KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Cevapla
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimKELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ.:

ZüHD NEdir?.:

ZüHD; Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermek.
ZÜHD; İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir. "Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır" şeklinde de tarif edilir.

Zühd sâhibi olanlara; zâhid denilir. Zühd, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak, dünya ni’metlerine sırt çevirip, kuru ekmek yiyerek aba giymek değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamaktır. Başka bir ifadeyle: “Âhireti unutup, dünyaya esir olmamaktır.” (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 252 vd).

Hz. Peygamber, zühdün; helâllara haram kılmak veya malı telef etmek değil, elde olana güvenmemek olduğunu bildirmiştir (Tirmizî, Zühd 29; İbn Mâce, Zühd, 1).

ALLAH celle celâlihu, kullarının yararlanması için çeşit çeşit ni’metler yaratmış, dünyayı güzellik ve lezzetlerle donatmıştır. Bunlardan yararlanmak herkes için olduğu gibi müslüman için de tabiî bir haktır. Ancak, müslümanın dikkat etmesi gereken husus, dünya ni’metleri ve zevklerinden istifade etmek için, meşru olmayan yollara sapmamak, israf etmemek ve haramlara dalmamaktır. Müslüman meşru sınırlar içerisinde dünya ni’metlerinden istifade ederken âhireti hiç bir zaman unutmamalı, asıl zevk ve ni’metlerin orada olduğunu bilmelidir. Kısaca, âhireti unutup, dünyaya gönül vermemelidir.

Zühd genelde üç kısma ayrılır:
a-) Haramları terketmek: Zühdün, bu türünün bütün müslümanlarda bulunması gerekir. Herkes için farzdır.
b-)Helâllardan, gerekli olmayanları terketmek: Bu kullukta ileri derecelere ulaşanlarda bulunur.
c-) Allah'la meşgul olmayı engelleyen her şeyi terketmek: Bu da, "ârif ' denilen Allah'ı tam bilip ona itaat eden kullara ait olan zühddür (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 256).
d-) Dünyadan, Halktan, Haram ve şüphelilerden yüz çevirmektir

ZüHD-ü KaLB: Kalben dünyaya değil, Allah rızasına müteveccih olmak. Kalbin dünya alâkalarından kesilmesi.
ZÂHiD: (Zühd. den) Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf..

ZÜHD, üç türlüdür:
1-) Câhilin zühdü, haramlardan uzaklaşmak,
2-) Âlimlerin zühdü, helâl olanların fazlasından sakınmak,
3-) Âriflerin zühdü, ALLAHu TeÂLÂ’yı unutturan her şeyi terk etmektir.
(İmam-ı Ahmed HanbeLî)

Zâhid; Arapça, takdir ve tahmin eden rağbet etmeyen gibi çeşitli anlamları olan bir kelimedir. Kur'ÂN-ı Kerîm'de sadece bir yerde, Yûsuf aleyhisselâm'ın satılması konusunda geçen bu kelime, Yûsuf aleyhisselâm'ın satın alımı konusunda insanların rağbetsiz olduğunu gösteren bir mânâya sâhibdir.
Zâhid; Kur'ÂN-ı Kerîmde 1 âyette geçmektedir.:


وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ
Resim---"Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdetin, ve kânû fîhi mine’z- zâhidîn (zâhidîne).: Ve onu (Yusuf’u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zâhidlerden idiler.” (Yûsuf 12/20)


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem BUYrukLarında Zâhid’in ZüHDü o ki;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Zühd, ALLAH’ın SEVdiğini SEVmek, SEVmediğini de SEVmemek ve dünyanın helâlinden de sakınmaktır. Zirâ dünyanın helâline hesab, haramına azab vardır. Kendine acıdığı gibi, bütün Müslümanlara da acımak, haram sözden kaçtığı gibi faydasız sözden de kaçınmak, çok mal ve ziynetten ateşten kaçar gibi kaçmak ve dünyada emelini kısa tutmak zühddür.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAHu TeÂLÂ, bir kuluna hayır murad ettiğinde onu dinde fakih, dünyada zâhid kılar ve ona ayıplarını görecek basiret verir." buyurdu.
(Beyhekî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyayı SEVmek, bütün hataların başıdır. Dünyadan sakınan, zâhiddir.”
buyurdu.
(Beyhekî, İbni Ebid-dünya, Hâkim, İ. Süyûtî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Mütevazı olmayan zâhid olamaz.” buyurdu.
(Taberânî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyada zâhid olanı görürseniz, ona yaklaşın, çünkü o hikmet saçar.” buyurdu.
(Ebu Ya'lâ)


Zâhid; kendisini dünyadan çeken ve dinî hayata veren âhirete yönelen kişiler için kullanılır bir tâbirdir.


Harabatı görenler her biri bir hâletin söyler
Safâsın nakleder rindân, zâhid sıkletin söyler..
Koca Râğıb Paşa

Harabat: Harabeler. Viraneler. Meyhâneler.
Hâlet: Suret. Hâl. Keyfiyet.
Safâ: Gönül şenliği, eğlence. Duru olmak, itmi'nan ve meserret üzere olmak. Temiz, sâfi olmak..
Rindân: f. Kalender. Aldırışsız, dünya işlerini hoş gören. Lâübali meşreb feylesof. Bâtını irfan ile müzeyyen olduğu halde zâhiri sâde görünen hakîm. Dış görünüşü laübâli olduğu halde, aslında kâmil olan kimse.
Sıklet: Ağırlık. Mânevi sıkıntı.


Gerçek ZÂHİDLik;
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, senin için KAZA’sında NÂSİB ettiği sana taksim ettiği maddî, manevî rızk için KADERinde KISMETin Olması için sebebe başvurup oLta atmaktır..
Çünkü, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, senin için NÂSİB ve KISMET ettiğini senin elinden Alacak ya da sana VEReBİLecek bir kimse asla yoktur..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim TAKVÂ NEdir?.:

TAKVÂ;
Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek.

TAKVÂ;
Her NEFSin/KULun Bezm-i ELestte ALLAHu zü’L- CeLÂL’e VERDiği “RABBine KULLUK” İLK SÖZ/AHDine Sadık ve KAVİ/sağlam, metin, zorlu, kuvvetli, güçlü, varlıklı, zengin, sâlih, emin, mutemed OLuştur..


Kur'ÂN-ı Kerîmde MUTTAKîn.:

Muttâki: Ehl-i takvâ. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini/nefsini ALLAH celle celâlihu'nun sevmediği fenâ şeylerdan koruyan.
MUTTAKîn: (Mütaki. c.) Takvâlılar. Müttakîler.

Kur'ÂN-ı Kerîmde MUTTAKîn:
Bakara 2/2,66,180,194,241; ÂL-i İmrân3/76,115,133,138; A'râf 7/128; Tevbe 9/36,44,123; Hûd 11/49; Hicr 15/45; Nahl 16/30,31; Meryem 19/85,97; Enbiyâ 21/48; Furkân25/74; Şuarâ 26/90; Kasas 28/83; Sâd 39/28,49; Zümer 39/57; Zuhrûf 43/35,67; Duhân 44/51; Câsiye 45/19..


وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (ÂL-i İmrân 3/133)

هَذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---"Hâzâ beyânun li’n- nâsi ve huden ve mev’ızatun li’l- muttekîn (muttekîne).: Bu (âyetler), insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takvâ sahipleri için bir öğüttür.” (ÂL-i İmrân 3/138)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Resim---"İnne’l- muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).: Muhakkak ki; takvâ sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.” (Hicr 15/45)

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْدًا
Resim---"Yevme nahşuru’l- muttekîne ilâ’r- rahmâni vefdâ (vefden).: O gün muttakileri (takvâ sahiplerini), Rahmân’ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).” (Meryem 19/85)

وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve uzlifeti’l- cennetu li’l- muttakîn (muttakîne).: Ve cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırıldı.” (Şuarâ 26/90)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
Resim---"İnne’l- muttakîne fî makâmin emîn (emînin).: Muhakkak ki takvâ sahipleri, mutlaka emin makamlardadır.” (Duhân 44/51)

إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيئًا وإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
Resim---"İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â (şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’din, vallâhu veliyyu’l- muttakîn (muttakîne).: Muhakkak ki onlar, Allah’tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.” (Câsiye 45/19)


ResimKur'ÂN-ı Kerîmde TAKVÂ.:

Bakara 2/197,237; Mâide suresi 5/2,8; Tevbe 9/108; A'râf 7/26; TâHâ 20/132;
Hacc 22/37; MuhaMMed 47/17; Fetih 48/26; Hucurât 49/3; Mücâdile 58/9; Müddessir 74/56; Şems 91/8; Alak 96/12..


وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ
Resim---"Ve lekad âteynâ mûsâ’l- kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryeme’l- beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhi’l- kudus (kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn (taktulûne).: Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.” (Bakara 2/197)

lâ tehvâ: Hoşlanmadınız..

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (Âl-i İmrân 3/133)

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---"Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.” (Mâide 5/27)

يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَ ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Resim---"Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ (rîşâen) ve libâsut takvâ zâlike hayr (hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Ey Âdemoğulları! Sizlere ayıp yerlerinizi gizleyip örtecek elbise ve süslenecek şeyler (elbise) ve takvâ elbisesini indirdik. Bu daha hayırlıdır. İşte bu Allah’ın âyetlerindendir. Böylece onlar tezekkür ederler.” (A'râf 7/26)

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Resim---"Ve’mur ehleke bi’s- salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkâ (rızkan), nahnu nerzukuke, ve’l- âkıbetu lit takvâ.: Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takvâ sahiplerinindir.” (TâHâ 20/132)

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---"İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikellezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiratun ve ecrun azîm (azîmun).: Allah’ın Resûl’ünün yanında seslerini alçaltanlar; işte onlar, Allah’ın takvâ için kalplerini imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır.” (Hucurât 49/3)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---"Yâ eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takvâ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.” (Hucurât 49/13)


Resim RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellemde TAKVÂ.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, imanın elbisesidir.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, her hayrı içine alır.” buyurdu.
(Ebu Ya'lâ)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ ehli hesap vermeden Cennete girer.” buyurdu.
(Taberanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üstünlük takvâ iledir. Başka bakımdan üstünlük yoktur.” buyurdu.
(Taberanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Âhirette, Allahü teâlâya yakın olanlar, verâ ve zühd sahipleridir.” buyurdu.
(İbni Lâl)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Zühd ile verâ her gece kalbleri dolaşır, iman ve hayâ bulunan kalblere yerleşir, böyle olmayan kalblerde durmaz, geçip giderler. ” buyurdu.
(İ. Gazalî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlmiyle amil olmayan âlim, verâ’sı olmayan da abid olamaz. Zâhid değilse verâ sahibi olamaz. ” buyurdu.
(Askerî)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

VERÂ NEdir?.:

VERÂ;
İslam inanışında haram olmasında şüphe bulunan şeylerden ve yakışıksız işlerden sakınmaktır. Mümin'in kendisini ilgilendirmeyen ve şüpheli olan her şeyi terk etmesi verâdır.

VERÂ;
ALLAHu zü’L CeLÂL’in BUYurduğu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin DUYurduğu; KULun Ağzından GİRenin Haram değil HeLÂL ve ÇIKanın ise YaLan değil Hak Olmasına var gücüyle sâhib ÇIKMası Cihadıdır..

VERÂ;
Helâl YEmek, Hakkı DEmek ve İnsanlara MuhaMMedî Hasbî Hizmet etmektir.

