MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post Reply
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem
EFENDİmizin ÖKSÜZ-YETİM HaDiSLeRi.:


YETİMliği bizzât yaşamış olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem birçok hadisinde YETİMlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur.:

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAHım! Ben YETİMin ve kadının, bu iki zayıf insanın hakkını ihlâl etmekten insanları şiddetle sakındırıyorum” buyurmuştur.
(İbn Mâce, Edeb, 6)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: YETİMe karşı şefkatli bir baba gibi ol!.” tavsiyesinde bulunmuştur. .
(Heysemî, VIII, 163)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kimse, müslümanların arasında bulunan bir YETİMi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, ALLAH TeÂLÂ onu mutlaka cennete koyar.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr, 14/1917)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim mes’ûliyeti altındaki kız veya erkek YETİM çocuğuna iyi davranırsa; o ve ben cennette (şöylece) beraber bulunacağız.” buyurarak iki parmağını yanyana getirmiştir. .
(Buhârî, Edeb, 24)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim üç YETİMi yetiştirir, nafakasını temin ederse, sanki ömrü boyu geceleri namaz kılmış, gündüzleri oruç tutmuş ve sabahtan akşama yalın kılıç Allah yolunda cihad etmiş gibi sevâb alır. Kezâ, ben ve o, şu iki parmak gibi cennette kardeş oluruz” buyurmuş ve ardından şehâdet parmağı ile orta parmağını birbirine yapıştırmıştır..
(İbn-i Mâce, Edeb, 6)

Image---Avf b. Mâlik el-Eşcaî radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben ve (karşılaştığı sıkıntılar ve bakımsızlık yüzünden) yanakları kararmış kadın kıyamet gününde şu ikisi (işâret parmağı ve orta parmak) gibi (yakın) olacağız. O kadın ki kocasının ölümü sebebiyle dul kalır da asil ve güzel olduğu hâlde çocukları yetişinceye ya da ölünceye kadar kendisini YETİM çocuklarının bakımına hasreder (ve evlenmez).” buyurdu.
Bunu söylerken (Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yaptığı gibi) râvi Yezîd de orta parmağı ile işâret parmağını birleştirerek işâret etti..

(Ebû Dâvûd, Edeb, 120, 121)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kimse sırf ALLAH rızâsı için bir YETİMin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevâb yazılır...” buyurmuştur..
(İ. Ahmed, Müsned,V, 250)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fâkiri doyur, YETİMin başını okşa!.” tavsiyesinde bulundu.
(İ. Ahmed, Müsned, II, 263, 387)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben her mü’mine kendi nefsinden daha ileriyim, daha yakınım. Bir kimse ölürken mal bırakırsa o mal kendi yakınlarına âittir. Fakat borç veya YETİMler bırakırsa, o borç bana âittir; yetimlere bakmak da benim vazîfemdir.” buyurmuştur.
(Müslim, Cuma, 43; İbn-i Mâce, Mukaddime, 7)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Büluğ çağına ulaştıktan sonra YETİMlik kalkar...” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 9)

Image---Vaktiyle yetim bir çocuk olan Ebû Cuhayfe radiyallahu anhu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in zekât toplamak ve dağıtmakla görevli me’murundan bahisle şu hatırasını anlatır.: “Bize Nebî’nin zekât me’muru geldi. Zekâtı zenginlerimizden alıp fâkirlerimize verdi. Ben YETİM bir çocuktum. Bana da bir deve verdi.” demiştir.
(Tirmizî, Zekât, 21)

Image---Ashabını genel olarak yetimi ve onun hakların korumaya teşvik eden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, yeterli kapasiteye sâhib olmayanların bu işi üstlenmemelerini de istemiştir. Ebû Zer el-Ğifârî radiyallahu anhu’ya.: “Ey Ebû Zer seni zayıf görüyorum. Doğrusu ben kendim için istediğimi senin için de istemekteyim. Sakın iki kişiye dahi emir olma ve YETİM malının velâyetini de üzerine alma!” tavsiyede bulunmuştur.
(Nesâî, Vasâyâ, 10)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bugün ALLAH için bir YETİM başı okşadınız mı? Bir hasta ziyaretine gittiniz mi? Bir cenâze teşyîinde bulundunuz mu?” diye sorardı.
(İMüslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’ım! İki zayıf kimsenin; YETİMle kadının hakkını yemekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.” buyurmuştur.
(İbn-i Mâce, Edeb, 6)

Image---Enes radiyallahu anhu.: “Vefâtı esnâsında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanındaydık. Bize üç defâ: “Namaz husûsunda ALLAH’tan korkun!” buyurdu Sonra da.:“Emriniz altındaki insanlar hakkında ALLAH’tan korkun, iki zayıf hakkında ALLAH’tan korkun: Dul kadın ve YETİM çocuk. Namaz husûsunda ALLAH’tan korkun!”
Sonra.: “Namaz!. Namaz!.” diye tekrar etmeye başladı. (Mübârek lisânları söylemez olunca bile) rûh-i mübârekleri çıkıncaya kadar bunu içten içe tekrar edip durdular.”
buyurmuştur.

(Beyhakî, Şuâb, VII, 477)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Mîr’âc’da bir topluluğa uğradı ve gördü ki, onların dudakları deve dudağı gibidir. Birtakım vazîfeli me’murlar da onların dudaklarını kesip ağızlarına taş koyuyor.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“Ey Cibrîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.
Cebrâîl aleyhisselâm.: “Bunlar, YETİMlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir!”
buyurdu.

(Taberî, XV, 18-19)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem birgün.: “Yedi helâk edici şeyden kaçının!” buyurdu.
Sahâbîler: “Yâ Resûlullah! Bunlar nelerdir?” diye sordular.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’a ortak koşmak, sihir (büyü) yapmak, ALLAH’ın (dokunulmasını) haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, fâiz yemek, YETİM malı yemek, savaş meydanından kaçmak, nâmuslu ve mâsum kadınlara zinâ isnâd etmektir.”
buyurdu.

(Buhârî, Vasâyâ, 23; Müslim, Îman, 145)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kendi YETİMini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız." buyurmuştur.
Hadisin ravisi Mâlik İbni Enes, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in yaptığı gibi- işâret parmağıyla orta parmağını gösterdi.

(Müslim, Zühd 42.)

Image---esûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben ve yanakları solmuş dul kadın, kıyamet gününde, yan yana iki parmak gibi beraber olacağız. Mevki ve güzellik sahibi bu kadın, kocasından dul kalmıştır. Kendini YETİMlerine adamış ve bu durum onlar evleninceye, ya da ölünceye dek böyle devam etmiştir." buyurmuştur.
(İbn Mâlik radiyallahu anhu’dan; Ebû Dâvud)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Sofralarında YETİM bulunduran kimselerin sofrasına şeytân asla yaklaşamaz." buyurmuştur.
(Ebû Mûsa radiyallahu anhu’dan; Taberânî)

Image---Sa’d ibni Ebi Vakkas radiyallahu anhu.: Biz altı kişi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanında oturuyorduk. Bu durumu gören müşrikler.: “Şunları yanından kov bize karşı saygısızlık etmeye kalkışmasınlar.” dediler. Orada benden başka Abdullah ibni Mes’ud, Hüzeyl Kabilesinden biri, Bilâl ve şu anda isimlerini veremeyeceğim iki kişi daha vardı. Nihâyet Rasulullah’ın kalbine Kureyş büyüklerinin kalblerini islâma ısındırmak için bizleri huzurundan uzaklaştırmak geçmişti ki ALLAH hemen En’âm 6/52 âyetini indiriverdi.: “RABB’inin hoşnutluğunu umarak sabah ve akşam ona yalvarıp yakaranları kovma.” buyurmuştur.
(Müslim, Fezâilüssahabe 46)

وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ
Image---“Ve sabah akşam, RABB'lerinin Zât'ını dileyerek duâ edenleri kovma.Onların hesabından senin üzerine, senin hesabından onların üzerine bir şey yoktur. Artık onları kovarsan, o zaman sen zalimlerden olursun.” (En’âm 6/52)

Image---Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan bildirildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir iki lokma ve bir iki hurmayla kapılardan savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul muhtaç olduğu halde iffetinden dolayı dilenmeyen kimsedir.” buyurmuştur.
(Buharî, tefsiru Sure-i Bakara 48, Müslim, Zekat 102)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kapı kapı dolaşıp birkaç lokma birkaç hurma ile savuşturulan kimse yoksul değildir. Belki hakiki yoksul kendisini geçindirebilecek mala sâhib olmayan, muhtaç olduğu bilinip te kendisine sadaka verilmeyen ve kimseden bir şey dilenmeyen kimsedir.” buyurmuştur.
(Buharî, Zekat 53, Müslim, Zekat 101)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kimse sırf ALLAH rızası için bir YETİMin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevâb vardır.” buyurmuştur.
(Ahmed ibni Hanbel, Müsned, V, 250.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben ile YETİMin kefili (onu büyüten), -işâret parmağı ile orta parmağının arasını açarak- cennette böyle birlikte olacağız” buyurmuştur.
(Müslim 8/221)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Müslümanlar arasından kim bir YETİMi evine alarak yiyecek ve içeceğine dahil ederse, affedilmez bir günah (şirk gibi) işlememişse, ALLAH onu mutlaka cennetine koyacaktır.” buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel 1992: Müsned, 4/344)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Müslümanların içinde en hayırlı ev; YETİM barındırıp ona iyi davranılan evdir. En kötü evde ona kötü davranılan evdir:” buyurmuştur.
(İbn-i Mâce 2012: Edeb, 6)

Bir YETİMi, koruması altına alıp şefkatle başını okşayıp sevip gönlünü hoşnut ederse sevâb alacağına dair hadisi şerifte şöyle bildirilmektedir.:

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: YETİMin başını okşayan kişi için ise başındaki saçların sayısı kadar, sevâb almış olur” buyurmuştur.
(İ. Ahmed b. Hanbel, 1992: 5/ 250)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, yetim malının korunmasının ve haksızlıkla yenilmemesinin üzerinde ısrarla durmuş, aksi durum sonucunda çetin azâb olacağına vurgu yapmıştır. Sakınılması gereken ve helâk edici yedi büyük günahı (şirk, sihir, katil olmak, ribâ -faiz yemek-, haksızlıkla yetim malını yemek, savaştan kaçmak ve namuslu kadınlara iftira atmak) sayarken, bu günahlardan biri de YETİM malının haksız yere yenilmesi olduğunu belirtmiştir.. (Buhârî 1991: Vasâyâ, 23; Müslim 1992: Îman, 145).

İslâm Hukukuna göre kimsesi olmayan YETİMlerin velîsi/vasîsi devlet başkanıdır. (İbn Mâce 2912: 15).
Bu görev devletin denetiminde koruyucu âile ya da ilgili kurumlar tarafından yerine getirilmelidir. Olağan üstü durumlarda yönetim boşluğu olduğunda sorumluluk yetimin bulunduğu bölgedeki Müslümanlarda olur. Fukâhaya göre her çocuk İslâm fıtratı üzere doğduğundan inancı sorgulanmaz..(Buhârî, cenâiz, 92; Tirmizî, kader, 5).

M.M.M. MuhaBBetLerimLe...


Image İHVÂNİmImage
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image

Image 5.2.6. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem,
Image PEYGAMBER ImageOLARAK GÖNDERİLMİŞTİR.:



KUR'ÂN-ı KERÎMde =>RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem.:
Bakara 2/119,252; Nisâ4 /105; Mâide 5/67; En'âm 6/14,48; Â’râf 7/158; Hûd 11/2; Ra'd 13/7; Nahl 16/89; İsrâ 17/54; Kehf 18/110; Enbiyâ 21/107; Hacc 22/49; Furkân 25/56; Neml 27/91,92; Ahzâb 33/40, 45,46,47; Sebe’ 34/28; Fâtır 35/24; Yâsân 36/3,4,5,6,69; Sâd /65,66,67,68,69,70; Şûrâ 42/6; Ahkâf 46/9; Fetih 48/8,9..


تِلْكَ آيَاتُ اللّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Image---“Tilke âyâtullâhi netlûhâ aleyke bi’l- hakk(hakkı), ve inneke le mine’l- MURSELîn (murselîne).: İşte bunlar, ALLAH'ın âyetleridir , O'nu sana, hak ile tilâvet ediyoruz (okuyoruz). Ve muhakkak ki sen, elbette gönderilen RESÛLLerdensin." (Bakara 2/252)

وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ انقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىَ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ اللّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللّهُ الشَّاكِرِينَ
Image---“Ve mâ MuhaMMedun illâ resûl (resûlun), kad halet min kablihi’r- rusûl (rusûlu), e fein mâte ev kutilenkalebtum alâ a’kâbikum, ve men yenkalib alâ akıbeyhi fe len yadurrallâhe şey’â (şey’en), ve se yeczîllâhu’ş- şâkirîn (şâkirîne).: Ve MuhaMMed sadece bir RESÛL'dür. Ondan önce de RESÛLLer gelip geçmiştir. Şimdi O, öldü veya öldürüldü ise, siz topuklarınız üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde geriye dönerse, bundan sonra Allah'a, asla hiçbir şeyle zarar veremez. Ve ALLAH, şâkirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracaktır.” (Âl-i İmrân 3/144)

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا
Image---“Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh (minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke li’n- nâsi RESÛLâ(resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: SANA iyilikten (hasenâtdan) ne isabet ederse, işte o ALLAH 'tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara RESÛL olarak gönderdik ve şâhid olarak ALLAH yeter.” (Nisâ 4/79)

قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ
Image---“Kul lâ ekûlu lekum indî hazâinullâhi ve lâ a’lemul gaybe ve lâ ekûlu lekum innî melek (melekun), in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyy (ileyye), kul hel yestevî’l- a’mâ ve’l- basîr (basîru),e fe lâ tetefekkerûn (tetefekkerûne).: De ki: “Ben size ALLAH 'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbî olurum.” “Basiretle gören ve görmeyen bir olur mu, hâlâ tefekkür etmiyor musunuz?” de.” (En’âm 6/50)

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Image---“Kul yâ eyyuhe’n- nâsu innî RESÛLULLÂHi ileykum cemîanillezî lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), LÂ İLÂHE İLLÂ HUVE yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve RESÛLihi’n- NEBİyyi’l- UMMİyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn (tehtedûne).: De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; BEN, sizin hepinize (gönderilen) ALLAH'IN RESÛLÜyüm. O ki; semâların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse ALLAH'a ve O'nun ÜMMÎ, NEBÎ, RESÛLÜne îmân edin ki; O, ALLAH'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.” (A’râf 7/158)

إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Image---“İnneke leminel murselîn(murselîne).: Muhakkak ki SEN (Ey RASÛLüm, tarafımızdan elçi olarak kullarıma) gönderilen peygamberlerdensin.” (Yâsîn 36/3)

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
Image---“MUHAMMEDun RESÛLULLÂH (resûlullâhi), vellezîne meahû eşiddâu alâ’l- kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseri’s- sucûd (sucûdi), zâlike meseluhum fît tevrât (tevrâti), ve meseluhum fî’l- incîl (incîli), ke zer’in ahrace şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibuz zurrâa, li yagîza bihimu’l- kuffâr (kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti minhum magfiraten ve ecren azîmâ (azîmen).: ALLAH'IN RESÛL'ü MuhaMMed (aleyhisselâm) ve O'nunla beraber olanlar, kâfirlere karşı çok şiddetli; kendi aralarında çok merhametlidirler. Onları rükû ederken, secde ederken ve ALLAH'dan fazl ve rıza isterken görürsün. Onların alâmetleri yüzlerindeki secde izleridir. İşte bunlar, onların Tevrat'taki ve İncil'deki vasıflarıdır. Filizini çıkaran sonra onu kuvvetlendiren, böylece kalınlaşan, sonunda gövdesi üzerinde yükselen, çiftçilerin hoşuna giden ekin gibidir. Onlarla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Ve ALLAH, onlardan iman edenler (ALLAH'a ulaşmayı dileyenlere) ve sâlih amel (nefs tezkiyesi) yapanlara mağfiret ve büyük ecir vaadetti.” (Feth 48/29)

Kur'ÂN-ı Kerîmde =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Image---“Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bi’l- mu’minîne RAÛFun RAHÎM (rahîmun).: Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا
Image---“Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâze’l- hadîsi esefâ (esefen).: Bu durumda eğer onlar, (Kur'ân-ı Kerim'deki) bu sözlere inanmazlarsa, onların arkalarından üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin.” (Kehf 18/6)

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Image---“Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn (mu’minîne).: (Ey Rasûlüm, Kureyş halkı) iman etmiyecekler diye, kederden nerde ise, nefsine kıyacaksın.” (Şuarâ 26/3)

مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى
Image---“Mâ enzelnâ aleyke’l- kur’âne li teşkâ.: Kur'ÂN'ı sana meşakkat (güçlük) olsun diye indirmedik.” (TâHâ 20/2)

إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى
Image---“İllâ tezkireten li men yahşâ.: Huşû sahiblerine (ALLAH’a saygı duyan, korkan) zikir (öğüt) olsun diye.” (TâHâ 20/3)

Kur'ÂN-ı Kerîm’de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in risâletinin bütün insanları kapsadığını belirten Âyet-i CeLîLe’de ALLAHu zü’L- CELÂL ile birlikte RESÛLÜne de İMAN ve İTAAT edilmesi EMRedilmiştir.:

قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Image---“Kul etîûllâhe ve’r- resul (resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbu’l- kâfirîn (kâfirîne).: De ki: "ALLAH'a ve RESÛL'e itaat ediniz." Bundan sonra eğer dönerlerse, o taktirde muhakkak ki ALLAH, kâfirleri sevmez.” (Âl-i İmrân 3/32)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
Image---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû, âminû billâhi ve resûlihî ve’l- kitâbillezî nezzele alâ resûlihî ve’l- kitâbillezî enzele min kabl (kablu). Ve men yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî ve’l- yevmil âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ (baîden).: Ey iman edenler! ALLAH'a ve O'nun RESÛL'üne ve RESÛL'üne indirdiği KİTAB'a ve daha önce indirdiği KİTAB'a îmân edin. Ve kim, ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve yevmi’l- âhiri (sonraki ahir gününü) inkâr ederse, o taktirde uzak bir dalâletle sapmış olur.” (Nisâ 4/136)

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Image---“Kul yâ eyyuhen nâsu innî RESÛLULLÂHi ileykum cemîanillezî lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), LÂ İLÂHE İLLÂ HUVE yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyi’l- ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn (tehtedûne).: De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) ALLAH'ın RESÛLüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka İLÂH yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse ALLAH'a ve O'nun ÜMMÎ, NEBÎ, RESÛLÜne îmân edin ki; O, ALLAH'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.” (A‘râf 7/158)

* Kur’ÂN-ı Kerîm’in 12 Âyet-i CeLîLe’sinde EMİR şeklinde, 5 Âyet-i CeLîLe’sinde FİİL kalıplarıyla ALLAHu zü’L- CELÂL’e itaatle RESÛLÜ'ne itaat beraber zikredilmiştir.. (M. F. Abdülbâkî, el-Muʿcem, “tva” md..)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem HADİS-i ŞERİFLERinde RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem..:


Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu işten vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler hiçbir şey değişmez, Allah bu dini üstün kılıncaya kadar çalışacağım veya bu uğurda öleceğim” buyurmuştur. (İbn Hişâm, I, 266).

