KUL İHVANÎ TâHâ SÛRESİ SOHBETİ

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4244
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

KUL İHVANÎ TâHâ SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim


KUL İHVANÎ Tâ-Hâ SÛRESİ SOHBETİ.:

YAZan.: HAKAN..BURsamm..11.12.2018..

Resim

ALLAHumme saLLi ve seLLim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
RasûLike ve
Nebîyyi'L- ÜMMîyyi ve aLâ ÂLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

SUBHÂNeke ALLAHumme ve bi HAMDike,
Eşhedü en Lâ İLâhe Ente Vahdeke Lâ şerike Leke Estağfiruke ve Etûbu iLeyke!.

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet İZZet-i İhsÂNınLa =>Tâ-Hâ SÛREmizin=>
Şu ÂNda=>ŞE’ÂNuLLAHta ŞEFâatına =>MuhaMMedî Mü’min- Mü’minat CÜMMLemİZi=>
HAKk ve HAYRda =>NÂiL EYyLe=>CEM’ et=>LûTFet Et=>YAŞAt!. İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..

ÂMiN!. Yâ MuîN!. Yâ RABBenâ!..


ResimMuhaMMedi MuhabbetlerimLe...
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4244
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KUL İHVANÎ TâHâ SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

EL Hamdu LİLLAHi RABBu’L- ÂLEMîn..

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bütün verdiği zâhir ni’metlere, elle tutulur gözle görülür ni’metlere sonsuz şükrederiz KüLLî ŞEYy’le beraber!.
Ve ancak akıl sâhiblerinin Bâtın Ehlinin bâtını olan şey’lerin, İç Âlemi İmtihÂNda olan varlıklar ki bunlar, İnsÂNlar ve Cinlerdir, aklı olanlar hamd eder
ALLAHu zü’L- CeLÂL’e!. Bu ise muhteşem bir şey’dir. Hamd, medde hakikatıdır. Madde Hakikatıdır, Müddet Hakikatıdır, Dâimîyet Hakikatıdır. Dâimîyet-i MuhaMMedîye Hakikatıdır. Yâni MuhaMMedî Hakikatın dâimî olmasının adıdır hamd.. Neden öyledir?. Şundan dolayı öyledir ki, mâdem ki NÛRuLLAHtan yaratılmıştır KüLLî ŞEYy ve İnsÂN dediğimiz yaratık o zaman mânâ, bu maddenin içindedir, hayal yoktur..
Onun için melekler sorumlu değildir. Ve bu muhteşemlik, bu şükür hamd bileşikliği esmâ zuhûrudur.

Çünkü ŞÜKÜR geneldir; susayan bir çiçeğe su verirsen sararmış solmuşken birden neşelenir, susuz bir hayvÂNa su verirsen birden canlanır dirilir ve teşekkür ederler. Herşey böyledir..
HAMD ise, başka gerekler icâb ettirir. Hamda akıl olması gerekir, fikir cevicdÂN olması gerekir, iç âlem olması gerekir.
Onun için de,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin dörtlü isimleri nedir?.
MuhaMMed aleyhisselâm,
MahMud aleyhisselâm,
Hamîd aleyhisselâm,
AhMed aleyhisselâm..
Şeriatta, Tarikatta, Mârifette, Hakikat-ı MuhaMMedîyesinde İsimleri vardır.
Bunlar rastgele bizim koyduğumuz isimler değildir. Bunların bir hakikatı vardır. Bir sebebi vardır. Çünkü sebeblerin sebebi kendisidir. Bunu çok iyi anlamamız gerekiyor. Ve bu ANLAyış bizi hakikata götürür..

Evet Hakan Cân, şimdi TâHâ Sûresine geldik.
TâHâ Sûresi MeryeM Sûresinden sonra inen 45. Sûredir. Vâkı’adan bir ÖNcedir. TâHâ Sûresi şiir gibi bir sûredir. Muhteşem bir sûredir. Mânâ i’tibâriyle de öyledir. Çok çok yönlü bir sûredir. Ve TâHâ Sûresi İnsÂNda tecellî yâni zuhûr ettiği zaman, öyle bir ilginç sûredir ki; Tayf, Tavâf, Taraf Hüviyetine kavuşur İnsÂN.. Bu TâHâ da, sarfı zor bir şey’dir ve İnsÂNın gönlünü çok yüceliklere çeker burada. İnsÂNı çırılçıplak soyar. Mukaddes Tûvâya götürür. Tûr-i Sîne Sîne Dağına çıkarır. Ve
ALLAHu zü’L- CeLÂL ile kelâm ettirir.. Musâ aleyhisselâmı söylüyorum. Musevî İnsÂNlar, Musâ aleyhisselâm’ın zevkini yaşayan, ondan mez’un/izinli olanlar, yâni onunla haşr neşir olanlar da bunu yaşayabilir mi?. Evet yaşayabilir..
Bütün bu olanların tümü
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Nûru içindedir. Onun için bizde, şu peygamber bu peygamber hepsi birdir bizde BİZim peygamberimizlerdir.. Birbirini TAMMLayan TÜMMLEyenlerdir.. Cem’ eden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir..
Burada Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in onlardan büyük olduğunu felân söylemek büyük hatadır onlar tamamen câhil işidir..

“Biz, O'nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” buyuran
ALLAHu zü’L- CeLÂL ikaz etmiştir.:


آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Resim---“Âmene’r- resûlu bimâ unzile ileyhi min RABBihî ve’l- mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke RABBenâ ve ileykel masîr(masîru).: Resûl, RABBinden kendisine indirilene îmân etti ve mü'minler de, hepsi ALLAH'a, O'nun meleklerine, kitablarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O'nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “ışittik ve itaat ettik! Ve RABBimiz, SENin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varış) Sana'dır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana ulaşırız).” dediler.” (Bakara 2/285)

TâHâ Sûresi, 135 âyetten müteşekkildir, 45. sırada inmiştir. Mekkîdir yâni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’deykendir. Ve bu sûrenin gelişi Ömerü’l- Hattab radiyallahu anhun islâm olduğu zaman civârındadır o zamana rastlamaktadır. O zamanki hadis kaynaklarına tarih oluşturanların belirttiğine göre meşhur hadis-i şerifte açık seçik belirtilmiştir ki bunlardan en büyük tarihçilerden birisi olan İbni Hişâm “Sîret-i Nebî aleyhisselâm”da ve diğer başka hadis kaynaklarında çoktur. Yâni bu hadis sahih bir hadistir.
Ne olmuştu?. Gözünü ileriyi geriyi fazla görmeyen, düşünmeyen, dolmuşa binen, bir işi yapıp sonra başına ne geleceğini fazla düşünmeyen birisi olmalıydı ki, bitmeyen savaşlar halindeydiler.
Çünkü o zaman bir kavim birisini öldürmekten korkuyordu. Çünkü o artık zor deniliyor. Bunun içinde
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin âilesi ile öbür kabileler arasında bir savaş çıkmasını göze almıyorlar.
Ama bunu da âleni yapmak mecburiyetindeler, nasıl yapacaklar?. Ya gözdağı vermek için ya da, meydan okumak için, ya da
“git kafasını kes gel!.” gibi şeyler yapıyorlar.
Ömer radiyallahu anhu’yu dolmuşa getiriyorlar.:
“Sen gider bizim putlarımıza böyle yapanın hakkından gelirsin!.” diye..
O da, kılıcını kuşandı hışımla yola çıktı. O zaman Nuayym bin Abdullah diye birisiyle karşılaştı o yaşlı birisi ona soruyor.:
“Ey Ömer nereye gidiyorsun kızgın bir halde?!.”
Ömer radiyallahu anhu da diyor ki.:
“Şu dininden dönen yâni Kureyş’in birliğini bozan, dininden dönen ve onlara beyinsiz diye hitab eden, dinlerini ayıplayan, -işte kaç tane ilâhları varsa her kabilenin bir ilâhı vardı o zaman zâten- ilâhlarımıza dil uzatan MuhaMMed’e gidip onun kafasını keseceğim!.” diyor. O da diyor ki.: “Ben ALLAH’a yemin ederim ki diyor -ya da onun ilâhları ALLAH’ı da tanıyor ALLAH diye geçiyor hadislerde- Ey Ömer!. Sana asıl senin içinde olanlar tuzak kuruyor!. Seninle beraber olanlar seni böyle dolmuşa bindirenler seni aldatıyorlar!. Sen zannediyor musun ki MuhaMMedî öldüreceksin de Abdulmenaf Oğulları seni yer yüzünde yürütecekler de ayakta duracaksın? Öyle mi?. Bunu sanıyor musun sen!?. Bunu yanına koyacaklar mı yâni!. Seni yer yüzünde yürütmezler bile!. Sen niçin kendi âilene dönüp de önce onların işini bir yoluna koymayı düşünmüyorsun?.” diyor.
Ömer radiyallahu anhu.:
“Hangi âilemden söz ediyorsun?.” diyor.
Nuaym.:
“Senin enişten aynı zamandan amcayın oğlu Sâid bin Zeyd var ya, kızkardeşin Hattab’ın Kızı Fatma da var ya, ben ALLAH’a yemin ederim ki onlar Müslümân olmuşlar ve MuhaMMede Dini üzere İslâm Dini üzere tâbi olmuşlar. Bana kalırsa sen git önce onların işini düze çıkar, uğraşacaksan git onlarla uğraş!.” diyor.

