KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Cevapla
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER.:

YÜREğiM=>CUMâ CEMM’inde,
BURSAm SELâsı’n GÖNDERiR!.
KuMRu-GüVeRCiN DEMM’inde,
SELÂM ALıR!.=>SELÂM VERiR!.

==>KeL EMiN BaBa KâMEti,
bAŞLatır>CUMÂ CÜNBÜŞün!.
==>İZLEtiR==>İSTİKAMEti,
HAKkikat EYyLeR KuL DÜŞün!.

EŞHedu==>ALLAH EŞHedu,
=>MuhaMMeden RESÛLühu,
HAYyaLe’s-SELÂhu’L-FELÂh,
V'EŞKuRuLLAH Ve’L HAMdu!.


ZEVK 9985

İLKk NEFEsten=>SoNn NEFESe=>İSRAFîL’in SÛR’u bENim,
=>İZim===>TÛVâ MuKADDESe==>MİKÂîL’in TÛR’u bENim,
=>“İKRâ!.”sın SIRRLayan SESe=>CEBRÂîL’in TÛR’u bENim,
SoNn NEFES=>ŞÂHiD HERKESe===>AZRAîL ŞÛUR’u bENim!.

aleyhumusselâm..

25.06.2021.. 13:13
brsbrsm...tktktrstkkmizdecumâcemimizzz..


İNANçLa<>İNAD=>ARAsında,
İNsÂN AKLın==->TERCihi Var!.
NÂSiB<==>KISMet SIRAsında,
KOŞaR DURuR=>DiYÂR DiYÂR!.

OKu!. =>Kur'ÂN’ı->ÖZünden,
RESÛL’ü=>DİNLer SÖZünden,
HeR ÂYEtten->RAHMet YAĞar,
ÖZün==>DÖKüLür GÖZünden!.

EMÂNEttir==>AKıL<=>Kur'ÂN,
DÜZEN<->DENGE KURaR İnsÂN,
BİZ BİR-İZ=>NAHNU SIRRI’nda,
İLe<->BİLe->CÂNda<->CÂNÂN!.
KUL İHVÂNİ’m=>SIRR-ı SULtÂN!.


Resim

YÂ HAYyu’L- HUuu!. ALLAH celle celâlihu!.


Resim

Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMiyi ve alâ âlihi, EHL-i BeYtihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-SeLâMet
İZZet-i İhsÂNınLa LûTFet-CEM’ et NAHNU SıRRımıza İnşâe ALLAH!..


Resim

=>RÛHum GEZdi=>FELEKkLeri,
=>KANAtLarı=>NAZ<->NİYAZdı!.
BÜyüKk<->KÜçüKk MELEKkLeri,
=>KALBim DeDi=>KALem YAZdı!.
KUL İHVÂNİ’m=>NAZ<->NİYAZdı!.


KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER.:

İSLAM OLmanın 32 FARZının ÖZü OLan İsLÂM OLmanın 5 Şartı ki,
=>ÂMENtü DUÂmız.:


Resim
ARAPÇASI.:


Resim

Resim TÜRKÇESİ.:

Âmentü billahi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusülihî ve'l yevmi'l-âhıri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihi mine'llâhi teâlâ ve'l-ba'sü bâ'de'l mevti hakkun eşhedü en lâ iâhe illallâh ve eşhedü enne MuhaMMeden Abdühû ve Rasûlüh.

Resim MÂNÂSI.:
Ben ALLAHu TeÂLÂ'ya, Meleklerine, Kitablarına, Peygamberlerine, Âhiret gününe, Kadere; Hayr ve Şerrin ALLAHu TeÂLÂ'nın yaratmasıyla olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilmek de haktır. Ben şehadet ederim ki, ALLAHu TeÂLÂ'dan başka iLÂH yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, MuhaMMed aleyhisselâm O’nun KuLu ve Peygamberidir..

Resim

KELÂMULLAH’ta MELEKLER.:

=====>Bakara 2/30,31,34,98,161,177,210,248,285; Âl-i İmrân 3/18,39,45,80,124,125; Nisa 4/136,166,172; En'am 5/93,111,158; A’râf 7/11; Nahl 8/2,28,33,32,49; Ra'd 1/13,23; Hicr 15/7,8,28,30; Enfâl 16/12,50; İsrâ 17/40,61,92,95; Kehf 18/50; Tâ-Hâ 20/116; Enbiyâ 21/26,103; Hac 22/75; Furkân 25/21,22,25; Ahzâb 33/43,56; Sebe’ 34/40,41; Fâtır 35/1; Zümer 39/75; Sâffât 37/150,164; Fussilet 41/14,30; Şûrâ 42/5; Zuhruf 43/19,53.60; MuhaMMed 47/27; Kaf 50/24; Necm 53/26,27,87; Tahrîm 66/4,6; Me’âric 70/4; Müddesir 74/31; Nebe' 78/38; Fecr 89/22; Kadr 97/4..

MeLek kelimesi Sözlükte =>Haberci, elçi, güç ve kuvvet anlamlarına gelir..
MeLek kelimesi Terim olarak.: ALLAH celle celâlihu tarafından yaratılmış, çeşitli şekillerde görülebilen, zor işlere gücü yeten, erkeklik ve dişilikleri olmayan ve ALLAH celle celâlihu’a itâatten ayrılmayan latîf varlıklar” diye târifedilir.
MELEKLeR, duyu organlarımızla idrak edilmeyen, gözle görülmeyen Ruhâni, Nurâni ki =>GAYBî varlıklardır..

MeLek.: Nûrdan yaratılmış, fıtratları sâfi, mâsum mahluk..
MeLekü’L- Bihâr.: Denizlere nezâret eden MeLek..
MeLekü’L- CibâL.: Dağlara nezâret eden MeLek..
MeLekü’L- Emtâr.: Yağmurla vazifeli olan MeLek..
MeLekü’L- Mevt.: İnsanların ruhlarını kabzeden Azrâil aleyhisselâm..
MeLekü’L- MüekkeL.: Muayyen bir işle tavzif edilmiş MeLek..

MeLekî.: (MeLekiye) Meleğe mensub, MeLekle alâkalı..
MeLeke.: Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret.
MeLekût.: Tam bir hâkimiyyetle, Saltanat-ı İlâhiyye'nin müessiriyyet ve idâresinin esrarı. Her şeyin kendi mertebesinde, o mertebeye münâsib ruhu, canı, hakikatı. Bir şeyin iç yüzü, iç ciheti. Hükümdarlık. Saltanat. Ruhlar Âlemi..

MeLekü’L- Sıyânet.: ALLAHu zü’L- CeLÂL'in emri ile insanları koruyan, muhafaza eden MeLek..
MeLâike.: (MeLek. c.) MeLekler. Nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, makamları sabit, kendileri ma'sum mahluklar..
MeLâike-i Kiram.: Büyük MeLeklerin büyükleri.: Cebrâil, Mikâil, İsrâfil, Azrâil aleyhumusselâm..

Kur'ÂN-ı Kerîm’de MELEKLeRe imanın FARZ olduğunu bildiren âyet-i celîlerden.:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû, âminû billâhi ve resûlihî ve’-l kitâbillezî nezzele alâ resûlihî ve’l- kitâbillezî enzele min kabl (kablu). Ve men yekfur billâhi ve MELÂİKEtihî ve kutubihî ve rusulihî ve’l- yevmi’l- âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ (baîden).: Ey iman edenler! ALLAH'a ve O'nun Resûl'üne ve Resûl'üne indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği Kitab'a îmân edin. Ve kim, ALLAH'ı, MeLeklerini, kitaplarını, resûllerini ve yevm'i’l- âhiri (sonraki ahir gününü) inkâr ederse, o taktirde uzak bir dalâletle sapmış olur.” (Nisâ 4/136)

Şu âyet-i kerimelerde de MeLeklere iman konusuna dikkat çekilir.:

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Resim---“Âmene’r- resûlu bimâ unzile ileyhi min RABBihî ve’l- mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve MELÂİKEtihî ve kutubihî ve rusulih (rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih (rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke RABBenâ ve ileyke’l- masîr (masîru).: Resûl, RABB’inden kendisine indirilene îmân etti ve mü'minler de, hepsi ALLAH'a, O'nun MeLeklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O'nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “işittik ve itaat ettik! Ve RABB’imiz, SENin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varış) SANA'dır (Sana doğru yola çıkarız ve SANA ulaşırız).” dediler.” (Bakara 2/285)

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Resim---“Leyse’l- birre en tuvellû vucûhekum kıbele’l- maşrıkı ve’l- magrıbi ve lâkinne’l- birre men âmene billâhi ve’l- yevmi’l- âhırı ve’l- MELÂİKEti ve’l- kitâbi ve’n- nebiyyîn (nebiyyîne), ve âte’l- mâle alâ hubbihî zevi’l- kurbâ ve’l- yetâmâ ve’l- mesâkîne vebnes sebîli, ves sâilîne ve fî’r- rıkâb (rıkâbi), ve ekâme’s- salâte ve âte’z- zekât (zekâte), ve’l- mûfûne bi ahdihim izâ âhed (âhedû), ves sâbirîne fî’l- be’sâi ved darrâi ve hîne’l- be’s (be’si) ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humu’l- muttekûn (muttekûne).: Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrâr kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin birr, kişinin, ALLAH'a, yevm'i’l- âhire (ALLAH'a ulaşılan sonraki güne, hidâyet gününe, vuslât gününe) MeLeklere, Kitab'a ve Peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık sâhiblerine) yetimlere, miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara, isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (ALLAH'a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefâ edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte onlar sadık olanlardır. İşte onlar muttekilerdir (takvâ sahibi olanlardır).” (Bakara 2/177)

MeLeklere inanmayan kişi, bu âyetlerin hükmünü inkâr etmiş olduğu için kâfir olur. Ayrıca Cenâb-ı HAKk Kur’ÂN-ı Kerim’de, MeLeklere düşman olanları kâfir diye nitelemiş ve öyle kimselerin ALLAH’ın da düşmanı olduğunu vurgulamıştır.:

مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ
Resim---“Men kâne aduvven lillâhi ve MELÂİKEtihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun li’l- kâfirîn (kâfirîne).: Kim, ALLAH'a ve O'nun MeLeklerine ve O'nun resûllerine ve Cebrâil'e ve Mikâil'e düşman oldu ise, o taktirde muhakkak ki ALLAH kâfirlere düşmandır.” (Bakara 2/98) (Bakara 2/98)

MeLeklere inanmamak =>Dolaylı olarak Vahyi, Peygamberi, Peygamberin getirdiği Kitabı/Kur'ÂN-ı Kerîm’i ve tebliğ ettiği dini de inkâr etmek anlamına gelir. Çünkü dini hükümler, Peygamberlere MeLek aracılığıyla indirilmiştir..
MeLeklerin neyden yaratıldıkları konusunda Kur’ÂN-ı Kerîm’de bir bilgi verilmemiştir. Fakat Peygamber Efendimiz hadis-i Şerifinde beyân buyurmuştur.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:MeLekLer nurdan, CinLer yalın ateşten, ÂdeM aleyhisselâm ise (topraktan) yaratıldı..” buyurmuştur.
(Müslim, Zühd, 10; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV. 168.)

LeTâiFLer SiSTeMiMizde;
BeDeN->NeFS-KaLb->RûH->Sır->Hâfi->Ahfâ->AKDes..
RûH EMR ÂLemi'ndendindir..
MELEKLeR=>KaLb-RûH’u OLan VARLıkLar=>NÛRdan yaratılmış=> Nûrânî ve Rûhânî VARLıkLardır..
CİNLeR=>NeFS-KaLb-RûH’u OLan VARLıkLar=>NÂRdan yaratılmış=>Nârânî VARLıkLardır..
İNSÂNLaR=>BeDeN-NeFS-KaLb-RûH’u OLan VARLıkLar=DÖRt Unsurdan/Toprak-Su-Ateş-Hava’dan yaratılmış=>Cismânî VARLıkLardır…

İNSÂN için AKLı Kadar İLiM->İRade->İDRak->İŞtirak İmkanı varken.
MELEKLeR için=>KULLuk İmtihÂNı yoktur ve sürekli =>İDRak->İştirak içindedirler..
MELEKLeR=>Yemek, içmek, erkeklik, dişilik, evlenmek, uyumak, yorulmak, usanmak, gençlik, ihtiyarlık gibi insana ait fiil ve özelliklerden uzaktırlar.. Dolayısıyla iştah, şehvet ve hırs gibi duyguları da bulunmaz..

Resim MELEKLeR kibirlenmezler, yorulmazlar, usanmazlar.:


وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ عِندَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ
Resim---“Ve lehu men fîs semâvâti ve’l- ard (ardı), ve men indehu lâ yestekbirûne an ıbâdetihî ve lâ yestahsirûn (yestahsirûne).: Semâlardaki (göklerdeki-kim varsa) ve arzdaki (yerdeki-kim varsa) bütün kişiler, O'nundur. Ve O'nun katında olan kişiler (huzur namazını kılanlar), O'na ibâdet etmekten kibirlenmezler ve onlar yorulmazlar.” (Enbiyâ 21/19)

يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ
Resim---“Yusebbihûne’l- leyle ven nehâre lâ yefturûn (yefturûne).: Onlar, gece ve gündüz ara vermeden (ALLAH'ı) tesbih ederler (daimî zikrin sahibidirler).” (Enbiyâ 21/20)

وَجَعَلُوا الْمَلَائِكَةَ الَّذِينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمَنِ إِنَاثًا أَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْأَلُونَ
Resim---“Ve cealû’l- MELÂİKEtellezîne hum ibâdu’r- RAHMÂNi inâsâ (inâsen), e şehidû halkahum, setuktebu şehâdetuhum ve yus’elûn (yus’elûne).: Ve RAHMÂN'ın kulları olan MeLekleri, dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların şehâdetleri yazılacak ve sorgulanacaklar.” (Zuhruf 43/19)

فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ
Resim---“Festeftihim e li RABBike’l- benâtu ve lehumu’l- benûn (benûne).: Haydi, onlardan fetvâ (açıklama) iste: "Kızlar RABB’inin de oğlanlar onların mı?" (Saffat 37/149)

إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَى
Resim---“İnnellezîne lâ yu’minûne bi’l- âhireti le yusemmûne’l- MELÂİKEte tesmiyete’l- unsâ.: Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, MeLekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.” (Necm 53/27)

وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا
Resim---“Ve mâ lehum bihî min ilm(ilmin), in yettebiûne illez zann(zanne), ve innez zanne lâ yugnî mine’l- hakkı şey'â(şey’en).: Ve onların (MeLekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, HAKk'tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz.” (Necm 53/28)

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ
Resim---“Nezele bihi’r- rûhu’l- emîn(emînu).: O'nu, Ruh'û’l- Emin (Cebrâil aleyhisselâm) indirdi.” (Şuarâ 26/193)

عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنذِرِينَ
Resim---“Alâ kalbike li tekûne mine’l- munzirîn (munzirîne).: Nezirlerden (uyaranlardan) olman için senin kalbine.” (Şuarâ 26/194)

Resim MELEKLeR ALLAHu zü’L- CeLÂL’e İsyan EtmezLer.:
MELEKLeR ALLAH’ın emrinden çıkmaz, asla günah işlemez, hangi iş için yaratılmışlar ise o işi yaparlar. Sürekli ALLAH’a itaat ve kullukla meşgul olurlar.:


يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Resim---“Yehâfûne RABBehum min fevkıhim ve yef’alûne mâ yu’merûn (yu’merûne).: Onlar, onların üstlerindeki (emrinde oldukları) RABB'lerinden korkarlar. Ve emrolundukları şeyleri yaparlar.” (Nahl 16/50)

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُّكْرَمُونَ
Resim---“Ve kâlûttehaze’r- RAHMÂNu veleden SÜBHÂNeh(subhânehu), bel ıbâdun mukremûn(mukremûne).: Ve: “RAHMÂN evlâd edindi.” dediler. O, SÜBHÂN'dır (münezzehtir). Hayır, (onlar, kendilerine) ikram edilmiş kullardır.” (Enbiyâ 21/26)

لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُم بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ
Resim---“Lâ yesbikûnehu bi’l- kavli ve hum bi emrihî ya’melûn (ya’melûne).: Onlar, söz ile O'nun (ALLAH'ın önüne) geçmezler. Ve onlar, O'nun (ALLAH'ın) emriyle amel ederler.” (Enbiyâ 21/27)

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَى وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ
Resim---“Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yeşfeûne illâ li menirtedâ ve hum min haşyetihî muşfikûn (muşfikûne).: Onların önünde ve arkasında olan şeyleri (muhafız MeLekleri) bilir. Ve onlar, (ALLAH'ın) rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat etmezler. Ve onlar, O'nun (ALLAH'ın) haşyetinden korkanlardır.” (Enbiyâ 21/28)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâren vakûduhân nâsu ve’l- hicâretu aleyhâ MELÂİKEtun gılâzun şidâdun lâ ya’sûnallâhe mâ emerehum ve yef’alûne mâ yu’merûne.: Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Onun üzerinde çok güçlü ve çok sert (acımasız) MeLekler vardır. ALLAH'ın onlara emrettiği şeyde, ALLAH'a asi olmazlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.” (Tahrîm 66/6)

