İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Rasulullah (sav) Efendimizin örnek kişiliği, hayatı ve davranışları.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

ABDÜLHÂLİM Ebu ŞAKKa
(MısırLı.. Araştırma-İnceleme-İslam.. İslâm Hukukuçusu..Sadece İLİMLe Uğraşmıştır..)


Resim

ÜSTAD MUHAMMED El-GAZÂLÎ'nin TAKDİMi.:
(d. Mısır/Buhayre1917-ö. 9 Mart 1996 Medine 1996.. Fıkıh, Hadis, Din Bilgini.)

Bu kitabın asırlarca önce çıkmasını ve kadının İslâm toplumundaki gerçek konumunun doğru bir yaklaşımla ortaya konmasını çok isterdim. Müslümanlar, kadın konusunda, İslam'ın koyduğu ilkelerden saptılar. Kaynağı bulanık rivâyetlere i’tibar ettiler. Bunlar, ya uydurma yahut da ona benzer hadislerdi. Bu rivâyetler, müslüman kadını kör câhilliğe, gaflete, din ve dünyasından uzaklaşmaya şevketti. Buna göre kadının tahsil görmesi günah, mescide gitmesi ise sakıncalıydı. Onun, müslümanların gündeminden haberdar olması ya da bugünle ve yarınla ilgilenmesi akla dahi gelemezdi. Kadınların horlanması yaygın bir anlayış haline gelmişti. Maddî ve mânevî haklarının ellerinden alınması yerleşmiş bir gelenekti. Daha üç yıl kadar önce hatibin biri, çağımıza hiddetlenerek şöyle diyordu.: "ALLAH, kadının, üç durum dışında dışarı çıkmadığı günleri mübârek kılsın. Bunlar, annesinin karnından dünyaya, babasının evinden kocasının evine ve oradan da kabirlerin e çıkardı."
Dedim ki.: "Hayır, ALLAH o günleri mübârek kılmasın! Ümmet o günleri bir daha görmesin. O günler câhiliyye günleridir; İslâm'ın değil. O günler, kör taassubun hakim olduğu günlerdir, sırat-ı müstakîme götüren günler değil. Maalesef İslâm Ümmeti, bu taassub yüzünden ilim, terbiye ve üretim alanlarında üçüncü dünya ülkelerinden oldu”.
Bu acı gerçekleri dile getiren yorumuma birisi şöyle itiraz etti.: "Halisâne öğüt veren bir kalbten fışkıran bu şuuru ne diye inkâr ediyorsun? Rasulullah'ın kızı Fatıma'dan rivâyet edilen şu hadis bunu desteklemiyor mu? Fatıma.: “Kadın kimseyi görmeyen ve kimsenin de kendisini görmediği kişidir.” dedi. Rasulullah, Fatıma'nın sözünü onayladı; kızını bağrına basarak, kızının kendi yolunu sürdürdüğünü imâ eden şu âyeti okudu.: “O nesiller ki, (imanda) birbirlerindendirler.” Bu, İslâm'ın beşikten mezara kadar kadına farz kıldığı bir hüküm olmaz mı?"
Dedim ki.: Hayır söz konusu hadis mevzudur. Muteber hadis kitablarında yoktur. Bu, Kur’ÂN-ı Kerim'den, sahih hadislerden, Rasulullah ve Hulefa-i Raşidin'in hayatından tevâtüren gelen bilgilere ters düşen bir hadistir. Hadis uyduranlar, kadınlara anneliği farz kılan hadisler ortaya attılar. Bu uydurmalara i’tibar edenler de kadınlara okul açmadılar. Kadınların mescide gitmesini engelleyecek hükümler uydurdular. İşte bunlar kadının dinî ve dünyevî vazifesini hayvanî/beşerî yöne hasredinceye kadar cehâletlerinde ısrar ettiler.

Bu kitab, müslümanları Peygamberlerinin sünnetine götürmektedir. Çünkü bu belgesel bir kitabtır. Müellifi ise dinine bağlı ve ulemâ sınıfından bazılarının pek sevdiği cedelden hoşlanmayan, bilgiyi yalnızca haklan üstün gelmesi için taleb eden biridir.
Birkaçı istisnâ edilirse çoğu hadisler, Buharî ve Müslim'den alınmıştır. Söylediklerime, kulak verirsen İslâmın erkeklerle kadınlar arasında çizmiş olduğu dairenin ne kadar geniş olduğunu kadının hayatıyla ilgili önemli vazifelerin neler olduğunu görürsün.
Müellif, yalnız İslâmî hakikatlerden çıkardığı sağlam ilkelerle müslümanları batı hayranlığına karşı uyarıyor ve onları modern uygarlığın içine düştüğü tehlikelerden koruyor. O uygarlık ki, olanca gücüyle bizi çepeçevre kuşatmış.
Evet. Bundan kurtulmak istiyoruz, zirâ bizi bu vahim duruma düşüren hatalarımıza yeniden dönmek için değil. Bilâkis sâlih seleflerimizi izlemek, Asr-ı Saadetin ve Hulefa-i Raşidinin aydınlık günlerine yeniden dönmek için bunu arzu ediyoruz. Bunların dışında, ne câhillerin arzu ve emellerinin, ne de yeni kuşakların uydurma değerlerinin bir kıymeti vardır.
(Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/9-10.)


M.M.M. MuhaBBetLerimLe!.

ResimGÜLResim
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim


Üstad Prof. Dr. Yusuf El-Kardavî’nin TAKDİMi.:

(d. Mısır/El-Garbiyye 9 Eylül 1926-..), Mısırlı Fıkıh Hadis din bilgini, ve Dünya Müslüman Alimler Birliği başkanı.)

Hamd ALLAH'a, salât ve selâm ALLAH''ın Rasûlüne, âline ve ashabına, ona uyanlara olsun!.
Sayısal açıdan toplumun yarısını kadınlar oluşturmaktadır. Kocasına, çocuklarına ve çevresine tesirleri açısından ise bu oran daha da yüksektir. Bu konuda şâir şöyle demiş.:
Anneler okuldur; şâyet onları iyi yetiştirir sen, Necîb bir toplum yetiştirmiş olursun sen.
Kadınların, nice kahramanın yetişmesindeki rolleri inkâr edilemez. Hukemânın bir kısmı kendilerindeki üstün vasıfları kadınlara atfederek.: "Her büyük adamın arkasında bir kadın vardır" derler.
Beri tarafta kimi filozoflar, dünyadaki fitne ve fesadın kadınlardan dolayı olduğunu söylemiş; bir kötülük gördüklerinde.: "Nedenini kadınlara sor, onlarda ara!." demişlerdir.
İnsanlar -ister geçmişte olsun, ister günümüzde- kadınları ya hüsn-ü zanla desteklemişler ya da ona düşman olmuşlardır.
Bir şâir.: “Kadınlar bizim için yaratılmış reyhandır Hepimizin reyhan koklamaya arzusu vardır!.” derken, bir başkası şunları söylemiştir.:
“Kadınlar bizim için yaratılmış şeytânlardır. Şeytânların şerrinden Allah'a sığınırız!."

Kimi düşünürler, kadınlar için güzel şarkılar yazarak, onların âile ve toplumdaki üstünlüklerini ve tesirlerini anarlar. Kimileri de kadınları simsiyah gözlüklerle görüp onları şerrin kaynağı olarak değerlendirirler.
Öyle ki sapkın bilim, kötüleri kadına nisbet ederek onu daha kötü görmüştür. Yazı yazmayı öğrenen kadına birisi.: "Beyaz benekli yılan; zehir mi istiyor?" demiştir. İşin daha kötüsü -zanlarına göre- Hz. Âdem'i "yasak meyve"den yemesine sebep kadındır. Âdem'e Allah'ın koyduğu yasağı çiğneten, Âdem'i cennetten kovdurtarak dünyaya inmesinin sebebi kadın olduğundan, kıyamete kadar insanlığın yaptığı her türlü günahı kadının omuzlarına yüklemişlerdir..

Yahudi ve Hristiyanların mukaddes kitablarında da bu töhmeti destekleyen sözler vardır. Orada da bütün suç, kadının üzerine yıkılır.
İslam ise kadına çok değer vermiştir. Çünkü o kızdır, eştir, annedir. Toplumun önemli bir üyesidir. Herşeyden önce insandır.
Erkek gibi kadın da yaptıklarından sorumludur. ALLAHu zü’L- CeLÂL'ın buyruklarına ve yasaklarına muhatabtır. Erkek gibi o da yaptığı iyi veyâ kötü amellerinin karşılığını görür. İnsanlığın başlangıcındaki ilahî teklif cennette bulunan erkek ve kadının ikisine birden indi. Nitekim âyet-i celîlede:
"Ondan dilediğiniz gibi bol bol yiyin. Şu ağaca yaklaşmayın aksi halde zâlimlerden olursunuz." buyurulur..


وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ
Resim---“Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin, ceNNette yerleşin. Oradan (oradaki yiyeceklerden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın yoksa zâlimlerden olursunuz.” (Bakara 2/35)

Kur’ÂN-ı Kerim'de -Tevrat'ın zıddına- Âdem'in günahından kadın sorumlu tutulmamıştır. Aksine ilk sorumlu olan Hz. Âdem'dir. Hz. Havva ona tâbidir. Âyet-i celîlede:
"Daha önce Âdem'den söz almıştık, verdiği sözü unuttu. Onu azimli biri olarak bulmadık."


وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آدَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا
Resim---“Ve andolsun ki Âdem (aleyhisselâm)'a ahd verdik, fakat o unuttu. Ve onu, azîmli bulmadık.” (TâHâ 20/115)

Diğer bir âyette ise:
"Âdem, Rabbinin buyruğuna karşı geldi de yolunu şaşırdı. Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve onu doğru yola iletti."
buyurulur.


فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى
Resim---“Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edeb yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, Rabbine asi oldu, böylece azdı.” (TâHâ 20/121)

ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى
Resim---“Sonra Rabbi, onu seçti. Böylece onun tövbesini kabul etti ve onu hidâyete erdirdi.” (TâHâ 20/122)

İslâm'ın nazarında kadın, ne erkeğin düşmanı ne de rakibidir. Bilâkis kadınla erkek birbirlerini tamamlayan unsurlardır. Kur’ÂN.:
"Siz birbirinizdensiniz" buyururken,


فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخْرِجُواْ مِن دِيَارِهِمْ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُواْ وَقُتِلُواْ لأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ ثَوَابًا مِّن عِندِ اللّهِ وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ
Resim---“O zaman Rab'leri, onların duâlarına icâbet etti. (Şöyle buyurdu): “Sizden erkek veya kadın amel edenin amelini, Ben kesinlikle zâyi etmem. Siz birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, Ben'im yolumda işkenceye uğrayanların, savaşanların ve öldürülenlerin seyyiatlarını mutlaka örteceğim. Ve onları mutlaka, altlarından nehirler akan cennetlere sokacağım, Allah'ın katından bir mükâfat olarak. Ve Allah, O'nun katında mükâfatların en güzelidir.” (Âl-i İmrân 3/195)

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem).: "Kadınlar, erkeklerin kız kardeşleridir" buyurur.
İslâmda kadının hakklarına tecâvüz edilmesi, yahut hakkının erkek tarafından gasbedilmesi söz konusu olamaz. Çünkü İslâm, ALLAH'ın şeriatıdır. ALLAH, erkeğin de, kadının da RABB’idir.
Esefle görüyoruz ki, bazı bağnazlar, müslümanların zihinlerini bulandırarak kadının şahsiyeti ve rolleri konusundaki düşüncelerini bozmaktadırlar. Buna bağlı olarak kadınlarla olan ilişkiler kötüleşmekte, Allah'ın çizdiği sınırlar çiğnenerek kadınlara haksızlık etmektedirler. Özellikle bu durum, ümmetin nübüvvet çizgisinden, yani îslâmi yoldan, saptığı son dönemlerde görülmektedir..

Çağımızın düşünce dünyasında şikâyet edilen önemli bir konu vardır; dengesizlik... Yargılarımızın çoğunda Kur’ÂN-ı Kerim'de "Sırat-ı Müstakîm" olarak belirtilen orta yolu tutmayız da çoğunlukla ifrat veyâ tefrite kaçarız. Halbuki âyet-i celîlede: "Sizi dengeli bir ümmet kıldık" duyurulmaktadır.
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ise.: "İşlerin en hayırlısı, mu’tedil olandır" demiştir.
Hz. Ali (radiyallahu anhu).: "Orta yolu takip edin, yoksa hızlı giden ona dönmek yavaş giden de muhakkak ona ulaşmak zorunda kalır." demiştir.
Toplumumuzda kadının konumu, nedense ya ifrat ya da tefrittir. Kadınlara alaylı ve tip yüksekten bakanlara göre kadın Şeytânın tuzağı, İblis'in oltasıdır. Aklı ve dini noksan bir yaratıktır.
Onlara göre kadınların ehliyeti noksandır. Erkeğin câriyesi konumundadır. Erkek dilerse onunla evlenir. Ona bir miktar mal vererek herşeyine sahip olabilir. Dilediğinde boşar. Boşanma sonucunda kadın ne mal ne de tazminat alabilir.
Demişler ki.: "Kadınlar ayakkabılara benzer. Erkek dilediğinde bu ayakkabıları giyer, dilediğinde çıkarır."
O evlendiği erkeği sevemese, sabretmekten ve kendisine zehir olan hayata katlanmaktan başka çâresi yoktur. Kurtuluşu, erkeğin boşamasına yahut elinde avcunda ne varsa ona vererek boşanmaya razı olmasına kalmıştır. Aksi halde ona kul olmaktan başka hiçbir çıkar yol yoktur.
Kimileri câhiliye anlayışlarına dönerek kız çocuklarına mirastan pay vermiyorlar. Terekesini alış-veriş yolu ile erkek çocuklarına aktarıyor ve böylece kadınlara mirastan bir pay kalmamış oluyor.
Müslümanlar günümüzde hanımlarını eve hapsetmiş, ilim öğrenmelerine müsâde etmeyerek, topluma faydalı olan hiçbir aktif faaliyete sokmamışlardır. Kimileri sâliha bir kadının, evinden ancak iki defa çıkabileceğini belirtmiştir.: Babasının evinden =>kocasının evine, kocasının evinden de=>kabre...

Halbuki Kur’ÂN-ı Kerim müslümanlardan dört kişinin şâhitliği ile zinâ yaptığı sabit olan kadının cezâ olarak evde bırakılmasını emretmiştir. Bu hüküm ise zinâ yapan kadına recm cezâsı hükmünün verilmesinden Öncedir. Bu, âyet-i kerimede şöyle belirtilir:
"Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şâhit getirin. Eğer onlar şâhitlik ederlerse o kadınları ölüm alıncaya ya da Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerinde tutun dişârı çıkarmayın."


وَاللاَّتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمْ فَاسْتَشْهِدُواْ عَلَيْهِنَّ أَرْبَعةً مِّنكُمْ فَإِن شَهِدُواْ فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّىَ يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللّهُ لَهُنَّ سَبِيلاً
Resim---“Ve kadınlarınızdan fuhuş yapmış olanlara ( onların aleyhine) sizden dört şâhid isteyin. Eğer şâhid lik ederlerse o takdirde, artık onlara ölüm gelinceye kadar veya onlar için, Allah bir yol gösterinceye kadar evlerin içinde tutun.” (Nisâ 4/15)

İlim öğrenmeleri ve dinde fıkhi bilgilerini geliştirmeleri için hanımlarının dişârı çıkmasına engel olanlar.: "Dini bilgileri babasının ve kocasının öğretmesi gerekir" diyerek, ilmin ışığından onları mahrum bırakmışlar; cehâletin karanlığında kalmalarına göz yummuşlardır. Kendisi câhil olan baba ve koca onlara ne öğretecek? İlim yoksunu kimse ilim öğretemez. Körü kılavuz edinen, yolunu şaşırır. Bütün bunlar, her müslüman erkek ve kadının ilim öğrenmesinin farz olduğunu, müminlerin annelerinin, sahabe ve selefin kadınlarının şiir, edebiyat ve hitâbet sanatındaki başarılarına ilâveten hadis rivâyeti, hukukî konulardaki derinlikleri ile ön plana çıkmış kadınların bulunduğunu bilmelerine rağmen meydana gelmiştir.
Âlimlerimizden şöyle diyen kimseler vardır.: "Şu hadisi bana filancanın kızı filanca hanımefendinin senediyle filanca hanım rivâyet etmiştir."
Kerime bint Ahmed el-Merveziyye, Buharî'den hadis rivâyet arasındadır. Bu hanımın hadis mecmuası, güvenilir nüshalardandır; İbn Hacer el-Askalanî, Fethu'l-Bari'de ondan övgüyle bahseder.
Nübüvvet çağında müslüman hanımların yatsı ve sabah namazları da dahil beş vakitte cemaate katıldıklarını bildikleri halde gerek namaz, gerekse nasihat için hanımların câmilere gitmelerini engellediler. Oysa ki Peygamberimiz: "Allah'ın kullarını Allah'ın mescidlerinden uzaklaştırmayınız" buyurmaktadır..

İşin garib yanı müslüman hanımların ta günümüze kadar diğer din mensubu kadınların sahip olduğu haklardan mahrum olmasıdır. Yahudi bir kadın sinagoga, Hristiyan bir kadın kiliseye, Budist ya da Brahman bir kadın ise tapmağa gider. Müslüman hanım ise mescide gitmekten mahrumdur. Ayrıca katkıda bulunabileceği dünyevî meşru işlerde kocasına veyâ babasına ortak olmasını da yasak saydılar. Oysa ki sahabe hanımlarından Zâtu'n-Nitakeyn (çift kuşaklı) diye bilinen hanım kocası Zübeyr b. Avvam ile ortaklaşa ticâret yapmışlardır.
Daha açık misal Kur’ÂN-ı Kerim'de Kasas Sûresinde gösterilmiştir. Yaşlı adamın iki kızı koyunları yedirir içirir, Hz. Musâ ile konuşurlardı. Onlardan biri babasına cesurca şöyle birşey der.:
"Babacığım, bunu çoban tut işte. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı budur. Hem de güçlü ve güvenilir biridir."


قَالَتْ إِحْدَاهُمَا يَا أَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ إِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْأَمِينُ
Resim---“İki kızdan biri.: "Ey babacığım! Onu ücretle tut. Muhakkak ki o, ücretle tuttuklarından daha hayırlı, sağlam ve emindir." dedi.” (Kasas 28/26)

Kadınların evde tutulmasında her nedense muhkem ve açık nassları bırakıp müteşâbih olanlara dayanıyorlar. Mesela, Ahzâb Sûresinde Peygamber'in hanımlarıyla ilgili âyetler böyledir.
"Ey peygamber kadınları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah'tan korkuyorsanız sözü yumuşak söylemeyin ki, kalbinde hastalık bulunan kimse tamah etmesin. Güzel, kuşkudan uzak bir biçimde söz söyleyin, evlerinizde oturun."


يَا نِسَاء النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَأَحَدٍ مِّنَ النِّسَاء إِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَّعْرُوفًا
Resim---“Ey Peygamber Hanımları! Siz (diğer) kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer takvâ sahibi iseniz artık sözü yumuşak söylemeyin (erkeklerle çekici bir şekilde konuşmayın). O taktirde kalbinde maraz (nifak, fitne, şehvet) bulunan kimse tamah eder (arzu duyar). Ve maruf (ciddî) söz söyleyin.” (Ahzâb 33/32)

وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
Resim---“Ve evlerinizde karar kılın (oturun). Evvelki câhiliyye zamanındaki gibi (ziynetlerinizi) açmayın. Namazı ikame edin ve zekâtı verin. Allah ve O'nun Resûl'üne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sadece sizden günahları gidermek ve sizi tertemiz temizlemek istiyor.” (Ahzâb 33/33)

"Peygamberin hanımlarından birşey istediğiniz zaman perde arkasından isteyiniz."

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَدًا إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمًا
Resim---“Ey iman edenler! Size izin verilmedikçe Nebî'nin evlerine girmeyin! (Girmişseniz oyalanıp) yemeğin pişmesini beklemeyin. Fakat dâvet edildiğiniz zaman girin. Yemeğinizi yeyince hemen dağılın ve sohbet etmek istemeyin, söze dalmayın (izinsiz konuşmayın). İşte bu durum gerçekten Nebî'ye eziyet oluyordu. Fakat sizden hayâ ediyordu (utanıyordu). Allah, haktan hayâ duymaz (gerçeği açıklamaktan çekinmez). Onlardan (Peygamber Hanımları'ndan) bir şey sorduğunuz zaman perde arkasından sorun. Bu, sizin ve onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resûl'üne eziyet etmeniz ve bundan sonra O'nun zevcelerini nikâh etmeniz ebediyyen (helâl) olmaz. Muhakkak ki bu, Allah'ın katında çok büyük (günahtır).” (Ahzâb 33/53)

Müslüman kadın, çoğu kez hayat ortağı olarak eşini seçme hakkından bile mahrumdur. Velîsinin dilediği eşi kabul etme veyâ reddetme hakkı bile yoktur. Kimi babalar, kızlarının rızasını almadan ve hatta istişâre etmeden, görüşünü bile sormadan evlendirirler.
Üzülerek belirtmek gerekir ki üzerinde durmaya değmez delillere dayanarak Şâfîîler, Mâlikîler ve çoğu Hanbelîler bu konuya temas dahi etmediği gibi, başkalarının delillerine de bakmamışlardır. Şeyhü'l-İslâm İbni Teymiyye ve öğrencisi İmam İbnu'l-Kayyım el-Cevzîyye söz konusu mezheblerin ileri sürdüğü delilleri çürütmüşlerdir..

Kadının hakkına nice tecâvüzler yapılmıştır. Sahih hadisler yersiz kullanılarak, siyakına uymayacak şekilde deliller çıkartılarak, kadının haklan gasb edilmiştir. Kadınlarla ilgili görüşlerini destekleyen şu hadisleri kendilerine kalkan yapmışlardır.: "Onların aklı ve dini noksandır" bu hadisi ileride ele alacağız. Diğer bir hadis.: "Bir kimsenin diğer bir kimseye secde etmesini emredecek olsaydım kadının kocasına secde etmesini emrederdim."
Bununla da yetinmeyerek aslı, temeli olmayan hadisler getiriyorlar veyâ oldukça gevşek sayılan hadislere dayanıyorlar. Yahutta mevzu’ ve yalan hadisleri esas alıyorlar. Bu türden uydurmaların en başında Peygamberimizin Hz. Fatıma'ya.: "Kadın için en uygun olanı nedir?" sorusuna Hz. Fatıma'nın.: "Kadının erkeği, erkeğin de kadını görmemesidir." şeklindeki cevâbını kabul ederek Peygamberimizin.: "Bir biri ardınca gelen nesiller." dediği belirtilen hadis gelmektedir. Bu hadis, kitablara yazılamayacak kadar zayıftır.
Bir başka hadis de.: "Kadınlara danışın ama söylediklerinin tersini yapın." şeklindeki uydurma hadistir. Bu hadis Kur’ÂN-ı Kerim'de anne babayla meşveretin gerektiği belirtilen âyete aykırıdır. Çocuğun sütten kesilmesi, âyet-i celîlede şöyle ifâde edilir:
"Eğer anne-baba anlaşıp danışarak çocuğu sütten kesmek isterlerse kendilerine günah yoktur."


وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لاَ تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلاَّ وُسْعَهَا لاَ تُضَآرَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلاَ مَوْلُودٌ لَّهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالاً عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُواْ أَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ آتَيْتُم بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---“Anneler, (nikâhlı olsun veya boşanmış olsun, doğan) çocuklarını tam iki sene emzirirler. (Bu hüküm) süt emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler içindir. (Annelerin) yiyecekleri ve giyecekleri marufla (örf ve adete uygun olarak) kendisi için doğurulmuş olanın (babanın) üzerinedir. (Hiç) kimse kendi gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef (sorumlu) tutulmasın. Ne bir anne çocuğu ile, ne de kendisi için doğurulmuş olan (baba), çocuğu ile zarara uğratılmasın. Ve mirasçının üzerindeki (sorumluluk) da bunun gibidir. Fakat eğer (ana ile baba) müşavere ederek (görüşerek) rızalarıyla çocuğu sütten kesmek isterlerse, o taktirde onların ikisi üzerine bir günah yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi (taktir ettiğiniz emzirme ücretini), marufla (örf ve adete uygun olarak süt anneye) teslim ettiğiniz zaman artık sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun. Allah'ın yaptıklarınızı çok iyi gördüğünü bilin!” (Bakara 2/233)


M.M.M. MuhaBBetLerimLe!.

ResimGÜLResim
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Ayrıca bu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in Hudeybiye Gazasında hanımı Ümmü Seleme ile meşveret ettiği ve hanımının görüşüne uyduğu -ki doğru ve iyi olan da budur- belirtilen sahih hadise de aykırıdır.
İleri sürdükleri bir başka rivâyet de Hz. Ali kerremallahu vechehu’nun şu sözüdür.: "Kadın büsbütün şerdir. Kadında bulunan şerden kesinlikle uzak durmak gerekir."
Bu sözün doğru olmadığını daha önce yazdığım bir kitabta açıkladım.
Bir başka delilleri de, Hâkim'in Müstedrek'inde.: "Kadınları odalarda barındırmayın, onlara yazı yazmayı öğretmeyin!." şeklindedir.
Hafız Zehebî'nin, Hâkim'in bu rivâyeti hakkında dediği gibi hadis münekkidleri sözkonusu hadisin mevzu’ (uydurma) olduğunu belirtmişlerdir.
Ragıb el-Isfehânî'nin Muhadaratü'l-Udebâ adlı eserinde.: "Kadın için ölmenin yararı ve kadının ölümü temenni etmesi." şeklinde bir bâb gördüm. Konuya şu hadisle başlamıştı.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki.: "Kabir ne güzel kocadır." ve "Kız çocuklarının toprağa gömülmesi fazilettendir." Sözkonusu iki rivâyet de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e iftiradır..

Ahlâk kitabları kesinlikle hadis alınacak kaynaklardan değildir. Ne var ki kimi insanlar kaynakları değerlendiremez, sahihini zayıfından ayıramaz ve gördüğü her hadisi güvenilir zanneder. Özellikle kitabın müellifi, ilim ve düşünce dünyasında Müfredatü'l-Kur’ÂN ve ez-Zariatü ila Mekarimi'ş-Şeria gibi eserlerin sahibi ünlü Ragıb el-Isfehânî ise, ondan aldığı hadislerden hiç şüphe etmez..
Oysa bir kimse herhangi bir ilimde söz sahibi olabilir ama bir başka sahadaki bilgisi avamınki kadar olabilir. Bu tür kimselerin sözlerine güvenilmez. İmam Gazâlî, el-Munkızû Mine'd-Dalal'da bu konuya işâret etmiştir.
Kadının haklarını daraltanlar, kadının hayatını ışıksız zindana çevirmişlerdir. Bunlara göre kadınlar evlerinden çıkamaz. Mescidlere gitmeleri doğru değildir. Edebli, güzel bir şekilde de olsa kesinlikle erkekle konuşamaz. Yüzleri, elleri sesi avret/eksik tir. Bazı kadınların hac ve umre sırasında giydikleri beyaz elbiseleri -ki onları eskiden Mısır gibi ülkelerde giyerlerdi- dahi giymesini sakıncalı bulurlardı. Bu konudaki gerekçeleri şudur.: Bu, erkeklere benzemektir!.

Oysa ki, ALLAHu zü’L- CeLÂL, giyecek ve zînet konusunda kadınlara erkeklerden daha fazla hak tanır. Erkeklere haram olduğu halde kadınların altın takı takmaları ve ipek elbise giymeleri mubahtır.( İşlenmesinde sevab ve günah olmayan şey.)
Kadın haklarını daraltmak konusunda aşırı davrananlar da olmuştur. Bu ifratçılar, ALLAH'ın koyduğu kanunlara, fıtrat kanununa ve kadının durumuyla ilgili İlahî Yasalara karşı çıkarmıştır.
Görülüyor ki tefritçiler kadını Doğunun çürümüş taklidçiliğine terkederken, ifratçılar Batı Taklidçiliğine mahkum etmişler.
Kanaatimce ifratçıların amacı erkekle kadını eşit kılmaktır. Onlara göre erkek gibi kadın da insandır. Her ikisi de bir erkekle bir kadından doğmuştur. Öyleyse neden eşit olmasınlar?.
Ama şunu unutuyorlar: ALLAH'ın fıtrat kanunu onları birbirlerinden ayrı kılıyor. ALLAHu zü’L- CeLÂL'ın hikmeti gereği, fiziki yapıları farklıdır. Her birinin yeteneğine ve tabiatına uygun bir görevi vardır. Bütün özelliklerine, iyiliklerine ve zorluklarına rağmen annelik görevi, kadına aittir. Bu nedenle kadın, erkekten daha fazla evde kalır.
Fıtrattaki bu ayrılık, kadının eğitimini ve çalışmalarını ihmal etmemizi gerektirmez. Çağımızda hadis ilminin ortaya koyduğu sonuç da budur.
İfratçılar, amaçlan uğruna ellerinde hiçbir delil olmadan muhkem sahih nassları bile reddetmeye cür’et etmişlerdir. Nitekim ünlü edebiyatçı bir hanım, Katar'da verdiği bir konferansta.: "İdaresi bir kadının elinde olan halk, felah bulmaz." şeklindeki hadisi reddetmiştir.
Halbuki sözkonusu hadis, sahihtir. Buharî, Câmi'inde bu hadisi rivâyet etmiştir. Günümüze kadar ümmetin kabulüne mazhar olmuştur. Bunca uzun zaman geçmesine rağmen, hiç kimse bu hadise itiraz etmemiştir.
İşin daha da garibi aşırı gidenlerden biri bu hadisin uydurma ve olduğunu iddia etmiş ve.: "Dininizin yarısını Hümeyrâ'dan -Hz. Aişe- alınız" hadisini sahih kabul etmiştir. Dikkat edilirse sahih bir hadis, mevzu’ hadisle reddediliyor..

Onlardan bazıları, ALLAHu zü’L- CeLÂL erkeklere, âdil olmak şartıyla birden fazla kadınla evlenme müsaadesi vermişken, onlar bunu haram sayıyorlar. Bu tutumlarıyla Kur’ÂN'a, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, ashabının, halifelerinin, bu ümmetin en hayırlısı sayılan selefin uygulamalarına aykırı düştükleri gibi halefin o zamandan bu zamana kadar bir çok memleketlerde, birçok çağlardaki uygulamalarına da tamamen muhalif olmuşlardır.
Ayrıca Kur’ÂN-ı Kerim'in beyanına, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetine ve ondört asır fıkıh ve amel i’tibariyle ümmetin icmâ’ına i’tibar etmeyerek, kızlara da erkek gibi eşit miras takdir ediyorlar. Kadınlara erkeklerin yarısı kadar miras verileceğini belirten nass, İslâm Dinin temel bilgilerindendir. Âlim veyâ câhil herkes bu hususu bilir..

Şaşılacak hususlardan biri de, bu fikirleri dini ilimlere mensub kimi zevâtın savunmasıdır. Gazetelerde ve diğer yayın organlarında İslâm adına konuşarak bu çarpık yaklaşımlarını yaymaları ve ALLAH adına bilmediklerini konuşmalarıdır.
Yine onlar ALLAH'ın Kanununda haram sayılan şeyleri helâl göstermek için sahih hadisleri ya bilmiyorlar yahut bilmemezlikten geliyorlar. Neticede mevcut bâtıl düzeni temize çıkarmaya yelteniyorlar, yahut da yöneticilerin helâli haram, haramı helâl kılma gibi sapkınlıklarını görmezlik-ten geliyorlar. Zinâyı hoş gören kanuna karşı susarlarken, şeriatta mevcut olan birden çok kadınla evlenmeyi inkâr ediyorlar..

İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, Esmâ, Enes ve Muaviye'den rivâyet edilen.: "ALLAH, peruk takana ve taktıran kadına lânet etsin" hadisi varken, kadınların peruk takmasına fetvâ vermişlerdir. Hz. Peygamber aleyhisselâm, peruk takmayı gerçeği gizlemek olarak ifâde etmiş, bu hususun yahudilere ait olduğunu belirtmiştir.
Ayrıca onlara göre kol, bacak veyâ başı açıkta bırakan kısa elbiseler giymek câizdir. İslâm toplumunda çağdaş uygarlığın elbiselerini zâten giyiyorlardı. Onların bu tutumları, namaz ve benzeri ibadetleri inkâr etmekten farksızdır.
Bu düşünceye sahip olanların câhilliğini ispat eden en önemli belge, Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın.: "Elbise giydiği halde çıplak gibi görünen kadınları Cehennem ehlinden" saymış olmasıdır. Hz. Peygamber aleyhisselâm, bunların Cennete giremeyeceği gibi Cennetin kokusunu dahi alamayacağını belirtmiştir. Bunlar şeriatın koyduğu Ölçülere uymayan yani şeffaf ve uzuvları gösteren elbiseler giyen yahutta vücudunda örtmesi gereken yerleri örtmeyen kadınlardır. Kadınların bu şekilde giyinmesi küçük günahlardan olsaydı, Hz. Peygamber aleyhisselâm, onları Cehennem ehlinden saymaz; Cennetin kokusunu dahi alamayacaklarını söylemezdi..

Farzedelim ki, sözkonusu elbiseleri giymek, küçük günahlardandır. Bu durumda küçük günahlarda ısrar etmenin, günahı büyüteceğini bilmediklerini sanmam. Âlimler bunu şöyle ifâde etmişlerdir.: "Sürekli yapılan hiç bir günah, küçük; tevbe edilen hiçbir günah da büyük değildir."
İfratçılar Doğu hayranlığına karşı çıkarlarken, Batı hayranı olmuşlardır. Her iki zümre aynıdır. ALLAHu zü’L- CeLÂL, ne Doğuya ne Batıya uymamızı; ne eskinin, ne de yeninin peşinden gitmemizi istiyor. En doğrusu Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın yoluna, Hak Dine tâbi olmaktır.
Bu nedenle ifrat ve tefritten uzak, azgınlığın ve bozgunculuğun bulunmadığı, İslâm'ın gösterdiği orta yolda durmak gerekir. Bu hususta ALLAHu zü’L- CeLÂL şöyle buyuruyor.:
"Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın."


وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ
“Ve vezni (tartmayı), adaletle yapın ve mizanı eksiltmeyin (ölçmede eksiklik yapmayın).” (Rahmân 55/9)

İnanıyorum ki okuyuculara sunduğum bu kitab, söz konusu orta yolu göstermekte, Habil ile Kabil'in ayırd edilmez olduğu, hak ile bâtılın birbirine karıştığı, kadının evinde, toplumda ve hayattaki rollerinin belirsizleştiği vahim bir durum karşısında İslâmın bakış açısını ortaya koymaktadır..

Kitabın yazarı, birçok müslümanın kadına karşı olan yanlış tavır ve tutumunu görünce, yıllarca bu konuda çalışmıştır. Meseleye iyice vakıf olunca şu gerçeğe varmıştır.: İslâm Düşüncesinde kadının âile ve toplum hayatındaki rolü sanıldığından çok daha büyüktür.
Kadın sorunu ile ilgili olarak kimi İslâmi Grupların aşırılıkları ve bazı dâvetçilerin kadına bakışı, pek çok kadın ve erkeğin İslâmı benimsemesine engel teşkil eder hale geldi. Bu durum, toplumsal problemlere İslâmî Çözüm bulması gereken dâvetçiler karşısında lâikleri ve dinsizleri ön plana çıkardı ve avantaj onların eline geçti.
Müellif bu araştırmasında hiçbir kimseyi, hiçbir meşhur zâtı hüccet kabul etmemiş; konuşan, hükmeden nasslara uymuştur. İşte bu nedenle konuyu iyice açıklamak, pekiştirmek, değerini ve ölçüsünü iyice saptamak için nasları bizzât seçmiştir. Âlim ve Şârihlerden yaptığı nakil, şâyet meselede ihtilaf, şüphe ve kapalılık varsa ancak bunları giderecek ölçüdedir.
Bu eser gerçekten sahih, güvenilir nasslardan oluşturulup en sağlam kaynaklara dayanan; müellifinin uzman olduğu, vaktini, gayretini, düşüncesini, kalbini, ilmini ve tecrübesini tamamen ona teksif verdiği mükemmel bir eserdir..

Âyetlerin, Sünnet-i Seniyyenin ve Selef-i Sâlihinin anlayışı ışığında müslüman kadının en büyük meselesi olan kişiliği, yeri, giyimi, zîneti, âile ve toplumdaki rolü, içtimaî ve siyasî hayatta erkeklerle olan münasebetini açıklayan ansiklopedik bir eserdir.
Müellifimiz Abdulhâlim Ebu Şakka'yı ilim ehli dışındaki çoğu insan tanımaz. Çünkü o, insanların kendisini tanıyabileceği, İslamî Dergilerde yayınladığı makaleler dışında başkaca bir eser yazmamıştır.
Tatmin edici fikirlere sahip olan müellif çokça yazan, iddialarını gerekçelendirerek dergilerde yazıları yayınlayan biridir. Yapıcı görüşlere sahiptir. Ne var ki bu görüşlerinin çoğu ipi kopmuş inciler gibi dağınıktır. Düşüncelerini nizama koymadıkça onların topluma sunulması gecikir.
Ayrıca o düşüncelerinde temkinlidir. Temkin, sahih hadiste belirtildiği şekliyle ALLAH ve Rasûlünün sevdiği bir vasıftır. Aklına gelen bir düşünceyi sürekli kontrol eder, mutmain olana kadar dostlarıyla tartışır. Bâzen de mesele kafasında netleşene kadar sürekli görüşlerini yeniler.
Ebu Abdurrahmân künyesiyle bilinen Abdulhâlim'i çoğu insan bilmese de onu tanıyanlar beğenir, ilmî otoritesini kabul eder. Yapıcı tenkid sahasın-da, gerçek bildiği şeyi cesurca açıklamasından ve kesin olan doğruları savunmasından, engin düşünce sahibi olduğunu itiraf ederler.

Abdulhâlim'i çeyrek asır önce Katar Terbiye ve Tâlim Bakanlığı toplantısında tanıdım. Onu dili pürüzsüz, kalbi pâk, huyu güzel, anlayışı yüksek ve eleştirel yaklaşımı benimsemiş biri olarak buldum.
Uzun süren görüşmelerimizde İslam'a olan bağlılığı, şahsında ve âilesinde tatbik etmek için dinin hüküm ve öğretilerini araştıran biri olduğu dikkatimi çekti. O, İslâmi öğretileri öğünmek yahut bu konudaki bilgisiyle gururlanmak için değil, bizzât yaşamak ve onun gösterdiği yolda yürümek için araştırmıştır.
Onun bağlandığı İslâm ne günümüzdeki mezheblerden birinin anladığı İslâmdır ne geçmiş dönemlerde var olan İslâm'dır ne de bilinen İslâm ülkelerinde yaşanan İslâm'dır. O yalnızca Kur’ÂN ve Sünnetin ANLAttığı İslâm'a bağlıdır. Bu nedenle araştırmalarında tanınmış bir âlime dayanma hırsı yoktur. İlim ve fetvâya uygun olduğu sürece istediği âlimin görüşlerini alır, istediğini reddeder.

Ayrıca o, araştırma, tecrübe ve birikimleriyle bir eğitimcidir. Doha Lisesi'nde bir ara müdürlük ve muhtelif liselerde öğretmenlik yapmıştır. Bu nedenle, daima faydalı olmak için, en elverişli şekilde, en uygun üslubla hırslı bir eğitimci ruhunu taşımasında şaşılacak bir şey yoktur.
Gerçeği araştıran, çalışmalarında samimi olan, hiçbir zaman gayretini esirgemeyen, sabırla okuyan, ümitle araştıran biridir. İşte bu iki özellik yani temkin, sabır düşünce ve inceleme en belirgin meziyetleri ve hayatının tamamında görülen en büyük özelliklerindendir. O hükümde, cevâpta acele etmez. Taassubu yoktur. Temkinli bir şekilde iyice araştırır sonra düşüncelerini ileride toplamak ve bir kalıba sokmak için bir yere kaydeder.
Mütevâzidir. İlmine ve görüşüne güvendiği bir kimse kendisine öğüt verince o öğüdü almakla yetinmez, sonuçlarına kalbi mutmain oluncaya kadar ısrarla kendisine yeni tavsiyeler yapılmasını ister. Başkalarının görüşünü de rahatlıkla tartışır. Gerçeği görünce onun kime ait olduğuna bakmaz. Doğru olduğuna inandığı takdirde görüşünden vazgeçerek, geliştirerek, netleştirerek ve güzelleştirerek meseleyi gün ışığına çıkarır. Yapıcılık, temel prensibidir. Hastalığı teşhis edince derhal üzerine eğilir. Hastalığı anlamanın yanında ilacını bulmaya da çalışır.
Başta âile ve toplum konulan olmak üzere İslâmi çağrıda kolaylık ve yumuşaklık ruhunu taşır. ALLAH'ın şeriatında kolay olanı bulmak için gevşeklik göstermez. Nereye yönelse, ne tarafa gitse kolaylaştırma onun ilkesidir. Kolaylaştırmak şeriatın ruhu ve başıdır..

Gençlik yıllarında İhvan-ı Müslimin hareketine katıldı. Teşkilatın kurucusu Şehid Hasan el-Benna'nın yakınlarından oldu. Ayrıca o günlerde seçkin gençlerin katıldığı özel halkada bulundu. İhvan Teşkilatı ile ilgili soruşturmaların birinde töhmet altında tutularak hapse girdi. Bu dönemde teşkilata faydası olduğu gibi, İhvan-ı Müslimin'den de çok faydalandı. Düşünce, eğilim ve atılımlarında bu teşkilatın oldukça etkisi olmuştur. Ne var ki kendini yetiştirip, olgunlaştırınca hareketin seyri üzerinde kimi tenkidleri oldu, fakat bu hareketi özellikle de özel halkayı (Nizamu'l-Has) anmasına ve gelişmesine katkıda bulunmasına engel olmadı.
“el-Müslimü'l-Muasır Dergisi”nin ilk sayısından i’tibâren -ki derginin çıkmasında katkısı büyüktür- "Çağdaş Müslümanın Akıl Krizi" adlı bir çalışma yayınladı. Bu çalışma pek çok kişiye onun tahlil ve tenkid gücünü, din ve dünyaya yönelik derin anlayışını ve insanlar farklı düşünseler de hata olduğuna inandığı konulara karşı şecâatlı tavrını tanıma fırsatı buldular. Aynı derginin ikinci sayısında da "Çağdaş Müslümaın Ahlak Krizi" adlı bir araştırması vardır..

Her iki araştırma da onun, aklının sağlam, fikrinin parlak, tenkidçi, çağını yaşayan biri olduğunun delilidir. O tam bir imanla, araştırmacı bir yaklaşımla iyinin peşinde olmuş, kavgadan, kör taassubtan uzak bir şekilde çağıyla diyaloga girmiştir.
Okuyucu, kitabın bazı bölümlerinde müellife karşı çıkabilir. Nitekim kendim de onun kabul etmediğim görüşlerini derginin sonraki sayılarında belirttim. Herşeye rağmen onu övmekten, fikrine saygı duymaktan ve itilasına hayran kalmaktan geri durulamaz.

Elinizdeki bu kitab, müslüman kadından zorluğu, zahmeti kaldırarak onun durumunu kolaylaştırmayı hedef almaktadır. Çünkü asırlarca İslâm dünyasında kadınlara karşı bağnazlık ve kötü zan Hâkim olmuştur.
Kadınlara sert çıkışın iki nedeni vardı.:

Birincisi.: Başta Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Sahih Sünneti olmak üzere çoğu insanlarca kolaylaştırmaya, zorluğu kaldırmaya dair gelen şer'i nassların bilinmemesidir.
Kur’ÂNî Deliller herkesçe bilinmektedir. Sünnet ise yalnızca kitablarda kayıtlıdır. Çoğu araştırmalar hadis ansiklopedilerine, müsnedlere ve diğer hadis kaynaklarına bakıp sünneti ortaya çıkaracağına mezheb kitabları ve görüşleri içerisinde boğulmuştur. Bunun sonucunda çoğu müslümanlar sahih sünneti bilmeden, zayıf yahut uydurma hadislere i’tibar etmişlerdir.