VERÂ;
Şüpheli görülen şeylerden kaçmak ve her ÂN Nefs Muhasebesi YAPmaktır..

Verâ; hayırlı ve övgüye değer amellere sarılıp, geçici dünya hevesi peşinde koşmayı terk etmeyi gerektirir. Yine verâ; emredilen ve nehyedilen bütün dini hükümleri teferruatı ve incelikleriyle tatbik etmeyi gerektirir. Bunun gereği olarak, ağızdan giren ve çıkanın Allah ve Rasûlü’nün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmek, günaha düşmekten ve harama bulaşmaktan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmak, zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek verâdır.
Haramda verâ dindarlıktır. Fakat bunun da dereceleri vardır.

İmam-ı Gazali verânın dört derecesi olduğunu söyler:
1-) haram olan şeylerden kaçınmak,
2-) Şüpheli şeylere karşı korunmak (ki bu salihlerin verâ’ı dır)
3-) Harama sebep olması ihtimalini düşünerek helâli terk etmek (ki bu muttakilerin verâ’ı dır)
4-) Her ne kadar kendini harama düşürmeyecekse de, Allah’a yakınlığının artmayacak şekilde ömrünün bir kısmının boşa geçeceği korkusundan dolayı , bütün mevcudiyetiyle Allah’a teveccüh edip, Allah’ın dışında her şeyden yüz çevirmek (ki bu da sıddıkların verâ’ı dır).

Verâ'nın en düşük seviyesi Allah'ın nehy ettiklerinden sakınmak, en yüksek seviyesi de Allah'ı zikirden alıkoyacak her şeyden kaçınmaktır.
Verâ, Zühd ve takvâ arasındaki fark nedir?
Verâ şüpheli şeyleri, zühd ise ihtiyaç fazlasını terk etmektir. Verâ'yı takvâ karşılığı kabul edenler olsa da Verâ', takvânın ileri bir merhalesidir. Verâ'nın sevabı ve neticesi, ahirette hesabın hafif olmasını sağlar.

Verâ; Takvânın ileri derecesini ifade eden tasavvuf terimi.

Verâ; hayırlı ve övgüye değer amellere sarılıp, geçici dünya hevesi peşinde koşmayı terk etmeyi gerektirir. Yine verâ; emredilen ve nehyedilen bütün dini hükümleri teferruatı ve incelikleriyle tatbik etmeyi gerektirir. Bunun gereği olarak, ağızdan giren ve çıkanın Allah ve Rasulü’nün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmek, günaha düşmekten ve harama bulaşmaktan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmak, zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek verâdır.


RESûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem BUYruklarında VERÂ;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her şeyin esası vardır. İmanın esası da verâ dır.” buyurdu.
(Hatib)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Verâ ehli ol, insanların en abidi olursun." buyurdu.
(İbni Mace, Zühd, 24)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Verâdan daha kolay ve sağlam bir yol görmedim." buyurdu.
(Buharî, Büyu, 3)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Dininizin aslı verâdır." buyurdu.
(el-Mu'cemu'l-müfehres, VII, 194; İbnu'l-Esîr, en-Nihaye fî garîbi'l-hadis, Kâhire 1965, V, 174-175)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında şüpheli olan şeyler vardır. Bu şüpheliler Allah Teâlâ'nın koruluğudur. Çünkü koruluk etrafında koyun otlatanın sürüleri koruluğa dalabilir." buyurdu.
(Müslim, Müsakat, 107-108)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Tedbir gibi akıl yoktur. Sakınmak gibi verâ yoktur. İyi huy gibi haseb (itibar vesilesi) yoktur.” buyurdu.
(Ebu Zerr radiyallahu anhu’dan; İmam Rabbanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İmanın esası verâ’dır.” buyurdu.
(Hatib)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dinimizin direği verâ’dır.” buyurdu.
(Beyhekî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hiçbir şey, verâ gibi olamaz.” buyurdu.
( Tirmizî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ, amellerin efendisidir.” buyurdu.
(Taberanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İman, insanı verâ sahibi yapar.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ, şüpheli şeylerden kaçmaktır.” buyurdu.
(Taberanî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dinimizdeki en hayırlı şey verâ’dır.” buyurdu.
(Hakim)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ güzeldir, âlimlerde daha güzeldir.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ sahibi imamla kılınan namaz kabul olur, onunla oturmak ibâdet, onunla sohbet sadaka olur.” buyurdu.
(Deylemî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ ehli imamla kılınan iki rekat namaz, verâ’sızla kılınan bin rekattan efdaldir." buyurdu.
(Ebu Nuaym)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şu üç şey bulunan kimsenin imanı kâmildir: Herkesle iyi geçinen güzel ahlak, kendini haramlardan alıkoyan verâ, cehlini örten hilm.” buyurdu.
(Nesaî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Farzları edâ et ki, insanların en âbidi olasın, haramlardan kaç ki, insanların en verâ ehli olasın, Allahu TeâLâ’nın senin için yaptığı taksime razı ol ki, insanların en zengini olasın.” buyurdu.
(İbni Adiyy)


Verâ ile Zühd arasındaki fark,verâ şüpheli şeyleri, zühd ise ihtiyaç fazlasını terk etmektir.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsanın (dini ve dünyası bakımından) ihtiyaç duymadığı şeyleri terk etmesi onun Müslümanlığının güzelliklerindendir.” buyurdu.
(İbni Mâce, İbni Hanbel, Tirmizî)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Helâl bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında, insanların bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kim ki bu şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim de şüpheli şeylerin içine düşerse, korunun etrafında (sınırda)hayvan otlatan çoban gibi haramın içine düşer. Öyle ki bu çobanın sınırdan öteye geçmesi kaçınılmazdır. Dikkat edin ki, her melikin bir sınırı vardır, Allah’ın sınırı da haramlardır. Dikkat edin, vücudda bir et parçası vardır. O iyi olduğu zaman bütün vücud iyi olur. O kötü olduğu zaman da, bütün vücut kötü olur. Dikkat edin, o KALBdir.” buyurdu.
(Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Tirmizî, Nesaî)


Yahya b. Muâz kaddesallahu sırrahu ise şöyle buyurur:
“Verânın iki şekli vardır:
Zâhirî Verâ: Allahu Teâla’nın rızasından başka bir şeyin seni harekete geçirmemesidir.
Bâtınî Verâ: Kalbine Allahu Teâla’dan başka bir şeyin girmemesidir.
Ebû Musa el-Eşari radiyallahu anhu: “Her şeyin bir haddi vardır. İslam’ın hadleri ise, verâdır, tevazu’dur, şükürdür, sabırdır. Verâ, işlerin temelidir. Tevazu, kibirden berattır. Sabır, ateşten necattır. Şükür, ennete nail olmaktır.” buyurmuştur.
Verâ halinin alâmeti insanın kendinde on farzın tatbikini görmüş bulunmasıdır ki, şunlardır:
1-) Dilini gıybetten sakınmak.
2-) Başkalarına karşı kötü zan beslememek.
3-) İnsanlarla alay etmekten sakınmak.
4-) Haramlara gözünü ve gönlünü kapamak.
5-) Doğru konuşmak.
6-) Nefsine Allah’ın ni’metlerini itiraf ettirmek.
7-) Malını hak yolda harcamak.
8-.) Kibirlenmemek.
9-) Beş vakit namazını terk etmemek.
10-) Ehl-i sünnet yolunda istikâmet üzere olmak..


HÜLÂsa-yı KeLÂM O ki;
MuhaMMMedî SAff Sufiler, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i GönüLden DUYar ve Uyarlar ki;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Günah gönlünde iz bırakan ve göğsü daraltan şeydir." buyurdu.
(Müslim, Birr, 14)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Müftüler fetva verse de sen gönlüne danış" buyurdu.
(Darimî, Büyü, 2)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Günlüne şüphe düşüren şeyi bırak, şüphe düşürmeyene bak!.” buyurdu.
(Buharî, Büyü, 3)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ NEDir?.:

ZüHD NEdir?.:

ZüHD; Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermek.
ZÜHD; İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir. "Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır" şeklinde de tarif edilir.

Zühd sâhibi olanlara; zâhid denilir. Zühd, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak, dünya ni’metlerine sırt çevirip, kuru ekmek yiyerek aba giymek değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamaktır. Başka bir ifadeyle: “Âhireti unutup, dünyaya esir olmamaktır.” (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 252 vd).

Hz. Peygamber, zühdün; helâllara haram kılmak veya malı telef etmek değil, elde olana güvenmemek olduğunu bildirmiştir (Tirmizî, Zühd 29; İbn Mâce, Zühd, 1).

ALLAH celle celâlihu kullarının yararlanması için çeşit çeşit ni’metler yaratmış, dünyayı güzellik ve lezzetlerle donatmıştır. Bunlardan yararlanmak herkes için olduğu gibi müslüman için de tabiî bir haktır. Ancak, müslümanın dikkat etmesi gereken husus, dünya ni’metleri ve zevklerinden istifade etmek için, meşru olmayan yollara sapmamak, israf etmemek ve haramlara dalmamaktır. Müslüman meşru sınırlar içerisinde dünya ni’metlerinden istifade ederken âhireti hiç bir zaman unutmamalı, asıl zevk ve ni’metlerin orada olduğunu bilmelidir. Kısaca, âhireti unutup, dünyaya gönül vermemelidir.

ZÜHD genelde üç kısma ayrılır:

a-) Haramları terketmek: Zühdün, bu türünün bütün müslümanlarda bulunması gerekir. Herkes için farzdır.
b-) Helâllardan, gerekli olmayanları terketmek: Bu kullukta ileri derecelere ulaşanlarda bulunur.
c-) Allah'la meşgul olmayı engelleyen her şeyi terketmek: Bu da, "ârif ' denilen Allah'ı tam bilip ona itaat eden kullara ait olan zühddür (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 256).
d-) Dünyadan, Halktan, Haram ve şüphelilerden yüz çevirmektir

ZüHD: Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermek.
ZüHD-ü KaLB: Kalben dünyaya değil, Allah rızasına müteveccih olmak. Kalbin dünya alâkalarından kesilmesi.
ZÂHiD: (Zühd. den) Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf..

ZÜHD, üç türlüdür:
1-) Câhilin zühdü, haramlardan uzaklaşmak,
2-) Âlimlerin zühdü, helâl olanların fazlasından sakınmak,
3-) Âriflerin zühdü, ALLAHu TeÂLÂ’yı unutturan her şeyi terk etmektir.
(İmam-ı Ahmed HanbeLî)

Zâhid; Arapça, takdir ve tahmin eden rağbet etmeyen gibi çeşitli anlamları olan bir kelimedir. Kur'ÂN-ı Kerîm'de sadece bir yerde, Yûsuf aleyhisselâm'ın satılması konusunda geçen bu kelime, Yûsuf aleyhisselâm'ın satın alımı konusunda insanların rağbetsiz olduğunu gösteren bir mânâya sâhibdir..