Kur'ÂN-ı Kerîm ve Sünnet-i Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e göre İslâm DÎNİ’nin ÜÇ Temel Esasından birini NÜBÜVVET konuların teşkil ettiği bilinmektedir.. Diğer İKİsi ise ULûhiyyet ve Âhiret İnancıdır..

Nübüvvetinin geçmişle bağlantısının ne olduğu hususunda sorulan bir soruya Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in verdiği cevâb ilgili âyetlerin bir açıklaması mahiyetindedir.:


Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Nübüvvetimin tarihî kaynağı atam İbrâhim’in duâsı ve Îsâ’nın benim peygamber olarak gönderileceğimi müjdelemesidir” buyurmuştur.
(İ. Ahmed, Müsned, IV, 127, 128; V, 262)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem =>İnsanların ALLAHu zü’L-CELÂL’i TANImalarına ve SEVmelerini buyurmuş olduğuna göre hem YARATANı hem YARATILMIŞı SEVen bir ReSûLuLLaH ve ABDuLLAH-İNSÂNdır..

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İbrahim HALİLULAH, ALLAH’IN DOSTU; Musâ, SAFİYULLAH, ALLAH’IN SEÇKİN KULU; ben ise -Allah’ın bana bir ihsanı ve bir ikramı olarak- HABİBULLAHım, ALLAH'IN SEVGİLİ KULUYUM.” buyurmuştur.
(Darimî, Mukaddime, 8; Tirmizî, Menâkıb, 1)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kendisinin “HABÎBULLAH” olduğunu, fakat bunu övünme vesilesi kılmadığını buyurmuştur.
(İ. Ahmed, Müsned, I, 395, 410, 462; Dârimî, Mukaddime, 8; Tirmizî, Menâkıb, 1)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hıra mağarasında (önceden görmediğim bir varlık bana).: "Ey MuhaMMed! Sen ALLAH'ın RASÛLÜsün!" dedi. "Ben, ayakta idim, bu sesi duyar duymaz diz üstü düştüm. Sonra tir tir titrer bir vaziyette dönüp Hatice'nin yanına girdim ve.: "Beni örtün, beni örtün!." dedim. Sonunda bendeki korku gitti. Sonra, (o varlık mağarada, başka bir zaman) bana yine geldi ve tekrar.: "Ey MuhaMMed! Sen ALLAH'ın RASÛLÜsün!" dedi. Bunun üzerine ben kendimi Dağ’ın doruğundan atmayı aldımdan geçirdim ki, daha bunu düşünür düşünmez, o tekrar bana gözüktü ve.: "Ey MuhaMMed! Ben Cibrîl'im, sen de ALLAH'ın RASÛLÜsün!" dedi. Sonra.: "İkrâ!.-OKu!." dedi, ben.: "Ne okuyayım?" deyince beni tuttu ve takatım kalmayıncaya dek üç kere sıktırdı ve.: "YARATAN RABBİNin ADıyla OKu! ... " diye okuyunca ben de okudum. Sonra tekrar Hatice'ye geldim ve.: "Kendim hakkında korktum!" dedim ... " buyurmuştur.
(Taberî, Tarih, ll. 298-9.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Cibrîl aleyhisselâm’ın kkendisine gözükerek.: "Ey MuhaMMed! SEN gerçekten RESÛLULLAH/ALLAH RASÛLÜsün!" buyurması üzerine sâkinleştiği anlatılmıştır..
(Abdurrazzâk, Musannef, V. 323, no: 9719; Buharî, Ta'bir 1, VIII. 68.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, vefakar eşi Hatice aleyhasselâm Annemize kendisine birşeyler olmasından korktuğunu söyleyince.: "Hayır, ALLAH seni asla utandırmaz! Çünkü sen akrabalarına bakar, güçsüzlerin sıkıntılarını yüklenir, yoksulun ihtiyacını karşılar, misafiri ağırlar ve hak sahibine yardım edersin!." diyerek tesellî etmiştir..
(Abdurrazzak, Musannef, V. 322, no: 9719; Buhar!, Bed'u'l-Vahy 3, I. 3.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Muhakkak ben ve benden önce gelen peygamberlerin durumu şuna benzer; Adamın birisi bir ev binâ ettirmiş. O yaptığı evi süsleyip donatmış, fakat bir köşe taşı yerini boş bırakmış. O muhteşem evi ziyâret edip hayran olan insanlar.: "Şu köşe boş bırakılmamalıydı!" demekten kendilerini alamazlar. İşte ben, yeri boş bırakılan o köşe taşı gibiyim ve BEN SON PEYGAMBERİM.” buyurmuştur.
(Ebû Hureyre radiyallahu anhu’den; Buhârî Menâkıb 16. Bâb hadis no: 3342)

NÜBÜVVet BENi.:

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kürek kemiklerim arasındaki bu “ben” benden önceki peygamberlerin “ben”i gibidir. Şu kadar var ki benden sonra ne bir nebi ne de rasûl gelmeyecektir.” buyurmuştur.
(Hâkim, El-Müstedrek, 3/461 no:4159, Dâru’l- Ma’rife, Beyrut)

Image---Said ibni Yezid radiyallahu anhu.: “Peygamberimizin arkasında durdum, kürek kemikleri arasındaki mührüne baktım, o, keklik yumurtası büyüklüğünde idi.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Şemâil 2.bâb hadis no:15)

Image---Câbir ibni Semure radiyallahu anhu.: “Ben Rasûlüllâh efendimizin kürek kemikleri arasındaki mührünü gördüm. O güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızı bir yumru (gudde) idi.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Şemâil 2.bâb hadis no:16)

Image---Rumeyse radiyallahu anha.: “Ben Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in o kadar yakınında idim ki, isteseydim kürek kemikleri arasındaki mührünü öperdim” buyurmuştur.
(Tirmizî, Şemâil 2.bâb hadis no:17)

Image---İmam Ali kerremallahu vechehu’nin torunlarından olan İbrahim ibni Muhammed aleyhisselâm.: “Hazreti Ali, Peygamber efendimizin vasıflarını anlatırken hilye hakkındaki hadisin tamamını zikreder, kürek kemikleri arasında peygamberlik mührü vardı ve o peygamberlerin sonuncusu” buyururdu.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Şemâil 2.bâb hadis no:18)

Image---Abdullah ibni Bureyde radiyallahu anhu.: “Selmân-ı Fârisî Hazreti peygamberimizin sırtındaki nübüvvet mührünü müşahede ettiğinde ona olan imanını tazeler ve kuvvetlendirir.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Şemâil 2.bâb hadis no:20)

ALLAH’ın KULu/ABDuLLAH aleyhisselâm.:

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “BEN, sadece bir kulum. Kulun yediği gibi yer, kulun içtiği gibi içerim." buyurmuştur.
(Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, 2/571; Mecmeu'z-Zevâ'id, Heysemî, 9/19)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BEN, sadece bir tebliğciyim. Yalnız ALLAH hidâyet eder. Ben sadece taksim ediciyim, yalnız ALLAH verir." buyurmuştur.
(Münâvî, Feyzu'l- Kadîr, 2/571)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BEN, resûllerin komutanıyım. Övünmek yok! Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Övünmek yok! İlk şefa'at edecek olan benim, şefa'ati ilk kabul edilecek olan da benim. Övünmek yok!." buyurmuştur.
(Darimî, Mukaddime, 8.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BENimle BENden önceki peygamberlerin misâli şuna benzer. Bir adam bir ev inşa etmiş ve bir köşede bir kerpiç yeri hariç, evi güzelce yapıp süslemiş. Derken insanlar onun etrafını dolaşmaya başlamışlar. (Onun güzelliğine) hayran kalmış ve.: “Keşke şu kerpiç de yerine konsaydı!.” demişler. İşte o kerpiç benim. BEN PEYGAMBERLERİN SONUNCUSUyum." buyurmuştur.
(Buharî, Menâkıb, 18)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Meryemoğlu’na insanların en yakını BENim! Peygamberler baba -bir çocuklar- dır. BENimle onun arasında da hiçbir peygamber yoktur." buyurmuştur.
(Müslim, Fedâ'il, 143)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BEN, ancak ahlâkın sâlihini tamamlamak için gönderildim." buyurmuştur.
(İ. Ahmed, Müsned, 2)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben Güzel Ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyurmuştur.
(İmam Mâlik, Muvatta, Husnu'l-Huluk, 8.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BEN, ancak (âlemlere) hediye edilmiş RAHMEt (peygamberiy) im " buyurmuştur.
(Darimî, Mukaddime, 3)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben ancak RAHMEt olarak gönderildim, azâb olarak gönderilmedim." buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfü'l- Hafâ, 1/211)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BEN, lânet edici olarak gönderilmedim. Ben dâvet edici ve RAHMEt olarak gönderildim. ALLAH'ım kavmime hidâyet ver! Çünkü onlar bilmiyorlar." buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfü'l- Hafâ, 1/221)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "MuhaMMed'in canı elinde olan (ALLAH'a) yemin olsun ki, ister Yahudi, ister Hıristiyan olsun, şu ümmetten bir kimse BENim (peygamberliğimi) işitir, sonra da gönderildiğim şeye inanmadan ölürse muhakkak ki cehennemliklerden olur!." buyurmuştur.
(Müslim, İman, 240)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Benim örneğimle, ALLAH'ın beni kendisiyle gönderdiği (dinin) örneği şu adamın örneğine benzer.: (Bu adam) toplumuna gelmiş ve.: "Ben (düşman) ordusunu gözlerimle gördüm. Ben muhakkak ki apaçık uyarıcıyım. Artık kurtulmaya bakın!." demiş. Bunun üzerine toplumundan bir grup ona uymuş ve gecenin başında yola çıkmış, gitmişler. Onlardan bir grup da O'nu yalanlamış, bu sebeple yerlerinde sabahlamışlar. (Düşman) ordusu da onlara sabah baskın yapıp helâk etmiş, köklerini kazımış. İşte bu, bana itaat edip getirdiğime uyanla, bana isyan edip getirdiğim hakkı yalanlayanın temsilidir." buyurmuştur.
(Müslim, Feda'il, 16)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BEN, Müslümanların dönüp (sığınacağı) KİMSEyim" buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Cihâd, 104)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: " BEN, mü’minlere kendi nefislerinden daha yakınım. Mü’minlerden kim ölür de bir borç bırakırsa, onun borcunu ödemek bana düşer. Kim de mal bırakırsa o mal, vârislerinindir." buyurmuştur.
(Müslim Feraiz, 14)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "BEN, ancak Muallim/Öğretmen olarak gönderildim." buyurmuştur.
(İbn Mâce, Mukaddime, 17)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Ben, uzatmayı murad ederek namaza başlarım. Sonra çocuk ağlaması işitirim. Bunun üzerine, annesinin ona karşı şiddetli arzusu sebebiyle namazı kısaltırım!." buyurmuştur.
(Müslim, Salât, 192)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den; Buhârî, Tefsîr (Rûm), 2.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.” buyurmuştur.
(Abdullah b. Ömer radiyallahu anhu’den; Ebû Dâvûd, Libâs, 4.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir gün ensardan bir adamın bostanına girdi. Bir de ne görsün; bir deve! Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i görünce inledi hayvancağız, gözlerinden yaşlar aktı. Bunun üzerine Efendimiz onun yanına gelip kulağını okşadı. Gördüğü bu şefkat karşısında hayvan sakinleşti. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ Bu devenin sahibi kimdir, kimindir bu deve?.” diye sordu. Ensardan bir genç koşup geldi ve.: “Yâ Resûlullah o benimdir!” dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona.: “ALLAH’ın, seni kendisine sahib kıldığı şu hayvan hakkında ALLAH’tan korkmuyor musun? Gerçekten bu hayvan senin kendisini aç bıraktığını ve yorduğunu BANA şikâyet ediyor." buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Cihâd, 44.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “BENi, insin ve cinnin gâfilleri hâricinde bütün mahlûkat beni tanır.” buyurmuştur.
(Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 310.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, Hazret-i Ömer, Ebû Bekir ve Hazret-i Osman dördü, Uhudʼa çıktılar. Uhud sallandı.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:اُسْكُنْ (uşkun/sakin ol!) Uhud! Üzerinde bir Peygamber/bir Nebî, bir Sıddîk, iki Şehîd var.” buyurmuştur.
(Buhârî, Ashâbü’n-Nebî, 6; Tirmizî, Menâkıb, 18/3703.)

Image---İmam Ali kerremallahu vechehu.: “Bir taş vardı (Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem) onun önünden geçerken, o taş Mekkeʼde.: “Es-selâmu aleyke yâ Rasûlallah!.” dediğini ben duyardım.” buyurmuştur.
(Müslim, Fezâil, 2; İbn-i Sa’d, I, 157.)

Image---Câbir radıyallahu anh.: “Mescid-i Nebevî’de Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in hutbe okurken dayandığı bir kütük vardı. Mescide minber konulduğu (artık Resûlullah hutbesini orada okumaya başladığı) zaman bu kütüğün, doğumu yaklaşmış deve gibi inlediğini duyduk. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem minberden indi, elini kütüğün üzerine koyunca sesi kesildi.” buyurmuştur.
(Buhârî, Menâkıb 25.)

Image---Bir başka rivâyet şöyledir.: “Cuma günü gelip de Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem minberin üzerine oturunca, yanında Resûlullah’ın hutbe okuduğu hurma kütüğü ikiye bölünüyormuş gibi haykırdı.” buyurmuştur.
(Buhârî, Büyû‘ 32.)

Image---Bir başka rivayet şöyledir.: Kütük çocuk gibi bağırdı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem aşağı inerek onu tutup kucakladı. Kütük de teskin edilmeye çalışılan bir çocuk gibi yavaş yavaş sükûnet buldu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dinlediği zikirden mahrum kaldığı için ağladı!.” buyurmuştur.
(Buhârî, Menâkıb 25.)

Kütüğün hasretle inlemesi Resûl-i Ekrem aleyhisselâm Efendimiz’i duygulandırdı. Minberden indi ve onu kucaklayarak teskin etti.:

Image---Bazı rivâyetlerden öğrendiğimize göre Peygamber aleyhisselâm.: “Eğer onu kucaklamasaydım, kıyamet gününe kadar inleyecekti” buyurmuştur.
(Dârimî, Mukaddime 6.)

* Daha sonra bu duygulu kütük Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in emri üzerine toprağa gömüldü..

Image---Tâbiîn Neslinin büyük Âlim ve Zâhidi Hasan-ı Basrî radiyallahu anhu Hazretleri, bu hadisi rivâyet ettikten sonra etrafındakilere.: “Ey Müslümanlar! Kütük bile Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hasretiyle inliyor, O’nu özlüyor. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e kavuşmayı arzu eden kimselerin O’nu daha çok özlemesi gerekmez mi?.” buyurmuştur.
(Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, II, 559.)

Image---Tecrid Tercemesi’nin Aziz Mütercimlerinden Babanzâde Ahmed Naim kaddesallahu sırrahu’nun Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem muhabbetini pek güzel dile getiren şu duygu dolu uyarısını ibretle okuyalım.: “Cenâb-ı HAKk'ın elçisi, hidâyet önderi MuhaMMed Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’i cansız bir varlık bu derece özlerse, O Saf Nûrun eşsiz güzelliğini görmek için ALLAH'ın birliğine inanan bir mü’min acaba ne kadar hasret duymalıdır? Varın kıyas edin!. Ve ibret alın!.” demiştir.
(Tecrid Tercemesi, III, 79.)
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image

Image 5.2.7. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem,
Image KENDİSİNDEN ÖNCEKİ GELEN PEYGAMBERLERİ
ImageTASDİK EDER.:


ALLAHu zü’L- CeLÂL katında, her peygamber kendisinden önceki peygamberi tasdik etmekle mükellef olduğu gibi; en son gelecek olan Hâtemü'l- Enbiyâ MuhaMMed Aleyhisselâm’ı da haber vermek ve tasdik etmekle mükellef tutulmuşlardır..

بَلْ جَاء بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
Image---“Bel câe bi’l- hakkı ve saddaka’l- murselîn (murselîne).: Hayır, o hakkı (Kur’ÂN’ı) getirdi. Ve mürselleri (gönderilmiş olan resûlleri) tasdik etti.” (Sâffat 37/37)

وَإِذْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّيْنَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ وَأَنَاْ مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ
Image---“Ve iz ehazallâhu mîsâka’n- nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn (şâhidîne).: Ve ALLAH, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (ALLAH'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman.: "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da).: "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (ALLAHû TeÂLÂ): "Öyleyse şâhid olun ve Ben sizinle beraber şâhid lerdenim." buyurdu.” (Âl-i İmrân 3/81)

فَمَن تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Image---“Fe men tevellâ ba’de zâlike fe ulâike humu’l- fâsikûn (fâsikûne).: Artık bundan sonra, kim yüz çevirirse (nebilerden sonra gelecek olan bu Resûl'ü inkâr ederse), işte onlar, onlar fâsıklardır.” (Âl-i İmrân 3/82)

MuhaMMed aleyhisselâm;
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Resûlullah’ı ve Hateme’n- Nebîsidir..
ALLAHu zü’L- CeLÂL gönderdiği her peygamberden,.: “Eğer Hz. MuhaMMed ba’solunduğunda hayatta olursanız, ona uyacaksınız.” diye söz almıştır. Her peygamber de ümmetinden bu şekilde söz almıştır.”
(İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-‘Azîm, Ürdün, 1411/1990, IV, 562.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in özellikleri, vasıfları, önceki kitaplarda bildirildiği için, bu kitapların tâbîleri Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i gayet iyi tanımaktadırlar.:


الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ وَإِنَّ فَرِيقاً مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Image---“Ellezîne âteynâhumu’l- kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûne’l- hakka ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).: Kendilerine kitap verdiklerimiz, O'na (MuhaMMed aleyhisselâm'a) kendi oğullarına ârif oldukları (tanıdıkları) gibi âriftirler (tanıyıp bilirler). Ve muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile bile gizliyor.” (Bakara 2/146)

الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمُ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ
Image---“Ellezîne âteynâhumu’l- kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).: Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır.” (En’âm 6/20)

Image---Nitekim Hz. Ömer bu meseleyi Abdullah b. Selâm’a sorunca o.: “Ben onu, oğlumu bildiğimden daha iyi bilirim, tanırım. O Emîn (ALLAH), gökten, yerdeki Emîn’e (Hz. Muhammed’e) sıfatlarını indirdi; ben de onu tanıdım. Ama anasından doğan oğlum benden midir, bilemem.” demiştir.. (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-‘Azîm, Ürdün, 1411/1990, I, 169.).

الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Image---“Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyye’l- ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti ve’l- incîli ye’muruhum bi’l- ma’rûfi ve yenhâhum ani’l- munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimu’l- habâise ve yedau anhum ısrahum ve’l- aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humu’l- muflihûn(muflihûne).: Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.” (A’râf 7/157)

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Peygamberleri İZ ZİNCİRİnin son Halkası olan Hatem’i- Nebîyy Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir.:


وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ اذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنبِيَاء وَجَعَلَكُم مُّلُوكًا وَآتَاكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِّن الْعَالَمِينَ
Image---“Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmizkurû ni’metallâhi aleykum iz ceale fîkum enbiyâe ve cealekum mulûk (mulûken), ve âtâkum mâ lem yu’ti ehaden mine’l- âlemin (âlemîne).: Hani, Musâ kavmine (şöyle) demişti.: "Ey kavmim, ALLAH'ın üzerinizdeki ni’metini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve âlemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi." (Mâide 5/46)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Benden önceki Peygamberlere verilmeyen beş şey bana verildi; Bir aylık mesafeden korkum düşmanların kalbine salındı. Benden önceki Peygamberler özel olarak kavimlerine, ben ise tüm insanlığa gönderildim..." buyurdu. (Buharî; 335, 438.

