DERMÂN BABAm kaddesallahu sırrahu..

Cevapla
Kullanıcı avatarı
gullale
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1316
Kayıt: 16 Oca 2008, 02:00

DERMÂN BABAm kaddesallahu sırrahu..

Mesaj gönderen gullale »

Resim

DERMÂN BABAm
kaddesallahu sırrahu..

ANKARA’NIN MANEVİ COĞRAFYASI ve DR. MÜNİR DERMAN

PROF. DR. VAHIT GÖKTAŞ
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi..

Resim ÖZET..


Ankara, tarihi ve kültürü ile yüzyıllardır Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biri olmuştur. “Kuruluş ve Kurtuluş” şehri olarak tanınan Ankara, manevî coğrafyası bakımından da ele alınması gereken bir merkez konumundadır. Ankara’da “manevî coğrafya”sı bakımından en mühim şahsiyet hiç şüphesiz Hacı Bayram-ı Velî Hazretleridir. Ancak bu büyük Türk Velîsinin yanında Ankara’da pek çok Velî ve irfan ehli zât bulunmaktadır. Bu tebliğde Ankara’nın manevî coğrafyasına vurgu yapıldıktan sonra Ankara Yenimahalle Memlik Köyü’nde medfun çok önemli bir Sûfi Dr. Münir Derman’ın kısaca hayatı hakkında bilgi verilmiştir..

Resim GİRİŞ.:

Bir milletin en önemli varlığı yetiştirdiği şahsiyetlerdir. Bu şahsiyetler kültürün taşıyıcısıdır. Kendi kültürüne sahip çıkmayan milletler yok olmaya mahkumdur. Bir de sadece kendi millletinin değil tüm insalığın ortak değeri olan şahsiyetler vardır. Bunlar Sâlih zâtlar, Evliyâullahtir. Hacı Bayram-ı Velî’de hiç şüphesiz bu ortak değerlerden birisidir. Bu sempozyumda da Anadolumuzun kalbi sayılabilecek Ankara’nın Manevî Mimarlar’ından Hacı Bayram-ı Velî’yi ve Ankara’nın manevî coğrafyasını konu edinilmiştir. Malumunuz Anadolu’nun İslamlaşmasında Horasan Erenlerinin etkisi büyük olmuştur. Türklerin Anadolu'yu yurt edinmesinde dervişlerin önemli rolü olmuştur. Bu bölgelerde kurulan zâviyelerin kuruluş gayesi =>tebliğ, iskan, güvenlik haberleşme, eğitim, ticarî ve sosyal hayatın düzenlemesi olmuştur. Bir şehrin veya bir mekanın manevî coğrafyası, oranın tarihi ve kültürünü yansıtan en mühim varlığıdır. Bu şahsiyetler ve bıraktıkları eserler kültür köprüsü ve kültür taşıyıcılarıdır. Ankara bu manada Anadolu’nun âdeta kalbi hüviyetindedir. Tarih boyunca kuruluş ve kurtuluş şehri olmuştur. Yine Ankara tarih boyunca manevî mimarların yetiştiği bir şehir olmuştur. Ankara’da pek çok tarikat etkili olmuştur. Bunların başında ahiliği de bir tarikat olarak nitelendirirsek Bayramî, Rifâî, Halvetî, Mevlevî, Bektaşî ve pek çok tasavvuf ekolü Ankara’da etkili olmuştur..

