AKLımda KALanlar

Kendi yazdığınız Hikaye, Makale ve Yazıları paylaşalım.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8964
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

AKLımda KALanlar

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim


ZEYTİN hasadı bir seremonidir..Resim

Tebdil-i mekân’da ferahlık vardır diyerek, yakin çevremiz sebebini bilir. 2003’te annemin doğduğu köyden bir tarla almaya karar verdik. Hep çocukluğumuzda yaşadığımız pek çok şeyle ilgiliydi belki de özlem!.

Siz dostlara çocukluğumuzda, gençliğimizde yaşadığımız fakat farkına varmadığımız ve de önemsemediğimiz bu güzelliklerin bir gün gelip su üstüne çıkarak yaşam tarzımızı nasıl daha bilinci yaşamamıza sebeb olduğunu paylaşmaktır... aklımızda kalanları yazıp sizlerin de bir yerlerde kapalı kalmış yaşanmışlıklarınıza götürürüm, geçmişimizin güzelliklerini vurgulayarak hatırlatmak. Ve tekrar yaşanmasını sağlamak. İNŞAALAH!.

Köyümüzün denizden uzaklığı 350mt üzeri, o yüzden zeytin ağacı soğuk olduğundan dolayı köy içinde yetişmez. Bir sebebi de kar çok yağar, o yüzdendir ki yağan kar yaprağı dökülmeyen zeytin ağaçlarının dallarını kırar, gevrektir, nârindir zeytin ağacının dalları. Gemlik denince aklınıza ilk deniz ve zeytin ikilisi gelir değil mi?. Bahçemize biz de olmazsa olmaz bir zeytin ağacı diktik, fizikî şartlar sebebi ile pek zeytin alamıyoruz. Ama olsun varlığı yetiyor zeytin ağacımızın. Bahçemizde bilen bilir binbir zahmetle yetiştirdiğimiz elma, armut, ayva, kiraz, vişne, dut, kara dut, erik, incir, fındık, kestane, ceviz, muşmula, trabzon hurması, ıhlamur, iğde, üvez, kızılcık, hünnap, mersin, goji-beri, kaymak, nar, kestane, malta eriği ağaçlarımız var zeytin ağacımız bu meyve ağaçlarımızın ata babası diye düşünüyoruz. Yapraklarından sirke yapıyor,
küllerinden elde ettiğimiz suyu ile çamaşır beyazlatıcı ve hamur işlerimizde kullanıyoruz..
ince dallarını kazır soyarız, kalem boyutunda hazırlar ve senelerce mutfağımızın çekmecesinde yerini alır, düdük hamuru için kullanırız..

Zeytin yağının çökertisi ile hanımlar sabun yaparlar.
Bende zeytinyağlı sabun için batak denilen çökertilerim var. 100 sene önce ninelerimiz zeytin ağacının külünden elde ettikleri küllü suyu ile kostik kullanmadan sabun yaparlarmış, araştırıyorum. Yaptığımda paylaşırım İNŞAALLAH. Ne yazık ki uzun senelerdir sabun için kostik kullanılmakta sonra doğal, organik sabun diye satılmakta.. ne kadar az araştırıyoruz değil mi? Bizlerin sağlığını tehdit eden şeylerin Sorgulamasını dahi yapmıyoruz. Kendi paramızla kendimizi ve sevdiklerimizi zehirliyoruz.

Büyük babam rahmeti bol olsun. İlk torunuydum, erkek evlada hasretinden, doğduğumda pek sevinmemiş kız oldum diye, çünki kendinin de 3 kız evladı vardı. Ama hep emin oldum ki beni çok sevdi. Bende onu çokkkk sevdim. Bizlere karşı hoş görüsünü de paylaşayım sizlerle. Gelincik zamanıydı, bizde kardeşimle topladık şişeye koyup bir dal parçası ile çırpıyor sonra o suyu içiyorduk. pek çoğunuzun okuyunca hemen aklına gelivermiştir şimdi değil mi?. Yine yenisi için topladık çırpıyoruz çocuğuz ya hâlâ çok iyi hatırlıyorum şişeyi zeytin havuzlarının duvarına koydum, elim çaptı şişe havuza döküldü alamadım, diyemedim de, neyse bir müddet sonra havuzdan pis kokular gelmeye başlamış, büyükbabam bir bakmış ki gazoz şişeşi içindeki dal çubuğu görünce anlamış. 2 ton zeytin yağlığa gitmişti. Büyükbabam hiç bir şey demedi. Gelincikler açtı mı? hemen aklıma gelir, üzülürüm emeklerine..

