RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim


235-)SÂHİBü’L-MAKÂM sallallahu aleyhi vesellem.

SÂHİBü’L-MAKÂM sallallahu aleyhi vesellem: ŞiMdi Şu ÂNda ŞE’ÂNuLLAHta =>SÜNNETüLLAH Üzere =>NÛRULLAHtan=>NÛR-u MuhaMMed TECELLîLeri OLan ve İzafî OLarak MevCÛD’a Çıkan =>İnsÂN’ın VARLık KAÎMİYyeti =>MuhaMMedî MAKAMLardadır..
KÜLLî ŞEYy İÇin =>Her Yerde, Her ZamÂN, Her HÂL, Her NEfeste ŞeFâat ŞİFÂsı MAKAMı OLan ReSûLuLLAH
sallallahu aleyhi vesellem..


SÂHİBü’L-MAKÂM.:

SÂHİB.: (Sohbet. den) Sohbet edilen kimse. Bir şeyi koruyan ve ona mâlik olan. Bir iş yapmış olan. Bir vasfı olan.
MAKÂM.: Durulacak yer. Rütbeli yer. Câh. Mesned. Mansab..
Kâim.: Ayakta duran. Mevcud. Bâki.

Sözlükte “övgüye lâyık yer, yüksek dereceli mânevî Makâm” anlamına gelen Makâm-ı Mahmûd, kıyamet günü sorgulama öncesinde uzun bekleyiş sebebiyle bütün insanların sıkıntıda bulunduğu bir sırada Resûl-i Ekrem aleyhisselâm aleyhisselâm’e İlâhî Rahmetin tecellî etmesi yolunda niyazda bulunması izin ve yetkisini ifâde etmektedir.

Makâm-ı Mahmûd terkibi, namaza ilişkin bazı açıklamaların ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den teheccüd namazı kılması istenmesinin ardından.:


MAKÂM-ı MAHMÛD.:

أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
Resim---“Ekımi’s- salâte li dulûki’ş- şemsi ilâ gasakı’l- leyli ve kur’âne’l- fecr (fecri), inne kur’âne’l- fecri kâne meşhûdâ (meşhûden).: Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecrin Kur'ân'ını (fecr vakti okunan Kur'ân'ı) ikâme et (yerine getir)! Çünkü fecrin Kur'ân'ı şâhidlidir.” (İsrâ 17/78)

وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا
Resim---“Ve mine’l- leyli fe tehecced bihî nâfileten lek (leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ (mahmûden).: Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nâfile (ilâve) olarak O'nunla (Kur'ân'la) teheccüd namazı kıl! RABBinin seni Makâm-ı MAHMÛD'a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.” (İsrâ 17/79)

Her EZÂN OKUnunca SONra YAPtığımız DUÂda.:


EZÂN DUÂmız.:

اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلَاةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّداً الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّافِعَةَ وَابْعَثْهُ مَقَاماً مَحْمُوداً الَّذِي وَعَدْتَهُ إَنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ


TÜRKÇESİ.:

"ALLAHumme RABBe hazihi'd- dâveti't- tamme. Ve’-s selâti’l- kâimeti ati MuhaMMedeni’l- vesilete ve’l- fazilete ve’d- derecete’r- refîate. vebashu Makâmen Mahmûdenillezi veadtehu. İnneke lâ tuhlifu'l- mîâd.."


MÂNÂSI.:

.: "Ey şu eksiksiz dâvetin ve kılınacak namazın RABBi ALLAHım!. MuhaMMed'e (aleyhisselâm) vesîleyi ve fazîleti ver. Onu, kendisine vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûda ulaştır, Muhakkak ki sen vaadinden dönmezsin!."

celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..


Makâm-ı Mahmûd tâbiri çeşitli hadis rivâyetlerinde de geçer.
Bunlardan biri,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, ezânı duyan kimsenin okuduğu takdirde şefaatine nâil olacağını söylediği duâ metnidir.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ey mükemmel dâvetin ve sürekli duânın RABBi olan ALLAHım! MuhaMMed’e, kendisini sana yaklaştıran bir vesile ve herkesin mertebesini aşan bir üstünlük lutfet, onu vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûda ulaştır” buyurmuştur.
(Buhârî, “Tefsîr”, 17/11; “Eẕân”, 8; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 38.)

Bazı rivâyetlerde Makâm-ı Mahmûd şefaatle tefsir edilmiştir. (Müsned, II, 441; III, 456).

Şefâat =>Kur'ÂN-ı Kerîm, Sünnet-i Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve İcmâ’yı-ÜMMet ile sabittir..

En yüksek Şefaat Makâmı Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme ait olmakla birlikte; ALLAH’a yakınlığı nisbetinde ve RABBimizin izniyle belli kimseler, günahkârlara şefâat edeceklerdir..:

Kur'ÂN-ı Kerîmimizde ALLAHu zü’L- CELÂL’in ZÂTI’na mahsus OLan Şefâat ancak İZNiYLedir.:

Bakara 2/255; Nisâ 4/85; Meryem 19/87; TâHâ, 20/109; Enbiyâ 21/28; Sebe’ 34/23; Necm 53/26; Müddessir 74/48..


مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا
Resim---“Men yeşfa’ şefâaten haseneten yekun lehû nasîbun minhâ, ve men yeşfa’ şefâaten seyyieten yekun lehu kiflun minhâ. Ve kânallâhu alâ kulli şey’in mukîtâ (mukîten).: Kim güzel bir şefaatle (iyilik yapılmasına) yardım ederse, ondan (o iyilikten) onun bir nasibi olur. Ve kim kötü bir şefaatle (günah işlenmesine) yardım ederse onun da ondan (o şerrden) bir payı olur. Ve ALLAH, herşeye mukayyed olandır (gözetendir).” (Nisâ 4/85)

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا
Resim---“Lâ yemlikûneş şefâate illâ menittehaze inder rahmâni ahdâ(ahden).: RAHMÂN'ın indinde, ahd ittihaz edenlerden (ALLAH'tan ahd alanlardan) başkası şefaate mâlik olamaz.” (Meryem 19/87)

يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا
Resim---“Yevme izin lâ tenfau’ş- şefâatu illâ men ezine lehu’r- rahmânu ve radıye lehu kavlâ (kavlen).: İzin günü, RAHMÂN'ın kendisine izin verdiği ve sözünden razı olduğu (tasarruf rızasının sahibi) kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez.” (Tâ-Hâ 20/109)

وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاء وَيَرْضَى
Resim---“Ve kem min melekin fî’s- semâvâti lâ tugnî şefâatuhum şey’en illâ min ba’di en ye’zenallâhu limen yeşâu ve yerdâ.: Ve göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri (hiç)bir şeyle (hiçbir şekilde) fayda vermez. ALLAH'ın dilediği ve razı olduğu (tasarruf rızasına sahib) kimseye izin vermesinden sonrası hariç.” (Necm 53/26)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.:“BEN Rasûllerin kumandanıyım, lâkin övünmek yok! Ben peygamberlerin sonuncusuyum, ancak övünmek yok! İlk şefaat edecek ve şefaati ilk olarak kabul edilecek olan da BENim, ancak (bunları aslâ) övünmek için söylemiyorum.” buyurmuştur.
(Dârimî, Mukaddime, 8.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kim Kur’ÂN’ı okur, onu güzelce ezberler, helâlini helâl, haramını haram kabul eder ve bunlara uyarsa, ALLAH bu sâyede o kimseyi cennetine koyar. Âilesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat etme hakkı verir.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 13/2905; Ahmed, I, 148.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

Aziz Kardeşlerim;

Ezân işitildiği zaman ezânı dinlemek, ezânı içinden tekrar ederek icâbet ve tasdik etmek, bitince ezân duâsını okumak sünnettir, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şefaatine vesîledir..


Resim---Abdullah bin Amr bin As radiyallahu anhu bildirmiştir.: Peygamber Efendimiz aleyhisselâm.: “Müezzinin ezânını işittiğiniz vakit siz de onun söylediği gibi söyleyiniz. Sonra bana salât ve selâm okuyunuz. Çünkü her kim bana bir salât okursa, bundan dolayı ALLAH ona on defa rahmet nazarıyla teveccüh buyurur. Sonra ALLAH’tan benim için vesîleyi isteyiniz. Çünkü vesîle Cennette bir derecedir ki, o, ALLAH’ın kullarından yalnız birinden başkasına lâyık olmaz. Benim o olduğumu umuyorum. Her kim benim için ALLAH’tan vesîleyi isterse, ona şefaatim ulaşır.” buyurdu.
(Müslim, Salât, 11)

Resim---Ömer bin Hattâb radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Müezzin.: “ALLAHü Ekber, ALLAHü Ekber!” dediğinde siz de.: “ALLAHü Ekber, ALLAHü Ekber!.” dersiniz.
Müezzin.:
“Eşhedü en-Lâ iLâhe İLLâ ALLAH!.” dediğinde siz de.: “Eşhedü en-Lâ iLâhe İLLâ ALLAH!.” dersiniz.
Müezzin.:
“Eşhedü enne MuhaMMeden Resûlullah!” dediğinde siz de.: “Eşhedü enne MuhaMMeden Resûlallah!.” dersiniz.
Müezzin.:
“Hayye ale’s- SaLâh!.” dediğinde siz de.: “Lâ HavLe ve-Lâ kuvvete iLLâ biLLAH!.” dersiniz.
Müezzin.:
“Hayye ale’l- FeLah" dediğinde siz de yine.: "Lâ HavLe ve-Lâ kuvvete iLLâ biLLAH!.” dersiniz.
Müezzin.:
“ALLAHü Ekber, ALLAHü Ekber!” dediğinde siz de.: “ALLAHü Ekber, ALLAHü Ekber!” dersiniz.
Sonra müezzin.:
“Lâ İLâhe İLLâ ALLAH!.”dediğinde siz de.: “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH!.” dersiniz. Böyle diyen Cennete girer..” buyurdu.

(Müslim, Salât, 12)

Resim---Câbir bin Abdullah radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her kim ezânı işittiği zaman: “ALLAHümme RABBe hâzihi’d-da’veti’t-tâmmeti ve’s-selâti’l-kâimeti âti MuhaMMedeni’l-vesîlete ve’l-fadîlete ve’b’ashü makâmen-Mahmûdeni’llezî veadtehû. İnneke lâ tuhlifu’l-mî’âd.: Ey bu mükemmel dâvetin ve namaz kıyâmı (duruşu) emrinin sahibi olan ALLAH’ım! Efendimiz MuhaMMed aleyhisselâm’e vesîleyi ve yüksek dereceleri ver. Ve O’na, vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûd’u lütfeyle. Şüphesiz Sen sözünden dönmezsin!.” derse, kıyâmet gününde benim şefaatim ona hak olur.” buyurdu.
(Buhârî, 2/365.)

EZÂN Duâmızda geçen MAKÂM-ı MAHMÛD =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin ÜMMetine verileceği vaad olunan yüksek bir Makâmdır..

Resim---İbn-i Abbas radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu Makâmın bir hadis-i kudsîde Cenâb-ı HAKk tarafından şöyle bildirildiğini beyân buyurur.:
ALLAH celle celâlihu.: “O, öyle bir Makâm ki, bu Makâmda öncekiler de, sonrakiler de sana teşekkür ederler, sana minnettâr olurlar. Sen şerefçe bütün yaratılmışların üstünde olursun, istersin verilir, şefaat edersin şefaatin makbul olur. Senin sancağının altında olmadık hiç kimse kalmaz.”
buyurdu.

(Tecrit Terc. 2/574.)

Resim---Ebû Hüreyre radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu o Makâmdır ki, onda ÜMMetime şefaat edeceğim.” buyurdu.
(Tecrit Terc. 2/574.)

Resim---Ka’b bin Mâlik radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH insanları diriltecek; bana da yeşil bir elbîse giydirecek. Ondan sonra ALLAH ne söylememi isterse söyleyeceğim. İşte Makâm-ı Mahmûd bu Makâmdır.” buyurdu.
(Tecrit Terc. 2/574.)

İslâm Âlimleri Kur’ÂN’da mâhiyeti açıkça belirtilmeyen, hadis kaynaklarında ise farklı biçimlerde zikredilen bu Makâm-ı Mahmûd tâbiriyle ilgili çeşitli görüşler ortaya koymuşlardır.:

Taberî =>Âlimlerin çoğunun Makâm-ı Mahmûdu Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kıyamet günü insanlara şefaatte bulunacağı konum,
Bazılarının ise, Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’in arşta ALLAH’ın sağ yanında oturacağı Makâm olarak yorumladığını ve bu iki görüşten ilkinin tercih edilebileceğini belirtir..

(Câmiʿu’l-beyân, XV, 179-182).

Mâtürîdî =>Makâm-ı Mahmûd tâbirinin, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ın sadece kendi ÜMMeti için değil bütün günahkârlar için şefaat etmesi yanında herkesin beğenip takdir edeceği mânevî bir Makâm olarak da açıklanabileceğini ifâde eder..
(Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, vr. 428a).

Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî ve Âlûsî de =>Şefaat etrafında benzer yorumlar yapmışlardır.
Elmalılı MuhaMMed Hamdi Yazır ise =>Makâm-ı Mahmûdun, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e nâfile ibâdet olarak teheccüdün emredilmesi bağlamında geçmesini dikkate alarak kulun nâfile ibâdetlerle ALLAH’a yaklaşacağını haber veren hadisle (Buhârî, “Riḳâḳ”, 38) bağlantı kurmuş ve bu tâbirin ALLAH’a mutlak yakınlığı ifâde ettiğini, Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’in “Livâü’l- Hamd” altında yapacağı şefaatin de bununla ilgili olduğunu belirtmiştir..

(Elmalılı MuhaMMed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ÂN Dili tefsiri, V, 3194).

Genellikle İslâm âlimleri Makâm-ı Mahmûdun tefsirinde şefaati esas almışlardır. Onları bu yoruma sevkeden sebeb, Makâm-ı Mahmûdu şefaatle tefsir eden hadis rivâyetleri olmalıdır.

Âlimler, Makâm-ı Mahmûdun sözlük mânasına bakarak bunun kıyamet gününde bütün insanlara yönelik bir şefaat olabileceği kanaatine varmış görünmektedir.

(konuyla ilgili hadis için bk. Buhârî, “Tefsîr”, 17/5; Müslim, “Îmân”, 326-329).
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

235-)SÂHİBü’L-MAKÂM sallallahu aleyhi vesellem.

SÂHİBü’L-MAKÂM sallallahu aleyhi vesellem: KENDİSNE SÂHİB ÇIKAN VE SÂHİB ÇIKTIĞI SÂHABELERİ ELİYLE VE DİLİYLE =>MUHAMMEDÎ MÜ’MİNLERE ULAŞAN =>MÜBÂREK, MÜNEVVER, MÜSTESNÂ, MUHTEŞEM, MUAZZAM VE MUSTAFA MAKAMLARIN SÂHİBİ OLAN ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem..


SÂHİB.: (SOHBET. DEN) SOHBET EDİLEN KİMSE. * BİR ŞEYİ KORUYAN VE ONA MÂLİK OLAN. * BİR İŞ YAPMIŞ OLAN. * BİR VASFI OLAN.
MAKAM.: DURULACAK YER. * RÜTBELİ YER. * CÂH. MESNED. MANSAB.. KÂİM OLUNAN..


MAKÂM-ı MAHMÛD.:

Sözlükte “övgüye lâyık yer, yüksek dereceli mânevî makam” anlamına gelen MaKāM-ı MaHMûD, kıyamet günü sorgulama öncesinde uzun bekleyiş sebebiyle bütün insanların sıkıntıda bulunduğu bir sırada Resûl-i Ekrem’e ilâhî rahmetin tecelli etmesi yolunda niyazda bulunması izin ve yetkisini ifâde etmektedir.

MaKāM-ı MaHMûD =>ALLAHu zü’l- CELÂL’in KULLarı ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in BİZ ÜMMeti İçin DUÂ DALımızdır.
MaKāM-ı MaHMûD =>ÂLeM-i FENÂ HAYatından, ÂLeM-i BEKÂ HAYatına GERÇişte HAMd SANCAğı GÖLGesinde NAHNu-BİZ BİR-İZ OLuş NOKTA-Lığıdır. Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a MaKāM-ı MaHMûD verilmesi, umum ümmete Şefaat-ı Kübrâsına işarettir.