Osmanlı’nın fetret döneminde Somuncu Baba ve diğer sufîler gibi manevî dirilişin ve sosyal birlikteliğin öncüleri olmuşlardır. Cumhuriyet öncesi ve sonrası Ankara’da faaliyet gösteren veya etkili olan manevî mimarlardan birkaçı şunlardır.:
Hacı Bayram-ı Velî, Taceddin-ı Velî, Ali Semerkandî, Ahî Yusuf, Ahî Şerafeddin, Ahî Hüsameddin, Tiritzâde Hüseyin Efendi, Seyyid Hüseyin Gâzi, Yakub Abdal, Abdullah Çetin Farukî, Ahmet Kayhan, Hasan Burkay, Emin Acar, Asım Köksal, Hacı Gedikli, Münir Derman vb..
Ankara’nın manevî coğrafyası denildiğinde Mesnevî şârihlerinden İsmail Rusuhî Ankaravî ve Abidin Paşa’da bu çerçeveye dahil olmaktadır. Ayrıca Ankara’da yetişen, Akşemseddin, Eşrefoğlu Rumî, Emir Sikkînî, Ömer Dede, Şeyh Lütfullah Efendi, Ahmet Bican, Yazıcızâde Muhammed Efendi, Germiyanoğlu Şeyhî, Kızılca Bedreddin, İnce Bedreddin, Şeyh Yusuf Hakikî, Şeyh Muslihiddin Halife..

(Ankara’daki Irfan ehli yüzlerce zatın kısa hayatlarının ele alındığı bir çalışma için bkz. Abdülkerim Erdoğan, Ankara Erenleri I, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yay., Ankara 2012; Konuyla ilgili ayr. bkz. Refik Turan, Fatma Ahsen Turan, Abdülkerim Erdoğan, Horasan’ı Anadolu’ya, Anadolu’yu Balkanlar’a Bağlayan Bir Mana Önderi Hacı Bayram-ı Veli, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yay.)

Biz sadece bu tebliğimizde 1989 yılında rahmet-ı Rahman’a kavuşan ve Ankara’da medfun bulunan Münir Derman Hazretleri'nin kısaca hayatından bahsedeceğiz..

Resim MÜNİR DERMAN kaddesallahu sırrahu.:

Münir Derman, 1910 yılında doğmuş ve 1989 yılında vefât etmiştir. Operatör doktor olarak bilinir. Baba tarafından büyük dedesi Şeyh Şâmil; anne tarafından büyük dedesi Ahmet Ziyâeddin Gümüşhanevî’dir. Annesi Şehvar Hatun, babası Ahmet Rasim Efendi’dir. Trabzon doğumludur, 4 yaşında Trabzon’da Buhara’lı Ömer İnan’dan feyz ve eğitim almış ve 9 yaşında hafız olmuştur. İlkokulu Özel Fransız okulunda okumuş, ortaokul ve liseden sonra devlet bursu ile üniversite tahsili için Fransa’ya gönderilmiştir. Fransa’da Felsefe, Psikoloji ve Tıp eğitimi almıştır. Sorbonne’da Doktora yapmıştır. Suudi Arabistan’da bir prensin dâveti üzere bir süre kalmıştır. Kralın saray doktorları arasında yer alır. Bu arada Mısır’da Ezher Üniversitesinde Şeria okumuştur. Askerliğini Kore’de askeri doktor olarak yapmıştır. Bir süre Japonya’da bulunmuştur. A.Ü. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Felsefe alanında öğretim üyesi olarak çalışmıştır. İstanbul üniversitesi Tıp Fakültesini de bitirmiştir. Doğu Anadolu’da Tıp Doktoru olarak kısa bir süre görev yapmıştır. Hükümet Tabibi olarak Bozüyük’te çalışmıştır. Almanya’da 15 yıl anatomi alanında öğretim üyeliği yapmıştır. Eskişehir’de Genel Cerrah olarak doktorluk yapmıştır. Türk Tıbbında ilk defa kopan bir ayağı ameliyatla takmıştır. Bazı hastalıkların tedavisi için bir kısım ilaçlar geliştirmiş ve bu ilaçların patentini almıştır. Ayrıca atom modelinin de dökümünü yapmıştır ancak bunu fazla geliştirememiştir. Fransızca, Almanca, Rusça ve Arapça dillerini iyi seviyede bilen Derman, mütevâzı bir hayat yaşamıştır. Münir Derman tasavvufu.: “Yaşanan bir hal” olarak târif etmiştir. Efendimiz (aleyhisselâm) sünnetine uygun olarak şahsî işlerini bizzât kendi yapmış, işlerini başkalarına yaptırmamış, başkalarına hiçbir vakit yük olmamıştır. Başkalarına hizmet etmeyi hayatının her anında yapmak istediği bir prensip olarak benimsemiştir. Halvet ve riyâzeti manevî terakki ölçüsü olarak benimsemekle birlikte; kendini.: “Meşguliyet içinde herşeyden el etek çekmeye çalışanlardanım.” şeklinde tanımlamıştır. Zaman zaman çok sıkı bir riyâzete girdiğini yine bizzât kendisi ifâde etmiştir. Yine kendini.: “Basit bir mümin ve dünya nimetlerinin şükrünü eda için çalışan bir kişi olarak” tanımlamaktadır. Talebe veya mürid edinmek için çaba sarfetmemiştir. Kibirden riyâdan uzak Mahviyet ve Melâmet Neşvesi içerisinde yaşamayı tercih etmiştir. Münir Derman seyr u sûlükün esaslarını şu şekilde belirtir.: Tevbe, Zühd, Kanaat, Uzlet, Zikir, ALLAH’a Teveccüh, Sabır, Murâkabe, Rızâ..
Münir Derman nefsin mertebeleriyle irtibatlı olarak seyr u sülûkun yedi mertebesini şöyle sıralar.:
Makam-ı Nefs.: Seyr İlallah. Nefs-ı Emmâre
Makam-ı Sadr.: Seyr Billâh. Nefs-ı Levvâme ’den kurtulmaktır.
Makam-ı Rûh.: Seyr Alellah. Nefs-ı Mülhime ile mücâdele edilir.
Makam-ı Sır.: Seyr Maallah. Nefs-ı Mutmainne
Makam-ı Sırr-ı Sır.: Seyr Fillah. Nefs-ı Râziye
Makam-ı İfnâ.: Seyr Anillah. Nefs-ı Merziyye
Makam-ı Hakaik-ı Hakika.: Seyr Billah. Nefsi Sâfiyye..


Münir Derman’ın hiç evi ve maddî serveti olmamıştır. Ankara’da bir otel odasında mütevâzı şartlarda yaşamıştır. Vasiyeti üzere köy kabristanlığına gömülmek isteyen ve vefâtından önce “Kabir Taşım” isimli şiir yazarak vasiyeti üzere bu şiirin kabir taşına yazılmasını ister.
02 Aralık 1989 Cumartesi vuslata eren Münir Derman Hazretleri Memlik Köyü’nde toprağa verilir.
Münir Derman’ın küçük yaştan itibâren manevî halleri zuhur etmiştir. Küçükken minârenin ikinci şerefesinden ittirilerek düşmesine rağmen hiç yara almadan kurtulduğu rivâyet edilmektedir. Annesi Şehvar Hatun bir gün hastanede yatarken kendisini ziyârete gelen oğlu Münir Derman ve Sabri Tandoğan’a şöyle bir hitapta bulunmuştur.: “Evladım bâzen cambaz olup benim 70 yıldır kahrımı çeken, beni 70 yıldır taşıyan şu ayakları öpmek istiyorum.”
Hasta yatağında dizinden, ayağından şikâyette bulunması beklenen bir kişinin bu şekilde şükür ifâdeleri Münir Derman’ı ve Sabri Tandoğan’ı derinden etkilemiştir.