Küçükken şimdilerde biraz azaldı çok korkaktım. Büyükbabamın evi üç katlı idi. Altta bir dam, damda da atı vardı. Atı tavuklarla birlikte kalırdı, sonraları eşek aldılar. Sabahları sesleri ile uyanırdık. Damın karşısında 4 tane 2 şer tonluk zeytin havuzları vardı. Bunlara ek 1’er tonluk tahtadan fıçılar vardı. Büyük bir avlu, zeytin zamanı da zeytin orada seçilirdi. önceleri özel yapılmış zeytin tablasında, donardı elleriniz ayaklarınız soğuktan, soba üstünde ısıtılmış tuğlalar verilirdi üşüyenlere, iki büklüm olurdunuz seçerken. Sonra eleme makinaları geldi, zeytinin buğusu da gitti elerken. önceleri bele bağlanan sepetlere toplanırdı zeytin, tek tek! naylon pek az hayatımıza girmemişti o zamanlar. Toplanan zeytin küfelere konulurdu. Yenilerde naylon tırmıklarla toplanmaya başladı sonrada yerini motorlu silkeleyiciler aldı. insanın içini dışına çıkaran sarsıntı, canımmm zeytin ağaçlarını ne hale getirmekte hemen hemen bütün yapraklarını yerlere sermekte, bakınca soyunmuş ağaçlar ne acı değil mi? ağzı dili olmayan ve RaBBimizin bizim için hizmete sunduğu varlıklara hoyratlığımız..
Buğusu derken belki de pek çoğunuz bilmez. Büyükbabam küfelerdeki toplanmış zeytini karıştırmamıza asla izin vermezdi. Buğusunu bozuyoruz diye..

Zeytin kararmaya başlarken havanın etkisi ile oluşan sis zeytinin içinin de kararmasına vesile olur. Bu etkileşim devam ettikçe zeytin olgunlaşmaya başladığında fire verir ve lezzetlenir. Şimdilerde ise bu oluşum göz ardı edilmekte.
Son zamanlarında yardıma gittik, havuzlar kapanacak, ocak ve dışarda kar yağıyor, 2’şer tonluk havuzlara zeytin bastığınızda en az 2 tonda da taşla baskı yaparsınız ki her bir zeytin tanesi sıkışsın kıpırdayamasın, zeytinin acı suyu çıkıp yanak yapması tabir edilen kalitesine kavuşsun..

Zeytin hasadı bir seremoniydi..

Havuzlardaki zeytinler bir kat kalın kaya tuzu, bir kat zeytin sıralamasıyla zeytinler olgunlaşmak için uykuya yatırılma hazırlığı yapılırdı. En son üzeri düzeltilerek, kenevirden (endüstiyel kenevir) yapılmış kaba örgülü çullar serilerek örtülürdü zeytinlerin üzerleri, yorgan misali! Sonra baskı için taşları düzenli olarak yerleştirilir... suyu ilâve edilirdi. Büyükbabamdan duyardım bu kuru kurum derdi. Bunlar benim atalarımızın uyguladığı ve bizlerinde içinde yer aldığımız aşamaların, aklımızda kalanları. Ne yazık ki uzun senelerdir zeytinden bir tat alamıyorum. Çok farklı ve de çok zararlı yöntemler uygulanmakta. Ne yazık ki yine herkes suspus. Amaç daha fazla ürün almak için sınırsız kimyasallar. Ve tekrar yazık ki denetim sıfır!
Zeytin ağacı meyvesini bir sene verir, önündeki senede dinlenmeye çekilirdi. Şimdilerde canım ağaçların istirahatlarına dahi izin vermiyorlar..

