GARİB-AN ZEVK-LeriM

Konu başlıkları sadece Kul İhvani'ye aittir.
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Gariban yazdı:Resim

İNSÂN OL!.Mak!.

KİM-LiğimİZ,
KİŞİ-LiğimİZ,
bEN-sEN-O=>KimİZ?!.

KADERimİZ==>OKu-YORuz,
=>ALNımıza=>YAZILaNdAN!.
İLMek İLMek=>dOKu-YORuz,
ÖMRÜmüz’ü==>ÇİZİLeNdEN!.


KıLıç Gibi ZâLim OLma=> İpek Gibi Halîm OL,
KıLıç İpeği KESmez =>Fikret Sen de ÂLim OL,
Kendi Kozanı İpekLe ÖR,
Sonra DeL İpeğin Kendin GÖR,
OLACAKsan KıLıç =>İLLâ =>AdaLette TâLim OL!.


garibAN
31.01.2020..


İpek Arapça "Harir" demektir.
Münir Derman Kaddesallahu sırrahu Hocam derki, İpek böceğinin dişisi erkeği olmazmış.
İpek böceği başını binlerce kez çevirerek ürettiği iplik telleriyle kozasını örer ve vakti gelince kozasını deler ve kelebek olarak çıkar hayata.
Tırtıl haldeyken dut v.b. yaprakları yiyerek beslenen ipek böceğinin ürettiği bu yumuşak teller uyuz hastalığına iyi geliyor ki uyuz hastası olan birisine bir hadisi şerifte ipek gömlek giymesine Resulullah salallahu aleyhi ve sellem izin vermiştir..


عن أنس tقال : رَخَّصَ رسُولُ الله r، للزُّبَيرِ وَعَبْدِ الرَّحْمنِ بنِ عَوْفٍ رضي اللهُ عَنْهُما في لُبْسِ الحَرِير لحكَّةٍ بهِمَا.

Enes radiyallahu anhu şöyle demiştir.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Zübeyr ve Abdurrahman ibni Avf Radiyallanhuhüma’ya yakalandıkları uyuz hastalığı sebebiyle ipek elbise giymelerine müsaade etti..
(Buharî, Libâs 29, Müslim, Libâs 24)

İpek böceğinin emekleyerek yürüyüp kendi kozasından kelebek olarak çıkışı manevî olarak insanın tekrar dirilmesine, aklın olgunlukla hür kalışına, yahut yaşamda insanın bir evreden diğerine geçişine işâret olarak görülmüştür.

Dr. Münir Derman Kaddesallahu sırrahu Hocam bir yazısında.:

"Ruhun tapınağı cesettir.
Onun içindesin onu daima temiz tut.
İpek çok kıymetli bir nesnedir.
İpek böceği gibi ol!
Kıymetli kozanı ör! İçine gizlen!.
Ne olsa bir gün ya öldürülür yahut kanatlanıp kozayı deler çıkarsın!."
demektedir.

İpeğin yumuşak olması onun güzelliği ve bu yumuşacık güzel bir telin üretilmesi insan aklı için de kendi kozasını örerken güzellik ve iyiliklerle onu örmesi (Hak ve Hayr'da aklını kullanarak, bu âlemde bâtıl ve şerr'den kaçıp salih ameller işlemesi) durumunda, bu hayat kozasından bir şekilde çıktığında kelebek gibi hür olması ve manevî âleme kanat açmasını sağlayacaktır. İpek, akıl için yaptığı eser, geride bıraktığı güzelliklerdir. Ruhun tapınağı olan cesedin temizliği ve onun temiz tutulması , Kulihvani Hocamız'ın 4'lü sisteminde;

Beden =>Terbiye edilir,
Nefs =>Tezkiye edilir,
Kalb =>Tasfiye edilir,
Rûh =>Tecliye edilir,
Dediği dörtlünün birinci basamağıdır..

Beden, Nefs, Kalb ve Ruh için; Beden en dıştan içeri girildikçe yapılan işlemlerin birinci basamağıdır ki, amel bedenle işlenir. Terbiye edilmeyen Beden günaha meyillidir. Bedeni, MuhaMMedî Terbiyeye Tâlim ettiğinizde aslında Nefsinizide tezkiyeye başlamışsınız ve Kalbinizdeki kötü sıfatlarıda tasfiye etmeye başlamışsınız demektir. Bu nedenledir ki İslam'da Şeriat, meyvenin kabuğu gibi görünse de, biz ÖZün kabukla ilişkisinde meyve kabuğuyla olgunlaşır ANLAyışını düstur BİLiriz..

