.

Onun içindir ki üçlü sistem çok önemlidir..
“x,y,z” diyoruz ya bir ŞEYyin YERini KâiNâtta belirtme KOORDİNATımızdır..
Âlemde ne vardı?. Eşyâ vardı değil mi? Kâinât dediğimiz şey; eşyayla, “ŞEYy”lerden ibârettir. ŞEYylerin tümüdür EŞYÂ!. ALLAH celle celâlihu’dan başka ne varsa, tüm mâsivâ Eşyâdır. En uç ZÂTULLAH =>Sıfatullaha. Sıfatullah =>Rububiyyet ve Rusîliyetten ibârettir. Mânâ yönü Rububiyyet. Madde yönü Rusûliyettir.. İkisi de sıfattır çünkü.. Sonra esmâ OLuşumu başlar.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden sonra NÛRundan yaratılan Küllî ŞEYy, artık esmâ zuhurudur..

İşte insanoğluna Elest EZELinde bütün esmâlar yüklenmiştir istisnâsız. Onun için de Halife kılınmıştır. ALLAHu zü’L- CeLÂL, kendisine HALİFE kılmıştır. Ve “HİZBULLAH” buyurmuştur..
Ama Kendisine asla muhalif olmamak kaydıyla kılmıştır. Muhalif olursa ne olur?. HİZBUŞŞEYTAN olur.. Halife olursa Hizbullah olur..
Halife nasıl olunur?. Halife dediğim Emevî Halifesi, Abbasî Halifesi, Osmanla Halifesi değil!. Ben bahsettiğim Halifelik; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Halifesi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden başlıyor, cem’an peygamberler de dahil NÛRundan yaratılmıştır ki “Rahmetenli’l- âlemin”dir. Âlemlere Rahmettir.. Başka bu Âlemde MevCÛD Oluş Yolu yoktur..

Kur'ÂN-ı Kerîm her ÂN HAYydır, diridir. ŞE’ÂNuLLAHta her ÂN yeniden yaratılmaktadır. Her okuduğumuz Fâtiha yeni bir Fâtiha, yeni bir zamanın, mekanın ve hâlin Fâtihasıdır.. “Bu Fâtihayı biraz önce Hacı Mahmud bize imam oldu okudu” diyelim.. Bu, bu günün Fâtihası.. Dünkü Fâtiha dün okundu.. Yarınki Fâtiha henüz gelmediği için okunmadı.. “Bu gün okunan Fâtihada Hacı Mahmud niceydi?” Muhalif miydi Halife miydi?.” sorusunun cevâbı kendi vicdanında kalmaktadır.. Ne vardı vicdanında?. Vicdanında RABBısı var!. Tanış olmuşlarsa, “Kendini BİLip-TANIyıp da, RABBısını BİLip-TANImışsa, HİZBULLAHtır.. Tanımamışsa, o zaman O’nun yerine birini oturtmuştur ve sonuçta Hizbuşşeytandır!.
Bu ince bir sırdır ki neden öyledir?. Çünkü içerde gizli şirk vardır da o sebebden, yabancı sebeblere tapmaktadır, sonUÇ aramaktadır..

Aziz CÂNlar;
Bu gizli şirk öyle içerde ve gizlidir ki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem BUYruklarından DUYup UYaLım İnşâe ALLAHu TeÂLÂ;


Resim---Ebu Musa el-Eş’ari radiyallahu anhu: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir gün bize şu hutbeyi irad etti: “Ey insanlar! Bu şirkten kaçınınız, çünkü muhakkak ki o, bir karıncanın kımıldamasından daha gizlidir! ALLAH'ın söylemesini dilediği birisi şöyle dedi: O, bir karıncanın kımıldamasından daha gizli iken, biz ondan nasıl sakınacağız? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Ey ALLAH’ım, bile bile Sana şirk koşmaktan Sana sığınırım. Bilmediğim şeylerden dolayı Senden mağfiret dilerim!.” deyin” buyurdu.
(İbni Ebi Şeybe, Musannef, 29547; İ. Ahmed, Müsned, 4/403; Taberanî, Kebir; Taberanî, Evsat; Ebu Ya'lâ, Mecmea'z- Zevaid, 10/223,224; Terğib ve't-Terhib, 1/76.)

Resim---Mahmud bin Lebid radiyallahu anhu, bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hutbeye çıktı ve: “Ey İnsanlar! Sizi gizli şirk işlemekten sakındırırım!” buyurunca Sahabe: “Yâ Resûlullah! Gizli şirk nedir?” diye sordular. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Adam kalkar da namaz kılar, namazını kendisini görenlere iyi gösterir. İşte bu gizli şirktir." buyurdu.
(Beyhakî, 2/291; İbni Huzeyme, 9037.)

Hele şimdiki âhir vakit zamanımızda uyduruk Tarikatçıların câhil şeyh bozuntularını nerlere oturttuklarını ve saçmaladıklarını iyice anlamak için İÇ ve DIŞKULakla DİNLEyip DUYmak gerekir Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i;

Resim---Bir gün bir kiş Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e: "ALLAH ve SEN DİLErsen!." deyince, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sen beni ALLAH'a denk mi tutuyorsun!?. Öyle deme, sadece: “ALLAH dilerse!.” de.” buyurdu.
(İbni Mâce, Keffâret, 2, 13; Nesaî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyl, 988; Buharî, Edebu'l-Müfred, 787; İ. Ahmed, Müsned, 1/214, 247, 283.)

KONUmuza DÖNersek;
Halbuki MuhaMMedî MeLÂMette YOL neydi?.


Asla BEDEL BİÇME!.yeceksin!.
Kesinlikle KIYAS YAPMA!.yacaksın!.
Asla ŞART KOŞMA!.yacaksın!.
Kesinlikle Sebeb Arama!.yacaksın!.


Ve SonUÇu Sâhibimize bırakacaksın ki, O’nun adına; “MuhaMMed aleyhisselâm” derler. “AhMed aleyhisselâm” derler Ahmet Çakır CÂNım!
O’nun adına AhMed aleyhisselâm derler ki; O, ise AHAD’in göbekten “mim”lenmesinden ibârettir!.
Ne demek AHAD’in göbekten mimlenmesi?.
El AHAD ALLAH celle celâlihu’nun Nûru’ndan =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Nûru =>Netice olarak MÂSİVÂ yaratıldığı için MuhaMMed aleyhissalâtü ve’s- selâm bütün mâsivânın ANNEsi-ÜMMî-dir.
Mâsivâdan kastım “ALLAH celle celâlihu’dan başka KÜLLÎ ŞEYy, O’nun nurundan yaratılmıştır” anlamında söylüyorum..
burada bir şeye çok dikkat etmek lâzım ki; ZÂTULLAH => ALLAHu zü’L- CeLÂL’in aslabilinemezlik olan AHADİYyet Paerdesindedir. Bilemeyiz, hiç bilemeyiz, bildirdiği kadar biliriz!. Kimin bildirdiği kadar?. ZÂTULLAH’ın SÖZÜnü/KeLÂMuLLAH’ı, SES olarak söyleyen ZÂT kimdir?.


AhMed aleyhisselâmdır. Hakikat-ı MuhaMMed aleyhisselâm.
HaMid aleyhisselâmdır. Mârifet-i MuhaMMed aleyhisselâm.
MahMud aleyhisselâmdır. Tarikat-ı MuhaMMed aleyhisselâm.
MuhaMMed aleyhisselâmdır.. Şeriat-ı MuhaMMed aleyhisselâm..


Aşağıya indiğimiz zaman, bizim bölgeye geldik mi, üç tane “MİM” ile mim-leşiriz. Buna dikkat etmek lâzım..
“Makamı MahMud’a çıktım!.” diyene
Oh oh oh da nasıl çıktın söyle!.
Evet Tarikat Makamı da, günümüzde hangi tarikat?. Ortada Sırat-ı Mustakîm’e uygun;
Yol Yok, Yordam Yok, Yolcu Yok,
Yolluk Yok, Yoldaş Yok!..
İçi boş bir kuru lafla hayalî bir Makam-ı MahMud!..
“Hangi makam, nerde o?.” Desen cevabı hazırdır: “Âhirette!.”
Ne âhireti?. Şimdi Şe’ÂNULLh’in Şu Şehâdet ÂLeminde yokta tâa âhirete mi attın be câhil adam!.
Elbete âhiret var, hâşâ inkar etmiyorum da, âhiret mi var bu gün var iken!. Sen bana: “ Ben âhirette Müslüman olacağım!. de de bir göreyim seni bakayım!. “Âhirette namaz kılacağım!.” de de göreyimseni!.
Sen ne konuşuyorsun, “Ben daha önceden kıldım namazları dünyaya gelmeden!.” de de anlayayım ne demek istiyorsun!.

Şunu demek istiyorum GEÇMİŞsiz ve GELECEKsiz =>ŞİMDİ ŞU ÂNda: “Eşhedu en lâ ilâhe illâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden rasûlullah” şehâdetine katılıyor musun, katılmıyor musun?. Mesele bu; her yerde, her zaman, her halde ve her nefeste.. Böyle mi, değil mi?. Her halde diyor insan. Oysa bu, mutfağa da gider tuvâlete de gider.. İyi de olur, şöyle de olur, böyle de olur.. Eğer öyle olmasaydı;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helâk eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı." buyurmuştur.
(Müslim, Tevbe, 9,10, 11)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibidir.” buyurmuştur.
(İbn Mâce, Zühd 30)

Yeniden yaratırdı.. Onlar günah işlerlerdi de RABBımıza tevbe ederlerdi O da onları affederdi. Benzeri bir sürü âyetler, hadisler benzer meallerde demek istiyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.. Kimse sütten çıkmış ak kaşık olamaz bu âlemde!. Çok şey yapmak değildir. Mârifet kendini tanımak-anlamaktır. Kimin kabı olduğunu bilmektir, Kâbetü’r- RABBı BİLmek ve YAŞAmaktır!.
Bütün ibâdet kıbleleri Kâbe’yedir, neden?. Emerullahtır!.
Peki Muradullah nedir?. MuRaDuLLAH, Kâbetu’r-RABB olduğunu bilmektir. “Ben, şahdamarından da akRABa olan RABB’ımın Kâbesiyim!.” diyebiliyor musun?. Hadidurma de!. Zor mu geliyor, niye demeyim ki!.
Ecet söyle ve Uygula!. Şeytan Kâbeliği yapacağına, İkİ ŞEYylik Kâbeliği, İkİLik Kâbeliği yapacağına, “TEKETEKBİR”Lik Kâbesi yap!. Onu demek istiyorum, uzattım özür dilerim!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

ResimBunların sebebi şunun için söylüyorum biz eşyâ âleminde yaşıyoruz. eşyâ nedir?. eşyâ sanaldır, bu gün vardır yarın yoktur. eşyâ bir pazardır biraz sonra dağılır yerinde yeller eser. Hacı Mahmud sağ olsun pazardan bize bir şeyler aldı ama şimdi yerinde yerler esiyor. Pazar bitti eşyâ sanaldır. EŞYÂların münasebetinden OLAYlar doğuyor, olaylar da sanaldır. İkinci cihan savaşında otuz milyon insan ölmüştür, müştür diyorsun değil mi geçmiş gitmiştir. yâni o olay orda gelmiş geçmiş gitmiş sanaldır.. OLAYların münasebetinden ZAMAN doğar..
Bunu çok iyi anlamamız lâzım eşyâların münasebetinden birbiriyle ilişkisinden ilinti kurmasından olay.. iki elini birbirine vurdun mu ne yapar “şak! Şak!.” öter niye?. iki el birbiriyle münasebet kurduğu için ilgilendiği için.. iki kişi birbiriyle dövüşür, sevişir, bir şey yapar olayların münasebetinden ne doğar zaman doğar.. güneşin doğması batması olaylarından doğar zaman..
Halbuki 12 km. yukarı çıksan zaman sıfırdır.. karpuz gibi dönen bir dünya görürsün ne gece var ne gündüz var, hep güneş var!. 12 km. nedir ki.. 12 km. bizim buradan terminal gibi bir şey herhalde.. 12 km. yukarı çıksan zamanı sıfırlayıverirsin.. sanal olduğunu söylemeye çalışıyorum..


=>OLaY (Eşyaların münasebetinden doğar) =>zamÂN (Olayların münasebetinden doğar) =>ZaNN (ZamÂNların münasebetinden doğar ve çoğu da çürüktür.)

ALLAHu Zü’L- CELÂL, Kur'ÂN-ı Kerîmde zannların çoğu çürüktür diye bildirmiştir..:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
Resim--- "Yâ eyyyuhâllezîne âmenûctenibû kesîran mine’z- zanni, inne ba’da’z- zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ (ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûhu, vettekullâhe, innallâhe tevvâbun rahîmun.: Zandan çok sakının. Muhakkak ki bazı zanlar günahtır. Ve tecessüs etmeyin (merak edip insanların hatalarını araştırmayın). Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah’a karşı takva sahibi olunuz. Muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.” (Hucurât 49/12)

Niçin?. kendin kurguluyorsun “zannediyorum ki” diyorsun mecburen çoğu çürüktür o kadar çürüktür ki siz hayr dersiniz hayr değildir şer dersiniz şerr değildir onları ben yarattırım öyle âyetler vardır değil mi Hacı Mahmud..

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Resim--- "Kutibe aleykumu’l- kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn (ta’lemûne).: Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/216)

Biz RABBu’l- âleminden ne isteriz?. Yâ RABBi Zâtialîyin hakk ve hayr bildiğinden de biz istiyoruz. Hakk ve hayr olandan istiyoruz, kafandakinden değil.. Aklen değil naklen istiyoruz. Ben aklen bir insan olduğumu biliyorum, üç boyutluyum çünkü. Beden, Nefis, Kalb dediğimiz üçlü içinde kalmış.. Ruh, Emr Âlemindendir diye âyet vardır, ruh emr âlemindendir emr âlemi, emir veren âlemdir..

Resim---İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Yahudilerden bir gruba uğradı. Onlardan bazısı: "Muhammed'e ruh hakkında sorun" dedi; bazısı da: "Sakın sormayın, hoşunuza gitmeyecek şeyler işitirsiniz" diye aralarında konuştular. Sonunda kalkıp: "Ey Ebu'l-Kâsım bize ruh'tan anlat, (ruh nedir?)" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir müddet sessiz durdu. Ben anladım ki kendisine vahiy inmektedir. Sonra okudu: "Sana ruhtan sorarlar; de ki, ruh Allah'ın emrinden ibârettir. Size onun hakkında az bir ilim verilmiştir" (İsrâ, 85).
Bir rivâyette: "Onun hakkında az bir ilim verilmiştir" denmektedir. A'meş: "Bizim kıraatımızda böyledir"
demiştir..
(Buhârî, İlm 47, Tefsir, Benû İsrâil 13, İ'tisâm 3, Tevhid 28, 29; Müslim, Münâfıkûn 32, (2794); Tirmizi, Tefsir (3140)

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim--- "Ve yes’elûneke anir rûhı, kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).: Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsrâ 17/85)

Emr Âlemi nere?. ALLAHu zü’L- CeLÂLin kendi ÂLEMidir..

“Ruhumuzdan üfürdük” ne demek?. Hangi ruh?.


فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ
Resim--- "Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn (sâcidîne).: Artık onu dizayn edip- biçim verdiğim, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!” (Hicr 15/29)

Şu ÂNda, Şe’ÂNuLLAHta SüNNetuLLAH zere her ÂN bendeki RUH sendeki RUH!. Kaç tane?. TEK-BİR tane!. CeRRyÂN gibi.. Biz çoğuz diye çoğuzda birleşmeye çalışıyoruz ve onun için “BİZ BİR-İZ” diyoruz zâten!.
Nerde “BİZ BİR-İZ”?.

Emir veren kimdir yâni ALLAHtandır bundan ne çıkar ne anlayalım diye sorulduğunda Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme buyuruyor ki: “Aklınız kadar anlayın, herkes aklı kadar anlasın!.” Ne güzel cevâp değil mi..

Koca İmâm Fahreddin Râzi efendimizin bildirdiği bir hadis-i şerîfte : “Yâ Resûlullah! "Ruh, RABB'imin emrindendir." den ne anlayalım?" diye sorduklarında; Cenâb-ı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "aklınız kadar anlayın!" buyurmuştur...

(Fahreddin Râzi, Mefatih'ul Gayb-Tefsirü’l- kebir- gaybın anahtarları İsrâ Sûresi)

Bir yerde dört tane çocuk var; ilk okul, ortaokul, lise, üniversite öğrencilere “kitap nedir?.” diye soruyoruz.. Herkes aklı kadar cevâp veriyor doğrusu bu değil mi.. Ne olacaktı, gözü olmayandan gözü mü soracaktı. İmkanı olmayandan onu mu soracaktı.. Hasan Dağı’ndaki çobandan uzay bilgisi mi soracaktı.. Bunlar tamamen herkesin kaderi kadar ALLAHu zü’L- CeLÂLin sorumlu tuttup onları imtihana çekmekte.. Şimdi bitiriyorum burayı da, Kaf Sûresine geçecek.. ancak teknik olarak çok rahatlıkla Ahmet can anlayabilirsiniz ki üç boyutludur “x,y,z” dediğimiz üçlü sistem.. Akıl Sistemi; matematikte de böyledir, geometri de de böyledir.. üç esasta da böyledir üç boyut esastır “x,y,z” dersin noktanın koordinatını-yerini belirlersin.. Kâinâtta bir tane yeri vardır.. bir kordinata iki tane noktayı asla yerleştiremezsin.. Onun için bu âlem Teketek Âlemdir her şey “TEKE TEk”tir.. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor yâni şu içinde yaşadığımız Madde Âlemi, üç boyutlu bir âlemdir x,y,z gibidir.. Akıl Âlemidir.. BEDEN NEFİS KALB der durur Ruh Emr Âleminden gelmiştir gelmektedir. Kebandan gelen cereyan gibidir.. Emr Âlemi nedir yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem?. Ne buyuruyor “aklınız kadar anlayın” cevap.. Niye demiyor ki “ALLAHın âlemindendir”.. O zaman diyecekler ki “ALLAHla nasıl bağlantı kurar” ALLAHla bağlantın yokta seni beni bunları ben yarattım diyen bir ALLAHu zü’L- CeLÂLden bahsediyoruz..
Efendim bunları anlamadan biz körü körüne bütün işleri adam gibi yapalım aklı başında.. Ama bu işlere gelince her şeyi anlamadan “pıtır pıtır pıtır” nere gidiyorsun?. cennete gidiyorum, cehenneme gidiyorum.. güle güle git ikisi de senin olsun.. ne işim var kardeşim orda ne yapacaksın namaz mı kılacaksın, ibâdet mi yapacaksın, ne yapacaksın söyle bakıyım.. “köşk varmış, huri varmış, gılman varmış” diyeceksin ne var öyle anladığı için söylüyorum. Hakikat o değil, o âyetlerin muhteşemliğini bilmediği için “harra succeden”i anlamadığı için “huri”yi kadın yerine koyuvermekte Araplar böyle diyor muş!. Araplar her şeyi söylüyor.. Hangi Araplar diye sorduğunda islâmdan önceki Arapların şiirlerinde böyle geçiyormuş.. Yazıyor tefsirde.. Adama bak yahu benim Kur'ÂN-ı Kerîmi islâmdan önceki şâirlerin gazelleriyle açıklamaya çalışıyor..

Hülâsayı kelam üç boyuttan kasıt, dörtlü sistemin üçüdür.. Ruh Emr Âlemindendir yâni Ehlullah işidir.. direk Keban’dan elektirik alandır ruhu Kur’ÂN-ı Kerîmi burada bitirmiştir Hakikat-ı MuhaMMedî çünkü.. Orası Şeriat Tarikat Mârifet Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde biz kalmışız Hakikat-ı MuhaMMedîye kimdedir?. Adam “bendedir” diyor.. Sen kimsin b!. Okumuyor musun Hakikat-ı MuhaMMedîye MuhaMMed aleyhisselâmdır.. Sen MuhaMMed aleyhisselâm mısın?. Teslimiyet bakamından, İstikamet bakımından gerçekten orda mısın yahutta oyun mu oynuyorsun!.

Onun içinde sözlerim dâima kendimedir ona buna taş atmayla işim yoktur. Çünkü kimseye taş atmam zâten.. Kendime de atmam niye atayım yazık yâni!. Ama doğruyu ne zaman söyleyeceğiz, ne zaman dosdoğru inanacağız, “emr olunduğun gibi dosdoğru ol” ne zaman olacağız.. ne bakımdan olayım yâ RABBi.. “Emr olunduğun gibi dosdoğru ol!.” ne demek yâni dosdoğru olarak tercüme edilen kelime ne kelimesi Arapça da dosdoğru mu var.. neden dosdoğru diyorsun çünkü Türkçe kelime konuşmak zorundayım bir kelime bulmak zorundayım onu buluyorum..


İŞte bu >ATEŞten gÖMMlek olan saff-sırff Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İZinde BİZ-BİR-İZ OLaBİLmek SıRR-ı SıFıRRımİZ!..

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---“Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr: Seninle birlikte tâbi olanlarla-tevbe edenlerle birlikte EMROLunduğun gibi DoSDOĞru OL!. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.”
(Hûd 11/112)

BAKar mısın şu ÂYet-i CeLÎLeye!.
Fe.. hemen, müteâbien, derhal..İstiKÂMEt et! İstiKÂMEt üzere Olmaya sürekli kıyamda OL!..
Kemâ.. ne gibi.. öyleki..şuşey gibi ki..
Umirte.. Sana EMR olunduğu gibi..
ve men tâbe meake.. ve Senle beraber tövbe ederek, sana tâbî olanlarla birlikte..İLe/BİLE.. BİZ-iZ..

ve lâ tatgav: ve sakın tagi-tuğyan-tagutluk-azgınlık-âsilikle isyan etmeyin!
innehu bi mâ ta’melûne basîr: şüphesiz ki O, şahdamarınızdan da YaKÎN ve Hava gibi sizi İhata EDen amellerinizi-ettiklerinizi Görüp durmakta ve her ÂN şeÂNda yeniden yaratmakta olan ALLAH celle celâluhudur..

ÇakırcÂN ne DERsin ki,
ÜMMet-i MuhaMMed Olarak tAMM TESLİmiyyet OLmadan TÜMM İstikâmete,


=> SADAKATsız =>SaMîMiyyetsiz!.. => SABIR sız => SeLÂMetle nasıl ULAşır da YAŞArken el HaYY ALLAH celle celâluhunun MuhaMMedî ŞâHiDi OLaBİLiriz?!..
Bu ÂYet-i CeLÎLe, RaBB sÖZünden reSÛLL SeSine DÖKülünce, Azîz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin YÜZündeki simsiyah SAKalları AK ALEVle AteşleniVERmiş bir ÂNda.. ve sabah olduğunda HaYYrette kalan ÜMMetine: “HûD ile KızKARdeşleri Ağarttı!..” buyuracaktır..


Resim---Abdullah İbni Abbas radiyallahu anhu: “Bütün Kur’ân içinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme bu âyetten daha agır ve daha çetin bir âyet inmemiştir!” demiştir.

Resim---Sevgili Peygamberimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Hûd Sûresi ve kız kardeşleri beni ihtiyarlattı!” buyurmuştur.
(Tirmizî, Tefsiru’l- Kur’Ân, 57, V, 402)

Sûrenin nesinin kendisini ihtiyarlattıgı soruldugunda: Sana emredildigi gibi dosdogru ol! âyetinin kendisini ihtiyarlattığını söylemistir.
(Fahreddin er Râzî, Mefatihu’l-Gayb, XVIII, 71)

Bu âyette Resulullaha “beni ihtiyarlattı” dedirtecek kadar zor gelen nokta, dosdogru olma emrinin asıl kendisiyle ilgili olan kısmından ziyâde, ümmetiyle ilgili olan kısmıdır. Zira âyette “seninle beraber tövbe edenler de” (seninle beraber dosdogru olsun) denilmek sûretiyle müminlerin de aynı emre muhatab oldukları belirtilmektedir. Nitekim istikamet kadar yüksek bir makam olmadığı gibi, onun kadar da zor hiçbir emir yoktur.
(Hamdi Yazır, Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, V,18)

MuhaMMedî Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin;
Beşeriyyet-VeLÂyet-NüBüVVet-ReSÛLLiyyet Vasıflarıyla,
Tebliğ-Tenzir-Tebşir-Teşhid
görevleri yanında ABdullah aleyhi's-selâm olarak tıpkı bizler gibi bir insandan doğma İNSAN olarak her türlü cevr-i cihÂN ve çARK-ı çİLE ile denenmiştir..
Haa, taş dedik diye rastgele taşlardan dedim sanmayasın elbette Yakut TAŞInın KİMlik/KiŞiliğini NiCelik/NiTeliğini ancak SaRRaff olan Halis Muhlis Sıdık ve Âdil MuhaMMedî ERENler BİLir!..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Resim---Sevgili Peygamberimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Hûd Sûresi ve kız kardeşleri beni ihtiyarlattı!” buyurmuştur.
(Tirmizî, Tefsiru’l- Kur’Ân, 57, V, 402)

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---"Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr: Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.” (Hûd 11/112)

فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَقُلْ آمَنتُ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِن كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Resim---"Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr: İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emr olunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emr olundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır." (Şûrâ 42/15)

Âyette, Hz. Peygamber'in insanları davet edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre davete devam edilecek, inanmayanların teklif ve ısrarları dinlenmeyecektir..

Aziz Kardeşlerim, ben bunu fiilen yaşamış bir insanım yâni çilenin insanı nasıl çok kısa sürede beyaza boyayıverdiğini bilenlerdenim ALLAHa şükür Olsun.. Bu diş ağrısı gibidir, ancak çekenin BİLeBİLeceği ve çektirenin bBİLeceği bir İŞtir.
İslâmiyette böyledir zâten siz kendi vicdanınızda kendi vicdanınızın da vicdanındaki RABBınız TeÂLÂ ile bağlantı kurmakta zorluk çekiyorsanız bu işte bir problem vardır. Şunu yapın bunu yapın!. Da sonUÇta cereyan yoksa!..

Onun için biz üçlü sistemi iyi anlamamız lâzım; Beden Nefis Kalbi çok iyi anlamamız lâzım. Çünkü bunlar bizim sahamızdır. İlim İrade İdrak bizim işimizdir..
“Bunu yapan ne olur?.” diyorsan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde OLur.. “Bedeni Nefsi ve Kalbi tanıyan kişi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin KALBİNdedir.” Diyorum. Türkçe söylüyorum o kadar net söylüyorum ki, ALLAHu zü’L- CeLÂLi ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi şâhid tutuyorum. Öyle uydur kaydır söylemiyorum. Ordan buradan okuyup söylemiyorum lütfü kereminden izzeti şerefinden yaşamış olarak söylüyorum. Gözlerinden görmüş olarak söylüyorum.. Dosdoğru söylüyorum.. Kim yamuk görüyorsa gözünü kontrol ettirsini belki şaşı bakıyordur!. Bu ise çok önemli bir şeyfir ALLAH korusun bir ömür boyu Kör kalır..
Onun için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e: “Sırat-ı Mustakîm üzere dosdoğru, emr olunduğun gibi dosdoğru gel!.” Nereye geleceksin?. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e geleceksin!. Ne olacak?. İstikâmet Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in İstikâmetidir ki; o da, ALLAH celle celâlihudur.. Onun için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemtdir. Zâten onun için Kur'ÂN-ı Kerîmde, Rahmetenli’l- âlemindir.. Âlemler onsuz RAHMet bulamazlar da, zahmetlerde kalırlar maddî mânevî..

Efendim, “ALLAH celle celâlihu neden böyle ne yapmış niye böyle olmuş?” gibi içiboş sorular!.
Haaa o iş başka iş!. “Sen o zaman git, ALLAH celle celâlihu sana ömür verdiyse sen o kadar zırvala gez, bulursun cevâbını mezar taşında!.
Demek istiyorum ki küllî şey burada oluyor ve üçlü sistemde oluyor. Biz üçlü sistem içinde yaşamaktayız.. Ama ben de diyorum ki: “Altılı sistem var Kâbede” diyorum..
Kulluk Kâbesinde Muhammedî Ezân :

Resim

Bir Kâbe ezânımız vardır bir zamanlar fii tarihinde.. Kâbenin çapraz olan iki köşesinden bir düzlemle keserseniz ikiye bölüverirsiniz Zâhir ve Bâtın diye karşınıza ne çıkar?. İki tane üç boyutlu sistem çıkar. Birisi Zâhir birisi Bâtındır ondan dolayı vardır şimdi, şu ÂNda yer yüzünde yaşayan bulutlar gibi rüzgarlar gibi esen ALLAH dosdları dediğimiz zâtlar..
Bir hikaye bir masal gibi hâşâ bir yanlı felan değildiri yalan değildir, hakktır ama kendi üç boyutuna kitlenmiş buz dağları asla o ummandaki muhteşemliğe hasret kalacaklardır kendileri. Zâten bir damla SUya hasret donmuşlardır..
Bunları kim farkına vardırıp eritecek, arka düşürecek, akıtacak çarka düşürecek, havalara savurup suluktan buharlığa eriştirecek MuhaMMedîleştirecek ve ALLAHın Rahmetenli’l- âlemini yapacak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin yüreğinde..
Kime Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin bir damla gözyaşı inecek âlemlere rahmet olarak!.
Ben ALLAHa sığınarak söylüyorum, RABBıma ALLAHu zü’L- CeLÂLe İslâmın buhaline Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin ağladığına inanıyorum.. Yâni üzülmüş o kadar üzgün olarak söylüyorum, her bakımında olan ve olmayan bakımından öylesine İZler karıştı ki; adamın işi gücü İslam!. İslâmla zerre kadar alâkası yok putlarına tapıyor, gerçekten tapıyor!.
Ben kimseyi suçlamıyorum çok acı olduğunu söylemeye çalışıyorum alışkanlıklarına tapıyor. Kur'ÂN-ı Kerîmi okumuyor, anlamıyor, mânâsını bilmek istemiyor!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim KAF.. ÖZümüzdeki KUDRETuLLAH..

Bütün bu boyutun karşısında üç boyut daha vardır içinde ben bâzen derim ki MuhaMMedî Müslim ve MuhaMMedî Mü’min olmak ALLAHın izniyle insanın kendi elindedir.. Neden?. Çünkü tercihini böyle yapar. Hakikaten İmÂN eder ve amel-i sâlihle, Müslim olur Mü’min olur..
Buraya kadar güzel şeriat ve tarikat denilen içindeki sistem.. O sistemde böyle bir güzellik yakalayabilir.. Ama ondan sonra gelen Mü’minlikten sonra gelen, Velîyullahlık Ebdâllık Ebrârlık Ahyârlık Ahrârlık ve Ehlullah OLuş bunların tümünü yutan..


Resim

Hani GÜL-AYŞe'miz yapmıştı ya Kâbeye yerleştirmişti ya 6 tane ANNemizi..
Bâzen kafam eser de, aşağıya Kâbenin alt tabanına YEDuLLAHı yerleştiriveririm. Ne demek YEDuLLAH?. ALLAHı seven ve ALLAHın sevdikleri demektir. ALLAHın Velîsi olanlar, onlar da bu âlemde ALLAHın Velîsidirler ALLAHa toz kondurmazlar. Değil Hizbuşşeytan olmak hâşâ böyle yiğitler vardır. Gerçekten olmuştur bunların şahı, Şâh ALİ keremullahi veçhedir. Neden keremullahi veçhedir?. Hayatında bir kere puta tapmamıştır çünkü. Çocukken Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Kâbede göbeğini bağlamıştır, göbeğini düğümünü Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem atmıştır. Çünkü Kâbe doğan iki kişi vardır zâhirde ALİ keremullahi veçhedir. Bâtında kim?. Meryem aleyhisselâm İsâ aleyhisselâm.. Nerde?. Kâbenin Kapısının arkasında boz taşın olduğu yerde, “Rüknü Yemani”de.. Benim inancımı söylüyorum.. Kudüs’ün doğsunda bir yerde.. Kudüsün doğusundaki yer Kâbedir. Kâbe yâni bu bâtındır yâni İsâ aleyhisselâm.. Onun için herkes iftira etmişlerdir. Yok ALLAHın oğlu demişlerdir. Yok babası belirsiz demişlerdir. İfrat ve Tefrit yapmışlardır. ALLAHca anlayamadıkları için Kur'ÂN-ı Kerîmi, Kur'ÂN-ı Kerîmce anlayamadıkları için çok şeyler vardır. Onun içinde Kâbeyi bir TAMLadığımız zaman ne görüyoruz?
Altta VELÎYULLAH, tavanda tepede tavanı EHLİLLUH. Dört köşeye ben, EBDALLarı EBRÂRLarı AHYÂRLarı ve AHRÂRLarı yerleştiririm.. TÜMünün ayağının altına toprak olurum zâten. “TÜMünün toprak olurum” dediğim Küllühüm-dan ibârettir ve Nur-u MuhaMMedden ibârettir..

Bu pazarda vardır.. Gül Gübre, öte-böte, cak-cuk vardır. Mânâ Âlemi dediğimiz âlem anlatılırken, sonsuz akıl ölçüsünde anlatılmıştır ne anlarsanız onu anlarsınız buyurmuştur Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem herkes mecbur değildir onu anlamaya anladığıyla amel etmesi yeterlidir. Ama dünya işlerinde zehir gibiyken, her şeyi yerken öbür yere gelince yan çizdi mi ne diyordu ona anam: “At terli yemez!.” Diyordu. Terli olduğu için buğday bile yemez, terini atması lâzım.. Kimse yemez onu böyle bir şey yok, bir hâinliktir dürüst olmak şarttır..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem atını yakalamak için eteğinde arpa varmış gibi “Çü! Çü! Çü!” yapan bir adama diyor ki: Eğer eteğin boşsa bizden değilsin atı kandıramazsın mealinde buyuruyor. Atı arpa varmış gibi yakalamak amacı.. Hayvana bile yaptırmayan bir Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden bahsediyoruz.. İşte böyle bir bâtın Kâbesinden bahsediyoruz ben hayatımızdan evet el ele el ALLAHadır yazıyoruz çiziyoruz, delilik parayla değil ya yazmadık koymuyoruz zevklerde şiirlerde sen ben biz hepimiz BİZ BİRİZ.. Çünkü ben yazıyorum, Ahmet Çakır yazıyor felan yok öyle şey.. BİZ yazıyor BİZ BİR TAMız TÜMüz bunu anlamadıktan sonra tek başına Şeytanlığına devâm eder herkes..
Başka yol yok!. Onun içindir ki evet dışarda ne var dışarda bir şey yok kardeşim!. Tamamen dolara ve harama teslim olmuş bir ticaret!. Nerdeyse yalana teslim olmuş bir siyaset var!.
Senin içini bir çözelim bâri biz paçayı kurtaralım bu kadar açık!.
ALLAH celle celalehu; Ümmet-i MuhaMMede, Millet-i İbrahîm aleyhisselâma yardım etsin!.
Hangi kabiledensin hangi ırktansın nerden çıktı bunlar kardeşim!.
Ben Kur’ÂN-ı Kerîme göre İbrahim aleyhisselâm milletindenim.. Millet nedir târif et bakıyım bana bir!. Önüne gelen millet oldu.. kaç tane türk veya kürt milleti var şu anda.. zazası mazası kazası ötesi bötesi carkı curku.. birbirlerini öldürüp her biri yine de “eşhedu” çekiyorlar.. Hangisi gavur hangisi müslüman belirsiz halde. Bunun inançla Kur'ÂN-ı Kerîmle bir alâkası yok..


مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ ثُمَّ اِنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
Resim---“Min ecli żâlike ketebnâ ‘alâ benî isrâ-île ennehu men katele nefsen biġayri nefsin ev fesâdin fî-l-ardi fekeennemâ katele-nnâse cemî’an vemen ahyâhâ fekeennemâ ahyâ-nnâse cemî’a(n)(c) velekad câet-hum rusulunâ bilbeyyinâti śümme inne keśîran minhum ba’de żâlike fî-l-ardi lemusrifûn(e).: Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.” (Mâide5/32)

Bir cana kıyan bütün insanı öldürmüştür..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin çok üzgün halde ellerine açarak böyle şey yaptığını şâhid olmuştum.. Şimdiyse ağladığına inanıyorum İslâm Milletinin bu hale gelişine, param parça oluşuna, kıbleyi terk edişine siyonizmin, benzerlerinin, daha beterlerinin ellerine düşüp, benim elimle benim gözümü çıkarmasına, bizim çocuklarımıza bizim fırınımızı taşlatmasına ve bizi aç bırakmasına.. İslâm Milletini demek istiyorum ben bir millet derken şu andaki Türkiye’dek ya da Dünyadaki bir milletten bahsetmiyorum, Hanif Milletten bahsediyorum.. Hülâfadan bahsediyorum.. Gelin bugün önünden geçtik yarında geçeceğiz inşeallah soralımyatanlara.. Pınarbaşındaki mezarlığı ben çok gezdim mezarlığı.. Kimler var kimler Üsküp de doğmuş felan yerde doğmuş adam nerde ölmüş Bursa’da ölmüş bir tek cevâb alamazsınız..
Kurallar bunlar hepsi elbise gibi onu giymiş bunu giymiş bütün bunlar yanlış veya hatalıdır.. Kısaca şunu demek istiyorum üç boyutun karşısında bir üç boyut vardır tıpkı ellerimiz gibiler iç içe ellerinizi yapıştırırsanız garibân, birbirine ne eşittir ne zıttır bunun gavurcası “antipot”tur ama ben arapçasını hâlâ bulamadım. Çünkü zıt değil, eşit değil, ayrı değil, gayrı değil, aynı değil, ayrı değil sen burnunu ALLAH celle celalehu aşkına Barbaros aynaya bir daya da aynadaki SENle burnunu dayayan SEN arasındaki farkı bana bir söyle ya!. Sağın sola geçmiştir, solun sağa geçmiştir çok garip şeyler vardır hayatta.. Ara kesitler vardır Cennet ve Cehennem sevdalılarına duyurulur ki onların arasında bir Araf çizgisi vardır Âriflerin çizgisi vardır.. Onlar cehennem korkusuyla ve cennet sevdasıyla tavlanamazlar.. Onun için ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur’ÂN-ı Kerîmde buyurur onlar korkmazlar ve hüzünlenmezler, El Kahhâr olan ALLAHu zü’L- CeLÂL’in zâtında zevk ederler yok olur giderler zâtende öyledir şu ÂNda bile..


وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطًا۟
Resim---“Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) vekâna(A)llâhu bikulli şey-in muhîtâ(n).: Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.” (Nisâ 4/126)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

“ve kâna(A)llâhu bikulli şey-in muhîtâ” âyeti bu değil midir Garibân?.
ALLAH celle celalehu küllî ŞeYy'i kapsamış/yutmuşsa millet ne konuşuyor, biz mi anlamıyoruz bu âyeti bu yutuşu hava gibi yutmuşsa mı sanıyorlar yoksa kabzasına almış mıdır?. Neyden bahsediyorlar.
Sen söylemiştin bir zaman
“bing bang” dünya şişiyormuş diye. “Nereye şişiyormuş?.” diye sordum. ALLAHın yarattığı kâinâtın dışında bir kâinât daha varmış da oraya mı şişiyormuş?. Çünkü adamlar maddenin içinde yani üç boyutun içinde kaldıkları için şişirmeye çalışıyorlar!. Ve asla antipotunu bulamıyor!. KÛNu buluyor fe yeKÛNun içinde kalıyor!.
"KÛN fe yeKÛN" de ki yekûn!. ALLAH celle celalehu de ki KÛN ALLAH celle celalehu.. “fe ye”; ben, sen, o felan, eşyâ meşyâ işte!. KÛN RABBdır, içerdeki RABBdır bir RABB bir ALLAH celle celalehu yoktur ALLAHtır onun ÖZün ÖZÜndede AKREB OLÂNdır..
“ALLAHunuru’s-sümâvâtı ve’l ard”dır!. Bu âlemde bir ALLAH celle celalehu ve bir de O’nun NÛRu/KÜLLî ŞEYy’i vardır!.

ZÂT =>Sıfat =>ESMÂ =>EŞYâ..

Esmâdan kasdım bütün esmâlar öğretilmiştir. Neden Esmâ?
Çünkü, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Zâtı kendine mahsustur. AHADî Bilinemezliktedir. Nasıldır, nicedir, ne olmuştur filan yoktur. O, O dur. Sıfatları O’na çok yakındır. Sanki güneş diyelim ki güneş var, güneş en yakın sıfatları. Güneşi olan Isı, Işık vs. geldiği için onları görüyoruz ama neler geliyor ALLAH celle celâlihu bilir. Ultra geliyor başka şeyler. Bir sürü daha bilinmeyen şeyler geliyor. Bu Sıfatlar aşama geçirip Esmâ ve Eşyâ halinde yoğuşmaya başlar..
Bu esmâlar tecellî içerisinde takdir içerisinde maddeye dönüştüğünde, madde olarak gözüktüğünde “EŞY” ismini alır. Bu tıpkı bir integral ile türev gibidir.
Eşyâ =>Esmâdan, Esmâ =>Sıfattan, Sıfat =>ZÂT’tan yaratılmıştır.
Bu doğru mudur?. Doğrudur!. “EŞY” dediğimiz Zâhir ÂLeM ki, yerler ve göklerdir. Ve böyle âyet vardır.
Allahu nuru’s- semâvati ve’l- ard..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“Allâhu nûru’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ MISBÂHun, el mısbâhu fî zucâcetin, ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durriyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), NÛRUN ALÂ NÛR (nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle li’n- nâsi, vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).: Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde MİSBAH (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi (parlayan) yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna hidâyet eder (ulaştırır).."(Nur 24/35)


ALLAH celle celalehu öyle buyuruyor ve Rahtemenli’l- âlemin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem NÛRu EŞYÂ-laştıkça, bu tarafa geldikçe NÛR-u MuhaMMed olarak esinlenmektedir. Bunu anlatmak insanlara çok zor!. Neden?. Çünkü, insanlar CeNNeti bile buraya göre kıyaslıyor hâlâ!.
Orada kadın şu bu peşinde!. Bana CeNNet âyetlerinde bir tane karı koca, ana baba, çoluk çocuk bulamazsınız!.
Haa “Efendim “kasr” buyuruyor ben ona köşk diyorum!.” “Gılman buyuruyor ona oğlan çocuğu!.” Diyorum!. Diyenlere sözüm!.
Ulan oğlancılık/Livata yapan Lût Kavmi mi burası!.
“Huri”ye de “kadın” diyorlar ve yetmişbin tane verilecek miş!.
İyi de, kadınlara kaç tane erkek verilecek miş?!.
Böyle saçmalık mı olur, küfür rezaleti mi olu?. Küfür basbayağı küfür bunlar!.
Nedençağlar boyunca: “Sakın ha sakın Kur'ÂN-ı Kerîme dokunma yanarsın, mahvolursun, sen ANLAmadan körü körüne Oku!.”
Niyeymiş?!. Çünkü onu müderrisler bilir!. Kim onlar?. Medreselerde okudurlar!. Ne okudular Halkın asla anlayamadığı ve kendilerinin de hayatında anlamadığı şeylerle koskoca İslam Milletini bu hâle getirdiler!.

Gerçek ALLAH celle celâlihu DOStLarının, bir Niyazı Mısrî’nin hayatı burnundan getirmişlerr sürgünden sürgüne!.
Bir Yûnus Emre’nin yeri meçhuldur köyü yoktur, sırtında bir heybe dolaşıp durmuştur!.


Resim
“Bir BEN VARdır>bENde
=>bENden ===>İÇeru!.”


BU ŞİİRi için kendisinden üçyüz sonra gelen Meşhur Fetvâcı Ebussuud Efendi’ye fetvâ soruyor görevli birisi Anadolu’dan.. “Bir ben vardır bende benden içerü” diyen birisine ne yapılır?.” diye soran resmi yazıyla!.
Açın diyanetin osmanlı fetvalarını kitap vardı benim şeye gitti.. yâni bulabilirsiniz diyânetten isteyin “Ebussuud Efendi’nin Fetvâları” diye.. Cevaben Fetvâsında:
“Bunu söyleyen kişi fevt ola/öldürüle ve tekkesi başına yıkıla!.”
Niçin?!.Çünkü “Bir ben vardır bende benden içerü” dedi diye!.


Bir “BEN” Var Ben-den İçeru: aKRABa-lık âyetimiz:


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---"Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil veridi.: Ve andolsun ki biz insanı yarattık ve nefsi, onu ne gibi vesveselere düşürür, biliriz ve biz, ona, şah damarından daha yakınız.”."(Kaf 50/16)

“Enâllahu RABBulâlemin: ben RABBulâlemin olan ALLAHım” buyuruyorken sen de çıkıp “ben de benim!” mi diyorsun.. Buna ikilik derler Şeytanlık derler türkçe olarak söylüyorum yoktur öyle bir şey!.
Ne zamandan beri güneşin ışığı, geri dönmüşte güneşe kafa tutuyor!. Sen, ben felan ne zamandan beri Ampuller Keban’a baş kaldırmış hâşâ böyle bir şey yok!.

Bunlar
“BİZBİR-İZ”liğin içindeler!. EYy siz dışardakiler, karanlıkta kalanlar!. İşte bunlar böyle konuşuyorlar Hakan’ım!. ALLAHu zü’L- CeLÂL lütf ü kerem etsin!. Bize hakk ve hayr versin İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Aziî CANLar!.
Bakın AZAMetuLLAh ZÂHİRîdir, Ez ZÂHİR OLan ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Azametini herkes görür ki, gözü olanlar görür, kulağı olanlar duyar ve yaşar!.
Ama, KUDRetuLLAH BÂTINîdir, bilemeyiz akıl fikir ermeyen şeyler OLur OLmuştur, Olmaktadır ve Olacaktır Hamd OLsun!. BAKarsın Kıyamet kopar!. Yâni KUDRetuLLAHtır!. Çünkü potansiyel!.
VeLÂ HavLe veLÂ KuVvete!. Kuvvet, ZÂHİRîdir ve ortada/Şu ÂNdadır!. Ama “HavL” dediğimiz şey, potansiyeldir, bilemiyiz ki ALLAH celle celalehu ne yapar ne eder!.Ve O ÂNda biz ne ederiz!. Gökten bir taş geliyor!. Hiç gelmezdi geliyor, hiç gelmezken!. Eee paramparça etti!.
HAKtır elbette!. Başı boş mu sanıyordun bu gezegenlerin sonsuz kürrelerin DENGe ve DÜZEN İÇİnde DÖNüşlerini Sefîl İHVÂNim Sennn!.

Bu İŞLerin, Materyalist SonUÇ-Lu ham AKLın Ürünü manyetizmayla cartla curtla açıklanacak bir hali yok!. Milimi milimine her şey yerli yerinde SİSTEMuLLAH-ta KÛN fe yekûn!. OLdu bitti her ŞEYy!. Ayrı değil ki birbirinden benim bedenim senin bedenin gibi, çünkü KÂİNÂT’ın Şahdamarı’ndan yakın =>RABBı cÜMMLlesinin!. Çünkü benim ayağım çekmiş gitmiş benden habersiz böyle bir şey yok SİSTEMuLLAHta!. Böyle saçmalık mı olur
"KÜLLÜHUM"dur!.

Onun içindir ki,
"BİZ BİR-İZ" diye ÜÇlüyorum ben!. Şeriatta, Tarikatta ve Mârifette!. Mârifet-i MuhaMMed’den niye Hakikat-ı MuhaMMedîye’ye geçmiyorum, çünkü Hakikat-ı MuhaMMedîye, MuhaMMed aleyhisselâm’ın yüreğinde HAZz edilecek bir İŞtir!. SÖZe, SOHBETe ve ZEVKe Sığmaz Hakan’ım!. HAZzedilir ve HAZMedilir ki, o da, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Yüreğinde olur!. Yüreğinde!. Yüreğinde!. Şehitler ölmez de, ALLAHın peygamberleri mi ölmüş, RAHMetenli'l- âlemin mi ölmüş!. RAHMetsiz mi kalmışız hâşâ!.
bunlar Şeytanlıktan başka bir şey değildir!. Ölüden diriden haberleri yok!.
Halbuki azıcık, iğne ucu kadar aklı olan bilir ki, “KÛN fe yeKÛN” !. ALLAHu zü’L- CeLÂL, Her ÂN yeniden yaratmaktadır!.
Bu ÂLEMi bir kerre EMRetmiş de Yaratmışta, şimdi bakım onarımıyla uğraşmıyor hâşâ!. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Yaratış Sistemini anlamaya çalışmak ŞARtt!. Ancak, gereken MuhaMMedî ilim İRADE İDRAK ve İŞTİRAK ve EDEB, İLİM, İRFÂN VE ERKÂN olmadıkça bunlar boşa çıkar, hayal olur!. Hayalın sonu ise HüsrÂN olur!.

Hakikat öyle değildir! Ne diyorsun:
“Suçunu i’tiraf et ettim ya RABBi, yaptım ya RABBi, özür diliyorum ya RABBi!.” RABBımız TeÂLÂ’da: “Affettim gitti seni!.” Buyuruyor!. "Sen de artık, riyakârlık, sahtekârlık yapma dosdoğru ol!. “Emr olunduğun gibi!.”
Demek ki Âhir Âlemi’nde Azamet var, Bâtın Âleminde ne var?. Bâtıniyette ne var?. Rububuyet bölümüdür, oluşum bölümüdür, ilâhîyyet bölümüdür Kudret Âlemi!.
Yâni Azamet Âlemi değil, Kudret Âlemidir.. Küllî ŞEYy’in Kadîr olan ALLAHın Âlemidir kardeşim!. ALLAHu zü’L- CeLÂL’e Şehâdetini sen bu Âlemde yapmak ZORundasın!. Küllî ŞEYy’i burada YAPmak ZORundasın!.

Âhirete inanmayan ALLAH celle celâlihu’ya da inanamaz!. İslâm DİNİnin iki temel özelliği vardır ki, birisi ALLAHa inanacak, ikincisi ÂHİRETe inanacak!. Âhirete inanmayan bir insan sonUÇa inanmadığı için, SeBeBlerde kalacağı için, MÜ’MİN değildir!. İslâm DİNİnin ana şartlarından biridir bu husus..
Ben onu demiyorum ama KULLuğun bu ÂLEMde yapıldığını söylüyorum!. Bundandır ki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem son NEFESe kadar ibâdet etmiştir!.

Burası BURSA'mda çokça varlar ama, ben karışmıyorum, kaçıyorum!. Yâni şey yapmıyorum ilgilenmiyorum, böyle zındık MeLÂMiler felan var!. Güyâ onlar Hakikate ermiş de, namazı hamlar kılsınmış da!. Cak cuk ediyor namaz kılmıyor, yahutta uydur kaydır yapıyor ki, bunlar tüm küfürdür!.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem son nefesine kadar kılmıştır ve ALLAHu zü’L- CeLÂL:
[/
s


ResimSON NEFESe KADAR=>İBÂDet!.:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---"Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke'l- yakîn.: (yakîn KUL olmaya ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol!."(Hicr 15/99)

حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ
Resim---"Hattâ etânâ’l- yakîn (yakinu).: Bize yakîn gelene kadar (ölüm ÂNı gelinceye kadar).."(Müddesir 74/47)


İbâdet, kulluk demektir!. Bizde âdet olmuş yapılan güzel şeylere ibâdet ediyoruz deriz.. İbâdette kulluk demektir yalnız.. O, zamanda boyut demektir, beyit demektir, üç boyut diyordum ya işte o ibâdın köküdür.. “ba’d” kökünden gelir.. Ben bunu söylemeye çalışıyorum!. Hepimizin üç boyutu vardır; BEDEN, NEFİS, KALB!. ve Dördüncüsü RÛH!.. Dahası var Haf’i, AHfâ ve bunların göbeğinde Kâbenin Göbeği gibi Akdes vardır!. Akdes, Kudsî RububîYyet vardır!. DIŞ Sonsuzun ANTİPOTu İÇ SONsuz!. Sıfır Sonsuz.. Eksi sonsuz gibi hâşâ!.
Yâni öylesine yüce gönüllü Nefs-i Akdesler vardır ki: “Güneş yarın batıdan doğacak deseler vallahi ALLAH celle celalehu onları yalancı çıkarmaz!.” buyurmuştur Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem!. Kur’ÂN-ı Kerîmi buyuran Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurmuştur!.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Size cennet ehlini haber vereyim mi? Her zayıf ve güçsüz olan kimsedir. Öyle bir kimsedir ki, bir konuda Allah’a yemin etse, Allah onun yeminini boşa çıkarmaz, yerine getirir. Size cehennem ehlini de haber vereyim mi? Her katı yürekli, şımarık, kibirli olan kimsedir.” buyurmuştur .
(Buharî, Tefsir, 68; Müslim, Cennet, 46-47)

Hadiste Cennet ehlinin özelliği olarak belirtilen “zayıf”tan maksat, güçsüz, dünyanın mal-mülk, makam, mevki gibi bir nüfuza sahip olmayan kimse demektir. “Mütezaaf”tan maksat ise, dünya hali itibariyle güçsüz olduğundan, insanlar tarafından hor-hakir görülen kimseir.

Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Nice saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış, paçavra gibi iki parça eski/yırtık elbiseliler vardır ki: Kendilerine iltifat edilmez/kimse onları adam yerine koymaz. Fakat eğer bunlar Allah’a yemin etseler, Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz. Berâ b. Mâlik de onlardandır.” buyurmuştur.
(Tirmizi, Menakıb, 55; İbn Mace, Zühd, 4)

Mesele şudur ki; İslâm Dinimizi, ALLAHın Dinini, yâni Dinullahı, İslâmullahu KeLÂMuLLAhtan DUYupsav. UYup da: “Şöyle bir oh be!. diyerek göğsümüzü gere gere bir AŞKuLLAH İLe YASAsak!. bENlik AMPÜLümüz, KEBAN’ımızla BİZ BİR-İZ KILsak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem YÜREĞİnde NAHNu OLsak da, İKİLİk/ŞEY-tÂN-Lığını kaldırsak!. “TEKBİR/BİZ-BİR” OLsak!. DUÂ edip istiyorum!.

İYİ Biliyoruz ki câhilce “benlik Davası”na düşenler Firavun ve Nemrud yandaşları ve Hİzbuşşeytanlardırlar!. ALLAHu zü’L- CeLÂL Korusun!.

Ben kimse için söylemiyorum sadece kendi Kudret anlayışımı anlatmak için söylüyorum.. Ve üç boyutun altı boyut olduğunu söylüyorum. Kâbe’nin altı boyutlu olduğunu söylüyorum!. Zâhir ve Bâtında bunlar birbirini TAMMamlar diyorum!. Bu boyutta Kâbe’nin köşeleri kesildikçe “KÜRRE”leşir ve son UÇta boyut moyut kalmaz ortada, basbayağı bir “KÜRRE” kalır ki, O’nun da her NOKTAsı VECHULLAHtır Hamd Olsun Hakanım!.


Resim

وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
Resim---"Ve lillahi’l- meşriku ve’l- mağribu fe eynema tuvellu fe semme vechullah, innallahe vasiun alîm: Ve doğu da ALLAH'ındır batı da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, ALLAH'ın Vechi (Zât’ı) işte oradadır. Muhakkak ki ALLAh Vâsi’dir (rahmeti ve lutfu geniştir, herşeyi ilmi ile kuşatandır)." (Bakara 2/115)

MÜjdesi ortaya çıkar!.
Ve her noktası ALLAH celle celalehu çeker!.
Her noktası baştır ve her noktası ayaktır!.
Şu ÂNda GÖKYÜZÜnde DÖNmekte OLan her KÜRRe gib ve de şu DÜNYâmız gibi!.


Hülâsa-yı KELÂM O ki;
SER-ü-SERü SEFîL İHVÂNimce;


Resim

ZEVK1589

Harf-i LiBÂsın SOYun =>SIFIR=>OL ki =>NOkta-yı ÜryÂN Gez!
YEdi CÂhîm-Sekiz CenNNet =>NÂRında =>NÛRun PüRyÂN Gez!

"Leyse kemislihu ŞEYy’un.."
"Fe eynemâ tüvellu.." BİL!.
GâH MERKEZ-in =>Mu’KİMi OL! =>GâHi MUHİT-te HeRyÂN Gez!..


30.08.1999 16:30
Lârâ shllri...


فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Resim---''Fâtırus semâvâti vel ard(ardı), ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en’âmi ezvâcâ(ezvâcen), yezreukum fîh(fîhi), leyse ke mislihî şey’un, ve huves semîul basîr(basîru) :[/color] O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir."(Şûrâ 42/11)

وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
Resim---"Ve lillahi’l- meşriku ve’l- mağribu fe eynema tuvellu fe semme vechullah, innallahe vasiun alîm: Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphe yok Allah, kuşatandır, bilendir."(Bakara 2/115)


MERKEZ:sükût-sabit
MUHİT: hareketli
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Kaf Sûresi 34.üncü sırada inen bir Sûredir 33.üncü sırada inen Mürselât Sûresi ve 35.inci sırada Beled Sûresinin ikisinin arasında inmiştir. Muhteşem bir Sûredir Mekke Döneminde inmiştir 45 âyettir.

ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ
Resim---"Kâf ve’l- kur’âni’l- mecîd (mecîdi).: Kaf, mukattaa harfi (şifre özelliği olan harf)” (Kaf 50/1)

Kaf, mukattaa harfi ki, şifre özelliği olan bir harftir. Ne anlarsan onu anlarsın ya da anlamazsın.. Ben Kudretullahı anlarım mesela.. ALLAH celle celâlihu Kudreti küllî şeye kadîrdir anlarım. Kaf ve bir de başka ne var diyor Kur'ÂN-ı Kerîm anladım. Nurullah Rububiyetinin, Kudretullahtan gelişine ne denir?. Ceryanın geldiği gibi, Kur'ÂN-ı Kerîm denir ve yeni yağan yağmur gibidir. Dünkü yağmur düne aittir. Hep yağar, hep yağar, hep yağar!. Öyle yapmıştı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ridâsını çevirivermiş
Ayşe Vâlidemiz: “Yâ Resûlullah! ALLAHın yarattığı en son şey nedir?.” sorusunu sorduğu için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bak bak Ayşe RABBımızın yarattığı en son damlayı görüyor musun?!.” buyurup omuzundaki en son yağmur damlasını göstermiştir çıplak omuzunda..
Bu yağmur dünkü yağmur değildir.. dünkü yağmur geçmiştir. Yarınki yağmur henüz yağmamıştır!. Bugün ise, Şehâdet Âlemidir, Şâhidlik Âlemidir. Şâhidi olmaya geldik, bizzât yaşamaya geldik ALLAHu zü’L- CeLÂLin Nuruyuz.. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in NÛRundan yaratıldık NAHNU BİZ BİR-İZ-de YAŞıYORuz Hamd OLsun!.

Bırak onun bunun Nefsânî Hevâ ve Hevesiyle hüngürdemesinde, büngürdemesinde oynamasına, çağırmasına, bağırmasına!.
Ulu Câmi’de tepemin tası atıyor!. Adam Kur'ÂN-ı Kerîmi yanlış okuyor bir tarafa, ağızını oyana eğiyo bu yana çağırıyor!.
Bee kardeşim bozdun gittin her şeyi söz kalmadı, mânâ kalmadı!.
Sen ULU Dağda türkü mü çağırıyon, ne yapıyon!.
Adam gibi şunu "Kâf ve’l- kur’âni’l- mecîd” desen ya bana bir!.
İşte Kur'ÂN-ı Kerîmimiz böyle bir Kur'ÂN-ı Kerîmdir el Mecîddir!.
Ne demek "mecîd"?. “CûD” neydi?.
SALL Namazımızda;


MevCûD,
SüCûD,
ŞüHûD,
UHûD ALLAH celle celâlihu’ya..


CED Olsaydı.. ATA/BaBa-AnA olurdu yâni insanlara ait olurdu.
CİD OLunca.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e âit olurdu.
CûD OLunca Vâcibu’L- VüCûD Sâhibi OLan ALLAH celle celâlihu’ya âit olur..
Ki O Zü’L- CeLÂLu ve’L- İKRÂM =>KüLlî ŞEYy’i MevCûD kılan ALLAH celle celâlihu..

Bu hususta o kadar söylenecek çok şey var.. Fakat anlatmakta zorlanıyorum ya da gerek var mı onu da bilmiyorum. Ama birazcık akıllarda bir şey kalırsa seviniriz.. çünkü bunu hiç kimseye öğretemeyiz!.
Şimdi BURası BURSAmda, şu ÂN'da benim oturduğum TEKE TEK Teras Sarayından şöyle aşağıya baktığımızda değil mi Hacı Mahmud?. Parka baktığımızda binlerce âlem nasıl anlatayım burayı!. Işıkları şunları bunları benim gördüğümü Hacı Mahmud çok daha başka şeyler görebilir ki, sonsuz demek istiyorum!.

Onun için herkes kendi şehâdetini kendi getirmek zorundadır diğerleri ona hizmetçi olabilir!. Benim yerime Kadriye Kardeşim bir damla su içemez ama bana su içirebilir!. Ve benim yerime benim idrarımı yapamaz!. Yaptırabilir!.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem dahi böyledir Abdullah aleyhisselâm olarak.. Bakınız “Abdullah aleyhisselâm” olarak diyorum “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem” olarak demiyorum!.

MeCîD, ALLAHu zü’l- CeLÂL’in Kudretinin TeceLLîsi Kur’ÂN-ı Kerîmledir!. Buna çok dikkat etmemiz lâzım!. O âlemden bu âleme, bizim şu anda yaşadığımız Madde Âlemi’ne TEK-BİR KABLo çekiliyorsa bu kesinlikle Kur’ÂN-ı Kerîmdir!. Ve kesinlikle Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin NEFESinde SESinde ve ALLAHu zü’l- CeLÂL’in Şu ÂN SÖZÜdür..
Bu hat bu hattır işte mesele.. Bunun için ben insanlara hep söylerim yâni “OKUşun Kur’ÂN-ı Kerîmle KOKUşum, SOKUşun BİRLeşin!.” Diye.
Benim hayatımda çok hizmetçi olan insanlar oldu.. Adını sanını bilmediklerim oldu.. Nedenini bildiğim yok!. ALLAH celle celalehu biliyor ben az biliyorum, ya da söylemiyorum, şu bu!.
Neden ben Kaf Sûresine gireceğimde kafa hazırlamaya çalışıyorum kendimi!. Sizde dinliyorsunuz!.

Bir zamanlar Antalya’da yaşarken o şeylerde!. Biliyorsunuz ben savruk bir insanım ne idiği belirsiz bir insanım!. Güneşe koyduğunuz zaman yumurtayı, işçiler güneşe konulan yumurtanın yenecek hale geldiğini, rafatanı geçtiğini gösterdiler bana!. “Bak abi bak!. Güneşe koyduk yâni altmış derece felan sanırım ya da yetmiş derece bilmiyorum böyle o zamanlar da yâni üç ay oruç tutardım.. Yedi seneydi bir de beş sene cezâ yedik!. Böyle rastgele konuşmalar yüzünden neden yediysek on iki sene tırpan attık!. Niçin attık?. O zaman için attık, bu zaman değil yâni!.
O zaman öyleydi demek istiyorum!. CeNNet için, cehennem için, şunun için, bunun için değil idi!. Bu MuhaMMedî TERBİYe TÂLİMi öğretilmeye çalışılıyordu!.
Şahdamarı’ndan da yakın RABBı-sıyla tanışmamış, tanımamış, tanımıyor olan bir kişinin konuştuğu her şey, yaptığı her şey nedir?. Avara kasnaktır!.
"ve kenâllahu bi küllî şeyin muhit."

OLan ALLAH celle celâlihu, herşeyi yutmuş olan ALLAHu zü’L- CeLÂL’i âhirette arayan bir kişi, hâşâ dalga geçer gibidir yâni!.
Onun içindir ki, HÂL-ii HAZIR HUZURda olduysan vallahi sen HIZIRsın, HIZIR sensin yâni!. Elini ver de ALLAH celle celalehu aşkına bizim elimizde EL ELe EL ALLAH celle celâlihu’ya gidenlerden olsun!.
Başka var mı, başka var mı?. Bizim ampul-lamba yanıyor!. Bizim lamba yanıyor!. Ne yanması?!. Daha yanmıyor aha yok ya cereyan yok!. Ya da lamba patlak!. Ya da düğmesine basmadılar değil mi Hacı MahMud?. “Düğmesine basan olmadı” demek istiyorum!.
Basan kimdi?. Bu EL, ALLAHın ELİnde ELi olan ELdi!.

Aziz CÂNLar;
İşte bu Mübârek EL kirletildi bu gün!. Mürşid vs. diye bozuntularla!. Buna içerliyorum, buna üzülüyorum!. Öyle bir açık pazara döktüler ki iğrenç bir şekilde yâni Ticareti, Siyaseti soktular içine ALLAH celle celâlihu korusun!. ALLAH celle celâlihu’yaa sığınırım, yâni utanç duyuyorum bir insan olarak ne acı günler yaşamaktayız!.
“Çâre ne?.” Diyorum ki: “Kendine bir bak be kardeşim, senin bir tarafın Kıtmir, bir tarafın Kırat ve ortada KuL İhvÂNi diye birisi var!. Senin işin Halka Müfettişlik değil Müftülük değil!. Sen yaz çalış yaz yaz!. Hakan için yazma Hakan’ın oğlu Hüseyin Latif var!.Ve ondan doğacak çocuğa yaz!. Ve Hepsini NAHNU BİZBİR-İZ-Liğine çağır!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in İZi burada!.” de..
“Neden, Hakan’dan umudunu kestin mi Hocam?.”
Hakan da benim gibi.. yâni yerler yağlı o yana bu yana yağlı, deli de velî de kayacak hale gelmişiz!. Ama gelecek nesil MuhaMMedî Nesil RABBanî Kur'ÂN-ı Kerîm nesli, RABBanî nesil, Hasbi ve Habibî Hizmete Lâzım ve Lâyıktır!.
Ondandır ki Barbaros cân, Münir Derman Hocam: “Ben bütün eserlerimi bir tek kişi için yazdım!.” Diyor. O tek kişi ise, hâşâ O‘nu istismar eden değildir!. O tek kişi onun sırtına binen kişi değildir!. Sırtında da taşıyan da değildir!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin arkasında Halife ile o gün İmam Ali kerremallahu vechehu ile köle yanyana namaz kılmıştır, omuz omuza!. Öyle bir şeydir bu iş!. Böylesine bir omuz omuza NAHNU BİZ BİR-İZ-Liğidir!.
Onun için buyuruyor Derman Hocam ki: “Bir kişi için yazdım!.” Diye.
Ne demek istiyor?. “Kaldığım yerden devâm eder!.” diyor İnşâe ALLAh!.
Elbette kopyasını ya da aynısını değil!. Dünün çağrısı dünde kaldı!. Bu gün bu gündür ama, dünün devamıdır ve yarının anasıdır!.

Onun için de bu güzellik ve özelliklerimize dikkat etmemiz gerçekten gerekiyor!. Kudretullah ve Azametullahın içinde yaşamaktayız!.
“Hepiniz cehennemin zümerâ-sındasınız!.” mealen âyeti..

Necm Sûresinde içindeyiz
Ve hepimizin bu Hayat Cehenneminde İbrahimî-leşmeye, şeytanımızı müslüman etmeye, ateşimizi yâni cehennemizi CeNNet etmeye
Muhtacız, Mecburuz, Me’muruz ve de Mahkumuz!.


Kur'ân-ı Kerimimizde bir âyet-i celîle vardır “hepiniz cehenneme uğrayacaksınız” diye..
Peygamberler aleyhumu's-selâmlar da dahil HEPimİZ ceheNNeme uğrayacağız ki =>zâten şu ANda içindeyiz ki!..


وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ : Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrıyacakdır. Bu, Rabbinin üzerine kat'i olarak aldığı, kazaa etdiği (bir şey) dir.” (Meryem 19/71)

=> “SıRR-ı SıFıR SICağı”nda =>İBRAHîMî-Ler =>SaBîRun!.:

HAKk’ı tercihle İbrahîm aleyhisselâm için, cehennem “berden selâmen” olmuştur..
Berden seLÂM” et:


قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Resim---"Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm (ibrahîme): Ey ateş! İbrâhim için serinlik ve esenlik ol! dedik." (Enbiyâ 21/69)

Şimdi şu ÂNda ŞE’ÂN-da “Eşhedu enLâ İLâHe İLLALLAH ve Eşhedu enne MuhaMMeden RASÛLULLAH!.”
Yâni İnKÂRımızı =>İKRâR etmeye ve =>TEVHİd EHLi OLmaya =>ŞEHÂDet EHLi Olmaya, Hakiki, Halis, Muhlis, Sıddık ve Âdil MuhaMMedî Mü’minLer OLmaya gerçekten çok, çok büyük ihtiyacımız vardır!.
Bu bize Lâzımdır ve de Lâyıktır!.
Bunun dışında olanlara “vay lenâ!. vay lenâ!.” Azametullah da vız gelir tırıs gider, Kudretullah ta vız gelir tırıs gider!. Gider de, ne zamana kadar?. Sıfırı tüketinceye kadar ALLAH celle celalehu korusun!.

İşte bundan korusun ALLAH celle celâlihu!.
Yoksa Kendini bilmiş, RABBini bilmiş kişi, zâten öyle de olsa, böylede olsa ALLAHın kaderini yaşayacak!. Mesle bir tercih hakkı!. Çıkış YOLu hep Var SüNNetuLLAHta!.


قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---"Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâhi, innallâhe yagfiru’z- zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huve’l- gafûru’r- rahîm (rahîmu).: De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki ALLAH, günahların hepsini mağfiret eder (sevâba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)."
(Zümer 39/53)

Sakın ALLAH celle celâlihu’dan umut kesmeyin!. Umut kesenler kafirlerdir!. ALLAHın rahmetinden umut kesilir mi?. ALLAHın rahmeti kimdir?.
Rahmetenli’l- âlemin MuhaMMed aleyhisselâmdır kardeşim!.


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---“Ve erselnâke illâ rahmeten li’l- âlemîn (âlemîne) : (Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

Buyurunuz;

Kur'ân-ı Kerimimizde;

1-) ALLAH'A ve RESÛLÜNE TESLİM OLUN!:

(Ahzâb 33/56) (Âl-i İmrân 3/20)


إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Resim---“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen) : Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” (Ahzâb 33/56)

Resim

Kur'ân-ı Kerimimizde;

2-) ALLAH'A ve RESÛLÜNE İMAN EDİN!:

(A'raf 7/158) (Nur 24/47, 62) (Fetih 48/9, 13) (Hucurât 49/15) (Hadid 57/7, 19, 21) (Mücâdile 58/4) (Saff 61/11)


قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Resim---“Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne) : De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve ümmî Peygamber olan Resûlüne -ki o, Allah'a ve onun sözlerine inanın- iman edin ve O'na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A'râf 7/158)

Resim

Kur'ân-ı Kerimimizde;

3-) ALLAH'A VE RESÛLÜNE TÂBİ OLUN- istecibü!:

(Âl-İ İmrân 3/172) (Enfâl 8/24)


الَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِلّهِ وَالرَّسُولِ مِن بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُواْ مِنْهُمْ وَاتَّقَواْ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---“Ellezinestecâbû lillâhi ver resûli min ba’di mâ asâbehumul karh (karhu), lillezîne ahsenû minhum vettekav ecrun azîm (azîmun) : Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır.” (Âl-İ İmrân 3/172)

Resim

Kur'ân-ı Kerimimizde;

4-) ALLAH'A VE RESÛLÜNE İTÂAT EDİN!:

Âl-İ İmrân 3/32, 132; Nisâ 4/13, 59, 69, 80; Mâide 5/92; Enfâl 8/1, 20, 46; Tevbe 9/71; Nûr 24/47, 52, 54; Ahzâb 33/31, 33, 66, 71; Muhammed 47/33; Feth 48/17; Hucûrat 49/14; Mücâdile 58/13; Tegâbûn 64/12
Âyetlerinde geçmektedir.


قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Resim---"Kul etîûllâhe ve'r- resûl (resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn (kâfirîne) : De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-İ İmrân 3/32)

Resim

Kur'ân-ı Kerimimizde;

ALLAH'IN RESÛLÜNE İTAAT EDİN!:

(NİSA 4/64) (NÛR 24/56)


وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Resim---"Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve atîûr resûle leallekum turhamûn(turhamûne) : Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz.”.” (Nûr 24/56)

Resim

Din Adamı ama Yoz adamlar anlamıyor ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi hafife alıyor ne yapabilirsin ki!.

ALLAHu zü’L- CeLÂL, açık ve net olarak;
“ALLAH ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ine iman et!.” buyuruyor da, ben Hafıza diyorum ki.: “Şunu bana tercüme et!.” diyorum da o da diyor ki: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in ortağı mı?.” diyor.
Adama bak yahu!. Adam ortaklıkta kalmış, çifte şeytanlıkta illâ ortak arıyor!.
Katiyyen NAHNU BİZ BİR-İZ-Liği kabul edemiyor!. BİZLiği kabul edemiyor illâ ayrı düşecek!. Put BULacak!. Oysa bu bedenler vs. hep kabuktur ki onlar da NÛRuLLAHtan yaratıldı..KüLLî ŞEYy NÛRuLLAH’tan NÛR-u MuhaMMedîz ve netice olarak ALLAHu zü’L- CeLÂL’de yok oluruz!. Mülkü O’nundur.. “Mülk kimin?.” sorusuna cevâp veren olamaz!. Güneş, ışığını çekti kendisine yok etti gitti gibi!. Yâni var idi yok oldu!.

Yok olacaksa eğer tüm bunlar niye söylüyorum, akıl seviyelemelerimiz.. Senelerdir sohbetteyiz biz belli bir seviyeye gelmişti. Bu seviyelerin oturması lâzım yerine ki, üzerine ne yapacaksak yapalım!.
Kur'ÂN-ı Kerîm sohbetlerimizde İnşâe ALLAHu zü’L- CeLÂL Lütf ü Kereminden, İzzeti Şerefinden.. Siz de dua edin ben de ediyorum ki Kur’ÂN-ı Kerîm, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin nefesi.. Şu ÂSN ise Nefes BİZim, Ses Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin, SÖZ ALLAHu zü’L- CeLÂL’in.. Diyorum da anlatabiliyor muyum Kardeşim Kadriye AnA..


Resim

EL VÂHİDu’L- KAHHÂR ALLAH.:

ALLAH celle celâluhu, Şu ÂNda =>Şe’ÂN'da =>Küllî ŞeYYLeri her ÂN Yeniden Yaratan EŞsiz ŞÂHİD celle celâluhudur.:

سْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim--- “Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe'n (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş) üzerindedir.” (Rahmân 55/29)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim--- "Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulku’l- yevm(yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhâr olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Barbaros: Geliyor mu Hocam ses.. Böyle böldüm Hocam özür dilerim.. estağfirullah.. şimdi ALLAHın nurundan bahsediyoruz ya Hocam kabul.. şimdi şeyde şöyle bir kısım var oraya gelmiştim bu konuya iliştireyim ben burdan bunu anlıyorum doğru mu anlıyorum bilmiyorum. Çünkü dili ağır “şöyle bir iddia ileri sürülebilir” diyor ibni Arabî.” O şeyle değildir, bilmemizde O’nu bilmedir” diye. Bilirler diyor yâni ALLAH celle celâlihu için.. “O, şeyle değildir nehy etmek yâni değildir” diye bilmemizde “O’nu bilmedir” diyor. “O zaman öyle derlerse şöyle bir cevâp veririz” diyor bu tarz bilmede delil arada bir ortak olamayacağına hükmettiği için sen kendi niteliklerden onu soyutlamışsın öylelikle kendinde kendisini bilindiği tarzda sana bilinmeyen bir zâtlardan farklılaştın yoksa kendiliğinden sahip olduğu olumlu dedikleri bulunmadığı için senden farklılaşmış değildir neyi bildiğini öğren ve şöyle diyor de RABBim benim istinasız.. Burada Hocam, zannediyorum söylediğiniz şeye geliyor burda ALLAH celle celâlihu şöyle değildir böyle değildir vs. diye diye BİZ BİR-İZ-Likten uzaklaşırız yâni sadece şeyde kalırız her şey “Lâ İlâhe”de kalıyor. “İLLâ ALLAH” kısmını yapamıyoruz diye öyle hissettim Hocam.

Kulihvani: Hissetmene gerek yok zâten yapamazsın. ALLAH celle celâlihu hakkında Kur’ÂN-ı Kerîmin söyledikleri ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin buyurdukları ve duyurdukları var ALLAH celle celâlihu için neye hüküm vereceksin ki, ne verebilirsin ki yâni!. Neden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde el Fâtihayı çekiyoruz biz.
Bundan sonrası, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Şehâdet Şerefi Sesiyle ilgili diyoruz. Başka yol yok diyoruz neden?. MuhaMMedî MeLÂMet, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde kitlenip kalıyor.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hâşâ bizim RABBımız değil!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAH’ın Nûru, ALLAH’a giden Tek Yol, Sırat-ı Mustakî, Rahmetenli’l- Âlemîn.. Onun için MuhaMMedî MeLÂMette ve öyle sefih cak cuklar yoktur hiç!. Al gözüm =>Ver gözümdür!. Sorarsın Hacı Mahmud’a: “Hacı Mahmud, kurban olduğum ALLAH aşkına bak haram yiyor musun yalan söylüyor musun?.” diye.. Rahmetli Rasim Abi vardı.. Rasim Abi ALLAH celle celâlihu rahmet eylesin!.Bir zamanlar beni çağırdılar. Sahte Tarikatçılar onun evinde bir fitne tezgahı kurmuşlar celle celalehu affetsin insanları, bizi de affetsin!. Yâni tarikatçılar. Rahmetli Hacı Osman Efendi BaBam kaddesallahu sırrahu’nun oğlu felan da var!.mesleşu O’nun yerien ben onun tarikatını yürütmeye devâm edip etmeyeceğimi anlamaya çalışıyorlarmış!.
Halbuki yıllar öncesi ben, Rahmetli Hacı Osman Efendi BaBam kaddesallahu sırrahu’ya da dedim: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem mecbur etmediği sürece ben kimsenin mürşidi felan olmam da, Hasbî Hizmetçisi olurum!.” diye. Aynı şeyi işte Hacı Mahmud da çok yakinen bilir ki,aynısını Rahmetli Siirtli Muhammed Sıddık kaddesallahu sırrahu’ya da söylemişimdir ki.: “Sizin zamanındaki tarikat öleli çok oldu!. O devir kapandı!. Şimdiyse Hasbî Hizmet hizmetçilik devri başladı, hizmetçilik devri başladı!. Artık bu millete ne mürid ne de mürşidlik olur!.” Dedim.
Ne deyim daha ALLAH celle celâlihu’ya şükür!. Şimdi görüyorum ki doğru demişim.. Şimdi daha da daha doğru demişim!.

Haa MuhaMMedî MeLÂMet başka şeydir.. Barboros Cânım, kuduğun o kitabı yazanlar bizim MeLÂMetin içine girsinler eğer aldıklarıyla ve de çaldıklarıyla yeri göğü yıkarlar!.
Gübrenin içinde kaldık diye tohum yapsak, biz onu Kâinât Tohumu yapsak, fırlar çıkar kaçar.. Çünkü o dünyaperest adamı, gübreden gül açacağına inandıramazsın!. Sahtekâr Tasavvuf Simsarları ona, basit akıl oyunlarıyla bir şeyler söylemekteler, bir şeyler yapmaktalar o da gerçek sanıp inanıp onu yaşamakta!.

MuhaMMedî MeLÂMet ise, öyle değildir al gözüm ver gözümdür!. MuhaMMedî MeLÂMette Kur'ÂN-ı Kerîm okumasını bilmeyen bir insan da sofradadır yani bizim Baltacı Yahay Babam da sofradadır..
Geçen gün Burası Bursamda görmüş onu Hacı Mahmud.. Yine karakışta sırtında bir testere bir de balta.. Yada Temmuzun göbeğinde o çat sıcakta yine ne “odunciii!!..”
Ben.: “ALLAH ALLAH cehennem gibi sıcak var odun kırdıran olur mu?.” Diye sordum.. “Nâsibi yaratan HAKk TeÂLâ OLduran O’dur!. OLur mu OLur.. Hele Biz Bir kısmet Kapısını ÇALalım bir ülenn!.” dedi.

Demek istiyorum ki kim ne yapıyor bu âlemde!. Bulutlar ne yapıyor, rüzgar ne yapıyor, ışık ne yapıyor bunlar!. Bir gün güneş ki, eğer ışığını göndermese bütün Dünyâ Hayat Sistem çöker, dirilik kaynağı biter, fotosentez kaynağı kalkar ve yok olur sistem!.
Alavere dalavere yapmalarıyla felan bu işin içinden çıkamazlar!.
Ben sizin dediğiniz kitapları da okudum..Tam şu anda Muhiddin Arabî kaddesallahu sırrahu Hazretlerinden bahsediyorum!. O’nun kitapları halden hale girmiştir!. Piyasadaki kitapların kimi kendinindir kimi değildir.. Kimini onun isimi altın da yazmışlardır..
Ayrıca O değerli Zâtın kendisinin söyledikleri yanlış anlaşılmıştır..
Kendisi “Vahdet-i Mevcûd” demiştir!.
Vahdet-i Vücûd, ALLAHu zü’l- CeLÂLdir!.
Anlayamayanlarca, Vâcibu’l- Vücûd ALLAH’ın yerine kendini koyuyor şeklinde anlaşılmıştır. Halbuki söylediği “Vahdet-i Mevcûd”dur. Yâni mevcûdun vahdetinden bahsetmektedir.. Vâcibu’l- Vücûd’dan bahsetmiyor!.
Ama anlatamıyorsun tabi ki ahmaklara!.
Onun içinde ben o kitapları eskiden okuyordum. Fususi’l- Hikemi dört kere okumuşumdur.. Ebrârlardan olan bir zât vardı birisiyle tercüme etmişti o bir kazada vefat etmiştir. Çok değerli bir insandı şimdi ismini bile hatırlayan yok.. çıkaramayacağım üç dört çiltlik ondan seçmeler şey yapmıştık..

Netice olarak şunu söylemek istiyorum ki Barbaros cânım, “kim ne dedi?.” güzel şeydir. Ancak “Siz ne diyorsunuz?.”
“Şah damarınızdan daha akrabayım!.” diyenin ne dediğini anlamayacak akılda yaşta felan değilsiniz ki, çok iyi anlayacak haldesiniz!.


وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim---“Ve lillahi ma fi’s- semâvati ve ma fi’l- ard ve kanellahü bi külli şey'im mühiyta: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).” (Nisâ 98/126)

Âyetini anlamayacak durumda değilsiniz.. MUHİTin merkezin ne olduğunu herkesten daha iyi bilirsiniz.. Ama bütün bunlara rağmen ben biraz daha kütüphâne işi yapıyım diyorsan o zaman bir milyon cilt kitap vardır buyurunuz!.
İşte MuhaMMedî MeLÂMette bu yoktur!.
MuhaMMedî MeLÂMette; Hacı Mahmud’un burnuna bir tek fiske vur fiske fiske!. O’nu havaya fırlatır ve ayağa kaldırır!. “Burada yelenen ben miyim?. Bu kokuyu ben mi yaptım buraya, özür dilerim sizden!.” Der..
Hayatın içine atlayıverir!. UYanmıştır, DUYmuş ve UYmuştur!.
Çünkü UYANmıştır kardeşim adam!.
BUZ DAğı kalmışsa =>Hakı da, Boku da içinde kitlemiş yâni!.
Bu BENLik BUZ DAĞının üstüne ne yazarsan yaz!. İstediğini söyle!. Sen: “Yüce Dağ veya ALçak Dağ!.” de.. Şunu de bunu de, istediğini söyle sonUÇ hİÇ!.
Bunu ne diye soruyorum bu işte Ahmak Adam: “Su deposuyum!.” diyor!.
Ne SU deposu?!. Bir tek damla bile SU Bulamazsın, gözyaşı kadar bile!. Böylesine SU deposu ama BUZ Dağı Yürekte MuhamMMedî Merhamet bu kadar yoktur, RAHMetuLLAH bu kadar yoktur!. DONmuş, Kitlenmiştir!. Çünkü Firavunlaşmıştır, Nemrudlaşmıştır!.

Bunu söylemek istiyorum Barbaros CÂNım!.
Onun için MuhaMMedî MeLÂMet’teki Muhteşemlik bir adımda Selâmettedir!. Tek adımda!. Tek-BİR adımda selâmettedir!.
“Lâ İlâhe!.” der bir tek adım atar “İLLâ ALLAH”tadır!.
Bu kadar Muhteşemdir!. Çünkü MuhaMMedî MeLÂMet, halkın uydurduğu bir tarikat değildir!. “Ben de gireyim ben de oluyum!.” meselesi değildir!.

Çünkü bu yol, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e Hasbî HabîBî Hizmet ve ALLAHu zü’l- CeLÂL’e ibâdet yoludur!.
ALLAHu zü’l- CeLÂL’e ibâdeti; Kur’ÂN-ı Kerîm ve Hadis-i Şerifler belirlemiştir!. Açık seçik belirlemiştir!.
Ama sana yetmedi de: “Ben dahasını yapacağım!.” mı diyorsun!.Buyur yap kardeşim yap!. Senden önce de yapanlar oldu!.
Yâni sabaha kadar namaz kılanlar akşama kadar oruç tutanlar oldu!.

O kişinin kardeşi onun çocuklarına baktığı için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kardeşi ondan hayırlıdır!.” Buyurup!.
Eşine yağtığı haksızlıktan dolayı da: “Sen bizden değilsin!.” diye reddetmiştir ve karısını boşamıştır Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem!.
Neden?. O kişi MuhaMMedî İ’TİDÂDL YOLU OLAN SIRAT-ı MUSTAKÎM’iterkedip de; ibâdette İfrata gittiği için.. ya da âile hukuku işinde tefritte kaldığı için!.
Niye İ’tidal Yoluna gitmiyorsun?!.
MuhaMMedî MeLÂMet i’tidal yoludur, orta yoldur, SIRAT-ı MUSTAKÎMdir.. Hakk ve Hayr Yoludur ki, KelâmuLLAH YOLudur ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Yoludur.. Dosdoğru yoldur!.
Kim için?.
Ben kendi şahsım için söylüyorum ve ben katiyyen şunu yapmam ben söylüyorum!. Benim SÖZüm ki, bunu Hakan için değil onun oğlu Hüseyin Lâtif’inin çocukları için yazıyorum!.
Hakan da onun için yazıyor!. Zâten o şuurda değilse bir harmandalı daha döner boşu boşuna!.

Onun içindir ki ALLAH celle celalehu bizi Rububîyyet ve Rusulîyyet SELÂMında-SELÂMetinde KILsın!. Ve “DÂru’s- SELÂM” buyuruyor değil mi?. SELÂM Diyârı nere orası?.
CeNNet bir yaratıktır ve NÛr-u MuhaMMed’den yaratılmıştır ki açıkça bir yaratıktır çünkü!.

Ama adam anlamaz ki!. Cehennem de CeNNet gibidir.. Yine NÛr-u MuhaMMed’den yaratılmıştır!.
Ne zaman CeheNNeM oluyor?!.
İnsan ham ve depsizkiMuhaMMedî Tâlim ve TERBİYeden YOKsun AKLIyla, Firavun ve Nemrutluk yapmaya kalkıştı mı,işte o zaman cehennem oluyor!.
Bunun için de yaratılmıştır!.
ALLAHu zü’l- CeLÂL, insana AKIL verilmiştir, ESMÂ yüklenmiştir ve bu bir SORUMLULUK yüklemiştir ona!.
Aslan, ceylanı parçaladığı için cehenneme gitmiyor, çünkü ona öyle bir imkan sağlanmamıştır!. Ceylana kaçması aslana da koşması öğretilmiştir!.
Yâni Büyük Sahraya ya da KÂR-ü-BELÂ ÇÖLÜ’ne bir kamyon dolusu makinalı tüfek döktük diye aslanlar artık makinalı tüfekle ceylan avlamıyorlar!. Avlayamazlar da zâten!. Kâinât durdukça da avlayamazlar ki SÜNNETuLLAH’ı ZÂTından başkası değiştiremez!.
Aslanlar sadece aslanlık yaparlar ve başka bir şeylik yapamazlar!.
Ceylanlar da ceylanlık yapar kardeşim!..
Ama İnsanoğlu ESMÂ TÜMü AKLIndan dolayı of of of!!.. ALLAH celle celalehu korusun!.

Bakınız Kur'ÂN-ı Kerîmde ne diyor İblis ki ŞEYtÂN;


كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---"Ke meseli’ş- şeytâni iz kâle li’l- insânikfur, fe lemmâ kefera kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbe’l- âlemin (âlemîne).: (Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.” dedi.” (Haşr 59/16)

Şeytan bile RABBından korkarken o niye reddediyor onu!.
Çünkü Şeytân: “Artık sen benim işime yaramazsın!. Çünkü sen RABB’ını inkar ettin!. Ben ise, RABBu’l- âlemîn’den korkarım!.” derken ben ALLAHa sığınırım!.

Azîz Kardeşlerim;
Ben bunları HAKk TeÂLÂ’nın KULLarını tenkid olarak söylüyor değilim, üzüntüyle söylüyorum!.
İnsanları SIRAT-ı MUSTAKÎM’den çeldiren ayıran Şucular ya da BUcular!. O kadar rahat, o kadar emin, o kadar saçma, o kadar yanlış ve o kadar acı ki, yürek parçalayıcı!.
Böylesi ADAMı, şöyle bir görsen Riyakârın Sahtekârın Kralı yâni!.
Amma mangalda kül bırakmıyor!. “Din” dediği zaman sanki onunmuş felan feşmekan!..

GEL ÜLenn!. BİZim Baltacı Yahya Babam gibi tak hızarı ve baltayı boynuna da göreyim seni!.

Neyse herkes kendi halinde yerinde yurdunda şah damarından yakın RABBısıyla akRABBalığını kurmuş mu?. Kurmuş!. O zaman;


وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا

Resim---“Ve lillahi ma fi’s- semâvati ve ma fi’l- ard ve kanellahü bi külli şey'im mühiyta: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).” (Nisâ 98/126)

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Yarattığı Küllî Şeyi HÂLiyel Kapsadığını/yuttuğunu anlamış mı?. Anlamış!.
İÇerdeki NÛRuLLAHı gGÖRmüş mü?. GÖRmüş!.
Ampül =>Kebanda.. Keban =>ampulde mi?.
Neam/evet =>NAHNu =>BİZ BİR-İZ mi?.
EVvet!.. Şimdi şuÂNda ŞE’AÂULLAhta NAHNU =>BİZ BİR-İZ!.
Alkış!. Nasıl da hârika değil mi?.
Kim birleştiriyor bu MERKEZe bu ÇEMBERi?!. BİlenLer bİLir ki =>“r” yarı çapı.. Ben o “re” yarı çapının kullanılması, “re” harfi olarak kullanmasını ingilizcesini bilmiyorum ama çok hârika bir şeyy!.

O “re” yarı çapının bir ucunda İçte-Rububîyyet vardır öbür ucunda-Dışta Rusûlîyyet vardır..
Ama En dış âlem ULUhiYYetttir..
Biz dâima ortadaki Rusûlîyyette İ’tidal Yoluna mecburuz..
Onun için de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemce anlamamız gerekir, hadisce anlamamız gerekir!.

Diyanetin bâzen hayırlı işleri de vardır, çok hayırlı işleri de vardır. Bir tanesi de, Sünnet-i Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem için çok güzel hazırlanmış yedi ciltlik kitabı..

Ben, “MuhaMMedî Metod” diye bir eser ALLAHın izniyle yazmak için bir sene önce ya da iki sene önce başlamıştım.. yâni MuhaMMedî Metod.. “Metod ingilizce diye biizi taşa tutarlar” diye “MuhaMMedî Sünnet.. SüNNet-i MuhaMMed aleyhisselâm” derim..
Bunun için lâzım olan nedir?. İşte bu yirmi bin hadistir!. Ne lâyık?. Kur'ÂN-ı Kerîm takviyesi lâzım!.
“ALLAHu zü’L- CeLÂL böyle buyurdu.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem böyle buyurdu ve şöyle uyguladı..” demek için..
Gerisi diyormuş ki efendim şöyle olursa böyle olursa diyormuş!.
Evet Muhiddin Arabî kaddesallahu sırrahu Hazretlerini ben okudum, severim!. Ancak, pek çok eserleriyle oynanmıştır bunu da bilirim fakat benim çevrim alanımın dışında bir zât ve büyüğümüz ALLAH celle celâlihu rahmet eylesin!. Garip bir hayat yaşamıştır.. Çok yakinen ilgilendiğim ya da bilgilendiğim değildir. Ne olmuş ne kalmış konularıyla da ilgilenmiyorum..

Çünkü ben =>İLİM, İRADE ve İDRAKİN kesin İŞTİRAKE burada/bu DÜnyâda YAŞArken geçmesini anlıyorum!.
İlim ve İrade sahibi olabilirsiniz fakat, İdrake çıkmanız için Doruğa çıkmanız için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Gönül Dağına çıkmanız gerekiyor!.
Ben bunun altını çizer, çizer de çizerim kırmızı kâlemle Hakan oğuLcÂNım!.
Yoksa Şeytanın Dağına çıkarsın sana şey yapar yâni haaaa!.
İştirake geçince ceryÂN geldi mi?. GELdi!.
Yâni =>NÛRuLLAH ki =>NÛR-u MuhaMMed geldi mi?.
Çok şükür GELdi!.
Nasıl KULLanacağını da sEN Öğren koçum!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

EÛZU BİLLÂHİ MİNE'Ş-ŞEYTÂNİ'R-RACÎM
Bİ'SMİ'LLÂHİ'R-RAHMÂNİ'R-RAHÎM..

Euzu billahi's- semi’l- alîmu min eş şeytani’r racîm min hemezitihi ve nefhahi ve nefsihi.. Bismillahirrahmânirrahîm

Euzu bike RABBî yahdurunu.. Bismillahirrahmânirrahîm..
EL HAMDüLİLLAHi'r-RABBü’l- ÂLeMîn..

SubhÂNeke ALLAHumme ve bi hamdike,
Eşhedu en Lâ İLâhe ente vahdeke Lâ şerike Leke estağfiruke ve etûbu iLeyke..

Es Salâtü ve's- SeLâMu aLeyke Ya RaSûLALLAH sallallahu aleyhi vesellem istecertü!.

Resim''ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike (MuhaMMedîyyeti) ve
NeBîyyike (MahMudîyyeti) , ve
RaSûLike (AhMedîyyeti) ve
NeBîyyi’l-ÜMMîyyi (HaBîBîyyeti) ve aLâ âLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi... ''Resim


Resim

Her Yerde BEDELsiz,
Her Zaman KIYASsız,
Her Halde ŞARTsız,
Her Nefes SEBEBsiz..

Bir SIRR-ı SIFIR sonUÇ için =>Eûzu Besmele çektik, tevbe ettik RABBımı TeÂLÂ’ya döndük.
Ve bu dönüşün; Mesnedi, Mazharı Füzesi daha doğrusu KALBi MuhaMMed aleyhisselâm olduğu için her halde hiçbir şart koşmaksızın ve her nefeste bir sebeb aramaksınız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin SIRR-ı SIFIRında =>SÎNEsinde yâni o’nun NÛRUnun içinde o denizin damlası olarak BİZ BİR-İZ-Liği içerisinde demek istiyorum. RUBUBÎYyet ve RUSÛLÎYyet BİZ BİR-İZ-Liğinde güneşten gelen ve güneşe giden ışınlar gibi salâvâtla =>salâta ulaşmak için demek istiyorum.. RUSÛLÎYyetten RUBUBÎYyete geçişi söylüyorum. Çünkü bunlar, uyduruk şeyler değildir YAŞAnmazsa yalan olur.. Çünkü “Yaşanmayan =>Yalan OLur!.” Yazık olur insÂN sûretinde yaratılışımıza yazık olur!. Verilen “AKL”a yazık olur =>NAKLe geçiremediğimiz için!.
Ne çâre ki BİLiyorsunuz AKIL ancak ve ancak NÛRULLAH’a Kavuşup da NÛRlandığı zaman NAKİLdir.. Lamba YANdığı zaman Merkez Keban-la BİZ BİR-İZdir güneş ve ışığı gibidir..
ALLAHuNÛRu’s- semâvât-ı ve’l- ard..
ALLAH ve yerde gökte olanlar güneşle ışığı gibidir biz ALLAHın NÛRuyuz biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRuyuz ve bu NÛR =>Bedenen>Nefsen>Kalben>Rûhen..
Demin duâ ederken Âdem Babamıza Havva Anamız’a aleyhumusselâm kadar bütün atalarımıza duâ ettim. Dedim ki, bilmiyorum insanlar ve ben hangi milletten yahutta hangi ırktan hangi zamanda ne yaşamışlar bilmiyorum!. Ancak.: “Yer yüzüne gelmemize sebeb oldukları için geçenlerimize/atalarımıza ben rahmet duâ ediyorum!.” dedim.
Şeriatları neydi?. Peygamberleri kimdi bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu zincirin içerisinde gerçekten halka olduklarıdır. DİRiden DİRİye DİRİ Beden Halkası olarak BİZe kadar gelen DİRİLik ZİNCİRİ olarak düşündüğümüz zaman hepsi bir DİRİ HALKAdır.. Diriden diriye geçen bir halka zincir halindedir.. Bedenle görüşmekte ama, Nefsen Kalben ve Rûhen AYNen YAŞAmaktadırlar şu ÂNda BİZde!.
Yâni, Ahmet Çakırla Rahmetli Babası Ali Çakır Babanın bir farkı yoktur.. Ancak bedensel olarak vardır.. Topraktan toprağa giden beden.. Görüntü beden, gölge beden..


Her YERde DEdiğim BEDENidir. Dâima BEDEL BİÇersin.
Her ZAMAN DEdiğim NEFSidir.. Sürekli KIYAS YAParsın.
Her HÂLde DEdiğim KALBidir.. Mutlaka ŞART KOŞarsın..
Her NEFESte DEdiğim RÛHudur.. Mutlaka bir SEBEB ARArsın!.

Hayatta, Her CÂNın Yaratılıştan/FITRAten bu böyledir.:

BEDENsel olarak sonuçta Bir Yudum SUya bir Nefeslik Havaya vs. MUHTAÇtır ve İLMî bir BEDELi vardır..
NEFSen durmadan Başkalarıyla ve başkalarını kendi Nefsiyle/İRADesiyle KIYASlamaya MECBURdur..
KALben ise OLsun OLmasınları inceler ve İDRAKla OLUMLu OLANLar için ŞART Koşmaya ME’MURdur/Emredilmiştir.
RÛHen ise, Kötü- İyi, İnkâr-İkrâr vs. İKİLeminden TERCİh ettiği EN DOĞRUyu/DORUkta Olanı YAŞAmaya MAHKUMdur..

MuhaMMedî MÜ’min KALB, ŞART KOŞAR dedik. Yâni münâfığın içeri girmesini istemez KALB.. KALB bir BERZAHtır/ İki yer arasındaki geçit ki İki âlemin arasıdır. Çünkü ALLAH celle celâlihu’ya geçiş kapısı vardır.. GİRiş Kapısı =>KALBdir.. GEÇiş Kapısı FUADdır.. MADDEden =>MÂNÂya GEÇiş gibidir..
Bu bir hikâye değildir masal değildir, İsLÂMî bir gerçektir!.
Batılılar bunu çözemediği için madde içerisinde kıvranıp durmaktadır ve asla mânâya geçemiyorlar..
Barboros bunu çok iyibilir yıllarca İngiltere’de yaşadı!.
Çünkü materyalist Akılları “feyeKÛN” MADDEsinden =>“KÛN” MÂNÂsına geçemiyor!. Baştaki “feyeKÛN” MADDEsinin bir “YARATANı” var demiyor!. “Madde =>Maddeyi yarattı!.” Diyor.. Ya da “KAOS/kargaşa, karışıklık!.” diyor felan feşmekan bir şeyler söylüyor!.
(Garibanın hanımı…….. özel sohbet…)

ÇİLE kıç attı mı, sizde bir türlü!. Bizde bir türlü!. ÇEKmeye başlar HAKAN!. ÇİLE güzeldir severim!. ÇİLE siz İLELikleri ve BİLELikleri ben miras yedi gibi kabul ederim bu YOLda!.
Bu MELÂMet YOLU-na DÜŞenler YOLCU OLması ŞARTtır.
Bu YOLun YOLCUsu OLması Lâzım, HAKk DOstLarı gibi..
YOLLUğu OLması Lâzım.. Kur'ÂN-ı Kerîm ve Hadis-i Şerifler gibi.
YOLDAŞI OLmazı Lâzım.. YOL GÖSTERENi/REHBERi Lâzım RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem gibi EhL-i Beyt aleyhumusselâm VelîYYuLLAHLarımız gibi..

İşte o zamÂN bu YOL =>HAKk YOLdur =>Sırat-ı Müstakîmdir!.
Yoksa tan tun meselesi değildir!. Bir şeyi bir şeye benzetmeden inanmak!. Onun için ALLAHu zü’L-CeLÂL, ZÂTını hep Teşbih/yarattığı bir şeye benzetişten =>Tenzih/ noksanlıktan uzak saymayı emr etmiştir..
ZÂtının dışındaysa benzeterek anlatış vardır Kur'ÂN-ı Kerîmde..
Âhirette cennetler yaratmıştır, saraylar köşkler kurmuştur ama onların hiç birisinde karı koca yoktur. Çoluk çocuk yoktur evlenmek yoktur. Ordaki kelimelere çok dikkat etmek lâzım.. Hiç birisinde bulamazsınız bu hayatın devâmını.. Çünkü şu hayatlarımız elbise gibi çıkarılınca burda kalan şeylerdir.. Öbür ÂLEMe oraya giden sonUÇta, BİRR ü Takvâdır..


يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---“Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indALLÂHi ETKÂkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki ALLAH'ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok TAKVÂ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki ALLAH, en iyi bilen ve haberdâr olandır.”(Hucurât 49/13)

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Resim---“Leyse’l- BİRRe en tuvellû vucûhekum kıbele’l- maşrıkı ve’l- magrıbi ve lâkinne’l- BİRRe men âmene billâhi ve’l- yevmi’l- âhırı ve’l- melâiketi ve’l- kitâbi ve’n- nebiyyîn (nebiyyîne), ve âte’l- mâle alâ hubbihî zevi’l- kurbâ ve’l- yetâmâ ve’l- mesâkîne vebne’s- sebîli, ve’s- sâilîne ve fî’r- rıkâb (rıkâbi), ve ekâme’s- salâte ve âte’z- zekât (zekâte), ve’l- mûfûne bi ahdihim izâ âhed (âhedû), ve’s- sâbirîne fîl be’sâi ve’d- darrâi ve hîne’l- be’s (be’si) ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humu’l- MUTTEKÛN (muttekûne).: Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrâr kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin BİRR, kişinin, ALLAH'a, yevm'il âhire (ALLAH'a ulaşılan sonraki güne, hidayet gününe, vuslât gününe) meleklere, Kitab'a ve peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık sahiplerine) yetimlere, miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara, isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (ALLAH'a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefâ edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte onlar sâdık olanlardır. İşte onlar MUTTEKİlerdir (TAKVÂ sahibi olanlardır).”(Bakra 2/177)

Çünkü en yüce insÂN, BİRR ve TAKVÂsı en yüce olan MuhaMMedî İnsÂNdır, İLK SÖZÜnde KAVİ olandır. Yâni sağlam ve güvenilir olandır. Onun için, ALLAHu zü’L-CeLÂL bize merhamet etsin rahmet etsin İnşâe ALLAH celle celâlihu!.
Kusurumuza bakmasın İsLÂMî Özellik ve Güzellikleri yaşamak ve yaşatmakta hepimizi =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Şefkatıyla, Şevkiyle, Merhameti Muhabbeti =>MuhaMMedî Hakikatında;
Şehâdet Şerefiyle Hasbî Şefât Şifâsıyla Habibî Hizmetçileri EYylesin!.
Başlarımızı =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Gönül Deryâsından fırlayan değil =>Sürekli BİZ BİR-İZ KILan DAMLALar gibi yapsın!.
=>VARLığımız gözükmesin ama kimse de =>Yokluğumuzu iddiâ edemesin!.
Çünkü oradayız hani Marmara Denizine dökülen bir GÖZYAŞI gibi BİZ BİR-İZ!. KILsın!. Böyle bir BİRLik ve TÜMMLüktür!.
Ondandır ki bunun sonUÇunda “cennette uyûn vardır” buyuruyor ALLAHu zü’L-CeLÂL!.


إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Resim---“İnne’l- muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).: Muhakkak ki; TAKVÂ sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.” (Hicr 13/45)

Cennette uyûn.. pınar başlararı.. Çeşmeler vs. diye yorumluyorlar.. “tecrimen tahtihe’l- enhar.” “altından ırmaklar akan!.” Buyuryor..
Bunlar mecazî, batınî, mânâda olduğu için insÂN aklı türkçeye çevirirken uydurmaya çalışıyor mecburen!. Başka da yapamıyorsun!. Ne yapacaksın ki başka kelime yok yapacak!.

Onun içindeir ki, ASLından öğrenmek, ASLından öğrenirken de Arapça değil de =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemce =>Kur'ÂN-ı Kerîmce =>HAKkça ALLAHça ÖĞRENmek gerekiyor!. Onu demek istiyorum!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Bunun için ise sînelerin pisinin pasının temzlenmesi gerekiyor. Yalıtkanlıklar iletkenliğe dönüşmesi gerekiyor Hakan!. Bunu zımparalamak içinde ÇİLe diye bir mefhum çıkıyor ortaya. Hiç dert değil. Hiç dert değil millet çalsın oynasın bakalım nereye kadar!. Cartı çekinceye kadar çalıp oynayacaklar ve yazık olacak onu demek istiyorum!. “Vaylenâ” olacak. Onun için bu âlemdeki insÂNlar zom uykudadırlar..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar." buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfu'l-hâfâ, 2/312)

قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Resim---“Kul innel mevtellezî tefirrûne minhu fe innehu mulâkîkum summe tureddûne ilâ âlimil gaybi veş şehâdeti fe yunebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).: De ki: “Muhakkak ki o, sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, işte o mutlaka size mülâki olacak (siz ölümle karşılaşacaksınız). Sonra görünmeyeni ve görüneni bilen (Allah'a) döndürüleceksiniz. O zaman (Allah), yapmış olduklarınızı size haber verecek.” (Cumâ 62/8)

Ahmak akıllar, cehennemin zümerasında oldukları halde cennette zannederler kendilerini. Onun içinde kavga döğüş seviş öte böte vurur geçerler güzelim HAYyattan!.
Evet herkes için yaratılmıştır bu dünya
“ALLAH’ın NÛRu”dur ve Şehâdet Şehridir ki; en büyük şehirdir, en yüce makamdır zâten. Şehâdeti olmayanın hiçbir şeyi yoktur. Kendi kendine uydurduğu şeylerdir.. Oysa, Şehâdet burada yaşar Şâhidi olur ve dersin. Bütün ibâdetler burada yapılır. Hasbî Hizmetlerde burada yapılır. O âlemde sadece hesap görülür. Âhiret inâncında bir hesap görülür. Onlar ise, Bâtını Zâhir edenler, Âhirini Evvel edenler. “Lâ İLâHe İLLâ ALLAH” deyip tümünü BİZ BİR-İZ yapanlar, “NAHNU” yapanlar son-UÇta “ALLAH”ta yok olurlar ki, “FENÂFİLLAH” denilen şey budur bu günümüzde. Bunu insÂNlar oyuncak oynar gibi oynuyorlar ne yazık!.
Dikkat ederseniz biz, bir şeye çok dikkat ediyoruz baştan beri ediyoruz katiyen
ALLAH’ın izni ve inâyetiyle bunları ben yazıyorum ama, ben söylüyorum doğrudur, ama ben bunu piyasaya dökersem ve bundan maddî mânevî Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden ayrılır da ben dersem bu ne olur?!. Açıkça Şeytan’a uşaklık olur. Hizbuşşeytanlık olur. Ama, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in malını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına şerefine onun şehâdetine onun şerefine kullanabilirim efendim!. O’nun şefaatına O’nun şifâsına kullanabilirim. O’nun malını O’nun adına kullanabilirim.
“Bütün deryâ denizi benimdir!.” diyebilirim ve kullanırım ama, sâdık olmam lâzım, samîmi olmam lâzım ve bu konuda sabırlı olmam lâzım ki, buna “Melâmetin Selâmeti” diyorum ya!.
Melânetten =>Melâmete.. Melâmetten =>Selâmete..
Ne güzel söylüyor değilim.. şu ÂNda herkes Esfelîn Cehennemi’n zümerasındadır..


وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---“Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

“Hepiniz cehenneme gireceksiniz” diye tercüme edilen açıkça girersiniz zâen içindesiniz.. MuhaMMedî mârifet, İBRAHîMî olup o cehennemi cennete çevirmektir.. berden selâmettir.. selâmete geçmektir..

HAKk’ı tercihle İbrahîm aleyhisselâm için, cehennem “berden selâmen” olmuştur..
Berden seLÂM” et:


قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Resim---"Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm (ibrahîme).: Ey ateş! İbrâhim için serinlik ve esenlik ol! dedik."(Enbiyâ 21/69)

Selâmete nasıl geçeceğiz?!. Melânetin içindeyiz!. Hayvan gübresi düşünün bu bir kuyuda.. suyu neye yarar?. Hiçbir şeye yaramaz pisliktir o!.
Adamın sînesi böyle bir pislik kuyusuysa buna yapacak bir şey var mı?. Temizlemekten başka bir yolu yok!. Halbuki, o pisliği tarlaya döksen bütün bitkilere can olur, kan olur!. Yâni Şeytan =>Müslüman olur!.
çünkü o pislik =>haslığa dönüşür, paslık =>haslığa dönüşür!. Bunu anlamak ve anlatmak bir insÂN için çok yüce bir iştir, MuhaMMedî Hasbî Hizmettir Habibî Hizmettir..
ALLAH celle celâlihu için Hasbî Hizmet..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için Habibî Hizmettir..
Bu ama bütün hizmetler
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme yapılır. İbâdetler ise, ALLAH celle celâlihu’ya yapılır.. Bundan şunu söylemek istiyorum ki.: “ne zaman?.” sorusunun cevabı.: “Her Yerde, Her Zaman, Her Halde ve Her Nefeste İnşâe ALLAHu’r- RahmÂN!.

Evvelâ tevbe ederiz, besmele çekeriz yâni eûzu besmele çekeriz. İstiğfarı tevbe ederiz efendim. Salâvât ederiz, hamd ederiz Her Yerde, Her Zaman, Her Halde ve Her Nefeste!.
Nasıl yaparız biz bunu?. Şöyle yaparız, SELL ederiz TESLİM OLuruz
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ki, İSTİKÂMETimizi ALLAH celle celâlihu’ya çevirsin!. Yâni ben patlak bir ampul değilim beni hatta bağlayın bakın Keban MERKEZİyLe nasıl NAHNU-BİZ BİR-İZ OLuVERiYORum!. Bütün kâinâtı aydınlatırım!. Şu ÂNda, şimdi BURSA’ya bakıyorum da, burası BURSAM’ın, bu güzel şehrimin, Mânânın beşinci bahşehrinin aşağılara rengarenk ampullerle kırmızı mavi efendim Temen Yerinin Parkın lambaları ve karşı komşularımız!. Bunlar her gece hep yanarlar!. Sonra bir kısmı söner.. Seherde kalkarsın ki, görürsün Kur'ÂN-ı Kerîmciler vardır onlar erken kalkarlar. Ezân okunur okunmaz namazı kılar pat yatarlar söndürürler!. Yıllardır böyle sürer bunlar hep!. Nedir?. Bağlantılardır.. Hiç yanmayan lambalardan haberimiz yoktur!.


صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
Resim---“Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn (yerciûne).: SAĞIRdırlar, DİLsizdirler, KÖRdürler. Bundan dolayı dönmezler." (Bakara 2/18)

“Summun bukmun umyun”durlar.. Yâni Beden Nefis ve Kalbleri kördür,sağıdır ve bunlar dillsizdir konuşamazlar!. Yâni başka hususlarda Şeytan İŞİne geçti mi şakırşakır şakır konuşur!. Ama Hizbullaha geçmek istese de bu cenâbet hâliyle geçemez zâten!. Neden?. Engel vardır çengel vardır!. Onu çekip durduran bir güç vardır!.
Onun için
ALLAH celle celâlihu bizi affetsin bağışlasın kusurumuza bakmasın!. Hele de, benim gibi dili durmayanların!. Ama çok şükür Olsun ALLAHu zü’L-CeLÂL’e ki, insÂNlar beni anlamıyor!. Kendi çocuklarım dahi evin eşyalarını değiştirmek evi değiştirmek vs. Neyse Mustafa geldi evi boyadı da güzel oldu.. Amma güzel bir zeytin yeşili buldu geldi.. “İyi dedim yap şu lekeler gitsin gözümün önünden!.”
Daha güzel oldu yâni onu demek istiyorum..
Peki neden burayı seviyorum?!. Burası
“BURSAmda TEKE TEK TERAS TEKKESİ”dir..
Bu bir inânçtır beni ameliyat eden prof. öyle dedi .: “Sen ne duruyorsun İstanbulda sen BURSA’ya- BURSA’na git moral iyi olması Şart!.” dedi Mustafa da var..
Bu Memoriyal Hastanesinde bütün hemşire kızlar “gülcü baba” geldi diyorlardı!. Çünkü her gün oraya giderken bir gül takıyordum sol yaka cebime oradaki görevli hanımlar teknisyenler vs.ler.: “biz böyle morali yüksek insÂN görmedik!.
Prof Dokturum da diyordu ki.: “Sen BURSA’ya git!. Aynı doktarlar orda da var!. İstersen buraya da gel amma şimdi durma git!. Tedâvinin yüzde ellisi en az yüzde ellisi moraldir. BURSA senin moralini çok yüksek tutuyor neden çok seviyorsun?.” diyordu. Ben de diyordum ki.: “BURSA benim Bâtınî SıLâm.. Burası;


MuhaMMedî Müslim,
MuhaMMedî Mü’min,
MuhaMMedî VELÎYuLLAH,
MuhaMMedî EHLuLLAH,
MuhaMMedî EBDÂL
MuhaMMedî EBRÂR
MuhaMMedî AHYÂR
MuhaMMedî AHRÂR YURDUdur..


Yetmiş iki millet doğrudur vardır, onlarda vardır..
Fakat farkında değildir insÂNlar!.
Çünkü onlar; bulut gibi, rüzgar gibi, güneşin ışığı gibi sessiz ve kimsesiz gezmektedirler Halk İÇİnde CÂNn Dostlarım!.
Çok seviyorum onun için BURSAmı!.

ALLAH celle celalehu Lütf-ü İkrâm etsin cümlemize!.
Ben sizlerden çok yaşlıyım çok zaman geçirdim..
Çoluk çocuk herkes dağıldı gitti!. Ben ise 4 şehre gittim 5. incisine geldim!. Ben oraları yıkmadım, o çarpıları ben atmadım!. Çünkü ben yapamam zâten!.


فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliye’l- mu’minîne minhu belâen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm (alîmun).: Onları siz öldürmediniz ama onları ALLAH öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama ALLAH attı. Ve ALLAH, mü'minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki ALLAH, işitendir ve bilendir.” (Enfâl 8/17)

“Sen atmadın =>ben attım!.” diyen El HAKk ALLAH celle celâlihu yapar!.
Attı BURSAir ki, BURSA’ya karşı MuHABBEtim
ALLAHın İZniyle çoktur!.
Ve severim yâni BURSAyı, her yönüyle severim!. Kaderimi buraya denkleştiren
RABBım TeÂLÂ’ya da sonsuz şükürler ederim yaşadığım sürece İnşâe ALLAH!.
ALLAH’ın izniyle burada kalmak isterim burada olmak isterim, ya da ben burada olmak zorunda mıyım onu da bilmiyorum!. Hiç de merak etmiyorum!. Ben fazla araştırıcı değilim biliyorsunuz..
Bana deseler ki.: “Yer yüzünde
ALLAH'ın bir tek kulu varmış en üstün o da senmişsin!.” deseler gülerim..
Ya da deseler ki.: “Dünyadaki en berbat insÂN senmişsin!.” Yine gülerim
İnşâe ALLAH!. Benim için değerleri hiç!. Çünkü ben bu ölçülere sığmam da onun için!. Onu demek istiyorum!.

Çünkü benim İNANcım
İnşâ ALLAHu TeÂLÂ =>Halis Muhlis, Sıddık ve Âdil MuhaMMedîyim hamd olsun!.
Bu kadar açık!. Başka da bir sermâyemi bilmedim ömrümce sadakattan başka!. Hiçbir kimseyle de ben bir kelimelik bile yarışmam!. Sadakattaysa asla yarışmam!. Çünkü sâdığım çok şükür!.
Bunları,
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin =>BİLiş BULuş OLuş YAŞAyış BAKımından söylüyorum!.
Sayın Hakan Ârif Yıldız =>“HAY BaBA” diyorum!. Yâni koçum benim.. On parmağıyla Kur'ÂN-ı Kerîm Sohbetlerimizi
LîVECHİLLAH YAZmakta!.

İşte onun içindir ki, farklılığımız,
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin FARKLILIĞIndan gelmektedir ve başka da yoktur!. Kullandığımız mal O’nun malıdır onu demek istiyorum.. O ise bize emanettir!.
Kur'ÂN-ı Kerîmde
ALLAHın emâneti.. yüklemek istedim dağlara taşlara ama onu insÂN kabul etti.. zalumen câhila.. çok zâlimlik ve câhillik etti kendine diye..


إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Resim---“İnnâ aradne’l- emânete ale’s- semâvâti ve’l- ardı ve’l- cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hameleha’l- insân (insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ (cehûlen).: Muhakkak ki BİZ, emâneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zâlimdir, çok cahildir.”(Ahzâb 33/72)

لِيُعَذِّبَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim---“Li yuazziballâhu’l- munâfikîne ve’l- munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâti ve yetûballâhu alel mu’minîne ve’l- mu’minât (mu’minâti), ve kânallâhu gafûren rahîmâ (rahîmen).: (Bu), ALLAH'ın münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması ve mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. ALLAH GAFÛR'dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren), RAHÎM'dir (Rahîm esması ile tecelli eden).” (Ahzâb 33/73)

İnsÂN neden hemen yükleniverdi?!. Yükleniverdi ama bu insÂN-lığı yüklenmek kolay mı!. Şimdi gel de bu bataktan çık çıkabiliyorsan!. Diyorum..

Neyse epeyi uzattık Gariban da gelsin istediydim Gariban da geldi..
Gariban, sâdık bir insÂNdır ki, bu özelliği çok yüksektir.. sâdık.. sadakatı bana olmuş olmamış umurumda değildir biliyorsunuz.. Sâdık olmasından şeref duyarım.. Sâdık olmamasından da üzüntü duymam biliyorsunuz!. MuhaMMedî Melâmet’in Kapısı yoktur ki; kapansın ya da, açılsın!. Dâvetsiz gelinir kovmadan gidilir!. Herkes kendi gelir kendi gider!. demek istiyorum..

Ne çâredir ki,
ALLAH celle celâlihu kimseye vermesin, terkedenler bir daha o kapıyı enselerinde görürler!. Benim kapımı değil MuhaMMedî Melâmet Kapısını terkedenler =>Melânete dönmüştür, gabirundur!. onu demek istiyorum..
Bu ise; çok acıdır, yazıktır, günahtır ve ayıptır!.
Aslında, aklına karşı ve kendine karşı yazık etmiştir.
Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.
BİZim =>BİRLiğimiz =>DİRLiğimiz =>ERLiğimiz =>SEFERBERLiğimiz
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’in YÜREĞİnde OLmalıdır!.
BİZ =>Sadece ve Yalnızca =>
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’i =>MÜRŞİD-i MUTLAK =>İMÂM-ı MUTLAK BİLiriz!.

Biz de MÜRŞİDiz!. İMÂMız!.” diyenlere karışmayız!.
Kimseyi
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin yerine asla koymayız!. Düşünün ki, RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem ALLAH celle celâlihu’nun İMÂM-ı MUTLAK’ı OLarak TÜMM KÎNÂt CEMÂATInın Önünde HAYAt NAMAZI KILdırmkat ŞE’ÂNda HeR ÂNda Hamd olsun!.
Elbette ben de, KERVÂN KITMİRi OLarak ARKASInda
SIRR SAFının SOL UCUnda NâZ-NiYÂZ NAMAZımıza =>
“ALLAHu EKBER!.” Çekebilirim..
Bir köpek bile afv edersiniz oraya girmişse o da =>
“ALLAHu EKBER!.” Çekebilir!. Orada kral köle yoktur!. TEK-BİR NEBîYyü’L- ÜMMî ÜMMeti vardır!. SANki, TEK BİR KİŞİ gibidir!.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Mü'minler birbirlerini sevmekte/ muhabbette, birbirlerine acımakta/merhamette ve birbirlerini korumakta bir vücûda benzerler. Vücûdun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar." buyurmuştur.
(Numan ibni Beşir radıyallahu anhüma' dan; Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66.)

Yâni kendimize âit ne rütbe vardır ne şan-şeref hiçbir şey yoktur!. Bunların tümü de, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdedir ve söz hakkı, hareket hakkı ve emir hakkıda O’nundur..
Onun için çok hassas iştir!. MuhaMMedî MeLÂMî OLmak gerekiyor!.
İki yüzlü münâfık olmamak gerekiyor!.
Onu söylemeye çalışıyorum!. Kendime söylüyorum!.
Çok şükür ben münâfık değilim!. Niye münâfık oluyum üç günlük dünyada!. yâni onu kabul edecek değilim ben
İnşâe ALLAH!.

Onun içindir ki, Barbaros saftır ve temizdir ALLAHa Şükürler OLsun!.
Hepiniz öylesiniz de, Barbaros da kendi zâten en eskilerden Hakan’dan sonra en eski.. Fakat yıllarımız geçmiştir!. Ne günlerimiz geçmiştir!. Ne haller yaşamışızdır!. Neler görmüş, neler duymuşuzdur!.
Fakat BİZ; RABB'ımızın kaderini yaşamaktayız!.

KüLLî ŞEYy’e KaDîR olan ALLAHu zü’L-CeLÂLden hepimize BİRLikte HAKk ve HAYR DUÂ ediyorum CÂNdan YÜREKten DUÂ ediyorum..
Ben eskiden eskiden dediğim, barsak göbekten verilip de, bok torbasını boynuma takmadan önce pek çok şeyi bilmiyordum!.
Yaşayınca insÂNları tanıyorsunuz, kendinizi tanıyorsunuz bir daha tanıyorsunuz herkesi ve kendinizi!.
Çünkü MuhaMMedî ŞÛURa ULAŞanlara =>MuhaMMedî NÛR HELÂL OLsun!. OLur zâten!.


MuhaMMedî ŞÛURu BİLenler,
MuhaMMedî NÛRu BULurlar sonra,
MuhaMMedî SÜRÛRda OLurlar Esrârda ve,
MuhaMMedî O-NÛRu YAŞArlar..

EMRedilen Hakk ve HAYRı YAŞAmak içinİlahî Sırlara ULAŞIRLar orada OLurlar FİİLen ve o NÛRu MuhaMMedî ONÛRu, Şanı Şerefi YAŞArlar!.
Bir de
O-NÛRu =>yâni ALLAHın NÛRu’nu da FİİLEN YAŞAmış OLursun!. Beden, Nefs, KALbin =>RÛH KEBAN MERKEZ CERYÂN’ına bağlandığın için, KEBAN olmazsın ancak RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemle bağlantını kurarsın NÛRu’nu O’nun Adına KULLANırsın ve MuhaMMedî KITMîR OLursun İnşâe ALLAHu’r- RahmÂN Hakanım HAY BaBam!.
SALLa GELsin HASAN DAĞImdan=>KEŞiŞ DAĞIma!.


çamlığım dibinde tütsün bir tütün..
gurbet görmeyenin yüreği bütün..


kulihvani==>sır serilmez,
=>çilesiz=>sırra erilmez,
ölüler =>ölmüş dirilmez,
sağlar hüseyin hüseyin!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

ÖLü adama kimin elini vereceksin?. Kimin kolunu, yolunu vereceksin!.
Verdik de ne oldu?!. Yerle bir oldu!.
ALLAH korusun paramparça oldu!. Bu böyle bir garib iştir!.
Evet her zaman söylerim duâ ederim ki;
ALLAH celle celâlihu İŞLerinizi hayrlı kılsın, AŞLarınızı helâl kılsın, EŞLerinizi sâlih sâliha kılsın NESİLLerinizi EHL-i Beytî, Kur'ÂNî, MuhaMMedî, İLAHî, RABBÂNî KILsın!.
Ve BAŞLarınızı dâima MuhaMMedî KILsın İnşâe
ALLAHu TeÂLÂ!. diye duâ ediyorum!.
Çocuklarıma da ediyorum, sizlere de ediyorum, kendime de ediyorum!.


Çünkü “BİZ BİR-İZ” SÖZünün Sâdığı OLmamız Lâzım!.
“Lâ İLÂHe İLLâ ALLAH =>BİZ BİR-İZ” diyoruz “Lâ İLÂHe İLLâ” diyoruz “ALLAH” diyen kimdir?. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir!.
Ben, VELîyyuLLAH ya da EHLuLLAH ye da EHL-i BEYt aleyhisselâmdan bahsediyorum.
Bir sürü velâyet zinciri vardır oraya bağlı!.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve ALLAH celle celâlihu’dan bahsediyorum!.
Bu dörtlüden bahsediyorum, bunu anlatmaya çalışıyorum, bunun için bunları söylüyorum!.
Gerisi teyyaredir, yellenmeden teyyaredir, gelir geçer!. Vıttırı zıttırı onlar değildir mesele!.

Bâzen bir
“ALLAH!.” çekilir ki, yer gök titrer!.
Yâni o
“ALLAH!.” HAYykırışı bütün kâinâta ulaşıverir birden!.
“Nasıl olur?!.” diyorsan
=>MERKEZden yayıldığı için bütün KüRRenin her noktasına RABBÂNî bir “İkrâ.:OKu!.” OKLarıyla ULAŞır!.
“Kim bundan mahrum kalır?!.” sorusunun cevabı basittir =>Ham Aklının Şeytanlığına uyup =>Şeytanlaşıp Hizbuşşeytan olanlar!.
Yâni zom uykuda olanlar ki, bunların en berbatı münafıklardır, kâfirinde altındadır!. Biliyorsunuz münâfık kâfirden de beterdir!. Kâfire söylersin uyandırırsın uyanır!. Münâfık zâten uyumuyor ki!. Durmadan İKİLİği oynuyor!. MünâfıkLık korkunç bir şeydir!.

Bir hususa dikkat etmeliyiz ki,
Tevhid EhLi olan bir kimseyi inancıyla suçlamak Dinimizce suçtur.:


وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
Resim---“Ve indehu mefâtihu'l- gaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve, ve ya’lemu mâ fî'l berri ve'l- bahr (bahri), ve mâ teskutu min varakatin illâ ya’lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâti'l- ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn (mubînin)..: Ve gaybın anahtarları, O'nun yanındadır. O'nu O'ndan başkası bilmez. Ve denizde ve karada ne varsa bilir. O bilmeksizin, bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içinde hiçbir yaş ve kuru bir dane yoktur ki, “Kitab-ı Mübîn”de bulunmasın.” (En'âm 6/59)

قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Resim---“Kul lâ ya’lemu men fîs semâvâti vel ardıl gaybe illallâh(illallâhu) ve mâ yeş’urûne eyyâne yub’asûn(yub’asûne).: De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.”(Neml 27/63)

Benim Münâfıklar için dikkat çekişim onların kalbini okumak, araştırmak için Müfettiş-Müftü Olmak değildir. Kendimiz, Münâfık Tuzağına düşmeyelim içindir..:

Resim---Savaşta yere düştükten sonra Kelime-i Şehâdeti getiren kişiyi öldüren Halid b. Velid'i hesaba çeken Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Hz. Halid'in.: "Korktu da bundan dolayı kelime-i şehâdeti getirdi" demesi üzerine.: "Kalbini yarıp baktın mı?" buyurarak kalbdekini bilmenin mümkün olmadığını bildirmiştir.
(Ebû Dâvud, Cihad, 95; Ibn Mâce, Fiten, 1).

Kaldı ki =>MünafıkLarı tanıyan kimselerin ÖZELLikLeri ve GÜZELLikLeri ise.:

Resim---Ömer radiyallahu anhu, Medine'de bir cenâze olduğunda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'den münâfıklar hakkında bilgi sahibi olan Huzeyfe b. Yemân radiyallahu anhu'yu gözetler ve onu cemaat arasında görmezse ölünün münâfık olmasından şüphelenerek cenâze namazına katılmazdı..
(Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, Ankara 1972, II, 468).

إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
Resim---“İnne fî zâlike le âyâtin li’l- mutevessimîn (mutevessimîne).: İşte bunda, dinin hakikatine eren, ferâset sahibi, ibret alan, düşünen, derin bir kavrayışa sahib anlayışlı kimseler için ibretler, ALLAH’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller vardır.”(Hicr 15/75)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Allah’ın öyle kulları vardır ki, onlar insanları tevessümle tanırlar.” buyurmuştur.
(Bezzâr, hasen).

Tevessüm.: Bir şeyin işaretlerine bakarak iyice anlamak.
Visâm.: (Vesim. c.) Damgalılar. Alâmetlenmiş olanlar. Güzel yüzlü olanlar..


RABBu’l- ÂLEMîN’e Sığınırız ve RahmetenLi’L-l ÂLEMîN’e, ÂLEMîN Merhamet Kaynağına dayanırız!.
Çünkü onun için isteriz ki herkesin şeytanı müslüman olsun
İnşâe ALLAH!.
Kâf Sûresine gelmiştik.. Kaf,
KudretuLLAHtır.. Kâinâta yansıması Kur'ÂN-ı Kerîm iledir.. ALLAHu zü’L-CeLÂL'in Zâhir ÂLeMe NÛRu =>Kur'ÂN-ı Kerîmdir.. Her ÂN, yeniden Fâtiha OKUsanız, Her ÂN yeni bir Fâtiha gökyüzünden sizin için iner!. Onu demek istiyorum!.


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Gönül âlemi’nden =>ALLAHın NÛRu =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRu OLarak size kadar gelir!. AYNı Kur'ÂN-ı Kerîm.. Ancak, dünkü yağmur bu günkü yağmur değildir!. Bu günkü başka yağmur yağmaktadır!. Her ÂN gelen Fâtiha, aynı Fâtiha değildir!. Bu gün sizin için başkadır, eğer Hakta ve Hayrda değişiyorsanız!. Değişmiyorsanız, taşlar gibiyseniz, Buzdağı gibiyseniz =>CeheNNem ATEŞİne kadar yolunuz var ki, zâten içindesiniz ve çıkmaya bir niyetiniz ve çabanız dayok yâni!.

ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ
Resim---“Kâf ve’l- kur’âni’l- mecîd (mecîdi).: Kâf. Mecîd (şerefli) Kur'ân'a andolsun.” (Kâf 50/1)

Kâf.. KuDRetuLLAH diyorum ben.. Başka şeyde söylenebilir..
ve’l- kur’âni’l- mecîd.. Nedir MeCÎD.. CÛD..MevCÛD.. VüCÛD.. SüCÛD.. ŞuHÛD.. varya bizim..
VüCÛD.. SüCÛD.. Beden ve Nefis ÂLemindeki CÛDLar.. LİLLAHi ALLAH celle celâlihu için..CÎDLer peygamberlere âit.. CEDLer bize âittir, Anamız Babamızdır yâni..
MeCÎD.. MuhaMMedî CÎD-Lerin adıdır.. Dâimiyyet cümleliğinin MuhaMMedî Cem’liğinde MuhaMMedî OLuş demektir..
MeCÎD.. Şerefli diyelim.. Neye göre şerefli?.
ALLAHu zü’L-CeLÂL’i kimle kıyaslıyorsun ki?!.
Çünkü O =>
Bedelsiz, Şartsız, Kıyassız, Sebebsiz OLANdır.. iş başkaydı yâni.. onun için “ALLAHuekber!.: ALLAH Büyüktür!.” Büyüktür de, neye göre büyüktür ULu Dağdan mı büyüktür Keşiş Dağından mı neye göre büyüktür.. bu büyüklük dünyadakinden başka bir büyüklük.. Buradaki “büyük” kelimesini bizim burada kullandığımız anlamda kullandığımız zaman güme gideriz!. Kur'ÂN-ı Kerîmdeki “Kebir”deki BİRR kevniyyeti göreceksin RUBUBÎYyet ve RUSÛLÎYyet BİLELiğindeki O’nun kâinâta çıkışını, Her ÂN yeniden gelen ceryan gibi gelşini, alternatik akım gibi sürekli gelşini demek istiyorum.. Yaşaman lâzım.. Yaşayıp o şehâdete iştirak etmen lâzım.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şehadetine; İlim, İrade, İdraki anladım da.. Çok güzel bülbül gibi ötürüyorsun da, İştirak nerde?. Sıfır!.
Onun için
ALLAH celle celâlihu’ya sığınırız!. Buradaki vALLAHi, biLLAHi, tALLAHi gibi.. buradaki “ve, te, be” yemin harfleridir.. Kasem dediğimiz harflerdir.. Yoksa bağlaç kuruyor değil.. esas yemin and olsun yemin olsun gibi kesinlik bildirir..
ve’l- kur’âni’l- mecîd.. Kâf.. Kur'ÂN-ı Kerîm’e yemin olsun ki öyle bir Kur'ÂN ki mecîddir.. Mecîd ne idi?. Aynı zamanda ALLAHu zü’L-CeLÂLin Sıfatıydı ve Sıfatları zâten RUBUBÎYyetten bize yansıyor. Bütün Semâları bize yüklenmişti.. Nasıl gelecek?. RUBUBÎYyetten =>RUSÛLÎYyete.. RUSÛLÎYyetten de =>Bize gelecek değil mi yâni.. “Yok efendim öyle değil BURSA’nın elektriği Konya’dan geçmesin!.” Miş.. Hat ordan geçiyorsa oradan geçmesin yâni!. Karanlıkta kalmak istiyorsun öyle mi!. Kesin Konya’nınkini, trafoları kapatın bir karanlıkta kalsın BURSA bakıyım bir!. Onu demek istiyorum BİRİBİRine BİZ BAĞLı.. burada dikkat etmemiz gerekiyor.. Yemin olsun.. Ve bu bununla ilgili çok şeyler vardır Esmâ-i Hüsnalar okuyabiliriz mecîdle ilgili güzellik ve özellikleri.. Ama Kur’ÂN-ı Kerîm gerçekten KuDRetuLLAHa direk yansıtan Keban’dan gelen her ÂN yeniden gelen elektrik!. “Yok efendim ben dünkü elektriği kullanıyorum!.” Diyen varsa geç oradan elektrik sayacına-saatine bir sor bakıyım ne diyor!. Bizim saate bir sor!. “Tıkır tıkır tıkır yeni geldi!.” yazıyor değil mi?. Bedelini-Parasını da yazıyor aynı zamanda!. onu demek istiyorum..

Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »


بَلْ عَجِبُوا أَن جَاءهُمْ مُنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا شَيْءٌ عَجِيبٌ
Resim---“Bel acibû en câehum munzirun minhum fe kâlel kâfirûne hâzâ şey’un acîbun.: Hayır, kendilerinden bir nezirin onlara gelmesine şaşırdılar. Bunun üzerine kâfirler: “Bu şaşılacak bir şey.” dediler.”(Kâf 50/1)

Bel.. bilâkis Kur'ÂN-ı Kerîm böyle olmasına rağmen Kudretullah fiilen Her ÂN ALLAH’ın Kudretini =>Azamet Âlemi’ne yâni Beden Âlemine.. RûHunu, Beden Âlemine diyelim hadi anlamak içi.. Merkezden Emr Âleminden alıp getiren bu Yüce Kudreti Kur’ÂN-ı Kerîmi, o kadar ki, tıpkı ceryan gibi hayat veriyor yâni Kur’ÂN-ı Kerîm.. Çünkü Her ÂN “bismillâhirrahmânirrahîm” derken ALLAHu zü’L-CeLÂL, yeniden nâzil ediyori onu demek istiyorum. Ama bu nâzil ediş sana, seni Peygamber yaratmakta anlamında değil!.
Dikkat et Keban’dan çıktığı zaman. hatta zâten senin fişin bir prize takılı değilse, sen çal oyna, gül oyna serbest sana!.
Zâten öyle de yapar!. Onu da söyleyim ondandır ki, bâzen ALLAHu zü’L-CeLÂL, öyle halk eder ki, ders verilir bir şey yapılır, ni’metler ikram edilir fakat, yüreği sînesindeki pas pis oraya meyilli oluşu, onu bir gün oradan koparır. Kendi kendinin ipini kendi çeker!.

Bel acibû en câehum munzirun minhum.. bilâkis bu inanmayanlar ya da, aykırı gidenler münkirler münâfıklar vs.ler bunların böyle olmasını acâib görmelerinin şaşmalarına.. kendi içlerinden bir nezredici uyarıcı gelmesine şaşıyorlar. Yâni acâiblerine gidiyor ve bu acâiblerine gittiğine ki, bu kâfirler diyorlar ki..

fe kâlel kâfirûne hâzâ şey’un acîbun.. bu ne acâib bir şeymiş yahu!. Ne?.. Kur’ÂN-ı Kerîm ne demişti başka Kaf.. Kudretullah.. demin ben dedim ama, bilmiyorum ne olduğunu tam olarak.. bunu bilemez kimse mukatta harfleri.. Ama vel Kur'ÂNi’l- Mecîd.. Kur’ÂN-ı Kerîm, mecîddir.. buyuruyor..

El Mecîdü celle celâlihu.:
Resim

ALLAHu zü’L-CeLÂL, El Mecid Esmâsının vüCÛDa getiriş, MuhaMMedî NÛRdan vüCÛDa geliş<=ALLAHın NÛRundan vüCÛDa geliş, açık seçik buyuruyor.. Kur'ÂN-ı Kerîme inamayanlar da derler ki.: “Bu çok acâib bir şey bu, böyle de olamaz!.” derler. Yâni kendi içlerinden bir uyarıcının gelmesini kabul edemezler. Çünkü onlar gök RABBlarıyla oturup kahve içmek istiyorlar!. Çünkü Yunan Tanrıları gibi tanrılar arıyorlar ya da, bir şeyler uyduruyorlar. Böyle bir gerçeğe, hakka ve hayra uyarıcının gelmesi onları şaşırttı. “Çok şaşılacak bir şey!.” derler..
ÂCİB derler.. BiLeLik Cemiyetini AYNen kabul edemezler!.
Biz bu hususta biliyorsunuz çok büyük sıkıntılar içindeyiz!.
RABB’ısını âhirete gönderenler, şahdamarından yakın akrabalığını kabul etmeyenler, onun bunun kulları, RABB TeÂLÂ’ya kul olmakta zorluk çekerler, yâni çekiyorlar!.
Onun için de, onlara fazla takmamak gerekiyor, uğraşmamak gerekiyor, senin kendinle uğraşman gerekiyor, bir eser bırakmak gerekiyor, yazıp çizmen gerekiyor!..
Eee Hakan da diyor ki.: “Beni uyandır dayı!.” diyor. Hakan'ın başka kardeşleri de vardır. Ya da amca çocukları vardır, daha yakın akrabalarım vardır!. Hani birileri vardı, Kaf Kalesine mi gittiler?!. Yoksa başka bir kaleye mi gittiler, ne oldu?. Ne olacak, olanlar oldu. Yâni bir şey mi oldu?. Hayır bir şey olmadı.. “Biz gidersek bu site yıkılır!." Hayır, bu siteyi siz kurmadınız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kurdu, dert etmeyin ALLAHa hamd ü senâ olsun!.
Şunu demek istiyorum, Hakan uyanmak istiyorsa o zaman Hakan uyandırılır, bu acâiblik gözünden silinir. Gözündeki uyku silindi mi, uyanıklık gelir!. Ne diyor bunlar, bu inkarda ve nifakta olanlar, münkir ve münâfık olanlar ne diyorlar.:

أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَلِكَ رَجْعٌ بَعِيدٌ
Resim---“E izâ mitnâ ve kunnâ turâbâ (turâben), zâlike rec’un baîdun.: “Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltileceğiz)?” İşte bu, uzak (gerçekleşmesi mümkün olmayan) bir dönüştür.” (Kâf 50/3)

E izâ mitnâ.. öLdüğümüzde mi?.
ve kunnâ turâbâ.. toprak olduğumuz da mı?.
zâlike rec’un baîdun.. pes yâni, dirileceğiz öyle mi?. Biz toz toprak olacağız, ondan sonra kalkacağız dirileceğiz öyle mi?!.
zâlike.. bu şu var ya şimdi anlatılan..
zâlike rec’un baîdun.. İşte bu, uzak, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir dönüştür. Kur’ÂN-ı Kerîm böyle buyuruyor.. bu çok uzak bir rücû’dur. yâni gerçekleşmesi mümkün değil bir geri dönüştür. Mümkün değil yâni.. ne mümkün değil?. Tekrar bu hayatın bizi diriltip de, hesaba çekme gibi.. Âhiret inancı, sıfıra düşüveriyor değil mi?. Biz toz toprak olduktan sonra dirilecekmişiz, hesaba çekilecekmişiz bu çok acâib bir şeydir ve biz bunu asla kabul edici değiliz!. Derler..

قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ الْأَرْضُ مِنْهُمْ وَعِندَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ
Resim---“Kad alimnâ mâ tenkusul ardu minhum, ve indenâ kitâbun hafîzun.: Arzın (toprağın) onlardan neleri eksilteceğini biz biliyorduk. Ve katımızda (illiyyine ve siccîne yerleştirilen bütün zamanlardaki bütün olayları) muhafaza eden bir kitab vardır.” (Kâf 50/4)

Kad alimnâ.. kesinlikle, muhakkak bildik.. Bilecektik, biliyorduk değil bildik!.
Kad alimnâ mâ tenkusul ardu minhum.. ALLAHu zü’L-CeLÂL ne buyuruyor kesinlikle biz biliriz ki, bildik ki, yâni bu belli bir şeydir ki; noksanlaştırır, eksiltir, çürütür.. yâni Yeryüzü’nün neleri yuttuğunu, neleri yok ettiğini, hangi bedenleri, kralları köleleri nasıl denize atılmış bir şey gibi yuttuğunu biz biliriz neler geldi neler geçti onlardan..
ve indenâ kitâbun hafîzun.. BİZim indimizde Dâimiyet NÛRu AYNiyetimizde hiç kimse kaçamaz.. yâni katımızda, huzurumuzda..
İND.. dâimiyetin NÛRunun AYNen OLmasıdır..
Meselâ benim laptop şimdi Keban’ın indindedir.. BİZ BİR-İZ.. NAHNUdur.. Ben şimdi gidip de, oraya götürüp laptopu koymadım.. ÖZden bağlılar onu demek istiyorum..
ve indenâ kitâbun hafîzun.. Bir kitab var.. BİLELik SENLiğini Kevniyete geçiren, BİLELiğe sâhib çıkışLığını KeVNiyete çıkaran bir kitab var. Sözü dinlenmesi gereken hafîz, muhafaza eden.. Katımızda muhafaza eden bir kitab vardır.. buyuruyor. ve BİZim katımızda muhafaza eden.. neyi muhafaza ediyor bu kitab?.
BİZ BİR-İZ-Liği kaydediyor yâni buradaki incelik hep söylüyorum fark demiyorum hâşâ fakat özellik ve güzellik bakımından dikkat edilmesi gereken bir şey vardır ki, bağlantı koptu mu;
Hakan’ın şimdi bulunduğu sürgün yeri Bitlis’te 3 metre kar var bulunduğu yer de.. Tam uygun değil bir öğretmen evinde kalıyor, çilesini tamamlıyor!. ALLAH celle celâlihu yâr ve yardımcısı olsun!. Sizler de, bizler de duâ edelim RABBımız teÂLÂ, Kefîl ve Vekîl olsun!. ve haksız yere öyle bir ÇİLLE DOLdurmakta İnşâe ALLAH hayr olsun!. El Kefîl ve’l- Vekîl celle celâlihu yardımcısı olur!.
Yâni hat kesildi mi Hakan gibi böyle iner çıkar, iner çıkar!. Çünkü hat kesiyor!. Bu münkürler, münâfıklar, yok diyenler, Kur’ÂN-ı Kerîmin heran yeniden gelişine inanmayanlar!. “Yok efendim işte fî tarihinde geldiydi de, ozaman birisi o’na (MuhaMMed aleyhisselâm) geldi de, acâib bir şey getirdi de!.. öyle mi hâşâ!. o Kitab değil bu kitab!. “Bu kitab” dediğim ise, şu ÂNda senin cızır cızır cızır yüreğinle yazdığın kitab!. Ama HizbuşşeytanHizbullah mı bir bakılacak!.

بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ فَهُمْ فِي أَمْرٍ مَّرِيجٍ
Resim---“Bel kezzebû bi’l- hakkı lemmâ câehum fe hum fî emrin merîcin.: Hayır (öyle değil), onlar kendilerine hak gelince onu yalanladılar. Bu durumda onlar, karışık bir emr (problem) içindeler.” (Kâf 50/5)

Bel kezzebû.. Bilâkis onlar yalanladılar.. BİLELik SÂHİBİnin bizzât ALLAHu zü’L- CELÂL’in kendi zâtının NÛRunu =>NÛRu MuhaMMed olarak bu kâinâta NAHNU-BİLELik için getirdiğini yalanladılar, bunu anlayamadılar!. “fe yeKÛN”un =>IŞIK, baştaki “KÛN”un GÜNEŞ OLduğunu ANLAyamadılar!.
fe yeKÛN =>NÛRu MuhaMMeddir.. KÛN =>ALLAHın NÛRudur..
Bel kezzebû bi’l- hakkı.. Bilâkis onların dediği gibi değil, evet ve hayır buyurmuyor bak.. bilâkis kesinlikle öyle değil.. onlar hakkı yalanladılar.. hakk ile.. bi’l- hakkı.. HAKk İLe BİLE OLuş.. “be” =>İLELik getirir, BİLELik getirir ama, Türkçede “e, a” diye tercüme etmek zorundasın..
El Hakkı yalanladılar..
lemmâ câehum.. onlara HAKk geldiği zaman, HAKk geldiğinde HAKk ı yalanladılar, HAKk a iman edip =>Hayrda amel edeceklerdi ya!. bilâkis onlar yalanladılar..
fe hum fî emrin merîcin.. İşte bu inançlarından dolayı onlar nedir?. onlar gerçekten çok merîc, rücû’ları mâsivâ olmuş yâni nereye gideceği belli olmayan bir insÂN gibi şaşkın, gâfil, câhil ve zâlim!. ALLAH celle celâlihu korusun dalalette ve ihânette de olabilir!. Çünkü hiç ayarı yok!
fî emrin merîcin.. böyle bir mecr içinde rucû’ları çok kötüdür.. yâni “ne diyeceklerini felân bilemezsin”.. Münâfığı târif ediyor bir anlamda değil mi.. Güvenilmeyen insÂN demek.. Onlar böyle bir emr-İŞ-ÖMüR içindedirler.. Böyle bir ömür sürerler.. Emr.. Emr, ALLAHu zü’L- CELÂL’in Emrinden alın ömrümüze kadar iner.. İmr olsa koca olur.. merâ meriâ karı olur..
Yâni hayatın devamı zincirleri olur yâni.. çekersen kopar!. Ne kopar?. Ne kopacak.. merîc kopar, sistem kopar, o da kimsenin eline verilmemiştir.. Onlar hakkı geldiği zaman yalanladılar, böyle karışık bir problem içindedirler.. Akılları Arap Saçı gibi karışmıştır.. yâni bir türlü çıkamazlar sanki lâbirent içindeler gibi.. yâni böyle bir problem içindedirler.. sen ne söylersen söyle “haklısın” derler ama, kendi yollarına giderler bu ise korkunç bir hatadır ALLAH korusun!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim


أَفَلَمْ يَنظُرُوا إِلَى السَّمَاء فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ
Resim---“E fe lem yanzurû ile’s- semâi fevkahum keyfe beneynâhâ ve zeyyennâhâ ve mâ lehâ min furûcin.: Öyleyse üzerlerindeki semâyı nasıl bina ettiğimize ve onu nasıl süslediğimize bakmıyorlar mı? Ve onun hiçbir çatlağı yoktur.”(Kâf 50/6)

E fe lem.. bütün bunlara rağmen, değil mi yâni, öyleyse mâdem ki, hakikat buysa..
yanzurû ile’s- semâi fevkahum.. bakmadılar mı, nazar etmediler mi, semâya bakmadılar mı, bakmıyorlar mı gökyüzüne.. sonsuz kürreleri “yusebbuhu” nasıl üzdürüyoruz.. kimse kimseye değmeden.. yer çekimi, gök çekimi.. caktur cuktur felân geç oraları geç.. big bang..
Barbaros çok iyi bilir bunları.. geçmişte çok konuşmuştuk demek istiyorum.. Kâinât şişiyormuş büzülüyormuş felân geç oraları geç.. Sonsuz sistemde sonsuz kürecikler zerrecikler “yusebbuhu” çekmekte.. yâni,
E fe lem yanzurû ile’s- semâi fevkahum.. yapmıyorla mı, onlara nazar etmiyorlar mı hiç!. nazar ediyorlar mı çünkü RUSÛLÎYyet ve RUBUBÎYyet Sâhibliğinin en sonucunda NÛR =>kimden geliyor bu kâinâtta Eşya NÛRu =>nerden geliyor?. nerden gelecek =>RUBUBÎYyetten =>RUSÛLÎYyetten geliyor netice olarak kardeşim!. Çocuk bile bilir bu ceryanın Keban’dan geldiğini.. ve trafolardan geçtiğini bilmeyen mi var?. Basit bir şey iken niye bilmiyorlar!. bunlar nazar etmiyorlar mı?.
“bakmıyor mu?” buyurmuyor.. “nazar etmiyorlar mı” anlayacak şekilde bir candan yürekten bir dürbünle bakar gibi bakmak.. bu özü ve sözü =>Kafa Gözüyle KaLB Gözünü dürbün edip objektif->okuler gibi bakarak şöyle semâya baksalar =>MUHİtte KİMi görecekler?.:


وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim---“Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı). Ve kânallâhu bi kulli şey’in MUHÎTâ(muhîtan).: Göklerde ve yerde ne varsa tümü ALLAH'ındır. ALLAH, her şeyi kuşatan-kapsayandır.”(Nisâ 4/126)

KÜLLî ŞEYy’e Muhit OLan ALLAHu zü’L- CELÂL’i görecekler yâni, ALLAHın Kudretini görecekler..
fevkahum.. fevklerinde üstlerindeki onların dünyanın neresinden bakarsak bakalım herkes kendini yukarda gibi görüyor şu ÂNda BURAdan bir mil batıralım Dünyanın Merkezinden geçsin, bize göre aşağıda olan kişi de kendini yukarıda görmektedir ve yukarıdadır hakıketen.. Ve de bu çok gariptir yer çekimi gök çekimini anladım.. anladım da sen külahıma anlat onu!.
keyfe beneynâhâ ve zeyyennâhâ ve mâ lehâ min furûcin.. bakmıyorlar mı bunlar gökyüzüne, semâya bakmıyorlar mı, keyfe nasıl binâ etmişiz BİZ onu, bir söylesinler bakıyım, nasıl binâ etmişiz, atomlar dahi birbirine değmezken, zerreler kürreler değmezken, basitçe söyleyim eğer kar yağarken karkar taneleri birleşerek gelseydi koca koca yumruk gibi şeyler gelecekti!. ama nedir kar yağarken inen tanelere çok dikkat edelim biri birisine katiyyen değmeden iner!. çünkü mutlaka aynı elektirik yüklüdürler ve birbirini iterler, bana dokunma kardeşim derler böyle tane tane pamuk gibi inerler..
Bu İlahî Sistem böyledir zerre kürre TEKETEKtir yâni son UÇta TEKETEKLik TEKETEK Vâhidu’l- Kahhâr olan ALLAHtan =>RUBUBÎYyet ve =>RUSÛLÎYyetle bize kadar gelir bu KüLLî ŞEYy’in de TEKe TEK OLuşu..


يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---“Yevme hum bârizûn (bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li meni’l- mulku’l- yevm (yevme), LİLLÂHi’l- VÂHİDi’l- KAHHÂR (kahhâri).: Onların kabirlerinden fırlayarak mahşere, ALLAH’ın huzuruna çıktıkları gün, hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmaz. “Bugün, mülk, devlet ve hükümranlık kimindir?''TEKk ve gücüne karşı konulmayan, KAHHÂR olan ALLAH’ın.” (Mü’min 40/16)

Bu âlemde tek olmayan kim var ki bir koordinatta iki nokta olmaz biliyorsunuz!.
keyfe beneynâhâ.. nasıl binâ ettiğimizi görmüyarlar mı, tepelerindeki fevklerindeki, üstlerindeki Kudretullahın vüCÛDa gelişini İÇte DUYuştur.. insÂNın üstü İÇinde mi DIŞında mı onu düşünmek lâzım..
ve zeyyennâhâ.. onu nasıl ziynetlendirdiğimizi, nasıl süslediğimizi.. burada süslemekten maksad, sanki ev süslüyormuş felân değil buradaki ziyye etmek.. peltek ze, =>ALLAHa zülcelâle.. normal ze =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme.. kalın ze/zı =>Bize kadar inerdi..
buradaki “zeyye” zâhir ve bâtın yaşayışı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sâhibliğine veriş.. Bu öyle bir teslimiyet ki.: “Yâ Rasûlullah zâhirde ve bâtında sana teslim oldum artık, senin gemine bindim ben ne gelirse kaptan sensin!. benim yapacak bir şeyim yok!.” diyebilmek.. Bedenen=>Nefsen=>Kalben=>Rûhen TESLİMİYyet.. Böyle bir MuhaMMedî Teslimiyet içinde olmak.. bu süstür, zeyyenenin süsüdür.. bu ziynettir, aynı zamanda zenginlik kaynağıdır..
ve mâ lehâ min furûcin.. asla, kesinlikle onda furûc yoktur.. bir furûc bir ferec, Çıkış Kapısı, Kaçış Kapısı, Çatlak Patlak.. “Big” miş “Bang”mış.. Büyük Patlama, Küçük Patlamaymış.. Kînât şişiyormuş mişiyormuş, şişe şişe sonunda patlayıp kıyamet kopacakmış felân, geç oraları geç!. nereye şişecekmiş.. arkasına ŞEYy OLmayan Boşluk mu varmış!. nereye big bank yapacakmış.. arkasında birisi, bir şey mi yaratmış, boşluk mu yaratmış hâşâ!. onları felân geç oraları maddeyle çözemezsin mânâya geçemezsen eğer, onun için diyorum!.


وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ
Resim---“Ve’l- arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli zevcin behîcin.: Ve arz; onu döşedik, yaydık ve oraya sağlam dağlar attık (yerleştirdik). Ve orada her çeşit bitkiden güzel çiftler yetiştirdik.”(Kâf 50/7)

Ve’l- arda.. şu yeryüzüne bir bak!. Beden gibi beden bizde beden olan yeryüzüne bir bak, şu arza bir bak!.
Medednâhâ.. medde.. Zâhir ve Bâtın Dâimîyyetinin MuhaMMedî OLUŞuna Uzanımdır.. Medde, onun için döşemektir, yaymaktır.. onu döşedik diye türkçeye sokabiliyoruz.. yaydık, serdik..
Ve’l- arda medednâhâ.. Onu biz böyle yaydık üstüne basıyorsunuz..
ve elkaynâ.. ve ilkâ ettik iğne vurur gibi yâni.. o yer yüzünün sanki merkezinin püskürüp gelen yanardağlar değil mi..
fîhâ revâsiye.. dağları.. revasiye, dağ demektir. Ama SENLik SÎNESİnin vüCÛDa gelişindeki RÜŞD’e de revâsiye denir. Bir insÂN imanını böyle zımbalarsa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme.. yâni zımbalamaktan kasdım sabitlerse Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ELİne =>ELİni kitlerse buna Revasiye Bağı denir.. yâni dağlar gibi yerleşmiş olur, sağlam olur..
ve elkaynâ fîhâ revâsiye.. BİZ, yeryüzünü böyle döşedik, dağlarla onu sabit kıldık..
ve enbetnâ fîhâ.. ve onda ne nebatlar yetiştirdik..
min kulli zevcin behîcin.. behcet.. behice kelimesinden pırıl pırıl ışık ışık güzel gözlü.. behic o ki Ahmet Çakırcan ALLAH celle celâlihu Meric’e hayırlar versin, güzel hayatlar yaşatsın.. Meric’in gözlerine bakarsan orada “behici” görürsün.. İşte böyle ışık gibi yeşil mavi karışımı bütün renkler sanki varmış gibi bir behcet vardır..
zevcin behîcin.. zevcim behic zevc birbirini tammlayan tümmleyen karı koca değildir.. zevce, zevic.. evet birisi eril, birisi dişildir zevc ve zevce.. Fakat onlar, İmrea, Mereadır..
Buradaki zevc, Cemiyyet vüCÛDa gelişine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına sâhib çıkıştır.. MuhaMMedî bir Kadın ve MuhaMMedî bir Erkek ancak zevc zevce olur.. Yoksa, imreadır, Lût aleyhisselâm’ın karısı gibidir.. Ya da ne bileyim ben birisinin karısı kocası gibidir..
Onun için söylüyorum cennette imrea-merea, karısı-kocası bulamazsın, zevce-zevc bulursun.. ama oradaki zevç, antipottur eller gibi birbirinin ne aynıdır ne ayrıdır zıttıdır fakat tıpatıpıdır.. burnunu aynaya dayarsan, sen ve aynadaki sen yine zevcdir.. ama aynadaki sen değilsin. sen misin?. Elini kessen, aynadakinin de kanı akacak.. Televizyonda gördüğün adamlar gibi.. işte bütün bunlar işin püf noktalarıdır..
min kulli zevcin behîcin.. ALLAHu zü’L-CeLÂL buyuruyor ki, şu yer yüzüne bakmıyorlar mı onlar ve bakmıyorlar mı yemin olsun ki şu yeryüzüne bakmazlar mı hiç ki, BİZ onu nasıl sermişiz ona dağları böyle yerleştirmişiz, çakmışız yahutta revâsiye yapmışız.. SîNLik vüCÛDa gelişinin rüşdüne erdirmişiz.. of of of bu ışık kesinlikle Keban’dan geliyor,, vALLAHi billahi kimseye sormama gerek yok.. bu elektrik, aküden maküden gelmiyor, pilden milden gelmiyor, onun bunun aküsünden gelmiyor kardeşim!.
Bizzât “ZÂT”tan gelen ZÂTULLAH NÛRu bu..
ALLAH’ın NÛRu =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRu =>ALLAH DosdLarının NÛRu..
Yâni zincir zincir zincir onun için RAHMEtler diliyoruz bize NÛR aktaran ALLAH Dostlarına..
Onlar bizim elektrik direklerimizdir onlar canımız ciğerimizdir, onların bedenleri ölmüştür..
Bizim ceryÂNımız Bâtından =>Zâhire çıkmaktadır.. uydur kaydır yoktur..
ve enbetnâ fîhâ.. nebat ekmek.. SENLik BİLELiğinin NÛRunu VERişti..
Rençberliği BİLen Hacı Mahmut.: “Kabak çekirdeğini diksem kabak çıkar!.” Diyor.
Dikmezse ne olur?. Dikmezsen orada durur, ya da çürür!.
Haa demek ki kabağın çekirdeğinin içinde birisi var!.
Ve sen, onun SENLik BİLELiğinin NÛRuna kavuşturursan o da, gübrede gülü açtırır!.
Afedersiniz, boktan bostanı çıkarır.. işte ona “nebat” denir..
nebat, bitki demektir ve bütün hayatın temelidir..
bitki, bir numaradır ve temeldedir, ot yemeyen bir hayvan yoktur ki yaşayabilsin..
Ot etyiyen hayvanları yiyebildiği için et yiyenler YAŞAyaBİLmekteler..
Yoksa, onlar ot yemezse, ot olmasın meselâ bir ay kâinâtta ot ollmasın, SİSTEM çöker..
Her CÂNLı ve bütün insÂNlar acından ölür!. Taş mı yiyecekler yâni!.
fîhâ min kulli zevcin behîc.. hem de öyle ki, tümü yâni tümü her çeşit şahane çiftler, zevçler, birbirini tümleyen-tamlayan karı-koca gibi.. Onun için karı koca demişlerdir zevce-zevc zâten.. en yakın biribirini tümleyip-tamamladığı için.. ondan daha yakın annesi babası da, olamaz..
Beden Nefis Kalb ve Rûh olarak eğer bu dörtlüyorsa harikadır..
Bunun müstesnâ örneği =>Haticetü’l- Kübrâ Annemiz İLe MuhaMMed aleyhisselâtı vesselâm Efendimizdirler..
ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, tüm ömrü boyunca Haticetü’l- Kübrâ aleyhasselâm ANNEmizi unutmaz, unutamaz!.
Nasıl unutsun ki, Haticetü’l- Kübrâ aleyhasselâm ANNEmiz bütün varlığını, yazın Şam’a kışın Yemen’e giden Kervanlarını, o meşhur Hanım Ağalığını Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem YOLUnda fedâ edip, ekmek bulamaz hâle gelmiştir..
Müşriklerce taşa tutulan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in üstüne yatarak.: “Sana değmesin de bana değsin!.”
BİZ BİR-İZ=>NAHNU ZEVCe-ZEVC tek ÖRneği..

Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

تَبْصِرَةً وَذِكْرَى لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
Resim---“Tebsıraten ve zikrâ li kulli abdin munîbin.: Bunlar, ALLAH'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.”(Kâf 50/8)

munîb.. inâbe.. Beden BİLELik BİLELİği YAŞAyarak MuhaMMedî NÛRuna kavuşanlara ne denir?. munîb denir.. Bunlar kimdir?. Bunlar bu âleme gelmiş ALLAH’a inanmış, yönelmiş, yönünü kıbleye çevirmiş insÂNlardır bu kimseler.. Basit bir insÂNa mürşid kim diye sorduğunda felân felân diye saymaya başlar..
Ancak, MuhaMMed aleyhisselâtı vesselâm Mürşid-i Mutlak diyorsa o kimsenin alnının çatından öperim.. “Mürşid, ALLAH’a dönüşü sağlıyor” dediğinde ALLAH’a dönüşü sağlayıcıyı olarak görevlendirilen bizim için bir tek MuhaMMed aleyhisselâtı vesselâm vardır. İsâ aleyhisselâmda başımızın tacıdır asla farkettirmeyiz. Ancak biz, O’nun devrinde yaşamadık O’nun devrinde yaşasaydık o da olurdu bizim munîbimiz. Yâni munîb olan, inâbe alan, ALLAH’a yönelen ona SALL etmeyi tercih eden ne kadar, bütün kulları dahil..
li kulli abdin munîbin.. bütün kulları için munîb olan bütün kullar için Tebsıraten ve zikrâ.. bir basiret, kalb gözüyle görüş açılsın.. bir zikir olsun diye böyle oldu..
Kur’ÂN-ı Kerîmin geliş sebebi kaf ve Kur'ÂN-ı Kerîmi anlatıyor ALLAHu zü’L-CeLÂL.. bu öyle bir şey ki bunu ancak kalb gözü açıklar.. görebilecekler ve ondan sonra zikrettiklerinin kim olduğunu bilebilecekler kim olabilir?. kim sorusunun cevabını sorsak gökyüzünde aramaya başlayabilir insÂN.. Gökyüzü Azamet Âlemidir. Ancak iç yüzü Kudret Âlemi dir ki, RUBUBÎYyeti şahdamarından da akraba olan RABB’ını görecektir. Onu demek istiyorum ki, aradığı kendi ÖZÜndediri Çünkü basîreti açıldığı için basar ve basiret.. Akıl objektif gibi olan akıl oküler gibi olan nakil yâni Objektif gibi olan Kafa Basarı ile Uküler gibi olan Kalb Basîreti ile “dürbün”leşti mi kimi görür?. Merkezdeki şahdamarından da yakını en yakını akrabası olan RABBını görür..
men arefe nefsehu.. fekad arefe RABBehu.. Nefsini tanıyan RABBini de tanır-biliverir hemen tanıyıverir..
yâni “li kulli abdin munîbin” onun için var..
Unun için toparlarsak ALLAH’a SALL etmeye yönelen bütün kullarına bir Kalb Basîreti OLsun ve RABBlarını “dosdoğru emrolunduğu gibi” zikretsinler.. Zikir ne demektir?. ZiKiR.. RUSÛLÎYyet ve RUBUBÎYyet Kevnine ALLAH adına sâhib çıkışa ZiKiR denir kardeşim..
Zikir tak tak tak..
SubhanALLAH!. der.. “Mânâsı ne?” “Bilmiyorum!.
ElhamduLİLLAH!.” der.. “Mânâsı ne?” “Bilmiyorum!.
ALLAHuEKBER!.” der.. “Mânâsı ne?” “Bilmiyorum!.
ALLAH Büyük!.” Amennâ da neye göre büyük?. Neye ve kime göre kıyaslıyorsun da “büyük” diyorsun anlayamadım kardeşim ben..
Herkes anlamak zorunda değil, herkes bilmek zorunda değil. Amma şimdi Barboras’a sorarsak.: “Hocam ben bilemiyorum..” dese. Ozaman ona ne denir, ne denirse bir şey deyin. Çünkü bilecek kapasitede, imkanda onu biliyor. Basar ve Basîreti çalıştığını şahid olduğum için öyle söylüyorum. Biz hepimiz böyleyiz, sizler de öylesiniz ayırarak konuşmuyorum, ama bir kişiyi söylemek zorundayım onu söylüyorum.
Kur’ÂN-ı Kerîm var. yâni Her ÂN yeniden yağan yağmur gibi Kur’ÂN-ı Kerîm’in âyetleri bin kere “bismillâhirrahmânirrahîm” desek her besmele o ÂN’ın Şe’ÂNuLLAHtaki, şu ÂNdaki, şimdideki Besmelesidir ve sende tecellîsidir bunu böyle anlamak gerekmektedir..


وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء مُّبَارَكًا فَأَنبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ
Resim---“Ve nezzelnâ mine’s- semâi mâen mubâreken fe enbetnâ bihî cennâtin ve habbe’l- hasîdi.: Ve gökten mübarek (bereketli) su (yağmur) indirdik. Böylece onunla bahçeler ve hasat edilen hububat yetiştirdik.”(Kâf 50/9)

Ve nezzelnâ mine’s- semâi mâen mubâreken.. Ve biz inzâl ediyoruz, indiriyoruz, indirdik yâni Her ÂN.. Semâdan mübârek bir SU indiriyoruz indirdik bereketli mübârek..
fe enbetnâ bihî cennâtin ve habbe’l- hasîdi.. Onunla nebat yaptık, onunla nice cennetler bahçeler diyelim haydi. Bahçe diyorlar cennete yerine geldi mi cennet oluyor yerine geldi mi bahçe diyorlar ama aynı şeydir CeNNeh Zâhir ve Bâtın NÛRunun cem’ine CeNNe denir. Zâhir ve batin NÛRunu cem etti mi bir kişi MuhaMMed aleyhiselâtı vesselâmın zâhir ve Bâtın NÛRunu yâni NÛRuLLAHı cem’ etti mi, cümlesine sâhib oldu mu, bu Beden Nefis engellerini geçtiği için Kalbî bir insÂNdır en azından. Onu da geçtiği zaman Kalbî bir insÂN uyun olur..
habbe’l- hasîdi.. HaBBe nedir?. Bir zerredir, tohumdur yâni ama öyle bir tohum ki, hasîd-hasad edilir. Yâni bir tohum ekersin, bin tane sana başak verir sende onu biçersin bir tohumdan bin tohum alırsın ve bu Dâimiyet Sâhibliğini Yaşayış Hakikatı Âdem aleyhisselâmdan beri kopmayan bir zincir halinde şu ana kadar gelmiştir. ve çocuklarımızda yüklü nice çocuklar vardır şu ÂNda ama, iskeleye yanaşmadıkları için ortaya çıkmamışlardır, zamanı geldiğinde hasad çıkacaktır. zamanı geldiğinde muhabbetler de sonunda hasad edilecek yâni ve yenisi gelecek..


وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ
Resim---“Ve’n- nahle bâsikâtin lehâ tal’un nadîdun.: Ve üst üste kümelenmiş tomurcukları olan uzun hurma ağaçları (yetiştirdik).” (Kâf 50/10)

Ve’n- nahle.. zaman öldüreceği için ben tam şeye giremiyorum.. ve’n- nahle, hurma ağacı.. bâsikâtin.. öyle sika öyle bask öyle şey yüksek uzun erişilemez gibi göklere doğru uzanmış. lehâ tal’un nadîdun.. O hurmanın öyle özellikleri vardır ki, tal’un.. tomurcukları Ayniyet Lütfuna taraf oluşundandır bu.. nadîd.. üst üste dizilmiş kümelenmiş böyle aynen şu andaki hurma salkımında meselâ Medine’ye gittiğimizde Hurma Bahçelerinde gördük böyle üst üste şeyler halindedir yığılmıştır üst üste birbirinin üstü üstüne binmiştir. ve bir dalı bir kişi felân kaldıramaz yerinden.. yâni bu kadar büyük demek istiyorum. ve üst üste kümelenmiş böyel tomurcukları olan.. bakın tomurcukları olandan bahsediyoruz. tal’un.. bu demin dediğim gibi daha küçücük çocuklarımızın oğullarımızın kızlarımızın üzerinde kümelenmiş tomurcuklardan bahsedilmektedir.. ve bunlarda upuzun hurma ağaçları gibi geleceklerdir tıpkı bir bitki gibi bu âlemde yetiştirileceklerdir.. fe enbetnâ.. yetiştirdik diyor ALLAHu zü’L-CeLÂL.. Devam ediyor ve diyor çünkü niçin bunlar oluyormuş..

رِزْقًا لِّلْعِبَادِ وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَلِكَ الْخُرُوجُ
Resim---“Rızkan li’l- ibâdi ve ahyeynâ bihî beldeten meytâ (meyten), kezâlike’l- hurûcu.: Kullar için rızık olsun diye. Ve onunla ölü beldeye hayat verdik. (Ölümden sonra topraktan) Çıkış (diriliş), işte bunun gibidir.” (Kâf 50/11)

Rızkan li’l- ibâdi.. Kullarıma rızık olsun diye..
ve ahyeynâ bihî beldeten meytâ.. ve biz diri kıldık diri yaptık onunla.. neyle?. gökten inen suyla, rahmetle, Rahmetenli’l- Âlemîn aleyhisselâm yağmuruyla.. ben, benim anladığımı söylüyorum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; Şuûruyla, NÛRuyla, Sürûruyla oNÛRuyla Şehâdet Şerefiyle, Şefaat Şifâasıyla.. O’ndan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin göz yaşı, gönül yaşı gibi bir damla alış insÂNın böyle ne yapar tohumunu hurmaya çeviriverir, ayağa böyle kardırır yâni, ölü beldeleri böyle ayağa kaldırır diriltiriz..
kezâlike’l- hurucu.. işte sizin hurucunuzda/kabirden çıkışınızda böyle olur. şimdi burası BURSAyı bilen bilir burası çok güzeldir çok.. şu ÂNda daha her taraf simsiyah gözüküyor ama, Temenyeri Parkına bakıyorum ağaçlar daha giyinip kuşanmadılar.. Bizim üç kollu çınar da ölü gibi duruyor. Ama bahar geliyor, öyle bir erguvan rengine bürünecek ki bu dağlar yedi renk göklere çıkacak cümbüşü demek istiyorum.
işte bütün bunları yapan bir damla gözyaşıdır, bir damla inançtır, bir damla ANLAyış Şuûrudur.. MuhaMMedî Şuûr ve NÛRdur yâni bu bir hurmalar kullar için rızk olarak gözüküyor amma bir de, bunun yanında bu damlaların bu hurmaları da bundan yetişiyorlar ya da insÂN nesli böyle kulların rızk alarak rızk zincirine bağlı oluşları kendilerinden önce rızkın yaradılışı yâni yemeden içmeden yaşayan bir peygamber görülmemiştir.. Biz o bir damla gözyaşıyla, o yağmurla beldeleri diriltik, diriltiyoruz ve diriltiriz.. ölü beldeleri diyarları hayat veririz..
işte çıkış böyledir huruç böyledir yâni nasıl dirilecekmişiz felân diye düşünmeyin.. “kalk ayağa!.” dendi mi kalkar bir damla gözyaşıyla.. Kalblerde öyledir.. yıllar yılı çorak, susuz çöller gibi yatan kalbler vardır. bir damla ALLAH NÛRu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRu Rahmet olarak Rahmetenli’l- Âlemin Rahmeti olarak yağarsa işte o zaman orası birden yeşeriverir CeNNet Bahçesine döner.. onu demek istiyor zâten “cennâtin” Cennet, Bahçedir dediğim de buydu zâten..


كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُ
Resim---“Kezzebet kablehum kavmu nûhın ve ashâbur ressi ve semûdu.: Onlardan evvel Hz. Nûh'un kavmi, Ress'in halkı ve Semûd halkı da (resûllerini) yalanladı.” (Kâf 50/12)

Kezzebet kablehum kavmu nûhın.. Bu ilk defa olan bir şey değil bunların böyle yalanlamaları. Onlardan evvel bu yalanladıklarından evvel Nûh aleyhisselâm Kavmini de yalanladılar.
ve ashâbur ressi ve semûdu.. Ress Halkı da yalanladı. Ress Sâhibleri de yalanladı ve Semûd Kavmi de yalanladı.. kim bunlar?. kendilerine peygamber gönderilen kavimler. ama hepsi yalanladılar. Bu peygamberleri biz, Kur’ÂN-ı Kerîmin bildirdiği kadarıyla ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bildirdiği kadarıyla bilmekteyiz. Ama 124 bin peygamber.. Zü’l-küfül meselâ.. Pakistanlı Âlim MuhaMMed İkbâl diyor ki.. ben okumuştum kendi eserinden kendi yazısından böyle alıntıyı okumuştum.. Diyor ki.: “Ben bizzât kendim gittim “Kufala Kasabası”na diyor. Zü’l-küfül ne dememektir?. “Kufalalı” demektir. biz bugün çarpıtılmış olsa İsâ aleyhisselâmın İncil’i çarpıtılmıştır. Bunda abes olan bir şey yok ama Buda’nın kim olduğunu bilmiyoruz. onu insÂNlar kendi uydurmuş olabilirler fakat sözlerinin çoğuna bakarsanız âyetlerle tıpa tıp örtüşür hepsini değiştirmemişlerdir, bazılarıyla oynamışlardır zâten. ama oralara gelip geçen peygamberleri biz bilmiyoruz. binlerce kavimlere binlerce peygamberler gelmiş geçmiştir. ancak buraya Kur’ÂN-ı Kerîmin bildirdiklerine bakmaktayız. Demek istiyorum ki, peygamberleri ilk defa yalanlama değildir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi yalanlayanlar ilk defa değildir, ondan önceki de yalanladılar..


وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَانُ لُوطٍ
Resim---“Ve âdun ve fir’avnu ve ihvânu lûtın.: Ve Âd (kavmi), Firavun ve Lût (aleyhisselâm)'ın kardeşleri de.” (Kâf 50/13)

Âd kavmi de yalanladı, Firavun da yalanladı, Lût aleyhisselâm’ın kardeşleri de yalanladı.. yâni
Mü’minûn Sûresinin 44. âyetinde ALLAHu zü’L-CeLÂL buyuruyor ki.:


ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّ مَا جَاء أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ
Resim---“Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs (ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn (yu’minûne).: Sonra BİZ, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsâne kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (ALLAH'ın rahmetinden) uzak olsun.” (Kâf 50/14)

Summe erselnâ rusulenâ tetrâ.. Sonra biz Rasûllarımızı ardı ardı kesilmeksizin gönderdik. yâni zincir gibi gönderdik..
kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu.. Her ümmete Rasûl geldiği zaman onu yalanladılar. her geleni genellikle yalanladı yâni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dahi..
fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs.. BİZde onları ylanalamada biribirine tâbi kıldık ondan sonra ba'dan birbiri arkasından helâk ettik demiyor ancak birbirlerine tabi kıldık yâni Hizbu’ş-Şeytân’a gittiler kısacası HizbuLLAH’a gelmeyince nere gidecekler ikinci şeyi seçtiler dondular kaldılar yâni içlerinde bokları hakları Buzdağı gibi kitlenip kaldılar su gibi buhar gibi bulut gibi olamadılar yâni Rahmetenli’l- Âlemîn Damlası haline geçemediler kısacası gökteki bulutlar gibi rahmet olamadılar yâni zahmet oldular Buzdağında kendileri de susuzluktan geberdiler..
ve cealnâhum ehâdîs.. yâni onları bir hadise kıldık. onlar bir efsâne böyle bir anlatmak için bir örnek olsunlar diye bir hadis yâni sözü edilsin diye bir efsâne gibi böyle anlatılması için kıldık. onun için Musâ aleyhisselâm anlatılan peygamberler uzunca anlatılanlar bundan ya ibret ya hikmet olarak algılar bunu ibret olarak bakanlar hikmet olarak anlarlar. ve İbrâhimî olurlar cehennemleri cennet “berden selâmen” olup cennet olur hemen ya da emrut gibi Nemrud Dağı’nın başındaki heykeller gibi böyle taş gibi kalırlar..
fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn.. buud.. biliyorsunuz uzaklıktır, boyuttur eşyadır. İnanmayan, mü’min olmayan kavim yâni MuhaMMedî Mü’min olmayan kavimler ALLAHın Rahmetinden uzak olsun.. yaah o mü’min değilse ya münkirdir ya münâfıktır yâni şurdan şunu anlıyoruz ki, bu anlatılan kavimler semud Kavmi ad kavmi Lût Kavmi Firavun Kavmi felân ne olmuş kendilerine gelen peygamberleri böyle yalanladıkları için inkar ettikleri için ağır cezâları olmuştur bu gün Lût Gölünün 393 metre deniz seviyesinden daha aşağıda bir göldür ve çok pis kokar çünkü gidecek bir yeri de yoktur ve de Somon, Gamora neyse o şehirler hep onun altında tespit edilmiş haldedir yerin dibine sokulmuştur yâni..


وَأَصْحَابُ الْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
Resim---“Ve ashâbul eyketi ve kavmu tubbain, kullun kezzebe’r- rusule fe hakka vaîdi.: Ve Eyke halkı ve Tubb kavmi, hepsi resûllerini yalanladı. Böylece vaadim (cezâm) hak oldu (ALLAH'ın vaadi yerine geldi).” (Kâf 50/14)

Ve ashâbul eyketi.. Eyke Halkı da böyledir ve,
ve kavmu tubbain kullun kezzebe’r- rusule fe hakka vaîdi.. Tubba Kavmi de böyledir kullun tümü hepsi kezzeber rusule peygamberlerini rasullerini yalanladılar kendnilerini ALLAH’a götürecek füze gibi götürecek yahutta onu taşıyacak, irsal edecek Rasûlleri yalanladılar..
fe hakka vaîdi.. böylece onların üzerine hak oldu.. Ne oldu ALLAHın vaadi hakk oldu yerine geldi yâni haa o gitseydim ben gidecektim yâni Kudüs’e gidecektim ama bu hastalık ve karnıma takılan torba işi olunca iş karıştı yâni.. onun nasıl yerin dibine soktuğunu onların Lût Gölü amma o Lût Gölü öyle basit bir göl değil yâni bir kavmi yutmuştur..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
Resim---“E fe ayînâ bi’l- halkı’l- evvel (evveli), bel hum fî lebsin min halkın cedîd (cedîdin).: Yoksa Biz, ilk yaratışta aciz miydik? Hayır (öyle değil), onlar (ölümden sonra) yeniden yaratılıştan şüphe içindeler.” (Kâf 50/15)

Bütün bu anlatılanlardan sonra,
Ayînâ.. Uyûn, KÛN fe yeKÛN Aynîyyet Sabitiyetini verişte aciz miymişiz.. bi’l- halkı’l- evvel.. Halk edilişte böyle bir acizliğimiz mi varmış evvel ilk yaratılışta biz acizmiymişiz ki sonradan bu böyle ölür toprak olurlar da biz onları çıkaramazmışız!. İşin başında nasılmışlar ki onlar böyle yâni ezel ebed böyleler miymiş!. Böyle bir şey yok!. Neden bahsediyoruz, bu gün doğan çocuğun, doğuracağı çocuktan bahsediyoruz, daha bugün doğdu!. Ya da bugün doğdu ama yarın doğacak çocuğun dedesiymiş.. ee gel bak, bel hum fî lebsin.. bel, bilâkis öyle değil onlar korkunç bir “sen bileliği lütfu”nu anlayamayış şüphesi içindedirler, kuşkusu içindedirler.
min halkın cedîd.. cedîd, halktan, yeniden yaratılıştan yaratıştan halk edilişten habersiz şüphe içindedir. Onlar yeniden yaratılıştan anlayamazlar, gerçekten anlayamazlar. Batı Dünyasına bakın milyarlarca insÂN bu problemi çözememiştir. Bizde de o maddeciler vardı.. Ahmet Hulusi vs. onlar hepsi ne yapıyorlar?. Geliyor geliyor.: “Atom ALLAH-tır!.” der niye?. Çünkü, maddeden öteye geçemediği için, yeniden halk edişi, Her ÂN yeniden doğuşu, şu CÂN ceryÂNının Her ÂN yeniden gelişini anlayamıyorlar. Çünkü.: “CeryÂNdır diyor, biraz önceki ceryÂNdır!.” diyor ama kendi kalbine baksa, elektrik saati gibi diyecek ki.: “Ulan ahmaklık yapma!. Her ÂN tık tık tık yeniden geliyor!.” Diyecek. Amma CÂN ceryÂNı gibi, CÂNÂN ceryÂNı gibi.. Biz yazıyoruz, çiziyoruz ama biz bunları yazarken, ALLAHu zü’L- CeLÂL’e hamdu senâ ederek diyoruz ki.: “Biz bunları Bedelya’nın çocukları için yazıyoruz, biz bunları Meriç’in çocukları için yazıyoruz!." Haa Ahmet de Gariban da okursa okusunlar, okumazlarsa canları sağolsun!. Ne demek istiyorum biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin İZİ’ni, âhir vakitte tozun toprağın altında kalan İZİ’ni, elimizle dilimizde yüreğimizle, O Kudsal YOLun her noktasına araba tekeri gibi secde etmek üzere yalamak üzere dilimizle bu yolu, altın gibi bir yol hâline getiririz ki, ÜMMet-i MuhaMMed, güneş gibi görsün bu yolu ki “NÛR-u MuhaMMed YoLu” diye gelsin diye.. Yoksa üç günlük dünyada “muhteşem Süleyman’sın” deseler ne yazar. “Kralsın, kölesin” dese halkın dediğine ne bakarsın sen..
halkın cedîd.. Bu yeniden yaradılış on beşinci âyete on altıncı âyete çok dikkat etmek lâzım “halkın cedîd”.. CûD.: Zâhir ve Bâtın Dâimîyyet Cem’iyetine ne denir?. CÜMMLesini tümünü bir arada tutuşa “CeDîD” denir. VüCÛDa geliş budur. SüCûD budur, bâtın için yapılır.. SüCûD nedir?. SeCDe, bâtın vüCÛDudur.. Zâhirde gördüğün mevCûD oluştur.. Ama bunun ikisi de “CeDîD”dir yalnız.. onu diyoruz MuhaMMedî NÛRdan halk edildiği için söylüyorum.. bu yeniden yaradılış diyelim haydi halk ediş daha doğrusu “yeniden halk ediş” ama şüphe içindeler bunlar!. Şüphe değil bugün için hiç anlamı yok eğer birine desem ki.: “Şahdamarımdan yakın olan RABBım benim akrabam!.” Beni öldürürler ya ALLAHu zü’L-CeLÂL “yakın” diye her yerde bir sürü yakın âyetleri var burada “akraba”yı niye kullanmış desem başka yerde de kullanıyor akrabayı insÂNlar için de akraba buyuruyor aynı kelimelerle fakat buradaki akrabanın, yerine “yakın” yazacaktır kesinlikle, akraba diyemez çünkü. akrabalığı başka anladığı için diyemez. o illâ buraya çekecek RABBısını oturup yan yana felân halbuki RABB insÂN değildir, ALLAHu zü’L- CeLÂL hâşâ bir şey değil ki, her şeyi Yaratandır!. yâni böyle saçma bir şey bu.: “Bu ceryÂNdan, buzdolabı yapacağım!.” demek gibidir kardeşim!. o ne, bu ne, sen neden bahsediyorsun!.


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve lekad halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min habli’l- verîdi.: Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şahdamarından daha yakınız.” (Kâf 50/16)

Ve.. vüCÛDa gelişde dışarda yemin olsun!.
Le.. muhakkak ki içeriye de yemin olsun zâhire ve bâtınadır bu,
Kad.. kesinlikle.. üç tane yemin vardır burada üçü de ayrı ayrı yemindir. yâni Beden, Nefis, Kalbi Yemindir. Çok dikkat etmez lâzım..
Halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî.. İnsÂNı BİZ insÂNı yarattık ve onun nefsinin ona nasıl vesvese verdiğini BİZ biliriz, her zaman biliriz.. ve NAHNU.. nasıl biliriz BİZ.. çünkü BİZ ona akrabayız efendim yakınız.. şahdamarından da daha yakın.. desem “kâfirsin!.” diyor çünkü anlamıyor meseleyi.. o, illâ buraya çekiyor ve AKREBi oğlu kızı gibi düşünüyor..
ve nahnu akrebu ileyhi min habli’l- veridi.. “onun şahdamarı” buyuruyor değil mi? nerde şah, nerde damar?.
“habl”.. ip, “tebbet yeda” da bile var, habl’in ip olduğu..
Verid.. tek.. habli’l- verid.. “Tek İp” demektir..
Verid.. Vürüdat.. Yapan “dâimiyetin RUBUBÎYyet ve RUSÛLÎYyet bakımından vüCÛDa geliş” demektir.. varid oluş.. vürud.. varid denir.. varid.. yetişen, gelen, akan, erişen, ulaşan..
habli’l- verid.. ne imiş?. ULAŞım İPİ.. tek ip.. tek ip tabi ya.. ee “şah damar” demişler.. şahdamarını kesersen adamı öldürürsün demişler de, o da şahdamarı nerden çıkmış.. benim ona hiç aklım ermedi yâni.. araplar şahdamarı felân demiyorlar, habli’l- veride “tek ip” diyorlar, başka ne diyecekler yâni.. hayatın akıl ipi.. aklı kestin mi hayat susar yaşa bile..
Amaliyat oldum bilitorsunuz.. benim karnımı yarmışlar göğsümden nereye kadar 54 dikiş atmışlar.. ben bilmiyordum bile!. Çünkü, habli’l- verid’imi, Akıl Bağımı susturmuşlar!. Artık vüCÛDumu param parça edebilirsin.. Biliyorsunuz adamın kalbini çıkarıyorlar, tekrar takıyorlar değil mi?. Makinâya bağladığı için..
İşte BİZ biliriz onların vesveselerini, ne yaptıklarını, yapmadıklarını..
BİZ onlara Tek İp’in içindeki ceryÂN gibiyiz.. yâni böyle akrabayız onlarla.. BİLELİKte “akraba”yı açıklıyorumi BİLELİKte RUBUBÎYyet ve RUSÛLÎYyet Kudretini en aldığımız yerdir akraba.. Meselâ bir kişinin çocuğu, akrabasıdır ama evlatlık alsa akrabası değildir. Çünkü onunla BİLELİK BAĞI yoktur.. kendisi söylüyordur “akrabayız” diye ama gerçek değildir, üveydir ve hakikatta akraba değildir.. Yâni o evlatlıktır.. çünkü bu bizim biliyorsunuz çok kullandığımız sözdür..

Âyet 15 ve 16 altıya çok dikkat etmeliyiz burada kalalım..
Sizin işiniz gücünüz var Ahmet Çakırcanm 17. âyette kalalım İnşâe ALLAH.. Çünkü at, avrat şah-ı teber bizde.. biz serbest gidiyoruz sizin ise işleriniz var, uykunuz var, zamanınız var.. İnşâe ALLAH bu 15 ve 16 yı sizde bir defa okuyun, bu ikisi çok çok önemlidir.. çünkü 15 de başlıyor zâten hikâye, halkın cedîd, yeniden yaradışın bu yeniden yaradıştan kasdım “bismillâhirrahmânirrahîm” mânevî bir yaradıştır.. onu diyorum ben.. bir CÂN’a CeryÂN veriştir.. İçerden veriyor ceryÂNı.. Dışırdan mı verecekti yâni.. Dıştan üfürecek miydi?. İşte bütün mesele bu yaratıcı “vekânALLAHu bikülli şeyin muhit..” ALLAH celle celâlihu, Zâtı'nı külli şeyi yutucu olarak gösterirken, kendisinden başka tüm mâsivâyı ne yapıyor, şahdamarından yakın habli’l- verid’inden püskürtüyor kendi özünden.. Çünkü bunların vesvese mesmevesi solda sıfıra binmiş oluyor İnşâe ALLAH..

Evet sormak istediğiniz bir şey var mı?. Bu rahmetli Siirtli Sıddık kaddesallahu sırrahu Hocamın sünnetiydi.. Sohbetin sonunda “soracağınız bir şey varmı?” diye sorardı ALLAH rahmet etsin.. çok ekmeklerini yedim tâbi onlardan çok büyük hizmetler gördüm çok çok ayağa fırlayıp böyle insÂNların içinde.: “vALLAHi biLLÂHi tALLAHi ben, seni ALLAH hakkı için seviyorum, RABBu’l- âlemîn için seviyorum Abdullatif!.” diye söylerdi..
Ben ise.: “Şimdi hapı yuttuk, kıskançlığa attın ateşi Hocam!.” dedim..
Hakikaten de öyle oldu sonunda.. işte belki de ona demişti hayatında en son sözünü demişti karısına.. O da rahmetli oldu Hanife Anaya.. Üç yıl konuşmadı biliyorsunuz öyle yatalak kaldı.. Hanife Ana bana en son sözü.: “Abdullatif hak söyledi fakat vakit geçti!.” oldu..ne demiştin?.” diye beni çağırdı sordu vefâtından sonra..
Hatırlayamıyorum çok şey söyledim, belki de buydu bilmiyorum.. ben.: “işte şimdi attın ateşi” demiştm..
Çünkü fesad, İblis Hastalığıdır bir insÂNın özüne işlemişse o insÂNın İblis Elbisesini soyamazsanız kablumbağa gibi taşır artık onu..
Boyayabilirsiniz Kâbe’ye götürüp yeşile boyarsınız başka yerde başka renge.. ALLAH korusun!.
MuhaMMedî Mü’minler insÂNlar böyle yaşamak zorunda değildirler, salyangoz gibi olabilirler böyle “arada sırada giriyim çıkayım bari” derler. “Yılan gibi yılda bir defa gömlek değiştireyim bari” diyebilirler.. Ya da “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bülbülü gibi öteyim gökyüzünde” deyip hiç mi hiç eyvALLAH etmeden Keşiş Dağı’nın tepesinde şakırdar, gezer geçer yâni!. Bırak kablumbağalığı, kurbağalığı, salyangozluğu, yılanlığı felân feşmekan oralar bir meşkale meşale makamdır..
Herkes çocuk olur, herkes genç olur, herkes yaşlanır, herkes olgun olur, herkes ölür!.
Bunlar bir aşamadır yeter ki, netice olarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sonuç olarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Şuûrunda NÛRunda ŞUÛRunu, BİLiş NÛRUnu, BULuş SÜRÛRUnda OLuş O’nun ONÛRunu, Şehâdet Şerefini, Şefaat Şifâsını YAŞAmak bir şereftir bizim için..
Bunu ANLAmak lâzım.. İşte biz onun için BİZ BİR-İZ diyoruz..
Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor bir beden gibiyiz, BİZ BİR-İZ.. Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRunda BİZ BİR-İZ..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in NÛRu dediğim, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; Kalbinde BİZ BİR-İZ, Rûhunda BİZ BİR-İZ.. Onu demek istiyorum.. Her ÂN Emr Âlemîndendir o RÛH.. Her ÂN Emir Âlemînden gelen bir ceryÂN gibidir.. ALLAH celle celâlihu hâşâ NÛRunu, Güneş de ışığını kesip atmıyor!.. Ayrılık yok, gayrılık yok, aynılık yok bir ANLAyış var burada anlayana anlayış var!. Anlamayana da ne yapalım yâni, yapacak bir şey yok!. Onun için de BİZ BİR-İZ, ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Lütfü Kereminden, İzzeti Şerefinden bize merhamet etsi, rahmet etsin!.
Bize MuhaMMedî Mü’minliğin ve değerlerinin bütün özellik ve güzelliklerini yaşatsın!. Bizi benlik derdinden kederinden tasasından gamından kurtarsın İnşâe ALLAH!.
Bizi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Sürûrunda kılsın! Göz NÛRu gibi göz aydınlığında esrar âlemînde sırlar âleminde, orada oluşta yaşatsın!. Bunlar hep sırdır değil mi?. Bunlar hep sırdır. Anlamak için yoldur!. Zâhirde 10- 12 km yukarı çıkınca zaman kalkar ortadan..
Eşyâ kalkar, Olay kalkar, Zaman kalkar, Zann kalır ki çoğu çürüktür..
Onun içindir ki oralara çıkmamak, ALLAH celle celâlihu Zâtı’nı ararken zanna düşmemek için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de KALış çok önemlidir.. Mârifetullahta kalış, “Hakikat-ı MuhaMMedîyenizi” diyor değil mi Münir Dermân Hocam kaddesallahu sırrahu.. Bunu hep neye bağlıyor dikkat edin bütün yazılarını okuyun.. Ya Kur’ÂN-ı Kerîme ya da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e bağlıyor.. İkisi de aynıdır zâten..
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in SÖZü =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sesi =>sende, bende, BİZde Nefes OLarak Kur’ÂN-ı Kerîmde yansımalı!.
Ama bu karga gibi değil, bülbül gibi olmalı.. Bir harfini bile anlamaya çalışmadan cak cak cak değil yâni..
Ne diyor.: “Kardeşim bilmiyorum!.” “niye bilmiyorsun arkadaş, bu Kur'ÂN-ı Kerîm niye geldi?. bil diye mi geldi, bilmesen de olur” diye mi geldi yâni!.
Ben bunları anlayamıyorum, hiç anlamadım zâten ben bunları.. konuştum da bildiğini söyleyen kişilerle.. “Hatmediyorum!.” “Neyi hatmediyorsun?.” Kur'ÂN-ı Kerîm’i hatmetmek güzel şey.. Amma sevâb varmış.. Evet sevâb var da, amma sen her şeyi biliyorsun, Fâtihanın mânâsı hariç!. Fâtihanın mânâsına gelince “bilmem!.” diyorsun.. Ama başka her şeyi biliyorsun, imkansız değilsin sen!.
Barbaros bilir Hasan Dağının başındaki Deli Anşa değilsin yâni.. ya da oradaki Çoban Kilis değilsin yâni.. Sana imkanlar bahşedilmiş Barbaros!. İşte bu bütün bunlar herkesin.. Fincanı olan, kazanı olan, barajı olan insÂNlar dikkat etmesi lâzım.. Eline fincanını alan gidip de barajlığa kalkışırsa, saçmalıklar çıkıyor!.
“Ben ALLAHın Sabit Sıfatlarını kuşandım!.” diyormuş Zındık bir ham sofu!.
Hâşâ ALLAH celle celâlihu yerine kendini oturtuveriyor kâfir!. Zâten küfürdür!. Bu Zavallı nerden hidâyet getirecek ALLAH korusun!.
Ya da tersini düşün ALLAHu zü’L- CeLÂL, onu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin BİZ BİR-İZ barajı yapmış o da diyor ki.: “Ben rahmeti kendime saklarım!. Rahmetenli’l- Âlemînin Rahmetini kendime saklarım, kimseye vermiyorum!.”
Adama ya bak!. “Niye vermiyorsun, sen Hased-Fesad mısın, İblis misin, sen İKİLİK mi oynuyorsun şeytan mısın!. Niye TEK-BİR-TEVHİDLe oynamıyorsun hayat OYUnunu!."

Yâni bütün bunlar, düşündüğümüz zaman gönlümüze gelen MuhaMmedî Özellikler ve Güzelliklerdir.. ALLAHu zü’L-CeLÂL, Hakkta Hayrda ve Rızasında Bizi dâima BİZ BİR-İZ kılsın!.
Birbirimize gaybî duâlar edelim maddî mânevî.. Her türlü dertten, kederden, eksik, hata, yanlış bütün şeylerden ALLAH celle celâlihu uzak etsin bizi!.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüreğinde BİZ BİR-İZ kılsın!
ALLAHu zü’L-CeLÂL kusurumuza bakmasın İnşâe ALLAH!.


Subhaneke allahümme ve bi hamdike, eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve’etubileyke!.
Subhaneke allahümme ve bi hamdike, eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve’etubileyke!.
Subhaneke allahümme ve bi hamdike, eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve’etubileyke!.
Ve Huve’r- Rahîmu’l- Vedûd celle celâlihu

Ve'l-HaMduliLLÂhiraBBu’l-ÂleMîNN!.

Kim ki bunu üç kere söylerse onun sözleri elenir yaramayanları bırakılır bağışlanır, yarayanı da başında ve sonunda salâvât getirirse eğer ALLAHu zü’L- CeLÂL’e melekler arz eder İnşâe ALLAH!.

'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike (Muhammediyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''


Elhamdulillâhi RABBul âlemin!.
Diyoruz ya, bir kuşun iki kanadı gibi o salâvâta yüklenir kuş gibi İNDeALLAH’a gider.. ALLAH celle celâlihu bir yerde değil, rızası’na kavuşuruz Razıyeten Merziyyeten OLuVERir hemen ÂN’ında, Şe’ÂNuLLAHta Şimdi şu ÂNda OLur.. CÂNda CÂNÂN CENNEti’nde CEM’ OLmuştur..
Bunu iyi ANLAmamız gerekiyor onun içinde DUÂLarımızı ALLAH celle celâlihu rızası için RABBu’l- âlemîn’in Rızasında, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Ravzasında BİZ BİR-İZ yapalım!.
ALLAHu zü’L-CeLÂLe EMÂNet OLun!.
Es SELÂMu aleyküm ve Rahmetullah!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve immâ yenzeganneke mine’ş- şeytâni nezgun festeiz billâh (billâhi), innehu semîun alîm (alîmun).: Eğer sana şeytândan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen ALLAH'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” (A’râf 7/200)

وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
Resim---“Ve kul RABBi eûzu bike min hemezâti’ş- şeyâtîn (şeyâtîni).: Ve “Şeytânların kışkırtmalarından (vesveselerinden) sana sığınırım.” de.” (Mü’minûn 23/97)

وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ
Resim---Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn (yahdurûni) : Ve onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım RABBim." (Mü’minûn 23/98)

وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---“Ve immâ yenzeganneke mine’ş- şeytâni nezgun festeız billâh (billâhi), innehu huve’s- semîul alîm (alîmu).: Şayet sana şeytândan bir kışkırtma/ vesvese gelecek olursa, hemen ALLAH'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” (Fussilet 41/36)

Eûzubillâhi’s- semi’i’l- alîmine’ş-şeytânirracim min hamezetihi ve nefhahi ve nefsihi bismillâhirrahmânirrahîm..
Eûzubike RABBi en yehduruni bismillâhirrahmânirrahîm..
Eûzu billâhimine’ş-şeytânirracim bismillâhirrahmânirrahîm..

Üç Eûzu Besmele..
Üç makamda gelmiştir. Üç makam çok önemlidir üç boyut gibidir üç boyut insÂN içindir, akıl içindir daha doğrusu “x,y,z” diyorduk ya hani. En-boy-yüksekliği.. Bir şey bu âlemde üç boyutta yer bulur/anlaşılır..
Bu “Şey”lik, üç boyutluluk.. Bu üç boyutluk ne zaman altı tane olursa Hakan, o zaman Kâbe gibi olur, altı yüzlü olur. Yâni bir zar gibi olur hani zar oynuyorlar ya zar gibi olur Kâbe gibi olur Türkçesi.. Şimdi o Kâbeyi tıraşlayıp “bilye” haline getirmeye kalır hayat.. Bunu başaranlar EHLuLLAHtır. Bunu başaranlar bu âlemde mücadele edenler bu yolda yol bulabilenler EHLuLLAHtır. Ondandır ki İslam Dini; insÂNları, Müslim Mü’min hadi de ki VELîyyuLLAH olmakla yükümlendirmiştir. Çünkü VELîyyuLLAH olan kişinin Mürşidi EHL-i BEYt aleyhisselâm.. Yâni Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..
İşin bitmesi lâzım orada demir atması lâzım Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in yüreğine demirden kasdım sabitlemesi lâzım. ÜçLü Sistemde "İlim-İrade-İdrakt"e kalması lâzım. "İştirak"teyse, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem İle BİZ BİR-İZ olması lâzım..
Üçlü Sistem çok önemlidir.. Biz söylüyoruz yazıyoruz çiziyoruz ama kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz. Buna da şükür. Geçmişte de öyle oldu Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz'in gününden beri böyle oldu. O zamanda böyleydi. Ama sistem yürüyor. Savaş oluyor diye güneş doğmamaktan vaz geçmiyor, rüzgar esmekten vazgeçmiyor, kuşlar uçmaktan vazgeçmiyor. Savaştan haberi bile yok ateş hattı içinde dolaşıp duruyorlar. Sistemde bir şey yok. İnsÂNın aklındaki cenâbetlikte var. Cenâbetliği silemediği için Cenâb-ı ALLAH’a inanamamaktadır netice olarak. Cenâb-ı Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e inanamamaktadır. Cenâbet çünkü.. Haram yâni yasak yâni. “Huyum böyle!.” Diyorsa, yalan söylüyor, bu Şeytân Huyu..

Onun içindir ki üçlü sistem çok önemlidir “x,y,z” diyoruz ya.. Âlemde ne vardı?. Eşyâ vardı değil mi?. Kâinât dediğimiz şey eşyadan/şeylerden ibârettir. Şeylerin tümüdür eşyâ, ALLAHtan başka ne varsa mâsivâ/eşyâ en uç..
Zâtullah =>Sıfatullaha,
Sıfatullah =>RUBUBîYyet ve RUSÛLÎYyetten ibârettir..
Mânâ yüzü =>RUBUBîYyet,
Madde yüzü RUSÛLÎYyettir..
RUSÛLÎYyet Sıfattır çünkü.. Sonra “esmâ” oluşumu başlar Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemden sonra NÛRundan yaratılan “KÜLLî ŞEYy” artık Esmâ Zuhurudur..
İşte insÂN oğluna bütün esmâlar yüklenmiştir istisnâsız onun için de “HaLiFeTULLAH” kılınmıştır.. ALLAHu zü’L-CeLÂL kendisine halife kılmıştır. HizbuLLAH buyurmuştur.. Ama kendisine muhalif olmamak kaydıyla kılmıştır. Muhalif olursa ne olur?. Hizbu’ş-Şeytân olur. Halife olursa HizbuLLAH olur.. halife nasıl olunur?. Halife dediğim, Emevî Halifesi, Abbasî Halifesi, Osmanla Halifesi değil.
ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Halifesi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden başlıyor cemân peygamberler de dahil NÛRundan yaratılmıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Rahmetenli’l- Âlemîndir âlemlere rahmettir, başka yol yoktur.
Kur’ÂN-ı Kerîm Her ÂN HAYydır, diridir. Kur'ÂN-ı Kerîm Her ÂN yeniden yaratılmaktadır, her okuduğunuz Fâtiha yeni bir Fâtiha, yeni bir zamanın, mekanın ve hâlin Fâtihasıdır..
Biraz önce Hacı Mahmud bize imam oldu Fâtihayı okudu diyelim. Bu, bu günün Fâtihası. Dünkü Fâtiha dün okundu. Yarınki Fâtiha henüz gelmediği için okunmadı. “Bu gün okunan Fâtiha da Hacı Mahmud niceydi?.” sorusunun cevabı muhalif miydi halife miydi kendi vicdanında kalmaktadır. Ne var vicdanında.. Vicdanında RABBısı var. BiLiş-BULuş-Tanış Olmuşlarsa, Kendini BİLip RABBısını TANImışsa=>HizbuLLAHtır. Tanımamışsa, o zaman RABBısının yerine başka birisini oturtmuştur =>Hizbu’ş- Şeytândır. Bu ince bir sırdır.. Neden öyledir?. Çünkü “Gizli Şirk” vardır, sebeblere tapmaktadır ve birde sonuç aramaktadı!. Halbuki MuhaMMedî MeLâmette yol neydi?.
=>AsLa BedeL BİÇMEyeceksin!
=>KesinLikLe Kıyas YAPMAyacaksın!
=>AsLa Şart KOŞMAyacaksın!
=>KesinLikLe Sebeb ARAMAyacaksın!.
=>Ve Sonucu Sâhibimize bırakacaksın.. =>Sâhibimiz;
MuhaMMed aleyhisselâm,
MahMud aleyhisselâm,
HaMid aleyhisselâm,
AhMed aleyhisselâm..