Yine çocukluğumdan hatırlıyorum ki büyükbabam kadın ipek çoraba "ddt" denilen bir kimyasal koyar (uzun senelerdir yasak), çorabı serbestçe bağlar, uzun bir sopanın ucuna geçirir ağaçlara o tozdan serperdi. Kimine değer kimine değmezdi. Sadece bu idi. Bakın görün ki şimdilerde üstenden, kökünden verilenler ayrı, en az 6 kez ilaçlama yapılıyor. Deniliyor ki bu kimyasallar çekirdeğinin içine kadar işliyor. Eeee bizde soralım "ddt" kimyasaldı da şimdikiler kimyasal zehir değil de ne?.
Hiç unutmuyorum 2 ton taşı fırça ile o soğukta, o soğuk tazyikli suyla gece yarısına kadar sürdü yıkayıp basmamız. Her şeyde olduğu gibi ne kadar büyük emek değil mi?.

Kardeşimle biz çok küçükken bizi ata sardıkları küfelerin içine koyarlardı. Evde bırakamazlardı ürün hasat edildiğinden ailenin en küçük bireyi dahi o hasata dahil edilirdi. Bize de kocaman ateş yakılır elimize boş teneke verilir, ve çalmamız istenirdi. O zamanlar karabakal denilen kuşlar çoktu. Olgunlaşmış zeytin bahçesine girdiler mi? Harika bir ziyafet çekerlerdi. bir gagalarına, ikide ayaklarına alır uçarlardı. Bizim teneke çalmamız onları ürküttüğünden bizde kuş kovalamasında görev alırdık. Sonraları dal toplama, kel kelleme, toplama seçme, v.s. pek çok aşamasına dahil olmuştuk..

Büyükbabamın evini anlatıyordum, tuvâlette onların yanındaydı, geceleri çok korkardım birisi çıkacak havuzlardan diye o yüzden her gece büyükbabama seslenir ikinci katta bekletirdim. Bir kerede şikâyet ettiğini görmemişimdir. Çok özelliği vardı, çok çalışkandı bana da biraz geçen, hamaratlık, ağaç ve çiçek dikme sevgisi kendisinin geninden yaşıyor maaşallah.. Köyde Elk. Olmadığını da hatırlıyorum, gaz lambası ile zeytin seçilir sonrası, çevresinde ders yapardı teyzemler, annem ve anneannemde el işi yaparlardı. Annem çok isteyince gramofon almış dedem, taş plaklardan Hafız Burhan, Safiye Ayla dinlerdik. Abartısız, omuz başı dedikleri üçüncü katta 3-4 çuval kestane olurdu. Zeytin seçimi o akşam bitince, her akşam sobada fırınlanmış meşhur Bursa kestaneleri ısıtılır ve afiyetle yenilirdi. haşlamasında ise soyduğunuzda içinden ballı suyu akardı. İşte kalite bu olmalıydı, ama maalesef senelerdir o tadı bulamadık. Kestanenin toplaması pek meşakkatlidir, satılan satılır, geriye kalan çuvallarla o gün ekmek fırınları yakılır akşama kadar kestaneler kebab yapılırdı. Bomba gibi patlarlardı fırının içinde. Soğuyan kestaneler kışın yenmesi için çuvallanırdı. Artık etrafa yayılan kestane kebab olurken kokusunu siz hayal edin. Öyle naylon çuvallarda değil gerçek kenevirden yapılmış çuvallarda saklanırdı..

Büyükbabam ender bir insandı. Atasından hiç bir miras kabul etmedi, kendi el emeğini, alın-terini yedi ve yedirdi. Vergisini verdi ama devletten hiçbir yardım almadan hayatını sürdürdü. Emekli olmayı da kabul etmedi, ''kişi yattığı yerden para alır mı?'' derdi çalışmalı çalışmalı, tembelleri pek sevmezdi. İlerleyen yaşında burnuna elma ağaçlarını budarken kıymığı batmış, mikrop kaptırınca cilt sorunu oldu mâlumunuz. Kendi parasıyla senelerce tedâvi oldu..