Kılıç insandaki öfke yahut celâlîyet özelliğidir. Celâlîyet adaletle kullanıldığında başarılıdır.
Hz. Ömer radiyallahu anhu'daki gibi. Nefsi olarak, benlik için kullanılırsa kişilere ve kendisine zarar verir.
Hilmîyet insandaki ipeklik, yumuşaklık özelliğidir.
ALLAH El-HaLîm'dir, kullarına karşı şefkatli, onların hatalarına karşı sabırlı (çabuk cezâ vermeyen, mühlet veren)dir.

Her özellik dengeyle kullanıldığında insan doğru yolda yürür. Kılıç keskin olduğu halde ipek yumuşaklığıyla onun kesme özelliğini örter (kötülüğü iyilikle bertaraf etmek v.b.).
Ateş yakıcı su ise söndürücüdür. Halîm olmak acizlikten dolayı oluşan yumuşaklık değildir, âcizlikten oluşan yumuşaklık halîm olmanın dengesiz kullanımı sonucu oluşur. Su gibi olmalıdır. Su yumuşaktır ama sertçe vurursan sana o sertliği geri yansıtır. Bir damla su, kayanın kovuğunda donsa kayayı çatlatır. Su yumuşaktır ama güçlüdür, sıkıştırılamayan bir elementtir!.

Rüzgar kuru dalı kırar, çimene bir şey yapmaz, çimen baş eğer. Kılıç ipeği kesmez: Burada ince bir nokta vardır. Yönetim sisteminde hükümdarın verdiği emir kılıç gibidir, emir demiri keserken ipeği kesmez. Emre itaat eden sertlik yapar da baş kaldırırsa demir olursa emir demiri keser. Ama kılıç gibi emir ipek gibi itaatkâr bir insana bir şey yapmaz, uyumlu olduğu için. Bu cümle HAKk’ın emirlerine itaat eden kullar için söylenen manevî bir cümledir. ALLAH en doğrusunu BİLir..


Es SeLâm ve SEVgiyle..
garibAN
Resim


Resim

KİM-LiğimİZ,
KİŞİ-LiğimİZ,
bEN-sEN-O=>KimİZ?!.

KADERimİZ==>OKu-YORuz,
=>ALNımıza=>YAZILaNdAN!.
İLMek İLMek=>dOKu-YORuz,
ÖMRÜmüzü==>ÇİZİLeNdEN!.


=>EZEL’in>EBED EVRE-si,
->NEFS-i LETÂiF DEVRE-si,
-TOHUM<->TARLA,
-HASAD<->HARMAN,
MERKEZin>MUHİt ÇEVRE-si!.


DÂRu’L- ULÂ DÂRu’L- SILÂ,
DÂRu’L- BELÂ DÂRu’L- VeLÂ,
ANA RAHMi==>MeZÂR TAŞI,
YARIM NEFES>DÂRu’s- SELÂ!.


KÛN feyeKUN=->DÂRu’L- KELÂM,
OLur!. OLmaz!.=>DÂRu’L- MELÂM!.
=>AŞKk KÂBEm==>SEkİZ KÖŞEsi,
CÂN’da->CÂNÂN=>DÂRu’s- SELÂM!.


ZEVK 9555

CELÂL’in =>KEMÂL ÇİLEsi=>CEM’de=>CEMÂL ÂŞIĞI’nda
=>EZEL<->EBED EŞİĞİ’nde=>NÛR-u MiM’in=>IŞIĞI’nda
RÛHum=->BEDEN KUYUsunda,
“HAKk’ı DUYup=>UY!.”usunda,
“EL HAYy HAYyat UYKUsu”nda=>TIRTIL KOZA BEŞİĞİ’nde!.


04.02.2020=>19:59
brsbrsm... tktktrstkkmdcvLÂNnn..


MİR’ÂCın=>URÛC-RÜCÛ’su,
ESFELîN-den=->İLLîYyîN-e!.
HeR SEBEBin=>SONUCu-su,
BAŞa SARAR->SONu=>YiNe!.


Resim

MESt-i MECNÛN MASALLARım,
LEYyLÂ YANGINı=>HALLARım!.
KUL İHVÂNi =>MELÂMîYyEmm,
=>TIRTIL BEŞİĞİm SALLARım!.