Resim MELEKLeR DevamLı ALLAHu zü’L- CeLÂL’e İbâdet EderLer.:
Kur'ÂN-ı Kerîm, MELEKLeR’in devamlı ALLAHu zü’L- CeLÂL’e ibâdet, Tesbih ettiklerini ve O’nu zikrettiklerini bildirir.:


وَتَرَى الْمَلَائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Ve tere’l- MELÂİKEte hâffîne min havli’l- arşı yusebbihûne bi hamdi RABBihim, ve kudıye beynehum bi’l- hakkı ve kıyle’l- hamdu lillâhi RABBi’l- âlemin (âlemîne).: Ve görürsün ki, arşın etrafında onu kuşatan MeLekler, RABB'lerini hamd ile tesbih ederler. Ve onların (cennetliklerin) aralarında hak ile hüküm verildi. Ve (cennetlikler tarafından).: “Âlemlerin RABB’ine hamdolsun!." denildi.” (Zümer 39/ 75)

Resim MELEKLeR KanatLı, Son Derece SüratLi ve GüçLü VarLıkLardır.:

الْحَمْدُ لِلَّهِ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَاعِلِ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا أُولِي أَجْنِحَةٍ مَّثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ يَزِيدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Resim---“Elhamdu lillâhi fâtırı’s- semâvâti ve’l- ardı câili’l- MELÂİKEti rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fî’l- halkı mâ yeşâu, innALLÂHe alâ kulli şey’in KADÎR (kadîrun).: Hamd; gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlara sâhib MeLekleri, resûller (elçiler) kılan ALLAH'a aittir. Yaratmada dilediğini arttırır. Muhakkak ki ALLAH, herşeye KADÎRdir.” (Fâtır 35/1)

Her mü’min MELEKLeRin kanatları olduğuna inanır. Fakat bu kanatların nasıl olduğunu biz bilemeyiz. MELEKLeRin nûrânî varlıklar olduğu göz önünde tutulursa, bunları kuş ve uçak kanatları gibi maddi nitelemelere konu etmenin doğru olmayacağı ortadadır. Kanatların mahiyetini ancak ALLAH celle celâlihu ve MELEKLeRi gören Peygamberler bilebilirler. MELEKLeRin kanatlarının fazlalığı, onların güç ve sürat yönünden derecelerini, ALLAH celle celâlihu katında değerlerini gösterdiği şeklinde anlaşılmıştır.

وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
Resim---“Ve’l- MeLeku alâ ercâihâ, ve yahmilu arşe RABBike fevkahum yevme izin semâniyeh (semâniyetun).: Ve o MeLek, onun (göğün) çevresi üzerindedir. Ve izin günü RABB’inin arşını üstlerinde taşıyanların sayısı sekizdir.” (Hâkka 69/17)

Arş, ALLAH’ın yarattığı en büyük varlığı ifade ettiğine ve bunu kıyamet gününde sekiz MeLek taşıyabileceğine göre, bu ayetten son derece güçlü ve kuvvetli varlıklar olduğu anlaşılmaktadır.
MELEKLeR çok kısa zamanda, çok uzun mesafelere gidebilirler. Fakat onların gelip gitmesi, inmesi çıkması, insanlarınkine benzetilemez. Bir saniyede gökten yıldırımlar indiren ALLAHu zü'L- CeLÂL, onlara da dilediği zaman bütün yerleri ve gökleri son derece süratle dolaştırabilir.:


تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
Resim---“Ta'rucu’l- MELÂİKEtu ve’r- RÛHu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe seneh (senetin).: MeLekler ve RÛH (Cebrâil aleyhisselâm), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.” (Meâric 70/4)

Resim MELEKLeR ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Emir ve İzni İLe ÇeşitLi ŞekiL ve KıLığa BürünebiLirLer.:

Cebrâil aleyhisselâm, bâzen Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ashabdan Dıhye radiyallahu anhu şeklinde görülmüş, bazen de kimsenin tanımadığı bir insan şeklinde gelmiştir.
Cebrâil aleyhisselâm bâzan da insan kılığına girerek Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e vahiy getirirdi. Bu durumda çoğu kez yakışıklı ve genç bir sahabî olan Dıhye el-Kelbî'nin sûretinde görünürdü.

(Tecrid-i Sarîh Tercümesi, IX, 35)

Kur'ÂN-ı Kerîm’de anlatıldığı üzere Cebrâil aleyhisselâm, Meryem aleyhasselâm’e bir insan şeklinde görülmüştür.:

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا
Resim---“Vezkur fi’l- kitâbı Meryem (meryeme), izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ (şarkıyyen).: Kitab'ta Meryem (aleyhasselâm)'i zikret. Âilesinden ayrılıp, şark (doğu) tarafında bir yere çekilmişti.” (Meryem 19/16)

فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
Resim---“Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ (seviyyen).: Sonra da onlardan (ayıran) bir perde çekti. O zaman ona RÛHumuz'u (Ruh'û’l- Kudüs) gönderdik. Ona normal bir beşer sûretinde (hüviyetinde) temessül etti (göründü).” (Meryem 19/17)

Kur'ÂN-ı Kerîm’de, MELEKLeRden bir grup İbrahîm aleyhisselâm’a bir oğlu olacağı müjdesini getiren insanlar şeklinde gelmiştir. O da onları misafir zannederek, kendilerine yemek hazırlamış, fakat yemediklerini görünce korkmuş, sonra da MeLek olduklarını anlamıştır.:

وَلَقَدْ جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُواْ سَلاَمًا قَالَ سَلاَمٌ فَمَا لَبِثَ أَن جَاء بِعِجْلٍ حَنِيذٍ
Resim---“Ve lekad câet rusulunâ ibrâhîme bi’l- buşrâ kâlû selâmâ (selâmen), kâle selâmun fe mâ lebise en câe bi iclin hanîz (hanîzin).: Ve andolsun elçilerimiz İbrâhîm (aleyhisselâm)'a müjde ile geldiler.: “Selâm” dediler. O (İbrâhîm aleyhisselâm) da.: “Selâm” dedi. Bunun üzerine, çok geçmeden kızarmış bir buzağı getirdi. (Kızarmış bir buzağı getirmesi gecikmedi.)” (Hûd 11/69)

فَلَمَّا رَأَى أَيْدِيَهُمْ لاَ تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُواْ لاَ تَخَفْ إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمِ لُوطٍ
Resim---“Fe lemmâ reâ eydiyehum lâ tesilu ileyhi nekirehum ve evcese minhum hîfeh (hîfeten), kâlû lâ tehaf innâ ursilnâ ilâ kavmi lût (lûtin).: Fakat onların ellerinin ona uzanmadığını görünce onları yadırgadı. Ve onlardan (dolayı) bir korku hissetti. (Onlar).: “Korkma, muhakkak ki biz, Lût Kavmi'ne gönderildik.” dediler.” (Hûd 11/70)

Resim MELEKLeR GözLe GörüLmezLer.:

MELEKLeR, Oldukları halde gözükmeyen GAYBî VarLıkLardır.
Onların görülmemeleri, yok olduklarından değil, insan gözünün onları görebilecek kabiliyet ve kapasitede yaratılmamış olmasındandır. Eğer ALLAHu zü'L- CeLÂLinsan gözünü onları görebilecek yetenekte yaratsaydı görülebilirlerdi.
MELEKLeR Peygamberler tarafından asıl şekilleriyle görülmüşlerdir. Asıl şekillerinden çıkıp, bir başka maddî şekle, mesela insan şekline girmeleri durumunda diğer insanlarca görülmeleri mümkün olur. Cibril Hadisi diye bilinen, iman, İslâm ve ihsân kavramlarının tanımlarının yapıldığı hadiste belirtildiği gibi, Cebrâil aleyhisselâm
ashab tarafından insan şeklinde görülmüştür..
(Bk. Buhârî, İman, 37; Müslim, İman, 1;Ebû Davud, Sünnet 15.)

MELEKLeRin gözle görülmeyişleri onları inkar etmeyi gerektirmez. MELEKLeR de RÛHumuz ve AKLımız gibi gözle görülmeyen varlıklardır. Peygamberler onları görmüşler, Cebrâil aleyhisselâm aracılığıyla ALLAH’tan emir almışlardır. Kur'ÂN-ı Kerîm’de Peygamberimiz'e böyle gelmiştir. Kur’ÂN-ı Kerim ve hadisler MELEKLeRin varlığını kesin bir biçimde ortaya koymaktadır…
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

MELEKLERİN ÇEŞİTLERİ ve GÖREVLERİ.:

Kur’ÂN-ı Kerîmde ve Hadis-i Şeriflerde sayıları hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan fakat çok oldukları anlaşılan MeLekLerin temel görevleri ALLAHu zü’L- CELÂL’e kulluk etmek ve ALLAH celle celâlihu neyi emrederse onu yerine getirmektir..

Resim MUKARREBÛN MeLekLer.:

KARîB.: Akraba. Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım..
AKReB.: En yakın. Daha yakın. Ziyâde yakın OLan..
MUKARReB.: yakınlaşmış anlamına gelir. Pâdişâh ve bazı büyük zâtlara hizmetle yakınlaşmış olan kimselere de böyle denilirdi. Yapmış olduğu kulluk ve takvâ ile velâyet mertebesine ulaşmış, Cenâbı HAKk’ın katında çok değerli olan insanlara da ALLAHu zü’L- CeLÂL’e yakınlaşmış mânâsına MUKARREBÛN denilmiştir..

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852), Mukarrebûn MeLekLerine, “Kerûbiyyûn MeLekLeri” de denildiğini, bunların Arş’ın etrafını kuşatmış olup, MeLekLerin efendileri olduklarını kaydetmiştir..

(İbn Hacer, Fethu’l Bârî, c. 13, s. 388, no: 6970)

el-Kazvînî, MUKARREBÛN MELEKLERİ’ni; “ALLAHu zü’L- CeLÂL’e yakın olan MeLekLerdir.” diye târif ettikten sonra, onları şöyle sıralamıştır.:
HAMELE-i ARŞ (Arş’ı taşıyan) MeLekLeri, RÛHu’l- EMÎN (Cibrîl-i Emîn), İSRÂFÎL, MİKÂÎL, ÖLÜM MELEĞİ, YEDİ KAT SEMÂ MeLekLeri, HAFAZA (yazıcı ve koruyucu) MeLekLeri, MUAKKİBÂT (Gece ve Gündüz) MeLekLeri, MÜNKER ve NEKİR (sorgu) MeLekLeri, SEYYÂHÛN (gezici) MeLekLeri.”
el-Kazvînî, bunların Kâinat’la görevli MeLekLer olduklarını ifade ederek bu dâirenin içine bir çok meleği dahil etmiştir.. (el-Kazvinî, Acâibu’l-Mahlûkât, s. 53- 61.)

Resim Kur'ÂN-ı Kerîmde ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Gözdesi OLarak.:


وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ
Resim---“Ves sâbikûne’s- sâbikûn (sâbikûne).: Ve sâbikûnlar (hayırlarda yarışıp ileri geçenler), sâbikûnlar.” (Vâkı’a 56/10)

أُوْلَئِكَ الْمُقَرَّبُونَ
Resim---“Ulâike’l- MUKARREBÛN (mukarrebûne).: İşte onlar (sâbikûlar). MUKARRİB (ALLAH'a yaklaştırılmış) olanlardır.” (Vâkı’a 56/11)

فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Resim---“Fî cennâti’n- naîm (naîmi).: (Onlar), Naîm Cennetlerindedirler.” (Vâkı’a 56/12)

Resim Kur'ÂN-ı Kerîmde FİRAVUN’un Gözdesi OLarak.:

وَجَاء السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالْواْ إِنَّ لَنَا لأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ
Resim---“Ve câe’s- seharatu fir’avne kâlû inne lenâ le ecren in kunnâ nahnu’l- gâlibîn (gâlibîne).: Ve sihirbazlar firavun’a geldiler.: “Eğer gâlib gelenler biz olursak muhakkak bize bir ecir (mükâfat) vardır.” dediler.” (Â'râf 7/113)

قَالَ نَعَمْ وَإَنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
Resim---“Kâle ne’am ve innekum le minel mukarrebîn (mukarrebîne).: (Firavun) şöyle dedi.: “Evet ve siz mutlaka en yakın olanlardan (olacaksınız).” (Â'râf 7/114)

قَالَ نَعَمْ وَإَنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
Resim---“Kâle ne’am ve innekum le minel mukarrebîn (mukarrebîne).: (Firavun) şöyle dedi.: “Evet ve siz mutlaka en yakın olanlardan (olacaksınız).” (Şuarâ 26/42)

MUKARREBÛN MeLekLeri, ALLAHu zü’L- CeLÂL’e yakın olan bir kısım büyük MeLekLerdir. Bunlar, MÂRİFETULLAH’a dalmış olup, gece-gündüz hiç yüksünmeden ALLAHu zü’L- CeLÂL’i tesbih ederler..
(Taberânî, Mu‟cemu’l- Kebîr, c. 9, s. 179; el-Gavsî, Âlemü’l-Melâike, Mecelletü’l- Ezher, c. 38, s. 982.)

لَّن يَسْتَنكِفَ الْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْداً لِّلّهِ وَلاَ الْمَلآئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ وَمَن يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيهِ جَمِيعًا
Resim---“Len yestenkifel mesîhu en yekûne abden lillâhi ve lâl melâiketul mukarrabûn(mukarrabûne). Ve men yestenkif an ibâdetihî ve yestekbir fe se yahşuruhum ileyhi cemîâ(cemîan).: Mesih, ALLAH'a kul olmaktan asla çekinmez ve MUKARREBİN (ALLAH'a yakın yüksek derece sahibi) olan MeLekLer de (ALLAH'a kul olmaktan çekinmezler). Ve kim, O'na kul olmaktan çekinir ve kibirlenirse, elbette onların hepsini (ALLAH) kendi huzurunda toplayacak.” (Nisâ 4/172)

Kur’ÂN-ı Kerîm’de, MeLekLerin sayısının ne kadar çok olduğunu da ifâde eden âyet-i kerimede şöyle buyrulur.:

وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْبَشَرِ
Resim---“Ve mâ cealnâ ashâben nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtû’l- kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtû’l- kitâbe ve’l- mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun ve’l- kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ (meselen), kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ (yeşâu), ve mâ ya’lemu cunûde RABBike illâ hû (huve), ve mâ hiye illâ zikrâ li’l- beşer (beşeri).: Biz o ateşin koruyucularını MeLekLerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitab verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalblerinde bir hastalık olanlar ile kâfirler de şöyle desin.: "ALLAH, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte ALLAH, dilediğini böyle şaşırtıp saptırır, dilediğini böyle hidâyete erdirir. RABB’inin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.” (Müddesir 74/31)

ResimDöRt BüYük MeLek.:

Resim1-) CeBRâiL aleyhisselâm.:

(Cebril, Cibril) Cenâb-ı HAKk'ın emirlerini Peygamberlere (aleyhumusselâm) bildiren büyük melek. Peygamberimiz Resul-i Ekrem aleyhisselâm'a Kur’ÂN-ı Azimü’ş-şÂN'ı vahiyle getiren MeLek..
Cebrâil aleyhisselâm, Kur’ÂN-ı Kerîm’de Cibrîl, Rûhulkudüs, Rûhulemîn, Rûh ve Resûl şeklinde beş değişik isimle ifâde edilir. İlgili âyetlerde belirtildiğine göre Cebrâil aleyhisselâm karşı konulamayan müthiş bir güce, üstün bir akla ve kesin bilgilere sahiptir; “Arşın Sahibi” nezdinde çok itibarlıdır ve MeLekLerin kendisine mutlaka itaat ettiği şerefli bir elçidir..


عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى
Resim---“Allemehu şedîdu’l- kuvâ.: O'na çok şiddetli ve kudretli olan (Cebrâil aleyhisselâm) öğretti.” (Necm 53/5)

ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى
Resim---“Zû mirreh(mirretin), festevâ.: O (Cebrâil aleyhisselâm), kuvvet ve azamet sahibidir. Öylece istivâ etti (yöneldi)." (Necm 53/6)

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
Resim---“İnnehu le kavlu resûlin kerîm (kerîmin).: Muhakkak ki O (Kur’ÂN), gerçekten Kerim Resûl'ün (Cebrâil'in) sözüdür.” (Tekvîr 81/19)

ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ
Resim---“Zî kuvvetin ınde zi’l- arşi mekîn (mekînin).: Yüce Arşın Sahibinin yanında büyük şeref (makam ve itibâr) sahibidir.” (Tekvîr 81/20)

مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
Resim---“Mutâın semme emîn (emînin).: ( O elçi, MeLekLer arasında kendisine) orada itaat olunandır; hem de (vahye karşı) emîndir.” (Tekvîr 81/21)

Dört büyük melekten biridir. Vahyi getirmekle görevlidir. Cebrâil aleyhisselâm’a güvenilir anlamına gelen “emîn” denilmiştir.. Cebrâil. MeLekLerin en üstünü ve en büyüğü, Allah’a en yakını olduğu için kendisine MeLekLerin Efendisi anlamında “Seyyidü’l-MeLâike” de denilmiştir.