Tabii bitmez bu akılda kalan güzel yaşanmışlıklar.... Gelelim zeytinimize, sonrası tuzunu kontrol edersiniz v.s. v.s. olgunlaşmasını tamamlaması ağustosu bulurdu, bu yüzden.: "ağustosu atlamalı!." derdi atalarımız.
Beklenir artık bin bir emekle üretilen zeytin. Bekleyişler kimine ev parası, kimine düğün, kimine çeyiz olur. Umuda dönüşür ve yeşerir...
Veeee bir daha ki hasadı beklerdi diğerleri..


Nuriye Demiriz Uslu,
20.11.2020

MuhaMMedî SAYgı ve SEVgilerimİZle!
En son nur-ye tarafından 24 Kas 2020, 08:52 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8964
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: AKLımda KALanlar

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim


AKLımda KALanlar Resim

Sevgili dostlar AKLımızda KALanlar ile devam edelim sohbetimize.
Çocukken dedemlerin çok zeytin bahçeleri vardı.
Her bahçede de çeşit çeşit meyveler olurdu.
Demiştim ya dedem çok meraklı bir insandı.
Ölüm döşeğinde ve ya hamile olan aşerdiğinde büyükbabama gelirdi yakınları.
Pek çok meyve tavanlarda asılı olurdu.
Hiç unutmam hâlâ ayvaların, kavunların kokusu hafızamdadır.
Tavanlarda kavunlar ayvalar üzümler gözümün önüne geldi şimdi, sizin geldi mi?.
Kışın hepsi afiyetle yenirdi.. turfanda sözü vardır ya beklenmezdi bizde.
AKLmda KALan işte çocukça ya ipleri koparsa, hiç kopmadı ama işte çocukluk.

Şimdilerde ne yazık ki pek çok köylü maydanozunu dahi pazardan almakta.
Biz köye gittiğimizde 3.cü kattaki odada kalırdık.
Sefertası misali büyük bir ocak vardı alt katta ki mutfakta.
Bacadan gelen ısı 2.ci kattaki kış odasını ve 3.cü kattaki yatak odalarını da ısıtırdı.
Çok soğuk olunca zeytin ağaçlarının közü konulmuş çevresi pirnç tabanı bakır mangallar çıkarılırdı, odalar ısınırdı.
Madenlerle birlikte kokusunu hayal edin, muhteşem bir kokuydu!.
Gece keyfi yapılırdı közde kahveler pişerdi.

İncir ve zeytin ayrılmaz ikili olurlarda her bahçelerde.
Ortada zeytin ağaçları kenarlarından saran mutlaka incir ağaçları olurdu.
Sinek incirleri ilk çıktığında, kaç tane incir ağacı varsa onlar için ananem toplardı.
İğne uçlu saz bitkisine 10-15 tane geçirir kolye gibi hazılardı incir ağaçlarına takmaya gelin misali!...
Asmaya giderdik her bahçeye, sinek incirlerini...
Derdi ki bize de dedittirirdi.: "Bin karıya, bir koca!. " o sinek incirlerinden kolyeleri astırırdı.
Bahsettim ya 17 senedir incir ağaçlarımıza bu kolyeleri asmayınca çokkkk az incir meyvesi oluşmakta.
Astığınızda ise çok incir alırsınız. Tecrübe etmişizdir.
Güleyim mi? Ağlıyayım mı? halimize!.
"Zeytin sineğine karşı incir ağacı önerisi’’nde bulunurlar.
Aaaa keşke atalarımıza kulak verebilmeyi unutmasaydık, ya da unutturulmasına izin vermeseydik..
Zeytin sineği ile kimyasal ilaçlama yapılmakta, ancak bu zararlıyla biyolojik yoldan mücadele etmek te mümkün.
Bunun için eskiden olduğu gibi zeytinliklere birkaç incir ağacı dikilmesi gerekmekte.
Ne yazık ki dikkat edin bazı zeytin bahçelerinde incir ağacı yok.
Köye giderken ilaçlama yapanları görürüm. Ağaçlar kökünden en üst dalındaki yaprağa kadar masmavi olur kimyasallardan..
Çoğu da zeytin meyvesinde parçacık halinde kalır, o sene fazla yağmur yağmazsa.