İkincisi: Ellerindeki nassları yanlış anlamaları. Bu şu şekillerde olur.:
a-) Nassları yerli yerince kullanamazlar,
b-) Nasslardan zoraki hükümler çıkarırlar,
c-) Nassların vürudunu, sibak ve siyakını bilmezler,
d-) Bir delili İslâm'ın diğer hükümlerinden, külli prensiplerinden ayırarak nasslar arasındaki irtibatı koparırlar.
Bu nedenlerden dolayı o kadar çok hata yapılmıştır ki anlatılmakla bitmez.
Müellifimiz sözünü ettiğimiz bu iki illeti zamanında kavrayarak hedefini şu iki noktada netleştirmiştir.:

1-) Başta hadisi şerifler olmak üzere nassların muhkemini seçmek, bu nassları birleştirerek İslâm'ın ruhunu yarısıtmak ve kadının konumunu tâyin etmesini sağlamak. Bu amaç için gerekli olan, sahih kaynak boldur. Meseleyi açığa çıkarmak için çeşitli hadis kaynaklarına bakmak yeterlidir. Kitabta müslüman kadının şahsiyetindeki gücü gösteren ve özel olarak da kendi sorumluluğunu idrak etmenin güzelliğini ifâde eden misâller vermekte sakınca görmüyorum.:

* Kadınlar, defalarca kendilerine üretime katkı imkânı verilmesi için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'a başvurmuşlar.
* Kadınlar mescidlerde yapılan genel toplantılara katılırlardı.
* İbn Mes'ud'un hanımı Zeyneb, çalışır, hem kocasına hem de evinde bulunan yetimlere infak ederdi.
* Atıyye, kocasıyla beraber altı defa savaşa katılmıştır.
* Ümmü Haram, deniz savaşlarında şehid olmayı arzulamıştır.
* Ümmü Hani, muharip birini himayesine almış, buna karşı çıkan erkek kardeşine sitem etmiştir.
* Hz. Ömer'in kızı Hafsa, Abdullah b. Ömer'den ilim Öğrenmiştir.
* Esmâ bint Şekl, iffetini koruyarak dini bilgileri öğrenirdi.
* Ömer b. Hattab'ın hanımı Akike bint Zeyd, halkın huzurunda haklarını savunmuştur.
* Ukbe'nin kızı genç Ümmü Gülsüm, ilim öğrenmek için evini terketmiştir.
* Kocasını seçmek, kadının hakkıdır.
* Kadın, kocasından ayrılmak hakkına sahiptir.
* Sübey'a bint Haris, yakîne ulaşmanın ne ile mümkün olacağını anlatırdı.
* Has'ami Kabilesine mensub genç bir kadın, babasının yerine hac işiyle meşgul olurdu.
* Hind bint Utbe, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e selâm verirdi.
* Zeyneb bint Muhacir, Hz. Ebubekir ile karşılıklı konuşmuştur.
* Ümmü Yakub, Abdullah b. Mes'ud'la karşılıklı konuşmuştur.
Müellifin başlangıçtaki hedefi, mümkün olduğunca çok hadis kaynağına ulaşmaktı. Çünkü onlarda gözardı edilemeyen bir hazine vardı. Bu amaçla uzun bir okuma programına girişti. Nassların tamamını derleyince bunların değerlendirilmesi üzerinde düşündü ve topladığı hazineden Buharî ve Müslim'den seçtiklerini insanlara sunmaya karar verdi. Böylece Nebevî Söz, Fiil ve Takrirlerden oluşan bu incileri önümüze serdi.
Müellif çoğu kez sadece nassları konuşturur, kendisi hiçbir ilâve yapmaz. Nasslar, kendi kendileri açıklayabilecek güçtedir. Nasslardan hüküm çıkarmak; şerhetmek veyâ pratikte uygulayarak hadislere notlar düşürmek oldukça güzeldir.
Sanırım okuyucunun, kitabı sabırla okuyabilmesi için müellifin yorumundan birkaç örnek vermek yerinde olur. Sosyal hayatta, erkeklerle kadınların eşitliğini gösteren bir çok nassı kullanarak kitabın son bâbını yazmıştır. Orada günümüzün yeni sosyal hadiselerine ışık tutan yorumlar da yapmıştır. Müellif çağının sorunlarından ve toplumdaki değişmelerden haberdardır. Toplumumuzdaki değişmelerden haberi olmayan kimselerin -İslâmî bütün nassları bilse bile- kadın konusunda doğru hüküm vermesi mümkün değildir. îbn Kayyım'ın da dediği gibi, olması gerekenle şu anda olanı birleştirmek gerekir..

2-) Yazarın kendi prensibi.: Nassları yersiz kullanmaktan doğan hatalı anlayışların karşısında olma. Buna şu âyeti misâl verebiliriz:
"Evlerinizde oturun."


وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
“Ve evlerinizde karar kılın (oturun). Evvelki câhiliyye zamanındaki gibi (ziynetlerinizi) açmayın. Namazı ikâme edin ve zekâtı verin. ALLAH ve O'nun Resûl'üne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! ALLAH sadece sizden günahları gidermek ve sizi tertemiz temizlemek istiyor.” (Ahzâb 33/33)

Müellif Abdulhâlim "Evlerinizde oturun." âyeti hakkında şöyle demektedir.: Bundan önceki ve sonraki âyetler, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hanımlarıyla ilgilidir. Hz. Ömer'in, Peygamber hanımlarının haccetmesini engellemesi ve yaptıkları son hac dışında bir hac yapmalarına izin vermemesi bunu pekiştirir.
İbn Hacer.: "Evlerinizde oturunuz" âyetinin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hanımlarına yönelik gerçek bir emir olduğunu söyler. Bir başka yerde ise "... Hz. Aişe ve onun görüşünde olanlar bu emrin yalnızca hac için geçerli olduğunu (yani Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in:”'en güzel cihad, hacdır.” sözü) ve birden fazla hac yapmanın mübahlığını belirtmiştir. Ayrıca bu ibâre umumî hükmü tahsis etmiştir. "Evlerinizde oturunuz" âyetini delil alan Hz. Ömer, önce temkinli davranmış, hilâfetinin son dönemlerinde kadınların hac yapmasına müsâde etmiştir. Bu âyette bütün müslüman kadınların kastedildiği hesaba katılırsa, kitabı açıklayıcı olan sünnete bakmamız gerekir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem döneminde müslüman hanımlar bu emri ne güzel uygulamışlar. Bu emir, sosyal hayata kadınların katılmalarını engellememiştir. Buharî ve Müslim'de konuyla ilgili yüzlerce delil vardır. Söz konusu deliller kadınların birçok faaliyetlere katılabileceğini belirtmektedir.

Müellif Abduihâlim, "kadınların aklı ve dini noksandır" hadisi hakkında şunları söyler.: Ebu Said el-Hudrî'den rivâyet edilen bir hadise göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kurban yahut Ramazan bayramında Musâllaya gidince gördüğü kadınlara şöyle demiştir.: "Ey kadınlar topluluğu! Akıllı, temkinli erkeğe kıyasla, aklı ve dini konusunda sizden daha kusurlu kimseyi görmedim." (Buharî ve Müslim).
Bu hadis üç açıdan değerlendirilebilir. (Birincisi bizim için yeterlidir. Diğerlerini siz bilâhare okuyacaksınız.).:
Birincisi.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in.: "Akıllı, temkinli erkeğe kıyasla aklı ve dini konusunda sizden daha kusurlu kimseyi görmedim." hadisinin genel delâleti.
Bu hadis;
a-) Kadınlar hakkında gelen diğer rivâyetlerle münasebet açısından,
b-) Muhatab olan kişi, kullanılan hitap sigası açısından, araştırılmalıdır.
Konuya bu şekilde yaklaşırsak, kadının kişiliği ile ilgili öğretileri daha iyi anlarız. Bu hadis, bayram gününde kadınlara yapılmış bir tavsiyedir. Bayram gibi güzel bir günde ahlâkın en yücesini temsil eden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kadınlara hor bakması, onları küçümsemesi ve şahsiyetlerini rencide etmesi kesinlikle mümkün değildir. Hadisteki muhatablar açısından da şöyle denebilir.: Buradaki muhatablar çoğu ensar kadınları olmak üzere Medine kadınlarıdır. Hz. Ömer, olayı şöyle açıklar.: "Medine'ye gelince çoğu kadınlardan oluşan bir toplumla karşılaştık. Hanımlarımız ensarın ahlâkını örnek aldı." Olaya böyle bakarsak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in.: "Temkinli akıllı bir erkeğe kıyasla sizden daha fazla.....görmedim" sözünü daha iyi anlarız. İfâde de genel bir kural üslubu görmediğimiz gibi genel bir hüküm de göremiyoruz. Bu ifâdede, erkeklere nazaran daha az temkinli olan çoğu kadınların içinde bulunduğu bu zaafa rağmen erkeklere galip gelmesi karşısında Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şaşkınlığı yani ALLAH'ın hikmetine taaccüb etmesi söz konusudur. Erkekler güçsüz olan kadınların tesirinde kalarak güçsüzlük güce nasıl dönüşür! Şimdi soruyoruz. Hadisdeki ifâde, bütün kadınları kapsar mı? Ayrıca bu, öğüdü kabule hazırlamak sayılabilir mi? Bu şöyle demek gibidir.: "Ey kadınlar, güçsüz olmanıza rağmen ALLAH'ın verdiği kudretle temkinli erkeklerin aklını çelebiliyorsunuz. O halde ALLAH'tan korkun, verilen bu gücü sadece iyilikte ve güzellikte kullanın."
"Aklı ve dini noksandır" cümlesinin manası budur. Kadınları öğüde hazırlamak, dikkatlerini çekmek maksadıyla sadece bir defa kullanılmıştır. Kesinlikle bu, kadınlara ya da erkeklere karşı söylenmiş bir ifâde değildir.
Müellif Abdulhâlim konuyla ilgili önemli bazı prensiplerin münakaşasını yaparken, sünnetin belirttiği esaslar varken kadının haklarını daraltan çoğu âlimlerin delillerine de temas etmiştir. Şeddi Zeraî meselesi gibi.
Son olarak şunları söyleyebiliriz.: Bu kitabtaki nasslar sahih nakiller ve doğru nasslardır. Güçlü deliller, parlak fikirler, doyurucu açıklamalar çokça görülür. Bu eserle İslâm kültürüne temel prensipler ve Ölçüler kazandırılmıştır. ALLAH TeÂLÂ'nın insanlık için koyduğu Sünnetullah gereğince, çevresindeki anlayışların tesirinde kalmış kimi insanlar kitabın bazı yerlerine karşı çıkacaktır. Kadının İslâm'daki yerini açıklarken kitabın ruhunu ve özünü muhkem nasslarm oluşturduğu unutulmamalıdır. Ayrıca kimsenin gözardı edemeyeceği nübüvvet çağındaki genel uygulamalar da kitabın esas aldığı husustur..

ALLAHu zü’L- CeLÂL bu kitabı okuyuculara faydalı kılsın. Uzun yıllar tüm gayretini bu çalışmaya hasreden müellife bol mükâfat versin. Bu değerli çalışma, ilgilenenler için oldukça önemlidir. ALLAHu zü’L- CeLÂL, hepimizi doğru yola iletsin!.

(Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/11-26.)
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

ABDÜLHÂLİM Ebu ŞAKKa
(MısırLı.. Araştırma-İnceleme-İslam.. İslâm Hukukuçusu..Sadece İLİMLe Uğraşmıştır..)

Resim

ÖNSÖZ.:

ALLAH'a HAMd eder, O'nun yardım ve bağışını dileriz. Nefislerimizin ve amellerimizin kötülüklerinden O'na sığınırız. ALLAH'ın hidâyete erdirdiğini saptıracak, O'nun sapmaya terkettiğini de hidâyete iletecek kim vardır? Şehâdet ederim ki, ALLAH birdir, ortağı yoktur, Hz. Muhammed aleyhisselâm O'nun kulu ve elçisidir.
* "Ey iman edenler! ALLAH'tan hakkıyla korkun ve müslümaniar olarak ölün." (Bakara 2/132).
* "Ey insanlar, sizi bir tek nefisten (nefes alan candan) yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz ALLAH'tan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz ALLAH, sizin üzerinizde gözetleyici-dir." (Nisâ 4/1).
* "Ey insanlar, ALLAH'tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki (ALLAH) işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim ALLAH'a ve Rasûlüne itaat ederse, büyük bir başarıya erişmiş olur." (Ahzâb 33/70-71).

Bu, önemli bir konuda yapılmış acizâne bir çalışmadır. ALLAH, insanların her zaman yardımcısıdır. O'na güvenir ve O'ndan yardım dileriz. [3] [3] (Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/27.)

NİÇİN YAZDIM.:

YILLAR ÖNCE sünnete dayalı Nebevî Sîret hakkında derin bir araştırma yapmaya azmettim. Bu çalışmanın en güvenilir kaynaklara ve mevsuk delillere dayanması gerekiyordu. Sünnet kaynakları oldukça sağlamdır. Sîretle ilgili haberler ise sünnet gibi sağlam değildir. Ayrıca doğrusunu yanlışından ayıracak sağlam senedleri de yoktur.
Sîret çalışması müslümanların hayatını ilgilendiren birçok sözleri, fiilleri ve takrirleri içeren Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ln hayatını ortaya koyar. Bu sebeple sîreti en güvenilir bir tarzda müslümanlara sunmak gerekir. Çünkü müslü-manlar onun gösterdiği hidâyet yolunda yürümek durumundalar. Bu da ancak aldıkları bilgilerin sıhhatine kesin kanaat getirmeleri ile mümkündür. Burada şunu zikretmeliyim.:
Hadis kaynaklarından sîret çalışması yapmam, büyük âlim, hadisçi Nasıruddin el-Elbanî'nin yönlendirmesiyle olmuştur. Bu âlimden hayatımın en güzel günleri sayabileceğim bir dönemde bir müddet ders aldım. Hadisleri bulup tasnif ederken ansızın karşıma hayatın çeşitli yönleriyle ilgili, kadınlarla erkeklerin münasebetini konu alan ilmi ve pratik hadisler çıktı. Tabii buna çok şaşırdım. Şaşkınlığım, söz konusu hadislerin sadece benim değil, Cem’îyyetü'ş-Şer’îyye, İhvan-ı Müslimin, Medretü's-Sufîyye ve Medretü's-Selefîyye gibi hayatın çeşitli yönleriyle ilgilenen dindar cemaatlerin de anlayış ve uygulamalarına tamamen aykırı olmasındandır. Olayın vahameti bununla da sınırlı değil. Bu hadisler -önemine binâen- müslüman kadının şahsiyetiyle ilgili anlayışlarımızı düzeltmeye ve risâlet çağında hayatın çeşitli alanlarında müslüman kadının nasıl bir rol aldığını araştırmaya şevketti. Burada hadislerden bir kısmını zikredeceğim. Sanırım okuyucular şaşkınlığımı anlarlar ve benim gibi konuya dikkatle eğilirler.:
* Müslüman kadın, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ln mescidinde yatsı ve sabah namazı kılardı.
* Müslüman kadın, Cumâ namazına gider ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ln dilinden "Kâf' Sûresini ezberlerdi.
* Müslüman kadın, küsuf namazına katılır, uzun süre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraber olurdu.
* Müslüman kadın, Ramazan'ın son on gününde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ln mescidinde i’tikâfa girerdi.
* Müslüman kadın, mescidde i’tikâfta bulunan kocasını ziyâret ederdi.
* Müslüman kadın, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ln müezzini tarafından duyurulan çağrıya icâbet edip mescidde yapılan genel toplantıya katılırdı.
* Müslüman kadın, erkekler mescidde kadınlardan daha fazla olduğundan, kadınlar için özel eğitim yapılmasını istemiştir.
* Müslüman kadın, bizzât Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'e giderek özel ve genel konularda O'na soru sorardı.
* Müslüman kadın, erkeklere iyiliği emreder, onları kötülüklerden sakindırırdı.
* Müslüman kadın, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'le beraber ziyâfetlere katılır ve onlara da yemek ikram edilirdi.
* Müslüman kadın, evini ilk muhacir müslümanlara açmıştır.
* Müslüman kadın, kocasıyla beraber gelen misâfirin sofrasına oturup, akşam yemeği yerdi.
* Müslüman kadın, düğün yemeğinde erkek misâfirlere hizmet eder ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'a güzel içecekler ikram ederdi.
* Müslüman kadın, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'le beraber savaşlara katılır, su dağıtır, yaralıları tedâvi eder, ölü ve yaralıları Medine'ye taşırdı.
* Müslüman kadın, ilk deniz savaşlarında şehîd olması için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in duâ etmesini ister, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de onun için duâ ederdi.
* Müslüman kadın Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'le beraber bayram namazını kılar, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bayram hutbesinden sonra özellikle kadınlara öğüt verirdi.
* Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, müslüman kadına -örtülü olduktan sonra genç olsun, küçük olsun farketmez- bayram namazına gelmelerini emreder; iyiliğe, müslümanlara duâ etmeye çağırırdı.
* Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, müslüman kadına -isterse hayızlı olsun- bayram günü namazgâha gelmelerini, cemaatle beraber duâ etmelerini emretmiştir..

Bu konu, benim için çok önemli olduğundan dolayı sîret çalışmasından önce yeni bir konu olan Risâlet Çağında kadına verilen haklan parlak bir şekilde anlatan nübüvvet döneminin müslüman kadınıyla ilgili araştırmalara başladım. Bu yeni çalışmamda bana cesaret veren şey, gördüğüm ve müşâhede ettiğim büyük tehlikedir. Yani, nevzuhur/(Yeni çıkma. Yeni zuhur etme.) kanunların
[4] [4] (Yazar burada başta yaşadığı Kuveyt olmak üzere, islâm şeriatının istismar edildiği Arap monarşilerini kastetmektedir.
Not: Buharî, Feth'ü’l-Bâri ve Şerh'üs-Sahihul-Buharî'de Mustafa el-Halebi Kahire baskısı, Müslim'de ise İstanbul baskısı esas alınmıştır.

Kadına verdiği son derece hürriyete karşı olan düşünce ye anlayışları görmemdir. Söz konusu yaklaşımın, özellikle bireysel ve sosyal hayatlarında şeriata uymayı hırsla arzulayan müslümanların kafalarında kökleşmiş olması beni bu çalışmaya şevketti.
Kadın konusunda şeriatın vermiş olduğu çeşitli hakları kadınlara vermek ALLAH'ın dinine en ciddi hizmettir. Kadın sorunu şu açılardan çok önemlidir.:
1-) Kadın, müslüman ferdin annesidir, bacısıdır. Aynca hanımı ve kızıdır da. Kadının bu özellikleri bir araya getirilince ondan daha değerli kim olabilir?.
2-) Müslüman kadın, iki câhilîyyenin arasında ezilmektedir. Birincisi doğu/İslâm dünyasında hüküm süren câhilîyye, ki bu aşırılığın, baskının ve körü körüne taklidin Hâkim olduğu asırlardır. İkincisi ise, çıplaklığın, kadını bir şehvet aracı ve reklam malzemesi olarak kullanmanın Hâkim olduğu batı dünyasında hüküm süren câhilîyye. Her iki câhilîyye de ALLAH'ın şeriatına aykırıdır.
3-) Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor.: "Kadınlar erkeklerin kardeşleridir.
[5] [5] Bkz: Sahih el-Câmi'u’s-Sağir, Hadis No: 2329.

Müslüman kadına yardım müslüman insanın kardeşine yardımıdır. Bu yardım mazlum için, ona insaf edip korumakla, zâlim için ise zulmüne engel olmak şeklinde ortaya çıkar. Zirâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Zâlim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et!." buyurduğunda sahabe.: "Yâ Resûlullah, mazluma yardım ederiz ancak zâlime nasıl yardım edebiliriz?"dediler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Elini onun elinin üstüne korsun" başka bir rivâyette de "onun zulmüne engel olursun. Bu, ona yaptığın yardımdır" buyurdu. Amacımız, halkın ıslahı için mazluma yardım etmek ve zulüm yapmaması için zâlime yardım etmek Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in: "Zâlim olsun, mazlum olsun kardeşine yardım et. Ashab-ı Kiram.: "Mazluma yardım ederiz tamam. Peki zâlime nasıl yardım edebiliriz? deyince, Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın.: "Zâlimin ellerini mazlumdan çektir"
[6] [6] Buharî, Kitabu'l-Mezâlim, bâb, Ein ehâke zâlimen, ev mezlumen, c. 6, s. 23.

dediği; diğer bir rivâyette ise.: "Onu zulümden alıkoy; ona yardım böyle olur." şeklindeki nebevî emrini uygulamaktır..
[7] [7] Buharî, Kitabu'l-ikrah, bâb, yeminu'r-raculi Isahibihi in hafe aleyhil-katle ev nahvehu c. 15, s. 358. Müslim, Kitabu’l-Birr ve's-Sılatı ve’l-Adâb, bâb, nasru’l-ehi zâlimen ev mazlumen, c. 8, s. 19.

4-) Kadın, ifâde edildiği gibi toplumun yarısıdır, lâkin bu yarı devre dışı bırakılmıştır. Mü’min, mücâhid ve aydın nesillerin yetişmesinde saf dışı bırakılmıştır. Ümmetin sosyal ve siyasal uyanışında rol verilmeyerek saf dışı bırakılmıştır. Bu durum, maalesef toplumun diğer yarısı olan erkeklerin de saf dışı kalmasına yol açmıştır. Şu durumda, müslüman kadının hürriyeti İslâm toplumunun yarısının hürriyetidir. Kadınların hürriyeti, ancak erkeklerin hür olmasıyla mümkündür. Kadın ve erkeklerin hürriyeti ise ancak ALLAH'ın dinine sarılmakla gerçekleşir.

5-) Bundan da öte ALLAHu zü’L- CeLÂL, kadına, eğer kendisine doğru yol gösterilirse, dine karşı kendisini hassas kılan ince bir şuur vermiştir. Çağdaş iki müellifin bu konuda söyledikleri oldukça önemlidir. Biri diyor ki.: [8] [8] Abdullah b. Zeyd el-Muhammed, el-Ahlaku’l-Hamideti Lilmereti'l-Müslimeti'r-Reşide.
.: "Kadınlar dini, ahlâkı ve hayrı öğrenmeye oldukça müsaittir. İşitme kabiliyetleri ve kendilerine doğruyu gösteren güçlü mürşidler bulundukça söylenene uymaya en duyarlı olanlar da kadınlardır."
Bir diğeri de diyor ki.: [9] [9] Yusuf Kardavî, Fetava Muasıra, önsöz.
.: "Radyo ve televizyonda geçen çalışma hayatım boyunca değişik ülkelerden genç, ihtiyar, kadın, erkek binlerce yazar ve müellifle özel veyâ genel ortamlardaki karşılaşmalarım sonucunda pek çok kanaate vardım. Bunların ilki; toplumumuzda dinin öncü rolü, yönlendirme ve tesiri devâm ediyor. Diğeri ise genel olarak kadınlar, erkeklerden daha çok dinlerine ihtimam gösteriyorlar."Çünkü ALLAH tarafından kadınlara verilen şefkat, merhamet, zerafet ve nezâket dinin tabiatına çok daha uygundur. Bu konuda erkekleri geçmişlerdir. Yine dindar olmayı erkeklerden daha çok ister, kötü akıbetten erkeklere nazaran daha çok korkarlar. İçerde ve dışarda İslama yönelik yoğun saldırılar, tehdidler olmasına rağmen birçok namuslu kadın da İslâm'ın kurallarını içlerinde yaşatmaktadır. Bunda şaşılacak birşey yok. Günümüzde nice asil kadın ve kızlar, hırsla namaz, oruç, hac, umre, gece namazı gibi ibadetleri yaparlarken üzerlerindeki elbiseler çağdaş batı kıyafetleridir. Bu şu demektir.: Din tohumu kalblerinde tamamen ölmemiştir. Kadınlara yönelik köklü bir çalışma ALLAH'ın izniyle söz konusu tohumu canlandıracak, harekete geçirecek, sözkonusu tohum çiçek açıp meyve verecek ve meyvesi yenilecek hale gelecektir. Böylece hayatını kuşatan utanç verici engellerden kurtulacaktır.
Her iki müellifin görüşleri nebevî açıklamalara uygundur. İşte Hz. Aişe radiyallahu anha. erkeklerle beraber cihada katılmayı; "Yâ Resûlullah, amellerin en güzeli cihaddır. Biz de cihada katılamaz mıyız?" diyerek dile getirmiştir.
[10] [10] Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Cihad, bâb: Fadlu'l-Cihad, c. 6, *,. 344.