MaKāM-ı MaHMûD =>ALLAHu zü’l- CELÂL’in va’d edip söz verdiği Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e Mahsus Şefaat-ı Uzmâ/En yüksek Şefaat Makamıdır.
MaKāM-ı MaHMûD =>ALLAHu zü’l- CELÂL’in =>Peygamberimiz MuhaMMed ALeyhissaLâtü VesseLâm'a VERDiği =>RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in NÛRUnda Yaratılan UMuM ÜMMetine ŞEFAAt-ı KÜBRÂsıdır..
MaKāM-ı MaHMûD =>Kur'ÂN-ı Kerîmde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ALLAHu zü’l- CELÂL’imizin bir Lutfü, Keremidir.


أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
Resim---“Ekımi’s- salâte li dulûki’ş- şemsi ilâ gasakı’l- leyli ve kur’âne’l- fecr (fecri), inne kur’âne’l- fecri kâne meşhûdâ (meşhûden).: Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecrin Kur'ân'ını (fecr vakti okunan Kur'ân'ı) ikâme et (yerine getir)! Çünkü fecrin Kur'ân'ı şâhidlidir.” (İsrâ 17/78)

وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا
Resim---“Ve mine’l- leyli fe tehecced bihî nâfileten lek (leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ (mahmûden).: Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nâfile (ilâve) olarak O'nunla (Kur'ân'la) teheccüd namazı kıl! RABBinin seni Makâm-ı MAHMÛD'a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.” (İsrâ 17/79)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in EZÂN DUÂsında da geçmektedir..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ey mükemmel dâvetin ve sürekli duânın RABBi olan ALLAHım! MuhaMMed’e, kendisini sana yaklaştıran bir vesile ve herkesin mertebesini aşan bir üstünlük lutfet, onu vaad ettiğin MaKāM-ı MaHMûDa ulaştır!.” buyurmuştur.
(Buhârî, “Tefsîr”, 17/11; “Eẕân”, 8; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 38).

Bazı rivayetlerde MaKāM-ı MaHMûD, şefaatle tefsir edilmiştir. (İ. Ahmed, Müsned, II, 441; III, 456).

MaKāM-ı MaHMûD =>ÖVüLen MaKaM, RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem'e
=>BİZ ÜMMeti İÇin; Her Yer, Her ZamÂN, Her HÂL ve Her NEFeste CÂN CERYÂNımız Gibi HeR ÂN AKAN;
MuhaMMedî ŞÛUR
MuhaMMedî NÛUR
MuhaMMedî SÜRÛR
MuhaMMedî O-NÛUR KAYNAğımız ve KÂİM-KIYAM MAKAMımızdır..

MaKāM-ı MaHMûD =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi DUYup-UYan GELmiş GEÇmiş bütün insanların gıpta edecekleri, Mahşer Ehline Şefaat Makâmıdır..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ümmetimin en şereflileri, Hamele-i Kur’ân (yani Kur’ân hizmetinde bulunan hâfızlar) ve devamlı olarak gece ibâdetine kalkanlardır.” buyurmuştur.
(Münâvî, I, 522).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Abdullah bin Amr bin Âs’a.: “Ey Abdullah! Falan adam gibi olma! Çünkü o, gece ibâdetine devam ederken artık kalkmaz oldu.” buyurdu.
(Buhârî, Teheccüd, 19)

MaKāM-ı MaHMûD =>ÖNce Bütün İnsÂNLara UMuMîdir/GeNeLdir. Sonra da =>RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in kendi ÜMMetine HuSuSî/ÖZEL Sûrette şefaat edeceği MAKAMın adıdır..
(Suyûtî, el-Hasaîsu'l-Kübrâ, Beyrut 1405/1985, II, 378).

İmam Mâtürîdî, MaKāM-ı MaHMûDu tâbirin, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sadece kendi ÜMMeti için değil bütün günahkârlar için şefaat etmesi yanında herkesin beğenip takdir edeceği mânevî bir makam olarak da açıklanabileceğini ifâde etmiştir. (Teʾvîlâtü’l- ḲurʾÂN, vr. 428a).

Tefsircilerimiz; Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî ve Âlûsî de şefaat etrafında benzer yorumlar yapmışlardır. Elmalılı Muhammed Hamdi ise MaKāM-ı MaHMûDun, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e nâfile ibâdet olarak teheccüdün emredilmesi bağlamında geçmesini dikkate alarak kulun nâfile ibâdetlerle ALLAH celle celâlihu’ya yaklaşacağını haber veren hadisle (Buhârî, “Riḳāḳ”, 38) bağlantı kurmuş ve bu tâbirin ALLAH celle celâlihu’ya mutlak yakınlığı ifâde ettiğini, Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’ın Livâü’l- Hamd Sancağı altında yapacağı ŞEFAATin de bununla ilgili olduğunu belirtmiştir. (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini, V, 3194).

Kur'ÂN-ı Kerîmde MaKāM-ı MaHMûDâyetinin yer aldığı İsrâ Sûresinin hicretten az önce nâzil olduğu bilinmektedir. Ayrıca sûrede bu âyetten önce müşriklerin Resûl-i Ekrem’i yurdundan çıkarmak için uğraştıkları belirtilmiştir.:

وَإِن كَادُواْ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الأَرْضِ لِيُخْرِجوكَ مِنْهَا وَإِذًا لاَّ يَلْبَثُونَ خِلافَكَ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim---“Ve in kâdû le yestefizzûneke minel ardı li yuhricûke minhâ ve izen lâ yelbesûne hilâfeke illâ kalîlâ(kalîlen).: Neredeyse gerçekten, seni dünyada bulunduğun yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin ediyorlardı (edeceklerdi). Ve eğer öyle olsaydı, onlar da senden sonra sadece az bir süre kalabilirlerdi.” (İsrâ 17/76)

سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا وَلاَ تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلاً
Resim---“Sunnete men kad erselnâ kableke min rusulinâ ve lâ tecidu li sunnetinâ tahvîlâ(tahvîlen).: Senden önce de gönderdiğimiz resûllerimizin sünneti (sünnetullah: Allah'ın kanunu) budur. Ve sünnetimizde (kanunumuzda) bir değişiklik bulamazsın.” (İsrâ 17/77)

Bu âyetten sonra da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e, bulunduğu yerden çıkarken ve gideceği yere girerken sadakat ve selâmet dairesinde tutulması ve ilâhî desteğe mazhar kılınması yolunda duâ etmesi emredilmiştir.:

وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا
Resim---“Ve kul rabbi edhılnî mudhale sıdkın ve ahricnî muhrece sıdkın vec’al lî min ledunke sultânen nasîrâ(nasîren).: Ve de ki: "Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve katından bana yardımcı bir kuvvet ver." (İsrâ 17/80)

Enes b. MAlik'ten gelen bir rivayete göre de Kur'ân'ın kendisini Cehennemde hapsettiği kimselerden başkası Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin şefaatine nâil olup Cehennem'den çıkacaktır (İbn Hanbel, Müsned, III, 116).

وَعَنْ عبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمرِو بْنِ العاصِ رضِيَ اللَّه عنْهُما أَنه سَمِع رسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يقُولُ : « إِذا سمِعْتُمُ النِّداءَ فَقُولُوا مِثْلَ ما يَقُولُ ، ثُمَّ صَلُّوا علَيَّ ، فَإِنَّهُ مَنْ صَلَّى علَيَّ صَلاةً صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ بِهَا عشْراً ، ثُمَّ سلُوا اللَّه لي الْوسِيلَةَ ، فَإِنَّهَا مَنزِلَةٌ في الجنَّةِ لا تَنْبَغِي إِلاَّ لعَبْدٍ منْ عِباد اللَّه وَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَنَا هُو ، فَمنْ سَأَل ليَ الْوسِيلَة حَلَّتْ لَهُ الشَّفاعَةُ » رواه مسلم .
Resim---Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.: “EZÂNı işittiğiniz zaman, MÜEZZİNin söylediklerinin aynısını siz de söyleyin. Sonra bana salâvat getirin. Çünkü bir kimse bana bir defa salâvat getirirse, ALLAHu zü’L- CELÂL buna karşılık ona on defa salât eder. Daha sonra benim için ALLAH celle celâlihu’dan VESÎLEyi isteyin. Çünkü VESÎLE, cennette ALLAHu zü’L- CELÂL’in kullarından bir tek kuluna lâyık olan bir makamdır. O kulun ben olacağımı umuyorum. Benim için VESÎLEyi isteyen kimseye şefatim vâcib olur.” buyurdu.
(Müslim, Salât 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Salât 36; Tirmizî, Menâkıb 1; Nesâî, Ezân 37.)

وعن أَبي سعيدٍ الخُدْرِيِّ رضيَ اللَّه عنْهُ أَنَّ رسُول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « إِذا سمِعْتُمُ النِّداءَ ، فَقُولُوا كَما يقُولُ المُؤذِّنُ » . متفق عليه .
Resim---Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle.: “EZÂNı işittiğiniz zaman siz de MÜEZZİNin söylediklerini söyleyiniz.” buyurdu.
(Buhârî, Ezân 7; Müslim, Salât 10-11. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 40; Menâkıb 1; Nesâî, Ezân 33, 35, 37; İbni Mâce, Ezân 4.)

Resim---Ömer bin Hattâb radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: “Müezzin.: “ALLAHu EKBER!. ALLAHu EKBER!.” dediğinde siz de.: “ALLAHu EKBER!. ALLAHu EKBER!.” dersiniz. Müezzin.: “Eşhedü en-Lâ İLâhe İLLâ ALLAH!.” dediğinde siz de.: “Eşhedü en-Lâ İLâhe İLLâ ALLAH!.” dersiniz. Müezzin.: “Eşhedü enne MuhaMMeden Resûlullah!.” dediğinde siz de.: “Eşhedü enne MuhaMMeden Resûlallah!.” dersiniz. Müezzin.: “Hayye ale’s- Salâh!.” dediğinde siz.: “Lâ Havle ve-Lâ Kuvvete İLLâ BİLLAH!.” dersiniz. Müezzin.: “Hayye ale’l- Felâh’ dediğinde siz yine.: “Lâ Havle ve-Lâ Kuvvete İLLâ BİLLAH!.” dersiniz. Müezzin.: “ALLAHu EKBER!. ALLAHu EKBER!.” dediğinde siz.: “ALLAHu EKBER!. ALLAHu EKBER!.” dersiniz. Sonra müezzin.: ‘Lâ İLâhe İLLâ ALLAH!.” dediğinde siz de.: ‘Lâ İLâhe İLLâ ALLAH!.” dersiniz. Böyle diyen Cennete girer.” buyurdu..
(Müslim, Salât, 12).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kim ezanı işittiği zaman şu duayı okursa, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcib olur: “Allahumme rabbe hâzihî'd-da'veti't-tâmmeh ve's-salâti'l- kâimeh, âti Muhammeden'il- vesîlete ve'l- fadîlete ve'b'ashu mekamen Mahmûden ellezi veadteh. İnneke la tuhlifu’l- mîâd.: Allâh'ım! Ey bu tam dâvetin, yâni mübârek ezânın ve kılınmak üzere bulunan namazın mukaddes Rabbi. Peygamberimiz MuhaMMed’e (aleyhisselâm) vesîleyi ve fazîleti ihsan et ve O'nu, kendisine vaad buyurmuş olduğun MaKāM-ı MaHMûD'a eriştir. Şüphe yok ki, sen vaadinden dönmezsin" buyurdu.
(Câbir radıyallahu anh'den; Buhârî, Ezân 8, Tefsîru sûre(17), 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4.)


Duâda geçen MaKāM-ı MaHMûD Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize ÜMMetiyle ilgili olarak verileceği vaad olunan YÜKSEK BİR MAKAMdır..

Resim---İbn-i Abbas radiyallahu anhu rivâyet etmiştir ki.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu makamın bir Hadis-i Kudsîde Cenâb-ı HAKk tarafından şöyle bildirildiğini beyân buyurdu.: “O öyle bir makam ki, bu makamda öncekiler de, sonrakiler de sana teşekkür ederler, sana minnettâr olurlar. Sen şerefçe bütün yaratılmışların üstünde olursun, istersin verilir, şefaat edersin şefaatin makbul olur. Senin sancağının altında olmadık hiç kimse kalmaz.” buyurdu..
(Tecrit Terc. 2/574).

Resim--- Ebû Hüreyre radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bu o makamdır ki, onda ÜMMetime şefaat edeceğim!..” buyurdu..
(Tecrit Terc. 2/574).

Resim---Ka’b bin Mâlik radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH insanları diriltecek; bana da yeşil bir elbîse giydirecek. Ondan sonra ALLAH ne söylememi isterse söyleyeceğim. İşte MaKāM-ı MaHMûD bu makamdır.” buyurdu..
(Tecrit Terc. 2/574).
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

MAKÂM-ı MAHMÛD.:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kıyamet gününde sâhib olacağı mânevî konumu ifâde eden kudsal tâbir..
MuhaMMedî DÂİMiYyet HAMDinin MuhaMMedî Hakikat MAKAMı..

“Makâm” kelimesi; masdar olarak da, ism-i mekân ve ism-i zaman olarak da kullanılır (yani sırasıyla, kalkmak, kalkış yeri, kalkış zamanı); ism-i mekân kullanılışı daha fazladır..
(Râğıb, el-Mufredât, “k-v-m” md.)
“Ba’s”ın kök anlamı; “bir şeyi harekete geçirmek ve yönlendirmek‟tir. Bu anlam kelimenin bağlandığı şeye göre farklılaşabilir..

ÖvüLen Makâm.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e GEÇmişte, GELecekte ve Şu ÂNda ŞE’ÂNuLLAHta NÛRUndan Taratılmakta OLan KÜLLî Şey’e ÖZÜnden DİRİLİŞ ŞİFÂsı VERiş Makâmı.
Bu Makâm O’nun önce bütün İNSANLara UMUMî; sonra da kendi ÜMMetine HUSUSî surette şefaat edeceği Makâmın adıdır..

(Suyûtî, el-Hasaîsu'l-Kübra, Beyrut 1405/1985, II, 378).

Şefaat-ı Uzmâ.. En yüksek Şefaat Makâmı. Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kavuşacağı, ALLAH celle celâlihu tarafından vaad edilen Makâm.. Her ezân ve kâmetten sonra edilen mervî duâmızda, bütün ÜMMet-i MuhaMMed o va'di ifa etmek için duâ ederiz.
Bunun sırr-ı hikmeti nedir?.
Bu kadar tekrar ile kat'i verilecek olan bir şeyin vermesini istemesinin Sırr-ı Hikmeti => İstenilen şey, meselâ
MaKāM-ı MaHMûDbir UÇtur. Pek büyük ve binler Makâm-ı Mahmûd gibi mühim hakikatları ihtivâ eden bir Hakikat-ı Âzamın, Hakikat-ı MuhaMMed’in bir dalıdır.
Ve Hilkat-ı Kâinatın en büyük neticesinin bir meyvesidir..

MuhaMMed Aleyhissalâtü Vesselâm'a MaKāM-ı MaHMûD verilmesi, umum ÜMMete Şefaat-ı Kübrâsına işârettir. Hem o, bütün ÜMMetinin saadetiyle alâkadârdır..

İmam Taberî'nin rivâyet ettiği bir Hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Makâm-ı Mahmûd ÜMMetime şefaat edeceğim bir Makâmdır" buyurmuştur.

İmam Tirmizî'den gelen bir rivâyette de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e MaKāM-ı MaHMûDsorulmuş ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "O şefaattir" cevabını vermiştir.

Şefaat ise, Kadı İyaz'ın ifâdesine göre ya hesabı kolaylaştırıp kulun affını veya derecesinin yükselmesini sağlamaktır..