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ
Resim---“Nezele bihi’r- RÛHU’L- EMÎN (emînu).: O'nu, Rûhu’l- Emîn (Cebrâil aleyhisselâm) indirdi.” (Şuarâ 26/193)

عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنذِرِينَ
Resim---“Alâ kalbike li tekûne mine’l- munzirîn (munzirîne).: Nezirlerden (uyaranlardan) olman için senin kalbine.” (Şuarâ 26/194)

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
Resim---“Kul nezzelehu rûhu’l- kudusi min RABBike bi’l- hakkı li yusebbitellezîne âmenû ve huden ve buşrâ li’l- muslimîn (muslimîne).: De ki: “O'nu (Kur’ÂN-ı Kerim'i), RABBinden hak ile iman edenleri sebat ettirmek için ve müslümanlara (teslim olanlara), hidâyet ve müjde olarak RÛHU’L- KUDÜS (Cebrâil aleyhisselâm) indirdi.” (Nahl 16/102)

Cebrâil aleyhisselâm, her şekle girebilir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, onu biri vahyin başlangıcında Hıra'dan Mekke'ye gelirken, diğeri Mirâc'dan dönüşte Sidretü'l-Münteha'da olmak üzere iki defa kendi aslî şekliyle görmüştür.. (es-Saâtî, el-Fethu'r-Rabbânî, VIII, 5)

Cebrâil aleyhisselâm, bazan da insan kılığına girerek Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e vahiy getirirdi. Bu durumda çoğu kez yakışıklı ve genç bir sahabî olan Dıhye el-Kelbî'nin sûretinde görünürdü.. (Tecrid-i Sarîh Tercümesi, IX, 35).
Cebrâil aleyhisselâm İsrâ ve Mirâc Hadîsesinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e Mekke'den Kudüs'e ve oradan Sidretü'l-Münteha'ya kadar eşlik etmiştir.. (Buhârî, Bed'u'l-Halk 6; Salât 1)

Resim---Âişe radiyallahu anha’den nakledilen bir hadiste şöyle anlatılmaktadır.: “Mesruk demiştir ki.: “Hz. Âişe‟nin yanında yaslanmış bir vaziyette idim ki, bana şöyle dedi.: “Ey Ebâ Âişe! Üç şey vardır ki, her kim onlardan birisini söylerse ALLAH’a büyük iftira etmiş olur." Ben de.: “Onlar nedir?” diye sordum. Bunun üzerine dedi ki.: “Her kim MuhaMMed RABBı’nı gördü zannederse, ALLAH’a karşı büyük iftira etmiş olur.” Ben bu esnâda dayanıyordum fakat hemen oturdum ve.: “Ey mü’minlerin annesi! Bana izin ver acele etme!. ALLAHu zü’l- CeLÂL.: “Andolsun ki O, onu apaçık ufkta görmüştür‟ (Tekvir, 81/23) ; “Yemin olsun ki O, onu bir daha da inişinde gördü.” (Necm, 53/13, 14. ) buyurmadı mı?” dedim. Bunun üzerine Hz. Âişe.: “Ben, onu, bu ÜMMetin Rasûlüllah’tan ilk önce soran kişisiyim. Hz. Peygamber buyurdu ki.: O Cibrîl’dir. Onu yaratılmış olduğu şekil üzere bu iki seferden başka görmedim. Semâdan inerken gördüm. Vücûdunun büyüklüğü gök ile yer arasını kaplamıştı.”
Hz. Âişe bundan sonra şöyle devam etti.: “Hem işitmedin mi? ALLAHu TeÂLÂ.: “Gözler O’nu idrak edemez. O ise gözleri idrak eder. O, LATÎFtir, HABÎRdir” (En‟am, 6/103) buyuruyor. Yine işitmedin mi ki, ALLAHu TeÂLÂ.: “ALLAH (c.c.), bir insanla ancak vahiy sûretiyle veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderir, izniyle dilediğini vahyeder. Doğrusu O, YÜCEdir, HAKÎMdir.” (Şûrâ, 42/51) buyurmuştur.”

(Müslim, es-Sahih, Îmân, 287; Krş. el-Buhârî, es-Sahih, Tefsîr, (5. Mâide) 7; (53. en-Necm) 1; Bed‟u‟l-Halk, 6; Tevhîd, 4; et-Tirmizî, Sünen, Tefsîr, (53.en Necm) 3278.)

Meleklerin fazilet durumlarının farklı oldukları şu hadiste de ifâde edimiştir.:

Resim---Cebrâîl aleyhisselâm, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: “Siz Bedir Ehli’ni aranızda nasıl kabul edersiniz?” diye sorar. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de.: “Müslümanların en faziletlileri olarak kabul ederiz.” diye cevab verir. Bunun üzerine Cebrâîl aleyhisselâm.: “Bedir’e katılan MeLekLer bizde de en faziletliler olarak kabul edilir.” diye cevab verir.
(Buhârî, es-Sahih, Megâzî, 11; İbn Mâce, Sünen, Mukaddime, 11.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Muhakkak ki benim yer ehlinden iki vezirim, gök ehlinden de iki vezirim vardır. Yer ehlinden iki vezirim Ebu Bekir (radiyallahu anhu) ve Ömer (radiyallahu anhu), gök ehlindeki vezirim ise Cibril (aleyhisselâm) ve Mikâil (aleyhisselâm)'dır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Menakıb, 16)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, gece Teheccüd Namazına kalktığında şöyle DUÂ ederdi.: "Ey ALLAH'ım!. Cebrâil, Mikâîl ve İsrâfil'in RABBi, göklerin ve yerin yaratıcısı, gaybı ve şehâdet âlemini bilen. SEN kullarının arasındaki ihtilaflar hakkında hüküm sâhibisin. Beni izninle ihtilaf edilen şeylerde hakka kavuştur. Sen dilediğini Sırat-ı Müstakîm'e kavuşturursun.” buyurmuştur.
(Müslim, Müsafîrûn, 200)

Resim

İslâm Dininde Cebrâil aleyhisselâm, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ilâhî emirleri bildiren vahiy meleğidir ve dört büyük melekten biridir. Arapça’da vahiy meleği değişik kelimelerle ifâde edilmekle birlikte en meşhurları Cebrâîl, Cebreîl, Cebrîl, Cibrîn ve Cibrîl’dir.
Cebrâil aleyhisselâm, Kur’ÂN-ı Kerîm’de Cibrîl, Rûhulkudüs, Rûhulemîn, Rûh ve Resûl şeklinde beş değişik isimle ifâde edilir. İlgili âyetlerde belirtildiğine göre Cebrâil aleyhisselâm, karşı konulamayan müthiş bir güce, üstün bir akla ve kesin bilgilere sâhibtir; “Arşın Sâhibi” nezdinde çok i’tibârlıdır ve MeLekLerin kendisine mutlaka itaat ettiği şerefli bir elçidir..
(en-Necm 53/5-6; et-Tekvîr 81/19-21).
Hz. Meryem aleyhasselâm’e normal bir insan şeklinde görünerek RABBinin elçisi olduğunu ve ona temiz bir erkek çocuğu bağışlamak için geldiğini söylemiş..
(Meryem 19/17-19)
Hz. Îsâ aleyhisselâm doğduktan sonra ALLAHu zü’L- CeLÂL’in emriyle ona destek olmuş..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e Kur’ÂN-ı Kerîm’i vahyedip öğretmiştir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem O’nu bir kere.: “Açık ufuk”ta, bir kere de “Sidretü’l-Müntehâ”da aslî hüviyetiyle görmüştür. İnkârcılara karşı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in dostu, mü’minlerin destekleyicisidir. Kadir Gecesinde MeLekLerle birlikte yeryüzüne iner, âhirette insanlar hesaba çekilirken mahşerde saf saf dizilen MeLekLerin yanında bulunur..
(bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, s. 163, 326)
Cebrâil aleyhisselâm, hadislerde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e vahiy getiren, Kur’ÂN’ı öğreten ve değişik konularda hükümler bildiren, Resûl-i Ekrem’e, hatta bazan ashaba insan şeklinde görünen bir melek olarak sık sık anılır. İlgili hadislere göre Cebrâil aleyhisselâm, dünyada ve âhirette ALLAH celle celâlihu ile kulları arasında elçidir; hem MeLekLere hem peygamberlere İlâhî Emirleri tebliğ eder, bu sebeple de Allah’la vasıtasız konuşur.
(Müsned, II, 267; III, 230; Buhârî, “TevHîd”, 33).
İlk defa Hira Dağında, bütün ufku kaplamış ve bir taht üzerinde oturmuş halde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e gelip aslî sûretinde görünmüş, onu kuvvetle sıkarak okumasını istemiş, böylece ilk vahyi getirmiştir..
(Buhârî, Taʿbîr,1, “Bedʾü’l-halk,7; Müslim, Îmân, 257,258).
Mi‘racdan önce Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kalbini “hikmet”le doldurmuş, bu sayede Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in cismi ruh gibi hafiflemiş ve bu Mûcizevî Yolculukta ona aslî sûretinde ikinci defa görünmüş, Melekût Âlemi hakkında bilgiler vermiştir..
(Müsned, I,257; Buhârî, “Salât,1; Bedʾü’l-halk,6).

İslâmî kaynaklara göre Cebrâil aleyhisselâm, Arş’ı taşıyan ve “Mukarrebîn” adı verilen MeLekLerdendir.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e peygamberliği süresince 26.000 defa vahiy getirmiştir..

İslâm filozoflarından Fârâbî ve İbn Sînâ, Cebrâil’in, kozmik akıllar dizisinin onuncusu olan ve kuvve halindeki insan aklının fiil haline gelerek bilgi üretmesini sağlayan faal akıl olduğunu savunmuşlardır. Onlara göre Kemâl Mertebesinde bulunan peygamberin “Kuvve-i Mütehayyile”si, uyanıklık halinde bile faal akıl ile ittisâl kurarak ondan aldığı sûretleri duyular âlemindeki örneklerle açıklar.. (İbn Sînâ, s. 339; Ca‘fer Âl-i Yâsîn, s. 208). Bazan “Vâhibü’s-suver” ve “Rûhulkudüs” de denilen faal akıl, asla maddî olmayan mufârık sûretlerden ibarettir. Fahreddin er-Râzî ve İbn Teymiyye gibi bazı bilginler, filozofların aslında Cebrâil aleyhisselâm’in hariçte bir varlığı bulunduğuna inanmadıklarını ileri sürmüşlerdir..
(bk. el-Meṭâlibü’l-âliye, VIII, 133, 135; Derʾü teʿâruz, X, 217).
ittisâl.: Ulaşmak. Bitişmek. * Birbirine dokunmak. Yakınlık. Bağlılık. Kavuşmak..

Kur’ÂN-ı Kerîm’de de Cebrâil aleyhisselâm,’in insan şeklinde Hz. Lût aleyhisselâm’a, Hz. İbrâhim aleyhisselâm’e ve Hz. Meryem aleyhasselâm’e göründüğü açıkça bildirilmiştir ..
(Hûd 11/69, 77; el-Hicr 15/51, 68; Meryem 19/17).
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

=>RÛHum GEZdi=>FELEKkLeri,
=>KANAtLarı=>NAZ<->NİYAZdı!.
BÜyüKk<->KÜçüKk MELEKkLeri,
=>KALBim DeDi=>KALem YAZdı!.
KUL İHVÂNİ’m=>NAZ<->NİYAZdı!.


Resim2-) MİKÂİL aleyhisselâm.:

Mikâîl aleyhisselâm Kur'ÂN’da ismi açıkça zikredilen MeLekLerdendir. Bazı İslâmî kaynaklarda yer alan bilgi ve tasniflere göre, kendisi, dört büyük melekten birisi olup tabiat olayları ile ilgilenmektedir.

Resim---İbn Abbâs radiyallahu anhu’dan nakledilen bir hadis mevcuddur. Bu hadiste anlatıldığına göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e Yahûdilerden bir gurup gelerek beş konuda soru sormak istediklerini, eğer sorularını doğru cevaplandırırsa kendisine îmân edeceklerini söylediler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onların sorularını cevaplandırdı. Onlar da.: “Doğru söyledin.” diyerek tasdik ettiler. Son olarak da.: “Kendisine vahiy getiren meleğin kim olduğunu” sordular. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Cibrîldirİ” deyince Yahûdiler.: “Cibrîl!. Bu, savaş, kıtal, azab indirir ve bizim düşmanımızdır. şayet rahmet, bitki, yağmur indiren Mikâîl deseydin olurdu!.” diyerek uzaklaştılar. Bunun üzerine ALLAHu zü’l- CeLÂL.: “Kim, ALLAH’a, MeLekLerine, peygamberlerine, Cebrâîl’e ve Mikâîl’e düşman olursa bilsin ki ALLAH da inkarcı kâfirlerin düşmanıdır.” (Bakara, 2/98) âyetini indirdi.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 274; krş. İbn Kesîr, Tefsir, c. 1, s. 186.)

Mikâîl aleyhisselâm, derece olarak Cebrâîl aleyhisselâm'dan hemen sonra gelir ve ona düşmanlık etmek küfürdür..

مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ
Resim---“Men kâne aduvven lillâhi ve MELÂİKEtihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun li’l- kâfirîn (kâfirîne).: Kim, ALLAH'a ve O'nun MeLekLerine ve O'nun resûllerine ve Cebrâil'e ve Mikâil'e düşman oldu ise, o taktirde muhakkak ki ALLAH kâfirlere düşmandır.” (Bakara 2/98)

Resim---İbn Mes’ud radiyallahu anhu.: “Biz vaktiyle Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte namaz kılarken insanlar.: “ALLAH’ın, Cebrâîl’in, Mikâîl’in ve Mukarrebûn MeLekLerinin üzerine selâm olsun!.” derlerdi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Böyle söylemeyiniz!. Çünkü Selâm ALLAH’ın İsmidir, fakat tahiyyât ALLAH içindir, deyiniz!.‟ buyurmuştur.
(Taberânî, Mu‟cemu‟l -Kebîr, c. 1o, s. 43, no: 9898.)

İmam Hâkim’in (v. 405/ 1014) sahîhu’l-isnâd hükmünü vererek kaydettiği ve Zehebî’nin (v. 748/1347).: “Müslim’in şartı üzere sahihtir.” dediği bir hadiste:
Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Mikâîl’i insan sûretinde gördüğünü söylemiş ve onun şiddetli, azametli bir melek olduğunu Bedir Savaşı’nda İmam Ali kerremallahu vechehu ve Ebû Bekir radiyallahu anhu’e anlatmıştır.

(Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 144, no: 4653.)

Rezzakıyyet Arşı’nın Hamelesi/taşıyıcısı olan Büyük Melek.. Dört Büyük Melekten birisi
olan Mikâil aleyhisselâm, kâinattaki tabîi olayları ve yaratıkların rızıklarını idâre etmekle görevlidir..

İslâm inancına göre MeLekLerin büyüklerinden olan Mikâil aleyhisselâm’ın ismi hem Kur’ÂN’da (Bakara 2/98) hem hadislerde geçmektedir..

Kur’ÂN-ı Kerîm’in dört sûresinde, önce İbrâhim aleyhisselâm’ gelip oğlu İshak aleyhisselâm’ın ve torunu Ya‘kûb aleyhisselâm’ın doğacağını müjdeleyen, ardından Lût aleyhisselâm’ı ziyâret edip azgınlaşan kavmini helâk eden bir grup elçi melekten bahsedilir..
(Hûd 11/69-83; Hicr 15/51-71; Ankebût 29/31-34; Zâriyât 51/24-37).
Cebrâil, İsrâfil ve Azrâil ile birlikte Mîkâil aleyhumusselâm’ın da bunların arasında yer aldığı rivâyet edilmektedir..
(Taberî, XII, 42; İbn Kesîr, III, 563; Âlûsî, XII, 93).

Bedir Gazvesi’nde mü’minlerin yardımına gelen melek ordusunun (Enfâl 8/9-12) kumandanlarından birinin Mîkâil olduğu rivayet edilmiştir.. (Müsned, I, 147; Taberî, IX, 128).

Cebrâil ve Mîkâil aleyhumusselâm’ın Uhud Günü beyaz elbiseli iki insan kıyafetinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sağında ve solunda durup onu bütün güçleriyle korudukları da nakledilmektedir..
(Müslim, Feżâʾil, 46-47.).