İşte Ümmü Haram, deniz savaşlarında şehîd olma arzusunu şöyle dile getirmiştir.: "Yâ Resûlullah, ALLAH'a duâ etsen de ben de şehîdlerden olsam!." demiş, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ümmü Haram'a şehîd olması için duâ etmiştir."
İşte kendi eliyle kazanan, tasadduk eden bir başka kadın.: "Zeyneb bint Cahş.: ALLAH'tan çokça korkan, merhameti çok, bolca sadaka veren, kendisiyle ALLAH'a yaklaşılan amellerle nefsini tezkiye ve ruhunu terbiye eden bir kadındı."
[11] [11] Sahih-i Müslim, Kitabu Fedâili's-Sahabe, bâb: Fadlu Aişe (r.anha), c. 7, s. 136.

Sözünü ettiğimiz bu kadınlar. Peygamberimizden bilgi almayı arzulayan kadınlardı. Birgün Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e dediler ki.: "Erkekler bizden daha avantajlı. Bir gününü de bize ayır."
[12] [12] Buharî, Kitabu’l-İlm, bâb: Hel Yec'alu Lin-Nisâi Yevmen ala Hiddeti fî’l-ilmi... c. 1, s. 206; Müslim, Kitabu’l-Birr ve's-Sıla, bâb: Fadl-u men yemutu lehu veledun ve Yahtesibuhu ... c. 8, s. 39.

Bu sözü söyleyen hanımlar, erkeklerden daha çok sadaka veriyor, daha fazla fedâkârlıkta bulunuyorlardı. Peygamberimiz şöyle buyurdu.: "Sadaka verin! Sadaka verin!." Bunu söylediğinde, en çok hayır yapan kimse kadınlar arasından çıkmıştı."
[13] [13] Müslim, Kitabı’l-İdeyn... c. 3, s. 20.

İslâm'ın yetiştirdiği bu hârikulâde örnekler bir yana, câhilîyye döneminin Kûreyşli hanımları dahi, yeni nazil olan ALLAH kelâmını duymaya erkeklerden daha hırslıydılar, kalbleri daha yumuşaktı.
Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre Hz. Ebubekir evinin yanına bir mescid yapar, içerisinde namaz kılar, Kur’ÂN okurdu. Okuduğu Kur’ÂN’l çokça beğenen müşriklerin hanım ve oğulları onu dinlemek için itişip kakışırlardı. Bu durum Kûreyş’ln eşrâfına bildirilince.: "Hanımlarımızın ve çocuklarımızın din değiştirmesinden çok korkuyoruz." itirafında bulundular.
[14] [14] Buharî, Kitabu'l-Menâkıb, bâb: Hicretü'n-Nebi ve Ashabihi ile'l-Medine, c. 8, s. 233.

İbn Hacer der ki.: Kûreyş eşrâfı, kadın ve gençlerin kalblerinin yumuşaklığını ve İslâm Dinine olan safiyâne eğilimlerini bildiklerinden dolayı, çok telaşa kapılıyorlardı.
[15] [15] Fethu’l Bâri, c. 7, s. 233 Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/29-34.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

YAZMAMIN GEREKÇESİ.:

İSLAM'da kadınla ilgili bir hadis duyduğumda, bu konuda bir makale, bir Kitab okuduğumda bu işe ilgim sürekli artıyordu. Özellikle de değerli kimi çağdaş âlimlerin bazı görüşlerinin hadis Kitablarında bulunan sahih naslara uymadığını görünce bu işe daha da fazla eğildim. Bu görüşlerden iki tanesini sunuyorum.:
İkrime ve Şa'bi'den gelen bir rivâyet Taberî Tefsîr’inde şöyle geçmekte-dir.: "Dayı ve amcalar, yabancılar hükmündedir. Kadının zînetini göremezler." Tabii çoğu araştırmacı ve müfessirler, metnini, sünnete uygunluğunu tahkik etmeden, rivâyetteki aksaklıkları tesbit etmeden bu rivâyeti çağımıza kadar nakletmişlerdir. Hadis metinlerinde -ki onlar Kur’ÂN'ın açıklayıcısıdır- dayı ve amcalar, diğer mahremlerle beraber zikredilmiştir. ALLAHu zü’L- CeLÂL buyuruyor ki.:
"Zînetlerini kocaları veyâ babaları veyâ kocalarının babaları veyâ oğulları veyâ kocalarının oğulları veyâ kardeşleri veyâ erkek kardeşlerinin oğulları veyâ kız kardeşlerinin oğulları veyâ kadınları veyâ câriyeleri veyâ erkekliği kalmamış hizmetçileri, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler." (Nûr 24/31).

Hz. Aişe (radiyallahu anhu).: "Hicâb âyetinin nüzulünden sonra Ebu'l-Kuays'ın kardeşi Eflah eve girmek için benden izin istedi de, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem izin vermedikçe birşey diyemem. Çünkü beni emziren Eflah'ın kardeşi Ebu'l-Kuays değildir. Beni, Ebu'l-Kuays'ın eşi emzirdi. Derken Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem yanıma geldi. “Yâ Resûlullah, Ebu'l-Kuays'ın kardeşi Eflah, eve girmek için benden izin iste-di. Ama ben senin iznini almak için ona izin vermeyi geciktirdim.” deyince Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Niçin izin vermedin? O senin amcan değil mi?” dedi. Ben ise şu karşılığı verdim: “Beni emziren Ebu'l-Kuays'ın hanımıdır. O adam değildir.” Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Haydi müsaade et, o senin amcandır. ALLAH hayrını versin (bir daha böyle yapma)” buyurdu."[16] [16] Buharî, Kitabu't-Tefsir, Sûretu'l-Ahzâb, bâb: "İn tubdu şey'en ev tuhfühu fe innellahe kane şehîden." ci. 10, s. 151; Müslim, Kitabur'r-Rada, bâb: Yahrumu miner radaati ma Yahrumu mine'l-Viladeti c. 4, s. 163.

İbn Hacer.: Adeta Buharî bu hadisi kadının amcası ve teyzesi yanında başörtüsüz durabileceğini reddedenler için irad etmiş gibidir. Yukarıdaki görşüle ilgili olarak Taberî'nin Davûd b. Ebi Hind'den onun da ikrime va Şa'biden şu rivâyeti vardır. İkrime ve Şabi'ye denir ki: "Bu âyette amca ve dayı niye zikredilmemiştir?" Buna şöyle cevâb verirler.: "Çünkü dayı ve amca yeğenlerinde gördüğü özellikleri kendi oğullarına anlatabilir. Bu nedenle amca ve dayının yanında başörtüsüz durmasını iyi görmemişlerdir." Eflah kıssasındaki Aişe hadisi İkrime ve Şa'biye cevâb niteliğindedir. Hadisi bu başlık altında vermesi de Buharî'nin başlık seçmede gösterdiği titizliğe bir örnektir." [17] [17] Feth'ul-Bâri, c. 10, s. 151.

Yine Hafız İbn Hacer der ki.: "Âyette amca ve dayı zikredilmemiştir. Yalnızca işâret edilmiştir. Amca baba, dayı ise anne konumundadır. Kendi çocuklarına yeğenlerini anlatabilirler. İkrime ve Şabi'nin görüşü budur. Cumhurun görüşüne aykırıdır." [18] [18] Feth'ul-Bâri, c. 11, s. 258.

Şevkanî der ki.: "Amca ve dayı, anne-baba konumunda olduğundan söz konusu âyette anılmamıştır. Kadının, amca ve dayısının yanında baş açık durmamasının nedeni onların kendi oğullarına anlatma korkusudur." [19] [19] Feth'ul Kadir, c. 4, s. 298.

Biraz düşünürsek bu nedenin anlamsız olduğunu görürüz. Dayı ve amcalar yeğenlerini kendi oğullarına anlatmaları mümkündür, Anlatmalarının nedeni çocuklarım yeğenleriyle evlenmeye teşvik değil mi? Diyelim ki, dayı ve amcanın yanında yeğenin başını örtmesi gerekiyor. Açık durması mahzurludur. Aynı mahzur teyze ve halalar için de söz konusu değil mi? Ayrıca kızların akrabalık bağı bulunmayan diğer kadınlar yanında başı açık durabilirken niçin amca ve dayılarının yanında durmasın ki? Sanırım akraba dostlarının mahremini daha iyi korur!
Ne kötü anlayış! Akrabalara karşı ne büyük bir iftira! Akla ve nakle ne büyük tecâvüz! Demek bir kız amcasından ve dayısından sakınacak, namusum gider korkusuna düşecek öyle mi?
Beşinci asır kaynaklarından birinde, Hz. Aişe'den şu hadis nakledilir.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'la birlikte başları örtülü kadınlar namazdan geliyorlardı. Onları aşırı karanlıktan dolayı kimse tanıyamazdı". Diğer bir hadis ise: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem genellikle sabah namazından sonra yolculuğa çıkardı." Aşırı karanlık, yolculuğa çıkmaya engeldir. Yahutta kadınlar, o zamanlar cemaate namaza gelirlerdi. Evlerinde oturmalarına dair emir gelince durum değişti. [20] [20] Serahsî, Mebsut, c. 1, s. 145-146.
"Evlerinizde oturun" âyetini "ALLAH'ın kullarını ALLAH'ın mescidlerinden alıkoymayınız" hadisi neshetmiştir. Oysa ki, kadınların evlerinde oturmalarını emreden âyet indikten sonra bile müslümanların hanımları Peygamberimizin vefât dönemine kadar câmilere gelip gitmişlerdir. Buna dair belge çoktur. Bunu ileride üçüncü bölümün ikinci kısmında inşaALLAH ele alacağız..

Çağımızda ise verilecek bir çok misâl vardır. Kendilerine sonsuz saygılarım olan bazı büyük hocalar bile bu konuda hata etmişlerdir. İnsanoğlu ne kadar çok şey öğrenirse öğrensin görüşleri alınır da reddedilir de. Hata etmeyen yalnızca ALLAHu zü’L- CeLÂL’dir. O halde Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetine dönüp insanların hatası düzeltilmeli, onlara hidâyet yolunun doğru ışıkları gösterilmeli.
Değerli müellif, kadınların yüzlerini açmasını meşru görenlere cevâb verirken şöyle cevâb vermiştir.: "Kadınların peçelerini almadan önce her türlü kötülüğe engel olan bütün gücünüzü, otoritenizi toplayın. Toplumda iki fert, evinden yüzü açık olarak çıkan kadına baktığında bu gücünüzden orada kadına bakmamalarını sağlayacak yetmiş tane el bulundurun."
Sizin şu yaptığınız nerede, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ln, bir gencin genç bir kıza defalarca baktığını gördüğündeki tavrı nerede? Câbir b. Abdillah'tan şöyle rivâyet edilir: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem yola çıkınca develere binmiş kadınlara rastladı. Abbas'ın oğlu Fadl, kadınlara bakmaya başladı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem elini Fadl'ın yüzüne kapadı. Ama Fadl, yüzünü diğer yöne çevirerek kadınlara bakmayı sürdürdü. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem elini diğer yönden Fadl'ın yüzüne uzattı ve yüzünü öte yana çevirdi. [21] [21] Müslim, Kitabu’l-Hacc, bâb: Haccetu'n-Nebî c. 4, s. 42.

Abdullah b. Abbas şöyle der: "... Has'am Kabilesinden güzel bir kadın, sual'sormak için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e gelince Fadl, kadına bakmaya başladı. Onun güzelliğine hayran kaldı. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kafasını kaldırdığında Fadl'ın kadına baktığını farketti. Derhal arkasına geçip çenesinden tutarak kadını görmemesi için kafasını usulca çevirdi." [22] [22] Buharî, Kitabul-İsti'zan, bâb: "Ya eyyuhellezine amenü la tedhulu büyüten gayra buyutikum" c. 13, s. 245; Müslim, Kitabu’l-Hacc, bab: "El-Hacc-ü ani’l-Aciz li'zamanihi ve Hermihi ve Nahvehuma c. 4, s. 101.

Bir kadına dönüp dönüp bakan Fadl b. Abbas'a Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ln muamelesi neydi? Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onun başını başka bir tarafa çevirme dışında bir şey yapmamıştır. Sözünü ettiğimiz Fadl bu dönemde çok gençtir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ln amcasının oğludur. Peygamberimizin sohbetlerine sürekli katılan bir zâttır. Ayrıca onu deveye binince arkasına alırdı; onu kesinlikle dövmediği gibi onun iki gözünü oydurmayı aklından bile geçirmemiştir.
Yukarıdaki görüşü savunan değerli âlim ilâveten şöyle der.: "Yüz, örtünmesi gereken avret mahalline dahil değildir. Ancak bunu yüzde ve elde ziynet niteliği taşıyan bir şeyin bulunmaması ile sınırlamak gerekir." Bu düşüncelerini ortaya koymadan önce de müellif, ele kına yakmanın ve göze sürme çekmenin câiz olduğunu gösteren hadisleri incelemiştir.
Yine değerli üstadımız şöyle der.: "İslâm'a göre kadınlarla erkeklerin bir arada bulunması oldukça tehlikelidir. İslâm, evlilik dışında kadın ve erkeği birbirine yaklaştırmaz. Bu demektir ki İslâm toplumu ayrı ayrı fertlerden meydana gelen bir toplum olup müşterek bir toplum değildir. Bundan da çıkan sonuç şudur. İslâm toplumu bireysel bir toplumdur. Sosyal ve çiftlerden oluşan bir toplum değildir. Erkeklerin ayrı, kadınların da ayrı toplulukları vardır. İslâm kadının bayram namazına gitmesine cemaatle namaz kılmasına zarûret durumunda savaşa katılmasına müsaade etmiştir. Ancak İslâm bu sınırda kalmış ötesine gitmemiştir."

Bu durumda üstaddan -eğer yalnızca câhilce ve abes olan ihtilafı kastediyorsa- kadının toplumsal hayata katılımını İslâmın meşru gördüğünü, ancak toplum ve kadın için bu katılımın faydalı bir nitelik kazanmasını sağlayan belirli kurallar koyduğunu açıklamasını isterim. Ki bu pek çok hadisin ortaya koyduğu sonuçtur. Bunların bir kısmı bu mukaddimede işlendi. Buharî ve Müslim'in sahihlerinde erkeğin bulunduğu ortamlarda kadının sosyal hayata katılımını onaylayan üç yüzden fazla hadis vardır. [23] [23] Bkz: Üçüncü bölümün beşinci kısmı (Kadının Sosyal Hayata Katılımı ve Erkeklerle Buluşması).

Müellif şu hadise dikkat çeker.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kızı Fatıma'ya.: “Kadın için en hayırlı olan nedir?” buyuranca, Hz. Fatıma.: “Erkeğin kadını, kadının da erkeği görmemesidir.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem kızına sarıldı ve.: “O nesiller birbirinin devamıdır.” âyetini okudu. Müellife göre bu hadis dört râvi tarafından rivâyet edilmiştir. Tirmizî, hadis hakkında hasen sahih demektedir. Bu, kadının evinde kalması gerektiğini gösterir.
Vaizlerin dilinden düşmeyen, Kitablarda, dergilerde çokça bulunan bu hadis zayıftır. En sahih dört hadis Kitabında bulunmamaktadır. Rivâyeti farklı da olsa yalnızca Bezzâr rivâyet etmiştir. Mecmeu'z-Zevâid'de Hafız el-Heysemî şunları söyler.: "Hadisi Bezzâr rivâyet etmiştir. Senedinde tanımadığım râviler vardır." [24] [24] Bkz: Mecmeu'z-Zevâid, Kitabu'n-Nikâh, bab: Kadınlar için en hayırlı olan şey c. 4, s. 255.

Hafız Irakî de İhya-u Ulumiddin'de bulunan hadisleri tahric ederken, hadis hakkında: Bezzâr ve Darekutnî, zayıf bir senedle Hz. Ali kerremallahu vechehu'den müfred olarak rivâyet etmiştir der. [25] [25] Bkz: İhya-u Ulumid'din, Kitabu'n-Nikâh, Üçüncü bâb.

Irakî'nin eleştirisi senedle ilgilidir. Metin açısından ise Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem döneminde daha önceden işâret edildiği gibi bir çok konularda sosyal hayata iştirak eden, erkeklerle beraber çalışan sahabe kadınlarının uygulamalarına da aykırıdır.
Bir kadın yazar da şöyle der.: "Heysemî'nin, Mecmeu'z-Zevâid'te naklettiği hadisler zayıftır. Fakat bir bütün olarak bu zayıf hadisler bu hadisi destekler ve hasen statüsüne kavuşturur. Bu durumda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraber namaz kılan kadınlar genç olmayan kadınlardı."

Bu ifâdelerden genç kadını mescide gitmekten uzaklaştıran bütün hadislerin zayıf olduğu anlaşılıyor. Ayrıca Buharî ve Müslim sahihlerinde genç kadınların mescide geldiklerini kanıtlar mahiyette rivâyetlerde bulunmuşlardır. Mescide gelen genç kadınlar aralarında şu isimler sayılabilir: Ebu Bekir’in kızı Esmâ, Ömer’ln eşi Atike b. Zeyd, Fatıma b. Kays, Ümmü'l-Fadl, İbni Mes'ud'un eşi Zeyneb, er-Rebi' binti Me'vaz ve bunlar dışında pek çok isim... [26] [26] Bkz: Üçüncü bölümün beşinci kısmı (Kadının Sosyal Hayata Katılımı ve Erkeklerle Buluşması", Kadının Câmiye gidebilmesi babı.)

Bir okuyucu Mecelle-i İslâmîyye'de şu konuya temas eder.:
Avrupa'da okuyan müslümanlara gücümüz yettiği nisbette hayatımızda şer’î hükümleri uygulamak istiyoruz. Bir arkadaş İslâm'a göre örtünen bir kızla evlendi. Ne var ki o hanım yalnızlık hissediyor, İslâm'a göre örtünen yahut Arap dilini konuşan başka kadınlarla görüşemiyor. Soru şu.: Kardeşimizin hanımı hangi ölçüde -başka erkekle halvette kalmayıp, kocasıyla beraber olmak şartıyla- diğer müslüman öğrencilerle münâsebet kurabilir?
Hocanın, kadınların erkekler arasına katılmasıyla ilgili olarak verdiği cevâb şudur.: "Erkeklerin kadınlarla beraber olmasından sizi sakındırırım." hadisinden dolayı kesinlikle yasaktır. Ancak şer’î bir zarûret varsa zarûret ölçüsünde kadınların erkeklerle beraber bulunmasında bir sakınca yoktur.
Fetvâ'dan anlaşıldığına göre erkeklerin kadınlarla beraber bulunması kural olarak yasaktır. Fakat zarûret varsa Kur’ÂN ve Sünnetin ifâde ettiği öl-çüde kadınların erkeklerle beraber bulunması mubahtır, bu ölçüde meşru'dur. Sünnet-i Senîyye'de, kadının kocasıyla beraber misâfirlerini karşılamasında, onların hizmetlerini görmesinde ve hatta özel ve genel bir çok noktalarda kadınların erkeklerle beraber olabileceği belirtilmiştir.
ALLAHu zü’L- CeLÂL, muayyen bir maksadın gerçekleşmesi için kurallarına riâyet etmek şartıyla kadın-erkek dayanışmasını hayatın sünneti kılmıştır. Yine, Hâkim olan ALLAH yemede, içmede, alış-verişte ve karı-koca münâsebetlerinde de cinsler arası ilişki ve dayanışmayı sınırlarını gözetmek şartıyla ilahî sünnet kılmıştır. Değerli Üstad'ın fetvâsında söz konusu ettiği hadis ise kadın ile erkeğin başbaşa kalmasını (halvet) yasaklamaktadır. [27] [27] Bkz: Dördüncü kısmın birinci bölümünde hadisle ilgili malumat.

Bu Örnekler, şeriat ulemâsı ve onların şer’î ahkâmı kendilerince yorum-ladıkları eserlerde yer alan -bizim tarafın- aşırılıkları. Bir de karşı kutupta yer alan, şeriata düşman gözüyle bakan, hükümlerini değersiz sayan, yahutta şeriatta olmadığı halde yeni hükümler ihdas eden kimi batıcıların ileri sürdükleri aşırılıklar var. Bir arkadaşım sosyal veyâ siyasî konular ile ilgili görüşlerini şer’î hükümlerin ışığında ortaya koyduğunda Mermukin Üniversitesi'nde profesör olan bir bayan arkadaşının kendisine sürekli şöyle çıkıştığını bana anlatmıştı.: "Bu senin şahsi görüşün. Modern batı düşüncesine ve kültürüne teslim olduğun için böyle düşünüyorsun. Kur’ÂN'da, Sünnet'te veyâ fıkıh Kitablarında ortaya konan ve pek çok İslâm âliminin söylediklerine de aykırı fikirler üretiyorsun.."
Sanırım bize düşen görev, bazı yazarlarımızın, ilim adamlarımızın kadın-erkek ilişkileri konusunda yaptıkları hatalı yorumlardan dolayı İslâm'dan ürküp kaçanlara hakikati tebliğ etmektir. Umarım bu Kitabta takip ettiğim metodla, bu tip insanların şer’î hükümleri asli kaynaklarından öğrenmelerini kolaylaştırmış olurum. Şer’î hükümleri kendi bakış açılarına göre yorumlayan müslümanların görüşleri, bu görüşlerinde ister isabet ister hata etmiş olsunlar, ister hakikate yaklaşmış ister uzaklaşmış olsunlar, yüce İslâm şeriatının hükmü olarak lanse edilemez. [28] [28] Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/35-41.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

KİTABIN KONUSU.:

Kitab, "Saadet Asrında müslüman kadının sosyal ve hukukî konumu"nu ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaçla uzaktan ya da yakından kadın ile ilişkili bütün nasları; onun özel hayatıyla ilgili olanından toplumsal hayatıyla ilgili olanına, toplumsal ilişkilerin niteliğine ve kadın erkek ilişkilerinin mahiyetine ilişkin olanlarına kadar bütün hepsini toplamaya çalıştım. Temel bakış açım, İslâm'ın kadın veyâ erkek demeden ferdin hayatını düzenlediği gibi toplumun hayatını da düzenlediğiydi. Müslüman ferdin gelişmesi göz önüne alınarak, sosyal araştırmalarla fıkhi araştırmaların sonuçları açısından birbirine uygunluğunu isbatlamaktı. Sosyal gelişme ile fıkhi hükümler arasındaki bağlantıyı kurmak çok önemliydi.