ResimEL HaMdu LiLLâHi RABBi’L- ÂLEMîN!.


DİNGİN Bir BEDENLe =>ZİKRet ve ÜZMe!.
SİNGİN Bir NEFSLe =>FİKRet ve ÜZÜLMe!.
YUNGUN Bir GÖNÜLLe =>ŞÜKRet ve SEVv!.
YANGIN Bir RÛHLa=>Sabret==>ve SEVİL!..



MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimKUL İHVÂNi
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim


ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL’in; İNSÂNa YÜKLediği KİMLik ve KİŞİLik ANA KARTı AKILdır..

NEFSimizi, bir âlet gibi düşünürsek;
İş yapmasını CÂN CERYÂNı-Elektriği OLan AKIL SAĞLar.
AKIL, Nefsin gerçeği BİLme Aracıdır.
AKIL, DERÛNda AŞKa DÖNüşür.
GÖZ için GÜNEŞ IŞIğı neyse ki =>GÖZ IŞIKLa GÖRür,
Nefs için AkıL da öyledir ve Nefs AkıLLa =>BİLeBİLir...

Ne var ki AKIL da NEFS gibi TeKeMMÜL Eder. ASLında BİRLikte EDERLer..

İLMî AKIL
İRÂDî AKIL
İDRAKî AKIL
İŞTİRAKî AKIL...

AKIL, bir NURdur. O NURdan, ancak yararlanma İsti'dâd ve Kabiliyetimiz Tekemmül eder.

İmâm Alî keremullahi veçhe.: "AKIL metbû' ve mesmû'dur." buyurmuştur.


Metbû': doğuştan sahib olunan VEHBÎ AKIL. (kabiliyet-isti'dâd)
Mesmû': sonradan elde edilen, duyulan, gelişen KESBÎ AKIL (yaşama-tecrübe)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12259
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

KULLuğun>gEReği SEN-in,
HASBî HiZMet İÇin BEN-in!.
MUte KABLe =>en TeMUte,
ÇIKARma>BeYAZ KEFEN-in!.


NEdir =>DİLin MÜREKKEBi,
YAZdığın=->OKUmak İÇİn!.
BUNca SonUÇLar=>SEBEBi,
=>KEFENin dOKUmak İÇİn!.


ZEVK 9621

ÇOKk YAKIŞmış =>GARİBÂN’a!. =>GİYMİŞs de Ak KEFENiNi,
=>YILLARın =>AŞKk EMEğini==>ELEtMİŞş =>İNCE ELEkteN!.
=>SIRRını=>SALLmış SULTÂN’a!. BİZLemiŞş=>SENin-BENiNi,
İBREt<->HİKMEt SAHRASInda ÇOk ÇEKkmiş ÇARk-ı FELEkteN!.


06.05.2020. 06:05
Brsbrsam..tktktrstkkmzdTEYkoronavirüssensizshrLrimizz..


ÇOKk DOLar BOŞALıR>bU HAN,
GELENLeR GİDER=>GERÇEktiR!.
ÖMRü=>TEK-BİR GÜNLük OLAN,
CÂN==>ÇİÇEKte==>KELEBEktiR!..


Resim---Mukarreb Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.:
“Mûtû kable en temûtû.: ÖLmeden ÖNce ÖLünüz!.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II-291-2669)


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Gariban
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 2742
Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen Gariban »


İki KapıLı Şu Handa,
Hana TutkunLar Ziyanda,
Kapı İki AçıLmadan,
Aç Üçü KaLma Zindanda!.

Kervan EhLi Göçebedir,
YoLda Mekana TutuLmaz!.
Derdine Derman ÇiLedir,
Başı ÇiLeden KurtuLmaz!.


istnbuL..24.11.20..