Resim---Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın rüyâsında Cebrâil ile Mîkâil aleyhumusselâm’i kendisine cennet ve cehennemi gezdiren iki insan şeklinde gördüğü rivayet edilmektedir..
(Müsned, V, 15; Buhârî, “Cenâʾiz”, 90; Bedʾü’l-halk, 7.)

Resim

İslâm İnancı'na göre MeLekLerin büyüklerinden olan Mîkâil aleyhisselâm’ın ismi hem Kur’ÂN-ı Kerîm’de (Mîkâl, Bakara 2/98) hem hadislerde geçmektedir..
Kur’ÂN’ı ALLAHu zü’L- CeLÂL’in izniyle senin kalbine indiren odur. Kim Allah’a, MeLekLerine, peygamberlerine, Cebrâil’e, Mîkâil’e düşman olursa şüphesiz Allah da o kâfirlerin düşmanıdır”


قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
Resim---“ “Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ li’l- mu’minîn (mu’minîne).: Kim Cibril'e düşman oldu ise (ona) de ki: “Halbuki muhakkak ki o (Cebrâil aleyhisselâm), onların ellerindeki (kitapları) tasdik eden O (Kur'ân'ı), ALLAH'ın izniyle, mü'minlere bir hidayet (rehberi) ve müjde olarak senin kalbine indirdi.” .” (Bakara 2/97)

مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ
Resim---“Men kâne aduvven lillâhi ve MELÂİKEtihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun li’l- kâfirîn (kâfirîne).: Kim, ALLAH'a ve O'nun MeLekLerine ve O'nun resûllerine ve Cebrâil'e ve Mikâil'e düşman oldu ise, o taktirde muhakkak ki ALLAH kâfirlere düşmandır.” (Bakara 2/98)

MELEKLeRin çeşitli görevleri vardır. Bunlardan Mîkâil aleyhisselâm insan da dahil olmak üzere canlıların rızıkları, dolayısıyla yağmurların yağması ve bitkilerin gelişmesi gibi işlerle görevlidir.. (Mahmûd MuhaMMed es-Sübkî, V, 178).
Bedir Gazvesi’nde mü’minlerin yardımına gelen melek ordusunun (el-Enfâl 8/9-12) kumandanlarından birinin Mîkâil aleyhisselâm olduğu rivâyet edilmiştir..
(Müsned, I, 147; Taberî, IX, 128).

إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُم بِأَلْفٍ مِّنَ الْمَلآئِكَةِ مُرْدِفِينَ
Resim---“ “İz testegîsûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi elfin mine’l- melâiketi murdifîn (murdifîne).: RABBinizden yardım istediğiniz zaman böylece O, size icâbet etti. Muhakkak ki BEN, birbirini izleyerek gelen bin melekle, size yardım edenim (yardım eden BEN’im).” (Enfâl 8/9)

وَمَا جَعَلَهُ اللّهُ إِلاَّ بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“ “Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ ve li tatmainne bihî kulûbukum ve mâ’n- nasru illâ min indillâh (indillâhi), innALLÂHe AZÎZun HAKÎM (hakîmun).: Ve ALLAH, (bu yardımı) sadece bir müjde ve onunla kalplerinizin tatmin (mutmâin) olması için yaptı (başka bir şey için yapmadı). ALLAH'ın katından başka yardım (yeri) yoktur (yardım ancak ALLAH'ın katındandır). Muhakkak ki ALLAH, AZÎZ (üstün izzet sahibi) ve HAKÎM'dir (hikmet sahibi, hüküm sahibi).” (Enfâl 8/10)

إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِّنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُم مِّن السَّمَاء مَاء لِّيُطَهِّرَكُم بِهِ وَيُذْهِبَ عَنكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الأَقْدَامَ
Resim---“ “İz yugaşşîkumun nuâse emeneten minhu ve yunezzilu aleykum mine’s- semâi mâen li yutahhirakum bihî ve yuzhibe ankum ricze’ş- şeytâni ve li yarbıta alâ kulûbikum ve yusebbite bihi’l- akdâm (akdâme).: O'nun (ALLAHû TeALÂ) tarafından, emîn olmanız için sizi bir uyuklama hali bürüyordu. Ve sizin, onunla temizlenmeniz ve Şeytânın murdarlığını (vesvesesini) sizden gidermek ve kalplerinizi bağlamak ve onunla ayaklarınızı sağlamlaştırmak (sabit kılmak) için semadan su indiriyordu.” (Enfâl 8/11)

إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلآئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُواْ الرَّعْبَ فَاضْرِبُواْ فَوْقَ الأَعْنَاقِ وَاضْرِبُواْ مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
Resim---“ “İz yûhî RABBuke ilâ’l- melâiketi ennî meakum fe sebbitûllezîne âmenû, se ulkî fî kulûbillezîne keferûr ru'be fadribû fevka’l- a'nâkı vadribû minhum kulle benân (benânin).: Senin RABBin meleklere vahyetmişti: “Muhakkak ki; BEN, sizinle beraberim. Artık imân edenlere sebat verin (destek olun). Kâfirlerin kalblerine korku vereceğim. Artık boyunlarının üzerine vurun. Ve onların bütün parmaklarına vurun.” (Enfâl 8/12)

Cebrâil aleyhisselâm ve Mîkâil aleyhisselâm’in Uhud Günü beyaz elbiseli iki insan kıyafetinde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sağında ve solunda durup onu bütün güçleriyle korudukları da nakledilmektedir..
(Müslim, Fezâʾil, 46-47).
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, bir hadisinde şöyle dediği rivâyet edilmiştir.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her peygamberin gök ehlinden iki, yer ehlinden iki veziri olur. Benim gök ehlinden vezirlerim Cebrâil ile Mîkâil, yer ehlinden vezirlerim de Ebû Bekir ile Ömer’dir” buyurmuştur.
(Tirmizî, Menâkıb”,17).

Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

=>RÛHum GEZdi=>FELEKkLeri,
=>KANAtLarı=>NAZ<->NİYAZdı!.
BÜyüKk<->KÜçüKk MELEKkLeri,
=>KALBim DeDi=>KALem YAZdı!.
KUL İHVÂNİ’m=>NAZ<->NİYAZdı!.


Resim 3-) İSRÂFİL aleyhisselâm.:

İsrâfil aleyhisselâm Büyük MeLekLerdendir. Görevi Sûr’a üflemektir. İsrâfil aleyhisselâm, Sûr denilen alete iki kez üfleyecektir. Bunların ilkinde kıyamet kopacak, ikincisinde ise tekrar diriliş meydana gelecektir..

Kıyametin kopmasından bahseden âyetler, evrende büyük bir kozmik değişime sebep olacak bu hadisenin sûra ilk üflenilmesiyle başlayacağını, ikinci üflenişle de herkesin diriltilip mahşere gitmeye hazır duruma getirileceğini ifâde eder.:


وَيَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَن شَاء اللَّهُ وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَاخِرِينَ
Resim---“Ve yevme yunfehu fî’s- sûri fe fezia men fi’s- semâvâti ve men fî’l ardı illâ men şâallâh (şâallâhu), ve kullun etevhu dâhırîn (dâhırîne).: Ve sûr'a üfürüldüğü gün, ALLAH'ın dilediği kimseler hariç, semâlarda ve yeryüzünde olanlar dehşete kapıldı (kapılırlar). Ve herkes boyunları bükük olarak ona (ALLAH'a) geldiler (gelirler).” (Neml 27/87)

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَن شَاء اللَّهُ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَى فَإِذَا هُم قِيَامٌ يَنظُرُونَ
Resim---“Ve nufiha fî’s- sûri fe saıka men fî’s- semâvâti ve men fî’l- ardı illâ men şâallâh (şâallâhu), summe nufiha fîhi uhrâ fe izâhum kıyâmun yanzurûn (yanzurûne).: Ve SÛR'a üfürülmüş, ALLAH'ın diledikleri hariç, göklerde ve yerde olanlar ölmüşlerdir. Sonra ona (sur'a) bir defa daha üfürüldüğü zaman onlar ayağa kalkarak bakınırlar.” (Zümer 39/68)

Kur'ÂN ve Hadislerde yer alan “üfleme” görevini ifâ edecek ve insanları hesap meydanına çağıracak olan meleğin İsrâfil aleyhisselâm olduğu hususunda İslâm âlimleri görüş birliği içindedir..
(İbn Kesîr, III, 276-278; V, 166, 309, 488-489; VII, 106-108, 388, 451; VIII, 238-239, 328).

وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ
Resim---“Vestemi’ yevme yunâdi’l- munâdi min mekânin karîb (karîbin).: Ve münâdinin yakın bir yerden seslendiği gün ona kulak ver.” (Kaf 50/41)

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَى شَيْءٍ نُّكُرٍ
Resim---“Fe tevelle anhum, yevme yed’ud dâi ilâ şey’in nukur (nukurin).: Artık onlardan yüz çevir. O gün dâvetçi, (onları) korkunç dehşetli bir şeye çağıracak.” (Kaf 50/6)

خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
Resim---“Huşşe’an ebsâruhum yahrucûne mine’l- ecdâsi keennehum cerâdun münteşir (munteşirun).: Kabirlerden, gözleri dehşete düşmüş olarak çıkarlar. Sanki onlar, etrafa yayılan çekirgeler gibidir.” (Kamer 54/7)

مُّهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
Resim---“Muhtıîne iled dâi, yekûlul kâfirûne hâzâ yevmun asir (asirun).: Davetçiye (İsrâfil’in sesine) doğru koşan kâfirler.: “Bu, çok zor bir gün.” diyecekler.” (Kamer 54/8)

Bundan dolayı Kur’ÂN-ı Kerîm’de “sûr” ve “nâkūr”dan bahsedilen her âyette zımnen bunları üflemekle görevli olan İsrâfil aleyhisselâm’den de söz edildiği söylenebilir. İsrâfil aleyhisselâm'a Sûr'a üfüreceği için "Sûr Meleği" de denilmiştir..
Hadislerde İsrâfil aleyhisselâm adı açıkça zikredilmiştir..
(Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 200; İbn Mâce, “İkâmetü’s-salât”, 180; Tirmizî, “Daʿavât”, 31; Nesâî, “Sehiv”, 88, “Kıyâmü’l-leyl”, 12, “İstiʿâze”, 56)

İbrâhim aleyhisselâm’ı ziyâret edip bir çocuğunun olacağını müjdeleyen
(Zâriyât 51/24-30), Lût aleyhisselâm peygambere insan sûretinde görünüp kavminin cezâlandırılacağını bildiren (Hûd 11/69-82), Melek grubu içinde İsrâfil aleyhisselâm’ın da yer aldığı, (Elmalılı, IV, 2800; VI, 4536; VIII, 5326)

Ve ayrıca İsrâfil aleyhisselâm’ın Arş’ı taşıyan MeLekLerden biri olduğu da kaydedilmektedir..
(Süyûtî, el-Habâʾik fî ahbâri’l-melâʾik, s. 34)
İsrâfil aleyhisselâm=>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hadis-i Şerîlerinde ;


Resim---Ebu Said radıyallahu anhu.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Sûrun Sâhibi (İsrâfil aleyhisselâm), “SÛR” denen borusunu ağzına dayamış, yüzünü çevirmiş, kulağını dikmiş, üfleme emrini beklerken ben nasıl tereffühle/(bolluk ve rahatlık içinde geçinmek) (dünya ni’metlerinden) istifâde edebilirim?" buyurmuştu. Bu, sanki ashabına çok ağır gelmişti.: "Peki biz ne yapalım -veya ne diyelim- Yâ Resûlullah?" diye sordular. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onlara.: "Hasbünallah ve ni'melvekil.: ALLAH bize yeter, o ne güzel vekildir!. ALLAH'a tevekkül ettik. -belki de "tevekkülümüz ALLAH'adır!" demişti- deyiniz!" diye emir buyurdu."
(Tirmizî, Kıyamet 9, (2433); Taberî, Câmiu'l-Beyân, VII, 211; İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur’ÂNi'l-Azim, Mısır, t.y. III, 276))

Resim---İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhümâ.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e SÛR'dan sorulmuştu.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Bu, içine üflenen bir boynuzdur!" diye cevâb verdi.

(Ebu Davûd, Sünnet 24, (4742); Tirmizî, Kıyamet 9, (2432))

Resim---Ebu Said radıyallahu anhu.:: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (bir gün bize) Sâhib-i Sûr'u (İsrâfil aleyhisselâm'ı) zikretti ve.: "Sağında Cibril, solunda da Mikâil aleyhimusselâm var!." buyurdu.
(Rezin tahric etmiştir. Ebu Davûd, Huruf ve'l-Kıraat 1, (3999))

Resim--- İbnu Abbas radıyallahu anhümâ.: "O boru öttürülünce" âyeti ile ilgili olarak.: "Bu, sûrdur. Sûrede geçen racife, birinci nefhâ (üfleme), râdife de ikinci nefhâdır." demiştir..
(Buhârî, Rikak 43 (muallak olarak))

فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ
Resim---“Fe izâ nukıre fî’n- nâkû (nâkûri).: Artık Nâkûr'a (Sûr Borusu'na) üflendiği zaman.” (Müddessir 74/8)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e Sûr'un mâhiyeti sorulunca.: “Üfürülen bir boynuzdur.” buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, II, 196)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "İsrâfil, Sûr'u tutmuş hazır bir şekilde kendisine ne zaman üfürmek için emredileceğini bekliyor." buyurmuştur.
(Taberî, Câmiu'l-Beyân, VII, 211; İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur’ÂNi'l-Azim, Mısır, t.y. III, 276)

Resim---Ebû Saîd el-Hudrî radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Sûr Sâhibi Sûr’u ağzına almış, elini kulağına koymuş ne zaman emredileceğini bekleyip dururken nasıl rahat bir hayat sürebilirim...” buyurdu.
(Tirmîzî, Sünen, Kıyâme, 8; Tefsîr-i Sûre, 39; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 7; c. 4, s. 374.)

İmam Hâkim’in sahîhu’l-isnâd değerlendirmesiyle İmam Ali kerremallahu vechehu’den rivayet ettiği, ez-Zehebî’nin Müslim’in şartı üzere sahihtir dediği bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, İsrâfil aleyhisselâm’ın Bedir Savaşı'na katıldığını ve azametli bir melek olduğunu haber vermiştir..
(Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 144, no: 4653.)

Resim

Kur’ÂN-ı Kerîm’de İSRÂFİL aleyhisselâm’ın adı geçmemekte, ancak yapacağı görevden söz edilmektedir. İsrâfîl aleyhisselâm’ın “ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kulu/Abdullah” veyâ “Rahmânın Kulu/Abdurrahman” mânalarına geldiğini bildiren bazı rivâyetler bulunmaktadır..
(Buhârî, Tefsîr, 2/6; krş. Süyûtî, el-Habâʾik fî ahbâri’l-melâʾik, s. 33).
“Üfleme” görevini ifâ edecek ve insanları hesâb meydanına çağıracak olan meleğin Âyet ve Hadislerde adı açıkça zikredilen İsrâfil aleyhisselâmdır..


وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ
Resim---“Vestemi’ yevme yunâdi’l- munâdi min mekânin karîb (karîbin).: Çağırıcının/İSRÂFİL aleyhisselâmın, yakın bir yerden çağrıda bulunacağı güne kulak ver;” (Kaf 50/41)

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَى شَيْءٍ نُّكُرٍ
Resim---“Fe tevelle anhum, yevme yed’ud dâi ilâ şey’in nukur (nukurin).: Sûr’a üfürerek davet eden İsrâfil’in, görülmedik müthiş bir şeye davet ettiği gün, sen de onlardan uzak dur." (Kamer 54/6)

خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
Resim---“Huşşe’an ebsâruhum yahrucûne mine’l- ecdâsi keennehum cerâdun münteşir (munteşirun).: Kabirlerden, gözleri dehşete düşmüş olarak çıkarlar. Sanki onlar, etrafa yayılan çekirgeler gibidir.” (Kamer 54/7)

مُّهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
Resim---“Muhtıîne iled dâi, yekûlu’l- kâfirûne hâzâ yevmun asir (asirun).: Çağırıcıya (İsrâfil’in sesine) doğru koşarak, kâfirler (bu kıyamet gününde şöyle) diyecektir: “- Bu çok şiddetli bir gündür.” (Kamer 54/8)

İsrâfil aleyhisselâm, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in “üfle!.” emrini beklemektedir..
(Müsned, III, 73).
Görevini yaparken sağında Cebrâil aleyhisselâm, solunda da Mîkâil aleyhisselâm bulunacaktır..
(Ebû Dâvûd, “Hurûf”, 1; Süyûtî, a.g.e., s. 33).
Hz. İbrâhim aleyhisselâm’ı ziyâret edip bir çocuğunun olacağını müjdeleyen…
(Zâriyât 51/24-30),
Lût aleyhisselâm peygambere insan sûretinde görünüp kavminin cezâlandırılacağını bildiren..
(Hûd 11/69-82)
Melek grubu içinde İsrâfil aleyhisselâm’ın de yer aldığı..
(Elmalılı, IV, 2800; VI, 4536; VIII, 5326)
Ayrıca onun Arşı taşıyan MeLekLerden biri olduğu da kaydedilmektedir..
(Süyûtî, el-Habâʾik fî ahbâri’l-melâʾik, s. 34).
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

=>RÛHum GEZdi=>FELEKkLeri,
=>KANAtLarı=>NAZ<->NİYAZdı!.
BÜyüKk<->KÜçüKk MELEKkLeri,
=>KALBim DeDi=>KALem YAZdı!.
KUL İHVÂNİ’m=>NAZ<->NİYAZdı!.


