KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta KEŞKE/ŞÂYET..

Cevapla
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11778
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta KEŞKE/ŞÂYET..

Mesaj gönderen kulihvani »

<==KeŞKe!.ResimKeŞKe!.==>


MuhaMMedî ÜMMette,
MuhaMMedî SÜNNette,
MuhaMMedî MELÂMEtte,
MuhaMMedî SELÂMEttte!.


ZEVK 9493

KENDİn TANır=>RABB’ın TANır.. BİZ BİR-İZ-Lik BİLEŞKEsi!.
VASL-ı VUSLÂt VAKT’e=>İNANır.. İMÂN=->AMELini YAŞA!.r
=>ŞÜPHELerindEN===>ARINır.. ŞEHÂDEt OLur=->KEŞKEsi!.
=>AŞKın KUŞAĞIn==>KUŞANır.. NÛRLanan AKL>ARŞ’ı AŞAr!.


03.12.19 33:51
brsbrsmmm.. tktktrstkkmdizlemmm..


MURADuLLAH’tan EMRULLAH,
KELÂMuLLAH==>DUYmak İÇin!.
ŞE’ÂNuLLAH==>SÜNNETuLLAH,
=>RESÛLuLLAH===>UYmak İÇin!.


celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


Resim


KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta KEŞKE/ŞÂYET..

KeŞKe!. KeŞKe!.

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا
Resim---“Ve yevme yeaddu’z- zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mea’r- resûli sebîlâ (sebîlen).: Ve o gün, zâlim ellerini ısırır: “KeŞKe RESÛLLe beraber (ALLAH'a giden) bir yol ittihaz etseydim/bir yol edinmiş olsaydım.” der.” (Furkân 25/27)

يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا
Resim---“Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ (halîlen).: Yazıklar olsun, KeŞKe ben filânı (o bâtıl yolcusu kişiyi) dost edinmeseydim!.” (Furkân 25/28)

yâ veyletâ.: yazıklar olsun!.
leyte-nî.: KeŞKe ben!.


İmkÂNLarımızla KULLuk İmtihÂNı OLmakta Olduğumuz şu DÜNYÂ HAYatımızda..
İmtihÂNımız gereği Ham ya da Ergin AKLımızla nice DÜŞÜNCelerimizi FİİL ve EYLEMe sokarız.. Ve durmadan AKLımızca =>OLsun!. OLmasın!. diye TERCİH ve TEMENNi ederiz!. Çoğu kez ZANNLarımız ÇÖKer ve.: “KeŞKe şöyle OLsaydı ya da OLmasaydı!.” deriz!.
Oysa Hakikatte her NEFS için KADERi Kadarı, NÂSİBi-KISmetince, HAKk ve HAYRı BİLen ve Yaratan ALLAHu Zü’L- CeLÂL, ŞE’ÂNULLAHta Her ÂN “OLÂN”ı YENİden KÛN feyeKÛN YARATmaktadır..

MURADuLLAH ->“KÛN” =>EMRuLLAH ->“fe” =>ŞE’ÂNuLLAH ->“ye” =>SÜNNETuLLAH ->“KÛN” KADER OLUŞUMu..


مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh (bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh (kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm (alîmun).: ALLAH'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim ALLAH'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. ALLAH, her şeyi bilendir.” (Teğâbun 64/11)

Resim

OLUMLu =>LEV-LEYTE =>KEŞKE/ŞÂYET.. DEMEK.:

A-) “KeŞKe!.” demek =>HAKk ve HAYR-ı =>TERCİH ve TEMENNi için ise İsLÂM DİNİmizde Yasak ve Günah değildir!. RAHMÂNîdir.. Hatalar için ÖZür DİLEmek OLur, TEVBe OLur.:


BÂTıL ve ŞERR-den pişmanlık =>HAKk ve HAYRa ÖZLemm..
“KeŞKe, şu üç günlük ve gel-geç Dünyâsında bEN de =>Şu KİŞİnin gönlünü yıkıp hakkını elinden almasaydım!. KeŞKe RABBım TeÂLÂ’ya KULLukta ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ÜMMetlikte, MuhaMMedî Şûur, Nûr, Sürûr ve Onûru YAŞAyıp ŞehÂdetin Şâhidi ve Sâhibi OLsaydım!.” demektir..

KUL =>ALLAHu zü’L- CeLÂL’in EMRettiği HAKk ve HAYRı =>TERCİH ve TEMENNi EDerse =>ALLAH celle celâlihu da YARATır ve SEVÂBını DÜNYÂ ve ÂHİREtte VERir..


يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى لَوَدِدْنَا لَوْ كَانَ صَبَرَ حَتَّى يُقَصَّ اللهُ عَلَيْنَا مِنْ خَبَرِهِمَا [ متفق عليه]
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH Musâ'ya merhamet etsin. KeŞKe sabretseydi de ALLAH Teâlâ Musâ ile Hızır'ın haberini bize anlatmış olsaydı." buyurmuştur..
(Buhârî ve Müslim)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem. ALLAH Teâlâ'nın, Musâ ile Hızır aleyhumusselâm'ın haberini anlatmasını istemiştir.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sabrı sevdiğini açıklamak için bunu zikrederek ondaki faydaları bilmiştir. Yoksa, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'den, takdir olunan şeye karşı sabırsızlık göstermek, üzülmek ve sabrı terketmek gibi bir durum asla hasıl olmamıştır..

لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
Resim---“Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânALLÂHi RABBi’l- arşi ammâ yasıfûn (yasıfûne).: Eğer ikisinde de (semada ve arzda), ALLAH'tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) mutlaka fesada uğrardı. ARŞın RABBi ALLAH, onların vasıflandırdığı (isnat ettikleri) şeylerden münezzehtir.” (Enbiyâ 21/ 22)

Buyurduğu gibi, "Lev.: KeŞKe/şâyet" kelimesi, faydalı bir ilmi açıklamak için söylenmiştir..

Resim

OLUMsuz =>LEV-LEYTE =>KEŞKE/ŞÂYET.. DEMEK.:

B-) “KeŞKe!.” demek =>BÂTıL ve ŞERRi =>TERCİH ve TEMENNi için ise bu, İsLÂM DİNİmizde Yasak ve Günahtır!. ŞEYTÂNîdir.. HAKk’a İ’tiraz ve İsyÂN OLur.:


“KeŞKe, hiç bitmeyecekmiş-öLmeyecek gibi Dünyâ Hayatında bEN de =>Daha çok YALAN DEyip, HARAM YEyip hER CÂNLıya züLM edip MaL ve Makam Sahibi OLsaydım!.” demektir..

KUL =>ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Yasakladığı BÂTıL ve ŞERRi =>TERCİH ve TEMENNi EDerse =>ALLAH celle celâlihu da YARATır ve CEZÂsını DÜNYÂ ve ÂHİREtte VERir ve ÇEKtirir!.


Temenni.: Dilek. İstek. Duâ. Rica etmek..
Şâyet.: f. ("Lâyık, yaraşır, şâyân" mânâsına gelen "Şâyesten" mastarından) Şart veya İhtimal gösterir: "Eğer, belki, olur ki" gibi..
KeŞKe.: Bağlaç. Dilek anlatan tümcelerin başına gelir, dilerdim ki, ne olurdu gibi, özlem ya da pişmanlık bildirir..

Resim---Ebu Hüreyre radiyallahu anhu anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kuvvetli (iman, azim, teşebbüs kabiliyeti bakımından güçlü) mü’min, zayıf mü’minden ALLAH'a daha sevimlidir. Her birinde hayır vardır. Senin için (her iki dünyada) faydalı olan şeylere rağbet et; ALLAH'tan yardım iste, âcizlik/tembellik gösterme!. Şâyet başına bir musibet gelirse.: “Eğer şöyle yapsaydım, şöyle şöyle olurdu!. (veyâ; KeŞKe şöyle yapsaydım, o zaman şöyle şöyle olurdu!.)” şeklinde bir şey söyleme!. Bilâkis şöyle de.: “Bu, ALLAH'ın takdiridir, o neyi isterse onu yapar!.” Çünkü, “LEV/eğer, şâyet, KeŞKe” kelimesi Şeytân’ın işine yarar/iş yapmasına kapı açar!.”buyurdu..
(Müslim, kader, 34; İbn Mâce, Mukaddime, 10; Ahmed b. Hanbel, 2/366, 370)

Bu husus, itikadî yönden zararlı olduğu gibi, işin sonucunu değiştirebilecek bir fırsatı kaçırmanın teessüfünden bir moral çöküntüsü de yaşar. Zâten Şeytân’ın yapmak istediği de budur. Kuşkusuz, ALLAH'ın takdirine inanıp boyun eğen, sadece kendi cüzi’ iradesiyle yaptığı yanlışlığa işaret etmek isteyen kişinin durumu bundan farklıdır.. (İmam Nevevî, ilgili bu hadisin şerhi.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kul, hayrıyla, şerriyle kadere iman etmedikçe; kendisine (hayır veyâ şerden) isâbet eden bir şeyin yanlışlıkla onu atlamasının mümkün olmadığını ve kendisini atlamış olan bir şeyin de yanlışlıkla ona isâbet etmesinin imkansız olduğunu bilmedikçe iman etmiş olmaz!.” buyurmuştur..
(Tirmizî, Kader, 10)

Resim---İbni Mesûd radiyallahu anhu.: “OLAN bir İŞe =>“KeŞKe olmasa idi!.” OLmayan bir İŞe =>“KeŞKe olmasaydı!.” demekten ise =>“AĞZIma ATEŞ ALmayı, KOR YEmeyi Tercih Ederim!.” buyurmuştur..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11778
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta KEŞKE/ŞÂYET..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur'ÂN-ı Kerîmde.:


Resim KeŞKe!?!.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ كَفَرُواْ وَقَالُواْ لإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُواْ فِي الأَرْضِ أَوْ كَانُواْ غُزًّى لَّوْ كَانُواْ عِندَنَا مَا مَاتُواْ وَمَا قُتِلُواْ لِيَجْعَلَ اللّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللّهُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû ve kâlû li ıhvânihim izâ darabû fî’l- ardı ev kânû guzzen lev kânû indenâ mâ mâtû ve mâ kutilû, li yec’alallâhu zâlike hasreten fî kulûbihim vallâhu yuhyî ve yumît (yumîtu), vallâhu bi mâ ta’melûne basîr (basîrun).: Ey iman edenler! Siz, yeryüzünde sefere çıkmış veya gâzi olan (savaşa katılan) kardeşleri için.: "Eğer bizim yanımızda olsaydılar ölmezler ve öldürülmezlerdi." diyen kâfirler gibi olmayın!. ALLAH, bunu onların kalplerinde bir hasret (pişmanlık) kılmak için yaptı. Ve Allah yaşatır ve öldürür. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir.” (Âl-i İmrân 3/156)

GIBTA.: İmrenme. Aynı iyi hâli isteme. Şiddetle başkasının güzel bir halinin kendisinde de olmasını arzu etme..