Nebî.: ALLAH’ın daha önceki şeriatlere bağlı kalmak üzere, İlahî Emir ve yasaklarını mü’minlere tebliğ etmesi için vahiy yoluyla görevlendirdiği kimselere Nebî denir.”
(İbn Teymiyye, Ebu’l Abbas, Kitâbu’n-Nübüvvât, Beyrut 1985, 337.)

NEBÎ, kendisinden önce gelen peygamberlere indirilmiş olan kitaplarla hükmeden, kendilerine kitap verilmeyen peygamber olduğu halde, RESÛL, kendisine özel olarak yeni bir kitap ve şeriat vahyedilen peygamberdir. Buna göre kendisine kitap indirilmeyen, fakat önceki peygamberin şeriatını sürdüren peygambere resûl denemez..
(Cürcâni, et-Ta’rifât, 238.)

Hem Rasûller hem de, Nebîlertebliğ Görevleri yanında ALLAHu zü’L- CeLÂL’in KULu Beşer/İnsÂN olarak her insÂN gibi Kulluk İmtihÂNı'na tâbi kullarıdır.:


وَلَقَدْ أُوحِيَ إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Image---“Ve lekad ûhıye ileyke ve ilellezîne min kablik (kablike), le in eşrekte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne mine’l- hâsirîn (hâsirîne).: Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere.: "Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah'a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka hebâ olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun." diye vahyolundu.” (Zümer 39/65)

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَّا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ
Image---“Ve mâ cealnâhum ceseden lâ ye’kulûnet taâme ve mâ kânû hâlidîn (hâlidîne).: Ve Biz, onları (vahyettiğimiz ricâlleri) yemek yemeyen bir beden (vücud) kılmadık. Ve onlar, halidin (ebedî, ölümsüz) değillerdir.” (Enbiyâ 21/8)

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِّن قَبْلِكَ الْخُلْدَ أَفَإِن مِّتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ
Image---“Ve mâ cealnâ li beşerin min kablike’l- huld (hulde), e fe in mitte fe humu’l- hâlidûn (hâlidûne).: Ve senden önce bir beşeri, ebedî (ölümsüz) kılmadık. Öyleyse sen ölürsen, o zaman onlar, ebedî mi olacaklar (ölmeyecekler mi)?” (Enbiyâ 21/34)

Âyetin açıklamaya ihtiyaç duymayacak kadar açık olduğu kesindir. Yâni senden önceki tüm peygamberler fâniydiler ve öldüler, aynı şekilde sen ve senden sonraki tüm insanlar da fânidirler ve öleceklerdir.

(Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, XVI, 138-139)
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image 5.2.8. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem,
Image DİĞER KİTÂBLAR da
Image BİLDİRİLMİŞTİR.:



Image---Ebu Yemman radiyallahu anhu.: “Ben Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem in şöyle buyurduğunu işittim: “Benim pek çok isimlerim vardır. Ben, MuhaMMed’im, Ben, AhMed’im, Ben, kendisiyle ALLAH’ın küfrü mahvettiği Mahi’yim, Ben, insanların ölümde haşredilecekleri Haşir’im ve ben Akib’im ki, benden sonra peygamber yoktur.” demiştir.. (Buharî, Menâkıb 17.)

Image---Müslim’deki rivâyette bunlara ilave olarak, “Ben, Haşim’im, Rahmet Peygamberiyim, Tövbeyim,ve Mülhime’yim..” ifâdeleri yer almaktadır.. (Buharî, Menâkıb,17; Müslim, Fezâil,125; Tirmizî, Edeb, 67; Muvatta, Esmâu’n-Nebi,1.).

الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ وَإِنَّ فَرِيقاً مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Image---“Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûnel hakka ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).: Kendilerine kitap verdiklerimiz, O'na (Hz. Muhammed aleyhisselâm'a) kendi oğullarına ârif oldukları (tanıdıkları) gibi âriftirler (tanıyıp bilirler). Ve muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile bile gizliyor.” (Bakara 2/146)

Yahudiler ve Hıristiyanlar, Hz. Peygambere ait özellikleri kendi kudsal kitaplarında okuya geldiklerinden onu özelliklerinden çok iyi tanıyorlardı. Bu âyette, Yahudi ve Hıristiyanların Hz. Peygamberi inkâr etmelerinin bilgisizlikten değil, inatlarından kaynaklandığına işâret edilmektedir..

Kendilerine kitap verilen Yahudi ve Hıristiyanların ruhanî reisleri, öz oğullarını tanıdıkları gibi Hz. Muhammed aleyhisselâm’ı de, Tevrat ve İncil’de yazılı olan sıfatlarından bilip tanıyorlardı..
Yahudi ilim adamlarından Abdullah bin Selâm ve arkadaşları, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi birçok özellikleriyle bilip tanıdıkları için bunlardan bir kaçı İslamiyeti kabul etmek konusunda tereddüt etmedi..


Image---Abdullah ibn Mesud radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bizi (Habeşistan) Necaşî’ye gönderdi, biz yaklaşık seksen kişi civarındaydık… Kureyşliler de Necaşî’ye elçiler ve hediyeler göndermişti. Kureyşin elçileri Necaşî’nin huzuruna girdiler, Kureyşliler ona secde ettiler. Bizi ve Peygamber aleyhisselâmı şikâyet ettiler. Necaşî bizi de çağırdı, Ca’fer b. Ebi Tâlib bizim sözcümüz olarak Necaşî’ye selâm verdi, huzurunda secdeye kapanmadı. Ona.: “Hükümdara neden secde etmezsin?” dediklerinde,
O.: “Biz Azîz ve Celîl olan ALLAH’tan başkasına secde etmeyiz.” dedi.
Necaşî: “O da nedir?” diye sorunca, Hz. Ca’fer, ALLAH’ı, Peygamberi, namazı, zekâtı, Hz. İsâ (aleyhisselâm) hakkında Meryem Sûresindeki âyetleri okudu, bildirilenleri söyledi. Bunun üzerine Necaşî oturduğu yerden kalktı ve.: “Ey Habeşliler topluluğu, ey papazlar ve rahibler! ALLAH’a andolsun ki onlar bizim söylediklerimizden fazla bir şey söylemiyorlar. Merhaba size ve sizin katından geldiğiniz zata. Ben, Onun ALLAH’ın Resulü olduğuna şahâdet ederim ve onun İncil’de gördüğümüz peygamber olduğunu kabul ederim. Meryem oğlu İsâ’nın müjdelediği zât olduğunu bildiririm. İstediğiniz yere konaklayın. ALLAH’a andolsun ki eğer ben Kral olmasaydım gider onun ayakkabılarını taşır ve ona abdest aldırırdım.” dedi.

(Hadislerle Kur’ÂN Tefsiri, 14/ 7870; Ebu Davûd, Cenâiz,62 (3205.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin İncil’de "AhMeD (Baraklit)", Tevrat’ta, "Münhamenna" olarak geçtiği muhakkaktır..
(Hz. Muhammed ve İslamiyet, M. Asım KÖKSAL, Mekke Devri, s.14.)

Birçok tercüme yanlışları ve insan sözleri karışmakla beraber, halen elimizde bulunan Tevrat ve İncil nüshalarında Hz. Muhammed (aleyhisselâm) in geleceği ile ilgili belgelere ve işâretlere rastlamaktadır..

Image---İbn Sa’d’in, İbni Abbas’dan rivâyetine göre.: “ Kureyza, Nadir, Fedek ve Hayber Yahudileri, Peygamberimiz Peygamber gönderilmeden önce, yanlarındaki kitaplardan onun sıfatlarını, hicret edeceği yerin Medine olacağını öğrenmiş bulunuyorlardı. Peygamberimiz doğduğu zaman Yahudi âlimleri bir yıldızın doğduğunu görmüşler ve şöyle demişlerdir.: “Bu yıldızın doğduğu gece, Ahmed (aleyhisselâm) doğmuştur.”

Image---İbn Sa’d’in, Hz. Aişe (radiyallahu anha) den rivâyetine göre.: “Mekke’de ticâretle uğraşan bir Yahudi vardı. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) doğduğu gece, bu Yahudi; içlerinde Hişam b. Muğire, Velid b. Muğire ve Utbe b. Rebia gibi Kureyş’in ileri gelenlerinin de bulunduğu bir toplantıda bulunuyordu.
Bu Yahudi onlara.: “Bu gece, sizden birisinin bir çocuğu doğdu mu?” diye sordu. Onlar.: “Bilmiyoruz!” dediler.
Yahudi.: “VALLAHi, sizin bu kabahatinizden iğrendim. Bakın, ey Kureyş Topluluğu! Size ne söylüyorum! İyi anlayın. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu! Eğer yanlışım varsa, Filistin kutsiyetini inkâr etmiş olayım! Evet, onun iki omuz küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir Ben vardır!” dedi.
Toplantıda bulunanlar, Yahudi’nin bu sözlerinden hayrete düştüler. Evlerine döndükleri zaman bunu ev halkına anlattılar.
Cevaben.: “ u gece, Abdulmuttalib’in oğlu Abdullah’ın bir oğlu doğdu. Adını MuhaMMed koydular” denildi onlara.
Ertesi gün Yahudi’nin bulunduğu yere gidip “Bahsettiğin çocuğun bizim kabilede doğduğunu öğrendin mi?” dediler.
Yahudi onlara.: “Onun doğumu, benim size verdiğim haberden önce midir, yoksa sonra mıdır?” dedi. Onlar.: “Öncedir ve ismi da AHMED’dir” dediler.
Yahudi.: “Beni o çocuğun yanına götürün” dedi. Kalkıp birlikte Hz. Amine’nin evine gittiler. Yahudi Peygamberimizi ve arkasındaki Ben’i görünce fenâlaştı ve baygınlık geçirdi. Ayılınca.: “Yazıklar olsun sana ne oldu?" diye sordular.
Yahudi.: “Artık İsrâil oğullarından Peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Yahudi Âlimlerinin kıymet ve itibarı da kalmadı artık. Bu, onların öldürülecekleri hakkında verilmiş bir hükümdür! Araplar, Peygamberlikle kurtuluşa ereceklerdir. Ey Kureyş Topluluğu! Ferahlandınız mı? VALLAHi, size, haberi doğudan batıya kadar ulaşacak bir satvet, bir hamle verilecektir!.”
dedi..
(Hz. Muhammed ve İslamiyet, M. Asım KÖKSAL, Mekke Dönemi, sayfa 51-52.).

Image---Cabir İbn Semüre (radiyallahu anhu) anlatıyor.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Peygamberlik mührü, iki omuzu arasında idi. Tıpkı bir güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızı bir yumru (gudde) idi.” demiştir.. (Tirmizî, 42 (3647.)

Image---Saffan İbnu Assal (radiyallahu anhu) anlatıyor.: “İki Yahudi konuşuyorlardı. Biri arkadaşına.: “Gel seninle şu peygamber'e gidelim ve bir şeyler soralım.” dedi.
Arkadaşı.: “Ona peygamber deme!.” diye müdahale edip ekledi.: “Şâyet o kendisinden “Peygamber” diye bahsettiğini duyacak olursa sevincinden gözleri dört köşe olur.

Beraberce gidip Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi imtihan niyetiyle dokuz açık âyetten ona soru sordular. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onlara.: ALLAH’a hiçbir şeyi ortak kılmayın, hırsızlık yapmayın, zinâ fazihasını işlemeyin. ALLAH’ın haram kıldığı cana kıymayın, faiz yemeyin, günahsız kadına zinâ iftirası atmayın, savaş sırasında cepheyi bırakıp kaçmayın. Ey Yahudiler! Bilhassa sizin için söylüyorum, cumartesi günü yasağını ihlal etmeyin!.” dedi.
Saffan der ki.: “Bu cevap üzerine Yahudiler Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in el ve ayaklarını öptüler ve : “Şahâdet ederiz ki sen Peygambersin!.” dediler.
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz onlara.: “Öyleyse niye bana uymuyorsunuz?” diye sordu.
Onlar.: “Davûd (aleyhisselâm) in neslinden peygamber kesilmesin diye duâ etti. Biz, sana uyduğumuz takdirde Yahudilerin bizi öldürmesinden korkuyoruz.” cevabını verdiler..

(Tirmizî, İsti’zan,33 (2734), Nesaî, Tahrim,18; İbn Mâce, Edeb 16 (3705))

وَإِذْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّيْنَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ وَأَنَاْ مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ
Image---“Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn (şâhidîne).: Ve ALLAH, nebilerden.: "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (ALLAH'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da).: "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (ALLAHû TeÂLÂ): "Öyleyse şâhid olun ve Ben sizinle beraber şâhidlerdenim." buyurdu.” (Âl-i İmrân 3/81)

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Image---“Ve iz kâle îsebnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye mine’t- tevrâti ve mubeşşiren bi resûlin ye’tî min bagdîsmuhû ahmed (ahmedu), fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn (mubînun).: Ve Meryemoğlu İsâ (aleyhisselâm) şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Muhakkak ki ben, elimdeki Tevrat'ta olan herşeyi tasdik eden ve benden sonra gelecek, ismi AHMED olan Resûl ile müjdeleyen, size (gönderilmiş) ALLAH'ın RESÛLÜ’yüm.” Fakat onlara beyyineler (mucizeler, deliller) getirdiği zaman onlar: “Bu apaçık sihirdir.” dediler.” (Saff 61/6)

Image

Risâlet Görevini yerine getirmek üzere gönderilen bütün peygamberler, insanlığa aynı tebliği getirmekle birlikte, risalet silsilesini koparacak ve kendinden öncekilerin ve sonrakilerin dâvetini yalanlayacak herhangi bir girişimde bulunmamışlardır. Kur’ÂN'da da belirtildiği gibi onlar birbirlerinin tebliğini tekzib etmek için değil, doğrulamak ve tasdik etmek üzere gönderilmişlerdir.. (bknz..: Saf,61/6; Âl-i İmrân ,3/ 3,50; Maide,S/46, 48; Neml,27 /76; Yunus.l0/37; Yusuf, 12;111; Fatır,/31; Ahkaf,46/12; Bakra,2/101; Nİsâ,4/ 47; En'am,6/92.)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in, peygamber olarak gönderileceğine dâir haberlerin kudsal kitaplarda yer aldığına açıkça işâret etmiştir..


الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Image---“Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyye’l- ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fî’t- tevrâti ve’l- incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum ani’l- munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimu’l- habâise ve yedau anhum ısrahum ve’l- aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humu’l- muflihûn (muflihûne).: Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ÂN-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.” (A’râf 7/157)

Kur’ÂN-ı Kerimin Tevrat'a İşâreti İncil'de Hz. Peygamberin geleceğine dair haberlere işâret edildiği gibi, Hz Musâ'ya verilen Tevrat'ta da Hz. Peygamberin geleceğine dair haberlerin olduğunu görmekteyiz. Bu haberleri okuyan Hz Musâ'nın ümmeti, âhir zaman peygamberinin geleceğini biliyorlardı..

Kur’ÂN-ı Kerimde, İncil'de Hz. Peygamberin geleceğine dair haberlere işâret edildiği gibi, Hz Musâ'ya verilen Tevrat'ta da Hz. Peygamber aleyhisselâmın geleceğine dair haberlerin olduğunu görmekteyiz. Bu haberleri okuyan Hz Musâ'nın Ümmeti, âhir zaman peygamberinin geleceğini biliyorlardı..


الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ وَإِنَّ فَرِيقاً مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Image---“Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûnel hakka ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).: Kendilerine kitap verdiklerimiz, O'na (Hz. MuhaMMed aleyhisselâm'a) kendi oğullarına ârif oldukları (tanıdıkları) gibi âriftirler (tanıyıp bilirler). Ve muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile bile gizliyor.” (Bakara 2/146)

Zebûr'da Hz. MuhaMMed aleyhisselâm'ın Geleceğine Dair Haberler.:
Kur’ÂN-ı Kerim, Hz. Davûd aleyhisselâm'a verilmiş olan kitaptan haber vermiştir..


إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإْسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا
Image---“İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ve’n- nebiyyîne min ba’dihî, ve evhaynâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe ve’l- esbâti ve îsâ ve eyyûbe ve yûnuse ve hârûne ve suleymân (suleymâne), ve âteynâ dâvûde zebûrâ (zebûran).: Muhakkak ki Biz, Hz. Nûh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve Hz.İbrâhîm'e, Hz.İsmâil'e, Hz.İshâk'a, Hz.Yâkub ve torunlarına, Hz.İsâ'ya, Hz.Eyub'a, Hz.Yûnus'a, Hz.Harun'a ve Hz.Süleymân'a da vahyettik. Ve Hz.Davûd'a Zebûr'u verdik.” (Nisâ 4/163)

Ancak Tevrat ve İncil'de olduğu gibi Zebûr'un içeriğinden bahsetmemiş, İsrâiloğullarının ayrılığa düştüğü konuların önemli olanlarına işâret etmiştir.:

إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَقُصُّ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَكْثَرَ الَّذِي هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Image---“İnne hâze’l- kur’ÂNe yakussu alâ benî isrâîle ekserellezî hum fîhi yahtelifûn (yahtelifûne).: Muhakkak ki bu Kur'ÂN, İsrâiloğulları'na çoğunda ihtilâf ettikleri şeylerin (gerçeklerini) anlatıyor.” (Nemi 27/76)

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
Image---“MuhaMMedun resûlullâh (resûlullâhi), vellezîne meahû eşiddâu alâ’l- kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseri’s- sucûd (sucûdi), zâlike meseluhum fî’t- tevrât (tevrâti), ve meseluhum fî’l- incîl (incîli), ke zer’in ahrace şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibu’z- zurrâa, li yagîza bihimu’l- kuffâr (kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minhum magfiraten ve ecren azîmâ (azîmen).: ALLAH'ın Resûl'ü Hz. MuhaMMed (aleyhisselâm) ve O'nunla beraber olanlar, kâfirlere karşı çok şiddetli; kendi aralarında çok merhametlidirler. Onları rükû ederken, secde ederken ve ALLAH'dan fazl ve rıza isterken görürsün. Onların alâmetleri yüzlerindeki secde izleridir. İşte bunlar, onların Tevrat'taki ve İncil'deki vasıflarıdır. Filizini çıkaran sonra onu kuvvetlendiren, böylece kalınlaşan, sonunda gövdesi üzerinde yükselen, çiftçilerin hoşuna giden ekin gibidir. Onlarla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Ve ALLAH, onlardan imanedenler ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlara mağfiret ve büyük ecir vaadetti.” (Fetih 48/29)

Image---Ashabdan, Abdullah b. Amr, kendisine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Tevrat'ta kayıtlı olan vasıfları sorulunca şunları söylemiştir.: "Evet ALLAH'a yemin olsun ki Resulullah' ın bazı vasıfları Tevrat'ta da anılmıştır.'' dedi ve şu Âyet-i Kerimelerin benzerini meâlen zikretti.:

وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Image---“Vedde kesîrun min ehli’l- kitâbi lev yeruddûnekum min ba’di îmânikum kuffârâ (kuffâran), haseden min indi enfusihim min ba’di mâ tebeyyene lehumu’l- hakk (hakku), fa’fû vasfehû hattâ ye’tiyallâhu bi emrih (emrihî), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).: Ehli kitaptan çoğu, hak kendilerine apaçık beyan olduktan sonra, nefslerindeki hasetten dolayı, sizi îmânınızdan sonra küfre döndürebilmeyi (fıska düşürmeyi) isterler. Artık, ALLAH (bu husustaki) emrini getirinceye kadar bağışlayın ve hoşgörün. Muhakkak ki ALLAH, herşeye kaadirdir.” (Bakara 2/109)

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
Image---“Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum, ve lev kunte fazzan galîzal kalbi lenfaddû min havli k(havlike), fa’fu anhum vestagfir lehum ve şâvirhum fî’l- emr (emri), fe izâ azamte fe tevekke’l- alâllâh (alâllâhi), innallâhe yuhibbu’l- mutevekkilîn (mutevekkilîne).: O zaman, ALLAH'tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla muşavere et (danış). Azmettiğin zaman, artık ALLAH'a tevekkül et. Muhakkak ki ALLAH, tevekkül edenleri (ALLAH'a güvenenleri) SEVer.” (Âl-i İmrân 3/159)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Image---“Yâ eyyuhen nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).: Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni ŞÂHİD, MÜJDELEYİCİ ve NEZİR (uyarıcı) olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Image---“Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâce’n- munîrâ (munîren).: Ve O'nun (ALLAH'ın) izni ile ALLAH'a dâvet eden ve nurlandırıcı sirac (kandil) olarak (gönderdik).” (Ahzâb 33/46)

وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ
Image---“Ve lâ testevî’l- hasenetu ve le’s- seyyieh (seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm (hamîmun).: Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.” (Fusilet 41/34)

İlahi Dinlerin temelini, ALLAH, âhiret ve peygamber inancı oluşturmaktadır..