Resim 4-) AZRÂİL aleyhisselâm.:

Melekü’l-Mevt.. ÖLüm Meleği.. Dört büyük melekten biridir, ölenlerin ruhlarını almak görevi vardır.. Yeryüzünde hayatın var olması, insanın yaratılışı tesadüfle açıklanamayacağı gibi, ölüm de tesadüfle açıklanamaz. Hayatı yaratan ölümü de yaratmıştır. Hayat gibi ölüm de bir rahmettir. Ölüm, meşakkatli Dünya Hayatından terhis olma ve ebedî âleme yolculuktur. İnanmayanların ölümden çok korkmaları ve hatırlarına getirmekten ürkmeleri bundandır. Azrâil aleyhisselâm müslümana göre ebediyet âlemine yolculuğun dâvetçisi; hastalık, kaza vs. sebebler, ölüm için bahâne ve sebeblerdir. Azrâil aleyhisselâm bu sebeblerin arkasında görevini yerine getirir.:

قُلْ يَتَوَفَّاكُم مَّلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
Resim---“Kul yeteveffâkum meleku’l- mevtillezî vukkile bikum summe ilâ RABBikum turceûn (turceûne).: De ki.: "Size vekil kılınan ölüm meleği (Azrâil aleyhisselâm), sizi vefât ettirecek (öldürecek). Sonra RABB’inize döndürüleceksiniz.” (Secde 32/11)

Elbette bu fiil, her işin gerçek fâili olan ALLAHu zü’l- CeLÂL’e de nisbet edilir.:

فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ أُوْلَئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُواْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ قَالُواْ ضَلُّواْ عَنَّا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ
Resim---“Fe men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih (âyâtihi) ulâike yenâluhum nasîbuhum mine’l- kitâb (kitâbi), hattâ izâ câethum rusulunâ yeteveffevnehum kâlû eyne mâ kuntum ted'ûne min dûnillâh (dûnillâhi) kâlû dallû annâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn (kâfirîne).: ALLAH, fizik vücudları ölüm anında öldürür. Ve onlar ki, uykularındadır, ölmemişlerdir, o zaman, üzerine ölüm hükmedilecek olanı (kişinin fizik vücudunu uyku halinde) tutar ve diğerini (nefsi) belirlenmiş ecele (zamana) kadar (rüyâda dilediği yere) gönderir. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden kavim için elbette âyetler (ibretler) vardır.” (Zümer 39/42)

Nitekim başka âyetlerde Ölüm MeLekLerinden “Elçilerimiz/Rusulünâ) diye bahsedilmektedir.:


وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاء أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ
Resim---“Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn(yuferritûne).: Ve O, kullarının üstünde kahhardır (kuvvet ve güç sahibidir).Ve üzerinize muhafaza edici (koruyucu) gönderir. Sizden birinize ölüm gelince, onu resûllerimiz vefat ettirir. Onlar (bunu yaparken) kusur etmezler.” (En‘âm 6/61)

فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ أُوْلَئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُواْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ قَالُواْ ضَلُّواْ عَنَّا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ
Resim---“Fe men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih (âyâtihi) ulâike yenâluhum nasîbuhum mine’l- kitâb (kitâbi), hattâ izâ câethum rusulunâ yeteveffevnehum kâlû eyne mâ kuntum ted'ûne min dûnillâh (dûnillâhi) kâlû dallû annâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn (kâfirîne).: ALLAH'a karşı yalanla iftira edenden veyâ O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim (var)dır? Kitab'tan (Kur'ÂN-ı Kerim'den) kendilerine nasibleri erişecek olanlar, işte onlardır. Onlara Resûllerimiz (elçi MeLekLer, ölüm MeLekLeri) geldiği zaman, onları vefât ettirirler(ken) (onlara) şöyle dediler.: “ALLAH'tan başka duâ etmiş olduğunuz şeyler nerede?” (Onlar da).: “Bizden saptılar (gittiler).” dediler. Ve kendilerinin (nefslerinin) üzerine kâfir olduklarına, kendileri şâhidlik ettiler.” (A‘râf 7/37)

Azrâil kelimesi, Kur’ÂN-ı Kerîm’de ve Sahih Hadislerde geçmemektedir..
Hadislerde de “Melekü’l-Mevt” tabiri geçmektedir..
(Buhârî, “Cenâʾiz”,69, “Enbiyâ”,31; Müslim, “Fezâʾil”, 157,158; Tirmizî, “Tefsîr”, 7; İbn Mâce, “Cihâd”, 10; Müsned, II,269,351; IV,287; V,395)..


Resim 5-) KİRÂMEN KÂTİBÎN MeLekLeri.:

Sözlükte “yazan, kayda geçiren” anlamındaki kâtib ile “iyi, dürüst ve değerli” anlamındaki kerîm kelimesinin çoğulundan oluşan “Kirâmen Kâtibîn” terkibi “değerli yazıcılar” mânâsına gelir. Kur’ÂN-ı Kerîm’de Cezâ ve Mükâfat Günü olarak nitelendirilen KIYAMET’in vuku’unu inkâr edenlere hitâb edilirken insanların üzerinde yaptıklarını bilen gözetleyicilerin bulunduğu ifâde edilir ve bunların ALLAH celle celâlihu nezdinde makbul yazıcılar olduğu belirtilir.:


كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ
Resim---“Kellâ bel tukezzibûne bi’d- dîn (dîni).: Hayır, bilâkis siz dîni yalanlıyorsunuz.” (İnfitâr 82/9)

وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ
Resim---“Ve inne aleykum le hâfızîn (hâfızîne).: Ve muhakkak ki, sizin üzerinizde mutlaka (hıfzeden) hafaza MeLekLeri (koruyucular) vardır.” (İnfitâr 82/10)

كِرَامًا كَاتِبِينَ
Resim---“Kirâmen kâtibin (kâtibîne).: Şerefli-üstün yazıcılar (kaydediciler) olarak.” (İnfitâr 82/11)

يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
Resim---“Ya’lemûne mâ tef’alûn (tef’alûne).: Yaptığınız şeyleri bilirler.” (İnfitâr 82/12)

Âyetin “Makbul Yazıcılar” anlamındaki kısmı cümle kuralları gereği “Kirâmen Kâtibîn” şeklini almıştır..
Bazı hadis rivâyetlerinde ise, “Kirâmü’l-Kâtibûn” terkibi de geçmektedir..
(Müslim, “Zühd”, 17)..

Kirâmen Kâtibîn MeLekLeri, iki melek olup, biri insanın sağında, diğeri solunda bulunur. Sağdaki melek, iyi iş ve davranışları/sevâblarını, soldaki ise kötü iş ve davranışları/günahlarını tespit etmek ve yazmakla görevlidir. Bu MeLekLer, kıyamet günü hesap sırasında yapılan işlere şâhidlik de edeceklerdir..

Kur’ÂN-ı Kerîm’de bu MeLekLer hakkında şöyle buyrulur.: Kâf 50/17,18; İnfitâr 82/10,11,12; Zuhruf 43/80; Ra’d 13/11..
Ayrıca bkz. Yazır, Hak Dini, c. 8, s. 5642; Ateş, Çağdaş Tefsir, c. 10, s. 359..

إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ
Resim---“İz yetelakkâ’l- mutelakkîyâni ani’l- yemîni ve ani’ş- şimâli kaîdun.: O zaman, sağda ve solda oturan iki telâkki edici (tesbit edici melek), (amelleri) tesbit ederler.” (Kâf 50/17)

مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
Resim---“Mâ yelfızu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîdun.: Bir söz söylenmez ki, onun yanında hazır gözetleyiciler (tarafından tesbit edilmiş) olmasın.” (Kâf 50/18)

أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُم بَلَى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ
Resim---“Em yahsebûne ennâ lâ nesmeu sırrehum ve necvâhum, belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûn (yektubûne).: Yoksa onların sırlarını ve fısıltılarını işitmeyeceğimizi mi zannediyorlar? Hayır, onların yanında resûllerimiz (elçilerimiz) (herşeyi) yazıyorlar.” (Zuhruf 43/80)

Kirâmen Kâtibîn MeLekLeri, aynı zamanda insanları çeşitli tehlikelerden korumakla da görevli oldukları için bunlara “Hafaza MeLekLeri/Koruyucu MeLekLer” denir.:


وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاء أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ
Resim---“Ve huve’l- kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah (hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumu’l- mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn (yuferritûne).: Ve O, kullarının üstünde kahhârdır (kuvvet ve güç sahibidir).Ve üzerinize muhafaza edici (koruyucu) gönderir. Sizden birinize ölüm gelince, onu resûllerimiz vefât ettirir. Onlar (bunu yaparken) kusur etmezler.” (En’âm 6/61)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir müslüman bir rahatsızlığa düşünce ALLAH onu koruyan Hafaza MeLekLerine şöyle emreder.: “Kulumun her gün ve gecede yaptığı iyiliklerin sevâbını ona bu hastalık müddetince yazın!.” buyurur.” buyurmuştur.
(Dârimî, Rikâk, 56)

Kirâmen Kâtibîn/Hafaza MeLekLeri, insanların yaptıklarını kaydeder ve ALLAH’ın dilediği zamana kadar korurlar. Onlar bu görevi bir İlâhî Hikmete bağlı olarak yaparlar. Bu MeLekLerin yazmaları biz insanların yapmış olduğu gibi değildir. Yazma işinin keyfiyetini ancak ALLAH celle celâlihu bilir..

Günümüzde dahi binlerce sayfalık bilgi birikiminin veyâ izlenmesi saatler sürecek görüntülerin küçücük bir bilgisayara kaydedilmesi sıradan bir durumdur. ALLAH celle celâlihu insanı ilk yaratılışından itibâren yalnız bırakmayıp;


أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
Resim---“E yahsebu’l-insânu en yutreke sudâ (sudân).: İnsan başıboş (sorumsuz) bırakılacağını mı zannediyor?” (Kıyâmet 75/36)

Her an onunla birlikte olacak MeLekLer görevlendirmiştir. Kirâmen Kâtibîn MeLekLeri de bunlardandır. Nitekim şu âyetler bunu ifade etmektedir.:


إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ
Resim---“İz yetelakkâ’l- mutelakkîyâni ani’l- yemîni ve ani’ş- şimâli kaîdun.: O zaman, sağda ve solda oturan iki telâkki edici (tesbit edici melek), (amelleri) tesbit ederler.” (Kâf 50/17)

مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
Resim---“Mâ yelfızu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîdun.: Bir söz söylenmez ki, onun yanında hazır gözetleyiciler (tarafından tesbit edilmiş) olmasın.” (Kâf 50/18)

وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ
Resim---“Ve inne aleykum le hâfızîn (hâfızîne).: Ve muhakkak ki, sizin üzerinizde mutlaka (hıfzeden) hafaza melekleri vardır.” (İnfitâr 82/10)

كِرَامًا كَاتِبِينَ
Resim---“Kirâmen kâtibin (kâtibîne).: Şerefli yazıcılar (kaydediciler) olarak.” (İnfitâr 82/11)

يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
Resim---“Ya’lemûne mâ tef’alûn (tef’alûne).: Onlar, yapmakta olduklarınızı bilirler.” (İnfitâr 82/12)

Bu âyetlerde Kirâmen Kâtibîn/Hafaza MeLekLeri’ne işâret edilmektedir. Bu MeLekLer, insanların yapmış oldukları iyi veyâ kötü davranışları yazarlar ve onu Kıyâmet Günü'ne kadar insanların amellerinden hesaba çekilmeleri için saklayıp korurlar. Yukarıdaki âyetlerde bahsedilen insanın sağında ve solunda bulunan MeLekLerin yanında bir de önünde ve arkasında bulunup insanı gözetleyen ve koruyan MeLekLer vardır.
Bu husus şu âyette.:


لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ
Resim---“Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh (emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde leh (lehu), ve mâ lehum min dûnihî min vâl (vâlin).: Onun (ve her insanın) önünde, arkasında kendisini ALLAH’ın emriyle gözetleyecek ta'kibci (melek) ler vardır. Bir kavm, özlerindeki (güzel hal ve ahlâk) ı değişdirip bozuncaya kadar ALLAH şübhesiz ki onun (haalini) değişdirib bozmaz. ALLAH bir kavmin de fenâlığını (azâbını) diledi mi artık onun reddine hiç bir (çâre) yokdur: Onlar için Ondan (ALLAH’dan) başka bir velî (ve yardım eden) de yokdur.” (Ra’d 13/11)

Kirâmen Kâtibîn/Hafaza MeLekLeri, her an insanlarla beraber olup, doğumundan ölümüne kadar onları terketmezler..


Resim---Huzeyfe İbn Yeman radiyallahu anhu.: “Kelâm’ın yedi kilidi vardır. Söz onlardan çıktığı zaman yazılır, çıkmazsa yazılmaz. Bunlar: Kalb, dil, küçük dil, iki çene ve iki dudaktır.:
Bu, şu Âyet-i Celîleye de uygundur.:


مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
Resim---“Mâ yelfızu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîdun.: Bir söz söylenmez ki, onun yanında hazır gözetleyiciler (tarafından tespit edilmiş) olmasın.” (Kâf 50/18), (el-Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, c. 26, s. 180.)


Resim 6-) MÜNKER ve NEKİR MeLekLeri.:

Ölümden sonra kabirde sorgu ile görevli iki melektir. “Bilinmeyen, tanınmayan, değişik kılık ve kıyafette olan” anlamındaki Münker ve Nekir, mezardaki ölüye daha önce hiç görmediği bir şekilde görünecekleri için bu ismi almışlardır. Bunlar kabirde ölülere, “RABB'in kim? Peygamberin kim? Kitabın ne?...” diye sorular yöneltecekler, kişinin iman ve ibâdet bakımından durumuna göre kendisine muamelede bulunacaklardır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kul, kabrine konulup, yakınları da ondan ayrılınca -ki o, geri dönenlerin ayak seslerini işitir- kendisine iki melek gelir. Onu oturtup.: “MuhaMMed (sallallahu aleyhi ve sellem) denen kimse hakkında ne diyordun?” diye sorarlar. Mü’min kimse bu soruya.: “Şehâdet ederim ki, O, ALLAH’ın Kulu ve Elçisidir!” diye cevâb verir. Ona.: “Cehennemdeki yerine bak! ALLAH orayı cennette bir mekâna tebdil etti” denilir. (Adam bakar) her ikisini de görür. ALLAH da ona, kabrinden cennete bakan bir pencere açar. Eğer ölen kâfir ve münâfık ise (MELEKLeRin sorusuna).: “(Sorduğunuz zâtı) bilmiyorum. Ben de herkesin söylediğini söylüyordum!” diye cevâb verir. Kendisine.: “Anlamadın ve hakka uymadın!” denilir. Sonra kulaklarının arasına demirden bir sopa ile vurulur. Kişi (sopanın acısıyla) öyle bir çığlık atar ki, o sesi (insanların ve cinlerin) dışında ona yakın olan bütün (kulak sâhibleri) işitir.” buyurdu.(Enes radiyallahu anhu’dan; Buhârî, Cenâiz 68, 87; Müslim, Cennet 70; Ebu Davûd, Cenâiz 78; Nesâî, Cenâiz 110; Tirmizî, Cenâiz 70.)

Bu hadis-i şerif, Münker-Nekir MeLekLerinin, kabirde insanları sorgulayacaklarını haber vermektedir..
Münker ve Nekir'in kabirde ölüyü sorguya çekmeleri haktır. Kabrin sıkması ve azabı haktır. Bu bütün kâfirler ve asi bazı müminler için olan bir şeydir..
(İmam Azam)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ölü defnedildiğinde, ona gök gözlü simsiyah iki melek gelir. Bunlardan birine Münker diğerine de Nekir denir. Ölüye.: "Bu adam (MuhaMMed aleyhisselâm) hakkında ne diyorsun?" diye sorarlar. O da hayatta iken söylemekte olduğu.: "O, ALLAH'ın Kulu ve Resûlüdür. ALLAH'tan başka ALLAH olmadığına, MuhaMMed (aleyhisselâm'in O'nun Kulu ve Elçisi olduğuna şehâdet ederim." sözlerini söyler. MeLekLer.: "Biz de bunu söylediğini biliyorduk zaten." derler. Sonra kabri yetmiş çarpı yetmiş zira' kadar genişletilir ve aydınlatılır. Eğer münâfık ise.: "İnsanların söylediklerini duyup aynısını söylerdim, bilmiyorum." der. MeLekLer de.: "Böyle söylediğini zaten biliyorduk." derler. Sonra arza yani yeryüzüne.: "Onu sıkıştır" denir. Arz onu sıkıştırır da kaburga kemikleri birbirine geçer. ALLAH onu yattığı bu yerden tekrar diriltinceye kadar kendisine azâb edilir." buyurmuştur.
(Tirmizî, Kıyamet)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

=>RÛHum GEZdi=>FELEKkLeri,
=>KANAtLarı=>NAZ<->NİYAZdı!.
BÜyüKk<->KÜçüKk MELEKkLeri,
=>KALBim DeDi=>KALem YAZdı!.
KUL İHVÂNİ’m=>NAZ<->NİYAZdı!.