Münir Derman doktorluk yaptığı sırada gelen hastalardan hiç muayene ücreti; veya başka bir ücret almamıştır. Kendisi hastanenin her birimindeki eksikleri yakından takip eder, hastayı olumsuz etkilememesi için önceden önlem alırdı. Maaşından da muhakkak fâkirlere, yoksullara yetimlere infak etmiştir. Bu nedenle hayatı boyunca hiç evi olmamıştır. Gâyet mütevâzı giyinmiş, kışın soğuğunda bile bazen kısa kollu tişörtle dolaştığı olmuştur. Kendisine bunun hikmetini soranlara.: “Evladım biz at cinsindeniz, o yüzden üşümüyoruz.” diyerek tevâzu ile nefsini de ayaklar altına almasını bilmiştir. Ramazan Ayında sakız çiğneyen yaşlı bir ihtiyara da.: “Ben hayvan profesörüyüm. Et yiyen hayvanlar soldan sağa doğru çiğner, ot obur hayvanlar sağdan sola doğru çiğner; acaba hangi türe giriyorsunuz ki yukarıdan aşağı ağzınız oynuyor.” diyerek Ramazan Ayına ve oruca saygısızlığa kendi üslubuyla sert bir şekilde uyarıda bulunmuştur. Hastanede kendisinden emrivâki bir şekilde rapor isteyen bir genel müdüre hastalığının ne olduğunu sormuş, genel müdür ise hastalığından bahsetmeden, genel müdür olduğunu ve kendisine 20 günlük rapor vermesi gerektiğini emretmiş; aksi takdirde başına belâ olacağını söylemiş; fakat Münir Derman’ın hiç tepki vermemesine rağmen, genel müdür oracıkta ruhunu teslim etmiştir.. Bu ise, Münir Derman’ın hayatında yaşamış olduğu ilginç hadiselerden biridir..
ALLAH'’tan başka kimseye boyun eğmeyen sert mizaçlı, kültürlü, işinin ehli bir zât olan Münir Derman’ın klasik tasavvuf çizgisinden öte fikri bakımdan İbn Arabî, mizaç bakımından ise Şems-ı Tebrizî Meşreb bir SÛFİ olduğuna dair rivâyetler bulunmaktadır.
Eserlerinde ve sohbetlerinde zaman zaman üçler yediler kırklarla ve Hızır’la görüştüğünü sarih bir şekilde ifâde etmiş; sır ve hikmet dolu sözleriyle ledünnî ilimden bilgileri sızdırmaktan öte, bu hikemi sözleri cömertçe insanlarla paylaşmıştır..

Celâl Yönü ağır basan Münir Derman, çevresinde insan toplamak yerine hususî insanları irşad etmek şeklinde bir usul takip etmiştir. Kendisiyle ilgili verdiği şu bilgiler ne kadar dikkat çekicidir.: “Ayda iki gece ben, bilmediğim meçhul diyarlara dâvet ile götürüldüm. Oradan rağbet ve i’tibâr ederler bana. Bütün müşküller halloldu bana. Celâl Köşesinden daima Settâr Sıfatı’nın altından bağırmak emr olundu bana. Mürşidlik rütbesi verildi; irşâd ederim. Mürid gönderirler bana. Eteğime yapışanlara Celâl Köşesinden hırpalamak emir olundu bana. Maşrıktan mağribe atıldım, Mağrib Sultanı emretti bana. Her gece Sultan-ı Mağribi ziyâret ederim. Âlem-ı Misal, Tayy-ı Mekân oldu bana inâyet. Gayb Ricâli’ni gördüm, selâm ettiler bana. Edeb içinde divÂN durdular. Kulağıma Fethiyye Salâsı’nı okudular. Üçler, yediler sonra dörtler buz gibi su ikram ettiler bana. Rızâ Rüzgârının bir yaprağı gibi oldum. CEMÂLULLAH zâhir oldu. Cemâl Celâl, Celâl Cemâl karışarak TEVHÎD oldu. Deryâ içre düşüverdim. Damla idim, UMMAN oldum. Dertli idim. Derdim gidip DERMAN oldum… Kırklar sofrasında bulundum. Bunların üçü ile haftada bir kere buluşurum. “Kırklardan mısın?” diye sorma bana… Ben o üç ile dört yaparım. Hiç ile kırk oluruz. Üç kişi bir de ben, bir de hiç, bir tâife teşkil ederiz, gezeriz. Hem kırkız, hem dördüz, hem HİÇiz BİZ…”