Zâhid; Kur'ÂN-ı Kerîmde 1 âyette geçmektedir.:


وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ
Resim---"Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdetin, ve kânû fîhi mine’z- zâhidîn (zâhidîne).: Ve onu (Yusuf’u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zâhidlerden idiler.” (Yûsuf 12/20)

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem BUYrukLarında Zâhid’in ZüHDü o ki;

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Zühd, ALLAH’ın SEVdiğini SEVmek, SEVmediğini de SEVmemek ve dünyanın helâlinden de sakınmaktır. Zirâ dünyanın helâline hesab, haramına azab vardır. Kendine acıdığı gibi, bütün Müslümanlara da acımak, haram sözden kaçtığı gibi faydasız sözden de kaçınmak, çok mal ve ziynetten ateşten kaçar gibi kaçmak ve dünyada emelini kısa tutmak zühddür.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAHu TeÂLÂ, bir kuluna hayır murad ettiğinde onu dinde fakih, dünyada zâhid kılar ve ona ayıplarını görecek basiret verir." buyurmuştur.
(Beyhekî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyayı SEVmek, bütün hataların başıdır. Dünyadan sakınan, zâhiddir.” buyurmuştur.
(Beyhekî, İbni Ebid-dünya, Hâkim, İ. Süyûtî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Mütevazı olmayan zâhid olamaz.” buyurmuştur.
(Taberânî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyada zâhid olanı görürseniz, ona yaklaşın, çünkü o hikmet saçar.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ.)

Gerçek ZÂHİDLik;
Zâhid; kendisini dünyadan çeken ve dinî hayata veren âhirete yönelen kişiler için kullanılır bir tâbirdir.


Resim

Harabatı görenler her biri bir hâletin söyler
Safâsın nakleder rindân, zâhid sıkletin söyler..

Koca Râğıb Paşa

Harabat: Harabeler. Viraneler. Meyhâneler.
Hâlet: Suret. Hâl. Keyfiyet.
Safâ: Gönül şenliği, eğlence. Duru olmak, itmi'nan ve meserret üzere olmak. Temiz, sâfi olmak..
Rindân: f. Kalender. Aldırışsız, dünya işlerini hoş gören. Lâübali meşreb feylesof. Bâtını irfan ile müzeyyen olduğu halde zâhiri sâde görünen hakîm. Dış görünüşü laübali olduğu halde, aslında kâmil olan kimse.
Sıklet: Ağırlık. Mânevi sıkıntı.



ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, senin için KAZA’sında NÂSİB ettiği sana taksim ettiği maddî, manevî rızk için KADERinde KISMETin Olması için sebeb başvurup olta atmak..
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, senin için NÂSİB ve KISMET ettiğini senin elinden Alacak ya da sana VEReBİLecek bir kimse asla yoktur..

TAKVÂ;
Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek..

TAKVÂ;
Her NEFSin/KULun Bezm-i ELestte ALLAHu zü’L- CeLÂL’e VERDiği “RABBine KULLUK” İLK SÖZ/AHDine Sadık ve KAVİ/sağlam, metin, zorlu, kuvvetli, güçlü, varlıklı, zengin, sâlih, emin, mutemed OLuştur..


Resim
Kur'ÂN-ı Kerîmde MUTTAKîn.:

Muttâki: Ehl-i takvâ. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini/nefsini ALLAH celle celâlihu'nun sevmediği fenâ şeylerdan koruyan.
MUTTAKîn: (Mütaki. c.) Takvâlılar. Müttakîler.


Bakara 2/2,66,180,194,241; ÂL-i İmrân3/76,115,133,138; A'râf 7/128; Tevbe 9/36,44,123; Hûd 11/49; Hicr 15/45; Nahl 16/30,31; Meryem 19/85,97; Enbiyâ 21/48; Furkân25/74; Şuarâ 26/90; Kasas 28/83; Sâd 39/28,49; Zümer 39/57; Zuhrûf 43/35,67; Duhân 44/51; Câsiye 45/19..

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (ÂL-i İmrân 3/133)

هَذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---"Hâzâ beyânun li’n- nâsi ve huden ve mev’ızatun li’l- muttekîn (muttekîne).: Bu (âyetler), insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takvâ sahipleri için bir öğüttür.” (ÂL-i İmrân 3/138)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Resim---"İnne’l- muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).: Muhakkak ki; takvâ sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.” (Hicr 15/45)

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْدًا
Resim---"Yevme nahşuru’l- muttekîne ilâ’r- rahmâni vefdâ (vefden).: O gün muttakileri (takvâ sahiplerini), Rahmân’ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).” (Meryem 19/85)

وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve uzlifeti’l- cennetu li’l- muttakîn (muttakîne).: Ve cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırıldı.” (Şuarâ 26/90)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
Resim---"İnne’l- muttakîne fî makâmin emîn (emînin).: Muhakkak ki takvâ sahipleri, mutlaka emin makamlardadır.” (Duhân 44/51)

إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيئًا وإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
Resim---"İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â (şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’din, vallâhu veliyyu’l- muttakîn (muttakîne).: Muhakkak ki onlar, Allah’tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.” (Câsiye 45/19)


ResimKur'ÂN-ı Kerîmde TAKVÂ.:

Bakara 2/197,237; Mâide suresi 5/2,8; Tevbe 9/108; A'râf 7/26; TâHâ 20/132; Hacc 22/37; MuhaMMed 47/17; Fetih 48/26; Hucurât 49/3; Mücâdile 58/9; Müddessir 74/56; Şems 91/8; Alak 96/12..


وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ
Resim---"Ve lekad âteynâ mûsâ’l- kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryeme’l- beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhi’l- kudus (kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn (taktulûne).: Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.” (Bakara 2/197)

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (Âl-i İmrân 3/133)

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---"Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.” (Mâide 5/27)

يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَ ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Resim---"Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ (rîşâen) ve libâsut takvâ zâlike hayr (hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn (yezzekkerûne).: Ey Âdemoğulları! Sizlere ayıp yerlerinizi gizleyip örtecek elbise ve süslenecek şeyler (elbise) ve takvâ elbisesini indirdik. Bu daha hayırlıdır. İşte bu Allah’ın âyetlerindendir. Böylece onlar tezekkür ederler.” (A'râf 7/26)

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Resim---"Ve’mur ehleke bi’s- salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkâ (rızkan), nahnu nerzukuke, ve’l- âkıbetu lit takvâ.: Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takvâ sahiplerinindir.” (TâHâ 20/132)

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---"İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikellezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiratun ve ecrun azîm (azîmun).: Allah’ın Resûl’ünün yanında seslerini alçaltanlar; işte onlar, Allah’ın takvâ için kalplerini imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır.” (Hucurât 49/3)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---"Yâ eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takvâ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.” (Hucurât 49/13)

Resim

RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellemde TAKVÂ.:

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, imanın elbisesidir.” buyurmuştur.
(Deylemî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, her hayrı içine alır.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ ehli hesap vermeden Cennete girer.” buyurmuştur.
(Taberanî.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üstünlük takvâ iledir. Başka bakımdan üstünlük yoktur.” buyurmuştur.
(Taberanî.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

GÜBReyLe GÜL
GÜLLe=>DikEN
=>ÂŞık BÜLBÜL
=>ÇİLLe ÇEKEN!.


AŞK-ü-CEZBe ZÜHD-ü-TAKVÂ
SIDK-u-HUŞÛ’=>HAVF-ü- RECÂ
KİMden =>KİMe =>RIZA ŞEKVÂ
YETmez GÜLüm=>HARF-ü-HECÂ!.


AŞK.: (Işk) Çok ziyâde sevgi. Şiddetli muhabbet. Sevdâ. Candan sevme. * İttibâ'. Alâka.
CEZBe.: Tas: Meczubiyet, istiğrak. Allah'ı hatırlayıp Allah sevgisi ile kendinden geçer bir hale gelme.
SIDK.: Doğru söz. Hakikata muvâfık olan. Bir şeyin her hususu tam ve kâmil olması. * Ahdinde sâbit olmak. * Peygamberlere mahsus en mühim beş hasletten birisi. * Kalb temizliği.
HUŞÛ’.: Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül.
HAVF.: Korku, korkutmak.
RECÂ.: Emel, ümit, yalvarmak. * Cânib, taraf. * İstek, arzu, dilek.
RIZA.: Memnunluk, hoşluk, razı olmak. * İstek, arzu. Kendi isteği.
ŞEKVÂ.: Şikâyet, âciz kaldığını ve zayıflığını haber vermek.
HARF.: Ağızdan çıkan her bir sese âit verilen işaret. Alfabeyi meydana getiren şekilli çizgilerden herbiri. * Müstakil bir mânâya değil de başka harflerle birleşerek, başka muayyen ve müstakil çok mânaların ifadesi için kullanılan şekil. Başkasının mânalarını gösteren işaret. * Vecih, üslub. * Her şeyin ucu, kenarı, sivri ve keskin kıyısı.
HECÂ.: (Hece) Dilin ve ağzın bir hareketi ile çıkan bir veya birkaç harf. Harflerin sesi. Harflerin seslendirilmesi. * Elif-bâ sırasına göre dizili harfler. Bir sözü harfleri ile söylemek..



Resim ZÜHD-VERÂ’-TAKVÂ NEdir?.:

ZÜHD NEdir?.:

ZÜHD; İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir. "Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır" şeklinde de tarif edilir.

ZüHD-ü KaLB: Kalben dünyaya değil, Allah rızasına müteveccih olmak. Kalbin dünya alâkalarından kesilmesi.

Zühd Üç Türlüdür.:
1- Câhilin zühdü, haramlardan uzaklaşmak,
2- Âlimlerin zühdü, helâl olanların fazlasından sakınmak,
3- Âriflerin zühdü, ALLAHu TEÂLÂ’yı unutturan her şeyi terk etmektir.
(İmam-ı Ahmed)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Zühd, Allah’ın sevdiğini sevmek, sevmediğini de sevmemek ve dünyanın helâlinden de sakınmaktır. Zira dünyanın helâline hesap, haramına azap vardır. Kendine acıdığı gibi, bütün Müslümanlara da acımak, haram sözden kaçtığı gibi faydasız sözden de kaçınmak, çok mal ve ziynetten ateşten kaçar gibi kaçmak ve dünyada emelini kısa tutmak zühddür.” buyurmuştur.
(Deylemî)

İmam Ali kerremallahu vechehu: “İlim, insanı ALLAH’ın emrettiği şeylere götürür, zühd ise o şeylere erişilmesini kolaylaştırır.” buyurmuştur.

ZÂHiD: (Zühd. den) Ömür boyu Zühdüne Sahib çıkan ZÜHD SÂHiBLeri.Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAHu TeÂLÂ, bir kula hayır murad ettiğinde onu dinde fâkih, dünyada zâhid kılar ve ona ayıplarını görecek basîret verir.” buyurmuştur.
(Beyhekî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dünyayı sevmek, bütün hataların başıdır. Dünyadan sakınan, zâhiddir.” buyurmuştur.
(Beyhekî, İbni Ebid-dünya, Hâkim, İ. Süyûtî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Mütevazı olmayan zâhid olamaz.” buyurmuştur.
(Taberânî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dünyada zâhid olanı görürseniz, ona yaklaşın, çünkü o hikmet saçar.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ)

Resim---“ALLAH’ın ve herkesin beni sevmesi için ne yapayım?” diye soran birine, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünyadan elini çekip zâhid olursan, ALLAHu TeÂLÂ, seni sever. Halkın elindekilere karşı zâhid olursan (Kimsenin malında gözün olmazsa), insanlar da seni sever.” buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Zâhid âlimin iki rekât namazı, zâhid olmayanın ömür boyu kıldığı namazdan daha sevâbdır.” buyurmuştur.
(Konyalı Muhammed Mevlana Ebu Said Hadimi, Tarikat-ı Muhammediye Şerhi Berika)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim


=>HAKk’ın İKRÂ =>OKU!.su NE?
“NAHNU =>BİZ”in dOKU!.su NE?
HAKk’tan KORku HALk’a HÜRMet
AKLın =>NAKLen =>KORKUsu NE?.