En-Nakkaş'ın ifâdesine göre
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in şefaati 3, Kadı İyaz'ın ifâdesine göre 5 merhalede gerçekleşecektir.
Bu merhaleler şöyledir.:


1-) Umumî şefaat; Bu bütün insanları kaplamaktadır. Mahşer yerinde toplanan insanların, mahşerin sıkıntısından kurtulup hesaba çekilmesini sağlamak için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından yapılacak şefaattir..
2-) Mü’minlerden bir kısmının hesaba çekilmeden, sorgusuz Cennete girmeleri için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından yapılan şefaattir..
3-) İslâm ÜMMetinden tevhid ehli olup ta günahları sebebiyle Cehenneme girmeye hak kazananlara Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in ve ALLAH'ın şefaat edilmesini istediklerinin Cehennemden kurtulup Cennete girmeleri için yapılacak şefaattir..
4-) Günahları sebebiyle Cehenneme girenlerin oradan çıkmaları için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, diğer peygamberler, melekler ve salih mü’minler tarafından yapılacak şefaat..
5-) Cennet Halkının derecelerinin yükseltilmesi için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından yapılacak şefâat..
(Kurtubî, el-Câmî li Ahkâmi'l-Kurân, X, 310).

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, MaKāM-ı MaHMûD'da bulunduğu sırada elinde Hamd sancağı/Livaül-Hamd bulunacaktır.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bunu bir hadiste şöyle belirtir.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben, kıyamet gününde Âdemoğullarının efendisiyim, ama bu övünmeyi gerektirmez. O gün elimde Hamd Sancağı bulunacak, ama bu da övülmeyi gerektirmez. O gün gerek Âdem, gerek diğer bütün Peygamberler benim sancağımın altına sığınacaklardır" buyurmuştur.
(Tirmizî, Menâkıb, 1).

Resim---Abdullah b. Ömer'den gelen bir rivâyette şöyledir.: “İnsanlar (Peygamber'in ümmetleri olarak) cemaat cemaat toplanırlar. Her ümmet peygamberinin peşine düşer ve: “Ey filân, bize şefaat (edip bizi bu sıkıntıdan kurtar)" diye ricâ ederler. (Büyük Peygamberler dolaşılıp hepsinden bu konuda bir şey yapamayacaklarına dair cevap aldıktan sonra) şefaat işi dönüp dolaşıp son Peygamber Hz. MuhaMMed (aleyhisselâm)e gelir. İşte bu, Cenâb-ı HAKk'ın onu Makâm-ı Mahmûd'a gönderdiği gündür." buyurmuştur.
(Kurtubî, el-Câmî li Ahkâmi'l-Kurân, X, 309).

Enes b. Malik'ten gelen bir rivâyete göre de Kur'ÂN-ı Kerîm'in kendisini Cehennemde hapsettiği kimselerden başkası, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin şefaatine nâil olup Cehennem'den çıkacaktır.. (İbn Hanbel, Müsned, III, 116).

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in MaKāM-ı MaHMûD'a gönderilmesine, yani bu Makâma hak kazanmasına sebep olarak, herkes tarafından övülmesi ve âyette de belirtildiği gibi.: "Teheccüde (gece namazına) devam etmesi gösterilmiştir"


وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا
Resim---“Ve mine’l- leyli fe tehecced bihî nâfileten lek (leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ (mahmûden).: Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nâfile (ilâve) olarak O'nunla (Kur'ân'la) teheccüd namazı kıl! RABBinin seni Makâm-ı MAHMÛD'a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.” (İsrâ 17/79)

Resim---Cabir b. Abdullah'tan gelen bir hadiste Makâm-ı Mahmûd'a, yani, şefaate nâil olmak için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ÜMMetine şu tavsiyede bulunmaktadır.: "Kim ezânı duyduğu zaman; "Bu eksiksiz çağrının, dosdoğru kılınan namazın Rabbi olan ALLAHım; MuhaMMed (aleyhisselâm)e vesîleyi ve fazileti ve onu vadettiğin Makâm-ı Mahmûd’a gönder." diye duâ ederse, ona şefaatim gerekir, gerekli olur" buyurmuştur.
(Buhârî, Ezân, 152).

MaKāM-ı MaHMûD; gelmiş geçmiş bütün insanların gıpta edecekleri Şefaat Makâmıdır..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ümmetimin en şereflileri, Hamele-i Kur’ân (yani Kur'ÂN-ı Kerîm Hasbî Hizmetinde bulunanlar) ve devamlı olarak gece ibâdetine kalkanlardır.” buyurmuştur.
(Münâvî, I, 522).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, Abdullah bin Amr bin Âs’a şu tavsiyede bulunmuştur.: “Ey Abdullah! Falan adam gibi olma! Çünkü o, gece ibâdetine devam ederken artık kalkmaz oldu!.” buyurmuştur.
(Buhârî, Teheccüd, 19).

İmâm-ı Rabbânî kaddesallahu sırrahu Hazretleri.: “Teheccüd namazını çok kıymetli tut!. Şefâat Makâmı olan MaKāM-ı MaHMûD’dan nasîb almak isteyenler, teheccüd namazını hiç kaçırmasınlar!.” buyurur.

Aziz Kardeşlerim;

Şunu aklımızdan çıkarmamalıyız ki, İnsÂN ve CÂNLı HAKLarı Şahsî Tercih ve SUÇudur. Ve bazı âyetlerde, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in izin verdiği kişilerin de, razı olduğu ya da merhamet ettiği kişilere şefaat edebilecekleri belirtilmektedir..

Yoksa, SuÇ İŞLeyenindir Kur'ÂN-ı Kerîmde;
“Herkes kendi yaptığına karşılık ipoteklidir.” (Müddessir 74/38);
“İnsan ancak kendi çalışmasının karşılığını alabilir.” (Necm 53/38-39);
“Üzerinde yük bulunan hiç kimse bir başkasının yükünü çekmez” (Fâtır 35/18);
“Bunlar bir ümmetti; geldi geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandığınız ise size aittir. Onların yaptıklarından siz sorumlu tutulacak değilsiniz” (Bakara 2/134, 141)
Ayrıca =>Yusuf 12/79,93; Bakara 2/255; 19/Meryem 19/87; Tâ-Hâ 20/109; Sebe’ 34/23; Zümer 39/86; Zuhrûf 43/86; Duhân 44/40-42 âyetLeri..
Resim
Kullanıcı avatarı
ahmet
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 105
Kayıt: 26 Şub 2007, 02:00

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen ahmet »

Allah CC razi olsun hocam.

Enes b. Malik'ten gelen bir rivâyete göre de Kur'ÂN-ı Kerîm'in kendisini Cehennemde hapsettiği kimselerden başkası, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin şefaatine nâil olup Cehennem'den çıkacaktır.. (İbn Hanbel, Müsned, III, 116).

Kur'ÂN-ı Kerîm'in Cehennemde hapsettiği kimseler konusunu acilarmisiniz, bu Konuda Kur'ÂN-ı Kerîm´in yetkisi var midir?
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimAhmet cânımız;

ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur'ÂN-ı Kerîmimizde pek çok Âyet-i Kerimede “...ebedî cehennemliktir.” buyurmaktadır.:
Bakara 2/39,161,162,275; Nisâ 4/9,14,93; Tevbe9/68; Müminun 23/103; Furkân25/68,69,75; Mü’min 40/69. âyetten 76. âyete kadar; Cin 72/23..v.d..

Çeşitli konu ve huşuları içeren Âyet-i Kerimelerin AÇIKLAnıp ANLAŞILmasında, Ehl-i Sünnet Âlimlerimizin değişik âyet ve hadislere dayanarak vardıkları KANAAt.: Şirk de dahil her türlü inkâr, ebedî cehennemliktir..

Şirk de dahil her türlü inkârın en sonuçta dayanacağı tek NOKTA ise =>İMÂNsızLıktan dolayı bu amelleri işleyiştir..
ANLAşılması için; bir kimse, tüm güzel amelleri işlese ve hiç fâiz yemese ancak.: “Fâiz yemek helâldir!.” derse fâiz yemediği halde kâfirdir.
Bir kimse de hep fâiz yese de.:
“Fâiz yemek haramdır!.” derse büyük günah işlemiştir ama kâfir değildir..

Bu gerçek kısaca, “imansız olarak kabre girenler ebedî olarak cehennemde kalırlar” şeklinde ifâde edilir. İmansızlığı doğurmayan hiçbir günah, ebedî olarak cehennem cezâsını gerektirmez..
Çıkış yollarının başında ise şefâat ve diğer hususlar gelir ki genişcedir ve sitemizde de çokça açıklanmıştır..


ANLAtım BAKımından Bir ÖRnek OLarak;


الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim---“Ellezîne ye’kulûne’r- ribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmullezî yetehabbetuhuş şeytânu minel mess(messi), zâlike bi ennehum kâlû innema’l- bey’u mislu’r- ribâ, ve ehallallâhu’l- bey’a ve harrame’r- ribâ fe men câehu mev’izatun min rabbihî fentehâ fe lehu mâ selef (selefe), ve emruhû ilâllâh (ilâllâhi), ve men âde fe ulâike ashâbu’n- nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: Ribâ (fâiz) yiyenler, kabirlerinden ancak şeytan çarpmasından hırpalanmış bir kimse gibi kalkarlar. İşte bu, onların.: “Oysa alışveriş ribâ gibidir." demeleri sebebiyledir. Ve ALLAH, alışverişi helâl, ribâyı (fâizi) haram kılmıştır. Bundan sonra, RABBinden kendisine öğüt gelen kimse (ona uyarak) artık (fâizden) vazgeçerse, o takdirde geçmiş olan (önceden aldığı fâiz) onundur ve onun işi (onun hakkındaki hüküm) ALLAH'a aittir. Ve kim de (fâizciliğe) dönerse, işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar orada ebedî kalacak olanlardır.” (Bakara, 2/275)

Fâizle ilgili olarak ebedî cehennemde kalanlar, kâfir kimselerdir. Çünkü bunlar âyette belirtildiği üzere, “Alışveriş de, fâiz gibidir.” demişlerdir. Yani Fâizin haramlığını inkâr etmişler. Bilindiği gibi, helâli haram, haramı helâl saymak küfürdür. Demek bunların cehennemde ebedi kalmalarının sebebi, fâiz yemeleri değil, fâizi helâl saymalarıdır. (bakınız.: Razî, Beydavî, Nesefî, ilgili âyetin tefsiri.)

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا
Resim---“İnnallâhe lâ yagfiru en yuşrake bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kadifterâ ismen azîmâ(azîmen).: Muhakkak ki ALLAH, O'na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Ve kim ALLAH'a şirk koşarsa, o takdirde büyük bir günah işleyerek iftira etmiştir.”(Nisâ 4/48)

ResimALLAHu zü’L- CeLÂL’in Dağlara teklif ettiği İMÂN EMÂNeti..:

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Resim---“İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen): Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.”(Ahzâb 33/72)

Resim El EMÎN MuHAMMED aleyhisselâm..:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “EMÂNeti olmayanın, İMÂNı da yoktur” buyurmuştur.
(Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 135)


Resim---Huzeyfe İbni’l-Yemân radıyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize iki olayı haber verdi. Bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Hz. Peygamber aleyhisselâm bize şunları buyurdu.:
“Şüphesiz ki EMÂNet, insanların kalblerinin ta derinliklerine kök salıp yerleşti. Sonra Kur’ÂN indi. Bu sâyede insanlar Kur’ÂN’dan ve Sünnetten EMÂNeti öğrendiler.” Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize EmÂNetin kalkmasından bahsetti ve şöyle buyurdu.:
“İnsan bir kere uyur ve kalbinden EMÂNet çekilip alınır, ondan belli belirsiz bir iz kalır. Sonra bir kere daha uyur, yine kalbinden EMÂNet alınır; bu defa da ayağının üzerinde yuvarladığın korun bıraktığı iz gibi bir eseri kalır. Sen onu içinde hiçbir şey olmadığı halde kabarık görürsün.” Daha sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem eline çakıl taşları alarak ayağının üzerinde yuvarladı. Sözlerine de şöyle devam etti.:
“Neticede insan o hale gelir ki, insanlar alış-veriş yaparlar da, neredeyse EMÂNeti yerine getirecek bir kişi bile kalmaz. Hatta şöyle denilir.:
“Filan oğulları arasında Emîn bir adam varmış.” Bir başka kişi hakkında da: “Ne kadar cesur, ne kadar zârif, ne kadar akıllı bir kişi!.” denilir. Oysa kalbinde hardal tanesi kadar bile İMÂN yoktur!.”
Şüphesiz ki bir zamanlar, sizin hanginizle alışveriş yapacağıma aldırmazdım. Çünkü alışveriş yaptığım kişi müslümansa, dini kendisini benim hakkımı vermeye yöneltirdi. Şâyet Hıristiyan veyâ Yahudi ise, Vâlisi benim hakkımı vermeye onu sevkederdi. Fakat bugün sizden sadece belli birkaç kişiyle alışveriş yapıyorum.”
buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak 35, Fiten 13; Müslim, Îmân 230. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 17; İbn Mâce, Fiten 27)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ârefe günü akşamı olduğunda, kalbinde hardal tanesi ağırlığında iman bulunan hiç bir kimse kalmaz ki mağfiret edilmiş olmasın. Denildi ki.: "Ya Resulallah, bu yalnız Arafat ehline mi mahsustur?" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Hayır, belki bütün müslümanlar içindir." buyurdu..
(Abdullah İbni Ömer radiyallahu anhuanhüman; Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ALLAH TeÂLÂ’nın benden önceki her bir ümmete gönderdiği peygamberin, kendi ümmeti içinde sünnetine sarılan ve emrine uyan ihlâslı ve seçkin yakın çevresi ve ashâbı vardı. Bu samimî çevre ve ashâbından sonra, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan kimseler onların yerini aldı. Böyle kimselerle eliyle cihâd eden mü’mindir, diliyle cihâd eden mü’mindir; kalbiyle cihâd eden de mü’mindir. Bu kadarcığı da bulunmayanda hardal tanesi ağırlığında bile İMÂN yoktur.” buyurmuştur.
(Müslim, Îmân 80)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse de cennete girmez." buyurmuştur.
(Müslim, İmân 147; Ebu Davûd, Edeb 29, (4091))


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

236-)SEYFULLAH sallallahu aleyhi vesellem.

SEYFULLAH sallallahu aleyhi vesellem: İL’A-yı KelimetuLLAH TebLiğinde ALLAHu zü’L- CELÂL’in Kılıcı ve Askeri OLAN ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

237-)SÂHİBÜ’S- SEYF sallallahu aleyhi vesellem.

SÂHİBÜ’S- SEYF sallallahu aleyhi vesellem: İL’A-yı KelimetuLLAH TebLiğinde önüne çıkan tüm engelleri kılıcıyla Muharebe ve Mukatele ederek ortadan kaldıran ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem..

İL’A-yı KELİMETULLAH.: ALLAH Kelâmının, İslâmiyetin Ulviyetini ve Hakikatlarının kıymetini bildirmek ve yaymak. Hakaik-ı Kur'ÂNiye ve İmÂNiyenin Neşir ve Tâmimine Cehd ile ÇALIŞmak..

إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fî’l- gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferû’s- suflâ, ve kelimetullâhi hiye’l- ulyâ vALLÂHu AZÎZun HAKÎM (hakîmun).: Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, ALLAH O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu.: "Hüzne kapılma, elbette ALLAH bizimle beraberdir." Böylece ALLAH O'na “huzur ve güvenlik duygusunu” indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa ALLAH'ın kelimesi, yüce olandır. ALLAH üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet Sâhibidir.” (Tevbe 9/40)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den itibâren müslümanların gerek inançları konusunda uğradıkları baskılar gerekse İslâm’ı Tebliğ hususunda karşılaştıkları engeller sebebiyle giriştikleri, beşerî ihtirasların hâkim olduğu istilâlardan ayrılması için “FETİH” diye adlandırılan savaşların temel amacı da İ‘LÂ-yi KELİMETULLAH olmuştur.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ki, İslâm Dini için zülmedici savaş yoktur barış esastır.:


وَإِن جَنَحُواْ لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---“Ve in cenehû li’s- selmi fecnah lehâ ve tevekkel alÂLLÂH (alâllâhi), innehu huve’s- SEMÎu’l- ALÎM(alîmu).: Ve eğer teslime (barışa) meylederlerse (yanaşırlarsa), o zaman (sen de) ona meylet (onların teklifini kabul et) ve Allah'a tevekkül et. Muhakkak ki O; en iyi işiten, en iyi bilendir.” (Enfâl 8/61)

Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Düşmanla karşılaşmaya pek istekli olmayın, fakat ALLAH'tan selâmet dileyin. Bununla beraber, eğer onlarla karşılaşırsanız sebat edip sabırlı olun. Bilin ki, Cennet kılıçların gölgesi altındadır" buyurmuştur.
(Buhârı, Cihad, 112; Müslim, Cihâd, 19-20).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “gerçek mânâda ALLAH uğrunda cihâd edenin kim olduğu” sorusuna cevâb verirken.: "Sadece ALLAH'ın adı yüce olsun diye (İ'LAy-ı KELİMETULLAH için) cihâd eden kişi ALLAH YOLUndadır" buyurmuştur.
(Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 281-282).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Fazilet yönüyle insanların hangisi daha üstündür?" sorusuna,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Canıyla, malıyla ALLAH YOLUnda savaşan mümindir"
buyurmuştur.