Toplumsal araştırmaların özelliklerinden biridir: Bu tip çalışmalarda toplumsal gerçeklik yalnızca delâleti kat’î nasslar ve belgeler üzerinde durularak ortaya konulamaz. Tarihi vakıayı isbat için delâleti kat’î olmayan nassların ve belgelerin de değerlendirilmesi gerekir. Fıkhi hükmün isbatlanması için kat’î delâlet veyâ tercih edilen delâlet gerekli görülmesine karşın, sözkonusu hükmün te'kidi için muhtemel/zannî delâlet yeterli görülmektedir. Yani muhtemel delâletin kat’î veyâ racih delilin, güvenilir şahidi olması mümkündür. Birazdan okuyucu, kimi şahidlerin ihtimali maksatlara delâlet ettiğini görecektir. Delile ihtimal karıştığında o delille istidlalin -hüküm çıkarma- yapılamayacağı bir kaidedir. Bu sebeple hüküm konurken, delâleti katı nassa veyâ racih delâlete dayanılması gerekir. Diğer nasslar ise sosyal araştırmaları olgunlaştırmak ve ayrıntılandırmak içindir.

İnsanların her fiilinde bir cevher (öz) bir de şekil bulunur. Cevher, za-mana, mekana ve çevresel şartlara göre çeşitli biçimlerde uygulanmak sûretiyle şekle dönüşür. Burada cevheri ihtiva eden bilginin yeri çok önemlidir, Mubah ise mübahlığı, haram ise haramlığı devâm eder. (Hanefiler bu metoda isüslah metodu demektedirler.) Bu cevherin uygulanış şekilleri ise yukarıda da açıkladığımız gibi gelişmeye ve değişmeye açıktır. Uygulanış şekilleri ne kadar farklı olursa olsun hepsi hükmünü cevherden alır.

Böyle bir ayrım zorunludur. Meseleyi anlamamıza ve yeni tatbik şekil lerini kavramamıza yardımcı olur. Mesela, kadının öğrenim görmesi, çalışması, içtimaî ve siyasî faaliyetlere iştIrakî gibi konularda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem meselenin özünü açıklamıştır. Fakat sorun şudur: Bu meselelerin tatbikinde sadece Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem döneminde yapıldığı şekliyle yetinip yeni uygulamalar aramayalım mı, ya da yeni sosyal şartlara göre çağdaş çözümler mi getirelim? Yoksa bu şartlara göre daha başka uygulama şekilleri mi teşkil edelim? Burada biz, kadının faaliyetlerine ve katılımlarına etki eden yeni sosyal şartları âile içinde, sosyal ve siyasî hayatta ve özel iş hayatında nasıl olduğunu esas aldık. Kadının giyimi ve zînetine etki eden şartlar da burada sayılabilir. İşte bu sayede müslüman kadın çağdaş toplum içerisinde üzerine düşen görevi tam olarak yapabilsin. Aynı zamanda meşru özü (cevher) de bularak bu sayede ALLAH'ın emrine doğru bir şekilde uyabilsin. Bu sosyal ve fikhi araştırmanın amacı, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in çizgisine uyarak, o dönemde verilmiş hakları günümüz müslüman kadınına da yeniden kazandırmaktır.

Bu amaç bizi daha büyük sorunların içine çekmektedir. Âlimlerin, dü-şünürlerin bu konuda katkıları şarttır. Sorun, günümüz müslümanın aklını özgürleştirme sorunudur. Asırlardan beri üstüne çöreklenen ve onu tesir altına alan boğucu bağlardan, bâtıl Ölçülerden ve fasit düşüncelerden aklını kurtarma problemidir. Bütün bunlardan kurtulan kimse uyanır ve ALLAH'ın hidâyetinin nuru doğrultusunda çalışır. Müslüman toplumu aklı hür fertlerin oluşturduğu ideal bir toplum yapmanın tek yolu kadının aklını da hürleştirmekten, diğer bir deyişle hem kadının hem de erkeğin hür akıl sahibi olmasından geçer. Sağlam temeller üzerine oturan sıhhatli bir toplum kurmak bununla mümkündür. Kişinin faaliyetini akıl organize eder. Akıl hür olur ve doğruyu bulursa kişinin faaliyetleri de hür bir şekilde gelişir, nura, basîrete doğru yol alır. Kanaatımıza göre en büyük sorun budur. Bu çirkin anlayışlar müslümanın düşünce sistemini darmadağın edince buna bağlı olarak hayatın bütün yönleri de zarar görmektedir. [29] [29] Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’î- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/41-42.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

KİTABIN METODU.:

KİTABIN METODU, Kur’ÂN'a ve sahih sünnete ait nassların genel bir değerlendirmesidir. Yukarıda da belirtildiği gibi hadis Kitablarından, sîret araştırması yaparken Sahih-i Müslim’in hadislerini görünce aklıma önce isim olarak "nasları algılama metodu" adını vermek geldi. Önce Sahih-i Buharî'de kadının hayatının çeşitli yönleriyle ilgili bölümü sonra da Sahih-i Müslim başta olmak üzere tam on dört hadis Kitabını inceledim. Bunlar: Buhari ve Müslim’in Sahihleri, Ebu Davûd, Tirmizî ve Nesaî'nin sünenleri, İmam Mâlik’in Muvatta'ı, İbn-i Hibban'ın Zevâidü's- Sahih’î, İmam Ahmed’in Müsned’î, Teberanî'nin Kebir, Evsat ve Sağir’inden oluşan mu'cemleri, Bezzâr'ın ve Ebu Ya’îâ'nın müsnetleridir. Son altı Kitab için Mecme'uz-Zevâid ve Menbe'ul-Fevâid'den faydalandım. Bu Kitab, Hafız Heysemî, Buharî ve Müslim’in sahihlerinde ve Ebu Davûd'un, Tirmizî'nin, Nesaî ve İbn Mâce'nin sünenlerinde bulunmayan hadisleri toplamıştır.
Hadis metinlerini incelemiş olmak, ALLAHu zü’L- CeLÂL'ın Kitabını incelemekten bizi müstağni kılmaz. ALLAH'ın kelâmı ilk kaynaktır. Değeri büyüktür. Manaların en güzelidir. Kişinin okuduğu her âyeti iyice düşünmesi gerekir. Âyetleri iyice okuyunca anladım ki, bir defa okumak yeterli değilmiş. Defalarca okumaya başladım. Çünkü âyetlerin arkasında ALLAHu zü’L- CeLÂL'ın nice fazlı, nimeti vardır. İlk amacım, bu Kitabta, kadın konusuyla ilgili bütün Kur’ÂNî delillerin ve sözünü ettiğimiz Kitablardaki hadislerin bir araya getirilmesidir. Bu esasa göre Kitabın bazı bölümlerini yazdım, sonra Kur’ÂN-ı Kerim'de ve Buharî ile Müslim'de bulunan delilleri şu nedenlerle yeterli buldum.:

Birincisi.: Zaman. Böyle önemli bir konuda insanlara birşeyler verebilmek gerçekten çok mühimdir. Ne var ki meseleyi enine boyuna incelemek, çokça gayret ve her bir hadisin senedlerini incelemek için bolca zaman gerekmektedir..

İkincisi.: Okuyucuya kolaylık. Konuyla ilgili olarak oluşturulacak bir cildi taşımak, bir çok cildi taşımaktan daha kolaydır,

Üçüncüsü.: Buharî ve Müslim'e olan güvenimiz. Sahih senedli hadisleri ihtiva edip içerisinde zayıf senedli hadis bulunmadığından dolayı müslümanların hayatında bu Kitabların özel bir yeri vardır. Okuyucu bu Kitabta ileri sürülen delilleri bu sayede daha mutmain olarak okur.

Kısacası bu Kitabı iki merhalede ele almaya karar verdim.:

Birinci Merhale.: Okuyucunun elinde bulunan kısım Kur’ÂN-ı Kerim'de ve Buharî ile Müslim’in sahihlerinde bulunan belirli nassları içerir. Bazı konularda diğer hadis kaynaklarından deliller getirmeye lüzum görmedik. Bunu yaparken imkân ölçüsünde söz konusu nassların sıhhatini belirten ulemâ görüşlerine de yer verdik. Buharî ile Müslim’in ittifâk ettiği hadislerde Buharî'nin metnini esas almaya gayret ettik. Buharî'ye nazaran daha açık olması nedeniyle zaman zaman da Müslim’in metnini aldık ve "bu rivâyet Müslim’indir" notunu düştük.

İkinci Merhale.: İnşaALLAH Kur’ÂN Nasslarından oluşacaktır. Ne de olsa Kur'ânî Nasslar, kıymet olarak temel hadis metinlerinden daha değerlidir.
ALLAHu zü’L- CeLÂL'dan bu Kitabı samimi bir çalışma kılmasını, hüsn-ü kabul ile kabul edip insanların ondan faydalanmalarını sağlamasını niyaz ederim. En değerli istek, en yüce gaye O'dur.

Kitabın genel metodu, konuya göre bütün nasları zikretmek şeklindedir. Zikredilen nassların delâleti genellikle tatbikî ve amelî olacağından açık olmalıdır. Açık nasslar varken yeni hükümler çıkarmak herhalde zor olmayacaktır. Şeriat kültürüne vakıf olan kişilerin bu ölçüleri farketmesi mümkündür. Bunun yanında bâzen âlimlerin görüşlerine de yer verdim. Ulemâ görüşlerini çoğunlukla İbn Hacer’in Buharî şerhi olan ve hadis ve fıkıh ansiklopedisi diyebileceğimiz Fethu'l-Bâri'den aldım. Âlimlerin görüşlerini nakletmemin amacı, nasslara yaklaşımımızın ve onlara getirdiğimiz yorumların yeni bir şey olmadığını, bizden önce alanında otorite olan birçok âlimin de aynı şekilde yorumladığını ispatlamaktır. Bu vesileyle şunu da söylemeliyim. Ulemâdan görüş naklederken nassların delâleti konusunda benim görüşümü destekleyen sadece bir âlimin görüşünü naklettim. Konunun uzayacağı, beni Kitabı yazarken esas aldığım metoddan çıkaracağı ve âlimlerin görüşlerini karşılaştırma ve aralarında tercih gibi başka bir yere çekeceği endişesiyle bizi desteklesin ya da desteklemesin ulemâya ait bütün görüşleri buraya almadım. Önüne gelen her düşünceyi nakletmek, Kur’ÂN-ı Kerim'de ve Buharî ile Müslim’in sahihlerinde bulunan nassları incelemekten çok, ansiklopedik bir fıkıh çalışması olur. Fukahanın diğer görüşleri için şerh ve fıkıh ansiklopedilerine bakılabilir. Ayrıca fıkhın hiçbir konusu olmasın ki orada farklı görüşler bulunmasın. Fer’î meselelerde ihtilaf vardır. Önemli olan bu Kitabı müslüman bir kimsenin mutmain bir şekilde okuyabilmesidir. Tabii ki bu, ancak okuyucunun kaynak olarak kullandığımız şer’î delillere vakıf olmasıyla mümkündür. Kanaatıma göre ihtilaf anında en güvenilir görüş, şer’î naslara dayanan görüştür.

Bu metodun bir faydası da kadınla ilgili Kur’ÂN'da ve Buharî ile Müslim’in sahihlerinde bulunan nassların konu tasnifine tâbi tutulmasıdır. Müellif bu faydayı önemli saymaktadır. Çünkü İslâm Ümmetinin yeni ihtiyaçlarına uygun olarak Kur’ÂN'da ve sünnette bulunan naslar bu sayede yeni tasniflere tabi tutularak önemli bir hizmet gerçekleşmiş olur. Bu ihtiyaçlar arasında psikoloji, sosyoloji, ahlâk, iktisat ve siyaset gibi insanla ilgili ilimler sayılabilir. Kadın sorunu, sosyal sorumluluk toplumu yenileme ve değiştirme metodları ve hepsinden de Önemlisi müslüman kişinin düşünce metodu gibi çağdaş sorunlar da yeni ihtiyaçlardan sayılabilir. Bu konular fıkıhta çok önemli olan içtihadı canlandırmaya yardım eden yeni bir metoda götürmesi ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in müjdelediği tecdid hareketine sebep olduğundan dolayı gerçekten dikkate şayandır. ALLAH'a hamdolsun, son günlerde birçok âlim Kur’ÂN ve SüNNet Naslarını mevzu’îarına göre tasnif etmeye başladılar. Yine ALLAH'a hamdolsun ki bu ümmet yüce Kitab'a sahip olduğu gibi Kitab'ın açıklayıcısı konumunda olan sünnete de sahiptir. Kur’ÂN-ı Kerim, ALLAH'ın korumasıyla korunmuş olunca, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sünneti de müslümanların büyük gayretleri sonucu ALLAH'ın yardımıyla muhafaza edilmiştir. Bu, her şeyi bilen ve hikmet sahibi olan ALLAHu zü’L- CeLÂL'ın İslâm Ümmetine verdiği bir nimettir.

Bilindiği gibi daha önceki ümmetler kendilerine gelen Kitabları bozmuşlardır. ALLAH'ın adeti yerini bulmuş, ilahî yolun ilkelerini yeniden düzenlemek için yeni bir Kitab, yeni bir peygamber göndermiştir. İslâm Ümmeti bu son dini yükleniyor, peygamberimizden sonra yeni bir din gelmiyor. Demek ki ALLAHu zü’L- CeLÂL, kıyamete kadar insanların her zaman kendisine başvuracağı dinin temel ilkelerini korumaktadır. Böylece doğru yolu arayan kişi ALLAH'ın apaçık olan Kitab'ına bakar, bu konuda ne şekilde olursa olsun din konusunda baba ve dedelerinden kalan mirasa i’tibar etmez, öncekilerin dediği gibi:
"Biz babalarımızı bir din üzerine bulduk, biz onların yoluna uymaktayız." demezler..


وَكَذَلِكَ مَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا إِنَّا وَجَدْنَا آبَاءنَا عَلَى أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَى آثَارِهِم مُّقْتَدُونَ
Resim---“Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn (muktedûne).: Ve tıpkı bunun gibi, senden önce bir ülkeye bir nezir göndermiş olmadık ki, onun (o ülkenin) refah içinde olanları: “Muhakkak ki biz, babalarımızı bir ümmet (dîn) üzerinde bulduk. Ve mutlaka biz, onların izlerine tâbî olanlarız.” dememiş olsunlar.” (Zuhruf 43/23)

İnanıyorum ki müsümanlar -dinlerinin temel prensiplerinin korunma nimetini tam olarak takdir ederler- sürekli bu prensiplere başvururlar, hayatlarını bu şekilde düzenlerler. ALLAHu zü’L- CeLÂL şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler, ALLAH'a itaat edin! Rasûlune ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Bir konuda anlaşamadığınızda ALLAH'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu ALLAH'a ve Rasûlune götürün. Bu sizin için hem daha hayırlı hem de sonuç olarak daha iyidir."


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû atîûllâhe ve atîû’r- resûle ve uli’l- emri minkum, fe in tenâza’tum fî şey’in fe ruddûhu ilâllâhi ve’r- resûli in kuntum tu’minûne billâhi ve’l- yevmi’l- âhir (âhiri). Zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ (te’vîlen).: Ey iman edenler! Allah'a ve Resûl'e ve sizden olan idârecilere (emir verme yetkisinin sahiplerine) itaat edin. Bundan sonra eğer bir hususta ihtilâfa düşerseniz, o taktirde Allah'a ve âhiret gününe îmân ediyorsanız, onu Allah'a ve Resûl'üne götürün. Bu daha hayırlıdır ve tevîl (yorum) bakımından en güzelidir.” (Nisâ 4/59)

Umarım ki, ALLAH'ın verdiği güçle yaptığım bu çalışmam, müslümanların kadınların tartışmalı meselelerini ALLAH'a ve Rasûlüne götürmelerine vesile olur..

Her alanda hayatımızı Nebevî Metoda göre düzenlemek amaç ve zorunlu bir prensip olunca; kadınların sosyal hayata katılımlarında nebevî çizginin daha çok önem kazanacaktır. Bu konuda Nebevî Metod köklü bir değişimi yapabilecek güçtedir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem döneminde kadının iştirak ettiği uygulamalı sahalar örnek alınacak kadar çoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem döneminde kadının katılabileceği sosyal faaliyetlerle ilgili pratik uygulamalar ve yol gösterici Örnekler oldukça çoktur. Sünnetin belirttiği yolda yürümek, gerekli sosyal faaliyetlerle ilgili Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem dönemindeki uygulamaları aynen tatbik etmekle mümkün olur. Pratik uygulamaların zamanla hayatın değişik sahalarında önemi azalmakta ve hatta tamamen yok olacak duruma gelmektedir. O dönemdeki prensipleri ve örnekleri bünyesinde toplayan Nasslar ise Kitablarda kayıtlı olarak bulunmaktadır. ALLAHu zü’L- CeLÂL'in kadınlara verdiği haklar gözardı edilmektedir. Böylece naslardan çıkartılan ilkeler bozulmuş, insanların yorum ve görüşleriyle akıl ve kalb yoğun bir tozla kaplanmıştır. Bunun sebebi şunlardır.:

1-) Câhiliye döneminden kalma adetler ve tutkular. Gerek Arap Câhiliyesi, gerekse İslâm'a sonradan girmiş halklarla beraber gelip, çağlar boyu müslümanların anlayış ve tefekkürlerine, yönelişlerine tesir etmiş câhili düşünceler.

2-) Kimi müslümanlarca başlatılan ifratçı ve tefritçi akım, kadından gelebilecek kötülükleri engelleyebilmek için -sedd-i zerai- bazılarının çok aşırı gitmesi buna misâl olarak verilebilir. Sedd-i Zerai delilinin uygulanışıyla ilgili ileride ayrı bir bâb açtık.[30] [30] Bkz: Döndüncü bolümün üçüncü kısmı.

3-) Kimi selef ulemâsının yanlış ictihadları. Taklid ve tutuculuğun fazilet sayıldığı dönemlerde bu ictihadların değeri oldukça artarak elden ele nesillere aktarılmıştır. Bu konuda Şeyhu'l-İslâm İbn Teymîyye der ki: "... gerek selef ulemâsının gerekse daha sonraki âlimlerin her görüşünün, her fiilinin altında muhakkak bir sünnet vardır"... konu çok geniş olmakla beraber denilebilir ki o dönem âlimlerinin kıymeti göz ardı edilemeyeceği gibi onlara uyanlar da kesinlikle sayılamayacak kadar çoktur. ALLAHu zü’L- CeLÂL.: "Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu, ALLAH'a ve Rasûlune götürün" buyurmaktadır. Mücâhid, Hakem b. Uteybe, Mâlik ve diğerleri de: (Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sözleri dışında diğer insanların görüşleri alınır da terkedilir de)[31] [31] riamu’î-Muvakkiin, c. 3, s. 284.
der. İmam Şevkanî ise şöyle demektedir: "Bir âlime taassubla bağlanman onun görüş ve içtihatlarını hem kendine hem de diğer insanlara hüccet kılmana sebeptir. Eğer böyle yaparsan, taassubla bağlandığın o kişiyi kanuna uyan değil de kanun koyan; sorumlu tutulan değil de sorumlu tutan yapmış olursun."[32] [32] Bkz: Şevkanî, Kitabu Edebi’î-Tâlib.

Şu çarpıtmalara, hatalara bak. ALLAH'ın müslümanlara rahmetinden olmalı ki, her dönemde ALLAH'ın emrine adaletle uyan bir âlim sınıfı olmuştur. Bu konuda Peygamberimiz: "Her dönemde ümmetimden ALLAH'ın emrine uyan bir tabaka bulunur. Onlar, ALLAH'ın emrine uyarlarken ilahî emir gelinceye kadar onlara, ne düşmanları ne de azgınlar zarar verebilir."[33] [33] Buharî, Kitabul-Menâkıb, bâb: Peygamberliğin alâmetleri c. 7, s. 445.
"Bu dini her neslin sağlam kişileri taşır. Onu ifratçıların bozmasından, sapıkların değiştirmesinden ve câhillerin yorumundan korur. "[34] [34] Bu hadis Mişkatu’î-Mesabih'te bulunmaktadır, c. 1, s. 82, Hadis No: 248 Muhakkik Nasıruddin el-Elbanî, Hafız el-Alaî'nin hadisin bazı varyantlarını sahih gördüğünü söylemektedir.
"ALLAHu zü’L- CeLÂL bu ümmete her yüzyılın başında o dini tecdid edecek kişileri gönderir" buyurmaktadır. [35] [35] Bkz: Sahihü’î-Camu’s-sağir, Hadis No: 1870.

4-) Sünnetin senedleri Buharî ve dört mezhebin imamlarından sonra gelenler tarafından incelendi. Bu incelemenin sonucunda, "onların sözlerinin bağlayıcılık taşıması ancak sahih sünnetin ölçüsüne uygunluğu iledir" dediler. Ancak imamlara uyanlar onların sözlerini bu ölçüye vurmadılar. Ve bu şekilde hem imamların vâsiyetlerine hem de sünnete aykırı davrandılar. Mesela İmam Şafii şöyle demektedir.: "Bu konuda kadınların her iki bayram namazına gidebileceğine dair bir hadis rivâyet edilmiştir. Eğer hadis sabitse ben de onu söylüyorum."
Beyhakî, İmam Şafii'nin görüşünü şöyle açıklar.: "Evet hadis doğrudur. Ümmü Atîyye'den gelen bu hadisi, Buharî ve Müslim rivâyet etmişlerdir. O halde Şafii'nin görüşü de bu doğrultudadır."[36] [36] Fethu'l -Bâri, c. 3, s. 123.
Ümmü Atîyye hadisinin metni şöyledir: "Hayır meclislerine çıkmamız emredildi; biz, hayızlılar, genç kızlar ve perde ehli olanlar o meclislere çıktık. Hayızlı olanlar, müslüman cemaatlarına katıldılar ve duâ ettiler fakat namazgâhlarından uzak durdulılarılar."[37] [37] Buharî, Kitabul-Iydeyn, bâb: Hayızlı kadınların namazgâhdan ayrılmaları c. 3, s. 122. Müslim, Kitabul-lydeyn, kadınların bayramlarda namazgâha gitmesinin mübahlığı bâbı. 3, s. 20.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şu hadisi bana bu çalışmayı tamamlama hırsı verdi: "Sözümü işiten ve başkalarına aktaran kişinin yüzünü ALLAHu zü’L- CeLÂL ağartsın. Nice fıkıh bilgisi taşıyanlar var ki fakih (anlayışlı) değildir. Ola ki kendisine aktarılan kimse bizzât duyandan daha anlayışlı olabilir."[38] [38] İbn Mâce, Sünen, Mukaddime, Kimde bir ilim varsa... bâbı, hadis no: 187.