ResimZÜHD-VERÂ’-TAKVÂ..

TAKVÂ.: ALLAHu zü’L- CeLÂL’e inanıp, O’nun emir ve yasaklarına uymak,O’ndan korkup Haramlardan sakınmaktır.
VERÂ’.: Haramlardan sakınmakla beraber harama düşürür korkusuyla Şüphelilerden de sakınmak.
ZÜHD.: Şüpheli olmak korkusu ile Mubahların çoğunu terkedip dünya sevgisinden sakınmaktır. Takvânın ileri derecesi. Bilmediği ve şüphe ettiğini öğrenip iyiye ve doğruya göre hareket edip bütün günahlardan çekinme hâleti..
ZüHD; Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermektir.




Resim KELÂMuLLAHta TAKVÂ.:

TAKVÂ.: Bakara 2/197,237; Mâide 5/2,8; A'râf 7/26; Tevbe 9/108; TâHâ 20/132; Hacc 22/37; Muhammed 47/17; Fetih 48/26; Hucurât 49/3; Mücâdele 58/9; Müddessir 74/56; Şems 91/8; Alak 96/12..
ETKâ.: Hucurât 49/13; Leyl 92/17..

TAKVÂ.: Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek.
ETKâ.: (taki. den) Allah korkusu ile günahtan çok fazla çekinen

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Resim---"Ve’mur ehleke bi’s- salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkâ (rızkan), nahnu nerzukuke, ve’l- âkıbetu li’t- takvâ.: Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takvâ sahiplerinindir.” (TâHâ 20/132)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---"Yâ eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takvâ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.” (Hucurât 49/13)

وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْواهُمْ
Resim---"Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.: Ve onlar ki hidayete ermişlerdir, (Allah) onların hidayetini artırdı ve onlara takvâlarını verdi.” (Muhammed 47/17)

MÜTTÂKîN.: Bakara 2/2,180,194,241,133,138; Mâide 5/27,46; A'râf 7/128; Tevbe 9/4,36,44,123; Hûd 11/49; Hicr 15/45; Nahl 16/30,31; Meryem 19/85,97; Enbiyâ 21/48, 67; Duhân 44/51; Câsiye 4519..

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---"Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh (fîhi), huden li’l- muttekîn (muttekîne).: İşte bu Kitap ki, O’nda hiçbir şüphe yoktur. Takvâ sahipleri için bir hidayettir.” (Bakara 2/2)

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu vel ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!” (Âl-i İmrân 3/133)

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---"Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbe’l- mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.” (Mâide 5/27)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Resim---"İnne’l- muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).: Muhakkak ki; takvâ sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.” (Hicr 15/45)

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
Resim---"İnne’l- muttakîne fî makâmin emîn (emînin).: Muhakkak ki takvâ sahipleri, mutlaka emin makamlardadır.” (Duhân 44/51)




Resim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’de TAKVÂ.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, imanın elbisesidir.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ, her hayrı içine alır.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Takvâ ehli hesap vermeden Cennete girer.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üstünlük takvâ iledir. Başka bakımdan üstünlük yoktur.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork! Kötülük işlersen, hemen ardından bir iyilik yap ki, o kötülüğü silip yok etsin. İnsanlara karşı da güzel ahlakla muâmele et!” buyurdu..
(Ebu Zer radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Birr, 55/1987)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ Bir kul günaha girerim korkusuyla, yapılması mahzurlu olmayan bazı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler/takvâ sahipleri derecesine ulaşamaz.” buyurdu.
(Atıyye es-Sa’dî radiyallahu anhu’dan; Tirmizî, Kıyâmet, 19/2451. Ayrıca bkz. İbni Mâce, Zühd, 24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben öyle bir âyet biliyorum ki, şayet insanların tamamı onunla amel etseydi, hepsine de kâfi gelirdi» buyurmuştu. Ashâb-ı Kirâm: “Ey Allah’ın Resûlü, bu hangi âyettir?» diye sordular. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kim Allah’a karşı takvâ sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder” âyetini tilâvet buyurdu..
(Ebu Zer radiyallahu anhu’dan; İbni Mâce, Zühd, 24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah Teâlâ müttakî, gönlü zengin, kendi hâlinde işiyle ve ibadetiyle meşgul olan kulunu sever.” buyurdu..
(Sa’d bin Ebû Vakkâs radiyallahu anhu’dan; Müslim, Zühd, 11)

Resim---Ebû Hüreyre radiyallahu anhu der ki: “Peygamber Efendimiz’e: “Yâ Resûlullah! İnsanların en keremlisi (hayırlısı, şereflisi ve değerlisi) kimdir?” diye soruldu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “En çok takvâ sahibi olanlarıdır” buyurdu..
(Buhârî, Enbiyâ, 8, 14, 19; Menâkıb, 1; Tefsîr, 12/2; Müslim, Fedâil, 168)

Resim---Ebû Ümâme radiyallahu anhu der ki: Resûlullah Efendimiz’i Vedâ Haccı’nda insanlara hitâb ederken dinledim. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ Rabbiniz olan Allah’a karşı takvâ sahibi olunuz! Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını hakkıyla ödeyiniz. İdârecilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin Cennet’ine girersiniz.” buyurdu..
(Tirmizî, Cum’a, 80/616)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bir şey hakkında yemin eden kişi, sonra takvâya ondan daha uygun bir şey görürse, (yemininden vazgeçip) takvâya uygun olanı yapsın!” buyurdu.
(Müslim, Eymân 15)

Resim---Zeyd bin Erkam radiyallahu anhu der ki: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle dua ederdi: “…Allah’ım! Nefsime takvâsını ver ve onu tezkiye et! Sen onu en iyi tezkiye edensin. Sen onun velîsi ve Mevlâ’sısın…” buyurmuştur.
(Müslim, Zikir, 73)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim ZÜHD iLe VERÂ.:

TAKVÂ.: ALLAHu zü’L- CeLÂL’e inanıp, O’nun emir ve yasaklarına uymak,O’ndan korkup Haramlardan sakınmaktır.
VERÂ’.: Haramlardan sakınmakla beraber harama düşürür korkusuyla Şüphelilerden de sakınmak..
ZÜHD.: Şüpheli olmak korkusu ile Mubahların çoğunu terkedip dünya sevgisinden sakınmaktır. Takvânın ileri derecesi. Bilmediği ve şüphe ettiğini öğrenip iyiye ve doğruya göre hareket edip bütün günahlardan çekinme hâleti..
ZüHD; Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermektir.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: ''Zühd, rivâyet oluncaya.. VERA da; zoraki ve gösteriş oluncaya kadar kıyamet kopmaz.'' buyurmuştur.
(Hadis-i Şerif, Kenzü'l- Ummal)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Âhirette, ALLAHu TeÂLÂya yakın olanlar, verâ ve zühd sahipleridir.” buyurmuştur.
(İbni Lâl)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlmiyle amil olmayan âlim, verâ’sı olmayan da abid olamaz. Zâhid değilse verâ sahibi olamaz.” buyurmuştur.
(Askerî)


Resim

TEN>CÂNdan KORKar mı GÜLüm?
=>CEVÂB-SÖZün VAR mı GÜLüm!

“BİLiYORum =>NAHNU!.” DEsem
==>ÂŞIKLara ==>AR mı GÜLüm!.


VERÂ;
Haramlardan sakınmakla beraber harama düşürür korkusuyla Şüphelilerden de sakınmaktır..
VERÂ;
İslam inanışında haram olmasında şüphe bulunan şeylerden ve yakışıksız işlerden sakınmaktır. Mümin'in kendisini ilgilendirmeyen ve şüpheli olan her şeyi terk etmesi verâdır..
VERÂ;
ALLAHu zü’L CeLÂL’in BUYurduğu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin DUYurduğu; KULun Ağzından GİRenin Haram değil HeLÂL ve ÇIKanın ise YaLan değil Hak Olmasına var gücüyle sâhib ÇIKMası Cihadıdır..
VERÂ;
Helâl YEmek, Hakkı DEmek ve İnsanlara MuhaMMedî Hasbî Hizmet etmektir..
VERÂ;
Şüpheli görülen şeylerden kaçmak ve her ÂN Nefs Muhasebesi YAPmaktır..

VERÂ; Hayırlı ve övgüye değer amellere sarılıp, geçici dünya hevesi peşinde koşmayı terk etmeyi gerektirir. Yine verâ; emredilen ve nehy edilen bütün dini hükümleri teferruatı ve incelikleriyle tatbik etmeyi gerektirir. Bunun gereği olarak, ağızdan giren ve çıkanın Allah ve Rasûlü’nün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmek, günaha düşmekten ve harama bulaşmaktan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmak, zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek verâdır.
Haramda verâ dindarlıktır. Fakat bunun da dereceleri vardır. İmam-ı Gazali verânın dört derecesi olduğunu söyler:
1-) Haram olan şeylerden kaçınmak,
2-) Şüpheli şeylere karşı korunmak (ki bu salihlerin verâ’ı dır)
3-) Harama sebep olması ihtimalini düşünerek helâli terk etmek (ki bu muttakilerin verâ’ı dır)
4-) Her ne kadar kendini harama düşürmeyecekse de, Allah’a yakınlığının artmayacak şekilde ömrünün bir kısmının boşa geçeceği korkusundan dolayı , bütün mevcudiyetiyle Allah’a teveccüh edip, Allah’ın dışında her şeyden yüz çevirmek (ki bu da sıddıkların verâ’ı dır)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem HADİS-i ŞERİFLerinde/ BUYruklarında VERÂ.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Verâdan daha kolay ve sağlam bir yol görmedim." buyurmuştur.
(Buharî, Büyu, 3)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında şüpheli olan şeyler vardır. Bu şüpheliler Allah Teâlâ'nın koruluğudur. Çünkü koruluk etrafında koyun otlatanın sürüleri koruluğa dalabilir." buyurmuştur.
(Müslim, Müsakat, 107-108)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şu üç şey bulunan kimsenin imanı kâmildir: Herkesle iyi geçinen güzel ahlak, kendini haramlardan alıkoyan verâ, cehlini örten hilm.” buyurmuştur.
(Nesaî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Verâ ehli ol, insanların en abidi olursun." buyurmuştur.
(İbni Mace, Zühd, 24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dinimizin direği verâ’dır.” buyurmuştur.
(Beyhekî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hiçbir şey, verâ gibi olamaz!” buyurmuştur.
(Tirmizî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ, amellerin efendisidir.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ, şüpheli şeylerden kaçmaktır.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İman insanı verâ sahibi yapar.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ güzeldir, âlimlerde daha güzeldir.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ sahibi imamla kılınan namaz kabul olur, onunla oturmak ibâdet, onunla sohbet sadaka olur.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dinimizdeki en hayırlı şey verâ’dır.” buyurmuştur.
(Hâkim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Verâ ehli imamla kılınan iki rekat namaz, verâ’sızla kılınan bin rekattan efdaldir.” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Farzları edâ et ki, insanların en âbidi olasın, haramlardan kaç ki, insanların en verâ ehli olasın, ALLAHu TeÂLÂnın senin için yaptığı taksime razı ol ki, insanların en zengini olasın.” buyurmuştur.
(İbni Adiy)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her şeyin esası vardır. İmanın esası da verâ dır.” buyurmuştur.
(Hatib)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlmiyle amil olmayan âlim, verâ’sı olmayan da âbid olamaz. Zahid değilse verâ sahibi olamaz.” buyurmuştur.
(Askerî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Dininizin aslı verâdır." buyurmuştur.
(el-Mu'cemu'l-müfehres, VII, 194; İbnu'l-Esîr, en-Nihaye fî garîbi'l-hadis, Kâhire 1965, V, 174-175)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Tedbir gibi akıl yoktur. Sakınmak gibi verâ yoktur. İyi huy gibi haseb (itibar vesilesi) yoktur.” buyurmuştur.
(Ebu Zerr radiyallahu anhu’dan; İmam Rabbanî, Mektubat)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim DELİ=>GÖNLüM!.

vASL-ı VEDÛD GÜLü VERÂ
=>RESûL=>VERÂ ELÇİsidir!.
TAKVÂ TÜLü'n ÖZÜ=>VERÂ
VERÂ =>TEVHiD ÖLÇÜsüdür!.


celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


VERÂ =>TAKVÂnın ileri derecesini ifade eden tasavvuf terimi..
VERÂ'nın en düşük seviyesi =>ALLAHu zü’L CeLÂL’in nehyettiklerinden sakınmaktır. En yüksek seviyesi de =>ALLAHu zü’L CeLÂL'ı zikirden alıkoyacak her şeyden kaçınmaktır..

