İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Rasulullah (sav) Efendimizin örnek kişiliği, hayatı ve davranışları.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »

Resim


İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET
PEYGAMBERLER PEYGAMBERİ
HZ. MUHAMMED
sallallahualeyhi vesellem.

Mustafa Âsım KÖKSAL,
(1913-1998)
Siyer çalışmalarıyla tanınan tarihçi..


Resim
*
**
****


Yâ RABBenâ!.

BEDELsiz MuhaMMedî ABDÂLLarın DİLİ-nce,
KIYASsız MahMudî EBRÂRLarın HÂLİ-nce,
ŞARTsız HAMİDî AHYÂRLarın MîM MİLİ-nce,
SEBEBsiz AHMEDî AHRÂRLarın MENZİL-ince,
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’e
İLMULLAHça SALLât u SeLâM OLsun!.

celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..



وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

ALLAHümme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike, ve
RasüLûke ve
Nebîyyi’L-ÜMMîyyi ve aLâ âLihi, EhlL-i Beytihi ve’s- Sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAH'ım =>BİZi NAHNU=MuhaMMedî OLuş Şuûruna ULAŞtır:

AkvâL-i MuhaMMed'e =>İ'tikad ve Söz =>Şerîat-ı MuhaMMed'ine,
AmâL-i MuhaMMed'e =>FiiL ve SüNNet-i Seniyye =>Tarikat-ı MuhaMMed’ine,
AhLâk-ı MuhaMMed'e =>HuLuku'L- Azîm ve HuLûkuLLah =>Mârifet-i MuhaMMed’ine,
AhvâL-i MuhaMMed'e =>Söze GeLmez HâLLer =>HaKikat-ı MuhaMMed'ine ULAŞtırıp Gark Et!.

İnşâe ALLAHu TeâLâ!.


Resim

ÂMiNn yâ Latîf ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ VeDÛD ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Vehhâb ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Settâr ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..

ÂMiNe Yâ MuÎN!.
Yâ RaBBu’L-ÂLeMîn!.
Yâ RAHMetenLi’L- ÂLeMîn!.
Ve'L- HaMduLiLLÂhiRABBu’L-ÂLeMînnn!.


*
**
****


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim Ş... AHMET...


Resim

HZ. PEYGAMBERİN DOĞUMU, ÇOCUKLUĞU ve GENÇLİĞİ.:

MuhaMMed (aleyhisselâm)ın Soyu ve Pak SoyLuLuğu.:

MuhaMMed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b. Mürre, b. Ka'b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Mâlik, b. Nadr, b. Kinâne, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan..[1]
Bütün kaynaklar MuhaMMed (aleyhisselâm)ın, Adnan'a kadar olan atalarının gerek isimlerinde, gerek sıralarında, ittifak halinde bulundukları gibi,[2] Adnan'ın da İsmâil (aleyhisselâm) b. İbrahîm (aleyhisselâm)ın öz be öz soyundan geldiğinde de müttefiktirler..[3]

MuhaMMed (aleyhisselâm)ın ondokuzuncu kuşaktaki atası Maadd b. Adnan; İsâ (aleyhisselâm)ın muasırı idi..[4]
İsâ (aleyhisselâm) ile
MuhaMMed (aleyhisselâm) arasındaki fetret devrinin 600 yıl oluşu da,[5] bunu ayrıca doğrular.
Maadd, babası Adnan'ın vefâtından sonra, Kâbe hizmetini üzerine almış, ve Mekke Hareminden hiç ayrılmamıştır..
[6]
Adnan da; babası Üded'in vefâtından sonra Kâbe hizmetini üzerine almış, Kâbe'ye meşinden örtü örttürmüş,
[7] Mekke Hareminin yıkılan sınır taşlarını da dikmişti..[8]

Mekke halkının Kureyş diye anılması, MuhaMMed (aleyhisselâm)ın onikinci kuşakta yer alan ve ilk kez Kureyş lakabıyla anılan atası Nadr b. Kinâne'den dolayıdır..[9] Ve Kur'ân-ı Kerîm'de açıklandığına göre, kendileri, İbrahîm (aleyhisselâm)ın soyundan gelme torunlarıdır..[10] MuhaMMed (aleyhisselâm) da, onların arasından seçilerek, onlara peygamber gönderilmiştir..[11]
MuhaMMed (aleyhisselâm); Kureyş Kabilesi içinde, gerek baba ve gerek ana yönünden, en temiz ve en şerefli bir âileye mensuptur. Bunu, bizzat hadis-i şeriflerinde şöyle açıklamışlardır:
"Yüce ALLAH; İbrahîm oğullarından, İsmâil'i seçti..[12]
İsmâil oğullarından, Kinâne oğullarını seçti.
Kinâne oğullarından, Kureyş'i seçti.
Kureyş'ten, Hâşim oğullarını seçti.
Hâşim oğullarından da, beni seçti."
[13]
"Ben, MuhaMMed b. Abdullah b. Abdulmuttalib'im!
Yüce ALLAH; mahlukatı yarattı, ve beni, onların en hayırlı fırkasının içinde bulundurdu!
Sonra, onları iki fırkaya ayırdı ve beni, en hayırlı olan fırkanın içinde bulundurdu.
Sonra, onları kabilelere ayırdı ve beni, en hayırlı olan kabilenin içinde bulundurdu.
Sonra, onları âilelere ayırdı ve beni, onların en hayırlısı içinde bulundurdu.
Ben, sizin âile yönünden de en hayırlınızım, nefis yönünden de en hayırlınızım!."
[14]
"Ben, Âdem oğulları soylarının en hayırlı, en temiz olanlarından, devirden devre, âileden âileye geçe geçe, nihayet, şu içinde bulunduğum âileden vücuda getirildim!."[15]

"Ben, MuhaMMed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b. Mürre, b. Ka'b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Malik, b. Nadr, b. Kinâne, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar'ım! Halk, ne zaman iki kısma ayrılsa, muhakkak, ALLAH beni onların en hayırlı olanının içinde bulundurmuştur. Ben, Cahiliye devrinin kötülüklerinden hiçbir şey bulaşmaksızın, ana ve babamdan meydana geldim.
Ben, tâ Âdem'den babama ve anneme gelip ulaşıncaya kadar, hep nikâh mahsulü olarak meydana geldim, asla zinâdan meydana gelmedim!.
Ben, sizin nefis yönünden de en hayırlınızım, baba soyu yönünden de en hayırlınızım!."
[16]
Peygamberimiz MuhaMMed (aleyhisselâm)ın annesi Âmine binti Vehb, b. Abdi Menaf, b. Zühre, b. Kilab, b. Mürre'dir..[17]
Zühre; Hâşim oğullarının ataları olan Kilab oğlu Kusayy'ın kardeşi olduğuna göre, Hz. Âmine'nin soyu, kocası Hz. Abdullah b. Abdulmuttalib'in soyu ile Mürre b. Kilab'da birleşir.
İbn Sa'd; Ensar bilginlerinden MuhaMMed b. Sâib'e dayanarak,
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın anne ve anneannelerini, babaannelerini batınlarca kaydettikten sonra, bu bilginin.: "Peygamber (aleyhisselâm)ın beşyüz annesini tesbit ve kayd etmeye muvaffak oldum. Hiçbirinde, ne zinâya, ne de Cahiliye çağında işlene gelen kötü işlerden hiçbir şeye rastlamadım!" dediğini de nakleder..[18]
Bunun içindir ki, büyük bilgin İbn Haldun.:
"MuhaMMed (aleyhisselâm)'dan başka, hiçbir kulun, ilahî ikram olarak ne soyunun bu derece mazbut olduğunun, ne de Âdem (aleyhisselâm)'dan kendilerine gelinceye kadar soy şerefliliğinin kesintisiz devam ettiğinin görülmediği"ni bildirir.. [19]


PEYGAMBERİmiz (aleyhisselâm)ın İSİMLeri ve KÜNYEsi.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm):
"Benim birtakım isimlerim vardır.:
Ben MuhaMMed'im!
Ben Ahmed'im!
Ben Mâhî'yim ki, Yüce ALLAH, küfrü benimle yok edecektir!
Ben Hâşır'ım ki, insanlar, Kıyamet günü benim izimce haşr olunacaklardır!
Ben Âkıb'ım ki, benden sonra peygamber yoktur!."
[20]
"Ben rahmet peygamberiyim!."[21]
"Ben savaşlar peygamberiyim!" buyurmuşlardır..[22]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), Kur'ân-ı Kerîm'de dört kere MuhaMMed ismi ile,[23] bir kere de AHMED ismi ile anılır..[24]
MuhaMMed.: övülmeye layık hasletleri çok olan,
AHMEDise: en çok övülen veya en çok hamd ve şükür eden, ya da, bu hasletlerle anılan zât mânâlarına gelir..[25]

Peygamberimiz (aleyhisselâm); en çok MuhaMMed ismi ile anılmış, MuhaMMed ismini kullanmıştır.
Medine'de bulunan Mekkeli ve Medineli Müslümanlarla Yahudileri ve her iki tarafın
müttefiklerini ilgilendiren muameleler hakkında yazdırdığı yazıda
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın MuhaMMed ismi yer alır..[26]
Ebu Süfyan b. Hâris'in Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı hicveden şiirine karşı, Hassân b. Sâbit, söylediği uzunca şiirde: "Demek, sen MuhaMMed'i hicvettin ha?!" der..[27]

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Hicretin altıncı yılında Hudeybiye muahedesinde/Karşılıklı yeminleşme, ahidleşme-andlaşma'da Kureyş müşrikleriyle yaptığı muahedenin yazısını yazdırmak isteyip.: "Yâ Ali!. Bu, MuhaMMed Resûlullah'ın, Süheyl b. Amr ile üzerinde anlaşıp sulh oldukları[28] ve gereğinin yerine getirilmesini kararlaştırıp imzaladığı maddelerdir"
buyurunca,
[29] Süheyl b. Amr Hz. Ali'nin elini tuttu.[30]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)a.: "Vallahi, biz senin gerçekten peygamber olduğunu tanımış olsaydık, Beytullahı ziyaretten seni alıkoymaz ve seninle çarpışmaya kalkmazdık![31] En iyisi, sen, muahedenameye bizim bildiğimiz şeyi yaz!" dedi..[32]

Peygamberimiz (aleyhisselâm): "Ya nasıl yazalım?" diye sordu..[33]
Süheyl b. Amr: "MuhaMMed b. Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz!" dedi..[34]
Peygamberimiz (aleyhisselâm).: "Bu da güzeldir. Öyle yazınız!.[35]
Ben, hem Abdullah'ın oğluyum, hem de ALLAH'ın Resûlüyüm!.[36]
Vallahi, siz beni yalanlasanız da, ben yine, hiç şüphesiz, ALLAH'ın Resûlüyüm!.[37]
Kendi ismimi ve babamın ismini yazdırmak, benim peygamberliğimi gidermez!" buyurdu..[38]
Hükümdarlara gönderilen İslâmiyete davet mektuplarında da, MuhaMMed ismi yazılı, MuhaMMed Resûlullah mührü basılı idi..[39]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın, hadis-i şeriflerinde açıkladıkları isimlerinden başka, Kur'ân-ı Kerîm'de ve daha önceki peygamberlere indirilmiş olan ilahî kitaplarda geçen daha birçok isimleri vardır. İsimlerin çokluğu ise, isim sahibinin şerefinin üstünlüğünü gösterir..[40]

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Hz. Hatice'den ilk doğan oğlu Hz. Kasım'dan dolayı “Ebu'l Kasım=Kasım'ın Babası” diye künyelenmişti..[41]
Medineli Ensardan bir zât, doğan oğluna "MuhaMMed" ismini koymak istemiş ve bunda bir sakınca olup olmadığını Peygamberimiz (aleyhisselâm)dan sormuştu..[42]
Peygamberimiz (aleyhisselâm): "Benim ismimi takınınız! Amma, künyemi takmayınız!" buyurmuştur..[43]
Hz. Ali de.: "Yâ Rasûlallah! Senden sonra doğacak çocuğuma senin ismini ve künyeni takmamı uygun görür müsün?" diye sormuş; Peygamberimiz (aleyhisselâm) ona: "Evet!" buyurmuştur..[44]


*
**
****

DiP NOTLAR.:


[1]-) İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 1-4, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 55-56, Mus'abuz-Zübeyrî, Nesebi, Kureyş, s. 3-17, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 238, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 51-52, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 12-92, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 118, Taberî, Târîh, c. 2, s. 191; İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferîd, c. 4, s. 249, Mes'ûdî, Mürûcu'z-zeheb, c. 2, s. 272, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 179, İbn Hazm, Cevâmiu's-sîre, s. 2, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 25, İbn Asâkir, Târîh, c. 1, s. 279, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,s. 76-77, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 20, Nevevî, Tehzîbul-esmâ, c. 1, s. 21, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 21-22, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 17, İbn Haldun, Târîh, c. 2, s. 2, s. 4; c. 2, ks. 1, s. 323-330, Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-kârî, c. 16, s. 301-303, İbn Hacer, Fethu'l-bârî, c. 7, s. 123-125, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 18-19.
[2]-) İbn Kuteybe, Maârif, s. 51, Taberî, Târîh, c. 2, s. 191, İbn Hazm, Cevâmiu's-sîre, s. 2, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 180, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,c. 1, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 22, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s.298, Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-kârî, c. 16, s. 303, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 19.
[3]-) İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 8, İbn Hazm, Cevâmiu's-sîre, s. 2, Cemhere, c. 1, s. 7 İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 22, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 17, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 241, 298.
[4]-) İbn Sa'd.Tabakât, c. 1, s. 57, İbn Asâkir, Târîh, c. 1, s. 280, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 17, İbn Hacer, Fethu'l-bârî, c. 1, s. 392.
[5]-) Buhârî, Sahîh, c. 4, s.270.
[6]-) Yâkubî, Târîh, c. 1, s.223.
[7]-) Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 15, Yâkubî, Târîh, c. 1, s. 223.
[8]-) Yâkubî, Târîh, c. 1, s. 223, Ebu't-Tayyib, Ikdu's-sâmîn, c. 1, s. 37.
[9]-) İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 96, İbn Sa'd.Tabakât, c. 1, s. 72, Yâkubî, Târîh, c. 1, s. 232, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 324.
[10]-) Hacc: 78.
[11]-) Bakara: 129, 151.
[12]-) İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 20, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 107, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 583.
[13]-) İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 20, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 107, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1782, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 583, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 165, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 26, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 22, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 255-256.
[14]-) Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 210, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 584, İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferîd, c. 2, s. 173, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 77-78, İbn Esîr, Câ imi u'l-usûl, c. 9, s. 397, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 256.
[15]-) İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 25, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 373, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 166, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 175, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 256.
[16]-) Hâkim, M. Ulûmi'I-hadîs, s. 170-171, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 174-175, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 255-256, Suyûtî, Câmiu's-sağîr, c. 1, s. 107, Alâuddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 11, s. 401.
[17]-) İbn Sa'd,Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 59.
[18]-) İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 59-60, İbn Asâkir, Târîh, c. 1, s. 288-291, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 11.
[19]-) İbn Haldun. Târîh. c. 1. s. 115. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/15-18.
[20]-) Malik, Muvatta, c. 2, s. 1004, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 105, Buhârî,Sahih, c. 4, s. 162, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1828, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 135, Dârimî, Sünen, c. 2, s.225.
[21]-) İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s.1O5, Ahmed b. Hanbel, Müsned.c.5, s. 405, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1821. 22.
[22]-) İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 105, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 405.
[23]-) Âl-i İmrân: 144, Ahzâb: 40, Muhammed: 2, Feth: 29.
[24]-) Saf: 6.
[25]-) Râgıb, Müfredâtü'l-Kur'ân, s.131.
[26]-) İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 147-150, Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, s. 291 -292.
[27]-) Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936.
[28]-) İbn İshak, İbn Hişam, Sıre, c. 3, s. 332, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 611, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 97, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 342, c. 4, s. 325.
[29]-) Ebu Yûsuf, Kitâbu'l-harac, s. 210, Aüdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 337, 338, Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, s. 232, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 181, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1410, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 155.
[30]-) Ahmed b. Hanbel, Müsned,c. 4, s. 87.
[31]-) Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 338, Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, s. 233, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 181.
[32]-) Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 87, Taberî, Tefsîr, c. 26, s.94.
[33]-) Ebu Yûsuf, Kitâbu'l-harac, s. 210.
[34]-) İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 332, Ebu Yûsuf, Kitâbu'l-harac, s. 210, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 61 0, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 268, Müslim , Sahîh, c. 3, s. 1 411.
[35]-) Ebu Yûsuf, Kitâbu'l-harac, s. 210.
[36]-) Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl , s. 232, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 155.
[37]-) Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 375, Buhârî, Sahîh, c. 3, s.181.
[38]-) Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 54.
[39]-) İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 58, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 24, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1657, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 69-70.
[40]-) Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 236, 239.
[41]-) İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 202, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 1 33, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 396, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 50, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 38, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 377, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 40, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 288, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294.
[42]-) Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 05.
[43]-) Abdurrezzak, Musannef, c. 11, s. 44, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 106-107, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 248, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 163, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 136, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 123.
[44]-) Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 95, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c. 1, s. 106. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/18-21.
En son ahmet tarafından 23 Mar 2020, 11:37 tarihinde düzenlendi, toplamda 3 kere düzenlendi.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: Peygamberler Peygamberi Muhammed Aleyhisselam

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)dan ÖNCE KİMLERE ve NE İÇİN MUHAMMED İSMİNİ KOYDUKLARI.:

Tabiîn bilginlerinin büyüklerinden Saîd b. Müseyyeb der ki: "Araplar, kendilerinden, Muhammed isminde bir peygamber gönderileceğini, Kitab Ehli olan (Yahudi ve Hıristiyan)larla kâhinlerden işitmişlerdi. Bunu işiten Araplardan bazıları peygamber olması ümidiyle oğullarına Muhammed ismini vermişlerdi.:

1-) Benî Temimlerden Süfyan b. Mücaşi', Şam'a gidip bir rahibin evine inmişti. Süfyan, kendisinin Mudarlardan olduğunu söyleyince, rahib.: "Araplar içinde bir peygamber gönderilecek, kendisine Muhammed denilecektir!" dedi.[45]
Bunun üzerine, Süfyan, doğan oğluna Muhammed ismini verdi.[46]
Muhammed b. Süfyan, büyüyünce, Hıristiyan papazı oldu.[47]

2-) Benî Süleymlerin Zekvan oğullarından[48] Muhammed b. Huzâî'ye,[49]
Muhammed ismi, peygamber olması ümidiyle verilmiştir.
Ebrehe bu Muhammed b. Huzâî'yi Yemen'e götürmüş, o da orada Ebrehe'yle birlikte bulunmuş ve Hıristiyanlık dininde ölmüş;[50]
Ebrehe'nin emriyle, Kabe yerine, San'a'daki Kulleys kilisesine haccetmeleri için propaganda yaparken, Huzeyl'lerden Urve b. Hıyad tarafından bir okla vurulup öldürülmüştür.[51]

3-)Benî Süleymlerden Muhammedü'l-Cüşemî'ye,
4-)Muhammedü'l-Useydî'ye,
5-)Muhammedü'l-Fukaymî'ye,[52]
6-)Muhammed b. Berrü'l-Kinanî'ye,
7-)Muhammed b. Humran b. Malikü'l-Cu'fî'ye,
8-.)Benî Cahcabalardan Muhammed b. Ukbetü'l-Cülahu'l-Evsî'ye.[53]
9-)Muhammed b. Hırmazü't-Temim'e,[54]
10-) Evsîlerden Muhammed b. Meslemetü'l-Ensarî'ye...[55] hep, peygamber olması maksat ve ümidiyle Muhammed ismi konulmuştur.[56]


PEYGAMBERİMİZ (ALEYHİSSELÂM)in BABASI HZ. ABDULLAH'ın VEFÂTI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın babası Hz. Abdullah, Hz. Âmine ile evlendikten kısa bir müddet sonra,[57] Kureyşlilerin ticaret malları yüklü kafilelerinden bir kafileye katılarak Şam'a, Gazze'ye gitmişti. Satacaklarını satıp alacaklarını aldıktan sonra, oradan geri dönüldüğü sırada,[58] yolda hastalandı.
Medine'ye gelince,[59] arkadaşlarına: "Ben, burada dayılarım Adiyy b. Neccar oğullarının yanında biraz kalayım" dedi ve hasta olarak onların yanında bir ay kaldı.
Kafile arkadaşları, yollarına devam edip Mekke'ye geldiler.
Abdulmuttalib, onlardan, oğlunun nerede kaldığını sordu. Onlar da.: "Onu gerimizde, dayıları Adiyy b. Neccar oğullarının yanında bıraktık. Kendisi hastadır" dediler.
Bunun üzerine, Abdulmuttalib, büyük oğlu Hâris'i acele Medine'ye yolladı. Haris Medine'ye vardığı zaman, Hz. Abdullah'ı vefât etmiş ve Adiyy b. Neccarlardan Nâbiga'nın evine gömülmüş buldu.
Hz. Abdullah'ın kabri Nâbiga'nın evinin içine girilince sol tarafa düşen küçük evindedir.
Dayıları; Abdullah'ın nasıl hastalandığını, olanca çabalarına rağmen kendisini
kurtaramadıklarını ve Nâbiga'nın evine gömdüklerini Hâris'e anlattılar.
Haris, acele Mekke'ye dönüp babasına acı haberi verince, Abdulmuttalib de, Abdulmuttalib'in bütün oğulları ve kızları da son derece ağladılar.[60]
Hz. Abdullah, vefât ettiği zaman 25 yaşında idi.[61]
Peygamberimiz (aleyhisselâm) da, daha annesinden doğmamıştı.[62]


HZ. ÂMİNE'nin Hz. ABDULLAH HAKKINDAKİ MERSİYESİ.:

Hz. Âmine, kocası Hz. Abdullah için söylediği mersiyede şöyle dedi.: "Artık, Mekke'nin Batha tarafı, Hâşim oğullarından boşaldı.
O, ölümün dâvetine uyarak, evinden örtüler ve kefenler içinde çıkıp kabre gitti!
Fakat, ölüm insanlar arasında Hâşim oğlu gibi bir yiğit bulup onun boşluğunu dolduramaz.
Bütün dostları ve arkadaşları, onun tabutunu taşımak için üşüşmekte ve elden ele almakta idiler.
Ne yazık ki, ecel hiç beklenmedik bir zamanda onu alıp götürdü!
Halbuki, o, cömert ve çok merhametli bir insandı ."[63]


HZ. ABDULLAH'ın TERİKESİ.:

Hz. Abdullah'ın, miras olarak bıraktığı;
Ümmü Eymen (Bereke) adında bir köle kadın,
Beş adet deve,
Birkaç davar,[64]
Bir adet kılıç,
Bir miktar gümüş paradan ibaretti..[65]


PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın DOĞUMU, DOĞUM TARİHİ ve DOĞUM YERİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Fil yılında, Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi günü,[66] tanyeri ağarırken,[67] Şı'b'daki evlerinde doğdu.[68]
Riyaziyecilere göre; doğum tarihi şemsî aylardan Nisan ayının yirmisine rastlamış,[69]
Mısırlı Mahmud Felekî Paşa da, bunun Milâdî 571 yılı 20 Nisan Pazartesi gününe rastladığını hesapla doğrulamıştır.[70]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın doğduğu ev: Şı'b'da, Hâşim'den Abdulmuttalib'e kalan, ondan da Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın babası Hz. Abdullah'ın hissesine düşen ev olup, "Mevlid Sokağı" diye anılan Ebu Talib Şı'b'ı caddesinde, Leyl sokağında idi.[71]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın doğumu gecesinde, Abdurrahman b. Avf'ın annesi Şifa Hatun da hazır bulunup ebelik etmiştir.[72]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)dan üç yaş büyük olan amcası Hz. Abbas da; Hz. Âmine'nin bir oğlan çocuğu doğurduğu haber verilince, annesinin sabahleyin kendisini elinden tutup oraya götürdüğünü, Peygamber (aleyhisselâm)ın evlerinin ortasında yattığı yerde döşeğine ayağıyla vurduğunu hâlâ görür gibi olduğunu ve orada bulunan kadınların kendisini onun üzerine çekip "Öp kardeşini!" dediklerini bildirir.[73]


DOĞUM GECESİNDE VUKU’ BULAN ÖNEMLİ HADİSELERDEN BAZILARI.:


1-) Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre;
Mekke'de, ticaretle uğraşan bir Yahudi Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın doğduğu gece, doğuşuna alâmet olan yıldızın doğduğunu görmüş, katıldığı Kureyş meclislerinden bir mecliste.:
"Ey Kureyş cemaatı! İçinizden, bu gece çocuğu doğan oldu mu?" diye sormuştur.
"Vallahi, bilmiyoruz!" dediler.
Bunun üzerine, Yahudi: "Ey Kureyş cemaatı! Size söylediğim şeyi ezberleyiniz! Bu gece, bu âhir zaman ümmetinin peygamberi doğmuştur! Onun iki küreği arasında, üzerinde tüyler bulunan kırmızımtırak bir ben de vardır!" dedi.
Meclistekiler, Yahudi'nin sözlerinden hayrette kalarak meclisten dağıldılar. Onlardan her biri, evlerine varınca, Yahudi'nin söylediklerini ailelerine haber verdiler.
Bazılarına, aileleri: "Abdullah b. Abdulmuttalib'in bir oğlu doğdu. Kendisine, Muhammed ismini verdiler." dediler.
Onlar, o günden sonra, Yahudi'nin evine gidip: "Bizim içimizde bir çocuk doğduğunu duydun mu, öğrendin mi?" dediler.[74]
Yahudi: "Ben size onun doğduğunu haber verdiktien sonra mı, yoksa önce mi doğdu?" diye sordu.
"Önce doğdu!" dediler.[75]
Dileği üzerine, kendisini Hz. Âmine'nin evine götürdüler.
Yahudi, Hz. Âmine'den, oğlunu yanına çıkarmasını istedi; çıkarıldı.
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın arkasındaki peygamberlik hâtemini görünce, Yahudi bayıldı. Ayıldığı zaman, kendisine "Yazıklar olsun sana! Ne oldu sana?" dediler.
Yahudi: "Vallahi, artık İsrail oğullarından peygamberlik gitti![76]
Ellerinden Kitap da gitti! Bu, İsrail oğullarının öldürüleceklerine ve bilginlerinin de itibarlarının kalmayacağına verilmiş bir hükümdür! Araplar, peygamberlikle, büyük bir izzet ve şerefe erecekler![77]
Ey Kureyş cemaatı! Sevininiz! Vallahi, siz; haberi doğudan batıya kadar ulaşacak bir atılım ve yenme gücüyle güçleneceksiniz!" dedi.[78]

2-) Medineli Müslümanlardan şair Hassan b. Sabit der ki.:
"Ben, yedi sekiz yaşlarında, duyduklarımı kavrayabilecek, boylu boslu bir çocuktum. Bir gün, Yesrib'de (Medine'de) bir Yahudi'nin köşk üzerinden en yüksek sesle: “Ey Yahudi cemaatı!' diyerek bağırdığını işittim.
Yahudiler, etrafına toplanınca, ona: “Allah cezanı versin! Ne oldu sana?” dediler.
O da: “Ahmed'in doğumunda doğacak olan yıldızı, bu gece doğdu!” dedi.[79]
İbn İshak: "Hassan b. Sâbit'in torunu Saîd b. Abdurrahman'a: “Resûlullah (aleyhisselâm) Medine'ye geldiği zaman Hassan b. Sabit kaç yaşında idi?” diye sordum.
Saîd: “Hassan, altmış yaşında idi. Resûlullah (aleyhisselâm) da, elli üç yaşında iken Medine'ye geldi.” dedi.
Demek ki, Hassan, o Yahudinin söylediğini yedi yaşında iken işitmiş" demiştir.[80]

3-) Hz. Âmine'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz (aleyhisselâm)a, ne hamileliği sırasında, ne de onu dünyaya getirirken hiçbir zahmet çekmemiş ve o doğarken de, doğu ile batı arasını aydınlatan bir nurun kendisinden onunla birlikte çıktığını görmüştür.[81]

4-) Peygamberimiz (aleyhisselâm), doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini yere dayamış, başını semaya kaldırmış olarak doğmuştur.[82]

5-) Muhammed (aleyhisselâm) doğunca, geleneğe göre sabaha kadar üzerine kapatılan çanağın yarılarak, yarığından kendisinin gözlerini semaya diktiği görülmüştür.[83] "Doğrusu,biz bunun gibi bir çocuk görmedik!" denilmiştir.[84]

6-) Şeytan; hayatında koparacağı dört çığlıktan birisini, bu kutlu doğum gecesinde koparmıştır.[85]

7-) İran başkadısı ve din adamı Mubezan, rüyasında; birtakım serkeş develerin bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını görmüştür.

8-.) Save* gölünün suyu çekilmiştir.
9-) Semave* vâdisini su basmıştır.
10-) Kisra'nın sarayından 14 şerefe yıkılmıştır.
11-)İranlıların 1000 yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşgedeleri sönüvermiştir![86]


PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)IN KÂBE'YE GÖTÜRÜLÜP DUA EDİLİŞİ.:

Hz. Âmine;
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı dünyaya getirdiği zaman, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dedesi Abdulmuttalib'e: "Bir oğlan torunun doğdu.[87] Gel de, gör onu!" diye haber saldı.[88]
Abdulmuttalib, o sırada Kabe'nin yanında, Hicr'de, oğlu, ve kavminden bazı kimselerle birlikte oturuyordu.
Müjdeci, ona: "Âmine bir oğlan çocuğu doğurdu!" diye haber verince Abdulmuttalib çok sevindi ve hemen ayağa kalkıp yanındakilere birlikte Hz. Âmine'yi görmeye geldi .[89]
Torununa baktı.[90]
Hz. Âmine hamile iken düşünde gördüğü şeyleri; kendisine neler söylendiğini ve koyacağı isim hakkında ne emir verildiğini Abdulmuttalib'e anlattı .[91]
Abdulmuttalib torununu bir kumaş parçasına sarılmış olduğu halde[92] kucağına alıp Kabe'ye girdi.
Orada, Allah'a dua ve ihsanından dolayı şükranını arz ettikten sonra, onu annesine gönderdi.[93] Oğlu Ebu Talib'e de: "Bu, benim sana, yanında bulundurup üzerine kanat gereceğin emanetimdir. Muhakkak, bu oğlumun hal ve şânı yüce olacaktır!" dedi.[94]


*
**
****

DiP NOTLAR.:


[45] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 169.
[46] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 130.
[47] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 169, İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 130.
[48] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,s.169.
[49] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 130.
[50] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,s.169.
[51] Taberî, Tefsîr, c. 30, s. 300. M. Asım Köksal, İslamTarihi, Köksal Yayınları: 1/21-22.
[52] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s.169.
[53] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 130, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 538.
[54] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 130.
[55] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 130, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 538.
[56] İbn Sa'd. Tabakât. c.1.S.169.
[57] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 167.
[58] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 99, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 26.
[59] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 99, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 92, Taberî, Târih, c. 2, s. 130-131,
İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 20, İbnSeyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 26, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 263.
[60] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 99, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 26, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, c. 2, s. 263.
[61] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 99, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 92, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c 1, s. 197.
[62] İbn İshak, İbn Hişam,Sîre, c. 1, s. 1 67, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 100, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 92, Taberî, Târîh, c. 2, s. 130, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 605, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 10, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 25, Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 263, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 187. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:1/22-23.
[63] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 100, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 92, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 27, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 187. M. Asım Köksal, İslam Tarihi,Köksal Yayınları: 1/23..2, s.263, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 197.
[64] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 1 00, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 96, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 121, İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 21, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s.187.
[65] Belâzurî,Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 21.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:1/24.
[66] İbn İshak, İbn Hişam ,Sîre, c. 1, s. 167, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 101, Ahmed b. Hanbel, Müsned,c. 4, s. 215, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 589, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.92, Taberî, Târih, c. 2, s. 125, Hâkim, Müstedrek.c. 2, s. 603, İbn Abdilberr,İstiâb, c. 1, s. 30, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 90, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 26, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 23, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 261, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 4.
[67] Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 25, 26, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 34.
[68] Taberî, Târîh, c. 2, s.1 25, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 90.
[69] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,c. 2, s. 159, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 27, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,c. 2, s. 261, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 34.
[70] Mahmud Felekf Paşa'dan naklen Şiblî, Sîretü'n-Nebî, c. 1, s. 189-1 90.
[71] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.2, s. 198.
[72] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 103.
[73] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 320.
[74] İbn Sa'd, Tabakât, c.1 ,s. 162-163, Hâkim, Müstedrek, c. 22, s. 601-602, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.1, s. 108, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 267.
[75] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,s.163.
[76] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 163, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 602, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 108-109.Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c.1 , s. 34-35.
[77] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,s.163.
[78] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 163, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 602, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.109, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 267.
[79] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s.1 68, Ebu Nuaym .Delâilü'n-nübüvve, c.1, s. 75, Hâkim , Müstedrek,c. 3, s. 486, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 110.
[80] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 168, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 110.
[81] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 102, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 11 3,136, Zehebî, Târihiu'l-İslâm, s. 47.Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,5.264.
[82] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,s.1O2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 128, Beyhakî, Delâil, c.1, s. 113, Zehebî,Târîhu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 266.
[83] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 1 02, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 138, Beyhakî,Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 113, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.266.
[84] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 113.
[85] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,c. 2, s. 149, İ bn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s. 27, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâyeve'n-nihâye, c. 2, s. 266-267. Sâve, Hemedan ile Kum arasında, eni, boyu altıfersahlıktan fazla olup, "Gemi" diye anılırdı. Gölün suyu çekilince, yerine Sâve şehri kuruldu (Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 200). Semave, Küte ileŞam arasında, Kelb arazisinden, taşsız bir çöldür. (Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c.3, s. 245, Diyarbekrî, Hamis, c.1, s. 200).
[86] Taberî, Târîh, c. 2, s.131-132, İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-Ferîd, c.2,s. 29-30. Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 139-140, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.126-127, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 97-100, Muhyiddin b. Arabf, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 2, s. 66-68, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s. 28-29,Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 35-39, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,s.268-269, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 200-201.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:1/25-28.
[87] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 168, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Taberî, Târih, c. 2,
s. 125, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 459, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 29.
[88] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 168, Taberî, Târîh, c. 2, s. 125, İbn Esîr Kâmil, c. 1, s. 459,İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1,s.29.
[89] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,s.1O3, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1.S.99.
[90] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 168, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Taberî, Târîh, c. 2,s. 125, İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 459, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 29.
[91] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 103, Taberî, Târîh, c. 2, s. 125, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, e I-Vefâ, c. 1, s.95,96, İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 459, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 29.
[92] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81.
[93] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 1 68, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 103, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 81 , Taberî, Târîh, c. 2, s. 126, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 96, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 29-30, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 264.
[94] Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 138.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:1/28-29.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: Peygamberler Peygamberi Muhammed Aleyhisselam

Mesaj gönderen ahmet »

Resim PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın Hz. ÂMİNE ve SÜVEYBE HATUN TARAFINDAN KISA BİR MÜDDET EMZİRİLİŞİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı; önce annesi Hz. Amine,[95] üç gün veya yedi gün emzirdi.[96] Bundan sonra, Süveybe Hatun, oğlu Mesruh ile birlikte, günlerce emzirdi.[97] Süveybe Hatun, daha önce Hz. Hamza'yı, sonra da, Peygamberimiz (aleyhisselâm)la birlikte, Ebu Seleme b. Abdulesed'i de emzirmişti. Bunun için, Hz. Hamza ile Ebu Seleme, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın süt kardeşi idiler.[98]
Peygamberimiz (aleyhisselâm); Mekke'de iken, Süveybe Hatuna harçlık verir, Hz. Hatice de ona ikramda bulunurdu. Süveybe Hatun; Ebu Leheb'in cariyesi idi.
Hz. Hatice onu azâd etmek, kölelikten kurtarmak için Ebu Leheb'den satın almak istemişse de, Ebu Leheb yanaşmamıştı. Peygamberimiz (aleyhisselâm) Medine'ye hicret ettiği zaman, Ebu Leheb onu kendiliğinden azâd etmişti. Peygamberimiz (aleyhisselâm), Süveybe Hatuna Medine'den de harçlık ve elbise gönderirdi. Hicretin yedinci yılında, Hayber seferinden dönerken, onun vefat etmiş olduğunu haber alınca "Oğlu Mesruh ne yapıyor?" diye sormuş; "Annesinden önce, o da vefat etti!" denilmişti. Bunun üzerine, Peygamberimiz (aleyhisselâm) "Onların akrabalarından sağ kalan kim var?" diye sormuş; "Hiçbir kimse yok!" demişlerdir.[99]


PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın DOĞUMUNDAN DOLAYI HALKA ZİYÂFET ÇEKİLİŞİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın doğumunun yedinci günü, dedesi Abdulmuttalib.[100] develer, davarlar kestirerek Mekke halkına üç kez yemek yedirmesini, oğlu Ebu Talib'e emretti. Ayrıca, Mekke mahallelerinden her mahallede develer kesilerek bırakıldı. Onlardan insanların, kurtarın, kuşların yararlanmalarına engel olunmadı.[101]
Kureyşliler, ziyâfetten sonra.: "Ey Abdulmuttalib! Doğumu sebebiyle bize ikramda bulunduğun bu oğluna ne isim taktın?" diye sordular. Abdulmuttalib.: "MuhaMMed ismini taktım!" dedi. Kureyşliler.: "Ne için, aile halkının, atalarının isimlerinden birini takmaya özen göstermedin de, MuhaMMed ismini taktın?" diye sordular. Abdulmuttalib.: "Gökte ALLAH'ın, yerde de halkın onu övmelerini istedim!" dedi.[102]


YENİ DOĞAN ÇOCUKLARIN SÜTANNELERE VERİLMESİ ÂDETİ.:

Yeni doğan çocuklarını sütannelerine vermek, Kureyş ve diğer Arap eşrafının âdetleri idi. Bu da; kadınların kocalarıyla daha rahat meşgul olmalarını ve çocukların da[103] kırda yaşayan Araplar içinde,[104] özellikle havasının güzelliği, rutubetinin azlığı ve suyunun tatlılığı ile tanınan yerlerde yaşayan şerefli kabileler arasında[105] sağlam vücutlu, sıkı etli, cesâretli yetişmelerini ve düzgün ve pürüzsüz konuşmayı öğrenmelerini sağlamak içindi. Emevî halifelerinden Abdulmelik b. Mervan.: "Velid'i sevmek, bize zarar verdi!" derdi. Velid; annesinin yanından ayrılmadığı için, konuşurken hep gramer hatası yapardı. Kardeşi Süleyman ise, çok düzgün ve pürüzsüz konuşurdu. Çünkü, Süleyman ve öteki kardeşleri, kırda otururlardı. Arapça'yı açık, pürüzsüz ve düzgün konuşmayı orada öğrenmişlerdi.[106] Umumiyetle Araplar için tek lügat vardı. Benî Sa'd b. Bekr'lerin ise lügatları yedi idi. Benî Sa'd b. Bekr b. Hevazin'ler; Arap kabileleri içinde, dil bakımından en fesahatli olanı, en açık, en düzgün ve en pürüzsüz konuşanı idi.[107] Benî Sa'd b. Bekr kabilesi; Arap kabileleri arasında cömertlikleri ve şereflilikleri ile de tanınmış bir kabile idi.[108] Mekke çevresinde ve Harem içinde oturan kabilelerden sütannesi olanlar, her yıl, iki kez, yaz ve güz mevsimlerinde Mekke'ye gelerek, yeni doğan çocukları-ücretle emzirmek üzere-alıp yurtlarına götürürlerdi.[109]

SÜTANNESİ HALİME HATUNUN PEYGAMBERİMİZ (ALEYHİSSELÂM)I EMZİRİŞİ VE BÜYÜTÜŞÜ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı; Süveybe Hatundan sonra, Benî Sa'd b. Bekrkabilesinden sütannesi Halime Hatun götürüp emzirdi.[110]
Halime Hatun; Kays b. Aylan'lardan Ebu Züeyb Abdullah b. Hâris'in kızı [111] ve Sa'd b. Bekr b. Hevazin'lerden Haris b. Abduluzza'nın da zevcesi idi. Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın bu sütanne ve babadan kardeşleri de, Abdullah b. Haris, Üneyse binti Haris ve Şeyma binti Haris idi.
Halime Hatun; yanında, kocası ve memedeki küçük oğlu ve Benî Sa'd b. Bekr kadınlarından dal[112] on kadın olduğu halde,[113] emdirilecek oğlan çocuğu arayıp bulmak üzere, yurtlarından yola çıktılar.[114] Mekke'ye geldiler. [115]
Halime Hatun der ki: "İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında, hiçbir şeyimiz kalmamıştı. Ben, kır merkebimin üzerinde idim. Yanımızda yaşlı bir devemiz de bulunuyordu. Vallahi, o bize bir damla bile süt vermiyordu. Fakat, biz, bir yağmura kavuşmayı, darlıktan kurtulmayı umup duruyorduk. Üzerinde bulunduğum arık ve zayıf merkebimin yürüyüşünün ağırlığı, arkadaşların canını sıkacak dereceye varmıştı. Nihayet, Mekke'ye varıp, emzirilecek oğlan çocukları aramaya başladık. İçimizde hiçbir kadın yoktu ki, o ona arz ve teklif edilsin de, 'Yetimdir!' denilince onu almaktan kaçınmış olmasın! Çünkü, bizler, emzireceğimiz çocuğun babasından bahşişe kavuşmayı umuyor, ve onun [Peygamber (aleyhisselâm)ın] hakkında da: 'Yetimdir. Annesi ve dedesi, bize ne ihsan yapabilecek?' diyorduk. Bunun için, hepimiz, onu emzirmek üzere almak istememiştik. Benimle gelmiş olan kadınlardan, emzirilecek çocuk almayan, benden başka, kalmamıştı."[116] O sırada, Abdulmuttalib, Peygamberimiz (aleyhisselâm) için sütannesi arayıp duruyordu.[117]
Halime Hatun der ki.: "Abdulmuttalib, benimle karşılaşınca: 'Sen, kimsin?' diye sordu. “Ben, Benî Sa'd'lardan bir kadınım!” dedim. “İsmin nedir?” diye sordu. “Halime” dedim. Abdulmuttalib gülümsedi.: “Ne güzel! Ne güzel! Sa'd ve hilm iki güzel haslettir ki, dünyanın hayrı da, ebediyetin izzet ve şerefi de bunlardadır. Ey Halime! Benim yanımda yetim bir çocuk vardır ki, onu Benî Sa'd kadınlarına teklif ettim. “Biz, götüreceğimiz çocuklardan yararlanmayı, onların babalarından ikram görmeyi umuyoruz” diyerek, almaya yanaşmadılar. Onu emzirmeyi, sen üzerine alır mısın? Belki onun yüzünden saadete, mutluluğa erersin” dedi. Ben de: “Bana biraz müsaade et de, kocama bir danışayım” dedim. Hemen, kocamın yanına dönüp durumu ona haber verdim [118] ve: “Mekke'de, bu yetim çocuktan başka, emzirilecek çocuk yoktur! O çocuğu almamızı uygun görür müsün? Ben yurdumuza eli boş dönmemizi hoş bulmuyorum.[119]
Vallahi, ben, arkadaşlarım arasında, emzirilecek bir çocuk almadan geri dönmeyi istemiyorum. Vallahi, o yetime gideceğim. Ben de onu alacağım!' dedim. Kocam: “Bunu yapmanda bir sakınca yok. Belki, Allah onun yüzünden bereket ve bolluk ihsan eder.[120] Ey Halime![121] Git, al onu!”dedi.[122]
Döndüğüm zaman, Abdulmuttalib'i oturmuş, beni bekliyor bir halde buldum. Kendisine: “Haydi, çocuğu getir!” deyince, yüzünde sevinç belirdi ve beni hemen Âmine'nin evine götürdü. Âmine, bana “Hoş geldin! Safa geldin!” dedi. Beni Muhammed (aleyhisselâm)ın bulunduğu odaya koydu.[123]
Odaya girdiğim zaman, o, sütten daha ak bir yün kumaşa sarılmış, kendisinin altına da yeşil ipekten bir sergi serilmişti. Sırtüstü yatırılmış, mışıl mışıl uyuyor, kendisinden misk kokusu geliyordu! Sevimliliğine ve yüzünün güzelliğine hayran oldum. Kendisini uykudan uyandırmaya kıyamadım. Ellerimi göğsünün üstüne yavaşça koyduğum zaman, gülümsedi ve bana bakmak için gözlerini açtı. Hemen, iki gözünün arasından öptüm ve kucağıma aldım."[124]
Hz. Âmine:
"Bana, üç gece: “Oğlunu, Benî Sa'd b. Bekr'lerde Ebu'z-Züeyb ailesi içinde emzireceksin!” denildi" dedi. Halime Hatun: "İşte, bu kucağımdaki çocuğun sütbabası Ebu'z-Züeyb'dir. O benim babamdır" dedi. Hz. Âmine gerek hamilelik, gerek doğum sırasında gördüklerini haber verip "Oğlumu iyi koru!" diyerek Halime Hatuna sıkı sıkı tenbihatta bulundu. Halime Hatunun içi son derecede ferahladı, işittiği şeyler kendisini sevindirdi.[125]