İnşaALLAH bu çalışmamda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sözünü fukahaya ve benden daha bilgili olanlara anlatmışımdır. Bu hadisle müjdelenen kişilerin arasına girmeyi ALLAHu zü’L- CeLÂL'tan niyaz ederim. Selef-i Sâlihin bir hadis için günlerce, gecelerce yolculuk etmişlerdir. Câbir b. Abdullah ile ilgili olarak rivâyet edilen olay bunun güzel örneğidir. Câbir tek bir hadis için bir aylık mesafede olan Abdullah b. Enis’in yurduna gitmiştir.[39] [39] Bu hadisi Buharî, Kitabul-Ilmm ilim öğrenmek bâbında muallak olarak rivâyet etmiştir c.l s. 183 (Hafız b. Hacer der ki: "Bu hadisi Buharî el-Edeb'ul-Müfred'de, Anmed ve Ebu Ya’îâ da aynı senedle rivâyet etmişlerdir.)

Tabiinden Amir es-Şâbi hadis öğrettiği Horasanlı kişiye: "Bu hadisleri kolayca elde ettin. Tek bir hadis için Medine'nin dışına giden râviler varlılarıdır."[40] [40] Buharî, Kıtabu’î-İlm, Kişinin kölesine ve âilesine ilim öğretmesi bâbı. c.l, s. 200.
Busr b. Ubeydulîah ise "Bir tek hadis için nice şehirler dolaştım."demiştir. [41][41] Bu hadis Fethu’î- Bâri'dedir. İbn Hacer der ki "Hadisi Darimî sahih bir senedle rivâyet etmiştir, c. l,s. 202.

ALLAHu zü’L- CeLÂL'den, beni rahmetine kavuşturmasını ve hayatlarına etki edecek ölçüde bu hadislerin mutaalasım kolaylaştırmasını isterim. [42] [42] Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’î- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/43-48.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

ARAŞTIRMADAN ÇIKAN ÖNEMLİ SONUÇLAR.:

1-) Kadının Şahsiyetiyle İlgili İlkeler.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem döneminde müslüman kadın, yüce İslâm Dininin ilkelerini belirlediği müslüman şahsiyetinin bilincindeydi. Hayatın çeşitli faaliyetlerine bu şahsiyetiyle iştirak ederdi.:

Resim => Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur.: "Kadınlar, erkeklerin bacılarıdır."
Hz. Peygamber aleyhisselâm bu özlü sözünde kadın şahsiyetinin ilkelerini özetlemiştir. Ve hadiste Hz. Peygamber aleyhisselâm, kadın ile erkek arasında kimi durumlarda yetenek farklılıkları olmasına karşın, aslolanın eşitlik olduğunu hükme bağlamıştır.[43] [43] (Bkz: Sahihü’î-Câmiü’s-Sağir, hadis no: 2329.)

Resim => Kadınlar akıl ve dince noksandır" hadisi, sahihtir. Bununla birlikte çoğu insan bunu yanlış anlamış, yanlış uygulamış, böylece ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Kitabında, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in da Sünnetinde kadının şahsiyeti ile ilgili ilkeleri gözardı etmiştir.

2-) Kadının Giyecekleri ve Zîneti.:
Resim => Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem döneminde kadınların yüzlerini açmaları yaygındı. Göz ve göz çukuru dışındaki yerleri örten peçe ise gerek İslâmdan önce gerekse sonra kimi kadınların güzellik için âdet olarak taktıkları birşeydir..
Resim => Yüz, eller ve giyimdeki süslenmenin ölçüsü, müslüman hanımlar arasındaki örf ile tesbit edilir.
https://www.muhammedinur.com/photos/upl ... de3c5f.gif => İslâm Dininde muayyen bir elbise tarzı yoktur. Önemli olan vücudu kapatmaktır. Sosyal ve çevre şartlarına göre farklı biçimlerde elbise giymekte sakınca yoktur.
Resim => Bu özellikler kadınlara tam bir hürriyet hakkı vermiş, sosyal hayata katılımlarını kolaylaştırmıştır.

3-) Kadınların Sosyal Hayata Katılımıyla İlgili İlkeler.:
Resim => Bilindiği gibi evde, perde arkasında durmak yalnızca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hanımlarına mahsustu. Diğer sahabe hanımları bu konuda mü'minlerin annelerine uymamışlardır.
Resim => Kadın sosyal hayata iştirak eder, özel ve genel birçok konularda erkeklerle karşılıklı münâsebetler kurarlardı. Amaç, aktif yeni hayatın ihtiyaçlarına cevâb vermek ve kadın erkek müslümanların işlerini kolaylaştırmaktır.
Resim => Kadın bu katılımı sağlarken, yüce ahlâk kurallarından başka birşeyle sınırlandrılmamıştır. Zâten bu kurallar da her durumda korunmuş ve ortadan kaldırılması mümkün olmayan kurallardır.
Resim => Risâlet çağında müslüman kadın, ihtiyaca ve hayat şartlarına göre top-lumsal faaliyetlere, siyasete ve mesleki çalışmalara katılmıştır. Toplumsal faaliyet alanında; Müslüman kadın bu alanda pek çok hizmet vermiştir; kültür ve eğitim, birr ve toplumsal hizmet gibi... Siyasî işleyiş toplumun ve statükonun inancına karşı çıkabiliyor. Bu uğurda zorluklarla ve işkenceyle karşılaşınca inancı uğruna hicret edebiliyordu. Ayrıca müslüman kadın amme ile ilgili konulardaki üstün kavrayışı ile seçkin bir yer elde edebiliyor, o kimi siyasî istişârelere katılabiliyor, kimi zaman da siyasî muhalefete iştirak edebiliyordu. Mesleki alanda ise; müslüman kadın çobanlık, zirâat ve el sanatları, bakıcılık, doktorluk, hemşirelik, temizlik ve ev işleri gibi sahalarda çalışıyordu. Bu çalışmaları iki şeyi gerçekleştirmesine yardımcı oluyordu.:
a-) Fakirlik ve güçsüzlük durumunda kendisine ve ilesine temiz bir hayat sunmak
b-) Kazandığını tasadduk ederek ve ALLAH yolunda harcayarak kendisine yüce bir konum ve fazilet kazandırmak..

Aktif siyasî, içtimaî ve mesleki sahalardaki katılım, çağımızda içtimaî yeni oluşumları zorunlu kılıyorsa şeriatın ilke ve kuralları bu oluşumları daha ciddi değerlendirmektedir. Her çağda bu ihtiyaçlara cevâb vermektedir.
Resim => Toplumsal hayata katılımın en önemli sonucu kadının anlayışının gelişmesi ve en üstün olgunluk düzeyine ulaşarak pek çok faydalı işler yapmasına imkân tanımasıdır.

4-) Âile Konusundaki İlkeler.:
Resim => Kadına kocasını seçme hakkı verilmesi gerek kocasının ve gerekse Hâkimin ikrarı ile kocasından aldığı malı geri vermek şartıyla geçimsizlik halinde ondan ayrılma hakkının bulunması.
Resim => Kadın ve erkeği ilgilendiren sorumlulukları aralarında paylaşmaları..
Resim => Karı-Koca haklarının birbirine eşit olması.
"Erkeklerin kadınlar üzerinde haklan bulunduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde haklan vardır. Erkeklerin haklan kadınlarınkinden bir derece daha fazladır."


وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ
“Ve’l- mutallakâtu yeterabbasne bi enfusihinne selâsete kurûin, ve lâ yahıllu lehunne en yektumne mâ halakallâhu fî erhâmihinne in kunne yu’minne billâhi ve’l- yevmi’l- âhır (âhıri), ve buûletuhunne ehakku bi reddihinne fî zâlike in erâdû ıslâhâ (ıslâhan), ve lehunne mislullezî aleyhinne bi’l- ma’rûf (ma’rûfi), ve li’r- ricâli aleyhinne dereceh (derecetun), vALLÂHu AZÎZun Hakîm (hakîmun).: Boşanmış kadınlar üç kur (üç ay hali müddeti) kendi kendilerine beklerler (hâmile olup olmadıklarına bakarlar). Eğer ALLAH'a ve yevm'il âhire îmân ediyorlarsa, rahimlerinde ALLAH'ın yaratmış olduğu şeyi gizlemeleri onlar için helâl olmaz. Şâyet onların kocaları barışmak (arayı düzeltmek) isterlerse, bu (bekleme süresi) içinde onlara tekrar geri dönmeye (başkasından) daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınları üzerinde (hakları) olduğu gibi, kadınların da erkekleri üzerinde maruf (hakları) vardır. Erkeklerin, kadınların üzerindeki (hakkı) bir derece daha üstündür. Ve ALLAH, AZÎZ'dir, HAKÎM'dir.” (Bakara 2/228).

(nOt.:
Erkeklerin, kadınların üzerindeki (hakkı) bir derece daha üstündür.: Ancak erkekler, aile reisleri, kadınların üzerinde sorumlu, sınırlı bir otoriteye sahiptirler..)


Âyette geçen derece ev reisliği yahut erkeğin yüklendiği bazı yükümlülüklerdir. Sevgi, lütuf, rahmet, güzel giyinmek, süslenmek, cinsel ilişki, birbirlerinin işlerine yardım gibi konular kadın ve erkeğe verilen ortak haklardandır.
Resim => İslâm, boşanma ve birden fazla kadınla evlenebilmek için birtakım şartlar, kurallar koymuştur. Sözkonusu şartlara uyulmadıkça sağlam bir müslüman âilesi kurulamaz. İçinde bulunduğumuz çağda üzerimize ağır yükler yükleyen bu şart ve kuralları yeniden ele almamızda bizim için hiçbir sakınca yoktur..
Resim => Kadının âile içerisindeki rolü en önemli vazifesidir. Ancak bu, onun toplumda başka görevlerinin olmasına engel değildir. Müslüman kadının ilk vazifesi ile müslüman toplumun ilerlemesi için zorunlu olan diğer görevler arasında uyumun sağlanması, toplumsal anlayışın gelişmesine ve eşler arasında güven artırıcı yardımlaşmanın kurulmasına bağlıdır..

5-) Cinsiyet Konusundaki İlkeler.:
Resim => Cinsel ilişki dünya ve âhiret ni’metlerindendir. Şeriatın çizdiği ölçüde kaldıkça cinsel ilişki helâldir ve kişi karşılığında mükâfat alır. Münharif tasavvuftan etkilenmiş cinsellik anlayışımızı tashih etmemiz artık bir zorunluluktur. Kaldı ki bir takım sufîlerin sunduğu bu anlayışın arkasında hıristiyan ruhbanlığı ve kimi doğulu dinlerinin etkisi yatmaktadır..

Münharif.: İnhiraf eden, yoldan çıkmış. Eğilmiş, çarpık. Usulünden çıkmış, sağlam olmayan..

Resim => Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve ashabı, cinsel terbiyeyi gerçekleştirecek ve sağlam bir cinsel kültürün oluşmasını sağlayacak bir metod ile hareket ediyorlardı. Bu tavır kadın ve erkeğin psikolojik sağlığına hizmet eder. Bu sebeple cinselliği gizlemekten kaynaklanan korkuyu ve cinsellikle uzaktan veyâ yakından ilişkili herşeyi kapsayan güvensizliği gidermek gerekir. Bunun bir neticesi olarak, erkek kadın herkes cinsel hazzı içlerinde duyar. Bu nedenle uzaktan yakından herkesin cinsel ilişki ile ilgili yanlış anlayışlar ve gizlilikleri bilmesi gerekir.
Resim => Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kâmil insan örneğiydi." Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, gerek tek kadınla gerek birçok kadınla evliyken olgun bir kişilik sergilemiştir. Bu durum (onun örnek oluşu) gerek zühd halinde tüm dünyalıklardan el çekmesi hali olsun gerekse eşleriyle tamamen mübâşeret hali olsun farketmez. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hakkındaki anlayışımızı tashih ettikten sonra, O'nun cinsel hayatını sahih bir şekilde anlamamız da gerekir..
Resim => Bekâr olan gençlerin kolayca evlenebilmelerini sağlamak İslâm toplumunun bir özelliğidir. Evlenme kolaylığı sünnette daha belirgindir. Çağımızda ALLAHu zü’L- CeLÂL’in iradesi doğrultusunda her türlü imkanları kullanarak evliliğin kolaylaştırılması zorunludur. Zorlaştırmak ise insanları ALLAH'tan uzaklaştırır. Gizli açık kötülüklere yaklaştırır, belki de ALLAH korusun o kötülüklerin içine atar.
Bu araştırmamızın kısa bir değerlendirmesinden sonra, eğer müslüman kadına haklarını geri vermek ve toplum yapımızı yeniden sağlam bir temel üzerine oturtmak istiyorsak, birçok yeni ilmi araştırmalar yapmamız gerektiğini anlatmak isterim..

YAPILACAK SÖZKONUSU ARAŞTIRMALAR BEŞ SAHADA OLMALI.:

1-) İlahi hidâyetin nassları olan Kitab ve sünnetin bütün hadis Kitablarını içine alacak çapta değerlendirilmesi..
2-) İslâm kültürü, çağlara göre İslâm âlimlerinin söz ve ictihadlarını tatbikatıyla beraber biraraya getirip toparlamak. Bu vesileyle içtimaî ve kültürel tarihimizi derinlemesine irdeleyip anlamaya çalışmak. Ve bu uzun tarihin düşüncemize ve içinde bulunduğumuz duruma etkisini ölçmek..
3-) Çağdaş müslümanların Kitabları.: Bu Kitabları bütün yönleriyle irdelemek, faydalı görüşlerin bir özetini ve çağdaş ictihadları toplamak..
4-) Toplumumuzdaki çağdaş uygulamalar.: Vehimden uzak, sağlıklı, dikkatli ve güçlü uygulamalar ortaya koymak, imkân ölçüsünde bu tür uygu-lamaların ilmi bir şekilde araştırılmasıyla mümkündür..
5-) Kadını konu alan batıda yapılan yeni çalışmalar.: Psikoloji, eğitim ve öğretim, cinsel kültür, mesleki hayat, içtimaî ve siyasî faaliyet gibi sahalar. Şeriat ölçüsüne vurduktan sonra çeşitli milletlerin tecrübelerinden faydalanabilmek için hayat gerçeğini yarısıtan bu tür konularda araştırmalar yapmak, bunu yaparken de vehim ve taassublardan uzak durmak..
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim
Resim TEVHiD TARLAmızz.. KADINımızzz..

BU KİTAB, HİDÂYETE DÂVET EDİYOR mu?.:

Resim---Hz. Peygamber aleyhisselâm.: "Kim insanlara bir hidâyet kapısı açarsa, hem bunun sevâbını hem de bu kapıdan girenlerin almış olduğu sevab kadar sevâb alır. Kim de bir kötülük kapısı açarsa hem bunun günahını hem de o kapıdan girenlerin günahı kadar günah alır." buyurmaktadır.[44] [44]
(Müslim, Kitabu’l-İlm, "Kim iyi veyâ kötü bir çığır açarsa kim hidâyete yahut sapıklığa çağırırsa" bâbı, c. 8, s. 62.)

Umarım bu eser, insanları doğru yola çağırmıştır.
Bu konudaki beklentilerim şu nedenlerle açıklanabilir.:
1-) Kur’ÂN ve Sünnet Nasslarını konularına göre tasnif etmeye çalışmak güzel bir çağrıdır. Şöyle ki, ahlâk, sosyoloji, eğitim, ekonomi, siyaset ve araştırma teknikleri gibi çeşitli sahalarla ilgili İslâmi Nasslar yapılan araştırmaları kolaylaştırdığından, çağımızda konu tasnifinin önemli olduğunu yukarıda belirtmiştik. Bu konular arasında kadın sorunu, sosyal yükümlülük ve gelişim-değişim metodları da sayılabilir. ALLAH'ın izniyle bu sâyede daha güzel çalışmalar yapılabilir.

2-) Kadın sorunu gibi konularda geçmişten gelen anlayış ve düşüncelerin Kitab ve sünnet esaslarına oturtulma çabası da güzel bir çalışma sayılmalıdır.:


Resim---Hz. Peygamber aleyhisselâm.: "Size iki şey bırakıyorum, onlara bağlı kaldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız. Bunlar, ALLAH'ın Kitabı ve Rasûlü'nün Sünnetidir." buyurmaktadır. [45] [45]
(Muvatta; Kitabu'l-Kader, kaderden konuşmanın yasaklığı bâbı, c. 2, s. 899 Bkz: Sahihu’l-Câmiü's-Sağır, hadis no: 2934.)

3-) İnsanlar arasında sünnetin yayılması, her hangi bir fetvânın Kur’ÂN ve Sünnete dayandırılması da güzel çalışmadan sayılabilir. Bu sâyede insanlar, dinlerinin buyruklarını bildikleri gibi akıl ve kalblerini yönlendiren Kur’ÂN âyetlerini ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Sünnetlerini öğrenmiş olurlar. Böylece hava, su, güneş ve ay ışığı ni’metlerinden faydalandıkları gibi kaynaklardan da kolayca faydalanırlar.
Ata b. Rabah'ın kendine sorulan soruya Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hadisiyle nasıl karşılık verdiğini bir düşün. Ebu Şihab (Musâ b. Nafı) anlatıyor.: "Temettü haccı yapmak için Mekke'ye girdim. Terviyeden üç gün önce yâni Zilhicce'nin beşinci günü (Zilhicce'nin sekizinci gününe terviye günü denir.) Mekke'ye girdim. Bazı Mekke'liler bana dediler ki, şimdi yaptığın hac Mekke Haccı oluyor. Bunun ne demek olduğunu Ata'ya sordum.

Resim---Dedi ki.: “Câbir b. Abdullah'ın belirttiğine göre O Rasalullah'la beraber hacc eder. Diğer insanlar ifrat haccına niyetlenince Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kabe'yi tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'y yaptıktan ve tıraş olduktan sonra ihramlarınızı çıkarın, bir müddet ihramsız kalın. Terviye günü Zilhiccenin se kizinci günü- olunca hacca niyet edin. İşte bu şekilde yaptığınız hac, Haccı Temettudur." buyurmuştur.. [46] [46]
(Buharî, Kitabu’l-Hac, "Kesecek kurbanı olmayan kişinin temettü, kiran ve ifrad hac yapabilmesi" bâbı, c. 4, s. 175.)

4-) Böylece şer’î delilleri açıklamak, insanların ilgisine sunup beşeri görüşlerin arkasında kalmamaları için onları yaymak.
Sağlam şer’î delillere dayanıp, şer’î kurallar Ölçüsünde kadınların yüzlerini açabileceğini ve sosyal hayatta erkeklerle beraber olabileceğini açıklamak da güzel bir faaliyet sayılmalıdır. ALLAH’ın Dini’nde insanlara zorluk yoktur. Âyet-i celîlede bu.: "ALLAH, dinde size zorluk çıkarmamıştır" şeklinde belirtilmiştir.


لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidâyet yolu, ALLAH'a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de ALLAH'a îmân ederse (mü'min olur, ALLAH'a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (ALLAH'tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. ALLAH SEM'Î'dir, ALÎM'dir.” (Bakara 2/256).

Burada İslâmi Dâvet İki Uç Yaklaşımadır.:

BİRİNCİSİ.: Kadının yüzünü açamayacağını söyleyen, gerekli olduğunda erkeklerle beraber şeriatın koyduğu ölçüler dairesinde çalışamayacağını iddia eden tabaka. Bunları seri hükümlere çağırır, onları şu hadisle uyarırım.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Helâl olan birşeyi haram saymak, haram olan şeyi helâl saymak gibidir." buyurmuştur.. [47] [47]
(Mecmeu'z-Zevâid, Kitabu’l-İlm, "Haramı helâl veyâ helâli haram sayanın yahut da sünneti terk edenin durumu" bâbı. Hafız Heysemî der ki, Taberanî bu hadisi el-Evsat'ta rivâyet etmiştir. Kavileri sahihtir, c. 1, s. 176.)

Yâni her ikisi de ALLAH’ın Dinine tecâvüzdür. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kadınların yüzlerini açabileceğini ve sosyal hayata iştirak edebileceklerim belirtmiştir. Amaç müslümanlara faydalı olmak, hayatın ciddî sorunlarını kolayca halledebilmek ve kadının da iyi işler yapabileceği kapıları açmaktır. İlim öğrenmek, öğretmek ve geçim sağlamaktan âciz kocaya içtimaî hayatta destek sağlamak, düzeltilmesi zorunlu olan siyasî hayatta aktif rol almak da mühim vazifelerdendir..
Bu tabakanın İslâmi anlayışını incelerken Hz. Ali kerremallahu vechehu’nun güzel uygulamasını gördüm.: "Öğle namazından sonra Hz. Ali kerremallahu vechehu, Küfe meydanında ikindi namazına kadar toplumun sorunlarıyla uğraşır, namaz vakti girince abdest suyu getirilir, sudan bir miktar içer, yüzünü, ellerini yıkar. Başını meshedip ayaklarını da yıkadıktan sonra kalan suyu ayakta içer ve.: "Kimi insanlar ayakta su içmeyi hoş görmez, halbuki Rasûlullah benim gibi ayakta su içmiştir." derdi.
[48] [48]
(Buharî, Kitabu'l-Eşribe, "Ayakta su içmek" bâbı, c. 12, s. 183.)

İbn Hacer diyor ki.: "Hz. Ali kerremallahu vechehu’nun bu uygulaması, âlim kişinin insanların sakıncalı gördükleri câiz bir işi görünce onlara fazla zaman geçmeden işin doğrusunu anlatması gerekir. Bir şey câiz olduğu halde sakıncalı olarak bilinirse onun haram olduğu zannedilir. Bu nedenle sorulmasa bile halkı aydınlatmalıdır. Sorulursa pekiştirilmiş olur."[49] [49]
(Fethu’l-Bâri, c. 12, s. 187.)