VERÂ, ZÜHD ve TAKVÂ ARAsındaki FARK NEdir?.
VERÂ şüpheli şeyleri, ZÜHD ise ihtiyaç fazlasını terketmektir. VERÂ'yı TAKVÂ karşılığı kabul edenler olsa da VERÂ, TAKVÂnın ileri bir merhalesidir. VERÂ'nın sevabı ve neticesi, âhirette hesabın hafif olmasını sağlar..

VERÂ; hayırlı ve övgüye değer amellere sarılıp, geçici dünya hevesi peşinde koşmayı terk etmeyi gerektirir. Yine VERÂ; emredilen ve nehy edilen bütün dini hükümleri teferruatı ve incelikleriyle tatbik etmeyi gerektirir. Bunun gereği olarak, ağızdan giren ve çıkanın ALLAH ve RASÛLü’nün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmek, günaha düşmekten ve harama bulaşmaktan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmak, zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek VERÂdır..

VERÂile ZÜHD arasındaki fark, VERÂ şüpheli şeyleri, ZÜHD ise ihtiyaç fazlasını terk etmektir..

Yahya b. Muâz kaddesallahu sırrahu ise şöyle buyurur:
VERÂnın iki şekli vardır:
Zâhirî
VERÂ: ALLAHu TeÂLÂ’nın rızasından başka bir şeyin seni harekete geçirmemesidir.
Bâtınî
VERÂ: Kalbine ALLAHu TeÂLÂ’dan başka bir şeyin girmemesidir..

Ebû Musa el-Eşari radiyallahu anhu: “Her şeyin bir haddi vardır. İslam’ın hadleri ise, VERÂdır, tevazu’dur, şükürdür, sabırdır. VERÂ, işlerin temelidir. Tevazu, kibirden berattır. Sabır, ateşten necattır. Şükür, ennete nail olmaktır.” buyurmuştur..

VERÂ HÂLinin alâmeti insanın kendinde on farzın tatbikini GÖRmüş BULunmasıdır ki, şunlardır:

1-) Dilini gıybetten sakınmak.
2-) Başkalarına karşı kötü zan beslememek.
3-) İnsanlarla alay etmekten sakınmak.
4-) Haramlara gözünü ve gönlünü kapamak.
5-) Doğru konuşmak.
6-) Nefsine ALLAH’ın ni’metlerini itiraf ettirmek.
7-) Malını hak yolda harcamak.
8-.) Kibirlenmemek.
9-) Beş vakit namazını terk etmemek.
10-) Ehl-i sünnet yolunda istikâmet üzere olmak..


Resim

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsanın (dini ve dünyası bakımından) ihtiyaç duymadığı şeyleri terk etmesi onun Müslümanlığının güzelliklerindendir.” buyurmuştur.
(İbni Mâce, İbni Hanbel, Tirmizî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “HeLâL bellidir, HaRaM da bellidir. Bu ikisinin arasında, insanların bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kim ki bu şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim de şüpheli şeylerin içine düşerse, korunun etrafında (sınırda) hayvan otlatan çoban gibi haramın içine düşer. Öyle ki bu çobanın sınırdan öteye geçmesi kaçınılmazdır. Dikkat edin ki, her melikin bir sınırı vardır, ALLAHu zü’L CeLÂL’ın sınırı da haramlardır. Dikkat edin, vücudda bir et parçası vardır. O iyi olduğu zaman bütün vücud iyi olur. O kötü olduğu zaman da, bütün vücut kötü olur. Dikkat edin, o KALBdir.” buyurmuştur.
(Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Tirmizî, Nesaî)


Resim HÜLÂsa-yı KeLÂM O ki;

MuhaMMMedî SAff Sufîler, ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem’i GönüLden DUYup ve UYdukLarı;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Günah gönlünde iz bırakan ve göğsü daraltan şeydir." buyurmuştur.
(Müslim, Birr, 14)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Müftüler fetvâ verse de sen gönlüne danış" buyurmuştur.
(Darimî, Büyü, 2)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Günlüne şüphe düşüren şeyi bırak, şüphe düşürmeyene bak!.” buyurmuştur.
(Buharî, Büyu, 3)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İmanın esası VERÂ’dır.” buyurmuştur.
(Hatib)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hiçbir şey, VERÂ gibi olamaz!” buyurmuştur.
(Tirmizî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: VERÂ, amellerin efendisidir.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İman insanı VERÂ sahibi yapar.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:VERÂ, şüpheli şeylerden kaçmaktır.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dinimizdeki en hayırlı şey VERÂ’dır.” buyurmuştur.
(Hâkim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:VERÂ güzeldir, âlimlerde daha güzeldir.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dininiz ancak VERÂ ile ayakta kalır.” buyurmuştur.
(Mekt. Masumiye)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:VERÂ sahibi imamla kılınan namaz kabul olur, onunla oturmak ibâdet, onunla sohbet sadaka olur.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:VERÂ Ehli imamla kılınan iki rekat namaz, VERÂ’sızla kılınan bin rekattan efdaldir.” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şu üç şey bulunan kimsenin imanı kâmildir: Herkesle iyi geçinen güzel ahlak, kendini haramlardan alıkoyan VERÂ, cehlini örten HİLM.” buyurmuştur.
(Nesaî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Farzları edâ et ki, insanların en âbidi olasın, haramlardan kaç ki, insanların en VERÂ, ehli olasın, ALLAHu TeÂLÂ'nın senin için yaptığı taksime razı ol ki, insanların en zengini olasın.” buyurmuştur.
(İbni Adiy)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim Kur'ÂN-ı Kerîmde TAKVÂ.:

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Resim---"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ’s- semâvâtu ve’l- ardu, uiddet li’l- muttekîn (muttekîne).: Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler/TAKVÂ sahibleri için hazırlanmış olan cennete koşun!” (Âl-i İmrân 3/133)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---"Yâ eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki ALLAH’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok TAKVÂ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki ALLAH, en iyi bilen ve haberdar olandır.”(Hücurât 49/13)

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Resim---"Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bi’l- hakkı iz karrabâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel mine’l- âhar (âhari) kâle le aktulenneke, kâle innemâ yetekabbelullâhu mine’l- muttekîn (muttekîne).: Ve onlara Âdem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, ALLAH’a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “ALLAH sadece TAKVÂ sahiplerinden kabul eder.” dedi.”(Mâide 5/27)


ResimRESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"TAKVÂ, imanın elbisesidir.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"TAKVÂ, her hayrı içine alır.” buyurmuştur.
(Ebu Ya'la)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"TAKVÂ ehli hesab vermeden Cennete girer.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her şeyin esası vardır. İmanın esası da VERÂ'dır” buyurmuştur.
(Hâtib)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üstünlük TAKVÂ iledir. Başka bakımdan üstünlük yoktur.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Âhirette, ALLAHu TeÂLÂya yakın olanlar, VERÂ ve ZÜHD sahibleridir.” buyurmuştur.
(İbni Lâl)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ZÜHD ile VERÂ her gece kalbleri dolaşır, iman ve haya bulunan kalblere yerleşir, böyle olmayan kalblerde durmaz, geçip giderler.” buyurmuştur.
(İ. Gazalî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlmiyle amil olmayan âlim, VERÂ’sı olmayan da âbid olamaz. ZÂHİD değilse VERÂ sahibi olamaz.” buyurmuştur.
(Askerî)


ResimZÜHD ve ZÂHİD NEdir?.

ZÜHD; Helâl malın fazlasından, şüphelilere düşme korkusuyla mübâhların çoğunu terk etmeye ve dünya sevgisinden sakınmaya “ZÜHD” denir. ZÜHD sahibine de “ZÂHİD” denir..

ZÜHD üç türlüdür.:
1-) Câhilin
ZÜHDü, haramlardan uzaklaşmak,
2-) Âlimlerin
ZÜHDü, helâl olanların fazlasından sakınmak,
3-) Âriflerin
ZÜHDü, ALLAHu TeÂLÂyı unutturan her şeyi terk etmektir..
(İmam-ı Ahmed)

İmam Ali kerremallahu vechehu.: “İlim, insanı ALLAHu zü’L CeLÂL’in emrettiği şeylere götürür, ZÜHD ise o şeylere erişilmesini kolaylaştırır.” buyuruyor.

İmam-ı Rabbânî kaddesallahu sırrahu.: “İnsanların en akıllısı ZÂHİDdir. Çünkü o dünyaya gönül bağlamaz.” buyuruyor.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "ZÜHD, ALLAH’ın sevdiğini sevmek, sevmediğini de sevmemek ve dünyanın helâlinden de sakınmaktır. Zirâ dünyanın helâline hesab, haramına azâb vardır. Kendine acıdığı gibi, bütün Müslümanlara da acımak, haram sözden kaçtığı gibi faydasız sözden de kaçınmak, çok mal ve ziynetten ateşten kaçar gibi kaçmak ve dünyada emelini kısa tutmak “ZÜHD”dür.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Âhirette, ALLAHu TeÂLÂ'ya yakın olanlar, VERÂ ve ZÜHD sahibleridir.” buyurmuştur.
(İbni Lâl)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ZÜHD ile VERÂ, her gece kalbleri dolaşır, iman ve hayâ bulunan kalblere yerleşir, böyle olmayan kalblerde durmaz, geçip giderler.” buyurmuştur.
(İ. Gazâlî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAHu TeÂLÂ, bir kula hayır murad ettiğinde onu dinde fâkih, dünyada ZÂHİD kılar ve ona ayıplarını görecek basîret verir.” buyurmuştur.
(Beyhekî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Dünyayı sevmek, bütün hataların başıdır. Dünyadan sakınan, ZÂHİDdir."buyurmuştur.
(Beyhekî, İbni Ebid-dünya, Hâkim, İ. Süyûtî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Mütevâzi olmayan ZÂHİD olamaz." buyurmuştur.
((Taberânî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Dünyada ZÂHİD olanı görürseniz, ona yaklaşın, çünkü o hikmet saçar." buyurmuştur.
(Ebu Ya'lâ)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH’ın ve herkesin beni sevmesi için ne yapayım?." diye soran birine, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz.: "Dünyadan elini çekip ZÂHİD olursan, ALLAHu TeÂLÂ, seni sever. Halkın elindekilere karşı ZÂHİD olursan (Kimsenin malında gözün olmazsa), insanlar da seni sever)" buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ZÂHİD âlimin iki rekât namazı, ZÂHİD olmayanın ömür boyu kıldığı namazdan daha sevabdır." buyurmuştur.
(Berîka)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Âhirette, ALLAHu TeÂLÂya yakın olanlar, VERÂ ve ZÜHD sahibleridir. ” buyurmuştur.
(İbni Lâl)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ZÜHD ile VERÂ her gece kalbleri dolaşır, iman ve hayâ bulunan kalblere yerleşir, böyle olmayan kalblerde durmaz, geçip giderler. ” buyurmuştur.
(İ. Gazalî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İlmiyle âmil olmayan âlim, VERÂ’sı olmayan da âbid olamaz. ZÂHİD değilse VERÂ sahibi olamaz. ” buyurmuştur.
(Askerî)

VERÂ;
İslam inanışında haram olmasında şüphe bulunan şeylerden ve yakışıksız işlerden sakınmaktır. Mü'min'in kendisini ilgilendirmeyen ve şüpheli olan her şeyi terk etmesi
VERÂdır..