M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim

garibÂN
Resim
Kullanıcı avatarı
Gariban
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 2742
Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen Gariban »

Resim

Dün bir çiçek bahçesine gittim, ilk bahar geldi, bir kaç saksıda biz yapalım seyredelim içimiz açılsın dedik, biz çiçekleri severiz, sitemiz de renk renk çiçekler vardır, arılar vardır bal yapan. Girdik bahçeye şunu mu alsak bunu mu alsak, her yer renk renk türlü türlü çiçeklerle dolu. Münir Derman Hocam bu desen ve renkleri El-Bedî' Esmâsının tezâhürü olarak anlatır kitaplarında. Şu mu bu mu derken ve seyrederken bir Serâ'ya rastladım arkalarda bir yerde. Naylondan serâ yapmışlar. Bazı hassas çiçekleri sıcak tutmak lâzım, İstanbul'un soğuğu henüz tam geçmedi, Akdeniz İklimi'nin çiçekleri burada dayanamaz yoksa. Serâ'nın içine girdim ama hangi ayakla girdim bilmiyorum. İçeriye portakal ve limon ağaçlarını, begonvilleri yerleştirmişler. Güneş ısıtmış içeriyi, limon ve portakal çiçekleri kokularını sıcak havaya salmışlar, muhteşem bir koku içerde, Aman ALLAH'ım o ne güzel koku!. Ağaçlardan birinin dibinde papatyaya benzer karamel, pembe ve beyaz renkli çiçekler den saksıları limon ağacının dibine koymuşlar. Karamel renkte olanlara dayanamadım hemen saksıyı aldım elime kapıya doğru ilerlerken solumdaki mandalina ağacının üzerindeki mandalinayı sıvazladım , parmaklarımı kokladım. Saksı elimde son bir kez bu serânın kokusunu içime çektim , tam girdiğim kapının önünde duruyormuşum, sol yanım kapıya dönük. Elimde saksıyla kapıdan sol ayağımla çıkmak için yarım dönüş yapmamla kapının kiriş demirine toslamam bir oldu. Demir alnıma oradan da burnuma okkalı bir sopa çektim kendi kendime.. Serâ'nın Kapısını adam alçak yapmış, eğilerek girdik eğilerek çıkmak lâzımdı. Ben 1,87 olduğumdan dikkat etmeyince bodoslama çarptım tâbi. Seneler evvel Hacı Bektaş'ta Hocamla eğilerek girip çıktıydık kapıdan. Resimlerimiz vardı. Neyse hak etmişim demek ki...

M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim

garibÂN
Resim
Kullanıcı avatarı
Gariban
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 2742
Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen Gariban »

Resim

Müfettiş polis değilsin, ne işin var senin copla,
Öfke ile yumruk sıkma, elin aç rahmeti topla,
Halkın işine karışma, haramla şerrle barışma,
Hasbî Hizmet sana kâfi, HaKk ile Hak'ta yarışma..

07.07.2021 SPR'da


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim

garibÂN
Resim
Kullanıcı avatarı
Gariban
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 2742
Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen Gariban »

"Öfke ile yumruk sıkma, elin aç rahmeti topla"

Aziz Kardeşim, geçen gün Kore'li bir dövüş ustasının hayatını filme aktarmışlar, onu izliyordum , bu uzak doğu filmlerinin içine mistik bazı şeyler sokuyorlar hoşuma gidiyor. Filmde yağmur yağıyor küçük bir çocuk öfkeyle yumruklarını sıkmış karate yapmaya çalışıyor, hocası yanına geliyor, "Öfke ile sıkma yumruklarını, sıkarsan toprağı havayı nasıl avuçlayabilirsin" diyor, öfkeye karşı ne harika bir yaklaşımdı bu. Yalnız, yağmur yağıyordu orada , o anda bu yukarıdaki dörtlükteki cümle çıkı verdi içimden. Eskiden tepe olma çukur ol derdim, elin de tepesi ve çukuru var demek ki.

Bazen gün içinde bazı çıkarımlarım ve şahit olduğum enteresan şeyler oluyor bunlar yazılmazsa geçip gidiyor. Bu pandemi ile herkes eve kapanınca instagramdan oraya gittim buraya gittim şu pozum bu pozum diyen halk artık bunu yapamayınca, ev içi görüntülere, film dizi ve belgesel kanallarına ve youtube'dan dünya üzerindeki gelişmelere odaklanmaya başladı. Youtube, üyelerine tıklama sayısınca reklamlardan gelir elde etme yolunu açınca, insanlar farklı kategorilerden videolar çekip ya da sağdan soldan bir takım videoları kendi duvarına toparlayıp, üzerine radikal bir söz koyarak atmaya ve para kazanmaya başladılar. Bu arada filmlerin ortasına kumarı teşvik eden dijital kumar sitelerinin reklamları özellikle sokulmaya başlandı. Ekonomist adı altında bir grup insanda halkın şu anda kumar tutkusunu körükleyen altın -dolar -bitcoin yatırım tahminleri ile ilgili yarın ne olacak videoları çıkarmaya başladılar. Gençler borsa istatistik grafiklerini yorumlamada matematik profesörü oldular. Politik partilerin partizan trolleri de kendi gruplarını öne çıkaran videolarla bu pazarı bir birleri aleyhlerinde videolarla doldurmaktalar. Kimi sevilen müzikleri duvarına toplayıp ordan para yapıyor, kimi gezdiği yerlerin videosunu çekip duvarında paylaşıyor ve turizm rehberliği yapıyor. Bunların pozitif yönde insanların boş oturmaktansa bir şeyler yapıp para kazanmalarını sağladığı ve faydalı alanlarda yapılanları için bir nevi bir iş olduğu ve faydalı olanlarına bir lafım yok .