İKİNCİSİ.: ALLAH’ın Dinine uymayan, aşırılığa, hoyratlığa kaçan tabaka ki bunları ALLAH'a itaate ve kanunlarına uymaya çağırırım. Müslüman kadınlar emredilen yerlerini örtmek, erkeklerle karşılaştıklarında da şer’î kurallara uymak mecburiyetindedirler. Aksi takdirde ALLAH'ın gazabını celbederler, batı toplumlarının duçar oldukları sosyal hastalıkların pençesine düşerler. Müslüman kadınla ilgili Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in vahiyden yola çıkarak insanlara açıkladığı kurallar ile yerini bulan söz konusu ilmi araştırmaların temeli olan bütün naslar vahyin en doğru açıklamasıdır. İnanıyorum ki bu naslar yolumuzu aydınlatır, bizi fasıkların, ifratçıların nevâlarından korur. Naslara uymaya, nasların belirttiği şekilde hareket etmeye teşvik eder, ashabın durumu gibi bizi karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Bu sâyede ashab nasıl ki cehâleti terketmişse, biz de öylece terk ederiz. Aynı zamanda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in haber verdiği şu tehlikeden de kendimizi koruruz.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Sizden öncekileri adım adım, karış karış takip edeceksiniz. Onlar keler deliğine girmişlerse sizde girersiniz." Ashab-ı Kiram.: Ya Rasûlullah, yahudi ve hristiyanları mı kastediyorsunuz diye sorunca,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Başka kim olacak?."
diye cevâb verdi..
[50] [50]
(Buharî, Kitabul-Itısam bi’l-Kitab ve's-Sünne, "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sizden öncekilerin yoluna uyacaksınız" bâbı, c. 17, b. 63. Müslim, Kitabü’l-îlm, "Yahudi ve hristiyanların yollarından gitmek" bâbı, c.8, s. 57.)

Üzülerek belirtelim ki azgın ve ifratçı bu tabakalar, adım adım daha önceki nesillerin peşinden giderek onlarla beraber keler deliğine girmişlerdir. Azgınların uydukları yol yakın çağlardaki kadını soyan, açılıp saçılmasını hoş gören ve onu cinsel bir araç gören çağdaş batı uygarlığıdır. İfratçılar eski çağlarda yahudiler ile hristiyanların gittikleri yola giden, skolastik çağdaki kilise öğretilerini esas alan kişilerdir. İşin ilginç yanı ifratçıların çoğunlukla azgınlar gibi daha önceki öğretileri esas alarak onlarla beraber keler deliğine girmeleridir. Böylece hem kendilerine hem de kadının bileklerine İslâm'ın kırdığı kelepçeyi yeniden vurmuşlardır. ALLAHu zü’L- CeLÂL ne güzel buyurmuş.:
"Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı bulunan O elçiye, O ümmi peygambere uyarlar. O peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder, kötülükten men eder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona inanan, destekleyerek ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nur'a uyanlar, işte felaha erenler onlardır."


الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Resim---“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur’ÂN-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.” (A'râf 7/157).

ALLAH ve Rasûlü'nün uyarısıyla dostların uyarısı arasındaki fark, ALLAH ve Rasûlü, ilmi gizlemeyi şiddetle yasaklamaktadır. Nitekim ALLAHu zü’L- CeLÂL.:
"ALLAH'ın ve lânet edebilen tüm lânetçilerin lâneti, insanlara Kitabda beyyineleri ve doğru yolu açıkladıktan sonra bunları gizleyenlerin üzerine olsun" buyurmaktadır.


إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِن بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلعَنُهُمُ اللّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ
Resim---“Muhakkak ki, beyyinelerden/delillerden indirdiğimiz şeyleri ve hidâyeti (ölmeden evvel ruhun ALLAH'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, ALLAH lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder." (Bakara 2/159).

Resim---Hz. Peygamber aleyhisselâm da: "Kişi insanlardan korktuğu için bildiği, gördüğü ve duyduğu gerçeği söylememezlik yapmasın. Çünkü böyle yapmakla ne eceli yaklaşır ne de rızkı elinden alınır"buyurmaktadır. [51] [51]
(Bkz: Silsiletü'l-Ehâdisi's-Sahiha, hadis no: 168.)

Kur’ÂN-ı Kerim’in bu tür ilmi çalışmalar ve onların yayılmasıyla ilgili temel kurallarını bilen dostlar... Onu da birkaç sözle açıklayabilirim. Bunlar iki kısımdır.:
Birinci Görüş.: Kimi hevâ ehlinin nassları yerli yerinde kullanmamasından, İslâm'ın kadın-erkek ilişkilerini bazı ahlâk kuralları ile kayıtladığına dikkat etmemesinden, kısacası zamanın çirkefliğinden dolayı konuyu olduğu gibi ortaya koymayı sakıncalı görmüşlerdir. Bu durumun bizi ALLAH'ın insanlık için teşri’ kıldığı hükümleri tüm insanlara bildirmemizi engelleyeceğini sanmıyorum. Gerçek âlime düşen görev, gördüğü yanlışları ve hataları düzeltmek, yanlış yolda olanların görüşlerini reddetmek ve hatalarını açıklamaktır..

Teşri’.: Yolu açık ve vâzıh kılma. * Şeriata isnad ve nisbet eylemek. * Kanun vaz' ve tenfiz eylemek. * Peygamberimizin (aleyhisselâm şeriata dair emretmesi. * Havuza su getirmek..
Avret.: Eksik. Gedik. Gizlenmesi lâzım gelen şey. Dinen örtülmesi vâcib olan âzâ, ud yeri. Utanılacak ve hayâ edilecek şey. Erkeklerde göbek ile diz kapağı arasındaki kısım..
Sedd-i zerai.: Şer'an yasak olan bir şeye vesile teşkil eden mübah fiillerin de men edilmesi..


Bu anlayış bana, Nasuruddin Elbanî'nin Müslüman Kadının Örtüsü adlı eserinin mukaddimesinde naklettiği bir tavrı hatırlattı. Elbanî şöyle diyor.: Kimi ilim ehli ve onların talebeleri -özellikle de onların mukallidleri- Kitabı Ön plana aldıklarını söylemelerine karşın yine de onun, kadının yüzünün avret olmadığına dair açıklamasını görmezden geliyorlar. Böyle düşünenleri iki sınıfta mütala edebiliriz. Birincisine göre kadının yüzü kesinlikle avrettir. İkincisine göre ise, bizim de dediğimiz gibi kadının yüzü avret değildir derler, ama ilâve olarak çağın bozukluğu ve "sedd-i zerai" esası dikkate alınarak bu görüşü yaymak doğru olmaz." kanaatini ileri sürerler.
Bunlara şöyle deriz.: Çağın bozukluğu gibi nedenlerle Kitab ve Sünnette belirtilen seri hükümleri gizlemek kesinlikle câiz değildir.
İlmi gizlemenin haramlığı şu âyette açıkça belirtilmiştir:
"Kitabta insanlara beyyinc ve doğru yolu açıkladıktan sonra onları gizleyenlere ALLAH ve lânetçiler lânet eder."


إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِن بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلعَنُهُمُ اللّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ
Resim---“Muhakkak ki, beyyinelerden/delillerden indirdiğimiz şeyleri ve hidâyeti (ölmeden evvel ruhun ALLAH'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, ALLAH lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder." (Bakara 2/159).

Resim---Hadis-i şerifte ise Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Kim bildiği bir şeyi gizlerse kıyamet günü ALLAH ona ateşten bir gem vurur." buyurmuştur..
(İbn Hıbban ve Hâkim rivâyet etmişlerdir. Hâkim ve Zehebî, hadisin sahih olduğunu söyler.)
İnandığımız şekliyle kadının yüzü şer'an avret sayılmıyorsa bu hükmü gizlemek, insanlara anlatmamak nasıl mümkün olabilir?.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »


Evet kim.: "Bütün bunlarla beraber kadının yüzünü açması câiz değildir." diyerek (Sedd-i zerai yapıyorsa bu durumda gördüğünü insanlara açıklaması onu gizlememesi ve görüşünü destekleyen deliller getirmesi gerekir. Ama nerede!.[52] [52] Bkz: Elbanî, Kitabu Hicâbi'l-Mer'eti'l-Müslime.

(Sedd-i zerai.: Şer'an yasak olan bir şeye vesile teşkil eden mübah fiillerin de men edilmesi..
Mübah.: (İbâhe. den) İşlenmesinde sevab ve günah olmayan şey. * Fık: Yapılması ve yapılmaması şer'an câiz bulunan şey. (Yemek, içmek, uyumak gibi.))


İkinci gurub da, insanlar arasında gelenek halini alan görüşlerin dışında, Kitabın onlara aykırı olarak ortaya koyduğu düşünceleri açıklaması durumunda karşılaşacağı saldırılardan korkarak susmayı tercih eder. Halbuki akıllı kimsenin yapması gereken, bu ilmi eleştirilerden faydalanmak ve hatasını düzeltmektir. Ya da delillerle yapılan eleştiriye delilleriyle cevâb vermektir. Özelikle de eğer beşer aklının bazı kusurları olabileceğini ve kimi zaaflarla kişinin hakkı istese de doğruyu yanlış gösterebileceğini biliyorsa...

Zâten hakka, bâzen akılların birleşmesi ile bâzen de çatışması ile ulaşılabilir. Eğer kişi düşmanca, çirkin bir saldırı ile karşılaşmış ise, acı ilaca defalarca sabrettiği gibi sabretmelidir. Çünkü bilmeli ki bu tip ilaçlarda şifâ vardır. Anlayışında bulunması muhtemel olan kusurların şifâsı veyâ bu durumu ortaya çıkaran nedenlerin ortadan kalkması böyle mümkündür. Farklı görüşlere tahammülü olmayan toplum kurtuluşa erişemez. Farklı görüşler ortaya koymak, müslümanın her işinde yumuşak huylu davranması gerçeğini ortadan kaldıramaz.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "ALLAH yumuşak huyludur (refik). Her işte yumuşak huylu davranmayı sever." buyurur.
[53] (Buharî, Kitabu İstitabeti’l-Mürteddine, zimmi yahut bir başkası Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e söverse... bâbı, c. 15, s. 308. Müslim, Kitabu's-Selâm, Yahudilere önce selâm vermek ve onların selâmının nasıl alınacağı, bâb, c.7, s. 4.)

Diğer bir hadiste de;

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Yumuşaklık (rıfk) bulunduğu şeyin süsüdür" buyurur.
[54] [54] (Müslim, Kitabu’l-Birr ve’s-Sıla ve’l-Adâb, yumuşaklığın fazileti, bâbı, c.8, s. 22.)

Kitabı yazarken söz konusu kişilerle münakaşa etmeyi, delillerini tartışmayı çok istemiştim. Bunun için ayrı bir bâb açtım. Dördüncü bölümün birinci, ikinci ve üçüncü arabaşlıkları müslüman kadının içtimaî hayata ıştırakî ile ilgili tartışmalardır. Altıncı bölümün birinci ve ikinci ara başlıkları ise müslüman kadının yüzünü açabilmesi konusundaki tartışmalardır. Kanaatıma göre ALLAH ve Rasûlunün ilmi gizleme konusundaki uyarılarını dikkate almak benim için en güzel yoldur.
ALLAHu zü’L- CeLÂL, gerçeği gerçek olarak göstersin, bizi ona tâbi kılsın. Bâtılı da bâtıl olarak göstersin ve ondan bizi uzaklaştırsın. Dünyada ve âhirette bize afiyet versin.
Kitabta takip ettiğim metod pratik, karşılaştırmalı, sahih nasları bir araya getirmek şeklinde olduğundan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve ashabının metoduna uygun bir metoddur.
İşte Buharî "Kitab ve sünnete sarılmak"la ilgili bölüme şu başlığı koymuştur: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ALLAH'tan aldığı şeyleri ümmetinin kadın ve erkeklerine öğrettiğine dâir bâb."[55] [55] (Buharî, Kitabu'l-Itısam bil-Kitab ve's-sünne, c. 17, s. 55.)

Mühelleb, Buharî'nin bu tercemesini ne güzel değerlendirmiştir. O der ki: "Buharî burada, âlim kişi nasslarla delil getirmek mümkünken kesinlikle kendi görüşünü, anlayışını katmayandır demek istemektedir."[56] [56] (Fethu’l-Bâri, c.17, s. 55)

Biraz sonra değineceğimiz gibi, ashab-ı kiramın nasıl insanlara hadislerden delil getirdiğini, akıllarıyla istidlal edenlere naslarla nasıl cevâb verdiklerini aktardığımızda bir düşün.:


Resim---Hz. Aişe'nin, Hz. Ömer ve İbn Ömer’in görüşüne verdiği cevâb.: "Muhammed b. Münteşir anlatıyor.: Hz. Aişe'ye İbn Ömer’in.: "ihramlı iken güzel koku sürünmeyi istemem" şeklindeki sözünü sorunca Hz. Aişe.: "Ben, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e güzel koku sürdüm. Ardından da, hanımlarıyla tavaf ettikten sonra ihrama girdi." [57] [57] (Buharî, Kitabul-Gusl, "kim koku sürünür sonra gusleder, yine de üzerinde koku kalırsa" bâbı, c. 1, s. 396. Müslim, Kitabu’l-Hacc, "ihramlı kişinin haremi şerifte koku sürünmesi" bâbı, c. 4, s. 12)

Resim---Fethu'l-Bâri'de Said b. Mansur Abdullah b. Abdullah b. Ömer kanalıyla Hz. Aişe'nin.: "İhramlı iken koku sürünmekte sakınca yoktur" dediğini nakleder. Râvi diyor ki.: "Ben, İbn Ömer'le dururken Hz. Aişe'ye bir adam, gönderdim. Resûlullah’ın sözünü bizzât onun ağzından duymak istiyordum. Gönderdiğim adam Hz. Aişe'nin kendisine.: "İhramlı iken koku sürünmekte herhangi bir sakınca yoktur." dediğini bana söyledi. Sâlim b. Abdullah b. Ömer de aynı konuda babası ve dedesiyle Aişe hadisinde anlaşamamışlardır. İbn Uyeyne diyor ki.: "Bize Amr b. Dinar, Sâlim'den.: "İhramlı iken koku sürünmeye dâir Hz. Ömer’in sözünü naklettikten sonra.: “Bu söz Hz. Aişe'nin bir rivâyetidir.” demiştir. Sâlim ise.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sünneti uyulmaya daha lâyıktır.” dedi. [58] [58] (Fethu’l-Bâri, c.4, s. 140-141.)

Hafız İbn Hacer der ki.:
Bu hadisten şu dersi çıkarmamız gerekir.: Belâlardan korkan kimsenin sünnete uyması gerekir. Sünnet varken başkalarının görüşlerine ihtiyaç kalmaz. Zirâ sünette ikna edici bir özellik vardır. [59] [59] (Fethu’l-Bâri, c. 4, s. 140-141.)

Ben derim ki.: Hadiste geçen erkek şahıslar her biri ilimde ve fazilette zirve olan Hz. Ömer ve oğlu İbn Ömer'di. Durum böyle olmakla beraber Rasulullah'ın dışında kimse ma’sum değildir.
Hz. Aişe ve Ümmü Seleme, Ebu Hûreyre ile Fadl b. Abbas'ın görüşlerini reddediyor.

Ebu Bekir b. Abdurrahmân b. el-Haris'ten gelen bir rivâyette o şöyle demıştır.: “Ebu Hûreyre'nin.: "Kim sabah cünüb olarak kalkarsa, oruç tutmasın." dediğini duydum. Râvi diyor ki.: Ebu Hûreyre'nin bu sözünü Abdurrahmân b. el-Haris'e arzettim. O, kendisinin böyle bir hadis bilmediğini söyledi. Bunun üzerine ben ve Abdurrahmân Hz. Aişe ile Ümmü Seleme'nin yanına gittik. Abdurrahmân meseleyi arz edince dediler ki.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ihtilam olmadan cünüb olarak sabahladığında oruç tutardı...”
Bunun üzerine Ebu Hûreyre'nin yanına geldik, bize dedi ki.: “Aişe ve Ümmü Seleme aynen böyle mi dediler?” Abdurrahmân.: “Evet!.” deyince Ebu Hûreyre.: "Onlar en iyisini bilirler" karşılığını verdi.

Sonra Ebu Hûreyre, Fadl b. Abbas'tan rivâyet ettiği hadisi inkâr ederek.: "Ben bunu Fadl'dan duymuştum. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den duymamıştım." demiştir.
Râvi anlatıyor.: “Bunun üzerine Ebu Hûreyre cünüb olarak oruç tutulmaz görüşünden vazgeçti. (Buharî, Müslim. Bu hadis Müslim’in metni-dir.)
[60] [60] (Buharî, Kitabu's-Savm, "Cünüb olarak sabahlayan oruçlu" bâbı, c. 5, s. 45. Müslim, Kitabu's-Sıyâm, "Cünüblü sabahlayan kişinin orucunun sahihliği" bâbı, c. 3, s. 137.)

Hz. Aişe, Abdullah b. Amr'ın görüşünü reddediyor.:
Abid b. Umeyr'den nakledildiğine göre.:

Resim---Hz. Aişe, Abdullah b. Amr’in.: "Kadınların gusul abdesti alırlarken başlarından sarkan saçlarını çözmelerini emreden sözü duyunca.: "Şu İbn Amr'a bak. Kadınlara, gusul abdesti alırlarken saçlarını çözmelerini emrediyor. Bir de saçlarını kesmelerini emretseydi ya? Ben ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem aynı kaptan gusul abdesti alırdık, başıma üç kereden fazla su dökmezdim." [61] [61] (Müslim, Kitabu’l-Hayz, "Baştan aşağı sarkan saçların yıkanmasının hükmü" bâbı, c. 1, s. 179.)

Hz. Aişe, İbn Abbas'ı reddediyor.:

Resim---Hz. Aişe'nin belirttiğine göre Ziyâd b. Ebi Süfyan, kendisine gönderdiği bir yazıda Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediğini dile getirir.: "Hac kurbanı kesilene kadar hac yapan kimseye haram olan şeyler o kurbanı gönderen kişiye de haramdır."
Hz. Aişe diyor ki.: "Hayır, bu İbn Abbas'ın dediği gibi değil. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kurbanlık hayvanındaki bağı bizzât elimle ben çözdüm sonra da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kurbanlık nişanını kendi eliyle taktı. Ardından da kurbanlık hayvanı babamla gönderdi. ALLAH'ın helâl kıldığı hiçbir şey, Kurban kesinceye kadar Resûlullaha haram olmamıştı."
[62] [62] (Buharî, Kitabu’l-Hacc, "Eliyle düğümleri çözme" bâbı c. 4, s. 293.)

İbn Ömer, İbn Abbas'ı reddediyor.:

Resim---Vebre diyor ki.: İbn Ömer'le otururken bir adam geldi.: "Vakfeden önce Kâbe'yi tavaf etmemde bir sakınca var mı?" diye sordu. İbn Ömer.:"Hayır, sakıncası yoktur." dedi. Bunun üzerine adam: "İbn Abbas.: “Vakfeden önce Kâbe tavaf edilmez!” diyor" dedi. Bunun üzerine İbn Ömer.: "Rasûllullah da hacetti, vakfeden önce de tavaf etti. Bu konuda samimî isen söyle bakalım Rasûlullah'ın görüşünü mü almak daha uygun yoksa İbn Abbas'ın mı?"
Bir başka rivâyette ise.: "Söyle bakalım ALLAH ve Rasûlünün sünneti mi yoksa filancanın sözü mü uyulmaya daha lâyıktır" şeklinde geçmektedir.
[63] [63] (Müslim, Kitabu’l-Hacc, "Hac esnâsında ihramlının yapması gereken şeyler ve tavaf ve say için Mekke'ye gelmesi" bâbı, c.4, s. 53.)

İbn Abbas, Zeyd b. Sabit’î eleştiriyor.:

Resim---İkrime anlatıyor. Medineliler İbn Abbas'a, tavaf yaptıktan sonra hayız olan kadının durumunu sordular. İbn Abbas onlara dedi ki.: “Böyle bir kadın Mekke'yi terketmelidir.” Bunun üzerine onlar.: “Senin görüşünü almayız, Zeyd’in görüşünü tercih ederiz." dediler. İbn Abbas onlara.: "Medine'ye gidince sorarsınız." dedi. Medine'ye gittiklerinde mesetegzii sordular. Sorulan kimseler arasında Ümmü Süleym de vardı ve onlara Saffîyye hadisini okudu. O, Minâ'dan ayrılıp Kâbeyi tavaf etmişti. Minâ'dan ayrıldıktan sonra hayız olunca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Mekke'ye dönsün" buyurdu. [64] [64] (Buharî, Kitabul-Hacc, "Mekke'ye girdikten sonra hayız olan kadın" bâbı, c. 4, s. 336. Müslim Kitabu’l-Hacc, "Vedâ tavafının vâcibliği ve hayızlı kadından düşmesi" bâbı, c.4, s. 93. Buradaki hadis Müslim’in Safîyye'den naklettiği hadistir.)

Imran b. Husayn, Hz. Ömer’in görüşünü reddediyor.:

Resim---İmran b. Husayn anlatıyor.: “Mut'a (hacc-ı temettü ile ilgili) âyeti inince Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hacc-ı temettü yapmamızı emretti. Bu âyet neshedilmediği gibi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, vefâtına kadar bizi hacc-ı temettu'dan alıkoymamıştır. Mesele bu kadar açıkken isteyen istediği gibi konuşsun.” [65] [65] (Buharî, Kitabu’l-Hacc, "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem zamanında hacc-ı temettü" bâbı, c.4 s. 177. Müslim, Kitabu’l-Hacc, "Hacc-ı temettunun câizliği" bâbı, c.4, s. 48.)

Ali b. Ebi Tâlib’in Osman b. Afvan'ı reddetmesi.:

Resim---Said b. el-Müseyyeb anlatıyor. Hz. Ali kerremallahu vechehu ve Hz. Osman hacc-ı temettü konusunda bir hayli tartıştıktan sonra Hz. Ali kerremallahu vechehu şöyle dedi.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yaptığı şeyden mi insanları sakındırıyorsun." Hz. Ali kerremallahu vechehu bunun doğruluğunu anlayınca hem umre hem de hac için kurban kesti. Diğer bir rivâyette ise Hz. Ali kerremallahu vechehu.: "Birinin görüşüne uyarak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetini terkedecek değilim." buyurdu. [66] [66] (Buharî, Kitabul-Hacc, "temettü, kıran ve ifrad haccı" bâbı, c.4, s.176. Müslim, Kitabul-Hacc, "haccı temettunun cazliği", c. 4, s. 46.)

İbn Abbas'ın İbn Zübeyr’in görüsünü reddetmesi.:

Resim---Müslim el-Kura'dan nakledildiğine göre o şöyle der.: “İbn Abbas'a hacc-ı temettu'dan sordum. Bana müsaade etti. İbn Zübeyr ise hacc-ı temettuyu kabul etmeyerek şöyle demiştir.: "İşte İbn Zübeyr’in annesi, Eğer Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hacc-ı temettuya müsâde etmişse İbn Zübeyr’in annesine varın sorun.” Ondan sonra İbn Zübeyr’in annesinin yanına vardık. Baktık ki o kör ve şişmandı. Bize Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hacc-ı temettuya izin verdiğini söyledi.[67] [67] (Müslim, Kitabu’l-Hacc, temettü haccı bâbı, c.4, s. 55.)