VERÂ;
ALLAHu zü’L CeLÂL’in BUYurduğu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin DUYurduğu; KULun Ağzından GİRenin Haram değil HeLÂL ve ÇIKanın ise YaLan değil Hak Olmasına var gücüyle sâhib ÇIKması Cihâdıdır..


VERÂ;
Helâl YEmek, Hakkı DEmek ve İnsanlara MuhaMMedî Hasbî Hizmet etmektir..


VERÂ;
Şüpheli görülen şeylerden kaçmak ve her ÂN Nefs Muhasebesi YAPmaktır..


VERÂ; hayırlı ve övgüye değer amellere sarılıp, geçici dünya hevesi peşinde koşmayı terk etmeyi gerektirir. Yine VERÂ; emredilen ve nehyedilen bütün dini hükümleri teferruatı ve incelikleriyle tatbik etmeyi gerektirir. Bunun gereği olarak, ağızdan giren ve çıkanın ALLAH ve Rasulü’nün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmek, günaha düşmekten ve harama bulaşmaktan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmak, zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek VERÂdır..

Haramda
VERÂ dindârlıktır. Fakat bunun da dereceleri vardır. İmam-ı Gazali VERÂnın dört derecesi olduğunu söyler:
1-) Haram olan şeylerden kaçınmak,
2-) Şüpheli şeylere karşı korunmak (ki bu sâlihlerin
VERÂ’ı dır)
3-) Harama sebep olması ihtimalini düşünerek helâli terk etmek (ki bu muttakilerin
VERÂ’sı dır)
4-) Her ne kadar kendini harama düşürmeyecekse de, ALLAH’a yakınlığının artmayacak şekilde ömrünün bir kısmının boşa geçeceği korkusundan dolayı, bütün mevcudiyetiyle ALLAH’a teveccüh edip, ALLAH’ın dışında her şeyden yüz çevirmek (ki bu da sıddıkların
VERÂ’ı dır)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimRESûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem BUYruklarında VERÂ

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her şeyin esası vardır. İmanın esası da VERÂ dır.” buyurmuştur.
(Hatib)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "VERÂ ehli ol, insanların en abidi olursun." buyurmuştur.
(İbni Mace, ZÜHD, 24)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "VERÂdan daha kolay ve sağlam bir yol görmedim." buyurmuştur.
(Buharî, Büyu, 3)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Dininizin aslı VERÂdır." buyurmuştur.
(el-Mu'cemu'l-müfehres, VII, 194; İbnu'l-Esîr, en-Nihaye fî garîbi'l-hadis, Kâhire 1965, V, 174-175)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında şüpheli olan şeyler vardır. Bu şüpheliler Allah Teâlâ'nın koruluğudur. Çünkü koruluk etrafında koyun otlatanın sürüleri koruluğa dalabilir." buyurmuştur.
(Müslim, Müsakat, 107-108)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Tedbir gibi akıl yoktur. Sakınmak gibi VERÂ yoktur. İyi huy gibi haseb (itibar vesilesi) yoktur.” buyurmuştur.
(Ebu Zerr radiyallahu anhu’dan; İmam Rabbanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İmanın esası VERÂ’dır.” buyurmuştur.
(Hatib)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dinimizin direği VERÂ’dır.” buyurmuştur.
(Beyhekî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hiçbir şey, VERÂ gibi olamaz.” buyurmuştur.
(Tirmizî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "VERÂ, amellerin efendisidir.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İman, insanı VERÂ sahibi yapar.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "VERÂ, şüpheli şeylerden kaçmaktır.” buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dinimizdeki en hayırlı şey VERÂ’dır.” buyurmuştur.
(Hâkim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "VERÂ güzeldir, âlimlerde daha güzeldir.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "VERÂ sahibi imamla kılınan namaz kabul olur, onunla oturmak ibâdet, onunla sohbet sadaka olur.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "VERÂ ehli imamla kılınan iki rekat namaz, VERÂ’sızla kılınan bin rekattan efdaldir. buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Şu üç şey bulunan kimsenin imanı kâmildir: Herkesle iyi geçinen GÜZEL AHLÂk, kendini haramlardan alıkoyan VERÂ, cehlini örten HİLM.” buyurmuştur.
(Nesaî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Farzları edâ et ki, insanların en âbidi olasın, haramlardan kaç ki, insanların en VERÂ ehli olasın, Allahu TeâLâ’nın senin için yaptığı taksime razı ol ki, insanların en zengini olasın.” buyurmuştur.
(İbni Adiyy)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

"VERÂ'nın en düşük seviyesi ALLAH'ın nehyettiklerinden sakınmak, en yüksek seviyesi de ALLAH'ı zikirden alıkoyacak her şeyden kaçınmaktır..
"VERÂ, ZÜHD ve TAKVÂ arasındaki fark nedir?.
"VERÂ şüpheli şeyleri, ZÜHD ise ihtiyaç fazlasını terketmektir. "VERÂ'yı TAKVÂ karşılığı kabul edenler olsa da "VERÂ, TAKVÂnın ileri bir merhalesidir. "VERÂ'nın sevabı ve neticesi, âhirette hesabın hafif olmasını sağlar..

"VERÂ; TAKVÂnın ileri derecesini ifade eden tasavvuf terimi..

"VERÂ; hayırlı ve övgüye değer amellere sarılıp, geçici dünya hevesi peşinde koşmayı terk etmeyi gerektirir. Yine "VERÂ; emredilen ve nehyedilen bütün dini hükümleri teferruatı ve incelikleriyle tatbik etmeyi gerektirir. Bunun gereği olarak, ağızdan giren ve çıkanın ALLAH ve Rasûlü’nün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmek, günaha düşmekten ve harama bulaşmaktan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmak, zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek "VERÂdır..

"VERÂ ile ZÜHD arasındaki fark, "VERÂ şüpheli şeyleri, ZÜHD ise ihtiyaç fazlasını terk etmektir.ç

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İnsanın (dini ve dünyası bakımından) ihtiyaç duymadığı şeyleri terk etmesi onun Müslümanlığının güzelliklerindendir.” buyurdu.
(İbni Mâce, İbni Hanbel, Tirmizî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Helâl bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında, insanların bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kim ki bu şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim de şüpheli şeylerin içine düşerse, korunun etrafında (sınırda)hayvan otlatan çoban gibi haramın içine düşer. Öyle ki bu çobanın sınırdan öteye geçmesi kaçınılmazdır. Dikkat edin ki, her melikin bir sınırı vardır, ALLAH’ın sınırı da haramlardır. Dikkat edin, vücudda bir et parçası vardır. O iyi olduğu zaman bütün vücud iyi olur. O kötü olduğu zaman da, bütün vücut kötü olur. Dikkat edin, o KALBdir.” buyurdu.
(Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Tirmizî, Nesaî)

Yahya b. Muâz kaddesallahu sırrahu ise şöyle buyurur.: "VERÂnın iki şekli vardır:
Zâhirî
"VERÂ.: ALLAHu TeÂLÂ’nın rızasından başka bir şeyin seni harekete geçirmemesidir.
Bâtınî
"VERÂ.: Kalbine ALLAHu TeÂLÂ’dan başka bir şeyin girmemesidir.

Ebû Musa el-Eşari radiyallahu anhu.: “Her şeyin bir haddi vardır. İslam’ın hadleri ise, "VERÂdır, tevazu’dur, şükürdür, sabırdır. "VERÂ, işlerin temelidir. Tevazu, kibirden berattır. Sabır, ateşten necattır. Şükür, cennete nail olmaktır.” buyurmuştur.
"VERÂhalinin alâmeti insanın kendinde on farzın tatbikini görmüş bulunmasıdır ki, şunlardır:
1-) Dilini gıybetten sakınmak.
2-) Başkalarına karşı kötü zan beslememek.
3-) İnsanlarla alay etmekten sakınmak.
4-) Haramlara gözünü ve gönlünü kapamak.
5-) Doğru konuşmak.
6-) Nefsine
ALLAH’ın ni’metlerini itiraf ettirmek.
7-) Malını hak yolda harcamak.
8-.) Kibirlenmemek.
9-) Beş vakit namazını terk etmemek.
10-) Ehl-i sünnet yolunda istikâmet üzere olmak..


HÜLÂsa-yı KeLÂM O ki;

MuhaMMMedî SAff Sufiler, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i GönüLden DUYar ve Uyarlar ki;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Günah gönlünde iz bırakan ve göğsü daraltan şeydir." buyurmuştur.
(Müslim, Birr, 14)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Müftüler fetvâ verse de sen gönlüne danış" buyurmuştur.
(Darimî, Büyü, 2)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Günlüne şüphe düşüren şeyi bırak, şüphe düşürmeyene bak!.” buyurmuştur.
(Buharî, Büyü, 3)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

ZÜHD-"TAKVÂ-VERÂ Hususunda HAKk DOSTLarı BUYrukLarı.:

Resim
ResimResim

Muhammed Hâdimî.: “ZÂHİD âlimin iki rekat namazı, ZÂHİD olmayanın ömrü boyunca kıldığı namazdan hayırlıdır.” buyurmuştur..

Resim

Irak’ta yetişen büyük velîlerinden Mekârim en-Nehr rahmetullâhi teâlâ aleyh Hazretlerine, ZÂHİDden sorulduğunda.: “Nefsiyle uğraşıp, rahatı terkeden, makam ve mevkiye îtibâr etmeyen, şehvetlerden ve arzularından uzak, cihâd eden, tefekkür sâhibi, istikâmetten ayrılmayan, hakîkatı kendine şiâr edinmiş, kadere inanmış, mevlâdan hayâ eden kimsedir.” buyurmuştur..

Resim

Büyük velîlerden Süfyân-ı Sevrî rahmetullâhi teâlâ aleyh.: “ZÜHD, yamalı elbise giymek, arpa ekmeği yemek değil, dünyânın faydasız şeylerine gönül bağlamamak ve uzun emel sâhibi olmamaktır. Para, mal ve mülk, kişinin ZÂHİD olmasına mâni değildir. Dünyâlığı bulunmayan da ZÂHİD sayılmaz. Dünyânın faydasız şeylerine aşırı düşkünlük olup olmadığı araştırılıp, ona göre hüküm verilir. Bir kimsenin elinde dünyâlığı vardır. Fakat ZÂHİDdir. Bir kimsenin de dünyâlığı yoktur. Lâkin ZÂHİD değildir. Mal, insanın silâhı gibidir. Yâni, insan canını, sıhhatini, dînini ve şerefini mal ile korur.” buyurmuştur..