HALİME HATUN'UN AİLESİNİN PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) YÜZÜNDEN HAYRA VE GEÇİM BOLLUĞUNA KAVUŞMASI.:

Halime Hatun, hatıralarını anlatmaya devamla derki: "Ben onu, ancak başkasını bulamadığım için almıştım. Binitimin ve yolculuk eşyalarımın yanına döndüğüm ve kucağıma alıp emzirmek istediğim zaman, ona, memelerimden, dilediği kadar süt geldi! O da, onunla birlikte sütkardeşi de, kanasıya emdiler ve uyudular* Halbuki, bundan önce, bizim çocuk, kendisiyle birlikte bizi de hiç uyutmam işti. Kocam, kalkıp o yaşlı ve sütsüz devemizin yanına vardığı zaman, onun da memelerinin sütle dolu olduğunu gördü. Kendisi, ondan, içeceği kadar süt sağıp içti. Kendisiyle birlikte, ben de içtim. Her ikimiz de süte kandık ve doyduk! Bambaşka ve hayırlı bir gece geçirdik. Sabaha çıktığımız zaman, kocam, bana: Vallahi, ey Halime! İyi bil ki, sen mübarek bir çocuk almış bulunuyorsun1 dedi. “Vallahi, ben de böyle olmasını umuyor ve diliyordum1 dedim. Sonra, hayvanıma bindim. Çocuğu da kucağıma aldım."[126]
Haris ise yaşlı devesinin üzerine bindi; Sirer vadisinde yol arkadaşlarına yetiştiler. "Kadınlar “Ey Halime! Ne yaptın” diye sordular. “Vallahi, hayır ve bereketi en büyük olan bir çocuğu görüp aldım.” “Yoksa, o kucağındaki, Abdulmuttalib'in oğlu [torunu] mu?” dediler. “Evet!” dedim. Kadınlarımızdan bazılarının kıskandıklarını gördüm.[127]
Vallahi, benim merkebim öyle hızlı gidiyordu ki, hepsinin önüne geçti. Kafiledekilerin merkeplerinden hiçbirisi ona yetişemediler. Nihayet, kadın arkadaşlarım, bana: “Ey Ebu Züeyb'in kızı! Yazıklar olsun sana! Biraz durup bizi beklesen a? Gelirken üzerine binmiş olduğun merkep bu değil miydi?” diyerek sesleniyorlar; ben de onlara: “Evet! Vallahi, işte o merkeptir” diyordum. Şaşırıyorlar ve: “Vallahi, buna şaşılacak birşey olmuş!” diyorlardı. Nihayet, Benî Sa'd yurtlarındaki evlerimize geldik. Ben; Allah'ın yarattığı yerlerden, Benî Sa'd yurdundan daha kurak bir yer bulunduğunu bilmiyorum. Fakat, çocuğu yanımıza getirdiğimizden beri, davarlarımız akşamları karınları tok ve memeleri sütlü olarak dönüyor ve biz de onlardan süt sağıp içiyorduk. Halbuki, hiç kimse, davarlarından sağıp içecek bir damla süt bulamıyordu. Hatta, kavmimizden, çevremizde bulunanlar, çobanlarına: “Yazıklar olsun size! Ebu Züeyb'in kızının çobanı nerede yayıyor, otlatıyorsa, siz de onunla birlikte yaysanız ya' diyerek çıkışmakta idiler. Fakat, onların davarları akşamlan karınlan aç, memelerinde bir damla bile süt sızmaz bir halde dönerlerken, bizim davarların karınları tok, memeleri sufle dolu olarak dönerlerdi! Yüce Allah, bize, onun [Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın] yüzünden hayır ve bereketi arttırdı durdu. Onun büyüyüp yetişmesi de başka çocuklara benzemiyordu."[128] *
Peygamberimiz (aleyhisselâm), daima, sütannesinin memesinden birisini emmekle yetinip diğerini emmekten kaçınır; onu, süt ortağı, sütkardeşi Abdullah'a bırakırdı.[129]


*
**
****

DiP NOTLAR.:


[95] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 9.
[96] Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 222, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 143,
[97] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 1 08, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 94, Yâkubî, c. 2, s. 9, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 113, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 25, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c, 1, s. 107, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 459.
[98] İbn Sa'd, Tabakât, c.1, s. 108-110, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 291 .Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 125, Müslim , Sahîh, c. 2, s. 1072, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 222, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 624, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 9, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 7, s. 453, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 28, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 459.
[99] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 108-109, Belâzurî, E nsâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95-96, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 28, İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 459. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/29-30.
[100] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 113, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 266, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 204, Halebî, İnsânu'l-uyûn c. 1, s. 128.
[101] Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 138.
[102] Beyhakî, Delâil.c.1, s. 113, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 266, Diyarbekrî, c. 1, s. 204, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1.S.128. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/30.
[103] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 67, Diyarbekrî, Hamîs, s. 1, s. 223.
[104] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 67.
[105] Diyarbekrî, Hamîs, c. 2, s. 167.
[106] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 67-1 68.
[107] İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferîd, c. 4, s. 251 .
[108] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1,s.223.
[109] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 223, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 141-142. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/31.
[110] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 108, Tabenrî, Târih, c. 2, s. 126, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s.459,İbn Seyyid, Uvûnu'l-eser, c. 1, s.32, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 272.
[111] İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 1 , s. 1 69-1 70, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 110, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 91, Taberî, Târih, c. 1, s. 22, İbn Esir, Kâmil, c. 1, s. 459460, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 273.
[112] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 171, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s.93,Taberî, Târih,c. 2,s. 126, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 33.
[113] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 110, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 155, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 273.
[114] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 111, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 93, Taberî, Târih, c. 2, s. 126, İbn E ar, Kâmil, c. 1 , s. 460.
[115] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 0, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 155, Beyhakî, Delâilü'nnübüvve, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 33, Zehebî, Târihu'l-İslâm , s. 46, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 273.
[116] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 171-172, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 93, Taberî, Târih, c. 2, s. 126-127, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 155-156, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 133, Ebu'lFerec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 108, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 460, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 33, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 273-274.
[117] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 169, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 92, Taberî, Târih, c. 2, s. 126.
[118] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 47.
[119] İbn Sa'd Tabakât, c. 1, s. 111.
[120] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 172, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 133-134, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 108, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 460, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 32, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
[121] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 147.
[122] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 111, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 47.
[123] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 147.
[124] Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 36, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 223, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 47, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 1 43.
[125] İbn Sa'd. Tabakât. c. 1. s. 111.113. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/32-35.
[126] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 196, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34.
[127] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 111, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvvıe, c. 1, s. 1 56. İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 172-173, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 134, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 108-109, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 461 , İ bn Seyyi d, U yünu'l -eser, c. 1 , s. 33, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
[128] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 172-173, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 134, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 108-109, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 461 , İbn Seyyid, Uyünu'l eser, c. 1 , s. 33, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
[129] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/35-37.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PeygamberLer Peygamberi MuhaMMed ALeyhisselâm

Mesaj gönderen ahmet »

Resim PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın BÜYÜMESİNDEKİ BAŞKALIK.:

Başka çocukların bir aydaki büyümelerini o bir günde büyüyor, başka çocukların bir yıldaki büyümelerini o bir ayda büyüyordu!.[130] Peygamberimiz (aleyhisselâm); daha iki aylık iken, her tarafa yuvarlanmaya çalışıyordu. Üç aylık olunca, ayağa kalkıp day duruyordu! Dört aylık olunca, duvara tutunup yürüyordu! Beş aylık olunca, bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu!. Altı ayı tamamlayınca, yürümeyi hızlandırmıştı. Yedi aylık iken, konuşuyor, her tarafa gidip geliyordu. Sekiz aylık iken, konuşuyor, konuşulanı anlıyordu. Dokuz aylık iken, açık ve düzgün konuşmaya başlamıştı. On aylık iken, çocuklarla ok atıyordu.. [131]


PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın SÜTTEN KESİLİŞİ ve ANNESİNE GÖTÜRÜLÜŞÜ.:


Halime Hatun der ki.: "İki yıl geçince, onu sütten kestim.[132]Kendisi, iki yılı doldurduğu zaman, oldukça iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu. Onu annesine götürdük, ama biz, onun yüzünden gördüğümüz hayır ve bereketten dolayı, kendisini yanımızda bir müddet daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk."[133]

HABEŞ HIRİSTİYANLARININ PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın HALİME HATUN’un ELİNDEN ALMAYA KALKIŞMALARI.:

Sütannesi Halime Hatun, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı Medine'ye, annesine götürürken,[134] Siner Vâdisinde[135]Habeş Hıristiyanlarından bazı kimselere rastlamıştı. [136] Hıristiyanlar, Halime Hatun’a nereye gittiğini sordular.[137] Sonra da, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a dikkatli dikkatli baktılar.[138] Arkasını döndürüp[139] onun iki kürek kemiği arasındaki peygamberlik hâtemine ve gözlerinin beyazındaki kırmızılığa baktılar. Kırmızılık hakkında.: "Gözlerinden bir şikâyeti, hastalığı var mı?" diye sordular. Halime Hatun.: "Hayır! Bu kırmızılık gözlerinden hiç ayrılmaz" dedi.[140] Hıristiyanlar.: "Biz, bunu kralımıza, ülkemize götüreceğiz. Çünkü, bunun bizimle ilgili hali, şanı vardır. Biz, onun işini biliyoruz." dediler.[141] Hıristiyanlar, Peygamberimiz (aleyhisselâm) hakkında o kadar baskı yaptılar ki, Halime Hatun onu zorla elinden alacaklarından korkmaya başladı. Fakat, Yüce ALLAH onu onlardan korudu.[142] Halime Hatun, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı onların ellerinden güçlükle kurtarıp[143]Hz. Âmine'nin yanına götürebildi. [144] Hz. Âmine'ye, Peygamberimiz (aleyhisselâm) hakkında bilgi verdi. Onun uğurluluğu yüzünden gördükleri hayır ve bereketi anlattı. Habeş Hıristiyanlarının yaptıklarını da haber verdi.. [145]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın BENÎ SA'D YURDUNA TEKRAR GÖTÜRÜLÜŞÜ.:

Halime Hatun der ki.: "Âmine'ye.: “Oğulcuğumu, iyice büyüyünceye kadar benim yanımda bıraksan iyi olur. Çünkü, ben onun Mekke Vebâsına yakalanmasından korkuyorum!.” dedim. Bu hususta o kadar ısrar ettim ki, nihayet, Âmine onu yanımızda bırakmaya razı oldu, [146] ve.: “Oğlumla birlikte yurduna dön! Ben de onun Mekke Vebâsına tutulmasından korkuyorum. VALLAHi, onun hali, şanı büyük olacak!.” dedi."[147]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın ATLATTIĞI İKİNCİ TEHLİK.:

Halime Hatun; yurtlarına uğrayan bir Yahudi cemaatına.:
"Siz, bu oğlum hakkında bana bir şey söylemeyecek misiniz?" deyip, Hz. Âmine'nin kendisine anlattığı gibi.: "Ben ona hamile iken şöyle şöyle, onu doğurduğumda şöyle, rüyâda da şöyle gördüm" diyerek görülenleri anlatınca, Yahudiler birbirlerine.: "Onu öldürünüz!." dediler. Halime Hatuna da.: "O, yetim midir?" diye sordular. Halime Hatun.: "Hayır! Şu, onun babasıdır. Ben de annesiyim." dedi. Yahudiler.: "Eğer yetim olsaydı, onu muhakkak öldürürdük!." dediler. [148]Halime Hatun, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı hemen oradan götürüp kendi kendine.: "Az kalsın emânetimi harap edecektim!." dedi.[149]

HABEŞ HIRİSTİYANLARININ PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın GÖĞSÜNÜN MELEKLER TARAFINDAN YARILIŞI ve TARTILIŞI.:

Sütannesi Halime Hatun yemin ederek der ki.: "...(MuhaMMed (aleyhisselâm)), sütkardeşi (Abdullah) ile birlikte evlerimizin arkasında küçük kuzularımızın yanında bulundukları sırada, sütkardeşi telaş ve heyecanla koşarak bize geldi. Bana ve babasına.: "Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam, o Kureyşî Kardeşimi tutup yere yatırdılar, kendisinin karnını yardılar! Şimdi, onun içini karıştırıyorlar!.” dedi. Ben ve babası, hemen ona doğru vardık. Kendisini, ayakta ve yüzü sararmış bir halde bulduk. Ben, hemen tutup onu bağrıma bastım. Babası da bağrına bastı. “Sana ne oldu yavrucuğum?” diye sorduk. “Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam gelip beni yatırdılar, karnımı yardılar. Karnımda, bilemediğim birşey aradılar!” dedi. Birlikte, çadırımıza döndük. Sütbabası Haris.: “Ey Halime! Ben, bu çocuğun başına bir felâket gelmesinden korkuyorum! Sen, başına bir felâket gelmeden önce, onu hemen ailesine götürüp teslim et!.” dedi." [150]Bu hadise, bazı kaynaklara göre, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dört-beş yaşlarında bulunduğu sırada vuku’ bulmuştur. [151]Peygamberimiz (aleyhisselâm) da bu hususta şu açıklamada bulunmuşlardır.: "Ben, Sa'd b. Bekrler'de emzirilip büyütüldüm. O sıralarda, sütkardeşimle birlikte evlerimizin arkasında kendimize ait küçük kuzuları yayıyor, otlatıyorduk. Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam, içi kar dolu, altından bir leğen ile yanıma geldi. Beni tutup karnımı yardılar. Kalbimi çıkardılar. Onu da yardılar. Kalbimin içinden, kara, pıhtılaşmış bir kan parçası çıkarıp attılar. Sonra, kalbimi, karnımı, o karla iyice yıkayıp temizlediler. Sonra da, onlardan birisi, arkadaşına.: “Onu, üMMetinden on kişi ile tart!.” dedi. Beni onlarla tarttı. Ben onlardan ağır geldim. “Onu üMMetinden yüz kişi ile tart!” dedi. Beni onlarla tarttı. Ben yine onlardan ağır geldim. “Onu üMMetinden bin kişi ile tart!” dedi. Beni onlarla tarttı. Ben onlardan da ağır geldim. Bunun üzerine.: “Artık onu tartmayı bırak! VALLAHi, onu bütün üMMeti ile tartacak olsan, yine de o ağır gelir!.” dedi." [152]

HALİME HATUN'un PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın MEKKE'de KAYBEDİŞİ.:

Sütannesi Halime Hatun; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı[153] beş yaşında iken,[154] annesine teslim etmek üzere Mekke'ye getirdiği sırada.[155] Mekke'nin yukarı tarafında[156] kalabalık arasında kaybetti.[157] Halime Hatun, bunu şöyle anlatır.: "Hayvanıma bindim. Sütoğlumu da önüme aldım. Mekke'ye giriş kapılarından büyük kapıya kadar vardım. Orada toplanmış bir cemaat bulunuyordu. İhtiyacımı gidermek ve üstümü başımı düzeltmek için, sütoğlumu orada bırakıp ayrıldım. Şiddetli bir gürültü işitip döndüğüm zaman, kendisini orada göremedim.: “Ey insanlar cemaatı! Çocuk nerede?” diye sordum. “Hangi çocuk?” dediler. “MuhaMMed b. Abdullah b. Abdulmuttalib!” dedim. “ALLAH'ın, onu büyütmek sebebiyle yüzümü güldüreceği, ev halkımı zengin kılacağı, açlığımı gidereceği ve onu annesine götürüp teslim ederek emânetimden çıkaracağım, sevincime ve umduğuma kavuşacağım sırada, önümden kaptılar kaçtılar!. Lât ve Uzza'ya andolsun ki, onu göremeyecek olursam, kendimi şu dağın tepesinden atacağım, parçalanacağım!.” dedim. “Biz, bir şey görmedik” dediler. Beni ye'se düşürdükleri zaman, elimi başıma koyup.: “Vah MuhaMMed'ciğim! Vah oğulcuğum!.” diyerek ağlamaya başladım. Kadınları ve erkekleri, ağıtımla ağlattım. Orada bulunan halk da, benimle birlikte feryad ederek ağlaştılar, yanıp yakıldılar.[158] Kaybolma haberinin Abdulmuttalib'e benden önce erişmesinden korktum. Hemen gidip Abdulmuttalib'in yanına vardım. Bana bakınca.: “Başına mutluluk mu, yoksa yaramazlık mı geldi?.” diye sordu. “Belki de, yaramazlığın en büyüğü!” dedim. Maksadımı hemen anladı. “Belki de, oğlum senin yanından kaybolmuştur” dedi. “Evet![159]Bu gece, MuhaMMed'i getirmiştim. Mekke'nin yukarı tarafında bulunduğum sırada, kaybettim. VALLAHi, şimdi o nerededir, bilmiyorum. [160] Belki de, Kureyşîler hâinlik, düşmanlık edip onu öldürmüşlerdir!.” dedim. Abdulmuttalib kızdı ve hemen kılıcını sıyırdı. Kızdığı zaman, hiç kimse onun kızgınlığını durduramazdı. [161]Bana.: “Ey Halime! Sen otur!” dedikten sonra, Safa tepeciğine çıktı. [162]“Yâ Âl-i Gâlib!”* diyerek seslendi.[163] Bütün Kureyşliler toplanıp geldiler.: “Ey Hâris'in babası! Ne haber var?[164] Söyle, sana icâbet edelim?” dediler.[165] Abdulmuttalib.: “Oğlum MuhaMMed kayboldu!” dedi. Kureyşliler.: “Sen hayvanına atla! Biz de seninle birlikte hayvanlarımıza atlayalım.[166] Sen bizi harekete geçir! Sen denize dalarsan, biz de seninle birlikte dalarız” dediler.[167] Abdulmuttalib hemen hayvanına bindi. Öteki Kureyşîler de hayvanlarına bindiler. Mekke'nin yukarı tarafına vardılar. Oradan da, Mekke'nin aşağısına indiler. Bir şey göremeyince, Abdulmuttalib, halkı kendi haline bırakıp Beyt-i Harama geldi. İhrama girip, Kâbe'yi yedi kere tavaf etti.: [168] “Yâ RABB! Kavmimin hepsi toplandı ise de, MuhaMMed bulunamadı!.” diyerek ALLAH'tan yardım diledi.[169] Havadan, bir seslenicinin.: “Ey cemaat! Feryad etmeyiniz! Hiç şüphesiz, MuhaMMed'in RABBi vardır. Onu yardımsız bırakmaz ve zayi etmez!” diyerek seslendiğini işittik. Abdulmuttalib.: “Ey seslenici! Bize, onun nerede bulunduğunu da haber ver!” dedi. “O, Tihame Vâdisinde, sağdaki ağacın yanındadır” diye haber verdi. Abdulmuttalib, hemen o tarafa doğru gitti. [170]Yolun bir kısmında Varaka b. Nevfel'e rastladı. Birlikte yollarına devam ettiler. [171]
O sırada, Peygamberimiz (aleyhisselâm) bir ağacın altında ayakta duruyor, ağacın dallarını çekip yaprağı ile oynuyordu.
[172]Abdulmuttalib, ona.: “Ey çocuk! Sen kimsin?” diye sordu. “Ben, MuhaMMed b. Abdullah b. Abdulmuttalib'im” cevabını alınca, Abdulmuttalib.: "Canım sana fedâ olsun! Ben, senin deden Abdulmuttalib'im” dedi. Onu öptü, kucakladı, bağrına bastı. Hemen, hayvanının önüne bindirip Mekke'ye getirdi. [173]Boynuna bindirip Kâbe'yi yedi kere tavaf ve onu her türlü tehlike ve kötülükten koruması için ALLAH'a dua etti. [174]Sonra da, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, Hz. Âmine'ye gönderdi. [175]Duhâ Sûresinin.: "Seni (çocukluğunda) kaybolmuş bulup da yolunu doğrultmadı mı?" mealli 7. âyetinin bu hadiseye işaret ettiği rivayet edilir.[176]


وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى
Resim---“Ve vecedeke dâllen fe hedâ.: Ve seni dalâlette(şaşırmış- yol bilmez) buldu sonra hidâyete erdirdi.” (Duhâ 93/7)


*
**
****

DiP NOTLAR.:


Dip Notler
[130] İbn Asâkir, Târîh, c. 1, s. 287, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 109, Zehebî, Târîhu'l -İslâm, s. 47.
[131] Maâricü'n-nübüvve'den naklen Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 225, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 148 M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/37.
[132] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 173, Taberî, Târîh, c. 2, s. 127, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 461, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1,s.34.
[133] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 1 73, Taberî, Târîh, c. 2, s. 127, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 109, İbn Esîr, Kâm il, c. 1, s. 461, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/37-38.
[134] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 173, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve'n-nihâye, c.2, s. 277, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 157.
[135] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.
[136] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 157.
[137] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/37.
[138] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî, Hasâisü'lkübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. s. 157.
[139] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Suyûtî, Hasâisü'lkübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. s. 157.
[140] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.
[141] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 1 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 157.
[142] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.
[143] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 1 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 177, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 157.
[144] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.
[145] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/38-39.
[146] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 173, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s 135, Ebu'l-Ferec İbn Cevzi, el-Vefâ, c. 1, s. 1 09, İbn Esir, Kâmil, c. 1, s. 461, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
[147] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 2, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/39.
[148] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 2, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 155-156.
[149] İbn Sa'd Tabakât. c. 1. s. 11 3. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/39-40.
[150] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 173-174, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 135, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 109-112, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 461462, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274-275.
[151] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 112, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 281, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c.1, s. 161, Ebu'l- Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 110, İbn E ar, Kâmil, c. 1, s. 462, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 36, Zehebî, Târîh, s. 47.
[152] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 175-176, Taberî, Târih, c. 2, s. 130, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 135,145-146, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 111 -112, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 132-133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 35, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 275. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/40-41.
[153] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 176, İtan Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 112, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 94.
[154] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 112, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 94, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 29, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 179, İbn Esir, Kâmil, c. 1, s. 462.
[155] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 ,s. 176, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 2, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95.
[156] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154.
[157] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 176, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 112.
[158] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 142-143, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 115-11 6, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 377-378.
[159] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144.
[160] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 176, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154.
[161] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144.
[162] Diyarbekrî, Hamis, c. 1,s.227. * Cahiliye devrinde davet parolası böyle idi. (Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 116).
[163] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 116, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 227.
[164] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 227.
[165] Diyarbekrî, Hamis, c. 1,s.227.
[166] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. s. 11 6. İbn Asâkir, Târih, c. 1 , s. 378-379, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 227.
[167] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 66.
[168] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 116, İbn Asâkir, Târîh, c. 1, s. 379, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 228.
[169] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, İbn Asâkir Târih, c. 1, s. 379.
[170] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 144, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 116, Kurtubf, Tefsîr, c. 20, s. 98, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 228, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154, Zürkâni, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 149.
[171] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 144, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 228, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 149.
[172] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 144, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 116, Kurtubf, Tefsîr, c. 20, s. 98.
[173] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 54.
[174] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 277.
[175] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 176, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277.
[176] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Zemahşerî, Keşşaf, c. 4, s. 264-265. Kurtubî, Tefsîr, c. 20, s. 97-98,



Yâ RaBBu’L-ÂLeMîn!.
Yâ RAHMetenLi’L- ÂLeMîn!.
Ve'L- HaMduLiLLÂhiRABBu’L-ÂLeMînnn!.


*
**
****


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...


Resim Ş... AHMET...
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PeygamberLer Peygamberi MuhaMMed ALeyhisselâm

Mesaj gönderen ahmet »

Resim

BİR KÂHİNİN PEYGAMBERİMİZ ÜZERİNDEKİ TEŞHİSİ VE KORKUNÇ TEKLİFİ.:


Peygamberimiz (aleyhisselâm), beş yaşında bulunduğu ve dedesi Abdulmuttalib'e teslim edildiği sırada, Mekke'ye bir kâhin gelmişti. Kâhin Abdulmuttalib'in yanında Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı görünce, ona dikkatli dikkatli bakıp.:
"Ey Kureyş cemaatı! Şu çocuğu öldürünüz! Çünkü, o sizi bölecek, öldürecek!" dedi. Abdulmuttalib, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı hemen oradan kaçırdı.[177]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın ANNESİNE TESLİM EDİLİŞİ.:

Halime Hatun der ki.:
"Sütoğlumu annesine götürdüğümüz zaman.: “Onu ne diye getirdin ey sütannesi? Halbuki, yanında kalması için ne kadar ısrar etmiş durmuştun?” dedi. “ALLAH oğlumu büyüttü. Ben artık üzerime düşen vazifeyi yerine getirmiş bulunuyorum. Doğrusu, kendisinin başına birşeyler gelmesinden de korktum. Şimdi, onu, istediğin gibi, sana teslim ediyorum” dedim. “Sen bu halde değildin. Bana doğrusunu haber ver?” dedi. Kendisine her şeyi haber vermedikçe beni bırakmadı, ve.: “Yoksa, sen ona şeytanın musallat olduğundan mı korktun?” dedi. “Evet” dedim. “Hayır! VALLAHi, şeytan için, ona musallat olmaya, sataşmaya asla yol yoktur. Hiç şüphesiz, benim oğlum için büyük bir hal ve şan vardır. Ben sana onun haberini bildireyim mi?” dedi. “Evet! Bildir” dedim. “Ben ona hamile olduğum zaman, Şam topraklarından Busra'nın köşklerini[178] bana aydınlatıp gösteren bir nurun benden çıktığını gördüm. Ona hamileliğimde de, vALLAHi, bana hamilelikten daha hafif, daha kolay gelen bir şey görmedim. Doğurduğum zaman, o, başka çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip, ellerini yere dayamış, başını semaya kaldırmış olarak doğmuştur. Şimdi, sen onu bana bırakıp doğruca yurduna gidebilirsin artık” dedi."[179]

MEKKELİLERE ZİYÂFET ÇEKİLİŞİ ve HALİME HATUNUN İKRAMLARA GARK EDİLİŞİ.:

Halime Hatun der ki.:
"Kureyşliler ve sâir halk sakinleştikleri zaman, Abdulmuttalib, yirmi deve[180] ve ayrıca, davar ve sığır da kestirip Mekke halkına yemek yedirdi.[181] Fâkirlere sadaka olarak da, 50 ratl[182]altın dağıttı.[183] Sonra da, benim için hazırlanacak herşeyi en güzel bir şekilde hazırlatıp beni yurduma döndürdü. Ben, yurduma, târif edemeyeceğim her dünyalık hayırla döndüm! MuhaMMed, dedesinin yanında kaldı. Abdulmuttalib'e, onun bütün haberlerini anlattım. Abdulmuttalib onu bağrına basıp ağladı. “Ey Halime! Hiç şüphesiz, bu oğlum için büyük bir hal ve şan vardır. Ben, o zamana erişmeyi ne kadar arzu ederdim!” dedi."[184]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın HALİME HATUNA SEVGİ ve SAYGISI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm), Halime Hatunu gördükçe.:
"Benim annem, annem! Benim annem!" der, kendisine candan sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını yere serip onu oturtur,[185] bir dileği varsa hemen yerine getirirdi.[186] Halime Hatun, bir gün, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı görmek için Mekke'ye gelmişti. Peygamberimiz (aleyhisselâm), o zaman, Hz. Hatice ile evli bulunuyordu. [187] Halime Hatunu konukladılar ve ağırladılar.[188] Halime Hatun; yurtlarında hüküm süren kuraklık ve kıtlıktan, hayvanlarının kırıldığından dert yandı. Peygamberimiz (aleyhisselâm), bu hususta Hz. Hatice ile konuştu. Hz. Hatice, ona kırk koyun ile, binmek ve yüklerini taşımak üzere, bir de deve verdi.[189] Peygamberimiz (aleyhisselâm); Mekke'nin fethinde Ebtah Mevkiinde bulunduğu sırada, Halime Hatunun kızkardeşi, görümcesi (kocasının kızkardeşi) ile birlikte, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı ziyâret ve bir dağarcık içinde keş peyniri (çökelek) ve yoğurt kurusu ile eritilmiş yağ hediye etmişti. Peygamberimiz (aleyhisselâm), ona hemen Halime Hatun’u sordu. Vefât etmiş olduğu söylenince, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın gözleri yaşla doldu. Onun, geride kimlerinin kaldığını da sorup bilgi aldı. Bu Sütannenin kardeşine elbise giydirilmesini, bir deveye bindirilmesini, kendisine ayrıca 200 dirhem gümüş para da verilmesini emretti. Kadıncağız sevinerek yurduna dönerken.: "Sen, küçük iken de, büyüdükten sonra da ne güzel kefil olunansın, bakılansın!" demekte idi.[190] Hevâzin temsilcileri içinde Medine'ye gelen ve Peygamberimiz (aleyhisselâm)a sütannesi dolayısıyla amca düşen Ebu Servan da.: "Yâ Rasûlallah! Biz seni süt emer olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı süt emenini görmedik! Biz seni sütten kesilmiş olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı sütten kesilenini görmedik! Biz seni genç iken de gördük. Fakat senden daha hayırlı genç görmedik!." demiştir..[191]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın ANNESİYLE BİRLİKTE MEDİNE'YE GİDİŞİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Mekke'de, Annesi Hz. Amine ile Dedesi Abdulmuttalib b. Hâşim'in yanında, Yüce ALLAH'ın himâyesinde yaşıyor; Yüce ALLAH, onu, peygamberlikle şereflendireceği için, bir nebat, bir gül gibi güzelce büyütüyordu.
[192] Peygamberimiz (aleyhisselâm), altı yaşında iken; annesi Hz. Âmine, kocası Hz. Abdullah'ın Medine'deki Benî Adiyy b. Neccarlardan olan dayılarını ziyâret ettirmek üzere.[193] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı dadısı Ümmü Eymen ile birlikte iki deve üzerinde Medine'ye götürdü ve Nâbiga'nın evine indi.[194] Rivâyete göre; Hz. Âmine'nin Medine'ye gidişi, özellikle, kocası Hz. Abdullah'ın kabrini ziyâret içindi.[195] Zaten, Hz. Âmine her yıl Medine'ye gidip kocasının kabrini ziyâret ederdi. [196] Kendisinin aynı maksatla, kayınpederi Abdulmuttalib ve dadı Ümmü Eymen'le birlikte Medine'ye gittiği de rivâyet edilir. [197] Neccar Oğullarının dayılıkları, Abdulmuttalib'in dayısı olmalarından dolayı idi.[198] Hâşim b. Abdi Menaf, Medine'de Benî Neccarlardan Amr'ın kızı Selma Hatunla evlenmiş; Abdulmuttalib, Selma Hatundan doğmuştu.[199]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın MEDİNE ZİYÂRETİNE AİT BAZI HATIRALARI ve YAHUDİLERİN O’NUN ÜZERİNDEKİ TEŞHİSLERİ.:

Konuklar; Medine'deki dayılarının evinde bir ay oturdular.
[200] Peygamberimiz (aleyhisselâm); Medine'de geçen bir aylık ikâmetleri sırasında olanlardan birçok şeyler hatırlıyordu. Nitekim, Medine'ye hicret edip geldiği zaman, Adiyy b. Neccar Oğullarının köşklerini görür görmez tanımışı[201] ve.: "Çocukluğumda, bu köşkün damında Ensar kızlarından Enise ile oynardım. Dayılarımın oğullarından bazıları da yanımda bulunurlardı." demiştir. Nâbiga'nın evine bakınca da.: "Oraya da, beni annem konuk olarak indirmişti. Babam Abdullah b. Abdulmuttalib'in kabri de bu evin içindedir. Suda yüzmeyi de, Adiyy b. Neccarların kuyusunda öğrenmiştim. [202] Yahudilerden birtakım kimseler, yanıma gelirler, bana bakar dururlardı. [203] Bir gün, Yahudilerden bir adam da, bana dikkatli dikkatli bakıp durduktan sonra, dönüp gitti. Yalnız bulunduğum bir günde, tekrar yanıma gelip.: “Ey çocuk! Senin ismin nedir?” diye sordu. “Ahmed!” dedim. Sırtıma bakınca.: “Bu, bu ümmetin peygamberidir!” dedi. Dayılarım da durumu anneme anlatınca, annem benim hayatım hakkında korkmaya başladı. Mekke'ye dönmek üzere, Medine'den acele yola çıktık."[204] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dadısı Ümmü Eymen de, bu husustaki hatırasını şöyle anlatır.: "Bir gün, gündüzün ortalandığı sırada, Medine Yahudilerinden iki kişi gelip.: “Ahmed'i yanımıza çıkar da, bir bakalım?” dediler. Kendisini onların yanına çıkardım. Uzun uzun süzdüler, evirdiler, çevirdiler.[205] Hatta, onun edeb yerine bile baktılar![206] Onlardan birisi diğerine.: “Bu, bu ümmetin peygamberidir. Burası da, onun hicret yurdudur. Bu şehirde de, öldürme ve sürgün etme gibi birtakım büyük hadiseler vuku’ bulacaktır” dedi.[207] Ben, ondan bu hususta işittiğim sözlerin hepsini ezberlemişimdir."[208]

Hz. ÂMİNE'nin EBVA'da VEFÂT EDİŞİ ve PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın ÜMMÜ EYMEN TARAFINDAN MEKKE'ye GÖTÜRÜLÜP DEDESİNE TESLİM EDİLİŞİ.:

Hz. Amine, Medine'deki Neccar Oğullarından olan dayılarını ziyâret ettirdikten sonra Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı Mekke'ye getirirken,
[209] yolda hastalanıp Ebva Köyü’nde durakladı.[210] Başucunda duran ciğerpâresinin yüzüne baktı. Sonra da, ona şöyle hitap etti.: "Ey çekilen dehşetli ölüm okundan, ALLAH'ın lutfu ve yardımı ile yüz deve karşılığında kurtulan zâtın oğlu! ALLAH, seni mübârek ve devâmlı kılsın! Eğer rüyâda gördüklerim doğru çıkarsa, sen Celâl ve İkram Sahibi tarafından Âdem oğullarına helâl ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin! ALLAH, seni, milletlerle birlikte devâm edip gelen putlardan, putperestlikten de esirgeyecek, alıkoyacaktır! Her canlı varlık ölür. Her yeni eskir. Her yaşlanan, kocayan, zevâl bulur, yok olur. Ben de öleceğim. Fakat, temelli anılacağım. Çünkü temiz bir oğul doğurmuş, arkamda hayırlı bir andaç bırakmış bulunuyorum!."[211] Hz. Âmine, Ebva'da vefât etti.[212] Oraya da gömüldü.[213] Hz. Âmine vefât ettiği zaman otuz yaşında idi.[214] Ebv'a; Mekke ile Medine arasında bir köy olup[215] Medine'ye Mekke'den daha yakındır.[216] Medine'ye 23 mil,[217] yani beş günlük uzaklıktadır.[218] Hz. Âmine'nin Ebva'da vefâtı üzerine, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, dadısı Ümmü Eymen (Bereke) bağrına bastı. Mekke'den binip gelmiş oldukları iki deveden[219] birisine bindi. Ötekini yedeği ne alarak, beş günde, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı Mekke'ye getirip dedesine kavuşturdu.[220] Dünyada böylece babasız ve annesiz kalan Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, Yüce ALLAH hâmisiz bırakmadı. Önce dedesinin, sonra da amcası Ebu Talib'in bağrına bastırdı.[221] Duhâ sûresinin 6. âyetinde.: "RABBin, seni yetim bulup da barındırmadı mı?" buyurularak bu gerçek hatırlatılır.[222]

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى
Resim---“E lem yecidke yetîmen fe âvâ.: Seni yetim bulmadı mı? Sonra (seni) (himaye edecek bir kimsenin yanında) barındırmadı mı?” (Duhâ 93/6)


PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın DADISI ÜMMÜ EYMEN'e SEVGİ ve SAYGISI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dadısı Ümmü Eymen'in asıl adı Beneke'dir. Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hz. Hatice ile evlendiği zaman, Bereke de Hazreclilerin Haris oğullarından Ubeyd b. Zeyd ile evlenmiş, kendisinden Eymen doğmuştu.
Eymen, Huneyn Gazasında şehid olmuştur. Ümmü Eymen; Ubeyd'den sonra, Zeyd b. Harise ile evlenmiş, Üsâme adındaki oğlu dünyaya gelmiştir.
[223] Peygamberimiz (aleyhisselâm) bu dadısını sık sık ziyâret[224] ve kendisine.: "Ey Anne!" diye hitap eder.:[225] "Annemden sonra, annem!." diyerek sevgi ve saygı gösterir,[226] ona baktıkça.: "Bu, benim ev halkımdan sağ kalanıdır!." buyururdu.[227]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın Hz. ÂMİNE'nin KABRİNİ ZİYÂRET EDİŞİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Hudeybiye Umresi’ne giderken, Ebva Köyü’ne uğramıştı.
[228] Annesi Hz. Âmine'nin kabrini ziyâret için Yüce ALLAH'tan izin istemiş, izin verilince de[229] gidip kabrin üzerini eliyle düzlemiş,[230] ağlamış, yanındakileri de ağlatmıştı.[231] Ne için ağladığı sorulunca.: "Rahmet duygusu beni rikkate getirdi de ağladım!" buyurmuştur.[232]

ABDULMUTTALİB DEDEnin PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın ÜZERİNE KANAT GERİŞİ.:

Abdulmuttalib Dede; babasız ve anasız kalan torununu yanına alıp şefkatle bağrına bastı. Oğullarından hiçbirine göstermediği şefkati ona gösterdi. Onun üzerine kanat gerdi, titredi durdu.
[233] Abdulmuttalib Dedenin; uyurken veya odasında yalnız iken, yanına hiç kimse giremez,[234]Kâbe'nin Hicr'inde serili minderine de, kendisinden başkası oturamazdı.[235] Fakat, Peygamberimiz (aleyhisselâm) Dedesinin yanından hiç ayrılmaz; odasında yalnız olduğu, uyuduğu sırada bile, Dedesinin yanına serbestçe girer çıkardı.[236] Kâbe'nin gölgesinde serili minderin üzerine-babalarına tâzim ve saygılarından dolayı-oğullarından hiçbiri oturmaz, çevresinde dururlarken; Peygamberimiz (aleyhisselâm) gelip Dedesinin minderine serbestçe otururdu. Amcalarının, kendisini minderden çekmek için tuttuklarını gördüğü zaman, Abdulmuttalib.: "Bırakınız oğlumu![237] VALLAHi, onun büyük bir hal ve şanı vardır!" der, minderinin üzerinde yanına oturtup sırtını eliyle sıvazlar, o ne yapsa hoşuna giderdi.[238] Peygamberimiz (aleyhisselâm), yine bir gün, Dedesinin Hicr'de serili minderinin üzerine oturmuş, bir adam çekip kendisini minderden kaldırınca, ağlamaya başlamıştır. Abdulmuttalib.: "Oğlum ne için ağlıyor?" diye sordu. "Mindere oturma isteğine engel olundu!" dediler.[239] Abdulmuttalib.: "Bırakınız oğlumu! Minderin üzerine otursun! Herhalde o, kendisinde bir şeref duyuyor. Onun ne kendisinden önce geçmiş, ne de sonradan gelecek hiçbir Arab'ın erişemeyeceği bir şerefe ereceğini umuyorum!" dedi.[240] Abdulmuttalib Dede bu sevgili torununu yanına almadıkça yemek yemez.: "Oğlumu yanıma getiriniz!" der, yanına getirtirdi.[241] Yemeği getirildiği zaman da onu yanına alır, bazan da dizine oturtup yemeğin en nefisini hep ona yedirir,[242] o gelmedikçe yemeklere el sürmez, onun gelmesini bekler, sırtını sıvazlar, başını ve ağzını öper, sözleri ve hareketleri hep hoşuna giderdi. Edep ve terbiyesine de çok dikkat ederdi.[243]Peygamberimiz (aleyhisselâm), sekiz yaşına kadar, yani Abdulmuttalib Dedesinin vefâtına kadar, onun yanında kaldı.[244]

YEMEN HÜKÜMDARI Seyf b. Zî Yezen'in YANINDA SAKLADIĞI BİR KİTAPTA PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) HAKKINDA YAZILI HABERLERİ ABDULMUTTALİB'e AÇIKLAYIŞI.:



Seyf b. Zî Yezen; Kisrâ tarafından Yemen hükümdarlığına tayin edilip
[245] tahta oturduktan sonra her taraftan Arap heyetleri gelip kendisini tebrik ettikleri sırada,[246] Mekke'den gelen on kişilik tebrik heyetinin başında Abdulmuttalib b. Hâşim bulunuyordu.[247] Abdulmuttalib ve arkadaşları, hükümdarı, hükümdar selâmıyla* selâmladılar. Abdulmuttalib, temsilci olarak hükümdarın önünde, ayakta durdu.[248] Konuşmak için, hükümdardan izin istedi.[249] Seyf b. Zî Yezen.: "Eğer krallar önünde konuşabilir kişilerden isen, sana izin verilmiştir.[250] Konuş bakalım!" dedi.[251]
Abdulmuttalib; Seyf b. Zî Yezen'in bulunduğu makama liyâkatini, asaletini, babasının çok hayırlı bir hükümdar, kendisinin de onun hayırlı bir halefi olduğunu, belirttikten sonra.: "Ey hükümdar! Bizler, ALLAH'ın dokunulmaz kıldığı Harem'inin halkı ve Beyt'inin (Kâbe'sinin) hadimleri olup, zaferini tebrik heyetiyiz; ziyâretçi heyet değiliz!" dedi. Hükümdar Seyf.: "Ey konuşan kişi! Sen kimsin?" diye sordu. Abdulmuttalib.: "Ben, Abdulmuttalib b. Hâşim'im" dedi. Hükümdar.: "Demek, sen kızkardeşimizin oğlusun ha!" dedi* Abdulmuttalib.: "Evet!" deyince, hükümdar.: "Yakınıma gel!" dedi. Yaklaşınca, hem ona, hem arkadaşlarına.:[252] "Demek, sizler, Kureyşü'l-Ebâtıh'sınız?" dedi. "Evet!" diye cevâp verdiler.[253]Hükümdar.: "Hoş geldiniz, safa geldiniz! Sizler, yanında emniyet ve huzur bulacağınız, bol bol ihsanlar veren bir kralın yanına geldiniz! Kral ilk konuşmanızdaki sözlerinizi dinledi ve akraba olduğunuzu anladı, ziyâret vesilenizi kabul etti. Sizler burada oturduğunuz müddetçe, gece ve gündüz sohbet edilmeye, oturulup konuşulmaya,[254] övülmeye,[255] ağırlanmaya, ayrılıp giderken de ihsan olunmaya layık,[256]şerefli,[257] şanlı[258] kişilersiniz!" dedikten sonra, mâiyetine onların konuk ve elçiler konağına götürülüp misafir edilmelerini emretti. Emri yerine getirildi. Orada bir ay oturdular. Hükümdar, bir gün, Abdulmuttalib'e haber salıp.:[259] "Arkadaşlarının arasından bir tek sen benim yanıma gel!" dedi. Abdulmuttalib, hükümdarın huzuruna vardığı zaman, onu yalnız bir halde buldu. Yanında hiç kimse yoktu. Hükümdar Abdulmuttalib'i yanına yaklaştırdı, tahtında onunla birlikte oturdu.[260] "Merhaba! Hoş geldin, safa geldin!" dedikten sonra;[261] "Ey Abdulmuttalib! Ben sana bildiğim bir işin sırrını emânet edeceğim ki, o sırrı, senin yerinde başkası olsaydı, açmazdım! Fakat, ben, onun madenini sende gördüm. Bunun için, onu sana açıklayacağım! Yüce ALLAH bu hususta izin verinceye kadar, bu sır senin yanında masun ve mahfuz kalsın! Şüphesiz ki, ALLAH emrini yerine getirir. Ben, gizli Kitab'da, kendimize tahsis edip başkasına kapalı tuttuğumuz ilimde; yaşamanın şerefi, ölmenin fazileti bulunan, genellikle bütün insanları ve heyet arkadaşlarını, özellikle de seni ilgilendiren çok büyük, çok şanlı bir haber buldum!" dedi.[262] Abdulmuttalib.: "Ey hükümdar! Bütün göçebe halkı ardarda sana fedâ olsun! Nedir o büyük ve şanlı haber?" diye sordu. Hükümdar.: "Tihâme Bölgesinde bir çocuk doğacak. Alâmet olarak, onun iki küreği arasında bir ben bulunacak![263] Kıyamet gününe kadar, kendisinde imamlık, sizde de seyyidlik olacak!" dedi.[264] Abdulmuttalib.: "Zât-ı Devletinden, lânet ve nefreti mucib haller sâdır olmasın!" diyerek onu hükümdar selâm ve duasıyla selâmlayıp.: "Eğer hükümdarlık makamının heybetini, ululuğunu göz önünde tutmak zorunluluğu olmasaydı, sevincimi arttıracak beşâreti biraz daha açıklamak lütfunda da bulunmalarını kendilerinden dilerdim!" dedi. Bunun üzerine, hükümdar.: "Bu zaman, onun doğacağı zamandır. Hatta, belki de doğmuştur! Onun ismi MuhaMMed; babası ve annesi ölmüş olacak! Kendisinin bakımını, dedesi ve amcası üzerlerine alacak! ALLAH, onu apaçık tebligat yapan peygamber gönderecek! Bizden, ona Ensar (yardımcılar) yapacak!
Dostlarını onlarla aziz, düşmanlarını da onlarla zelil kılacak! O, arzın en kıymetli yerlerini fethedecek! Onun doğumu ile, ateşgede sönecek! Bir olan Rahmân'a ibâdet edilecek! Küfür ve taşkınlıklar yasaklanacak! Putlar kırılacak! Şeytan recmolunacak, taşlanacak! Onun sözü hak ile bâtıl arasını ayırıcı, hükmü sırf adalet, tam ve dosdoğru hüküm olacak! O daima iyiliği buyuracak ve işleyecek, kötülükten de sakındıracak ve onları ortadan kaldıracaktır!"
dedi. Abdulmuttalib.: "Ömrün uzun, saltanatın sürekli, şan ve şerefin yüce olsun! Acaba hükümdar bu hususta beni sevindirecek bazı açıklamalar daha yapmak lutfunda bulunurlar mı?" dedi. Hükümdar Seyf.: "Örtülerle örtülü Beytullah'a, mucizelere ve semavî kitablara andolsun ki, ey Abdulmuttalib! Hiç hilaf yok, muhakkak ki sen onun atasısın!" deyince, Abdulmuttalib sevincinden yere kapandı. Hükümdar.: "Başını yerden kaldır! Kalbin ferahladı. Ömrün uzadı. İşin yükseldi! Sana, anlattıklarımdan, idrak ettiğin, kavuştuğun birşey var mı?" dedi. Abdulmuttalib.: "Evet ey hükümdar! Benim çok sevgili, üzerine titrediğim bir oğlum vardı. Onu senin kavminin şereflilerinden birinin kızı olan Âmine birli Vehb b. Abdi Menaf ile evlendirin iştim. Âmine, dünyaya bir çocuk getirdi.[265]Onun ismini MuhaMMed koydum.[266] İki küreğinin arasında da bir ben vardır! Anlattığın alâmetlerin hepsi de kendisinde mevcuttur.[267] Onun babası ve annesi de vefât etmiştir. Kendisinin bakımını, ben ve amcası, üzerimize almış bulunuyoruz" dedi. Bunun üzerine, hükümdar Seyf.: "Onun hakkında sana söylediklerim, senin söylediğin gibidir. Oğlunu iyi koru! Onun hakkında Yahudilerden sakın! Çünkü, Yahudiler ona düşmandırlar! Fakat, ALLAH onlara bu hususta yol ve fırsat vermeyecektir. Yanındaki heyet arkadaşlarından, yalnız sana açmış olduğum şeyleri, onlara da dürülü tut! Sakın açayım deme! Sizde bulunacak reisliği, onların ve oğullarının da kıskanıp onun başına gaileler çıkarmayacaklarından emin değilim. Eğer onun peygamber olarak gönderileceğinden önce ölmeyeceğimi bilseydim, süvarilerim ve piyadelerimle birlikte gider,[268] Yesrib'i (Medine'yi) hicret yurdu,[269] devletime başkent yapardım ![270] Ben, Nâtık Kitab'da ve Sabık İlimde buldum ki.: Yesrib onun hicret ve nusret yurdu,[271] işinin muhkemleşeceği, kabrinin ve yardımcılarının bulunacağı yer olacaktır![272] Ne olurdu, onu âfet ve belâlardan ben koruya idim!" dedi. Hükümdar; Kureyş heyetinden her bir delegeye onar köle, onar cariye,[273] yüzer deve,[274] beşer ratl (ntl) altın, onar ratl gümüş,[275] Yemen elbiselerinden ikişer kat elbise, içi anberle doldurulmuş birer kutu; Abdulmuttalib'e ise, bunlardan onar kat verilmesini emretti ve ona.: "Bir yıl geçince, onun (Peygamberimiz (aleyhisselâm)'ın) işinden neler vukua geldiğinin haberini bana getir!" dedi.[276] Abdulmuttalib, heyet arkadaşlarına, sık sık.:[277] "Ey Kureyş cemaatı! İçinizden hiç kimse hükümdarın bana olan bol ihsanına gıpta da, kıskançlık da etmesin! Hükümdarın bütün bu ihsanı, bana ve benden sonra soyumdan geleceklere olacak şeref ve izzetin yanında, çok az kalacaktır!" derdi. Kendisine.: "Bu, ne zaman olacak?" dediklerinde de.:[278] "Bir zaman sonra zuhur edecek, açığa çıkacak;[279] dediğim şey[280] bilinecektir!"
derdi.[[281] Seyf b. Zî Yezen, ne yazık ki, yıl geçmeden öldü.[282] Daha doğrusu, öldürüldü. Yemen'den tardettiği Habeşlilerden edindiği hizmetçiler bir gün hükümdarı kendisine mahsus avlanma yerinde yalnız başına bulunduğu sırada harbeleriyle mızraklayıp öldürerek dağ başlarına kaçmışlar, hükümdarın adamları da onların hepsini yakalayıp öldürmüşlerdir.[283] [/color]



Yâ RaBBu’L-ÂLeMîn!.
Yâ RAHMetenLi’L- ÂLeMîn!.
Ve'L- HaMduLiLLÂhiRABBu’L-ÂLeMînnn!.


*
**
****


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...


Resim Ş... AHMET...



*
**
****

DiP NOTLAR.:



[177] İbn Sa'd, Tabakât, 11, s. 166. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/45.
[177] "Busra'nın köşkleri" yerine "Busra'daki develerin boyunlarını" rivâyeti de vardır. (İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 102, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 266.)
[177]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 175,Taberî, Târih, c. 2, s. 127-128, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 135,136, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 287-288, İbn Esir, Kâmil, c. 1, s. 462, İ bn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 275, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 39, Diyarbekrî, c. 1 , s. 266. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/45-46.
[180]Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145.
[181]Bevhakf, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154.
[182] Ratl veya ntl, 1 2 ukıyye'dir, 1 ukıyye de 40 dirhemdir, (Firuzâbâdi, Kâmûsu'l-muhit, c. 3, s. 396).
[183] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 228, Zürkâni, Mevâhibu’l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 149.
[184] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/46-47.
[185] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s.114, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 114. Diyarbekrî, Hamis.c.l, s. 228.
[186] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 114.
[187] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 113, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 114.
[188] Belâzuıî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95.
[189]İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 114, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 114. Diyarbekrî, Hamis.d, s. 228.
[190] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95.
[191] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 4, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 28, Suyutî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1.S.149. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/47-48.
[192] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 1, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 279.
[193]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Taberî, Târîh, c. 2, s. 131, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 188, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 30, İbn E ar, Kâmil, c. 1 , s. 467, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 37, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 50.
[194] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, elVefâ, c.1, s. 117, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 47.
[195]İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 467, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 79.
[196] Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1,s.79, Semhûdî, Vefâü'l-Vefâ, c. 3, s. 1119.
[197] Belâzurî, E nsâbu'l -e şrâf, c. 1, s. 94, Yakut, Mu'cemu'l -büldân, c. 1, s. 79.
[198]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 177-178.
[199] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, 1, s.145, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 39, Taberî, Târîh, c. 2, s. 176, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1. s. 337. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/48-49.
[200] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 117, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42.
[201] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, elVefâ, c. 1, s. 117, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 195, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 163-164, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 229.
[202] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 117, Kastalânî, Mevâhibu'lledünniye, c. 1, s. 42, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 229, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 164.
[203] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 229, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 1 64.
[204][204] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163-164, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 190, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c.1, s. 1 64.
[205] Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 196.
[206] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164.
[207]Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 196.
[208] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 196. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/49-51.
[209]İbn İshak, İbnHişam, Sîre.c.1, s. 177, İtan Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116-119, Belâzurî, c. 1, Taberî, Târih, c. 2, s. 131, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 467, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 37, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 50, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279.
[210] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 172.
[211] Ebu Nuaym'dan naklen Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 196, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 4243, Diyarbekri, Ham ıs, c. 1, s. 229-230, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 1 64-1 65.
[212]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 94, Taberî, TârTh,c.2,s.131,EbuNuaym,Delâil,c.1, s. 164-165.
[213] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 117, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 94, Süheyli, Ravtiu'l-ünüf, c. 2, s. 1 85, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 117, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 79, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 50, Semhûdf, Vefâü'l-vefâ, c. 3, s. 1119.
[214] Yâkubî, Tânh, c. 2, s. 10.
[215] İbn İshak, İbnHişam, Sîre, c. 1 , s. 117, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 10, Taberî, Târîh, c. 2, s. 131, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 184, 185.
[216] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 85, Halebî, İnsânu'l-uyÜn, c. 1, s. 172.
[217] Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 79, Semhûdf, Vefâü'l-vefâ, c. 3, s. 1118.
[218]Semhûdf, Vefâü'l-vefâ, c. 3, s. 1118.
[219] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 6, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 165.
[220] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 30, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 72.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 178,179,190, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 118-119, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 10,1 4, Ebu'l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 119, 120, Zehebî, Târîhu'l-İslâm s. 50, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 281 -282.
[222] Zemahserf, Keşşaf, c. 4, s. 264, Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 32, s. 215, Hâzin, Tefar, c. 4, s. 386, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 523. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/51-52.
[223]İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 223.
[224] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1794, İbn E ar, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 304.
[225]İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 223.
[226] İbn AJodilberr, İstiâb, c. 4, s. 1794, İbn EsTr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 303, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 47, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 180..
[227] İbn Sa'd, Tabakât, c. 223. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/52-53.
[228] İbn Sa'd Tabakât, c. 1, s. 11 6, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 85, Ebu'l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 117.
[229]İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Müslim , Sahih, c. 2, s. 671, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 21 8, Nesâf, Sünen, c. 4, s. 90, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 501, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 189-190.
[230] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 6, Ebu'l-Fenecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 118.
[231] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 ,s. 116, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 671, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 218, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 501 , Nesâf, Sünen, c. 4, s. 90, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 1 90.
[232] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 117, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.1, s. 189-190, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, elVefâ, t 1,s.117-118, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/53.
[233] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 118, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, elVefâ, c. 1, s. 119, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 188.
[234] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164.
[235] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 54
[236] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 8, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 119, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Zürkânî, Mevâhibu'lledünniye Şerhi, c. 1 , s. 188.
[237] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 178, Belâiurf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Yâkubî, Târîh.c. 2, s. 12, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 164, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 37, 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 281, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 177.
[238] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 178, Belâzurî, Ensâbu'l-eş/âf, c. 1, s. 81, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 12, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 22, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 22, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'lFidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 281, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 177, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 188-189.
[239] Ezraki, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 315, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 120, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 54, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 178.
[240] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 315, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 120, Zehebî, Târıtıu'l-İslâm, s. 54, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201 , Halebî, İnsânu'j-uyûn, c. 1, s. 178.
[241] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 118, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[242]Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 80.
[243] Belâzurî, Ensâbu'l-esrâf, c. 1, s. 81.
[244]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 13, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 22, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 34, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 54. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/54-55.
[245] İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 278.
[246] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 23, Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 82-83, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 9, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 328, 329, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186.
[247] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 9, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329. * Hükümdar Selâmı.: "En'im sabâhan= Sabahlar hayrolsun! Ebeytellânet=Zât-ı Devletinden, lânet ve nefreti mucib haller sâdır olmasın!" demekten ibaretti. (İbn Kuteybe, Maârif, s. 13, 271, Mes'ûdf, Murûc, c. 1, s. 4243.)
[248] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 86.
[249] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 24, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 9-10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 186.
[250] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 96, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 240.
[251] İbn Abdi RABBih, Ikdul-Ferîd, c. 2, s. 24, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,s.s.12.
* Abdulmuttalib1 in annesi Sel m a Hatun, Hazrecfl erdendi. Hazrecfler ise, Yemen S ebe soyundan idiler. Seyf b. I\ Yezen de, Himyer b. Şebe soyundandı. (Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 88.)
[252] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 84, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 96, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 11, Ebu'l-Ferec İbn Cevzi, el-Vefâ, c. 1, s. 122-123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 329, Halebî, İnsânu'l- uyûn, c. 1, s. 187.
[253]Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[254] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Mes'ûdf, Murûc, c. 2, s. 84, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 329, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186.
[255] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[256] Ebu Nuaym, Delâil.c. 1,s.95, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 122-123, Ebu'lFidâ, c. 2, s. 329, Diyarbekrî c. 1 , s. 240, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 187.
[257] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 97, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329.
[258] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[259] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 240, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186-187.
[260]Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[261]Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 95.
[262] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25-26, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 97, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 11-12, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 329, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 204, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 187.
[263] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 97, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10-12, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 203, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 187.
[264] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,s.97, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 12, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, S uyutf, H asâisü'l-k übrâ, c. 1, s. 20 3, D iyarbek rî, H am fs, c. 1, s. 240, H ale bf, İ nsânu'l -u yün, c. 1, s. 186.
[265] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26-27, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 97, 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 11-13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 126-127, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329-330, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 203, Diyarbekrî, Hamis, c 1, s. 240-241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 187188.
[266]Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 97-98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 12-13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 127, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 203, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241.
[267] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 98.
[268] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98-99, Beyhakî, Delâil, c.2,s. 13, Ebu'l-Ferec İbn C evzf, el-Vefâ, c. 1 , s. 128, Ebu "I-Fi dâ, el-Bi dâye ve 'n-n ihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, H asâi sü'l -kübrâ, c. 1, s. 20 3, D i yarbek rf, H am fs, c. 1, s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[269]İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27-28.
[270] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 98-99, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 203-204, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyÛn, c. 1, s. 188.
[271]İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28.
[272]Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, Hasâis, c, 1, s. 204, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[273] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 64, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 188.
[274] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İ bn Haldun Târîh, c. 2, ks, 1, s. 64, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, c. 1 , s. 188.
[275] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, c. 1 , s. 188.
[276] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28, Ebu Nuaym , Delâil, c, 1, s. 99, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 64, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 341, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 188.
[277] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec, İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 330, Halebî, c. 1, s. 188.
[278] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 330, Halebî, c. 1, s. 1 88.
[279] İbn Abd RABBih, Ikd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym, c. 1, s. 98, Halebî, c, 1 , s. 188.
[280]Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 14, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,s.188.
[281]Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 330, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[282] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 330, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241.
[283] İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 278. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/55-62.[/b]
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PeygamberLer Peygamberi MuhaMMed ALeyhisselâm

Mesaj gönderen ahmet »

Resim


MÜDLİC OĞULLARININ PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) HAKKINDAKİ TEŞHİSLERİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm) bir gün çocuklarla oyuna dalarak Redm'e[284] kadar varıp dayanmışlardı. Orada, Müdlic oğullarından bir cemaat, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı yanlarına çağırdılar. Kendisinin iki ayağına baktılar ve izini izlediler. O sırada, Abdulmuttalib'le karşılaşıp kucaklaştılar. Abdulmuttalib'e.: "Bu çocuk senin neslinden midir?" diye sordular. Abdulmuttalib.: "Oğlumdur" dedi .[285] Müdlic oğulları.: "Onu iyi koru! Çünkü, biz, Makam'daki ayak izine bununkinden daha çok benzeyenini görmedik" dediler. Abdulmuttalib, oğlu Ebu Talib'e.: "Bak! Bunlar ne söylüyorlar? İşit!" dedi. Bunun için, Ebu Talib, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı titizlikle korur dururdu.[286] Müdlic oğulları; kıyafet, alâmet ve ayak izlerinden anlamaktaki maharetleriyle tanınırlardı. [287] Makam-ı İbrahim, üzerinde İbrahim (aleyhisselâm)ın iki ayağının izi bulunan mübârek bir taş olup,[288] Kur'ân-ı Kerîm'de de "Makam-ı İbrahim" diye anılır.[289]

NECRAN USKUFU’nun[290] PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) HAKKINDAKİ TEŞHİSİ.:

Abdulmuttalib, bir gün, Kabe'nin yanında, Hicr'de oturuyor, kendisinin dostu olan Necran uskufu da yanında bulunuyordu. Uskuf, söz arasında.: "İsmail oğullarından gelecek olan son peygamberin sıfatını kitablarda bulduk. Kendisinin doğum yeri burasıdır. Sıfatları da şöyledir, şöyledir" diyerek onları birer birer saydığı sırada, Peygamberimiz (aleyhisselâm) oraya geliverdi. Uskuf ona baktı. Onun gözlerine baktı, arkasına baktı, ayaklarına baktı da.: "İşte o, budur! Bu çocuk senin neslinden midir?" dedi. Abdulmuttalib.: "Oğlumdur" dedi. Uskuf.: "Biz onun babasını kitablarda sağ bulmadık!?" dedi. Abdulmuttalib.: "O, benim oğlumun oğludur! Bu daha doğmadan, annesi buna hamile iken, babası vefât etmişti" deyince, uskuf.: "Şimdi doğrusunu söyledin!" dedi. Abdulmuttalib, oğullarına.: "Kardeşinizin oğlunu iyi koruyunuz! Onun hakkında söylenilen şeyi işitmiyor musunuz?" dedi.[291]

ABDULMUTTALİB DEDE’nin PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) HAKKINDA ÜMMÜ EYMEN'i UYARIŞI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dadısı Ümmü Eymen Bereke derki.: "Resûlullah (aleyhisselâm)a bakarken, bir gün, dalmışım, onun yanımdan uzaklaşıp gittiğini bilememişim. Abdulmuttalib birdenbire başucuma dikildi.[292] 'Ey Bereke!' dedi.[293] 'Buyur!' dedim. 'Oğlumu nerede buldum, biliyor musun?' dedi. 'Bilmiyorum!' dedim.[294] 'Oğlumdan gaflet etme![295] Onu sidre ağacının yakınında, çocukların yanında buldum.[296] Kitab Ehli olanlar [Yahudiler ve Hıristiyanlar], bu oğlumun bu ümmetin peygamberi olacağını söylüyorlar.[297] Ben oğluma onların zarar vermeyeceklerinden emin değilim1 dedi ."[298]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın KAYBOLAN DEVELERİNİ BULUP GETİRİŞİ.:

Kindir b. Saîd, babası Saîd'den; Betiz b. Hakîm'in babasının da, dedesi Muaviye b. Hayda'dan görgüye dayanan rivâyetine göne, demişlerdir ki.:[299] "Câhiliye devrinde yaptığım hacda,[300] Beytullah'ı tavaf ettiğim sırada, bir adam gördüm ki,[301] hem Beytullah'ı tavaf ediyor,[302] hem de.: “Ey RABBim! MuhaMMed'i bana geri çevir!” diyerek yalvarıyordu. “Kim bu?” diye sordum. “Abdulmuttalib b. Hâşim”dir.[303] “Bu, Kureyşîlerin seyyidi ve seyyidinin oğlu Abdulmuttalib b. Hâşim b. Abdi Menaf'tır” dediler. “MuhaMMed, bunun neslinden midir?” diye sordum. “Oğlunun oğludur ve o, kendisine insanların en sevgilisidir. Kendisinin pek çok develeri vardır. İçlerinden birisi kaybolunca, onu aramaya oğullarını göndermişti. Oğullarının dönüşleri gecikince,[304] kaybolan deveyi aramaya oğlunun oğlunu da göndermişti. Onu hiçbir işe göndermezdi ki, o onu[305] başarmamış,[306] getirmemiş olsun.[307] Fakat, bu sefer o da gecikti, eğlendi kaldı dediler.[308] Aradan çok geçmeden,[309] daha bulunduğum yerden ayrılmadan,[310] torunu[311] peygamber[312] MuhaMMed (aleyhisselâm) deve ile[313] çıkageldi.[314] Abdulmuttalib onu kucaklayıp bağrına bastı.:[315] “Yavrucuğum![316] Ben sana öyle üzüldüm ki, ben hiçbir şeye bunun kadar üzülmemişimdir. VALLAHi,[317] ben bir daha seni hiçbir hacete göndermeyeceğim.[318] Bundan sonra, seni hiçbir zaman yanımdan ayırmayacağım” dedi."[319]

ABDULMUTTALİB DEDEnin YAĞMUR DUASI İÇİN PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ı EBU KUBEYS DAĞINA OMUZUNDA ÇIKARIŞI.:

Mahreme b. Nevfel'in.[320] Abdulmuttalib'le yaşıt olan[321] annesi Rukayka'dan (Rukayye'den) işitip rivâyet ettiğine göre; annesi, şöyle demiştir.: "Ardarda gelen kuraklık ve kıtlık yılları,[322] Kureyşîlerin bütün malvarlıklarını alıp götürmüş;[323] yerleri,[324] süt veren memeleri,[325] vücudun derilerini kurutmuş,[326] zayıflatmış, kemikleri inceltmişti.[327] Ben, uyurken[328] veya uyuklarken,[329] birisinin.: 'Ey Kureyş cemaatı! İçinizden gönderilecek olan o peygamberin zuhuru zamanı bu zamandır![330] Zuhur zamanının gölgesi üzerinize düşmüştür![331] Size, o, hayırlı yağmurlar, bolluk ve ucuzluklar getirecektir.[332] Bakınız.: İçinizde, soyca en üstününüz ve şerefliniz; uzun boylu, iri kemikli, ak tenli, iki kaşının arası birbirine yakın, kirpikleri ve saçı uzun, yanakları düz, burnu ince ve yüksekçe olan zât ve oğulları çıksın. İçinizden, her kabileden de birer adam çıksın. Onlar, yıkansınlar, güzel koku sürünsünler. Sonra, Hacerü'l-Esved'i istilam etsinler. Sonra, Ebu Kubeys dağının tepesine çıksınlar. Vasıfları anlatılan zât ileri geçip dua etsin. Oradaki cemaat da, “Âmin!” desinler. Yağmura kavuşursunuz! diyerek bağırdığını işittim. Sabaha çıkınca, rüyâmı anlattım.[333] Baktılar da, bu sıfatlan Abdulmuttalib'in sıfatına uygun buldular.[334] Haremin hürmetine andolsun ki, Mekke vâdisinde bulunan herkes.:[335] “Bu, ancak ve ancak, Şeybetü'l-hamd'dir! Bu, Şeybetü'l-hamd [Abdulmuttalib]'dir!” dediler.[336] Mekke'de böyle demeyen hiç kimse kalmadı.[337] Hep Abdulmuttalib'in üzerinde ve başında toplandılar. Her kabileden birer adam çıkıp emr olunanları yaptılar.[338] Sonra da, Peygamberimiz (aleyhisselâm) yanlarında olduğu halde, Ebu Kubeys dağının üzerine çıktılar.[339] Abdulmuttalib Dede, o zaman yedi yaşında bulunan Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı dağın üzerine, omuzunda çıkardı.[340] Abdulmuttalib Dede, yanında Peygamberimiz (aleyhisselâm) olduğu halde, ayağa kalktı. Cemaat da Abdulmuttalib'in iki yanında sıralandılar.[341] Abdulmuttalib, cemaatın önüne geçti.[342] Ellerini kaldırdı.[343]
“Ey ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları kaldırıp ferahlatan ALLAH'ım! Herşeyi öğretilmeden bilen, her nimeti istenilmeden, esirgemeden veren Sensin![344] Bunlar, Senin erkek kulların[345] ve erkek kullarının oğullarıdır.[346] Şunlar da, Senin kadın kulların[347] ve kadın kullarının kızları[348] ve onların oğullarıdır.[349] Senin Harem'inin yanında barınıyorlar.[350] Ardarda gelen kuraklık yıllarının davarları, develeri yok ettiğinden, Sana şikâyetleniyorlar![351] Bizler, bildiğin şeye, musibete uğramış bulunuyoruz. Ardarda gelen şu kuraklık yılları develeri, davarları alıp götürdü, yok etti.[352] ALLAH'ım! Duamızı kabul buyur![353] Üzerimizdeki kıtlığı gider! Bize, bolluk ve ucuzluk getirecek yağmuru acele yağdır!” diyerek dua etti.[354] Kâbe'ye,[355] Kabe'nin RABBine[356] andolsun ki; daha bulundukları yerden ayrılmamışlardı ki,[357] gök yarılıp suyunu boşaltmaya başlamış,[358] Mekke vâdisi sel sularıyla dolmuştu.[359] Kureyş'in yaşlılarından ve ulularından Abdullah b. Cüd'an ile Harb b. Ümeyye ve Hişam b. Mugîre'nin, Abdulmuttalib'e.: “Henîen leke Ebe'l-Bathâ=>Ey Mekke halkının atası! Senin içindir, senin sayendedir bu ihsan![360] Sen, Mekkelilere hayat bahşettin!” dediklerini işittim ve kendisini böyle kutladıklarını gördüm."[361] Rukayka (Rukayye) Hatunun da, söylediği dört beyitlik manzumesinde, Yüce ALLAH'ın kendilerine Abdulmuttalib sayesinde yağmur ihsan ettiğini açıkladığı görülürse de;[362] Gerek Ebu Talib'in Kureyş müşriklerine karşı Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı savunan uzun şiirinde-ki "O'nun yüzü suyu hürmetine, ALLAH'tan yağmur istenir!" mealli 38. beyti; gerek Medinelilerin kuraklık ve kıtlığa uğramaları üzerine Peygamberimiz (aleyhisselâm) in duasıyla sağanak halinde yağmaya başlayıp Medine'yi seller içinde bırakan yağmurun Medine çevresine kaydırılması duasıyla dindiği görülünce, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın "Ebu Talib bu güne erişmiş olsaydı, buna sevinirdi!" buyurup, "Yâ Rasulallah! Herhalde, sen bununla Ebu Talib'in şu sözüne işaret etmek istiyorsun?" denilerek sözü geçen beyit okununca Peyamberimiz (aleyhisselâm)ın "Evet!" buyurdukları; [363] Hz. Âişe'nin de aynı beyti okuduğu zaman, Hz. Ebu Bekir'in "İşte, vallahi, bu, Resûlullah (aleyhisselâm)'dır!" dediği[364] göz önünde tutulmak, bu husustaki ihsanın Peygamberimiz (aleyhisselâm) için olduğu unutulmamak gerekir.[365]

ABDULMUTTALİB DEDE’nin VEFÂTI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dedesi Abdulmuttalib; Fil Vak'asından sekiz yıl sonra ölüm döşeğine düştü,[366] ki o zaman kendisi seksen iki yaşında,[367] Peygamberimiz (aleyhisselâm) da sekiz yaşında bulunuyordu.[368] Abdulmuttalib Dede, öleceğini anlayınca, kızlarını başına topladı. Onlara.: "Vefâtımdan sonra, hakkımda söyleyeceğiniz mersiyeleri, ölmeden, bir dinleyeyim bakayım!" dedi.[369] Bunun üzerine, kızları, söyledikleri birer şiirle babalarına ağıt yaktılar.[370] Yakıp dinlettikleri ağıtlarda onun üstün soylu, güçlü, boylu boslu, açık alınlı, güzel yüzlü, doğru sözlü, iyi huylu, cesaretli, adaletli, cömert, iyiliksever, saygıya ve boyun eğilmeye değer, şerefli, şanlı, her fazilet kendisinde toplanan, boşluğu doldurulamayacak olan, temelli kalmak şeref ve şanla olacak olsa kendisi dünyada temelli kalabilecek olan bir zât olduğunu dile getirdiler.[371] Abdulmuttalib Dede vefât edince, Kureyşliler onun cesedini, hürmeten su ile ve sidr ağacının yaprağı ile yıkadılar ki, o zamana kadar Kureyşlilerden hiçbir kimsenin ölüsü sidrle yıkanmış değildi. Kendisi; kefen olarak, Yemen hüllesinden, bin miskal altın değerinde iki kat hülleye sarıldı. Kefenine de, misk sürüldü. Kureyşîler, besledikleri derin sevgi ve saygılarından dolayı, onun cenâzesini günlerce eller üzerinde taşıdılar.[372] Abdulmuttalib Dede; Hacun Kabristanına,[373] dedelerinden Kusayy'ın yanına gömüldü.[374] Peygamberimiz (aleyhisselâm); dedesinin cenâzesini, Hacun Kabristanına kadar, ağlayarak takip etti.[375] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dadısı Ümmü Eymen Bereke.: "O gün, Resûlullah (aleyhisselâm)ı gördüm. Abdulmuttalib'in tabutunun arkasından ağlıyordu!" demiştir.[376] "Abdulmuttalib'in ölümünü hatırlayabiliyor musunuz?" diye sorulduğu zaman, Peygamberimiz (aleyhisselâm) da.: "Evet! O zaman ben sekiz yaşlarında idim!" buyurmuştur.[377] Abdulmuttalib Dedenin arkasından ağlandığı kadar, hiç kimseye ağlanmamıştır. Mekke çarşısı onun ölümünden dolayı günlerce açılmamış, kapalı tutulmuştur.[378] Kureyşîler; Ka'bb. Lüeyy'e tâzimlerinden dolayı, onun ölüm tarihini, Fil yılına kadar, tarih başlangıcı edinmişlerdi.[379]
Sonra da, Abdulmuttalib'in ölümünü tarih edindiler.[380] Kureyşîler, Abdulmuttalib'e "İkinci İbrahim" derlerdi.[381] Kendisi âhirete, âhiret cezâ ve mükâfatına inanır.: "VALLAHi, şu dünyanın arkasında bir dünya daha vardır ki, iyilik edenler orada iyiliklerinin mükâfatını görecekler, kötülük edenler de orada kötülüklerinin cezâsını çekeceklerdir!" derdi.[382] Beytullah'ı çok çok tavaf eder,[383] Haram olan ayların dokunulmazlığını son derecede gözetir, hac mevsiminde hacılara mallarının en iyisinden infakta bulunurdu. Konukları ağırlardı.[384] Dağ başlarında da, vahşi hayvanların, kurtların, kuşların karınlarını doyururdu.[385] Kaybolan Zemzem Kuyusu’nu ortaya çıkardıktan sonra, kuyunun başına yaptığı havuza Zemzem doldurup, Mekke halkına ve hacılara Zemzem Suyu içirirdi.[386] Ayrıca, develerinin sütünü balla karıştırarak hacılara ikram ettiği gibi, kuru üzüm satın alıp Zemzemle hoşaf yaparak içirdiği de olurdu.[387] Abdulmuttalib Dede, Kureyşîlerin hâkimlerindendi.[388] İçki içmezdi.[389] İçkiyi ve zinâyı yasaklamıştı. Zina yapanı, kamçılatarak cezâlandırırdı. Oğullarına, ahlâkî faziletleri emir ve tavsiye ederdi .[390]

EBU TALİB'in PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ı YANINA ALIP BÜYÜTÜŞÜ.:

Abdulmuttalib Dede, ölüm döşeğine düşünce, bütün oğullarını başına topladı. Peygamberimiz (aleyhisselâm)a çok iyi bakmalarını onlara tavsiye ve emr etti. Zübeyr ile Ebu Talib; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın babası Hz. Abdullah ile aynı anneden, yani Fâtıma binti Amr, b. Âiz, b. İmran, b. Mahzum'dan doğma kardeş idiler. Bu iki amca; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı yanlarına almak için kur"a çektiler. Kur'a, Ebu Talib Amcaya çıktı. Ebu Talib Amca; Peygamberimiz (aleyhisselâm)a karşı, amcalarının en hamiyetlisi ve en şefkatlisi idi.[391] Peygamberimiz (aleyhisselâm), o zaman, sekiz yaşında bulunuyordu.[392] Ebu Talib'in; Arafat hizasındaki Ürene vâdisinde bulunan,[393] arada sırada sütü sağılıp Mekke'ye getirilen birkaç deveden başka malı yok,[394] aile efradı ise çoktu. Onları geçindirmekte sıkıntı çekmekte idi.[395] Ebu Talib; yoksulluğuna rağmen, Kureyşîlerin seyyidi, ulu kişisi idi. Kendisinin sözü dinlenir, emirlerine karşı gelmekten, aykırı hareket etmekten sakınılırdı.[396] Babası Abdulmuttalib gibi, o da ağzına içki koymazdı.[397] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın üzerine titrer.[398] onu kendi çocuklarından fazla severdi.[399] Onu yanına almadıkça uyumaz,[400] bir yere giderse onu da yanında götürürdü. Onun üzerine düştüğü kadar, hiçbir şeyin üzerine düşmezdi![401] İstirahati için kendisine serilen mindere onun gelip oturmasından sevinç duyar.: "Rebia'nın İlâhına yemin ederim ki, kardeşimin oğlu için pek büyük bir şeref vardır!" derdi.[402] Hazırlanan bir yemeği,[403] Ebu Talib'in aile efradı, toplu veya münferid olarak yedikleri zaman, doymazlardı. Fakat, Peygamberimiz (aleyhisselâm) onlarla birlikte yediği zaman, doyarlardı.[404] Bunun için, Ebu Talib; yemeklerini yemek istedikleri zaman, aile efradına.: "Durunuz! Sizin gibi, oğlum da gelsin, hazır olsun!" der, Peygamberimiz (aleyhisselâm) gelip onlarla birlikte yerse, yemekler artardı. Peygamberimiz (aleyhisselâm) yemekte onlarla birlikte bulunmazsa, doymazlardı.[405] Ebu Talib.: "Sen, hiç şüphesiz, mübâreksin!" derdi.[406] Sofraya, bir tek kişinin içeceği bir kapla konulan sütten[407] Peygamberimiz (aleyhisselâm) önce içip ötekiler sonra içecek olurlarsa, ilkinden sonuncusuna kadar hepsi, kanasıya içerlerdi.[408] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dadısı Ümmü Eymen Bereke derki.: "Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın, gerek çocukluğunda, gerek büyüklüğünde, ne açlıktan, ne de susuzluktan şikâyetlendiğini görmedim. [409] Günlerinin çoğunda,[410] sabahleyin,[411] biraz Zemzem içer, kendisine yiyecek vermek istediğimiz zaman.: İstemem! Ben tokum" derdi.[412] Amcasının çocukları sofraya konulan şeye hemen uzandıkları halde, o uzanmaz, onun yenme zamanını beklerdi.
Bunun için, Ebu Talib'in ona ayrı sofra kurdurduğu da olurdu.[413] Ebu Talib'in çocukları, sabahleyin yataklarından gözleri çapaklı, yüzleri asık halde kalktıkları halde; o, parlak yüzlü, sürmeli gözlü olarak sabaha çıkardı."[414]

FÂTIMA HATUNUN PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)a ANNESİNDEN SONRA ANNE OLUŞU; ONA DERİN SEVGİ VE SAYGI BESLEYİŞİ.:

Ebu Talib Amcanın zevcesi Fâtıma Hatun; faziletli,[415] iyi halli bir kadındı. [416] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın yanında, onun büyük bir mevkii ve itibarı vardı.[417] Fâtıma Hatun vefât ettiği zaman Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın gözlerinden yaşlar akmış;[418] "Bugün annem vefât etti!" buyurup[419] gömleğini ona kefen olarak sardırmış,[420] cenâze namazını kıldırmış.[421] gömüleceği kabrin içine inip yanının üzerine uzandıktan sonra onu indirtmişti.[422] "Biz, senin buna yaptığın şeyi başkasına yaptığını hiç görmedik!?" dedikleri zaman.: "Ebu Talib'den sonra, bu kadıncağız kadar bana iyilik eden hiçbir kimse yoktur! Âhirette Cennet elbiselerinden elbise giymesi için, ona gömleğimi sardırdım. Kabre ısınması için de, oraya kendisiyle birlikte uzandım!" buyurmuştur.[423] Peygamberimiz (aleyhisselâm), bu yengesi için duyduğu üzüntüden hayrete düşenlere de.: "O, beni doğuran annemden sonra, annemdi. Kendisinin çocukları aç durur, suratlarını asarlarken, o önce benim karnımı doyurur, saçımı tarar ve gülyağlarıyla yağlardı. O, benim annemdi! [424] Cebrâil (aleyhisselâm), Yüce RABBim tarafından.: 'Bu kadın, Cennetliklerdendir! diye bana haber verdi" buyurmuş[425] ve.: "ALLAH seni yarlıgasın ve hayırla mükâfatlandırsın! ALLAH sana rahmet etsin ey annem! Sen, benim annemden sonra, annemdin! Kendin aç durur, beni doyururdun! Kendin çıplak durur, beni giydirirdin! En nefis nimetlerden kendi nefsini alıkor, bana tattırırdın! Bunu da, ancak ALLAH'ın rızasını ve âhiret yurdunu umarak yapardın! ALLAH ki, diriltendir, öldürendir, hiç ölmeyen diridir O! Yâ ALLAH! Annem Fâtıma binti Esed'i af ve mağfiret et! Ona hüccet ve delilini anlat! Girdiği yeri genişlet! Ben peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için, duamı kabul buyur ey merhametlilerin en merhametlisi olan ALLAH!" diyerek, onun hakkında dua etmiştir.[426] Peygamberimiz (aleyhisselâm); bu mübârek Cennetlik hatunu, sağ bulunduğu müddetçe, gidip ziyâret eder, onun evinde kuşluk uykusu uyurdu.[427]

EZD-İ ŞENUE'Li ÂİF’in PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) HAKKINDAKİ TEŞHİSİ.:

Ezd-i Şenue Kabilesine mensup bir âif vardı.[428] Iyafet; kuşları "Kışt!" diye azarlayarak kişileyip, onların isimlerinden, seslerinden, iniş ve geçişlerinden uğurluluk veya uğursuzluk çıkarmaya çalışmak demektir ki, bu, Arapların çoğu zaman yapageldikleri âdetlerindendi.[429] Âif de, kıyafet, alâmet ve izlerden anlayan, gelecek hakkında kehânette bulunan, kuşun uçması gibi şeylerden hüküm çıkaran falcı demektir.[430] Ezd-i Şenue'li Âif Mekke'ye geldiği zaman, Kureyşîler oğullarını ona götürür, fallarına baktırırlardı. Ebu Talib de, o zaman çocukluk çağında bulunan Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, falına baktırmak için, başkalarıyla birlikte, ona götürmüştü. Falcı; Peygamberimiz (aleyhisselâm)a şöyle bir baktıktan sonra, birşeyle biraz meşgul olup işini bitirir bitirmez.: "Yanıma getirsenize o çocuğu!" dedi durdu. Ebu Talib, onun böyle Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın üzerine düştüğünü görünce, onu göstermedi.
Âifin.: "Yazıklar olsun size! Demin görmüş olduğum çocuğu yanıma getirsenize! VALLAHi, ileride onun şanı büyük olacaktır!" deyip durduğu sırada, Ebu Talib, Peygamberimiz (aleyhisselâm)la birlikte, oradan yavaşça, sezdirmeden ayrılıp evine gitti.[431]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın KALBİNE RE'FET VE RAHMET DOLDURULUŞU.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm), on yaşını birkaç ay geçmiş olduğu sırada kında, üzerinden bir sesin geldiğini işitti. Başını kaldırıp baktığı zaman, bir adamın diğer bir adama.: "Bu o mudur?" diye sorduğunu gördü. Sorulan adam.: "Evet!" dedi. Ne yüzleri, ne de giyinişleri hiçbir kimseninkine benzemeyen bu adamlar, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı karşılayıp kollarından tuttular. Peygamberimiz (aleyhisselâm), onların tutuşlarını hiç hissetmedi. Onlardan birisi, arkadaşına.: "Yatır onu!" dedi. Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, hiç çabalatmadan, eğip bükmeden yere yatırdılar. Onlardan biri, öbür arkadaşına.: "Yar onun göğsünü!" dedi. O da, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın göğsünü yardı. Göğsü ne kanadı, ne de ağrıdı. Yine, biri öbürüne.: "Kin ve kıskançlığı çıkar içinden!" dedi. O da, pıhtılaşmış kan gibi birşey çıkarıp attı. Yine, biri öbürüne.: "Rahmet ve re'fet doldur!" dedi. Bundan sonra, Peygamberimiz (aleyhisselâm); küçüklere karşı son derecede şefkatli, büyüklere karşı son derece merhametli oldu.[432]


*
**
****

DiP NOTLAR.:



[284] Redm.: Mekke'de Bent Cumahlara ait mahalledir (Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 40.)
[285] Ebu Nuaym, Delâil ,c.1,s. 165.
[286] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 118, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 165, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 120, İtan Asâkir, Târih, c. 1 s. 284, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239.
[287] Diyarbekrî, Hamiş, c. 1, s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 178.
[288] Ezrakî, Nıbâru Mekke, c. 2, s. 30, Halebî, İnsanu'l-uyûn, c. 1, s. 1 78.
[289] Al-i İmrân.: 97. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/62-63.
[290] Uskuf. Hıristiyanların diyanet reisi, papazı, kıssîsten yukarı, matran'dan aşağı kişileri demektir. (Fîruzâbâdî, Kâmûsu'l-muhît, c. 3, s. 158).
[291] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 165, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 202, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/63.
[292] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[293] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 118, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 180.
[294] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[295] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 118, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Halebî, İnşân, c. 1, s. 180.
[296] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 11 8, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c, 1, s. 180.
[297] İbn Sa'd, Tabakât, d , s. 118, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 1 80.
[298] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/63-64.
[299] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 112, Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1 , s. 415, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 20-21, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 51, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 200.
[300] Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 82, Beyhakî, Delâilü'nnübüvve, c. 2, s. 20, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 385, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 200. [301] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 112, Buhârî, Târıîıu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 20, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 385, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1 , s. 180.
[302] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 180.
[303] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 3, Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415. Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 82, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnsânu'l- uyûn, c. 1, s. 180.
[304] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 21, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 200, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[305] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 113, Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180. [306] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 113, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 20, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s.200, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 180.
[307] Beyhakî, Delâil, c. 2, s, 20, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 38, Zehebî, Târihu'l-İslâm , s. 51. [308] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 61 4, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51 .Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnşân, c. 1, s. 180.
[309] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 3, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 20-21, Suyûtî, Hasâis, c. 1,s.200.
[310] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Suyûtî, Hasâis, c. 1 , s. 200, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 181.
[311] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 3, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 38, Halebî, İnşân, c. 1, s. 181.
[312] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21.
[313] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 181.
[314] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 113, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 38, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 181.
[315] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 113.
[316] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 614, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 51, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 181. [317] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 614, Beyhakî, Delâil, c. 2 ,s. 21.
[318] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 113, Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 614, Beyhakî, Delâil, c.2,s.21.
[319] Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c.2, ks. 1, s. 415, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 614, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 51, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 181. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/64-66.
[320] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 89, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 82, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 15, Süheyli, R avdu'l-ünüf, c. 2, s. 1014, Ebu' I-Ferec İ bn C evzf, el -Vefâ, c. 1, s. 120, İ bn E ar, U sdu'l gâbe,c. 7, s. 111, İbn S eyyid, U yünü 'l-ese r, c. 1, s. 38, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 303, Suyûtî, Hasâisü'lkübrâ, c. 1, s. 198, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 181.
[321] İbn Sa'd, c. 1, s. 89, Belâzurî, c. 1, s. 82, Beyhakî, c. 2, s. 15, İbnEsîr, c.7, s. 112, İbn Seyyid.c.1, s. 39, İbn Hacer, c. 4, s. 303.
[322] İbn Sa'd, c. 1, s. 89, BelâiurT, c. 1, s. 82, Beyhakî, c. 2, s. 1 5, Süheyli, c. 3, s. 104, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 120, İbn Esîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c. 1 , s. 38, İbn Hacer, c. 1, s. 303, Suyûtî, c. 1, s. 1 98, Diyarbekrî, c. 1, s. 239, Halebî, c. 1, s. 1 81.
[323] İbn Sa'd, c. 1, s. 89-90, Belâzurî, c. 1 , s. 82, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Halebî, c. 1, s. 181.
[324] Süheyli, c. 3, s. 104.
[325] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, c. 1 , s.120, İbnEsîr, c. 7, s. 11 2, Diyarbekrî, c. 1,s.239.
[326] Beyhakî, c. 2, s. 15, Suyûtî, c. 1.S.198.
[327] Beyhakî, c. 2, s. 15, Süheyli, c. 3, s. 104, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 120, İbn Esîr, c.7, s. 112, İbn Hacer, c. 4, s. 303, Suyûtî, c. 1, s. 198, Diyarbekrî, c. 1, s. s. 239.
[328] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Halebî, c. 1, s. 181.
[329] Beyhakî, c. 2, s. 15, Süheyli, c. 3, s. 104, Ebu'l-Ferec, t 1, s. 121 , İtan Esîr, c. 1, 7, s. 112, Suyûtî, c. 1 , s. 198.
[330] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 82, Beyhakî, c. 2, s. 15-16, Süheyli, c. 3, s. 104-105.
[331] Ebu'l-Ferec, c.1, s. 121, İbnEsîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c. 1 s. 198.
[332] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 82.
[333] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Belâzurî, c. 1 , s. 82-83, Beyhakî, c. 2, s. 15-16, Süheyli, c. 3, s. 104-105, Ebu'lFerec, c. 1, s. 121 , İbn Esîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Suyûtî, c. 1, s. 1 98, Diyarbekrî, c. 1, s. 239, Halebî, c. 1, s. 1
[334] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 90, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 339, Halebî, İnsânu'l- uyûn, c. 1, s. 181.
[335] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 16, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, elVefâ, c. 1, s. 121 , İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 112.
[336] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 12, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c. 3, s. 105, İbn Cevzî, c.1, s. 1 21, İbn Esîr, c.7, s. 112, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 198.
[337] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 12, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121.
[338] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121, İbn Esîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Suyûtî, c. 1, s. 198, Diyarbekrî, Ham fs, c. 1 , s. 239, Halebî, c. 1, s. 181.
[339] İbn Sa'd, c. 1 , s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 83, Yâkubî, c. 2, s. 12, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1 , s. 121, İbnEsîr, c, 7, s. 112. İbn Seyyid, c.1, s. 39, Suyûtî, c. 1, s. 198-199, Diyarbekrî, c. 1, s. 239, Halebî, t 1, s. 182.
[340] Süheyli, c. 3, s. 105, Diyarbekrî, c. 1, s. 239.
[341] Yâkubî, c. 2, s. 12-13, Beyhakî, c. ,s.16, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121 , İbn Esîr, c.7, s. 112, Suyûtî, c. 1, s. 1 98-1 99.
[342] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Halebî, c. 1, s. 182.
[343] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 112.
[344] Yâkubî, t 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c, 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 1 21, İbn Esîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c.1 , s. 199, Halebî, c.1, s. 182.
[345] İbn Sa'd, c. 1 , s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 83, Yâkubî, c. 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, t 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c.1 , s. 121, İbnEsîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c.1, s. 39, Suyûtî, c. 1,5.199, Halebî, c.1, s. 1 82.
[346] İbn Sa'd, c. 1, s. 90.
[347] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 90, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 13, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 16, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 105, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.1 21, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 39, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 199, Halebî, İnsânu'l-uyün, c. 1, s. 182.
[348] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
[349] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s. 83.
[350] Yâkubî, t 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 1 21, İbn Esîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c.1 , s. 199, Halebî, c.1, s. 182.
[351] Beyhakî, c. 2, s. 15,16, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121, İbn Esîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c.1, s. 199, Halebî, c. 1.S.182.
[352] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 83.
[353] Yâkubî, c. 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 17, Süheyli, c. 3, s. 105.
[354] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Belâzurî, c. , s. 83, İbn Seyyid, c. , s. 39.
[355] Beyhakî, c. 2, s. 18, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121.
[356] İbn Esîr, c.1, s. 112.
[357] İbn Sa'd, c. 1 , s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 83, Yâkubî, c. 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 18, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1 , s. 121, İbn Esîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c.1, s. 39, Suyûtî, c. 1,s. 199 Halebî, c.1, s. 182.
[358] Yâkubî, c. 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 17,1 8, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121, İbn Esîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c. 1, s. 199, Halebî, c. 1,5.182.
[359] İbn Sa'd, c. 1, s. 90, Belâzurî, c. 1, s. 83, Yâkubî, c. 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 17,18, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c.1, s. 121, İbn Esîr, c.7, s. 112, İbn Seyyid, c.1 , s.39, Suyûtî, c.1, s. 199, Halebî, c.1 ,s.182.
[360] Beyhakî,c.2,s.16,17, Süheyli,c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c.1, s. 121, İbn Esîr, c.7, s. 112, Suyûtî, c.1, s. 199, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, c. 1 , s. 182.
[361] Beyhakî, c. 2, s. 16,17, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121, İbn Esîr, c, 7, s. 112.
[362] İbn Sa'd, c.1 , s. 90, Belâzurî, c. 1 , s. 83, Beyhakî, c. 2, s. 17,18, Ebu'l-Ferec, c. 1, s 121, İbn Esîr, C. 7, S. 11 2, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Suyûtî, c. 1, s. 1 99.
[363] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 300.
[364] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 7.
[365] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/66-70.
[366] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 178, Taberî, Târih, c. 2, s. 194, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvıe, c. 2, s. 22, İbn Esîr, Kâmil, C.2.S.37.
[367] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 119, Belâzuri, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 84.
[368] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 84, Yâkubî, TârTh, c. 2, s. 13, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvvıe, c. 1, s. 166, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 22, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 54.
[369] İbn İshak, İ bn Hişam, Sîre, c. 1, s. 178-179, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 118, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 129, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1185
[370] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 8.
[371] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 179-183, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 85-86.
[372] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 13.
[373] İbn Sa'd, c. 1, s. 119, Belâzurî, c. 1, s. 84, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 285, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 1 29, Zehebî, s. 54.
[374] Halebî, İnsânu'l-uyûn, 11, s. 184.
[375] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 315, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 54.
[376] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 9, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 84, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 1 29, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 253, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 184.
[377] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 1 66, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 129, Diyarbekrî, c. 1, s. 253, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 184.
[378] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186.
[379] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 41, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 1 53.
[380] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 4.
[381] Yâkubî, Târih, t 2, s. 11.
[382] Şehristânf, el-Milel ve'n-nihâl, c. 2, s. 240.
[383] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 84.
[384] Yâkubî, Târih, c. 2, s. s. 10-11.
[385] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 92, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 10.
[386] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 155.
[387] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 113-114.
[388] İbn Habib, K itâbu 'l-muhabber, s. 132, Belâzurf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 72, Yâkubi, T ârıh, c. 1 , s. 258, E b ul-Tayyi b, I kdü's-simfn, c. 1, s. 152.
[389] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 237, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 84.
[390] Ahmed Zeynî Dahlan, Sîretü'n-nebî, c. 1 , s. 35. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/70-72.
[391] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 85, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 22, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 253, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 185.
[392] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 84.
[393] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 166, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, t 1, s. 40.
[394] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 168, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 166, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 184.
[395] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 84.
[396] Yâkubî, Târih, t 1.S.14.
[397] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 184.
[398] Ebu Nuaym Delâil, c. 1, s. 166.
[399] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 9, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 1 30-1 31, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 282.
[400] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 9.
[401] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 9, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282.
[402] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 120, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 131, Halebt, İnsânu'l-uyûn, 11, s. 189. [403] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 119, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 31.
[404] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 168, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 166, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, elVefâ, c. 1, s. 131 , İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 205.
[405] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119-1 20, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 166, Ebu'l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 131, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282. [406] İbn Sa'd, Tabakât, c.1, s. 120, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 167. Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 131, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282-283.
[407] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 166, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 89.
[408] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 168, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 166-167, İbn Seyyid, UyÛnu'l-eser, c. 1 , s. 40, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ , c. 1, s. 205, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 s. 189.
[409] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 168, Ebu Nuaym, c.1, s. 167, İbn Seyyid, c.1, s. 40, 41, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,s.184.
[410] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s. 96.
[411] Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 205.
[412] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 168, Belâzuri, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 167, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40, Suyûtî, c. 1, s. 205, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 184.
[413] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 283, Suyûtî, c. 1, s. 205, Halebî, İnsânu'l-uyûn, t 1, s. 189.
[414] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 120,168, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 167, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 131, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s. 40, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 283, Suyûtî, Hasa is, c. 1, s. 204-205, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 254, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c, 1 , s. 189. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/73-75.
[415] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 14.
[416] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,3.122.
[417] Hâkim, Müsiedrek, c. 3, s. 108.
[418] Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 108, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 2, s. 202, Aliyyü'l-Müttakf, Kenzu'l-ummâl, c. 13, s. 636.
[419] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 14.
[420] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 108, İbn AJodilberT, İstiâb, c. 4, s. 1891, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7,s. 217, Muhibbüt-Taberî, Rıyâd,c.2, s. 202.
[421] Hâkim, c. 3, s. 108, Muhibbüt-Taberî, c. 2, s. 202, Kenzu'l-ummâl, c. 13, s. 635.
[422] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 108, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1891, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 217, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 2, s. 202.
[423] İbn Abdilberr, İstiâb, c.4, s. 1891, İbn Esîr, Usd, c. 7, s. 217, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 2, s. 202, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 257, AJiyyü'l-Müttakf, Kenzu'l-ummâl, c. 13, s. 635-636. [424] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 14.
[425] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 108, Aliyyü'l-Müttakf, Kenzu'l-ummâl, c. 1 3, s. 636
[426] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 256-257
[427] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 222, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 380. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/75-77.
[428] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 190, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. s. 292, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 191.
[429] İbn Esîr, Nihaye, c. 3, s. 330, Ffruzâbâdf, Kâmusu'l-muhft, c. 3, s. 185.
[430] Firuzâbâdi, Kâmûsu'l-muhit, c. 3, s. 185.
[431] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 1 90, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 283, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 191. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/77-78.
[432] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 139, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 219-220, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 8, s. 222-223, Suyutî, Hasaisü'l-kübrâ, c. 1, s. 160-161, Alâuddin ^Ji, Kenzu'l-umm âl, c. 1 2, s. 400-401.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PeygamberLer Peygamberi MuhaMMed ALeyhisselâm

Mesaj gönderen ahmet »

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın AMCASIYLA BİRLİKTE BUSRA'ya GİDİŞİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm) on iki yaşında bulunduğu sırada idi.[433] Kureyşîler, Şam'a götürüp satmak üzere pek çok ticaret malları hazırlamışlar, Ebu Talib de bu ticaret kervanına katılıp gitmeye hazırlanmıştı. Peygamberimiz (aleyhisselâm), kendisini de yanında götürecek mi diye bekleyip duruyordu. Yola çıkılacağı sırada, bütün erkek ve kız kardeşleri, Ebu Talib'i uğurlamaya gelmişlerdi. Ebu Talib'in, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a çok sevgisi ve şefkati vardı. Ona.: "Sen de benimle birlikte gidermişin?" diye sordu. Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın amcaları ve âmeleri (halaları), Ebu Talib'e.: "Bu yaştaki bir çocuk, hastalıklara uğratılmak için, yemesi içmesi bol bir yere götürülmez!" dediler.[434] Bunun üzerine, Ebu Talib Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı hastalıktan korumak üzere[435] geride bırakmaya karar verince, Peygamberimiz (aleyhisselâm) ağladı.[436] Ebu Talib.: "Ey kardeşimin oğlu! Sana ne oldu? Herhalde, seni geride bıraktığım için ağlıyorsun?" dedi. Peygamberimiz (aleyhisselâm).: "Evet!" dedi[437] ve Ebu Talib'in devesinin yularından tutup.: "Benim ne babam var, ne annem!" dedi.[438] Ebu Talib rikkate geldi.: "VALLAHi, seni yanımda götüreceğim! Hiçbir zaman, ne o benden ayrılacak, ne de ben ondan ayrılacağım!" dedi ve Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı yanında götürdü. Kureyş ticaret kervanı, Şam topraklarından Busra'da konakladı.[439]


PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın BUSRA'da RAHİP BAHÎRA İLE BULUŞULMASI.:

Busra'da, Rahib Bahîra diye anılan bir rahib, bir de, onun içinde barındığı manastırı vardı. Bahîra, Hıristiyanların en âlimi idi. Hıristiyanların ilmi, onda ve buradaki manastırda idi.
Çünkü, burada; büyükten büyüğe geçerek gelen bir kitap vardı ki, bu manastırda o güne kadar gelip geçmiş rahiblerden, bu kitabdan yararlanmayan, bilgi almayan yoktu.
[440] Bahîra'nın asıl adı Circis veya Sercis idi.[441] Kendisi Teyma Yahudilerinden ve Yahudi âlimlerinden olup, [442] İsâ (aleyhisselâm)ın dininde idi.[443] Kureyş ticaret kervanı bu sefer onun manastırının yakınında konaklamış bulunuyordu.[444]

RAHİB BAHÎRA'nın KERVAN HALKINA ZİYÂFET ÇEKİŞİ.:

Kureyş ticaret kervanları daha önceki yıllarda defalarca gelip uğradıkları halde Rahib Bahîra onlarla hiç konuşmaz, ilgilenmezken, bu yıl, manastırının yakınında konakladıkları zaman, onlar için birçok yemekler yaptırmıştı. Bu da, kendisinin manastırında oturduğu yerden, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a ait bazı şeyler görmüş olmasından ileri gelmişti. Rivâyete göre; Bahîra manastırda bulunduğu sırada, kâfile ilerlerken bir bulutun kervandakiler arasında Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı gölgelediğini, sonra gelip manastırının yakınında bir ağacın gölgesine indikleri zaman bulutun ağacı gölgelediğini, ağacın dallarının da Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın üzerine doğru eğildiğini ve onu gölgesinin altına aldığını görmüştü. Bahîra bütün bunları görünce manastırından indi, ve.: "Ey Kureyş cemâatı! Ben sizin için, yemek yaptım. Sizin küçük büyük, köle hür, olanlarınızın yemekte hazır bulunmanızı arzu ediyorum!" diye haber gönderdi. Yemek için geldikleri zaman, Kureyşîlerden birisi.: "VALLAHi, ey Bahîra! Senin bugün şaşılacak bir halin var! Biz sana çok kere uğrardık da, bize böyle birşey yapmazdın. Bugün, sendeki bu hal nedir?" dedi. Rahib Bahîra.: "Doğru söyledin! Siz konuksunuz, ağırlanmaya lâyıksınız. Ben de sizi ağırlamayı arzu ettim ve hepiniz yiyesiniz diye yemek yaptım!" dedi. Hepsi gelip sofra başında toplanmış, yalnızca Peygamberimiz (aleyhisselâm), çocuk ve yaşça onların hepsinden küçük olduğu için, ağacın altındaki yüklerin yanında bekçi olarak geride kalmıştı. Bahîra, gelenlere birer birer bakıp bildiği ve kitabda bulduğu sıfatları hiçbirinde göremediği için.: "Ey Kureyş cemâatı! Sizden, bu yemekte hazır bulunmayan, geride kalan bir kimse var mı?" diye sordu. Kureyşîler.: "Ey Bahîra! Senin yemeğine gelmesi gerekenlerden, bir çocuktan başka, kimse geride kalmadı! O çocuk da aramızda yaşça cemâatın en küçüğü olup, ağırlıkların yanında geride kaldı." dediler. Bahîra.: "Yapmayınız! Onu da çağırınız! Bu yemekte, sizinle birlikte, o da bulunsun!" dedi. Ticaret kâfilesinde Kureyşîlerden bir zât.: "Lât ve Uzzâ'ya and olsun ki; aramızdan, Abdullah b. Abdulmuttalib'in oğlunun bu yemekten geride kalışı, bizim için, kınanacak bir tutumdur!" dedikten sonra, kalktı. Ona doğru vardı. Kolundan tutup getirdi ve sofradakilerin yanına oturttu..[445]

RAHİB BAHÎRA'nın PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) HAKKINDAKİ TEŞHİSİ ve EBU TALİB'İ UYARIŞI.:

Rahib Bahîrâ; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı görür görmez, ona dikkatli dikkatli bakmaya ve bedeninden bazı uzuvlarını süzmeye başladı. Peygamberimiz (aleyhisselâm)a baktıkça, kitabda yazılı sıfatları onda buluyordu. Cemâat yemeklerini yiyerek dağıldıkları zaman, Bahîra, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın yanına gelip.: "Ey çocuk! Ben sana bazı şeyler soracağım. Lât ve Uzzâ hakkı için, sorularımı cevâblandır!" dedi. Bahîrâ; Lât ve Uzzâ adına yemin ettiklerini, and içtiklerini Kureyşilerden işittiği için, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a da böyle and vermişti. Peygamberimiz (aleyhisselâm).: "Lât ve Uzzâ adına yemin vererek bana birşey sorma! VALLAHi, ben, hiçbir şeyden, onlardan nefret ettiğim kadar nefret etmem!" dedi. Bahîra.: "Öyle ise, ALLAH aşkına, sana soracağım şeyler hakkında bana cevâb ver!" dedi. Peygamberimiz (aleyhisselâm).:
"Bana istediğini sor!" dedi. Bunun üzerine, Bahîra; Peygamberimiz (aleyhisselâm)a, uyku durumu ve bunlardan başka halleri ve işleri hakkında birçok sorular sordu. Peygamberimiz (aleyhisselâm) da sorulara cevâblar verdi ki, hepsi de Bahîra'nın bildiği sıfatlara uyuyordu. Bahîra, en sonunda, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın sırtına da baktı. İki omuzu arasındaki peygamberlik hâteminin de, bildiği şekilde, yerli yerinde bulunduğunu gördü. Rahib Bahîra, sorularını sorup bitirdikten sonra, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın amcası Ebu Talib'in yanına geldi. Ona.: "Bu çocuk senin neslinden midir?" diye sordu. Ebu Talib.: "Oğlumdur" dedi. Bahîrâ.: "O, senin oğlun değildir! Bu çocuğun babasının sağ olması uygun değildir!" dedi. Ebu Talib.: "O, benim kardeşimin oğludur!" dedi. Bahîra.: "Babasına ne oldu?" diye sordu. Ebu Talib.: "Annesi buna hamile iken, babası öldü!" dedi. Bahîra.: "Doğru söyledin!" dedi.
[446] "Annesi ne oldu?" diye sordu. Ebu Talib.: "Öldü!" dedi. Bahîra.: "Doğru söyledin![447] Kardeşinin oğlunu hemen memleketine geri çevir! Yahudilerin ona zarar vermelerinden sakın! VALLAHi, Yahudiler onu görüp de benim onda bulunduğunu anladığım şeylerin onda bulunduğunu anlayacak olurlarsa, muhakkak onu öldürmeye kalkışırlar! Senin kardeşinin oğlunun çok büyük bir hal ve şanı olacaktır! Sen, onu memleketine götürmekte acele et![448] Biz, onun son peygamber olacağını kitablarımızda ve atalarımızdan bize yapılan rivâyetlerde bulmuşuzdur!.[449] Bu hususta bizden ahd ve mîsaklarda alınmıştır!" dedi. Ebu Talib.: "Sizden bu mîsakları kim aldı ola?" deyince, Bahîra gülümsedi, sonra da.: "Yüce ALLAH, onu İsâ b. Meryem'e indirdiği kitabda aldı. Sen, eğlenip kalmayı azalt da, onu memleketine ve doğum yerine hemen döndür!" dedi[450] ve.: "Sen onun üzerine titrersin, değil mi?" diye sordu. Ebu Talib.: "Evet!" dedi. Bahîra.: "VALLAHi, onu Şam'a götürecek olursan, artık kendisini hiçbir zaman ev halkına kavuşturamazsın! Muhakkak onu öldürmeye kalkarlar! Onlar buna düşmandırlar![451] Kardeşinin oğlunu, sakın Yahudilerin bulunduğu oralara kadar götüreyim deme! Çünkü, Yahudiler düşmanlık ehlidirler. Bu çocuk, bu ümmetin peygamberi olacaktır! Kendisi, Araplardandır. Halbuki Yahudiler gelecek peygamberin İsrâil oğullarından olmasını isterler, bu çocuğu kıskanırlar. Sen, kardeşinin oğlu hakkında onlardan sakın.[452] İyi bil ki, ben sana karşı üzerime düşen öğüt vazifesini yerine getirmiş bulunuyorum" dedi. [453]

BUSRA'DA ÜÇ YAHUDİNİNPEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)a SUİKAST TEŞEBBÜSÜNDE BULUNMALARI ve RAHİB BAHÎRA TARAFINDAN VAZGEÇİRİLMELERİ.:

Rivâyet edildiğine göne; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın amcası Ebu Talib'le yaptığı Şam Seferi sırasında Rahib Bahîra'nın Peygamberimiz (aleyhisselâm)da gördüğü şeyleri, Ehl-i Kitabdan, [454] YahudiIerden[455] Zebir,[456] “Temmam”[457] ve “Deriş” adlarındaki[458] kimselerde gördüler.[459] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı öldürmeyi tasarladılar. Bunu Rahib Bahîra ile de konuşmaya gelip, konuştular. [460] Bu Yahudiler; Peygamberimiz (aleyhisselâm)a suikast hususundaki görüşlerine Rahib Bahîra'nın da katılacağını sanıyorlardı.[461] Rahib Bahîra onları böyle birşeye girişmekten en şiddetli bir nehy ile nehyetti.[462] Kendilerine, ALLAH'ı hatırlattı. Kitabda, gelecek peygamberin zikrini ve sıfatını bulduklarını, onu öldürmek isteseler de öldüremeyeceklerini anlattı. [463] Onlara.: "Siz de, onun sıfatını, Kitabda bulamadınız mı?" diye sordu. "Evet! Bulduk" dediler. Bahîra.: "O halde, onu öldürmeye, sizin için yol ve imkân yoktur!" dedi.[464] Bunun üzerine, onlar Bahîrâ'nın söylediği sözlerin doğruluğuna kanaat getirerek Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı bıraktılar, geri dönüp gittiler.[465] Ebu Talib de, Rahib Bahîra'nın tavsiyesi üzerine, Peygamberimiz (aleyhisselâm)la birlikte, oradan hemen Mekke'ye döndü.[466]

BİR AÇIKLAMA.:

İbn İshak'ın (doğumu.: 85, ölümü.: 151 Hicrî) son zamanlarda bulunup 1401/1982 yılında yayınlanan Kitâbu'l- Mübtedâ ve'l-meb'as ve'l-megâzî'sinin metninde Ebu Talib'in bu seyahat hakkında söylediği 12, 18 ve 13 beyitlik üç manzumesinin bulunduğu ve bunlarda Mekke'den yola çıkışları, Busra'da Rahib Bahîra tarafından ağırlanışları ve isimleri de açıklanan üç Yahudi tarafından Peygamberimiz (aleyhisselâm)a yapılmak istenilen suikastın Rahib Bahıra tarafından önlenişi hadiselerinin dile getirildiği görülür.[467] Bu manzumeler; Beyhakî tarafından da (doğumu.: 384, ölümü.: 458 Hicrî), İbn Asâkir tarafından da (ölümü.: 571 Hicrî), Süheylî tarafın dan da (doğumu.: 508, ölümü.: 581 Hicrî) bilinmekte idi. Hatta, İbn Asâkir, bunlardan 12 ve 18 beyitlik olanlarını kitabına[468] ; Süheylî de 18 beyitlik olanının başından 9 beytini Ravdu'l-ünüf'üne[469] kaydetmiştir. [470]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın İSİM ve SIFATLARININ EHL-i KİTAB NEZDİNDE BELLİ OLUŞU.:

Peygamberimiz MuhaMMed (aleyhisselâm)ın isim ve sıfatları, Musâ (aleyhisselâm)a indirilen Tevrat'ta ve İsâ (aleyhisselâm)a indirilen İncil'de yazılı olup Ehl-i Kitab olan Yahudi ve Hıristiyan bilginleri bu hususta tam bilgiye sahip bulunmakta,[471] kendilerine Kitab verilenler, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı öz oğullarını tanıdıkları gibi tanımakta idiler.[472] Nitekim, Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Abdullah b. Selâm.: "Ben, Resûlullah (aleyhisselâm)ı, kendi oğlumu tanıdığımdan daha ziyâde tanırım!" dediği zaman, Hz. Ömer "Ey Selâm’ın oğlu! Bu, nasıl tanıma?" diye sormuştu. [473] Abdullah b. Selâm.: "Ben, MuhaMMed (aleyhisselâm)’ın gerçekten Resûlullah olduğuna yakînen şehâdet ederim.[474] Kendisinin peygamber olduğunda hiç şüphe etmem [475] Çünkü, onun ALLAH tarafından gönderilen peygamber olduğu, na't ve vasıfları Kitabımızda bulunmakta dir.[476] Kendi oğlum üzerinde ise böyle kesin bir şehâdeti yapamam![477] Çünkü, onun anası[478] kadının ne yaptığını bilemem.[479] Ne bileyim, belki de ihânet etmiş olabilir!" dedi.[480] Bunun üzerine, Hz. Ömer.: "Ey Selâm'ın oğlu! ALLAH seni hakka İsâbet ettirmiş!" dedi[481] ve onun başını öptü. [482]

DAHA ÖNCEKİ PEYGAMBERLERDEN PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) HAKKINDA AHD ve MÎSAK ALINIŞI.:

Yüce ALLAH; daha önceki peygamberlerden de, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a iman ve yardım etmeleri hakkında ahd ve mîsak almıştır.[483] Kadı İyaz der ki.: "Yüce ALLAH, o mîsakı, vahiy ile almıştır. Hiçbir peygamber göndermemiştir ki, ona MuhaMMed (aleyhisselâm)ı veya vasıflarını anmış ve 'Ona eriştiğin takdirde, kesin olarak iman edeceksin! diye kendisinden ahd ve mîsak almış olmasın! Deniliyor ki.: Yüce ALLAH, bunu kendi kavimlerine de haber vermeleri ve onların kendilerinden sonra gelecek kavimlerine de aynen bildirmeleri hususunda da kesin söz almıştır."[484] Atâ b. Yesar'dan rivâyet edildiğine göre.: Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın Tevrat'taki sıfatlarından sorulunca, Abdullah b. Amr ibnü'l-Âs demiştir ki.: "Evet! VALLAHi, Kur'ân'daki.: “Ey Peygamber! Şüphe yok ki, Biz seni şâhid, müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik!”[485] âyetindeki bazı sıfatlar ile, Tevrat'ta da tavsif buyrulmuştur. Şöyle ki.: “Ey Peygamber! Biz seni şâhid, müjdeleyici, korkutucu, ümmîler için de koruyucu olmak üzere gönderdik. Sen, benim kulumsun, peygamberim sin. Ben, sana Mütevekkil ismini verdim. O, ne kötü huyludur, ne katı kalbi idir; ne de çarşılarda, pazarlarda bağırır, çağırır. O, kötülüğü kötülükle de karşılamaz, fakat affeder, bağışlar. Doğru yoldan sapan milleti.: “Lâ İLâHe İLLALLAH.: ALLAH'tan başka ilâh yoktur!” diyerek doğrultmadıkça, kör gözleri, sağır kulakları, kapalı gönülleri açmadıkça, ALLAH onun ruhunu almayacaktır!"[486] Atâ b. Yesar, Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Abdullah b. Selâm’ın da bunu aynen tekrarladığını; ve yine Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Ka'bu'l-Ahbar'ı da Abdullah b. Selâm’ın söylediklerinin aynısını söylerken işittiğini, Ebu Vâkıdü'l-Leysî'nin kendisine haber verdiğini, aynı zamanda.: "Onun doğum yeri Mekke, hicret yurdu Taybe (Medine) olacak, kendisi Şam ülkesine hükmedecektir. Onun ümmeti de, bollukta ve darlıkta, her yerde ALLAH'a hamd ederler; her yüksek yerde tekbir getirirler. Güneşin seyrini izleyip, vakitleri gelince, nerede olursa olsun, namazlarını kılarlar. Bellerine fota bağlarlar. Kollarını yıkarlar (abdest alırlar). Ezânlarının sesleri, geceleyin, gök boşluğunda an uğultusu gibi uğuldar!." dediğini açıklamıştır. Abdullah b. Abbas da, Ka'b'a.: "Tevratta, Resûlullah (aleyhisselâm)ın na’tını nasıl buldun?" diye sorduğu zaman, Ka'b.: "Tevrat'ta, onun na'ti.: 'MuhaMMed b. Abdullah, Mekke'de doğacak, Tâbe'ye (Medine'ye) hicret edecek, Şam'a hakim olacaktır! Kendisi ne kötü söz söyler, ne de çarşılarda bağırır çağırir. Kötülüğü kötülükle karşılamaz, fakat affeder, bağışlar. Onun ümmeti de, bollukta, darlıkta, her yerde, ALLAH'a hamd ederler. Tekbir getirirler. Kollarını yıkarlar (abdest alırlar). Bellerine fota bağlarlar. Savaşta saf oldukları gibi, namazlarında saf olurlar. Mescidlerinde, arı uğultusu gibi, uğuldarlar. Ezânlarının sesleri, gök boşluğunda duyulur! diye yazılı bulduk" demiştir.[487] Kur'ân-ı Kerîm'e göre; Musâ (aleyhisselâm)a indirilen Tevrat'ta Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın Ashabının vasıfları, hal ve şanları da şöyle açıklanmış bulunuyordu.: "MuhaMMed, ALLAH'ın Resûlüdür. Onunla birlikte olanlar (Ashab da), kâfirlere karşı çok sert, kendi aralarında ise çok merhametlidirler. Onların, rükû ve secde ederek; ALLAH'tan, lütuf ve rızasını istediklerini görürsün. Onların yüzlerinde, secdelerin izinden dolayı, nuranîlik vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır..."[488]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın geleceğini İsâ (aleyhisselâm) da müjdelemiş, Kur'ân-ı Kerîm'de açıklandığı üzere.: "Birzaman, Meryem oğlu İsâ.: “Ey İsrâil oğulları! Ben size, ALLAH'ın gönderdiği peygamberiyim! Benden önceki Tevrafı tasdik edici, benden sonra gelecek peygamberi de-ki, ismi Ahmed'dir- müjdeleyici olarak geldim" demişti.
[489]
İbn İshak'ın (85-151 Hicrî) bildirdiğine göre; İsâ (aleyhisselâm)a ALLAH tarafından gelen İncil'de Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın sıfatı ve ismi hakkında verilmiş olan bilgiyi, İsâ (aleyhisselâm)ın devrinde havari Yuhannâ da yazdığı İncil'de tesbit etmiş bulunuyordu. Nitekim, İsâ (aleyhisselâm), kendisini inkâr eden kavmine karşı.: "Rabb tarafından çıkıp gelecek olan o Münhamenna, Rabb tarafından çıkıp gelecek olan o Rûhu'l-Kudüs gelmiş olsaydı, o bana şehâdet ederdi. Siz de, şehâdet edersiniz. Çünkü, öteden beri benimle birlikte bulunuyorsunuz. Ben, bunları size söyledim ki, şüpheye düşmeyesiniz ve sürçmeyesiniz!" demiştir. “Münhamenna”, Süryanice “MuhaMMed” demektir. Bunun Rumca'sı “Baraklitus”dur.
[490] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî'nin (540-597 Hicrî), İbn Kuteybe'den (213-276 Hicrî) nakline göre.: İsâ (aleyhisselâm), havarilerine.: "Ben gidersem, size Faraklit, Rûhu'l-Hak gelecektir! O, kendiliğinden söz söylemeyecek, ancak kendisine ne söylenirse onu söyleyecektir. O, bana şehâdet edecektir. Siz de şehâdet edersiniz. Çünkü, siz halktan daha önce benimle birlikte bulunuyorsunuz. Ben gitmezsem, Faraklit size gelmez!." demiştir.[491] Gerek “Baraklitus”, gerek “Faraklit” sözü “Periclotas” şekline sokulup Yuhanna İncilinde “Teselli Edici” diye tercüme edilmiştir. [492] Şüphesiz ki, İsâ (aleyhisselâm)ın ana dili Yunanca değil, İbranice idi. Kendisine ALLAH tarafından indirilmiş olan İncil'in de İbranice olacağı tabiîdir. İsimleri tercüme etmek Ehl-i Kitab âlimlerince âdet olduğundan, İsâ (aleyhisselâm)ın kendisinden sonra geleceğini müjdelediği âhir zaman peygamberinin ismini de Yunanca'ya tercüme etmişler ve Arapça mütercimlerde onu “Faraklit” olarak Arapçalaştırmışlardır. Bir papaz tarafından yazılıp Hicrî 1268 yılında Kalküta'da bastırılan bir broşürde; “Faraklit” olarak Arapçalaştırılan ismin İncil'in Yunanca nüshasında “Paraklitus” şeklinde mi, yoksa “Piraklütüs” şeklinde mi geçtiği incelenerek, birinci şekle göre ismin “Teselli ve Yardım Edici, Vekil” mânâlarına geldiği ifâde ve ikinci şekle göre ise, “MuhaMMed” ve “AhMed” mânâlarına gelebileceği itiraf edilmiş ve Müslümanların bu şekli iltizam ettikleri ileri sürülmüştür. Halbuki, iki kelime arasında şekil ve telaffuz bakımından pek az bir fark vardır. Yunan harfleri, birbirlerine benzerler. Bazı İncil nüshalarındaki Piraklütüs, belki de, yazıcıların hatası yüzünden Paraklitus olmuştur."[493] Kur'ân-ı Kerîm'e göre Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın ashabının.: "İncil'deki vasıfları da, bir ekin gibidir ki; filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, saplan üzerine, bir düzeye dizilmiştir. Öyle ki, ekincilerin hoşuna gider. Bu (teşhisle) ki, onlarla, kâfirleri öfkelendirmek içindir. ALLAH, onlardan, iyi amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir ecir vaad buyurmuştur."[494] Markos İncilinde bu hususta şöyle denilmiş olduğu görülür.: "Ve dedi.: “ALLAH'ın melekûtu böyledir. Yere tohum saçan bir adam gibidir. Gece gündüz uyuyup kalkar, tohum biter ve büyür. Nasıl, o bilmez. Toprak, kendiliğinden, önce otu, sonra başağı, sonra başakta dolu taneyi verir. Mahsul kemâle erdiği zaman, hemen orağı salar. Çünkü, hasat zamanı gelmiştir."[495]

İSRÂİL OĞULLARININ GELMESİNİ BEKLEDİKLERİ ÜÇ PEYGAMBER.:

Yuhannâ'nın İncil menkıbesine göre, Yahudiler üç peygamberin gelmesini beklemekte idiler.:
İlki.: Tekrar geleceğini sandıkları İlya,
İkincisi.: Mesîh İsâ (aleyhisselâm),
Üçüncüsü.: Herkesin bildiği, kendisi sadece "O Peygamber" diye anılan peygamberdi.
Yahudiler, Yahyâ (aleyhisselâm)a.: "Sen kimsin?" diye sordukları zaman, o.: "Ben, Mesîh değilim!" dedi. Yahudiler.: "Öyle ise, sen nesin? İlya mısın?" dediler.
Yahyâ (aleyhisselâm).: "Değilim!" dedi. Bunun üzerine, Yahudiler.: "Sen, O Peygamber misin?" diye sordular. Yahyâ (aleyhisselâm).: "Hayır!" dedi. Yahudiler.: "Öyle ise, sen kimsin? Kendin hakkında, ne diyorsun?" dediler. Yahyâ (aleyhisselâm).: "Ben, İşâya Peygamberin dediği gibi.: “RABBın yolunu düzeltiniz! diye çölde bağıranın sesiyim! Aranızda biri duruyor da, siz onu bilmiyorsunuz. Benden sonra gelen odur! Ben, onun çarığının bağını çözmeye lâyık değilim!" dedi.
[496] İsâ (aleyhisselâm) ise, Yahyâ (aleyhisselâm) hakkında.: "Eğer kabul etmek isterseniz, gelecek olan İlya, budur!" demiş;[497] gelecek olan Mesîh'in de İsâ (aleyhisselâm) olduğu,[498] gösterdiği mucizelerle anlaşılmıştır.[499] Geleceği müjdelenenlerden üçüncüsü olan ve kendisi sadece "O Peygamber" diye anılan [500] son peygamberin gelmesi ise, İsâ (aleyhisselâm)dan sonra, beklenip duruyordu. Nitekim, Medineli putperest Evs ve Hazrec Kabilelerinin ne zaman Medineli Yahudilerle araları açılsa, Yahudiler onlara.: "Bir peygamber, hemen gönderilmek, gelmek üzeredir! Onun geleceği zamanın gölgesi düştü. O peygamber gelince, biz ona tâbi olacak; İrem ve Âd kavimleri gibi, sizi öldürüp kökünüzü kazıyacağız!" derlerdi.[501] Rahib Bahîra'nın da dediği gibi, Yahudiler gelmesini bekledikleri son peygamberin İsrâil oğullarından olmasını arzu etmekte idiler. Peygamberimiz MuhaMMed (aleyhisselâm) ise, İsmâil (aleyhisselâm)ın soyundan gelen Araplardan olduğu için; Medineli Yahudiler de Peygamberimiz (aleyhisselâm)a kıskançlıklarından dolayı, iman etmemekte ve karşı koymakta direnmiş durmuşlardır.[502] İbn İshak'ın Abdullah b. Ebi Bekr, b. MuhaMMed, b. Amr, b. Hazm'dan, onun da Peygamberimizin zevcesi Hz. Safiyye'den rivâyetine göre.: Peygamberimiz MuhaMMed (aleyhisselâm)ın Medine'ye hicreti sırasında, Küba Köyüne geldiği işitilince, babası Huyey b. Ahtab ile amcası Ebu Yâsir b. Ahtab hemen Küba'ya gitmişler, güneş batarken de, çok bitkin ve üzgün bir halde eve dönmüşlerdi. Ebu Yâsir b. Ahtab, Huyey b. Ahtab'a.: "Bu, geleceği beklenilen O Peygamber midir?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab.: "Evet! VALLAHi, odur!" demişti. Ebu Yâsir.: "Bunun o olduğunu iyice anladın ve tesbit ettin mi?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab.: "Evet!" demiştir. Ebu Yâsir.: "O halde, ona karşı kalbinde ne var?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab.: "VALLAHi, sağ oldukça, ona hep düşmanlık besleyip duracağım!" demiştir.[503] Medineli Yahudilerin; Peygamberimiz (aleyhisselâm) ve ALLAH'tan getirdiği Kitabı hakkındaki tutum ve davranışları Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanır.: "Vaktâ ki, onlara, ALLAH katından, yanlarındakini tasdik edici, doğrulayıcı bir Kitab geldi ki, onlar daha önce, kâfirlere karşı, ALLAH'tan böyle bir fetih ve yardım istiyorlardı. İstedikleri kendilerine gelince, (kıskançlıklarından) onu inkâr ettiler. Artık, ALLAH'ın lâneti o kâfirlerin üzeri nedir. "[504]
Yüce ALLAH, Peygamberimiz MuhaMMed (aleyhisselâm)ı da, Firavun'a gönderdiği resûl gibi bir resûl olarak göndermiştir.
[505] Eski Ahid'de de, Musâ (aleyhisselâm)a Yüce ALLAH tarafından şöyle denildiği görülür.: "Onlar (İsrâil oğulları) için, kardeşleri arasından, senin gibi bir peygamber çıkaracağım, ve sözlerimi onun ağzına koyacağım, ve ona emredeceğim herşeyi onlara söyleyecek ve vâki olacak ki, Benim ismimle söyleyeceği sözlerimi dinlemeyecek olan adamdan, Ben arayacağım!" [506]
İsrâil oğullarının kardeşlerinden maksadın, İsmâil (aleyhisselâm)ın oğulları olduğu malumdur. Onların içinden de, MuhaMMed (aleyhisselâm)dan başka hiçbir kimsenin ilâhî vahye mazhar olduğu ve ağzına Yüce ALLAH'ın Kelamının konulduğu görülmemiştir.
[507] İbrahîm (aleyhisselâm) ile oğlu İsmâil (aleyhisselâm)ın, Kâbe'nin duvarlarını örüp yükseltirlerken Yüce ALLAH'a.: "Ey RABBimiz! Bizden sâdır olan şu hizmeti kabul buyur! Şüphe yok ki, herşeyi işiten, herşeyi bilen Sensin Sen! Ey RABBimiz! Bizi, Sana teslimiyette sabit kıl! Soyumuzdan da, yalnız Sana boyun eğen Müslüman bir ümmet yetiştir! Ey RABBimiz! Onların içinden de, kendilerine Senin âyetlerini okuyacak, onlara Kitabı ve Hikmeti öğretecek, onları iyice temizleyecek bir peygamber de gönder..." diyerek duâ ettikleri [508] ve.: "İçinizde, kendinizden bir peygamber gönderdik ki, size âyetlerimizi okuyor, sizi tertemiz yapıyor, size Kitabı ve Hikmeti öğretiyor, bilmediğiniz şeyleri size bildiriyor"[509] buyurularak Peygamberimiz (aleyhisselâm) hakkındaki duâlarının kabul edilmiş olduğu açıklanmış bulunmaktadır.. [510]


*
**
****


DiP NOTLAR.:

[433] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 153, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 65, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 131, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1 , s. 31.
[434] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvvE, c. 1, s. 168.
[435] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96.
[436]Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 96, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 168.
[437]Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 168.
[438]] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 53, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 2, s. 24-25, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 257.
[439] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/79-80.
[440] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2,s. 53, Taberî, Târih, c. 2, s. 194, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 27, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40-41, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 283, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 257, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 191-192.
[441] Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 1, s. 75, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 176, Ziürkânf, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 194.
[442] Süheyif, Ravdu'l-ünüf, c.2, s. 220, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 257, Halebî, İnsânu'l-uyÛn, c. 1.S.193.
[443] Mes'ûdf. Murûcu'z-zeheb. c. 1. s. 75.
[444] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/80.
[445] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/80-82.
[446] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 54-55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 153-155, Taberî, Târîh, c. 2, s. 195, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 168-169, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 27, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 270-272, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 131 -133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 4142, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 58-60, Ebu'j-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 283-284, Suyutî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 208-209, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 257-258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 93-1 94.
[447] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 169, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 133, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 195.
[448] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2,s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Taberî, Târîh, c. 2, s. 195, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 169, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 29, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 42, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 59, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 284, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 210, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 194.
[449] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Ebu Nuaym, Del âil.c, 1,s.169-170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 133, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 95.
[450] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170.
[451] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 318.
[452] İbn Sa'd, Tabakatü'l-kübrâ, c. 1, s. 155.
[453] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 1 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 95. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/82-84.
[454] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ye'l-meb'as, c. 2, s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 170, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 29, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l- eser, c. 1, s. 42, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 284, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 176, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 210, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[455] Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[456] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 21 0.
[457] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 170, Suyûtî, Hasâisü'l- kübrâ, c. 1, s. 210.
[458] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 284, Suyûtî, Hasâis, c. 1 , s. 210.
[459] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ye'l-meb'as, c. 2, s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 170, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 29, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l- eser, c. 1, s. 42.
[460] Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[461] Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170.
[462] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 1 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[463] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 42, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 284, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 176, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 210, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 195.
[464] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 1 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[465] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Taberî, Târîh, c. 2, s. 195, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 42, Ebu'l-Fidâ, el-Bdâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 284.
[466] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c.1 ,s. 155, Taberî, Târîh, c. 2, s. 195, Ebu Muaym , Delâil, c. 1, s. 170, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 29, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 271, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 42, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n- nihâye, c. 2, s. 284. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/85-86.
[467] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55-57.
[468] Târîh, c. 1, s. 272-273.
[469] c. 2, s. 227-228.
[470] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/86.
[471]A'râf 157.
[472] Bakara.: 146.
[473] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl, s. 27, Nesefi, Medârik, c. 1, s. 82, Hâzin, Tefsir, c. 1, s. 94, Beyzâvi, Tefsîr, c. 1 , s. 89, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 1, s. 147.
[474] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl, s. 27, Hâzin, Tefsir, c. 1, s. 94.
[475] Zemâhşerî, Keşşaf, c. 1, s. 321, Fahru'r-Râzî, Tefsir, c. 4, s. 128, Hâzin, Tefsîr, c. 1, s. 4, Beyzâvî, Tefsîr, c. 1, s. 98, Ebussuud, Tefsîr, c. 1, s. 1 76.
[476]Hâzin, Tefsîr, c. 1, s. 94, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 1, s. 147.
[477] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl, s. 27.
[478] Zemâhşerî, Keşşaf, c. 1, s. 321, Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 4, s. 128, Nesefî, Medârik, c. 1, s. 82, Beyzâvî, Tefsîr, c. 1, s. 89, Ebussuud, Tefsîr, c. 1, s. 1 76.
[479] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl, s. 27, Hâzin, Tefsîr, c. 1, s. 94, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 1, s. 147.
[480]Zemâhşerî, Keşşaf, c. 1, s. 321, Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 4, s. 128, Nesefî, Medârik, c. 1, s. 82, Beyzâvî, Tefsîr, c. 1, s. 89, Ebussuud, Tefsîr, c. 1, s. 1 76.
[481]Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl, s. 27, Hâzin, Tefsîr, c. 1, s. 94, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 1, s. 147.
[482] Zemâhşerî, Keşşaf, c. 1, s. 321 , Fahru'r-Râzî, Tefsir, c. 4, s. 128, Hâzin, Tefsir, c. 1, s. 94, Nesefî, Medârik, c. 1, s. 82, Beyzâvî, Tefsîr, c. 1, s. 89, Ebussuud, Tefsîr, c. 1, s. 176. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/87-88.
[483] Al-i İmrân.: 81.
[484] Kadı İyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 35.
[485] Ahzâb.: 35.
[486] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 362, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 2, s. 174, Bu harf, Sahih, c. 3, s. 21, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 374-377, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 19, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 37-38, İbn Seyy'id, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 58, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 92-94, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye vıe'n-nihâye, c. 2, s. 325.
[487] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 14-1 5, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 38-39, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 94.
[488] Feth.: 29.
[489]Saf 6
[490] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 248.
[491] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 67.
[492] Yuhanna İncili, bab.: 14, fıkra.: 16; bab.: 15, fıkra.: 26; bab.: 16, fıkra.: 7.
[493]Rahmetullah, İihâru'l-hak, Türkçe terceme, c. 2, s. 262-263.
[494]Feth.: 29.
[495]Markos İncili, bab.: 4, fıkra.: 26-29. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/88-92.
[496] Yuhanna İncili, bab.: 1, fıkra.: 1 9-27.
[497] Matta İncili, bab.: 11 , fıkra.: 14-15.
[498]Matta İncili, bab.: 2, fıkra.: 1-5,
[499] Matta İncili, bab.: 11, fıkra.: 1-6.
[500] Yuhanna İncili, bab.: 1, fıkra.: 21-25.
[501] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70, Taberî, Târîh, c. 2, s. 234, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 75-76, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 95-96, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 290, Ebu'l-Fidâ, el- Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 149.
[502]İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 155.
[503] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 165-166, Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 77-78, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 533, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 57.
[504] Bakara.: 89.
[505] Müzzemmil.: 15.
[506] Eski Ahid, Tesniye, bab.: 18, fıkra.: 18-19.
[507] Mâverdf, A'lâmi'n-nübüvvıe, s. 198.
[508] Bakara.: 127-129.
[509] Bakara.: 151.
[510] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/92-95.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PeygamberLer Peygamberi MuhaMMed ALeyhisselâm

Mesaj gönderen ahmet »

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın HER TÜRLÜ KÖTÜLÜKLERDEN KORUNARAK BÜYÜTÜLÜŞÜ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm), amcası Ebu Tâlib'in şefkatli kanadı altında güzelce büyüyüp gidiyordu.[511] Ebu Tâlib bu koruyuculuğunu ve kollayıcılığını hayatının sonuna kadar devâm ettirdi.[512] Yüce ALLAH; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, Ebu Tâlib'in yanında bulundurup[513] peygamberlikle şereflendireceği için, onu Câhiliye devrinin kötülüklerinden hiçbirine bulaştırmadı.[514]

1-) Suyutî'nin Ebu Nuaym ve İbn Asâkir'den nakline göre, Hz. Ali der ki: "MuhaMMed (aleyhisselâm)a, bir gün.: “Sen, hiç puta taptın mı?” diye soruldu. “Hayır!” buyurdu. “Sen, hiç içki içtin mi?” diye sordular. “Hayır! Ben, daha Kitab ve imanın ne olduğunu bilmezken bile, Kureyşîlerin küfür üzerinde bulunduklarını bilmekten uzak kalmamın sırrıdır.” buyurdu."[515] Peygamberimiz (aleyhisselâm), kendisini çocukluğu sırasında Yüce ALLAH’ın nasıl koruduğunu şöyle anlatır.: "Öyle bir zamanımı biliyorum ki; Kureyş çocuklarıyla birlikte, bir oyun oynamak üzere, bir yerden bir yere taş taşıyorduk. Her birimiz, fotasını sıyırıp boynuna dolamış, taşı onun üzerinde taşıyordu. Ben de, onlarla birlikte böyle yapıp gelir giderken, kendisini görmediğim birisi bana ağrıtıcı bir yumruk indirip.: “Bağla fotanı beline!.” dedi. Ben de, hemen, fotamı belime bağladım. Arkadaşlarımın arasında, yalnız ben, fotalı olduğum halde boynumda taş taşıdım."[516]

2-) Cabir b. Abdullah'ın rivâyetine göre, Peygamberimiz (aleyhisselâm), Kureyş ile birlikte, Kâbe için taş taşıyordu. Fotası da üzerinde idi. Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın amcası Hz.Abbas.: "Kardeşimin oğlu! Şu fotanı çözsen, omuzlarının üzerine alsan da, taşıyacağın taşla gitsene!." demişti. Peygamberimiz (aleyhisselâm), fotasını çözüp omuzlarının üzerine koyar koymaz, yere, baygın düştü! İşte ondan sonra, kendisi hiçbir vakit çıplak görülmemiştir.
[517] Peygamberimiz (aleyhisselâm), oniki yaşında bir çocuk iken.[518] Rahib Bahîra'nın Kureyş müşriklerinin Lât ve Uzzâ putları adına yemin edip durduklarına bakarak, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a da.: "Lât ve Uzzâ hakkı için, sorularıma cevâb ver!" dediği zaman.: "Lât ve Uzzâ adına yemin vererek bana birşey sorma! VALLAHi, ben, bunlardan nefret ettiğim kadar, hiçbir şeyden nefret etmem!" demiştir.[519] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın dadısı Ümmü Eymen der ki.: "Kureyş Müşrikleri, tâzim için, Buvâne putunun yanında, yılda bir gün toplanırlar, geceye kadar onun yanında saç kestirmek, iti’kafa girmek, kurban kesmek suretiyle tören yaparlardı. Ebu Tâlib de, Kureyş Kavmi ile birlikte bu bayram için hazırlanmış ve Resûlullah (aleyhisselâm)ın da bu bayramda kavminin yanında bulunmak üzere hazırlanmasını söylemişti. Resûlullah (aleyhisselâm) bundan kaçınınca, Ebu Tâlib'in de, Resûlullah'ın âmelerinin (halalarının) da Resûlullah'a son derece kızdıklarını gördüm.
Halaları: “İlâhlarımızdan yüz çevirmek demek olan bu davranışından dolayı, senin bir felâkete uğramandan korkuyoruz!” diyerek o kadar ısrar ettiler, o kadar üzerine düştüler ki, Resûlullah (aleyhisselâm) yanlarına düşüp gitmek zorunda kaldı. ALLAH’ın dilediği kadar bir müddet orada gaip olup görünmedi. Sonra, korkudan benzi sararmış bir halde dönüp yanımıza geldi. Halaları.: “Senin başına ne felâket geldi?” diye sordular. O da.: “Bana cin dokunmasından korkuyorum!” dedi. Halaları.: “ALLAH, seni şeytanla mübtelâ kılmaz! Sende, iyi haslet ve meziyetler var. Söyle bakalım, görmüş olduğun şey nedir?” dediler. Resûlullah.: “Ben, bu putun yanına yaklaşınca, beyaz ve uzun boylu bir adam peyda olup, bana.: “Ey MuhaMMedi Gerine dön! Sakın ona el sürme!” diyerek bağırıyordu!” dedi. Artık, kendisine peygamberlik gelinceye kadar, onların bayramına ve törenine katılmadı."
[520]

5-) Hz. Ali'nin, Peygamberimiz (aleyhisselâm)dan bizzat işitip bildirdiğine göre, Peygamberimiz (aleyhisselâm) buyurmuşlardır ki.: "Ben, Câhiliye devri insanlarının işledikleri birşeyi işlemeye iki kere teşebbüs etmiş isem de, Yüce ALLAH, işlemek istediğim şeyle benim arama girip, beni ondan alıkoydu. Bundan sonra, Yüce ALLAH beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar hiçbir kötü şeye teşebbüs etmedim!."
[521] İki kere yapmaya teşebbüs edip alıkonulduğum şey de şu idi.: "Bir gece, Mekke'nin yukarı taraflarında, Kureyş'ten bir veya birkaç gençle birlikte kendi koyunlarımızı otlatıyordum. Arkadaşıma.: “Eğer koyunuma bakarsan, ben de, diğer gençler gibi, Mekke'ye gidip gece konuşmalarına katılayım.” dedim. Arkadaşım.: “Olur. İstediğini, yap!.” dedi. Ben, bu arzumu yerine getirmek üzere, yola çıktım. Mekke evlerinden ilk evin yanına vardığım zaman, defler, düdüklerle ıslık çalındığını işittim. “Nedir bu?” diye sordum. “Filan erkek, filanca kadınla evleniyor!.” dediler. Hemen, oturup onlara bakmaya başladım. Derken, Yüce ALLAH kulaklarımı tıkadı, uyuyakaldım. Beni ancak güneşin sıcaklığı uyandırabildi! Hemen, dönüp arkadaşımın yanına geldim. “Ne yaptın?” diye sordu. “Hiçbir şey yapmadım!.” dedim. Sonra da, başımdan geçeni ona anlattım. Başka bir gece, yine, arkadaşıma aynı şekilde ricâda bulundum. O da.: “Olur. Dilediğini, yap!.” dedi. Yola çıkıp Mekke'ye geldiğimde, şu geçen gece Mekke'ye geldiğim zaman işittiğimin aynısını işittim. Hemen, oraya çöküp bakmaya başladım. Derken, Yüce ALLAH kulaklarımı tıkadı. VALLAHi, beni ancak güneşin sıcaklığı uyandırabildi! Uyanınca, hemen, arkadaşımın yanına döndüm. Başımdan geçeni ona anlattım. Bundan sonra, Yüce ALLAH beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar hiçbir kötü şeye teşebbüs etmedim."[522]

6-) Kureyş müşriklerinin, pufları olan Lâtve Uzzâ'ya geceleri taptıktan sonra yatmayı âdet edindikleri sıralarda, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın, zevcesi Hz. Hatice'ye.: "Ey Hatice! VALLAHi, ben hiçbir zaman Lâfa tapmam! VALLAHi, ben hiçbir zaman Uzzâ'ya tapmam!" dediğini ve Hz. Hatice'nin de.: "Boş ver Uzzâya Muzzâya!" diye karşılık verdiğini komşusunun işitmiş olduğu rivâyet edilir.
[5203] İbn İshak (85-151 Hicrî) der ki: “Resûlullah (aleyhisselâm); erlik çağına erinceye kadar, mertlik ve insanlıkça, kavminin en üstünü; ahlâkça en güzeli; soy sop itibarıyla en şereflisi; komşuluk haklarını en çok gözeteni; akıl ve uslulukça en büyüğü; doğruluk ve
doğru sözlülükte en başta geleni; eminlik ve güvenilirlikte en büyüğü; kötülükten, insanları alçaltan huylardan da, insanların en uzak bulunanı idi. Yüce ALLAH, bütün iyi haslet ve meziyetleri onda toplamıştı. Bunun için; kendisi, kavmi arasında “el-Emîn” adıyla anılırdı ."
[524]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın HILFU'L-FUDÛL'e GİRİŞİ ve HILFU'L-FUDÛL'ün İCRAATINDAN BAZI ÖRNEKLER.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)in yirmi yaşlarında iken[525] amcalarıyla birlikte katıldığı[526] son Ficar Kavgasından dönüldükten sonra,[527] Haram aylardan Zilkade ayında idi ki,[528] Yemenli Zübeyd kabilesinden bir adamın satmak üzere Mekke'ye getirdiği bir yük meta’ını Kureyş eşrafından Âs b. Vâil satın almış, parasını ödemeye yanaşmamıştı.[529]Âs b. Vâil adamın meta’ını kendisine geri vermesi isteğine de yanaşmayınca,[530] adamcağız: Abduddar, Manzum, Cuman, Sehm ve Adiyy b. Ka'b oğulları gibi, Mekke'nin nüfuzlu ailelerinin ileri gelenlerine başvurup Âs b. Vâil'deki alacağını ödettirmeleri için kendisine yardım etmelerini istemişti. Fakat, bunlar adamcağıza yardımcı olacakları yerde, Âs b. Vâil'i kayırmışlar, adamcağızı da azarlamışlardı. İşin kötüye gittiğini gören[531] ve çâresizlik içinde kalan adam[532] güneşin doğmak üzere olduğu ve Kureyş ileri gelenlerinin de Kâbe'nin çevresinde küme küme oturdukları bir sırada, Ebu Kubeys Dağına çıkarak.: "Ey Fihr hanedanı!" diye bağıra bağıra okuduğu şiirinde, uğradığı zulmü ve haksızlığı açıklayıp yardım dileğinde bulununca;[533] orada hemen kalkıp temâslara başlamak suretiyle ilk harekete geçen ve bu yolda daha başkalarını da harekete geçiren zât, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın amcası Zübeyr b. AbdulmutTâlib oldu.[534] Kureyş kabilelerinden: Hâşim b. Abdi Menaf, MutTâlib b. Abdi Menaf, Zühre b. Kilab, Teym b. Mürre, Haris b. Fihr oğulları, Darü'n-Nedve'de toplandılar. Durumu aralarında konuştular, ne şekilde hareket edileceğini sözbirliğiyle belirlediler.[535] Bu hususta andlaşmaya, birbirlerini dâvet ettiler. Yaşlılığı dolayısıyla[536]Abdullah b. Cüd'an'ın evinde toplandılar.[537]Abdullah b. Cüd'an, yemek yaptırıp onlara yedirdi.[538]"Mekkelilerden ve Mekkeliler dışında, Mekke'ye girecek olan sair insanlardan, Mekke'de zulme ve haksızlığa uğramış bir kimse bırakmamak;[539] mazlumun hakkı geri alınıncaya kadar zâlime karşı mazlumla birlikte hareket etmek" üzere ahidleştiler ve akidleştiler.[540] Denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça, Hira ve Sebîr Dağı yerlerinde durduğu ve üzerlerinde dağ tekeleri yayıldığı müddetçe, ahid ve akidlerine bağlı kalacaklarına and içtiler.[541]Geçmiş zamanlarda, Cürhüm kabilesinden: Fadl b. Fadâle, Fadl b.Vedâa,[542] Fadl b. Haris,[543]veya Fudayl b. Hâris[544] isimlerinde, eşraftan üç kişinin biraraya gelip: Zâlime karşı mazluma yardım etmek;[545] zayıfın hakkını güçlüden, yabancının hakkını yerliden almak; adaleti aralarında hâkim kılmak üzere, andlaşmışlardı.[546] Kureyşliler, şekil ve mâhiyeti itibarıyla eskisine pek benzeyen bu yeni teşebbüse de; "Fadl adlı kişilerin andı" anlamına gelen "Hılfü'l-fudûl" adını verdiler.[547]Hılfü'l-fudûl'ün ilk işi; Âs b. Vâil'e giderek Zübeydî'nin malını Âs b. Vâil'den çekip almak ve Zübeydîye teslim etmek oldu. O sırada; Has'am Kabilesinden bir adam, umre veya hac yapmak maksadıyla, kızını yanına alarak Mekke'ye gelmişti. Has'amî'nin Katul diye anılan kızı, herkesin kadınından güzeldi. Mekke eşrafından Nübeyh b. Haccac; onu, görür görmez, babasının elinden zorla alıp kaçırdı. Has'amî.: "Bu adamı bulup benim yanıma getirecek bir kimse yok mu?" diyerek feryad etti durdu. Kendisine: "Git de, derdini Hılfü'l-fudûl'e anlat!" denildi. Bunun üzerine, Has'amî, hemen Kâbe'nin yanına dikilip:
"Yâ Hılfe'l-fudûl! Yetiş imdadıma!" diyerek bağırmaya başlayınca, kılıçlarını sıyırıp her taraftan boyunlarını uzatarak Has'a-mî'nin yanına yetişenler.: "İşte, sana yardıma geldik. Ne oldu sana?" diye sormaya başladılar. Has'amî: "Nübeyh, kızım hakkında bana zulmetti: kızımı elimden zorla çekip aldı!" dedi. Hılfü'l-fudûl ashabı, hemen Has'amî'yiyanlarına alarak Nübeyh'in evine gittiler, kapısının önüne dikildiler. Nübeyh yanlarına çıkınca, kendisine.: "Yazıklar olsun sana! Sen de biliyorsun ki, biz, bu hususta akid yapmışızdır! Haydi, tez getir kadını!" dediler. Nübeyh: "Emrinizi yerine getireyim! Fakat, bir gece olsun, ondan yararlanmama müsaade ediniz!" dedi. HıIfü'l-fudûl ashabı.: "Hayır! VALLAHi, sana süt sağım zamanı kadar bile müsaade edilemez!" dediler. Bunun üzerine, Nübeyh, kadını çıkarıp babasına teslim etmek zorunda kaldı.
[548] Peygamberimiz (aleyhisselâm), amcalarıyla birlikte bulunup[549] Abdullah b. Cüd'an'ın evinde yapıldığını bildirdiği Hılfü'l-fudûl hakkında,[550] "Ona İslâmiyet devrinde bile dâvet edilsem, icâbet ederim" buyurmuştur.[551]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın İZİNİN MAKAM'dakine EN ÇOK BENZEDİĞİ.:

Güvenilir râvilerin Abdullah b. Abbastan rivâyetlerine göre,[552] Peygamberimiz (aleyhisselâm)in yirmi yaşlarında bulunduğu sırada idi ki, Kureyşliler kıyafet ve izlerden anlayan kâhin bir kadının yanına varıp: "Şu Makam sahibine[553] iz bakımından[554] hangimizin daha çok benzediğini bize haber ver?" dediler.[555] İbrahîm (aleyhisselâm); İsmâil (aleyhisselâm)la birlikte Kâbe'nin duvarlarını yükseltirlerken,[556] İbrahîm (aleyhisselâm)ın uzanıp yerden taş alması ve duvara kaldırması zorlaşınca,[557] İsmâil (aleyhisselâm), bir taş getirip İbrahîm (aleyhisselâm)ın ayağının altına koymuş, o da onun üzerinde dikilerek duvar örme işine devâm etmişti.[558] Kâbe'nin yapısı sona erinceye kadar bu iskele taş, köşelerde dolaştırılmış durmuştu. İşte, İbrahîm (aleyhisselâm)ın üzerinde durduğu bu Taş'a "Makam-ı İbrahîm" adı verilmiştir.[559] Kur'ân-ı Kerîm'de de: "Şüphesiz ki, âlimler için feyizli ve aynı hidâyet olmak üzere konulan İlk Beyt (Mâbed), elbette ki Mekke'de olandır. Orada, apaçık alâmetler, Makam-ı İbrahîm vardır..."[560] buyurularak, bu mübârek taş anılmıştır. İbrahîm (aleyhisselâm)ın gerek iskele gibi kullandığı ve gerek üzerine dikilip insanları hacca dâvet ettiği bu mübârek taşın[561] üzerinde İbrahîm (aleyhisselâm)ın iki ayağının izi de bulunmaktadır.[562] Kâhin kadın, Kureyşîlerin isteklerine karşı: "Eğer, siz şu ince milli yerin üzerine bir yaygı serer, sonra da onun üzerinde yürür geçerseniz, ben size istediğinizi haber veririm" dedi. Kureyşîler; ince, yumuşak milli yerin üzerine hemen bir yaygı serdiler, sonra da üzerinden yürüyüp geçtiler. Kâhin kadın; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın izini görünce: "Bu iz; Makam'dakine, benzerlikte en yakınınızdır!" dedi. Bundan, yirmi yıl[563] veya yirmi yıla yakın[564], ya da ALLAH’ın dilediği kadar[565] bir müddet geçtikten sonra, Yüce ALLAH, MuhaMMed (aleyhisselâm)ı, peygamber olarak gönderdi.[566]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın TİCÂRET HAYATINA ATILIŞI.:

Kureyşliler; öteden beri ticâretle uğraşırlardı.[567] Ticâretle uğraşmayanların ise, ellerinde hiçbir şeyleri bulunmazdı.[568] Peygamberimiz MuhaMMed (aleyhisselâm); onaltı yaşında bulunduğu sırada, amcası Zübeyr b. AbdulmutTâlib'le birlikte, Kureyşlilerin ticâret kervanına katılarak Yemen'e gitti.[569]Giderken, önlerine gerilen puğur deveyi uysallaştırmak, gelirken de kâfilenin önüne düşerek onları sel sularıyla dolup taşan geçitsiz vâdiden selâmetle geçirmek gibi halleri görüldü.[570] Bu hadiseler, ayrıntılı olarak şöyle anlatılır Ticâret kâfilesi giderken bir vâdiye uğramışlardı ki, erkek, puğur bir deve oradan kimseyi geçirmemekte idi. Kâfile, geri dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz (aleyhisselâm).: "Ben onun hakkından gelirim!" diyerek kâfilenin önüne düştü. Puğur deve Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı görünce uysallaştı. Peygamberimiz (aleyhisselâm) kendi devesinden inip onun üzerine bindi. Vâdiyi geçtikten sonra, onu salıverdi. Seferlerinden dönüşlerinde de, su ile dolup taşan bir vâdiye rastlamışlar ve duraklamışlardı.
Peygamberimiz (aleyhisselâm).: "Siz, beni takip ediniz!" dedi. Kâfile onu takip ederek selâmetle geçtiler. Sanki, Yüce ALLAH, oradaki suları kurutmuş, geçit verir hale getirmişti. Mekke'ye gelip bunları anlattıkları zaman, halk.: "Bu gencin hal ve şanı, büyük olacak!" demeye başladılar.
[571] Peygamberimiz (aleyhisselâm); zengin Kureyş kadınlarından Hz. Hatice hesabına, Cüreş Pazarına iki kere ticâret seferi yapmış ve her sefer için, kendisine ücret olarak genç ve erkek birer deve ver-ilmiştir.[572]Cüreş, Yemen'in Mekke tarafına düşen birinci iklimde 65 boylam 17 enlem derecesinde bulunan sancaklarından, büyük ve geniş şehirlerinden idi.[573] Hz. Hatice; kendisine ait malları Tihâme'deki Hubaşe Pazarında da sattırmak üzere Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı ücretle tuttu ve Kureyşîl erden tuttuğu başka bir zâtı da Peygamberimiz (aleyhisselâm) m yanına kattı Hubaşe, Arapların pazar yerlerinden bir yer olup,[574] Yemen'de idi ve Mekke'ye altı günlük bir mesâfede idi. Orada, her yıl Recep Ayında,[575] üç gün[576] veya sekiz gün pazar kurulur,[577] alışveriş yapılırdı.[578] Bu sefer; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın, Hz. Hatice hesabına Hubaşeye Meysere ile birlikte yaptığı ilk seferi idi. Oradan, Tihâme kumaşı satın alıp Mekke'ye getirmişler, Hakîm b. Hizam'a satarak çok güzel bir kazanç sağlamışlardı.[579] Peygamberimiz (aleyhisselâm): "Ben, Hatice'den daha hayırlı patron görmedim. Ben ve arkadaşım, seferden dönüp de, onun yanında, bizim için biriktirilmiş buğday ekmeği, nefis ve turfanda türlü yemişleri hazır bulmadığımız olmamıştır!" diyerek Hz. Hatice'yi övmüştür.[580] Ebu Tâlib Amca, bir gün Peygamberimiz (aleyhisselâm)a.: "Ey kardeşimin oğlu! Ben, malsız bir adamım. Zamanın, üzerimize çöken sıkıntısı, son dereceyi buldu. Kıtlık ve mücâdele yılları, bizde ne sermaye bıraktı, ne de ticâret! İşte, kavminin ticâret kervanı Şam'a gitmeye hazırlanmış bulunuyor. Hatice binti Huveylid de, bu kervana, yükleyeceği mallarla katılacak, mallarının üzerinde de, kavminden bazı adamlar gönderecek-tir.[581] Kendisinin, senin gibi güvenilir, temiz ve vefâkâr bir insana çok ihtiyacı vardır. İşlerinden ve ticâretinden bir kısmına seni vekil yapması için yanına varıp kendisiyle konuşmuş olsaydık, iyi olurdu.[582] Yine de, gidip dileğini ona arzedecek olursan, herhalde, hemen kabul eder.[583] Temizliğin sebebiyle, seni başkasına üstün tutar, sanırım. Gerçi, ben senin Şam taraflarına gitmeni istemiyor ve sana Yahudilerden bir zarar gelmesinden korkuyorum, ama bundan başka bir fikir, bir çâre de bulamıyorum" dedi.[584] Peygamberimiz (aleyhisselâm).: "Belki de, o (Hz. Hatice), bu hususta bana bir haber salar." dedi. Ebu Tâlib Amca.: "Ben, onun, senden başkasını vazifelendireceğinden de endişe ediyorum. Sen, işi tedbirli olarak talep ve takip et!" dedi.[585] Peygamberimiz (aleyhisselâm): "Amcacığım! Sen, nasıl istiyorsan, öyle yap!" dedi.[586] Hz. Hatice; şerefli ve çok zengin bir kadındı, ticâretle uğraşırdı. Güvendiği kimselere sermaye verip aralarında belirleyecekleri şarta göre, zarar ve ziyân sermayeye ait olmak üzere-onlaria ortak olur, elde edilen kazançtan bir kısmını onlara verirdi.[587] Hz. Hatice; Ebu Tâlib ile Peygamberimiz (aleyhisselâm) arasında geçen konuşmayı işittiği zaman;[588]Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın son derecede doğruluğunu, eminliğini ve iyi huyluluğunu çok iyi bildiği için.:[589] "Ben onun bunu isteyeceğini bilmiyordum!" dedi[590] ve hemen, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a haber salıp ticâret kervanını götürenlere veregeldiğinden daha fazla ücret vermek şartıyla ticâret malını Şam'a götürmesini teklif etti[591]. Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hz. Hatice'nin yanına gelince, Hz. Hatice.: "Ben, seni, Şam'a göndereceğim ticâret malları üzerinde göndermek için çağırdım. Senin doğru sözlü, son derecede gücenilir, güzel huylu olduğunu biliyorum. Sana, kavminden hiçbir kimseye vermediğim ücretin birkaç katını vereceğim!" dedi.[592] Peygamberimiz (aleyhisselâm), Hz. Hatice'nin bu teklifini kabul etti.[593] Hemen, amcası Ebu Tâlib'le buluşup, durumu ona anlattı.[594] Ebu Tâlib: "Bu, ALLAH’ın sana gönderdiği bir rızıktır.[595] Ey kardeşimin oğlu! Bana erişen habere göre, Hatice filan adamı iki erkek genç deve vermek üzere tutmuş. Biz sana da bu kadar ücret vermesine razı değiliz. Senin için, bu hususta onunla bir konuşsak olmaz mı?" dedi.
Peygamberimiz (aleyhisselâm): "Sen nasıl istersen öyle olsun!" dedi. Bunun üzerine, Ebu Tâlib, hemen Hz. Hatice'nin yanına gitt.i: "Ey Hatice! Sen, MuhaMMed'i tuttun mu? Haber aldığıma göre, filan zât, iki erkek genç deve vermek üzere tutmuşsun. Biz, MuhaMMed için, dört erkek ve genç deveden başkasına razı değiliz!" dedi. Hz. Hatice: "Sen bunu bize uzak ve düşman olan bir kimse için bile dilemiş olsaydın, yine kabul ederdik. Kaldı ki, bize akraba ve dost olan birisi için dilemiş bulunuyorsun ki, bu nasıl kabul edilmez?" dedi.
[596]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın TİCÂRET İÇİN MEKKE'DEN YOLA ÇIKIŞ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Hz. Hatice'nin ticâret malını Şam'a götürüp satmak üzere,[597] kölesi Meysere ile birlikte Mekke'den yola çıktı.[598]Hz. Hatice; Huzeyme b. Hakîmü's-Sülemîyi de, yardımcı olmak üzere, yanlarına kattı.[599]Huzeyme, Hz. Hatice'nin akrabasındandı.[600] Her yıl, Hz. Hatice'yi görmeye gelirdi.[601] Hz. Hatice; kölesi Meysere'ye de, Peygamberimiz (aleyhisselâm) hakkında.: "Ona, hiçbir işte itaatsizlik etme! Onun hiçbir görüşüne de aykırı davranma!" dedi.[602] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın amcaları ve amca mevkiinde bulunanları da, Peygamberimiz (aleyhisselâm)la ilgilenmelerini, kervan halkına tavsiye ettiler.[603]
4
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın Yolda Yorulan Develeri Hızlandırışı Hicaz ile Şam arasında Hz. Hatice'nin mal yüklü develerinden ikisi yorulup geride ve ticâret kervanından gittikçe uzakta kalmaya başlamıştı. O sırada, Peygamberimiz (aleyhisselâm), önde bulunuyordu. Meysere; hem kendi hayatından, hem bu develerin durumundan korktu. Koşarak, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın yanına gelip, durumu haber verdi. Peygamberimiz (aleyhisselâm), hemen develerin yanına geldi. Develerin ayaklarının altını ve kemiklerini eliyle oğuşturduktan sonra, yanlarından ayrıldı. Develer, koşmaya başladılar ve böğürerek kâfilenin önüne geçtiler. Huzeyme, bunu görünce, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın hal ve şanının büyük olacağını anladı. Hizmetine ve korunmasına çok özen gösterdi.
[604] Rahib Nastura'nın Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hakkındaki Teşhisi Ticâret kervanı, Şam topraklarından Busra'ya varıp erişti.[605]Peygamberimiz (aleyhisselâm), Busra Çarşısında,[606] rahiblerden bir rahibin manastırının yakınındaki bir ağacın altına indi.[607] Denildiğine göre, altına inilen ağaç, çok yaşlı bir zeytin ağacı idi.[608]Manastırda oturan rahibin adı Nastur (Nastura) idi.[609] Kendisi, Meysere'yi tanırdı.[610] Savmaa'sından (manastırından) başını Meysere'ye doğru çıkarıp[611]:"Ey Meysere![612] Şu ağacın altına inmiş olan zât kimdir?" diye sordu. Meysere: "Bu, Kureyşilerden, Harem halkından bir zâttır!" dedi. Rahib: "Şimdiye kadar, bu ağacın altına peygamberden başkası inmemiştir!" dedi.[613] "Şu saatte inen de, ancak peygamberdir!" demek istedi.[614] "Kendisinin, gözlerinde biraz kırmızılık var mı?" diye sordu. Meysere: "Vardır ve gözlerinden hiç ayrılmaz!" dedi.[615] Nastura: "İşte, odur. O, peygamberlerin sonuncusu! Ne olurdu, ben onun peygamber olarak gönderilmesinin emrolunacağı zamana da erişseydim!" dedi. Meysere; Rahib Nastura'nın bu sözlerini de aklında tuttu.[616] Denildiğine göre, Hz. Ebu Bekir de Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın bu ticâret seferinde bulunmuş ve rahibten işittiği sözlerden çok duygulanmıştı.[617]

Busra Çarşısında Satılacakların Satılıp Satın Alınacakların Satın Alınıp Büyük Bir Kazanç Sağlanması Peygamberimiz (aleyhisselâm); Mekke'den getirdiği malları orada, Busra çarşısında sattı ve satın almak istediği malları da oradan satın aldı.
[618] Sattıkları mallardan, o güne kadar hiç kazanamadıkları bir kazanç sağladılar.[619] Meysere: "Ey MuhaMMedi Hatice için kırk yıl ticâret yapsaydık, senin yüzünden elde ettiğimiz şu kazançtan daha fazla bir kazanç sağlayamazdık!" dedi.[620] Busra Pazarında Bir Yahudi'nin Peygamberimiz Hakkındaki Teşhisi Busra Pazarında satılan mal üzerinde Peygamberimiz (aleyhisselâm)la bir Yahudi arasında anlaşmazlık çıkmış ve Peygamberimiz (aleyhisselâm)a.: "Lât ve Uzzâ'ya yemin et!" demişti. Peygamberimiz (aleyhisselâm): "Ben, şimdiye kadar, onlar adına hiç yemin etmemişimdir! Onların yanından da, yüzümü çevirerek geçerim!" deyince, Yahudi: "Yerinde olan söz, senin söylediğin sözdür!" dedi ve tenhada Meysere'nin yanına varıp: "Ey Meysere! Bu zât, vALLAHi, peygamberdir! Varlığım Kudret Elinde bulunan ALLAH'a yemin ederim ki, o, muhakkak, âlimlerimizin kitaplarında sıfatlarını buldukları peygamberdir!" dedi. Meysere, bunu da aklında tuttu.[621] Busra'dan Mekke'ye Dönüş Ticâret kervanı, Mekke'ye dönmek üzere, Busra'dan ayrıldı. Meysere; öğle sıcağının şiddetlendiği sıralarda, devesinin üzerinde giderken, iki meleğin Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı güneşten gölgelediklerini gördü.[622] Bunu da aklında tuttu.[623] Yüce ALLAH, Meysere'nin kalbinde, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a karşı derin bir sevgi uyandırdı. Artık o, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın kölesi oldu.[624]Ticâret Kervanı, Merruz-Zahran'da bulunduğu sırada, Meysere: "Ey MuhaMMedi Sen, benden önce Hatice'ye git! Senin yüzünden Yüce ALLAH’ın ona neler yaptığını haber ver de, seni o da anlasın!" dedi. Peygamberimiz (aleyhisselâm), hemen hareket edip öğlenin en sıcak saatlerinde Mekke'ye girdi. O sırada, Hz. Hatice, içlerinde Nefise binti Münye'nin de bulunduğu bazı kadın arkadaşlarıyla birlikte konağının üst katında oturuyordu. Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın, devesinin üzerinde iken iki melek onu güneşten gölgeler bir halde Mekke'ye girdiğini gördü ve bunu kadın arkadaşlarına da gösterdi. Hepsi de, hayret içinde kaldılar. Peygamberimiz (aleyhisselâm), Hz. Hatice'nin konağına vardı. Malların satışından ne kadar kazanç sağladıklarını ona haber verdi. Bu haber Hz. Hatice'yi sevindirdi.[625] Peygamberimiz (aleyhisselâm), Busra'dan Mekke'ye getirdiği malları da Hz. Hatice'ye teslim etti. Hz. Hatice, onları da satıp iki kat veya bu miktara yakın bir kazanç elde etti.[626][626] Meysere'nin Peygamberimiz Hakkındaki Bilgileri Hz. Hatice'ye Aktarışı Meysere, Rahib Nastura'nın, Peygamberimiz (aleyhisselâm) hakkında söylediklerinizi [627] Mal satışı sırasında Peygamberimiz (aleyhisselâm)a itimatsızlık gösteren Yahudi'nin sonunda neler söylediğini;[628] İki meleğin, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, güneşin şiddetli sıcağından nasıl gölgelediklerini; Gider ve gelirken gördükleri şeyleri;[629] Yorulan iki deveyi nasıl yürütüp hızlandırdığınızı[630]Eminliğini, temizliğini, uğurluluk ve bereketliliğini, Kitab Ehli olanların onun hakkında neler söylediklerinizi[631] Kendisiyle yemek yediği zaman doyduğunu ve artan yemeğin ise hiç yenilmemiş gibi olduğunu., anlattı.[632] Meysere; Peygamberimiz (aleyhisselâm)da gördüğü fevkalâde halleri Hz. Hatice'ye anlattığı zaman, kendi kendine:
"Eğer o Yahudi'nin söylediği doğru ise, geleceği haber verilen O Peygamber, ancak budur!" demişti.
[633] Hz. Hatice'nin Peygamberimiz (aleyhisselâm)a Taze Hurma İkram Edişi Hz. Hatice; bir tabak üzerinde olgun taze hurma getirtip kızkardeşi Hâleyi ve Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı dâvet etti. Tabaktaki hurmadan doyasıya yedikleri halde, ondan hiçbir şey eksilmediği görüldü.[634] Hz. Hatice'nin Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hakkında Varaka b. Nevfel ile Konuşması Hz. Hatice; kölesi Meysere'nin Peygamberimiz (aleyhisselâm) hakkında Rahib Nastura'dan işitip anlattığı şeyleri ve iki meleğin onu güneşin sıcaklığından gölgeleyerek koruduğunu görmüş olduğunu Varaka b. Nevfel'e anlattı. Varaka b. Nevfel; Hz. Hatice'nin amcasının oğlu idi, Hıristiyan'dı. Kendisi, semâvî kitapları çok okur, insanların bütün bildikleri şeyleri bilirdi. Varaka b. Nevfel, Hz. Hatice'ye: "Ey Hatice! Eğer bu söylediklerin doğru ise, hiç şüphesiz, MuhaMMed bu ümmetin peygamberi olacaktır! Ben, zaten, gelmesi beklenen peygamberin bu ümmetten çıkacağını biliyorum. Onun geleceği zaman da. tam bu zamandır!" dedi.[635] Hz. Hatice ve Kadın Arkadaşlarının Vaktiyle Karşılaştıkları Bir Hadise Rivâyete göre, Mekkeli[636]Kureyş[637] kadınları, Recep ayında,[638] bayramda[639]Mescid-i Haram'da[641] toplanarak tünen yapanlar,[640]bu bayrama gelip katılmaktan kendilerini hiçbir şey alıkoymazdı.[642]Yine, bir gün, Kureyş kadınları Mescid'de,[643] putun yanında[644]toplanmış bulundukları sırada, birden ortaya çıkan bir adam,[645] yanlarına gelip[646] en yüksek sesiyle bağırarak: "Ey Teymâ kadınları,[647] ey Kureyş kadınları topluluğu! Çok sürmez, aranızda,[648] yakında yurdunuzda Ahmed ismiyle anılan[649]peygamber zuhur edecek,[650] gönderilecektir![651] Sizden hangi kadın ona zevce olabilirse, hemen olsun!" deyince, bütün kadınlar adama taş atmışlar, hakaret etmişler, ağır sözler söylemişlerdi. Hz. Hatice ise, onun sözüne karşı, başını önüne eğip[652] duymazdan gelmiş,[653] hiçbir itirazda bulunmamış,[654] hatta, bundan ümide bile düşmüştü.[655]