Vaazları ve sohbetleriyle irşad hizmetini yerine getiren Münir Derman Hazretleri, kendisinden sonra gelenlere;
* ALLAH Dostu Derki I-II-III-IV-V,
* Su I-II-III,
* Muhyiddin Arabî Nasihatleri,
* Yazılacak Sırların İlki Yazılmayacak Sırların Sonu.. İsimli eserler bırakmıştır.

(Hayatı ile ilgili olarak bkz. Elvan Sesli, Dr. Münir Derman Hayatı Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2013; Esragül Bayraktar, “Farklı Bir Sufi Tipolojisi: Operatör Dr. Münir Derman”, Akademiar Dergisi, Yıl: 2016, sayı: 1, ss. 203-237; Sıddık Demir, Ankara’nın Gönül Erleri, Kuğu Kitap, Ankara 2014.)

Münir Derman vefâtının duyurulmasını istememiş, sınırlı sayıda kişi tarafından cenâzesinin kaldırılmasını, tenha bir köye; Yenimahalle Memlik Köyü’ne defnedilmeyi vasiyet etmiştir. Ayrıca Münir Derman tarafından kabir kitâbesine yazılmak üzere vasiyet edilmiş olan bir şiir vardır ki; bu şiir kendi hayatının ve yaşam felsefesinin âdeta hülasasını vermektedir. Mezarlıklardan uzak yaşamaya çalışan, ölümü hatırlamak istemeyen modern insan için Münir Derman’ın hayatı ve öğütleri çok mânâlar ifâde etmektedir. Ölüm ancak bir ALLAH DOSTU için bu kadar tabii olabilir..
Resim
Kullanıcı avatarı
gullale
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1316
Kayıt: 16 Oca 2008, 02:00

Re: DERMÂN BABAm kaddesallahu sırrahu..

Mesaj gönderen gullale »

MÜNİR DERMAN’IN KABRİ BAŞINDAKİ ŞİİRİ.:

Resim
KABİR TAŞIM..

Bir gövde borcum var toprağa. Verdim borcumu.
Ruhumun toprağa borcu yok benim.
Arama toprakta beni, ben başka yerdeyim.
Toprağım temizdi, temiz teslim ettim borcumu.
Bu kabir ruhumla gövdemin ayrılış yeri.
Burada arama, burda değilim.
Azâbda değil, narda değilim.
Sıkıntım kalmadı artık, aç ve yoksul değilim.
Dünyada haksızlık, sefalet, açlık, sıkıntı, dertlerle arkadaş yaşadım.
Şikayet etmedim RABB’imden, bu nedir diye Kırklar, yediler, dörtler, üçlerle arkadaş idim.
Hızır’la buluştum, konuştum, dertleştim, dünya yüzünde...
Şikâyet etmedim kendi halimden.
Nefsinle uğraşma bu savaş değildir.
Kabirde azâbın esası budur.
Bırak nefsini kendi haline..
Uğraşma onunla yakışmaz sana.
Gövde, nefis, ruh başka başkadır.
Yekdiğerine karıştırıp çengelleme onları.
Nefis dünyada kalır, gövde toprakta
Ruh gider aslı olan RABB'ine
Burada arama burda değilim.
Azâbda değil, narda değilim.
Sıkıntım kalmadı, aç ve yoksul değilim.
Gövdemi verdim toprağa borçlu değilim.
Nefsimin de derdi dünyada kaldı.
Üzme kendini, ben de senin gibiyim.
RABB’imin yanında uçar gibiyim..