Resim

Evliyânın büyüklerinden Ahmed bin Yahyâ el-Celâ rahmetullâhi teâlâ aleyh Hazretlerine.: “ZÂHİD kime denir ” diye sorduklarında; “ZÂHİD, kendisinin övülmesiyle yerilmesi arasında fark görmeyen kişidir.” buyurmuştur..
Yine birgün ona; “
ZÂHİD kime denir ” dediler. “ZÂHİD; kötülenmekten ve övülmekten alınmayan kimsedir. ZÜHD ise dünyâyı gözden ve gönülden çıkarıp yok saymaktır.” buyurmuştur.
Horasan’da yetişen velîlerin meşhurlarından, tefsîr, kırâat, hadîs, fıkıh ve tasavvuf âlimi olan Alâüddevle Semnânî rahmetullâhi teâlâ aleyh.: “Eğer bir kimse, boş oturur, hiçbir iş yapmaz, bu yaptığına da: “
ZÜHD, dünyâyı terk etmek” adını koyarsa, onun yaptığı şeytana tâbi olmaktan başka bir şey değildir. Hiçbir faydalı iş yapmayarak, ömrünü boşa harcayandan daha hayırsız bir kimse yoktur.” buyurmuştur..

Resim

Irak evliyâsından Ali Sincârî rahmetullâhi teâlâ aleyh.: “ZÜHD, üç kısımdır. Farz olan, fazîlet olan ve Hakka yakınlığa sebeb olan ZÜHDdür. Haramlardan kaçmakla yapılan, farz olan ZÜHDdür. Şüpheli olanlardan kaçmak da fazîlet olan ZÜHDdür. Mübahların fazlasından sakınmak da, Hakka yakınlığı sağlayan ZÜHDdür.” buyurmuştur..

Resim

Evliyânın büyüklerinden Ebû Abdullah-ı Turuğbâdî rahmetullâhi teâlâ aleyh ZÜHD sâhibi olup, dünyâya ve onun içindekilere meyletmezdi. Kendisine.: “Sufî ve ZÂHİD kime denir ” diye suâl edilince.: “Sufî, her ÂN RABBi ile berâber olandır. ZÂHİD ise, daha o makâma kavuşamayıp, nefsi ile uğraşan, onun kötü isteklerinden kurtulmaya çalışandır.” buyurmuştur..

Resim

Evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr Kettânî rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki: “ZÂHİD; nefsi istediği halde dünyâdan yüz çeviren, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem yolunda ve izinde yürüyen, gâyesi âhiret olan, cömert olup, RABBine yönelendir.”
Meşhûr âlim ve velîlerden Ebû İshâk-ı Şîrâzî rahmetullâhi teâlâ aleyh Hazretleri’nin, İbâdetinin çokluğunu, secdelerde yüzünün renginin değişmesini kimse inkâr edemezdi. Bütün gecesini ibâdetle,
Kur’ÂN-ı kerîm okumakla geçirirdi. Nitekim Müzehheb Kitâbının her faslını tamamladığı zaman iki rekat namaz kılardı. ZÜHDü, dünyâya hiç kıymet vermemesi o kadar çoktu ki, bir gün mescidde unuttuğu ve kendisinin de o günkü nafakası olan bir dinârı (4.8 gr altını), geri döndüğünde yerinde bulduğu hâlde, belki başkasınındır diye düşünüp, almaktan vazgeçti. Bu ZÜHD ve VERÂ, onun zamânında başka birisinde görülmedi. Sanki o, zamânındaki bütün insanların ZÜHDünü kendinde toplamış, bu ZÜHD onun süsü olmuştu..

Resim

Evliyânın meşhurlarından ve Tâbiînin büyüklerinden Ebû Müslim Havlânî rahmetullâhi teâlâ aleyh Hazretleri, ZÜHD konusunda emsâli az görülen kimselerdendi. Dünyâ işlerinden ancak zarûret mikdârı konuşurdu. Alkama bin Mersed demiştir ki: “ZÜHD, dünyâya düşkün olmamak olup, bu da Tâbiînden sekiz kişi ile sona erdi. Bunlardan biri de Ebû Müslim Havlânî’ydi. Çünkü o hangi mecliste oturup konuşsa sözü dünyâ ile ilgili şeylerden çevirir, böyle şeylerin konuşulmasına mâni olurdu. Bir gün mescide girmişti. Orada bir cemâat, işlerinden, kölelerinden bahsederek konuşuyorlardı. Onlara dikkatle bakıp.: “SübhânALLAH!. Biliyor musunuz siz şu hâlinizle neye benziyorsunuz Şiddetli yağmura tutulup sığınacak yer arayan bir kimseye benziyorsunuz. Aranırken bir de bakıyor ki önüne iki kanatlı büyük bir kapı çıkıyor. Kapıyı açıp yağmur kesilinceye kadar durmak için içeri giriyor. Bir de bakıyor ki girdiği evin tavanı yok! Üstü açık! Sizin yanınıza oturdum ve istiyorum ki ALLAHu TeÂLÂ'nın zikri ile ve hayırlı şeylerle meşgul olasınız. Yoksa siz dünyâ ehli, dünyâya düşkün kimseler olursunuz!” buyurmuştur..

Resim

Büyük velîlerden Ebû Osman Hîrî rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki: ZÜHD; dünyâdan el etek çekmek ve dünyâ kimin eline geçerse geçsin kaygılanmamaktır.” buyurmuştur..

Resim

Büyük velîlerden Ebû Osman Mağribî rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki: “ZÜHD; harama düşmek korkusuyla mübahların fazlasını terketmek, sonra da dünyâlıklar kimin eline geçerse geçsin aldırmamaktır. Şüphesiz ki ALLAHu TeÂLÂ, dünyâya düşkün olmayan ZÂHİDe istediğinden fazla, dünyâya rağbet edene, düşkün olana istediğinden az verir. İstikâmet sâhibine ise istediği kadar verir.” buyurmuştur..

Resim

Şam’da yetişen büyük velîlerden Ebû Süleymân Dârânî rahmetul lâhi teâlâ aleyh Hazretleri ZÜHD nedir diye soranlara.: “ZÜHD, ALLAHu TeÂLÂ ile meşgûl olmânâ mâni olan her şeyi terk etmektir. Dünyânın hiç ol- duğunu bilmeyen, ZÜHD sâhibi olamaz.” buyurmuştur..

Resim

Endülüs te ve Mısır da yetişmiş olan büyük velîlerden, Mâlikî mezhebi fıkıh âlimi Ebü l-Abbâs-ı Mürsî rahmetullâhi teâlâ aleyh sohbetlerinin birinde.: “ZÂHİD dünyâda gurbettedir. Çünkü onun asıl vatanı âhirettir. Yâni o âhirete yönelmiştir. ZÂHİDin dünyâda gurbette olması, kendisi gibi âhirete yönelmiş olanların yok denecek kadar az olup, insanların çoğunun dünyâya dalmış olması sebebiyledir. Kendisi gibi olanlar bulunmadığı için, dünyâda gurbette sayılmıştır.
ALLAHu TeÂLÂ'ya yemin ederim ki, üstünlük ve şerefi, mahluklardan bir şey beklememekte buldum. Bir gün bir köpek gördüm. Yanımdaki ekmeği, yemesi için önüne koydum. Hiç iltifât etmedi. Bu hâline hayret ederek, ekmeği ağzına yaklaştırdım, yine iltifât etmedi. Yâni mahluklardan bir şey beklemiyor ve mahlûklardan gelen bir şeyi kabûl etmiyordu. Bu sırada gizliden bir ses duydum. “Köpeğin, kendisinden daha ZÂHİD olduğu kimseye yazıklar olsun!” diyordu.” buyurmuştur..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ Hususunda HAKk DOSTLarı BUYrukLarı.:

Kuzey Afrika’da yetişen büyük velîlerden Ebü’l-Hasan-ı Şâzilî rahmetullâhi teâlâ aleyh bir gün ZÜHDden, dünyâya rağbet etmemekten bahsediyordu. Fakat üzerinde yeni ve güzel bir elbise vardı. O mecliste üzerinde eski elbiseler olan bir fakir; kalbinden.: “Ebü’l-Hasan, hem ZÜHDden anlatıyor, hem de üzerinde yeni elbiseler var. Bu nasıl ZÂHİDliktir Hâlbuki asıl ZÂHİD benim!.” diye geçirdi. Bu kimsenin kalbinden geçenleri anlıyan Ebü’l-Hasan-ı Şâzilî, onu yanına çağırarak.: “Senin üzerindeki elbiseyi görenler, seni ZÂHİD sanarak hürmet ederler. Bundan dolayı sende bir gurur, kibir hâsıl olabilir. Hâlbuki benim üzerimdeki elbiseyi görenler, ZÂHİD olduğumu anlayamazlar. Böylece ben, hâsıl olacak gururdan kurtulurum.” buyurdu. Bunu dinleyen fakir, yüksek bir yere çıkarak oradaki insanlara.: “Ey insanlar! Yemîn ederim ki, biraz önce kalbimden Ebü’l-Hasan Hazretleri hakkında uygun olmayan şeyler düşünmüştüm. Kalbimden geçeni anlıyarak, beni huzûrlarına çağırıp nasîhat ettiler. Şimdi hakîkatı anlamış bulunuyorum. Şâhid olunuz ki, huzûrunuzda tövbe istigfâr ediyorum!.” dedi. Bunun üzerine Ebü’l-Hasan-ı Şâzilî o kimseye yeni bir elbise giydirip.:ALLAHu TeÂLÂ sana seçilmişlerin muhabbetini versin. Sana hayırlar, bereketler ihsân eylesin.” diye duâ eyledi..

Resim

Tâbiînin büyüklerinden, hadîs ve fıkıh âlimi Eyyûb-i Sahtiyânî rah metullâhi teâlâ aleyh Hazretleri ile ilgili olarak Selâm bin Ebî Hamza anlatır.: "Ebû Eyyûb’un rahmetullâhi teâlâ aleyh sohbetinde idik, şöyle buyurdular.: "ZÜHD üç kısımdır. ALLAHu TeÂLÂya en sevimli geleni, en üstünü ve ALLAH indinde sevap bakımından en büyüğü, her şeyden yüz çevirip, ALLAHu TeÂLÂya ibâdet etmek, alış-verişte haramdan sakınmaktır.”
Sonra bize dönüp.: “Ey âlimler! ALLAHu TeÂLÂya en sevimli gelen ZÜHD; dünyâya düşkün olmamak, helâl ve mübah olan şeylerde de haddi aşmamaktır.” buyurdu..

Resim

Evliyânın büyüklerinden Hâris el-Muhâsibî rahmetullâhi teâlâ aleyh Hazretlerine bir defâsında.: ZÜHD sâhibi insanların dereceleri nasıldır?” diye sordular. O da şöyle buyurdu.: “Akıllarının derecesi ve kalblerinin temizliği kadardır. ZÂHİDlerin en üstünü, en akıllı olanıdır. En akıllı olanlar, ALLAHu TeÂLÂnın emirlerini iyi anlayıp, onları yerine getirmek için bütün güçleriyle çalışanlardır. Bunlar, dünyâya düşkün olmayıp, âhirete yönelenlerdir. (Haram ve şüphelilerden sakınıp, mübahlara fazla dalmamak; dünyâdan yüz çevirip, âhirete yönelmekle olur." buyurdu..