Bir DiPNoT düşelim;
"Zeytin ağacıyla incir ağacı aynı dönemde meyve verir.
Zeytin sineğinin, zeytin ağaçları ve zeytin meyvesine zarar vereceği dönemlerde, iyice olgunlaşan incir ağaçlarının meyveleri bal dökmeye başlar.
İncirin balı, zeytin sineğine câzip gelir ve zeytin yerine incir meyvesini tercih eder.
Zeytin alanlardaki incir ağaçları tıpkı bir paratoner gibi zeytin sineklerini üzerine çeker.
Olgun incir meyvesinin balını yiyen zeytin sinekleri de bir süre sonra zehirlenerek ölür."

Aklıma gelmişken, ''7 zeytin, bir incir!'' formülünü de sağlıklı kalmak için uygularsanız iyi olur.

Tasavvufta incir ->DİŞİLi, zeytin ->ERİLi temsil eder.
"Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun." (Leyl, 92/3)
Kur’ân-ı Kerim’de geçen tin ve zeytin, mubârek iki dağ ve iki belde diye de açıklama yaparlar hadis kaynaklarında.

Bir de şunu hatırlarım sebze veya buğday ekecekleri zaman gün dönümünü beklerlerdi.
Gün dönümünü beklemeden ekilen tohumun verimsiz olduğu tecrübe edilmiştir.
Geç ve az ürün verir, çabuk böceklenir..

Tecrübemi paylaşayım sizlerle; saçınızı kesmek zorunda kaldığınızda gün dönümüne dikkat edin.
Şayet gün dönümünden önce keserseniz verimli uzamaz.
vücudda istenmeyen tüylerde de bu yöntemi deneyin. çok iyi sonuç alacaksınız..

AKLımda KALan bir anımı paylaşayım;
Ortaokuldayım harika dünya tatlısı bir resim hocamız vardı Nurten Hanım,(rahmeti bol olsun İNŞAALLAH) beni de çok severdi.
Hâlâ saçımı kendim keserim.
Ne zamandır deseydiniz bu AKLımda KALanları paylaşmasaydım, aklıma gelmezdi herhalde.
Resim dersindeyiz, hocam yanıma geldi. ''Saçını kim kesti'' dedi çok beğendiğini söyledi.
Ne desem şimdi utana sıkıla ''ben'' dedim.
Çok beğendiğini vurgulayarak illâ ''tenefüste benim de saçımı kes.'' dedi.
''Aman hocam ben el yordamı ile kendime alışkınım bir başkasının saçını kesemiyeceğim''i söyledim, her karşılaştığımızda ''kesmedin saçımı'' derdi. Dedim ya yeni kestim saçımı yine oğlum bayıldı, "harika olmuş!." dedi.
Bir tek seneler içinde hasta yakınlarımın ve halamın saçlarını kestim.
Hatta halam kızı Servet bana makine almıştı hediye olarak.

O günler çok güzeldi gerçekten, herkes birbirini tanırdı.
İlkokuldan başlar liseye kadar pek çok arkadaşınızla devam ederdiniz öğreniminize.
Annelerimiz ve babalarımız akrabadır, arkadaştır, komşudur.
Biz 50 senedir hâlâ görüşürüz, 40 kişilik bir gurubumuz var.
Senede 3-4 kez toplanır tatile çıkarız, pikniğe gider, iftar yaparız birlikte.
Harika insanlardır hepsi de.
Pandemi nedeniyle ara verdik, Whatsapp görüşmelerimizle devam ediyoruz..



Evet dostlar paylaştığımız, AKLımızda KALanlar bir nesilden bir nesile aktarılanlardır.
Şimdilerde ise unutulmuş veya unutturulmuş miraslardır..