(Buhârî, Cihâd, 2).

Fahr-i ÂLem Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz; insanların tümünü, mahlûkatın hepsini imânâ dâvet için gönderilen Resûlü zî-Şan olarak, Manevî İLahî EMRi Tebliğinde engellendiğinde maddden harb etmekle emr olunmuştur. Yüce dâveti reddeden ve karşı duran kabul etmeyen kâfirleri ve inatlarında ısrar eden azgınları cebren ve kahren dâvet etmiştir. Kendisine iman eden mü’min ve muvahhidlerle birlikte gidip muharebe, mücâhede ve mukatele etmiştir. Çekilen kılıçlarını ve yoketme heveslerini, Mücâhid kılıçlarıyla kırmıştır. Onları diyârlarından çıkarmak, mallarını ve azıklarını ganimet edip evlâd-ü ayallerini esir etmeğe me’mur olmuştur.
Bundan başka, Resûlüllah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Efendimizin ümmeti dahi; din düşmanları ile kılıç ve sair harp aletleri ile harb etmek emrini almıştır.
Kılıçla kıtal emri, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve ÜMMet-i MuhaMMed’e mahsustur.

Resim

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in;
KILIÇLarı, MIZRAKLarı, KALKANLarı, YAYLarı, KALKANLarı, ZIRH GÖMLEKLeri ve MİĞFERLeri..:

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in 9 KILICı vardı.:
Me’sur İsimli Kılıç.: Babasından hatra kalan kılıç. Bu kılıç, Peygamberimizin Medine’ye hicreti sırasında yanında bulunuyordu.
Abd İsimli Kılıç.: Bu kılıcı, Peygamberimize, Sa’d bin Ubade hediye etmiş Peygamberimiz, Bedir savaşına giderken, yanında götürmüştü..
Zülfekar İsimli Kılıç.: Kureyş müşriklerinden Münebbih bin Haccac’ın veya As bin Münebbih’in kılıcı olup Bedir Savaşında ganimet olarak kalmıştı. Sırtında birtakım gedikler bulunduğu için “zülfekar” denilmişti. Peygamberimiz, zülfekarı, İmam Ali kerremallahu vechehu’ye hediye etti. Kabzasının başı, bağının halkaları ve zincirleri gümüştendi.

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in MIZRAKLarı da şunlardı.: Peygamberimiz aleyhisselâm’a, Beni Kaynuka Yahudilerinden üç mızrak ganimet olarak kalmıştı. Peygamberimizin mızraklarından birinin ismi MÜSVİ diğerinin ismi MÜSNÂ idi.

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in, BEYZÂ diye anılan büyük bir HARBEsi ile ANEZE diye anılan mızraktan küçük bir harbesi de vardı. NAB’A diye de anılan bu harbeyi Necaşî, Zübeyr bin Avvam’a vermişti. Peygamberimiz, Hayber Savaşından dönerken onu, Zübeyr bin Avvam radiyallahu anhu’dan aldı. Necaşi Eshame, Peygamberimize üç ANEZE (mızrak) göndermişti.
Peygamberimiz, onlardan birini kendisi için alıkoyup ikincisini Hz. Ali kerremallahu vechehu’ye, üçüncüsünü de, Hz. Ömer radiyallahu anhu’e vermişti.
Bilal-i Habeşi radiyallahu anhu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ANEZEsini, Ramazan ve Kurban Bayramlarında namazgaha kadar Peygamberimizin önünde taşıyıp orada Peygamberimizin önüne dikerdi. Peygamberimiz de bayram namazını, ona doğru yönelerek kıldırırdı. Peygamberimizin vefâtından sonra, Bilal-i Habeşi, bu anezeyi, bayramlarda Hz. Ebu Bekir’in önünde taşıyıp namazgahta önüne dikerdi. Hz. Ebu Bekir’den sonra Hz. Ömer ve ondan sonra da, Hz. Osman devrinde bu vazife müezzin Sa’d’ül#raraz tarafından aynı şekilde yapıldı.

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in, 6 YAYı vardı. Bunlardan.: REVHA, BEYZA, ŞAFRA diye anılan üç yay, Beni Kaynuka Yahudilerinden ganimet kalmıştı. Safra yayı, neb’ ağacından yapılmıştı. KETUM ismindeki yay da, neb’ ağacından yapılmış olup Uhud Savaşında kırılmış, kırık olarak Katade bin Numan almıştı. Ayrıca, SEDED, ZEVRA adlarında da yayları vardı.
RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in 3 KALKANı vardı.: ZELUK, üzerinde koç başı sûreti bulunan kalkan. Bu kalkan, Peygamberimize hediye edilmişti. Fakat Peygamberimiz, ondan resimli oluşundan dolayı hoşlanmamıştı. Sabaha çıktığı zaman, ALLAH celle celâlihu, o sûreti, kalkandan gidermiş, yok etmişti.

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in 7 tane ZIRH GÖMLEĞİ vardı.:
ZÂTÜ’L- FUDUL.: Bunu, Sa’d bin Ubade, Peygamberimize, Bedir Savaşına çıkarken hediye etmişti.
SAĞDİYYE VE FIDDA.: Bu iki Zırh gömlek de, Peygamberimizin, Beni Kaynuka Yahudilerinden ganimet olarak aldığı silahlar arasında idi. Peygamberimiz, Uhud savaşında Fudul ile Fıdda’yı üst üste giymişti. Peygamberimizin Zırh gömleğinin göğsünde ve arkasında gümüşten iki halka bulunuyordu. SAĞDİYYE isimli zırh gömlek, Davud Aleyhisselamın, Calut ile çarpışmak üzre giydiği tarihi zırh gömlekti.
Peygamberimiz vefât ettiği sırada, Zırh gömleklerinden birisi, Beni Zaferlerden Ebüşşahm adındaki Yahudiden, ev halkının ihtiyacı için alınan otuz sa’ arpa karşılığı rehin bırakılmış bulunuyordu. O zırh gömlek de, ZÂTÜ’L- FUDUL idi. Diğer zırhları ise ZATÜLVİŞAH, ZATÜLHAVAŞİ, BETRA, HIRNIK.
Peygamberimiz, ZÂTÜ’L- FUDUL ile SAĞDİYYEyi, Huneyn Savaşında giymişti.

RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in MİĞFERLeri ise,
MUVAŞŞAH, Beni Kaynuka Yahudilerinden ganimet kalmıştı. ZÜSSUBUĞ veya ZÜSSUSUB veya MEŞBUĞ isimli miğferler, Peygambermizin, Uhud Savaşında başına giydiği miğfer kırılıp halkalarından ikisi, Peygamberimizin yanaklarına batmıştı. Peygamberimiz, Mekke’yi fethe girerken de, miğferli idi..


M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

237-)SÂHİBü’L- FAZİLET sallallahu aleyhi vesellem.

SÂHİBü’L- FAZİLET sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHU ZÜ’L- CELÂL’in NÛR’undan Yaratmakta OLduğu KULLarına ve KÂiNÂt’a VERmekte OLduğu; tümm Ni’met, Hikmet, İman Adâlet, Şecâat İffet ve diğer Lütularını FAZLının Membağ ve Merci’ FAZİLEt SÂHİBİ OLAN ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem..

FazL.: İmân, cömertlik, ihsân, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. Artmak. Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bâkiye kalmak..
FaziLet.: Değer. Meziyet, iyilik, ilim ve iman, irfân itibârı ile olan yüksek derece. Dinî ve ahlâkî vazifelere riâyet derecesi. Fazl ve hüner cihetiyle olan yüksek derece. Bir şeyin başka şeylerden cemâl ve kemâl ve fayda cihetiyle üstünlüğü, müreccah olmasına sebep olan keyfiyet. Zâta mahsus hasletin cem'i "fazâil" dir. Şecaat, in’âm ve ihsân gibi, müteaddid meziyete dair faziletlerin cem'i "fevâzıl"dır..
FezâiL-i AsLiye.: İman ile Hikmet, Adâlet, Şecâat ve İffet sıfatları.. Çünkü bu sıfatlar ile birçok faziletler doğar. Onun için bunlara, temel ve esas olan faziletler denilmiştir..

FaziLetfuruş.: f. Kendini faziletli göstermeğe çalışan. Fazilet satan.
FaziLetmeâb.: f. Faziletin sığınağı olan kimse, yâni çok faziletli.
FaziLetmend.: f. Faziletli, iyi huylu.
FaziLetperver.: f. Fazilet sahibi, fazilet sever..

ALLAHU ZÜ’L- CELÂL, KUR'ÂN-ı KERÎMinde, RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in FAZİLETLerini pek çok Âyet-i CeLîLede buyurmuştur..:


قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).: De ki: “Eğer siz ALLAH'ı seviyorsanız, o takdirde bana tâbi olunuz ki ALLAH da sizi SEVsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevâba çevirsin). Ve ALLAH "Gafûr"dur, "Rahîm"dir.” (Âl-i İmrân 3/31)

وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُوْلَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا
Resim---“Ve men yutiıllâhe ve’r- resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim mine’n- nebiyyîne ve’s- sıddîkîne ve’ş- şuhedâi ve’s- sâlihîn (sâlihîne), ve hasune ulâike rafîkâ (rafîkan).: Ve kim, ALLAH'a ve Resûl'e itaat ederse, o takdirde işte onlar, ALLAH'ın kendilerine ni'met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehîdlerle ve sâlihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır.” (Nisâ 4/69)

أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّهُ مَن يُحَادِدِ اللّهَ وَرَسُولَهُ فَأَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا فِيهَا ذَلِكَ الْخِزْيُ الْعَظِيمُ
Resim---“E lem ya’lemû ennehu men yuhâdidillâhe ve resûlehu fe enne lehu nâre cehenneme hâliden fîhâ, zâlike’l- hızyu’l- azîm (azîmu).: ALLAH ve O'nun resûlüne karşı, kim haddi aşarsa, artık onun için mutlaka orada ebediyyen kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmiyorlar mı? İşte bu, büyük rüsvâlıktır (rezilliktir).” (Tevbe 9/63)

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bi’l- mu’minîne RAÛFun RAHÎM (rahîmun).: Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ RAHMETEN Lİ’L- ÂLEMİN (âlemîne).: Seni Biz, sadece ÂLEMLERE RAHMET olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Resim---“Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe ve’l- yevme’l- âhıre ve zekerallâhe kesîrâ (kesîren).: Şanım hakkı için muhakkak ki size Resûllulah'da pek güzel bir örnek vardır. ALLAH'a ve son güne ümit besler olup da ALLAH'ı çok zikreden kimseler için.” (Ahzâb 33/21)

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ
Resim---“Vellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti ve âmenû bi mâ nuzzile alâ muhammedin ve huve’l- hakku min RABBihim keffere anhum seyyiâtihim ve asleha bâlehum.: İmân eden ve sâlih amel (nefsi tezkiye edici ameller) yapanların ve MuhaMMed (sallallahu aleyhi vesellem)'e indirdiğimiz Şey'e (Kur'ÂN-ı Kerim'e) ve O'nun RABB'lerinden bir hak olduğuna inananların günahlarını (ALLAH) örttü ve onların hallerini ıslâh etti.” (MuhaMMed 47/2)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا أَعْمَالَكُمْ
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû etîûllâhe ve etîûr resûle ve lâ tubtılû a’mâlekum.: Ey iman edenler, ALLAH'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın.” (MuhaMMed 47/33)

وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى
Resim---“Ve mâ yentıku ani’l- hevâ.: Ve o, hevâsından (kendiliğinden) konuşmaz.” (Necm 53/3)

إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
Resim---“İn huve illâ vahyun yûhâ.: (O'nun söyledikleri), sadece O'na vahyolunan vahiydir.” (Necm 53/4)

مَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---“Mâ efâ allâhu alâ resûlihî min ehli’l- kurâ fe lillâhi ve li’r- resûli ve lizî’l- kurbâ ve’l- yetâmâ ve’l- mesâkîni vebni’s- sebîli key lâ yekûne dûleten beyne’l- agniyâi minkum, ve mâ âtâkumu’r- resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh (vettekûllâhe), innallâhe şedîdu’l- ikâb (ikâbi).: ALLAH'ın o şehir halkının (malından), resûlüne fey olarak verdiği şey (savaşsız elde edilen ganimet), artık ALLAH'ın, peygamberinin, ona yakınlığı olanların, yetimlerin ve yoksulların ve yolcularındır. (Bu) içinizden zengin olanların arasında elden ele dolaşan bir mal (servet) olmaması içindir. Ve RESÛL, size ne verdiyse o zaman onu alın. Ve o, sizi neden nehyetti ise o takdirde ondan vazgeçin. ALLAH'a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki ALLAH, ikabı (azabı) şiddetli olandır.” (Haşr 59/7)

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Resim---“Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok BÜYÜK BİR AHLÂK üzeresin.” (Kalem 68/4)

Resûlullah sallALLAHu aleyhi vesellem, Kur'ÂN-ı Kerîmde olduğu gibi. Tevrat, İncil ve Zebûr’da da övülüp müjdelenmiştir..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i ve EHL-i BEYti’ni sevmek farzdır..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Fazilet SancağıÂLeMLer üzerine çeken RABBımız TeÂLÂ’mızıdır.:


أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Resim---“E lem neşrah leke sadrek (sadreke).: Göğsünü senin için şerhetmedik mi (yarıp genişletmedik mi)?” (İnşirâh 94/1)

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ
Resim---“Ve vedagnâ anke vizrek (vizreke).: Ve senden yükünü kaldırdık (kaldırmadık mı?).” (İnşirâh 94/2)

الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ
Resim---“Ellezî enkada zahrek (zahreke).: Ki o (yük) senin sırtını bükmüştü.” (İnşirâh 94/3)

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Resim---“Ve refa’nâ leke zikrek (zikreke).: Ve senin için, zikrini yükselttik.” (İnşirâh 94/4)

Kur’ÂN-ı Kerîmde ve Namazda olduğu gibi, EzÂN okunurken de ALLAHu zü’L- CeLÂL’in İsmi, Habîbi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in İsmiyle BİRLİkte OKUnmaktadır..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, İLâhî FaziLetini Hadis-i ŞerîfLerinde Buyurmuştur.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Göklerden geçerken, “MuhaMMed Resûlullah” olarak ismimi gördüm.” buyurmuştur.
(Bezzâr)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Cennette her ağacın yaprakları üzerinde “Lâ İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMedün Resûlullah” yazılıdır.” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Arş üzerinde, Cennetteki her şeyin üzerinde benim ismim vardır.” buyurmuştur.
(İbni Asakir)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Âdem aleyhisselâm Cennetten çıkarılınca.: “Yâ RABBî, MuhaMMed aleyhisselâmın hürmetine beni affet diye dua etti. ALLAHu TeÂLÂ ise.: “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselâm da.: “Arşta "Lâ İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMedün Resûlullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini lâyık görürsün.” dedi. ALLAHu TeÂLÂ buyurdu ki.: “Yâ Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine duâ ettiğin için seni afvettim. Eğer MuhaMMed aleyhisselâm olmasaydı, seni yaratmazdım!." Buyurdu”
buyurmuştur.
(Taberanî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Âdem, cesetle ruh arasındayken, benden misak alınırken ben peygamberdim.” buyurmuştur.
(İ. Şâbi)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAHu TeÂLÂ, yer ve gökleri yaratmadan elli bin yıl önce, Ümmü’l- kitaba şunu yazmıştır: "MuhaMMed peygamberlerin sonuncusudur.” buyurmuştur.
(Müslim)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben âlemlerin efendisiyim.” buyurmuştur.
(Beyhekî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kıyamette insanların efendisi benim.” buyurmuştur.
(Buharî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Soyca da insanların en şereflisiyim.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “ARŞ-ı Alâ’ya benden başka kimse oturmaz.” buyurmuştur.
(Tirmizî)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ALLAHu TeÂLÂ, beni insanların en iyisinden yarattı. İnsanların en iyisiyim, en iyi âiledenim. Kıyamette herkes sustuğu zaman ben söylerim, onlara şefaat ederim. Kimsenin ümidi kalmadığı bir zamanda onlara müjde veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Livâ-i Hamd benim elimdedir. Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsinin şefaatçisiyim. Bunları öğünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum.” buyurmuştur.
(Mektubât-ı Rabbanî 1/44)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben, yaratılış itibârıyla peygamberlerin ilki, gönderiliş bakımından sonuncusuyum.” buyurmuştur.
(Câmiü’s-sagir)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Biz Kıyamet gününün ilkiyiz. Cennete ilk girecek olan biziz.” buyurmuştur.
(Müslim)

Hadîs-i şerîfte de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e muhabbet, hakîkî îmânın şartı olarak zikredilmiştir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Nefsim kudret elinde olan ALLAH’a yemin olsun ki; sizden biriniz, ben kendisine anasından, babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça hakîkî mânâda îmân etmiş olamaz.” buyurmuştur.
(Buhârî, Îman, 8.)