(02.12.1989.. cumaratesi)


Resim SÖZLERİNDEN BAZILARI.:

* ALLAH’a secde ettiğin yüzü, başkalarına karşı zillete düşürmemeğe gayret et; azîz olursun!.
* HAKk’ın Ni’metlerinin şükrünü edâ et!.
* Ni’met gelir, şükrü göremezse gider!.
* Sakın kimseye hakaret gözüyle bakayım deme!.
* Unutma ki ALLAH’ın Dostları binbir şekil, kıyafet içinde gizlidirler!.
* Halkın seni methetmesiyle zevk duyma, zemmetmesinden de acı çekme!.
* “Hak, kuvvetlidedir!” derler; sakın inanma!. Bu lâf câhil sözüdür!.
* Kuvvet “HAKk”tadır, unutma!. Hak için zahmet çek!.
* ALLAH TeÂLÂ şöyle buyurmaktadır.: “Benim nâmıma zahmet çeken savaşan ve öldürülenlerin seyyiâtını elbette silerim.” (Âl-ı İmran 3/196)..
* Ne kadar işin ve arzun, dileğin varsa hepsini kaza ve kadere teslim et!.
* Kendi nasıl dilerse öyle iş gören ALLAH’a bırak!. Ve bekle!.
* Telâşı terket!. Izdırabı, üzüntüyü kaldır!.
* Murad Yolu kendi kendine görünür, o yola düşersin!.
* Aç kal, kimseye söyleme!.
* Dertlerini, yoksulluklarını, ızdıraplarını söz haline geçirme. Melekler bile duymasın!.
* Derdin olursa HAKk ile konuş, herşeye yeter!.
* Sefâlete düşersen vakur ol!. Sabret!.
* HAKk’a bile ellerini istek için kaldırma!. Yalnız hamd için kaldır!.
* ALLAH seni senden iyi bilir!. HAKk’da erimek dünyada budur!..
* Vesveseyi bırak!.
Resim KAYNAKÇA.:
Bayraktar, Esragül.: “Farklı Bir Sufî Tipolojisi: Operatör Dr. Münir Derman” Akademiar Dergisi, Yıl: 2016, sayı: 1, ss. 203-237.
Demir, Sıddık.: Ankara’nın Gönül Erleri, Kuğu Kitap, Ankara 2014.
Sesli, Elvan.: Dr. Münir Derman Hayatı Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2013
Turan, Refik.: Turan, Fatma Ahsen, Erdoğan, Abdülkerim, Horasan’ı Anadolu’ya, Anadolu’yu Balkanlar’a Bağlayan Bir Mânâ Önderi Hacı Bayram-ı Velî, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayını.
Resim
Kullanıcı avatarı
gullale
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1316
Kayıt: 16 Oca 2008, 02:00

Re: DERMÂN BABAm kaddesallahu sırrahu..

Mesaj gönderen gullale »

Resim

ESKİŞEHİR'in “MeLeK HoCa”MÜNİR DERMAN kaddesallahu sırrahu..

Dr. Münir Derman, meslekî sahasında insanları ameliyat ederek dertlerinden kurtarır. Fakat o, insan problemlerinin sadece fiziksel sebebli olmadığını bilenlerdendir..
Kimi insanlar vardır. Doğdukları yerden çok yaşadıkları yerle anılırlar. O şehrin tarihinde özel bir yere sahip olurlar. İşte bu tür insanlardan biri de Dr. Münir Derman’dır. Trabzon doğumludur ama hayatının büyük bir bölümü Eskişehir’de geçmiştir.
Yaşı müsaid olanlar, Eskişehir’de onu öncelikle doktor olarak hatırlarlar. Zirâ tabiplik hayatının büyük bir bölümü bu şehirde geçmiştir. Fakat, câmi cemaati onu bir başka yönüyle, Eskişehir câmilerinde kendine özgü bir dil ve üslubla yaptığı vaazlarıyla hatırlayacaklardır. Ona daha yakın olanlar ise onu aynı zamanda bir mânevîyat ehli olarak bileceklerdir..