Nuriye Demiriz Uslu,
23.11.2020

MuhaMMedî SAYgı ve SEVgilerimİZle!
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8964
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: AKLımda KALanlar

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim

EY tırtılım!.
ÖZünde ki ger-gefe taaa BAŞtan gerilMİŞsin,
Kanat çırptıkça KANCAN KÂFesinde!
Darağacının DALLarında SALLınırsın..

EY tırtılım!
DIŞın dağlandıkça İÇinden ÇIKanla,
DALLara gerilecek,
DUT YAPRAKlarını DIŞtan İÇe semirireceksin..

İŞte dumanı tütmeyen ocakta ki AT-EŞLE böyle PİŞecekSÎN!
AL-EV-sİZ yanmalarla PİŞtikçe!.

YÜREKte ki İP İLE,
ACIlarını BİLEleyip, İLMek İLMek dOKUyaBİLirsen!
İpince İPEKten ATLAS SALTAyı, atacaksın OMUZa,
AYNada BAKtığım benim, gÖRdüğüM senSÎN! diyeBİLirsen
SON-ta uracaksın GÖNÜL KELEBEĞİni!.

EY tırtılım!
İPEK ELde etmek istiyorsan DİRİ-DİRİ YANacAksıN!
Böcek olmak istiyorsan, İPEKten vazgeçecekSÎN!.

NÛR-ye!.


15.03.2012
13.22



Resim


İPEK BÖCEĞİMResim

Çok küçükken anneanemler ipek böceği yetiştiriciliği yaparlardı.
Köyde İmeceye "meci" derlerdi. Bütün kadınlar çocuklarıyla birlikte SARılan kozaları ÇÖZmeye giderlerken ananem bizi de götürürdü.

Bir nevi bağ bozumu, Buğday harmanının hasatı gibi,
ipek böceği de köylüler için bir hasattı.
Hayaller kurulurdu kimine elbise kimine ayakkabı kimilerine başka bir şey, umuttu ipek böceği!
Başka yerde bulunmayan "Bulunmaz Bursa kumaşı!" alınırdı gelinlik kızlara, agaları tarafından!

Seneden seneye ipek böceği kozası satmaya gidilirmişş, BUrası BURSAnın KOZA HANına!
Dönüşte annem büyükbabamdan Türküleri yakılmış " HALKALI ŞEKER" istermiş.

Resim
Şimdilerde bakmıyorlar bile yüzüne!
O kadar çok şey var ki önlerine serilen...
Muhteşem Z kuşağına!.

O günlerden kalan yaşayanları gördüğümüz de "minicik ellerinizle ne güzel de koza çözerdiniz!" derler. Onlara göre biz şehir çocuklarıydık. Fark görürlerdi yaşadığımız ortamdan dolayı. 7'den 70'inden hürmet görürdük.

Elk. yoktu o zamanlar köyde gaz lambaları yakılırdı. Son evresi (4.ncü evre) olan Kanatların HAYRını 7 İstiare İKLiminde YAŞAmak için tırtıla Pinar (laden), eğrelti ve boruk (boru otu) adı verilen bitki dalları konulurdu tablalara..

Koza yapacakları sıra çok hırçın olurlardı. Doğumu başlamış kadın gibi çırpınırlardı. Kulakları delercesine Çığlık çığlığa bir ses SARardı etrafı! Birbirlerini ezercesine SARılacak DALL ararlardı CAN HAVLiyle Kozalarında SALLınmak için..

Ananem başlarında olurdu çoğu zaman. 3 katlı evin bir odası hâne sakinlerine diğer büyük bölümü ipek böceği tırtıllarına tahsis edilirdi.
Bazen de bizi gönderirdi ananem. Tabladan kaçmasınlar tırtıl heder olmasın diye kaçanları toplar dalların üstüne koyardık. Kardeşim çok cesurdu, ben biraz ürkerdim açıkçası. O koynuna doldurdu kaçan tırtılları. Oyun oynardı onlarla. Kucağındakilerinin bir kısmını benim üzerime yapıştırırdı. Sonra ananem hışımla gelir bin bir emek verdiği tırtıllarının hırpalanmasına kızardı.: "Sen ablasın niye oynatıyorsun" iki yaş bile yoktu aramızda oysa.
Ama ablaydım ya!.