Bunun üzerine Ömer radiyallahu anh, hışımla geri dönüyor ve döndüğünde Sâid bin Zeyd radiyallahu anh ile Fatma Anne yanında Habbab bin Eret
diye bir zât var. Habbab, meşhur Habbab radiyallahu anhu. Bu zât TâHâ Sûresinin ilk sayfasını onlara öğretiyordu.
“Şöyle okunacak böyle okunacak” diye öğretiyordu. Habbab radiyallahu anhu, Ömer radiyallahu anhu’n sesini işitince, hemence onların odalarının bir tarafına gizlendi. Kızkardeşi Fatma Anne de okudukları Kur'ÂN-ı Kerîm’in üstüne oturdu. Halbuki Ömer radiyallahu anhu onların evine yaklaştığı sırada Habbab’ın onlara okuduğu TâHâ Sûresinin ilk âyetlerini çok uzaktan duymuştu.
Ve.
: “Bu ses eniştemin sesi değildir!.” demişti zâten.
Belki de dedi ki.:
“MuhaMMed aleyhisselâm buradadır!.” diyor. Artık ne ise.. Başka ses olduğunu biliyor. İçeri girince.: “Bu benim duyduğum lakırtılar da nedir?.” diyor. Onlar da.: “Sen bir şey duymuş olamazsın, burada böyle bir şey yok!.” diyorlar. O da diyor ki.: “ALLAH’a yemin ederim ki ben sizlerin MuhaMMed’in Dini üzere olduğunuz haberini almış bulunmaktayım kaçamazsınız!.” deyip eniştesinin üzerine atıldı yumruklamaya başladı. Kızkardeşi Fatma Ana da, onun elinden kurtarmak için ayağa kalkınca yerdeki Kur’ÂN-ı Kerîm’i de gördü. Ona öyle bir tokat patlattı ki yüzü kan içinde kaldı ve yaralandı!. Böyle yapınca, ikisi birden karı-koca.: “Evet biz Müslümân olduk ALLAH’a ve Rasûlüne imÂN ettik. Artık ne istiyorsan yap!. Hadi bakalım yap yapacağını öldüreceksen öldür!.” Dediler.
Ömer radiyallahu anh Kızkardeşinin yüzünden çok kan boşandığını görünce ve bunların böyle imÂNLı olduğunu görünce yaptıklarına çok pişman oldu, aklı başına geldi. Öbür kişinin söylediğini de duydu. “Ben gidip öldürecektim. Sonra başıma türlü belâlar akçacaktım!. Halbuki ağalar var, beyler var, reisler var, paşalar var niye gidip onlar öldürmüyorlar da ben!?.” diye düşündü. Kızkardeşine dedi ki.: “Az önce okuduğunuzu duyduğum şu sâhifeyi bana ver de ben de bir bakıyım MuhaMMed neler getirmiş!.”
Ömer radiyallahu anh okuma yazma bilen birisiydi. O zaman Kızkardeşi dedi ki.:
“Sen o sayfaya zarar verirsin!.” “Hayır, korkma!.” dedi Kızkardeşine ve kendi ilâhları üzerine yemin ederek okuyup onlara geri vereceğini söyledi. Onun için hadislerde ALLAH’a yemin ederim diye tercüme edilen şey’leri ben arapçasını görmediğim için bilemiyorum. Belki de kendi ilâhlarına diye yemin ediyorlardı. Oraya ALLAH’a diye tercüme ediyorlar bilmiyorum.
Bence kendi ilâhları üzerine yemin etti ve
“geri vereceğim size!.” diye söyledi. Bunu söyleyince Kızkardeşi de belki Müslümân olur diye ümüde kapıldı. O zaman dedi ki.: “Kardeşim sen şirk üzeresin ve pissin!.”

Barbaros.: Selâmun âleykum Hocam şey olamaz mı belki biliyorsunuz ALLAH’a yâni ilâhların bir sürü adları vardı fakat ALLAH da vardı. İnsÂNlar o zaman ALLAH ismini biliyorlardı. yâni ilâh olarak ALLAH diye bir ilâh da vardı diye biliyorum yanlış mı. Hatırlıyorum bilemiyorum belki o orda ALLAH diye ilâh ismini kullanmış olabilir Hz. Ömer radiyallahu anh..

Kulihvâni.: Mümkündür mümkündür ya da "ALLAH" demiştir..

Barbaros.: "Onların güvenini kazanmak için Kızkardeşinin o ismi kullanmış olabilir yâni.."

Kulihvâni.: Olabilir olabilir evet olabilir tâbi. Ama ikincisinde kendi ilâhları üzerine yaptığı kesin. Çünkü onlar kendisi Müslümân olmadığı için isterler ki kardeşinin ilâhları üzerine kardeşi yemin etsin yâni çünkü Müslümân olmamıştır daha. Ama öbür dediğin de mümkündür. Yâni o da onları ikna etmek için ALLAH’ın ismini kullanmış olabilir.

Barbaros.: "Anladım Hocam.."
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4244
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KUL İHVANÎ TâHâ SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

EL Hamdu LİLLAHi RABBu’L- ÂLEMîn..

Kulihvâni.: “Ve sen pissin yâni şirk üzeresin, bizim inancımıza göre bunu ancak temiz olanlar dokunabilir.” dedi. Ömer radiyallahu anh da kalktı yıkandı orda yâni birkaç kova su döktü.. Oldu mu?. Oldu tamam.. Târif etti çünkü Kızkardeşi de kendisine..
İçinde TâHânın ilk sayfasının yazılı bulunduğu sayfayı uzattı. Ömer radiyallahu anhu, TâHâ'nın ilk sayfasının başını okuyunca.:
“Bu ne güzel bu ne şerefli şey’ler!.” dedi.
Habbab, bunu duyunca gizlendiği yerden çıktı geldi, iş değişiyor ya..
Ona dedi ki.:
“Ey Ömer ALLAH’a yemin olsun ki ben ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Peygamberin duâsını özellikle senin hakkında kabul etmiş olacağını umut ederim!.” dedi. “Çünkü ben dün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle duâ ederken dinledim.: “ALLAH’ım sen islâmı ya Ebu Hakem bin Hişam -Ebu Cehil- yâni. Veya Ömer bin Hattab ile güçlendir!.” böyle buyurdu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!.” dedi.
“Ey Ömer ALLAHtan kork!. Ey Ömer ALLAHtan kork!. Ey Ömer ALLAHtan kork!.” dedi Habbab radiyallahu anhu.

Bunun üzerine Ömer radiyallahu anhu ona.:
“Ey Habbab bana MuhaMMed’in yerine söyle onun yanına gidip islâma gireyim!.” dedi ve birlikte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bulunduğu yere gittiler o zaman ordaki sahabeler dediler ki.: “Eyvah Hattaboğlu Ömer geliyor!. Yâ Rasûlullah!. Ömer çok iyi bıçak atıcıdır, kılıçta ustadır amma uzaktan atınca on ikiden vurur bıçağı. Biz senin önüne siper olalım!.” diyorlar.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de.:
“Hayır hayır!.” buyuruyor.

Aralarında yedi adım kalmıştı ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin buyurduğu.:
"Yâ Ömer!.” den ibâretti.
Ömer radiyallahu anhu’un cevabı.:
“Lebbeyk Yâ Rasûlullah.: Emret Yâ Rasûlullah!.” Ömer radiyallahu anhun cevabı budur ve bukadardı..
“Eşhedu enLâ İLâhe İLLALLAH!.”
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur.
O da.:
“Eşhedu enLâ İLâhe İLLALLAH ve Eşhedu enne MuhaMMeden abduhu ve Rasûluhu!.” demiş iş bitmiştir..
Şöyle anlatıyım böyle anlatıyım anlayayım yok.. Bu kadar kısaca hemen ÂNında bitmiştir..

Müşrikler elinde tenikeler, flamalar şeyler ile.:
“Ömer gitsinMuhaMMed'i (aleyhisselâm) öldürsün sonra ne yaparsa yapsın bizde bayram ederiz!.” diye hazırlar bekliyorlar.
Çünkü hepsi bunu biliyor ve onu bekliyorlar. Bu sefer islâm olunca da bütün Müslümânlar bayram ediyorlar.. Ve o zamana kadar âleni kılınamayan namazlar açık seçik Kâbe dahil kılınmaya başlamıştır.
Yâni Ömer radiyalluhu anhu’n gelişinden sonra islâm böyle bir güç kazanmıştır..
ALLAH razı olsun.
Ömer radiyallahu anhu hakkında çok söylenecek şey’ler vardır. Bir çok âyetlerin inmesine sebeb olmuştur. Yâni Ömer radiyallahu anhu.:
“Böyle olmaz mı Yâ Rasûlullah?.” dediğinde âyetler inmiştir..

Çok harikadır ve Ömer radiyallahu anhu’n fazla malı mülkü de yoktur. Hayatı önceki hayatı da sonraki hayatı da kıta kıt geçmiştir. Yâni ticâret kervanları şunu bunu olan bir zât olmamıştır. Zâten fakir bir babanın çocuğudur.
Ömer radiyallahu anhu mübârek zâttır. Halifeliği zamanında ganimetler çok oluyordu. Çünkü İran tarafları felân Türkistan’a doğru gidiyordu. Oralardan ganimetler felân geliyor ve adaletli bir şekilde dağıtıyordu.
Çok kıymetli bir yüzüğü hanımında görüyor.:
“Bu nerden, nedir?” diyor. O da.: “Taksim olmadan ganimetten ben bunu seçip almıştım!.”
Ömer radiyallahu anhu.:
“Hatun sen bana parmağını mı kestirmek istiyorsun! Hemen onu hazine malının içine koy!.” Hanımı.: “Bilmiyordum!.” Diyor. O da.: “Bil!. Bundan sonra yok öyle bir şey!. Herkese adalet var!.” diyor.

Söylediğim sözler, elbette sabit kaynakları olan Hadislerdir. Uydur kaydır asla yoktur kardeşim!.

KeLÂMULLAH-ALLAHu zü’L- CeLÂL âyetleriyle,
ReSÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem de Hadis-i Şerifleriyle değerini buyurmuştur..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’ım, şu iki adamdan -Ebû Cehil ve Ömer b. Hattâb’tan- sana en sevimli olanı ile İslâm’ı güçlendir!.” buyurup,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem sözünü şöyle sürdürdü.: “O iki kişiden ALLAH’a sevimli olanı Ömer’di.”
buyurdu.

(Tirmizî, Menâkıb, 18; bk. Müsned 2/25; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1/327; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 2/215)

Müşriklerin bir araya toplanıp Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in vücudunu ortadan kaldırma kararı aldıkları günlerdi.. Müslümanlar ibâdetlerini gizli olarak yapıyorlardı. Henüz Müslüman olanların sayısı 40’a ulaşmamıştı..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, müşrikler arasında bulunan, güçlü kuvvetli ve halk arasında itibarlı iki Ömer’den birinin Müslüman olması için ALLAH celle celâlihu’ya duâda bulundu ve şöyle niyaz etti.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“ALLAH’ım! İslam’ı Ebû Cehil bin Hişâm veya Ömer bin Hattab’la kuvvetlendir!.” buyurdu.
(Tirmizî, Menâkıb, 18.)