ALLAHu zü’L- CeLÂL,
Dünyaya gönderilecek insaniann ruhlanyla, "Elest Meclisinde" TEVHİD üzerine söz aldıktan sonra Peygamberler Zincirinin ilk halkasını ilk insanla başlatmıştır.:


وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Image---“Ve iz kâle rabbuke li’l- melâiketi innî câilun fî’l- ardı halîfeh (halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfiku’d- dimâ (dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek (leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn (tâ’lemûne).: Ve RABB’in meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz SENi, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (RABB’in de): “Muhakkak ki BEN, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.” (Bakara 2/30)

وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Image---“Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum ale’l- melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn (sadikîne).: Ve (ALLAH), Âdem'e, (ALLAH'ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki.: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).” (Bakara 2/31)

قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Image---“Kâlû subhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente’l- alîmu’l- hakîm (hakîmu).: (Melekler).: “SENi tenzih ederiz.” dediler. “SEN’in bize öğrettiğinden başka (hiç) bir ilmimiz yoktur. Muhakkak ki SEN, ALÎM'sin (en iyi bilensin), HAKÎM'sin (hikmet sahibisin).” (Bakara 2/32)

قَالَ يَا آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّا أَنبَأَهُمْ بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
Image---“Kâle yâ âdemu enbi’hum bi esmâihim, fe lemmâ enbeehum bi esmâihim, kâle e lem ekul lekum innî a’lemu gaybe’s- semâvâti ve’l- ardı ve a’lemu mâ tubdûne ve mâ kuntum tektumûn (tektumûne).: (ALLAH): “Ey Âdem! Bunları onlara, isimleriyle haber ver (bildir).” dedi. Âdem onları isimleriyle onlara bildirdiği zaman (ALLAH, meleklere).: “BEN size demedim mi, muhakkak ki BEN, göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilirim.Ve sizin açıkladığınız ve (içinizde) gizlemiş olduğunuz şeyleri de bilirim ?” dedi.” (Bakara 2/33)

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُّحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِن سُوَءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ أَمَدًا بَعِيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ اللّهُ نَفْسَهُ وَاللّهُ رَؤُوفُ بِالْعِبَادِ
Image---“Yevme tecidu kullu nefsin mâ amilet min hayrin muhdâran, ve mâ amilet min sû’ (sûin), teveddu lev enne beynehâ ve beynehû emeden baîdâ (baîden), ve yuhazzirukumullâhu nefseh (nefsehu), vallâhu raûfun bi’l- ıbâd (ıbâdi).: O gün her nefs, hayırdan ne yaptıysa onu hazır olarak bulur (hayat filminde tüm yaptıklarını görür). Ve kötülükten ne yaptı ise, onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını temenni eder. Ve ALLAH sizi, kendisinden sakındırır (Takvâ sahibi olmanızı, ölmeden önce, ruhunuzu ALLAH'a ulaştırmanızı ister). Ve ALLAH kullarına karşı RAÛF'tur.” (Âl-i İmrân 3/30)

إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِن تُرَابٍ ثِمَّ قَالَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Image---“İnne mesele îsâ indallâhi ke meseli âdem (âdeme), halakahu min turâbin summe kâle lehu kun fe yekûn (yekûnu).: Muhakkak ki ALLAH'ın indinde (nezdinde) Hz. Îsâ'nın durumu, Hz. Âdem'in durumu (yaratılışı) gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol!” demesiyle o da hemen oluverdi..” (Âl-i İmrân 3/59)

MuhaMMed aleyhisselâm ile NOKTALamıştır.:

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Image---“Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin (nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ (alîmen).: Muhammed (aleyhisselâm), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat ALLAH'ın Resûl'ü ve Nebîler'in (Peygamberler'in) Hatemi'dir (Sonuncusu). ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb 33/40)

İlk Peygamber Âdem aleyhisselâm, ile son Peygamber MuhaMMed aleyhisselâm arasında geçen peygamberlerin kesin sayılarını bildirmemiştir.:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُواْ أَنفُسَهُمْ جَآؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُواْ اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُواْ اللّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا
Image---“Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh (iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ (rahîmen).: Ve Biz, (hiç) bir resûlü, ALLAH'ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece ALLAH'tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka ALLAH'ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl'ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.” (Nisâ 4/64)

Fakat her millete bir peygamber gönderdiğini belirtmiştir.:

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ
Image---“İnnâ erselnâke bi’l- hakkı beşîren ve nezîrâ (nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr (nezîrun).: Muhakkak ki Biz seni, hak ile müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik. İçinden bir nezir gelip geçmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur.” (Fâtır 35/24)

Ancak Kur’ÂN-ı Kerim, bunlardan çok azının adını zik.reder. (yirmi beş veya yirmi sekiz ) Bununla birlikte ALLAHu zü’L- CeLÂL, gönderdiği peygamberler arasında önemli bir bağ kurarak, Hz. MuhaMMed aleyhisselâm'ı diğer peygamberlere tanıtmış, peygamberlerden son Nebîyi haber vermelerini istemiştir.:

وَإِذْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّيْنَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ وَأَنَاْ مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ
Image---“Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mine’ş- şâhidîn (şâhidîne).: Ve ALLAH, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (ALLAH'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da): "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (ALLAHû TeÂLÂ): "Öyleyse şâhid olun ve Ben sizinle beraber şâhidlerdenim." buyurdu.” (Âl-i İmrân 3/81)

Bu âyet-i kerimenin yorumunda İslam ilimleri üç önemli noktaya temas etmektedirler.:
1-) Her peygamber kendisinden sonra gelen nebiyi haber vermekle görevlidir..
2-) Her peygamberin ümmetinden Hz. Peygambere yetişen, O'na inanmak durumundadır..
(Taberî, Tefsir,IV,331; İbn Kesir, Tefsir,II,65.
3-) Bütün peygamberler Hz.MuhaMMed aleyhisselâm'ın geleceğini haber vermekle görevlidirler. (İbn Kesir, Tefsir, II,56; Alusî, Tefsir, III, 209; Derveze,Tefsiru'l Hadis, VIII,121.)

Yukandaki âyetin (Âl-i İmrân 3/81) hükmü Ehl-i kitabın Kudsal kitaplarıında da vardır.:

وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ
Image---“Ve innehu lefî zuburi’l- evvelîn (evvelîne).: Ve muhakkak ki O, evvelkilerin (kitaplarının) sayfalarında mutlaka vardır.” (Şu’arâ 26/196)

أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ آيَةً أَن يَعْلَمَهُ عُلَمَاء بَنِي إِسْرَائِيلَ
Image---“E ve lem yekun lehum âyeten en ya’lemehu ulemâu benî isrâîl (isrâîle).: Ve Benî İsrail'in ulemâsının (âlimlerinin) O'nu bilmesi, onlar için bir delil olmadı mı?” (Şu’arâ 26/197)

وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ
Image---“Ve lev nezzelnâhu alâ ba’dıl a’cemîn (a’cemîne).: Ve eğer Biz, O'nu bir kısım a'cemine (Arap olmayan bir gruba) indirseydik.” (Şu’arâ 26/198)

فَقَرَأَهُ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ
Image---“Fe karaehu aleyhim mâ kânû bihî mu’minîn (mu’minîne).: Böylece onlara, O'nu okusaydı (gene de) O'na îmân etmezlerdi (mü'min olmazlar, ALLAH'a ulaşmayı dilemezlerdi).” (Şu’arâ 26/199)
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image 5.2.9. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem,
Image ÂLEMLERe RaHMet OLARAK GÖNDERİLMİŞTİR.:


NÛRuLLAH=>NÛR-u MuhaMMed=>KÂiNÂt..

ALLAHu zü’L- CeLâL => Kur'ÂN-ı Kerîm’inde.:


وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيِقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ مِنكُمْ وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Image---“Ve minhumullezîne yu’zûnen nebiyye ve yekûlûne huve uzun(uzunun), kul uzunu hayrin lekum yu’minu billâhi ve yu’minu li’l- mu’minîne ve RAHMETun lillezîne âmenû minkum, vellezîne yu’zûne resûlallâhi lehum azâbun elîm (elîmun).: İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. ALLAH'a iman eder, mü'minlere inanıp güvenir ve sizden iman edenler için bir RAHMETtir. ALLAH'ın ELÇİSİne eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır." (Tevbe 9/61)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
Image---“Vemâ erselnâke illâ rahmeten li’l- âlemîn(e).: BİZ, SENi ancak ÂLEMLERE RAHMEt olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ الطُّورِ إِذْ نَادَيْنَا وَلَكِن رَّحْمَةً مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أَتَاهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Image---“Ve mâ kunte bi cânibit tûri iz nâdeynâ, ve lâkin RAHMETen min RABBike li tunzire kavmen mâ etâhum min nezîrin min kablike leallehum yetezekkerûn (yetezekkerûne).: Ve Biz, (Hz. Musâ'ya) nidâ ettiğimiz zaman, sen Tûr Dağı'nın yanında değildin. Fakat RABBinden bir RAHMET olarak, senden önce kendilerine bir nezir (uyarıcı, peygamber) gelmemiş olan bir kavmi inzar etmen (uyarman) içindir. Umulur ki böylece onlar tezekkür ederler.” (Kasas 28/46)

رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Image---“RAHMETen min RABBik (rabbike), innehu huve’s- SEMÎu’l- ALÎM (alîmu).: RABB’inden bir RAHMET olarak. Muhakkak ki O; O, en iyi İŞİTEN, en iyi BİLENdir.” (Duhân 44/6)

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’e KEVSER verilmiştir.:

NaMaZ KILarak=>BEDENen,
KuRBâN KESerek=>MALen,
RABB’in için =>RUHEN CeLâL NÛRuna Gark OL!..


إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
Image---“İnnâ a’taynâke’l- kevser (kevsere).: Muhakkak ki BiZ, sana Kevser'i verdik.” (Kevser 108/1)

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
Image---“Fe salli li RABBike venhar.: O halde RABB’in için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser 108/2)

إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ
Image---“İnne şânieke huve’l- ebter (ebteru).: Muhakkak ki sana (nesli kesik diye) buğzeden, o kendisi ebterdir (soyu kesiktir).” (Kevser 108/3)

Kevser; Cennette bir nehrin adı olduğu gibi, Kur'ÂN, peygamberlik ve pek çok hayır., diye de tefsir edilmıştır..


*
**
****


İtâ.: Vermektir, verme işi görev gereğidir, temlik (mülk olarak verme) ifâde etmez..
İnnâ a’taynâkel kevser.:
innâ.: muhakkak ki biz.
a'taynâ-ke.: biz sana verdik.
el kevsere.: kevser..
İtâ.: Vermektir, verme işi görev gereğidir, temlik (mülk olarak verme) ifâde etmez..

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e,
=>Kur’ÂN-ı Kerîm->NaKL->İLim->CeNNet vermek gibidir..

Elif” le olduğunda İlâHî veriştir ve,
=>mülk=>MÂLİKü’l- MÜLK’e aittir ve kullanılmak ve kemâl bulmak için lutfen veriştir..

İtâ.: temlik (mülk edinme) ifâde eder.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ait,
=>AKL-ı KüLL->Kevser Havuzu->Rusuliyyet->Hilafet vs. gibi..

Ayn” ile veriş ise,
=>A’yan-ı Sabite- Ubid’iyyet verilene veriştir ve verilenin mülkü gibidir, Ni’meten-Rahmeten veriştir.

KEVSER:
1-) Alabildiğine çokluk (maddî-mânevî); kalabalık nesil..
2-) En bol, faydalı ve hayırlı olan..
3-) Her tarafı saran toz..
4-) CeNNet Irmağı-CeNNet Havuzu..
5-) Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in soyu Ehl-i Beyt aleyhisselâm’ı..
6-) Nûbüvvet..
7-) Kur’ÂN-ı Kerîm..
8-.) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in meziyyetleri.
9-) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şanı..
10-) Makam-ı Mahmûd..
11-) İlim..
12-) Ümmetin Ûlemâsı..
13-) MuhaMMedî Âşıklar..
14) Kevser Sûresi denilmiştir..
15) Bizce “Nûr-u MuhaMMed”dir..
16) Bizce “Ni'MEt-i UZMÂ'”dır..
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image KELÂMuLLAH’ta RIDVÂN-ı RAHMEt/RAZI OLuş RAHMEti.:

KELÂMuLLAH=>RASÛLuLLAH,
BÂTıN-ZÂHiR RAHMETuLLAH,
Ve ====>EHL-i BEYt-i ÂLi ŞAH,
SEBîLULLAH’ta==>ABDuLLAH!.

celle celâlihu..
aleyhumusselâm..


SONSuZ RaHMet.:
Sözlükte masdar olarak “merhamet etmek, severek ve acıyarak korumak”, isim olarak “şefkat, merhamet” anlamına gelir..
Râgıb el-İsfahânî, RaHMet Kavramının temel mânasının.: “acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat” olduğunu, ALLAH celle celâlihu’ya nisbet edildiğinde merhametin ürünü olan.: “lutufta bulunma” mânâsına alınması gerektiğini söyler.. (el-Müfredât, “rhm” md.)

Kur’ân-ı Kerîm’de 114 âyette geçen RaHMet kelimesi 92 âyette Zât-ı İlâhiyye’ye nisbet edilmiştir. Ayrıca 119 âyette fiil kalıbında, 57 âyette RAHMÂN ve 114 âyette RAHÎM İsmi şeklinde yine ALLAH celle celâlihu’ya izâfe edilmiştir. Cenâb-ı HAKk, 4 âyette “Erhamü’r-Râhimîn”, 2 âyette “Hayrü’r-Râhimîn” olarak nitelendirilmiştir..
Kur’ÂN’da RaHMet Tevrat’a, Kur’ÂN’a, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ve insanlara da nisbet edilmiştir.. (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “rhm” md.).

Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Kur’ÂN’da ALLAH celle celâlihu’ya izâfe edilen RaHMet Kavramının ifâde ettiği mânâları şöyle sıralamıştır.: İman, İslâm, Nübüvvet, Kur’ÂN, Mağfiret ve Cennet türünden olmak üzere mânevî; yağmur, rızık vb. maddî ni’metler. Kur’ÂN’da sayılamayacak kadar çok olduğu ifâde edilen İlâhî Ni’metlerin hepsi İlâhî RaHMetin kapsamı içinde yer alır.:


وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ الإِنسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ
Image---“Ve âtâkum min kulli mâ se’eltumûh (se’eltumûhu), ve in teuddû Nİ’METALLÂHi lâ tuhsûhâ,inne’l- insâne le zalûmûn keffâr (keffârun).: Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer ALLAH'ın ni’metini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zâlimdir, pek nankördür.” (İbrâhîm 14/34)

وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Image---“Ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ, innALLÂHe le GAFÛRun RAHÎM (rahîmun).: Ve şâyet, ALLAH'ın ni'metlerini adet adet (tane tane) sayarsanız, O'nu sayamazsınız. Muhakkak ki O, GAFÛR'dur (mağfiret edendir), RAHÎM'dir (Rahmet Nûrunu gönderendir).” (Nahl 16/18)

Kur’ân-ı Kerîm’de İlâhî RaHMetin her şeyi kuşattığı, Cenâb-ı HAKk’ın RaHMeti kendisine “farz kıldığı” (merhameti ilke edindiği) belirtilmiştir.:

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ
Image---“Vektub lenâ fî hâzihid dunyâ haseneten ve fî’l- âhıreti innâ hudnâ ileyk (ileyke), kâle azâbî usîbu bihî men eşâu ve RAHMETî vesiat kulle şey’ (şey’in), fe se ektubuhâ lillezîne yettekûne ve yu’tûnez zekâte vellezîne hum bi âyâtinâ yu’minûn (yu’minûne).: Bize bu dünyada ve âhirette (yevm'i’l- âhirde, kıyâmet gününde, hayat gününde) haseneler (güzel ameller, derecat kazandıran ameller) yaz (pozitif derecelerimizi, negatif derecelerimizden daha çok kazandır). Gerçekten biz tövbe edip, Sana döndük. ALLAHÛ TeALÂ, şöyle buyurdu: “Azâbımı dilediğime isabet ettiririm. Ve RAHMET’im herşeyi kuşattı. Böylece onu (haseneyi) takvâ sahiblerine ve zekâtı veren kimselere yazacağım. Ve onlar ki; onlar, âyetlerimize îmân ederler (mü'minlerdir).” (A‘râf 7/156)

قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ
Image---“Kul li men mâ fî’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), kul lillâh (lillâhi), ketebe alâ nefsihi’r- RAHMEh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmi’l- kıyâmeti lâ reybe fîh (fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn (yu’minûne).: “Göklerdeki ve yerdeki varlıklar ve imkânlar kimindir, kimin tasarrufundadır?” diye sor “RAHMETini ve MERHAMETini ihsân edeceğini yazılı olarak kendisine farz kılan, ilke edinen ALLAH’ındır' de.Sizi, gerçekleşeceğinde ve hesaba çekileceğinizde şüphe olmayan kıyamet gününe elbette toplayıp getirecektir. Kendilerini, birbirlerini zarara, ziyana uğratanlar, işte onlar imân etmeyecekler.” (En‘âm 6/12)

وَإِذَا جَاءكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Image---“Ve izâ câekellezîne yu’minûne bi âyâtinâ fe kul selâmun aleykum ketebe RABBukum alâ nefsihi’r- RAHMETe ennehu men amile minkum sûen bi cehâletin summe tâbe min ba’dihî ve asleha fe ennehu GAFÛRun RAHÎM (rahîmun).: Âyetlerimize inanan kimseler sana geldiği zaman, onlara şöyle de.: “Selâm üzerinize olsun. RABB’iniz, kendi üzerine “RAHMETi” yazdı. Öyle ki;sizden, kim cahillikle bir kötülük yapar, sonra onu yaptıktan sonra tövbe eder ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi yaparsa), o taktirde muhakkak ki O (ALLAH), GAFÛR'dur (MAĞFİRET edendir), RAHÎM (Rahmet Nûru’nu gönderen)'dir.” (En‘âm 6/54)

الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Image---“Ellezîne yahmilûne’l- arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi RABBihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, RABBenâ vesi’te kulle şey’in RAHMETen ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbe’l- cahîm (cahîmi).: Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, RABBlerini hamd ile tesbih etmekte, O'na imân etmekte ve imân edenlere mağfiret dilemektedirler.: "RABBimiz, RAHMET ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenler ve SEN'in yoluna tabi olanlara MAĞFİRET et ve onları cehennem azâbından koru." (Mü’min 40/7)

Bir kudsî hadiste, “Benim RaHMetim gazâbımı aşmıştır” buyrulduğu gibi (Buhârî, “Bedʾü’l-halk”, 1, Tevhîd, 55; Müslim, Tevbe, 14-16)
Buhârî ile Müslim’in rivâyet ettiği bir hadiste (Edeb, 19; Tevbe, 17-19) Resûl-i Ekrem aleyhisselâm, Cenâb-ı HAKk’ın, RaHMeti 100 parçaya ayırıp birini yeryüzüne yönelttiği, bu sâyede bütün canlıların MERHAMET Duygusu ve İçgüdüsüyle Davranışlar sergilediği, geride kalan 99 merhametini ise âhiret hayatına bıraktığı bildirilmiştir..
RaHMetle ilgili olarak A. J. Wensinck’in el-Muʿcem’inde (“rhm” md.) on bir sütunluk bir yer işgal eden hadis kaynaklarında birçok rivâyet İlâhî RaHMetin enginliğini, insanların birbirine ve diğer canlılara karşı merhametinin yüceliğini dile getirir. .