AhMed aleyhisselâm derler Ahmet Çakır canım. O’nun adına “Ahmed aleyhisselâm” derler..
AhMed ise =>“AHAD”in göbekten “mim”lenmesinden ibârettir. Ne demek “AHAD”in göbekten "mim"lenmesi?. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in NÛRundan netice olarak “mâsivâ” yaratıldığı için MuhaMMed aleyhisselâtü ve selâm bütün mâsivânın ÜMMî/ANNEsidir. Mâsivâdan kasdım, ALLAH celle celâlihu’dan başka KÜLLî ŞEYy, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in NÛRu'ndan yaratılmış anlamında söylüyorum. Burada bir şeye çok dikkat etmek lâzım ki, ZÂTULLAH =>ALLAHu zü’L-CeLÂLdir tam bilemeyiz,hatta hiç bilemeyiz de, bildirdiği kadar biliriz. Kimin bildirdiği kadar?. ZÂTULLAH’ın SÖZü/Kur'ÂN-ı Kerîmini =>Ses olarak söyleyen Zât ki =>AhMed aleyhisselâmdır, HaMid aleyhisselâmdır, MahMud aleyhisselâm,dır, MuhaMMed aleyhisselâmdır. Aşağıya indiğimiz zaman bizim bölgeye geldik mi üç tane “mim” yer yâni “mim”leşir buna dikkat etmek lâzım..
“Makam-ı MahMud’a çıktım!.” diyenler olabiliyor aklınca!. Oh oh oh çıktın da nasıl çıktın söyle!. Tarikat Makamı da hangi Tarikat Yolu?!. YoL yok, yordam yok.. Yol yok, yolcu yok, yolluk yok, yoldaş da yok!. Eee Makam-ı MahMud’a.. Hangi makam, nerde o?. âhirette ne?. bu gün var iken.: “Ben âhirette Müslüman olacağım!.” de de göreyim seni bakayım. “Âhirette namaz kılacağım!.” de de göreyim seni. Ne konuşuyorsun?. “Ben daha önceden kıldım namazlarımı dünyaya gelmeden!.” de de anlayayım ne demek istiyorsun!. Şunu demek istiyorum GEÇMİŞsiz ve GELECEKsiz =>Şimdi şu ÂN’da =>“Eşhedu enLâ İLÂHe İLLâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden Rasûlullah!.” şehâdetine katılıyor muşu, katılmıyor musun?!. Bu mesele =>her yerde, her zaman, her halde, her nefeste böyle mi değil mi?.
İnsÂN bu, mutfağa da gider tuvâlete de gider, iyi de olur kötü de olur!. Böyle de olur şöyle olur..
Şeytân, Nefsin günaha meyilli hevâ ve hevesi bu ÂLEMde KULLuk İmtihÂNının OLmazsa OLmazıdır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” buyurmuştur.
(Müslim, Tevbe, 9-11)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibidir.”buyurmuştur.
(İbn Mâce, Zühd 30)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” buyurmuştur.
(İbn Mâce, Zühd, 30)

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Resim---“Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, ve’l- yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evi’t- tâbiîne gayri ulî’l- irbeti mine’r- ricâli evi’t- tıflillezîne lem yazharû alâ avrâti’n- nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn (zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn (tuflihûne).: Ve mü'min kadınlara söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar) ve ırzlarını korusunlar. Zâhir olan kısımlar (görünen el, yüz ve ayaklar) hariç, zîynetlerini açmasınlar. Ve başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (örtsünler). Ve ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınlar veya ellerinin altında sahip oldukları (câriyeler) veya erkeklerden, kadına ihtiyaç duymayan hizmetliler veya kadının avret yerlerinin farkına varmayan çocuklar hariç, açmasınlar. Ve gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar. Ey mü'minler, hepiniz ALLAH'a tövbe edin! Umulur ki, böylece felâha eresiniz.” (Nûr 24/31)

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---“Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh (rahmetillâhi), innallâhe yagfiru’z- zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huve’l- GAFÛRu’r- Rahîm (rahîmu).: De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki ALLAH, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; GAFÛR'dur (mağfiret eden), RAHÎM'dir (rahmet nuru gönderen)." (Zümer 39/53)

Bu konumuzu açıklayan âyetler ve hadisler benzer meâllerde demek istiyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor. Çok şey yapmak değildir MuhaMMedî Mârifet, kendini anlamaktır, KİM’in Kabuğu olduğunu bilmektir.. Bütün ibâdet kıbleleri Kâbeyedir. Neden?. Çünkü, EMRULLAHtır. Peki MURADULLAH nedir?. MURADULLAH =>Kişinin KÂBEtu’r- RABB Olduğunu BİLmektir.. “Ben, şahdamarından da akraba olan RABB’ımın Kâbesi’yim!.” diyebiliyor musun?.
“Derim İnşâe ALLAH niye demeyim ki!. Kalbim Yasaklanan Şeytân Kâbeliği yapacağına, İkİ ŞEYLik Kâbeliği, iKİLİK Kâbeliği yapacağına =>TEKETEKLik Kâbesi yaparım!.”

Özür dilerim bunların sebebi, şunun için söylüyorum; biz Eşyâ Âlemî’nde yaşıyoruz. Eşyâ nedir?. Eşyâ/ŞeyLer sanaldır, bu gün vardır yarın yoktur. Eşyâ bir pazardır ki, biraz sonra dağılır ve yerinde yeller eser.
Hacı Mahmud sağ olsun pazardan bize bir şeyler almıştı ama şimdi yerinde yerler esiyor, pazar bitti..

Bu Deneme Âleminde;
ŞEYyLerin Münâsetlerinden=>OLAYLar Doğar.
OLAYLarın Münâsetlerinden=>ZAMÂNLar Doğar.
ZAMÂNLar Münâsetlerinden=>İnsÂN AKLında ZANNLar Doğar..

Eşyâ sanaldır, eşyâların münâsebetinden olaylar doğuyor. Olaylar da sanaldır iki cihan savaşında otuz milyon insÂN ölmüştür.. “Ölmüştür!.” diyorsun değil mi geçmiş gitmiştir.. Yâni o olay orada gelmiş geçmiş gitmiş ki, sanaldır.. Olayların münâsebetinden zaman doğar bunu çok iyi anlamamız lâzım eşyâların münâsebetinden birbiriyle ilişkisinden ilinti kurmasından olay.. İki elini birbirine vurdun mu ne yapar?. “Şak!. Şak!.” öter niye?. Çünkü bir şey olan iki el birbiriyle münâsebet kurduğu için, ilgilendiği için.. İki kişi birbiriyle dövüşür, sevişir bir şey yapar ve bu olayların münâsebetinden ne doğar?. Zaman doğar. Güneşin doğması batması olayların münâsebetinden doğar zaman!.
Halbuki Yeryüzünden 12 km. yukarı çıksan Dünyâ Zamanı sıfırdır. Karpuz gibi dönen bir dünya görürsün. Ne gece var ne gündüz var ki, hep güneş var.. On iki km. nedir yahu!. 12 km. bizim buradan terminâl gibi bir şey herhalde.. 12 km. yukarı çıksan zamanı sıfırlayıverirsin sanal olduğunu söylemeye çalışıyorum..
Eşyâ=>Olay=>Zaman=>Zanndır.. Dörtlü Sistemlerde zann ne demektir?. Ne demek aç Kur’ÂN-ı Kerîmi bak oku..


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Yâ eyyyuhellezîne âmenûctenibû kesîran mine’z- zanni, inne ba’da’z- zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ (ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûh (kerihtumûhu), vettekullâh (vettekullâhe), innALLAHe TEVVÂBun RAHÎM (rahîmun).: Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü ZANNın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. ALLAH'tan korkup sakının. Şüphesiz ALLAH, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurât 49/12)

RABBımız TeÂLÂ’ya KuLLuk İmtihÂNımız ham AKLa dayalı dayatmacı ZANNLa değil de, Kur'ÂN-ı Kerîm ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem klavuzlu MuhaMMedî Tercihle bu şiddetli denemyi Hak ve Hayr üze sonUÇLandırırız İnşâe ALLAH!.

هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَدِيدًا
Resim---“Hunâlikebtuliyel mu’minûne ve zulzilû zilzâlen şedîdâ(şedîden).: İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.” (Ahzâb 33/11)

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Resim---“Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh(fitneten), ve ileynâ turceûn(turceûne).: Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şerr fitneleri ile imtihan ederiz. Ve BİZ’e döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ 21/35)

“Zanların çoğu günahtır.” buyuruluyor. Çünkü, sen kendin kurguluyorsun “zannediyorum ki!.” Diyorsun. Mecburen çoğu çürüktür-günahtır. O kadar çürüktür ki siz hayr dersiniz hayr değildir şer dersiniz şerr değildir..

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---“Kutibe aleykumu’l- kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn (ta’lemûne).: Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerrdir. Ve (bütün bunları) ALLAH bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/216)

Onun için DUÂLarımızda.: “Yâ RABBenâ! ZÂT-ı ÂLİ’yin Hakk ve Hayr TeceLLîsinden de biz istiyoruz!.” derizi.
Yâni hakk ve hayr olandan istiyoruz, kafamızdakinden değil, aklen ve naklen istiyoruz.. daha bir de nakil mi çıktı yaaa nakil çıktı bu nasıl bir şeydir nakil naklen olmak istiyorum ne yapacan ya bende

Ben, AKLI OLan bir insÂN olduğumu biliyorum. Üç boyutluyum çünkü BEDEN-NEFİS-KALB dediğimiz Üçlü Sistem içinde kalmışız. RÛHumuz Emr ÂLeMîndendir diye âyet vardır. Rûh, Emr Âlemî’ndendir. Emr Âlemi Kimindir, emir veren âlemdir emir veren KİMdir?. ALLAHu zü’L- CeLÂLdir. Yâni ALLAHtandır..


وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim---“Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).: Ve sana RÛH’tan sorarlar. De ki: “RÛH, RABB’imin emrindendir.” Ve size, (rûha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.” (İsrâ 17/85)

“Bundan ne çıkar ne anlayalım?.” diye sorulduğunda;

Resim---Koca İmâm Fahreddin Râzi efendimizin bildirdiği bir hadis-i şerifte.: “Yâ Resûlullah! "Ruh, RABB'imin emrindendir." den ne anlayalım?" diye sorduklarında; Cenâb-ı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "aklınız kadar anlayın!" buyurmuştur.
(Fahreddin Râzi, Mefatih'ul Gayb-Tefsirü’l- kebir- gaybın anahtarları İsrâ Sûresi)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki.: “Aklınız kadar anlayın!.”
Herkes aklı kadar anlasın ne güzel cevap değil mi?. Bir yerde dört tane çocuk var; ilk okul, ortaokul, lise ve üniversite öğrencileri siz onlara.: “Kitab nedir?.” diye soruyorsunuz. Her çocuk okuduğu okul bilgisi aklı kadar cevap veriyor. Doğrusu bu değil mi?. Ne olacaktı gözü olmayandan gözü mü soracaktı, imkanı olmayandan onu mu soracaktı!. Hasan Dağı’ndaki çobandan uzay bilgisi mi soracaktı.. Bunlar tamamen herkesin KADERi kadar ALLAHu zü’L-CeLÂLin sorumlu tuttmakta ve onları imtihana çekmekte..

Azîz Kardeşlerim;
İsLâm Dinimiz, ham AkıL HayaLLerine değil, AKLen->NaKlenMuhaMMedî Hakikati DUYup Uymayı emreder!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Şimdi bitiriyorum bu konuyu ve Kaf Sûresine geçeceğiz. Ancak teknik olarak çok rahatlıkla Ahmet Can anlayabilirsiniz ki, üç boyutludur “x,y,z” dediğimiz üçlü sistem akıl sistemi matemâtikte de böyledir geometri de de böyledir, üç esasta da böyledir. Üç boyut esastır “x,y,z” dersin NOKTAyı belirlersiniz. Kâinâtta NOKTAnın bir tane yeri vardır. Bir noktayı iki tane kordınata asla yerleştiremezsiniz. Yâni “x,y,z” sadece ve yalnızca bir NOKTAnın yeridir.
Onun için bu âlem “Teketek Âlemi”dir. Her şey “teketek”tir.. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor. Şu içinde yaşadığımız Madde Âlemi üç boyutlu bir âlemdir, “x,y,z” gibidir ve Akıl Âlemidir. Beden, Nefis, Kalb der dururuz. Çünkü Rûh =>Emr Âlemî’nden gelmiştir ve her ÂDN gelmektedir. Keban’dan gelen cereyan gibidir..
Emr Âlemi nedir yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem!.” Soran sahabiye Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Aklınız kadar anlayın!.” cevab veriyor. Niçin buyurmuyor ki.: “ALLAHın Âlemîndendir!.” O zaman diyecekler ki.: “ALLAHla nasıl bağlantı kurarız. Eğer ALLAHla bağlantımız yoksa; seni, beni, bunları.: “Ben yarattım!.” buyuran bir ALLAHu zü’L-CeLÂLden nasıl bahsediyoruz!.”

Bu İslâmî Hakikatları anlamadan, bütün dünya işlerine gelince noktasına virgülüne dikkat ederek koşturmak!.
“Bu İslâmî Hakikatları anlamadan pıtır pıtır pıtır nere gidiyorsun?.”
“Cennete gidiyorum cehenneme gidiyorum!.
"Güle güle git!. İkisi de senin olsun!.”
“Ne işin var kardeşim orada ne yapacaksın?. İbâdet mi yapacaksın. Namaz mı kılacaksın ne yapacaksın söyle bakıyım?!.”
“Yokk!. Yokk cennette köşk varmış, huri varmış, gılman varmış!.” diyeceksin Bunları bu günün Müslümânı böyle anladığı için söylüyorum!.
Hakikat o değil!. O kimse, âyetlerin muhteşemliğini bilmediği için “Harra succeden”i anlamadığı için huriyi->kadın yerine koyu vermekte!.
Araplar böyle diyor muş?!. Araplar her şeyi söylüyor!. Hangi Araplar diye sorduğunda İslâmdan önceki Arapların şiirlerinde böyle geçiyormuş!.
Yazıyor tefsirde.. Adama bak yahu BİZim Kur'ÂN-ı Kerîm’imizi İslâmdan önceki Arap şâirlerin gazelleriyle açıklamaya çalışıyor!.

Hülâsa-yı kelâm üç boyuttan kasıd, dörtlü sistemin “Beden, Nefis, Kalb" üçüdür.. Rûh =>Emr âlemî’ndendir.. Yâni EHLuLLAH işidir.. Direkt Keban’dan elektirik alandır EHLuLLAH-VeLîYyULLAH.. Rûhî İnsÂN =>Kur’ÂN-ı Kerîmi burada bitirmiştir. Hakikat-ı MuhaMMedî Makamındadır orası.
Çünkü ondan önceki Şeriat-Tarikat-Mârifet =>Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i BİLip-BULup-Ravzasında OLup=>Hakikat-ı MuhaMMedîyyesini BİZ BİR-İZ YAŞAmak mümkünken, ham akıllı âlim görüntülü câhilin teki kalmış.: “Benim Hakikat-ı MuhaMMedîye kimdedir?.” diye kapı kapı koşturuyor. Tasavvuf değil de Tasavvuur Tüccarı yakalıyor avını.: “Hakikat-ı MuhaMMedîyen bende!.” Diyor ve zincirleyip zikkeliyor kapısına kul ediyor!.
“Sen kimsin be câhil, okumuyor musun Hakikat-ı MuhaMMedîyye = MuhaMMed aleyhisselâm Makamıdır!. Sen kimsin?. Kendini hâşâ MuhaMMed aleyhisselâm yerine mi koyuyorsun! Sen, MuhaMMedî Teslimiyet bakamından ve MuhaMMedî İstikâmet bakımından gerçekten orada mısın?!. Yoksa ŞeytÂNLık oyunu mu oynuyorsun!. Def’ ol başımdan!.” Diyememekte günümüz Müslümanları maalesef!.

Aziz Kardeşlerim,
Sözlerim dâima kendimedir ona buna taş atmayla işim yoktur!.
Çünkü kimseye taş atmam zâten, kendime de atmam!. Niye atayım yazık yâni!.
Ama doğruyu ne zaman söyleyeceğiz, ne zaman dosdoğru inanacağız!. Ne zaman.. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!.” Âyet-i Celîlemizi ne zaman DUYup UYup da dostoğru olacağız!.
“Ne bakımdan “dostoğru” olayım ya RABBî!.”


فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---“Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).: (Yâ MuhaMMed aleyhisselâm) Artık SEN, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi İSTİKÂMET ÜZERE OL. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir.” (Hûd 11/112)

Festekim.: istikamet üzere ol!.

Emrolunduğun gibi dostoğru olun ne demek yâni?. Dosdoğru olarak tercüme edilen kelime “festekim” kelimesi.. Arapça da Türkçedeki “dosdoğru” mu var?. Neden “festekim” kelimesine “dosdoğru” diyorsun?. Çünkü Türkçe kelime konuşmak zorundayım, bir kelime bulmak zorundayım ben de onu buluyorum!.

Cenâb-ı HaKK TeÂLÂ Kur'ÂN-ı Kerîminde bu ve benzeri âyetlerle kendi Peygamberinden ve ona uyan mü’minlerden ki kıyamete kadar geleceklerden de bunun devamını, İKÂMesini, Kıyamını, AYAKta olmasını İSTemektedir.. İST-İKÂMe de budur..
O nedenle Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, baska bir rivâyette
“Hûd ve Vakiâ Sûreleri saçlarımı ağarttı!.” buyurmuştur.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Resim
Şeyyebetnî Hûdün vel-Vâkıatü ve’l- Mürselâtü ve Amme yetesâelûn, ve ize'ş- Şemsü küvvirat: Beni, Hûd, ve el Vâkıatü ve el Mürselât ve Amme yetesâelûn, ve ize'ş- Şemsü (sûreleri) ihtiyarlattı!.” buyurmuştur.

(Ebû Bekr ve İbn-i Abbas radiyallahu anhum'dan; Tirmizî ve Hâkim, Müstedrek)

Şeyyebetnî.: "Beni ihtiyarlattı, saçımı sakalımı ağaryıverdi!.” mânâsına gelen bir İST-İKÂMet ÇAĞRısı ÇiLe ÇÖLümüzde hamdolsun!.

Resim

Sırr-ı SıFıRR Sâhibimin SÂYesinde ve SîNesinde =>Bendenizin de, GEÇip-GİDen zamAN İÇİnde SAÇlarımın her TELi AK ALEVLe YANıVERmişti 28. imde ÇÖL-ÇATında ve her HÂLde Hamdolsun el VeDûD celle celâluhumuza!..

Ben bunu fiilen yaşamış bir insÂNım. Yâni ÇİLEenin insÂNı nasıl çok kısa sürede beyaza boyayıverdiğini bilenlerdenim ALLAH’a şükür!. ÇİLeyse, meşhur diş ağrıları gibidir, ancak çekenin bileceği ve çektirenin bileceği bir iştir. İslâmiyet de böyledir zâten. Siz kendi vicdanınızda kendi vicdanınızın da vicdanındaki RABBınızla bağlantı kurmakta zorluk çekiyorsanız bu işte bir problem vardır!. Şunu yapın bunu yapın da, ceryan yok!. Onun için biz üçlü sistemi iyi anlamamız lâzım. Beden, Nefis, Kalbi çok iyi anlamamız lâzım. Çünkü bunlar bizim sahamızdır. İlim, İrade, İdrak bizim işimizdir. “Bunu yapan ne olur?.” Diyorsan, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem'de olur. “Bedenini. Nefsini ve Kalbini tanıyan kişi Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in kalbindedir.” diyorum. Türkçe söylüyorum. O kadar net söylüyorum ki, ALLAHu zü’L-CeLÂL’i ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i şâhid tutuyorum!. Öyle uydur kaydır söylemiyorum, oradan buradan okuyup söylemiyorum!. ALLAH celle celâlihu Lütf ü Keremi'nden, İzzeti Şerefinden yaşamış birisi olarak söylüyorum. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in gözlerinden görmüş olarak söylüyorum!. Dosdoğru söylüyorum!. Eğer HayBaBa Hakan’ım yamuk görüyorsa, gözünü kontrol ettirsin belki şaşı bakıyordur!. Bu çok önemli bir şey ALLAH korusun!.

Onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e Sırat-ı Müstakîm üzere dosdoğru ol!. Emrolunduğun gibi dosdoğru gel!. Nereye geleceksin?. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e geleceksin!. Ne olacak?. Çünkü Sırat-ı Müstakîm İstikâmeti Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in İstikâmetidir ve =>ALLAHu zü’L-CeLÂL’edir.
Onun için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Rahmetenli’l- Âlemîndir zâten onun için Kur'ÂN-ı Kerîm’den dolayı Rahmetenli’l- Âlemîndir. Âlemler KELÂMULLAHsız ve Resûlullahsız “RAHMet” bulamazlar, maddî-mânevî zahmetlerde kalırlar.

Hani vardır ya sosyete züppesi proflar.: “Efendim ALLAH neden böyle yapmış? Niye ALLAH olmuş?.” Vs. hâşâ..
“Haaa o iş başka iş!. Sen o zaman git, ALLAH celle celâlihu sana ne kadar ömür verdiyse sen o kadar zırvala, gez bulursun cevabını mezâr taşında!.” demek istiyorum ki, KÜLLî ŞEYy ve İŞLer bu ÂLEMde burada oluyor ve üçlü sistemde oluyor!. Biz üçlü sistem içinde yaşamaktayız. üç boyut biliyorsun ama, ben de diyorum ki.: “Altılı sistem var Kâbede!.” diyorum bir Kâbe ezânımız vardır bir zamanlar fii tarihinde Kâbe'nin çapraz olan iki köşesinden bir düzenle keserseniz ikiye bölüverirsiniz zâhir ve bâtın diye karşınıza ne çıkar iki tane üç boyutlu sistem çıkar birisi zâhir birisi bâtındır ondan dolayı vardır..

Bir de TEVHiD EZÂNımız..

Resim

ALLAHu zü’L-CeLÂL'in şimdi şu anda yer yüzünde rüzgarlar gibi esen, yersiz yaşayan, bulutlar gibi baş ayaksız sebbeha yüzen ALLAH Dostları Yüce Zâtlar.. Bir hikâye, bir masal gibi hâşâ bir yanlış felân değildir, yalan değildir ve haktır. Ama kendi üç boyutlarına kitlenmiş BUZ DAĞLARI o MUHAMMedî UMMan'daki Muhteşemliğe hasret kalacaklardır ki, kendi tercihleriyle zâten “bir damla SU” ya hasret donmuşlardır!.
Bunları kim KİM Olduklarını farkına vardırıp, eritecek, arka düşürecek akıtacak, çarka düşürecek, havalara savurup SU-luktan =>BUHARlığa eriştirecek =>Ve MuhaMMedîleştirecek BULut BULut ALLAHın Rahmetenli’l- Âlemîn'i yapacak =>Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in yüreğinde kim?!.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bir damla gözyaşı inecek “Âlemlere Rahmet” olarak!. Ben ALLAH celle celâlihu’ya sığınarak söylüyorum RABBım’a ALLAHu zü’L-CeLÂL’e!. İslâmın bu hâline Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ağladığına inanıyorum!. yâni üzülmüş o kadar üzgün olarak söylüyorum.. Her bakımdan olan ve olmayan bakımından.. İzler öyle karıştı ki adamın işi gücü İslam düşmanlığı!. İslâmla zerre kadar alâkası yok putlarına tapıyor, gerçekten tapıyor!.
Ben kimseyi suçlamıyorum, çok acı olduğunu söylemeye çalışıyorum!. Alışkanlıklarına tapıyor, Kur'ÂN-ı Kerîmi okumuyor, anlamıyor, anlamak istemiyor zâten!. İşte yanlış boyutlar, yanlış!.

Ben bâzen derim ki.: “ALLAHın izniyle MuhaMMedî Müslim ve Mü’min OLmak insÂNın kendi tercihiyle elindedir!. Çünkü, tercihini böyle yapar hakikaten imânı Mü’min, ameli Müslim olur.. Buraya kadar güzel Şeriat ve Tarikat denilen içindeki sistem o sistemde böyle bir güzellik yakalayabilir ama ondan sonra gelen mü’minlikten sonra gelen VELîyyuLLAHlık.. Ebdallık, Ebrârlık, Ahyârlık, Ahrârlık ve EHLuLLAH oluş bunların tümü.."
Hani GÜL yapmıştı ya Kâbeye yerleştirmişti ya 6 tane Annemizi.. Öyle eser bâzen kafam ki, Kâbenin alt tabanına YEDİULLAH’ı yerleştiriveririm. Ne demek YEDİULLAH?. =>ALLAHı SEVen ve de =>ALLAH’ın SEVdikleri demektir. ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Velîsi oldukları.. Onlarda bu âlemde ALLAH’ın Velîsidirler. ALLAH’a toz kondurmazlar, değil Hizbu’ş-Şeytân OLmak hâşâ!. Böyle yiğitler vardır, gerçekten olmuştur!. Bunların ŞÂH’ı ŞâH ALİ keremullahi veçhedir!. “Neden keremullahi veçhedir, ne demek?!.” Çünkü, hayatında bir kere puta tapmamıştır. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in eline doğmuş Kâbede, göbeğini bağlamış, göbeğini düğümünü Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem atmıştır. Çünkü Kâbe’de doğan iki kişi vardır ki, zâhirde ALİ keremullahi veçhe Kâbe Kapısında..
Bâtında, Meryem aleyhasselâm’ın oğlu İsâ aleyhisselâm, tam Kâbenin kapısının arkasında “Boz Taş”ın olduğu yerde “Rüknü Yemâni”de doğmuştur..
Ben, benim inancımı söylüyorum!. Medine, Kudüs’ün doğusunda bir yerde Kudüs’ün doğusundaki yer Kâbe’dir. Kâbe yâni bu bâtındır yâni İsâ aleyhisselâm.. Onun için herkes iftira etmişlerdir, yok “ALLAHın oğlu” demişlerdir, yok “babası belirsiz” demişlerdir. İki taraftan ifrat ve tefrit yapmışlardır.. Hakikatı anlayamadıkları için.. Kur'ÂN-ı Kerîm’i Kur'ÂN-ı Kerîmce anlayamadıkları için.. Çok şeyler vardır onun içinde Kâbe’yi bir tam anladığımız zaman ne görüyoruz altta VELîyyuLLAH tavanda tepede tavanı EHLİLLUH dört köşeye ben Ebdâlları, Ebrârları, Ahrârları ve Ahyârları yerleştiririm.. Ve tümünün ayağının altına toprak olurum.. Zâten “tümünün ayağına toprak olurum” dediğim “küllühüm” dan ibârettir ve NÛR-u MuhaMMed'den ibârettir..
Bu pazarda vardır gül gübre öte böte çak cuk vardır. Mânâ Âlemi dediğimiz âlem anlatılırken sonsuz akıl ölçüsünde anlatılmıştır.: “Ne anlarsanız onu anlarsınız!.” Buyurmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, herkes mecbur değildir onu anlamaya anladığıyla amel etmesi yeterlidir. Ama dünya işlerinde zehir gibiyken her şeyi yerken öbür trafa gelince yan çizdi mi ne diyordu ona Anam.: “At terli yemez!.” diyordu. “Terli olduğu için buğday bile yemez", terini atması lâzım..

Böyle bir şey yok dürüstlük esasatır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem atını yakalamak için eteğinde arpa varmış gibi “Çüü! Çüü!.” yapan bir adama diyor ki.: “Eğer eteğin boşsa bizden değilsin atı kandıramazsın!.” buyurmuştur. Atı arpa varmış gibi gösterip, kandırıp yakalamak amacı.. Hayvana bile hile yaptırmayan bir Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den bahsediyoruz!. İşte böyle bir “Bâtın Kâbesi”nden bahsediyoruz..
Ben hayatımızdan evet.: EL=>ELE=>EL=>ALLAH”adır yazıyoruz, çiziyoruz, delilik parayla değil ya yazmadık koymuyoruz zevklerde, şiirlerde.. Sen Ben Biz Hepimiz =>BİZ BİR-İZ!.
Çünkü.: “Ben yazıyorum, Ahmet Çakır yazıyor!.” felân yok öyle şey!. Biz yazıyoruz. Biz bir TÜMMüz TAMMız bunu anlamadıktan sonra tek başına şeytânlığına devam eder herkes!. Başka yol yok!. Onun içindir ki evet dışarda ne var dışarda bir şey yok kardeşim!. Tamamen dolara teslim olmuş bir ticaret nerdeyse.. Yalana teslim olmuş bir siyaset var!.
Senin içini bir çözelim bâri.. Biz paçayı kurtaralım bu kadar açık!.
ALLAH celle celâlehu bize ve ÜMMet-i MuhaMMede, MiLLet-i İbrâhim aleyhumusselâm'a yardım etsin!.
“Hangi kabiledensin, hangi ırktansın, hangı ..cılık-tansın?.”
Nerden çıktı bunlar kardeşim ben Kur’ÂN-ı Kerîme göre İbrâhim aleyhisselâm Milleti'ndenim.. Millet nedir târif et bakıyım bana bir, önüne gelen herkes bir millet oldu?. Kaç tane kürt milleti var şu anda zazası mazası kazası ötesi bötesi.. kaç tanne Arap Milleti var.. vs. vs.. Birbirlerini öldürüp arkasından ölen de öldüren de “eşhedu” çekiyorlar. Hangisi gavur hangisi müslüman belirsiz halde!. Bunun inançla, Kur'ÂN-ı Kerîmle bir alâkası yok!.


مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاء تْهُمْ رُسُلُنَا بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَلِكَ فِي الأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
Resim---“Min ecli zâlik (zâlike), ketebnâ alâ benî isrâîle ennehu men katele nefsen bi gayri nefsin ev fesâdin fî’l- ardı fe ke ennemâ katele’n- nâse cemîa (cemîan) ve men ahyâhâ fe ke ennemâ ahye’n- nâse cemîa (cemîan) ve lekad câethum rusulunâ bi’l- beyyinâti summe inne kesîran minhum ba’de zâlike fî’l- ardı le musrifûn (musrifûne).: Bu nedenle, İsrâiloğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.” (Mâide 5/32)

Şiidirler, Sünnîdirler ama Müslümanlarmış da niçin Kur'ÂN-ı Kerîm içindeki bu âyeti niçin okumuyorlar..
İşte demin ALLAH’a sığınarak söylediğim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in, çok üzgün halde ellerine açarak böyle şey yaptığını şâhid olmuştum.. Çok üzüldüğüne inanıyorum İslâm Milleti’nin bu hale gelişine param parça oluşuna, Kıbleyi terk edişine, siyonizmin ve benzerlerinin daha beterlerinin ellerine düşüp, islam çocuklarının eliyle islamın gözlerini çıkarmasına.. Bizim çocuklarımıza bizim fırınımızı taşlatmasına ve bizi aç bırakmasına.. İslâm Milletini demek istiyorum.. Ben bir millet derken şu andaki Türkiye'dek ya da Dünyadaki bir milletten bahsetmiyorum. Hanif Milletten bahsediyorum..


قُلْ صَدَقَ اللّهُ فَاتَّبِعُواْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Resim---“Kul sadakallâhu fettebiû millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).: De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi." (Âl-i İmrân 3/95)

Neden bahsediyorum ben?!.
Bugün önünden geçtik yarında geçeceğiz İnşâe ALLAH yine soralım!.
Pınarbaşındaki Mezârlığı ben çok gezdim mezârlığı “Huuu huuu huu!.” Neler var neler.. Üsküp de doğmuş felân yerde doğmuş adam, nerde ölmüş BURSA’da ölmüş!. Sor!. Bir tek cevab alamazsın şuralılar buralılar, şu ırktan bu ırktan.. Çünkü bu sözlerin hepsi, elbise gibi, onu giymiş bunu giymiş bütün bunlar yanlış veya hatalıdır..

Kısaca şunu demek istiyorum üç boyutun karşısında bir üç boyut daha vardır tıpkı ellerimiz gibiler iç içe ellerinizi yapıştırırsanız Gariban birbirine ne eşittir ne zıttır bunun gavurcası “antipot” tur ama ben Arapçasını hâlâ bulamadım.. Çünkü zıt değil eşit değil ayrı değil gayrı değil aynı değil ayrı değil.. Barbaroscân, ALLAH celle celâlehu aşkına sen burnunu aynaya bir daya da “aynadaki sen” le burnunu dayayan “sen” arasındaki farkı bana bir söyle!. Senin sağın aynada sola geçmiştir, solun sağa geçmiştir, çok garip şeyler vardır hayatta, ara kesitler vardır.
Cennet ve cehennem sevdâlılarına duyurulur ki, onların arasında bir “Arâf Çizgisi” vardır. Âriflerin Çizgisi vardır!. Onlar cehennem korkusuyla ve cennet sevdâsıyla tavlanamazlar!. Onun için ALLAHu zü’L-CeLÂL, Kur’ÂN-ı Kerîmde buyurur onlar korkmazlar ve hüzünlenmezler, El Kahhâr olan ALLAHu zü’L-CeLÂL’in ZÂTı’nda zevk ederler yok olur giderler!.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’ın kullarından birtakım insanlar vardır ki, enbiyâ değiller, şehid de değiller; ama kıyamet gününde ALLAH katındaki makamlarından dolayı nebîler ve şehidler kendilerine imrenerek bakacaklardır."
Bunun üzerine oradakiler: “Bunlar kimlerdir ve ne gibi ameller yapmışlardır, bize bildir de biz de onlara sevgi ve yakınlık gösterelim.” dediler.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Bunlar öyle bir topluluktur ki aralarında ne akrabalık, ne ticâret ne de başka bir dünya menfaati olmaksızın birbirlerini sadece ALLAH için severler. Vallahi yüzlerinde bir nûr vardır, kendileri de nûrdan minberler üzeredirler. İnsanlar korktukları zaman bunlar korkmazlar, insanlar mahzun oldukları zaman bunlar hüzünlenmezler.” buyurdu ve ardından Yûnus Sûresi’ndeki 62-63. âyeti okudu.”
buyurmuştur.
(Hazreti Ömer radiyallahu anhu’dan; Hâkim, Müstedrek, IV, 170)

أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
Resim---“E lâ inne EVLÎYÂ ALLÂHi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).: Muhakkak ki ALLAH'ın evliyâsına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?” (Yûnus 10/62)

الَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
Resim---“Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn (yettekûne).: Onlar, imân edip de takvâya ermiş olanlardır.” (Yûnus 10/63)

İyi bil ki, hakikaten, ALLAH'ın VELÎLeri, o ALLAH Dostları üzerlerine korku yoktur, üstelik onlar mahzun da olmazlar. Allah korkusu her korkuyu silmiş olduğu için başka korku kalmamıştır, müjdeler vardır. İlerisi daha güzel olduğu için de geçmişle ilgili hüzün yoktur!.

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem'e, EVLİYÂULLAH'ın kimler olduğu sorulmuş,

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman ALLAH zikrolunur yâd olunur.". Başka bir rivayette ise "Görülüvermelerinden dolayı ALLAH hatırlanır" buyurmuştur.
(Saîd b. Cübeyr radiyallahu anhu'den; Taberî)

Birbirlerini sırf ALLAH için SEVen kişileri ALLAHu TeÂLÂ’nın da SEVeceğini RABBimiz TeÂLÂ Kudsî Hadiste şöyle belirtiyor;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH celle celâlihu.: “Sırf BENim için birbirini SEVen, BENim rızam için toplanan, BENim rızam uğrunda birbirini ziyâret eden ve sadece BENim rızam için sadaka verip iyilik edenler, BENim SEVgimi hak ederler.
BENim rızam uğrunda birbirlerini SEVenler için peygamberlerin ve şehidlerin bile imreneceği nûrdan minberler vardır.”buyurdu.”
buyurdu.

(İmam MâLik, Muvatta’, Şa’r 16.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde ALLAHu TeÂLÂ, 7 insanı, ARŞ’ının Gölgesi'nde barındıracaktır.:
1-) Âdil devlet başkanı,
2-) RABB’ine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,
3-) Kalbi mescidlere bağlı Müslüman,
4-) Birbirlerini ALLAH İÇİN SEVip buluşmaları da ayrılmaları da ALLAH için olan iki insan,
5-) Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben ALLAH'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
6-) Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,
7-) Tenhada ALLAH'ı anıp göz yaşı döken kişi."
buyurdu.

(Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den; Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2)

Zâten de öyledir şu ÂNda bile “vekânALLAHu bi KÜLLî ŞEYyin muhit” âyeti bu değil midir Gariban.. ALLAH celle celâlehu, KÜLLî ŞEYyi yutmuşsa İlmiyle kapsamışsa millet ne konuşuyor!. Biz mi anlamıyoruz bu âyeti, bu yutuşu.. Hava gibi yutmuşsa neyden bahsediyor sen söylemiştin bir zaman “big bang” dünya şişiyormuş?. “Nereye şişiyormuş?” diye sordum. ALLAH'ın yarattığı kâinâtın dışında bir kâinât daha mı varmış da, oraya mı şişiyormuş?!. Çünkü materyalist adamlar maddenin içinde üç boyutun içinde kaldıkları için şişirmeye çalışıyorlar, asla antipotunu bulamıyorlar.. “ZâhiRde OLAN= fe yeKÛN”un içinde kalıyorlar da, Bâtın “KÛN=OL!.” a kâfir AkıLLarı ULAŞamıyor..
El AHADu’L- VÂHİDu’L- KAHHÂR ALLAH celle celâlehu’nun RUBUBİYyet-KEVNÎYyet Sıfatı RABB celle celâlihudur..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“ALLÂHU NÛRU’S- SEMÂVÂTİ VE’L- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), NÛRUN ALÂ NÛR (nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle li’n- nâs (nâsi), vALLÂHu bi kulli şey’in ALÎM (alîmun).: ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NÛRU'dur. O'nun nûru, içinde misbah (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi (parlayan) yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübârek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. NÛR ÜZERİNE NÛRdur. ALLAH dilediğini NÛRu’na hidâyet eder (ulaştırır). Ve ALLAH, insanlara örnekler verir. Ve ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.” (Nûr 24/35)

“Bu âlemde bir Vâcibu’l- VüCÛD ALLAH celle celâlehu bir de O’nun NÛRu=MevCÛDat vardır!.” ALLAH celle celâlehu böyle buyuruyor.. Ve Rahtemenli’l- Âlemîn Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem NÛRu =>Eşyâlaştıkça, bu tarafa geldikçe NÛR-u MuhaMMed olarak esinlenmektedir.. Bunu ANLAtmak insÂNlara çok zor!. Peki neden?. Çünkü insÂNlar, CeNNeti bile buraya göre kıyaslıyor!. Hâlâla orada Hurî-Kadın var.. Şu bu peşinde.. Bana cennet âyetlerinde bir tane, dünyadaki gibi ama ebedî olan Karı-Koca, Ana-Baba, Çoluk-Çocuk BULamazsınız!.

Haa Efendim diyorlar ki.. “kasr” diyor ben ona “köşk” diyorum “gılman” diyor ona “tüyü çıkmamış oğlançocuğu” diyorum!. Ulan Lût Kavmi mi orası.. “huri”ye de “kadın” diyorlar.. yetmişbin tane huri verilecek miş?. Kadınlara kaç tane erkek verilecek miş!. Böyle saçmalık mı olur
Yüzyıllarca neden.: “Dokunma Kur'ÂN-ı Kerîm’e yanarsın, mahvolursun, onu anca softa müderrisler bilir!.” “Kim onlar?.” Medresede okudurlar onun bunun uşağı reklamcısı oldular..

Ne var ki, sitemizde DivÂNını şerh ediyoruz biliyorsunuz.. MuhaMmedî HAKk ÂŞIK Niyazi Mısrî kaddesallahu sırrahu’nun hayatını burnundan getirmişlerdir.
Yûnus Emre kaddesallahu sırrahu’nun yeri meçhuldur köyü yoktur, sırtında bir heybe dolaşıp durmuştur..
“Bir ben vardır bende benden içeru!.”
Buyruğuna iki üçyüz yıl sonra gelen Ebusuud Efendi’ye.: “Bir ben vardır bende benden içeru!.” diyen birisine ne yapıla!.” diye soran kadıya resmi yazıyla fetvâsı.: “Bunu söyleyen kişi fevt ola/öldürüle ve tekkesi başına yıkıla!.”

(Diyânetin Osmanlı Fetvaları Kitabı)

ALLAHu zü’L-CeLÂL lütfü kerem etsin bize hakk ve hayr versin İnşâe ALLAH!. AZAMETULLAH zâhirîdir. ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Azametini herkes görür, gözü olanlar görür, kulağı olanlar duyar ve yaşar. Ama KUDRETULLAH bâtınîdir bilemeyiz potansiyeldir, akıl fikir ermeyen şeyler olmuştur ve olur. Kıyamet de kopar yâni KUDRETULLAHtır. Çünkü potansiyel HavLdir..
VeLâ HavLe =>veLâ Kuvvete =>İLLâ =>BiLLÂHi’l- ÂLİYyü’l- AZÎM.."
Kuvvet Azamettir ve ortadadır. Ama Havl dediğimiz şey Kudrettir ve potansiyeldir bilemiyiz ki ALLAH celle celâlehu ne yapar ne eder!. Biz ne ederiz gökten bir taş geliyor, gezen geliyor hiç gelmezken geldi ve paramparça etti!. Elbette.. Başıboş mu sanıyordun bu gezegenleri, sonsuz küreleri böyle SEBBEHa YÜZÜŞLerini SEMÂ’da..
Bunun manyetizmayla cartla curtla açıklanacak bir hali yok, milimi milimine her şey yerli yerinde SİSTEMULLAHta..
Çünkü KÂİNÂTta şahdamarından da yakın RABB’ı cümlesinin..
Çünkü onun içindir ki “BİZ BİR-İZ” diye üçlüyorum ben.. Şeriatta Tarikatta Mârifette..
“Mârifet-i MuhaMMed”den niye “Hakikat-ı MuhaMMed”e geçmiyorum?.
Çünkü Hakikat-ı MuhaMMedîye MuhaMMed aleyhisselâmın yüreği’nde HAZZ edilecek bir İŞtir.. SÖZe SOHBETe ZEVKe sığmaz Hakan’ım, HAZZedilir HAZMedilir. O da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yüreği’nde olur!. Yüreğinde yüreğinde!. “Şehidler ölmez” de ALLAHın peygamberleri mi ölmüş, Rahmetenli’l- Âlemîn mi ölmüş, rahmetsiz mi kalmışız!.
ANLAmadan “ÖLdü!.” Diyenlerin işi şeytânlıktan başka bir şey değildir. Ölüden diriden haberleri yok!.
ÖLen abduhu-Abdullah aleyhisselâmdır..
DİRi*HAYy OLan RESULühu-Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir..

Halbuki azıcık, iğne ucu kadar aklı olan bilir ki KÛN fe yeKÛN Her ÂN yeniden yaratmaktadır Her ÂN yeniden ALLAH celle celâlehu yaratmaktadır. Sandıkları gibi.: ALLAH celle celâlehu, fî tarihinde sistemi kurmuş başıboş bırakmış, hâşâ bakım onarımıyla da bu sivri materyalist akıllılar uğraşıyormuş!.” Hâşâ!..
ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Yaratış Sistemini anlamak için gereken İLİM-İRADE-İDRAK-İŞTİRAK ve EDEB-İLİM-İRFÂN-ERKÂN OLmadıkça bunlar boşa çıkar hayal olur!. Hayalin sonu ise HÜSRÂN OLur!.

Demek ki Zâhir Âlemi’nde Azamet var. Bâtın Âlemînde/Bâtıniyet, RUBUBîYyet Bölümüdür, OLuşum Bölümüdür, İlahiyyyet Bölümüdür Kudret Âlemidir. Yâni Azamet Âlemi değil Kudret Âlemidir, KÜLLî ŞEYyin Kadîr olan ALLAHın Âlemidir kardeşim!. Şehâdeti sen burada yapmak zorundasın KÜLLî ŞEYyi burada yapmak zorundasın. Âhirete inanmayan ALLAH’a da inanamaz!. İslâmın iki temel özelliği vardır.:
1-) ALLAH’a inanmak
2-) Âhirete inanmak..
Âhirete inanmayan bir insÂN, sonuca inanmadığı için sebeblerde kalacağı için mü’min değildir. İslâm da değildir. Ana şartlarından biridir.. Ben kulluğun burada yapıldığını söylüyorum. Bundandır ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem son nefesinde bile ibâdet etmiştir!.

Burada özellikle BURSA’da çoklar.. Ben karışmıyorum, ilgilenmiyorum öyle zındık Melâmîler felân varmış ki.. Olgunlaşmışlar da namaz kılmıyorlarmış!. Yahutta uydur kaydır yapıyorlar.. Bunlar tüm küfürdür.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem son nefesine kadar kılmıştır ve ALLAHu zü’L-CeLÂL.: “Yakîn gelinceye kadar ibâdet edin.” buyurmuştur. İbâdet kulluk demektir. biz de âdet olmuş yapılan güzel şeylere ibâdet diyoruz.. ibâdet, kulluğun TÜMü demektir..
Üç boyut diyordum ya işte o “ibâd”ın köküdür “bâd” kökünden gelir, ben bunu söylemeye çalışıyorum.
Hepimizin üç boyutu vardır beden, nefis, kalb.. ve rûh..sır, hâfi, ahfâ, AKDES..
Hepsinin göbeğinde Kâbenin Göbeği gibi AKDES vardır.. Kudsî RUBUBÎYyet vardır..artı sonsuz<- sıfır ->eksi sonsuz.. gibi..
Nefs-i Akdesler her zaman vardır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Size cennet ehlini haber vereyim mi? Her zayıf ve güçsüz olan kimsedir. Öyle bir kimsedir ki, bir konuda ALLAH’a yemin etse, ALLAH onun yeminini boşa çıkarmaz, yerine getirir. Size cehennem ehlini de haber vereyim mi? Her katı yürekli, şımarık, kibirli olan kimsedir.” buyurmuştur.
(Buharî, Tefsir, 68; Müslim, Cennet, 46-47).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Nice saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış, paçavra gibi iki parça eski/yırtık elbiseliler vardır ki: Kendilerine iltifat edilmez/kimse onları adam yerine koymaz. Fakat eğer bunlar ALLAH’a yemin etseler, ALLAH onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz. Berâ b. Mâlik de onlardandır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Menâkıb, 55; İbn Mâce, Zühd, 4)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur bunu duyurmuştur.. Ben kimse için söylemiyorum sadece kendi Kudret Anlayışımı anlatmak için söylüyorum ve üç boyutun, altı boyut olduğunu söylüyorum. Kâbe’nin altı boyutlu olduğunu söylüyorum.. Zâhir ve bâtında bunlar birbirini TÜMMLer-TAMMLar diyorum.. Bu KüB boyutonda Kâbe’nin köşeleri kesildikçe küreleşir boyut kalmaz ortada, basbayğıa bir “KÜRE” kalır Her Noktası baş ve ayak olan sonsuz yüzlü Kâbe..
Her NOKTAsı..


وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve lillâhi’l- meşriku ve’l- magribu fe eynemâ tuvellû fe semme VECHULLÂH (vechullâhi) innALLÂHe VÂSİun ALÎM (alîmun).: Ve doğu da ALLAH'ındır batı da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, ALLAH'ın Vechi (Zât'ı) işte oradadır. Muhakkak ki ALLAH VÂSİ'dir (rahmeti ve lutfu geniştir, herşeyi ilmi ile kuşatandır).” (Bakara 2/115)

Her NOKTALâ Hüve İLLâ HUuu!.
Her NOKTAsı baştır her NOKTAsı ayaktır, BİLye gibidir düzlemde..
İşte MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLar => “Şahdamarından da AKREB/yakın RABBları =>"vekâne ALLAHu bî KÜLLî ŞEYyin muhit” OLmuşlardır..
Onlara korku ve hüzün yoktur.. Dünya korkusu.. Âhiret hüzünü yoktur.. Onlar için Âhiret Korkusu Dünya Hüznü yoktur.. Neden?.
YAŞAmamış kimseye nedenini anlatabilmek için Pınarbaşı Mezârlığına geçmek gerekiyor!. Çünkü insÂNlar anlamıyor BİZi!.


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

Şu ÂN>Şe’ÂN->KADERuLLAH,
Kâf KALeMi==>NûN HOKKAsı,
SEBeB-SonUÇ>SÜNNEtuLLAH,
Be HARFinin=>TEKk NOKTAsı,
İHVÂNİ’m=->SUBHÂN SULTAsı,
=>SIRR-ı SIFIR==->SEFER TASı!.


Kâf Sûresi 34.üncü sırada inen bir sûrediri 33.üncü inen Mürselâttan Sûresiyle ve 35.inci sırada gelen Beled Sûresinin arasında inmiştir. Muhteşem bir sûredir Mekke döneminde inmiştir. 45 âyettir. Kâfla başladığı için Kâf Sûresi denmiştir..

ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ
Resim---“Kâf vel kur’ânil mecîd(mecîdi).: Kâf. Mecîd (şerefli) Kur'ân'a andolsun.” (Kâf 50/1)

Kâf vel Kur'ÂNi’l- Mecid.. Kâf şifre harftir ne anlarsan onu anlarsın ya da anlamazsın.. Ben Kudretullahı anlarım meselâ.. ALLAH’ın Kudreti KÜLLî ŞEYy’e kadîrdir anlarım.. Kâf.. Ve bir de başka ne var diyor Kur'ÂN-ı Kerîm’i anladım. NÛRuLLAH RUBUBÎYyetinin KUDREtuLLAH’tan gelişine ne denir, ceryÂNın geldiği gibi Kur'ÂN-ı Kerîm denir.. Yeni yağan yağmur gibidir. Dünkü yağmur düne aittir.. Hep yağar, hep yağar, hep yağar!.
Öyle yapmıştı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ridâsını çevirivermiş.. Ayşe Vâlidemiz soruyu sorduğu için.: “Bak bak Ayşe RABB’ımın yarattığı ALLAH’ın yarattığı en son damlayı görüyor musun!.” buyurup çıplak omuzundaki damlayı göstermiştir.
Bu yağmur dünkü yağmur değildir..
Dünkü olmak, düne çakılı kalmak, çok kötüdür, çok kötüdür.
Bu günü bırakıp-unutup hayal içinde yarını yaşamak da çok kötüdür..
Çünkü bugün gidiyor gümbürtüye, bu gün ise Şehâdet Âlemidir, Şâhidlik Âlemi’dir. Şâhid olmaya geldik, bizzât yaşamaya geldik. ALLAHu zü’L- CELÂL, NÛRu’nda biz de yaşıyordu zâten.. Onu demeye çalışıyorum. ALLAHu zü’L- CELÂL, NÛRu’ndan =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRu'ndan=>Bütün Kâinât ve elbette BİZ yaratıldık.. Bizde yaşıyordu zâten.. Bırak onun bunun nefsanî hevâ ve hevesiyle hüngürdemesine, büngürdemesine, oynamasına, çağırmasına, bağırmasına!.

Bâzen Ulu Câmi’de tepemin tası atıyor.. adam Kur'ÂN-ı Kerîm’i yanlış okuyor. Yanlış okuduğu bir tarafa ağızını o yana eğiyo bu yana çağırıyor be kardeşim, bozdun gittin mânâ kalmadı!. Türkü mü bu!.
İşte Kur'ÂN böyle ?. mevCÛD.. ŞüHÛD.. süCÛD.. vüCÛD..vardı biliyorsunuz.. haa bu CÎDdir.. meCÎD nedir.. MuhaMMedî CÎDdir..
CED olsaydı ne olurdu.. ATAlarımız olurdu, yâni insÂNlara ait olurdu..
CÎD olsaydı Peygambere, CÛD olsaydı ALLAHu zü’L- CELÂL’e ait olur.. ALLAHu zü’L- CELÂLdir mev CÛD kılan, Vâcibu’l- vüCÛD Sâhibi olan ALLAHu zü’L- CELÂLdir..

Bu kadar söylenecek çok şey var fakat anlatmakta zorlanıyorum ya da gerek var mı onu da bilmiyorum. Ama birazcık akıllarda bir şey kalırsa.. Biz çünkü bunu kimseye öğretemeyiz.. şimdi şu ÂNda benim oturduğum TEKe TEKk TERAS SARAYI'ndan şöyle aşağıya baktığımızda değil mi Hacı Mahmud, parka baktığımızda binlerce nasıl anlatayım burayı ışıkları şunları bunları benim gördüğümü Hacı Mahmud çok daha başka şeyler görebilir sonsuz demek istiyorum. Bunun için herkes kendi şehâdetini kendi getirmek zorundadır, diğerleri ona hizmetçi olabilir. Benim yerime Kadriye bir damla su içemez de, bana su içirebilir yalnız.. Benim idrarımı yapamaz ama yardım edip yaptırabilir.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dahi böyledir.. Abdullah aleyhisselâm olarak.. Abdullah olarak diyorum, Rasûlullah olarak demiyorum.. Mecid, böyle ALLAHu zü’L- CELÂL’in Kudretinin Tecellîsi Kur’ÂN-ı Kerîmledir buna çok dikkat etmemiz lâzım!.
O Âlemden bu Âleme bizim şu ÂNda yaşadığımız Madde Âlemîne tek kablo çekiliyorsa bu kesinlikle Kur’ÂN-ı Kerîmdir ve kesinlikle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Sesi’nde Nefesi’nde ve ALLAHu zü’L- CELÂL’in SÖZÜdür. Bu hat bu hattır işte mesele bunun için ben insÂNlara hep söylerim yâni, OKUyun, OKUşun Kur’ÂN-ı Kerîmle kOKUşum sOKUşun BİRLEŞin diye.. Benim hayatımda çok hizmetçi olan insÂNlar oldu, adını sanını bilmediklerim oldu, nedenini bildiğim yok!. ALLAH celle celâlehu, biliyor, ben az biliyorum!. Ya da söylemiyorum!.

Bir zamanlar Antalya’da yaşarken, ben savruk bir insÂNdım.. Güneşe koyduğunuz zaman yumurtayı.. İşçiler güneşe konulan yumurtanın yenecek hale geldiğini, rafatanı geçtiğini gösterdiler bana.. “Bak abi, bak!.” dediler. “Güneşe koyduk pişti!.” Yâni 60 derece felân sanırım ya da 70 derece bilmiyorum.. İşte o zamanlar da 3 ay oruç tutardım.. 7 seneydi bir de 5 sene cezâ yedik.. böyle konuşmalar yüzünden, neden yediysek.. 12 sene 3 ay oruç.. Tırpan attık, biz niçin attık.. o zaman için attık.. bu zaman değil, yâni o zaman öyleydi demek istiyorum.. Cennet içi, cehennem için, şunun için, bunun için değil di.. MeLÂMet öğretilmeye çalışılıyordu.. Şahdamarından yakın RABBısıyla tanışmamış, tanımamış ve tanımıyor olan bir kişinin konuştuğu her şey, yaptığı her şey nedir?. Avara kasnaktır..


وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim---“Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı). Ve kânallâhu bi kulli şey’in muhîtâ(muhîtan).: Ve, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Ve Allah, (ilmiyle ve rahmetiyle) herşeyi kuşatandır.” (Nisâ 4/126)

أَلَا إِنَّهُمْ فِي مِرْيَةٍ مِّن لِّقَاء رَبِّهِمْ أَلَا إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطٌ
Resim---“E lâ innehum fî miryetin min likâi rabbihim, e lâ innehu bi kulli şey’in muhît(muhîtun).: Dikkat edin! Muhakkak ki onlar Rablerinin likâsından (Rablerinin varlıklarında açığa çıkışını yaşamaktan) şek - şüphe içindedirler! Dikkat edin! Muhakkak ki O, Bi-küllî şey'in (her şeyin Esmâ'sıyla varlığında olarak) Muhiyt'tir (ihâta eder)!” (Fussilet 41/54)

Ve kenâLLAHu bi KÜLLî ŞEYyin muhit.. OLanı Yaratan ALLAHu zü’L- CELÂL.. Herşeyi yutmuş olan ALLAHu zü’L-CeLÂLi âhirette arayan bir kişi, DİNle dalga geçer gibidir.. Yâni hâşâ onun içindir ki, hâl-i hazır huzurda olduysan vALLAHi sen Hızırsın.. Hızır sensin yâni elini ver de, ALLAH celle celâlehu Aşkına bizim elimizde.. EL=>ELe=>EL=>YEDULLAH’a gidenlerden olsun!.
Başka var mı..
Başka var mı?!. Bizim ampul/lamba yanıyor!. Bizim Eflektiriğimiz ÖZÜmüzden/Mekezden, lambamız yanıyor, cümmle cihÂN görüyor.. Uyuyanlar, Uyurgezerle ve zilzurna serhoşlarhiçbir zamÂN GÖremeyecekLer!.
Türlü markada lüks Lambaları olanların MUHAMMEDî TEVHİDULLAH Lambası yanmıyorsa; ya ceryÂNları yok, ya lambaları patlak, ya da düğmesine basmadılar. Ve ya da MuhaMMedî HASBî HİZMETÇİLeri Yokk!. Değil mi Hacı Mahmud.: “Düğmelerine basan olmamış!.” demek istiyorum. Düğmelerine basan MuhaMMedî HASBî HİZMETÇİ kimdi!.
Bu EL =>MuhaMMedî VeLîyyuLLAH =>EhL-i Beyt aleyhumusselâm ELi =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ELi =>YEDuLLAH/ALLAH’ın ELİ’nde ELi olan Eldi!.

GÜNümüzde İsLâm ÂLEMi’nde bu Mübârek ELLer Ahmaklar ELİne düştü ve kirletildi.. Dünyâperest ŞeytÂN Uşağı güyâ mürşid bozuntuları..
Buna şu üç günlük dünyâda bu ihânete çokiçerliyorum.. Buna çok üzülüyorum.. Ahlâksızca öyle bir açık pazara döktüler ki, iğrenç bir şekilde Tasavvufun içine, Şahsiyati, Ticareti ve Siyaseti soktula!.
ALLAH korusun, ALLAH’a sığınırım!. Yâni utanc duyuyorum bir insÂN olarak!. Ne acı günler yaşamaktayız!.
“Çâresi ne?.” diyorum.. Kendi kendime.: “Be kardeşim senin bir tarafın Kıtmir/İti, bir tarafın Kırat/Atı, ortada KUL İHVANi diye birisi var!. Senin İŞin HAKk TeÂLÂ’nın KULLarına Müfettiş değil, Müftülük değil!. Sen yaz, çalış yaz, ya!. Hakan için yazma, Hakan’ın oğlu Hüseyin Latif var ve ondan doğacak çocuğa yaz!.
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in İZ’i burada!.”
de. KELÂMULLAH’a NAHNU=>BİZ BİR-İZ’e çağır!.
“Neden?. Hakan’dan umudunu kestin mi Hocam!.”
Hayır ancak Hakan da benim gibi.. Yâni yeler yağlı, o yana bu yana yağlı, deli de, veli de kayacak hâle gelmişiz!. Ama Gelecek nesil MuhaMMedî Nesil, Kur'ÂNî Nesil, RABBÂNî Nesil =>MuhaMMedî HASBî-HABîBî HİZMETe ALLAH celle celâlihu Hakkı için, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hakkı için, Kur'ÂN-ı Kerîm Hakkı için LÂZIM ve LÂYIKtır!.
Ondandır ki, Barbaros diyor.. Münir Dermân Hocam.: “Ben bütün eserlerimi bir tek kişi için yazdım!.” O tek kiş, Münir Dermân Hocam’ı istismar eden değildir!. O tek kişi, o’nun sırtına binen kişi değildir!. Sırtında da taşıyan da değildir!.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında Halife ile köle yanyana namaz kılmıştır.. Ogün ALİ kerremallahu vechehu ile köle yanyana namaz kılmıştır, omuz omuza.. Öyle bir şeydir bu İŞ!. öyle bir omuz omuza BİZ BİR-İZ-Liğidir!.
Onun için Münir Dermân Hocam.: “Bir kişi için yazdım!.” diyor. Ne demek istiyor?. “Kaldığım yerden devam eder!.” diyor İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!. Aynısını değil!. Dünün aynısı dünde kaldı!. Bu gün, bu gündür ama, dünün devamıdır, yarının anasıdır!. Onun içinde bu MuhaMMedî GÜZELLik ve MuhaMMedî ÖZELLiklerimize dikkat etmemiz gerçekten gerekiyor!.
KUDRETULLAH’ın AZAMETULLAH’ın içinde yaşamaktayız!.


وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ.: Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrıyacakdır. Bu, Rabbinin üzerine kat'i olarak aldığı, kazaa etdiği (bir şey) dir.”
(Meryem 19/71)

Hepiniz cehennemin zümerâsı’ndasınız.. Hepimizin İbrâhimî’leşmeye, ateşimizi yâni Cehennemizi Cennet etmeye ki, şeytânımızı müslüman etmeye, şimdi şimdi şu ÂN’da Şe’ÂN’da.: “Eşhedu en Lâ İLÂHe İLLâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden Rasûlullah!.” demeye..
Yâni İnkarımızı =>İkrar etmeye, Tevhid EhLi olmaya, Şehâdet Ehli olmaya, Hakiki-Halis-Muhlis-Sıddık ve Âdil MuhaMMedî Mü’min OLmaya gerçekten çok çok büyük ihtiyacımız vardır!.
Bu bize mutlaka Lâzımdır ve mutlaka Lâyıktır!. Bunun dışında olanlara.: Vayy lenâ!. Vayy lenâ!.. Azametullah da Kudretullah da vız gelir tırıs gider!.


وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Resim---“Veylun yevmeizin li’l- mukezzibîn (mukezzibîne).: İzin günü yalanlayanların vay haline.” (Mürselât 77/24)

Ne zamana kadar ki SIFIRı tüketinceye kadar ALLAH celle celâlehu korusun!. İşte bundan korusun ALLAH celle celâlihu!.
Yoksa Kendini/Nefsini Tanımış-BiLmiş =>Yaratanı RABBini Tanımış-BiLmiş bir KUL ise.. Ne mutlu ona!.
Zâten öyle de olsa böylede olsa her NEFs, ALLAH’ın kaderini yaşayacak!.
ALLAH celle celâlihu Kur'ÂN-ı Kerîm'inde UYarıYOR;
Kendilerine bir tercih hakkı verilen; kendilerine zülmeden, ey nefislerine zülmedenler’in de çıkış yolu Kur'ÂN-ı Kerîmde.:


قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---"Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâhi, innallâhe yagfiru’z- zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huve’l- gafûru’r- rahîm (rahîmu).: De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki ALLAH, günahların hepsini mağfiret eder (sevâba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)." (Zümer 39/53)

ALLAH’ın Rahmetinden sakın umut kesmeyin!. Umut kesenler Kâfirlerdir ALLAH’ın Rahmetinden umut kesilir mi!. ALLAH’ın Rahmet CEM’i kimdir?. Kur'ÂN-ı Kerîm ile sabittir ki, Rahmetenli’l- Âlemîn MuhaMMed aleyhisselâmdır!.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
Resim---Yâ eyyuhâllezîne âmenû, âminû billâhi ve resûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ resûlihî ve’l- kitâbillezî enzele min kabl (kablu). Ve men yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî ve’l- yevmi’l- âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ (baîden).: “ALLAH'a ve O'nun Resûl'üne ve Resûl'üne indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği Kitab'a îmân edin. Ve kim, ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve yevmi’l- âhiri (sonraki ahir gününü) inkâr ederse, o taktirde uzak bir dalâletle sapmış olur.” (Nisâ 4/136)

ALLAHu zü’L-CeLÂL.: “ALLAH ve Rasûlune iman edin.” buyuruyor.

Ancak, Mermer Kafa Adamlar âyeti anlamıyor, ne yapabilirsin!.
Ben diyorum.: “Şu âyeti bana tercüme et!.” diyorum o da diyor ki.: “Rasûlullah, ALLAH’ın ortağı mı?.” diyor. Adama bak!. Şu din adamı ortaklıkta kalmış çifte şeytânlıkta, illâ ortak arıyor!.
Katiyyen BİZ BİR-İZ-Liği NAHNUluğu kabul edemiyor.. BİZliği kabul edemiyor, illâ ayrı düşecek!.

Dış Kimliği, şunluğu bunluğu bunlar hep kabuktur. Bunları çıkardığımız zaman BİZ=>NÛRuLLAHız =>NÛR-u MuhaMMedîz ve netice olarak ALLAH celle celâlihu’da FÂNi oluruz, BERKâ BULuruz..


EL VÂHİDu’L- KAHHÂR ALLAH.:

ALLAH celle celâluhu, Şu ÂNda =>Şe’ÂN'da =>Küllî ŞeYYLeri her ÂN Yeniden Yaratan EŞsiz ŞÂHİD celle celâluhudur.:

سْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim---“Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her ÂN) bir ŞE'N (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş) üzerindedir.” (Rahmân 55/29)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---"Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulku’l- yevm(yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr.: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhâr olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)

"Bugün mülk kimindir?. Bir olan, Kahhâr olan Allah'ındır."
ALLAHu zü’L-CeLÂL sorar.: "Bugün mülk kimindir?.” Cevab veren olmaz. Cevab veren El VÂHİDi’l- KAHHÂR ALLAH celle celâlihu..
Nere gitti ötekiler?. Nere gitti, güneş ışığını çekti kendisine yok etti.. Yâni vardı, yok oldu..
Yok olacaksa KüLlî ŞEYy, bunları niye söylüyorum.. Senelerdir sohbetteyiz biz.. Akıl Seviyelerimiz belli bir SEVİYEye gelmiştir. Bu seviyelerin oturması lâzım yerine ki, üzerine ne yapacaksak yapalım. Ve Kur'ÂN-ı Kerîm Sohbetlerimizde ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Lütf ü Kereminden İzzeti Şerefinden sizde duâ edin, ben de ediyorum ki Kur’ÂN-ı Kerîm =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Nefesi.. Nefes>benim =>Ses>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in =>Söz ALLAHu zü’L-CeLÂL’in diyorum!. ANLAtaBİLiyor muyum Kadriye Kardeşim bir daha söylüyorum!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

===>ÂYet ÂYet OKUdukça,
>HAKk’a>HAYıRa GELirsîn!
CeNNet GÜLün>OKUdukça,
ARŞ-ı ÂLÂ’ya>YÜKSELirsîn!.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kalbinde kafasında hafızasında hiçbir âyet bulunmayan kimse harab olmuş bir ev gibidir.” buyurdu.
(İbni Abbas radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Fezâilü’l- Kur’ÂN, 18)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim Kur'ÂN-ı Kerîm’den bir harf okursa onun için bir iyilik sevâbı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevâbdır. Ben size “Elif, lâm, mîm, bir harftir” demiyorum. Bilâkis elif başlı başına bir harf, lâm aynen bir harf, mîm de ayrıca bir harfdir.” buyurdu.
(İbni Mes’ud radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Tirmizî, Fezâilü’l- Kur’ÂN)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:Kur’ÂN oku da yüksel, okuduğun nisbette CeNNet basamaklarından yukarı çık!. Dünyada ağır ağır okuduğun gibi şimdi de ağır ağır oku. Şüphesiz senin CeNNette yerleşeceğin yer okuduğun âyetin son noktasıdır. Ne kadar okursan o kadar yükselirsin” buyurdu.
(Abdullah ibni Amr ibni As radiyallahu anhu’dan; Ebu Davûd, Vitir 20, Tirmizî, Fezâilü’l- Kur’ÂN, 18)

Resim

Barbaros.: geliyor mu hocam ses böyle böldüm hocam özür dilerim estağfirullah şimdi ALLAH’ın NÛRundan bahsediyoruz ya hocam kabul.
Okuduğum kitabın içinde şöyle bir kısım var oraya gelmiştim bu konuya iliştireyim ben buradan bunu anlıyorum doğru mu anlıyorum bilmiyorum çünkü dili ağır şöyle bir iddia ileri sürülebilir diyor İbni Arabî.: “O şeyle değildir diye bilmemiz de onu bilmedir diye bilirler diyor yâni ALLAH için o şeyle değildir nehyetmek yâni değildir diye bilmemiz de onu bilmedir. O zaman öyle derlerse şöyle bir cevab veririz.: bu tarz bilmede delil arada bir ortak olamayacağına hükmettiği için sen kendi niteliklerden onu soyutlamışsın öylelikle kendinde kendisini bilindiği tarzda sana bilinmeyen bir zâtlardan farklılaştın yoksa kendiliğinden sâhib olduğu olumlu dedikleri bulunmadığı için senden farklılaşmış değildir neyi bildiğini öğren!.”
Burada Hocam zannediyorum söylediğiniz şeye geliyor burada.: “ALLAH şöyle değildir, böyle değildir vs.” diye diye “BİZ BİR-İZ”-Likten uzaklaşırız yâni sadece “ŞEYy”de kalırız. Her ŞEYyLâ İLâhe” de kalıyor. “İLLâ ALLAH” kısmını yapamıyoruz diye öyle hissettim Hocam..

Kulihvani.: Hissetmene gerek yok zâten yapamazsın zâten ALLAH celle celâlihu hakkında Kur’ÂN-ı Kerîmin söyledikleri ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurdukları ve duyurdukları var ALLAH için neyi hüküm vereceksin ki ne verebilirsin ki yâni. Neden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemde el Fâtihayı çekiyoruz.. Başka yol yok diyoruz neden MuhaMMedî MeLâmet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemde kitlenip kalıyor Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hâşâ bizim RABBımız değil Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ALLAH’ın NÛRu ve ALLAH’a giden tek yol Rahmetenli’l- Âlemîn onun için MuhaMMedî MeLâmette ve öyle sefih cak cuklar yoktur hiç. Al gözüm ver gözümdür sorarsın hacı Mahmud’a.: "Hacı Mahmud kurban olduğum ALLAH aşkına bak haram yiyor musun, yalan söylüyor musun?. Rahmetli Rasim abi vardı Anka'nın dedesi. ALLAH rahmet eylesin Rasim Abinin evine benimle ilgili fitne tezgahı kurmuşlar beni de çağırdılar. ALLAH celle celâlehu affetsin insÂNları bizi de affetsin tabi.. Mesele Kadirî Tarikatını devamı. Hacı Osman Efendimizin oğlu da var. yâni Tarikatın başına geçip devam edip etmeyeceğimi anlamaya çalışıyorlarmış.. Halbuki Hacı Osman Efendiye de demiştim ki.: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mecbur etmediği sürece ben kimsenin mürşidi felân olmam. Ancak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Hasbî Hizmetçisi olurum!.” Aynı sözleri işte hacı Mahmud da çok yakinen bilir aynısını Siirtlime de söylemişimdir.: “Sizin zamanızdaki tarikat töresi öleli çok oldu, o devir kapandı. Şimdi MuhaMMedî Hasbî Hizmet/Hizmetçilik devri başladı. Hizmetçilik devri başladı artık bu millete! Bundan sonra bu halka, ne müridlik ne de mürşidlik olur!.” dedim. Ne deyim daha ALLAH’a şükür şimdi görüyorum ki doğru demişim.. Gördükçe şimdi daha da daha doğru demişim!. Haa MuhaMMedî MeLâmet YOLu başka şeydir..
Garibanım o kitabı yazanlar bizim MuhaMMedî MeLâmetin içine girsinler yeri göğü yıkarlar.. “gübrenin içinde kaldık!.” diye.. Biz onu kâinât tohumu yapsak fırlar çıkar!. Çünkü ondan gül açacağını, gübreden gül açacağına inandıramazsın ona. O, akıl oyunlarıyla bir şeyler söylemekte bir şeyler yapmaktadır. MuhaMMedî MeLâmet öyle değildir “al gözüm ver gözüm”dür MuhaMMedî MeLâmette Kur'ÂN-ı Kerîm okumasını bilmeyen bir insÂNda sofradadır Baltacı da, sofradadır görmüş hacı Mahmud gine karakışta sırtında bir testere bir balta Temmuz’un göbeğinde o çat sıcakta yine.: “Odun kırıyorum laaa!” ALLAH!. ALLAH!. CeheNNem gibi sıcak dedim odun kırdıran olur mu?” dedim. “Belki olur!.” diyor..

Yâni demek istiyorum ki kim ne yapıyor bu âlemde; bulutlar ne yapıyor, rüzgar ne yapıyor, ışık ne yapıyor bunlar. Bir gün güneş ışığını göndermese bütün sistem çöker, dirilik kaynağı biter, fotosentez kaynağı kalkar yok olur sistem. Alavere dalavere yapmalarıyla felân bu işini içinden çıkamazlar. Ben sizin dediğiniz kitabları da tam şu ÂN’da Muhiddin Arabî, Hazretlerinden bahsediyorum. Muhiddin Arabî Hazretlerinin kitabları halden hale girmiştir. Kimi kendinindir kimi değildir. O isim altın da yazmıştır kendisinin söylediklerini. Yanlış anlaşılmıştır “Vahdet-i Vücûd" dediği “Vahdet-i Mevcûd” dur.
Vahdet-i Vücûd =>ALLAHu zü’L- CeLÂL’e mahsus Vâcibu’l- Vücûd’u kendi nefsine indirgeyip kendini ALLAH’ın yerine kendini koyuyor şeklinde anlaşılmıştır..
Halbuki söylediği Vahdet-i Mevcûddur yâni mevcûdun vahdetinden bahsetmektedir.. Vâcibu’l- VüCÛDdan bahsetmiyor.. Ama anlatamıyorsun tâbi. Onun için de, ben o kitabları eskiden okuyordum. “Fisusü’l- Hikem”i dört kere okumuşumdur..
Ebrârlardan olan bir zât vardı, başka birisiyle tercüme etmişti. O zât bir kazada vefât etmiştir. Çok değerli bir insÂNdı şimdi ismini bile hatırlayan yok.. Sanırım üç çiltti Antalya’da kaldı. Ondan seçmeler şey yapmıştık..
Netice olarak şunu söylemek istiyorum ki Barbaros, “kim ne dedi” güzel şeydir. Ancak siz ne diyorsunuz şahdamarınızdan daha akrabayım diyenin/Rabbu’l- ÂLEM’in ne buyurduğunu anlamayacak akılda, yaşta felân değilsiniz. Çok iyi anlayacak haldesiniz.


وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطًا۟
Resim---“Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) vekâna(A)llâhu bikulli şey-in muhîtâ(n).: Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.” (Nisâ 4/126)

Muhiti anlamayacak durumda değilsiniz.. Muhitin merkezin ne olduğunu herkesten daha iyi bilirsiniz. Ama bütün bunlara rağmen ben biraz daha kütüphane işi yapıyım diyorsan o zaman bir milyon cilt kitab vardır buyurunuz.. işte MuhaMMedî MeLâmette bu yoktur MuhaMMedî MeLâmette Hacı Mahmud’un burnuna bir tek fiske vur, fiske fiske havaya fırlatır ayağa kaldırır yerinden yâni uyandır hemen.: “Yelenen ben miyim bu kokuyu ben mi yaptım buraya özür dilerim!.” der hayatın içine atlayıverir uyanmıştır duymuş ve uymuştur.
Çünkü uyanmıştır kardeşim.. câhil adam “Buzdağı” ya hakı da boku da içinde kitlemiş/dondurmuş sahiblenmektedir. yâni bunun içine ne yazarsan yaz istediğini söyle!. sen yüce dağ de alçak dağ de şunu de bunu de istediğini söyle hiç!. “Bu nedir?.” diye soruyorum. “Bu su deposu” diyor BUZDAĞIna.. Ne deposu bir tek damla bile bulamazsın içecek, gözyaşı kadar bile merhamet yoktur. Rahmet bu kadar yoktur. Kitlenmiştir çünkü Firavunlaşmıştır, Nemrudlaşmıştır bunu söylemek istiyorum barbarosum..
Onun için MuhaMMedî MeLâmetteki muhteşemlik=>bir adımda selâmettedir. Tek adımda tek tek bir tek adımda selâmettedir. “Lâ İLâhe!.” der bir tek adım atar =>“İLLâ ALLAH”dadır. Bu kadar muhteşemdir, çünkü MuhaMMedî MeLâmet bir tarikat değildir.: “Ben de gireyim bende oluyum!.” meselesi değildir.
Çünkü Bu YoL =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme Hasbî Hizmet =>ALLAH celle celâlihu’ya İbâdet Yoludur.. ALLAH celle celâlihu’ya İbâdeti Kur’ÂN-ı Kerîm ve Hadis-i Şerifler belirlemiştir açık seçik belirlemiştir..
Haa “Ben daha da neler yapacağım mı?.” diyorsun. Yap kardeşim yap!. Senden önce de yapanlar oldu.. Yâni sabaha kadar namaz kılanlar akşama kadar oruç tutanlar Olmuştur.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kardeşi ondan hayırlıdır.” “Sen bizden değilsin!.” diye reddetmiştir ve karısını boşamıştır Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.. Nedeni ifrata gittiği için. Öbürü tefritte kaldığı için niye i’tidal yoluna gitmiyorsun MuhaMMedî MeLâmet =>İ’tidal Yoludur.. Orta Yoldur, Sırat-ı Müstakîmdir, Hakk ve Hayr Yoludur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem YOLUdur. DOSDOĞRU YOLdur, kim için ben kendi şahsım için söylüyorum ve ben katiyyen şunu yapmam ben söylüyorum sen oku da benim bizim zâten söylüyorum bunu Hakan için değil onun oğlu Hüseyin’in çocukları için yazıyorum.. Hakan da onun için yazıyor zâten.. O Şuûrda değilse zâten bir harmandalı daha döner hayatta.. Onun içindir ki ALLAH celle celâlehu bizi RUBUBÎYyet ve RUSÛLÎYyet Selâmında Selâmetinde kılsın ve “Dâru’s-SeLâm” diyor değil mi.. SeLâm DiYÂrı.. nere orası?. CeNNet, bir yaratıktır NÛRu MuhaMMed’den yaratılmıştır. Yaratıktır çünkü ama adam anlamaz ki, CeheNNem de CeNNet gibidir yine NÛR-u MuhaMMed’den yaratılmıştır ne zaman CeheNNem oluyor?.
=>İnsÂN aklıyla Firavunluk ve Nemrudluk yapmaya kalkıştı mı CeheNNem oluyor bunun için de yaratılmıştır. İnsÂNa akıl verilmiştir esmâ yüklenmiştir. Aslan, ceylanı parçaladığı için CeheNNeme gitmiyor, çünkü ona özel bir imkan sağlanmamıştır ona. Ceylana kaçması Aslana koşması öğretilmiştir fıtraten.. yâni Büyük Sahra ÇÖLüne bir kamyon dolusu makinalı tüfek döktük diye aslanlar artık makinalı tüfekle ceylan avlamıyorlar. Avlayamazlar zâten kâinât durdukça avlayamazlar neden?. Onlar sadece aslanlık yaparlar başka bir şeylik yapamazlar!. Ama insÂNoğlu aklından dolayı of of of ALLAH celle celâlehu korusun neler yapmaz ki!!.
Şeytân ne diyor.. Kişiyi şerre dâvet eder kabul ettikten sonra, dinden çıkardıktan sonra ne diyor.: “Ben senden beriyim âlemlerin RABBından korkarım!.”


كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Ke meseliş Şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).: (Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.” dedi.” (Haşr 59/16)

Şeytân bile RABBısından korkarken.. o sapıtmış kişiyi niye reddediyor.: “Artık sen benim işime yaramazsın!.” “Niye?.” Çünkü sen İlk Sözünden döndün RABBını inkâr ettin!. Ben ise RABBu’l- âlemînden korkarım!.” derken, ben ALLAH celle celâlihu’ya sığınırım yâni bunları bir tenkid olarak söylüyor değilim, üzüntüyle söylüyorum!. O kadar rahat, o kadar emîn, o kadar saçma, o kadar yanlış, o kadar acı ki yürek parçalayıcı!. Bu kibirli ve zavallı adamı şöyle bir görsen; riyâkârın sahtekârın kralı yâni!. Amma boş konuşmaya gelince mangalda kül bırakmıyor. “Din” dediği zaman sanki din onunmuş felân feşmekan!. Öyle bir şey yok!. Yiğtsen gel Baltacı Yahya Baba gibi tak hızarı boynuna da göreyim seni!. Haydi gel gel, Şucu, Bucu, Boncukcu DeDe..ötesi bötesi neyse.. Herkes kendi halinde yerinde yurdunda şahdamarından yakın RABBısıyla akrabalığını kurmuş mu?. Hamd OLsun kurmuş, KÜLLî ŞEYy’ine muhit olan ALLAHu zü’L-CeLÂL’in KÜLLî ŞEYy’i kapsadığını/yuttuğunu anlamış mı?. “Anlamış!.” “İçerdeki NÛRullahı görmüş mü?.” “Görmüş!.” “Ampul=>Kebanda.. Keban=>Ampulde mi?. “Evet =>BİZ BİR-İZ!.NAHNU.” Nasıl da harika değil mi?.
Kim birleştiriyor bu MERKEZe bu ÇEMBERi?. Bu merkeze bu çemberi “re” yarıçapı.. “re” hafinin yarıçap olarak kullanılması, ingilizcesini bilmiyorum ama çok harika bir şey.. Onun bir ucunda RUBUBÎYyet vardır öbür ucunda ULUHÎYyet vardır ve arada RUSÛLÎYyet vardır.. Biz dâima ortadaki RUSÛLÎYyette Y’tidal Yoluna =>Muhtacız-Mecburuz-Me’muruz-Mahkumuz.. Onun için de, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemce ANLAmamız gerekir Âyet-i Celîleleri ve Hadis-i Şer’ifleri ANLAmamız gerekir!.
Ben onlarlakaynağı meçhul kitaplarla uğraşıncaya kadar Sahih Hadislerden ki, Diyanetin bâzen hayırlı işleri vardır, çok hayırlı işleri vardır bir tanesi de Sünnet-i Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi için çok güzel hazırlanmış yedi ciltlik.. Tarıkcân biliyor NÛRiye’ye gönderdi İnşâe ALLAH.. O indiriyor mu bindiriyor mu onu Ahmetcânımla konuşacaklar ben aslında “MuhaMMedî Metod” diye bir eser ALLAH’ın izniyle yazmak için bir sene önce ya da iki sene önce başlamıştım.. “Metod İngilizce” diye taşa tutarlar diye “MuhaMMedî Sünnet, Sünnet-i MuhaMMed aleyhisselâm” derim.. Bunun için lâzım olan nedir?. İşte bu 20.000 hadistir.. Başka ne lâzım?. Kur’ÂN-ı Kerîm takviyesi lâzım.. ALLAHu zü’L-CeLÂL böyle buyurdu ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de böyle buyurdu ve şöyle uyguladı.” demek için.. Gerisi diyormuş ki.: “Efendim şöyle olursa böyle olursa!?.” diyormuş boş işler..
Evet Muhiddin Ârabî Hazlerini ben okudum çok da severimç Ancak eserleriyle çok oynanmıştır bunu da bilirim!. Fakat benim çevrim alanımın dışında bir zât büyüğümüz ALLAH celle celâlehu rahmet eylesin. Garib bir hayat yaşamıştır. Çok yakinen ilgilendiğim ya da bilgilendiğim değildir ne olmuş ne kalmış konularıyla da ilgilenmiyorum..

Çünkü ben, İLİM İRADE ve İDRAKin kesinlikle yaşarken İŞTİRAKe burada geçmesini anlıyorum.. İlim ve İrade Sâhibi olabilirsiniz.. Fakat idrake çıkmanız için, doruğa çıkmanız için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Gönül Dağına çıkmanız gerekiyor bunun altını çizer çizer çizerim kırmızı kâlemle Hakan oğulcânım!. Yoksa Şeytânın dağına çıkarsın da sana neler yapar da yapar!.
Haaaa iştirake geçince ceryÂN geldi mi?.” “geldi!.” yâni “NÛRuLLAH ve NÛR-u MuhaMMed geldi mi?” “çok şükür geldi ve nasıl kullanılacağını ben öğrenirim İnşâe ALLAH!.” Herşeyden önce.: “Hacı Mahmud tuvâlete tak bir ampul, mutfağa tak bir ampul, inkâra tak bir ampul, ikrâra tak bir ampul, güzele tak bir ampul, çirkine tak bir ampul, gübreye tak bir ampul GÜLe tak!.
Tak da, tak neyin ne olduğunu bir bilelim!. Fişi Prize takk!. Ben kim?. RABBım TeÂLÂ ki?. ANLAyım artık ya bEN kimim!. Hayatta yaşarken BİLmeli, BULmalı, Olmalı ve YAŞAmalıyken.. Hayalî bir şeyle böyle bir ömür tükettim buna yanıyorum!. Hep hayal hayal!. Yâni aklını fikrini her şeyini kaybetmişsin!. Öbür tarafta ne arıyorsun sen!. Aramana gerek yok bir ömür yaşarken sen DUYmamışsın UYmamışsın RABBu’l- Âlemîn’i!.”
diyorum kendime onun için Kâf.. ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Kudretullahı.. Kâf ne ise.. Diyelim ki Kâf Kudretullah!. ve Kudretullahi görüyorsun değil mi.. Kudretullah’ı Azametullah olarak getiriyor değil mi?. Bütün KÜLLî ŞEYy kâinâtta değil mi.. Kâinâttaki daha o, oranın da akıl almaz misli değil mi.. Kudretullahı Azametullahın üstünde diye söylemiştim ve bir de ne varmış?. Kur’ÂN-ı Kerîm varmış.. Kur’ÂN-ı Kerîm dediğimiz, Kur’ÂN-ı Kerîm neymiş bu Kur’ÂN-ı Kerîm el Mecîd ALLAH celle celâlihu’nun Kur’ÂN-ı Mecîdi ne imiş, Arapça şerefli demekmiş, CÛD Sâhibi demekmiş, CÎD Sâhibi demekmiş.. CÛD, cömertlik kökü “cîd” onun yapışı anlamında söylüyorum. Şerefli Üstün Yüce Kur’ÂN-ı Kerîm.. Diğer kitablar ne oluyormuş onlar ne?. Onlarla bir alâkası yok bunun matbaada basılan bir “kitab” değil.. El Kitâb.. Şimdi, şu ÂN’da, gökten yağan yağmur gibi yapmakta olan bir Kur’ÂN-ı Kerîmden bahsediyoruz.. Böyle ANLAtıyor Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.. Bu günkü, dünkü Fâtiha değil.. Sitemizde var Hadisi..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ayşe radiyallahu anha Annemize.. Yeniden Her ÂN Yaratışa misâl için yağan yağmur altında ridâsını sıyırıp omuzundaki DAMLAyı göstererk.: Bu, bu günkü yağmur!.” buyuruyor düşen damlayı gösteriyor.. dünkü yağmur değil.. yarınki de değil..
Kur’ÂN-ı Kerîmde =>“bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm” de böyledir işte.. Her ÂN yeniden, Her ÂN yeniden =>“KÛN fe yeKÛN!.”
Onun içindir ki el Meciddir Kur’ÂN-ı Kerîm.. MuhaMMed aleyhisselâmın NÛRu’ndan MevCÛD OLur tümm Mâsivâ-Yaratıklar gibi.. Bu açık seçiktir ve bütün bunlar için bu Kur’ÂN-ı Kerîm’in bEN’i okuması için benim de O’nu okumam için, OKUŞaBİLmemiz için, KOKUŞaBİLmemiz için, BİZ BİR-İZ OLaBİLmemiz için =>Kur’ÂN-ı Kerîm’imizinde =>ben’i okuması lâzım..

Şimdi Antalya Hikâyesini bitiriyorum.. 3 aylar orucu.. o günlerde işte akşam erken oluyor yaz günü lojmanda oturuyoruz oraya geldim müthiş bir fırtına var.. ben de dedim ki.: “sen çık, ne orucu araya ver ne de, bir cezâ daha ye.. en iyisi sen bir dolaş gel hadi.. vakit var!.
O zaman Hastane yıkılmamıştı daha.. eski hastane.. oraya geldiğimde karşıdan birisi geliyor öyle hırpanî ki.. Bir de o sıcağın ortasında öyle bir asker kaputu giymiş ki yırtık sökük.. Fakat dizden aşağıya bir potini var ki, aman yâ RABBu’l- Âlemîn ayna gibi parlıyor ve yepyeni!.
Öyle bir çelişki ki, anlamak mümkün değil.. Ben potinden şey yaptım afalladım. “Bu sıcaktan potini niye giyiyor?” felân. Adamı taşlamak değil de böyle garip geliyor bana.. Ancak yüzüne bakınca gözlerinin kaynak ışığı gibi olduğunu gördüm.. kaynak var ya o şekilde bakışlarını gördüm.. “Bu zât hırlı değil işte!.” Dedim. “Ne yapıyorsun?.” dedi. Ben de.: “İşte şöyle bir dolaşıp gelecem de okuyorum!.” dedim. “Ne okuyorsun?.” “Kur’ÂN-ı Kerîm okuyorum!.” “Oku!. Oku!. O, seni okuyuncaya kadar oku!.” dedi. Öylesine âniden ve çabukça bir omuz verdi ki, beni topaç gibi çevirdi.. Yâni VüCÛDumla BİRLikte=>Aklımı, Fikrimi Vicdanımı da havalarda hallaç pamuğu gibi attı!. Hani bizim o meşhur KuL İhvÂNi’nin, şöyle yapmaları, böyle yapmaları, yazmaları, çizmeleri, binlerci şiirleri, cartları curtları felân bunlar nereye gitti?!. Bir ÂNda yok oldu!.
Kur’ÂN-ı Kerîm’in beni okuması haa!. Okuşmamız.. Ben onu okuyacağım O da, beni okuyacakmış!. “Kur’ÂN-ı Kerîm bir insÂN mı konuşalım?.” desem o zaman öyleydi çünkü.. Bunların hepsi bir ÂNda.. Dönünce o ilerlemiş gidiyor.. Oysa ben devam edecektim.. Geriye döndüğüm de o gitmiş bayağı.. “Heeeeey!.” diyer bir hayy çektim ki herkesle beraber o da döndü..”Siz ne yapıyorsunuz?” diye sertçe sordum. Gülümseyerek.: “Söylemekten hayâ ederim!. Ancak kulluk yapıyoruz!. Sadece kulluk yapıyoruz da kime?. Şahdamarımızdan daha ÖZde/yakın olan Akrabamızla BİZ BİR-İZ İLE BİLE yapıyoruz!. BİZ BİR-İZ!." dedi ve yürüdü gitti.. Yıllar sonra Kadıköy'de gördüm benzeri..

Mecdd.: Büyüklük. Azamet. şeref, itibâr..
ALLAHu zü’L-CeLÂL, El Mecîd’dir. Esmâdır El Mecîd.. Zâten Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Mecîddir..
MevCÛD olsaydı ALLAH celle celâlihu’nun MevCÛD u olurdu..
MeCÎD, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in NÛRundan ibârettir..
MeCED olsaydı, ced sahibi, benim senin atamız olurdu, ebemiz dedemiz olurdu.. Yâni maddeleşir demek istiyorum..
Bir zaman söylemiştim bu;
“e – a” olduğu zaman “kula/kişiye” gelir.
“i” olduğu zaman “Rasûl”e gelir..
“u” olduğu zaman ALLAH celle celâlihu’ya gider..
Bu Kur’ÂN-ı Kerîmin kendine mahsus özelliğidir..

İşte böyle bir Kur’ÂN-ı Kerîmde, Kâf Kudretullah ALLAH’ın Kudreti böyle bir Kur’ÂN-ı Kerîmle Her ÂN yağan yağmur gibi yağmaktadır gökyüzünden, esen yel gibi esmektedir, güneşin ışığı gibi gelmektedir. Bunlar bilenler içindir.. Bilmeyen için güneşin doğduğu doğmadığı umurunda bile değildir. Yağmur yağdığı sürece, susuz kalmadığı sürece yağmur umurunda bile değildir. Havasız kalıncaya kadar hava umurunda değildir, hep varmışçasına!.
Hep öyle değilmiyiz?!. Sıfatlarımız şunlar bunlar.. Varlıklarımız ve bütün bunlar ebedîyimiş gibi yaşamaz mıyız?!. Halbuki her nefesimizde al gülün ver gülüm al gülüm ver gülüm, KÛN fe yeKÛN, KÛN fe yeKÛN YAŞAmaktayız..

Evet sizleri daha geç bırakmak istemiyorum.. Böylece Kâf Sûresi’ne İnşâe ALLAH girmiş olduk.. Ve Böylece Kâf Sûresi’ne; ALLAH’ın izni ve inayetiyle, RABBımız’ın izni inayetiyle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sâyesinde/gölgesinde demek istiyorum.. Yüreğinde, gölgesi ne imiş..
İnşâe ALLAH daha güzel anlayacağımız anladığımız şekilde biz ne tefsirciyiz ne şuyuyuz ne bucuyuz biz bi şey değiliz. Sadece sâdık-samimî MuhaMmedî MeLâmiyiz.. Hiçbir eserimizi de hiçbir hiç kimse için yazmamaktayız.. Lî-VechiLLAH/ALLAH Rızası için, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Rızası için yazmaktayız.. Haa biz böyle anlamaktayız ama, hatamız da vardır.. Doğrusu ne ise.. Fakat MuhaMmedî Hasbî Hizmetimizi ALLAH’ın İzniyle katiyyen âlet edavat etmeyiz!. Etmeyiz de ettirmeyiz de.. ALLAH’ın izniyle sizler de öyle.. Bütün bu özellik ve güzelliklerin bize getireceği şey Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Hasbî Hizmet eden ALLAH’a yol bulur!. YEDULLAH’a..
ELLer =>ELLerin üzerinde =>ALLAH’ın ELi vardır” derken ALLAH’ın ELi/NÛRu =>RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’in ELi/NÛRudur.. ALLAH’ın NÛRu =>O’nun NÛRudur.. Sen de =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in NÛRundan halk edildin =>ALLAH’ın NÛRusun!.


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“ALLÂHU NÛRU’s- SEMÂVÂTİ ve’l- ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun): ALLAH, GÖKLERİN ve YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nûr 24/35)

Bu Âyet-i CeLîLeyi bir daha okursun GARİBÂN CÂNım..

SUBHÂNeke ALLAHümme vebihamdike estağfiruke eşhedu enla ilahe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk,
SUBHÂNeke ALLAHümme vebihamdike estağfiruke eşhedu enla ilahe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk.
SUBHÂNeke ALLAHümme vebihamdike estağfiruke.
Eşhedu enla ilahe ille ente vehdeke la şerike leke estağfiruku ve etubu ileyk
Ve'l- Hamdulillâhi RABBu’l- Âlemîn..

ALLAHümme İsLâh ÜMMet-i MuhaMMed sallallalu aleyhi ve sellem!.
ALLAHümme İfLâh ÜMMeti MuhaMMed sallallalu aleyhi ve sellem!. ALLAHümme Ferice an ÜMMeti MuhaMMed sallallalu aleyhi ve sellem!.
Rahmeten AMMeh!.
ALLAHümme Erham ÜMMeti MuhaMMed sallallalu aleyhi ve sellem!.
Rahmeten AMMeh!.

ALLAHım!. ÜMMet-i MuhaMMed sallallalu aleyhi ve sellem’e AMMeh/UMUMen =>Kim ki.: “Lâ İLÂHe =>İLLâ ALLAH!. MuhaMMeden Rasûlullah!.” diyorsa =>Yâ RABBenâ onlara Rahmet et Merhamet et!.
Rahmetenli’l- Âlemîn’e bir EL VERsinler de, İnşâe ALLAH GönüL LambaLarı YANsın da=>Akanı-Kokanı GÖRsünLer, Hasedini-Fesâdını, Pisini-Pasını Yalanını-Haramını GÖRsünler.. daha doğrusu=>RABB’Larıyla/AKRABALarıyla bir TANIŞsınLar..


Resim---Sevgili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.: “Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu: Nefsinin Bilen/TANIyan RABBini BİLir/TANIr.” buyurmuştur.

(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532))

Arefe, tanışmaktır.. Tanımak, bilmekten ötededir, yutar bilmeyi tanımak men arefe nefsehu.. nefsine ârif olanlar, kesinlikle ne oldular?. fakat Arefe RABBehu.. RABBLerini de TANIdılar.. Hani TEKLİK VAHDET vardır.. ALLAHu zü’L-CeLÂL =>NAHNU buyuruyor.. BİZ buyuruyor.. Buyuruyor da, adam diyor ki.: “Sâdece büyüklüğü için söylüyor!.” Zâten Mutlak Büyük/EKBER!. Küçüklüğü büyüklüğü ne demek!. “BİZ” ne demek.. ALLAH celle celâlihu “BEN” buyururken, niye “BİZ” buyuruyor!. bEN=>ALLAHımın NÛRundan Yaratıldım=>RABBım TeÂLÂ da ÖZümden ÖZümde..

Onun için de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Sırat-ı Müstakîm olan o Muhteşem Mübarek Mukaddes YoLu’nda yâni Kur’ÂN-ı Kerîm YoLu’nda yâni ALLAH YOLUnda, ALLAH’ın İZni ve İnâyetiyle, BİLmek, BULmak Lâzım.. OLmak da lâzım.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’de YAŞAmak da Lâzım ve Lâyık.. Haah işte orada Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in SüNNetiyle ki, ALLAHu zü’L-CeLÂL’in SüNNetiyle YAŞAmak şarttır.. Bu ise, süt dökmüş kedi gibi boynunu bükmek vs. felân değildir. Ve de aslan gibi kükremek ya da yedi başlı ejderha gibi saldırmak da değildir. Adam gibi yaşamaktır..

MuhaMmedî MeLâmet i’tidal yolu olduğu için tefrit ve ifrattan uzak olduğu için MeLâmet bir tarikat değildir.. MeLâmet, bütün ağaçların en yücesinde en uçtaki büyüme noktaları gibidir, çok naziktir ki, çocuk bile eliyle şöyle dokunsa/ezse bodur kalır artık o!. Sonsuz göklere yükselemez yücelemez çünkü onlar böyle umitvardırlar, korkusuz ve hüzünsüzdürler..
ALLAH’ın İZni ve İnâyetiyle İnşâe ALLAH!.

Haa beni soruyorsanız, adres çok basittir bir yere kadar.. Kırat bir yerden sonra =>Kıtmirdir açık seçiktir riyâkâr değildir çok şükür, hamd olsun!. ALLAHu zü’L-CeLÂL’e hamd-ü-şükrediyorum!. Onun içindir ki, biz Hakanla bu sohbetihazırlarken ve sizlerle bu sohbeti yaparken, ben yarın bir gün çelip gitsem de, devam edecek!.EL, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ELidir ki, ALLAH’ın ELidir onu anlatmaya çalışıyorum.. Yeter ki, sen Sadakatta, Samîmiyette, Sabırda MuhaMMedî SeLâmeti iste, bunu tercih et!.
Bu Hayatta ALLAH celle celâlihu’ya sonsuz şükrederim ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sadakattan başka sermâyesi olmayan bir insÂNım ben!. VALLAHi billâhi yemîn ederim ne ibâdetimden bir şey beklerim, ne yazıp çizdiğimden, ne şundan, ne bundan sadece ve sadece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e doğduğum günden beri sadakatı asla terketmedim hamd Olsun!.
Niye edeyim yâni çünkü ben bunları yaptığım zaman Kur’ÂN-ı Kerîmi ANLAyarak okuyor değildim.. Ama Kur’ÂN-ı Kerîmde gördüm “Rahmetenli’l- Âlemîn” olduğunu.. Âlemlerin rahmete kavuşması için her insÂN için söylüyorum.. İnsÂN fıtraten aklından dolayı aykırı gittiği için söylüyorum. Bütün taşlar kayalar hayvanlar kuşlar dahi o rahmetin içinde, kendine ezelden yükleneni yapmaktadır ama, insÂN tüm esmâyı yüklendiği için İLÂHlığa kalkışmakta, RABBlığa kalkışmakta, fiilen uygulamakta, CeheNNemler yaratmakta ALLAH korusun!. CeNNetler yaratmakta vs vs.. İnşâe ALLAH Kâf Sûresi’ne devam edeceğiz ve bu şeyleri de böyle burada noktalıyacağız İnşâe ALLAH..

Ben ALLAHu zü’L-CeLÂL’in Kudret ve Azametini ANLAma-ANLATma açısından bir giriş yapmak istedim.. Bir de Hakan tozlanmış biraz da silkeleyim istedim çocuğu.. Yâni Sürgünde/Bitlis’te hafifçe bir silkeleyim dedim kendine gelir İnşâe ALLAH diye.. Gerisi bağlar gazelidir ve yollar açıktır buyurun.. İsteyen istediği yere gidebilir, çalsın oynasınlar ne zamana kadar?!. Pınarbaşı Mezârlığı vardır bize yakın olduğu için söylüyorum hep oraya kadar..
Ama bizden beklenen İhtilaf değildir Halifeliktir.. Bizden beklenen KULLuktur bizden beklenen ÜMMetliktir.. BİZden beklenen Hakk ve Hayrdır, Şer ve Bâtıl değildir, İKİLik değildir, TEKLiktir yokluk çokluk değildir TEKLiktir..
“ALLAH celle celâlehu İŞLERinizi hayırlı kılsın, AŞLARınızı helâl kılsın, sâlih-sâliha EŞ VERsin ve BAŞLARınızı MuhaMMedî KILsın!.” diye hep DUÂ ederim!. Siz de DUÂ edin biz de “Âmin!.” diyelim.. Biz DUÂ edelim siz “Âmin!.” Deyin!. Bizim DUÂLarımız, BİZ BİR-İZ DUÂLarımız OLsun!. Gaybî GÖNüL DUÂLarımız OLsun İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Es SELÂMu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim
ve nahnu akrebu ileyhi min hablil- verîdi..

Bismillâhirrahmânirrahîm..
Eûzubillâhi mine’ş-şeytânirracim min hemzâtihi ve nefhahi ve nefsihi..
Es selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu..

Subhâneke allahümme ve bihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etubu ileyk..
Subhâneke allahümme ve bihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etubu ileyk..
Subhâneke allahümme ve bihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etubu ileyk..

velhamdulillâhiRABBu’l- ÂLemîn..

Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin Nûr-u Zâti Sırr-ı Sari’i fi’l- Cemi’i’l- Esmâi ve’s -Sıfat bî adedi ilmen dâimen kesiren mübâreken tayyiben fîhî yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Yâ RABBu’l- Âlemîn ALLAH celle celâlihu;
Lutf-ü kereminden, izzet-i şerefinden hepimize hakk ve hayrlar nâsib etsin!. Ve bizi ALLAHu zü’L- CeLÂL'in özellik ve güzelliklerini anlayan ve uygulayanlardan kılsın İnşâe ALLAH!.
Hakka inanıp hayrı işlemek nâsib etsin! Kısacık gelip geçecek ömrümüzde ALLAHu zü’L- CeLÂL, el Hâfiz el Hafîz celle celâlihu İsimleri ile BİZi korusun, muhafız olsun İnşâe ALLAH!.

Kaf Sûresinin 16. âyetinde kalmıştık Kaf Sûresinin 16. âyeti bizim için çok önemlidir, neden?. Çünkü Kendimizi/Nefsimiz tanımayı ve RABBımızı tanımayı emretmektedir. yâni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu.: “Men arefe nefsehu fakat arafe RABBehu”yu biz burada çok net görmekteyiz..:


Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAHım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim!.” buyurmuştur.
(İbni Mes’ud radıyallahu anh’dan; Müslim, Zikir 72. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 72; İbni Mâce, Dua 2.)

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---“Ve lekad halakne’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min habli’l- verîdi.: Ve andolsun ki insânı BİZ yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve BİZ, o’na şahdamarından daha yakınız/akreb-akrabayız.” (Kâf 50/16)

Özellikle RABBımız için nahnu nâlemu.. ALLAHu zü’L- CeLÂLBEN” demiyor “ve enâ akrabu” demiyor, “BİZ” diyor burda şunu belirtmek istiyorum çok önemli bir husus vardır İslâm Dinini anlayışta ve uygulayışta, çok acıdır ki ALLAHu zü’L- CeLÂL ve RABBu’l- ÂLemîn ifratta dışlanmıştır. İslâmdan nasıl dışlanmıştır?. İkinci şahıs olarak “büyüktür” derken dışarı çıkarılmıştır.. ALLAH celle celâlihu’nun kendisinden bahsederken. Hâşâ sanki, âhirette bizi bekleyen, şimdi gökten bizi seyreden birisi/ŞeYy gibi hâşâ düşünülmüştür!.. KüLLî ŞEYy’i Yaratanı bir “ŞEYy” zannetmek-düşünmek ahmalığı, bütün İslâm İnancını sıfırlar. Yerlebir eder sıfırlar!. Bundan dolayı çok dikkat etmemiz gerekiyor, gerçekten dikkat etmemiz gerekiyor yoksa boşa kürek çekeriz ömrümüz boşa geçer, Güneşle Işığı gibi NAHNU-BİZ BİR-İZ Olan ve her ÂN YENİden NÛRundan Yaratılmakta OLduğumuz RABBu’l- ÂLemînimizsiz hayatımız boşa geçer, hüsran Olur!.