Din konusu da her zamanki gibi bu durumdan nasibini alıyor, herkes meşhur olmak istiyor. Küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni, İlluminati, Çiplenen İnsanlar, Tapınak Şövalyeleri, Göbekli Tepe, Küresel Para birimi, Falcılar, Sümerliler ve Dinleri, Ananakiler, Atlantis, Piramitlerin Sırları, Çindeki Türk Piramitleri, Uzaylılar ve gizemli sloganlar eşliğinde çekilen yüzlerce videolar var, bunlar da insanın gizemli şeylere olan merakından faydalanıp, onları kişilerin iştahını kabartan gizemli söz, semboller ve sloganlarla kendilerine çekiyor abone yapıyorlar, bir çoğu da yurtdışındaki kaynaklardan ingilizceden Türkçe'ye çeviri ile yalan yanlış alıntılarla yapılıyor. Bunları Kur'an ile harmanlayan araştırmacı yazarlar Kur'an-ı nasıl bir duruma çektiklerinin farkında bile değiller. Kafası zaten karışık olan insanların kafası kalmadı artık.

- İbn Abbas (r.a)’ın "Devemin yularını kaybetsem Kur'an'da bulurum." sözü ifrat ve tefrite alet edilmemeli (bk. Suyuti, İtkan, 4/31; el-İklil,1/13; Alusi, Maide 67. ayetin tefsiri.)

Bu yukarıdaki söz git her konuyu Kur'an'da ara uymasa da ayetleri konuya uydur demek değildir...
Resulullah Salallallahu Aleyhi Ve Sellem'in aşağıdaki hadisleriyle bakarsak.:
"Allah'ım, bana öğrettiklerinle beni faydalandır; bana fayda sağlayacak ilim öğret, ilmimi artır." (Tirmizî, Daavât, 128);

"Faydasız ilimden Allah'a sığınırım." (Tirmizî, Daavât, 68) buyurururdu.

İnternet araştırmacı yazardan geçilmiyor. Herkes araştırmacı yazar olmuş. Bu araştırmacı yazarlar her girdikleri konunun başında ben bu alanda uzman değilim diyerek söze başlıyorlar. O zaman yazmayın arkadaşım, şak şak alkış ve övgü dolu sözler olunca hoşunuza gidiyor, para da kazanıp belli bir kesimden itibar görüyorsunuz , bu hoş değil mi niye yazmayasınız !..

Din alanında araştırmacı bir yazar Prof.Dr. ünvanlı, 60 yaşında bir insan , bu kadar Kur'an okunup bu kadar yanlış yorumlamalar yapılır mı , çıkmış bayan spiker uzaylıları UFO'ları konuşuyor diye Zulkarneyn'ile ilgili ayetleri yorumluyor. Kelimelerin arkadaki anlamlarına giriyorum , tefsirleri tarıyorum böyle bir kelime yok nerden buldu şaşa kalıyorum. Bir de ayet numarası vereyim bunları araştıranlar baksınlar diyor. Hayret ediyorum nasıl bunu savunabiliyor. Kadın spiker gazı veriyor, bizim dede uçuruyor herşeyi. Uçan daire mi lazım hemen buluruz size bakın şimdi

Enbiya Suresi 96.ayette şöyle buyuruyor Allah :
حَتَّى إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍ يَنسِلُونَ
Hattâ izâ futihat ye’cûcu ve me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn(yensilûne).
Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc açılıb da her tepeden saldırdıkları