ALLAH’ın kullarına olan merhametinin kaybettiği çocuğunu aramaya koyulan annenin merhametinden çok daha fazla olduğu (Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Tevbe, 22), Medine’de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in biat aldığı kadınlara gösterdiği şefkat ve nezâket karşısında onlardan birinin.: “ALLAH ve Resulünün bize karşı olan MERHAMETi, her birimizin bizzat kendisine olan acımasından daha fazladır” dediği nakledilmiştir (Tirmizî, Siyer, 37).
Resûl-i Ekrem aleyhisselâm.: “Ben RaHMet Peygamberiyim” (Müslim, Fezâʾil, 126; Tirmizî, Daʿavât, 118)
Derken herhalde, “Seni âlemlere RaHMet olmak üzere gönderdik” meâlindeki âyete atıf yapıyordu.:


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
Image---“Vemâ erselnâke illâ rahmeten li’l- âlemîn(e).: BİZ, SENi ancak ÂLEMLERE RAHMEt olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

Esasen onun mü’minlere kendi canlarından daha yakın olduğu da ifâde edilmiştir.:

لنَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
Image---“En nebiyyu evlâ bi’l- mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ûlû’l- erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi mine’l- mu’minîne ve’l- muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ (ma’rûfen), kâne zâlike fî’l- kitâbi mestura (mestûren).: NEBÎ (Peygamber), mü'minler için kendi nefslerinden daha evlâdır (yakındır. kendi canlarından daha önce gelir.). Ve O'nun (Nebî'nin) zevceleri, onların anneleridir. Ve Rahim Sâhibleri (akrabalar), onlar birbirlerine, ALLAH'ın Kitabı'nda, mü'minlere ve muhacirlere yakın olduklarından daha yakındır. Ancak dostlarınıza iyilik yapmanız hariç. İşte bunlar, Kitab'da satır satır yazılıdır.” (Ahzâb 33/6)

İlâhî RaHMetle İlâhî Muhabbet arasında özellikle Uhrevî Hayat açısından anlam yakınlığının bulunduğu şüphesizdir. Kur’ân-ı Kerîm’de ALLAHu zü’l- CeLâL’in sevdiği kulların nitelikleri arasında =>İyilikte bulunma, günahlardan dönüş yapma, maddî ve mânevî temizliğe riayet etme, kötülüklerden sakınma, sabretme, tevekkül etme ve adaletli olma sayılırken sevmediklerinin nitelikleri de şöyle belirtilmiştir=> Meşrû sınırları aşma, bozgunculuk yapma, alabildiğine nankör ve günahkâr olma, inançsızlık, zulüm, kibir, böbürlenme, İsrâf ve şımarıklık.. (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “yuhibbü”, “lâ yuhibbü” md.leri).
Her şeye rağmen kendisini ALLAH’ın kulu bilen kimsenin =>O’nun RaHMetinden ümit kesmemesi gerekir. Kur’ÂN’da ALLAH’ın RaHMetinden ümit kesmenin kâfirlere has bir özellik olduğu ifâde edilmiştir.
(M. F. Abdülbâki, el-Muʿcem, “knt”, “yʾs” md.leri; ayrıca bk. RAHMÂN)..

يَا بَنِيَّ اذْهَبُواْ فَتَحَسَّسُواْ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلاَ تَيْأَسُواْ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ
Image---“Yâ beniyyezhebû fe tehassesû min yûsufe ve ehîhi ve lâ te’yesû min REVHİLLÂH (revhıllâhi), innehu lâ ye’yesu min REVHİLLÂHi ille’l- kavmu’l- kâfirûn (kâfirûne).: Ey oğullarım, gidin ve Yûsuf'u ve o’nun Kardeşini iyice araştırın! ALLAH'ın vereceği RAHMETten/ferahlıktan umut kesmeyin. Muhakkak ki; kâfirler (onu inkâr edenler) kavminden başkası, ALLAH'ın vereceği RAHMetten (Allah'ın rahmetinden, vereceği ferahlıktan, sevinçten) umut kesmez.” (Yûsuf 12/87)

Kur'ÂN-ı Kerîm ÂyetLerinde RAHMEt KeLimesi.:

Bakara 2/64,178,218,247,268; Âl-i İmrân 3/8,73,74,107,159; Nisâ 4/83,96,113,130,175; Mâide 5/54; En’âm 6/12,54,133,147,154,157; A’râf 7/49,52,56,57,63,72,151,154,156,203; Tevbe 9/21,61,71,99; Yûnus 10/21,57,58,86; Hûd 11/9,17,28,58,60,63,66,68,73,94,95, 119: Yûsuf 12/56,87,111; Nahl 15/64,89; 17/28,57,82,87,100; Kehf 18/10,16,58,65,82,98; Meryem 19/2,50,53; Enbiyâ 21/75,84, 86,107; Nûr 24/10,14,20,21,56; Furkan 25/48; Neml 27/19,63,77; Kasas 25/43,46,73,86; Ankebût 29/23, 51; Rûm 30/33,36,46,50; Lokmân 31/3; Ahzâb 33/17,43; Fâtır 35/2; Yâsîn 36/44; Sâd 38/43; Zümer 39/9,38,53; Mü'min 40/7,9; Fussilet 41/50; Şûrâ 42/8,28,48; Zuhruf 43/32; Duhân 44/6,42; Câsiye 45/20,30; Ahkâf 46/12; Fetih 48/25; Kâf 50/9; Hadîd 57/13,28; Mülk 67/11; İnsan 76/31..


إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أُوْلَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللّهِ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Image---“İnnellezîne âmenû vellezîne hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi, ulâike yercûne RAHMETALLÂH (rahmetallâhi), vALLÂHu GAFÛRun rahîm(rahîmun).: Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve ALLAH Yolu'nda cihâd edenler; işte onlar, ALLAH'ın RAHMETini umabilirler. ALLAH bağışlayandır, esirgeyendir.” (Bakara 2/218)

رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ
Image---RABBenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke RAHMEh (RAHMETen), inneke ENTE’l- VEHHÂB (vehhâbu).: RABBimiz, bizi hidâyete erdirdikten sonra, kalblerimizi saptırma. SEN’in katından bize vehbî olarak RAHMET bağışla. Muhakkak ki SEN, VEHHÂB'sın (vehbî olarak bağışlayansın).” (Âl-i İmrân 3/8)

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ بِاللّهِ وَاعْتَصَمُواْ بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا
Image---“Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî RAHMETin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).: ALLAH'a inanıp O'na sımsıkı sarılanları (ALLAH), kendisinden bir RAHMET ve lutfa sokacak ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir.” (Nisâ 4/175)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Image---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alâl mu’minîne eizzetin alâl kâfirîn (kâfirîne), yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim (lâimin) zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâ (yeşâu) vALLÂHu VÂSİun ALÎM (alîmun).: Ey imân edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, ALLAH (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise “güçlü ve onurlu”, ALLAH Yolu’nda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, ALLAH'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. ALLAH (RAHMETiyle) geniş olandır, bilendir.” (Mâide 5/54)

وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِن بَعْدِكُم مَّا يَشَاء كَمَآ أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ
Image---“Ve RABBuke’l- GANİyyu zu’r- RAHMEh(rahmeti), in yeşe’ yuzhibkum ve yestahlif min ba’dikum mâ yeşâu kemâ enşeekum min zurriyyeti kavmin âharîn (âharîne).: Ve senin RABB’in ganidir (zengindir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur) RAHMET Sâhibidir. Dilerse sizi giderir (yok eder), sizi başka bir kavmin zürriyetinden (neslinden) yarattığı gibi, sizden sonra da yerinize dilediğini getirir (halef yapar).” (En’âm 6/133)

يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُم بِرَحْمَةٍ مِّنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَّهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُّقِيمٌ
Image---“Yubeşşiruhum RABBuhum bi RAHMETin minhu ve rıdvânin ve cennâtin lehum fîhâ naîmun mukim (mukîmun).: RABB'leri, kendinden (O'ndan) bir RAHMET ile ve bir RIDVAN (razı oluş ile) ve CeNNetler ile onları müjdeler. Onlar için, orada devamlı (daimî) ni'metler vardır.” (Tevbe 9/21)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Image---“Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev'ızatun min RABBikum ve şifâun limâ fî’s- sudûri ve huden ve RAHMETun li’l- mu'minîn (mu'minîne).: Ey insanlar! Size, RABB’inizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) Şifâ ve mü'minlere Hidâyet ve RAHMET gelmiştir.” (Yûnus 10/57)

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَارًا
Image---“Ve nunezzilu mine’l- Kur’ÂNi mâ huve Şifâun ve RAHMETun li’l- mu’minîne ve lâ yezîdu’z- zâlimîne illâ hasârâ (hasâran).: KUR'ÂN'dan indirdiğimiz şeyler, mü'minler için Şifâdır ve RAHMETTİR. Ve zâlimlerin sâdece hüsrânını (kaybettiği dereceleri) arttırır.” (İsrâ 17/82)

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Image---“Ve ekîmû’s- salâte ve âtû’z- zekâte ve atîû’r- resûle leallekum turhamûn (turhamûne).: Ve namazı ikâme edin. Ve zekâtı verin. Ve Resûle itaat edin ki böylece RAHMET olunasınız.” (Nûr 24/56)

فَانظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Image---“Fenzur ilâ âsâri RAHMETİLLÂHi keyfe yuhyi’l- arda ba’de mevtihâ, inne zâlike le muhyî’l- mevtâ, ve huve alâ kulli şey’in KADÎR (kadîrun).: Öyleyse ALLAH'ın RAHMETİnin eserlerine bak. Ölümünden sonra arzı (yeryüzünü) nasıl diriltiyor? Muhakkak ki (O), ölüleri işte böyle gerçekten diriltendir ve O, herşeye KAADİRdir.” (Rûm 30/50)

يُدْخِلُ مَن يَشَاء فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Image---“Yudhilu men yeşâu fî RAHMETih (rahmetihî), ve’z- zâlimîne eadde lehum azâben elîmâ (elîmen).: O dilediği kişiyi, RAHMETinin içine dahil eder. Ve zâlimler, onlar için elîm azâb hazırladı.” (İnsân 76/31)
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image RASÛLuLLAH’ta RAVZÂ-yı RAHMEt/RAHMEt BAHÇEsi.:

ZItLar ZeVkinin==>zAHMEti’n,
NÂRdan NûR EYyLe rAHMEti’n,
CÂNdaki==>CÂNÂN CeNNEti’n,
=>ÜMMEti OL!..mak=>ŞEREfi’n,
=>ALLAH’ın===>AZîZ AHMEti’n!.


celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


RaHMet Konusuda Ebu Hureyre, İbn Abbas ve Hasan-ı Basrî’den nakledilen hadiste.:

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH’ın 100 RaHMeti vardır; bunlardan 1 RaHMeti yeryüzü halkı arasında paylaşmış ki, onların ecelleri gelene kadar (hayatları boyunca) onlara kâfi gelir. RaHMetin 99 kısmını ise kıyamet günü EVLiyâLarı/DOSTLarı için saklamıştır.” buyurmuştur.
(Buharî, Rikak,19; Müslim, Tevbe, 18-21)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH RaHMeti yüz parça yaratmış, doksan dokuzunu kendi nezdinde tutmuş, yeryüzüne bir parçasını indirmiştir. İşte mahlûkât bu bir parçadan dolayı birbirlerine merhamet ederler. Hatta at (bazı rivayetlerde “hayvan” geçmektedir), yavrusuna basmamak için tırnağını (ayağını) kaldırır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb 19)

Benzer hadislerde ALLAH’ın, yüz RaHMetinin doksan dokuzunu kıyamet günü için ayırdığı, yeryüzüne indirdiği bir RaHMetle insanlar, cinler, hayvanlar ve böceklerin birbirlerine MeRHaMet ettiği, bu RaHMetle annelerin yavrularına ŞeFkât ettiği, vahşî hayvanların ve kuşların birbirlerine acıdıkları anlatılmaktadır.. (Müslim, Tevbe 19-21)

İmam Ahmed b. Hanbel’in rivayetlerine de yer veren Heysemî, ilgili hadis rivayetini sahih olarak değerlendirmiştir.. (bk. Mecmau’z- Zevâid, 10/385)


Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Eğer kâfir, ALLAH’ın katındaki RaHMeti kavrayabilse, asla CeNNetten ümidini kesmez!.” buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak 19)

MuhaMMedî MeRHaMet İkİ TeMEL TAŞı Er RAHMÂN ve Er RAHÎM İSİMLeri arasında bazı nüanslar bulunmaktadır.
RahmÂN ismi daha şumûllü ve geniştir. RahmÂN, ALLAH TeÂLÂ’nın canlı-cansız, büyük-küçük, melek-şeytan, insan-hayvan, mü’min-kafir, müttakî-fâsık her mahlûka karşı olan RaHMetini ifade eder. Bütün mahlûkât O’nun RaHMetiyle çepeçevri kuşatılmıştır. Yokluktan varlığa çıkışları, ilk yaratılışları RahmÂN’ın RaHMetinin tecellîsiyle olmuştur. Öyle ise hiçbir varlık bu RaHMetin tecellîsine mazhar olmaktan hariç değildir. Bu RaHMetten mahrum kalmış hiçbir varlık düşünülemez. Aksi takdirde Vücûd Libâsı giyip varlık sahasına çıkamazlardı. Öyle ise RahmÂNîyyet =>EZEL’e yani başlangıcı olmayan geçmişe ve dünyaya bakar..
(Elmalılı H. Yazır, I, 34-35) .

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH mahlûkâtı yarattığı vakit, kendi nezdinde arşın üstünde bulunan kitabına kendisi için.: “Muhakkak benim RaHMetim gazâbıma galib gelmiştir.” yazmıştır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Tevhid 15, 55.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH mahlûkâtı yaratmadan evvel.: RaHMetinin gazâbına sebkat ettiği/geçtiği, onun önünde olduğu"yazılıydı.” buyurmuştur.
(Buhârî, Tevhid 55; Müslim, Tevbe 15.)

Nevevî (v. 676 h.) bu hadislerle ilgili şunları söylemiştir.: Âlimler ALLAH’ın gazâbıyla rızasının irâde sıfatına râci’ olduğunu söylemişlerdir. İtaat eden kuluna sevâb vermek dilerse buna rıza; isyan eden kuluna azap vermeyi dilerse buna da gazâb denilmiştir. Buradaki öncelik ve galebe çalmaktan murad, ALLAH’ın RaHMetinin çokluğu ve şumûludur.. (Nevevî, XIIV, 74) .

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH MeRHaMetli olanlara RaHMetle muamelede bulunur. Öyleyse sizler yeryüzündekilere karşı MeRHaMetli olun ki, semâda bulunanlar da size MeRHaMet etsinler...” buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr 16)

MeRHaMete teşvik konusunda yine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH, insanlara MeRHaMet etmeyene RaHMetiyle muamele etmez.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb 27)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: MeRHaMet, ancak Şakînin/Her çeşit günahı işleyebilenin (ebedî hüsrana uğramışın) kalbinden çıkarılır.” buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Edeb 66)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i, torunlarından birini öperken gören Akra’ ibn Hâris.: “Benim on tane çocuğum var, hiçbirini de öpmemişimdir.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Akra’ ibn Hâris’e.: “MeRHaMet etmeyene MeRHaMet edilmez!.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fedâil 65.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e.: “Sizler çocuklarınızı öpüyorsunuz, bizler ise çocuklarımızı öpmeyiz!.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Senin kalbinden MeRHaMet alınmışsa ben ne yapabilirim!.” diyerek taaccübünü ifâde etmiştir.
(Buhârî, Edeb 18)

İbn Mes’ud’dan gelen bir rivayette MeRHaMetli olmanın, Kâmil İmânın rüknü/şartı sayıldığını görmekteyiz.

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem. Ashabına.: MeRHaMetli olmadıkça imân etmiş sayılmazsınız!.” buyurunca Ashab.: “Bizler MeRHaMetli insanlarız.” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu (dediğiniz) MeRHaMet, birinizin kendi arkadaşına gösterdiği MeRHaMet değildir. Şüphesiz (benim kastettiğim) MeRHaMet, bütün insanlara ve her şeye karşı MeRHaMetli olmaktır.” buyurmuştur.
(İbn Mes’ud’dan; Heysemî, VIII, 187)

Çocuklara MeRHaMet etmenin önemi konusunda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in buyurduğu:

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Küçüklerimize (çocuklarımıza) MeRHaMet etmeyen bizden değildir!.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr 15)

SILA-i RAHİMLe İLGİLİ BUYRUKLAR.:

Sıla; atıyye, ŞeFkât ve MeRHaMet mânâlarına gelir. O, ALLAH TeÂLÂ’nın kullarına bir ihsânı ve bir RaHMetidir.
SILA-i RAHİM ise, akrabayı ziyâret ederek hallerini sormak, gerekirse yardımlarına koşmak, uzakta iseler iletişim vasıtaları ile onlarla görüşmek, selam göndermek suretiyle aradaki bağların kopmamasına dikkat etmektir. “Akrabalarla alakayı koparmak” mânâsına gelen “Kat-i Rahim” ise Büyük Günahtır..
(Aynî, XVIII, 129)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAH mahlûkâtı yarattıktan sonra “Rahim” ayağa kalkıp (ALLAH celle celâlihu’ya yönelerek) şöyle demiştir.: “Bu makam, SILA-i RAHİMi kesenlerden Sana sığınanın makamıdır.” ALLAH TeÂLÂ.: “Evet, istemez misin SILA-i RAHİMi yapanlara ihsân edeyim, Sıla-i Rahimi kesenlere de ihsânımı keseyim!.” Rahim.: “Evet yâ Rabbî öyle yap!.” dedi. ALLAH TeÂLÂ.: “Senin bu dileğin yerine getirilecek!.” buyurdu.”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bundan sonra (Ashaba yönelerek).: İsterseniz şu âyeti okuyunuz.:
“Demek ki ey münafıklar! Siz işbaşına geçecek olursanız, ülkede fesad çıkaracak, nizamı bozacak, akrabalık bağlarını parçalayacaksınız!”(MuhaMMed, 47/22)
buyurdu.