FELSEFEDEN TIBBA.:
1910 yılında Trabzon’da doğan Dr. Münir Derman’ın soyu, baba tarafından Kafkas Kartalı Şeyh Şâmil’e, anne tarafından ise Ahmet Ziyaeddin Gümüşhânevî Hazretlerine dayanır. Küçük yaşlardan itibaren maddî ve mânevî ilimler konusunda tahsil görmeye başlamış, dokuz yaşında ise hafız olmuştur. İlkokulu özel Fransız okulunda tamamladıktan sonra liseye başlamış, ardından devlet tarafından üniversite tahsili için Fransa’ya gönderilmiştir. Burada felsefe ve psikoloji tahsili gördükten sonra tıp fakültesini de bitirerek doktor olmuştur. Bununla da yetinmemiş, Mısır El-Ezher Üniversitesi’nde ilahiyat tahsili de yapmıştır..
Münir Derman Hoca'yı önce Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde felsefe hocası olarak görürüz. Fakat bu uzun sürmez. Kısa bir süre sonra üniversiteden ayrılarak çok sevdiği doktorluk mesleğini yapmak için Doğu Anadolu’da göreve başlar. Daha sonra hükümet tabibi olarak Bozüyük’te görevlendirilir. Burada bir süre görev yaptıktan sonra dâvet üzerine Almanya’ya gider. Burada 15 yıl anatomi dalında öğretim üyeliği yapar. Daha sonra Türkiye’ye döner ve Eskişehir’de genel cerrahi uzmanı olarak doktorluğuna devam eder ve buradaki görevinden emekli olur..
Eskişehir’de kaldığı yılarda İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde de dersler verir. Müthiş bir bilgi birikimine sahiptir. Fransızca, Almanca, Rusça, Arapça’yı çok iyi şekilde bilen biridir. Fizik, kimya, matematik gibi fen bilimlerinde ve astronomide şaşılacak derecede bilgili olduğu, Eskişehir’de hep anlatılan bir yönüdür. Bir diğer yönü ise imkânı olmayan hastasından ücret almaması, dahası onların ilâçlarını kendinin yaptırması ve şayet dışarıdan gelmişlerse yol ücretlerini vermesiydi..
Mesleği çok para kazanmasına müsaid olmasına rağmen dünya malına hiç iltifat etmemiş, sâde bir hayat sürmüş ve maddî olan her şeyden uzak durmuş Münir Derman Hoca. Nitekim, emeklilik sonrası Almanya’ya gitmiş, bir süre orada kaldıktan sonra Türkiye’ye döndüğünde hayatının son günlerini Ankara’da bir otel odasının mütevazı şartlarında, eşi ile birlikte yalnız başına, eski tanıdığı dostlarından oluşan mütevazı bir çevrede geçirmiştir. Zirâ bir eve dahi malik değildir.

“Garibin Yeri Tenhadadır”
Hayatının son iki buçuk senesini sağlık sorunları nedeniyle hastanede geçiren Münir Derman Hoca.: “Dünyaya garib geldim, garib gitmem lâzım. Garibin yeri tenhadadır.” diyerek sessiz bir köy kabristanına gömülmeyi vasiyet etmiş ve bu vasiyet gereğince 2 Aralık 1989 Cumartesi günü HAKk’a yürüdüğünde sevenleri onu Ankara’nın kuzeybatısında yaklaşık 15 kilometre mesafedeki Memlik Köyü yakınında toprağa vermişler..