1 hattâ izâ olduğu zaman
2 futihat açıldı
3 ye'cûcu yecüc
4 ve me'cûcu ve mecüc
5 ve hum ve onlar
6 min kulli hepsinden
7 hadebin taraftan, tepeden
8 yensilûne hızla koşarlar, saldırırlar

Spikere diyor ki burada hadeb kelimesi uçan daire diyor. Spiker diyor ki aman hocam o kelime tepe değil mi ?
UFO'ların çizgi resimlerinde camdan yarım küre tepe koyarlar ya hoca bu tepenin görüntüsünü Hadebin kelimesinde Yecüc ve Mecüc setlerinin açılıpta her tepeden saldırdıkları ayeti kerimesindeki hadebin yerine koydu, onların içine de uzaylıları koydumu buyrun istila'ya...Hoca geminin kamuoyundaki UFO fanusu şeklinde yorumladı gitti.

Eee hocam başka nerde var , Kehf Suresinde Zulkarneyn bahsinde. Öyle mi anlatın hocam ne bilgilisiniz.
Tabi bakın şimdi :
Zulkarneyn yolculuk yapıyor Kehf Suresi 85.ayete gidiyor hoca:

فَأَتْبَعَ سَبَبًا
Fe etbea sebebâ (sebeben).
Derken bir sebebi ta'kıb etti

1 fe etbea böylece tâbî oldu
2 sebeben sebep, vesile

Hoca burada sebeben kelimesini uzay aracı olarak yorumluyor. Sebep bir araçtır diyor !..
Bindi araca uzaya gitti diyor Zülkarneyn. Tabiya bu neden aklımıza gelmedi 89. ve 92.ayette yeniden bir sebebe tabi oldu deyince de aracı değiştirdi başka araca bindi diyelim aktarma yapıyor, Zülkarneyn'in uzay gemileri var orda değişim yapıyor nasılsa. Star Wars gibi . Sonra ? 86.ayeti yorumluyor ve diyor ki Hoca

حَتَّى إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِمَّا أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّا أَن تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا
Hattâ izâ belega magribeş şemsi vecedehâ tagrubu fî aynin hamietin ve vecede indehâ kavmâ(kavmen), kulnâ yâ zel karneyni immâ en tuazzibe ve immâ en tettehıze fîhim husnâ(husnen).
Tâ gün batıya vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin

Burada balçıkta bir gözde güneşin gurub etmesini açıklarken balçıktaki göz kara delikti diyor. Bu güneşte evrendeki güneşlerden birisi bu yanındaki kavimde orada yaşayan uzaylı varlıklardan oluşan bir toplulukmuş.

Sonra ?
93.ayette bahsedilen iki seddin arasına derken oradaki sedler sed değilmiş onlar gezegenmiş iki gezegen.
"Tâ iki sedd arasına vardığı vakit önlerinde bir kavm buldu ki hemen hemen söz anlayacak bir halde değil gibi idiler"

Sonra ? Hoca 96.ayeti açıkıyor:

"Bana demir kütleleri getirin, tam iki ucu denkleştirdiği vakit körükleyin dedi, tam onu bir ateş haline koyduğu vakit getirin bana dedi: üzerine erimiş bakır dökeyim"

Burada metal levhaları bu iki gezegenin arasına koymuş Zülkarneyn, bir tarafta güneş diğer yanda kara delik ve altına da odunları koydu nereye koyduysa ortada muhakkak bir alan var demekki, ateşi de yaktı eritti onları uzayda , bir set yaptı bu varlıklar oradan geçmesin diye...

Araştırmak güzel şeydir, insan araştırmalı fakat Kur'an-ı Kerim'imizi desteksiz şekilde fantezilerine alet etmek, anlamları saptırmak çok yanlıştır.

Sevgiyle
garibAN
Resim
Kullanıcı avatarı
Gariban
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 2742
Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen Gariban »

KORKU:
Kişinin nefsinin ALLAH'tan uzaklaştığında, erişebileceği kendi açısından muhtemel olan yada zâten sahip olduğunu düşündüğü dünyevi (maddi) veya uhrevî (manevî) lezzet ve mükafatlardan mahrum kalacağını, veya acı, elem, çile, musibet, tehdit v.b. durumlar karşısında maruz kalabileceği emniyet belirsizliği dolayısıyla yaşadığı endişe hali ile kalpte duyduğu elem hissine korku denilir...