Boruk DALLarına tutunan böceklerin kozaları temiz olurdu. Demek ki AKLını kullanan tırtıl tutunacağı DALLı iyi seçiyor, TESLİM OLuyordu..
Teslim olmakta zorlananların seçimi pinar (laden), eğreltiyse dalların kurumuş yapraklar yapışır zor temizlenirlerdi.
KİŞİ tutunacağı DALLı iyi seçmeli ve TESLİM OLmalı ki SALLınacağı SALLıncakta İSTİKÂMETin KEYFini sürsün!.

Boruk dallarında yaprak olmaz sadece sarı çiçekler açar ve kokusu da müthiştir. Her sene baharda ormandan toplar vazomuza koyarız. Annem ANılarındaki bu kokuyu ÖZlüyor demek ki!.

Kul İhvÂNi Hocam Cuma sohbetlerinde.: "Her nefis kendinde olan Kemâlât Kozasını ÖRmekle mükelleftir. Ne yazık ki herkes kendindekini dışarda arıyor. Kendi içindekini kendi ile ÖRmeyi AKIL EDemiyor. " Derdi.

Sohbetlerde soru pek sormazdım.. Sormama da gerek bırakmazdı Kul İhvÂNi Hocam, gün içinde veya bir hafta boyunca düşündüğüm şeyleri arka arkaya sıralar, her zaman HAYRette bırakarak tohumları atar, yeşertmek bizlere kalır. Senelerce yılmadan ilmek ilmek kozamızı dOKUmamıza yardımcı oluyor..

Felsefede beni (ego) kandırılarak inandırma vardır. çürütülmeye mahkumdur.
Tasavvufta ise " BEN" e hizmet edilerek ÂNlatılır ve ÂNlaması sağlanan, İNANanır.

“OLsun!-OLmasın!” ResimOL-ANda.. ÖMRün ÖZetini ÖZmek!..
“OLsun!-OLmasın!” derdinden çıkar; "OL-ÂN Hükm-ü HAKKtır!" der.
"ÖMRün ÖZetini ÖZ"-ER ÖZümdür der. "KÛN fe yeKÛN" KervÂNında Kelebeğini uçurur. ÖZünü HAYR-ÂNa serer!.


Geride bıraktıklarımızı hep anımsarız ve özleriz.
Artık yürüdüğümüz yollar, binâlar, yüzler değişmiştir.
Bir tek merhaba dediğimiz dostlarımız değişmemiştir.
O dostların gönlünde, yıllar geçse de yerimiz aynıdır.
O an her şey, bıraktığımız yerde gibi gelir.
Öyle hissettiğimiz için o anıları yine yaşarız.
Bazen hüzünle, bazen bir tebessümle anarız!
Zaman çok hızlı geçiyor olsa da, anıları eskitemiyor.

Çünki; Hatıralar bir kuş gibidir, konacak bir dal ararlar..

Düşünüyorum da şimdilerde TIRTIL'ın bütün bu evrelerine şâhid olmuşum.
Kendi İÇimde ki TIRTILımın yumurta DEVResini devrederek,
tırtıllığını SEYRetmesini,
Kemâlât Kozasını CEVLederek,
Kanatlarının HAYRını HAKk üzere HATM ederde 7 İstiare İKLiminde YAŞAmasına ŞÂHİD OLurum إِن شَاء اللَّهُ

"KÛN fe yeKÛN" KervÂNının KıtMÎRinin "ÖMRümün ÖZeti ÖZümdür" dediği gibi;
SEVgili CANlar HEPimizin ÖMRü; ÖMRümün ÖZeti ÖZümdür OLsun إِن شَاء اللَّهُ

NÛR-ye!

19.02.2021

MuhaMMedî SAYgı ve SEVgilerimİZle!.
Resim
Cevapla

“►Kendi Yazdıklarınız◄” sayfasına dön