*
**
****


DiP NOTLAR.:

[511]İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 5.
[512] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 121.
[513] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 121 , Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 169.
[514] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 194, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 121, Ebu Nuaym, Delâil.c.1 , s. 169, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 28, 30, Ebu'l-Fidâ.el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 286-287.
[515] Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 221, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 254, Halebî, İnsânü'l-uyûn, c. 1, s. 204.
[516] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 194-195, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 30, 31, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 287, Halebî, İnsan, c. 1, s. 299
[517] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 96, Müslim, Sahih, c. 1 , s. 268, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 32.
[518] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 153, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 65, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 131, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 31.
[519] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 54, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 154, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 169, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 35, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 42.
[520] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 158, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 187, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 38-39, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 45, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 80-81, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 221 -222, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 200-201.
[521] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, s. 2, s. 58, Buhârî, Târîhu'l-kebir, c. 1 , s. 130. Taberî, Târih, c. 2, s. 196. Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 186, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 33, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 44, Zehebî, Târıhu'l- İslâm, s. 79, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 287, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s.178, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 219.
[522] İbn İ shak, K itâbu1 l-m übtedâ ve'l-m eb'a s, c. 2, s. 58-59, Taberi, Târih, c. 2, s. 196, Ebu N uaym, D el âil, c. 1, s. 186, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 33-34, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 44-45, Zehebî, Târîhu'lİslâm, s. 79-80, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 287-288, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 178, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 289.
[523]Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 362.
[524] İbn İshak, İbn Hİsâm, Sîre.c.1, s. 194, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 286-287.
[525]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 198, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 128, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 17, Ebu'l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 127, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 46.
[526] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 46.
[527] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s.128.
[528] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 72, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 291.
[529] Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 276, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 72.
[530] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 136.
[531]Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 72, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 291.
[532] Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 276.
[533] Mes'ûdf, Murûc, c. 2, s. 276-277, Süheylî, Ravd, c. 2, s. 72, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 292.
[534]İbn Sa'd, c. 1, s. 128, Mes'ûdf, c. 2, s. 276-277, Süheylî, c. 2, s. 72, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 137, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 292. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/95-100.
[535]Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 277.
[536] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[537] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 1 29, Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 276, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 77, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 137, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 292.
[538] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 129, Süheylî, Ravd, c. 2. , s. 72, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 292.
[539] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293 İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s.3.
[540] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 129, Süheylî, Ravd.c. 2, s. 72-73, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 137138, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 41 , İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 292, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 3.
[541]İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 129, Süheylî, Ravd, c. 2, s. 73, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 138, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 292.
[542] Süheylî, Ravd, c. 2, s. 70, İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 456, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 3.
[543]İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 456, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 292.
[544] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 76.
[545] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 292.
[546] İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 456.
[547] İbn Sa'd, Tabakât, c.1, s. 129, Yâkubî, Târîh, c. 1, s. 18, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 73, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c.1 , s. 136, İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 456, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 292, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 3.
[548] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 73, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 292
[549] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 190, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 138, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41 ,
[550]İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 1 29, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 75, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 138, İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 456, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41 , Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[551] İbn Sa'd, c. 1, s. 1 298, Süheyif, c. 2, s. 75, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 138, İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s.356, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 293, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 3. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/100-104.
[552] İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787.
[553] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 78-79, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 171 , Alâuddin Ali, Kenzu'l-um mâl, c. 12, s. 391 .
[554]İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 79.
[555] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 79, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 1 71, Alâuddin Ali, Kenzu'l-um m âl, c. 12, s. 391.
[556] Bakara: 1 27.
[557] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 59, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 2, s. 52, Zemâhşerî, Keşşaf, c. 1, s.448.
[558] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 116, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 536, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvıe, c. 2, s. 52.
[559] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 59, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 536.
[560]Âl-iİmrân: 96-97.
[561] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 67-68.
[562] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 68, Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 11, Zemâhşerî, Keşşaf, c. 1 , s. 448, Kurtubf, Tefsîr, c. 7, s. 139, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1, s. 384.
[563]Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 79, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 171 -172, Alâuddin Ali, Kenzu'l-um mâl, c. 12, s. 391 .
[564] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 332, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 172.
[565] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 79, Alâuddin Ali, Kenzu'l-um m âl, c. 12, s. 391.
[566] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 79, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 172, Alâuddin Ali, Kenzu'l-um mâl, c. 12, s. 391. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/104-105.
[567] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s, 199, Taberî, Târih, t 2, s. 196.
[568] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 47-48.
[569] Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 101, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 260.
[570] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277.
[571] Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 101.
[572] Hâkim, Müstednek, c. 3, s. 182, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 295.
[573]Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 126.
[574] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 320, Taberî, Târih, c. 2, s. 197, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, t 2,s. 210211, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c 1, s. 50.
[575] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 191, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 21 0, Bedrüddin Aynı, Umdetu'lkârf, c. 10, s. 104.
[576] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 191, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 221.
[577] Zübeyr b. Bekkâr, Cemhere, 1, s. 1 91, Bedrüddin Aynf, Umdetu'l-kârf, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu'lbârf, c. 3, s. 473.
[578]Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 191, Bedrüddin Aynf, Umdetu'l-kârf, c. 1 0, s. 1 04, İbn Hacer, Fethu'lbârf, c. 3, s. 473, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 221.
[579] Zübeyr b. Bekkâr, Cemhere, c. 1 ,s. 371, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 221.
[580] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 320, Yakut, Mu'cem, c. 2, s. 211, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 50.
[581] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 156, Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 172, Ebu'l-Ferec, elVefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 47-48.
[582] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[583] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 129, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 172, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s.143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 4748.
[584] Ebu Nuaym, De lâi lü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, E b u'l-F ere c, el-Vefâ, c. 1, s. 1 43, İtan Seyyi d, Uyûnu'l -eser, c. 1 , s. 48, H aleb f, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[585] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[586] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[587] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 199, Taberî, Târih, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 66, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 48, Ebu'l-Fidâ, el Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[588]İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 129, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İ nsânu'l-uyûn, c. 1, s. 21 6.
[589] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 199, Taberî, Târîh, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Ebu'lFidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[590] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[591] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 1 99, İbn Sa'd,Tabakât, c. 1, s. 129,156, Taberî, Târîh, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 1 73, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 398, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[592] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[593] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 199, Taberî, Târih, c. 2, s. 196, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Ebu'l-Fidâ, el- Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[594]Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[595] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 130, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, elVefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1, s. 216.
[596] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 130, Diyarbekrî, Hamis, c. 1,s.262. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/105-110.
[597] İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c 1, s. 199, Taberî, Târih, c. 2, s. 196, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 66, Ebu'l-Fidâ, el- Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[598] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 199, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 130, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66,Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48.
[599]İbn Esfr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 13 4, D iyarbekrf, H am fs, c. 1, s. 262.
[600] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 134, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 427, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 262.
[601] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 427.
[602] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216, A. Zeyni Dahlan, Sîre, c. 1, s. 54.
[603] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 130, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İ nsânu'l-uyûn, c. 1, s. 21 6. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/110.
[604] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c.1, s. 262, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 219. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/110-111.
[605] Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 1 43, Diyarbekrî, Hamıs, c. 1, s. 262.
[606] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 156, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, İbn Seyyid Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48.
[607] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 199,Taben, Târih, c. 2, s. 1 96, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s 173, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 48, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294.
[608] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 218, A. Zeyni Dahlan, Sîre, c. 1, s. 54.
[609] İbn Sa'd, Tabak âtü'l-kübrâ, c. 1, s. 130, Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 35, Süheyif, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 326, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2,5.5.
[610] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 156, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüwe, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 216-217.
[611] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 199, Taben, Târih, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâil. c. 1, s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 3 9, İbn Seyyi d, U yûnu'l-eser, c. 1, s. 4 8, Zehebî, Tâ rfhu' I-İ si âm, 63, Ebu 'I-Fi dâ, e I-Bid âye ve'n-ni hâye, c. 2, s. 294.
[612] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 156, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,s.21 7.
[613] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 1, s. 1 99, İbn Sa'd,Tabakât, c. 1, s. 130,156,Taberî, Târîh, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâil, c.1,s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 48. Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 63, Ebu'l- Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294.
[614] Süheyif, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 236.
[615] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 156, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ,c. 1, s. 143, İbn Seyyid, UyÛnu'l- eser, c. 1, s. 48, Halebî, İ nsânu'l-uyûn, c. 1, s. 21 7.
[616] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 156, Ebu Nuaym, Delâil, c. , s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1,s.217.
[617] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 177, Kastalânî, M evâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 50, Zürkânî, Mevâhibu'lledünniye Şerhi, c. 1 , s. 245. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/111-112.
[618] İbn İshak, İbn Hişam, SiYe.d , s. 200, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 156, Taberî, Târih, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 66, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n- nihâye, c. 2, s. 294.
[619] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 157, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 263, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 219.
[620] HalebUnsânu'l-uyun, t 1, s. 219. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/112-113.
[621] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 ,s. 1 56, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüwe, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, elVefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Diyarfcıekrf, Târîhu'l-hamîs, c. 1 , s. 263, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 219, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 199. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/113.
[622] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 200, İbn Sa'd, Tabak ât, c. 1, s. 130, Taberî, Târih, c. 2, s. 196-197, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 ,s. 1 74, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 67, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 48-49, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 263, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 220.
[623] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 130, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 143, Diyarbekrî, c. 1, s. 263.
[624] İbn Sa'd, c. 1, s. 156, İbn Seyyid, c. 1, s. 49, Diyarbekrî, c. 1,s.263. Halebî, c. 1, s. 220.
[625] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 156-157, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ1, c.1, s. 1 44, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 49, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 263, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 220.
[626] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 200, Taberî, Târih, c. 2, s. 197, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 67, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 80, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 64, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/113-114.
[627] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 200, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 157, Taberî, Târih, c. 2, s. 197, Ebu'lFerec, el-Vefâ, c. 1, s. 144, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 498, Zehebî, Târîhu'l -İslâm, s. 64, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 263.
[628] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 157, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 1 44, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s. 49, Diyarbekrî, Hamis, c.1,s.263.
[629] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 200, Taberî, Târîh, c. 2, s. 197, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 67, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 39, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 294.
[630] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 220.
[631] Belâiurf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[632] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 78, Belâiurf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[633]Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 228, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 200. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/115.
[634] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber. s. 78. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/115.
[635] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 203, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 51, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 296. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/116.
[636] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.
[637] Halebî, İnsânu'l-uyûn, d , s. 227, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 200.
[638] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15.
[639] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c.4, s. 282, Zürkâni", Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 200.
[640] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 227.
[641]] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 200.
[642] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15.
[643] Halebî, İnsânu'l-uyÛn, c. 1, s. 227.
[644] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 15.
[645] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 227, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 200.
[646] Halebî, İnsânu'l-uyün, c. 1, s. 227, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 200.
[647] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,15.
[648]Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 227, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 200.
[649] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.
[650] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 227, Zürkânî, M evâhib Şerhi, c.1,s.200.
[651] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15.
[652] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.
[653] Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 200.
[654] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 200.
[655] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 228. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/116-117.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: PeygamberLer Peygamberi MuhaMMed ALeyhisselâm

Mesaj gönderen ahmet »

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

PEYGAMBERİMİZ'in HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ aleyhumussselâm.:

Hz. Hatice aleyhasselâm'ın KimLiği, Üstün KişiLiği ve Peygamberimiz (aleyhisselâm)La EVLeNmek İSTEYiŞi.:

Hz. Hatice; Câhiliye devrinde “Tahine” diye anılırdı. İki kere evlenmiş ve dul kalmıştı.[1]
Nefise binti Münye (Ümeyye) der ki.: "Hatice binti Huveylid, b. Esed, b. Abduluzza, b. Kusayy.; İşini bilir ve sıkı tutar, sağlam karakterli ve şerefli bir kadındı.
Yüce ALLAH; onu, bu meziyetleriyle birlikte, daha da şereflendirmeyi ve hayra erdirmeyi diledi.
Hatice, o zaman, Kureyş kadınlarının soy sopça en seçkin ve üstünü, şerefçe en büyüğü, mal bakımından da en zengini idi. Bunun için, kavminin her erkeği, elinden gelse, onunla evlenmeye can atar, onunla evlenebilmek için servetini saçardı. MuhaMMed (aleyhisselâm) Hatice'nin Şam ticâretinden döndükten sonra, Hatice kendisiyle evlenmek isteyip istemeyeceğini anlamak maksadıyla yoklama yapmak üzere, beni MuhaMMed (aleyhisselâm)'a gönderdi.
Ona.: “Ey MuhaMMed Seni evlenmekten alıkoyan nedir?” diye sordum.
“Elimde param yok! Ben nasıl evlenebilirim?” dedi.
“Eğer sana evlenme masrafı sağlansa da, sen cemâle, mala, şerefe, denkliğe dâvet olunsan, icâbet etmez
misin?” diye sordum.
“Kim bu kadın?” dedi.
“Hatice’dir!” dedim.
“Bu, sence, benim için nasıl olabilir?” dedi.
“Orası, bana düşen bir vazifedir.” dedim.
“O halde, ben de senin dediğini yaparım!” dedi.
Hemen gidip durumu Hatice'ye bildirdim."
[2]
Hz. Hatice, Nefise Hatun aracılığıyla yaptığı yoklama sonucunda Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın kendisiyle evlenmeye razı olacağını anlayınca:
[3]"Ey amcamın oğlu! Akrabam olduğun kavminin arasında şerefli, emniyetli, güzel huylu ve doğru sözlü olduğun için seninle evlenmeyi arzu etmiş bulunuyorum.[4] Amcam Amr b. Esed'e gidip beni iste![5] Sen de, şu saatte gel!" diyerek Peygamberimiz (aleyhisselâm)a nikâhını kıyması için de amcası Amr b. Esed, b. Abduluzza, b. Kusayy'a haber gönderdi.[6]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), Hz. Hatice'nin evlenme teklifini amcalarına duyurdu.
[7]
Ebu Tâlib, durumu iyice öğrenmek üzere, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı yanına alıp Hz. Hatice'nin evine vardı.
Hz. Hatice, Ebu Tâlib'e.: "Ey Ebu Tâlib! Amcamın yanına var da, kardeşinin oğlu MuhaMMed b. Abdullah'la benim nikâhımı kıysın!." dedi.
Ebu Tâlib, o zaman Mudar'ların başkanları olan Hâşim Oğullarından on kişilik bir toplulukla, Hz. Hatice'nin amcasının yanına vardı .
[8]Gidenler arasında Peygamberimiz (aleyhisselâm)la bütün amcaları bulunuyordu./color][9]
Hz. Hatice'nin amcası Amr b. Esed, o zaman çok yaşlı idi.
[10]Esed'in, hayatta olan, ondan başka oğlu kalmamıştı.[11]

PEYGAMBERİMİZ İle HZ. HATİCE'nin DÜNÜRLÜK ve NİKÂH TÖRENİ aleyhumussselâm.:

Dünürlük ve nikâh töreninde Hz. Hatice'nin amcası Amr b. Esed ile Peygamberimiz (aleyhisselâm) ve amcaları hazır bulundular.
[12]
Amr b. Esed; sakalını sarı yağla yağlayıp taramış, üzerine de “Bürd-ü Yemânî” diye anılan Yemen işi alacalı kumaştan ağır bir elbise giymişti.
[13]
Hz. Hatice'nin koyun etinden yaptırdığı yemekler yenildikten sonra, Hz. Hatice Peygamberimiz (aleyhisselâm)a.: "Amcan Ebu Tâlib'e söyle de, şu mecliste beni sana, amcamdan istesin!" dedi.
[14]
Ebu Tâlib hemen ayağa kalkıp şöyle konuştu.: "Hamd olsun ALLAH'a ki, bizi, İbrahîm'in zürriyetinden, İsmâil'in neslinden,
[15]Maad'in mâdeninden ve Mudar'ın aslından yarattı. Bize; hac ve ziyâret edilecek bir Beyt (Mâbed), içinde emniyet ve huzura kavuşulacak bir Harem ihsan etti. Bizi; Beyt'inin bakıcısı ve Harem'inin yöneticisi kıldı. [16]Bizi; böylece, halkın hâkimi ve başkanı yaptı.[17] İçinde bulunduğumuz beldemizi, bize bereketli kıldı.[18]
İmdi, kardeşimin oğlu MuhaMMed b. Abdullah'la Kureyşten kim tartılsa.
[19]muhakkak, bu, soy sopça, akıl ve faziletçe [20]ona üstün tutulur; [21]kendisiyle kim ölçülse, bu, ondan büyük gelir.[22]
Malı az olsa da, mal dediğin nedir ki? Tez geçici bir gölgedir; alınır verilir iğreti birşeydir!
[23]
MuhaMMed'in, Abdulmuttalib ve Hâşim gibi şanlı ataların torunu olduğunu bilirsiniz.
[24] Kendisi, şimdi, kızınız[25]Hatice binti Huveylid'le evlenmeyi arzu etmektedir. [26]Aynı şekilde,[27] Hatice de, onunla evlenmeyi istemektedir. [28]Hatice'ye, kendi malımdan, mehir olarak ne vermemi istersiniz?[29] VALLAHi, bundan sonra, onun (yeğenimin) haberi büyük, hal ve şanı ulu olacaktır!" dedi. [30]
Ebu Tâlib konuşmasını tamamlayınca, Hz. Hatice'nin amcasının oğlu Varaka b. Nevfel kalkıp şöyle konuştu.:
"ALLAH'a hamd olsun ki, bizi de, anlattığın gibi yarattı.
Saydığın fazl ve şereflerle de, mümtaz kıldı.
Biz de, Arapların ulu kişisi ve başkanıyız.
Siz de, böylesiniz.
Ne Araplar sizin faziletinizi inkâr, ne de insanlardan hiçbiri sizin iftihar ettiğiniz şeyleri, şerefinizi red eder.
Biz de, sizinle hısımlık kurmayı ve şereflenmeyi arzu ediyoruz.
Ey Kureyş cemâatı! Şâhid olunuz ki; ben, Hatice binti Huveylid'i, dörtyüz dinar mehirle MuhaMMed b. Abdullah'a nikahladım!" dedi, sustu.
Ebu Tâlib.:"Ben, Hatice'nin amcasının da konuşmasını istiyorum!" dedi.
Bunun üzerine, Amr b. Esed.: "Ey Kureyş cemâatı! Siz şâhid olunuz ki; ben de, Hatice binti Huveylid'i, MuhaMMed b. Abdullah'a nikahladım!" dedi.
Hazır bulunan Kureyş uluları, buna şâhid oldular.
[31]
Hz. Hatice'ye mehir olarak 12 ukıyye
[32] ve 1 neş altın verildiği,[[33] 20 genç ve yiğit deve verilmesinin taahhüt edildiği de rivâyet edilir.[34]
Sanıldığına göre; develer, Peygamberimiz (aleyhisselâm) tarafından mehre ilave edilmiştir.
[35]
Bir ukıyye 40 dirhemdir;
[36] bir neş de, yarım ukıyye, yani 20 dirhemdir.[[37]
Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın zevcelerinden çoğunun mehri, onikişer ukıyye birer neş idi.
[38]

PEYGAMBERİMİZ İle HZ. HATİCE'nin DÜĞÜN ŞENLİĞİ ve VELİME CEMİYETİ aleyhumussselâm.:

Hz. Hatice; cariyelerine defler çaldırdı, oyunlar oynattı. Peygamberimiz (aleyhisselâm), evden dışarı çıkacağı sırada, Hz. Hatice.: "Ey MuhaMMed Nereye gidiyorsun? Amcan Ebu Tâlib'e uğra da, senin develerinden bir veya iki deve kessin ve halka yemek yedirsin!." dedi. Peygamberimiz (aleyhisselâm), öyle yaptı.
Bu ziyâfet, Peygamberimiz Aleyhiselâmın verdiği ilk velime ziyâfeti/sevinç ve sürur günleri verilen ziyafet, düğün ziyafeti idi.
Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hz. Hatice ile evlendiği zaman, Ebu Tâlib son derecede sevindi ve.: "ALLAH'a hamd olsun ki, bizden bütün sıkıntıları ve üzüntüleri giderdi." dedi.
[39]

PEYGAMBERİMİZ İle HZ. HATİCE'nin EVLENME TARİHİ ve EŞLERİN YAŞLARI aleyhumussselâm.:

Evlenme tarihi; Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın Busra dönüşünden 2 ay 24-25 gün sonra olup,
[40]o zaman Peygamberimiz (aleyhisselâm) 25 yaşında, [41]Hz. Hatice ise 40 yaşında idi.[42]

PEYGAMBERİMİZ İle HZ. HATİCE'nin KUTLU EVLENMELERİNİN YAPILDIĞI EV aleyhumussselâm.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın gerdeğe girdiği ev Hz. Hatice'nin evi olup, Safa ile Merve'nin arasındaki Attarlar Çarşısının arkasında,
[43] Adiyy b. Hamraü's-Sakafî'nin evinin arkasında idi. Eve girilince, kapının sol tarafında [44]bir arşın bir karış çapında bir taş vardı. Hz. Hatice ve kızları, daima bu evde oturmuşlar, Hz. Hatice bütün çocuklarını bu evde dünyaya getirmiş, kendisi de bu evde vefât etmişti.
Peygamberimiz (aleyhisselâm), Medine'ye hicret edinceye kadar da, buradan ayrılmamıştı. Medine'ye hicret ettiği zaman, bu evi, amcası Ebu Tâlib'in oğlu Akîl zaptetti. Muaviye b. Ebu Süfyan, halifeliği sırasında bu mübârek evi ondan satın alıp içinde namaz kılınır mescid haline koydurmuştur.
[45]

ZEYD B. HÂRİSE'nin KÖLE OLARAK SATIN ALINIP AZÂD ve EVLÂD EDİNİLİŞİ.:

Zeyd b. Harise; sekiz yaşında bir çocukken, Beni Kayn atlıları tarafından yapılan baskında yakalanıp Ukâz Panayırında satılırken, onu Hakîm b. Hizam halası Hz. Hatice için dörtyüz dirheme satın almıştı.
Peygamberimiz (aleyhisselâm), onu görünce.: "Bu köle benim olsaydı, muhakkak, onu hemen azâd ederdim!" demişti. Hz. Hatice.: "Haydi, o senin olsun!" diyerek Peygamberimiz (aleyhisselâm)a bağışlamış, Peygamberimiz (aleyhisselâm) da onu hemen azâd etmişti. Daha sonra, Peygamberimiz onu evlâd edinmişti.
[46]

PEYGAMBERİMİZ'in HZ. ALİ kerremallahu vechehu'yi YANINA ALIP BÜYÜTÜŞÜ aleyhumussselâm.:

Yüce ALLAH’ın Hz. Aliye olan ni’metlerinden ve onun hakkında dilediği iyiliklerden birisi, Kureyşîlerin şiddetli bir kıtlığa ve açlığa uğradığı bir vasatta, Peygamberimiz (aleyhisselâm) ın bakmak üzere onu yanına alarak büyütmesi olmuştur. Ebu Tâlib Amcanın âile efradı kalabalıktı. Peygamberimiz (aleyhisselâm), Hâşim oğullarının en zengini olan amcası Hz. Abbas'a gidip.: "EyAbbas! Biliyorsun ki, kardeşin Ebu Tâlib'in âile efradı çok kalabalıktır. Halk, şu gördüğün kıtlık ve açlık felâketine uğramış, kıvranıp duruyor. Haydi, Ebu Tâlib'in yanına gidelim de, kendisiyle konuşalım.
Oğullarından birini ben yanıma alayım, birini de sen yanına al! Onun âile yükünü biraz hafifletelim! Çocuklarından ikisinin yükünü onun üzerinden almamız, yetişir!" dedi.
Hz. Abbas.:"Olur!" dedi. İkisi birden kalkıp Ebu Tâlib'in yanına vardılar. Ona.:
"Halkın içinde kıvrandığı kıtlık ve açlık sıkıntısı ortadan kalkıncaya kadar, biz senin âile efradından bir kısmını yanımıza alıp geçim yükünü hafifletmek istiyoruz!" dediler. Ebu Tâlib.: "Akîl'i, Tâlib'i bana bırakınız da, istediğinizi yapınız!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hz. Ali'yi, Hz. Abbas da Hz. Cafer'i yanına aldı.
Yüce ALLAH, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı peygamber olarak gönderinceye kadar, Hz. Ali Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın yanında kaldı.
[47]

PEYGAMBERİMİZ'in Hz. HATİCE'den DOĞAN ÇOCUKLARI aleyhumussselâm.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın, Hz. Hatice'den, iki erkek, dört kız çocuğu doğdu.
[48]Hz. Hatice'den ilk doğan erkek çocuğu, Hz. Kasım'dı ve Peygamberimiz (aleyhisselâm), ondan dolayı "Ebu'l-Kasım=>Kasım'ın Babası" künyesini taşırdı.[49]Hz. Kasım yürüdüğü,[50] iki yaşında bulunduğu sırada vefât etti.[51]
Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın bütün çocuklarının doğum ebesi, Safiyye binti Abdulmuttalib'in cariyesi Selma Hatundu.
[52]Selma Hatun, Hz. Fâtıma'nın oğullarının da doğum ebesi idi.[53]
Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın, İslâm devrinde Hz. Hatice'den ikinci erkek çocuğu doğup, kendisine Abdullah ismi verilmişti. Hz. Abdullah, Tayyib ve Tâhir diye de anılirdi
[54]O da, vefât ettikten sonra, Kureyş müşriklerinden Âs b. Vâil, Peygamberimiz için.: "Bırakınız onu! O, ebter, nesli devâm etmeyecek bir adamdır! Ölünce, anılmaz olur![55] Siz de, artık ondan rahata kavuşursunuz!." dedi.[56]
Bunun üzerine, Yüce ALLAH, Kevser sûresini indirdi.
[57]


إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
Resim---“İnnâ a’taynâkel kevser(kevsere).: Muhakkak ki Biz, sana Kevser'i verdik.” (Kevser 108/1)

إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
Resim---“İnnâ a’taynâkel kevser(kevsere).: Muhakkak ki Biz, sana Kevser'i verdik.” (Kevser 108/2)

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
Resim---“Fe salli li rabbike venhar.: O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser 108/3)

Peygamberimiz Aleyhisselâmın oğlu Hz. Kasım'dan sonra Hz. Hatice'den ilk doğan kızı, Hz. Zeyneb idi.[58] Hz. Zeyneb Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın kızlarının en büyüğü idi. [59]Hz. Zeyneb doğduğu zaman, Peygamberimiz (aleyhisselâm) otuz yaşında bulunuyordu.[60] Peygamberimiz Aleyhisselâmın, Hz. Zeyneb'den sonra, kızı Hz. Rukayye (Rukiyye) doğdu.[61] Hz. Rukayye doğduğu zaman, Peygamberimiz (aleyhisselâm) otuzüç yaşında idi. [62]Hz. Rukayye'den sonra, Hz. Ümmü Külsûm doğdu.[63]
Hz. Ümmü Külsûm'dan sonra, Hz. Fâtıma doğdu.
[64] Hz. Fâtıma'nın doğumu, Kureyşlilerin Kâbe'yi yeniden yaptıkları yıla rasflar.[65] Bu da, Peygamberimiz (aleyhisselâm)a Peygamberlik gelmeden beş yıl önce olup. [66]o zaman Peygamberimiz (aleyhisselâm) otuzbeş yaşında bulunuyordu.[67]
Hz. Abbas, bir gün, Hz. Ali ve Hz. Fâtıma'nın evine gitmişti.
O sırada, Hz. Fâtıma, Hz. Ali'ye.: "Ben, senden yaşlıyım!" diyordu.
Hz. Abbas: "Ey Fâtıma! Sen, Kureyşlilerin Kâbe'yi yeniden yaptıkları ve Peygamber Aleyhisselâm’ın da otuz beş yaşında bulunduğu sırada doğdun. Sen de, ey Ali! Bundan yıllarca önce doğmuştun!." dedi.
[68]

KÂBE'nin KUREYŞLİLER TARAFINDAN YENİDEN YAPILIŞI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın atası, büyük peygamberlerden İbrahîm (aleyhisselâm)ın oğlu İsmâil (aleyhisselâm)la birlikte yapmış olduğu Kâbe'nin
[69] yüksekliği dokuz arşındı.[70] Ne tavanı vardı, ne de duvarları örülürken çamur kullanılmıştı. Sadece, taşlar, birbiri üzerine dizilmişti. [71]Peygamberimiz (aleyhisselâm)ın atalarından Kusayy, Kâbe'nin duvarlarını yeniden ördüğü gibi; onu, Devm Ağacının tahtaları ve kabukları soyulmuş kuru hurma dallarıyla da, tavan çatmıştı.[72] Kureyşîler Kâbe'yi yeniden yapmadan önce de, Kâbe, taşlarla, çamursuz olarak, taşlar üstüste dizilmek suretiyle yapılmış bulunuyordu.[73] Bir kadının Kâbe Hareminde buhurdanlıkta öd ağacı yaktığı sırada buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan, Kâbe'nin kat kat olan örtüsü tutuşup tamamen yanmış, [74]bu yüzden, duvarlar da her taraftan gevşeyip çatlamış bulunuyordu.[75]
Mekkelilerce Arim Selleri diye anılan ve ardarda gelen sellerden çok daha büyük,
[76] iki dağ arasını dolduran,[77] Mekke'nin yukarı tarafından gelen[78] bir sel de Kâbe'nin içerisine girerek duvarları büsbütün çatlatmış,[79] Kâbe yıkılacak diye, [80]Kureyşîleri son derece korkutmuştu.[[81]
Kâbe'deki kuyunun içinde saklana gelirken
[82] çalınan[83] birtakım zinet eşyasıyla, altından yapılmış, üzeri incili ve cevherli geyik heykelleri,[84]Huzaa Kabilesinden Müleyh b. Amr oğullarının azâdlı kölesi Düveyk'in yanında bulunup, cezâ olarak kendisinin eli kesilmişti.
Bunun için, Kureyşîler; Kâbe'nin duvarlarını onarıp sağlamlaştırmak ve üzerine de tavan çatmak istiyorlar,
[85] fakat, onu yıkmaya kalkarlarsa[86] azâba uğrayabileceklerinden de [87]korkuyorlar,[ [88]Kâbe'nin işini aralarında istişâre ediyorlar, [89]kararsızlık içinde bulunuyorlardı.[90]


*
**
****


DiP NOTLAR.:

[1] İbn S a'd, Tab akâtü' l-kübrâ, c. 8,14-15, İbn Abdil berr, İstiâb, c. 4, s. 191 7, Süheylî, R avdu'l-ünüf, c.2, s. 246, İbn E sfr, U sdu1 1-gâbe, c. 7, s. 78-79.
[2] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 1 31, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 144, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 49-50,İbn Hacer, el-İsâbe, c.4,s.282,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 264, Halebî, İnsan, c. 1 , s. 223-224, Zürkânî,Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1,s. 200.
[3] Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 200.
[4] İbnİshak.İbn Hişam.Sîre, c. 1, s. 200-201, Taberî, Târih, c. 2, s. 197, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 67, İbn Esir,Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 23, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 49, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 64-65, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 225.
[5] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 78, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[6] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 131, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 98, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c.1, s.145, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 50.
[7] İbn İshak, İbn Hİsâm, Sîre, c. 1, s. 201, Taberî, Târîh, c. 2, s. 197, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s.80, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 49, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1,s. 223.
[8] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226.
[9] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 98, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 40
[10] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 132, İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 78, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[11] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 132. İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 78.M. Asım Köksal, İslam Tarihi,Köksal Yayınları: 1/119-121.
[12] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 98, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 30.
[13] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20.
[14] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 79, Belâzurî, c. 1, s. 97.
[15] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Ebu'l-Fenec, el-Vefâ, c. 1, s. 145, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5,
Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 226, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c.1, s. 201.
[16] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 145, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2 s. 5, Diyarbekrî, Hamis, c,1 . s.264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 201.
[17] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 145, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5,Diyarbekrî, c. 1 , s. 264, Halebî, c. 1, s. 226, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 201.
[18] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20.
[19] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 238, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 145,İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5, Diyarbekrî, Hamis, c, 1, s. 264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226,Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 201.
[20] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 238.
[21] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 238, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 145,İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5, İbn Haldun, Târih, c.2 , ks. 2, s. 5, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 264,Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226.
[22] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20.
[23] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 238, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 145,İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226,Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 201.
[24] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 145, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.264, Halebî, c. 1, s. 226, Zürkânî, c. 1, s. 201.
[25] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 201, 2
[26] Yâkubî, Târih, c.2, s. 20, Süheylî, Ravd, c. 2, s. 238, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5, Diyarbekrî, c. 1,s. 264, Halebî, İnsân, c. 1, s. 226, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 202.
[27] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 238, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226.
[28] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 238.
[29] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, t 1, s. 145.
[30] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 145, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5,Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 50, 51 , Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,s. 226, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1,s. 202.
[31] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 227, Zürkânî, M evâhibu'l-ledünniye Şerhi,c. 1, s. 202.
[32] İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 79, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 265.
[33] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 23, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c 1, s. 51, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 201, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 65, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,c. 2, s. 294, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 265, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 225.
[35] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 226.
[36] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 177, İbn Esîr, Nihâye, c. 5, s. 56, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 23, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 51, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 226.
[37] İbn Esîr, Nihâye, c. 5, s. 56, Fîruzâbâdî, Kâmûsu'l-muhît, c. 2, s. 301.
[38] Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 94, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 607, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 65, İbn Esîr, Nihâye, c. 5, s.56. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/121-124.
[39] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1 , s. 265, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 227, Zürkânî, Mevâhibu'l-
ledünniye Şerhi, c. 1, s. 201.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/124.
[40] Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 278, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu'l ledünniye, c. 1, s. 50, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 228.
[41] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 198, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c.1, s. 132, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 99, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20, Taberı, Târih, c. 2, s. 196, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1818, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 145, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 50, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 295.
[42] İbn Sa'd, Tabakât.c. 1,5.132, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 98,Taberî, Târih, c. 2, s. 196, İbn Abdilberr,İstiâb, c. 4, s. 1818, E bu 'l-Ferec İ b n C evzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 45, İtan Seyyid, Uyûnu 'l-eser, c. 1, s. 50,Kastalâni, Mevâhi bu'l-le dünniye, c 1, s. 50, Diyarbekrî, c. 1 , s. 264, Halebî, c. 1, s. 229.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/124.
[43] Mâverdi, Ahkâmu's-Sultâniye, s. 176.
[44] Taberî, Târîh, c. 2, s. 197.
[45] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 199, Taberî, Târih, c. 2, s. 197-198. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/125.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 264-265, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 40-42, Belâzun,Ensâ bu'l-eşrâf, c. 1, s. 467, 469, 476, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 63, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 543-545, İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 281 -283, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 94, Zehebî, Siyeru a'lâ mi'n-nübelâ, c.1, s. 162-163, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 563-564, Halebî, İnsânu'l-uyûn, C.1.S.438. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/125.
[47] İbn İshak,İbnHişam, Sîre.c. 1, s. 262-263, Taberî, Târih, c. 2, s. 213, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 37, 38, İbn Esir, Kâmil, c. 58, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 92-93, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 136, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 432, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 241. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/126.
[48] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 321, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 21, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 396405, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, İstiâb, s. 1, s. 500, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 23, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 288-289, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 217.
[49] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 202, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 133, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1,5.396, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 50, c. 4, s. 1819, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 105, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 23, c. 4, s. 277, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 288.
[50] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 396, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 61, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1819, Süheylî,Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 243, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 81, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 255, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 277, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 391.
[51] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 133, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 396, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 277, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 255, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 273, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 391.
[52] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 133, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 655-656, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 289, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 334, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 3, s. 1 95.
[53] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1862, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 147.
[54] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 133, İbn Abdilberr, İstiâb, c.1 , s. 50, c. 4, s. 181 8-1819, Ebu'l-Ferec İbn
Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 655, İbn E sîr, Usdu'l-gâbe, c. 1 ,s.23, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 288.
[55] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 5, s. 252-253, Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl, s. 307, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 417, Ebu'l- Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 559.
[56] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl, s. 307.
[57] İbn İshak, Kitâbu'l-m übtedâ ve'l-m e b'as, c. 5, s. 252-253, Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl, s. 307, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 417, Ebu'l- Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 559.
[58] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 133, M us'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 21, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 397, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 81, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 40, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 288, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 31 2, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c.1 , s. 255,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 273, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 195.
[59] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 80, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1853, İbn Hazm , Cevâmiu's-Sîre, s. 39.
[60] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1853, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 289, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 312, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 255, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 273, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1,s. 195.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 207, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 1 33, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s.401, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1893, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 39, İbn Esîr, Usd, c. 1, s. 23, İbn Kayyım,Zâd, c. 1, s. 40, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 289, İbn Hacer, c. 4, s. 377, Kastalâni, c. 1, s. 255, Diyarbekrî, c.1, s. 274, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 391 .
[62] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1839, Kastalâni, c. 1, s. 255, Diyarbekrî, c. 1, s. 274, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 3, s. 197.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 202, İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 16, Belâzurî, c. 1, s. 401, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1893, İbn Esîr, Usd, c. 1,s.23, İbn Kayyim, Zâd,c.2, s. 40, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 289, İbn Hacer, c. 4, s. 377, Kastalâni, Mevâhib, c. 1 , s. 255, Diyarbekrî, c. 1, s. 275, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 391.
[64] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 202, İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 16, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 42, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1893, İbn Esîr, Usd, c. 1,s.23, İbn Kayyım, c. 1,s.4O, İbn Seyyid, c. 2, s. 289, İbn Hacer, c. 4, s. 377.
[65] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,19, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 277.
[66] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,19, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 2, s. 656, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 277.
[67] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, 26, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 377.
[68] İbn Sa'd. Tabakât. c. 8. s. 26. İbn Hacer. el-İsâbe. c. 4. s. 379-380.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/126-129.
[69] Bakara: 2/127.
[70] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 64.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 205, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 66.
[72] Yâkubî, Târih, c. 1, s. 240, Mâverdî, Ahkâmu's-sultâniye, s. 1 60, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 111.
[73] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 112, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 157, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 54, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 264, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 69, 75, Heysemi, Meanau'z-zevâid, c.3, s. 289, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 1 82-1 83.
[74] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 318-319, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 158-160, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 57, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 68, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 300, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.112, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 229.
[75] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 112, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 229.
[76] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160.
[77] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 90.
[78] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 145, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 58.
[79] İbn Sa'd, c. 1, s. 145, Ezrakî, c.1 , s. 160, Belâzurî, c. 1, s. 99, Halebî, c. 1, s. 229.
[80] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s.145.
[81] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 145, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 1 60.
[82] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 205, Taberî, Târîh, c. 2, s. 198.
[83] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 205, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 1 45.
[84] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 145, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 278, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 42.
[85] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 204-205, Taberî, Târîh, c. 2, s. 198-200, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 300-301.
[86] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 206, Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 319, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 300-301.
[87] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160.
[88] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 204, Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 319, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 160, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301.
[89] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 31 9, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160.
[90] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

CİDDE SAHİLİNDE PARÇALANAN GEMİ ENKAZININ KÂBE İÇİN SATIN ALINIŞI.:

Ficar kavgasından onbeş yıl sonra,[91] Peygamberimiz (aleyhisselâm)a vahiy ve peygamberlik gelmeden beş yıl önce,[92] kendilerinin otuzbeş yaşında bulunduğu sırada; [93] Rum tüccarlarından birinin,[94] yapı ustası[95] ve marangoz olan[96] Bakom'un[97] gemisini,[98] çıkan şiddetli bir rüzgâr,[99] o zaman Mekke'nin Cidde tarafından iskelesi olan Şuaybe'ye doğru sürüklemiş,[100] gemi orada karaya çarparak parçalanmıştı.[101]
Geminin yükü, ak, yumuşak düz taş ile, kereste ve demir gibi inşaat malzemeleri idi.
[102]
Bunları, Rum kralı, Habeşe'de
[103] Farsların yıktıkları, [104] yeniden yapılacak kilise için, Mimar Bakom'la birlikte,[105] Mısır'dan, Kulzum Denizi yolu ile göndermişti.[106]
Rum tüccarı, Kureyşîlere adam salıp, İbrahîm (aleyhisselâm)ın Beyt'ini yapmaları için gereken usta, marangoz ve keresteyi sağlamakta kendilerine yardımcı olacağını bildirmişti.
[107]
Kureyşîler geminin parçalandığını işitince,
[108] Velid b. Mugîre ve Kureyş'ten bazı kişiler, [109] hayvanlarına binip,[110] parçalanan geminin yanına gittiler, [111] tahtalarını satın aldılar.[112]
Kendileriyle birlikte Mekke'ye gelmesi için, Bakom'la konuştular.
[113]
Gemi tayfalarının da, Mekke'ye girip, yanlarında bulunan meta’larını onda bir vergi ödemeksizin satabileceklerini bildirdiler.
Halbuki, Araplardan, Rumların memleketlerine giren tüccarlardan onda bir vergi alındığı gibi; Rum tüccarlarından Mekke'ye girenlerden de onda bir vergi alınırdı.
[114]
Bakom, Kureyşîlerle birlikte Mekke'ye geldi.
[115]
Kureyşîler, satin alıp getirdikleri gemi tahtalarıyla Kâbe'yi tavanlatmak için hazırlandılar.
Mekke'de Kıbti (Mısırlı) bir marangoz da bulunuyordu.
[116]
Kureyşîler: "Rabbimizin Beyt'ini, şu geminin enkazıyla yeniden yapsak!" dediler.
[117]
Kâbe'yi yıkıp yeniden yapmak hususunda görüş birliğine vardılar.
[118]
Bu hususta yardımlaştılar ve bağışlarda bulundular.
[119]

KÂBE DUVARLARININ YIKIM ve YAPIM İŞLERİNİN KUR'A İLE BÖLÜŞÜLMESİ.:

Kureyşliler; Kâbe'nin duvarlarının yıkım ve yapım işinde de ihtilafa düştüler. Velid b. Mugîre, bu hususta kur'a çekilmesini tavsiye etti, ve böyle yapıldı.[120] Kureyşliler; kabileleri dört gruba ayırdıktan sonra, Hübel Putunun yanında, aralarında kur'a çektiler.[121]
Abdi Menaf ve Zühre oğullarına, Kâbe'nin cephe ve kapı tarafı, Abduddar, Esed ve Adiyy oğullarına, Kâbe'nin Şam cephesi (Hatîm ve Hicr tarafı), Teym ve Mahzum Oğullarına, Kâbe'nin Yemen cephesi, Sehm, Cuman ve Âmir oğullarına, Kâbe'nin Yemen cephesiyle Hacerü'l-Esved köşesi arası düştü.
[122]
Her kabile; Kâbe'nin kendilerine düşen yerleri için taş toplamaya ve taşımaya başladılar.
[123] Erkekler ikişer ikişer olup taş, kadınlar da sıva taşıdılar.[124]

KÂBE'nin ÜZERİNDE GÜNEŞLEYEN KORKUNÇ YILAN ve ÂKIBETİ.:

Kâbe'nin içinde bulunan ve Kâbe'ye yapılan bağışlar içine konulagelen kuyuya, bir müddetten beri, bir yılan gelip yerleşmişti. [125]
Çok kara, karnı ak,
[126] başı oğlak başı gibi olan[127] bu büyük ve korkunç[128] yılan, her gün çıkıp Kâbe duvarının üzerinde güneşler; Kâbe'ye hiç kimseyi yaklaştırmazdı.
Bir kimse ona yaklaşacağı zaman hemen kuyruğunun yanından başını kaldırır, ağzını açar, korkunç sesler çıkarmaya başlardı.
Bunun için, Kureyşîler ona yaklaşmaktan ürperirler, korkarlardı.
Bu yılan, yine, her gün yaptığı gibi, Kâbe'nin duvarları üzerinde güneşleniyordu.
[129]
Kureyşîler, Makam-ı İbrahîm'in yanında toplanarak.: "Ey ALLAH! Eğer Beyt'inin yıkılıp yeniden yapılmasına razı isen, onu tamamlattır ve şu yılan uğraşısını da üzerimizden kaldır!
[130]
Ey Rabbimiz! Biz, Senin Beyt'ini şereflendirmek ve süslemek istiyoruz.
Sen, razı isen, bunu yaptır. Razı değilsen, Sen, istediğini yap!." diyerek duâ ettiler. O sırada, gökten, bir çığlık işittiler.
[131]
Yüce ALLAH tarafından;
[132] sırtı kara, karnı ak, ayakları sarı, kartaldan daha büyük [133] bir kuşun salındığı görüldü.[134]
Bu kuş, birden, yılanın üzerine inerek, başına batırdığı tırnaklarıyla onu hemen kapıp havalandı!
Yılanı, kuyruğu sallana sallana Küçük Ecyad'a,
[135] Hacun'a doğru[136] götürdü.[137] Hacun'a bıraktı. Yer, onu yuttu. [138]
Bunun üzerine, Kureyşliler:
"Yapmak istediğimiz işten ALLAH’ın razı olduğunu ümit ediyoruz. Yanımızda, yardımından yararlanacağımız bir iş adamı da var, elimizde kereste de var! Yüce ALLAH, yılan belâsını da başımızdan def etti!" dediler.
Kureyşliler; Kâbe'nin kendilerine düşen taraflarını yıkıp yeniden yapmaya karar verdikleri zaman, Ebu Vehb b. Amr, b. Âiz, b. İmran, b. Mahzum kalktı, Kâbe duvarının üzerindeki taşlardan birine elini uzatıp almasıyla taşın elinden sıçrayıp duvardaki eski yerine dönmesi bir oldu!
Ebu Vehb.: "Ey Kureyş cemâatı! Kâbe'nin yapısına, kazancınızın temiz ve helâl olmayanını sokmayınız! Ona, ne fahişe başlığı, ne faiz parası, ne de herhangi bir kimseden haksız olarak alınmış olan para sokulmasın!" dedi.
[139]
Kureyşliler, Kâbe'yi yıkmaktan çok korkmakta ve çekinmekte idiler.
[140]
Velid b. Mugîre, Kureyşlilere: "Sizin Kâbe'yi yıkmaktaki gayeniz nedir? İyilik mi, yoksa kötülük müdür?" diye sordu.
"Elbette, iyiliktir!" dediler.
[141]
Velid b. Mugîre: "Ey kavmim! Siz, Kâbe'yi yıkmakla onu ıslah etmek istiyor değil misiniz?" diye sordu.
"Evet! Islah etmek istiyoruz!" dediler.
[142]
Bunun üzerine, Velid b. Mugîre: "Yüce ALLAH, ıslah edicileri helâk etmez!
[143]
Fakat, siz, Rabbinizin Beyt'inin onarımına, mallarınızın temiz ve helâl olanından başkasını sokmayınız!
Ona, faizden, kumardan, fahişe başlığından elde edilen parayı sokmayınız!
Beytullah'ı, mallarınızın kötü olanından uzak tutunuz!
Çünkü, ALLAH, malın temiz ve helâl olanından başkasını kabul etmez!" dedi.
[144]
Kureyşliler, yapılan tavsiyenin gereğini yerine getirdiler.
[145]
"O halde, yıkmak için onun üzerine kim çıkacak?
[146]Onu yıkmaya, ilk önce kim başlayacak?" dediler.[147]
Velid b. Mugîre: "Onun üzerine ben çıkacak, onu ben yıkacağım!
[148]Sizin, onu yıkmaya ilk başlayanınız ben olacağım![149] Ben, çok yaşlanmış bir kimseyim. Eğer başıma bir iş gelirse, varsın gelsin. Zaten ecelim yaklaşmış bulunuyor!" dedi.[150]
Eline bir külünk alarak
[151] Beytullah'ın üzerine çıktı, ve bir taşı yıkarken ayağının altındaki taş şiddetle deprenince, [152] Velid b. Mugîre.:
"Ey ALLAH! Biz, Senin dininden çıkmış, sapmış değiliz!
[153] Bizim ıslah etmekten, [154] hayırdan[155] başka gayemiz yoktur!" diyerek, [1596] Kâbe'nin iki rüknü arasındaki kısmından[157] elindeki külünkle taş taş kaldırıp akşama kadar yıkma işine devam etti.[158]
Halk, o gece, yıkma işine girişmeyip beklediler.
[159]
"Akşam olunca, azap inmesinden korkarız!" dediler.
Akşamleyin, Velid b. Mugîre'ye bir azap gelmediğini gürdüler.
[160]
O geceyi de beklediler ve.: "Bakalım, Velid'in başına birfelâket gelirse biz Kâbe'den hiçbirtaş yıkmayız ve yıktıklarımızı da iâde eder, eski haline getiririz. Eğer onun başına birfelâket gelmezse, yaptığımız işten ALLAH’ın razı olduğunu anlarız ve hemen yıkmaya girişiriz!" dediler.
[161]
Kureyş halkı, ertesi günü, sabahleyin Velid b. Mugîre'nin sapasağlam kalkıp işine başladığını gördükleri zaman, kendileri de, kendilerine ayrılmış olan duvarları, onunla birlikte, yıkmaya koyuldular.
İbrahîm (aleyhisselâm)ın, İsmâil (aleyhisselâm)la birlikte Kâbe'yi yaparken attığı temele ulaşıncaya kadar, duvarları yıktılar.
Temelde, yeşil, birbirleriyle kaynaşmış, deve sırtı gibi taşlarla karşılaştılar;
[162]ki, her biri, otuz kişinin bile kaldıramayacağı kadar ağır ve iri idi.[163]
Yıkım işine katılan Kureyşlilerden birisi* elindeki külünkün ucunu iki taştan birisini ayırmak için aralarına sokup zorladığı zaman, taş kımıldamış, Mekke sarsılmaya başlamıştı!
Bunun üzerine, yıkım işine orada son verdiler.
[164]
Taş kımıldatılınca, altından, gözleri kamaştıracak derecede bir şimşeğin çaktığı da rivâyet edilir.
[165]
Kureyşîler.: "Sakın, bu taşı kımıldatmayınız ve hizasını da bozmayınız!" dediler.
[166]
Kımıldatılan taşın, Âdem (aleyhisselâm) zamanında Kâbe'nin melekler tarafından at İmiş bulunan temelinin taşı olduğu ve İbrahîm (aleyhisselâm)ın da Kâbe'nin temel ve duvarlarını bunun üzerinden yükselttiği rivâyet edilir.
[167]

KÂBE YIKILIRKEN BULUNAN TAŞLAR ve ÜZERİNDEKİ YAZILAR.:

Kureyşliler Kâbe'yi yapmak üzene yıktıkları zaman, üzerleri yazılı bazı taşlar bulmuşlardı. [168]
İbn İshak'ın rivâyetine göre, taşlardan, Rükün'de bulunanın üzerindeki Süryanice yazıda ne denildiğini, Yahudilerden birisi gelip onu okuyuncaya kadar, anlayamadılar.
[169]
Yemen'den gelen Yahudi âlimine, doğru okuyup kendilerine doğrusunu söylemesi için, yemin ettirdiler.
Yahudî âliminin bildirdiğine göre.
[170]yazıda şöyle deniliyordu.:
"Ben, Bekke (Mekke)'nin Sahibi olan ALLAH'ım! Onu, göklerle yeri yarattığım, Güneş'e ve Ay'a şekil verdiğim gün yarattım!
Onu, masum yedi melek ile de, kuşattım. Mekke'nin iki dağı* ortadan kalkmadıkça, o da ortadan kalkmayacaktır! Bekke (Mekke) ahalisine, su ve süt bereketli kılınmıştır."
[171]
Rivâyete göre, Hicr'e gömülmüş bulunan bir taşın üzerinde de.:
"Bu belde ahalisi için, suya ve süte bereket ihsan edilmiştir. Mekke'nin iki dağı ortadan kalkmadıkça, bu bereket de kalkmayacaktır!" diye yazılı idi.
[172]
Ezrakî'nin rivâyetine göre, Beytullah olan Kâbe yıkıldığı ve İbrahîm (aleyhisselâm)ın temeline ulaşıldığı zaman bulunan taşın üzerindeki yazı, çağırılan Yemenli bir adamla bir rahibe okutturuldu.
Yazıda şöyle deniliyordu:
"Ben, Bekke (Mekke)'nin Sahibi olan ALLAH'ım! Göklerle yeri, Güneş'le Ay'ı yarattığım gün, ve şu iki dağı meydana getirdiğim gün, onu Harem ve dokunulmaz kıldım ve masum yedi melek ile de, kuşattım."
[173]
İbn İshak'ın rivâyetine göre, Makam-ı İbrahîm'de bulunan taşın üzerindeki yazıda da, şöyle deniliyordu:
"Mekke! Haram ve dokunulmaz şehir! Ona, rızık üç yoldan gelir. Mekke'nin haram ve dokunulmazlığı, oralının ilkinden başkasına hıll ve helâl kılınmamıştır!"
[174]
Ma'merb. Raşid'in (vefatı: 153 Hicrî) el-Câmi'inde İmam Zührî'den (vefatı: 124 Hicrî) rivâyetine göre de.:
Kureyşliler, Kâbe'yi yıkıp yeniden yaptıkları sırada, Makam-ı İbrahîm'de, üç yüzü olan ve her yüzünde yazı bulunan bir taş buldular.
Taşın birinci yüzündeki yazıda.:
"Ben, Bekke (Mekke)'nin Sahibi ALLAH'ım! Güneş'le Ay'ı yapıp çattığım gün, onu da yapıp çattım ve masum yedi melekle de, kuşattım. Onun ahalisi için, eti ve sütü bereketli kıldım."
Taşın ikinci yüzündeki yazıda:
"Ben, Bekke (Mekke)'nin Sahibi olan ALLAH'ım! Rahm'i yarattım. O, Benim ismimden ayrılmıştır.
Kim onu birleştirirse, ben de onu birleştiririm! Kim onu koparırsa, ben de onu koparırım!"
Taşın, üçüncü yüzündeki yazıda da:
"Ben Bekke (Mekke)'nin Sahibi olan ALLAH'ım! Hayrı ve şerri yarattım. İki eli hayırda olana ne mutlu!
Vay iki eli serde olan kimseye!" deniliyordu.
[175]

KÂBE 'NİN KUYUSUNDA BULUNAN MADENÎ LEVHALARDAKİ YAZILAR.:

Kureyşliler; Kâbe'yi yıkıp yeniden yaptıkları sırada, Kâbe'nin içindeki kuyuda da, deve kuşu yumurtası büyüklüğünde iki adet sarı maden bulmuşlardı.
Onlardan birisinin üzerinde: "Bu, ALLAH’ın, Haram ve dokunulmaz Beyt'idir!
ALLAH, onun ahalisini ibadetle rızıklandırmıştır. Orası, oralının ilkinden başkasına hıll ve helâl kılınmamıştır!"
İkinci madenin üzerinde de.: "Arap kabilesinden filan oğullarının ALLAH için hac yaptıklarının beratıdır!" diye yazılı idi.
[176]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)ın MEKKE 'nin HARAMİYET ve DOKUNULMAZLIĞI HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Mekke'yi fethinin ikinci gününde irad ettiği hutbesinde şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar! Şüphe yok ki, ALLAH, göklerle yeri, Güneş'le Ay'ı yarattığı gün, Mekke'yi de haram ve dokunulmaz kılmıştır.
[177]
Burası, ALLAH’ın haram ve dokunulmaz kıldığı bir bölgedir.
[178]
Kıyamet gününe kadar da, haram ve dokunulmaz olarak kalacaktır.
[179]
Mekke'yi haram ve dokunulmaz kılan ALLAH'tır.
Onu, insanlar haram ve dokunulmaz ki İmamı şiârdır.
[180]
ALLAH'a ve âhiret gününe inanan kimseye, Mekke Hareminde kan dökmek, ağaç kesmek, helâl olmaz!
[181]Mekke'de kan dökmek benden önce hiçbir kimse için helâl olmadığı gibi, benden sonra da hiçbir kimse için helâl olmayacaktır!
Bana da, ancak gündüzün belli bir saatinde helâl kılınmıştır;
[182]ki, bu da, Mekkelilerin İlâhî Gazâbı hak etmiş olmalarından ileri gelmiştir. [183]
Şüphe yok ki, Fil'i Mekke'ye girmekten alıkoyan, tutan ALLAH'tır.
Mekkeliler üzerine, Resûlullah ile mü'minler de, ancak bir kez salınmışlardır.
[184]
İyi biliniz ki: Şu saatte Mekke benim için bile haramdır.
[185]
Mekke'nin bugünkü haramlığı, dünkü haramlığı haline dönmüştür."
[186]

KÂBE 'nin PLANINDA KISALTMA ve DARALTMA YAPILIŞININ SEBEBİ.:

Kureyşîler, Beytullah'ı yıkıp yeniden yapacaklan zaman; toplanan bağışlarla sağlanan yapı malzemesinin yetersizliği yüzünden, Beytullah'ın Hicr tarafındaki eski temelini dışarıda bırakıp duvarı biraz içeriden çekmek suretiyle, kısaltmak ve daraltmak zorunda kaldılar.[187]
Kâbe'nin eski temeline göre: Şam tarafından dışarıda bırakılan ve Kâbe'ye dahil bulunan Hicr kısmının
[188] eni altı arşın, [189] veyâ altı arşın bir karış,[190] [190]ya da yedi arşın[191] veyâ yedi arşına yakın olup; [192]Kureyşliler inşaattan artacak malzemelerle eski temel üzerinden çektirecekleri yanm daire duvarla, hem burasının Kâbe'ye dahil bulunduğunu belirlemek, hem de, tavanın bu duvarın dışından yapılmasını sağlamak istediler.[193]
Kâbe'nin kapısı, İbrahîm (aleyhisselâm)la Cürhüm ve Amalikalar devrinden beri, yer seviyesinde idi.
[194]
Kureyşliler; Beytullah'ı yeniden yapmaya kalktıkları zaman,
[195]Ebu Huzeyfe b. Mugîre.:
"Ey kavmim!
[196]Kâbe'nin kapısını yerden yüksek yapınız. [197]Zeminini de toprakla doldurunuz. [198]İçine, ne sel suları girebilsin, [199]ne de merdivensiz çıkılabilsin!
Ona, ancak sizin istediğiniz kimse girsin! İstemediğiniz kimse girmek isterse, aşağı itiveriniz!" dedi, öyle yaptılar.
[200]
Bunun için, Kureyşliler, Kâbe'nin kapısını dört arşın bir karış yüksekten koydular.
Kâbe'nin içinden zeminini de, bu yüksekliğe kadar, toprakla doldurdular.
[201]
Hz. Âişe der ki.:
"Ben, Beytullah'ın içine girip orada namaz kılmayı arzu ederdim.
Resûlullah (aleyhisselâm), elimden tutup beni Hicr'e koydu ve.:
“Beytullah'a girmek istediğin zaman, Hicr'de namaz kıl! Muhakkak ki, orası Beytullahtan bir parçadır.
Fakat, senin kavmin Kâbe'yi yaptıkları zaman, kısalttılar da, orayı Beytullahtan çıkardılar” buyurdu.
[202]
“Yâ RasûlALLAH! Sen onu İbrahîm'in temelleri üzerine çevirsen ya?.” dedim.
[203]
Resûlullah (aleyhisselâm): “Eğer kavmin Cahiliye devrinden ve küfürden yeni kurtulmuş olmasaydı, Kâbe'nin birikmiş malını ALLAH için harcarda, kapısını yerden yapar, Hicr'de bırakılmış olan kısmını ona katardım.
[204]
Kâbe'ye, doğu ve batı tarafından da, yer seviyesinde iki kapı koyardım.
[205]Oradan girerler, şuradan çıkarlardı.” buyurdu. [206]
“Kavminin, Kâbe kapısını ne için yükseğe kaldırdığını da bilir misin?” diye sordu.
[207]“Hayır! Bilmiyorum!” dedim. [208]
“Bunu, kavmin, istediklerini içeri almak, istemediklerine engel olmak için yaptılar.
[209]
Güya, Kâbe'nin şerefini gözetmek üzere, dilediklerinden başka kimse oraya girmesin diye, merdivenini yükselttiler.
Kâbe'ye girmesini istemedikleri bir kimseyi, merdivenden çıkmakta serbest bırakırlar, kapıya kadar çıkıp tam içeri gireceği sırada ise merdivenden aşağı itiverirdi de, adamcağız düşer giderdi!” buyurdu.
[210]
Amr b. Hüzelî de, bu husustaki müşahedelerini şöyle anlatır.:
"Ben, Kureyşlilerin Câhiliye devrinde Beytullah'ı, Pazartesi ve Perşembe günleri açtığını gördüm.
Kâbe'nin kapıcıları, kapısının önüne otururlardı.
Kâbe'ye girmesini istemedikleri bir kimse merdivenden yukarı doğru çıkınca, onu hemen itip aşağı düşürürlerdi.
Bazan, düşürülen adamın sakatlandığı, öldüğü de olurdu."
[211]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[91] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 62, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 44, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 5.
[92] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 103, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.2, s. 300.
[93] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 204, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 145,Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,c. 1, s. 99, Taberî, Târih, c. 2, s. 198, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 2, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 44, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 66, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301
[94] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 205, Abdurreizak, Musânnef, c. 5, s. 98, Taberî, Târîh, c. 2, s. 200. İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 145, Ezraki, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 54, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s.69.
[95] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160, Taberî, Târih, c. 2, s. 200, Beyhakî, c. 2, s. 54, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 69.
[96] İbn Sa'd, c. 1, s. 145, Ezrakî, c.1 , s. 160, Beyhakî, c. 2, s. 54, Zehebî, s. 69.
[97] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 205, Taberî, Târih, c. 2, s. 200.
[98] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 1 45, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 277, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1.S.233.
[99] İbn Sa'd, c. 1, s. 145, Ezrakî, c. 1, s. 160, Süheylî, c. 2, s. 277, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 351, Diyarbekrî, Hamis, c.1, s. 112.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 250, Abdurrezzak, c. 5, s. 98, İbn Sa'd, c. 1, s. 145, Ezrakî, c. 1, s. 1 60,Taberî, c. 2, s. 200, Beyhakî, c. 2, s. 54, Zehebî, s. 69, E bu'l-Fidâ, c. 2, s. 301, Heysemî, Mecm au'z-zevâid,c. 3, s. 289, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 1, s. 1 83, Diyarbekrî, c. 1, s. 11 2.
[101] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1, s. 233.
[102] Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 278, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 233.
[103] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1, s. 233.
[104] Mes'ûdî, Murûc, c. 2, s. 278, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 301, Halebî, c. 1, s. 233.
[105] Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 278.
[106] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 98.
[107] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 54, Zehebî, Tânhu'l-İslâm, s. 69.
[108] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 145, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 114, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1, s. 233.
[109] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 54, Zehebî, Târıhu'l-İslam, s. 69.
[110] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 102, İbn Sa'd, Tabakât, c.1, s.1 45, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s.157,160, Beyhakî, Delâil, c. 2,s.54.
[111] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 54, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 69.
[112] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 205, Abdurrezzak, c. 5, s. 1 02, İbn Sa'd, c. 1 , s. 145. Ezrakî, c. 1, s.157,160, Taberî, Târîh, c. 2, s. 200 Beyhakî, c. 2, s. 54, İbn Ea>, Kâmil, c. 2, s. 44, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s.69, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301, Heysemî, Mecm au'z-zevâid, c. 3, s. 289, İbn Hacer Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 183.
[113] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160.
[114] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1.S.145.
[115] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 205, Taberî, Târih, c. 2, s. 200, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301.
[116] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 102, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 145, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 158,160, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 54, Zehebî, Târıhu'l-İ slâm, s. 69, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 289.
[117] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1 , s. 205, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 158,160, Taberî, Târîh, c. 2, s.200.
[118] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160-161.
[119] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 60, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ye'n-nihâye, c. 2, s. 300.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/130-133.
[120] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 161, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 99.
[121] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 207, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 146, Ezrakî, Ahbâru Mekke,c. 1, s. 161
[122] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 s. 99, Taberî, Tânh, c. 2, s. 200-201, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.2, s. 301 -302, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 114-115, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 234.
[123] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 209, Ezrakî, ^bâru Mekke, c. 1, s. 161 , Ta ben, Târih, c. 2, s. 201,İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 52, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s.
[124] Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 1 89, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 33, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s.287, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s:. 301, Diyarbekrî, Hamis:, c. 1 , s:. 112.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/133.
[125] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 205, Ta ben", Târih, t 2.S.200, İbn Esîr, Kâmil, t 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301 , Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 11 2.
[126] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 102, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 158, 161, Zehebî, Târîhu'l-İ slâm, s.76, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301 , Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 289, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 183, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 112.
[170] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 158, 161, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 112.
[128] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1 , s. 233.
[129] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 1 ,s.2O5, Taberî, Târih, c. 2, s. 200, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n- nihâye, c. 2 s. 301, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 112, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 233.
[130] Ezrakî, Ahbâru M ekk e, c. 1, s. 161, Zehebî, Târihu'l-İ slâm, s. 76, D i yarbekrî , Târihu'l-hamis, c. 1, s.112.
[131] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 102, 103, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 76, Heysemî, Meanau'z-zevâid, c. 3,s. 289, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 183, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 234.
[132] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 205, Taberi, Târih, c. 2, s. 200, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 76, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301 .
[133] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 103, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 161, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 76,Heysemî,Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 289, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 183, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 112.
[134] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 205, Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 103, Taberî, Târih, c. 2, s. 200,Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 76, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301.
[135] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 13, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 76, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 289, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 183, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 112.
[136] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 170.
[137] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 103, Ezrakî, c.1, s.1 70, Zehebî, s. 76, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. ,s. 289, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s. 184.
[138] Şüheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 278, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 233, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 204.
[139] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 205-206, Taberi, Târih, c. 2, s. 200, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301.
[140] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 207, Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 319, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 1 67, Taberî, Târîh, c. 2, s. 200, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 115.
[1401 Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 319, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 158-159.
[142] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 158-159, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 112.
[143] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 1 00, 319, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 161-162, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 112.
[144] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 112.
[145] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162.
[146] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 100, 319, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 159.
[147] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162.
[148] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 319, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 159.
[149] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 206, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162, Taberi, Târih, c. 2, s. 201,İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 44, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c . 2, s. 302,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115.
[150] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162.
[151] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 1,s.2O7, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 145, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 159,162, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 67, Ebu'l- Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 301 , Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 115.
[152] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162.
[153] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s.207,Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 279, Diyarbekri, Hamis, c. 1 ,s. 115,Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1, s. 232.
[154] İbn İ shak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 207, Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 100, Ezrakî, Ahbâru M ekke,c. 1, s. 159,162, Taberî, Târih, c. 2, s. 201, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45.
[155] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 207, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 145, Taberi, Târih, c. 2, s. 201, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, Zehebî, Târihu'l-İslâm , s. 67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115.
[156] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 207, Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 100, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 159,162, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 67. Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 11 5, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 232.
[157] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 207, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 45, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 67, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 115.
[158] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162.
[159] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 207, Taberî, c. 2, s. 201, İbn Esîr, c. 1 , s. 45, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, c. 1 , s. 115.
[160] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162.
[161] İbn İshak, c.1 , s. 207, Taberî, c. 2, s. 201, İbnEsîr, s. 45, Ebu'l-Fidâ, 202, Diyarbekrî, c. 1, s. 115, Halebî, c. 1.S.232.
[162] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 207, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162, Taberi, Târih, c. 2, s. 201 İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 71, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, c. 1, s. 115.
[163] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 95, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 61 -62,Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 71, Diyarbekri, c. 1, s. 11 5.* Ezrakî'ye göre: Veli d b. M u gfre veyâ Ebu Vehb (Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Beyhakî, Delâil,c.2, s. 61-62, Diyarbekrî, Hamis, c.1, s. 115.) ZehebPye göre: Velid b. Mugfre, (Zehebî, Târih, s. 71).
[164] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 207, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 162-163, Taberî,Târîh, c.2,s. 201,İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 71, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 232.
[165] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 1 63, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 61, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 278-279,Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 71, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 115, Halebî, İnşân, c. 1, s. 232.
[166] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 61, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 302.
[167] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 95, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 36, 37, 60, 62, 64, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115,Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 248-250. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/133-138.
[168] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 208, Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 149-151, Ezrakî, Ahbâ ru Mekke, c. 1 ,s. 78-80, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 61, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 280, Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ye'n-nihâye, c. 2, s. 302-303, Diyarbekrî, c. 1 , s. 115, Halebî, İnsan, c. 1, s. 232-233.
[169] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 ,s.2O8, Ezraki", Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 80 Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n- nihâye, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, Hamis, c, 1, s. 11 5, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 232.
[170] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 61.* Ebu Kubeys dağı ile Kuaykıan dağı (Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 232).
[171] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 208, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 80, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n- nihâye, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 11 5, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 234.
[172] Ezraki, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 313.
[173] Ezraki, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 78-79, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 61 .
[174] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 86, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 302, Diyarbekrî, c. 1, s. 115, Halebî, c, 1, s. 232.
[175] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 149-150, Süheylî, Ravd, c. 2, s. 280, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,c. 2, s. 303, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 233.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/138-140.
[176] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 79.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/140-141.
[177] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 58, Vâkıdî, Megâzî, t 2, s. 844, İtan Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.137, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 32, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 98, Nesâi, Sünen, c. 5, s. 203.
[178] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 258, Nesâi, Sünen, c. 5, s. 203.
[179] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 58, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 844, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 137, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 32, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 98, Nesâi, Sünen, c. 5, s. 203.
[180] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 31-32, Buhârî, Sahîh, c. 1 ,s.35.
[181] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 58, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 844, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s.31, c. 6, s. 385, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 35.
[182] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 58, Vâkıdî, Megâif, c. 2, s. 844, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 1 22,Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 31, Buhârî, Sahîh, c. 1 , s. 36, c. 5, s. 98, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1,s. 48, Nesâi, Sünen, c. 5, s. 204.
[183] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 58, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 32.
[184] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 238, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 36 c. 8, s. 38.
[185] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 32, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 36, c. 8, s. 38.
[186] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 58, Vâkıdî, Megâif, c. 2, s. 844, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.137, Ahmed b. Hanbel. Müsned. c. 4. s. 31-32. Buhârî. Sahîh. c. 1. s. 35. Nesâi. Sünen. c. 5. s. 206. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/141-142.
[187] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 104, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, 315, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 239, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 156, İtan Mâce, Sünen, c. 2, s. 985, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 382,Nesâi, Sünen, c. 5, s. 21 6, Zehebî, Târîhu'l- İslâm , s. 71, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303.
[188] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303.
[189] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 179, Müslim, Sahih, c. 2, s. 970, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,c.2,s. 303.
[190] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 71, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115.
[191] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 1 04, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 303, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115.
[192] Abdurrezzak, c. 5, s. 128, İbn Sa'd, c. 1, s. 147, Müslim, c. 2, s. 972.
[193] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115.
[194] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 52.
[195] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 115.
[196] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 53, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 115.
[197] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 52-53, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.115.
[198] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163.
[199] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 71-72, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115.
[200] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 54, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115.
[201] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164.
[202] Ezrakî, c. 1, s. 312, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 92-93, Ebu Dâvud, Sünen, c 2, s. 214, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 225, Nesâi, Sünen, c. 5, s. 219.
[203] Malik, Muvatta, c. 1, s. 363, Ahmed, Müsned, c. 6, s. 11 3, Müslim, c. 2, s. 969, Mesâf, c. 5, s. 214.
[204] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 969.
[205] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 1 04,128, Ahmed, Müsned, c. 6, s. 179, Ezrakî, c. 1 , s. 311, Nesâi, c. 5,s. 21 6.
[206] Abdurrezzak, Musânnef, s. 5, s. 104, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 147, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 156-157, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 969-970, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 304.
[207] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 128, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 1 47, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1, s. 311, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 156, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 973, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 985, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 382.
[208] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 128, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 147, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 311,Müslim, Sahîh, c. 2, s. 972.
[209] Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 1 56, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 973, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 382.
[210] Abdurrezzak, Musânnef, c. 5, s. 311, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 147, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 311,Müslim, Sahîh, c. 2, s. 972.
[211] Ezrakî. Ahbâru Mekke. c. 1. s. 174.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/142-144.
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

KÂBE DuvarLarının ÖRüLüşü ve Hacerü'L-Esved Üzerinde Çıkan AnLaşmazLığın PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) Tarafından GideriLişi.:
Kureyşliler; KÂBE'nin duvarlarını bir sıra taş, bir sıra da ahşap bağlama kirişleriyle örerek yükselttiler.[212]Ahşap bağlama kirişleri, altlı üstlü taş sıralarının aralarına konulmakta idi.[213]
Duvarlar örülüp Hacerü'l-Esved'in konulacağı yere ulaşıldığı zaman, Kureyş kabileleri arasında anlaşmazlık çıktı.
[214]
Her kabile: "Onu yerine koymaya biz daha lâyıkız !"
[215] "Onu yerine koymayı biz üzerimize alacağız!" dedi.[216]
Kureyşlilerden bir kabile: "Onu yerine biz koyacağız!" dediği zaman, başka bir kabile:
"Hayır! Onu yerine biz koyacağız!" diyerek direndi.
[218]
Her kabile, onu tek başlarına kaldırıp yerine koymak istediler.
[218]
Söz çoğaldı. İş kıskançlığa ve ihtirasa dönüştü. Aralarında sert tartışma ve çekişmeler başladı.
Abdi Menaf ve Zühre Oğulları: "Hacerü'l-Esved'in yeri, yapımı, bize düşen duvarın içindedir!" dedi.
Teym ve Mahzum kabileleri de: "O, bize düşmüş olan duvardadır!" dedi.
Diğer kabileler ise: "Rükn, üzerinde kur'a çektiğimiz hususlardan değildir!" dediler.
[219]
Sonunda, her biri bir tarafa dağıldılar.
Abduddar Oğulları, ortaya içi kanla dolu bir çanak getirdiler ve Adiyy b. Ka'b Oğullarıyla birlikte, ölünceye kadar çarpışmak üzere anlaşma yaptılar ve çarpışmaya hazırlandılar.
Andlarını sağlamlaştırmak için de, ellerini o kanla dolu çanağın içine soktular!
Bundan dolayı, onlara "Kan yalayıcı" adı takıldı.
Kureyşliler, bu iş üzerinde dört veyâ beş gece durdular.
O zaman, Kureyşlilerin en yaşlısı olan
[220]Ebu Ümeyye b. Mugîre, b. Abdullah, b. Ömer, b. Mahzum: "Ey kavmim! Biz ancak iyilik istiyoruz, kötülük istemiyoruz.
Siz bu hususta birbirinize karşı kıskançlık yansına girmeyiniz.
Çünkü, siz anlaşmazlığa düştüğünüz zaman, işleriniz dağılırda, sizdeki ne sizden başkaları göz dikerler!" dedi.
[221]
Bunun üzerine, Kureyşliler Mescid-i Haram'da toplanarak aralarında konuştular, birbirlerine karşı insafa geldiler.
[223]
Ebu Ümeyye b. Mugîre: "Ey Kureyş cemaatı! Aranızda anlaşamadığınız bu işte, Mescid'in şu kapısından ilk girecek olanı, aranızda hakem yapınız! Aranızdakini, o halletsin!"
[223] diyerek Mescid-i Haram'ın Beni Şeybe kapısına işaret etti.[224]
Kureyşliler: "Razıyız ve onun vereceği hükme boyun eğeceğiz!" dediler.
[225]
O sırada, üzerinde siyah, beyaz çizgili A'râb işi ince ihramı bulunduğu halde,
[226] Mescid-i Haram'ın Benî Şeybe kapısından[227] içeriye ilk giren, Peygamberimiz MuhaMMed (aleyhisselâm) oldu!
Kureyşliler, onu görür görmez: "İşte, el-Emîn! Razıyız ona!" dediler.
Peygamberimiz (aleyhisselâm) yanlarına varınca da; Hacerü'l-Esved'i yerine koymak hususunda aralarında çıkan anlaşmazlığın halli için kendisini hakem yaptıklarını, vereceği hükmü kabul edeceklerini bildirdiler.
[228]]
Kureyşliler; Peygamberimiz (aleyhisselâm)a, daha vahiy ve peygamberlik gelmeden önce, “el-Emîn” adını takmışlardı.
[229] Çünkü; Peygamberimiz (aleyhisselâm), daha gençlik çağında iken, yiğitlik ve insanlık bakımından kavminin en üstünü, ahlâk güzelliği bakımından en seçkini, soyluluk bakımından en şereflisi idi. Konuya komşuya karşı insanların en iyi davrananı, sakinlik ve yumuşak huylulukta en ulusu idi. Doğru sözlülük ve güvenilirlikte insanların en başta geleni, insanlan alçaltan kötülüklerden de en uzak bulunanı idi.
Yüce ALLAH, her iyiliği, her üstün meziyeti onda toplamıştı.
Bunun için, kavmi arasında en çok “el-Emîn” diye anılırdı .
[230]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), Kureyşlilere: "Haydi, bana bir örtü getiriniz!" buyurdu.
Hacerü'l-Esved'i eliyle tutup, getirilen örtünün içine koydu.
[231]
"Beytullahın dört duvarını yıkıp üzerlerine almış bulunan dört kabile topluluğundan birer adam gelsin!" buyurdu.
[232]
Utbe b. Rebia, Ebu Zem'a, Ebu Huzeyfe Velid b. Mugîre, Kays b. Adiyy veyâ Âs b. Vâil geldiler.
[233]
Peygamberimiz (aleyhisselâm), onlara: "Sizden her biriniz, kabilesi adına, örtünün birer ucundan tutsun ve sonra da, hep birden onu yukarı doğru kaldırınız!" buyurdu.
[234]
Abdi Menaf Oğulları adına, Utbe b. Rebia örtünün bir ucunu;
Kabilesi adına Ebu Zem'a örtünün ikinci ucunu;
Kabilesi adına Ebu Huzeyfe Velid b. Mugîre örtünün üçüncü ucunu;
Kabilesi adına Kays b. Adiyy veyâ Âs b. Vâil örtünün dördüncü ucunu tuttu.
[235] Hep birden kaldırdılar.
Peygamberimiz (aleyhisselâm), Hacerü'l-Esved'i, konulacağı yerin hizasına gelince örtünün içinden alıp, kendi eliyle yerine yeri eştirdi.
[236]
Peygamberimiz (aleyhisselâm); Hacerü'l-Esved'i KÂBE duvarındaki yerine koyduğu ve onu sıkılaştırıp sağlamlaştırmak gerektiği zaman, Necidli bir adam
[237] gidip bir taş getirmiş,[238] Peygamberimiz (aleyhisselâm)a uzatmıştı.[239]
Hz. Abbas: "Hayır!" dedi ve onu uzaklaştırdı, Kendisinin getirdiği taşı uzattı.
Peygamberimiz (aleyhisselâm) da, Hacerü'l-Esved'i onunla sağlamlaştırdı.
Necidli adam, kendisinin uzaklaştırıldığına kızdı.
Peygamberimiz (aleyhisselâm) da, ona.: "Bizden olmayan kişi, Beytullah'ı bizimle birlikte yapamaz!" buyurdu.
[240]
Bunun üzerine, Necidli: "Şaşılır o kavmin haline ki, kendileri şeref, akıl ve servet sahibi olduklan halde, yaşça en küçüklerini, servetçe en fakirlerini en şerefli işlerinin başına geçirdiler, kendilerine reis yaptılar!
Olanca üstünlüklerine rağmen, ona sanki hizmetçi oldular!
Fakat, vALLAHi, o onlara galip gelecek,
[241] hâkim olacak,[242] onların topluluklarını dağıtacak,[243] rızıklarını aralarında bölüştürecektir! [244]
Siz, yaşça en küçüğünüze, malca en fakirinize güvendiniz ve şu en şerefli işinize onu vekil ettiniz !?
[245] Bundan sonra, onun hal ve şanı yücelecek, haberi pek büyük olacaktır!" dedi. [246]
Sanıldığına göre, Necidli adam,
[247] insan sûretine girmiş[248] şeytandı.[249]

KÂBE YüksekLiğinin Onsekiz Arşına ÇıkarıLışı.:
Hacerü'l-Esved Peygamberimiz (aleyhisselâm) tarafından yerine yerleştirildikten sonra, üzerine duvar örüldü.[250]KÂBE'nin tavanına kadar ahşap bağlama kiriş sıralan 15, taş sıralan da 16 oldu. [251]
Kureyşiler; KÂBE'nin, kendilerinden önce dokuz arşın olan yüksekliğine dokuz arşın daha eklediler.
[252]Böylece, KÂBE'nin yerden tavana kadar yüksekliği on sekiz arşını buldu.[253]

KÂBE'nin TAVANLANIŞI.:
KÂBE'nin duvarları, bir sıra taş, bir sıra ahşap bağlama kirişleriyle örülüp tavan seviyesine yükseltildiği zaman, Rum marangoz Bakom, Kureyşlilere: "KÂBE'nin tavanının kubbeli mi, yoksa düz mü olmasını istersiniz?" diye sordu.
Kureyşliler: "Hayır!
[254] Rabbimizin Beytinin tavanını,[255]düz olarak yap!." dediler.[256]
Böylece, KÂBE'nin tavanını düz yaptılar.
[257]
KÂBE'nin son ahşap sırası üzerine on beş hezen (kiriş) attılar ve tavanı onun üzerine koydular.
[258]
KÂBE'nin içinden de, iki sıra halinde,
[259] altı direk diktiler.[260]
KÂBE'nin Şam tarafındaki duvarından Yemen tarafındaki duvarına kadar, her sırada üç direk bulunuyordu.
[261]

KÂBE'nin Damına Oluk ve İçeride Dam Merdiveni Yapılışı.:
KÂBE'nin damına, dam suyunu Hicr mahalline akıtacak biçimde bir oluk;[262]
KÂBE'nin içinden, damına çıkmak için de, Şam köşesinden ahşap bir merdiven yaptılar.
[263]

KÂBE'nin Duvar ve DirekLerinin YaldızLanışı, DirekLerin ÇiziLen ResimlerLe SüSLenişi.:
KÂBE'nin tavanını, içindeki direklerini ve duvarlarını yaldızladılar. Direklerin üzerlerine, peygamberler ve meleklerle ağaç resimleri çizdiler.[264] Kapıya doğru olan direkte Hz. Meryem'le kucağında İsâ (aleyhisselâm)’ın resmi, öteki direklerde de peygamberlerin, meleklerin, oklarla fal çeken ihtiyar bir adam şeklinde İbrahîm (aleyhisselâm)’ın resmi, bir koç veyâ bir koç başı ile ağaç resimleri çizilmişti.[265]
İbrahîm (aleyhisselâm) gibi, İsmâil (aleyhisselâm) da, eliyle fal oku çeker bir şekilde tasvir edilmişti.
[266] İsmâil (aleyhisselâm)dan sonra, Oğullarından Kusayy'a ve ötekilerine ait olmak üzere, renk renk boyalarla altmışa yakın sûret çizilmiş olduğu gibi, sûretlerin her birinin karşısında da, kendilerinin ibadetlerinin şekli ve işlerinden en çok anılanı, çizgilerle belirtilmeye çalışılmıştı.[267]