Resim ---İbn Mes'üd radiyallahu anhu’dan rivâyet edildiğine göre.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ''Ancak iki kişiye gıbta edilir: Allah'ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayan kimse ile Allah'ın kendisine verdiği ilim ve hikmete göre karar veren ve onu başkalarına öğreten kimse." buyurdu.
(Buharî, Zekat, 5; Müslim, Müsafirin, 268)

Resim ---İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Sadece şu iki kimseye gıbta edilir: Biri ALLAH’ın kendisine Kur’ÂN verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri ALLAH’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda harcayan kimse.” buyurdu.
(Buhârî, İlm 15, Zekât 5, Ahkâm 3, Temennî 5, İ’tisâm 13, Tevhîd 45)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Yalnız iki kişiye hased (gıbta) edilebilir: “Bir adam ki ALLAH kendisine hikmet vermiştir, o adam bu hikmet gereğince hareket ediyor ve bunu başkalarına da öğretiyor ve bir adam ki ALLAH kendisine mal vermiştir, o da malı Hak yolunda infâka/harcamaya koyulmuştur." buyurdu.
(Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn 47, hadis no: 267, -815-; Buhârî, İlim 15, Ahkâm 3, Zekât 5, İ'tisâm 13, Tevhid 45, Temennî 5; İbn Mâce, Zühd 23)

Eğer o ni’metin kardeşinden gitmesini istemeden, aynısının sende de olmasını istersen, buna gıbta denir. Eğer din kardeşinin sahip olduğu ni’met ona fayda veren, hayır getiren bir ni’met değilse, onun elinden gitmesini istemen, dinî bir gayrettir..

Resim ---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “Ancak iki kişi gıbta edilmeye değer: Birisi, Allah’ın kendisine Kur’ân ihsan ettiği ve gece-gündüz onunla meşgul olan (onu okuyan, onunla amel eden) kimsedir. Diğeri de Allah’ın verdiği malı gece-gündüz (fakirlere) infak eden kimsedir.” buyurdu.
(Buhârî, Fedâilü’l- Kur’ân, B. 20; Müslim, Salâtü’l- Misâfirîn, H.No: 266)

Resim---Bir gün fakir biri Hz. Osman radiyallahu anhu’ya gelerek: “Ey mâl sahibi zenginler!. Bütün hayrı alıp götürdünüz; malınızdan sadaka veriyor, köle âzâd ediyor, hacca gidiyor ve infakta bulunuyorsunuz!.” dedi.
Osman radiyallahu anhu.: “Siz gerçekten bize gıbta ediyor musunuz?” diye sordu.
O zât.: “Evet, vallahi size gıbta ediyoruz!” dedi.
Bu sefer Osman radiyallahu anhu.: “Allah’a yemin ederim ki bir kimsenin zorluk çekerek infak ettiği bir dirhem, çok malın bir kısmından infak edilen on bin dirhemden daha hayırlıdır!.”
buyurmuştur.
(Beyhakî, Şuâb, III, 251; Ali el Müttakî, VI, 612/17098)

KeŞKe =>Şu HAYyatta her NEFSin HEVÂ ve HEVESine fıtraten yüklenmiş bir temenni sözüdür.. Âdem aleyhisselâm BaBamızdan beridir =>babadan =>oğula bize kadar dilden dile, gönülden gönüle dolaşıp gelen OLumLu ya da OLumsuz OLuş DİLEyiş Temennisidir..

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Eğer başına bir iş gelirse.: “KeŞKe şöyle yapsaydım; o zaman şöyle olurdu!.” deme. “ALLAH’ın takdiri böyleymiş; O dilediğini yaptı!.” de. Zirâ, “KeŞKe şöyle yapsaydım.’ sözü, şeytânın vesvesesine yol açar.” buyurmuştur.
(Müslim, Kader, 34)

İLMi BİLemeyiş,
İRDEyi BULamayış,
İDRAKta OLamayı,
İŞTİRAKı YAŞAyamayıştan,

Kadere ve Takdir-i İlâhîye itimadın/güvenin-imanın eksikliğinden kaynaklanan amelî sızlanışların yanında bir de ALLAH celle celâlihu’nun RIZASInı celbeden/çeken ve ona götüren, MuhaMMedî Muhasebe/kendiyle hesablaşmak ve MuhaMMedî Murakabe/ İnceleyip vaziyeti anlayıp kendini kontrol ederek yapılan hayrın az görülmesi ve küçümsenmesinin neticesi olan, TEVAZU’ ile söylenen “KeŞKe” vardır ki, o, insanı bütün bütün kazanç kuşağında dolaştırır. Bu tür bir pişmanlık ve onun seslendirilişi, günah ve hatalardan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunma, hayatın hesabını tutarak kaybedilenleri telâfiye çabalayıp azmetme, gelecekte aynı uçurumlara düşmeme gibi hususları içinde bulundurduğundan dolayı uğur ve bereket yüklüdür..


Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “MuhaMMed’in nefsi Kudret Elinde olan ALLAH’a yemin ederim ki, ne kadar isterdim; KeŞKe, ALLAH yolunda savaşsam ve öldürülsem. Sonra bana bir kere daha cân ni’meti bahşedilse ve yine cihâdın hakkını versem, yine O’nun uğruna öldürülsem. Sonra yine savaşsam ve öldürülsem!.” buyurmuştur.
(Müslim, İmare, 103)

TeMeNNî.: Dilek. İstek. Duâ. Ricâ etmek..
TeMeNNî =>bir şeyi dilemek ve ummak manâsına gelir. Umulan, temennî olunan şeye “minye/münye” ve “ümniyye” denir. (M. Asım Efendi, Kamus Tercemesi, III/39)


Aşkın ŞarÂBından İÇem,
MecNÛN OLup Dağa Düşem,
SENsin Dün ü Gün ENdişem,
BaNa =>SENi Gerek =>SENi!.


YÛNUS EMRE kaddesallahu sırrahu..


يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا
Resim---“Yevme tukallebu vucûhuhum fî’n- nâri yekûlûne yâ LEYTENÂ eta’nâllâhe ve eta’ne’r- resûlâ (resûlen).: Onların yüzlerinin, ateşin içinde (bir taraftan bir tarafa) çevrileceği gün: "KEŞKE biz ALLAH'a ve RESÛL'e itaat etseydik." diyecekler.” (Ahzâb 33/66)


MÜ’MİNLerin RAHMÂNî “KeŞKe!.”si.:

وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Resim---“Ve mâ hâzihi’l- hayâtu’d- dunyâ illâ lehvun ve laib (laibun), ve inne’d- dâre’l- âhırete le hiye’l- hayevân (hayevânu), LEV kânû ya’lemûn (ya’lemûne).: Ve bu dünya hayatı, oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muhakkak ki ahiret yurdu, elbette o gerçek hayattır. KEŞKE BİLselerdi.” (Ankebût 29/64)


MÜFLİSLerin ŞEYTÂNî TeMeNNîsi.:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّا إِذَا تَمَنَّى أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ فَيَنسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Resim---“Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin illâ izâ TEMENNÂ elka’ş- şeytânu fî umniyyetih (umniyyetihî), fe yensehullâhu mâ yulkı’ş- şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtih (âyâtihî), vALLÂHu ALÎMUN HAKÎM (hakîmun).: Senden önce gönderdiğimiz (hiç)bir resûl ve nebî yoktur ki; (bir şey) TEMENNİ ettiği (dilediği) zaman şeytan, onun temenni ettiği şeye, (yalan) ilka etmemiş (ulaştırmamış) olsun. Fakat ALLAH, şeytanın ilka ettiği şeyi nesheder (kaldırır, yok eder). Sonra ALLAH, âyetlerini muhkem kılar (sağlamlaştırır). Ve ALLAH, ALÎM'dir, HAKÎM'dir (ilim ve hikmet sahibidir).” (Hac 22/52)

لَّعَنَهُ اللّهُ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا
Resim---“Leanehullâh (leanehullâhu), ve kâle le ettehizenne min ibâdike nasîben mefrûdâ (mefrûdan).: ALLAH, ona (şeytana) lânet etti. Ve (şeytan) şöyle dedi: "Ben mutlaka, Senin kullarından belli bir nasip edineceğim." (Nisâ 4/118)

وَلأُضِلَّنَّهُمْ وَلأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الأَنْعَامِ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّهِ وَمَن يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِّن دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا
Resim---“Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurannehum fe le yubettikunne âzâne’l- en’âmi, ve le âmurannehum fe le yugayyirunne halkallâh (halkallâhi. Ve men yettehızi’ş- şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasira husrânen mubînâ (mubînen).: Ve onları mutlaka dalâlette bırakacağım. Ve onları, mutlaka emaniyyeye (kuruntuya) düşüreceğim ve mutlaka onlara emredeceğim. Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, ALLAH'ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, ALLAH'tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.” (Nisâ 4/119)


ÖLüM KORKusu ve UZUN ÖMÜR ARZUsu.:

وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
Resim---“Ve lâ yeTEMENNEvnehû ebeden bi mâ kaddemet eydîhim, vallâhu alîmun bi’z- zâlimîn (zâlimîne).: Ve ebediyyen onu (ölümü) TEMENNİ edemezler, elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) şeyler sebebiyle. Ve ALLAH, zâlimleri en iyi bilendir.” (Cumâ 62/7)


DÜNYâ’ya DÖNükTeMeNNî.:

يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي
Resim---“Yekûlu yâ lEYTEnî kaddemtu li hayâtî.: “KEŞKE ben hayatım için (yaşarken güzel ameller) takdim etseydim.” der.” (Fecr 89/24)

وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُواْ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُواْ مِنَّا كَذَلِكَ يُرِيهِمُ اللّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ
Resim---“Ve kâlellezînettebeû LEV enne lenâ kerreten fe neteberree minhum kemâ teberreû minnâ kezâlike yurîhimullâhu a’mâlehum haserâtin aleyhim ve mâ hum bi hâricîne mine’n- nâr (nâri).: Ve o (ALLAH'tan başkasına) tâbî olanlar dedi ki.: “KEŞKE bizim için (dünyaya) bir kere daha dönüş olsaydı. O zaman bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.” Böylece ALLAH, onlara amellerinin hasara uğradığını (hüsrana düştüklerini) gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.” (Bakara 2/167)