(Ebû Hureyre’den; Buhârî, Edeb 13; Müslim, Birr 16)

Diğer bazı hadislerde de Rahimin =>ARŞ’a TUTunduğu;

Image---AİŞe radiyallahu anha Annemiz.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Rahim ARŞ’a asılıdır. Der ki.: “Kim beni SILÂ ederse ALLAH da onu SILÂ etsin!. Kim benden koparsa, ALLAH da ondan kopsun!.” buyurdu.
(Buhârî, Edeb 13; Müslim, Birr 17 (2555))

Image---elman İbni Amir radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Fâkirlere yapılan tasadduk bir sadakadır. Ama Zî-RAHm/AKRaBaya yapılan tasadduk İkİdir. Birisi SILA-i RAHİMdir Diğeri de sadakadır.” buyurdu.
(Nesaî, Zekât, 8 (5,93); İbni Mâce, Zekât, 28 (1844))

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Beni gözetene (SILA-i RAHİMi yapana) ALLAH ihsânda bulunsun, beni gözetmeyip SILA-i RAHİMi kesene ALLAH ihsânlarını kessin!.” buyurmuştur.
(Müslim, Birr 17)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: SILA-i RAHİMi kesen CeNNet’e giremez.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb 11)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her kim rızkının bollaştırılmasını ve ecelinin geciktirilmesini isterse SILA-i RAHİMini yapsın!.” buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb 12)

RaHMetLe NiteLendiriLen Bazı HususLar.:

ALLAH TeÂLÂ =>Nübüvveti RaHMetLe vasıfLandırmıştır.:[/b]

مَّا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَاللّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
Image---“Mâ yeveddullezîne keferû min ehli’l- kitâbi ve le’l- muşrikîne en yunezzele aleykum min hayrin min RABBikum vALLÂHu yahtassu bi RAHMETihî men yeşâu, vallâhu zu’l- fadli’l- azîm (azîmi).: Ehl-i Kitaptan kâfir olanlar ve müşrikler, RABBinizden sizin üzerinize hayırdan (RaHMet ve fazl) indirilmesini istemezler. Ve ALLAH, RaHMetini dilediği kimseye tahsis eder. Ve ALLAH, “büyük fazıl” sahibidir.”(Bakara, 2/105)

ALLAH TeÂLÂ =>MuhaMMed aleyhisselâm’ı RaHMetLe vasıfLandırmıştır.:


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
Image---“Vemâ erselnâke illâ RaHMeten li’l- âlemîn.: BİZ, SENi ancak ÂLEMLERe RaHMet olarak gönderdik.”(Enbiyâ 21/107)

ALLAH TeÂLÂ =>Hasta Oluşu RaHMetLe vasıfLandırmıştır.:

Image---Hz. Aişe radiyallahu anha Annemiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den tâûnu sorunca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Tâûn, ALLAH’ın dilediği kullarına gönderdiği bir azâbıdır. Mü’minler için ise ALLAH onu bir RaHMet yapmıştır. Tâûn bölgesinde olan bir kimse, ALLAH’ın yazdığından başka bir şeyin (hastalık, musîbet, "tâûn") kendisine bir zarar vermeyeceğini bilerek sabredip o yerde kalırsa, ALLAH ona (öldüğü takdirde) şehid sevabı verir.” buyurmuştur.
(Buhârî, Tıb 31)
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image 5.2.10. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem,
Image BüTüN İNSÂNLıĞa GÖNDERİLMİŞTİR.:


O=>MuhaMMedü'L- EMîN'dir,
NÛRu'ndan=>RÛy-i ZEMîNdir,
EZEL<->EBED=>EVRENSELdir,
=>RAHMeten Li'L- ÂLEMîN'dir!.


Image---Câbir b. Abdullah radiyallahu anhu’n naklettiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:
“BENden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmeyen beş şey BANA verilmiştir.:

1-) BEN, düşmanımın içine bir aylık mesafeden korku salma yardımına mazhar oldum.
2-) Yeryüzü BANA mescid ve temiz kılındı, onun için ümmetimden namaz vaktine kavuşan herkes (bulunduğu mekânda) namazını kılıversin.
3-) Ganimetler BANA helâl kılındı.
4-) Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilirken BEN bütün insanlığa gönderildim.
5-) Ve bana şefaat (etme hakkı) verildi.”
buyurmuştur.

(B438 Buhârî, Salât, 56; M1163 Müslim, Mesâcid, 3.)

Image---Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den nakledildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “BENim ve BENden önceki peygamberlerin durumu, bir ev inşâ eden kimseye benzer. O kimse evi güzelce yapıp mükemmel hâle getirmiş fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona hayran olurlar ve şöyle derler.: "Keşke şu tuğla da yerine konulmuş olsaydı." Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem sözlerine şöyle devamla.: “İşte BEN o tuğlayım. BEN peygamberlerin sonuncusuyum.” buyurmuştur.
(B3535 Buhârî, Menâkıb, 18; M5963 Müslim, Fedâil, 23.)

Image---Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den nakledildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Peygamberlere kendi dönemlerindeki insanların inandıkları mu’cizeler verilmiştir. BANA verilen mu’cize ise ALLAH"ın bana VAHyettiği (Kur'ÂN-ı Kerîm)dir. Bunun için Kıyamet Gününde BEN, en çok bağlısı/tebeâsı bulunan peygamber olacağımı ümit ediyorum.” buyurmuştur.
(B4981 Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân, 1.)

ALLAHu zü’L- CeLÂL=>Kur'ÂN-ı Kerîm’inde;

إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا
Image---“İnne hâzel KUR’ÂNe yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşiru’l- mu’minînellezîne ya’melûne’s- sâlihâti enne lehum ecren kebîrâ (kebîren).: Muhakkak ki Bu KUR'ÂN, en kuvvetli olanı hidâyete erdirir (ALLAH'a ulaştırır). Ve Amilü’s-Sâlihat (nefsi ıslâh edici ameller) yapan mü'minlere, onlar için büyük ecir olduğunu müjdeler.”(İsrâ 17/9)

وأَنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Image---“Ve ennellezîne lâ yu’minûne bi’l- âhıreti a’tednâ lehum azâben elîmâ (elîmen).: Ve onlar, muhakkak ki âhirete (ALLAH'a mülâki olmaya ve kıyâmet gününe) inanmayan (kalblerinde îmân yazmayan) kimselerdir. Onlar için elîm azâb hazırladık.”(İsrâ 17/10)

وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذِيرًا
Image---“Ve lev şi’nâ le beasnâ fî kulli karyetin nezîrâ (nezîren).: (Resûlüm!) Şâyet dileseydik, elbet her ülkeye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.”(Furkân 25/51)

فَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُم بِهِ جِهَادًا كَبِيرًا
Image---“Fe lâ tutıı’l- kâfirîne ve câhidhum bihî cihâden kebîrâ (kebîren).: (Fakat evrensel uyarıcılık görevini SANA verdik..) O halde, kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur'ÂN ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!.”(Furkân 25/52)

هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولًا مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا مِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Image---“Huvellezî bease f’îl- ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumu’l- kitâbe ve’l- hikmeh (hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin).: ÜMMÎler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (ALLAH'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ÂN-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (ALLAH'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.”(Cuma 62/2)

وَآخَرِينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Image---“Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huve’l- AZÎZu’l- HAKÎM (hakîmu).: (Peygamberi) mü’minlerden henüz kendilerine katılmamış bulunan diğer insanlara da göndermiştir. O, AZÎZdir, HAKÎMdir.”(Cuma 62/3)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
Image---“Vemâ erselnâke illâ RaHMeten li’l- âlemîn.: BİZ, SENi ancak ÂLEMLERe RaHMet olarak gönderdik.”(Enbiyâ 21/107)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Image---“Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n- nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Ve BİZ, SEN’i (kâinattaki) insanların hepsi için MÜJDELEYİCİ ve NEZÎR (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(Sebe’ 34/28)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Image---“Yâ eyyuhe’n- Nebîyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).: Ey NEBÎ (Peygamber)! Muhakkak ki BİZ, seni şâhid, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.”(Ahzâb 33/45)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Image---“Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ (munîren).: Ve O'nun (ALLAH'ın) İzni ile ALLAH'a DÂVET EDEN ve NÛRLANDIRICI SİRAC (kandil-çerağ) olarak (gönderdik).” (Ahzâb 33/46)

SİRÂCEN MÜNÎRÂ..
MuhaMmedî Mü’minLer için =>Dünyâsında=>DÎNinde<=Âhiretinde NÛR..
NÛRuLLAH=>NÛR-u MuhaMMed=>NÛR-u KÂiNÂt..
NÛR-u KELÂMuLLAH=> NÛR-u RASÛLuLLAH=>NÛR-u ABDuLLAH..


يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَى نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِم بُشْرَاكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Image---“Yevme tere’l- MÛ’MİNÎNe ve’l- mû’minâti yes’â NÛRuhum beyne eydîhim ve bi eymânihim buşrâkumu’l- yevme cennâtun tecrî min tahtihe’l- enhâru hâlidîne fîh (fîhâ), zâlike huve’l- fevzu’l- azîm (azîmu).: O gün, mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, NÛRLarı önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün sizin müjdeniz, orada ebediyyen kalacağınız, altından nehirler akan cennetlerdir. İşte o, fevzü’l- azîmdir (en büyük kurtuluştur).”(Hadîd 57/12)

وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَدَاء عِندَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Image---“Vellezîne âmenû billâhi ve rusulihî ulâike humu’s- sıddîkûne ve’ş- şuhedâu inde RABBihim, lehum ecruhum ve NÛRuhum, vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbu’l- cahîm (cahîmi).: Ve, ALLAH'a ve O'nun RESÛLÜ’ne inananlar, işte onlar, onlar sıddıklardır ve şeîdlerdir. RABB'lerinin yanında onların ecirleri ve NÛRLarı vardır. Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cahîm (alevli ateş) halkıdır.”(Hadîd 57/19)

إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا
Image---“İnne hâzel KUR’ÂNe yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşiru’l- mu’minînellezîne ya’melûne’s- sâlihâti enne lehum ecren kebîrâ (kebîren).: Muhakkak ki Bu KUR'ÂN, en kuvvetli olanı hidâyete erdirir (ALLAH'a ulaştırır). Ve Amilü’s-Sâlihat (nefsi ıslâh edici ameller) yapan mü'minlere, onlar için büyük ecir olduğunu müjdeler.”(İsrâ 17/9)

وأَنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Image---“Ve ennellezîne lâ yu’minûne bi’l- âhıreti a’tednâ lehum azâben elîmâ (elîmen).: Ve onlar, muhakkak ki âhirete (ALLAH'a mülâki olmaya ve kıyâmet gününe) inanmayan (kalblerinde îmân yazmayan) kimselerdir. Onlar için elîm azâb hazırladık.”(İsrâ 17/10)

رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Image---“Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne li’n- nâsi alâllâhi huccetun ba’de’r- rusul (rusuli). Ve kânallâhu AZÎZen HAKÎMâ (hakîmen).: (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra ALLAH'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir RESÛL gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve ALLAH, AZÎZ'dir, HAKÎM'dir.”(Nisâ 4/165)

حم
Image---“Hâ mîm.: Hâ Mîm.”(Fussilet 41/1)

تَنزِيلٌ مِّنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Image---“Tenzîlun mine’r- RAHMÂNi’r- RAHÎM (rahîmi).: RAHMÂN ve RAHÎM (olan ALLAH) tarafından indirilmiştir.”(Fussilet 41/2)

كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Image---“Kitâbun fussilet âyâtuhu KUR’ÂNen arabiyyen li kavmin ya’lemûn (ya’lemûne).: (O), bilen bir kavim için, âyetleri tafsil edilmiş (fasıl fasıl açıklanmış) bir Kitab olan Arapça KUR'ÂN'dır.”(Fussilet 41/3)

بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Image---“Beşîren ve nezîrâ (nezîren), fe a’rada ekseruhum fehum lâ yesmeûn (yesmeûne).: Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Fakat onların çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar işitmezler.”(Fussilet 41/4)

Beşîr.: Müjdeci ve müjde veren, güleç yüzlü insan..
Nezîr.: Bu kelime korkutucu ve tehlikeyi haber verici insan..


Kur'an-ı Kerîm'de 8 âyette geçmekte olup peygamberler hakkında kullanılmaktadır.. Bakara, 2/119; Mâide, 5/19; A'râf 7/188; Hud,11/2; Sebe', 34/28; Fâtır, 35/24..
Çünkü peygamberler insanlara ALLAH'ın Rahmet ve Ni’metini Müjdelerler, inanmayanları ise ALLAH'ın Azâbıyla Korkuturlar.:
Bu âyetlerden birinde ALLAHu zü’L- CeLÂL;


يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَى فَتْرَةٍ مِّنَ الرُّسُلِ أَن تَقُولُواْ مَا جَاءنَا مِن بَشِيرٍ وَلاَ نَذِيرٍ فَقَدْ جَاءكُم بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Image---“Yâ ehle’l- kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum BEŞÎRun ve NEZÎR (nezîru) vALLÂHu alâ kulli şey’in KADÎR (kadîrun).: Ey Kitab Ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan RESÛL'ümüz (elçimiz) gelmişti. "Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi!." dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "MÜJDELEYİCİ ve UYARICI" bir RESÛL gelmişti. ALLAH herşeye KADÎRdir.”(Mâide 5/19)

Beşîr sıfatını taşıyan peygamberler, ALLAH'a iman edip onun hüküm ve emirlerine itaat edenlere verilecek mükâfaatları bildirir ve mü’min kitleyi Cennet ni’metleriyle müjdelerler. ALLAH'ın DİNİ'ne dâvet eden BEŞÎR, peygamberlik görevini yerine getirirken nefret ettirmeden ve en güzel hikmetle, yumuşaklık ve nezaketle dâvetini yapar.:

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Image---“Ud’u ilâ sebîli RABBike bil hikmeti ve’l- mev’ızati’l- haseneti ve câdilhum billetî hiye ahsen (ahsenu), inne RABBeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: RABB'inin yoluna (ALLAH'a ulaştıran YOLa, Sırat-ı Mustakîm'e) hikmetle ve güzel (pozitif dereceler kazandıracak) öğütle dâvet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Muhakkak ki SEN’in RABB’in, O'nun YOLU’ndan (Sırat-ı Mustakîm'den) sapanları (dalâlete düşenleri) ve hidâyete erenleri bilir.”(Nahl 16/125)

Peygamberler aleyhumusselâm zorlayıcı, baskı kullanan değil, sadece.: "Cehennem azâbıhaber verici=>NEZÎR ve Cennet ni’metleriyle müjdeleyici=>BEŞÎR." dirler..
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image

ALLAHu zü’L- CeLÂL’n Kur'ÂN-ı Kerîm’inde,
=>ALLAH'ın DÎNİ İSLÂM KeMâLe ERmiştir =>ve EVRENSELdir..

O==>MuahaMMedü'L- EMîNdir,
NÛRu'ndan==>RÛy-i ZEMîNdir,
=>EZEL<->EBED>EVRENSELdir,
==>RAHMeten Li'L- ÂLEMîN'dir!.


حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالْدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Image---“Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmu’l- hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî ve’l- munhanikatu ve’l- mevkûzetu ve’l- mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekele’s- sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bi’l- ezlâ (ezlâmi), zâlikum fisk (fiskun), elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevn(vahşevni) el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumu’l- islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).: Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve ALLAH'tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni'metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm'dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki ALLAH GAFÛRdur, RAHÎMdir” (Mâide 5/3)

ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur'ÂN-ı Kerîm’inde KeMâLe ERen ve EVRENSEL OLduğu BİLdiriLen ALLAH'ın DÎNİ İSLÂM DÎNi ’nin SoN PEYGAMBERi =>RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem de TÜM KÂİNÂt’adır.:

KeMâLe ERen ve EVRENSEL OLandır..
Böylesi ÖZEL ÖZELLikLer ve GÜZELLikLerin =>RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’e Fıtraten ve FiiLen VeriLdiği Kur'ÂN-ı KERÎM’de;

Image 1-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>Son RaSûL ve Son NeBîdir.:

Rasûl, elçi; Nebî ise, haber veren, haber getiren demektir. Terim olarak “Rasûl” ve “Nebî” ALLAH’ın Emir ve Yasaklarını, Öğüt ve Tavsiyelerini insanlara bildirmesi için görevlendirdiği kimseye denir. Rasûl ve Nebîyi biz Türkçe’de “Peygamber” (haber getiren) kelimesi ile ifade ediyoruz. Kur’ÂN’da “Mürsel” ve “Nezîr/uyarıcı”, “Beşîr/müjdeleyici” ve “Hâdî/yol gösterici” kelimeleriyle de ifâde edilen “Elçiler”; vahye mazhar olan, kendilerine kitab, hüküm ve hikmet verilen kimselerdir.. Âl-i İmrân 3/79,81; Nisâ 4/63,165; Hacc 22/52; Ahzab 33/45; Hadîd 57/25-26..


مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Image---“Mâ kâne MuhaMMedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin RESÛLALLÂHi ve HÂTEME’N- NEBİYYİN (nebiyyine), ve kânALLÂHu bi kulli şey’in ALÎMâ (alîmen).: MuhaMMed (aleyhisselâm), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat ALLAH'ın RESÛLÜ ve NEBÎLER'in (Peygamberler'in) HÂTEMi'dir (Sonuncusu). ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb 33/40)

Âyette geçen ve Asım kıraatinde "te" harfi üstün okunan “hâtem” kelimesi diğer kıraatlerde “hâtim” şeklinde esre ile okunmuştur.:
“Hâtem” =>Fiil olup, peygamberlerin peygamberliğini sona erdirdi veya mühürledi.
“Hâtim” ise =>İsim olup peygamberliği sona erdiren veya mühürleyen demektir..
“Mühür” =>Bir şeyin belgelendirilmesi ve tasdik edilmesi için sonuna basıldığından “sonu” ve “tasdik” anlamına gelir..


Image---Ebû Hüreyre radiyallahu anhu’den nakledildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “BENim ve BENden önceki peygamberlerin durumu, bir ev inşâ eden kimseye benzer. O kimse evi güzelce yapıp mükemmel hâle getirmiş fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona hayran olurlar ve şöyle derler.: "Keşke şu tuğla da yerine konulmuş olsaydı." Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem sözlerine şöyle devamla.: “İşte BEN o tuğlayım. BEN peygamberlerin sonuncusuyum. buyurmuştur.
(B3535 Buhârî, Menâkıb, 18; M5963 Müslim, Fedâil, 23.)