Resim---Abdullâh bin Hişâm’ın anlattığı şu rivâyet, Rasûlullâh’a muhabbetin hangi seviyede olması gerektiğini göstermesi bakımından çok mânidârdır.: “Bir defâsında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte bulunuyorduk. Rasûl-i Ekrem, orada bulunanlardan Hazret-i Ömer’in elini avucunun içine almış oturuyordu. O sırada Ömer radıyallâhu anh.: “Yâ Rasûlallâh! Sen bana canımın dışında her şeyden daha sevgilisin!” diyerek Rasûlullâh’a olan muhabbetini ifâde etti. Onun bu sözüne karşılık Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz.: “Hayır, ben sana canından da sevgili olmalıyım!.” buyurdu. Ömer radıyallâhu anh hemen.: “O hâlde Sen’i canımdan da çok seviyorum yâ Rasûlallâh!” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “İşte şimdi oldu.” buyurdu.
(Buhârî, Eymân, 3)

Hülâsa-yı KeLÂM, ALLAHU ZÜ’L- CELÂL, KUR'ÂN-I KERÎM’inde BUYurmuş, DUYurmuştur Hamd OLsun!.

لنَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
Resim---“En nebiyyu evlâ bi’l- mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ûlû’l- erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi mine’l- mu’minîne ve’l- muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ (ma’rûfen), kâne zâlike fî’l- kitâbi mestura (mestûren).: NEBÎ (Peygamber), mü'minler için kendi nefslerinden daha evlâdır (yakındır. kendi canlarından daha önce gelir.). Ve O'nun (Nebî'nin) zevceleri, onların anneleridir. Ve rahim sahibleri (akrabalar), onlar birbirlerine, ALLAH'ın Kitab'ında, mü'minlere ve muhacirlere yakın olduklarından daha yakındır. Ancak dostlarınıza iyilik yapmanız hariç. İşte bunlar, Kitab'da satır satır yazılıdır.” (Ahzâb 33/6)


Resim

M.M.M. MuhaBBetLerimLe...

Resim KUL İHVÂNİm..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

238-)SÂHİBü’L- FEREC sallallahu aleyhi vesellem.

SÂHİBü’L- FEREC sallallahu aleyhi vesellem.:
NÛRuLLAH’tan=>NÛR-u MuhaMMed=>NÛR-u MÂSİVâ/KüLLî ŞEYy’in =>FECR/Doğuş=>FEREC/FetihLer=>FîraC/Sıkıntıdan KURTULuş KAPIsı.. FEREC SÂHİBİ OLAN ReSûLuLLAH
sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

=>NÛRun ALâ NÛR SîraCı,
=>NÂRından NÛR’a FîraCı,
DÜNde BuGÜNde YARında,
URÛC-RÜCÛ’sun=>MİR’ACı!.

YED’-i MuhaMMed>YEDuLLAH,
=>Lî VECHiLLAH<>SEBîLiLLAH,
===->SIRRın SÂHİBU’L-FEREC’i,
===->EHL-i BEYt-i RESÛLuLLAH,
=>ÜMMEt-i AHMED=>ABDuLLAH!.

celle celâlihu..
aleyhumusselâm..

FâRiC: (Ferec. den) Keder ve tasadan kurtaran, kördüğümü çözen, en zordayken kapı açan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem..
FEREC.: sıkıntıdan kurtulmak, zafer, inşirah, kederden kurtulmak. genişlik, ferahlık, fütuhat. * girecek yerler.
FÜRUC.: çatlaklık, yarık. * geçit, kapı. * boşluk.
FERCE.: gamdan ve tasadan kurtulmak. * kurtuluş. * şiddetten kurtulmak. * yarık, şak. * girecek yer, medhal. * açıklık, ferahlık.
İNFİRAC.: gam ve gussadan kurtulma, açılma.
MÜNFERİC.: infirac eden. çok açık. açılan, genişleyen. * gam, gussa ve kederden kurtulmuş. * arası geniş. açık olan. iki tarafı birbirinden uzak olan.
FERC.: f. kadir, kıymet, mertebe.
FERC.: yarık, çatlak. korkulacak yer. * ud yeri. dişi tenasül âleti.
FEREC.: sıkıntıdan kurtulmak, zafer, inşirah, kederden kurtulmak. genişlik, ferahlık, fütuhat. * girecek yerler.
FÜRUC.: çatlaklık, yarık. * geçit, kapı. * boşluk. * ayıp, kusur.

SîraC.: Işık. Lâmba. Fener. Mum. Kandil. Şevk veren şey.
Güneş ve ay mânâsına veyâ Rasûl-i Ekrem aleyhi's-selâm'a "Nur saçan" meâlinde verilen bir isimdir.
FîraC.: Sıkıntıdan kurtuluş kapısı.
FECR.: karanlıklara, İslah-İflah AYYdınlığın şafak SÖKümü..

FEREC.: ANlatılmaz-ANlaşılmaz ÖZel dertlerin-çıkış kapısı ve Kördüğümlerin ÇÖZüm çilesi…

MERYEM’in AHSEN İFFETi,
MERYEM’in AHSEN İSMETi,
=>EZELÎ =>NAHNU NÂSİBi,
MERYEM’in AHSEN KISMETi..
aleyhasselâm..


وَإِذْ قَالَتِ الْمَلاَئِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاء الْعَالَمِينَ
Resim---“Ve iz kâletil melâiketu yâ meryemu innallâhastafâki ve tahhareki vestafâki alâ nisâil âlemîn(âlemîne).: Ve melekler şöyle demişlerdi: "Ey Meryem muhakkak ki Allah, seni seçti ve tertemiz yarattı ve seni âlemlerin kadınları üzerine üstün kıldı." (Âl-i İmrân 3/42)

وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---“Velletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhâ min rûhinâ ve cealnâhâ vebnehâ âyeten lil âlemîn(âlemîne).: Ve o (Hz. Meryem), ırzını korudu. O zaman Biz, ruhumuzdan onun içine üfledik. Onu ve oğlunu, âlemlere âyet (ibret) kıldık.” (Enbiyâ 21/91)

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ

Resim---“Ve meryemebnete ımrânelletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet minel kânitîn(kânitîne): İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.” (Tahrîm 66/12)

Furûcihim hâfizûn .: IRZLarını korururLar.. Mü'minûn 23/5; Nûr 24/30,31; Ahzâb 33/35
Fecr.: İsrâ 17/78; Nûr 24/58; Fecr 89/1; Kadr 97/5..


أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
Resim---“Ekımis salâte li dulûkiş şemsi ilâ gasakıl leyli ve kur’ânel fecr(fecri), inne kur’ânel fecri kâne meşhûdâ (meşhûden).: Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecrin Kur'ân'ını (fecr vakti okunan Kur'ân'ı) ikame et (yerine getir)! Çünkü fecrin Kur'ân'ı şahitlidir.” (İsrâ 17/78)

سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ
Resim---“Selâmun, hiye hattâ matlaıl fecr(fecri).: O (gece), fecrin doğuşuna kadar selâmdır (selâmettir).” (Kadr 97/5)

Azîz Kardeşlerimiz;
ANA RAHMİnden GİRdiğimiz bu oynak ve kaygan KULLuk İmihÂNı SAHRAsınde BiZ;
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i BİLemeyişten, BULamayıştan, O’nun Yüreğinde OLamayıştan, ve O’nun RÛHu’nda RÛHu nu YAŞAyamayıştan doğan sıkıntılar içindeyiz..

Bu Olamayışlarımızın Olması için, Lâzım ve Lâyıkını Temin için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem EfendimizLe nasıl SEVİYEleniriz!.
Bileşik Kaplar gibi Yüreklerimizi, Kalblerimizi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ALLAH celle celâluhu’ya nasıl bağlarız şu Şehâdet Âlemi’nde..
KALB KAPıLarımızın ANAhtarı Elbette El Fettâh ALLAH celle celâlihudur..

El Fettâhu celle celâlihu.: Yarım nefes ilerisini bilemeyen ve göremeyen kullarının her hâcetinin ve iyiliğinin kapılarını açan, FEREC/Çıkış YoLu veren, FETHeden, tekemmül kapılarını açıp İlâhî Sırların Anahtarını (miftah) ikrâm eden... Kullarının arasındaki ihtilafları gideren,açan ve fetheden Hâkim olan. Hidâyetin, hakkın, hayrın, rahmetin, gaybın, naklin, aklın, aşkın ve maddî-mânevî her hususta her kapının tek, eşsiz ve zıtsız açıcısı; hidâyet ile dalâlet arasını açmada kesin adâlet sâhibi; yardımıyla her kapının açılmasını, merhâmeten her problemin çözülmesini ve hidâyetiyle kemâlât imtihanındaki kulun nefsinin benlik perdelerini kaldıran ve azâmet ve kudretinin seyir kapılarını açan, kullarına sınırlı, sorumlu, izâfi, geçici, âciz, fâkir, zelil ve alil olan "Benlik Varlığı" kapılarını açan ve neticede; cümle "can" ları hep açık tuttuğu cennet kapılarından "cemâl cem'i"ne Murâdullah vaadi gereği, her zaman, her yer ve her hâlde çağırıp duran El Vedûdu'l-Fettâh olan ALLAHU ZU'L-CELÂL..

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şu DUÂsını BİZim için de kabul buyur.:

ALLAHUmme İslâh ÜMMet-i MuhaMMed,
ALLAHUmme Ferec an ÜMMet-i MuhaMMed,
ALLAHUmme irham ÜMMet-i MuhaMMed Rahmeten AMMeten!.


ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMed’i İslâh et!
ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMed’e FeReC/Çıkış Yolu Kurtuluş Sebebi ver!
ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMed’e Merhamet et! UMûMen Hepsine Yâ RABB’imiz!.


KULun KULLuk TERCİHinden sonra =>“HAYRı ve ŞERRi” Yaratan ALLAHu zü’L- CeLÂLdir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Bir kişi, kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmadıkça, mü’min sayılmaz.” buyurdu. (Tirmizî)

Elbette ALLAHu zü’L- CeLÂL’in sonsuz Merhemeti ve Hidâyeti bu Bataktan FEREC/ÇIKış Kapılarımızdır.. Samimî DUÂmız bunun içindir. RABBımıza DUÂ KULLuğuna tenezzüL etmeyenLeri kendi TercihLerinde bırakır. İsLah ve İfLah OLuş Kurtuluşu DİLEyenlere de Hidâyet Eder..

NÛRULLAH HaYydır =>NÛR-u MîM HAYydır =>KüLLî ŞEYy HAYydır..

Ve Onlar, ONlardır ki,
HAYy OLduklarının FARKına EREN HABÎBULLAH Hasbî Hizmetçileri, HAYyatın FEREc FECRR KAPIsını GÖSTERicileri,
DÂRü’s-SELÂM’a SELÂM-ET Müjdesi VERicileri,
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem SÎNEleri ki, Es SELÂM SîNleridirler..
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimAziz Kardeşlerimiz;
İnanın ki, insÂNın hılkıyeti gibi hiçbir hılkiyyet yaratılmamıştır. İnsÂN hılkıyeti en azimi ve en güzelidir. Hatta kavga ederseniz yüzüne asla vurmayınız. Yüzünü nâ-hoş bir hale getirmeyiniz. ALLAH katında azîmdir. KÂBE'sinden de çok üstün ve daha çok kıymeti vardır.


""Tecrî Min Tahtihâl Enhâr!."
AKar “ALLAH!” DEyu DEyu!.
“Fe Salli li Rabbike Ve’nhar!.”
BAKar “ALLAH!” DEyu DEyu!.

Resim
Tecrî Min Tahtihâl Enhâr!
NEdir TECRi, CERR etmek NEdir, CeRR-y-ÂN NEdir, FECR NEdir, FEREC NEdir, FECİR NEdir, FERC NEdir?
MeRYeM FERCini korudu NE DEmektir?.


لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Resim---"Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).: Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde-kıvamda yarattık." (Tîn 95/4)

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
Resim---“Ve meryemebnete ımrânelletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhi min rûhınâ ve saddekat bi kelimâti rabbihâ ve kutubihî ve kânet minel kânitîn(kânitîne): İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.” (Tahrîm 66/12)



Bütün SESLer>O’nun SeSi
sÖZün SÂHİBİn==>NeFeSi
NASIl da ÇALıp=>OYNAtır
>HeR ŞEYy’i ve de HERKeSi

YÛSUF benim BEN kUYuYum,
kAYnAYan=>KUYU SUyuyum,
HaVa-HeVâ-HüVeBEN” im,
NEFSin HEVESiHUu!”yUyUmmm!.


ResimZEVK4979


Yedi DİLLi =>DİLLi DüDük.. =>=saFÎ Toprak TencereyiM,
Gönlüm GÜVEÇ GüzeLLere.. FECRe FEREC-PencereyiM,
PerişÂN-Pejmurde=>seFÎL SıRR-ı SıFıR.. =>sen ÖYLe BİL,
=>KISSıldı SeSim =>ERENLer! =>ZiKr-i ERRe HançereyiM!..


06.07.12 18:26
brsbrs.. tktktrstkks…

DEdi DOst!...


Güveç.: toprak tencerede-fırında yapılan nefis bir türlü türüdür ki, MuhaMMedî Me-LÂ-Me-tte AV, AVcısın etinden yapar da kendine yedirirmiş miş..miş..
FECR.: karanlıklara, İslah-İflah AYYdınlığın şafak SÖKümü..
FEREC.: ANlatılmaz-ANlaşılmaz ÖZel dertlerin-çıkış kapısı ve Kördüğümlerin ÇÖZüm çilesi…
ZiKr-i ERRe.: boğazda halinde taMM sınırda-hançerede-gırtlakta hırıltı-inilti HÂLinde zikrediş.

MuhaMMedî Me-LÂ-Me-tte AHMeDî YeSeVî kaddesallahu sırrahu ile meşhur olmuştur.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ZiKR-i EZiZi de budur hamdolsun..

Resim---Muttârif bin Abdullah bin Eş-Şihhir babasından naklen diyor ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i namaz kılarken gördüm: göğsünde ağlamaktan meydana gelen ve tıpkı değirmen iniltisi (sesi) gibi bir inilti (eziz) vardı.”

(Ebu Dâvud, Sünen, Salât 157-904)

Resim

SubhÂNeke ALLAHumme ve bi hamdike,
eşhedu en Lâ iLâhe ente vahdeke Lâ şerike Leke estağfiruke ve etûbu iLeyke veLhamduLiLLaHi RaBBu’l- ÂLeMîN..