Ne garibdir ki, bu iki Ömer’den biri olan Ömer bin Hişam, diğer namıyla Ebû Cehil.: “Resû-lullah’ı öldürecek olana 100 deve” vaat ederken, Ömer bin Hattab da bu teklifi kabul edip Resûlullah’ı öldürmek üzere yola çıkıyordu.. gerisini anlattık..
Ömer radiyallahu anhu, 40’ıncı Müslüman’dı..
Böylece, Müslümanlar ilk defa açıktan açığa Kâbe’de namaz kılmaya başladılar.
O zaman Resûl-i Ekrem Efendimiz aleyhisselâm, Ömer radiyallahu anhu’ya, hak ile bâtılın arasını ayıran mânâsına
“Fâruk” unvânını verdi. (Tabakât, 3: 270.)
Ömer radiyallahu anhu’n Müslüman olması sadece mü’minleri değil, gökteki melekleri bile sevindirmişti!.


Resim---Nitekim az sonra Cebrâil aleyhisselâm, Peygamber Efendimize Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme gelerek.: “Gök ehli, Ömer’in Müslüman oluşunu birbirine müjdeliyorlar!.” buyurdu.
(İbni Mâce, Mukaddime, 11; Feyzü’l-Kadîr, 5: 299.)

Cennetle müjdelenmesine ve Peygamber Efendimizin pek çok iltifatına mazhar olmasına rağmen, yine de kulluğun gereği olarak dâima korku ve ümit arasında bulunur, ameline güvenmezdi.
Hattâ onun şu sözü bu hususta pek meşhurdur.:
"Mahşer günü deseler ki.: “Herkes cennete girecek. Ama sadece bir kişi cehenneme girecek. O bir kişi ben miyim diye korkarım!. Yine deseler ki, herkes cehenneme girecek ama sadece bir kişi cennete girecek. O bir kişi ben miyim diye ümitlenirim!.” derdi.
Ömerü’l-Fâruk radiyallahu anhu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e büyük bir SEVgiyle BAĞLIydı..


Resim---Bir gün Peygamber Efendimiz aleyhisselâm, sahabilere.: “Sizden hiçbiriniz, ben kendisine evlâdından, malından, anne ve babasından, hattâ kendi nefsinden daha sevgili olmadıkça, mü’min olamaz.” buyurmuştu.
Ömer radiyallahu anhu da oradaydı: “Yâ Resûlallah!. Sen bana canımdan başka her şeyden daha sevgilisin.” seyince.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Canından da, Yâ Ömer!.” buyurunca,
Ömer radiyallahu anhu.: “Evet, canımdan da, Yâ Resûlallah!.”
diye karşılık verdi..

(Müslim, İman: 69)

Ömer radiyallahu anhu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den 73 hadis rivâyet etmiştir.
Bunlardan birisi şu meâldedir.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Eğer hakkıyla ALLAH’a tevekkül etseydiniz, sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp, akşamleyin yuvalarına dolu olarak dönen kuşlar gibi rızkınızı kolayca temin ederdiniz!.” buyurdu.
(İbni Mâce, Zühd: 14; Tirmizî, Zühd: 33)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ömer radiyallahu anhu’yu çok sever, onu takdir ederdi. Birçok hadisinde onun faziletine dikkat çekmişti. Bu Hadis-i Şeriflerden bazıları.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Güneş, Ömer’den daha hayırlı birinin üzerine doğmamıştır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Menâkıb: 16)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Gökyüzünde Ömer’e saygı göstermeyen hiçbir melek, yeryüzünde Ömer’den korkmayan hiçbir şeytan yoktur.” buyurmuştur.
(Feyzü’l-Kadîr, 5: 459)

Resim---İbn Şihâb şöyle demiştir.: “Saîd ibnu'l-Müseyyeb huzurunda bulunduğumuz sırada, bize şöyle buyurdu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben bir kerre uyurken kendimi cennette gördüm. O sırada bir kadın gördüm ki, o bir köşkün yanında abdest almakta idi. (Yanımdaki meleklere): “Bu köşk kimindir?” diye sordum. Onlar: “Bu Ömer ibnu'l- Hattâb içindir.” dediler. (Oraya girmek istedim, fakat) Ömer'in kıskançlığını hatırladım da hemen yüzümü arkama çevirdim". buyurdu.
Ebû Hureyre.: “Ömer ibnu'l-Hattâb (sevincinden) ağladı da, sonra.: “Babam anam Sana fedâ olsun Yâ Rasûlallah; ben Sana karşı mı kıskançlık edeceğim!.”
buyurdu.

(Buharî, Rüyâ Kitabı, 40)

Resim

Aziz Kardeşlerim;
TâHâ Sûresi muhteşem bir Sûredir.
TâHâ Sûresi;
Hüviyyet Tarafı,
Hüviyyet Tavâfı,
Hüviyyet Tayfı..

“Tı” harfi zor bir harftir.. “te” gibi değildir. “te”, SENLİKtir.
“Tı” harfi ise çok mânâlıdır..

“KÂBE KIBLEsi Tarafına Dön!.” Diye EMRedildiğinde Dünyanın her yerinde Tavâf DairLerie ÇİZiVERirLer..
“KÂBE’de tavâf” dedik.. KÂBE, BEYTuLLAHtır. Ancak,
“ALLAHu zü’L- CeLÂL, KÂBE’nin içinde” demek küfürdür. Fakat ALLAHu zü’L- CeLÂL’in KIBLE MERKEZi BİRLiği-DİRLiği için koyduğu SüNNEtuLLAHtır..
CÜMMLe KÂİNÂtın-MUHİTin =>MERKEZ NOKTASIdır.
Etrafında KÂİNÂt DÖNmeye başlar CÜMMLeten..
Tümüyle beraber
BİZ BİR-İZ NAHNU TAVÂFı Başlar, TAYFı Başlar!.
Sonsuz KULLuk, ya da İnsÂNLık, ya da Yaratılış renkleri binbir trilyonca.. İnsÂNLar yaratılır birinin parmak izi diğerine uymaz asla.. Hiçbiri öbürü değildir.. Hiçbir zaman değildir. Aynı kordinatta iki tane nokta yoktur..
Barbaros Cân BİLirsin ki, olamaz aynı NOKTada-kordinatta İki ŞEYy!.

Böyle muhteşemdir ve
TâHâ Sûresi şifredir Efendim!.
Bunda
Hüvîyyet TAMMLığı vardır.. Et Tammu Esmâsı vardır biliyorsunuz..

Et Tâmmu celle celâlihu.:
Resim

Et TÜMM =>MuhaMMed aleyhisselâmdır.. KiMLik-KİŞİLik Hüviyyetini BİLiş-BULuş-OLuş TÜMMLüğü..
Et TAMM =>ALLAH celle celalehudur.. Yâni Hüvîyyet TAMMLığı vardır..

TâHâ Sûresi bu sırları açabilir İnsÂNa..
Kim Kur'ÂN-ı Kerîme SÎNEsini AÇıYOR da, Kur'ÂN-ı Kerîm de ona MânâLarını AÇIYORsa..
Bütün Esmâları =>
Et Tammu Esmâsında Cem’ eder..
VE o KULda da Galib Esmâsı OLursa, gerçekten çok muhteşemdir.
Ve o KİMse,
MuhaMMedî Hakikat Neşesi YAŞAmaya BAŞLAyaBİLir ve de YAŞAtaBİLir!.
İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Bu SIRR-ı SIFIR SIRFInı SAKLar!.
RAHMetenLi’L- ÂLEMîN SEMÂSından, MuhaMMedî RAHMet gÖZyaşLarını;

VEHBî HİZMEtte,
KESBî HİZMEtte,
HASBî HİZMEtte,
HABİBî HİZMEtte,
TABİBî HİZMEtte!.

İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Yağar da.. Yağar!.
GÜBREye de Le de yağar,
BOKa da BOSTANa da yağar..
KİMin ÖZÜnde SAĞLam CÂN varsa,
HAngi
TEVHiD TOHumu CÂNLıysa YEMYEŞiL DİRİLir,
ÖZÜ-nde TERCih TOHumLarı Çürük OLanLara YÂR OLmaz!.
Ve’s-SeLÂMmmm!.


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimKUL İHVÂNi
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4244
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KUL İHVANÎ TâHâ SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim


طه
Resim---“Tâ, hâ.: Tâ, Hâ.” (TâHâ 20/1)

TâHâ şifre diyecek bir şey’ yok çeşitli şey’ler söylenebilir İnsÂN gönül zekvi yapabilir yâni bu bu demek değildir O..

مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى
Resim---“Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ.: Kur'ân'ı sana meşakkat (güçlük) olsun diye indirmedik.” (TâHâ 20/2)

Yâ MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem!.
Hitap kime?. MuhaMMed sallallahu aleyhi ve selleme..
Biz sana şu Kur’ÂN-ı Kerîm’i elimizdeki Kur’ÂN-ı Kerîm’i bir meşakkat sıkıntı güçlük Olsun diye indirmedik, inzâl etmedik..
Li teşkâ.. şâki eşkıyâ işi değil yâni.. sana böyle bir şâkilik yapacak bir iş değil sana bir sıkıntı yapacak meşakkat verecek güçlük verecek bir şey değil, bunun için indirmedik!. Peki niye indirdik..


إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى
Resim---“İllâ tezkireten li men yahşâ.: Huşû sâhiblerine zikir (öğüt) olsun diye.” (TâHâ 20/3)

İllâ ancak ve ancak şunun için indirdik ki.. nedir o?. ALLAHtan haşyet duyanlar, huşû duyanlar o kimse ki, ALLAHtan haşyet duyuyorsa işte o ALLAHtan haşyet duyan huşû duyan. Bakınız etrafta herkes korkudan dem vuruyor.. Haşyet, huşû; sonsuz târifi mümkün olmayan bir Şe’ÂNuLLAH Hakikatı Barbaros.. Yâni haşyet öyle bir saygıdır öyle bir hürmettir ki bunu, bütün İnsÂNlar ceryanı-elektiriğin ne kadar kıymetli olduğunu bilebilirler ama kimse Keban’a gidip de bu nasıl oluyor-üretiliyor demez. bunu kim yapıyor böylesine diye bakmaz, geldi ya onu kullanır.. tepe tepe kullanır haşyet duymaz yâni..