Image 2-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>Bütün İnsÂNLarın
EVRENSeL PEYGAMBERİdir.:

ALLAHu zü’L- CeLÂL, ilk İnsÂN ÂDeM aleyhisselâm’den itibâren her topluma bir Peygamber göndermiştir.:


وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلآ أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
Image---“Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min RABBih(rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd (hâdin).: Ve kâfirler derler ki: “O'nun üzerine RABB’inden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidâyetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).” (Ra’d 13/7)

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Image---“Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût (tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fî’l- ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetu’l- mukezzibîn (mukezzibîne).: Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (ALLAH'a ulaşmayı dileyerek) ALLAH'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün dâveti üzerine ALLAH'a ulaşmayı dileyenleri) ALLAH hidâyete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).” (Nahl 16/36)

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ
Image---“İnnâ erselnâke bi’l- hakkı beşîren ve nezîrâ(nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(nezîrun).: Muhakkak ki BİZ seni, hak ile müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik. İçinden bir nezir gelip geçmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur.” (Fâtır 35/24)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’den önceki peygamberler bir veya birkaç topluma elçi olarak gönderilmiştir. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem ise miladî 610 tarihinden itibâren kıyamete kadar yeryüzüne gelecek bütün insanlara peygamber gönderilmiştir.:

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا
Image---“Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh (minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke li’n- nâsi resûlâ (resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).: Sana iyilikten (hasenatdan) ne isâbet ederse, işte o ALLAH'tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şâhid olarak ALLAH yeter.” (Nisâ 4/79)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Image---“Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).: Ve BİZ, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ 34/28)

Image 3-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>MÜJDEci ve UYARIcıdır.:

إِنْ أَنتَ إِلَّا نَذِيرٌ
Image---“İn ente illâ nezîr(nezîrun).: Sen sadece bir nezirsin (uyarıcısın).” (Fâtır 35/23)

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ
Image---“İnnâ erselnâke bi’l- hakkı beşîren ve nezîrâ(nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(nezîrun).:
Muhakkak ki BİZ seni, hak ile müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik. İçinden bir nezir gelip geçmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur.”
(Fâtır 35/24)

“Beşîr” ve eş anlamlısı olan “Mübeşşîr” Kelimesi=> imÂN edip SâLih Amel İŞLeyenleri ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Rızası, Cennet ve Ni’metleriyle Müjdeleyici demektir..
“Nezîr” ve eş anlamlısı olan “Münzîr” Kelimesi ise =>İnkâr edip İsyân edenleri İlahî Azâb ve Cezâ ile uyarıcı demektir.
Uyarıcı ve Müjdeleyici OLuş bütün Peygamberlerin ortak niteliğidir. Peygamberimiz RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem, sadece içinde yaşadığı toplumu değil, bütün insanları Kur’ÂN ile UYARmakla görevlendirilmiştir.:


قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادةً قُلِ اللّهِ شَهِيدٌ بِيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ
Image---“Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeh (şehâdeten), kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâ’l- kur’ÂNu li unzirekum bihî ve men belag (belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed (eşhedu), kul innemâ huve İLÂHun VÂHİDun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn (tuşrikûne).: “Hangi şey şâhid olarak en büyüktür?” de. “BENimle sizin aranızda ALLAH şâhiddir. Bu KUR'ÂN BANA, O'nunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu. Siz, muhakkak ALLAH ile beraber başka ilâhların olduğuna gerçekten şâhidlik ediyor musunuz? Ben şâhidlik yapmam!.”de. “O, sadece tek bir İLÂHtır. Muhakkak ki BEN, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.” de.” (En’âm 6/19)

Image 4-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>En GüZeL ÖRNEktir.:

Üsve-i hasene.: Nümune ve örnek tutulacak ve uyulacak en güzel örnek..


لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Image---“Lekad kâne lekum fî RESÛLİLLÂHi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe ve’l- yevme’l- âhıre ve zekerallâhe kesîrâ (kesîren).: Şanım hakkı için muhakkak ki size RESULLULAH'da PEK GÜZEL BİR ÖRNEK vardır. ALLAH'a ve son güne ümit besler olup da ALLAH'ı çok zikreden kimseler için.” (Ahzâb 33/21)

Kur'ÂN-ı Kerîmde, RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in ÖRNEkLiği
“Şâhid” ve “Üsve-i Hasene” Kelimeleri ile ifâde edilmiştir.
Şâhid.: Sözlükte tanık, bilen, muttâli olan, hazır olan, delil ve örnek anlamlarına gelir.:


وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Image---“Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe alen nâsi ve yekûne’r- resûlu aleykum şehîdâ (şehîden), ve mâ cealnâ’l- kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiu’r- resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh (akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh (hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bi’n- nâsi le RAÛFun RAHÎM (rahîmun).: Ve işte böylece insanların üzerine (hak) şâhidler olmanız için BİZ, sizi vasat (ikisi arasında) (hayırlı ve faziletli) bir ümmet kıldık. Resûl de sizin üzerinize şâhid olsun.Ve BİZ, sadece RESÛL'e uyanı, topukları üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmemiz(belirtmemiz) için, halen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbe'yi) kıble yaptık. Ve bu, elbette zor bir iştir, ancak ALLAH'ın hidâyete erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez). Ve ALLAH sizin îmânınızı zayi edecek değildir. Muhakkak ki ALLAH, insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Bakara 2/143)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقَيرًا فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن تَعْدِلُواْ وَإِن تَلْوُواْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
Image---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû kavvamîne bi’l- kıstı şuhedâe lillâhi ve lev alâ enfusıkum evi’l- vâlideyni ve’l- akrabîn(akrabîne), in yekun ganiyyen ev fakîran fallâhu evlâ bihimâ fe lâ tettebiû’l- hevâ en ta’dilû, ve in telvû ev tu’rıdû fe innallâhe kâne bi mâ ta’melûne HABÎRâ (habîran).: Ey iman edenler! Kendinize, anne ve babanıza ve yakınlarınıza bile olsa, zengin veya fakir de olsalar, ALLAH için adaleti yerine getiren şâhidler olun. Çünkü ALLAH, ikisine de daha yakındır. Adaletli davranmak için, artık hevânıza (nefsinize) uymayın. Ve eğer dilinizi eğip bükerseniz (sözü değiştirirseniz) veya (haktan, adaletten) yüz çevirirseniz o taktirde muhakkak ki ALLAH, yaptıklarınızdan haberdar olandır.” (Nisâ 4/135)

وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Image---“Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih (cihâdihî), huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min haraç (haracin), millete ebîkum ibrâhîm (ibrâhîme), huve semmakumu’l- muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe ale’n- nâs (nâsi), fe ekîmû’s- salâte ve âtu’z- zekâte va’tesımû billâh (billâhi), huve MEVLÂkum, fe ni’me’l- MEVLÂ ve ni’men NASÎR (nasîru).: Ve ALLAH'da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (aleyhisselâm)'ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (ALLAH'a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur'ân-ı Kerim'de de), resûl size şâhid olsun ve siz de insanlara şâhidler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, ALLAH'a sarılın (ALLAH'ın Zat'ında yok olun). O, sizin MEVLÂ'nız. (O), ne güzel MEVLÂ (dost) ve ne güzel yardımcı.” (Hacc 22/78)

Kur'ÂN-ı Kerîmde, inanç, söz, fiil, ahlâk ve davranışlarıyla insanlara güzel örnek olan Peygamber ve Mü’minlere de şâhîd denilmiştir.:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Image---“Yâ eyyuhen nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).: Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki BİZ, seni şâhid, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.”(Ahzâb 33/45)

Image 5-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>ÖĞüt VERicidir.:

Kur'ÂN-ı Kerîmde;


وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ
Image---“Ve zekkir fe innez zikrâ tenfeu’l- mû’minîn (mû’minîne).: Ve öğüt verip hatırlat. Muhakkak ki tezekkür, mü'minlere fayda verir.” (Zâriyât 51/55)

فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ الذِّكْرَى
Image---“Fe zekkir in nefeati’z- zikrâ.: O halde, eğer zikir fayda verecekse zikret (zikri öğret, öğüt ver).” (A’lâ 87/9)

سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَى
Image---“Seyezzekkeru men yahşâ.: ALLAH’tan korkan, onu sayan, Kurân’ı dinleyecek, öğüt alacak, düşünecek.” (A’lâ 87/10)

وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى
Image---“Ve yetecennebuhe’l- eşkâ.: Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecek).” (A’lâ 87/11)

فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرٌ
Image---“Fezekkir innemâ ente muzekkir (muzekkirun).: O halde, tebliğe devam et, Kur’ân ile öğüt ver. Çünkü sen vahyi, Kur’ân’ı tebliğ ile memursun, öğüt vericisin.” (Gâşiye 88/21)

لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ
Image---“Leste aleyhim bi musaytır (musaytırın).: Sen onları zorlamaya, onlardan zorla İslâm’ı kabul taahhüdü almaya memur değilsin.” (Gâşiye 88/22)

Image 6-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>Hak DÂVEtçi ve Etrafını AYDINlatıcı Bir KANDİLdir.:

Bütün Peygamber aleyhumusselâmların en başta gelen Özellik ve Görevlerinden biri insanları “HAKk’a DÂVEt” etmektir.
Dâ’î.: DÂVEti yapan Dâvetçi..


وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Image---“Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ (munîren).: Ve O'nun (ALLAH'ın) izni ile ALLAH'a dâvet eden ve NURLANDIRICI SİRAC (kandil) olarak (gönderdik).” (Ahzâb 33/46)

Image 7-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>YOL GÖSTERicidir.:

HâDî.: Hidâyete ermiş. Mürşid. Rehber, delil. Hidâyet yolunu gösteren. Hidâyete, doğruluğa eriştiren. Önde giden..


وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلآ أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
Image---“Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min RABBih (rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd (hâdin).: Ve kâfirler derler ki: “O'nun üzerine RABBinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidâyetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).” (Ra’d 13/7)

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِّنْ أَمْرِنَا مَا كُنتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ وَلَكِن جَعَلْنَاهُ نُورًا نَّهْدِي بِهِ مَنْ نَّشَاء مِنْ عِبَادِنَا وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Image---“Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî me’l- kitâbu ve le’l- îmânu ve lâkin cealnâhu nûren nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm (mustekîmin).: Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidâyete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sırat-ı Mustakîm'e hidâyet ediyorsun (ulaştırıyorsun).” (Şûrâ 42/52)

Image---Câbir radiyallahu anhu.: “Resûlullah insanlara hitab ederken önce lâyık-ı vechile ALLAH’a hamd ve senâ eder, sonra da.: “Bir kimseye ALLAH hidâyet verirse artık onu saptıracak yoktur; ALLAH’ın saptırdığına da hidâyet verecek yoktur. Sözün en hayırlısı ALLAH’ın KİTABI’dır.” buyururdu.
(Müslim, Cum’a, 45.)

Image---İmâm HASAN ibni ALİ aleyhisselâm.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem VİTİRde OKUmam için bana şu DUÂ’yı öğretti.: “ALLAH’ım!. Hidâyete erdirdiklerinle beraber beni de hidâyete erdir!. Sıhhat ve âfiyet verdiklerinle beraber bana da âfiyet ver!. İşlerini üzerine alıp himâye ettiğin kimseler gibi beni de himâye et!. Bana verdiğin ni’metleri (ömür, mal, ilim, v.s.den) bereketlendir!. . Vuku’una hükmettiğin hükmün şerrinden beni koru!. Hükmü SEN verirsin, SEN’in üstüne hüküm verecek kimse yoktur. SEN’in Dost olduğun/ işini üzerine aldığın kimse asla zelîl olmaz. Eksiklikler SANA yakışmaz. Ey RABB’imiz!. SEN Münezzehsin ve MuaLLâsın/YÜCEsin ve KUTLUsun!.” buyurdu.
(Tirmizî, Vitr, 10.)

Image---Ebû Hüreyre radiyallahu anhu.: “Resûlullah, amcası (Ebû Tâlib) ölürken kendisine.: “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH.: ALLAH’tan başka İLâh yoktur.” de ki ben de onunla Kıyâmet Günü’nde senin için şâhidlik edeyim.” buyurdu.. Amcası bundan kaçınınca ALLAH celle celâlihu.: “Şüphesiz ki sen sevdiğin kişiyi hidâyete erdiremezsin...” âyetini indirdi.
(Müslim, Îmân, 41.)

إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Image---“İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: (Resulüm!) Sen sevdiğini hidâyete eriştiremezsin; bilakis, ALLAH dilediğine hidâyet verir ve hidâyete girecek olanları en iyi O bilir.” (Kasas 28/56)

Image 8-.) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>En BüYük AHLÂka SÂHİBidir.:

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Image---“Ve inneke le alâ hulukın azîm (azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)

Image---İmam Ali kerremallahu vechehu.: "En büyük ahlâk, Kur’ÂN Edebidir" buyurmuştur.
(Kurtubî, XVIII, 227.)

Image---Müfessir Taberî (ö. 310) de âyeti.: "Bu, Kur’ÂN Edebi’dir. ALLAH celle celâlihu, Peygamberini Kur’ÂN ile te’dib/edeblendirme etmiştir. Büyük Ahlâktan maksad İslâm Dinidir." şeklinde yorumlamıştır.
(Taberî, XIV, 29/18)

Image---Saîd b. Hişâm radiyallahu anhu, Âişe radiyallahu anha Vâlidemize Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ahlâkını sormuş O da.: “Sen Kur’ÂN okumuyor musun?” demiş. "Evet!" demesi üzerine;
Âişe radiyallahu anha Vâlidemize.: “Rasûlullah’ın ahlâkı Kur’ÂN idi” buyurmuş ve: "(Ey Peygamberim!) Sen büyük bir ahlâk üzeresin"
âyetini okumuştur.

(Taberî, XIV, 29/18,19)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuştur.
(Ahmed, III, 75; Malik, Huluk, 8.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’ım! Yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlâkı mı da güzel yap.” buyurmuştur.
(Ahmed, I, 403. VI, 68, 155.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’ım! Beni amellerin en iyisine ve ahlâkın en iyisine ilet. Amel ve ahlâkın en iyisine ancak SEN hidâyet edebilirsin. Amellerin kötüsünden ve ahlâkın kötüsünden beni koru. Amel ve ahlâkın kötüsünden ancak SEN koruyabilirsin.” buyurmuştur.
(Nesaî, İftitah, 16, II, 129.)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH’ım! Ayrılıktan, iki yüzlülükten ve ahlâkın kötüsünden sana sığınırım” diye dua etmiştir.
(Ebu Davûd, Salât, 367; bk. Nesaî, İstiâze, 21.)

Image 9-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>Çok MERHAMetli, Çok ŞEFKÂtli ve ÜMMEtine Çok DÜŞKÜNdür.:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
Image---“Vemâ erselnâke illâ RaHMeten li’l- âlemîn(e).:BİZ, SENi ancak ÂLEMLERE RaHMet olarak gönderdik.”(Enbiyâ 21/107)

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Image---“Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bi’l- mu’minîne RAÛFun RAHÎM (rahîmun).: Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

Harîs.: Bir şeye fazlası ile düşkün ve çok arzu eden. Hırslı..

Âyette geçen "harîs" kelimesi; bir şeyi çok arzu eden demektir. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem, çevresindeki insanların mü’min olmalarını, salih ameller işlemelerini ve ALLAH’ın Rızasına ermelerini çok istiyordu. İman etmeyenlere çok üzülüyordu. ALLAHu zü’L- CeLÂL, Peygamberimiz aleyhisselâmın ümmetine olan bu düşkünlüğünü.: "Nerede ise kendini helâk edeceksin" şeklinde ifâde etmektedir.:


لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Image---“Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn (mu’minîne).: Onlar mü'min olmuyorlar diye, neredeyse kendini helâk edeceksin.”
(Şu’arâ 26/3)

فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا
Image---“Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâzel hadîsi esefâ (esefen).: Bu durumda eğer onlar, (Kur'ân-ı Kerim'deki) bu sözlere inanmazlarsa, onların arkalarından üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin.” (Kehf 18/6)

Raûf.: çok merhametli, çok şefkatli, çok merhametli, çok acıyan, çok esirgeyen, merhamet sâhibi. demektir. (Kurtubî, el-Esna, s. 73-75)

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, insanların en merhametlisi idi. Bu merhameti herkese yönelik idi.. Kendisine.: “Yâ Resûlullah! Müşriklere bedduâ et!.” denildiğinde, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben lânetçi olarak gönderilmedim, rahmet olarak gönderildim” buyurmuştur.
(Müslim, Birr, 87.)buyurmuştur.

Image---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem. Uhud Savaşında yüzü yaralandığında bile kâfirlere.: “ALLAH’ım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar!.” diye dua etmiştir.
(İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 973.)

Image 10-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem =>DAKîku’L-RAKîku’L- KALB idi.:

DAKîk.: (Ekseri mânevi mânalar için) Pek ince. Nâzik..
RAKîk.: Yufka kalbli, çok merhametli, ince duygulu..

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem, alçak gönüllü, yumuşak kalbli idi. Bu sayede insanları etrafına topladı ki ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur'ÂN-ı Kerîminde.:


فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
Image---“Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum, ve lev kunte fazzan galîza’l- kalbi lenfaddû min havlik (havlike), fa’fu anhum vestagfir lehum ve şâvirhum fî’l- emr(emri), fe izâ azamte fe tevekke’l- alâllâh (alâllâhi), innallâhe yuhibbul mutevekkilîn (mutevekkilîne).: O zaman, ALLAH'tan bir RAHMEt sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla muşavere et (danış). Azmettiğin zaman, artık ALLAH'a tevekkül et. Muhakkak ki ALLAH, tevekkül edenleri (ALLAH'a güvenenleri) sever.”(İÂl-i İmrân 3/159)

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem;
=>Her Yerde-Her ÂNda-Her HâLde-Her Nefeste=>Şe’ÂNuLLAHta;
ÜZMEden-ÜZÜLmeden, Şiddet ve Nefretten uzakta,
SEVerek-SEViLerek, SEVgi-AŞKkLa, Şefkat ve Merhametle=>BİZe/ÜMMete SÜNNet OLarak EBEDî HAYYat REHBERimiz aleyhisselâmdır..
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image 5.2.11. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem,
Image Mü’minLere ALLAH’ın Lûtfu OLARAK GÖNDERİLMİŞTİR.:


..اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

Eşhedü en lâ ilâhe illALLAH ve eşhedü enne Muhammeden ABDuhu ve resûluhu.: Şâhidlik ederim ki ALLAH’tan başka İlâh yoktur ve yine şaâhidlik ederim ki MuhaMMed O’nun KULu ve RASÛLüdür..

İslâm Dinimizin Ana/Temel Tevhid Kaynağı Kur'ÂN-ı Kerîmimiz RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem OLarak Tebliğ eden ve de bir ABDULLAH aleyhisselâm olarak yaşadığı Hayatınca fiilen uygulayan ve bizim için tek örnek olan LûtfuLLAH aleyhisselâm..

ALLAHu zü’L- CeLÂL =>Kur'ÂN-ı Kerîm’inde Biz Müslümânlara;
ALLAH ve RESÛLüne;
Teslim OLmayı,
İmân Etmeyi,
Tâbi OLmayı,
İtaat Etmeyi MutLak Farz KıLmıştır..

LûtfuLLAH/RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem ki;


لَقَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَى الْمُؤمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبْلُ لَفِي ضَلالٍ مُّبِينٍ
Image---“Le kad mennALLÂHu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumu’l- kitâbe ve’l- hikmeh (hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin).: Andolsun ki ALLAH, mü'minlerin (başlarının) üzerine bir Nİ'MEt olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir RESÛL beas eder. Onlara O'nun (ALLAH'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitab ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (ALLAH'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.” (Âl-i İmrân 3/164)

Âyet-i Celîle'de geçen MENNe: Nimet vermek. İyilik etmek. * Minnet. * Rıza. Gökten inen şey, hesabsız verme, in’âm ve İhsÂNda (karşılıksız) bulunma..

El MENNÂN celle celâluhu.: Bir karşılık beklemeksizin garazsız ve ivazsız/bedelsiz İhsÂN eden, ilk başta peşin veren.. İhsanı bol. Çok çok ihsan eden. En çok ni’met veren ALLAH celle celâlihu...