Resim ''ALLAHumme salli ve sellim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike (MuhaMMedîyyeti) ve
Nebîyyike (MahMudîyyeti) , ve
RasûLike (AhMedîyyeti) ve
Nebiyyî'l-Ummiyyi (HabBiBâyyeti) ve aLâ âLihi, EHL-i BEYtihi ve Sahbihi ve ÜMMetihi... ''

bî-RAHMetike yâ Erhame'r- Rahîmiyn!
bî-RAHMetike yâ Erhame'r- Rahîmiyn!
bî-RAHMetike yâ Erhame'r- Rahîmiyn!.
İrhamNÂ yâ RABBBeNâ ceLLe ceLÂLihuu!..

Rabbenâ yessir velâ tuassir! (Rabbımız kolaylaştır, zorlaştırma)
Rabbenâ temmim bi'L- Hayrünâ!.. (Rabbımız hayrımızı tamamla!..)

Ey EzeLî-Ebedî Hayrı ve Birr-u-İhsânı boL ve sonsuz ve Şânı Yüce OLan RABB’imiz!.
RaSûLuLLAH SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimizin şu DUÂsını BİZim için de kabuL buyurİnşâe ALLAHu teÂLâ!.:

ALLAHumme İslâh ÜMMet-i MuhaMMed,
ALLAHumme Ferec ÜMMet-i MuhaMMed,
ALLAHumme İrham ÜMMet-i MuhaMMed Rahmeten AMMeten!

ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMed’i İsLâh et!
ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMed’e Ferec ver! (çıkış yoLu, kurtuLuş sebebi)
ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMed’e Merhâmet et! UMûMen hepsine Yâ RABB’imiz
!.

ALLAHı Zü'l-Celâlin saLât seLâmeti seLâmi keLâmi ve meLâmı cÜMMLemizin HAKk ve HAYR Üzerimize OLsun!. İnşâe ALLAH!.


Âmin yâ Latîf ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ VeDÛD ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Vehhâb ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Settâr ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..

ÂMiNe yâ MuÎn!.
Yâ RaBBu’l-ÂLemîn!.
Yâ RAHMetenLi’L- ÂLemîn!.

Ve'l-HaMduliLLÂhiraBBu’l-ÂleMîNN!.


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4947
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen Gul »

Resim

GAVSı AZAM ABDULKADİRi GEYLANî
kaddasallahu sırrehu'nun DOSt DUÂSı..


TÜRKÇESİ.:
ALLAHümme’gfir ÜMMeti MuhaMMedin.
ALLAHümme’rham ÜMMeti MuhaMMedin.
ALLAHümme’nsur ÜMMeti MuhaMMedin.
ALLAHümme’hfaz ÜMMeti MuhaMMedin.
ALLAHümme’cmag ÜMMeti MuhaMMedin.
ALLAHümme’slih=>ÜMMeti MuhaMMedin.
ALLAHümme FEREC an ÜMMeti MuhaMMedin.


MÂNÂSI.:
ALLAHım!. ÜMMet MuhaMMed’i BağışLa ve Afv EYyLe!.
ALLAHım!. ÜMMet MuhaMMed’e Mi MERHAMeti EYyLe!.
ALLAHım!. ÜMMet MuhaMMed’i GaLib Kıl Yardım EYyLe!.
ALLAHım!. ÜMMet MuhaMMed’i LütfunLa Muhafaza EYyLe!.
ALLAHım!. ÜMMet MuhaMMed’i BİZ BİR-İZ Cemâatı EYyLe!.
ALLAHım!. ÜMMet MuhaMMed’i İsLâh EYyLe!. Ve İfLah EYyLe!.
ALLAHım!. ÜMMet MuhaMMed’e ŞaşkınLıktan Hakka ve Hayra Bir FEREC/ÇIKış YOLu EYyLe!.


Resim

ResimKUL İHVÂNİ 41/a SALÂVÂT-ı ŞERÎFE ŞERHi.:

ResimEs-Selâmu aleykum ve Rahmetullâhi ve Berekâtuhu.

EÛZU BİLLÂHİ MİNE'Ş-ŞEYTÂNİ'R-RACÎM
Bİ'SMİ'LLÂHİ'R-RAHMÂNİ'R-RAHÎM..

İstiğfar AntivirüsüMüz:
Subhaneke allahümme ve bi hamdike, eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve’etubileyke!
Ve'l-HaMduliLLÂhiraBBu’l-ÂleMîNN!.

Ya RaBBulâlemin, ya Rasûllallah sallallahu aleyhi ve sellem istecertu!.
ALLAH! ALLAH! ALLAH! RaBBî lâ uşrike bî şeyin!
Ve Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billlahi'l- Aliyyi'l- Aziym!.
Es salâtu ve’s- selâmu aleyke Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
!.

Nakşî Tarikatı kollarının kemâl kavşağı olan, Şam'da Salihiye Tepesinde medfûn bulunan ve maddî ve mânevî tahsilini Bağdad'da yaptığı için Bağdadî diye anılan Muhammedî Mürşid Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin salâvâtı:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


Resim

TÜRKÇESİ.: (3 defa okunur)
"ALLAHümme salli alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âli seyyidinâ MuhaMMedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîra."(Ücüncüsünde kesîran ile okunur)
"ALLAHümme salli alâ seyyidinâ MuhMMedin ve alâ âli Seyyidinâ MuhaMMedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra..


MÂNÂSI.:

ALLAH'ım! Efendimiz MUHAMMED (salallahu aleyhi ve sellem)'e ve Efendimiz MuhaMMed (salallahu aleyhi ve sellem)'in ailesine; dert çekenlerin (devâ dileyen çağırıcıların) ve devâ (çâre) lerinin tümü adedince salât-ü-selâm et. O'na ve onlara çok çok (çokça) bereket ver ve selâmlar et!.

MevLânâ HaLid-i Bağdadî Hazretlerinin İstigasesi.:
(ALLAHu zü'L-CELÂL'e sığınması).:


Resim

TÜRKÇESİ.: (3 defa okunur).:
Bismillâhirrahmânirrahîm
"Yâ Hayyu Yâ Kayyûm!. Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm!. Yâ ALLAHu bike tâhassentü ve bi abdike ve Resûlîke Seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedîn Sallallahu Tealâ aleyhi ve sellime istecertü. ALLAHümme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l-izâmi ve melâiketike'l-kirâmi ve Resûlîke aleyhim eftalü's-salavâti ve etemmü's-selâmi. Ente'l-mahnî bilemhati ehl-i Bedrin velâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke â RABB!."


MÂNÂSI.:
Yâ Hayyu Yâ Kayyum! Yâ Zü'l- CeLâLî ve'l-İkrâm!. Yâ ALLAH!. Sana sığındım (siper edindim) ve Senin kulun ve Resûlün Seyidimiz ve Efendimiz MuhaMMed Sallallahu Tealâ Aleyhi Vesselleme (teslim ve tâbi' olup) boyun eğdim! ALLAH'ım! Yâ Rahmân yâ Rahîm Senden Azîm isimlerin, keremli meleklerin ve Salâvâtların en fazîletlisi ve selâmların en tamı kendisine olan Resûlün ile (yüzü suyu hürmetine) istiyorum! (ki) Beni imtihan eden (deneyici-sınayıcı) Sensin, Bedir Ehlini bir lemhada (göz açıp kapayıncaya kadarlık sürede) bir üfürüşle (merhametle hayat verişle) mahvolmaktan (silinip yok olup gitmekten) kurtardığın gibi; onların Senin üzerindeki (hatırı) hakları hakkı için, onlara olan rahmet üfürüşünle (imdat edişinle) bana da üfür ve hayat ver (meded kıl) Yâ RABBi!

ALLAHümme salli ve sellim ve bârik ala seyyidina MuhaMMedin Nûru’z- Zâtı’s- sırrı sarii’ fî cemii’l- esmai ve sıfati ve adedi dâimen ebeden kesiran mubâreken tayyiben fîh..

Es selatu ve’s- selâmu aleyke Ya seyyidi’l- evvelîne ve’l- âhirin.. elhamdülillahirabbülâlemin.

“ALLAHümme salli alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âli Seyyidinâ MuhaMMedin bi adedi küllî dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra..”
Salaten tekunu leke rıdâen Yâ Rabbülâlemin!
Salaten tekunu li hakkıke edâen Yâ Rahmetenlilâlemîn!.

Subhâneke ALLAHümme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke! Estağfirruke veetevbileyke! El hamdü lillâhi Rabbi’l-âLemîn!.

ALLAHümme inne esseluke’l- affe ve’l- afiyeh fi’d- dini ve’d- dünyayı ve’l- âhireh ALLAHümmesturnâ bi setrike’l- CemîL!.

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm Yâ zü'L-CeLâLî ve'l-İkrâm Yâ ALLAHu bike tâhassentü ve bi abdike ve Resûlîke Seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedin Sallalâhu Tealâ aleyhi ve sellime istecertü.

ALLAHümme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l-izâmi ve melâiketike'l-kirâmi ve Resûlîke aleyhim eftalü's-salavâti ve etemmü's-selâmi Ente'l-mahnî bilemhati Ehl-i Bedrin velâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke Yâ RABB!.”


Bu istiğase biliyorsunuz HâLidi Bağdâdi Hazretlerinindir.
Orda sonunda buyuyor ki Yâ RABBî!Sen, o hiç umutsuz oldukları günde, Bedir Günü'nde, Müslümanların "mahvolduk!" dedikleri Bedir Gününde,
Rasûlullah SaLLallahu aleyhi ve SeLLem Efendimiz kumların üzerine diz çöküp ellerini göğe öyle kaldırıyor ki sırtındaki ridâ düşüyor. Ebubekir Radiyallâhu Anhu.: "RaBBımız duydu Yâ Rasûlullah!" ALLAH duydu seni!i" diyor.
Böyle içten ve yürekten "Yardım et!" duâsı yaptığı "Bir göz açıp kapayıncaya kadarlık ÂNda, ne yaptıysan bize de onu yap!." buyurmakta.
HâLidi Bağdâdi HazretLeri. ALLAH HiMMetini üzerimizde var etsin âmin!.
Bize de onun izinden, inşâe ALLAH Ehl-i Bedir günündeki güzelliklerden, yardımlardan, ÂNında olanlardan, göz açıp kapayıncaya kadar olanlardan; kardeşlerimizin, ÜMMet-i MuhaMMedin ne derdi neyi varsa yardım etsin!.

ALLAHumme ıslah ummeti MuhaMMed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm: ALLAH'ım ÜMMet-i MuhaMMedi islah et!.
Hadisde yok ama ben ekliyorum hoşuma gidiyor.
ALLAHumme iflah ümmeti MuhaMMed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm: Allahım bir de bunları iflah et yâni felâha erdir..

Hadis-i Şerif ki..
ALLAHümme islah ÜMMeti MuhaMMed Aleyhissalâtu ve's-selâm!.: ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMedi islah et!.
ALLAHumme FERİCe an ÜMMeti MuhaMMed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm!.:ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMede bir FEREC-ÇIKış Kapısı ver!
ALLAHumme rahmeten AMMeh!..: ALLAHım ÜMMet-i MuhaMMedîn TÜMüne-UMÛMen merhâmet et!.

Hadisde yok ama ben ekliyorum hoşuma gidiyor:ALLAHumme iflah ÜMMeti MuhaMMed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm:ALLAHım bir de bunları iflah et yâni felâha erdir.

Bir FEREC ver..
Neyine?
Kimin ne problemi varsa; söylüyor, söylemiyor, gizliyor. Kim ne ise yâni.
Her ne derdi bir şeyi var ise, problemi var ise bunlara bir FEREC ver, bir çözüm yolu, bir anahtar bir çâre bul. FEREC ver çıkış kapısı ver!.
''ALLAHumme rahmeten AMMeh UMÛMen''; merhâmet et!.
Hepsine yâni kim ki: " İLâhe İLLâ ALLAH MuhaMMede'r- Rasûlullah!" diyorsa.
Dünyânın en kötü yerinde ise dahî. Orada da olsa ona rahmet et bir çıksın o bataktan yâni.
Çünkü biz MuhaMMedîyiz, bir rahmetçiyiz. Kimseyi yargılayamayız!.
Çıkış yolu dâima ALLAH'ın izniyle olsun diye, EHL-i MuhaMMedîleriz Hamd olsun!
ALLAHu zü'L-CeLâL her KULunu kendisi yargılayacak bize ne?!.

Rahmetenli'l- âlemin Rasûlullah SaLLallahu aleyhi ve SeLLem'den ayrılık/ayırmamak duyulmuş mu?
Asla, hiç.. katiyen! Onun için "ÜMMetimin hepisine UMÛMen!" buyuruyor zâten AMMeh!
"UMÛMen dilerim benim ÜMMetime!." buyuruyor.

"BİZ" dediğimiz MuhaMMed aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ ı DUYan ve UYanlardır. Katiyen biz ALLAH'a sığınırım. "Biz" derken bir avuç insanımızı da hâşâ kastetmeyiz.
Biz bütün ÜMMet-i MuhaMMed, kim ki Rasûlullah SaLLallahu aleyhi ve SeLLemi DUYmuş ve UYmuşsa ona diyoruz. Biz, siz, oluştan değil.
Şu Efendiler, bu Efendiler, Rasûlullah SaLLallahu aleyhi ve SeLLem'den başka bayrak çekiyorsa bize ne? Bizimki belli İnşâe ALLAH.
ALLAHu zü'L-CeLâL hepimize merhâmet etsin, rahmet etsin, HAKKta HAYRda bile etsin inşâe ALLAH!.

Halidî Bağdadî kaddesallahu sırrahu, o yüce insan Bağdad’da yetiştiği için Bağdadî.. Aslında Şamlı kendisi velîyullah..
Nasıl tek başına Hindistan’a kadar gittiği, hiçbir adressiz hiçbir şeysiz kendisini yetiştireni bulduğu, bundan sonra Halidî Bağdadî olduğu ilginçtir..
Bütün tarikatlar ondan bir çıkış noktası almak için silsilelerine yazarlar “Halidî Bağdadî’den de geçiyoruz!” diye..
Çok değerli bir Mürşid-i Kâmildir kendisi.. bir taun hastalığında torunları dahi hepsi şehid olmuştur hiç kalmamıştır. İslahiye Tepesinde yatar Şam’da..
Ve Şiirtli Muhammed Sıddık kaddesallahu sırrahu Hocamın mensub olduğu zincir Şeyhu’l- Hazîn kaddesallahu sırrahu, Ali Husameddin kaddesallahu sırrahudan öncedir zâten.
Ve en son Şeyh Şeyhu’l- Hazîn kaddesallahu sırrahu oğlu Şeyh Alâaddin kaddesallahu sırrahudur, kendisi oraya-Şam’a ziyarete gittiğinde oradaki türbedâr uyanık birisi yaşlı 90 küsur yaşında, zor kötek aşağıya kadar inmiş yaşlı insan..
Şeyh Alâaddin kaddesallahu sırrahu başlamış işte: “Efendim zahmet oldu!” O ise: “Yok, yok, sizin Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm olan atalarınıza Halidî Bağdadî kaddesallahu sırrahu çokça hürmet ederdi, onları beklerdi, gözlerdi gelsinler diye.. ben nasıl inmem aşağıya kadar!” demiştir.

Böyle bir birinden haberdâr, böyle gerçekten muhteşem insanlar, harika insanlar işte bize bu muhteşem Salâvâtı bırakmıştır…

İstigâsesi-Yalvarışı vardır biraz sonra okuruz..
İst-igâse: Meded isteyiş. Yardım istemektir.
İstigâsesi Salâvâtı bunlar gerçek hayatta yaşanmakta mı? Evet yaşanmakta, yaşanmakta yoksa “YAŞAnmayan YALANdır!”

Evet böyle gözü açık, yüreği açıklar ALLAH DOSTları var, hiç piyasa işi yapmadan kendi adına pazar kurmadan Rasûlullah SaLLallahu aleyhi ve SeLLemin İlim-Edeb-İrfÂN-ErkÂN Çizgisinden çıkmadan, insanlara şov yapmadan, HakikatHaKKı fiilen her insanın Yüreğine HakikatMuhaMMedîyyesine gösterip-İŞleyenler çok OLmuştur/OLmaktadı/OLacaktır da Hamd OLsun!..