Haşyet.: Korku ve dehşet..
Huşû.: Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül..

Ceryandan korkabilir, çarpıyor diyebilir. Boşuna. Ama hakikatini görüp de yâni Şe’ÂNuLLAH Hilkıyetini.. Şe’ÂNuLLAH Hılkiyetini “yahşâ” daki hay’ı.. Hilkıyet/Yaratılışta olma.. Şimdi şu ÂN, her ÂN yaratılış Şe’ÂN’ının Şâhidliğini yakalayamadığı için haşyet duyamaz.. İşte bu Kur'ÂN-ı Kerîm/âyet, haşyeti duyanlar için.. bu, duyanları tezkire etmek için zikrettirmek için Efendim.. ALLAHtan huşû, haşyet duyanları zikretmeleri için zikir olsun diye onlar için tezkire olsun diye.. Zikir nedir?. Zikir etmektir, öğüttür demek yetmez!. Kur'ÂN-ı Kerîmde öğüt yok mu?. Var, nasihat var. öyle buyururdu RABBu’L- ÂLEMîn burada.. nasihat etmek için buyururdu.. nasihat değil demek ki.. zikirden kastın ne zikiri zikir olarak alıyorsun peki zikir nedir?. zikretmek için diyorsunuz, zikretmek Arapçadır. Türkçe bana söyler misin zikir nedir kardeşim?!. Vır vır vır etmek midir!.

İllâ tezkireten li men yahşâ..
Nedir?. Rububiyet-Rusuliyet Kevniyetine ALLAH celle celâlihu adına Sâhibliktir.. ALLAH’ın Nuru ve =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Nuru =>Şu Kâinâtta KüLLî Şey’ olmuş değil mi?. Çocuk olmuş çocuk.. El =>ele el=>YEDULLAH’a.. Tâa Âdem aleyhisselâm’dan beri gelmiş gelmiş gelmiş diyelim.. Kadriye ile Hacı MahMud’dan =>Hakan Ârif doğmuş ALLAH ALLAH!. İşte OLANın ASLı fASLı budur!. “Bunu ben yaptım sen yaptın diye ancak câhiller söyler derse ki. Bu anlayışa sâhib olduğu zaman isterse yüzbin kere ALLAH desin yALLAH desin.. “ALLAH diye diye, ALLAH ile de sapıttırır” diye âyetler var..


يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---“Yâ eyyuhe’n- nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumu’l- hayâtu’d- dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhi’l- garûr (garûru).: Ey insanlar, hiç şüphesiz ALLAH'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi ALLAH ile (ALLAH'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fâtır 35/5)

Mesele O’nun kim olduğunu anlamak tezkere bu.. Bu zikir, sana yük olsun diye gelmedi. Yâni üzsün diye gelmedi, sıksın diye gelmedi.. Niçin geldi?. İşte ALLAH’tan haşyet duyanlar için bir tezkere olsun diye.. onlara bunu açık seçik yaşatsın diye geldi Kur’ÂN-ı Kerîm..

تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى
Resim---“Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.: Arzı ve yüksek semâları yaratan tarafından indirilmiştir.” (TâHâ 20/4)

Bu Kur’ÂN-ı Kerîm, gelişi nâzil oluşu sebeblere bağlı, olaylara bağlı, zamanlara bağlı.. Öyle bir zamana bağlı ki, Kâinâtın kurulduğu günden yok olacağı güne kadar kapsayacak bir silsile.. O gün öyle yorumlanmış öyle anlaşılmış bu gün böyle yorumlanmış.. O gün yayan gidersem bir sene de varıyorum falan yere, deveyle gidersem 6 ay da gidiyorum derken, bu gün 15 dakikada gidiyor helikopterle uçakla aynı yere. Demek istiyorum ki, mesele değil o âyet ona da, daha da geleceklere, ışınlansa bile geleceklere hakimdir.. O’ndan ki, o kimseden ki.. kim indirmiş.. o kimseden gelmiş ki, O yer yüzünü ve ulu gökleri, âli gökleri, yüksek gökleri yüce gökleri semâları yaratmıştır. O ALLAH celle celâlihu, öyle bir ALLAHtır ki, yaratmıştır, yaratmaktadır, yaratıyor ve yaratacaktır ki ondan tenzilen gelmiştir bu Kur’ÂN-ı Kerîm’de..

الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى
Resim---“Er- rahmânu alel arşistevâ.: Rahmân arşın üzerine istivâ etti.” (TâHâ 20/5)

Yeri göğü yaratan devam ediyor er RahmÂN ALLAHtır er RahmÂNdır ki O, arşı istivâ etmiştir Efendim istivâ etmiştir. Her şey’ söylenebilir yâni Hakimdir, Eğemendir, Hükümrandır; kuşatmıştır, yutmuştur çok şey’ söylenebilir o kelimenin üzerinde çok çok konuşulabilir. Ama bir de çok iyi biliyoruz ki Barbaros er RahmÂN ALLAH Arşı istivâ etmiştir, seviyelemiştir. Seviyelemiştir yâni vücûda gelişte her zerreye bir “senlik”, yâni “senlik seviyesi” verilmiştir kâinâtta. ALLAH celle celâlihu, Arşı istivâ etmiştir. Nedir ARŞ?. ŞeÂNuLLAHta, her ÂN yeniden yaratış. NÛRuLLAH Rububîyyeti Nûru =>MuhaMMed RusûLiyetini AYNen KüLLî ŞEYy’i vermektir Türkçesi. Şunu demek istiyorum ALLAHu zü’L- CeLÂL’ keçi yapmışsa kardeşim, vücûda gelişi bunun “senliği=>keçi”dir bunu hiçbir zaman “kartal” yapamazsın, İnsÂN da yapamazsın!.Çünkü EzeLde seviyelemiştir sistemin tümünü.. DNA desen ne demesen ne!. Her ne ise ama KüLLî ŞEYy’ yalnız hiçbir şey’ =>bir şey’ daha değildir. Herkes kendi başına =>bir şey’dir.. er E’r- rahmânu alel arşistevâ.. RahmÂNiyyet böyle muhteşemdir..


لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى
Resim---“Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ.: Semâlarda ve arzda ve ikisinin arasında ve de nemli toprağın altında olanlar, O'nundur..” (TâHâ 20/6)

Bu göklerdekiler ve yerin içindekiler.. göklerdekiler ve yerdekiler O‘nundur. İkisi arasındakiler de O’nundur. Serâ’nın altındakiler de O’nundur.. göklerdekiler yerlerdekiler ikisinin arasındakiler ve yerin altındakiler O’nundur.. Efendim serâ toprağın içindekiler, nemli toprağın içindekiler.. Tamam kardeşim tamam iyi de, toprağın içinde ne var onu söyle bana bakıyım!. Toprağın içinde ne olacak, tohum var. Ne tohumu var?. Bir nohut tanesiyse o tohuma nohuta sormak lâzım ki o; kıyametteki en son tohumun dedesidir o toprağın altında.. İnsÂN da toprağın altındadır, topraktan yaratılmıştır ve südünü neslini tohumunu tarlasını böyle bir toprak altında gözükemeyen bir Ni’metuLLAH olarak yürütüp gitmektedir.. ALLAH celle celâlihu, yerin altındakileri de bilir eksik felân değil TÜMünü, göktekini bilir. Yerdekini bilir ikisinin arasındakini bilir toprağın altındakini bilir ne varsa bilir ve O’nundur..

وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى
Resim---“Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ.: Ve sen, sözü açıklasan da (açıklamasan da) muhakkak ki O, gizliyi ve daha gizliyi (ve en gizliyi) bilir.” (TâHâ 20/7)

Ve eğer sen, bir sözü cerhen/açıktan ve yüksek sesle açıklarsan, cerhedersen, içindekini dışına çıkarırsan, sesli olarak herkes duyarsa yâni cerhen söylersen, şüphesiz ki O, Yaratan RahmÂN celle celalihu sır olan gizliyi de bilir, ve ahfâ/en gizliyi de bilir. Senin vicdÂNını da halkeden O olduğu için içindeki en gizliyi de bilir. Aklından geçeni bırak aklıyın eremediği onun da derininde olan en ahyı da bilir..
Nefs-i Ahfâ.. Bir nefis değil mi, nefistir.. Nefs-i Emmâre, Nefs-i Mülhime, Nefs-i Mutmainne, Nefs-i Hâfi, Nefs-i Ahfâ ve Ahfâ KâmiLe..
Nefs-i Akdese kadar gidiyordu.. Ve bunlar hep var ve bizde hafi, gizli olandı. Ahfâ ise en gizli olandır. Seninde bilemediğin sırları O bilir. Sendeki ve Senden sakladığı sırları sen nerden bileceksin
ALLAH aşkına!.
Bir kadın nerden biliyor mu karnındaki çocuğun seksen göbek arkadan gelen torununu?!. Nerden bilsin!.
İLahî Kanûn öyle onu bilemez. Ancak gözünün gördüğünü bilir.. maddî mânevî demek istiyorum!.

Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4244
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KUL İHVANÎ TâHâ SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى
Resim---“ALLAHu lâ ilâhe illâ huve, lehu’l- esmâu’l- husnâ.: ALLAH ki, O'ndan başka İlâh yoktur. En güzel isimler, O'nundur.” (TâHâ 20/8)

Allahu lâ ilâhe illâ hüve.. O, öyle bir ALLAH ki ondan başka el ilâh yok, mümkün değildir. ALLAH celle celâlihu, ondan başka ilâh olmayandır..
lehu’l- esmâu’l- husnâ.. Bütün küllî şey’in temelinde olan esmâ yâni ALLAH celle celâlihu adına MuhaMMedî NûR’dan doğan “sen”lik, Esmâ yâni.. Türkçe konuş şöyle oluyor, ALLAH’ın NûRu =>MuhaMMed aleyhissalâtü vesselâm’ın NûRu olarak eşyâlaştığında, şey’leştiğinde ALLAH celle celâlihu adına oluyor bu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ben yaratıyorum!." demiyor hâşâ böyle bir şey’ yok ondan sonra. Sıkıntı bundan geliyor zâten yâni sorsan.: “çocuk kimin?” diye anası diyor ki.: “Ben doğurdum babası da bu!.” diyor doğru söylüyor. Şu ÂN için doğru söylüyor hakikatta nedir hakikatta!. ALLAH’ın NûRu celle celalehu =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NûRudur. Evet böyledir ve o çocukta milyarlarca çocuk gizlidir, yâni hâfi ahfâ halindedir..
lehu’l- esmâu’l- husnâ. Bütün esmâların sahibi O’dur, temelinde ALLAH celle celâlihu vardır..
EŞYÂULLAH =>ESMÂULLAH =>SIFATULLAH =>ZÂTULLAH vardır Barbaros. Bu SİSTEMULLAH hiç değişmez..
Böyle bir şey’e ihtiyaç var mı?. Bir ihtiyaçtan doğmuyor ki, bu OLUŞ böyledir.. Hocam çocuklar niye böyle “cenin” halinde oluyor, dokuz ay harman dönüyor hanımlar, sıkıntı çekiyor felân, ondan sonra doğuyor neden?. Ne bileyim ben gıdım gıdım büyüyecek de, biz sıkıntılar çekiyoruz da, ondan sonra genç kız, ondan sonra anne, ondan sonra nine oluyor, toprak oluyor!. Bunlar “pırrıt” desek olsaydı!. Böyle pırrıt pırrıt değil işte burada. Öyle değil al gözüm ver gözüm, bu âlem böyle muhteşemlik içinde yaratılmıştır. “a” dan “ze” ye hiçbir eksiği yoktur.
Buraya kadar neyi anlattı
ALLAHu zü’L- CeLÂL =>ZÂTı’nı anlattı..


وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى
Resim---“Ve hel etâke hadîsu mûsâ.: Sana Musâ (aleyhisselâm)'ın haberi geldi mi?” (TâHâ 20/9)

Ve hel etâke.. Yâ MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem, sana geldi mi?.
hadîsu Mûsâ. Musâ’nın hadisesi-haberi-olayı sana geldi mi..
Efendim hadisesi, bahsedileni, o’nun hakkında konuşulanlar, ne olduğu sana geldi mi, haberin var mı?.


إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى
Resim---“İz reâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu ale’n- nâri hudâ (huden).: Bir ateş gördüğü zaman âilesine şöyle demişti: “Durup bekleyin! Muhakkak ki ben, bir ateş gördüm. Belki ondan, size bir kor (NûR) getiririm veya ateşin üzerinde (NûRun yanında) hidâyeti bulurum.” (TâHâ 20/10)

“Musâ’nın hadisesini sana bir anlatalım” buyuruyor. ALLAHu zü’L- CeLÂL. Bir ışık gördüğünde.. nerde görüyor?.
Nerden başladı Şuayib aleyhisselâm’ın kızlarının koyunlarını suladı da.. O koyun nedir, sulamak nedir?. Ayrı hikayeler.. Bunun ücreti olarak da, koyun sulamının ücreti olarak da.. Şuayib aleyhisselâm’ın kızı geri geldi, hayâ ederek yâni utanarak dedi ki.:
“Babam seni çağırıyor. Sen bizim koyunlarımızı suladın. Sana ücretini ödemek istiyor.” dedi. Musâ aleyhisselâm da zâten bir ağacın gölgesine oturmuş garibim.: “Ne yapacağım senden bir rahmet beklerim yâ RABBim. Nere gideceğim ne olacağım belli değil, kaçağım!. Bu fâkire ne tecellî edecekse etsin!.” diyor. Ağacın gölgesine oturmuş.

Peki çobanlar kim?. Şuayib aleyhisselâmı köyünden kentinden diyârından sürgün edip dağın başına gönderenler. Şimdi de onun ekmek tahtası olan, yâni başka şey’leri yok. koyunlarını güdecek kimse yok. İki kızı var zâten ve onları sulamasına karşılık utanarak geliyor. Diyor ki.:
“Babam sana ücretini ödemek istiyor."
Şuayib aleyhisselâmı da.: “Sana verecek bir şey’imiz yok. Ama sen benim işlerimi görürsen çobanlık vs. gibi kızlarımdan birisini beğen istersen sana vereyim. Benim biçtiğim bedel 8 senedir, ama sen 10 yıla tamamlarsan sen bilirsin!.” diyor. Bu bir pazarlık değildir.. Ve öyle oluyor 10 sene tamamlandı mı?. Tamamlandı. Başka ne tamamlanıyor peygamberlik tamamlanıyor. Musâ aleyhisselâm’ın çilesi tamamlanıyor, çöl tamamlanıyor. “Siz emr olunduğunuz yere gidin!.” diyor Şuayib aleyhisselâm.. Çünkü kendisi peygamber. büyük peygamber.. giderken yanında kim var bilemiyorum.. Hanımı kesin var bir defa, “size” dediği için ehli yâni.. “ee dur bekle” demiyor, “bekleyin” diyor. Kim var?. “Bekleyin!.” diye kime denir =>iki kişiye denir. Tek kişiye “bekle” denir. Ki bir çocuğu var orada ama kış bastırmış, donacaklar yâni Tûr-i Sînenin eteklerinde donacaklar.. Mısır’a gidecekler ama, gidinceye kadar iş karışmış. Yâni tufan, tipi.. İşte o zaman bir nar gördüğünde, ateş gördüğü zaman, ehline ne dedi. Kendi ehline, âilesine imkusû.. burada durun, bekleyin. ben var ya ben, bir ateş fark ettim diyor. gözle görmek, gönülle görmek, baktım demiyor, gördüm demiyor.. innî ânestu nâren.. ben bir ateş-ışık hissettim, fark ettim, karşı dağın üzerinde bir nar gördüm.. ama ne biçim ateş.. yâni nâren.. nâr olarak bir şey’ hissettim.. leallî.. umut ederim ki, beklerim ki, umarım ki, duâ ederim ki.. âtîkum minhâ.. ondan size getireyim.. ne getirecek?. bi kabesin ev ecidu ale’n- nâri hudâ.. bi kabes getireyim.. yâni kor-köz getiririm ısınmanız için.. onu söyleyecek sanırım.. burada değil başk âyetde “ısınmanız için” diyecek..
ev ecidu ale’n- nâri hudâ.. Yahutta, eğer ateş yoksa orda.. ecidü, icâd eder ALLAH celle celâlihu.. Rastlarım bulurum ALLAH celle celâlihu bir şey’ icad eder. Ecidu.. icad fiili kullanıyor.. çünkü bulurum, rastlarım başka bir şey’e ama burada öyle bir şey’ ki olmayanı ALLAH celle celâlihu mevcud eder. Başka ne bulabilir?. ale’n- nâri.. ateşin üzerinde aslında söz ama Türkçe'ye nasıl çevriliyorsa ateşin yanında.. alâ, üzerinde ama onu da nasıl diyeceksin.. huden, bir hidâyet bulup, ateşin üzerinde bir bu gözüken ne ise NûR mudur, yâni NûRdur, NâRdır.. NâR olarak gözüküyor buradan. Ya da bana bize yol gösterecek, bizi bir hidâyete çıkaracak bir hidâyet bulurum. Yâni ya ateş getiririm size ısınırsınız ya da NûR getiririm bir hidâyet bulursunuz..


فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَا مُوسَى
Resim---“Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.: Böylece oraya (ateşin (NûRun) yanına) geldiği zaman “Ya Musâ!” diye nida olundu.” (TâHâ 20/11)

Ne zaman ki oraya NâRın-NûRun yanına vardı. “Ya Musâ!” diye nidâ olundu.
Musâ aleyhisselâm, oraya vardığı zaman ateş midir nar mıdır NûR mudur her ne ise oraya geldiğinde “yâ Musâ” diye nidâ duydu. Yâni daha önce duymuşmuydu?. Hayır duymamıştı!. Neden şimdi duyuyor?. On sene çobanlık yaptı kolay mı Çölde Çobanlık ÇİLLEsi!. DUYuş ve =>UYuş TECELLîsi!.


إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
Resim---“İnnî ene RABBuke fehla’ na’leyk (na’leyke), inneke bil vâdi’l- mukaddesi tuvâ (tuven).: Muhakkak ki BEN, BEN senin RABBinim. Şimdi pabuçlarını çıkar. Şüphesiz sen, Mukaddes Vâdi Tûvâ'dasın.” (TâHâ 20/12)

İnnî.. BEN varya BEN.. ene.. BEN üç kere, arka arkaya muhakkak ki BEN gerçekten BEN.. enâ BEN, RABBüke senin RABB’ınım!.
fehla’ na’leyk(na’leyke. Nalinlerini çıkar.. nalinlerini çıkar artık çıkar.. yâni ayağındaki nalınları çıkar.. Efendim pabuç, ayakkabı, nalin bizde öyle demezler mi nalini çıkar.. Nalın Tasmalarını çöz, ayağındaki bukağları çıkar bakıyım!. Seni tasmalayan, zikkeleyen var ya oraya buraya şucu bucu cartcu curtcu felân var ya!. Onları bir soyun bakıyım!.