Ve lekad halakne’l- insâne..:
Ve le kad.. Vallahi, gerçekten, kesinlikle andolsun-yemîn olsun ki, herkesin bildiği “el insân”ı BİZ yarattık-halk ettik!. El insân kimdir?.:


SıNıRLı ve SORUMLu KULLuk İMTiHÂNı ÖMRümüzde, İLAHî ve RESÛLî ANA REHBERimiz OLan Kur'ÂN-ı Kerîm’imizin İLgiLi ÂyetLerinden BazıLarı.:

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
Resim---“Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fî’l- berri ve’l- bahri ve razaknâhum mine’t- tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ (tafdîlen).: Ve andolsun ki; Âdemoğlunu kerem sahibi (Mükerrem/Şerefli) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Ve onları helâl şeylerden rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın çoğundan fazilet (açısından) üstün kıldık.” (İsrâ 17/70)

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Resim---“Lekad halakne’l- insâne fî ahseni takvim (takvîmin).: Andolsun ki BİZ, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek en mükemmel özellikte-KIVAMda) yarattık." (Tîn 95/4)

Mükerrem ve Mükemmel olan ve bir İnsân Sûretinde, insân kılığında, kıyafetinde gözükendir..
ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh (nefsuhu)..
Ve biz yemîn olsun ki burdaki yemin ya da BİZ biliriz ki “” ne, hangi şey vesvese verir ona.. İnsânı BİZ yarattık dolayısıyla ona neyin vesvese verdiğini de BİZ biliriz. O’nun nefsi ona nasıl vesveseler verir ki, kim veriyor vesveseyi?. Nefsinin hevâ ve hevesi veriyor, neden veriyor? Çünkü nefsinin hevâsı HEVESİ diyor ki.: “Ben RABB olmalıyım!.” diyor “RABB gibiyim, Firavun gibiyim.!” diyor. yâni HEVÂsı da diyor ki, bunlar âyetlerle sabittir.. Hevâsı da.: “Nemrud gibi İLÂH olmalıyım!.” diyor. O özelliklerle yaratıldığı için “Hizbu’ş-Şeytân”lık burdan geliyor. Zâten yüklü kendisinde, Akıl Ana Kartında var..
NAHNU ve BİZ “Karîbiz-Akrabayız” akrabaya daha yakın diyelim.. Kardeşim ne dersen de ceryÂN kablosundaki ceryÂN gibidir türkçe insândaki ruhtur daha doğrusu “Ruh =>Emr Âlemîndendir.” Âyeti.. Emr âlemi; benim âlemim, senin âlemîn değildir, ALLAH’ın Âlemidir. RABBu’l- ÂLemîn âlemi’dir yâni.. Onun içinde “akreb”dir “bilelik rüşdü” yâni “BİLELiğin RABBÂNî ve Rasûlî Kudretine Eriş”tir. Akrabalık?. Bunun Türçesi şudur anlayabilmek için söylüyorum şu ÂN’daki elektrikle çalışan laptop akrabadır Kebanla.. Dahası dahası felân yok. Burada “akraba” “en yakın” diyor efendim. Biz buna “şahdamarı” diyelim.. Nerde burada şahdamarı?. şah la ne ilgisi var damarla ne ilgisi var!.
“Habl”, Tebbet de de geçiyor “ip” demektir.. verid; varidat, oluş tek olsun tek can damarı olsun, hadi ruh damarı olsun, hadi ne dersen de en son ondan daha ötesi olmayan de.. bu “habli’l- verîd” neticede insân nefislerini sayarken; “beden, nefis, kalb, ruh” deriz. “Ruh ise Emr Âlemindendir.” diye keser atar. o zaman;


ALLAHu zü’L- CeLÂL'imiz ise Kur'ÂN-ı Kerîmde;

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ*
Resim---"Kellâ, lâ tutı’hu vescud vAKTERİB.: Hayır! Ona itaat etme ve secde et ve (ALLAH’a) AKREB/yakın ol!” (Secde Âyeti) (Alak 96/19)

Elbette SALÂt, her mü’minin mi’racıdır.. Nedir mi’rac?. RABBu’-L ÂLEMîNe rucû’ etmektir. Rucû’ etmek ne demektir?. Geldiği yere dönüştür..

RAZİYyetEN =>MERZİYyetEN RÜCÛ’.:

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---“Yâ eyyetuhân nefsu'l- mutmainnetu: Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---“İrciî ilâ RABBiki râdıyeten mardıyyeten.:[ Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde RABBine dön!.” (Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Resim---“Fedhulî fî ibâdî.: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي
Resim---“Vedhulî cennetî.: Ve cennetime gir!” (Fecr 89/30)

RABB’ine şimdi dön!. Yarın bir gün değil yâni “Âhirete gidince RABBına dön!.” değil!. RABB'ına şimdi dön!. Nasıl döneyim?. Önce razı ol ki, razı olunacaksın!. Böylece “BİZ diyen kullarımın içinde BİZ BİR-İZ olursun.” yâni “Açık seçik CeNNetime girdin” işte benim CeNNetime girdim.. CeNNet.. Bir örtülü olan CeNNet, bu inanca sâhib oluş, bu ameli fiilen uygulayış!.

Aziz Kardeşlerim, Bizim İslâm Dînimiz;
=>İLİMLe=>BİL!.iş,
=>İRADEyLe=>BUL!.uş,
=>İDRAKLe=>OL!.uş,
=>İŞTİRAKLe=>YAŞA!.yış DÎNidir..


لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyene’r- ruşdu mine’l- gayy (gayyi), fe men yekfur bi’t- tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bi’l- urveti’l- vuskâ, lenfisâme lehâ, vALLÂHu SEMÎun ALÎM (alîmun).: Dînde zorlama/baskı yoktur. irşad yolu (hidâyet yolu, ALLAH'a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytâna, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytânı ve şeytâna ulaştıran yolu) inkâr edip de ALLAH'a îmân ederse (mü'min olur, ALLAH'a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (ALLAH'tan) kopması mümkün olmayan Urvetu’l- Vuskâ’ya (sağlam bir kulba) tutunmuştur. ALLAH SEM'Î'dir, ALÎM'dir.” (Bakara 2/256)

Gayy.: Aklın istikametini, yolun doğrusunu kaybetmek. Rüşdün zıddı..
Gayya.: Cehennemin beşinci tabakasındaki çok korkunç bir kuyunun adı. İçine düşenin kolay kolay kurtulamıyacağı korkunç yer..


İki yol gösteriyor ALLAHu zü’L- CeLÂL.. Biri Rüşd Yolu.. Diğeri Gayy Yolu..
Rüşd Yolu, Reşad Yolu, İrşad Yolu =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Yolu =>ALLAH’ın Yolu =>HizbuLLAH’a giden YoL=>CeNNet Yoludur!.
Gayye ise, Gayya Kuyusu vardır CeheNNemde biliyorsunuz.
Gayy Yolu =>Tağutluk Yoludur =>Azgınlık Yoludur =>Dalâlet Yoludur =>Hizbü’ş-Şeytân Yoludur =>CeheNNem Yoludur..


Tagi.: (Tagy) (Tuğyan. dan) Azgın. Azmış. Asi. Mütekebbir ve ahmak olan..
Tagut.: İnsanları ALLAH celle celâlihu'ya karşı isyana sevkeden. İsyankâr. Her bâtıl mâbud. Şeytân.


Teğa, azmaktır. Tağutlukta en azgın kimdir?. Hizbu’ş-Şeytân’ın Uşaklarıdır.. Şeytân ve Şeytâncılardır yâni..
Kim Şeytân ve Tağutları inkâr eder de, ALLAH’a iman ederse kesinlikle bir Urvetu’l- Vuskâ/Sağlam bir Kulpa tutunmuştur.. Sağlam bir ip gibi sağlam bir kulpa eli geçen bir kulpa tutunmuştur. yâni sağlam bir ipin ucunu elegeçirecek ve tutunulacak sağlam bir yere tutunmuştur.
O Sağlam İp ki, onun için asla kopmak yoktur, kopması mümkün olmayan bir sapasağlam kulpa yapışmıştır..

Benlik Şeytanlığı şaşkınları DiN İstirmacıları, “Sağlam bir İp” deyince atlamacasına ELİni uzatmakta.. Günümüzde Nice Cenâbet Sahte Mürşidin elinden tutan bir sürü Şeytân Müridleri vardır bilinçli bilinçsiz!.

Biz MuhaMMedî Mürşidlerden.: “Ben Mürşidim!.” sözünü duymadık.. buyurdukları.: “Mürşid =>Mürşid-i Mutlak MuhaMMed aleyhisselâmdır!. Biz ise, Hasbî Habibî Hizmetçisiyiz!.” Sözünü duyduk ve yaşayışlarına bizzât Şâhid OLduk!. Ve biz çok iyi biliyoruz ki, onların ellerinin üzerinde ALLAH’ın Eli vardır..
EL=>ELe=>EL=>YEDuLLAH’a.. ALLAH celle celâlihu/ YEDuLLAH =>RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem =>EHL-i BEYt => EHLuLLAH ve =>VELîyyuLLAH =>ondan sonra Tümm ABDULLAH Kalbinde..
Olarak aynı elektrik hattı gibi gelmektedir bunun kim olduğunun hiçbir önemi yoktur. Dün Münir Derman Hocamdı.. Bu gün şudur odur budur.. Hasbî Hizmet bakımından önemi vardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Şeriat-ı Garrasına, Şehâdet Şerefine, Şefaat Şifasına Sâhib çıkıyor mu çıkmıyor mu onu söyle!.
Yâni bu ceryÂN benim işime yarıyor mu yaramıyor mu kardeşim!. Ben bu ceryÂNla; Kâinâtı göreceğim, kendimi tanıyacağım, RABBımı tanıyacağım.. Böyle bir Urvetü’l- Vuskâ’ya/sapasağlam İPine nasıl yapışacağım, Habli’l- Verid’dende içerde olan, yâni AKRABAm olanı nasıl bulacağım ki O, gaybolmuş/yitik felân değil..
GaîB.: Olduğu halde gözükmeyendir.. Olduğu halde gözükmeyendir ceryÂN/elektrik gibi, yaptığıyla belli olandır RABBu’l- ÂLemîn..
Daha doğrusu nedir RABBu’l- ÂLemîn, “ALLAHu zü’L- CeLÂLin KÛN fe yeKÛN Yapmak Kudreti”nin adıdır.. RABBlık Sıfattır çünkü, ALLAH’ın Sıfatıdır.. ALLAH celle celâlihu’nun Yaratma Sıfatıdır.. Başka sıfatlarda vardır Kadim Sıfatları vardır, Fiilî Sıfatları vardır, sıfatları çoktur.. ALLAH’ın sonsuz Sıfatı, Esmâsı ve Eşyâsı vardır. Biz onu tâyin ve tesbit edecek durumda değiliz, bildirdiği kadar bilmekteyiz Kur'ÂN-ı Kerîm ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden..

Burdan şunu çok iyi anlamamız gerekiyorki.: Habli’l- Verîd =>LÜTFULLAH BİLELİĞİnin Hak OLUŞUna inanmaktır..
Habli’l- Verîd; varidattır, dâimiyet yaşayışında RÜŞDün vüCÛDa gelişidir.. Yâni bir kişi inanmadığı ciddiye almadığı bir RABBu’l- ÂLemîn’e nasıl olacak da ona kulluk edecek?!. mümkün değil o kendi nefsinin hevâ ve hevesine, yâni şeytanlığına uyar ve tapar bilinçli ya da bir sapık peşine düşerek!. ALLAH celle celâlihu Korusun ve BİZi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem İZİnden ve ÖZÜnden ayırmasın İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ
Resim---“İz yetelakkâl mutelakkîyâni ani’l- yemîni ve ani’ş- şimâli kaîdun.: O zaman, sağda ve solda oturan iki telâkki edici (tesbit edici melek), (amelleri) tesbit ederler.” (Kâf 50/17)

İz yetelakkâl mutelakkîyâni.. iki tane terakkicinin yâni yazıcının, tesbit edici kaydedicinin. Sismoğraf gibi ya da bir teyp gibi sürekli her nefes alış verişi kayda geçen, iki yanda..
mutelakkîyâni ani’l- yemîni ve ani’ş- şimâli kaîdun.. Sağ ve solda ne demek?. Sağ ve solda.. kitabları sağdan verilenler, soldan verilenler.. yâni bir taraf Bâtıl ve Şerri yazarken CeheNNem Amelleri yazarken, diğer tarafta Hak ve Hayrı CeNNet Amellerini yazmaktadır. Kiramen Katibin kâtiblerimiz amellerimizi sürekli videoya almaktadırlar. Bunlar terakki edici, mülâki olucudurlar yâni sürekli tesbit ederler yazarlar.
kaîdun.. nasılmış bunlar.. kaîdedelermiş yâni oturan.. sağ sol omuzumuza oturmuşlar sanki iki tane videoya alınıyormuş gibi. Birisi sürekli negatif işlerimizi birisi sürekli pozitif işlerimizi kayda geçiriyor. burda bu kaîd oturuş.. öyle yan geliş yatış anlamındaki oturuş değildir. Dâimîyyet yaşayışını aynen kudret olarak aktarır.. Seçme dendiği halde sen şerri seçersen HizbuşşeytÂN olursun.. Hayrı seçenler de, HizbuLLAH olurlar.. öyle kaîdedir yâni kayd da kaîddir zâten, sağlam tesbittir bir anlamda onu demek istiyorum.. bir şeyleri yazmamış olsunlar kaydetmemiş olsunlar hiç mümkün değildir..


مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
Resim---“Mâ yelfızu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîdun.: Bir söz söylenmez ki, onun yanında hazır gözetleyiciler (tarafından tesbit edilmiş) olmasın.” (Kâf 50/18)

Mâ yelfızu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîdun.. ve asla ve kata bir tek bir lafız söz olamaz, telâfuz edilmiş bir tek söz bulamazsınız ki, onun yanında o mürakebeyi yapanlar hazırdırlar, sürekli mürakebe halindedirler.. Mürakebe “mü-ra-ke-be” nedir.. Mürakıb deriz meselâ hesap denetleyicilerine. “Mürakıblar geldi sayıştaydan” ne demek?.”O yılkı harcamaları-hesapları inceleyecekler.” demektir. Her bir SÖZ söylenemez ki, onun yanında hazır gözetleyiciler tarafından tesbit edilmiş olmasın.. bir tek kaçak yoktur, sözler kaçıp gidemez onu demek istiyorum..


وَجَاءتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذَلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
Resim---“Ve câet sekretu’l- mevti bil hakk (hakkı), zâlike mâ kunte minhu tehîdu.: Ve ölüm sarhoşluğu hak ile geldi. İşte senin ondan kaçtığın şey budur” (Kâf 50/19)

Bu insânlar ALLAHu zü’L- CeLÂL’in verdiği imkanlarla kulluk imtihanındayken yok farz edip kendilerini unuturlar ALLAH’ı unuturlar ALLAH da kendilerini unutturur, ömür boyu çalar oynarlar her türlü pisliği kötülüğü-yanlışlığı yaparlar. Sonra bir gün karşılarına Ölüm Sarhoşluğu çıkagelir, karşılarına dikiliverir.. Hakk ile gelir. HAKk’ın bir Hükmü olarak gelir, hakk olduğu için gelir ve kaçamaz kim ise..
Hitler gibi Stalin gibi.. İnsanları öldürür ama ikisine de sekaratu’l- mevt ölüm sarhoşluğu çıkar gelir hakk olduğu için..
İşte bu senin içinde bulunmuş olduğun şey ki, sen ha bire ondan kaçıyordu. İşte bu var ya bu, bu gelen ölüm sarhoşluğu hakk ile gelen.. İşte bu senin hep kaçtığın şeydi.. Ölüm korkusu yâni dâima kaçıyordun diyordun ki.: “Asla ölmeyeyim yâni ben ölmeyeyim!.” de ebedî kalacakmışçasına.. sanki kalan varmışçasına sürekli kaçıp durduğu ölüm karşına tak diye çıkacaktır.. İşte o zaman,


وَنُفِخَ فِي الصُّورِ ذَلِكَ يَوْمُ الْوَعِيدِ
Resim---“Ve nufiha fî’s- sûr (sûri), zâlike yevmu’l- vaîdi.: Ve sûr'a üflendi. İşte bu vaîd (ikâz) günüdür.” (Kâf 50/20)

Ve nufiha fî’s- sûr.. Sûra üfürüldü, nefha edildi nef’ edildi. Hatırlarsanız insân topraktan yaratılınca da ruhu nefha edilmişti, RahmÂN Nefhasıydı.. şimdi sûr’a üfürülür, neden?. kıyama kalkacak. nasıl kıyama?. namaza nasıl kalkarsa.. Sekaratu’l- mevt ölüm sarhoşluğu çattı daha ölmedi amma karşısına geldi.. yâni çıktı sûr.. tercihi olarak yaşadığı hayat rüşdünü yâni nasıl yaşıyor bu hayatını.. Keban'ın Elektriği diyelim ki.. ALLAHu zü’L- CeLÂL mânâda iken =>RUBUBÎYyet de bir mânâda iken =>Rusûlîyyette maddeye geçiş..
Onun için insânlar aynalara baktığında kendilerini görürler, arkadaki sır bunu engeller. Kim ki, bu sırdaki sûra üflerse, arkadan biri tükürse dahi ne yapar aynanın arkasındaki sır silindiği için oradan bütün kâinâtı görmeye başlar..
zâlike yevmu’l- vaîdi.. Sûr’a nefha edildi yâni artık kalkış vakti geldi kıyama kalkış vakti geldi.. zâlike “Bu nedir?” diye soruyorsan.. yevmu’l- vaîd.. Vaad ->güzel şeyler için vaad edilir, CeNNet vaad edilir. İstenemeyen hususlar vaîd/veiyd edilir CeheNNem vaîd edilir.. bu Hizbu’ş-Şeytânlık.. Arapçanın böyle güzel şeyleri vardır burda yevmü’l veîyd tehdit doludur, müjde yoktur bunda.. Vaad vadedilen ise CeNNettik o HizbuLLAHlıktır..
İşte bu, akla karanın ortaya çıkacağı gündür veid bu sırrın aynanın arkasındaki sırrın silineceği gündür, arkası önü bir olduğu gündür. “Vaah!.” dediği gündür. Hep bizimleymiş meğer RABBımız, aynanın akıl aynasının pası silinirse nurlanır ona nakil denilir..

Geçmiş zaman içinde Hakan.. Antalya’da bir zaman çilelerin kıç attığı devrelerde, harmandalı döndüğümüz zamanlarda, o zaman gençtik herhalde.. Efendim bu işler nasıl kurtulur?. MuhaMMedi MeLâmetin bir selâmet özelliği vardır istemeden verilir, sormadan söylenir eğer sen gerçek MuhaMMedi MeLâmîysen. Hakanım eğer öyleysen kesinlikle böyledir. Bu da anarmol bir şey değil normali böyledir zâten. Geceden sonra gündüzün gelmesi gibi gündüzden sonar gecenin gelmesi gibi, yağmur yağması gibi, rüzgar esmesi gibi normaldir. Onun için MuhaMMedi MeLâmette alçaklık yükseklik yoktur RASÛLî SEVîYE vardır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in tepesinde mi kılayım, ayağının altında mnı kılayım!. Öyle bir şey yoktur. “Kral ya da köle kim iseniz kardeşim, MuhaMMed aleyhisselâm’ın arkasına mutlak seviyelenin.” dersin.. Alçaklık yükseklik aklın kendi oyunudur, Şeytânlık oyunudur. Onun için meselâ “ALLAHUEKBER!.” derken “ALLAH büyüktür.” sözünü ben büyüktür anlamında kullanmıyorum kebir anlamında kullanıyorum ki, BiRR Kevnîyyeti olarak görüyorum. RABBî ve RASÛLî var oluşun, ALLAH’ın NÛRu’nun RESÛLULLAH’ın NÛRu’nun TeceLlîsi. Her ÂN yeniden sana nasıl geldiğini görüp durmaktayız. Her ÂN ölüp dirilmekteyiz. Her ÂN kayda alınmaktayız. Her ÂN her ŞEYy olmakta. İşte bütün bu koşullar içerisinde iken ben dedim ki.: “Ben bu bataktan, çelik kafesten çıkamam!.” dediğim ÂN’da yakaza halinde gerçekten bir asansör kabini düşünün ama kare kesitli bir kabin yâni kare prizma diyelim böyle bir şey düşünün ama bunun alta yüzü de sanki metrelerce camdan yapılmış o kadar kesif bir mavi ki, karanlık değil amma hiçbir yer gözükmüyor şişenin altındaki mavi gibi.. Bakıyorsun 6 yüzünü görüyorsun, altını üstünü altındakini.. Kâbe’nin altı yüzünü görüyorsun içerden amma çıkış yok!. Ve benim sesimin duyulması mümkün değil, görülmem mümkün değil ki, hiçbir kapı pencere çıkış yok!. Yâni böyle bir hal düşünebiliyor musunuz!. Çok berbat bir şey, zor bir şey demek istiyorum. Bu hal devam ederken Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Şefaat Şifâsı ve Şehâdet Şerefi ve demin buyrulan LAFZULLAH oldu.. Tanıdık ama gaybî bir ses oldu. Diyelim ki bir ALLAH Dostu'nun nefesi oldu ya da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bizzât kendisi.. sesini duyup kendisini görmediğim için bir şey söyleyemem. Ama “Ben nasıl çıkacağım burdan bir yardım eden olmayacak mı?” dediğim de. “Sen kendin çıkacaksın, herkes kendi imtihan olmakta, birebir olmakta, çünkü aklı kadar olmakta, bir başkası onun yerine su içip idrar yapamadığı gibi herkes kendisi kulluğundan mesuldür.” Yâni bu öyle bir garipliktir.. “Men arefe nefsehu fakat arefe RABBehu"yu bilmek zorundadır ve paylaşamaz bunu kimseyle ..” Ben de dedim ki.: “Ben bildiğim şeyleri okuyorum ama olmuyor!. Ama benim hünerlerin tümünü gösteriyorum sıfır!.” O zaman ne buyruldu bana.: “Bir damla göz yaşı dök, bir damla gözyaşın yok mu?!.” dendi. Sanıyorum sol gözümün içi tatlı bir yanışla, kaşınır bir yanışla köpürdüğünü görebiliyorsun, kendin anlıyorsun bunu, asit gibi kaydı aşağıya.. Başım eğik olduğu içinde burnumun hizâsından burnumu yararak iki ayağımın ortasına düştü ve köpürmeye başladı. Burgu gibi âdeta asit burgusu gibi “fış fış” deliyor alt camı.. Ve ne zaman ki deldi.diyelim ki bir parmak kalınlığından biraz daha geniş bir delik deldi. Benim ilk işim.: “Bismillâhirrahmânirrahîm.” deyip aşağıya bakmak oldu. Sağ gözümle baktım ki tüm kâinât gözüküyor, bütün kâinât.. “ALLAHuEKBER velillâhi’l- hamd.” dedim ben.. sonra onun ne olduğunu felân bilmiyorum.. anlattığım için rüyâlarım ve yakazalarım yarım kesiliyor biliyorsunuz ben de anlatıyorum insânlara yardım olsun diye.. “Ben şöyleyim böyleyim!.” felân bırak onları bırak!.
Biz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den başka ne İmam ne de Mürşid tanırız..Başka bir şey de tanımayız. Herşeyde O’nu biliriz. İnsân mı diyorsun?. Mükemmel insân O’dur.. Ne diyorsun kardeşim güzel şeylerin hepsini say, bizi O’na götürür!. Bu kadar açık seçik.. Ötekiler teyyare!. Bizim onlarla uğraşacak vaktimiz de yok!. Öyle bir şey hâşâ ne ALLAHu zü’L- CeLÂL'in ne de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in karşısında böyle bir zülmü kuşanacak halde değiliz!.
“Çünkü bizim sadık bir İtimiz(nefsimiz Atımız/bedenimiz vardır. Sadık bir Atla İtle gibiyiz, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Kervânı’nda.” demek istiyorum.
Alçaltmak için bunları söylemiyorum birisi yük taşıyıcı birisi koruyucudur, yol göstericidir, rehberdir.. Onun için Kırat Kitmir felân, Hayvan Bazarında satılan değil bu.. Sokak Köpeği değil Kıtmir yâni bunların bir oluş sebebi vardır ve biz bunları fiilen hamdolsun yaşamaktayız.. Ondandır ki biz MuhaMMedi Melâmî olarak, Ahmet Çakırcanla Bursa’dan kalkarız takılırız yan yana, buradan araba tekeri gibi her birimiz Medine’ye kadar secde ederek gideriz, dilimizle yalayarak gideriz ki, tekerler böyledir biliyorsunuz.
“Motor olalım, direksiyon olalım burda oturan kral olalım!.” diyecekler varsa buyursunlar.. Biz taşırız onları yeter ki “MuhaMMedî” olsunlar. Yâni bunun bilinmesini istiyoruz..

SURR.. İşte sûra üfürülünce bu Rububîyyet ve Rusûlîyyetin vüCÛDa geliş Kevniyetin Sâhibliği ortaya çıkıyor. Neden?.” Çünkü “SıRR” kalktı.. “Vaaah ben Bursa'daymışım!” diyorum ben.. Gözüküyor çünkü Bursa.. Daha önce arkası perdeliydi, bütün camlar AYNA halindeydi dıştan boyanmıştı ve ben dışa çıkamıyordum ve sırrı silemiyordum!. Nerdeyim bilmiyordum ve bu cam kabinde yaşıyordum!.
İşte MuhaMMedî Hasbî Hizmetçilik buralarda belli olur.. Mürşidlik felân demiyorum dikkat edin hâşâ.. MuhaMMedî Hasbî Hizmetçilik buralarda belli olur.. Nasıl olur?. Eliyin ermediği yer’e onun eli erer!. Şimdi ben sırtımı kaşımak istiyorum elim ermiyor ama Hacı Mahmud gelir sırtımı kaşır!. Yâni ne yapacaksa yapar..
Şunu demek istiyorum işte burda BİZ BİR-İZ Kardeşlik Bağları.. El=>Ele=>El=>YeduLLAH’a gidiş bağları açılır..

Ve nufiha fî’s- sûr (sûri), zâlike yevmu’l- vaîdi..
Aartık SÛR’a üfürülmüştür.. her şey aşikar ortaya çıkmıştır çünkü.. Hele hele Hizbu’ş-Şeytânlık yapanların Şeytânlıklarının sonu gelmiştir. Bir ömür yaşıyorsunuz videoya alan iki kişi var onlar sürekli kesintisiz şekilde yaparlar işlerini, hayatın filme alınıyor gibi.. Yâni fiillerin filme alınıyor.
Bâid, boyuttur aynı zamanda üç boyutlu merak etme televizyon gibi üç boyutlu.. Alper, İstanbulda beni götürmüştü üç boyutlu sinemâya da bende ilk defa gitmiştim bir gözlük takıyorlar üç boyutlu görüyorsun filmi çok ilginç.. Tabi bana ilginç gelmişti..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

وَجَاءتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَائِقٌ وَشَهِيدٌ
Resim---“Ve câet kullu nefsin meahâ sâikun ve şehîdun.: Ve bütün nefsler beraberinde bir sâik (hayat filmini çeken-sürücü-sevk me'muru) ve bir şâhid ile gelir.” (Kâf 50/21)

Ve câet.. geldi..
Kıyamet günü, koptu çünkü. Her bir nefis bütün nefisler, bir sevk ediciyle geldi, sâikle geldi ki o kişiyi sevk ediyor tutuklu gibi yanındaki sevk me'muru ki aynı zamanda şâhidi ne diyor kameracı.: “Ben bunun bütün fiillerini sürekli çektim bende filmi var!.” diyor. Oynamaya başlıyor sahne “a” dan “ze” ye, Ana Rahminden =>Mezara kadar şâhid..

ALLAHu zü’L- CeLÂL Keremînden Lütfundan anlayalım diye buyurmaktadır.. Şahdamarımızdan da daha içerde BİZ BİR-İZ vardır.. fâillerin fiilini ve her şeyi yaratan, bizi, fiillerimizi ve düşüncelerimizi yaratan ALLAH celle celâlihu kendisidir..
Bir imtihan yapmak için oradan burdan şâhide mâhide gerek yoktur ama güzel güzel anlayalım diye..
Akıllarımızın ANLAyış hacimleri farklı olduğu için herkesin Kur’ÂN-ı Kerîm’i anlaması için harika bir anlatım şekliyle buyurulmuştur..


لَقَدْ كُنتَ فِي غَفْلَةٍ مِّنْ هَذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَاءكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ
Resim---“Lekad kunte fî gafletin min hâzâ fe keşefnâ anke gıtâeke fe besaruke’l- yevme hadîdun.: (ALLAHu TeÂLÂ buyurur): “Andolsun ki sen bundan gaflet içindeydin. İşte senden perdeni kaldırdık. Artık bugün senin görüşün keskindir.” (Kâf 50/22)
Ölüm ve hesâblaşma Âhiret İnancı, Tevhidden sonra gelir İslâm Dininde.. Çünkü âhirete, Dünyada yaptıklarından hesaba çekileceğine inanmayaşı, insanın yapdığı diğer amellerin hepsini yok eder. Âhiret İnancı, Tevhidden sonra gelir, en önemli inanç hakikatıdır. Âhiret İnancında bir şüphe olduğu anda ötekilerinin tümünü yok eder. Yâni çok temel demek istiyorum..

Lekad kunte fî gafletin min hâzâ.. Sen bundan gaflet içindeydin.. Gaflet nedir?. Gaflet, insânın içindeki Lütfullah Nurunun ganîliğini gınasını kendi nefsinden biliştir..

Firavun’un.: “Ben yarattım bu âlemleri, sizin en büyük RABBınızbenim!.” dediği gibi oluştur.:


فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
Resim---“Fe kâle ene rabbukumul a’lâ.: Sonra da (firavun) dedi ki.: “Ben sizin çok yüce Rabbinizim.” (Nâzi’ât 79/24)

Bu ise bir iftiradır, yalandır ve asla doğru olmayandır. Doğru olmadığını nasıl anladık, nasıl anlayacağız işte geldi bizi sarsmaya başladı. Sarsılmak başka şeydir.. Bir kişi, başka ot yedi yâni yanlış ot yedi ya da içtiği ilaçlardan şundan bundan her neden olduysa fır dönüyor, emekleyerek yürümek zorunda kalıyor. Sarhoşluk veriyor ona, başını döndürüyor demek istiyorum..
Lekad kunte fî gafletin min hâzâ..
Sen bundan gaflet içindeydin.. kunte.. sen idin, oldun.. KÛN fe yeKÛN olurken sen böyle oldun ne demek.. Türkçesi çok basit, otobüs harika yerden geçiyordu ama sen uyuyordun. Orada uyumaman gerekiyordu ama gaflet perdesin kendine çektin, gözünü kulağını kapattın. İşte bundan/kıyamet gününün geleceğinden hiçbir şey yapmadın..
fe keşefnâ anke gıtâeke fe besaruke’l- yevme hadîdun..
İşte bu oluşu, bu sanal oyunların tümünü gerçek sanıyordun.: “Ben de RABBım, ilâhım!.” diyordun.. Gaflet Perdeni senden kaldırınca.: “Eyvah ki ne eyvah!.” demeye başladın.. Senin basîretin açılmıştır artık, iç dış bir olmuştur.. Net görürsün..
el- yevme hadîd.. Artık bu gün hadîd keskindir felân diye tercüme ediliyor. Fakat “hadîd”i biz biliyoruz. Hadîd demirdir.
Yevme’l- hadîd.. Hudud Günlerinin, hududların belli olduğu gündür. RABB kimmiş?. Rasûlullah kimmiş?. ALLAHu zü’L- CeLÂL kimmiş?. Hududların ortaya çıktığı gündür..
Senin “basar”ın buna ulaşır, basîretin basarın birleşmiştir dürbüne gerek kalmamıştır.. Sen fiilen o işi yaşamaktasın.. Çünkü hesaba çekiliyorsun o gün yevmdir.. yâni yevm, o gün Hadîd Günüdür.. Ha-de-ye-de.. bâtın dâimiyetin.. zâhir dâimiyetin.. Ezelden geldin, ebede gidiyordun ya.. şu arada bir “ye” harfi var hadîd de, sen bu ikisinin arasında yaşadın.. Bâtın hayr olarak iki boyutlu zâten.. ezele ve ebede/âhire gidemezsin iki boyuttur, doğru gibidir.. İnsân o doğruyu da, dosdoğru Sırat-ı Müstakîmi de aslında nedir?. Bir yarı çaptır ve daire çemberidir..
Böyle yapanlar kurtulanlar.. Bunu niçin söylüyorum hani diyorduk ya altı yüzü sekiz köşesi on iki ayrıtı olan Benlik Kâbesi’ni köşelerinden kese kese küreye çevirenler, korkusuz ve hüzünsüzler her noktası “RABB” kesenler, Rasûlullah kesenler.. Rasûl ve RABB kesenler, aradaki Merkezle Muhit arasındaki “re” yarı çapının bu çapın içte RUBUBÎYyet çemberine değen yeri Rusûlîyyet bunu ne yaparlar RABBıyla BİZ BİR-İZ oluverirler, NAHNU ederler.. yâni onun inceliği vardır onu belirtmeye çalışıyorum..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim


وَقَالَ قَرِينُهُ هَذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ
Resim---“Ve kâle karînuhu hâzâ mâ ledeyye atîd (atîdun).: Ve onun yakınında olan (melek): “İşte bu (hayat filmi), benim yanımda hazır olan şeydir.” der.” (Kâf 50/23)

Hani hayat filmini çeken varya sevk edici ona kameran mı derler ya, kameraman varya, artık işin sonunda herkes kamerasını koyuyor, kitablar sağdan soldan verilende budur.zâten bir dakika arkadaş sen ne yapacaksın bi seyret bakıyım.. burada dikkat edilmesi gereken bir şey var basîret gözü, kalb gözü açıldığı için artık bütün oluşumu görmektedir. çünkü ne diyor onun karini, karındaşı.. yâni karin-karın, yakın demek biliyorsunuz karındaş diyorsunuz ya aynı karında yatmış gibi yâni.. karini ne diyor ona sevk edicisi “karinihu” ne diyor..
Ve kâle karînuhu.. karini de ki der ki, hâzâ bu var ya bu..
hâzâ mâ ledeyye atîd.. benim yanımda hazır olan şey bu senin hayat filmin.. bu senin hayat filmin arkadaş diyor benim yanımda olan, benim getirdiğim şey senin hayr şer hak bâtın ne ise yaptığın işte itiraz edecek felân bir hal yok!.
O zaman ne buyuruyor ALLAHu zü’L- CeLÂL;


أَلْقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ
Resim---“Elkıyâ fî cehenneme kulle keffârin anîdin.: “Bütün inatçı (nankör anud) kâfirleri cehenneme atın!” (Kâf 50/24)

Bunu CeheNNem'e atın, bu inatçı çok kâfirler.. yâni kâfir derse derdi keffâr diyor niye?. çift “fe”yle bunu şeddeliyor, daha da şiddetli kâfir yâni “anid” diyor. bi de anûd, inatçı çok hayat yaşadı, çok olaylar gördü allem gullem edip durdu yâni. yok efendim estek kerestek dedi. çift ata bindi, çift ata Ahmet Çakır çift ata bindi, bir tarafta HizbuLLAH bir tarafta Hizbu’ş-Şeytân.. bir tarafta hayr bir tarafta şer atlarına bindi aklınca.. hatta ayaklarını bağladı.. onun için böyle param parça oldu da ne buyuruyor ALLAHu zü’L- CeLÂL..
Elkıyâ.. Onu ilkâ’ edin sanki zerk eder gibi iğne vurur gibi CeheNNem'e öyle bir zerk edin ki kendi içinde yâni “fî cehenneme”e..
fî CeNNet nasıl sa, fî CeheNNem de öyle.. CeheNNemi seçtiği için, Hizbu’ş-Şeytânlığı seçtiği için, HizbuLLAHlığı reddettiği için, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'i bırakıp İblis’in peşine düştüğü için, İblis Elbisesi giydiği için.. ya da münâfıklık yaptığı için, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanına gelip.: “Sizdenim” diyor. öbür tarafa gidip.: “Sizdenim!.”diyor. Biliyorsunuz âyetler var istihza ediyor/alay ediyor.. “ben onlarla oyun oynadım, yâni ben sizdenim.” diyor.
Öyle bir pislik içinde hayatı sürüp gidiyor, sonra cartı çekiyor, sarsılmaya başlayınca allem gullem etmeye başlıyor.. öyle yok kardeşim!. öyle olursa öbürlerine yazık olur ömür boyu ALLAHu zü’L- CeLÂL'e sâdık Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e sâdık Rahmetelli’l-âlemîn’e sâdık birisine yazık olur!. bu dünyada çalıp oynayacak, her türlü zülmu yapacak yanına kar mı kalacak!. böyle bir şey hâşâ ALLAH’ın adâletine sığmaz, mümkün değil!.
Elkıyâ fî cehenneme.. CeheNNeme bunu atın diyelim, ya da CeheNNemîn içine sokun diyelim.. tüm bütün keffârları, anid, anûd keffârları.. anûd ne demek?. Anûd, dâimeyet yaşayış nurunu aynen kendinde bulana inatçı denir.. hâşâ diyor ki.: RABB ALLAH celle celâlihu.. O da kim oluyormuş ben şimdi benim derim ya ben yine münâfıklığıma devam ederim.” diyor yâni.: “O’nunda namazını kılarım birşeyler yaparım yapıyor gözükürüm!.” felân uyduruyor.. hiç değilse şöyle hayvanlar gibi müslümanlık yapsa olduğu gibi, yâni keçiyse keçi gibi yapsa, ne bileyim ben yâni koyunsa koyunca, kurtsa kurtça yapsa!. daha doğru olur.. Yâni yiğitçe yapsa.. yâni bir insân bir hata işler birisi daha da kötüye götürür, yanlışa götürür öbürü derki.: “yaptım arkadaş!.” yâni o yiğitçedir. Ama münâfıklar öyle de değildir.. onun için dikkat etmemiz gerekiyor..
Kaf Sûresi, Kudret Sûresidir, Kudretullah Sûresidir Azametullah Sûresi değildir, Âhiret Sûresidir..


مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ
Resim---“Mennâın lil hayri mu’tedin murîbin.: “Hayra mâni olan, haddi aşan, şüphe eden(saldırgan haşarı işkilci kâfiri” (Kâf 50/25)

Bunların işi gücü hayrı men’ etmektir, engel olmaktır neden?. neden olsun görevleri odur, onu seçmişlerdir, tercihlerini Hizbu’ş-Şeytân’a kullanmışlardır, bâtıla-şerre kullanmışlardır. Hakka ve hayra kullanmamışlardır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'i, RasûL-ALLAH’ı seçmemişlerdir. Onun için hayrı men’ edicidirler bunlar.. Mennâın lil hayri mu’tedin murîbin.. Bunlar murteddir, haddi aşan inşanlardır.. yâni Dâimiyet Senliğinin Ayniyetini, MuhaMMed aleyhisselâtu vesselâm'a bağlamazlar, mâsivâya bağlayıverirler. Dışarıdaki şeylere, sebeplere, olaylara.. “O beni dövdü, bu bana şunu yaptı vs.” gibi böylece dışarıya sallar içerdekini tamamen.. şey yapar hakka tecavüz eder, HAKk’ın Hükmü’ne murîb.. Reyb/şek, şüphe içindedirler.. şüphe içindedirler sürekli, kendileri rahat değildir.. Hayrıma mâni olan, haddi aşan şüpheci bu kâfirlerin tümünü ilkâ’ edin, CeheNNeme.. Ne zaman ilka’ edelim?. İşte bundan bir trilyon sene sonra!.. yo yo öyle değil.. geçmiş gelecek yoktur.. “Yusyuvarlak Dünyâdan12 km. yukarı çıkınca, Bursa’nın üstüne çıkınca, gece gündüzün olmadığı” gibidir bu iş!. Yâni şimdi şu ÂN’da ALLAH celle celâlihu, geçmişten gelecekten münezzehtir sadece anlatım bakımından, insân aklına nasıl anlatacağız bunu diye vardır.. ama iki tarafı sıkıştırıverdiğin ÂNda sırat sırtının üzerine çıkıverirsin zâten!.

HizbuLLAH olanlar ise, onun için 360 derecelik dairenin tek kıblesini seçerler sağ ve solu dürer bükerler tek sırat sırtında raks etmeye başlarlar!. Yâni onu demek istiyorum onun için Araf Ehli.. ben zevklerde felân yazıyorum Hakan.. işte Araf, CeNNet, CeNNet dedikleri diye felân.. Yûnus Emre’mizin söyledikleri budur.:
“Sen onu kime vereceksen ver.. …. Bana seni gerek seni!.” dediğinde ne diyor.: “Ben Araf’tan geçer giderim CeMâLuLLAH’a.” diyor. Hiç bakmam diyor onlar buradaki hayatı CeNNette CeheNNem'de sürdüreceklermiş, buyursunlar.. Burdaki anlatım tarzıdır ama, şunu bilmek gerekir ki; ALLAH celle celâlihu.: “Mülk kimindir!?” diye sorduğunda ortada ne CeNNet ne CeheNNem vs. kalmamıştır neden?. “ayn”lar “uyn”a dönüşmüştür.. Bütün damlalar DENİZde cem’ olmuştur..
KüLLî ŞEy’i=>VÂHİDi’l- KAHHÂR ALLAH kâhretmiştir VÂHİDiyette..


يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim---"Yevme hum bârizûn (bârizûne) lâ yahfâ alALLAHi min hum şey’un, li meni'l- mulku’l- yevm (yevme), lillâhi’l- VÂHİDi’l- KAHHÂR.: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (ALLAH sorar:) "Bugün mülk kimindir? VÂHİD/Bir olan, KAHHÂR olan ALLAH'ındır." (Kâf 50/21)

Dünyadaki bütün denizlerin isimlerini insânlar koyduğu için.: “Kim var?.” diyorsun “BEN varım!.” diyor.. TEK DENİZ, TEKBİR DENİZ.. Bütün damlalar, var oldukları halde yok gibiler.. Cemân ALLAH’ın NÛRu haline dönüşüvermişler..
Hani İblis vardı.. efendim şu vardı bu vardı.. Onlar, kendi işlerinde kendi hallerinde kendi işlerindeydi.. onlar, kendi işlerinde hayatlarındaydı kendi mezârındakilere bir sorsak ya.: “Niye sürtüşmüyorsunuz, dürtüşmüyorsunuz.. oyunuzu kime vereceksiniz?.. felân feşmekan!.” desek ya.. Ne cevab alırız.: “Git işine derler!.” değil mi.. “Burası orası değil!.”
Onun için hayrdan men’ edip şerri yapmaya itenler dediğim gibi haddi aşanlar, şüphe içinde olanlar.. çünkü onlar hayrı men’ ediyorlar şerri işlemeyi emrediyorlar!.


الَّذِي جَعَلَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ
Resim---“Ellezî ceale meallâhi ilâhen âhara fe elkıyâhu fîl azâbiş şedîdi.: “O, Allah ile beraber başka ilâh edindi. Öyleyse ikiniz onu şiddetli azâbın içine atın!” (Kâf 50/26)

Ellezî.. O ki.. bu kişi var ya o, ALLAH ile beraber başka ilâh edindi...
Küfür Ehli tek MiLLettir..


وَالَّذينَ كَفَرُواْ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ إِلاَّ تَفْعَلُوهُ تَكُن فِتْنَةٌ فِي الأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ
Resim---“Vellezîne keferû ba'duhum evliyâu ba'dın, illâ tef'alûhu tekun fitnetun fîl ardı ve fesâdun kebîr (kebîrun).: Kâfir olan kimseler birbirinin dostlarıdır. Onu yapmazsanız (birbirinizle dost olmazsanız) yeryüzünde fitne ve büyük fesad olur.” (Enfâl 8/73)

Küfür Ehli tek MİLLettir.. =>Hizbuşşeytân..
Kur'ÂN-ı Kerîm’de;


وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ
Resim---“Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).: Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.” (Bakara 2/120)

ALLAHu Zü’L- CeLÂL, Hristiyan ve Yahudiler iki ayrı dine mensup oldukları olduğu halde “MiLLet” kelimesini tekil olarak zikretmiştir..

İslim Dinince; Küfrü seçenlerde; Ana-Baba ve evlâd bağları kopar, Akrabalık Hukuku ortadan kalkar;

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "İki ayrı MiLLet’e mensub kimseler arasında mirasçılık olmaz!" buyurmuştur.
(İbnu Abbas radıyallahu anhu’dan; Ebû Dâvud, Ferâiz 10; Tirmizî, Ferâiz 16; İbn Mâce, Ferâiz 6; Ahmed bin Hanbel, II/187)

Tevhid Ehli tek MiLLettir.. HizbuLLAHtır..
Ellezî ceale meallâhi ilâhen âhara.. Şu adama bak, son nefesinde, âhirinde ALLAH ile beraber başka ilâhlar getirdi ortaya.. yâni diğer başka inancının temelinde bu var.. çünkü yâni ALLAH'tan korkmak, ALLAH'ı sevmek kelimelerini ben anlayamıyorum. Çünkü ALLAH bir şey değil ki korkasın, sevesin!. Buradaki başka şey.. Yâni, ceryÂNın kablosu ceryÂNda korkuyor mu, ceryÂNı seviyor mu?!. Laf bunlar ya da ampülün ışığı, ampülü seviyor mu?!.
Ben anlatım bakımından Meriç’e anlatırken bunları anlatmak önemli. Çünkü çocuğun bu noktaya gelmesi lâzım. Ama Babası Ahmet Çakırla konuşurken, Meriç değil ya!.
Yâni bir insân bilmez mi neleri ilâh edindiğini, ALLAH yerine koyduğunu!. Bilir tâbi, inancında problem olmayanlar bilir. Olanlar da asla bilemez, başka ilâhlar bulurlar. O’nun; hevâsı, hevesi, inadı, kibiri, alışkanlıkları ilâhıdır zâten!. Namaz kılarken de yapar onu, oruç tutarken de yapar!. Güyâ onu ALLAH için yaptığını söyler!. çünkü ilâhı!. Kendini bunlardan çok az insân belki habersizdir, çok az çoğunu bilir. Hatta üstüne gitsen der ki.: “Huyum böyle benim!.” der.. Şeytânlık senin huyun ise, bu iblislik elbisesini soyunmayacak mısın!.
ALLAH dediğin doğru amma, yALLAH dediğin de doğru!.

fe elkıyâhu fîl azâbiş şedidi.. Mâdem ki, böyleyse derhal-hemen-“fe”, ilka’ edin, bunu atın diye tercüme edelim biz de ne yapalım..
Ama, “ilka’ edin CeheNNemîn içine, iğne vurur gibi yerleştirin, yâni böyle çıkamayacak halde” demek istiyorum.. vüCÛDa vurulan bir iğnenin-ilacın tekrar geri nasıl çıkaracaksın!. Bir ÂNda sarar vüCÛDu. Aynı onun gibi olur demek istiyorum.. Şiddetli bir azâba sokun..
“Azâb, bilelik bağlantısının sâhibini aynen kendinde bilen” demektir. “KÜLLî ŞEYyin sâhibi ALLAHtır.” Derken.. “Ee ben de az değilim haa!.” dediği ÂNda nedir?. Hevâsını ilâh edinmiştir, Nemrud olmuştur İbrâhim aleyhisselâmın karşısında!. Onun için dikkat etmemiz gerekiyor çok çok çok çok çok!. “Şunu yaptım bunu yapmadım, şöyle yaptım!. Bir dakika arkadaşım bir dakika, yol yanlış bir dakika!."
Hakan diyor ki.: “Ben 100 kilo metre gidiyorum dayı!.”
“Oğlum nere gidiyorsun, bir dakika dur!.”
“Giderken şöyle yaptım böyle yaptım Dayı.. Hatimler indim Dayı!.” “İyi oğlum da, kıblen yanlış, bir dakika dur, önce bu işin temelinden anasından bir gir de yola çıkk!.”
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim


قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا أَطْغَيْتُهُ وَلَكِن كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ
Resim---“Kâle karînuhu RABBenâ mâ etgaytuhu ve lâkin kâne fî dalâlin baîdin.: Onun yakını.: “RABBimiz onu ben azdırmadım, fakat o uzak bir dalâlet içindeydi.” der.” (Kâf 50/27)

Kâle karînuhu.. onun karındaşı vardı ya, can hayat yoldaşı vardı ya, nefsinin hevâ-hevesi şeytânlığı vardı ya işte o Şeytân ne diyor?. onun karındaşı.. karındaş gibi yâni kardeş gibi, böyle kardeşleşmişler karındaş denilir .. onun karini en yakınında onunla birleşmişler öyle “hannâs” olmuşlar ki, yâni Şeytânı görsen.: “bu Şeytân” desen, adamın kendini de görsen “o da aynısı, bu Şeytân karındaşlaşmışlar” gibi..
RABBenâ mâ etgaytuhu ve lâkin kâne fî dalâlin baîdin..
“RABBimiz onu ben azdırmadım, fakat o uzak bir dalâlet içindeydi.” der ne diyor RABBenâ ey RABBımız, onu ben ğayyetmedim azdırmadım, onu ben tağut yapmadım.. yâni kendisi tağutluk yaptı, azgınlığı kendisi seçti. Fakat bu adam bir ömür yaşadı koyu bir dalâlet sapıklık içinden ki, çıkılması mümkün olmayan baiyd-boyutlu.. yâni okyanusun içine düşmüş gibi dalâletin içine düşmeyi tercih etti ve onun içinde çırpınıp durdu..
lâkin kâne fî dalâlin baîdin.. çok çok haktan ve hayrdan uzak bir boyutta yaşadı, dalâlet boyutunda yaşadı ona laf kar etmezdi, nasihat kar etmezdi, âyet kar etmezdi, hiçbir şey kar etmezdi çünkü o hevâ ve hevesinin kulu kölesiydi yâni Firavun ve Nemrud bile derdi ki.: “git işine kardeşim senden bir şey olmaz!.” diyecek kadar laf kar etmezdi ALLAH korusun!.
Evet benim işim bunlarla imtihan hayatında rolüm gereği, bunların imtihanında negatifi oynadım. ama ben de illâ zorlamadım, ya da benim böyle bir yetkim etkim yok, her şey ortada.. hayat görüyordu eşyâ, olay, zaman ve zan içinde yaşıyordu.. aklı her şeye eriyordu, kuzu gibi eriyordu, biliyordu siyaseti ticareti cartı curtu, her şeylerde bir taneydi. Fakat hakkı ve hayrı duymaya gelince, Kur’ÂN-ı Kerîm’i duyup uymaya gelince “bıdıbıdı bıdı bıdı” alevere dalevereye geçti, yanlışa geçti.. kim konuşuyordu?. Şeytân konuşuyordu.: “bunları ben kandırmadım bunlar kendileri teşneydi zâten, hazırdı bu yolu tercih ettiler, beni tercih ettiler, Hizbu’ş-Şeytânı tercih ettiler.. açıkca diyor yâni ben bunların elleri kolları değilim." diyor..
ALLAHu zü’L- CeLÂL ne buyuruyor..


قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِالْوَعِيدِ
Resim---“Kâle lâ tahtesımû ledeyye ve kad kaddemtu ileykum bi’l- vaîdi.: (ALLAHu TeÂLÂ): “Huzurumda kavga etmeyin. Size daha önce vaadimi (cezamı-veîd ) bildirmiştim.” der.” (Kâf 50/28)

Kâle lâ tahtesımû.. ALLAHu TeÂLÂ.: “Kesin hasımlaşmayı çekişmeyin kavga etmeyin hasımlaşmayın ledeyye-katımda sizin âlemîniz bitti.. burada kimse ne Şeytânlık yapabilir ne de meleklik yapabilir, ne namaz kılabilir ne bir şey yapabilir. kesinlikle o iş bitti..
kad kaddemtu ileykum bi’l- vaîdi.. Andolsun ki bunu önceden takdim etmiştim, size RABBu’l- ÂLemînin SÖZÜ/Kur'ÂN-ı Kerîmiyle, Rahmetenli’l- âlemîn’in SESİyle.. Bugün ise, KuL ihvâni’n nefesiyle ne demişti.. Kaf Sûresinin âyetlerini takır takır şakır şakır okumuştum, takdim etmiştim bildirmiştim .. size suça karşı nasıl bir cezâ uygulayacağımı, CeheNNemîn ne olduğunu size ben bildirmiştim, takdim etmiştim, sizde bunları okumuştunuz, anlayacak kadar aklınız vardı.. aklınız yoksa zâten imtihan edilmeyeceksiniz merak etmeyin yâni..
ALLAHu zü’L- CeLÂL devam ediyor..


مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَا أَنَا بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ
Resim---“Mâ yubeddelul kavlu ledeyye ve mâ ene bi zallâmin lil abîd(abîdi).: “Katımda söz değiştirilmez. Ve Ben, kullarıma zulmedici değilim.” (Kâf 50/29)

Mâ yubeddelul kavlu ledeyye.. benim katımda söz tebdil olmaz, değiştirilemez.. yâni hâşâ burada söz değişmez, ne ise odur neden?. buna dikkat etmek lâzım demin dediğim şey, efendim işte şu bu insân için vardır, geçmiş-gelecek vardır.. ALLAH celle celâlihu için hâşâ ALLAH münezzehtir. Dolayısıyla tebdil edilecek şey yoktur ortada. adam hep uyanık.. uyanıp tekrar uyananlar onu düşünecek geceyi gündüzü.. adam Dünyâdan 12 km. yukardaysa, hep güneş varsa.. “gece ne oldu?.” demenin bir mantığı yoktur.. onun için CeNNet CeheNNem demenin bir mânâsı yoktur, korkusuz hüzünsüz sahaya geçmiştir..
Mâ yubeddelul kavlu ledeyye.. Kesinlikle benim katımda sözün değişmesi, tebdil edilmesi söz konusu değildir..
Mâ yubeddelul kavlu ledeyye.. Ekber ALLAH celle celâlihu’yum kullarıma çok zülmeci de değilim.. “ALLAH’ın katında söz değiştirilmez” buyuruyor.. ALLAHu zü’L- CeLÂL benim sözüm değiştirilmez ve ALLAH kullarına da asla zülmedici de değildir..
Hâşâ olur mu öyle şey kendi yaratıp kendi zulmetsin böyle şey düşünülemez.. kavl neydi? kavlin esası nereye gidiyordu?. “e lestü bi RABBikum?.”a gidiyordu değil mi.. o sözümüzü biz burada ispat etmeye çalışıyorduk.. “kâlû=>belâ”.. bilâkis evet, doğru söylüyorsun RABBımız, sen bizim RABBımızsın..
Geldik buraya.. RABBımız’ı unutup, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizi unutup.: “RABBım olarak nefsimin hevesini görüyorum, ilâhı olarak da nefsimin hevâsını görüyorum!”…

Biliyorsunuz Kur'ÂN-ı Kerîmde ALLAH celle celâlihu.: “ALLAH’a ve RESÛLüne; İman edin, Tâbi olun, İtaat edin!.” deyince ne diyor profösör olan kişi.: “Sen Peygamber'i ortak mı yaptın ALLAH’a” diyor.. ALLAH’ın âyetlerinden haberi yok profesör ama ve hem de ilâhiyat profesörü..
Bunlar ne iş ALLAH aşkına.. benim onlarla bir işim yok, alış verişim yok, ister CeNNete gitsin ister CeheNNeme gitsinler, benim onlara bir görevim de yok, bizim işimiz başka..
Amma bunu anlatırken kayda geçiyoruz ki, ALLAH celle celâlihu radiyeten merdiyeten kılsın Hakan’ın parmakları çok çalışkandır. Hele Bitlis’e gidip bitlenince daha da çalışkan oldu yazıyor, çiziyor biz de onları nakışlıyoruz âyetlerle hadislerle. Hakan’ın oğlu vardır Hüseyin Latif.. Hüseyin Latif’den doğacak çocuklara bırakmayı düşünüyoruz. Hakanın babası Mahmud Hocam Bursa’da benim yanımda benim gibi o da.. Biz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yolunu; dilimizle, halimizle, sözümüzle, özümüzle bir arabanın tekeri gibi buradan oraya kadar temizlemeye, açığa çıkarmaya uğraşıyoruz deniz feneri gibi..
Bizim için değil, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem için. Sadakat budur. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şehâdet şerefini ortaklaşmak değildir, şefaat şifâsını peşkeş çekmek de değildir. Bütün denizleri bahşetse dahi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Rahmetenli’l- âlemîn onun malını ALLAH’ın izni ve inâyetiyle İnşâe ALLAH, O’nun Yolunda harcarız da bir tek damlasına hâinlik yapmayız. Zâten bizim köyde döven srülürdü. Mahmud Hocam bilir düven öküzünün ağzı bağlanmaz, kıçı da bağlanmaz yer ve yapar. Harman dönüyorsun çalışırlar ama o da doğru değildi hayvanın ağzını bağlamak kıçına bir torba geçirmek yâni bence bırak gitsin yâni istediği kadar yesin istediği kadar yapsın!.
Şunu demek istiyorum.: “Arkadaş sen bu kervanda Şah mısın, Padişah mısın?. Kimsin, nesin, Kıtmir misin, kırat mısın Kul İhvÂNi sen!. Şöyle bir ortaya çıksan bakiyim bir.. haa bir görelim bakıyım boyunun ölçüsünü!.” der misin?. Derim tâbi, derim tâbi!. Merak etme top direkten döndü ben onları yaşadım ve bunların tümünü yellenmenin teyyare olduğunu Ahmet fiilen yaşayarak gördü Almanya'da.. Beş gün sonra ameliyattan 5 gün sonra bademcik patlaması oldu bademcikten ameliyat olmuştu sonra vüCÛDun başka yerinden deri alınarak oraya yamadılar felân da paçayı kurtardı.. Diyor ki.: “Dayı şimdi anladım iş!.” diyor. Şimdiyse MuhaMMedi Tasavvufu okuyor şu ÂN’da sıfırdan başladı. Bu da çok önemlidir. Bir sürü kitab götürdü, buradan gönderdik, oradan aldık şunu yaptık bunu çattık ondan sonra MuhaMMedi Tasavufu görünce ne diyor .: “İlim-İrade-idrak ve iştirak” diyordun değil mi.. evet diyordum.. sana sormuştum.. evet sormuştun.. “iştirakte ne diyordun dayı?.”
Demiştin ki “yaşanmayan yalan” demiştin.. evet dedim, yaşayanlar bilir. Ötekiler hikayeyi dinler masalı dinler, yâni bir masal gibi gelir ona, hikaye gibi gelir. İnanamaz çünkü yaşamadığı için yalan gelir.. Yaşamak başka şeydir.. O zaman anlar ki, “HAKk’ın sözü tebdil edilemez ALLAH’ın katında.” ALLAH’ın katı, âhirette mi var burada?!. Yok mu yâni ne demek bu “ledeyye” ne demek “kat” diye tercüme edilen “ALLAH’ın yanında, katında” diye tercüme edilen “zâhir ve bâtın yaşayış dâimiyet lütfununa, ledeyye” denir kardeşim. Sen zâhirinle bâtınınla şununla bununla şu ÂN’da bir lütuf kullanmaktasın o ise, ALLAHu zü’L- CeLÂLin.. Zâhirin, ALLAH’ın NÛRU’ndan ibârettir.. ALLAHunuru’s-semâvâtı ve’l ard.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in NÛRU.. Ve bu tarafa geldikçe eşyâlaşmaktadır. Sen mânâ ve akıl olarak da senin aklını kullanmadıkça zâten kendi bildiğini okur. Ama ampüle ceryÂN geldiğinde ne olduğunu her kes görür. On beş âyetimiz kaldı İnşâe ALLAH onu da gelecek hafta bitiririz diye düşünüyorum..
Bakın ne ilginç şey;


يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ
Resim---“Yevme nekûlu li cehenneme helimtele’ti ve tekûlu hel min mezîdin.: O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. Ve o: “Daha fazlası var mı?” der.” (Kâf 50/30)

Yevme nekûlu li cehenneme.. CeheNNem için olan şey şu ki, hüküm “sen doldun mu?” böyle âyetler var ya. “Şeytân’a diyor ki “seni ve sana inananları melei” yi kullanıyor oraya dolduracağım” diyordu ya öyle âyetler var pek çok âyetler vardır.. Haaa doldu mu diye sorar deriz doldu mu deriz.. o da der ki.: “daha ziyâdesi var mı, daha fazlası var mı?” diye bize sorar, kim?. CeheNNem!.. Burada ALLAHu zü’L- CeLÂL benim anlayabildiğim kadarıyla; insân aklının Şeytânlığının, CeheNNemliğinin, Hizbu’ş-Şeytânlığının ne kadar sınırsız olduğunu buyuruyor.. Hakikaten öyledir yâni her şeyi yapacakmış gibi görmesi, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşaması felân feşmekan aklın kendi CeheNNemliği, kendi CeNNetliği!. BİZ BİR-İZ-liği, Lâ İLÂHe İLLâ ALLAH BİZ BİR-İZliği olmadığı sürece, “Lâ İLÂHeİNKÂR-da kaldı mı =>HizbuŞeytân.. Lâ İLÂHe =>İLLâ ALLAH’a-İKRÂRa geçti mi de HizbuLLAH..


وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
Resim---“Ve uzlifeti’l- cennetu li’l- muttekîne gayre baîdin.: Ve cennet, takvâ sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.” (Kâf 50/31)

Ve uzlifeti’l- cennetu li’l- muttekîne gayre baîdin.. Ve CeNNeti zülfâ etti.. “zülüf” diyorlar ya yanağa yapıştığı için.. li'l- muttekiyne ğayra artık CeNNet işi CeNNet.. şimdi nereye geçti HizbuLLAH’a geçti.. Şer Ehli bitti, Hizbu’ş-Şeytân bitti HizbuLLAH’a geçti.. Şer Ehli bitti, Hakk Ehline geçti bunu anlatıyor.. CeNNet nasıl muttakilere, takvâ sâhiblerine, kavi olanlara, imanında inancında yılmayanlara, sâdık olanlara, samîmi olanlara.. onlar için meğer uzak değilmiş “baîd” miş meğer, canda CeNNetmiş meğer..
Onun için KuL İhvâni şaşkın, şiirlerinde böyle uydur kaydır bir şeyler söyler biliyorsunuz. Kendimi küçültecek değilim hâşâ!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in o güzelliklerinden şeref duyarım. Yâni biz satıcı değiliz ki alıcı değiliz ki Bazar Oyunu oynayalım.. Biz nakilciyiz. yâni biz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Kur’ÂN-ı Kerîminin mânâsını, özünü, sözünü, közünü buraya taşıyan bir yarım kalmış bir şiir.. Neden yarım kalmış bilmiyorum ama yarım kalmış.. ama ben önüme çıktığı için size okuyacağım ve de bitireceğim “LeyLâ” benim için çok önemlidir biliyorsunuz benim için.. İlliyîn’den Esfelin’e indirilen her insân bir “Mecnun”dur bu ÇÖLde.. İlliyîndeki “Mutlak SEVGİLİSİ”ni aramaktadır.. O da, LeyLâ’dır burada örnekleri olabilir.. ALLAHu zü’L- CeLÂL hep örnekleriyle anlatıyor.. Hatta “Onları da ALLAH gibi sevmeyin!.” diye de uyarıyor..

Âşık Görür Gözü=>Leylâ,
Âşıkın Aşk Sözü=->Leylâ,
MecNûN>KâiNât YANkısı,
AŞKkın ASLı=>Özü Leylâ!.


Mecnun güneşin ışığı gibidir yâni.. Ama işin aslı ÖZü nedir?. LeyLâ LeyLâ çeker yâni!. Ben, LeyLâ’yı Her Yerde, Her Zaman, Her Halde, Her Nefeste SEVerim!. Güzel insânları da SEVerim!. Herşeyin güzelini SEVerim Türkçesi..


وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَى صِرَاطِ الْحَمِيدِ
Resim---“Ve hudû ile’t- tayyibî mine’l- kavli ve hudû ilâ sırâtı’l- HAMÎD (hamîdi).: Hem sözün GÜZELini işitecek duruma ulaştırılmışlar, hem de övülmeye lâyık (olan ALLAH'ın) yoluna eriştirilmişlerdir.” (Hacc 22/24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hayrı, iyiLiği, güzeL yüzLü olanların yanında arayın!” buyurmuştur.
(Taberanî, Beyhakî)

ELeste Öğrendim=>KâLû BeLâyı,
İlliyîn Esfelîn===>AŞKk Es SeLâyı,
HaSBunALLAH Çekip Binbir BeLâyı,
Savmasam Bir TürLü Savsan Bir TürLü!.

Dost Dost Dost celle celâlihu!.

Hacı Mahmud, şiirleri böyle yazdım biliyorsunuz. Ben oturup da böyle gır gır gır yapmam.. Bir şarkı birisi dürter, yağmur göz yaşı gibi dökülür.. Yazıp da tesbit edersem ederim.. deminden yazıyordum ilaç kutusunun üzerine yazmışım, bunu çözmeye bir sürü uğraştım!. Çünkü onu bir daha bulamam, yâni başkası gelir..

Aşkın Sonucudur ===>Aşkın Sebebi,
Cevr-i CihÂN ===>Çarkı Çile Edebi,
Şu SEVdâ Denilen =>Demir Lemlebi,
Gevmesem Bir Türlü Gevsem Bir Türlü!.

Dost Dost Dost celle celâlihu!.

ALLAH celle celâlihu.. ağzımda bir Demir Leblebi..
bu SEVdâ =>Sırr-ı SıFıR SEVdâsı.. ben bu Demir Leblebi SEVdâsını,
=>gevmesem bir türlü gevsem bir türlü yâ RABBî celle celâlihu!.

==>Bir Tarafa Atıp==>Neşeyi-Gamı,
Aklım Mecnun Etse Tümünde=>Tamı,
Kâr-Belâ ÇöLünde==>ZüLf-ü LeyLâmı,
SEVmesem Bir Türlü SEVsem Bir Türlü!.

Dost Dost Dost celle celâlihu!.

Biz, uydur kaydırları sevmiyoruz biliyorsunuz. yâni süt dökmüş kedi gibi değiliz çok şükür. hani vardır ya çok akıllı insânlar vardır, ben öyle değilim. ben deli zilli takımındanım.
Rahmetli Babam son kırk gününü Antalya’da geçirmişti benimle.. öyle demişti cama yüzünü dayadı bana.: “Bir türkü çağır âşık!.” dedi. “Şiir oku!.” diyor yâni.. okudum şiirlerden.. Birinde Yakubla Yûsuf aleyhumusselâm geçiyordu şiirde onu unutmamışım.. ama hangi defterde bilmiyorum.. “Sesli oku türkü çağırır gibi Karaaslan’da..” dedi bizim o taraf Hasan Dağına doğru bir mevki adı Karaaslan.. orada bir türkü çağırır gibi söyle dedi.. ben de aldım sazı bıraktım sesimi BİZim Dağlara!..
Sakallıydı Babam, bir ara baktım ki, Babamın gözünün yaşı cama değmiş, camdan aşağıya göz yaşı siğmiş.. yâni yüzünü geçmiş cam tarafındaki gözyaşı cama geçmiş yüzünü geçmiş aşağıya kayıp inmiş.. sanıyorum beş altı tane okudum. Sonra eliyle yeter diye işaret etti ve kalktı.: “Aşk olsun Âşık!. Eğer delilik parayla olsaymış bir tır dolusu alırmışsın!.” dedi gözlerini silerken. Gidişini ikinci gününde bir trafik kazasında HAKk TeÂLÂ’nın RAHMetine kavuştu!.
İşte biz böyle ZıRZıR DELİLerdeniz!.

=>AVım =>AVcı OLdu=>ELinde Oktur,
KekLik Tarlasında==>>YokLuğu Çoktur,
KüLLî ŞEYy’de YÂR’im MisâLin Yoktur,
ÖVmesem Bir TürLü!. ÖVsem Bir TürLü!.

Dost Dost Dost celle celâlihu!.

Ne ideyim ben seni!. yâni ne diyeyim, ne edem!. yâni böyle böle büyük desem, neye göre büyük?. Keşiş Dağı’ndan mı büyük!. Küçük desem neye göre küçük diyorum anlatmak çok zor!.

DAMLAda Kaybettim AŞKk DENİZimi,
=>İHVÂNi SefîLim===>AŞKk’ta İZimi ,
=>GURBEt ELLERİnde==->İKİ DİZimi,
DÖVmesem Bir TürLü Dövsem Bir TürLü!.

Dost Dost Dost celle celâlihu!.

Bizi dâim Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in İZİ’nde etsin, BİZİ’nde etsin, ve GÖNÜL DENİZİ'nde damla etsin İnşâe ALLAH!.
Size de RABBu’l- ÂLemîn, bize de..
“Bizim RABBul âlemimize, BİZ BİR-İZimizin RABBu’l- ÂLemîne” demek istiyorum!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem SESİyle ve NEFESİyle, Dinimizde Dünyâmızda ve Âhiretimiz’de Yâr ve Yardımcımız olması için DUÂ ederim, color=#FF0000]D
UÂ ediyorum..
Hepimiz eşitiz hepimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in arkasında namaza durmuş ve aynı RESÛLî SEVİYEsinde namaz kılanlarız.. Büyüğümüz, küçüğümüz, kadınımız, erkeğimiz, çoluğumuz, çocuğumuz yok!. “ALLAHu EKBER!.” çekmişiz.. SUSar ve DUYarız.. bizim işimiz bitik.. “es selâmu aleykum!.” deyinceye kadar.. Sûr’a üfürülünceye kadar çıkamayız bu namazdan, SALLu-SELLü Seferden çıkamayız/çıkamayız Hakan’ım!.
ALLAH celle celâlihu, çıkarmasın bizi, çıkarıp da maskara etmesin âleme yâni!. Gerisi kolay ve rahat!.
Bismillâhirrahmânirrahîm..
Sormak istediğiniz bir şey varsa sorabilirsiniz..

Subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etubu ileyk..
Subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etubu ileyk..
Subhâneke ALLAHümme vebihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etubu ileyk..


Bu İstigfâr bir elek gibidir yaramaz şeyleri günahta dahil elenir, üste kalan HAKk TeÂLÂ’ya arz edilir.. Alta kalan da afvedilir. Bu da ŞÂHıdır İstiğfârın.. Rahmetli SiirtLi Hocam kaddesallahu sırrahu buyurtmuştu Hadis-i Şerifini..

Rahmetli SiirtLi Hocam kaddesallahu sırrahu beni ben de onu çookkk severdim-severdi..
Birgün sohbetinde SiirtLi Hocam.: “1948 den beri tarikatçılık yaparım!.” dedi.
Ben bu tarikatçılığa karşı olduğumu Hocam’a da söylemiştim ve bana verdiği yetkiyi kendi kanımı taşıyanlara vermek üzere almıştım.. Sonradan işi karıştırmışım meğer.. sonra üzüldüm tâbi zaman içinde.. ondan sonra dedim ki.: “Olsun onların çoğu zâten, onun kadir ve kıymetini bilmeyecek ki!.”
Oysa hapsi Hadis-i Şeriftir.. Çokları ne anlarlar ki MuhaMMedi Tarikattan..
Onların çoğu “belhum e dallun” sığır sürüsü gibidirler.. Onlar bir put ararlar tapınacak!.
Demin diyorduk ya.: ALLAH’ın yanında ilâhlar ararlar”..
Yoksa, şahdamarından da yakın olan RABBu’l- ÂLemîn nasıl olur da, nasıl olur da,
bu AMPUL=>KEBANın VARLığından yokluğundan bahseder yahu!.
ALLAH aşkına yahu hiç olur mu öyle şey?!.
MuhaMMedî MeLÂMette olmaz, olmaz çünkü bu bir özellik ve güzelliktir kontrol altındadır!.
Sen KelâmULLAHsız-RESÛLuLULLAHsız ses çıkarma yeter ki!.

BİRLik =>ALLAH celle celâlihu’nundur!.
BİZlik=>RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellemindir..
BİZ BİR-İZLik=>BİZimdir.. EL =>ELe =>EL =>YEDuLLAH’adır..

yâni BİZ =>NAHNULuktur.. ALLAHu zü’L- CeLÂL=>ENÂALLAH buyururken,
NAHNU=>BİZ” buyurması.. KÛN.. feyeKÛN.. ALLAH celle celâlihu..
ALLAH’ın NÛRu.. ALLAH celle celâlihu NÛRundan ibârettir KÜLLî ŞEYy!.
Ben bilemem ama.. Firavun olma!. Musâ aleyhisselâm’a DUY-Uy!.
Ebu Cehil olma Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e DUY-Uy!.
SünnetuLLAH süregelmiştir..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Merhameti’nden dolayı ALLAHu zü’L- CeLÂL'in Rahmetinden dolayı gerçekten isterim DUÂeder isterim ki, Hakkı ve Hayrı tercih edelim!.

ALLAHümme salli ve sellim ve bârik ala seydinâ MuhaMMedin abdike ve nebîyyike ve rasûlike ve nebîyyi’l- ümmîyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve EHL-i BEYtihi ve ÜMMetihi..
Elhamdulillâhi RABBu’l- ÂLemîn!.
Çok şükür yâ RABBu’l- ÂLemîn es selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Kur’ÂN-ı Kerîmde ALLAHu zü’L- CeLÂL'in öyle âyetleri var ki, insânlar hiç duymamışçasına sanki yokmuş gibi kimse ilgilenmiyor neden hafızım diyenler dahi şeyin mânâsını bilmiyor.. İhlâs Sûresinin mânâsını bilmiyor doğru dürüst.. yâni kendine göre biliyor ve dolayısıyla bu öyle bir keşmekeşe soktu ki insânlığı şu ÂN’da Kur’ÂN-ı Kerîm ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, Kelâmullah ve Rasûlullah Dini midir, yoksa herkesin kendi aklınca uydurdukları.. Bilinçli yapanlarda var bunu.. Bilinçli-bilinçsiz de..

Meselâ biz 2 aydır Hacı Mahmudla Bursada beraberiz.. Biz, beraber büyüdük, kültürümüz bir beraber.. Yıllarımız birlikte geçti.. ben imam olamadığım için o imam oldu. on tane Namaz Sûresinde öyle problemler çıktı ki şaşa kaldım.. çünkü o, neyi ezberlediğini bilmiyor onu tenkid etmek için söylemiyorum. çok samîmi bir insân akşama kadar Kur’ÂN-ı Kerîm okuyan bir insân, sürekli hatim inen bir insân..
Fakat bana göre ise, keşke hatim inmeye ara verse de.. ben dedim.: “bırak hatim inmeyi de şu hadislerle İslâm dinini oku.” ikinci cilte geldi bayağı da okudu..

Şunu demek istiyorum rahmetli Rasim Abi anlatmıştı.. Rasim Abi, İzzet Efendi Kadirî Tarikatından, Ahmedi Lütfi Efendi Tarikatından idi başta yıllarca, yâni uzun yıllar.. Teee Siirtli Hocama gelinceye kadar öyle geldi.. eskiden beri öyle, Hoca Amcamda, Ahmedi Lütfi Hazretlerinden di.. Ama Ahmedi Lütfi Hazretlerinden sonra başka şeylere girdi gittikçe girdi gittikçe girdi.. Birçok tarikatlar gibi sıfıra çıktı yâni bana göre.. Meselâ Kalaycı Yahya Baba oraya bağlıydı, bir çokları eski insânlar oraya bağlıydı..
Rasim Abi anlatıyor, hayır sever bir insândı son zamanlarında özellikle.. Rasim Abi hayrını gizli yapan inşandı. Ama bana zaman zaman söylerdi.: “Şöyle yapıyorum uygun mu?.” felân diye.. “daha uygun neler yapsam?.” gibi şeyler söylerdi sorardı yâni.. ben de ona.: “Kimsesiz miskin garib galender insânlara yardım etmesini sokak dilencilerine derdini anlatan ya da anlatamayanlara yardım etmesini” söylerdim.. O da, kömür alacaksa on ton alır, ihtiyacı olan herkesin evine birer ton yıkar.. odun alır, yiyecek alır ama kimseye de söylemezdi.. yâni çoluk çocuğu da bilmezdi demek istiyorum.. benim bildiğim kadarıyla bilmezdi..
Diyor ki.: “Bizim eski dervişlerden birisi kendilerinin olduğu câmiye geliyordu gelmez oldu.” Diyor. “yav niye bu hasta mı?.” “bilmiyoruz!." Dediler.” Diyor. “Gideyim bir yoklayım ona da odun kömür vereyim başka neler vereyim diye düşündüm diyor vardım evlerine.. tek oda köyden gelmiş zamanında nasıl geldiyse bir tek oda.. giriş küçük bir oda var.. onun köşesinde diyor köy ocağı yapmışlar bir şeyler yapmışlar ateş köz yok.. ama bir yorgana sarılmış böyle oturuyor adam.: “Gel Hocamın oğlu gel!.” konuşmuşlar.. dedim ki diyor.: “Namazları kılabiliyor musun?.” “Valla namazları kılamıyorum amma, Şıhım'ın verdiği 2 rekat Ders Namaz için kalkıp kılıyorum!.” demiş.. O’na Şeyhi demiş ki.: “2 rekat Ders Namazı kılacaksın!.” demiş.. O, iki rekat Ders Namazını terk etmiyor ama, farz namazlerı hatta cumâyı tümünü terk ediyor.. çünkü öyle anlıyor.: “Şıhım'ın verdiği 2 rekat Ders Namazını kılıyorum ötekilerini kılamıyorum Rasim Hocam!.” demiş.
Şimdi Şıhım'ın verdiği 2 rekat namazı kılma devrindeyiz.. onu söylersen zülf-ü yâre de dokunabilirsin.. yâni insânlara.. sen şöyle böyle desen de bir hoş demesen de bir hoş..

Onun için de zâten MeLâMet bir YALNIZLık halidir TEKE TEKLik halidir bir lütuf bana lütf-ü keremdir yâni.. başkası ne yapar bilemem.. onun için de, bizim çok yapmak derdimiz yoktur az yapmak da derdimiz yoktur.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem gibi yapmak derdimiz vardır.. Çok önemlidir bu..
Şimdi biz Kaf Sûresini okuyacağız bitiriceğiz İnşâe ALLAH.. Oraya bakıyoruz ki, Münker Nekir Melekleri.. Birisi İmanı ve Bâtınî Hakkı ve Hayr İşleri yazıyor.. Birisi de Şerri yazıyor melekler..
Birisinin yanında Şeytân İşi olduğu için Şeytân var bu tarafta..
Öbürün yanında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem var..
İkisine de ALLAH karin diyor bak iki gruba da karin grubu diyor..
Nefis bu tarafa dönüyor bâtına kaydı mı ne olur bâtının emrini duyan Nefs-i Emmâre olur bir de yanında kim var kim olacak Şeytânı var, onu yazan kim Nekir Meleği.. Sağa dönerse ne var sağda kim olacak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem var.: “hakkı duy hayra uy!.” der yâni bunu kim yazar Nekir Meleği yazar, öbürünü Münker Meleği yazar.. Biri yanlışı yazar.. öbürü doğruyu yazar.. ikisi de “karin” demektir birisi sağdan “karin” diğeri soldan karin dolayısıyla biz hepimiz bir garib bir âlemde yaşamaktayız.. insân çok zordur insânın mezâra soksanız dahi başını çıkarır yine bir şeyler yapmaya çalışır bence..

Ancak bu MeLânetten =>MeLâmet ara kesitine atlayıp =>SeLâmete SeLâm verenler kurtulmuştur onlar korkusuz ve hüzünsüzlerdir.. Onlar ne CeNNet ne CeheNNem derler ikisinin arasındaki Araf’tan vurur geçerler Cemâlullaha.. Vâhidu’l- Kahhâr ALLAH demek istiyorum bunun başka yolu yoktur.. İnanç budur.. öyle midir böyle midir?. öyledir kardeşim değil mi diyorsun güle güle istediğini yap, tahta ata bindiğin zaman konuşuruz!.
Evet fazla dallanmadan budaklanmadan size bir şey okuyalım şöyle Yûnus Baba gibi bir Yûnuslama çekelim ..

Ahmet Can.: Hocam başlamadan bir şey söyleyebilir miyim?
Kulihvani.: Buyur can.
Ahmet can.: Bizim “kuran meâli org “sitemizde zaman zaman kesintiler oluyordu biliyorsunuz kesintiler oluyordu oradaki veriyi biz daha önce almıştık biliyorsunuz daha önce söylemiştiniz bayağı oldu veb sitesi hazırlayamamıştık bu kuran meâli org sitesi var ya hocam baze ulaşıyoruz bâzen ulaşamıyoruz arkadaşlarda burada iken bizim ana saygamızda hatim diye bir simge var formun hemen yanında şimdi ona tıklansanız hocam bir şey yaptık yâni ben nacizâne vebten anlammıyorum ama oraya taşımış oldum.. oradaki verilerle aynı kelimelerin anlamı felân aynı kuranmeâli org.tan aldım..
Kulihvani.: Çok güzel çok güzel oğlum Ahmetciğim eğer sana şey olmuyorsa harika tâbi ben bilemem ne kadar çabuk yapabilirsin kolay bir şey yapabilirsin ama güzel olmuş fark yok hiç biz onların hiçbirinde şeyimiz yok yâni bu adamın kini de koy diyanet var değil mi meâlini mi diyorsun evet çünkü ama bizim burada olmazsa bir şey olmaz Ali Bulaç genellikle kullandığımız şey..
Ahmet.: Meâlleri daha önce sizinle konuşmuştuk meâlleri siz seçmiştiniz onu koymayalım demiştiniz..

Kulihvani.: Evet insânlar okumasın diye koymayalım diyoruz benim işime ben kullanıyorum ama neden kullanıyorum çünkü arapçayı en iyi kullanan onlar maalesef.. şu bunların içinde en iyi arapçayı kullanan onların arapça dersini anlatan bir kadın var onun videoları vardı arapça videoları.. O adam için.: “Efendimizin sayesinde yaşıyoruz!.” bu günde diyordu açık seçik küfürdü. Amma, arapça çük güçlü ve doğru doğru yâni böyle yuvarlak bir kelimenin içerisine sıkıştırıvermiyor şeyi bizim anlamamız lâzım değil mi anlamamız lâzım..
Burada karin diyor karin kim derse desin bana birinci karin ikinci karin kim anlatması lâzım birinci karin Şeytân ve onun yazıcısı Nekir Meleği ikinci karin ise tam tersi ikisine de karin diyor âyet burada âyette belirli değil amma yapılan işlerden dolayı açıkça görüyorsun neden adam o tarafa döndü mü onun “karındaşı” olur karın, kardeş sözü nerden geliyor aslında karındaş.. karındaş, kardeşe çevrilivermiş.. kardeşin hiç anlamı yoktur boş bir kelimedir türkçede yörükçede hiçbir mânâsı yoktur.. kardeşin aslı nedir “karındaş”tır, “aynı karında yatanlar =>karîn olanlar” demektir karındaştır..Göbek Bağı...
Onun için bizde de güzel bir çalışma olmuş ALLAH razı olsun eğer şey yapabiliyorsak tâbi diyanete çare bulamıyoruz onların kadarıyla değil mi?.

Ahmet Can.: Hocam onu özellikle kopyalamasınlar diye tasarlamışlar amam şu olur tarama zahmetinden kurtulmuş oluruz ekranın görüntüsünden günü gelir de oradan bir şey yapabiliriz..
Kulihvani.: Şunu anlayacağınıza inanıyorum emîn olun ki ben bunu ALLAHu zü’L- CeLÂLe Kur’ÂN-ı Kerîme ve Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme olan derin saygından, sevgimden ve muhabbetimden dolayı söylüyorum emîn olun ki, bu gün zıvanadan öyle çıkmış ki hayretler içinde kalıyor insân, dehşetler içinde kalıyor insân!. Böyle bir din yok hâşâ!. Kur’ÂN-ı Kerîm böyle sadece melemek için gelmedi. Yâni makamla okunsun diye gelmedi!. Okunsun, anlaşılsın ve yaşansın diye geldi!.
Bu kadar mı toplum kendi kitabından uzaklaşır da.: “ALLAH!. ALLAH!.” der.
Halbuki dört tane âyet vardır.: “Dikkat edin o kandırıcı Şeytân sizi, ALLAH diye diye da kandırır!.” diye “Billah’il- garûr” âyetleri vardır bu nasıl görülemiyor, neden görülemiyor bu.:


يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---“Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumu’l- hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhi’l- garûr (garûru).: Ey insanlar! Muhakkak ki ALLAH'ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi ALLAH ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.” (Fâtır 35/5)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---“Yâ eyyuhe’n- nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumu’l- hayâtu’d- dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhi’l- garûr (garûru).: Ey insanlar, hiç şüphesiz ALLAH'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) (garur/tagutlar) da, sizi ALLAH ile (ALLAH'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fâtır 35/5)

Garûr.: Dünyada insana gurur veren herhangi bir şey. * Aldatıcı. * Allahı unutturan.Tagut..
Tagut.: İnsanları ALLAH celle celâlihu'ya karşı isyana sevkeden. İsyankâr. Her bâtıl mâbud. Şeytan. İslâmiyetten önce Kâbe'deki putlardan birinin ismi..

Aşağıya yukarı 1960 yılından beri diyelim ki aklımda kalan 60 ama 40 50 senedir belki de önceleri tam devam edip etmediğimizi bilmiyoruz ancak 40 senedir namaz kılıyoruz okuyoruz yâni ben Hacı Mahmud'a dedim ki.: “Şu on tane namaz Sûresinin meâlini bana bir söyler misiniz Fâtiha dahil.” Söyleyemedi dedim ki.: “Bu nasıl bir şey ki senin için benim için nasıl bir zorluk ki, günde kırk kere okuduğumuz halde bu kısa sûrelerin mânâsını bilmiyoruz, ama durmadan hatimler inmeye çalışıyoruz çok ibâdet etmek istiyoruz ama “subhâneke”nin mânâsını anlamadan okumak durumunda mıyız?. Böyle de oluyormuş oluyormuş!. Hangi şey böyle oluyor ki içmediğim suya “içtim!.” demek oluyor mu yâni!.

ALLAH celle celâlihu razı olsun Hakanımız, ALLAH onun on parmağına on marifet versin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden ki, on parmak geçmişteki sohbetler daha şeydi daha heycanlıydı onların içinde âyetler ve hadisler sadece zikredilir geçerdi. Çünkü hazır olmazdı benim aklımda kalırdı.. Şimdiyse onları tamamlıyarak yayınlıyoruz.. Şu ÂN’da Hakan yazıp bana gönderiyor ben de, onlar üzerinde çalışıp yerlerini bulup anlatmaya çalışıyorum.. Peki ne yapmak istiyorum?. Ben bir tefsir yazmak istemiyorum dünyâ kadar tefsir var, meâl var zâten okuyan yok!. Ben başka bir şeyin peşindeyim. Ben şunu diyorum yâni ya bu Kaf Sûresinde, Kudretullah Sûresinde, Kur’ÂN-ı Kerîm Sûresinde ALLAHu zü’L- CeLÂL bize neyi BİLdirmek istiyor.. Elbette masal anlatmıyor.. Kur’ÂN-ı Kerîm Emirlerine göre yaşayın hareket edin buyuruyor..

Bu nasıl bir iş ki, kimsenin umurunda da değil!. Herkes bunu öğrenmek zorunda da değil bir şey demek istemiyorum amma olanlarda değil yâni olanlarda değil ALLAH bize yardım etsin bizi affetsin bağışlasın!. Gerçekten hayret ediyorum bu dünyâ çabuk geçiyor biliyorsunuz hepimiz biliyoruz ki gerçekten rüzgar gibi geçiyor çeşitli zorluklar içinde yaşıyoruz.. Hakan bilir ki, kendi memleketimde dokuz sene çalıştım 9 tâyin yedim öyle alvere daleverelerle başbaşa kaldım.. Aksaraya bağlı belediye başkanlarının 16 sı da.: “hemşerimizi size yedirmeyiz!.” diye mühür bastı imza attı arkasından tâyinimi çıkaran sonra da sonu felâket olan bir milletvekîli vardı, ona benim arkadaşlarımın yanında telefon edip.: “Yav biz mecbur kaldık imza attık ama sen kâle alma!.” dediğine şâhid oldum..
Hakan da oralarda Eskil meskil oralarda çalıştı bu günde onun insânların ettiğinin çilesini çekiyor. Ancak bir şey vardır ki.. Gökçedere’den bizim evin olduğu yerden bahsediyorum.. Buradan Keşiş Dağı’na çıkacak iseniz yürümeniz gerekiyor, uçacak kuş değilseniz, sürünecek yılan değilseniz yürümeniz gerekiyor.. Bu yolda asla kiralık insân kullanılamaz, satlık insân kullanılamaz, sizin yerinize bir damla su içip idrar yapacak bir insân bulamasınız!.
Çünkü ALLAH her kulunu teke tek hesaba çekecektir, bütün her şey böyledir.. eğer bu çileler olmasaydı çiçek açmazdı, bu gübre olmasaydı gül açmazdı.. afvedersiniz bu bok olmasaydı bostan yetişmezdi, bu malânet olmasaydı bu MeLâmet gelmezdi.. Ve bu MeLâmet Çiçeklerinin açtığı SeLâMet olmazdı.. Bu bir üstünlük alçaklık değildir Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile seviyelenmedir..
Genelde halk, evet geçim derdindeler uğraşacaklar bir şey demiyorum. ama ne siyasetidir ne ticaretidir bu!.
İbrâhim aleyhiselâmın Milleti’nin Hanif Dinin İslâm Ümmetinin gereğidir bu.. Oyuncak değildir onu demek istiyorum.. Bunu da bilmemiz gerekir.. bugün onun içinde uzak durmaktan kasdım şudur, bizim işimiz değil zâten.. onlara ayak uyduramayız, yalan söyleyemeyiz, haram yiyemeyiz İnşâe ALLAH yemeyiz de yedirmeyiz de ALLAH da nâsib etmesin!. Onların içinde biz barınamayız onu demek istiyorum. Girmemize de zâten gerek yok!.
Onun içindir ki, biz MeLâmeti bir bilgi bilme yeri olarak görmüyoruz. Biz zâten BİZ BİR-İZ.. Bu gün içimizden sohbetteki kim Kur’ÂN-ı Kerîm okuduysa ortağız.. Ortaktan kasdım BİZ BİR-İZ yâni bir beden gibiyiz, dünyânın neresinde okursa okusun.. BİZ BİR-İZliği yakalayan âletler tüm Keban’da BİZ BİR-İZdir.. Çünkü onlar Kur’ÂN-ı Kerîm okuyamamışlardır işi gücü vardır, şöyledir böyledir ama, bir gönül bağı vardır, enter kollekte bağlıdır. Tevhid Trafolarından güç almaktadır elektriği, can-ciğer elektriği direktir. Böyle olduğu zaman BİZ BİR-İZ KeBaN’da/MERKEZde BİZ BİR-İZ yâni bende bunu anlatmak istiyorum..
Arkadaşım istersen git Kâbe’ye sırtını daya yüz bin hatimle namaz kıl, bir tanesi geçersizdir.. Ancak dön alnıyın çatını vur Kâbe’nin duvarına ki, ben çok vurmuşumdur.: “elif lâm mim!.” de namazın namaz çünkü kıblen doğru, özün ve sözün doğru!!.
Ahmaklıkla sırtını dayarsan istediğin kadar oku!.
Yâni ben, bunu söylemek istiyorum, hiçbir şey yapamazsan neden on tane namaz Sûresinin mânâsını bilmeyesin be adam!. Her şeyi biliyorsun bilmediğin bir şey yok!. Durmadan okuyorsun durmadan okuyorsun sonra da diyorsun ki.: “Ben sabahtan akşama kadar bıdı bıdı bıdı Kur’ÂN-ı Kerîm okurum!.” Sen bu kafayla Kur’ÂN-ı Kerîm okursun ama O seni okumaz O merak etme!.
Senin Kur’ÂN-ı Kerîm OKUman O’nun seni OKUması ki, OKUşmanız ve koklaşmanız lâzım!. O zaman ALLAH’ın izni ve inâyetiyle bütün kapıların açıldığını Kudretullah Kapıların açıldığını göreceksin Mânâ Kapılarını..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ÖZÜndü SÖZÜnde İZİnde Olacaksın!. At da olabilirsin.. İt de olabilirsin!. Ama sana at it denmez KIRAT denir KITMİR denir, bir şey denir edeb vardır orada.. edeb eee bende at olurum.. senden at olması için Hakan önce tay olman lâzım bunun için, zaman lâzım, çile lâzım, şu lâzım bu lâzım ALLAH hayrlar versin zorluk değildir!. ÇiLe ANLAyışa giden yolun adıdır çünkü bizi içimizdeki ÖZümüzdeki ÖZ, bizi yürütür önce orada karar verir, sonra uygularız!. Bunun düzgün olması içinde vicdanlı olmamız lâzım, kendi nefsimize bile..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4637
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

وَقَالَ قَرِينُهُ هَذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ
“Ve kâle karînuhu hâzâ mâ ledeyye atîd (atîdun).: Ve onun yakınında olan (melek): “İşte bu (hayat filmi), benim yanımda hazır olan şeydir.” der.” (Kâf 50/23)

Ve kâle karînuhu hâzâ mâ ledeyye atîd..
karîn.. yakın, karındaş, arkadaş.. karîn de karîb gibidir karînin ne farkı vardır, karîn orada fiilen oluşu gerektirir karîb ise daha ötededir yâni olduğu halde gözükmeyendir.. karînde ise gözükmeyen ama ortaya çıkıp gözükebilen. yâni bir fark var karîble karîn arasında onu demek istiyorum..
Onun yanındaki melek dedi ki yâni Mekir Meleği; şerrini yazan, Şeytânlığını yazan melek dedi ki.: “İşte şu var ya benim elimde, yanımda olan şey bunun yaptığı işler, geleceği için yaptığı işler.. Bu kişi aklı başındaydı, Kur’ÂN-ı Kerîmı duydu, İslâmla mükellefti bunu biliyordu hatta müslüman olduğunu da söylüyordu. Bunun varı yoğu hayat filmi yâni bir anlamda videoya alınanı işte budur.” diyor.. Bâtılı, Şerri ve Şeytânı anlattı..
ALLAHu zü’L- CeLÂL buyuruyor ki;

أَلْقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ
“Elkıyâ fî cehenneme kulle keffârin anîdin.: “Bütün inatçı kâfirleri cehenneme atın!” (Kâf 50/24)

Haa öyle mi demek!. bu kimse duydu uymadı.. “Ve kâlû semiğnâ ve ateğnâ.: Duyduk ve Uyduk!.” Âyeti var ya.. bir de arkada başkası vardır “ve kâlû semiğnâ ve aseyn’a.: Duyduk ve isyân ettik!.” diyenler vardır. “Duyduk ama isyân ettik, uymadık.” diyenler vardır. İşte bu uymadık diyenlere ne buyuruyor.: “onu atın!.”.. nasıl atın?. bir bedene iğne vurur gibi onu ateşe sokun ateşleşsin o.. yâni zâten ateş CeheNNem olmuş ve çıkmıyor oradan CeheNNemin kendi olmuş.. Hannas gibi Şeytânlaşmış demek istiyorum.. Bütün inatçı kâfirlerin tümünü ebedîyyen CeheNNemde tutun, yâni zerk edin buraya çıkmasınlar!.
ALLAHu zü’L- CeLÂL bu kadar ağır bir şekilde buyuruyor yâni çok dikkat etmek gerekiyor.. Kim bunlar?.

مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ
“Mennâın li’l- hayri mu’tedin murîbin.: “Hayra mâni’ olan, haddi aşan, şüphe eden …” (Kâf 50/25)

Mennâın li’l- hayri mu’tedin murîbin.. Bunlar Şerrin ve Şeytânın öyle uşaklarıdır ki, Hakktan ve Hayrdan men’ ederler kesinlikle. öyle şüphe içinde ve haddini aşan, sürekli haddini aşan hayrı da men’ eden bir pisliktir.. yâni Şeytânı da geçer.. hatta bir âyette.: “Sen benden uzak dur ben âlemlerin RABBinden korkarım!.” diyor Şeytân. Benden uzak dur diye men’ ediyor onu.

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
“Ke meseli’ş- şeytâni iz kâle li’l- insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbe’l- âlemin (âlemîne).: (Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana.: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman.: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin RABBi ALLAH'tan korkarım.” dedi.” (Haşr 59/16)

İnsân aklından dolayı ALLAH korusun böyle bu hallere düşebilir!. Aklından dolayı düşebilir. ne yaptı ki, bu kadar RABB'ımızı celâllendiren şey nedir!.

الَّذِي جَعَلَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ
“Ellezî ceale meallâhi ilâhen âhara fe elkıyâhu fî’l- azâbi’ş- şedîdi.: “O, ALLAH ile beraber başka ilâh edindi. Öyleyse ikiniz onu şiddetli azabın içine atın!” (Kâf 50/26)

Ellezî ceale meallâhi ilâhen âhara..
ALLAH’ı duyduğu halde kendisine başka ilâhlar edindi. Kendine yâni hevesine hevâsını ilâh kıldı, şnunu bunu ilâh kıldı, siyaseti, ticareti, cartı curtu, öteyi böteyi ilâhlaştırdı.. yâni câhil aklınca, RABB'ısını, ALLAH’ını, terk etti onların peşine düştü.. Başka ilâhlar ediniverdi.. İşin âhirinde neticede ALLAHtan başka ilâhlara taptı..
fe elkıyâhu fî’l- azâbi’ş- şedidi.. yine ilka’ edin, bunu şiddetli azâbın içine ilka’ edin, zerk edin yâni en şedid en şiddetli azâbın içine atın ya da ilka’ edin.. İlka’, dediğim gibi en doğru tâbiri, iğneyi zerk edersin ilacı basarsın etin içine bir daha o ilacı çıkaramazsın oradan zehir ya da faydalı zemzem.. İşte bu onun için meallâhi ALLAH ile beraber diyor dikkat edin!. ALLAH yok demiyor ALLAH’a inanıyorum diyor ama, ALLAHı bir kenara koyuyor başka ilâhlar öne çıkarıyor ki, bu korkunç bir ŞİRk.. şu ÂN’da İslâm dünyasını saran korkunç bir illettir/hastalıktır bu.. Kur’ÂN-ı Kerîmin.: “bir cana kıymayın!.” âyetini bir kenara koyuyor.. ne yapıyor çoluk çocuk öldürüyor, müslümanların karılarını kızlarını kendine alıyor, siz bizim cariyemizsiniz!.
Be ALLAHsızkar, “Lâ İLÂHe İLLâllah MuhaMMeden Rasûlullah” diyor, sen nasıl yaparsın bunu!. Sen nasıl insânları kurşuna dizersin “Lâ İLÂHe İLLâllah MuhaMMeden Rasûlullah” derken “bizim halifemize biad ediyor musun!” deyip de!. kim sizin halifeniz?. halife mi kalmış bu âlemde, halife 30 seneden sonra yok olmuş krallar gelmiş, Emevî Kralları gelmiş, Abbasî Kralları gelmiş, Osmanlı Kralları gelmiş.. Hepsi kral!. Kimin nerenin halifesi!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in halifesi mi?. ALLAH’ın halifesi mi?.
Git işine.. Kanunî Sultan Süleymân.. Evet Muhteşem Süleymândı felân ama 17 tane 2 tanesi kendi çocuğu olmak üzere 17 tane çocuk öldürmüştür, genç öldürtmüştür.. Bunları bilmek başka şey!. Söylemeye ne hacet bizim işimizmiş!. Ama bunu bilmeyen de yoktur!.
Ne zaman Muradiye’ye gitsem Şehzâde Mustafa’nın Annesi de oradadır.. Çok üzülürüm yâni.: “Ne biçim kader yaşamışsın!.” derim. Yâni zor bir kader yaşamışsın!. Bunun neresi vatan için millet için?. ALLAH için ne olacak peki!.
Onun için iyi düşünmemiz gerekir, iki yazıcımız birisi Şeytânın emrettiği Şerri işleten işleri yazan Mekir Meleği, öbürü de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in buyurup duyurduğu hayrı yazan Nekir melekleri.. Deminki âyette ALLAHu zü’L- CeLÂL ikil kullanıyor ikil.. “at!” demiyor. “atınız!.” da demiyor.. “ikiniz atın!.” Diyor.. öyleyse ikiniz “elkiyâhu” siz ikiniz atın onu.. elkiyâ, siz ikiniz.. elkikum, siz demiyor.. İkiniz.. kim bu ikisi diyelim ki, Kelâmullah ve Rasûlullah bilmiyoruz.. ama şunu biliyoruz ki, bu tarafa atan bu taraftır “sen bizden değilsin” diye.. “bizdensin” demen için ne yapman lâzım?. Şeytânın müslüman olması lâzım, şerrin hayr olması lâzım, bunlar bu âlemde olacaktı ya.. RABB’i öbür tarafta.. bu tarafta ne yaptın ki?. sana öbür tarafta iyilik olacak yâni iyi sen burada yap yap senin için öbür tarafta peki yapmayanlar ne olacak onlara ne olacak ne diyor;

قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا أَطْغَيْتُهُ وَلَكِن كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ
“Kâle karînuhu RABBenâ mâ etgaytuhu ve lâkin kâne fî dalâlin baîdin.: Onun yakını: “RABBimiz onu ben azdırmadım, fakat o uzak bir dalâlet içindeydi.” der.” (Kâf 50/27)

Kâle karînuhu RABBenâ.. RABBım ben yazıcıydım Mekir Meleğiydim.. Ey RABBımız ben onun yakınıydım.. da hangi yakını?. Onun yakını dedi ki.. karîn kim?. Yazıcısı.. peki Mekir Meleğinin ne şeyi var ne diyor?. Ey RABBımız..
mâ etgaytuhu ve lâkin kâne fî dalâlin baîdin… O tuğyanlığı, azgınlığı ben yaptırmadım ve lâkin Türkçeye geçmiş amma fakat, bu kendi nefsiyle dönülmeyecek bir sonsuzlukta, boyutta sapıklığa saplandı kaldı.. yâni ben yapmadım bunu ben azdırmadım tuğyana düşürmedim böyle bir ömür yaşarken.. ama, kendisi içinden çıkılmaz bir sapıklığa gitti.. diyor ben sadece SENin emrini yaptım.. diyor.
ALLAHu zü’L- CeLÂL;

قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِالْوَعِيدِ
“Kâle lâ tahtesımû ledeyye ve kad kaddemtu ileykum bi’l- vaîdi.: (ALLAHû TeÂLÂ): “Huzurumda kavga etmeyin. Size daha önce vaadimi (cezâmı) bildirmiştim.” der.” (Kâf 50/28)

Kâle lâ tahtesımû ledeyye ve.. ALLAHu zü’L- CeLÂL buyuruyor ki, hasımlaşmayın katımda yanımda huzurumda maddî manevî Yaşayış Dâimiyet Lütfunu verdiğim sizler.. ben Güneşken verdiğim çıkardığım Işıklar.. ben Keban iken verdiğim CeryÂNlar kapışmayın.. gibi anlayabiliriz bunu.. katımda.. ALLAH’ın katında kavga etmek olur mu, hasımlaşmak olur mu?. Ne hasımlaşması bu!.
kad kaddemtu ileykum bi’l- vaîdi.. yemîn olsun ki, and olsun ki, kesinlikle takdim etmiştim size, BEN bildirmiştim Rasûlullahla, Kelâmullahla açık seçik bildirmiştim size.. BEN bunları sizle ilgili olarak ,siz kullanın bakın, okuyun yapın diye göndermiştim.. Gır gır gır yapın diye değil..
“40-50 yıldır Fâtiha okurum, ne dediğini bilmem!.”
Nasıl bilmezsin yahu.. hangi şeyi bilmeden yapıyorsun söyler misin ben câmiye gideceğim diye senin hiç dağlara gittiğin oluyor mu!?.
ileykum bi’l- vaîdi.. buradaki vaîd nedir .
Vaad, CeNNet için.. Vaîd, CeheNNem içindir.. Arapça böyle güzel bir dildir.. Vaad dediği an’da CeNNeti vaad etmiştir.. Vaîd dediği an’da CeheNNemi vadetmiştir.. vâdediş, çift yönlü bir kelimedir.. Vaîd derse kullanım bakımından gören bilen okuyan anlar ki, haa bu CeheNNemi vaad ediyor..
Bizim türkçeye tek vaad olduğu için mecburen vaad olduğunda CeNNeti vaad ediyor.. CeheNNemi vaad ediyor ama yazı ya baktığımızda; vaad gelen CeNNet, vaîd gelen CeheNNem çıkar..

BENim huzurumda böyle hasımlaşmayın!. Ben takdim etmiştim size ne yapacağımı.. kime?. o ikisine.. kim onlar.. bana göre Beden ve Nefsi.. Birinci derece işi yapan onlar değil mi?. evet.. Kalb ve Ruhu kullanmayan onlar değilmi yönnü kıbleye dönenleri bırakıp yönünü Şeytâna dönen, maddeye dönen, maddeyi put iilâh edinen. Eşyâ, Olay, Zaman ve Zandan kendisine bir şey çıkaranlar.. bunlar ne kadar acı.. bunlar gerçekten ALLAHu zü’L- CeLÂLin “vaîd” ini duymuyarlar mı.. ben bildirdim, takdim ettim.. buyuruyor ama, “Yâ RABBim kusura bakma ben onları gır gır gır okumuştum da, ne dediğini anlamamıştım..” Niye anlamamıştın!.
Resim
Cevapla

“Kuran-ı Kerim Sohbetleri” sayfasına dön