Resim 7-) HAMELE-i ARŞ MeLekLeri.:

Hamele-i Arş MeLekLeri, MeLekLerin büyüklerinden ve ALLAHu zü’L- CeLÂL’e yakın olanlarındandır. Onlar sabah akşam ALLAH’ı tesbih ve hamd ederler, îmân edenler için de istiğfar da bulunurlar..

(Müslim, es-Sahih, Cihâd, 38; et-Tirmizî, Sünen, Tefsîru’l-Kur’ÂN, 34; ayrıca bkz. el-Kazvinî, Acâibu’l-Mahlûkât, s. 53.)
Bu husus Kur’ÂN’da şöyle ifâde edilmiştir.: “Arşı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na inanırlar…”


الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Resim---“Ellezîne yahmilûne' arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbel cahîm (cahîmi).: Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rabblerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru." (Mü’min 40/7)

Arşı taşıyan MeLekLerin sayısının sekiz olduğu Âyet-i Kerîmede bildirilmektedir.: “Artık Sûr’a bir defa üflendiği, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olur (kıyamet kopar). Gök yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar. MeLekLer onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabb’inin Arş’ını bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.”


وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
Resim---“Vel meleku alâ ercâihâ, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semâniyeh (semâniyetun).: Ve o melek, onun (göğün) çevresi üzerindedir. Ve izin günü Rabb'inin arşını üstlerinde taşıyanların sayısı sekizdir.” (Hakka 69/17)

Bu âyette geçen "Semâniye” kelimesi hakkında farklı görüşler ortaya atılmıştır. Müfessirlerden eş-Şa’bî, ed-Dahhâk ve İbn Cüreyc, bunun anlamının sekiz saf melek olduğunu söylerken, el-Hasen.: "Bu, sekiz şahıs mı, sekiz bin mi, sekiz saf mı? bilmiyorum." demiştir.
Bunlar bir tek melek değil, melek cinsidir, ya da bütün MeLekLerdir diyen âlimler de mevcuttur.
İbn Abbâs, âyetteki
ثمبويت kelimesinin sekiz saf olduğunu söylemiştir..
(İbn Kesîr, Tefsir, c. 8, s. 239; Yazır, Hak Dini, c. 8, s. 5322.)

Arşı taşıyan MeLekLerle beraber, bir de Arşı kuşatan MeLekLer vardır. Onlar hakkında ALLAHu zü’L- CeLÂL şöyle buyurmuştur.: “Orada MeLekLeri RABB’lerini hamd ile tesbih ederek, Arş’ın etrafını kuşatmış görürsün. İnsanlar arasında adaletle hükmolunmuş ve artık hamd âlemlerin Rabbi ALLAHu zü’L- CeLÂL’e mahsustur.” denilmiştir.”


وَتَرَى الْمَلَائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Ve terel melâikete hâffîne min havli'l- arşı yusebbihûne bi hamdi rabbihim, ve kudıye beynehum bi'l- hakkı ve kıyle'l- hamdu lillâhi rabbi'l- âlemîn (âlemîne).: Ve görürsün ki, arşın etrafında onu kuşatan melekler, Rabb'lerini hamd ile tesbih ederler. Ve onların (cennetliklerin) aralarında hak ile hüküm verildi. Ve (cennetlikler tarafından).: "Âlemlerin Rabb'ine hamdolsun." denildi.” (Zümer 39/75)

Bu MeLekLer, dâima ALLAHu zü’L- CeLÂL’i tesbih etmek, O’na hamd etmek ve RABBlerini yüceltmek, mü’minler için de istiğfar etmekle meşguldürler. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in gazâbını ve rızâsını ilk bilenler de bu MeLekLerdir..

(et-Tirmizî, Sünen, Tefsîru’l Kur’ÂN, 38; et-Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, c. 9, s. 179, no: 8886; Ebû Yâlâ, Müsned, c. 11, s. 496, no: 6619; Abd b. Humeyd, Müsned, s. 228, no: 683.)

Arş'ın etrafını kuşatan MeLekLerin ne kadar olduğunu, ALLAHu zü’L- CeLÂL’den başka kimse bilemez. Ancak bunların sayısının oldukça fazla olduğuna dair birtakım bilgiler mevcuddur..

(el-Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, c. 24, s. 45.)

Kur’ÂN-ı Kerîm’de MeLekLerin saf saf dizilmelerinden bahsedilmiş, fakat bir safta ne kadar melek olduğu bildirilmemiştir.:


وَجَاء رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا
Resim---“Ve câe rabbuke ve'l- meleku saffen saffâ (saffen).: Ve Rabbin geldiği ve melekler saf saf olduğu zaman.” (Fecr 89/22)

Sahih hadis kaynaklarında da Arş’ın etrafındaki MeLekLerin sayısı ve mahiyeti hakkında güvenilir bir bilgi mevcut değildir. Bu durumda bu MeLekLerin mâhiyeti ve sayısı hakkında, Kur’ÂN ve Sahih Hadislerde verilen bilgilerle yetinmek zorunda olduğumuz açıktır. Zaten ALLAHu zü’L- CeLÂL yaratmış olduğu orduları hakkında ancak kendisi bilgi sahibidir. Bizler de ancak onun bildirdiği kadarını bilebiliriz..


وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْبَشَرِ
Resim---“Ve mâ cealnâ ashâben nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtû'l- kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtû'l- kitâbe ve'l- mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun ve'l- kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ (meselen), kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ (yeşâu), ve mâ ya’lemu cunûde rabbike illâ hû (huve), ve mâ hiye illâ zikrâ li'l- beşer(beşeri).: Ve Biz, ateş ehlini (cehennem bekçilerini), meleklerden başkası kılmadık. Ve onların sayısını kâfirler için fitneden başka bir şey kılmadık, kitap verilenler yakîn sahibi olsunlar ve âmenû olanların da îmânı artsın. Ve kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesinler. Ve de kalplerinde maraz (şüphe) bulunanlar ve kâfirler desinler ki “ALLAH, bu mesele ile ne murad etti (ne demek istedi)?” İşte böyle, ALLAH, dilediğini dalâlette bırakır ve dilediğini de hidayete erdirir. Ve Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Ve O, insanlar için zikirden başka bir şey değildir.” (Müddessir 74/31)

Bunlar Arşı taşımakla görevli MeLekLerdir. Kur’ÂN-ı Kerîm’de onlar hakkında şöyle buyrulur.:
“Arşı yüklenen, bir de onun çevresinde bulunanlar MeLekLer RABBlerini hamd ile tesbih ederler. O’na iman ederler. Mü’minlerin de bağışlanmasını isterler..”


الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Resim---“Ellezîne yahmilûne'l- arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbe'l- cahîm (cahîmi).: Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablberini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru." (Mü’min 40/7)

وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
Resim---“Vel meleku alâ ercâihâ, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semâniyeh (semâniyetun).: Ve o melek, onun (göğün) çevresi üzerindedir. Ve izin günü Rabbinin arşını üstlerinde taşıyanların sayısı sekizdir.” (Hakka 69/17)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir gün sahabelerine .: “Size Arşı Taşıyan MeLekLerden bahsetmem konusunda bana izin verildi. Onların her birisinin kulak memesi ile boynu arasındaki mesâfe yedi yüz yıldır.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Sünnet, 18)

Said b. Cübeyr radiyallahu anhu.: “Arşı taşıyan MeLekLer sekiz tanedir. Bunlara Kârrubiyyun MeLekLeri adı verilir” demiştir.
Bu MeLekLer ALLAH celle celâlihu’ya en yakın MeLekLer olmalarından dolayı bu ismi almıştır.
İbn-i Abbas radiyallahu anhu bunların sekiz nevi olduğunu ifade etmiştir..

(İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’ÂNi’l-Azim, 8:239)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir hadisinde.: “Hamele-i Arş şu ÂN dörttür, kıyamet günü ALLAH onları dört melekle daha takviye eder, böylece sekiz olur.” buyurmuştur.
(Kurtubî, Câmiu’l- Ahkami’-l Kur’ÂN, 12:266)

İbn-i Sinâ, “Melâike” isimli eserinde Arşta bulunan bu MeLekLerin ALLAH’ı tesbih, tahmid, tehlil ve tekbir ile meşgul olduklarını belirtir. Bunlar “Bâkıyat-ı Sâlihat” denen Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin her namazdan sonra okunmasını istediği.:
“Sübhanallahi ve’l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber!.” tesbihleridir ki bunlar Hamele-i Arş MeLekLerinin tesbih ve ibâdetleridir.


Resim---İbn Mes’ûd Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Cibrîl’i altı yüz kanatlı olarak gördüğünü rivâyet etmiştir.
(Buhârî, es-Sahih, Bedu’l–Halk, 7.)

Resim---Yine Safvân b. Assâl el-Murâdî.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlim tâlebi uğrunda evinden çıkan herkesin bu davranışından MeLekLer rıza ve hoşnutluklarını açıklamak üzere kanatlarını onun için indirdiler.” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Sünen, İlim,1; et-Tirmizî, Sünen, İlim,19; en-Nesâî, Sünen, Tahâret, 112; İbn Mâce, Sünen, Mukaddime, 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 239, 241; c. 5, s. 196.)


Resim 8-.) MÜDEBBİRÂT MeLekLeri.:

Müdebbirât MeLekLeri, âlemin düzenli işleyişinde ALLAHu zü’L- CeLÂL’in İrâdesinin ve kânunlarının uygulanması ile görevlidirler. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in izniyle Kâinat’ın devamı ve gelişiminde görevlidirler. şu âyet ile bu MeLekLere işâret edilmektedir.


فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا
Resim---“Fel mudebbirâti emrâ (emren).: Ve de emirle (işleri) tedbir edenlere (emri yerine getirip idare edenlere) (andolsun).” (Nâziât 79/5)

Müfessirler, bu âyetteki el Müdebbirât’ı MeLekLer olarak te’vil etmiştir..

(et-Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXX, 20; el-Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, XXX, 25-26)

Katâde de, Müdebbirât-ı Emr’in MeLekLer olduğunu söylemiştir..

(et-Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXX, 20)

İmam Ali kerremallahu vechehu’ye Müdebbirât-ı Emr sorulduğunda.: “O, melâikedir.” diye cevâb vermiştir. Hâkim, Mücâhid ve İbn Abbâs da aynı rivâyeti doğrulamıştır..

(İbn Hacer, Fethu’l -Bârî, VIII, 601.)

Tefsir âlimlerimizden M. Hamdi Yazır Müdebbirât-ı Emr’i, ALLAHu TeÂLÂ’nın âlem düzeninde görevlendirdiği, me'mur kıldığı işlerde emri tedbîr ve idâre etmekle görevli MeLekLer, yahut onların resulleri olarak tefsir etmiştir..

(Yazır, Hak Dini, VIII, 5554-5555.)
Bu yorum yukarıda ifâde ettiğimiz, kâinât düzenini ve devamını sağlamakla görevli MeLekLer olduğu görüşünü doğrulamaktadır..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

=>RÛHum GEZdi=>FELEKkLeri,
=>KANAtLarı=>NAZ<->NİYAZdı!.
BÜyüKk<->KÜçüKk MELEKkLeri,
=>KALBim DeDi=>KALem YAZdı!.
KUL İHVÂNİ’m=>NAZ<->NİYAZdı!.


Resim 9-) GECE VE GÜNDÜZ MeLekLeri.:

Bazı melekler insanları gece ve gündüz nöbetleşe takip edip onları yalnız bırakmayarak iyi amellerini ALLAHu zü’L- CeLÂL’e arz ederler. Âyette bu husus.: “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şâhidlidir” şeklinde ifâde edilmiştir.


أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
Resim---“Ekımi’s- salâte li dulûki’ş- şemsi ilâ gasakı’l- leyli ve KUR’ÂNe’l- fecr (fecri), inne KUR’ÂNe’l- fecri kâne meşhûdâ (meşhûden).: Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecrin KUR'ÂN'ını (fecr vakti okunan KUR'ÂN'ı) ikame et (yerine getir)! Çünkü fecrin KUR'ÂN'ı şâhidlidir/(Sabah namazında okunan KUR’ÂN, GECE VE GÜNDÜZ MELEKLERİ tarafından dinlenir ve şâhidlik edilir..)" (İsrâ 17/78)

Resim---Gece ve gündüz MeLekLeriyle ilgili Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur.: "ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bir kısım MeLekLeri vardır. Bunlar; Gece MeLekLeri ve Gündüz MeLekLeri olarak içinizde nöbetleşe bulunurlar. Sabah ve ikindi namazlarında bir araya gelirler. Sonra, sizin amellerinizi ulaştırmak üzere ALLAHu zü’L- CeLÂL’in huzuruna yükselirler. Sizi çok iyi bilen ALLAHu zü’L- CeLÂL bu MeLekLere sorar.: “Kullarımı nasıl bıraktınız?” Onlar.: “Biz onları namaz kılıyorken bıraktık ve yine onlara namaz kılarlarken vardık.”diye cevâb verirler..
(el-Buhârî, es-Sahih, Salât, 16; Bed’ü’l–Halk, 6; Tevhid, 23, 33; Müslim, esSahih, Mesâcid, 210; Mâlik, Muvatta, Kasru’s-Salât, 82; en-Nesâî, Sünen, Salât, 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 257,312, 486.)

İslam âlimlerinden bazıları Gece ve gündüz MeLekLerinin Hafaza MeLekLeri olduğunu söylerken, Kâdı Iyâd gibi bazı âlimler de bunların, Hafaza MeLekLeri’nden farklı bir gurup olduğunu ifâde etmiştir.
(el-Aynî, Umdetü’l-Kârî, c. 5, s. 44 - 45.)

Kanaatimizce Kâdı Iyâd ve benzeri âlimlerin bu konudaki görüşleri daha isâbetlidir. Çünkü, konuyla ilgili hadislerde, “Gece” ve “Gündüz” kelimeleri, ببنىهبز ومالئكت ببنهيم مالئكت şeklinde melek kelimesine izâfe edilerek kullanılmıştır. Kısacası, hadislerde MeLekLerin insanları hiç ara vermeden, sürekli olarak tâkib ettiklerini anlatmak için kullanılabilecek olan وهبزا و نيال” Gece-Gündüz” ifâdesi değil de aksine, ببنىهبز ومالئكت ببنهيم مالئكت” Gece MeLekLeri” ve “Gündüz MeLekLeri” ifâdesi tercih edilmiştir..
(el-Buhârî, es-Sahih, Salât, 16; Bed’ül –Halk, 6; Tevhid, 23, 33; Müslim, esSahih, Mesâcid, 210; Mâlik, Muvatta, Kasru’s-Salât, 82; en-Nesâî, Sünen, Salât, 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 257,312, 486.)

Gece ve gündüz MeLekLeri ile Hafaza MeLekLerinin görevleri farklıdır. Kirâmen Kâtibîn/Hafaza MeLekLeri insanların iyi ve kötü her hâlini yazıp tesbit ederken, Gece ve Gündüz MeLekLeri insanların iyi hallerine vâkıf olmakta, namaz ve ibâdet durumlarıyla ilgili bilgileri Cenâb-ı HAKk’ın Katına arz etmektedirler. Buraya kadar yapmış olduğumuz açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Gece ve Gündüz MeLekLeri diye bir melek gurubu mevcud olup, bunlar Hafaza MeLekLeri’nden farklı bir sınıfı oluşturmaktadır. Hafaza MeLekLeri ile ilgili hadislerde sabah ve ikindi vakti gibi zaman ayrıntılarının olmayışı ve yukarıda açıklanan diğer hususlar dikkate alındığında bu fark daha açık olarak ortaya çıkmaktadır..


Resim 10-) MÜNKER ve NEKİR MeLekLeri.:

Münker ve Nekir ölümden sonra insanları sorgulayan iki melektir. Bunlar; cenâze defnedildikten sonra ona RABBi, dini ve peygamberi hakkında sorular sorarlar.

(Ebû Dâvud, Sünen, Sünnet, 27; Aydın, İslâm İnançları ve Felsefesi, s. 292.)