Barbaros, şöyle çırılçıplak ol bakıyım!.
FaHLa.. Ayiniyet Lütfunun Hılkiyeti ortaya çıksın bakıyım bir!. ALLAH’ın seni yarattığı gün gibi çırılçıplak!. Yeni doğmuş bebek gibi çık bakıyım ortaya!. Şu nalinleri çıkar!.
inneke bil vâdi’l- mukaddesi tuvâ.. Şüphesiz ki sen şimdi Mukaddesi Tûvâ Vâdisisindesin.. Nedir vâdi.. Dâimîyetin Vücûda Geliş Yeri..ndesin.. Aaaa ben bunu görmüyordum, ben ancak Buz Dağının üstünü görüyordum, ne bileyim altını içeriyi görmüyordum!. Vâdi’l- Mukaddesi Tuvâ.. İşte burada da Tûvâ.. Vücûda Geliş Tarafı, Tayfı yâni.. “tâ-hâ” gibi orda “tâ-hâ” burada “tû-vâ” aynı şey’ vücûda geliş tarafı.. Hüviyet vücûda geliyor Barbaros!.
ALLAH celle celâlihu’nun lütfu ortaya çıkıyor.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in NûRundan yaratıldık çok şükür!.
BULUTun BUZLa aLâkasını ANLAmayan yok yere küfre giriyor!.
Kardeşim sen çözemediysen;
=>
Bulut =>Buhardı,
Buhar =>SU’ydu,
SU da =>Buz Dağıydı..
BEDEN-NEFiS-KALB-RûH..
ÇÖZ!.emiyorsan, ne diye inkar ediyorsun!.
“Buz Dağı’ndan BULut mu olur?!.” diyorsun..
İyi ANLAyaLım İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4244
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KUL İHVANÎ TâHâ SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى
Resim---“Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ.: Ve Ben, seni seçtim. Öyleyse vahyolunan şey’i dinle!” (TâHâ 20/13)

Ve enahtertuke.. Ve BEN seni seçtim..
Fe.. o zaman hemen.. festemi’.. derhal dinle, işit, duy!.
li mâ yûhâ.. vahyolunanı iyi dinle.. Yâni şimdi vahyi dinle artık..
Ne anlıyoruz.. Musâ aleyhisselâm’a vahiy gelmeye başlıyor ALLAHu zü’L- CeLÂL buyuruyor artık..


إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---“İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.: Muhakkak ki Ben, Ben ALLAH'ım. Benden başka İlâh yoktur. Öyleyse Bana kul ol ve Beni zikretmek için namazı ikame et!” (TâHâ 20/14)

İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene..:
Şüphesiz ki BEN.. BEN var ya BEN.. enâ.. tekrar BEN.. BEN ALLAH’ım.. LÂ İLÂHE İLLÂ ENÂ.. BEN den başka İLÂH yok!.

LÂ İLÂHE İLLÂ ALLAH.. ALLAH’tan başka İLÂH yok!.
LÂ İLÂHE İLLÂ ENÂ.. BEN’den başka İLÂH yok!.
LÂ İLÂHE İLLÂ ENTe.. SEN’den başka İLÂH yok!.
LÂ İLÂHE İLLÂ HUve.. O’ndan başka İLÂH yok!.

ALLAHu zü’L- CeLÂL, dört türlü tevhidi beyân buyuruyor..
Kur’ÂN-ı Kerîm’imiz de bunlar ANLAşılsın ve YAŞAnsın diye iniyor..
Oyun oynansın diye gır gır gır diye değil!.

fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.. fe.. mâdem ki öyle, hemen, hiç durmadan.. fa’budnî.. Derhal BANA kulluk et!. Peki kulluk, kölelik mi?!. Yook.. Dâimîyet BİLELiğinde AYNen BİZ BİRİZLiği ANLA BAKıyım hadi!.
Sana kim dedi Keban’dan gelen bir ne idiği belirsiz elektirik iken, ampule gelince ışık BİZ BİR-İZ NAHNU TECELLîsini YAŞAmakta.. Fırın da.. Buzdolab da.:
“Ben soğutuyorum!.” demesi DÜŞünelemez.. Keban’ı reddeden ÂLEt kesinlikle Arızalıdır..
BİZ BİR-İZ NAHNU TECELLîsi, Dâimîyet BİLELiği..
Ondandır ki bir KuL, RABB ’ısından korktuğunu söylüyor ama haşyet duymuyor, tanımıyor ve ilgilenmiyor!. "İLgiLenmelisin!.” dersen seni taşa tutar!. Çünkü onun AKLı, Battığı zom UYku Bataklığında küfründe devam etmek istiyor.. Rüyasında samırdanarak konuştuğu RABB ısı, ya öbür tarafta ya da, gökyüzünde bir yerlerde..
Yâni Şahdamarı’ndan AKReB/yakın değil..

fa’budnî.. BANA ibâdet et!. İbâdet nedir?. Türkçede ibâdet şu değildir.. Bir köle kralın karşısına geçip.: “ALLAHu EKBER!.” der yalvarır yakarır durur!.

Aziz Kardeşlerim, böyle ibâdet mi olur!. Bu küfürdür bu!. Böyle şey’ yok ki!.
Bir
ALLAH celle celâlihu var bir de ben varsam, İKİLik var ve bu HÂL'im küfürdür. Bu böyle değildir. Basit bir şekilde, bir kadının karnındaki çocuk doğmamışsa, sen nasıl bunu böyle yüzük gibi çıkaracağını söylüyorsun?!. Bu kadın, zehir içse de karnındaki çocuğuyla içerler.. Zemzem içsel de ikisi de içerler. Çünkü BİZ BİR-İZ NAHNU TECELLîsini YAŞA maktalar..
BİZ-NAHNU.. BİZ BİR-İZ -lik başka şey’dir iyi anlamak lâzım..
fa’budnî ve ekımi’s- salâte li zikrî.. salâte li zikrî.. Kâim kıl, ayakta tut, MuhaMMedî Kudreti YAŞA!.
ALLAH celle celâlihu’nun Kudreti =>NÛRuLLAHın Kudreti =>NûRu MuhaMMeddedir.. NûRu MuhaMMed ise =>Sensin!.
Bu Muhteşem Kudretin Kıymetini, Kadrini ve Şerefini YAŞA BAKıyım hadi.. SaLâyı ayağa kaldır, kıyama dur.. es salât.. Namaz kıl!. SALL.. SAL..SALât.. İyi bir ANLA.. yâni İnsÂNoğLu, Şahdamarındaki
=>SILAsına, yâni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e TeSLim OLup =>RABBu’L- ÂLEMîN ’e İStKâMet BULmadığı sûrece SILA nerede?. SALL nerede, SELL nerede?. ALLAH’ını seversen!.

ALLAHümme SALLi.. ALLAH’ım SALL et ve SELLim..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, zâten RAHMetenLi’L- ÂLEMîN.. Sen o’nunla bir elini öpüp, yürek sıkıp BİZ BİR-İZ OL!. da, öyle konuş!.
ekımi’s- salâte.. Namazı ayağa kaldır, kıyama dur, SILAyı KÂİM KIL!. Üç günlük dünyaya KULLuk İmtihanına buraya geldin şu ÂN’dasın.. Sen bin sene önce de, vardım ama bir yerlerdeydin, Atalarıyın BELinde veya RAHminde sıranı beklemekteydin.. Toprak olduğunda da, yok olmayacaksın!. Bu âlem başka âlem.. Çünkü orası burası diye öyle dönen sistemin içindesin..
ekımi’s- salâte.. Niçin salatı ayakta tutacakmışım bakınız..
Li zikrî.. BENim zikrim için, BENİ zikretmek için, namazı ayakta tut.. Nasıl yapıyım ben bu işi şimdi!. Ya ben naslı zikredeyim yâni.. Zikri normal anladığım zaman “ALLAH!. ALLAH!.” derim tâbi, niye demeyim ki, derim de ben nasıl olunca zikretmiş oluyorum?.
İşte burada.:
“Rububiyyet ve Rusûliyyet Kevniyetinin Yeniden YARATILIŞIyın ALLAH celle celâlihu’dan olduğunu anladım yâ RABBî!.” demek.. yusebbihu.. AYNen şimdi şu ÂN’da Şe’ÂNuLLAHta kürreyi zerreyi yeniden yaratıyorsun!. KüLLî ŞEYy hiçbir yere dayanmadan gökte o da dönüyor, bu da dönüyor, herkes dönüyor, atom gibi dönmeyen kimse yok!. Boşlukta altı mı, üstü mü!!?. Ben şimdi şu ÂNda Dünya’nın altında mıyım üstünde miyim?. Ne altı ne de üstü kaldı kardeşim yahu karpuz gibi dönüyor herkes altı üstü yok benim kafamda.. Alt üst var biliyorsun bunları Barbaros sen daha iyi bilmektesin..


إِنَّ السَّاعَةَ ءاَتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى
Resim---“İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â.: Muhakkak ki o saat (kıyâmet saati), gelecektir. Bütün nefslere (herkese), çalışmalarının karşılığının (cezâ veya mükâfatlarının) verilmesi için neredeyse onu, Kendimden bile gizleyeceğim.” (TâHâ 20/15)

İnnes sâate âtiyetun.. Şüphesiz ki o saat gelecektir, mutlaka gelecektir!. Ne saati o?. Bu saat nasıl bir saatmiş bu saat Efendim?. Kıyamet saati kurban olduğumun kardeşi.. Kıyamet Sûresi var.. Kıyamet saati de..
Sâat.. Peki “saa” nedir?.
AYNiyyet SENliğidir.. Kişi kendini BİLir/TANır RABB’ini BİLir/TANırsa.. RABBini BİLir/TANır VAKtini BİLir/TANırsa.. KİM OLduğuna Sâhib ÇIKmaya başlar.. Haaa ben varya ben, NûR-u MuhaMMed’den yaratılmışım ya.. Hakikaten öyle olmalıydı zâten.. ALLAHu z’L-CELÂL Kur’ÂN-ı Kerîm’de “RAHMetenLi’L- ÂLEMîN”dir buyuruyor. ALLAH’ın NûRundan yaratıldı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Haa anladım saati.. o saat gelecektir.. Herkesin gözü ne zaman kopacağı belli olmayan kıyamet gününde/o saatte.. iyi de bizim kıyamet ne zaman kopacak?. Kıyamet kopması kötü bir şey’ değildir ki.. İnsÂNı ayağa kaldırır, kıyama durdurur ve.: “ALLAHu EKBER!.” dedirir. Hem de gerçekten ve yaşarken, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem arkasında HAYat Namazı SAFında, İZinde, SÖZünde, ÖZünde/Yüreğinde daha doğrusu..
İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ.. Bak bak ne ilginçtir. Ama neredeyse, az kalsın kendinden bile gizleyecekti..
li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â.. Şimdi bu kıyamet saati, bu öyle bir saattir ki, her NEFs ettiğinin karşılığını bulsun diye.. Karşılığı CeNNet veya CeheNNem her neyse.. cezâ, ikisinde de ettiğinin karşılığıdır çünkü.. Her bir nefis karşılığını bulsun diye?. Neyin?.
tes’â.. Yaptıklarının karşılığını, çalışmalarının karşılığını. Çabalamasının, gayretinin ne için yaratılmışsa EMRuLLAH gereği neler yapmışsa karşılığı.. her CÂN EmELlerinin RüzGÂRInda KOŞarak gidiyor kardeşim, ettiğinin karşılığını bulsun diye.. işte bu saat gelecek!.
Buraya kadar anladık ama, arada bir cümle sıkışmış..