ResimGÜL

posting.php?mode=edit&f=203&t=8096&p=76308#preview
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4947
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen Gul »

Resim

El Latîfu celle celâlihu DUÂSI

EL LÂTÎFu celle celâluhu Esmâsı ile iLgiLi;
Dertten, Kederden, Kördüğümden FEREC-ÇIKIŞ KAPIsı DUÂsı Vardır.:

Resim

Eûzu bi'llahi min eş-şeytâni'r-racîm.
Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm.

BEDENEN =>Es-salâtu ves-selâmu aleyke MuHaMMeDullah sallallâhu aleyhi ve sellem!.
NEFSEN =>Es salâtu ves-selâmu aleyke MaHMûDullah sallallâhu aleyhi ve sellem!.
KALBEN =>Es salâtu ves-selâmu aleyke HaMîDullah sallallâhu aleyhi ve sellem!.
RÛHEN =>Es salâtu ves-selâmu aleyke AHMeDullah sallallâhu aleyhi ve sellem!.
SIRREN =>Es salâtu ves-selâmu aleyke HABÎBullah sallallâhu aleyhi ve sellem!.


Resim

ARAPÇASI.:

latîfu entellezi teltifu bî-ıbâdike ve tusiluhum ilâ envâi'n- niamı ve terfuki biehli'l- hicâbî fetuhrecuhum min ğavailin nikami ve terhamu min ilticai ileyke bîrahmetike’l- amîmete ve teczibehu ile’l- envâri mine’z- zulmi ta’lemu hafiyyati’l- eşyâi ve dekaikıha ve tecudu bî-ihsânike ala ibâdike bienvâi’l- berri ve keşfi dekâikiha.
Es’eluke ALLAHumme bî-latîfi lutfike ve feyzi fazlike ve durreti bahri cudike ve kuvveti sultâni askerike ve cunudike en tec’Âleni nazıyfen fil’akvâlî ve’l- ef’alî refiykan fi'l-halî ve'l-malî verzuknî min bereketi lutfike hazzan vâfiren ve e’ınnî alâ kabuli asarî fadlike vec’al lî minhu hasemen vafiren zâhiren ve eyyedenî bî-tedbîrike lienale min bahri cûdike feyzan zâhiren inneke ente’r- rahîmu latîfu edriknî bilutfike’l- hafîyyi..


Resim

''Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn abdike (Muhammedîyyeti) ve Nebîyyike (Mahmudîyyeti) ve Resûlike (Ahmedîyyeti) ve Nebîyyûl-ümmîyyi (Habibîyyeti) ve alâ âlihi ve's-sahbihi ve EhL-i Beytihi ve ÜMMetihi.''

İnşallahurahman

Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.


TÜRKÇESİ.:

Latîf ALLAH celle celâlihu!
Sen’sin Kullarına iltifat eden karşılıksız İHSÂN eden!
Ve Sen’sin sayısız ni’metleri hasıl eden, meydana getiren!
Ve Sen’sin Perdelilerin, “Halk içinde HAKk’la OL-AN” ların Refiki-Yoldaşı!
Ve Sen’sin; musibetler, belâlar, dertler, sıkıntılar, kederler, hüzünler, felâketler, âfetler ve nikmetler olan intikamlar, öc almalardan; Yoldan çıkmış, yolunu şaşırmış azgınları selâmete çıkaran!
Ve Sen’sin Sana ilticâ edip sığınanlara her zaman, her yer ve hâlde umumen RAHMET eden!
Ve Sen’sin Zulmet Karanlıklarından NURULLAHına CEZB eden, kendine çeken!
Ve Sen’sin Eşyâ Gizlilik Sırlarını ve dakaiklerini- anlaşılması çok dikkat isteyen inceliklerini ve keyfiyetlerini bilen ve bildiren..
Ve Sen’sin Kuluna lutfen-İHSANınla, Eşyanın sayısız BeRR Gerçekliğinin ve Hakikatının Keşfini vücûda getiren ve CÛD-cömertliğini Herşey ve Herkese yağdıran el CEVVÂD ALLAH celle celâluhu!.


ALLAHım celle celâlihu!.
El Latîf celle celâlihu İsm-i Şerîfin hürmetine SEN-in LUTFundan İsterim!.


El Latîf celle celâlihu İsm-i Şerîfin hürmetine SEN-den; Fazlından- Cömertlik, İhsan, Kerem, İlim, Ma'rifet, Üstünlük, Hüner, Tefâvüt, İnayet ve Hidayetinden Feyzinin-Bolluk, Bereketini İsterim!.

El Latîf celle celâlihu İsm-i Şerîfin Hürmetine SENin Cömertlik-CÛD Denizinden, muhtaçlığımı kimselere bildirmeye meydan vermeksizin lütuf ve ihsandan bir damla İNCİ Dilerim!.

El Latîf celle celâlihu İsm-i Şerîfin hürmetine SEN-den;
SÖZlerimi ve Fiillerimi temiz, pâk ve nazik kıl diye,
HÂLime ve MALıma Refik-Yoldaş ol diye,
Madde ve Mânâda SULTANÎ Askerleriyin ve Ordularıyın güç, kuvvet ve yardımını dilerim!.


El Latîf celle celâlihu İsm-i Şerîfiyin Bereketinden SENin Lutfunla Hazan- Sevinçle, Hoşlukla, Zevkle, Saadetle, Nimet Bahtlı Nasible ve Sürurla çok çok bolca Dilerim!.

El Latîf celle celâlihu İsm-i Şerîfiyin Fazl Hediyeyesi Âtiyyesinden El Latîf celle celâlihu hürmetine Beni de Ni’metlendirmeni Dilerim!.

El Latîf celle celâlihu İsm-i Şerîfin hürmetine SEN-den Benim için El Latîf celle celâlihu İSM-i ŞERÎFiyin LUTFundan kesin olarak bir Problemlerimden, engellerimden ve Manevî saptırıcılarımdan kurtuluşumu hâlledip neticeye varmamda Zâhiren-açıkça ve bolca hidâyet kılmanı Dilerim!.
El Latîf celle celâlihu İsm-i Şerîfin hürmetine;
SEN-in Tedbirinle- Bir duamın karşılığını te'min edecek veya def' edecek yolu bulmamda başarmam için lâzım gelen hazırlık ve uygulamamda,
SEN-in CÖMERTlik DENİZİnden en feyzle-bolca ve zâhiren-açıkça NÂİL olmam ve MURADıma Ermem için,
El Latîf celle celâlihu Adınla, Beni TE’YİD Etmeni-Kuvvetlendirmeni, Sağlamlaştırmanı, Metânet vermeni, HAKk’ta Doğrulamanı, HAYR-da doğru çıkarmanı ve Desteklemeni İsterim-Dilerim-DUÂ Ederim!.
Kesinlikle ve Şüphesiz ki Er RAHÎM ALLAH celle celâlihu SENsin!.


El Latîf celle celâlihu!.
En Derekede-Dipteyim ve Doruk’a çıkarmanı- DUÂmı DUYmanı-Yardım etmeni El Hafî celle celâlihu İsminle lutfundan Dilerim-DUÂ Ederim, RABBu’l-Âlemîn ALLAH-ımız celle celâlihu!.


Resim ''ALLAHumme salli ve sellim ve bârik aLâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike (MuhaMMedîyyeti) ve
Nebîyyike (MahMudîyyeti) , ve
RasûLike (AhMedîyyeti) ve
Nebiyyî'l-Ummiyyi (HabBiBâyyeti) ve aLâ âLihi, EHL-i BEYtihi ve Sahbihi ve ÜMMetihi... ''

ALLAHı Zü'l-Celâl'in SaLât SeLâmeti SeLâmi KeLâmi ve MeLâmı cÜMMLemizin HAKk ve HAYR Üzerimize OLsun!. İnşâe ALLAH!.


Âmin yâ Latîf ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ VeDÛD ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Vehhâb ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ Settâr ALLAH celle celâluhu
Âmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..

ÂMiNe yâ MuÎn!.
RaBBu’l-ÂLemîn!.
RAHMetenLi’L- ÂLemîn!.

Ve'l-HaMduliLLÂhiraBBu’l-ÂleMîNN!.


ResimGÜL
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

239-)SÂHİBü’L- HÜCCET sallallahu aleyhi vesellem.

SÂHİBü’L- HÜCCET sallallahu aleyhi vesellem.:
ALLAHu zü’L- CeLÂL’in => Akl-ı Silm SâhibLeri için =>Yüce EMÂNeti olan Kur’ÂN-ı Kerîm’in Hücceti ve Şâhidi =>İsmetin Menba’ı ve SÂHİBİ OLAN ReSûLuLLAH
sallallahu aleyhi vesellem..



Resim HÜCCEt=>sözlükte “delil, burhan, senet” anlamına gelen hüccet (çoğulu hücec) “bir davanın sıhhatine delâlet eden şey” demektir..

Hacc.: Kasdetmek. Muârazada delil ve bürhan ile galip olmak. Bir yere çok tereddütle varıp gelme. Şâyan-ı tâzim bir şeye teveccüh. Bir şeyden feragat etmek.
Hacîc.: (Hâcc. c.) Hacılar. Hüccet getirenler..
Hücec.: (Hüccet. c.) Deliller, senedler, vesikalar.
Hüciyyet.: İhticaca salih olma. Delil sayılabilme, sağlam delil kabul edilir olma.

Muhâcce.: (Hüccet. den) İddiâ edip münakaşa ederek deliller ve hüccetler gösterme. İsbatlar gösterme.
İhticâc.: (c.: İhticacat) Delil, vesika, şahit göstermek. Münâzaa ve mürâfaada hüccet ve delil göstermek. Bir mes'elenin şüphesizliğini delillerle isbat etmek..
İhticâcacen.: Delil, şahid ve vesika gösterme yoluyla..

Hüccet.: Senet. Vesika. Delil. Bir iddiânın doğruluğunu isbat için gösterilen resmi vesika. tutanak, belge, mahkemede delil. Şâhid..

Hüccetü’l-İslâm.: İslâmın delili, hücceti..
Hüccet-i Katı’a.: f. Kat'i delil. Bir şeyin doğruluğunu şeksiz, şüphesiz isbata vesile olan..
Hüccet-i Müsbite.: Bir şeyin isbatında delil olan hüccet..

Hüccet.: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in yarattığı her şey/herkese KULLarının âdil davranması için AKLî/nAKLî VERiLerdir. HAKk TeÂLÂ’ın kullarına zulmedenin onlar adına dâvâcısı ALLAHu zü’L- CeLÂLdir. ALLAH celle celâlihu da bir kimsenin hasmı oldu mu, artık o kimsenin tutunabileceği bütün HüccetLer =>BâtıLdır ve KuDReTuLLÂH karşısında bir te’siri yoktur..

HÜCCEt =>Arapça "H-C-C" kökünden gelen "huccat".:

Ezherî, buna huccet denmesinin sebebini, kendisine yönelmek olarak izâh etmektedir..
(Ezherî, Tehzîbü’l-Luga, III, 390; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, II, 228.)

Mecelle’de, “Beyyine, Hüccet-i Kaviyye demektir” (md. 1676)

Hüccet.: Burhan, delil, senet, belge, fatura, seçkin âlimlere verilen ünvân. Çoğulu hucec ve hıcâctır.
Hüccet.: "İleri sürülen bir görüşün doğruluğuna delâlet eden, onu kuvvetlendiren şey" Bu şey aynı zamanda iki zıt şeyden birisinin geçerliliğini de gerekli kılar. "Delil" ile aynı anlamı taşıdığı da söylenir..
(Cürcânî, Ta'rifât, s. 82; Isfahânî, Müfredât, s. 155).

Hüccet- Delil- Burhan kelimeleri benzer anlamlıdır.:
Delil.: Doğru yolu gösteren, meçhulü keşfetmekte ve malumun sıhhatini ispat etmekte vasıta ve âlet ittihaz olunan hususlar demektir.
Hüccet.: Bir iddianın doğruluğunu ispat için gösterilen resmi vesika ve senet demektir.
Burada hüccet, nesne ve vasıta makamındadır. Delil ise nesne ile yani hüccet ile elde edilen aklî ve zihnî çıkarımlardır. Yani hüccet el ile tutulur gözle görülür bir vesika iken, delil daha ziyâde zihinde ve akıldaki önermeler ve hükümlerdir..
Burhan.: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet demektir. Deliller içinde de kuvvet makamları vardır ki, burhan deliller içinde kuvvetli bir makamı ifade ediyor. Burhan, inkarı kabil olmayan kuvvetli delil demektir..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hadis-i Şerîflerinde; "hüccet, hacîc, muhâcce." ve "ihticâc." tâbirleri geçmektedir.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Mûsâ aleyhisselâm ile Âdem aleyhisselâm'ın kader konusunda tartıştığını (muhâcce) ve Âdem aleyhisselâm'ın Mûsâ aleyhisselâm'ı mağlûb ettiğini açıklamıştır.
(Buhârî, "Enbiyâʾ", 31, "Tevḥîd", 37; Müslim, "Ḳader", 13-15)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: Amcası Ebû Tâlib'e Kelime-i Tevhidi söylemeyi telkin edip ALLAH celle celâlihu nezdinde bununla “ihticâc”da bulunabileceğini bildirmiştir.
(İ. Ahmed, Müsned, V, 433)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem. itaatten ayrılan kimsenin kıyamet gününde hüccet sâhibi olamayacağını buyurmuştur.
(İ. Ahmed, Müsned, II, 70).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, cennetle cehennem arasında bir tartışmanın (muhâcce) vuku bulacağını bildirmiştir.
(İ. Ahmed, Müsned, II, 314)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: ''Abdest imanın yarısıdır. Elhamdulillah mizânı doldurur. Subhanallah ve'l-hamdulillah da göklerle yer arasını doldururlar -yahut doldurur-, namaz bir nûrdur, sadaka bir burhandır, sabır bir ışıktır, Kur’ÂN senin lehine ya da aleyhine bir hüccettir. Bütün insanlar sabah gider ve nefsini satar. Bu sebeble ya onu hürriyetine kavuşturur (azâd eder) yahut onu helâke götürür. '' buyurdu.
(Ebu Mâlik el Eş’arî radiyallahu anhu’dan; Müslim, "Tahâret", 1; Tirmizi, 3517; Tuhfetu'l-Eşraf, 12167),

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Ben de sizin gibi bir insanım. Siz dâvâlarınızın halli için bana geliyorsunuz. Bâzınızın HÜCCET yönüyle, diğer bâzısından daha iknâ edici olması sebebiyle ben, dinlediğime istinâden onun lehine hükmedebilirim. Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem (bilsin ki), onun için cehennemden bir ateş parçası kesmiş olurum.” buyurmuştur.
(Buhârî, Şehâdât 27, Mezâlim 16; Müslim, Akdiye 5)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Temizliğini tam yapıp, vakitlerine uyarak beş vakit namaza devâm eden kimseye o namaz kıyâmet gününde NÛR, HUCCET ve DELÎL olur. Kim namazı zâyi ederse, Fir'avn ve Hâmân ile haşrolur.” buyurmuştur.
(İ. Ahmed bin Hanbel, Müsned)

Elli dört farzdan biri de Kur’ÂN-ı Kerîm’i huccet, tutmak, O'nun hükmüne râzı olmaktır.. (Muhammed bin Kutbüddîn İznikî)

Resim
HÜCCEt =>Kur’ÂN-ı Kerîmde HÜCCet.:

HÜCCEt=>Hüccet-i Bâliğa.: Kemâl bulan, hedefe ulaşan asıl delil. ALLAH'a mahsus olup buna karşı getirilen hüccetler boştur ve O'nun hakkında tartışmaya girişilmemelidir..