Bu iki meleğin ölen kişiyi sorguya çekmeleri, kabir hayatını inkar eden fırka mensubları hariç, İslâm Ümmetinin çoğunluğunu oluşturan, Ehl-i Sünnet’e göre haktır ve vuku bulacaktır..
(Sâbûnî, Mâturîdiyye Akâidi, s. 177; Toprak, Ölümden Sonraki Hayat Kabir Hayatı, s. 292.)

Münker Nekîr MeLekLeri’nin ismi Kur’ÂN’da açıkca zikredilmese de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hadislerinde sıkça bahsedilmekte ve kabir sorgusunu onların yaptığı vurgulanmaktadır..
(Bu konuda bkz. el-Kazvinî, Acâibu’l-Mahlûkât, s, 59; el-Eşkâr, Âlemü’l-Melâike, s. 21; Wensinck, MEB, İ.A., Münker Nekir maddesi, c. 8, s. 806-807.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem kabirde sorguyu şöyle anlatmıştır.:
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ölü mezâra konduğu zaman ona mavi ve siyah iki melek gelir. Onlardan birine Münker, diğerine ise Nekir denir…” buyurmuştur.
(Tirmizî, Sünen, Cenâiz, 70; İbn Hibbân, Sahih, c. 7, s. 386, no: 3117.)

Tirmizî, bu hadisin hasen ve garîb mertebesinde olduğunu kaydetmiştir.

Enes b Mâlik (radiyallahu anhu) de bu iki meleğin sorgu şeklini teferruatıyla anlatan bir hadis nakletmiştir..

(Ebû Dâvud, Sünen, Sünnet, 24; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 233-234.)

Resim---Yine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur.: “ALLAHu TeÂLÂ sağlam sözle îmân edenleri hem dünyâ hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zâlimleri ise saptırır. Allah dilediğini yapar.” âyeti, kabir azâbı hakkında indirildi. Ölüye kabirde.: “RABBin kim?” diye sorulur. O da.: “RABBim ALLAH, Peygamberim MuhaMMed’dir.” diye cevâb verir. İşte mü’min’in ölümü Cenâbı HAKk’ın.: “ALLAH TeÂLÂ sağlam sözle îmân edenleri hem dünyâ hayatında, hem de ahirette sapasağlam tutar.” âyetinin işâret ettiği gibi metânetli olur.” buyurmuştur.
(Nesâî, Sünen, Cenâiz, 114; Ebû Dâvud, Sünen, Sünne, 24; İbn Mâce, Sünen, Zühd, 32; et-Taberî, Câmiu’l-Beyân, c. 16, s. 596- 600; İbn Kesîr, Tefsir, c. 4, s. 419, 421.)

يُثَبِّتُ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ وَيُضِلُّ اللّهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللّهُ مَا يَشَاء
Resim---“Yusebbitullâhullezîne âmenû bi’l- kavli’s- sâbiti fi’l- hayâti’d- dunyâ ve fi’l- âhıreh (âhıreti), ve yudıllullâhu’z- zâlimîne ve yef’alullâhu mâ yeşâ’ (yeşâu).: ALLAH iman edenleri, sabit sözle dünya ve ahiret hayatında sebat ettirir. Ve zâlimleri dalâlette bırakır. ALLAH dilediği şeyi yapar.” (İbrâhim 14/27)

Bu hadis, Kütüb-i Sitte’ye dahil hadis kaynaklarının hepsinde küçük lafız farklılıklarıyla yer almıştır. Bazı rivâyetlerde, kabirde ölüye sorulan soruların.: “RABBın kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir?” şeklinde üçe çıkartıldığı görülmektedir.
Sindî (v.1139), hadislerdeki kabir azâbı ifâdesini kabir sorgusu mânâsına yorumlamış ve.: “Kabir sorgusu bâzen azâba sebep olduğu için, sorgu kelimesi yerine, azâb kelimesi kullanılmıştır. Âhiretteki sebat’tan maksad ise, kabirde MeLekLerin soruları karşısında mü’minin metânet ve sebat göstermesidir,” demiştir.

(H. Hatipoğlu, İbn Mâce Tercümesi ve şerhi, c. 10, s. 555-556.)

Resim---İbn Abbâs (radiyallahu anhu), انثببج ببنقىل امىى انريه هللا يثبج âyeti hakkında şunları söylemiştir.: “Mü’mine ölüm ânı gelince, MeLekLer hazır bulunur, ona selâm verirler ve kendisini Cennet’le müjdelerler. Öldüğü zaman da, cenâzesi ile beraber yürürler. Sonra insanlarla birlikte, onun cenâze namazını kılarlar. Defnedildiğinde, ölen kimse kabrine oturtulur. MeLekLer ona.: “RABB’in kim?” diye sorarlar. O kimse.: “RABBim ALLAHu zü’L- CeLÂL, diye cevâb verir. Bu sefer MeLekLer.: “Rasûlün kim?” derler. O kimse de.: “MuhaMMed (aleyhisselâm)” der. Bunun üzerine MeLekLer ona.: “Şehâdetin nedir?” diye sorarlar. O da.: şâhidlik ederim ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL’den başka ilâh yoktur ve yine şahâdet ederim ki MuhaMMed (aleyhisselâm), ALLAHu zü’L- CeLÂL’in RASÛLÜ’dür.” diye cevâb verir. Sonra o mü’min kişinin kabri, gözünün iliştiği yere kadar genişletilir...” buyurmuştur.
(Taberî, Câmiu’l-Beyân, c. 16, s. 599, 600, no: 20774; İbn Kesîr, Tefsir, c. 4, s. 421.)

Ehl-i Sünnet’e göre, kabir suâli haktır ve her ölen kimseye yapılacaktır. Ölü, ister kabrinde, ister vahşi bir hayvanın ya da vahşi bir kuşun karnında olsun, isterse yakılarak dağlara külleri savrulsun veyâ bâlik yutup onun karnında olsun farketmez, her durumda sorguya çekilecektir. Mü’min, münâfık veyâ kâfir herkes kabir suâline tabidir..
(eş-şârânî, el-Yevâkit, c. 2, s. 141.)

Sonuç olarak, buraya kadar kaydettiğimiz âyet ve hadislerden anlaşılacağı üzere, kabir suâli haktır ve bu sorguyu da Münker ve Nekir adlı MeLekLer yapacaktır. Ancak bu MeLekLerin şekilleri, sayısı ve özellikleri hakkında hadis kaynaklarımızda sahih herhangi bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Bu konudaki bilgilerin âyet ve hadislere dayandırılması esastır. Bunların mâhiyet ve şekillerinin akılla tesbit edilmesi mümkün değildir. Mü’minler Münker ve Nekir MeLekLerinin yapı ve şekillerinden çok, onların sorularına cevâb verip verememe ve kabir suâline hazırlıklı olmayla ilgilenmelidir.


Resim 11-) CENNEt’te GÖREVLİ MELEKLER.:

Cennete giren mü’minlere selâm veren ve hizmet eden çok sayıda melek vardır. Bunların başı “Rıdvan” adlı melektir.
Dünyada iken iyi bir kul olarak yaşayıp sâlih ameller işlemiş olan kimseleri, Cennet’te güzel bir şekilde karşılayan MeLekLer vardır. ALLAHu zü’L- CeLÂL bu konuda şöyle buyurmuştur.:


وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًا حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ
Resim---“Vesîkallezînettekav RABBehum ile’l- cenneti zumerâ (zumeran), hattâ izâ câuhâ ve futihat ebvâbuhâ ve kâle lehum hazenetuhâ selâmun aleykum tıbtum fedhulûhâ hâlidîn (hâlidîne).: RABB'lerine karşı takvâ sahibi olanlar (cehennemi gördükten sonra) zümre zümre cennete sevkedilirler. Oraya (cennete) geldikleri zaman onun (cennetin) kapıları açılır. Ve onun (cennetin) bekçileri, onlara: "Selâmun aleykum, siz temize çıktınız (aklandınız) ve öyleyse ebedi olarak ona (cennete) girin" derler.” (Zümer 39/73)

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالمَلاَئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِم مِّن كُلِّ بَابٍ
Resim---“Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim ve’l- melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb (bâbin).: Adn Cennetleri (vardır). Onların babalarından ve eşlerinden ve zürriyyetlerinden salâha ulaşan kimseler, ona (adn cennetlerine) girerler. Ve her kapıdan melekler, onların yanlarına girerler.” (Ra’d 13/23)

سَلاَمٌ عَلَيْكُم بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ
Resim---“Selâmun aleykum bi mâ sabertum fe ni’me ukbe’d- dâr (dâri).: Sabretmenizden dolayı size selâm olsun. Dâr-ı Dünyanın (dünya yurdunun) akıbeti (sonucu) ne güzel.” (Ra’d 13/24)

وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًا حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ
Resim---“Vesîkallezînettekav RABBehum ile’l- cenneti zumerâ (zumeran), hattâ izâ câuhâ ve futihat ebvâbuhâ ve kâle lehum hazenetuhâ selâmun aleykum tıbtum fedhulûhâ hâlidîn (hâlidîne).: RABB'lerine karşı takvâ sahibi olanlar (cehennemi gördükten sonra) zümre zümre cennete sevkedilirler. Oraya (cennete) geldikleri zaman onun (cennetin) kapıları açılır. Ve onun (cennetin) bekçileri, onlara: "Selâmun aleykum, siz temize çıktınız (aklandınız) ve öyleyse ebedî olarak ona (cennete) girin" derler.” (Zümer 39/73)

Hadiste belirtildiğine göre, Cennet’in kapısında mü’minleri karşılayacak olan meleğin ismi “Hâzin”dir..

Resim---Bu hususta Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur.: “Kıyâmet günü, Cennet’in kapısına gelip açılmasını isteyeceğim. (Cennet kapısının bekcisi) “Hâzin.: Kim o?” der. Ben de.: “MuhaMMed.” derim. Hâzin.: “Senden önce kimse için (bu kapıyı) açmamakla emrolundum.” der.
(Müslim, es-Sahih, Îman , 333; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 316.)

Cennetin sekiz kapısı vardır.: Salat, Cihad, Reyyân, Sadaka (Zekât), Hac, Af, Eymen (Sağ, mübârek) ve Zikir-İlim kapısı.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her amel sahibi için ayrılan bir kapı vardır ki, onu işleyen kimse o kapıdan çağrılır.” buyurmuştur.
(İ. Ahmed, Müsned, II/449)

Kur’ÂN ve Hadislerden anlaşıldığına göre, Cennet’in bekçisi olan MeLekLer bir tane değil, sayıca pek olup başkanları “Rıdvân” dır. Cennet’in sekiz kapısı vardır. Her kapıdaki görevli MeLekLer Cennet’e girmeye hak kazanan mü’min kimseleri dâvet edecektir..
(Müslim, es-Sahih, Tahâret, 17; Ebû Dâvûd, Sünen, Tahâret, 65; et-Tirmizî, Sünen, Taharet, 41; en-Nesâî, Sünen, Zekât, 1; İbn Mâce, Sünen, Tahâret, 60; Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 4, s. 146, 153.)

Cennet’in bazı kapılarından sadece belli vasıflara sahip kimseler alınacaktır. Bu çağrıyı yapacaklar ise, Cennet’in kapılarında görevli olarak bekleyen Hazene/teşrifatcı MeLekLerdir.

(el-Buhârî, es-Sahih, Savm, 4; Bed’u’l-Halk, 6, 9; Fadâilu Ashâbi’n-Nebî,, 5; Müslim, es-Sahih, Zekat, 84, 85; Cihâd, 37; en-Nesâî, Sünen, Sıyâm, 43; Zekat, 1; Cihâd, 20, 45; Mâlik, Muvatta, Cihâd, 49; ed-Dârimî, Sünen, Cihâd, 13; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 268; c. 4, s. 386; c. 5, s. 153, 159.)


Resim 12-) CEHENNEM’de GÖREVLİ MELEKLER.:

Cehennem MeLekLeri (Zebâniler) kâfirlere azâbla görevlidirler. Bunların başkanı da “Mâlik” adlı melektir..


وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ إِنَّكُم مَّاكِثُونَ
Resim---“Ve nâdev yâ mâliku li yakdi aleynâ RABBuk (rabbuke), kâle innekum mâkisûn (mâkisûne).: Ve (mücrimler): “Ey m’âlik (ey cehennem bekçisi)! RABBin bizim üzerimize hüküm versin (bizi öldürsün).” diye seslendiler. (Mâlik).: “Muhakkak ki siz, (bu azâbın içinde) kalacak olanlarsınız.” dedi.” (Zuhruf 43/77)

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in günahkârları cezâlandırmak için yaratmış olduğu Cehennemde de görevli MeLekLer vardır. Âyetlerde bildirildiğine göre, Cehennem’in yedi kapısı vardır ve çeşitli kısımlara ayrılmıştır. Her bölüme gidecek günahkârlar kendileri gibi olan kimselerle beraber Cehenneme sürülürler..


لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ
Resim---“Lehâ seb’atu ebvâb (ebvâbin), likulli bâbin minhum cuz’un maksûm (maksûmun).: Onun (cehennemin) 7 kapısı vardır. Her kapı için onlardan taksim edilmiş (bölünmüş) bir grup vardır.” (Hicr 15/44)

YEDi CeheNNem Kapıları.:
Cehennem, Lâzâ (alevli ateş), Saîr (çılgın ateş), Sakar (kırmızı ateş),
Hâviye (uçurum), Hutame (kalbleri saran ateşli kaygı), Cahim (yanan kızgın ateş)...


Görevli MeLekLer, oraya girecek günahkârları Cehennem’in kapılarında karşılayarak, onlara karşı sert davranırlar. Bu husus, Zümer Sûresi’nde şöyle anlatılmaktadır.:


وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا فُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا بَلَى وَلَكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرِينَ
Resim---“Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ (zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti RABBikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetu’l- azâbi ale’l- kâfirîn (kâfirîne).: Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size RABBinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın? (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azâb sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.” (Zümer 39/71)

Cehennemde azâbla görevli MeLekLere “Zebânî” denilmektedir. Nitekim ALLAHu zü’L- CeLÂL: “O adam, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kendisini gördüğünü hiç bilmez mi? Fakat hayır, bu yaptığına son vermezse, onun alın saçından, o yalancı günahkâr alnından mutlaka yakalarız. İşte o zaman meclisini çağırıp toplasın. Biz de Cehennem Zebânîleri’ni çağırırız,” buyurmuştur.


أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى
Resim---“E lem ya’lem bi ennellâhe yerâ.: ALLAH'ın (onu) gördüğünü bilmiyor mu?” (Alak 96/14)

كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ
Resim---“Kellâ le in lem yentehi le nesfean bin nâsıyeh (nâsıyeti).: Hayır, eğer o gerçekten vazgeçmezse, mutlaka Biz, onu perçeminden (alnından) yakalarız (sürükleriz).” (Alak 96/15)

نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ
Resim---“Nâsiyetin kâzibetin hâtıeh (hâtıetin).: O yalancı, günahkâr alından (perçemden),” (Alak 96/16)

فَلْيَدْعُ نَادِيَه
Resim---“Felyed’u nâdiyeh (nâdiyehu).: Haydi, meclisini (yardımcılarını) çağırsın.” (Alak 96/17)

سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ
Resim---“Sened’u’z- zebâniyeh (zebâniyete).: Biz de ZEBANİleri çağıracağız.” (Alak 96/18)

Zebânî; Azâb Meleği demektir. Kelime olarak; şurta, yani zâbıta kuvveti mânâsına gelmektedir..

(İbn Manzûr, Lisânu’l -Arab, c. 17, s. 55; Yazır, Hak Dini, c. 8, s. 5962.)

Zebânîler, sert, kaba, şiddetli, haşin varlıklardır. Kur’ÂN-ı Kerîm onların bu durumlarını şöyle tasvîr etmektedir.:


تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
Resim---“Tekâdu temeyyezu mine’l- gayz (gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr (nezîrun).: (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.” (Mülk 67/8)

Cehennem MeLekLeri olan Zebânîlerde acıma duygusu, şefkat ve merhamet yoktur. Onlar ancak ALLAHu zü’L- CeLÂL’den aldıkları buyrukları yerine getirmekle mükelleftirler. ALLAHu zü’L- CeLÂL bu hususta.:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâren vakûduhân nâsu ve’l- hicâretu aleyhâ melâiketun gılâzun şidâdun lâ ya’sûnallâhe mâ emerehum ve yef’alûne mâ yu’merûne.: Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Onun üzerinde çok güçlü ve çok sert (acımasız) melekler vardır. Allah'ın onlara emrettiği şeyde, Allah'a asi olmazlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.” (Tahrim 66/6)

Cehennem’in kapılarında görevli MeLekLerin başkanına “MÂLİK” denilir. Bu melek âdeta bir başmüdür gibi, oradaki azâb işlerini yürütmekle görevlidir..


وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ إِنَّكُم مَّاكِثُونَ
Resim---“Ve nâdev yâ mâliku li yakdi aleynâ RABBuk (rabbuke), kâle innekum mâkisûn (mâkisûne).: Ve (mücrimler): “Ey MÂLİK (ey cehennem bekçisi)! Rabbin bizim üzerimize hüküm versin (bizi öldürsün).” diye seslendiler. (Mâlik): “Muhakkak ki siz, (bu azâbın içinde) kalacak olanlarsınız.” dedi.” (Zuhruf 43/77)

Cehennem MeLekLerinin sayısına gelince, Kur’ÂN ve Hadislerde Cehennem’in bekçilerinin sayısı on dokuz olarak bildirilmiştir. Ancak bunlar yönetici konumundaki MeLekLer olabilir. ALLAHu zü’L- CeLÂL’ın Cehennem’de görevlendirmiş olduğu MeLekLerin sayısı belli değildir..


Resim---Nitekim bu hususta Câbir b. Abdillâh (radiyallahu anhu) şöyle anlatmıştır.: “Yahûdiler’den bazı kimseler, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ashabına.: “Sizin Peygamberiniz, Cehennem’in bekçilerinin sayısını biliyor mu?” diye sordular. Ashab da (radiyallahu anhu).: “Kendisine sormadan bilemeyiz”, diye cevâb verdiler. Bunun üzerine bir kişi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e gelerek bu olayı.: “Ashabın mağlub oldu.” diye haber verdi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Niçin mağlub oldular” diye sordu. O kişi.: “Yahûdiler onlara Peygamberiniz Cehennem bekçilerinin sayısını bilir mi?” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Onlar ne cevâb verdiler.” diye sordu. O adam da.: “Peygamberimize sormadan bilemeyiz dediler.” diye cevâb verdi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir topluluk, kendisine bilmediği bir şey soruldu diye mağlub olur mu? Benim ashâbım.: “Peygamberimize sormadan bilemeyiz.” dediler. Fakat vaktiyle Yahûdiler, peygamberlerine.: ALLAH’ı bize apaçık göster.” demişlerdi. Öyleyse ben de onlara Cennet’in toprağını soruyorum.” buyurdu. Daha sonra Yahûdiler geldiler ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: “Ey Ebe’l-Kâsım! Cehennem’in bekçileri kaç tanedir?.” diye sordular. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de.: “Şu kadar, şu kadar, birinde dokuz, birinde de on.” dedi. Onlar da.: “Evet” diye tasdik ettiler. Bundan sonra Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onlara Cennet’in toprağını sordu. Bunun üzerine Yahûdiler susmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine ilgili âyet inerek, -(Müddessir 74/26-31)- Cehennem’in bekçilerinin sayısının on dokuz tane olduğunu bildirdi.”
(Tirmîzî, Sünen, Tefsîrul Kur’ÂN,74.)

سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
Resim---“Se uslîhi sekar (sekare).: Yakında Ben, onu alevli ateşe yaslayacağım (atacağım).” (Müddessir 74/26)

وَمَا أَدْرَاكَ مَا سَقَرُ
Resim---“Ve mâ edrâke mâ sekar (sekaru).: Ve sekarın (alevli ateşin), ne olduğunu sana bildiren nedir?” (Müddessir 74/27)

لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ
Resim---“Lâ tubkî ve lâ tezer (tezeru).: (Yakıp tüketir etinden) bâkiye bırakmaz ve (ölüme de) terketmez (azâbları devam eder).” (Müddessir 74/28)

لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
Resim---“Levvâhatun li’l- beşer (beşeri).: (Sekar) insanın (derilerini) yakıp kavurucudur.” (Müddessir 74/29)

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
Resim---“Aleyhâ tis'ate aşer (aşare).: Onun üzerinde 19 vardır.” (Müddessir 74/30)

وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْبَشَرِ
Resim---“Ve mâ cealnâ ashâbe’n- nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtû’l- kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtû’l- kitâbe ve’l- mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun ve’l- kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ (meselen), kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ (yeşâu), ve mâ ya’lemu cunûde RABBike illâ hû (huve), ve mâ hiye illâ zikrâ li’l- beşer (beşeri).: Ve Biz, ateş ehlini (cehennem bekçilerini), meleklerden başkası kılmadık. Ve onların sayısını kâfirler için fitneden başka bir şey kılmadık, kitab verilenler yakîn sahibi olsunlar ve imân edenlerin de îmânı artsın. Ve kitab verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesinler. Ve de kalblerinde maraz (şüphe) bulunanlar ve kâfirler desinler ki “ALLAH, bu mesele ile ne murad etti (ne demek istedi)?” İşte böyle, ALLAH, dilediğini dalâlette bırakır ve dilediğini de hidâyete erdirir. Ve RABBinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Ve O, insanlar için zikirden başka bir şey değildir.” (Müddessir 74/31)

Yukarıda kaydettiğimiz âyet ve hadislerde on dokuz tane oldukları bildirilen Cehennem MeLekLerinin emrinde daha birçok melek olabilir. Bunların sayılarını ise ancak ALLAHu zü’L- CeLÂL bilir. Bunların başkanı da “Mâlik”tir. MeLekLerinin sayısı ile ilgili olarak yukarıda kaydettiğimiz hususlar bizler için gaybî bir konudur. Gaybı da ancak ALLAHu zü’L- CeLÂL bilir..


Resim 13-) MUKARREBUN ve İLLÎYYUN MELEKLERİ ve GÖREVLERİ.:

Bu MeLekLer hakkında Kur’ÂN-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır.:


لَّن يَسْتَنكِفَ الْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْداً لِّلّهِ وَلاَ الْمَلآئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ وَمَن يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيهِ جَمِيعًا
Resim---“Len yestenkife’l- mesîhu en yekûne abden lillâhi ve lâ’l- melâiketu’l- mukarrabûn (mukarrabûne). Ve men yestenkif an ibâdetihî ve yestekbir fe se yahşuruhum ileyhi cemîâ (cemîan).: Mesih, ALLAH'a kul olmaktan asla çekinmez ve mukarrebin (ALLAH'a yakın) olan melekler de (ALLAH'a kul olmaktan çekinmezler). Ve kim, O'na kul olmaktan çekinir ve kibirlenirse, elbette onların hepsini (ALLAH) kendi huzurunda toplayacak.” (Nisâ 4/172)
[/b]

Resim 14-) DİĞER MELEKLER.:

Tüm MeLekLerin sayısını ve görevlerini ancak ALLAHu zü’L- CeLÂL bilir. Ancak bize bildirilen, Kur’ÂN ve Hadislerde anlatılan diğer MeLekLerden bazılarını şöylece sıralayabiliriz.:

* Bir kısım MeLekLer, mü’minler için duâ ederler.:


الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Resim---“Ellezîne yahmilûne’l- arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi RABBihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, RABBenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbe’l- cahîm (cahîmi).: Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, RABBlerini hamd ile tesbih etmekte, O'na imân etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "RABBimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tâbi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azâbından koru.” (Nisâ 4/172)

* Bir kısım MeLekLer, insanın kalbine doğru olan şeyleri ilham ederler, aynı zamanda mü’minlere hayır ve iyiliklerde destek olurlar.:


إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلآئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُواْ الرَّعْبَ فَاضْرِبُواْ فَوْقَ الأَعْنَاقِ وَاضْرِبُواْ مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
Resim---“İz yûhî rabbuke ilâ’l- melâiketi ennî meakum fe sebbitûllezîne âmenû, se ulkî fî kulûbillezîne keferûr ru'be fadribû fevka’l- a'nâkı vadribû minhum kulle benân (benânin).: Senin RABBin meleklere vahyetmişti: “Muhakkak ki; Ben, sizinle beraberim. Artık âmenû olanlara (ALLAH'a ulaşmayı dileyenlere) sebat verin (destek olun). Kâfirlerin kalblerine korku vereceğim. Artık boyunlarının üzerine vurun. Ve onların bütün parmaklarına vurun.” (Enfâl 8/12)

* Bir kısım MeLekLer, mü’minleri cennetle müjdeler.:


إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ
Resim---“İnnellezîne kâlû RABBunÂLLÂHu summestekâmû tetenezzelu aleyhimu’l- melâiketu ellâ tehâfû ve lâ tahzenû ve ebşirû bi’l- cennetilletî kuntum tûadûn (tûadûne).: Muhakkak ki: “RABBimiz ALLAH'tır.” deyip, sonra (da) istikamet üzere olanlara (ALLAH'a yönelip dîni ikame edenlere) melekler inerler.: “Korkmayın ve mahzun olmayın. Ve vaadolunduğunuz cennetle sevinin!.” (derler).” (Fussilet 41/30)

* Bir kısım MeLekLer, kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak “Tadın cehennemin azâbını!” derler.:


وَلَوْ تَرَى إِذْ يَتَوَفَّى الَّذِينَ كَفَرُواْ الْمَلآئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ وَذُوقُواْ عَذَابَ الْحَرِيقِ
Resim---“Ve lev terâ iz yeteveffellezîne keferû’l- melâiketu yadrıbûne vucûhehum ve edbârahum, ve zûkû azâbe’l- harîk (harîkı).: Ve kâfir olanları, vefât ettirilirken melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vururken ve “Yakıcı azâbı tadın!” (derken) görseydin.” (Enfâl 8/50)

* Bazı MeLekLer zikir meclislerini arar bulur, onlara katılırlar..

(Buhâri, Deâvât, 66; Müslim, Zikir, 8.)

* Bazı MeLekLer, Kur’ÂN okunan yere inerler ve Kur’ÂN dinlerler..

(Buhâri, Fedâilul-Kur’ÂN, 15.)

* Bir kısım MeLekLer, mü’minlerin DUÂlarına “amin!” derler..

(Müslim, Cenâiz, 7)

Bizim adını ve vazifesini bilemediğimiz daha nice MeLekLer vardır. Onların sayısını ancak onları yaratan ALLAH celle celâlihu bilir.
Bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz bu konuda şu uyarıyı yapmıştır.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şeytân da melek de insânoğluna sokularak, kalbine birtakım şeyler getirirler. Şeytânın işi kötülükle korkutup hakkı yalanlamaktır. Meleğin işi ise, iyiyi tavsiye edip Hakk’ı doğrulamaktır. İçinde böyle bir his ve düşünce bulunan kimse onun ALLAH’tan olduğunu bilsin ve ALLAH’a hamd etsin. Şeytânınkini bulan ise, şeytândan koruması için ALLAH’a sığınsın.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Tefsir, 3.)


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KELÂMULLAH’ta-RESÛLULLAH’ta MELEKLER

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَانَ وَأَلْقَيْنَا عَلَى كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ
Resim---“Ve lekad fetennâ suleymâne ve elkaynâ alâ kursiyyihî ceseden summe enâb (enâbe).: Andolsun, Süleyman’ı da ağır bir imtihandan geçirdik. Onu tahtının üstüne adeta cesed halinde bıraktık. Sonra TEVBE ile önceki haline döndü.” (Sâd 38/34)


Resim MELEKLER'in TÖVBE-İSTİGFAR EDEN MUHAMMEDî MÜ’MİNLER'e DUÂLARı.:

İnsan işlediği yasaklanan amellerden ve gafletten el çeker, pişmanlık duyar ve tövbe-isitğfar ederse, MeLekLer o insana DUÂ eder ve mağfiret dilerler..

Tevbe.: (Tövbe) Yaptığı fenalığa pişman olmak. ALLAH'dan afv dilemek. Bir daha işlememeye azmetmek. “Estağfirullah” deyip, pişmanlık duymak.
İstigfâr.: (Gufran. dan) Afv dilemek. Cenâb-ı HAKk'tan kusurlarının affedilmesini, günahlarının bağışlanmasını dilemek. Tevbe..


Resim 1-) MeLekLer İmân Eden KimseLer İçin DUÂ EderLer.:


الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Resim---“Ellezîne yahmilûne’l- arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi RABBihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, RABBenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbe’l- cahîm (cahîmi).: Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), RABB'lerini hamd ile tesbih ederler ve O'na îmân ederler. Ve imân edenler için (ALLAH'tan) mağfiret dilerler: "RABBimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîm'e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Onları cehennem azâbından koru!” (Mü’min 40/7)

رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدتَّهُم وَمَن صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Resim---“RABBenâ ve edhilhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim inneke ente’l- azîzu’l- hakîm (hakîmu).: RABBimiz, onlara vaadettiğin Adn Cennetlerine, onları ve onların babalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden salâha ulaşanları dahil et. Muhakkak ki Sen, Sen AZÎZ'sin, HAKÎM'sin (hüküm ve hikmet sâhibisin).” (Mü’min 40/8)

وَقِهِمُ السَّيِّئَاتِ وَمَن تَقِ السَّيِّئَاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Resim---“Vekıhimu’s- seyyiât (seyyiâti), ve men tekı’s- seyyiâti yevme izin fe kad rahimteh (rahimtehu) ve zâlike huve’l- fevzu’l- azîm (azîmu).: Onları kötülüklerden koru. Ve Sen, kimi izin günü seyyiatlerden (günahlardan) korursan o zaman onlara rahmet etmiş olursun. Ve işte o, fevzü’l- AZÎMdir (en büyük kurtuluştur).” (Mü’min 40/9)

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَيْءٍ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
Resim---“Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bi mâ kesebe rehînun.: İman edenler ve soyları da kendilerini imânda izleyenler (var ya); biz onların soylarını da kendilerine katıp ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi, kendi kazandığına karşılık bir rehindir.” (Tûr 52/21)


Resim 2-) MeLekLer Mü’min İnsanLara ALLAH’tan Mağfiret DiLeyerek DUÂ EderLer.:


تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِن فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَن فِي الْأَرْضِ أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---“Tekâdu’s- semâvâtu yetefattarne min fevkıhinne ve’l- melâiketu yusebbihûne bi hamdi RABBihim ve yestagfirûne li men fî’l- ard (ardı), e lâ innellâhe huve’l- gafûru’r- rahîm (rahîmu).: Gökler neredeyse üstlerinden parçalanacak. Ve melekler, RABB'lerini hamd ile tesbih ederler, yeryüzündeki kişiler için mağfiret dilerler. ALLAH, gerçekten GAFÛR (mağfiret eden) ve RAHÎM'dir (RAHÎM Esmâsıyla tecellî eden), öyle değil mi?” (Şûrâ 42/5)

هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
Resim---“Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ (rahîmen).: Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve O'nun melekleridir ki O, mü'minlere RAHÎM(dir). (RAHÎM esmâsıyla tecellî eden).” (Ahzâb 33/43)

Arzı taşıyan MeLekLere, “HameLe-i Arş” denilip bunların sayılarının dört olduğu rivâyet edilmiştir..
(Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 256.)

وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
Resim---“Vel meleku alâ ercâihâ, ve yahmilu arşe RABBike fevkahum yevme izin semâniyeh (semâniyetun).: Ve o melek, onun (göğün) çevresi üzerindedir. Ve izin günü RABBinin ARŞını üstlerinde taşıyanların sayısı sekizdir.” (Hâkka 69/17)

وَتَرَى الْمَلَائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Ve tere’l- melâikete hâffîne min havli’l- arşı yusebbihûne bi hamdi RABBihim, ve kudıye beynehum bi’l- hakkı ve kıyle’l- hamdu lillâhi RABBi’l- âlemin (âlemîne).: Ve görürsün ki, arşın etrafında onu kuşatan melekler, RABB'lerini hamd ile tesbih ederler. Ve onların (cennetliklerin) aralarında hak ile hüküm verildi. Ve (cennetlikler tarafından): "ÂLEMLERİN RABBİne hamdolsun." denildi.” (Zümer 39/75)

ALLAH’ın mağfireti, kulu, kendisine azâb dokunmasından korumasıdır. İstiğfâr da bunu sözle ve fiille istemektir. Çünkü sadece sözle istiğfâr, yalancıların işidir.

(Er-Rağıb, el-Müfredat, s.362, Beyrut, ts.)

MeLekLerin mü’minlere istiğfârından maksad, onlara şefaat etmeleri, onları tövbeye teşvik etmeleri ve onlara mağfireti gerektiren amelleri ilham etmeleridir. Burada MeLekLerin Adem oğullarının günahlarına müttali olduklarına bir işâret; cinsler farklı olsa da imânda ortaklığın nasihat ve şefkati gerekli kıldığına bir tembih vardır. Zirâ imân, en kavi ve en mükemmel bir bağdır.

(Bursevî, İsmail Hakkı, Ruhu’l- Beyân, VIII, 157, İstanbul, 1389.)

Saadetin kemâli, şu iki mühim hususa riâyete bağlıdır.: ALLAH’ın emrine ta’zim ve mahlukatına karşı şefkat. MeLekLer de buna riâyet ederek önce ALLAH’ı ta’zim etmişler sonra da O’nun mahlukatına şefkat babında onlara istiğfâr etmişlerdir.

(Er-Razi, Fahreddin, Mefatihu’l-Gayb, XXVII, 33, Tahran, ts.)
Resim
Cevapla

“Divanında Muhammedi Tasavvuf” sayfasına dön