ALLAHu zü’L- CeLÂL.: “ekâdu uhfîhâ.: neredeyse onu, Kendimden bile gizleyeceğim!.”
Az kalsın, neredeyse en gizli yapacaktım onu.. Çok ilginçtir bu..

Ekâdu.. Ben neredeyse yapacaktım, onu gizleyecektim yâni, o kadar gizli ki düşünülemeyecek kadar gizli.. Nedir gizli olan?. Kıyametin kopuş saati.. yer göğe kapanacak, dünya yok olacak.. güzel, doğrudur, haktır iyi de, her nefis şu ana kadar yaptığının karşılığının cezâsı her neyse, cennet cehennem her ne ise cezâsı.. iyi kötü neydi cezâ?. Senin sâhib çıktığın cümle şey’ler idi. Topladığın, çantaya koyduğun, “bu bana lâzım.” dediğin, yaptığın, çattığın, her şey’in.. “Hayat Video”n yâni.. Onun karşılığını herkes ne kadar çalışma, çabalama yaptıysa, bunu bir görsün diye bu saat..
Bu saat koptuğu zaman, benim neyim var kardeşim.. Diyelim ki sen ölünce kopsun.. bedenim yok, hiçbir şey’im yok..
Bundan sonra denenemem, inkâr edemem, ikrâr edemem, şâhid olamam.. Ben bir şey yapamam, namaz kılamam.. hiçbir şey’ yapamam.. sadece bana sorulan şey.:
“Ne yaptın orada?.”

Zâten konuşmaya da gerek kalmayacak.. ağzımızı mühürlüyor karnımız gibi yapıyor, meshediyor, dümdüz bir şekilde.. elleri konuşur ayakları şâhidlik eder biliyorsunuz..
Haa bak bu burada niye
“kıyamet” geçmedi de “saat” geçti?. onu anlatmaya çalışıyorum Barbaros.. Çünkü bu “AYNiyyet SENLiği”ni sen, yâni seni “Barbaros” olarak yaratmasının, sana böyle kişilik vermesinin, kimlik vermesinin “AYNiyyet” vermesinin sebebini lütfen bir çöz!.
“Bu ne zaman?.” diye soruyorsan, onu
RABBu’L- ÂLEMîN o kadar gizlemiş ki, sen de bu gizliyi açığa çıkarmak için neler yapacağını BİL-BUL-OL-YAŞA diye Kur’ÂN-ı Kerîm’i indirmiş, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i göndermiş.. Yâni yapacağın Kur'ÂN-ı Kerîm ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile OLunca iş basit anlamında diyorum..

Ama hani.:
“Bana gel!. Bana gel bana!. Ben seni uçuruveririm, kaçırıveririm ya da, ben seni alır cennete götürürüm!.” gibi zırvalarıyla ÜMMet-i MuhaMMedî Sırat-ı Mustakîm’den saptıran, ne idiğü belirsiz İnsÂNların hezeyanları varya!. Yâni bu gizli OLuşu böyle anlayalım..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4244
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KUL İHVANÎ TâHâ SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Euzubillahi semînealimineşşey’tanirracim..
BismillâhirRahmÂNirrahîm..

Estağfirullah el azîm estağfirullah el azîm estağfirullah el azîm el kerim ellezi Lâ İLâhe İLLâ Hu HAYyum KAYyum ve etubu ileyk ve hüve Rahîmu’l- Vedûd celle celalehu..
ALLAH ALLAH ALLAH!. RABBi lâ uşrike bihi şey’in velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- ALiyyi’l- Azîm!.
“ALLAHümme salli alâ seyyidinâ MuhaMMed’in ve alâ âli seyyidinâ MuhaMMed’in bi adedi küllî dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîra.”
“ALLAHümme salli alâ seyyidinâ MuhaMMed’in ve alâ âli seyyidinâ MuhaMMed’in bi adedi küllî dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîra.”
“ALLAHümme salli alâ seyyidinâ MuhaMMed’in ve alâ âli Seyyidinâ MuhaMMed’in bi adedi küllî dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra. salâtan tekunu rıdâen ve hakka edâen ya RABBu’L- ÂLEMîN!.


Yâ Erhame’r- Rahîmin!. Şimdi yer yüzünde ne kadar duâ eden ve çağıran varsa ne kadar dert çekip devâ dileyen varsa onlar kadar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e hazır nazır yâni ihtiyaca binâen salâvâtı şerîfe getiriyor Halidi Bağdadî Efendimiz kaddesallahu sırrahu..
Çok güzel bir salâvâttır, muhteşemdir her derde devâdır. Dert çekenlerin devâsı kadar, duâ dileyenler kadar. Yâni kim yürekten yapıyorsa!. Dert yürekten çekilir lafınan olmaz ki!. Yâni adam dalağını aldırıyor.. yâni öyle devâ diliyorsun onun yaşanmayan yalan oluyor!!..
Elhamdulillahi RABBu’L- ÂLEMîN!.
Estağfirullah el Azîm!
Estağfirullah el Azîm!
Estağfirullah el Azîm, el Kerim ellezi Lâ İLâhe İLLâ Hu!
El HAYyum KAYyum ve etubu ileyk ve hüve Rahîmu’l- Vedûd celle celalehu!.
ALLAH!. ALLAH!. ALLAH!. RABBî
lâ uşrike bihi şey’en velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- ALiyyi’l- Azîm!.

Bu geçici Dünyâda, yalan Dünyâda, ne idiğü belirsiz Dünyâda, yâni belli de şu sebeble bu sebeble kalblerimizi, yaratıldığı sebebin dışına kaydırmakta!.
Yâ RABBenâ!. EYy RABBimiz!. diye duâ edelim çünkü hepsi yerle bir oluyor, herşey yerle bir oluyor, her şey gelip geçiyor!.
Onun için “hiçbir şey’i ALLAH’ı sever gibi sevmeyin” âyeti var biliyorsunuz!.


وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
Resim---“Ve mine’n nâsi men yettehızu min dûnillâhi endâden yuhıbbûnehum ke hubbillâh (hubbillâhi), vellezîne âmenû eşeddu hubben lillâh (lillâhi), ve lev yerâllezîne zalemû iz yeravne’l- azâbe, enne’l- kuvvete lillâhi cemîan, ve ennellâhe şedîdu’l- azâb (azâbi).: Ve insanlardan bir kısmı, ALLAH'tan başka “eş ve ortak (putlar)” edinenler, onları (eş ve ortak edindikleri şeyleri), ALLAH'ı sever gibi severler. (Oysa) iman edenlerin ALLAH'a olan sevgileri çok daha kuvvetlidir. Ve zulmedenler, azâb görecekleri (azâba uğrayacakları) zaman, bütün kuvvetin tamamen ALLAH'a ait olduğunu ve ALLAH'ın şiddetli azâbı olduğunu keşke görselerdi (bilselerdi).” (Bakara 2/165)

Başka sevdiklerini sanki, ALLAH sevgisi gibi sevdiler!. Bunlar da istenmemektedir doğru değildir ALLAH korusun!. İnşâe ALLAH olmasın öyle şey’ler ALLAH celle celalehu; Hakkta, Hayrda ve Rızasında kılsın, mahcûb etmesin, muhtaç etmesin!.
RABBımız ALLAH celle celâlihu, bizi hep güzellik içinde bıraksın, korusun muhafaza etsin İnşâe ALLAH!. Hiç kimse emîn değildir. Bu gün böyle olmuş, yarın şöyle olmuş, ama şimdi ALLAH’ın İnâyeti, Hidâyeti ve Sâlemetiyle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in SIRRı-nda BİZi-nde OLsun İnşâe ALLAH!. ALLAH’ımıza sığınırız BİZzz!.

TâHâ Sûresini inceliyorduk biliyorsunuz TâHâ Sûresi 20 de kalmışız ama diyelim ki 15 de, 16 da ne diyordu ALLAHu zü’L- CeLÂL.: “Muhakkak o saat, o meşhur saat gelecektir!."
Saat, atmış dakika değildir.. yâni saat, bir zaman dilimidir İnsÂNın hayatında.. ÂN ise, nefes alıp verdiği kadar küçük zaman dilimi demektir. Dilim yâni, en küçüğüdür.. O Kıyamet Saati gelecektir!. O gün bütün nefislere muhakkak yaptığının karşılığı, say edip çalıştığının karşılığı, yâni o kişi ne yaptıysa, iyi kötü değil verilecektir bütün nefislere!. O saat öyle bir saat ki, “neredeyse onu kendimden bile gizleyeceğim” buyuruyor ALLAHu zü’L- CeLÂL!.