CÂMİDE BİR DOKTOR.:
Dr. Münir Derman, meslekî sahasında insanları ameliyat ederek dertlerinden kurtarır. Fakat o, insan problemlerinin sadece fiziksel sebebli olmadığını bilenlerdendir. Bu sebeble onu câmi kürsülerinde bir vâiz olarak da görürüz. İlk gençlik yıllarında bazı vaazlarını dinlemek bana da nâsib olmuştu. Aklımda kalan vâiz portresi ise şöyleydi.:
Her şeyden önce vâiz diye bildiğimiz kişilerden farklı bir dil ve üslubu vardır. İnsanların dinin zâhirinde takılıp kalmamaları ve bâtına nüfuz etmeleri onun tebliğde en çok önem verdiği husustu. Sohbet dili çok ilgi çekiciydi. Vaazı esnâsında cemaatle de diyaloğa girer, onlara sorular sorar ya da onların sordukları sorulara da cevâb verirdi. Dikkat çeken bir yanı da çok şefkatli olmasına rağmen zâhiren çok celâlli olmasıydı. Şefkatini fark edenler ona “Melek Hoca” derlerdi. Bir Cuma vaazında Hz. Nuh ve tufan hadisesini mânevî boyutuyla anlatmaya çalışırken cemaatten “Nuh’un gemisinin kaç direği vardı.” diyen birine nasıl celâllendiği bugünkü gibi hatırımdadır..
Yine cemaatin namaz esnâsındaki tavrını eleştirdiği şu cümleler de aklımın hep bir köşesinde kalmıştır. Aşağı yukarı şöyle demişti.: “Ey cemaat, namazınız, arkadan seyrettiğiniz zaman doğrudan doğruya soytarı oyununa benziyor. ALLAH’ın huzurunda alay olmaz efendiler!. İmam.: “Allahu Ekber!” demeden ön sırada hep secdeye başlar, daha “Selâmün aleyküm!” demeden adam başını çeviriyor. ALLAH rızası için yapmayın bunu! Böyle yapmaya devam ederseniz buraya da artık gelmem. Ben size yanlışlarınızı ALLAH rızası için düzeltmeye çalışıyorum, siz hokkabazlık yapıyorsunuz! Yapmayın bunu ricâ ederim!.”

BİR MÂNEVÎYAT EHLİ.:
Onun vâizliği işin bir yönüdür. O, mânevî ilimlerde de derin bir irfânın insanıdır. Çevresini bu anlamda da irşad eder. Fakat onun bu yoldaki pek çok kişiden önemli bir farkı vardır: O, namsız-nişansız bir irfân ehli olmayı seçmiştir. Bu yüzden bir tarikat kurmadığı gibi kurulu olanlara da rağbet etmemiş, etrafına bu anlamda muhibler toplamamıştır. Ancak vaazlarından ve doktorluğundan kendisini tanıyan ve hakiki seven sayılı kimseler O’na yanaşmışlar ve ilminden istifade etmeye çalışmışlardır..

BASILMAMIŞ ESERLERİNİN DE OLDUĞU BİLİNMEKTE.:
Geniş bir telifâtı da olan Münir Derman Hoca, sohbetleri ve yazılarını “Allah Dostu Der ki” başlıklı beş ciltlik bir kitapta toplanmıştır. Yine üç ciltlik “Su Kitabı”, “Muhiddin Arabî’nin Nasihatları” ondan bugüne kalan eserleridir. Ayrıca basılmamış başka eserlerinin de olduğu bilinmektedir..
Sohbetlerinden bir bölümle bu bahsi şöyle bitirelim.: “Yaprak, çiçek koparmayınız! Yaş ağaç kesmeyiniz! Dal kırmayınız!.. Yaprak, çiçek çiğnemeyiniz! Meyva kabuklarını, yaş yaprak, çiçek, taze dal, ateşe atmayınız! Bunlara dikkat ederseniz şu hadîsin müjdesine kavuşursunuz.: “Nebatata kadar merhamet gösteriniz, bunda şefaat gizlidir.”

Mustafa Özçelik..
Resim
Cevapla

“Münir Derman (k.s) Kimdir?” sayfasına dön