حَتَّى إِذَا جَاءنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ
Resim---“Hattâ izâ câenâ kâle yâ LEYTE beynî ve beyneke bu’de’l- meşrikayni fe bi’se’l- karîn (karînu).: O (onlardan biri), sonunda (kıyâmet günü) bize geldiği zaman: “KEŞKE benimle senin aran, iki doğu kadar uzak olsaydı.” dedi (der). İşte bu kötü bir yakınlık.” (Zuhrûf 43/38)

وَلَن يَنفَعَكُمُ الْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Resim---“Ve len yenfeakumu'l- yevme iz zalemtum ennekum fî'l- azâbi muşterikûn (muşterikûne).: Bugün size asla (hiçbir şey-temenni) fayda vermez. Siz zulmetmiştiniz. Muhakkak ki azapta ortaksınız.” (Zuhrûf 43/39)

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا
Resim---“Ve yevme yeaddu’z- zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ LEYTEnîttehaztu mea’r- resûli sebîlâ (sebîlen).: Ve o gün, zâlim ellerini ısırır: “KeŞKe RESÛLLe beraber (ALLAH'a giden) bir yol ittihaz etseydim/bir yol edinmiş olsaydım.” der.” (Furkân 25/27)

يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا
Resim---“Yâ veyletâ LEYTEnî lem ettehız fulânen halîlâ (halîlen).: Yazıklar olsun, KeŞKe ben filânı (o bâtıl yolcusu kişiyi) dost edinmeseydim!.” (Furkân 25/28)


ATEŞin KARŞIsında DURDURULunca.:

وَلَوْ تَرَىَ إِذْ وُقِفُواْ عَلَى النَّارِ فَقَالُواْ يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلاَ نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Ve LEV terâ iz vukıfû alen nâri fe kâlû yâ leytenâ nureddu ve lâ nukezzibe bi âyâti rabbinâ ve nekûne mine’l- mu’minîn (mu’minîne).: Ateşin üzerinde durduruldukları zaman görsen. O zaman: “KEŞKE biz geri döndürülseydik, Rabbimizin âyetlerini yalanlamazdık mü'minlerden olurduk.” dediler.” (En’âm 6/27)

Evet,
İLLÎYyîn’den=>ESFELîn’e.. BEZM-i ELESt’ten =>MAHŞERE GEÇerken Şimdi Şu ÂNda Şe’ÂNULLAHta SÜNNETuLLAH Üzere YAŞAmakta OLduğumuz İMKÂNLa İMTİHÂN OLAN KULLUk Hayatı sonUÇ-unda HÂL-i HAZIR HESÂBı MutLaka GELip-ÇATacaktır hER BAŞA/NEFSe..
Bu ÂLEMde HİZBU’ş- ŞEYTÂN KÜFRünü TERCiH eden ve ÜMİDi YOKk KORKusu ÇOKk KÂFiR OLANLar DER ki.:


إِنَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا
Resim---“İnnâ enzernâkum azâben karîbâ (karîben), yevme yenzuru’l- mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlu’l- kâfiru yâ LEYTEnî kuntu turâbâ (turâben).: Muhakkak ki, sizi yakın bir azâbla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Ve kâfir olan: “KEŞKE ben TOPRAK OLsaydım.” diyecek.” (Neb'e 78/40)

NETİCe yi- KELÂMm.:
SiLM İMÂn SâHiBi MuhaMMedî MÜ’MiNLer BAK!.ar ve GÖR!.ürLer ki;
Bu ÂLEMde İMÂNsız OLANlar =>O ÂLEMde HESAPLARı GÖRüLürken.: “KeŞKe =>ALLAH’a İmÂN Edip =>KELÂMuLLAH’ı DUYup Peygamberim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in YOLUna UYup İZLEseydim; Hiçbir CÂNa zulm edip de, İsLÂM’a ve MuhaMMedî MÜ’MiNLere DİL Uzatmasaydım!.”
diye diye inleyeceklerini yakîn derecesinde duyar-İBREt ALıp => “ÇOKk ŞÜKÜR henüz HAYyattayım İBREtten HİKMEte GEÇip daha fırsat varken;

GELeceğe DUÂ’ya,
Şİmdi-Şu ÂN’a RIZÂ,
GEÇmişe TEVBe İSTiğfarına DURup.:

KeŞKe, başkalarının mükemmelini görüp de kusurlarını görmeseydim, Kendi hatalarımla meşgul olsaydım; KeŞKe, MuhaMMedî MÜ’MiN ve RABBÂNî bir KUL OLaBİLseydim de RABBimLe Münâsebetimi SIKI TUTsaydım; AHh!. NE OLurdu, bEN de LîVECHİLLAH =>SEBÎLİLLAH’ta MuhaMMedî ŞeHÂDet ŞEREfiyLe HASBî HİZmetçisi OLaBİLseydim!. Ve MuhaMMedî ŞEFÂat ŞİFÂsıyLa HABÎBî HİZmetçisi OLaBİLseydim!. İNŞâe ALLAHu TeÂLÂ!.”
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11778
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta KEŞKE/ŞÂYET..