Resim

Abdullah bin Meymûn der ki.: "Hâris el-Muhâsibî Hazretlerine.: "ZÜHD, dünyâya rağbet etmemek, niçin kıymetlidir Bunun sebebi nedir?” diye suâl edildi. O şöyle cevâp verdi.: “Bunun beş sebebi vardır.:
Birincisi.: Dünyâ insanı, bir çok meşakkat ve sıkıntılara düşürür. İnsanın kalbini ALLAHu TeÂLÂnın rızâsından ve âhireti düşünmekten alıkor.
İkincisi.: Dünyâyı sevenlerin derecesi, dünyâya rağbet etmeyenlerin derecesinden çok aşağıdadır.
Üçüncüsü.: Dünyâyı sevmemek, insanı ALLAHu TeÂLÂya yaklaştırır ve cennetliklerin derecelerine yükseltir.
Dördüncüsü.: Dünyâyı sevenlerin, kıyâmet gününde hesabları uzun olur.
Beşincisi.: ALLAHu TeÂLÂnın katında dünyânın bir sinek kanadı kadar bile kıymeti yoktur.”
(Burada ve benzeri yerlerde dünyânın mânâsı: ALLAHu TeÂLÂnın rızâsından ve beğendiği şeylerden uzaklaştırıp, âhireti unutturan şeyler demektir.)

Resim

Hindistan’da yetişen en büyük velî, âlim müceddid ve müctehid İmâm-ı Rabbânî rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki.: "ZÂHİD, dünyâya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır.”

Resim

Tâbiînden ve hanım velîlerin büyüklerinden Râbia-i Adviyye rah metullâhi teâlâ aleyhâ kimseden bir şey almazdı. Bir keresinde Hasan-ı Basrî Hazretleri kendisini ziyârete gelmişti. Kulübesinin kapısında, zenginlerden birinin ağladığını gördü.: “Niçin ağlıyorsunuz?” diye sordu. O zengin.: "ZÜHD ve kerem sâhibi şu hâtun olmasa, halk mahv olur. O, zamânın bereketidir. ALLAHu TeÂLÂ bizi, bir çok belâ ve sıkıntılardan onun hürmetine muhâfaza etmektedir. Ona bir mikdar yardımım olsun diye şu keseyi getirdim. Fakat kabûl etmez diye ağlıyorum. Bunu ona verseniz, belki sizin hatırınız için kabûl eder” dedi.
Hasan-ı Basrî Hazretleri içeri girip olanları bildirince, Râbia-i Adviyye buyurdu ki.:
“Ben bu dünyâlıkları bunların hakîkî sâhibi olan ALLAHu TeÂLÂdan istemeğe utanır iken başkasından nasıl alırım. ALLAHu TeÂLÂ bu dünyâda, kendisini inkâr edenlerin bile rızkını verirken, kalbi O’nun muhabbetiyle yanan birinin rızkını vermez mi zannediyorsunuz O kimseye selâmımızı söyle. Kalbi mahzûn olmasın. Biz ALLAHu TeÂLÂdan başkasından bir şey almamaya ahdettik. Hiç bir kimseden bir şey beklemiyoruz. Geleni kabûl etmiyoruz. Bir defâsında devlete âid olan bir kandilin ışığından istifâde ederek gömleğimi yamadım da kalbim dağıldıkça dağıldı ve dikişleri sökünceye kadar kalbimi toparlayamadım.” dedi..

Resim

Bağdât velîlerinden Rüveym bin Ahmed rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki.: "ZÜHD; dünyâyı küçük görüp, onun sevgisini kalbden silmektir.”

Resim

Büyük velîlerden Sehl bin Abdullah Tüsterî rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki.: "ZÜHD, kulların ALLAHu TeÂLÂya yönelmeleridir.”

Resim

Tebe-i tâbiînin büyüklerinden, fıkıh, hadîs âlimi ve velîlerden Süfyân bin Uyeyne rahmetullâhi teâlâ aleyh Hazretlerine bir kimse gelerek.: “Ben ZÜHD sâhibi yâni dünyâdan ve dünyâlıklardan kaçınan, şüpheli olur korkusuyla mübahları bile terk eden bir âlim görmek istiyorum. Bana öyle birisini gösterebilir misin?” dedi. Süfyân bin Uyeyne o kimseye.: "ZÜHD, sırf helâl olan rızıkta olur. Bu zamanda rızkını helâlinden temin edebilmek mümkün mü ki siz öyle birini arıyorsunuz ” cevâbını verdi..

Resim

Büyük velîlerden Ebû Bekr-i Şiblî rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki.: "ZÜHD; kalbi mal yerine, onu yaratanına döndürmektir.”

Resim

İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden Tâcüddîn ZÂHİD-i Geylânî rahmetullâhi teâlâ aleyh Hazretlerinin hocası Şeyh Sâ’dî-i Şîrâzî Hazretleri, bir gün İbrâhim ZÂHİD’e.: “Evlâdım! Bizim yanımızdaki terbiyen tamam olmuştur. Bundan sonraki yetişmen ve yükselmen ise, Seyyid Cemâleddîn’e havâle edilmiştir. Geylân’a git. Cemâleddîn’in hizmetinde bulun.” dedi. Bundan sonra Geylân’a gidip, orada Lâhicân’da oturan Cemâleddîn Hazretlerinin dergâhına vardı ve ona talebe oldu. Sohbet ve hizmetinden ayrılmadı. Burada, yüksek olgunluklara, üstün makamlara ulaştı.
Bir gün geçtiği bir yerde bulunan yabânî otlardan biraz kopardı. O otların, elinde ham gümüş olduğunu görünce hayret etti. Hâlbuki onun, böyle şeylerde gözü gönlü yoktu. İstemezdi. Dünyâlık şeylerin elde bulunmasını kabahat ve kusûr sayardı.
“Ne kabahat işledim ki böyle oldu ” diye ağlayarak secdeye kapandı. Tövbe ve istigfâr etti. Sonra yolunu değiştirip, başka tarafa gitti. Bu defâ eline aldığı otların hâlis altın olduğunu görüp, sıkıntı ve üzüntüsü daha da arttı. Hemen hocası Cemâleddîn’in yanına geldi. Ağlayarak olanları anlattı. Yalvararak, bu hâlden kurtulmak istediğini, bunun için kendisine yardım etmesini istirhâm etti. İbrâhim Geylânî’nin anlattıklarını dikkatle dinleyen hocası şöyle söyledi.: “Bu öyle bir hâldir ki, tasavvuf yolunda ilerleyen sâliki, böyle şeylerle tecrübe ve imtihân ederler. Sen bu imtihanı kazandın. Bütün nebî ve velîlerin rûhları ile birlikte, yerde ve gökte olan melekler ve bütün mahlûkât, sana ZÂHİD dediler ve nâmını da Şeyh ZÂHİD koydular.”
ZÂHİD, haram ve şüphelilere düşmek korkusuyla mübahların çoğunu terk eden, dünyâya ve dünyâlık olan şeylere muhabbeti olmayan, kalbi bunlara meyletmeyen kimsedir.
Bir gün hocasının emri ile, tarladan bir çuval pirinci omuzlayıp dergâha getiriyordu. Bir ara çok yorulduğu için, çuvalı yere koyup birazcık dinlenmek istedi. Bu esnâda, çuvaldan bir pirinç tânesinin düştüğünü gördü. Onu alıp ağzına atmak istedi. Fakat, bir tâne olmasına rağmen buna ehemmiyet verdi. Bununla imtihân edilmekte olabileceğini düşündü ve pirinç tânesini çuvala koydu. İbrâhim ZÂHİD, çuvalla birlikte dergâha geldi. Hocası Cemâleddîn Hazretleri onu görünce.:
“Ey İbrâhim! Sözünde sadâkat gösterdin. Ahdine vefâ eyledin. ZÂHİD nâmına lâyık olduğunu isbât ettin.” buyurdular.
Seyyid Cemâleddîn Hazretlerinin huzûrunda yetişip kemâle gelen İbrâhim ZÂHİD-i Geylânî, fetvâ verecek dereceye geldi. Evliyânın büyüklerinden oldu..


Resim

Tâbiîn devrinde yetişen büyük âlim ve velî Vehb bin Münebbih rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki.: “İnsanların en ZÂHİDi yâni şüpheli olmak korkusuyla mübahların çoğunu terkeden kimse, temiz ve helâl kazanç peşinde koşandır. Bu kimse, dünyâ işleriyle ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bu, ZÜHDüne engel değildir.”

Resim

Mekke-i mükerremenin büyük âlim ve velîlerinden Vüheyb bin Verd rahmetullâhi teâlâ aleyh buyurdular ki.: "ZÜHD; dünyâ malına âit olan kayıplarına üzülmemen, eline geçen dünyâlıklar ile de şımarmamandır.."

Resim

Tebe-i tâbiînin büyüklerinden, hadîs, fıkıh ve kırâat âlimi, Velî Yûsuf bin Esbât rahmetullâhi teâlâ aleyh Hazretlerine sordular.: "ZÜHDün gâyesi nedir?." O da; "Sana ihsân olunan nîmete şımarmamak, nasîb olmayan şeye de (niye nasîb olmadı) diye üzülmemektir.” buyurdu..

Resim

Osmanlı velî ve âlimlerinden Muhammed ZÂHİDü l-Kevserî rahme tullâhi teâlâ aleyh İslâmiyetin emirlerine uymakta, yasaklarından sakınmakta, ZÜHD, dünyâdan uzaklaşmakta ve "TAKVÂ"da âdetâ isminin canlı bir misâliydi. Dünyâ malına ve makâmlarına değer vermez, dünyâ ehlinden uzak olmaya çalışırdı. Bu yönüyle seçkin bir kişiliğe sâhipti. Hiç kimseye şahsî kin beslemezdi. Bir kimsenin kendisini aldattığını anlarsa, onu tahkik ederek araştırır, o kimseyle bir daha münâsebet kurmazdı. Darlık ve sıkıntılara sabreder, kendisinde bulunan ilmî ve ahlâkî üstünlük sebebiyle diğer insanlardan kendini üstün görmezdi. İlmini istismâr vâsıtası yapmaktan şiddetle sakınırdı. Bu sebeple çevresi oldukça genişlemişti. Hiçbir ücret almadan ders verirdi. Yaptığı kitap tashihlerinden bile herhangi bir para veya karşılık almazdı. Hayâtının son günlerinde hastalığı iyice artınca, tedâvî masraflarını karşılayabilmek için kitaplarını satmaya karar vermişti. O halde iken dâhi talebelerinin maddî yardımlarını kabûl etmemişti. Sıkıntılı günlerinde Fuâd Üniversitesinden iki profesör, kendisini ziyâret ederek üniversitede ders vermesini istediler. ZÂHİDü l-Kevserî, özür dileyerek bunu yapamayacağını belirtti. Onlar gittikten sonra, Niçin kabûl etmediniz diye sorulunca.: "İçinde bulunduğum durumdan dolayı kesinlikle ücretli olarak ders vermemi istiyorlardı. Bunun için kabûl etmedim. Böyle bir işi aslâ kabûl edemem.” diye cevap verdi..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11729
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: KELÂMuLLAHta ve RASÛLULLAHta ZÜHD-TAKVÂ-VERÂ

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimLe...


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla LûTFet-TAHKik İMÂNLa
=>RABBımız TeÂLÂ’dan=>DUYmayı ve de,
=>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’imize
=>SÂLiH AMELLe UYmayı=>KUR'ÂN-ı KERÎM’imizde,
EMRettiğin
ZÜHD-TAKVÂ-VERÂmızı ÖMRÜMüze CEM’ et!.
İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..


Resim
ResimResim

Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.



Resim
Resim
Cevapla

“Divanında Muhammedi Tasavvuf” sayfasına dön