KÂBE'ye Kapı TakıLışı, KÂBE MaLLarının Depoya KonuLuşu ve KÂBE'ye Yemen Bürüdünden Örtü ÖrtüLüşü.:
Kureyşliler; KÂBE'ye, kilitlenir, açılır bir kapı da taktılar.[268]
KÂBE yıkılacağı zaman, Ebu Talha'ya emâneten bırakmış oldukları mallan ve zînet eşyasını getirtip KÂBE'nin deposuna yerleştirdiler.
İsmâil (aleyhisselâm)’ın yerine kurban edilmiş olan koçun iki boynuzunu deponun üzerine astılar. Hübel Putu’nu da, KÂBE'nin içindeki eski yerine, KÂBE deposunun üzerine diktiler. KÂBE'ye, Yemen bürüdünden bir örtü de örttüler.
[269]


*
**
****


DiP NOTLAR.:


[212] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 71 -72, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 115, Halebî, İ nsânu'l-uyûn, c.1,s.235.
[213] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115.
[214] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 209, Abdurrezzak, c. 5, s. 319, İbn Sa'd, c. 1, s. 146, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 99, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 278, Sa'lebf, Arâis, s.53, Ebu'l-Ferec, el-Vefa, c. 1, s. 146, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 45, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 52,Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 72, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s.5-6.
[215] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,3.146.
[216]Yâkubî, Târih, c.2,s.19.
[217] Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 77.
[218] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 209, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, Sa'lebf, Arâis, s. 53, İbn Esîr, Kâmil,c. 2, s. 45, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 52, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303.
[219] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163.
[220] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 209, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, Sa'lebf, Arâis, s. 53, Ebu'l-Ferec, el-Vefa, c. 1, s. 146, İ bn E sfr, K âm il, c. 2, s. 45, İ bn S eyyid, U yûnu'l -eser, c. 1, s. 52, E bu'l-F idâ, el-Bidâye ve'n-nih âye, c. 2, s. 30 3, H alebf, İ nsânu 'l-uyûn, c.1,s.235.
[221] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163.
[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 209, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, Sa'lebf, Arâis, s. 53, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 52, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303,Halebî, İnsânu'l-uyûn, c, 1, s. 235.
[223] İbn İshak, İbn Hişâm , c. 1, s. 209, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 163, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.100, Taberî, Târih, c. 2, s. 201, Sa'lebf, Arâis, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 52,Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 67, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 303, Halebî, s. 236.
[224] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 100, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c, 1, s. 236.
[225] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1,s.146, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 1 64.
[226] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 319.
[227] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 146, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 278, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s.181.
[228] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 1, s. 209, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 146, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s.164, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 99, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.176-177, Sa'lebf, Arâis, s. 53, Ebu'l- Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 147, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 52, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 236.
[229] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 210, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 319, Taberî, Târîh, c. 2, s. 201,Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 176, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 1 47. İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 24.
[230] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 194, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 121, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,c. 1, s. 170, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 30, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 286-287.
[231] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 209, Taberî, Târih, c. 2, s. 201, Sa'lebf, Arâis, s. 53, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 147, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 4, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 52, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s.67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1 , s. 236.
[232] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 172, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 236.
[233] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 146, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 1 64, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb,c. 2, s. 279, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 6.
[234] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 209, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 146, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 19-20,Taberî, Târih, c. 2, s. 201, Mes'ûdî, Murûc, c. 2, s. 279, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 45, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,c. 1, s. 52, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 236.
[235] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 146, Ezrakî, Ahbâru M ekke, c. 1, s. 164, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 19-20, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 279.
[236] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 209-210, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 319, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,s. 146, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 99, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 20,Taberî, Târîh, c. 2, s. 201, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 279, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.176, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 57, Sa'lebf, Arâis, s. 53, Ebu'l- Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 147, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 45, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 52, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 6, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 236.
[237] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 164, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 100,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115, Halebî, c. 1, s. 237.
[238] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 100.
[239] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 146, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 115, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,s. 237.
[240] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 146, Diyarbekrî, Hamis, 11,3.115.
[241] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 146, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 1 64, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb,c. 2, s. 279, Halebî, İnsânu'l-uyûn, d , s. 237.
[242] Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 279.
[243] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 237.
[244] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 146-147, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.1 ,s. 164, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s.279, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 237.
[245] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 100.
[246] Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 279.
[247] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 147, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 100, Mes'ûdî, Murûc, c. 2, s. 279, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 281, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 237.
[248] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 281.
[249] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 147, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 100,Mes'ûdî, Murûc, c. 2, s. 279, Süheylî, Ravd, c. 2, s. 281, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 237. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/145-150.
[250] İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, c. 1, s. 210, Sa'lebf, Arâis, s. 53, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ,c. 1, s. 147, İbn Esir,Kâmil, c. 2, s. 45, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 52, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 67, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 303, Diyarbekrî, Hamis, C.1.S.115.
[251] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Zehebî, T ârf hu'l-İ slâm, s. 72, D iyarto ekrf, Ha m fs, c. 1, s. 115,Hal ebf, İ nsânu 'l-uyûn, c. 1,5.235.
[252] Eirakı, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Süheylı, Ravd, c. 2, s. 265, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 52, Zehebî, s.72, Halebı, c. 1 , s. 236.
[253] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 211, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Süheylî, Ravd, c. 2, s. 265,İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 52, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 303, Diyarbekrî, c. 1, s. 115, Halebî, c. 1, s. 235. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/150.
[254] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 72.
[255] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164.
[256] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 72.
[257] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164.
[258] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 147.
[259] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 72.
[260] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 147, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 72, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 115-11 6.
[261] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 116.M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/150-151.
[262] Ezrakî. Ahbâru Mekke. c. 1. s. 164.
[263] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/151.
[264] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 164-165, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 72, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.116.
[265] Ezrakı, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 165, 167,169.
[266] İbn İshak, İtan Hişam, Sîre,c.4, s. 55, Vâki cif, Megâzî, c. 2, s. 834, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 170.
[267] Mes'ûdi, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 278. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/151-152.
[268] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 166, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 116.
[269] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 166-167, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 72, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 116. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/152..
Kullanıcı avatarı
ahmet
Üye
Üye
Mesajlar: 48
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: İSLÂM TARİHİ ve İSLÂMİYET

Mesaj gönderen ahmet »

Resim---”Ve erseLnâke iLLâ RAHMeten Li’L- ÂLeMîn (âlemîne).: (ResûLüm!) BiZ SENi ancak ÂLEMLere RAHMet OLarak gÖNderdik!.” (Enbiyâ 21/107)

BİR KÂHİNİN PEYGAMBERİMİZ ÜZERİNDEKİ TEŞHİSİ VE KORKUNÇ TEKLİFİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm), beş yaşında bulunduğu ve dedesi Abdulmuttalib'e teslim edildiği sırada, Mekke'ye bir kâhin gelmişti. Kâhin Abdulmuttalib'in yanında Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı görünce, ona dikkatli dikkatli bakıp.: “Ey Kureyş cemâatı! Şu çocuğu öldürünüz! Çünkü, o sizi bölecek, öldürecek!” dedi. Abdulmuttalib, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı hemen oradan kaçırdı.
[177]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın ANNESİNE TESLİM EDİLİŞİ.:

Hâlime Hatun der ki.: “Sütoğlumu annesine götürdüğümüz zaman.: “Onu ne diye getirdin ey sütannesi? Halbuki, yanında kalması için ne kadar ısrar etmiş durmuştun?” dedi. “ALLAH oğlumu büyüttü. Ben artık üzerime düşen vazifeyi yerine getirmiş bulunuyorum. Doğrusu, kendisinin başına bir şeyler gelmesinden de korktum. Şimdi, onu, istediğin gibi, sana teslim ediyorum” dedim. “Sen bu halde değildin. Bana doğrusunu haber ver?” dedi. Kendisine her şeyi haber vermedikçe beni bırakmadı, ve.: “Yoksa, sen ona şeytanın Musâllat olduğundan mı korktun?” dedi. “Evet” dedim. “Hayır! VALLAHi, şeytan için, ona Musâllat olmaya, sataşmaya asla yol yoktur. Hiç şüphesiz, benim oğlum için büyük bir hal ve şan vardır. Ben sana onun haberini bildireyim mi?” dedi. “Evet! Bildir” dedim. “Ben ona hamile olduğum zaman, Şam topraklarından Busra'nın köşklerini[178] bana aydınlatıp gösteren bir nurun benden çıktığını gördüm. Ona hamileliğimde de, vALLAHi, bana hamilelikten daha hafif, daha kolay gelen bir şey görmedim. Doğurduğum zaman, o, başka çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip, ellerini yere dayamış, başını semâya kaldırmış olarak doğmuştur. Şimdi, sen onu bana bırakıp doğruca yurduna gidebilirsin artık” dedi.” [179]

MEKKELİLERE ZİYÂFET ÇEKİLİŞİ ve HALİME HATUNUN İKRAMLARA GARK EDİLİŞİ.:

Hâlime Hatun der ki.: “Kureyşliler ve sâir halk sakinleştikleri zaman, Abdulmuttalib, yirmi deve[180] ve ayricâ, davar ve sığır da kestirip Mekke halkına yemek yedirdi.[181]Fâkirlere sadaka olarak da, 50 ratl [182] altın dağıttı.[183] Sonra da, benim için hazırlanacak her şeyi en güzel bir şekilde hazırlatıp beni yurduma döndürdü. Ben, yurduma, târif edemeyeceğim her dünyalık hayırla döndüm! MuhaMMed, dedesinin yanında kaldı. Abdulmuttalib'e, onun bütün haberlerini anlattım. Abdulmuttalib onu bağrına basıp ağladı. “Ey Hâlime! Hiç şüphesiz, bu oğlum için büyük bir hal ve şan vardır. Ben, o zamana erişmeyi ne kadar arzu ederdim!” dedi.” [184]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın HALİME HATUNA SEVGİ ve SAYGISI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm), Hâlime Hatunu gördükçe.: “Benim annem, annem! Benim annem!” der, kendisine candan sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını yere serip onu oturtur,
[185] bir dileği varsa hemen yerine getirirdi.[186] Hâlime Hatun, bir gün, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı görmek için Mekke'ye gelmişti. Peygamberimiz (aleyhisselâm), o zaman, Hz. Hatice ile evli bulunuyordu. [187] Hâlime Hatunu konukladılar ve ağırladılar.[188] Hâlime Hatun; yurtlarında hüküm süren kuraklık ve kıtlıktan, hayvanlarının kırıldığından dert yandı. Peygamberimiz (aleyhisselâm), bu hususta Hz. Hatice ile konuştu. Hz. Hatice, ona kırk koyun ile, binmek ve yüklerini taşımak üzere, bir de deve verdi.[189] Peygamberimiz (aleyhisselâm); Mekke'nin fethinde Ebtah Mevkiinde bulunduğu sırada, Hâlime Hatunun kızkardeşi, görümcesi (kocasının kız kardeşi) ile birlikte, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı ziyâret ve bir dağarcık içinde keş peyniri (çökelek) ve yoğurt kurusu ile eritilmiş yağ hediye etmişti. Peygamberimiz (aleyhisselâm), ona hemen Hâlime Hatun’u sordu. Vefât etmiş olduğu söylenince, Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın gözleri yaşla doldu. Onun, geride kimlerinin kaldığını da sorup bilgi aldı. Bu Sütannenin kardeşine elbise giydirilmesini, bir deveye bindirilmesini, kendisine ayricâ 200 dirhem gümüş para da verilmesini emretti. Kadıncağız sevinerek yurduna dönerken.: “Sen, küçük iken de, büyüdükten sonra da ne güzel kefil olunansın, bakılansın!” demekte idi. [190] Hevâzin temsilcileri içinde Medine'ye gelen ve Peygamberimiz (aleyhisselâm)a sütannesi dolayısıyla amca düşen Ebu Servan da.: “Yâ RasûlALLAH! Biz seni süt emer olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı süt emenini görmedik! Biz seni sütten kesilmiş olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı sütten kesilenini görmedik! Biz seni genç iken de gördük. Fakat senden daha hayırlı genç görmedik!.” demiştir. [191]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın ANNESİYLE BİRLİKTE MEDİNE'YE GİDİŞİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Mekke'de, Annesi Hz. Amine ile Dedesi Abdulmuttalib b. Hâşim'in yanında, Yüce ALLAH’ın himâyesinde yaşıyor; Yüce ALLAH, onu, peygamberlikle şereflendireceği için, bir nebat, bir gül gibi güzelce büyütüyordu.
[192]Peygamberimiz (aleyhisselâm), altı yaşında iken; annesi Hz. Âmine, kocası Hz. Abdullah'ın Medine'deki Benî Adiyy b. Neccarlardan olan dayılarını ziyâret ettirmek üzere.
[193] Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı dadısı Ümmü Eymen ile birlikte iki deve üzerinde Medine'ye götürdü ve Nâbiga'nın evine indi. [194]Rivâyete göre; Hz. Âmine'nin Medine'ye gidişi, özellikle, kocası Hz. Abdullah'ın kabrini ziyâret içindi. [195]Zaten, Hz. Âmine her yıl Medine'ye gidip kocasının kabrini ziyâret ederdi. [196] Kendisinin aynı maksatla, kayınpederi Abdulmuttalib ve dadı Ümmü Eymen'le birlikte Medine'ye gittiği de rivâyet edilir. [197] Neccar Oğullarının dayılıkları, Abdulmuttalib'in dayısı olmalarından dolayı idi. [198]Hâşim b. Abdi Menaf, Medine'de Benî Neccarlardan Amr'ın kızı Selma Hatunla evlenmiş; Abdulmuttalib, Selma Hatundan doğmuştu.[199]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın MEDİNE ZİYÂRETİNE AİT BAZI HATIRALARI ve YAHUDİLERİN O’NUN ÜZERİNDEKİ TEŞHİSLERİ.:

Konuklar; Medine'deki dayılarının evinde bir ay oturdular.
[200]Peygamberimiz (aleyhisselâm); Medine'de geçen bir aylık ikâmetleri sırasında olanlardan birçok şeyler hatırlıyordu. Nitekim, Medine'ye hicret edip geldiği zaman, Adiyy b. Neccar Oğullarının köşklerini görür görmez tanımışı [201]ve.: “Çocukluğumda, bu köşkün damında Ensar kızlarından Enise ile oynardım. Dayılarımın Oğullarından bazıları da yanımda bulunurlardı.” demiştir. Nâbiga'nın evine bakınca da.: “Oraya da, beni annem konuk olarak indirmişti. Babam Abdullah b. Abdulmuttalib'in kabri de bu evin içindedir. Suda yüzmeyi de, Adiyy b. Neccarların kuyusunda öğrenmiştim. [202] Yahudilerden birtakım kimseler, yanıma gelirler, bana bakar dururlardı. [203] Bir gün, Yahudilerden bir adam da, bana dikkatli dikkatli bakıp durduktan sonra, dönüp gitti. Yalnız bulunduğum bir günde, tekrar yanıma gelip.: “Ey çocuk! Senin ismin nedir?” diye sordu. “Ahmed!” dedim. Sırtıma bakınca.: “Bu, bu ümmetin peygamberidir!” dedi. Dayılarım da durumu anneme anlatınca, annem benim hayatım hakkında korkmaya başladı. Mekke'ye dönmek üzere, Medine'den acele yola çıktık.”[204] Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın dadısı Ümmü Eymen de, bu husustaki hatırasını şöyle anlatır.: “Bir gün, gündüzün ortalandığı sırada, Medine Yahudilerinden iki kişi gelip.: “Ahmed'i yanımıza çıkar da, bir bakalım?” dediler. Kendisini onların yanına çıkardım. Uzun uzun süzdüler, evirdiler, çevirdiler.[205] Hatta, onun edeb yerine bile baktılar![206] Onlardan birisi diğerine.: “Bu, bu ümmetin peygamberidir. Burası da, onun hicret yurdudur. Bu şehirde de, öldürme ve sürgün etme gibi birtakım büyük hadiseler vuku’ bulacaktır” dedi.[207] Ben, ondan bu hususta işittiğim sözlerin hepsini ezberlemişimdir.” [208]

Hz. ÂMİNE'nin EBVA'da VEFÂT EDİŞİ ve PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın ÜMMÜ EYMEN TARAFINDAN MEKKE'ye GÖTÜRÜLÜP DEDESİNE TESLİM EDİLİŞİ.:

Hz. Amine, Medine'deki Neccar Oğullarından olan dayılarını ziyâret ettirdikten sonra Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı Mekke'ye getirirken,
[209] yolda hastalanıp Ebva Köyü’nde durakladı. [210]Başucunda duran ciğerpâresinin yüzüne baktı. Sonra da, ona şöyle hitap etti.: “Ey çekilen dehşetli ölüm okundan, ALLAH’ın lutfu ve yardımı ile yüz deve karşılığında kurtulan zâtın oğlu! ALLAH, seni mübârek ve devâmlı kılsın! Eğer rüyâda gördüklerim doğru çıkarsa, sen Celâl ve İkram Sahibi tarafından Âdem Oğullarına helâl ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin! ALLAH, seni, milletlerle birlikte devâm edip gelen putlardan, putperestlikten de esirgeyecek, alıkoyacaktır! Her canlı varlık ölür. Her yeni eskir. Her yaşlanan, kocayan, zevâl bulur, yok olur. Ben de öleceğim. Fakat, temelli anılacağım. Çünkü temiz bir oğul doğurmuş, arkamda hayırlı bir andaç bırakmış bulunuyorum!.”[211] Hz. Âmine, Ebva'da vefât etti.[212] Oraya da gömüldü.[213] Hz. Âmine vefât ettiği zaman otuz yaşında idi. [214]Ebv'a; Mekke ile Medine arasında bir köy olup [215]Medine'ye Mekke'den daha yakındır.[ [216]Medine'ye 23 mil,[217] yani beş günlük uzaklıktadır.[218] Hz. Âmine'nin Ebva'da vefâtı üzerine, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, dadısı Ümmü Eymen (Bereke) bağrına bastı. Mekke'den binip gelmiş oldukları iki deveden[219] birisine bindi. Ötekini yedeği ne alarak, beş günde, Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı Mekke'ye getirip dedesine kavuşturdu. [220]Dünyada böylece babasız ve annesiz kalan Peygamberimiz (aleyhisselâm)ı, Yüce ALLAH hâmisiz bırakmadı. Önce dedesinin, sonra da amcası Ebu Tâlib'in bağrına bastırdı. [221]Duhâ sûresinin 6. âyetinde.: “RABBin, seni yetim bulup da barındırmadı mı?” buyurularak bu gerçek hatırlatılır. [222]

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى
Resim---“E lem yecidke yetîmen fe âvâ.: Seni yetim bulmadı mı? Sonra (seni) (himaye edecek bir kimsenin yanında) barındırmadı mı?” (Duhâ 93/6)

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın DADISI ÜMMÜ EYMEN'e SEVGİ ve SAYGISI.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm)’ın dadısı Ümmü Eymen'in asıl adı Beneke'dir. Peygamberimiz (aleyhisselâm) Hz. Hatice ile evlendiği zaman, Bereke de Hazreclilerin Haris Oğullarından Ubeyd b. Zeyd ile evlenmiş, kendisinden Eymen doğmuştu.
Eymen, Huneyn Gazasında şehid olmuştur. Ümmü Eymen; Ubeyd'den sonra, Zeyd b. Harise ile evlenmiş, Üsâme adındaki oğlu dünyaya gelmiştir.
[223] Peygamberimiz (aleyhisselâm) bu dadısını sık sık ziyâret [224]ve kendisine.: “Ey Anne!” diye hitap eder.:[225] “Annemden sonra, annem!.” diyerek sevgi ve saygı gösterir, [226]ona baktıkça.: “Bu, benim ev halkımdan sağ kalanıdır!.” buyururdu. [227]

PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın Hz. ÂMİNE'nin KABRİNİ ZİYÂRET EDİŞİ.:

Peygamberimiz (aleyhisselâm); Hudeybiye Umresi’ne giderken, Ebva Köyü’ne uğramıştı.
Annesi Hz. Âmine'nin kabrini ziyâret için Yüce ALLAH'tan izin istemiş, izin verilince de[229] gidip kabrin üzerini eliyle düzlemiş,[230] ağlamış, yanındakileri de ağlatmıştı. [231]Ne için ağladığı sorulunca.: “Rahmet duygusu beni rikkate getirdi de ağladım!” buyurmuştur. [232]

ABDULMUTTALİB DEDEnin PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm)’ın ÜZERİNE KANAT GERİŞİ.:

Abdulmuttalib Dede; babasız ve anasız kalan torununu yanına alıp şefkatle bağrına bastı. Oğullarından hiçbirine göstermediği şefkati ona gösterdi. Onun üzerine kanat gerdi, titredi durdu. [233]Abdulmuttalib Dedenin; uyurken veyâ odasında yalnız iken, yanına hiç kimse giremez, [234]KÂBE'nin Hicr'inde serili minderine de, kendisinden başkası oturamazdı.[235] [235]Fakat, Peygamberimiz (aleyhisselâm) Dedesinin yanından hiç ayrılmaz; odasında yalnız olduğu, uyuduğu sırada bile, Dedesinin yanına serbestçe girer çıkardı. [236]KÂBE'nin gölgesinde serili minderin üzerine-babalarına tâzim ve saygılarından dolayı-Oğullarından hiçbiri oturmaz, çevresinde dururlarken; Peygamberimiz (aleyhisselâm) gelip Dedesinin minderine serbestçe otururdu. Amcalarının, kendisini minderden çekmek için tuttuklarını gördüğü zaman, Abdulmuttalib.: “Bırakınız oğlumu![237] VALLAHi, onun büyük bir hal ve şanı vardır!” der, minderinin üzerinde yanına oturtup sırtını eliyle sıvazlar, o ne yapsa hoşuna giderdi.[238] Peygamberimiz (aleyhisselâm), yine bir gün, Dedesinin Hicr'de serili minderinin üzerine oturmuş, bir adam çekip kendisini minderden kaldırınca, ağlamaya başlamıştır. Abdulmuttalib.: “Oğlum ne için ağlıyor?” diye sordu. “Mindere oturma isteğine engel olundu!” dediler. [239]Abdulmuttalib.: “Bırakınız oğlumu! Minderin üzerine otursun! Herhalde o, kendisinde bir şeref duyuyor. Onun ne kendisinden önce geçmiş, ne de sonradan gelecek hiçbir Arab'ın erişemeyeceği bir şerefe ereceğini umuyorum!” dedi.[240] Abdulmuttalib Dede bu sevgili torununu yanına almadıkça yemek yemez.: “Oğlumu yanıma getiriniz!” der, yanına getirtirdi. [241] Yemeği getirildiği zaman da onu yanına alır, bazan da dizine oturtup yemeğin en nefisini hep ona yedirir, [242]o gelmedikçe yemeklere el sürmez, onun gelmesini bekler, sırtını sıvazlar, başını ve ağzını öper, sözleri ve hareketleri hep hoşuna giderdi. Edep ve terbiyesine de çok dikkat ederdi.[243] Peygamberimiz (aleyhisselâm), sekiz yaşına kadar, yani Abdulmuttalib Dedesinin vefâtına kadar, onun yanında kaldı.[244]

YEMEN HÜKÜMDARI Seyf b. Zî Yezen'in YANINDA SAKLADIĞI BİR KİTAPTA PEYGAMBERİMİZ (aleyhisselâm) HAKKINDA YAZILI HABERLERİ ABDULMUTTALİB'e AÇIKLAYIŞI.:

Seyf b. Zî Yezen; Kisrâ tarafından Yemen hükümdarlığına tayin edilip
[245]tahta oturduktan sonra her taraftan Arap heyetleri gelip kendisini tebrik ettikleri sırada, [246]Mekke'den gelen on kişilik tebrik heyetinin başında Abdulmuttalib b. Hâşim bulunuyordu. [247]Abdulmuttalib ve arkadaşları, hükümdarı, hükümdar selâmıyla* selâmladılar. Abdulmuttalib, temsilci olarak hükümdarın önünde, ayakta durdu. [248]Konuşmak için, hükümdardan izin istedi.[249] Seyf b. Zî Yezen.: “Eğer krallar önünde konuşabilir kişilerden isen, sana izin verilmiştir.[250] Konuş bakalım!” dedi. [251]
Abdulmuttalib; Seyf b. Zî Yezen'in bulunduğu makama liyâkatini, asaletini, babasının çok hayırlı bir hükümdar, kendisinin de onun hayırlı bir halefi olduğunu, belirttikten sonra.: “Ey hükümdar! Bizler, ALLAH’ın dokunulmaz kıldığı Harem'inin halkı ve Beyt'inin (KÂBE'sinin) hadimleri olup, zaferini tebrik heyetiyiz; ziyâretçi heyet değiliz!” dedi. Hükümdar Seyf.: “Ey konuşan kişi! Sen kimsin?” diye sordu. Abdulmuttalib.: “Ben, Abdulmuttalib b. Hâşim'im” dedi. Hükümdar.: “Demek, sen kızkardeşimizin oğlusun ha!” dedi* Abdulmuttalib.: “Evet!” deyince, hükümdar.: “Yakınıma gel!” dedi. Yaklaşınca, hem ona, hem arkadaşlarına.:
[252] “Demek, sizler, Kureyşü'l-Ebâtıh'sınız?” dedi. “Evet!” diye cevâb verdiler. [253]Hükümdar.: “Hoş geldiniz, safa geldiniz! Sizler, yanında emniyet ve huzur bulacağınız, bol bol ihsanlar veren bir kralın yanına geldiniz! Kral ilk konuşmanızdaki sözlerinizi dinledi ve akraba olduğunuzu anladı, ziyâret vesilenizi kabul etti. Sizler burada oturduğunuz müddetçe, gece ve gündüz sohbet edilmeye, oturulup konuşulmaya, [254]övülmeye,[255] ağırlanmaya, ayrılıp giderken de ihsan olunmaya lâyık,[256] şerefli,[257] şanlı [258kişilersiniz!” dedikten sonra, mâiyetine onların konuk ve elçiler konağına götürülüp mİsâfir edilmelerini emretti. Emri yerine getirildi. Orada bir ay oturdular. Hükümdar, bir gün, Abdulmuttalib'e haber salıp.:[259] “Arkadaşlarının arasından bir tek sen benim yanıma gel!” dedi. Abdulmuttalib, hükümdarın huzuruna vardığı zaman, onu yalnız bir halde buldu. Yanında hiç kimse yoktu. Hükümdar Abdulmuttalib'i yanına yaklaştırdı, tahtında onunla birlikte oturdu. [260]“Merhaba! Hoş geldin, safa geldin!” dedikten sonra;[261] “Ey Abdulmuttalib! Ben sana bildiğim bir işin sırrını emânet edeceğim ki, o sırrı, senin yerinde başkası olsaydı, açmazdım! Fakat, ben, onun madenini sende gördüm. Bunun için, onu sana açıklayacağım! Yüce ALLAH bu hususta izin verinceye kadar, bu sır senin yanında masun ve mahfuz kalsın! Şüphesiz ki, ALLAH emrini yerine getirir. Ben, gizli Kitab'da, kendimize tahsis edip başkasına kapalı tuttuğumuz ilimde; yaşamanın şerefi, ölmenin fazileti bulunan, genellikle bütün insanları ve heyet arkadaşlarını, özellikle de seni ilgilendiren çok büyük, çok şanlı bir haber buldum!” dedi. [262]Abdulmuttalib.: “Ey hükümdar! Bütün göçebe halkı ardarda sana fedâ olsun! Nedir o büyük ve şanlı haber?” diye sordu. Hükümdar.: “Tihâme Bölgesinde bir çocuk doğacak. Alâmet olarak, onun iki küreği arasında bir ben bulunacak![263] Kıyamet gününe kadar, kendisinde imamlık, sizde de seyyidlik olacak!” dedi.[264] Abdulmuttalib.: “Zât-ı Devletinden, lânet ve nefreti mucib haller sâdır olmasın!” diyerek onu hükümdar selâm ve duâsıyla selâmlayıp.: “Eğer hükümdarlık makamının heybetini, ululuğunu göz önünde tutmak zorunluluğu olmasaydı, sevincimi arttıracak beşâreti biraz daha açıklamak lütfunda da bulunmalarını kendilerinden dilerdim!” dedi. Bunun üzerine, hükümdar.: “Bu zaman, onun doğacağı zamandır. Hatta, belki de doğmuştur! Onun ismi MuhaMMed; babası ve annesi ölmüş olacak! Kendisinin bakımını, dedesi ve amcası üzerlerine alacak! ALLAH, onu apaçık tebligat yapan peygamber gönderecek! Bizden, ona Ensar (yardımcılar) yapacak!
Dostlarını onlarla aziz, düşmanlarını da onlarla zelil kılacak! O, arzın en kıymetli yerlerini fethedecek! Onun doğumu ile, ateşgede sönecek! Bir olan Rahmân'a ibâdet edilecek! Küfür ve taşkınlıklar yasaklanacak! Putlar kırılacak! Şeytan recm olunacak, taşlanacak! Onun sözü hak ile bâtıl arasını ayırıcı, hükmü sırf adalet, tam ve dosdoğru hüküm olacak! O daima iyiliği buyuracak ve işleyecek, kötülükten de sakındıracak ve onları ortadan kaldıracaktır!” dedi. Abdulmuttalib.: “Ömrün uzun, saltanatın sürekli, şan ve şerefin yüce olsun! Acaba hükümdar bu hususta beni sevindirecek bazı açıklamalar daha yapmak lutfunda bulunurlar mı?” dedi. Hükümdar Seyf.: “Örtülerle örtülü Beytullah'a, mucizelere ve semâvî kitablara andolsun ki, ey Abdulmuttalib! Hiç hilaf yok, muhakkak ki sen onun atasısın!” deyince, Abdulmuttalib sevincinden yere kapandı. Hükümdar.: “Başını yerden kaldır! Kalbin ferahladı. Ömrün uzadı. İşin yükseldi! Sana, anlattıklarımdan, idrak ettiğin, kavuştuğun birşey var mı?” dedi. Abdulmuttalib.: “Evet ey hükümdar! Benim çok sevgili, üzerine titrediğim bir oğlum vardı. Onu senin kavminin şereflilerinden birinin kızı olan Âmine birli Vehb b. Abdi Menaf ile evlendirin iştim. Âmine, dünyaya bir çocuk getirdi.
[265]Onun ismini MuhaMMed koydum.[266] İki küreğinin arasında da bir ben vardır! Anlattığın alâmetlerin hepsi de kendisinde mevcuttur.[267] Onun babası ve annesi de vefât etmiştir. Kendisinin bakımını, ben ve amcası, üzerimize almış bulunuyoruz” dedi. Bunun üzerine, hükümdar Seyf.: “Onun hakkında sana söylediklerim, senin söylediğin gibidir. Oğlunu iyi koru! Onun hakkında Yahudilerden sakın! Çünkü, Yahudiler ona düşmandırlar! Fakat, ALLAH onlara bu hususta yol ve fırsat vermeyecektir. Yanındaki heyet arkadaşlarından, yalnız sana açmış olduğum şeyleri, onlara da dürülü tut! Sakın açayım deme! Sizde bulunacak reisliği, onların ve Oğullarının da kıskanıp onun başına gâileler çıkarmayacaklarından emin değilim. Eğer onun peygamber olarak gönderileceğinden önce ölmeyeceğimi bilseydim, süvarilerim ve piyadelerimle birlikte gider,[268] Yesrib'i (Medine'yi) hicret yurdu,[269] devletime başkent yapardım ![270] Ben, Nâtık Kitab'da ve Sabık İlimde buldum ki.: Yesrib onun hicret ve nusret yurdu,[271] işinin muhkemleşeceği, kabrinin ve yardımcılarının bulunacağı yer olacaktır! [272]Ne olurdu, onu âfet ve belâlardan ben koruya idim!” dedi. Hükümdar; Kureyş heyetinden her bir delegeye onar köle, onar cariye,[273] yüzer deve,[274] beşer ratl (ntl) altın, onar ratl gümüş, [275]Yemen elbiselerinden ikişer kat elbise, içi anberle doldurulmuş birer kutu; Abdulmuttalib'e ise, bunlardan onar kat verilmesini emretti ve ona.: “Bir yıl geçince, onun (Peygamberimiz (aleyhisselâm)'ın) işinden neler vukua geldiğinin haberini bana getir!” dedi. [276]Abdulmuttalib, heyet arkadaşlarına, sık sık.:[277] “Ey Kureyş cemâatı! İçinizden hiç kimse hükümdarın bana olan bol ihsanına gıpta da, kıskançlık da etmesin! Hükümdarın bütün bu ihsanı, bana ve benden sonra soyumdan geleceklere olacak şeref ve izzetin yanında, çok az kalacaktır!” derdi. Kendisine.: “Bu, ne zaman olacak?” dediklerinde de.:[278] “Bir zaman sonra zuhur edecek, açığa çıkacak;[279] dediğim şey[280][280] bilinecektir!” derdi. [281]Seyf b. Zî Yezen, ne yazık ki, yıl geçmeden öldü. [282]Daha doğrusu, öldürüldü. Yemen'den tardettiği Habeşlilerden edindiği hizmetçiler bir gün hükümdarı kendisine mahsus avlanma yerinde yalnız başına bulunduğu sırada harbeleriyle mızraklayıp öldürerek dağ başlarına kaçmışlar, hükümdarın adamları da onların hepsini yakalayıp öldürmüşlerdir.[283]


*
**
****


DiP NOTLAR.:

[177]İbn Sa'd, Tabakât, 11, s. 166. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/45.
[177]“Busra'nın köşkleri” yerine “Busra'daki develerin boyunlarını” rivâyeti de vardır. (İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 102, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 266.)
[177]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 175,Taberî, Târih, c. 2, s. 127-128, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 135,136, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 287-288, İbn Esir, Kâmil, c. 1, s. 462, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 275, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 39, Diyarbekrî, c. 1 , s. 266. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/45-46.
[180]Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145.
[181]Bevhakf, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154.
[182]Ratl veyâ ntl, 1 2 ukıyye'dir, 1 ukıyye de 40 dirhemdir, (Firuzâbâdi, Kâmûsu'l-muhit, c. 3, s. 396).
[183] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 228, Zürkâni, Mevâhibu’l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 149.
[184] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/46-47.
[185] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s.114, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 114. Diyarbekrî, Hamis.c.l, s. 228.
[186] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 114.
[187] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 113, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 114.
[188] Belâzuıî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95.
[189] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 114, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 114. Diyarbekrî, Hamis.d, s. 228.
[190] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95.
[191] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 4, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 28, Suyutî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1.S.149. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/47-48.
[192] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 1, s. 37, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 279.
[193] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Taberî, Târîh, c. 2, s. 131, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 188, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 30, İbn E ar, Kâmil, c. 1 , s. 467, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 37, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 50.
[194] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, elVefâ, c.1, s. 117, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 47.
[195] İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 467, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 79.
[196] Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1,s.79, Semhûdî, Vefâü'l-Vefâ, c. 3, s. 1119.
[197] Belâzurî, E nsâbu'l -e şrâf, c. 1, s. 94, Yakut, Mu'cemu'l -büldân, c. 1, s. 79.
[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 177-178.
[199] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, 1, s.145, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 39, Taberî, Târîh, c. 2, s. 176, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1. s. 337. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/48-49.
[200] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 117, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42.
[201] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, elVefâ, c. 1, s. 117, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 195, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 163-164, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 229.
[202] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 117, Kastalânî, Mevâhibu'lledünniye, c. 1, s. 42, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 229, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 164.
[203] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 229, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 1 64.
[204] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163-164, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 190, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c.1, s. 1 64.
[205] Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 196.
[206] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164.
[207] Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 196.
[208] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 196. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/49-51.
[209] İbn İshak, İbnHişam, Sîre.c.1, s. 177, İtan Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116-119, Belâzurî, c. 1, Taberî, Târih, c. 2, s. 131, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 467, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 37, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 50, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279.
[210] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 172.
[211] Ebu Nuaym'dan naklen Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 196, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 4243, Diyarbekri, Ham ıs, c. 1, s. 229-230, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 1 64-1 65.
[212] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 94, Taberî, TârTh,c.2,s.131,EbuNuaym,Delâil,c.1, s. 164-165.
[213] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 117, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 94, Süheylî, Ravtiu'l-ünüf, c. 2, s. 1 85, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 117, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 79, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 50, Semhûdf, Vefâü'l-vefâ, c. 3, s. 1119.
[214] Yâkubî, Tânh, c. 2, s. 10
[215] İbn İshak, İbnHişam, Sîre, c. 1 , s. 117, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 10, Taberî, Târîh, c. 2, s. 131, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 184, 185.
[216] Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 85, Halebî, İnsânu'l-uyÜn, c. 1, s. 172.
[217] Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 79, Semhûdf, Vefâü'l-vefâ, c. 3, s. 1118.
[218] Semhûdf, Vefâü'l-vefâ, c. 3, s. 1118.
[219] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 6, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 165.
[220] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 30, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 72.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 178,179,190, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 118-119, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 10,1 4, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 119, 120, Zehebî, Târîhu'l-İslâm s. 50, Ebu'l-Fidâ, elBidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 281 -282.
[222] Zemâhserf, Keşşaf, c. 4, s. 264, Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 32, s. 215, Hâzin, Tefar, c. 4, s. 386, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 523. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/51-52.
[223] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 223.
[224] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1794, İbn E ar, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 304.
[225] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 223.
[226] İbn AJodilberr, İstiâb, c. 4, s. 1794, İbn EsTr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 303, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 47, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 180..
[227] İbn Sa'd, Tabakât, c. 223. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/52-53.
[228] İbn Sa'd Tabakât, c. 1, s. 11 6, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 85, Ebu'l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 117.
[229] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Müslim , Sahih, c. 2, s. 671, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 21 8, Nesâf, Sünen, c. 4, s. 90, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 501, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 189-190.
[230] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 6, Ebu'l-Fenecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 118.
[231] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 ,s. 116, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 671, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 218, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 501 , Nesâf, Sünen, c. 4, s. 90, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 1 90.
[232] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 117, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.1, s. 189-190, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, elVefâ, t 1,s.117-118, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/53.
[233] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 118, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, elVefâ, c. 1, s. 119, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 188.
[234] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164.
[[235] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 54
[236] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 8, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 119, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Zürkânî, Mevâhibu'lledünniye Şerhi, c. 1 , s. 188.
[237] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 178, Belâiurf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Yâkubî, Târîh.c. 2, s. 12, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 164, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 37, 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 281, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 177.
[238] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 178, Belâzurî, Ensâbu'l-eş/âf, c. 1, s. 81, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 12, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 22, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 22, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'lFidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 281, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 177, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 188-189.
[239] Ezraki, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 315, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 120, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 54, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 178.
[240] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 315, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 120, Zehebî, Târıtıu'l-İslâm, s. 54, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201 , Halebî, İnsânu'j-uyûn, c. 1, s. 178.
[241] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 118, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[242] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 80.
[243] Belâzurî, Ensâbu'l-esrâf, c. 1, s. 81.
[244] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 13, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 22, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 34, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 54. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/54-55.
[245] İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 278.
[246] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 23, Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 82-83, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 9, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 328, 329, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186.
[247] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 9, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329. * Hükümdar Selâmı.: “En'im sabâhan= Sabahlar hayrolsun! Ebeytellânet=Zât-ı Devletinden, lânet ve nefreti mucib haller sâdır olmasın!” demekten ibâretti. (İbn Kuteybe, Maârif, s. 13, 271, Mes'ûdf, Murûc, c. 1, s. 4243.)
[248] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 86.
[249] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 24, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 9-10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Halebî, İnsânu'luyûn, c. 1, s. 186.
[250] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 96, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 240.
[251] İbn Abdi RABBih, Ikdul-Ferîd, c. 2, s. 24, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,s.s.12.
* Abdulmuttalib1 in annesi Sel m a Hatun, Hazrecfl erdendi. Hazrecfler ise, Yemen S ebe soyundan idiler. Seyf b. I\ Yezen de, Himyer b. Şebe soyundandı. (Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 88.)
[252] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 84, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 96, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 11, Ebu'l-Ferec İbn Cevzi, el-Vefâ, c. 1, s. 122-123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 329, Halebî, İnsânu'l- uyûn, c. 1, s. 187.
[253] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[254] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Mes'ûdf, Murûc, c. 2, s. 84, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 329, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186.
[255] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[256] Ebu Nuaym, Delâil.c. 1,s.95, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 122-123, Ebu'lFidâ, c. 2, s. 329, Diyarbekrî c. 1 , s. 240, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 187.
[257] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 97, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329.
[258] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[259] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 240, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186-187.
[260] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[261] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 95.
[262] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25-26, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 97, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 11-12, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 329, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 204, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 187.
[263] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 97, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10-12, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 203, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 187.
[264] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,s.97, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 12, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, S uyutf, H asâisü'l-k übrâ, c. 1, s. 20 3, D iyarbek rî, H am fs, c. 1, s. 240, H ale bf, İ nsânu'l -u yün, c. 1, s. 186.
[265] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26-27, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 97, 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 11-13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 126-127, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329-330, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 203, Diyarbekrî, Hamis, c 1, s. 240-241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 187188.
[266] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 97-98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 12-13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 127, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 203, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241.
[267] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 98.
[268] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98-99, Beyhakî, Delâil, c.2,s. 13, Ebu'l-Ferec İbn C evzf, el-Vefâ, c. 1 , s. 128, Ebu “I-Fi dâ, el-Bi dâye ve 'n-n ihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, H asâi sü'l -kübrâ, c. 1, s. 20 3, D i yarbek rf, H am fs, c. 1, s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[269] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27-28.
[270] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 98-99, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 203-204, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyÛn, c. 1, s. 188.
[271] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28.
[272] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, Hasâis, c, 1, s. 204, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[273] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 64, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 188.
[274] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İbn Haldun Târîh, c. 2, ks, 1, s. 64, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, c. 1 , s. 188.
[275] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, c. 1 , s. 188.
[276] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28, Ebu Nuaym , Delâil, c, 1, s. 99, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 64, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 341, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 188.
[277] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec, İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 330, Halebî, c. 1, s. 188.
[278] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 330, Halebî, c. 1, s. 1 88.
[279] İbn Abd RABBih, Ikd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym, c. 1, s. 98, Halebî, c, 1 , s. 188.
[280] Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 14, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,s.188.
[281] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'nnihâye, c. 2, s. 330, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[282] İbn Abdi RABBih, Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 330, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241.
[283] İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 278. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları.: 1/55-62.
Cevapla

“►Sünnet-i Seniyye◄” sayfasına dön