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Kur’ÂN-ı KerîmimİZ’de, insanın pişman olacağı durumlara dâir örneklerle, insan cinsi adına dile getirilen hayıflanmaları anlatan ifâdeler vardır. Bunlar bâzen “leyte” ile bâzen de başına “lev” edatı getirilen “ya‘lemûn” veya “ta‘lemûn” kelimeleriyle “KeŞKe BİLselerdi!.- KeŞKeBİLseydınız!.” ifâde ediliyor.. Biz bunları dünya hayatına yönelik söylenen “KeŞKe”ler ve âhiretteki “Pişmanlıklar” diye ayırmak sûretiyle ve daha sonra da kendi aralarında tasnif ederek değerlendirilirse.:

A-) DÜNYA HAYATINA YÖNELİK PİŞMANLIK İFÂDELERİ İKİYE AYRILABİLİR.:


a-) Kişinin ya da kişilerin kendi adına söyledikleri pişmanlıklar.: Bunların birincisine Meryem aleyhisselâm’ın doğum sancısının kendisini bir hurma ağacına yaslanmaya sevk ettiğinde, o böyle hayıflanmıştı..:

فَأَجَاءهَا الْمَخَاضُ إِلَى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا
Resim---“Fe ecâe hel mehâdû ilâ ciz’ın nahleh (nahleti), kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ (mensiyyen).:.: Doğum sancısı onu, bir hurma ağacının gövdesine (sığınmaya) mecbur etti. “KeŞKe ben bundan önce ölseydim, unutularak unutulmuşların (arasına karışsaydım).” dedi.” (Meryem 19/23)

Meryem aleyhisselâm’ın sözleri, tabiî ki yapılan bir yanlış tercihe pişmanlığın ifâdesi değildir. Bilâkis, büyük bir imtihana tabi tutulan bir kulun, RABBine hâlini arz etmesidir. Karûn’a imrenen tamahkârların sözleri ise haklarında neyin hayırlı olduğunu bilmeden sergiledikleri pişmanlığın ifâdesidir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Başına bir iş geldiği zaman KeŞKe şöyle yapsaydım, o zaman böyle olurdu deme. ALLAH’ın takdiri böyleymiş, O dilediğini yapar, de. Çünkü KeŞKe şöyle yapsaydım sözü, şeytanın vesvesesine yol açar.” buyurmuştur.
(Müslim, Kader, 34)

Negatif örnek olarak da ihtişamla karşılarına çıkan Karûn’u gören dünya heveslilerinin.:

وَمِن رَّحْمَتِهِ جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Resim---“Ve min rahmetihî ceale lekumul leyle ven nehâre li teskunû fîhi ve li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn (teşkurûne).:.: Ve rahmetinden (olmak üzere) sizin için, içinde sükûn bulasınız (dinlenesiniz) diye ve O'nun fazlından isteyesiniz diye geceyi ve gündüzü kıldı (yarattı). Ve umulur ki siz böylece şükredersiniz.” (Kasas 28/79)

b-) Toplum adına dile getirilen pişmanlık daha farklıdır ve bunu da üçe ayırabiliriz.:

1-) ALLAHu zü’L- CeLÂL’in inanmayan kullarına muhtelif âyetlerde.: “KeŞKe BİLseLerdi”.: buyurması.:


مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Resim---“Meselullezînettehazû min dûnillâhi evliyâe ke meseli’l- ankebût (ankebûti), ittehazet beytâ (beyten) ve inne evhene’l- buyûti le beytul ankebût (ankebûti), lev kânû ya’lemûn (ya’lemûne).:.: ALLAH'tan başka dostlar edinenlerin durumu, (kendisine) ev edinen örümceğin hali gibidir. Ve muhakkak ki evlerin en dayanıksızı örümceğin yuvasıdır. KeŞKe onlar bilselerdi.” (Ankebût 41)

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
Resim---“Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve sehhareş şemse vel kamere le yekûlunnallâh(yekûlunnallâhu), fe ennâ yu’fekûn(yu’fekûne).:.: Ve muhakkak ki eğer sen onlara, "Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay'ı kim (size) musahhar (emre amade) kıldı?" diye sorarsan mutlaka, "ALLAH" derler. O halde nasıl (haktan batıla) döndürülüyorlar?” (Ankebût 61

فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Resim---“Fe ezâkahumullâhul hızye fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhıreti ekber(ekberu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).:.: Böylece ALLAH, onlara dünya hayatında zilleti (horlanma ve aşağılanmayı) tattırdı. Ve ahiret azabı elbette daha büyüktür. KeŞKe bilmiş olsaydılar.” (Zümer 39/26)

2-) Peygamberlerin ümmeti adına hayıflanması/eyvah demesi.:.

يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاء لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Resim---“Yagfir lekum min zunûbikum ve yûahhırkum ilâ ecelin musemmâ (musemmen), inne ecelallâhi izâ câe lâ yuahhar(yûahharu), lev kuntum ta’lemûn (ta’lemûne).:.: (ALLAH da) sizin günahlarınızı mağfiret etsin (günahlarınızı sevaba çevirsin) ve sizi belirlenmiş bir zamana kadar tehir etsin (ömür versin)! Muhakkak ki ALLAH'ın eceli (ALLAH'ın taakdir ettiği ölüm anı) gelince tehir edilmez. KeŞKe siz bilmiş olsaydınız.” (Nûh 71/4)

3-) İnsanları îmana çağıranların gönül hassasiyeti. Bunun örneği Yâsîn Sûresi’nde Ashâb-ı Karye kıssasındadır ki, orada ALLAH’ın Elçilerine yardım etmek üzere şehrin öbür ucundan koşup gelen îmanlı adamın çırpınışı anlatılıyor.:

Resim--- “Ve bizim üzerimizde açıkça tebliğden (bildirmekten) başka bir şey (sorumluluk) yoktur.
"Muhakkak ki biz, sizinle uğursuzluğa uğradık. Eğer siz gerçekten vazgeçmezseniz (son vermezseniz), sizi mutlaka taşlayacağız. Ve mutlaka bizden size elîm bir azap dokunacak." dediler.
"Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir (kendinizdendir). Size zikir hatırlatılınca mı (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır, siz müsrif (haddi aşan) bir kavimsiniz." dediler.
Ve şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!" dedi.
Ve şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!" dedi.
(Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).
Ve ben, niçin beni Yaratan'a kul olmayayım ki; siz, O'na döndürüleceksiniz.
Ben, O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer Rahmân bana bir zarar dilerse, onların şefaati bana bir (şey) fayda vermez (sağlamaz). Ve onlar beni kurtaramazlar.
Eğer öyle olsaydı (putlara tapsaydım) muhakkak ki ben, mutlaka apaçık dalâlette olurdum.
Muhakkak ki ben, sizin Rabbinize îmân ettim. Öyleyse beni işitin.
(Ona): "Cennete gir!" denildi. "KeŞKe kavmim bilseydi." dedi..
(Yâsîn 36/17-27)

B-) ÂHİRETTEKİ PİŞMANLIK İFÂDELERİNE DÂİR SEVK EDİLEN ÂYETLER'in her biri, ömrünü gafletle geçiren insanın dramını resmeden ibret levhasıdır. Âhirette nice insan, dünyadaki yanlış tercihlerinden derin bir pişmanlık duyacak; onlardan kaçıp kurtulmak isteyecek. Ve bu anlamda insanın ilk mücadelesi kendisiyle olacak.:

Ağızlar mühürlenip eller ve ayaklar yaptıklarını itiraf etmeye başlayınca.:

الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Resim---“El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).:.: Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını (yaptıklarını) Bize, onların elleri anlatır, ayakları şâhidlik eder.” (Yâsîn 36/65)

Kendi aleyhinde konuşan cildine.:

وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدتُّمْ عَلَيْنَا قَالُوا أَنطَقَنَا اللَّهُ الَّذِي أَنطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Resim---“Ve kâlû li culûdihim lime şehidtum aleynâ, kâlû entakanallâhullezî entaka kulle şey’in ve huve halakakum evvele merretin ve ileyhi turceûn(turceûne).:.: Ve kendi ciltlerine (uzuvlarına): “Niçin bizim aleyhimize şâhidlik ettiniz?” dediler. (Onlar da) dediler ki: “Bizi, herşeyi söyleten ALLAH söyletti. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürüleceksiniz!.” (Fussilet 41/21)

Ölüm gelip çattığında RABB’ine yalvaracak.:

حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ
Resim---“Hattâ izâ câe ehadehumul mevtu kâle rabbirciûn(rabbirciûni).:.: Onların birine ölüm geldiği zaman: “RABBim, beni geri döndür.” dedi.” (Müminun 23/99)

لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Resim---“Leallî a’melu sâlihan fîmâ terektu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûn (yub’asûne).:.: “Böylece (geri gönderdiğin taktirde) terkettiğim sâlih amelleri (nefsi tezkiye edici ameli) işlerim.” Hayır, muhakkak ki onun söylediği söz, sadece (boş) bir kelimedir. Ve beas edilecekleri güne kadar onların arkasında berzah (engel) vardır.” (Müminun 23/100)

Fakat kendisine denilecek ki.:

لَقَدْ كُنتَ فِي غَفْلَةٍ مِّنْ هَذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَاءكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ
Resim---“Lekad kunte fî gafletin min hâzâ fe keşefnâ anke gıtâeke fe besarukel yevme hadîdun.:.: (ALLAHû TeÂLA buyurur): “Andolsun ki sen bundan gaflet içindeydin. İşte senden perdeni kaldırdık. Artık bugün senin görüşün keskindir.” (Kaf 50/22)

Dünyada iken göz ardı ettiklerinin değerini çok iyi görüyorsun, anlamında azarlanacak.:

لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Resim---“Leallî a’melu sâlihan fîmâ terektu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).:.: “Böylece (geri gönderdiğin taktirde) terkettiğim sâlih amelleri (nefsi tezkiye edici ameli) işlerim.” Hayır, muhakkak ki onun söylediği söz, sadece (boş) bir kelimedir. Ve beas edilecekleri güne kadar onların arkasında berzah (engel) vardır.” (Müminun 23/100)

Ve insan, âhirette geçer akçenin ne olduğunu anlayınca hayıflanacak iç geçirecek.:

يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي
Resim---“Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî.:.: “KeŞKe ben hayatım için (yaşarken güzel ameller) takdim etseydim.” der.” (Fecr 89/24)

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا
Resim---“Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).:.: Ve o gün, zâlim ellerini ısırır: “KeŞKe resûlle beraber (ALLAH'a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.” (Furkân 25/27)

Dünyada iken yanlış dostlar edindiğine pişman olacak.:

حَتَّى إِذَا جَاءنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ
Resim---“Hattâ izâ câenâ kâle yâ leyte beynî ve beyneke bu’del meşrikayni fe bi’sel karîn(karînu).:.: O (onlardan biri), sonunda (kıyâmet günü) bize geldiği zaman: “KeŞKe benimle senin aran, iki doğu kadar uzak olsaydı.” dedi (der). İşte bu kötü bir yakınlık.” (Zuhrûf /38)

Pişmanlığın çâre ve geri dönüşün mümkün olmadığını görünce.: “KeŞKe bana kitabım verilmeseydi. Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. KeŞKe ölümle her şey olup bitseydi”.:

وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيهْ
Resim---“Ve emmâ men ûtiye kitâbehu bi şimâlihî fe yekûlu yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.:.: Ve kitabı (hayat filmi) solundan verilen kimse ise o zaman: “KeŞKe bana kitabım verilmeseydi.” der.” (HAKka /25)

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيهْ
Resim---“Ve lem edri mâ hısâbiyeh.:.: Ve hesabımın ne olduğunu bilmeseydim.” (HAKka /26)

يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ
Resim---“Yâ leytehâ kânetil kâdiyeh(kâdiyete).:.: KeŞKe o (ölünce hayatım) bitmiş olsaydı.” (HAKka /27)

إِنَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا
Resim---“İnnâ enzernâkum azâben karîbâ (karîben), yevme yenzuru’l- mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlu’l- kâfiru yâ LEYTEnî kuntu turâbâ (turâben).:.: Muhakkak ki, sizi yakın bir azâbla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Ve kâfir olan: “KEŞKE ben TOPRAK OLsaydım.” diyecek.” (Nebe 78/40)

Bu İmtihÂN YURDu Dünyâ Hayatında Kur'ÂN-ı Kerîm’i DUYuş =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e UYuş ŞEHÂDEt ŞEREFi SÂhibLeri =>ÂHiRet YURDunda “KeŞKe!.” Diyecekleri husus.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Cennet ehli dünyada iken ALLAH’ı zikretmeden geçirdikleri ÂN-Ların hasretini çekerler!.” buyurmuştur.
(Taberânî, Mecmâu’l- Kebîr, 20/93/h. no: 182)

Resim
ResimResim
ResimResimResim
ResimResimResimResim

HÜLÂsâ-yı KeLÂM;

HiZBu’ş- ŞEYTÂN ZüMResi.:


إِنَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا
Resim---“İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yenzurul mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ(turâben).:.: Muhakkak ki, sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Ve kâfir olan: “KeŞKe ben toprak olsaydım.” diyecek.” (Nebe 78/40)

HiZBuLLAH ZüMResi.:

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ
Resim---“Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi emvât(emvâtun), bel ahyâun ve lâkin lâ teş’urûn(teş’urûne).:.: Ve ALLAH yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, farkında olmazsınız.” (Bakara 2/154)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ÜMMetime ağır gelmeyecek olsaydı, hiçbir seriyye/düşman üzerine gönderilen süvari müfrezesinden geri kalmaz, hepsine katılırdım. ALLAH yolunda şehîd olmak, sonra diriltilip tekrar şehîd olmak yine diriltilip tekrar şehîd olmak isterdim.” buyurmuştur.
(Buhârî, Îman, 26; Müslim, İmâre, 103, 107)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH TeÂLÂ’dan bütün kalbiyle şehîdlik dileyen bir kimse, yatağında ölse bile, ALLAH ona şehîdlik mertebesini ihsân eder.” buyurmuştur.
(Müslim, İmâre, 157; Nesâî, Cihâd, 36)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şehîdliği gönülden arzu eden bir kimse, şehîd olmasa bile sevâbına nâil olur.”buyurmuştur.
(Müslim, İmâre, 156)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Şehîd olmayı ALLAHu zü’L- CeLÂL’den samimî olarak dileyen kimseyi, ALLAH, rahat yatağında vefât etse bile, şehîdlerin derecesine eriştirir." buyurmuştur.
(Müslim, İmâre, 156, 157; Ebû Davûd, İstigfâr, 26; Neseî, Cihâd, 36; ibn Mâce, Cihâd, 15)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir kısım insanları da şehîd hükmünde kabul etmiştir. Nitekim bir defâsında ashâbına.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Siz kimleri şehîd sayıyorsunuz?” diye sormuştu. Sahâbîler.: “Yâ Resûlallah! Kim ALLAH Yolunda öldürülürse o şehîddir!” dediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Öyleyse ÜMMetimin şehîdleri oldukça azdır!.”
Ashâb-ı Kirâm.: “O hâlde kimler şehîddir yâ Resûlullah!.” dediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH yolunda öldürülen şehîddir; ALLAH yolunda ölen şehîddir; bulaşıcı hastalıktan ölen şehîddir; ishâlden ölen şehîddir; boğularak ölen şehîddir.”
buyurmuştur.

(Müslim, İmâre, 165; İbn-i Mâce, Cihâd, 17)

Uhud şehîdleri zikredildiğinde;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Vallahi ashâbımla birlikte Ben de şehîd olup Uhud Dağı’nın dibinde gecelemeyi ne kadar isterdim!.” buyurmuştur.
(İ. Ahmed, Müsned, III, 375)


MuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...

ResimKUL İHVÂNi
Resim
Cevapla

“Divanında Muhammedi Tasavvuf” sayfasına dön