Korkunun bu Mahrumiyet ve Maruziyet İkili Sistemi üzerinde bir çok çeşidi mevcuttur, örneğin.:
-Can korkusu (ölmekten korkmak-maruziyet),
-Malını ve mülkünü kaybetme korkusu (mahrumiyet)
-Cehennem azâbı (azâba maruziyet)
-Cennete girememek ( ni'metlerden mahrumiyet)
-İşini kaybetme ile rızık korkusu ve aç kalma tehdidi (mahrumiyet ve maruziyet)
-eleştiriye maruz kalma korkusu (psikolojik -zelîl olma maruziyeti)
v.b.

İslam âlimleri Korku için Islah aracı demişlerdir. İnsan 5 duyuyla algılayıp kontrol altına alamadığı tehditlerden korkar.
Münir Derman Hocam (k.s) yazılarında.: "Bir kimse ALLAH ile olursa, onu kimse ürkütemez, ne cin tâifesi, ne de insanlar, ne yer haşeresi, ne de yırtıcı hayvanlar, hiç biri o zatı korkutamaz!."
"Hakk'tan gayrı olan varlıktan korkma da gizli bir şirkten başka bir şey değildir".

Kur'ÂN-ı Kerim'de bir çok âyette mahrum bırakma ile test edileceğimiz belirtilmiştir.: "Sizi korku, açlık, mallardan eksiltme ile imtihan edeceğiz." diye bir çok âyet mevcuttur. (Bkz.. Bakara 2/155)

Korkunun zıttıi emniyet hissidir. Nefis ALLAH ileyse emniyette hisseder.
ALLAH c.c. bazı ayetlerde.: "BEN'den korkun!." demektedir. Derman Hocam'ın.: "Varlıktan korkma da gizli şirk vardır." demesinin nedeni de buna dayalı olsa gerek. Burada nefsin bağlandığı şeyleri gizliden ilâhlaştırma ve tapınma durumu söz konusudur.

ALLAH c.c.'dan korkmak sonuçta yılandan kaçar gibi olmayıp, eksik bir ifâde ile HAKk Yolunda seyr eden kişinin HAKk c.c.'nun koyduğu yasakları çiğneyerek HAKk'a karşı gelmekten korkması ve HAKk ile arasındaki Muhabbeti zedeleme korkusudur..

garibAN
Resim
Kullanıcı avatarı
Gariban
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 2742
Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00

Re: GARİB-AN ZEVK-LeriM

Mesaj gönderen Gariban »

Resim
Resim bU bENim İŞte..