قُلْ فَلِلّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
Resim---“Kul fe lillâhi’l- huccetu’l- bâligah (bâligatu), fe lev şâe le hedâkum ecmaîn (ecmaîne).: De ki: “Artık en kuvvetli (kesin, sağlam ve maksada ulaştıran) delil, ALLAH'ındır. Öyleyse eğer O (ALLAH) dileseydi, elbette sizin hepinizi hidâyete erdirirdi.” (En'âm 6/149)

HÜCCEt=>İhticâc-delil getirmek oLarak.:

رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Resim---“Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun ba’der rusul(rusuli). Ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).: (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra ALLAH'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve ALLAH, AZÎZ'dir, HAKÎM'dir.” (Nisâ 4/165)

HÜCCEt=>Muarızın/Karşı gelenin delilini reddedip ona üstün gelmek için tartışmaya girişmek oLarak.:

فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَقُلْ آمَنتُ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِن كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Resim---“Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr(masîru).: (Ey Rasûlüm) İşte bunun için, artık sen onları davet et. Ve emrolunduğun gibi istikamet üzere (ALLAH'a doğru) ol. Ve onların heveslerine tâbî olma. Ve onlara de ki: “ALLAH'ın kitaptan indirdiği şeye îmân ettim. Ve sizin aranızda adil (adaletli) olmakla emr olundum. ALLAH, sizin de RABBiniz bizim de RABBimiz. Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size. Sizinle bizim aramızda bir huccet (çekişme) yoktur. ALLAH, bizi bir araya toplayacak. Ve dönüş, O'na (ALLAH'adır).” (Şûrâ 42/15)

HÜCCEt=>Kur’ÂN-ı Kerîm'de bu kelime “hüccet” kalıbının dışında, "hâce", "hâcec" ve "hâcce" gibi benzer kalıplarda toplam olarak 33 âyette geçmektedir. Bunlardan 13’ünde İsIâm'ın Beş Esasından birisi olan "Hac" ibâdeti (Bakara, 2/89, 196 ve 197) bir yerde de; "yıl" anlamında kullanılmıştır (Kasas, 28/27) Bu sonuncuların konumuzla fazla ilgisi yoktur..

HÜCCEt=>Geriye kalan 19 yerden 11’inde daha çok "hâce" ve "hâcec" kalıplarında "tartışma" ve "delil getirme" anlamlarında kullanılmıştır.:


يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا أُنزِلَتِ التَّورَاةُ وَالإنجِيلُ إِلاَّ مِن بَعْدِهِ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ
Resim---“Yâ ehlel kitâbi lime tuhâccûne fî ibrâhîme ve mâ unziletit tevrâtu vel incîlu illâ min ba’dih(ba’dihî), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).: Ey Kitab ehli! Hz. İbrahim hakkında nasıl tartışıyorsunuz ki; Tevrat ve İncil ondan önce indirilmedi ki (ondan sonra indirildi). Hâlâ akıl etmiyor musunuz?” (Âli İmrân 3/65)

هَاأَنتُمْ هَؤُلاء حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُم بِهِ عِلمٌ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---“Hâ entum hâulâi hâcectum fî mâ lekum bihî ilmun fe lime tuhâccûne fî mâ leyse lekum bihî ilm(ilmun), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).: İşte siz busunuz. Kendisine dair ilminiz olmayan bir şey hakkında tartıştınız. Artık bilginiz olmayan bir şey hakkında siz niçin tartışıyorsunuz? Ve ALLAH bilir ve siz bilmezsiniz.” (Âli İmrân 3/66)

وَحَآجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ
Resim---“Ve hâccehu kavmuh(kavmuhu), kâle e tuhâccûnnî fîllâhi ve kad hedân(hedâni), ve lâ ehâfu mâ tuşrıkûne bihî illâ en yeşâe RABBî şey’â(şeyen), vesia rabbî kulle şey’in ilmâ(ilmen), e fe lâ tetezekkerûn (tetezekkerûne).: Ve kavmi onunla tartıştı. “(Rabbim) beni hidayete erdirmişken, ALLAH hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ona ortak koştuklarınızdan, RABBimin bir şeyi dilemesi hariç ben korkmam. RABBim ilmiyle herşeyi kuşatmıştır. Hâlâ tezekkür etmez misiniz?” dedi.” (En'âm 6/80)

وَإِذْ يَتَحَاجُّونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفَاء لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًا مِّنَ النَّارِ
Resim---“Ve iz yetehâccûne fîn nâri fe yekûlud duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ nasîben minen nâr (nâri).: Ve onlar ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar kibirlenenlere: "Gerçekten biz size tâbî olduk. Şimdi siz, ateşten nasibimizi bizden giderebilir misiniz?" derler.” (Mü'min 40/47)

HÜCCEt=>Bizzât, "huccet" kalıbının kullanıldığı 8 âyetten birisinde, "tartışma" anlamında.:

فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَقُلْ آمَنتُ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِن كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Resim---“Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr(masîru).: (Ey Rasûlüm) İşte bunun için, artık sen onları davet et. Ve emr olunduğun gibi istikamet üzere (ALLAH'a doğru) ol. Ve onların heveslerine tâbî olma. Ve onlara de ki: “ALLAH'ın kitaptan indirdiği şeye îmân ettim. Ve sizin aranızda adil (adaletli) olmakla emrolundum. ALLAH, sizin de RABBiniz bizim de RABBimiz. Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size. Sizinle bizim aramızda bir huccet (çekişme) yoktur. ALLAH, bizi bir araya toplayacak. Ve dönüş, O'na (ALLAH'adır).” (Şûrâ 42/15)

HÜCCEt=>Diğer âyetlerde ise "Delil ve Burhan" anlamında kullanılmıştır.: Bakara, 2/150; Nisâ, 4/165; En 'âm, 6/83,149; Şûrâ, 42/16; Câsiye, 45/25..

وَتِلْكَ حُجَّتُنَا آتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَّن نَّشَاء إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve tilke huccetunâ âteynâhâ ibrâhîme alâ kavmih (kavmihî), nerfeu derecâtin men neşâ’(neşâu), inne RABBeke hakîmun alîm (alîmun).: Ve işte bunlar, İbrâhîm'e, kavmine karşı verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimiz kimselerin derecelerini artırırız. Muhakkak ki; senin RABBin hakîm (hükmün ve hikmetin sahibi)dir, alîmdir (en iyi bilendir).” (En'âm 6/83)

قُلْ فَلِلّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
Resim---“Kul fe lillâhi'l- huccetul bâligah (bâligatu), fe lev şâe le hedâkum ecmaîn (ecmaîne).: De ki: “Artık en kuvvetli delil, ALLAH'ındır. Öyleyse eğer O (ALLAH) dileseydi, elbette sizin hepinizi hidayete erdirirdi.” (En'âm 6/149)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12098
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: RASÛLULLAH (sav) in İSM-i ŞERİFLERİ:

Mesaj gönderen kulihvani »

ResimHÜCCET.: “Şüphelerini gidererek mâzeretleri ortadan kaldıran delîl” demektir.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in İçinde Yaşadığımız KULLuk ÂLeMinde =>Sonsuz HüCCetLer-DeLiLLerden sonra Şirk ve Küfür Ehlinin ALLAH celle celâlihu’ya karşı söyleyecek tek sözü.: “Eşhedü en Lâ İLâhe İLLâ ALLAH ve Eşhedü enne MuhaMmede’r-ResuLuhu ve Adbduhu.”dur..

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in KuLLarı Üzerindeki HÜCCETi.;

1-) MİSÂK.: ALLAHu zü’L- CeLÂL’nın RABBLiğinin kabulüne dâir kulların ruhlarından alınan ikrâr ve şirk koşmamak üzere verilen sözdür.:


وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---“Ve iz ehaze RABBuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu biRABBikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevme’l- kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn (gâfilîne).: Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin RABBin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şâhid tuttu. (ALLAHu TeALÂşöyle buyurdu): “Ben, sizin RABBiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim RABBimizsin), biz şâhid olduk.” (A’râf: 7/172)

أَوْ تَقُولُواْ إِنَّمَا أَشْرَكَ آبَاؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِّن بَعْدِهِمْ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ
Resim---“Ev tekûlû innemâ eşreke âbâunâ min kablu ve kunnâ zurriyyeten min ba’dihim, e fe tuhlikunâ bimâ fealel mubtilûn (mubtilûne).: Veya fakat daha önce babalarımız da şirk koştu ve biz onlardan sonraki nesiliz. Hal böyle iken bâtılla amel edenlerin yaptıklarından dolayı mı bizi helâk edeceksin?” dersiniz diye.” (A’râf: 7/173)

وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Resim---“Ve kezâlike nufassılul âyâti ve leallehum yerci’ûn (yerci’ûne).: Ve işte böyle âyetlerimizi ayrı ayrı açıklıyoruz ki; böylece onlar, (ALLAH'a) dönsünler diye.” (A’râf: 7/174)

Resim---Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “ALLAH celle celâlihu, cehennemlik arasında azâbı en hafif olana.: “Dünyâ ve içindekiler senin olsaydı onu fidye olarak verir miydin?.” buyuracak. Kâfir.: “Evet!.” diyecek. ALLAH celle celâlihu.: “Âdemin sülbündeyken BEN senden bundan daha kolayını şirk koşmamanı ve seni cehenneme koymamamı istedim. Ama sen şirk koşmaktan başkasını kabul etmedin!.” buyuracak.” buyurmuştur.
(Buhârî (3334); Müslim (2805)…)

2-) FITRAT.: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in mahlûkatı kendisini bilip tanıyacak, idrak edecek bir hal ve kabiliyet üzere yaratmasıdır.:

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Resim---“Fe ekim vecheke li’d- dîni hanîfâ (hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh (halkıllâhi), zâlike’d- dînu’l- kayyimu ve lâkinne eksere’n- nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, ALLAH'ın hanif fıtratıyla ki; ALLAH, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. ALLAH'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.” (Rûm 30/30)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Her doğan mutlaka fıtrat üzerine doğar. Sonra anne ve babası onu Yahûdî, Hıristiyan veya Mecusî yapar.” buyurmuştur.
(Buhârî (6599); Müslim (2658)…)

3-) AKIL.:BiLgiyi kabule hazır olan güçtür.:

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ
Resim---“Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh (iznillâhi), ve yec’alur ricse alellezîne lâ ya’kılûn (ya’kılûne).: Ve ALLAH'ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü'min olması (mümkün) olamaz. Ve (ALLAH), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap) verir.” (Yûnus 10/100)

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
Resim---“Tekâdu temeyyezu mine’l- gayz (gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr (nezîrun).: (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.” (Mülk: 67/8)

قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ
Resim---“Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr (kebîrin).: Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve ALLAH hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.” (Mülk: 67/9)

وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ
Resim---“Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbi’s- saîr (saîri).: Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.” (Mülk: 67/10)

4-) RİSÂLET.:ALLAHu zü’L- CeLÂL’in vahyini insânlara ulaştırmaları için peygamberlerini görevlendirerek göndermesidir.:

رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Resim---“Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne li’n- nâsi alâllâhi huccetun ba’der rusu l(rusuli). Ve kânallâhu azîzen hakîmâ (hakîmen).: (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra ALLAH'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve ALLAH, Azîz'dir, Hakîm'dir.” (Nisâ 4/165)

ALLAHu zü’L- CeLÂL, her ümmete bir peygamber yahut peygamberin dâvetini yayan bir kimse göndermiş ve HÜCCETini ikâme etmiştir.:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Resim---“Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibû’t- tâgût (tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhi’d- dalâleh (dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetu’l- mukezzibîn (mukezzibîne).: Andolsun, biz her ümmete.: "ALLAH'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine ALLAH hidâyet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” (Nahl 16/36)

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ
Resim---“İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîrâ (nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr (nezîrun).: Muhakkak ki Biz seni, hak ile müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik. İçinden bir nezir gelip geçmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur.” (Fâtır 35/24)

ALLAHu zü’L- CeLÂL, cennetle müjdeleyici ve cehennem ile de korkutucu rasûl göndermeden hiçbir kavme azâb etmemiştir. Azâb ancak Risâlet HÜCCETi kendilerine geldiği halde ondan yüz çevirenler içindir.:

مَّنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً
Resim---“Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih (nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ (resûlen).: Kim doğru yola gelirse sırf kendi iyiliği için gelir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez. Biz bir Peygamber göndermedikçe, hiç kimseye azâb edecek değiliz.” (İsrâ 17/15)

Şirk işleyen kimseye “müşrik”, küfür işleyenin de “kâfir” hükmü verilmesi, risâlet HÜCCETinden önce de sâbit olan bir hükümdür.:
ALLAHu zü’L- CeLÂL şöyle buyurmaktadır.:


لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ
Resim---“Lem yekunillizîne keferû min ehlil kitâbi vel muşrikîne munfekkîne hattâ te’tiye humu’l- beyyineh (beyyinetu).: Kitab Ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine beyyine (açık delil) gelinceye kadar (küfürlerinden) ayrılacak değillerdir.” (Beyyine 98/1)

وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْلَمُونَ
Resim---“Ve in ehadun mine’l- muşrikînestecâreke fe ecirhu hattâ yesmea kelâmallâhi summe eblighu me'menehu, zâlike bi ennehum kavmun lâ ya'lemûn (ya'lemûne).: Ve eğer müşriklerden birisi senden yardım isterse, o taktirde, ALLAH'ın kelâmını işitinceye kadar onu himaye et. Sonra onu emin olduğu yere ulaştır. İşte bu, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.” (Tevbe 9/6)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Kur’ÂN-ı Kerîm ile birlikte gönderilmesiyle Risâlet HÜCCETi artık kıyâmete kadar tüm insânlık için gerçekleşmiştir.:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Resim---“Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n- nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne eksere’n- nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Ve Biz, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe' 34/28)

Bu ümmet içindeki şirk koşanları ehli kitâba benzetmek büyük bir sapıklıktır. Zîrâ ehl-i kitâbın, ehli kitâb olmaları dînlerinin nesh ve kitâblarının da tahrif olmasıdır. Bizim dînimiz İslâm ise kıyâmete kadar tek dîn olarak göndermiştir. ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur’ÂN-ı Kerîm’i indirmiş ve onu korumayı da kendi üstüne almıştır.:

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Resim---“İnnâ nahnu nezzelne’z- zikre ve innâ lehu le hâfizûn (hâfizûne).: Muhakkak ki zikri (Kur'ÂN-ı Kerim'i), BİZ indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka BİZiz.” (Hicr 15/9)

ALLAHu zü’L- CeLÂL, HÜCCETlerini ikâme etmiştir. Bu sebeble şirk ve küfür üzere ölenleri asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları ise dilediği kimseler için affeder.:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
Resim---“Yâ eyyuhân nâsuttekû RABBekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ (nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî ve’l- erhâm (erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ (rakîben).: Ey insanlar, RABBiniz'e karşı takvâ sahibi olun. O ki, sizi bir tek nefsten (Âdem aleyhis selâm'dan) yarattı. Ve ondan zevcesini yarattı ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yaydı. Ve O'nunla (O'nun adı ile) birbirinize dilekte bulunduğunuz ALLAH'a karşı takvâ sahibi olun ve rahimlerden (akrabalık haklarından) sakının. Muhakkak ki ALLAH, sizin üzerinizde murakıbtır (sizi kontrol edendir).” (Nisâ: 4/48)

وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا
Resim---“Va’budûllâhe ve lâ tuşrikû bihî şeyen ve bil vâlideyni ihsânen ve bizi’l- kurbâ ve’l- yetâmâ ve’l- mesâkîni ve’l- câri zi’l- kurbâ ve’l- câril cunubi ve’s- sâhıbi bil cenbi vebni’s- sebîli, ve mâ meleket eymânukum. İnnallâhe lâ yuhıbbu men kâne muhtâlen fehûrâ (fehûran).: Ve ALLAH'a kul olun. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ve ana-babaya, akrabaya, yetimlere, miskinlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa (eşlere), yolda kalmışa ve elinizin altında sahip olduklarınıza (köleye, câriyeye, işçilere) ihsanla davranın. Muhakkak ki ALLAH, kibirli olan ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisâ: 4/36)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Osman b. Maz’un radiyallahu anhu’ya.: "Âilenin senin üzerinde hakkı vardır. Misâfirinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır" buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Tatavvu, 27.)

Resim
Cevapla

“Divanında Muhammedi Tasavvuf” sayfasına dön