فَلاَ يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى
Resim---“Fe lâ yesuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ.: Öyleyse ona (kıyâmet saatine), inanmayanlar ve hevesine (nefsinin âfetlerine) tâbî olanlar, sakın seni ondan (kıyâmet gününe îmân etmekten) alıkoymasın. O taktirde sen (de) helâk olursun.” (TâHâ 20/16)

Fe lâ yesuddenneke.. Seni yolundan alı koymasın, seni engellemesin, durdurmasın!.
Anhâ.. ondan.. neyden?. Bu Kıyamet Saatini ANLAyış zevkinden, neşesinden, imÂNında ANLAyışından..
men lâ yu’minu bihâ.. Kimler ki, ona inanmayanlar.. “Kardeşim git işine be!. Öldük mü yok olup toz-toprak olup gidiyoruz!. Şu zamanımızda; ne bulursak yiyelim, güçsüzlerin elinden alıp onları da öldürelim!.” Diyenler. Gerçi onların da yanına kalmaz burada bu Dünyâ başına geçer de!. yâni mel la yüminü ona inanmayanlar seni yolundan alıkoyar..
vettebea bihâ vettebea hevâhu fe terdâ.. Dikkat et!. O inanmayanlar, nefsinin hevâsına tâbi olanlar.. Sakın sakın ondan koymasın!.
fe terdâ.. Sonunda sen de helâk olursun, mahvolursun!. Ne zaman?. O kimseler ki, inanmıyorlar Kıyamete ya da Saate.. Hevâlarının/ Nefslerinin gelip geçici olan heves Sâhibleri.. İşte onlar, seni yolundan alıkoymasınlar!. Yoksa!. Bakınız baştaki cümleyi nereye bağladı?. Taa arkaya =>yoksa helâk olursun!.
Fe.. Mütâkiben, hemence, bütün bu anlatılanlardan sonra buna dikkat et ki,bunun hemen ardından “terdâ olursun” yâni =>mahvolursun, helâk olursun!.
Terdâ.. mahv da değil, helâk da değil ama daha beterdir.. demek istiyorum. Yıkıma uğramak ..yâni esas reddolmanın en berbatı, redd olunmanın en ağırı diyeyim hadi ALLAH celle celâlihu korusun!.


وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَا مُوسَى
Resim---“Ve mâ tilke bi yemînike yâ mûsâ.: O sağ elindeki nedir, ey Musâ?” (TâHâ 20/17)

ALLAHu zü’L- CeLÂL, Musâ aleyhisselâmla konuşuyor kelâm ediyor.:
“Senin sağ elindeki nedir yâ Musâ!.” buyuruyor..


قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى
Resim---“Kâle hiye asây(asâye), etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ.: “O benim asamdır, ben ona dayanırım (yaslanırım). Ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkelerim. Benim için onda, daha başka menfaatler (faydalar) da vardır.” dedi.” (TâHâ 20/18)

Kâle hiye asây, etevekkeu aleyhâ.. Musâ aleyhisselâm da cevâp veriyor.. dedi ki o benim asam, ben yürürken ona dayanırım, yaslanırım, ayak gibi kullanırım, o benim mesnedimdir dayandığım, bana lâzım olduğun da, onunla dengemi sağlarım.. Ona yaslanırım, dayanırım onun üzerinde yâni yürümem de benim hayatî yürümemde AKIL..
Ve ben onunla, huşş yaparım yâni yaprak silkelerim.. ya da derlerim toplarım onunla koyunlarıma.. Ganem nedir?. Buluttur, koyundur. Peki başka nedir ğanem.. Bedenimdir, Nefsimdir, Kalbimdir.. Bunlar benim RÛHum için birer İÇ İÇe kaplardır..
Benim Bunları İsLah-İfLah etmem lâzım;

BEDENimi=>MuhaMMedî EDEBLe Terbiye etmem/eğitmem Lâzım,
NEFSimi=>MuhaMMedî İLİMLe Tezkiye etmem/temizLemem Lâzım,
KALBimi=>MuhaMMedî İRFÂNLa Tasfiye etmem/arıtmam Lâzım,
RÛHumu =>MuhaMMedî ERKÂNLa TecLiye etmem/ciLâLamam Lâzım..

Bütün bunları neyle yaparım?. Akılla yaparım.. yâni asâ’yla.. onların varlığının yürümesi Akıla bağlıdır..
ve ehuşşu bihâ alâ ganemî.. De ki.. Bir koyun sürüm var, arazide hiç yiyecek ot yok. ben bununla/asâyla yaprakları silkeliyorum aşağıya koyunlarım yiyor. Ben de, onun sütünü etini yiyorum..
Yâni, benim bir DayanağımAKLIM var ki, onunla BEDENimi kullanıyorum NEFSimi kullanıyorum KALBimi kullanıyorum RÛHumu kullanıyorum. Ona dayanıyorum. o olmazsa, gümbürtüye gidiyorum yâni..
ve liye fîhâ meâribu uhrâ.: Haa ve daha benim için neler var neler.. ve liye fîhâ.. Onun hususunda benim için çok şeyler ve neler var.. meâribu uhrâ.. böyle meâribler, menfaatler faydalar.. Yâni RABBî MuhaMMedî BULuşLar diyeyim.. yâni içine girdikçe aa aa dedirtecek muhteşemlikler var..
uhrâ.. bunlardan başka, anlattıklarımdan başka da, daha daha başka çok faydalar menfaatler varda var.. yararlar var yâni çok çok.. buyuruyor Musâ aleyhisselâm peygamberimiz RABBımıza..


قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَى
Resim---“Kâle elkıhâ yâ mûsâ.: (ALLAHu TeALÂ): “Ey Musâ, onu at!” dedi.” (TâHâ 20/19)

ALLAHu TeALÂ.: “Öyle mi, o zaman onu at yâ Musâ!.”
At elindekini o AKIL SOPANI at bakalım görelim bir neyimiş?!.


فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى
Resim---“Fe elkâhâ fe izâ hiye HAYyetun tes’â.: Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden (koşan) bir yılan olmuştu.” (TâHâ 20/20)

Fe elkâhâ..Musâ aleyhisselâm, hemen onu attı..
fe izâ hiye HAYyetun tes’â.. Derhal bir Hayat Yılanı oldu ki Barbaros.. Durmadan hareket eden, koşan saldıran bir yılan gibi oldu ki, HAYyatun buyuruyor.. Yalnız HAYyatun bildiğimiz hayat.. Yaşam AKILLa yürüyor çünkü.. Bu biliyorsun ooof korkunç bir canavar gibi, ejderha gibi çıkıverdi ortaya.. yâni vay vay vay elimdeki asâm ki o, bana çok yardım eden, benim her zaman üzerine dayandığım her şey’i onunla elde ettiğim canım ciğerim asâma/AKLıma bak sen!.


قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى
Resim---“Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.: “Onu al ve korkma! Onu ilk sûretine (durumuna) döndüreceğiz.” dedi.” (TâHâ 20/21)

ALLAHu zü’L- CeLÂL..
Kâle huzhâ..onu eline al, attığın yerden al!. Niye, nasıl alacak o yılanı?!.
ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.. Sakın korkma, biz onu eski hâline, ilk sîretine iâde edeceğiz.. Neden sûret değil de=>sîret?!.
Bir çok İnsÂNlar tercümelere bak Barbaros hep sûret diye tercüme ediyor çünkü “sîret”i bilmiyor “suret”i bilmiyor.. Afedersin İçi bilmiyor Dışı bilmiyor, Merkezi bilmiyor Muhiti bilmiyor!. Ne buyuruyor ALLAHu zü’L- CeLÂL kardeşim buz dolabındaki Elektrik/Ceryân gibi.. Senin asla yüzünü göremeyeceğin fakat, bütün işleri yapan bir “Sîret Aklı” var ki “BASîRet” deriz.. “Onu ortaya çıkardığın zaman sen dehşete kapılıp kaçıyorsun korkma” buyuruyor. “biz onu eski haline iâde edeceğiz ilk haline” yâni yine aklıyın vicdÂNıyın içinde sen onu kullan, onunla yürü, ona dayan, onunla yaşa, yaprak çırp, geçim çırp, şunu yap, bunu yap!. ne yapacaksan yap!. Kâle huzhâ ve lâ tehaf.. sakın korkma, onu yakala.. biz onu iâde edeceğiz, ediyoruz, her ÂN ediyoruz.. Zâten onun sîretine.. ilk sîretine.. başlangıçtaki sîretine..
İnsÂN ASÂsını/AKLını tanıyıp-anlayınca.. meğer bu yerde gördüğü yılan değilmiş.. AKıL =>İLk SîReti OLan NAKiLe dönünce.
Akıl, Nakli buldu Barbaros!.
Şimdi hiç kimse yoktur ki, Musâ aleyhisselâm’ın karşısına geçecek ve diyecek ki.: “Elindeki ağaçtan başka bir şey değil!.”
Musâ aleyhisselâm da.. Bir dakika kardeşim, bu Muhitte/Sûrette/Dışta/Zâhirde Bir Sopadır, Akıldır.. ama Merkezde/Sîrette/Bâtında/İÇeriye girdi mi NAKİLdir.. Nakildir, ulâdır, âlidir, yücedir ilk sîretindedir.. yâni durumuna döner.. AKIL=>ALLAH’ın NûRudur.. Herşey gibi ALLAH’ın NûRu.. Böylece AKIL<=>NAKİL BİRLeşmiş OLdu İnşâe ALLAH!.
Sorusu olan var mı?.

BismillâhirRahmÂNirRahîm..
Evet İnşâe ALLAH bizim yolumuz MuhaMMedî Melâmet YoLu =>Hasbî Hizmet Yoludur Hakanım!.
Herkes İbâdetini ALLAH için yapar ve herkese Farz-ı Ayndır.
Fakat Hasbî Hizmet =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yapılır..
ALLAHu zü’L- CeLÂL, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi seçtiği gibi seçilir, göbekten atar ve der ki.: “Ben ALLAH celle celâlihu için, RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve selleme, KELÂMULLAHa Hasbî Hizmetçiyim!.” diyorsa,
vALLAHi billahi ALLAH celle celâlihu’nun izniyle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme teslim olanı, Kelâmullaha teslim olanı ki, Kelâmullah zâten hergün yağan yağmur halindedir.. Çünkü MuhaMMed aleyhisselâm çekilmemiştir aradan.. Onu demek istiyorum.. Biz O’nun fiilen NûRuyum.. Bende olan O’nda oluyor demek istiyorum.. Açık seçik söylüyrum, doğru dürüst söylüyorum HakancÂN..
Yâni ANLAmamız Lâzım!. YAŞAmamız Lâzım İnşâe ALLAH!.

Kıyameti iyi ANLAmamız LÂzım ki, LÂyıkınca YAŞAyaBİLeLim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.
Resim
Cevapla

“Kuran-ı Kerim Sohbetleri” sayfasına dön