Azîz Kardeşim;
"GÖRene VAR!. KÖRe=>Ne Var?." diye söyler dururuz sitemizde , bu âlemde bakışlarımızın artı ve eksi kutuplarını HAKk YoLu’nda yürürken ters bağlamazsak, baktığımızı göremeyiz. AKLın Kutuplarını değiştirmek gerekiyor ki şartlanmışlıktan çıkalım ve sıradan dediklerimizde bile farklı bir bakış açısı yakalayalım. Münir Derman Hocamın meşhur bir sözü vardır.: "Denizin bin metre aşağısında boğulmak ile bir karış aşağısında boğulmak arasında fark yoktur!." Bu sÖZ İÇimde başka bir sözü tetikledi bir zaman, ve.: "Deryâda damla olamadıktan sonra bir gram buz ile bin gram buz olmak arasında fark yoktur!." diye Günün sÖZü köşemize bir sÖZ attım. İki söz birbirinden farklı olsa da bu ikinci söz ne diyor diye düşündüm. Bu sözü resimle nasıl tanımlarım diye düşünürken aklıma okyanusta yüzen bir Buzdağı görüntüsü düştü. Buzdağının su üstünde kalan ve su altında kalan kısmı arasında bir mukayese yaparız, su yüzeyinden bakan göze su üstünde küçük görünse de, su altında 10 kat daha büyük bir kitlesi vardır Buzdağının. Bu mukayese kişisel eğitim seminerlerinde bazen problemin kök sebebi göründüğü gibi değil, yahut bir meseleye yüzeysel bakmayıp onun derinde başka sebepleri bilinmeyen kısımları vardır gibi yaklaşımlar için verilir ve çok doğrudur. Dün gece bu Buzdağı resmini bir arkadaşımıza gönderdim ve bana geriye.: "BİLmediğimi BİLiyorum!." yazdı. Bu aslında geçmişte onunla paylaştığım Konfüçyus'un meşhur.:
''BİLdiğini BİLenin, arkasından gidin!.
BİLdiğini BİLmeyeni, uyarın!.
BİLmediğini BİLene, öğretin!.
BİLmediğini BİLmeyenden, kaçın..!''
Dörtlü sistemine dâir resime karşı AKLının verdiği tepkiydi. Çünkü normalde bize AKLen bir pencereden farklı bakış açısı olarak hep Buzdağı ve bilinmeyen tarafı ifâde edilir. O kardeşimiz de, bunu birden bu şekilde yorumlayıp Hakikat ile ilgili BİLmediğimi BİLiyorum diye bunu çok güzel ve samimî bir şekilde egosunun başına çekiçle vurarak ifâde etti. O resmi gördü tepkiyi verdi kurtuldu, “ya sen ne diyeceksin farklı garibAN?.” dedim.
Hocamın meşhur sözleri vardır,: “Buzdağının üzerinde oturuyorsun bir damla suyun yok ki içesin!." sözü ne olacak dedim!.
"Deryâda damla olmadıktan sonra bir gram buz ile bin gram buz olmak arasında fark yoktur!." sözüyle bunu nasıl halledeceğiz?. Buzdağının yüzeyinden ve dibinden baksak da bir Kur'ÂN'ı yani NAKLi, ya da HaKiKati Buzdağı yerine koyamayız değil mi!.. Burada bir duralım , o ÂN’da İÇimde AKLın NAKLi ANlama çabası dank ediyor. NAKİL Deryâsında bir kalıp BUZ olan AKıL , fethetmek ister NAKLi ve öğrendikçe de, MuhaMMedî İlim ve Terbiyeden geçmediği müddetçe daha büyük bir buz kitlesine dönüyor bir Buzdağı oluyor. Çünkü NAKİL'onu değil o nakli okuyor. BUZ AKıL, BAHR-ı NAKLi ANlamaya çalışırken onu soğutup “BUZ”a çeviriyor ve kendi BUZ kitlesi büyüyor habirem ama ANlayamıyor. Ne olacaktı ki o zaman Buzdağının üzerinde susuz kalmayalım? NASRedDİN Hocayı bulması lâzım!? Niye? KıVaMını değiştirsin diye. Ahsen'i TaKVîM'di ya!.. Ne mayası çalacak ona Hoca?. ATEŞ mayası çalacak BUZa ki erisin NAKLe dönsün. Nasıl olacak o? "İzâ câe NaSRuLLahi ve’l- Feth." gelecek inşaeALLAH. AKıL ilim irade idrak iştirak yapabilmesi için ÖZünden bir ilahi AŞK ateşi, bir NAKiL kıvılcımına =>Muhtaç->Mecbur->Me’mur->Mahkum ki =>gÖZ yaşı döke döke eriye, NaKiLlene ve Bahr-ı Nakle ulaşa. Kur'ÂN onu okuya inşâeALLAH!. Ben hep dışardan Buzdağına bakıyorum=>ya Buzdağı bEN isem ?... 7. yönden ne zaman bakacağım!.
"Her AKLın NAKLi kendi İÇindedir!" [Kulihvani]

Resim Es SeLâm ve SEVgiyLe..

..garibÂN


إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ
"İzâ câe NaSRuLLÂHi ve’l- feth (fethu).: ALLAH'ın nusreti/yardımı ve fetih geldiği zaman.” (Nasr 110/1)

NaSR.: SIRR NAhNuLuğu->BİZ BİR-İZLiği.. Yardım, üstünlük, yenme, galip kılma. * Yağmurun her yeri sulaması..

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
“Lekad halakne’l insâne fî AHSENi TAKVÎM (takvîmin).: Andolsun ki BİZ, insanı (nefsini), AHSENİ TAKVİM içinde yarattık..” (Tîn 95/4)

HüSN.: (Hüsün) Güzellik. İyilik. Eksiksizlik. KemâL İle=>CemâL..
AHSeN.: En Hüsn..
TAKVİM.: KIVAMda OLuş.. Düzeltme. Doğrultma. Kıvamına koyma. Eğriyi doğru tutma. * Ta'dil etme. * Bir şeye kıymet tâyin eylemek. * Her gün güneşin doğuşu, batışı, ay ahkâmı ve süresi kaydedilmiş olan defter..
Resim
Cevapla

“►Kul ihvâni ZEVKleri◄” sayfasına dön