El Mennanu celle celâlihu.:
Image

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem =>İnsÂNdaki Nazarî Güce (soyut akıl-İmân) İlahî Vahyi okurken ->Pratik Gücü (somut iş-amel) temizliyor..
İnsÂNın Aklına Naklin ulaşması ->İmânı; Sonucu ise ->Sâlih Ameli doğuruyor..

Er RAÛF celle celâlihu ve RAHÎM celle celâlihu İsimlerinin TeceLlîsi RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem..


لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Image---“Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bi’l- mu’minîne RAÛFun RAHÎM (rahîmun).: Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir RESÛL geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

Image
Lutf-Lütuf.: Rıfk ve nevâziş. İltifatla mülâyemet üzere muâmele eylemek. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kullarını rıfk ve sühuletle murâdına muvaffak eylemesi. * Güzellik, hoşluk. * İyilik, iyi muâmele..
Lütuf-Dide.: Lütuf görmüş..
Latîf.: Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenâsib. * Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. * Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. * Çok lutf edici..
Lâtife.: İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının sultanı olan ince bir duygudur ki, İlâhî Hakikatlar onunla hissedilip zevkedilir..
Letaif.: Lâtif duygular..
Lâtife-i RABBânîyye.: İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının SultÂNı olan ince bir duygudur ki, İlâhî Hakikatlar onunla hissedilip zevkedilir..
Letâfet.: Hoşluk, lâtiflik. * Cisimden alâkayı kesip bir nevi nurâniyet kesbetmek. * Güzellik, nezaket, yumuşaklık, hafiflik..


LUTuF.: Sözlükte =>“Nâzik ve merhametli davranmak, iyi muamele etmek” mânâsında masdar olup.: “İyilik etme, merhamet ve yardımda bulunma.” anlamında İsim olarak da kullanılır.
Aynı kökten türeyen LETÂFET ise.: “Duyularla algılanamayacak şekilde ince ve şeffaf, küçük ve hacimsiz oluş” mânâsına gelir.. (Lisânü’l-Arab, “ltf” md.).

LUTuF.: Terim olarak =>“İnsanın kendi iradesiyle ALLAHu zü’L- CeLÂL’e iman edip inkâr ve isyandan kaçınmasını kolaylaştıran İlâhî Fiil” diye tanımlanır..

Kur'ÂN-ı Kerîm’de;
1 Âyet-i Celîlede.: “Gizli ve ihtiyatlı davranmak” anlamında fiil olarak insana nisbet edilir...:


وَكَذَلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَذِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَا أَزْكَى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍ مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَدًا
Image---“Ve kezâlike beasnâhum li yetesâelû beynehum, kâle kâilun minhum kem lebistum, kâlû lebisnâ yevmen ev ba'da yevm (yevmin), kâlû RABBukum a'lemu bi mâ lebistum feb'asû ehadekum bi verıkıkum hâzihî ile’l- medîneti fel yanzur eyyuhâ ezkâ taâmen fe’l- ye'tikum bi rızkın minhu ve’l- yetelattaf ve lâ yuş'ırenne bikum ehadâ (ehaden).: Ve böylece aralarında sorsunlar diye onları dirilttik (uyandırdık). Onlardan konuşan biri şöyle dedi.: “Ne kadar kaldınız?” “Günün bir kısmı veya bir gün (kadar).” dediler. (Diğerleri de).: “Ne kadar kaldığınızı RABB’iniz daha iyi bilir.” dediler. Artık sizden birisini, sizin bu gümüş paranızla şehre gönderin. Böylece en temiz yiyecek hangisi, baksın (da) ondan size bir rızık getirsin. Ve tedbirli (dikkatli) olsun. Sakın sizi bir kimseye sezdirmesin (varlığınızı hiç kimseye hissettirmesin).” (Kehf 18/19)

Ve li yetelattaf.: Ve dikkat etsin (en ince hususa kadar ifâ etsin) tedbirli olsun..

7 Âyet-i Celîlede de.: “Fiillerini rıfk ile gerçekleştiren, kullarına iyilik ve merhamet eden, ZÂT’ı duyularla algılanamayan, en ince ve gizli hususları dahi bilen varlık” mânâsında İsim olarak ALLAHu zü’L- CeLÂL’e nisbet edilir..
(M. F. Abdülbâkî, el-Mu’cem, “ltf” md.)
Ayrıca Fazl, İhsân ve Rahmet kelimeleri de Lutfa yakın anlamlarda Kur'ÂN-ı Kerîm’de yer alır..
(M. F. Abdülbâkî, el-Mu’cem, “fdl”, “hsn”, “rhm” md.leri).
Lutuf Kavramı çeşitli Hadis Rivâyetlerinde.: “İyilikte bulunmak, yardım etmek, nezâketle davranmak” mânâlarında geçmektedir..
(Wensinck, el-Muʿcem, “ltf” md.).

LATÎF.:
1-) “En gizli ve ince hususları bilen” mânâsıyla ALÎM ve HABÎR İsimleri,
2-) “Kullarına iyilik ve merhamet eden.” mânâsıyla BERR, RAHMÂN, RAÛF ve KERÎM İsimleri,
3-) "ZÂT’ı duyularla algılanamayan" anlamıyla da BÂTIN İsmiyle muhtevâ yakınlığı içinde bulunur..
LATÎF celle celâlihu İsmi bu mânâların birincisine göre Sübûtî, ikincisine göre Fiilî, üçüncüsüne göre de Tenzihî İsim ve Sıfatlar grubuna girer..

El Latîfü celle celâlihu.:

Image
Image
User avatar
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Posts: 12239
Joined: 02 Oct 2006, 02:00

Re: MUHAMMEDİ TASAVVUF

Post by kulihvani »

Image

LÜTFuLLAH’ın Kâinâta Yansıyan AÇıLımı OLan İHSÂNuLLAH..

İHSÂN.: Sözlükte “güzel olmak” mânâsına gelen “hüsn” kökünden türetilmiş bir masdar olup genel olarak “başkasına iyilik etmek” ve “yaptığı işi güzel yapmak” şeklinde kısmen farklı iki anlamda kullanılmaktadır. İHSÂNda bulunan kişiye “Muhsin” denir..

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kuluna karşı cömertliği, hak ettiğinden fazlasını vermesi, işini rast getirmesi.” anlamındaki İHSÂN, kelâm literatüründe çoğunlukla “lutuf” kelimesiyle ifâde edilmiştir..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in “Cibrîl Hadisi” diye bilinen hadiste geçen.: İHSÂN, ALLAHu zü’L- CeLÂL’i görür gibi ibâdet etmendir; çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.” şeklindeki açıklaması
(Buhârî, Tefsîr, 31/2, Îmân, 37; Müslim, Îmân, 1), İhlâs Terimiyle de İfâde edilen bu bağlamdaki İHSÂNın en güzel tanımı kabul edilmiş ve üzerinde önemle durulmuştur..

“Muhakkak ki ALLAH adaleti ve İHSÂNı emreder ...” ifâdesiyle başlayan âyet
(Nahl 16/90) münâsebetiyle tefsir kitablarının yanında ahlâk ve tasavvuf kitablarında da İHSÂN kavramı üzerinde durulmuştur.
Taberî;
Bu âyetteki adaleti.: Kelime-i Tevhid.
İHSÂNı ise.: “ALLAH’ın emir ve yasaklarına uyma, zorluklara katlanma hususunda gösterilen sabır..”

ALLAH celle celâlihu tarafından seçilmiş olmak (VEHBÎLik). Bir insan üstün ahlâka sahib olmak, çok ibâdet etmek gibi nitelikleriyle peygamberlik mertebesine erişemez. Çoğunluğa göre peygamberin bu nitelikleri bakımından diğer insanlardan hiçbir farkı yoktur, PEYGAMBER olmak ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bir LUTFudur..
(İbrâhîm 14/11; Seyfeddin el-Âmidî, s. 317).

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَمُنُّ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَانٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَعلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Image---“Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdih (ibâdihî), ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve alâllâhi fe’l- yetevekkelil mu’minûn (mu’minûne).: Resûlleri onlara dediler ki.: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak ALLAH kullarından dilediğine dilediğini ni'metlendirir/lütufta bulunur. ALLAH'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler, ancak ALLAH'a tevekkül etmelidirler." (İbrâhîm 14/11)

İslâm i’tikadına göre peygamberlik, ALLAH vergisidir. İnsanın kendi çalışması, gayreti, kulluk bilinci, ibadeti ve itaati ile elde edilemez. ALLAHu zü’L- CeLÂL, bu ulvî görevi kime vereceğini, kimin peygamberlik görevini lâyıkıyla yapabileceğini bilir ve insanlar arasından dilediğini seçer. Bireyin eğitiminin, malının, mülkünün, şan, şöhret, makam ve mevkisinin bu seçimde bir etkisi yoktur. Durumun böyle olduğunu ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur’ÂN’da bize şöyle bildirmektedir.:


ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
Image---“Zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vALLÂHu zû’l- fadi’l- azîm (azîmi).: İşte bu (peygamberlik), ALLAH’ın fazlıdır; onu dilediğine verir. ALLAH çok büyük İHSÂN Sâhibidir.” (Cum’a 62/4)

Diğer yandan peygamberlik küresel ve evrenseldir. PeygamberLik insanlığın ortak mirasıdır. İnsanlığın sahib olduğu medeniyet, tarihin erken dönemlerinden itibaren Nebevî Yol göstermeler ve İlahî Müdahalelerle bugünkü düzeyine ulaşmıştır. Hakikatte PeygamberLer görevleri gereği aynı tebliğ vazifesini yerine getirmelerinden dolayı evrensel bir misyonu yerine getirirler. PeygamberLerde ortak nokta vahiydir. Vahiy alış ve onu tebliğ, PeygamberLiğin iki ana öğesini oluşturur. Kur’ÂN’daki İlahî İfâdeler PeygamberLiğin evrenselliği hususunda belirgindir.:


إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإْسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا
Image---“İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ve’n- nebiyyîne min ba’dihî, ve evhaynâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe ve’l- esbâti ve îsâ ve eyyûbe ve yûnuse ve hârûne ve suleymân (suleymâne), ve âteynâ dâvûde zebûrâ (zebûran).: Muhakkak ki Biz, Hz. Nûh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve Hz.İbrâhîm'e, Hz.İsmâil'e, Hz.İshâk'a, Hz.Yâkub ve torunlarına, Hz.İsâ'ya, Hz.Eyub'a, Hz.Yûnus'a, Hz.Harun'a ve Hz.Süleymân'a da vahyettik. Ve Hz.Davûd'a Zebûr'u verdik.” (Nisâ 4/163)

وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلاً لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا
Image---“Ve rusulen kad kasasnâhum aleyke min kablu ve rusulen lem naksushum aleyk (aleyke). Ve kellemallâhu mûsâ teklîmâ (teklîmen).: Ve daha önce sana kıssa etmiş olduğumuz (bahsettiğimiz) resûllere ve sana bahsetmediğimiz resûllere de (vahyettik). Ve ALLAH, Hz. Musa ile kelimelerle (hitab ederek) konuştu.” (Nisâ 4/164)

Kur’ÂN-ı Kerim’de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in de bütün insanlığın peygamberi olduğu başka bir deyişle evrensel bir peygamber olduğu şu âyetlerle dile getirilmektedir.:


قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Image---“Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyi’l- ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn (tehtedûne).: De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) ALLAH'ın RESÛLÜyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka İLÂH yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse ALLAH'a ve O'nun ÜMMÎ, NEBÎ, RESÛLÜne îmân edin ki; O, ALLAH'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidâyete eresiniz.” (A’râf 7/158)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Image---“Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n- nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Ve BİZ, SENİ (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
(Se’be, 34/28)

Image PEYGAMBERLERİN LUTFULLAHı ULAŞTIRma GÖREVİ.:

1-) TEBLİĞ.:

TEBLİĞ; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in tümm KULLarına LUTFettiği Ni’metLer İhsÂNını Peygamber aleyhisselâm’ın kendisine ilettiği vahiyler OLarak insanlara bildirme görevidir.:


يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Image---“Yâ eyyuherresûlu bellıg mâ unzile ileyke min RABBik (rabbike) ve in lem tef’al femâ bellagte risâleteh (risâletehu) vALLÂHu ya’sımuke mine’n- nâs (nâsi) innALLÂHe lâ yehdî’l- kavme’l- kâfirîn (kâfirîne).: Ey ReSûL! RABB'inden sana indirileni tebliğ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o takdirde O'nun Risâletini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve ALLAH SENi insanlardan korur. Muhakkak ALLAH, kâfirler kavmini hidâyete erdirmez.” (Mâide 5/67)

مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلاَّ الْبَلاَغُ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Image---“Mâ aler resûli ille’l- belâg (belâgu) vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn (tektumûne).: RESÛL'ün üzerinde tebliğden (bildirmekten) başka bir sorumluluk yoktur. Ve ALLAH, açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.”
(Mâide 5/99)

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
Image---“Kul atîullâhe ve atîu’r- resul (resûle), fe in tevellev fe innemâ aleyhi mâ hummile ve aleykum mâ hummiltum, ve in tutîûhu tehtedû, ve mâ ale’r- resûli ille’l- belâgu’l- mubîn (mubînu).: De ki: “ALLAH'a ve RESÛLe itaat edin. Bundan sonra eğer dönerseniz (itaat etmezseniz), O’na (RESÛLe) düşen (sorumluluk) sadece ona yükletilen (TEBLİĞ)dir.” Ve sizin üzerinize düşen (sorumluluk), size yükletilendir. Ve eğer O’na itaat ederseniz, hidâyete erersiniz. RESÛL’ün üzerinde açıkça tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur.” (Nûr 24/54)

وَإِن تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِّن قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
Image---“Ve in tukezzibû fe kad kezzebe umemun min kablikum, ve mâ ale’r- resûli ille’l- belâgu’l- mubîn (mubînu).: Ve eğer tekzib ederseniz (yalanlarsanız), sizden önceki ümmetler de tekzib etmiştiler. RESÛLLER’in üzerine apaçık tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur.” (Ankebût 29/18)

Söz konusu âyetlerle tebliğ göreviyle sorumlu tutulan PeygamberLer, bu görevi esnâsında.:
1-) ALLAH’ın âyetlerini okur,
2-) İnsanları kötülükten arındırır ve temizler,
3-) İnsanlara kitab ve hikmeti öğretir.
4-) İnsanlara bilmediklerini öğretir, bildirir…


هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولًا مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا مِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Image---“Huvellezî bease fî’l- ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe ve’l- hikmeh (hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin).: Ümmîler arasında, kendilerinden bir RESÛL beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (ALLAH'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (ALLAH'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.” (Cum’a, 62/2)

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
Image---“Ve selâmun ale’l- murselîn (murselîne).: Ve gönderilen RESÛLLER’e selâm olsun.” (Saffât 37/181)

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Image---“İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).: Muhakkak ki BİZ, SENi şâhid, müjdeleyen ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih 48/8)

لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
Image---“Li tu’minû billâhi ve resûlihî ve tuazzirûhu ve tuvakkırûh (tuvakkırûhu), ve tusebbihûhu bukreten ve asîlâ (asîlen).: ALLAH ve O'nun RESÛLÜ'ne îmân edin, O'nu saygıyla yüceltin ve sabah akşam O'nu tesbih edin diye.” (Fetih 48/9)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Image---“Yâ eyyuhe’n- nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).: Ey NEBÎ (Peygamber)! Muhakkak ki BİZ, SENİ şâhid, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.” (Ahzâb, 33/45)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Image---“Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ (munîren).: Ve O'nun (ALLAH'ın) izni ile ALLAH'a dâvet eden ve nurlandırıcı SİRÂC (kandil) olarak (gönderdik).” (Ahzâb, 33/46)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Image---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekûllâh (vettekûllâhe), innallâhe semîun alîm (alîmun).: Ey iman edenler! ALLAH'ın ve O'nun RESÛLÜ’nün önüne geçmeyin. Ve ALLAH'a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki ALLAH; en iyi işiten, en iyi bilendir.” (Hucurât 49/1)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Image---“Ya eyyuhâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savti’n- nebiyyi ve lâ techerû lehu bi’l- kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn (teş’urûne).: Ey iman edenler!. Seslerinizi PEYGAMBER'in sesi'nden fazla yükseltmeyin. Ve O'na sözü, birbirinize bağırdığınız gibi bağırarak söylemeyin. Siz farkında olmadan amelleriniz hebâ olur.” (Hucurât 49/2)

Bütün Kâinâtın RABBi, YARATICIsı ve Sâhibi olan ALLAHu zü’L- CeLÂLdir ki, MURADını PEYGAMBERLeriyle ve KitâbLarıyLa Lutfetmiştir..
En’âm, 6/102; Ra’d, 13/16; Zümer, 39/62; Mü’min, 40/62.

ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
Image---“Zâlikumullâhu rabbukum hâliku kulli şey’in lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tu’fekûn (tû’fekûne).: İşte O ALLAH ki, sizin RABBinizdir. Herşeyi Yaratan'dır. O'ndan başka İLÂH yoktur. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?” (Mü’min 40/62)

Kur'ÂN-ı Kerîm’de de belirtildiği gibi insanlığın var oluşundan beri Peygamberler göndererek, insanları onlar vasıtasıyla gerçeği benimseyip, o doğrultuda yaşamaya çağırmıştır. İslâm’ın ana kaynağı Kur’ÂN, kendilerine peygamber gönderilmemiş hiçbir insan topluluğu ve ümmetin bulunmadığını bugünün insanının dikkatine sunmaktadır.:


إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ
Image---“İnnâ erselnâke bi’l- hakkı beşîren ve nezîrâ (nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr (nezîrun).: Muhakkak ki BİZ SENİ, hak ile müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik. İçinden bir nezir gelip geçmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur.” (Fâtır 35/24)

تَاللّهِ لَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Image---“Tallâhi lekad erselnâ ilâ umemin min kablike fe zeyyene lehumu’ş- şeytânu a’mâlehum fe huve veliyyuhumu’l- yevme ve lehum âzâbun elîm (elîmun).: ALLAH'a yemin olsun ki; SEN’den önceki ümmetlere (RESÛLLER) göndermiştik. Fakat şeytan, onlara amellerini süslü gösterdi. Artık o gün, onların dostu, o (şeytan) olacaktır. Onlar için elîm azâb vardır.”
(Nahl 16/63)

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ فَإِذَا جَاء رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُم بِالْقِسْطِ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ
Image---“Ve likulli ummetin resul (resûlun), feizâ câe resûluhum kudıye beynehum bil KIStı ve hum lâ yuzlamûn (yuzlamûne).: Her ümmetin bir RESÛLÜ vardır. Onlara RESÛLLERi geldiği zaman, aralarında ADÂLETle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.” (Yûnus 10/47)

قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
Image---“Kalû rabbunâ ya’lemu innâ ileykum le murselûn (murselûne).: (RESÛLLER) dediler ki: "BİZim, gerçekten size gönderilmiş RESÛLLER olduğumuzu RABB’imiz biliyor." (Yâsîn 36/16)

وَمَا عَلَيْنَا إِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ
Image---“Ve mâ aleynâ ille’l- belâgu’l- mubîn (mubînu).: Ve BİZim üzerimizde açıkça TEBLİĞden (bildirmekten) başka bir şey (sorumluluk) yoktur." (Yâsîn 36/17)
Image
Post Reply

Return to “Divanında Muhammedi Tasavvuf”