Resim---İbn Abdilberr, Kitab-u Câmii Beyâni’l-İlm adlı eserinde Ebu's-Semh'ın şöyle dediğini nakleder.: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi devesini yükleyip yola çıkacak ve kendisine Rasûlün sünneti ile fetvâ verecek birini arayacak ancak şahsî görüşü ile fetvâ verenden başkasını bulamayacak." [68] [68] (İbni Abdülberr, Câmiü Beyâni’l- İlm ve fadluh, s. 324.)

Biraz düşününce görülür ki, ALLAH'ın şeriatı müslümanların işini kolaylaştırmaya, zorluğu kaldırmaya yöneliktir..

Teşekkür ve güzel olanı bilmek.:
Bu eserin başında kendilerinden faydalandığım değerli âlimlere teşekkür etmeyi bir görev bilirim. Onların takdire değer yardımlarıyla yazdığım şeylerin değerlendirilmesini ancak yapabildim. Bana yardımcı olan dostlarımın başında bu Kitabı fasıl fasıl okuyan Prof. Dr. Yusuf el-Kardavî gelmektedir. Onun konuya bakış ve değerlendirmelerinden oldukça faydalandım. Bunun yanında çağdaş müslüman kadının birçok meselesini içeren bir mukaddime yazmayı da lütfetti. Hakkımda güzel düşünen kardeşlerimle beraber olmam için ALLAHu zü’L- CeLÂL beni muvaffak etsin..

Bu çalışmanın bazı bölümlerini mütalaa edenler ise çeşitli Arap ülkelerinden birçok dostlarımdır. Bunlardan bazıları.: Araştırmanın büyük bir bölümünü "inceleyen ve Kitabımıza güzel bir mukaddime yazan Şeyh Muhammed Gazalî, Dr. İzzuddin İbrahim, Prof. Muhyiddin Atîyye, Dr. Yusuf Abdulmuti, Dr. Muhammed Kemâl Ebu’l-Mecid, Dr. Muhammed el-Mehdi el-Bedri, Mısır'dan Prof. Tank el-Bişri, Dr. Cafer Şeyh İdris, Sudan'dan Prof. Zeynelâbidin er-Rekkabi, Dr. Muhammed el-Eşkar, Filistin'den Dr. Kamil Zağmud, Tunus'tan Prof. Raşid el-Gannuşi ve Mağrib'den Prof. Ahmed er-Risuni'dir.
Sözünü ettiğimiz bu değerli âlimlerin kimi ibârelerin düzeltilmesine ve bakış açılarının genişletilmesine bir hayli yardımları olmuştur. Bu âlimler için yapacağım şey amellerine, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in hayırla karşılık vermesini istemektir..

Kitabın oluşmasında kalkılan olan en büyük yardımcım değerli hayat arkadaşım, eşim, Melike Zeynüddin Hanım'dır. Araştırma ve yazma ortamı buldukça hiçbir zaman emeğini esirgememiştir. Öyle ki zihnimi bu Kitaba tamamen verebilmem için evinden ve çocuklarından uzun süre ayrı kalarak benden yardımlarını asla esirgememiştir. Buharî'de bulunan bir hadisin bütün rivâyetlerini toplamada ve garip kelimelerin mânâlarını çıkarmada yardım elini sürekli uzatmıştır. Müsveddelerde bulunan açıklama eksikliklerini tamamlayarak onları temize çekmesi ise hepsinden daha büyük yardım sayılmalıdır. Yeri gelmişken belirtmeliyim ki, müsveddeleri temize çekerken yaptığımız tartışmalardan çıkan önemli sonuçlan da oraya ekliyordu. ALLAHu zü’L- CeLÂL onu korusun. Ona sıhhat ve afiyet versin. Ona, bana ve bütün müslü-manlara ecirlerin en güzelini versin..

DUÂ ve ÖZÜR.:

DUÂ, Hz. Musâ aleyhisselâm'ın yaptığı şu DUÂdır.:


قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي
Resim---“Kâle rabbişrah lî sadrî.: (Musâ aleyhisselâm): “RABBim benim göğsümü şerhet (yar, aç).” dedi.” (Tâhâ 20/25).

وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي
Resim---“Ve yessir lî emrî.: Ve bana işimi kolaylaştır.” (Tâhâ 20/26).

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي
Resim---“Vahlul ukdeten min lisânî.: Ve dilimden düğümü (peltekliği) çöz.” (Tâhâ 20/27).

يَفْقَهُوا قَوْلِي
Resim---“Yefkahû kavlî.: Sözlerimi idrak etsinler.” (Tâhâ 20/28).

Resim---Bir diğer DUÂmız Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in aleyhisselâm'in DUÂsıdır.: “Ey gökleri ve yeri yaratan, görüneni ve görünmeyeni bilen ALLAH'ım, sen insanların anlaşamadığı konularda kulların arasında hükmedensin. Tartışmalı konularda beni hakka ilet. Şüphesiz sen dilediğini doğru yola götürürsün." [69] [69] (Müslim, Kitabu Salâti'l-Müsafirin, "Gece namazında duâ" bâbı, c.2, s. 185.)

Özüre gelince önemli bir işe, büyük bir göreve yeltenen zayıf insan özür dilemek durumundadır. Kitab her halükârda iki temel bölüme ayrılır. Birincisi; Kur’ÂN ve Sünnet Nasslarını incelemek; ikincisi ise, tasnif esasına göre söz konusu nasların delâletlerini araştırmak ve yorumlamak. Her iki yöntem de daha önceki araştırmacılar tarafından uygulanmıştır. Buradaki çalışma böyle önemli bir konunun sadece bir yönünü ele alan ferdi bir çalışmadır. Konunun bu çalışmayla bitmeyecek kadar daha birçok boyutu vardır. Ayrıca çalışmamızda hataların olması da muhtemeldir.
İlahî Nasslardan araştırarak düşünerek çıkardığım neticeler söz konusu nassların diğer mânâları ve parlaklığı karşısında oldukça sönük kalmaktadır. Nassları doğru anlamanın yanında meselenin bütün yönlerini ele almak, onları yorumlamak ve bu nuru kavramak çok zor bir ıştır. Nassların delâlet ettiği hakiki mânâyı kadın erkek herkes ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kendilerine açtığı ölçüde anlayabilir. Akıllarını kullanan geniş âlim kitlesinin sürekli, ciddî ve sağlam çalışmalarının bundaki katkısı elbette çok büyüktür.
Uzun süre İlahî Nassları araştırınca gördüm ki, yapılan çalışmaların güzel ve parlaklığı mâhir ve sanatkâr bir elin -ALLAHu zü’L- CeLÂL’in- uzanmasına bağlıdır. Gücümün yetersizliği, çâresizliğim ve kalemimden çıkan hatalar için ALLAHu zü’L- CeLÂL’dan af dilerim. Beni, kendi dinini insanlara doğru bir biçimde ulaştırmak için güçlü kalemleriyle, sağlam akıllarıyla gayret eden mü'minlerden eylesin.

Okuyucu Kardeşime Çağrı.:
ALLAHu zü’L- CeLÂL, emreden, kural koyandır. Rasûlü ise O'nun emirlerini tebliğ edendir. Bana düşen, ALLAH'ın emirlerini ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in açıklamalarını insanlara duyurmaktır. Herhangi bir nasla ilgili bir görüş beyan edersem yahut bir not düşersem okuyucu bu görüşü kabul de edebilir, red de. Çünkü okuyucunun, ALLAH'ın emrini, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in açıklamışını daha iyi anlaması mümkündür. Böyle bir kişi nur ve basîret üzeredir. Hatta okuyucu bir anlamda benim her söylediğimi bir kenara da atabilir. Gerçeği ve doğruyu arayanlar için klavuz konumunda olan ALLAHu zü’L- CeLÂL’in nasslarına bakılabilir.
Değerli okuyucunun tenkidleri bana yardımcı olacaktir.
[70] [70] (Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/49-63..)
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim

KUR’ÂN-ı KERİM'e GÖRE KADININ ŞAHSİYETİ.:

GİRİŞ.:
İSLAM'dan ÖNCE kadının dinî durumu, kendisine yapılan baskı, mihnet altında tutulma gibi ne tür zorluklara ma’ruz bırakıldığını sanırım söylemeye gerek yok. Konuyla ilgili eserler oldukça çoktur. Faydalı ve güvenilir bilgi için Diyorent’in "Uygarlığın Hikâyesi" adlı eserine bakmak yeterlidir. Çalışmamızda İslam öncesi Araplarda kadının konumu konusunda bu eserden zaman zaman faydalandık. Bizim açımızdan Kitabın en önemli noktası, İslam'ın kadına büyük değer vermesi, ev içinde yahut ev dışında ona büyük sorumluluklar yüklemesi ve sosyal hayatta kadının faydalı, ciddî işlere katılmasını ifâde etmesidir. Ne var ki çağlar geçtikçe müslüman kadının durumu gitgide düşmüş, bu düşüş, hicri ondördüncü asrın başlarında korkunç bir düzeye gelmiştir. Bu aşamaya gelindiğinde, İslam Toplumu batı uygarlığının etkisine, sömürge çağının hemen başlangıcından i’tibâren girmeye başladı. Bu durum toplumda iki zıt kutbun oluşumuna yol açtı. Bu kutuplardan biri batıyı körü körüne taklid eden kesim, diğer kutup ise atalarını ve onlardan kalan mirası aynı şekilde taklid eden kesim. Yıkıcı tesirlerin sonunda her iki grup da kadının şahsiyeti konusunda kendi görüşünü mutlaklaştırarak diğer grubun görüşlerine karşı cephe aldı. Bu çatışmanın sonucu olarak İslam Toplumunda birbirine taban tabana zıt iki ayn tip ortaya çıkmıştir. Öyle ki bir kısmı tamamen ALLAH'ın şeriatına uyarken, diğer kısmı onu bozmaya yeltenmiştir. Amacımız -samimî âlimlerin çalışmalarından yararlanarak- kadının şahsiyetini İslam'ın öngördüğü seviyeye getirmek, müslüman toplumda yeniden sağlam âilevî çekirdekler oluşturmak ve her bakımdan gelişmiş bir toplum olma yolunda atılmış adımları hızlandırmaktır.

Şari’in Kur’ÂN veyâ Sünnetteki hitâbında kadın ve erkek eşittir. Bu hitab, insanî değerlerlerden başlayarak cezâî sorumlulukların açıklanmasına doğru bir seyir takip eder. Tabii ki burada Şari’in belirttiği bir kısım farklar da vardır. Asıl olan eşitlıktır. Farklar asla göre istisnâîdir. Bu aslı bozmak, ALLAH’ın Dinine düşmanlık ve büyük bir hatadır.
Eşitlik hakkında İmam İbn Rüşd der ki.: "Kadın ve erkek temelde birdir. Fakat aralarında şer'an bir kısım farklar vardır."
ALLAH TeÂLÂ, bâzen kadınlara erkeklerle beraber hitâb etmektedir. Bu ALLAH'ın hem bir fazlı, hem de eşitliğe verdiği önemin göstergesidir.
Erkek ve kadının aslı birdir ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:

"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren RABBınıza hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz ALLAH'ın ve akrabanın haklarına riâyetsizlikten de sakının. ALLAH şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir."


يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
Resim---“Ey insanlar, RABB’iniz'e karşı takvâ sâhibi olun. O ki, sizi bir tek nefsten (Âdem aleyhis selâm'dan) yarattı. Ve ondan zevcesini yarattı ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yaydı. Ve O'nunla (O'nun adı ile) birbirinize dilekte bulunduğunuz ALLAH'a karşı takvâ sâhibi olun ve rahimlerden (akrabalık haklarından) sakının. Muhakkak ki ALLAH, sizin üzerinizde murakıbtır (sizi kontrol edendir).” (Nisâ 4/1).

Resim KADININ İNSANÎ YÜKÜMLÜLÜKLERİ.:

ALLAH TeÂLÂ Buyuruyor ki.:
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sâhibleri için şüphesiz deliller vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken ALLAH'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler.: “RABBımız! bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azâbından koru!.” derler. RABBımız! Sen ateşe kimi sokarsan, onu şüphesiz rezil etmiş olursun, zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur. RABB’imiz! Doğrusu biz.: “RABB’inize inanın!.” diye imana çağıran bir çağmayı işittik de iman ettik. RABBımız! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı iyilerle beraber al. RABBımız! Peygamberlerine vâdettiklerini bize de ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın. RABB'leri duâlarını kabul etti: Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun iş yapanın işini boşa çıkarmam hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezâya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. Andolsun ki, ALLAH katından bir ni’met olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Ni’metin güzeli ALLAH katındadır."


إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لِّأُوْلِي الألْبَابِ
Resim---“Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulû’l- elbâb için elbette âyetler (deliller) vardır.” (Âl-i İmrân 190).

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Resim---“Onlar (ulû’l- elbâb, lüblerin, ALLAH'ın sır hazinelerinin sâhibleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) ALLAH'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey RABB’imiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen SubhÂN'sın, artık bizi ateşin azâbından koru.” (Âl-i İmrân 191).

رَبَّنَا إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
Resim---“Ey RABB’imiz! Muhakkak ki Sen, kimi ateşe sokarsan artık onu hakir ve rezil etmişsindir. Zâlimler için bir yardımcı yoktur.” (Âl-i İmrân 192).

رَّبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلإِيمَانِ أَنْ آمِنُواْ بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الأبْرَارِ
Resim---“RABB’imiz! Muhakkak ki biz, “RABB’iniz'e iman edin” diye îmâna dâvet eden dâvetçiyi işittik, böylece îmân ettik (dâvetçiye tâbî olarak iman ettik.) RABB’imiz artık bizim günahlarımızı mağfiret et, seyyiatlarımızı ört ve bizi ebrâr olan (ALLAH'a ulaşan ve velî olan cennetlik) kullarınla beraber vefât ettir.” (Âl-i İmrân 193).

رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ
Resim---“RABB’imiz! Resûllerin vasıtasıyla bize vaad ettiğin şeyleri bize ver ve kıyamet günü bizi rezil ve perişan etme. Muhakkak ki sen vaadinden dönmezsin.” (Âl-i İmrân 194).

فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخْرِجُواْ مِن دِيَارِهِمْ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُواْ وَقُتِلُواْ لأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ ثَوَابًا مِّن عِندِ اللّهِ وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ
Resim---“O zaman RABB'leri, onların duâlarına icâbet etti. (Şöyle buyurdu): Sizden erkek veya kadın amel edenin amelini, Ben kesinlikle zâyi etmem. Siz birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, Ben'im yolumda işkenceye uğrayanların, savaşanların ve öldürülenlerin seyyiatlarını mutlaka örteceğim. Ve onları mutlaka, altlarından nehirler akan cennetlere sokacağım, ALLAH'ın katından bir mükâfat olarak. Ve ALLAH, O'nun katında mükâfatların en güzelidir.” (Âl-i İmrân 195).

"Erkek veyâ kadın, mü’min olarak, kim yararlı işler yaparsa işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez."

وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتَ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُوْلَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلاَ يُظْلَمُونَ نَقِيرًا
Resim---“Ve erkeklerden veya kadınlardan mü'min olarak, kim sâlih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa o takdirde, işte onlar, cennete girerler ve onlara hurma çekirdeğinin lifi kadar (zerre kadar) bile zulmedilmez.” (Nisâ 4/124).

"Erkek ya da kadın, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz."

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim---“Mü'min olan kadın ve erkekten kim sâlih (nefsini tezkiye ve tasfiye edici) amel işlerse, o takdirde ona mutlaka tayyib (temiz, helâl) bir hayat yaşatırız. Ve onları, mutlaka yapmış oldukları amellerin ecirlerinden (bedellerinden), daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız.” (Nahl 16/97).

"Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar cezâ görür. Kadın veyâ erkek, kim, inanarak yararlı iş işlerse, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız şekilde rızıklanırlar."

مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزَى إِلَّا مِثْلَهَا وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُوْلَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فِيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ
Resim---“Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezâlandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssâlihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü'minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.” (Mü’min 40/40).

Resim KADIN’ın CÂHİLÎYYE ZULMÜNDEN KURTARILMASI.:

=>Kadını, Daha Doğduğunda Kız Doğdu Diye Horlanmaya Muhatab Kılınınaktan Kurtarmak..

=> Kadını, Zelil, Hor Görülmekten Kurtarmak..

=>Kadını, Utanma Ya Da Fakirlik Korkusuyla Öldürülmekten Kurtarmak.


ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Aralarından birine, bir kız çocuğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü mosmor kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne fenâ tavır alıyorlar."


وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالأُنثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ
Resim---“Onlardan birisi, bir kız çocuk ile müjdelendiği zaman öfkeli olarak, yüzü siyahlaşıp gölgelenir.” (Nahl 16/58).

يَتَوَارَى مِنَ الْقَوْمِ مِن سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ أَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ أَلاَ سَاء مَا يَحْكُمُونَ
Resim---“Müjdelendiği şeyin kötülüğünden (dolayı) kavminden gizlenir. Onu zelillikle tutsun mu yoksa onu toprağa mı gömsün? Verdikleri hüküm ne kötü (öyle) değil mi?” (Nahl 16/59).

"Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır."

وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْءًا كَبِيرًا
Resim---“Yoksulluk korkusu ile evlâdlarınızı öldürmeyin! Onları ve sizleri sadece Biz rızıklandırırız. Muhakkak ki onların öldürülmesi, (kasıtla işlenen) büyük suç oldu.” (İsrâ 17/31).

"Kız çocuğuna hangi suçdan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman."

وَإِذَا الْمَوْؤُودَةُ سُئِلَتْ
Resim---“Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman.” (Tekvir 81/8).

بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ
Resim---“Hangi günah sebebi ile öldürüldü?” (Tekvir 81/9).

Resim KADINLARIN BAZI GÜZEL ŞEYLERDEN ÖZELLİKLE MAHRUM EDİLMESİ.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Bu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize mahsus olup eşlerimize yasaktır. Ölü doğacak olursa hepsi ona ortak olurlar, dediler. ALLAH bu tür sözlerin cezâsını verecektir. Çünkü O Hâkimdir, BiLendir."


وَقَالُواْ مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِن يَكُن مَّيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاء سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حِكِيمٌ عَلِيمٌ
Resim---“Ve şöyle dediler.: “Bu hayvanların karnında olanlar, yalnız erkeklerimize aittir. Eşlerimize (hanımlarımıza) haramdır. Şâyet ölü olursa, o takdirde (erkek ve kadınlar onu yemekte), onlar ortakdırlar.” (ALLAH bu) vasıflandırmalarından dolayı onları yakında cezâlandıracak. Muhakkak ki O; hüküm sâhibidir, en iyi bilendir.” (En’âm 6/139).

Resim KADININ MİRASTAN MAHRUM EDİLMESİ, EVLENME HÜRRİYETİNİN DARALTILMASI.:

ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Ey inananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız size helâl değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştirmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin. Hoşlanmadığınız bir şeyi ALLAH çok hayırlı kılmış olabilir."


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ النِّسَاء كَرْهًا وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلاَّ أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا
Resim---“Ey îmân edenler (ALLAH'a ölmeden önce ulaşmayı dileyenler)! (Eşi vefât eden ve yakınınız olan) kadınlara zorla (kerhen) vâris olmanız size helâl değildir. Ve onlara verdiklerinizin (mehrin) bir kısmını (onlardan) almak için, onları sıkıştırmayın, açıkça fuhuş yapmaları hariç. Ve onlarla iyi geçinin. Fakat eğer onlardan hoşlanmadınızsa, o takdirde umulur ki, sizin hoşlanmadığınız bir şey hakkında ALLAH pek çok hayır kılar.” (Nisâ 4/19).

Resim EVLENME YOLUYLA KADININ SICAK ÂİLE ORTAMINDAKİ İLİŞKİLERİ.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin -geçmişte olanlar geride kaldı- çünkü bu bir fuhuş ve iğrenç bir şeydir, bu ne kötü bir yoldur. Sizlere, analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, kanlarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanında kalan üvey kızlarınız -ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur- öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak sûretiyle evlenmek -geçmişte olanlar geride kaldı- size haram kılındı. Doğrusu ALLAH bağışlar ve merhamet eder."


وَلاَ تَنكِحُواْ مَا نَكَحَ آبَاؤُكُم مِّنَ النِّسَاء إِلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاء سَبِيلاً
Resim---“Ve babalarınızın nikâhladığı (evlendiği) kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki o, bir fuhuştur ve iğrenç bir şeydir. Ve kötü bir yoldur.” (Nisâ 4/22).

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاَتُكُمْ وَبَنَاتُ الأَخِ وَبَنَاتُ الأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللاَّتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللاَّتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ اللاَّتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلاَبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ الأُخْتَيْنِ إَلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim---“Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı. Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kızkardeş kızları, sizi emzirmiş olan (süt) anneleriniz, süt anneden kızkardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Fakat eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, o takdirde (onlarla evlenmenizde) sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve sizin sulbünüzden gelen oğullarınızın eşleri (kadınları) ve iki kızkardeşi bir arada (nikâh altında) toplamanız. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki, ALLAH GAFÛR'dur, RAHÎM'dir.” (Nisâ 4/23).

Şöyle bir hadis rivâyet edilmiştir.:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kadın, teyzesiyle ya da halasıyla beraber aynı anda nikâh altında bulundurulamaz." buyurmuştur.

[71] [71] (Buharî, Kutabu'n-Nikah. "Kadın Teyzesinin Kocasına Aynı Anda Nikahlanamaz" bâbı, c. 11, s. 63. Müslim, Kitabu'n-Nikâh, "Kadının halasıyla veyâ teyzesiyle birlikte bir nikâh altında bulundurulmasının haram olduğu" bâbı, c.4, s.135.)

Resim KADININ ŞAHSİYETİNİN GELİŞTİRİLMESİ.:

ALLAH TeÂLÂ, kadını erkekle beraber zikrediyor ve buyuruyor ki.:
"Kararıp, ortalığı bürüdüğü zaman geceye and olsun. Açılıp, aydınlattığı zaman gündüze and olsun. Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun. Ey insanlar! Doğrusu sizin çalışmalarınız çeşitlidir."


وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى
Resim---“Örteceği zaman geceye andolsun.” (Leyi 92/1).

وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى
Resim---“Ve tecelli edeceği (aydınlanmaya başlayacağı) an gündüze.” (Leyi 92/2).

وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى
Resim---“Ve erkeği ve dişiyi yaratana (andolsun).” (Leyi 92/3).

إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى
Resim---“Muhakkak ki sizin çalışmalarınız (çabalarınız) gerçekten dağınıktır (çeşit çeşittir).” (Leyi 92/4).

"Ey Âdem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın, orada ne susarsın ne de güneşin sıcaklığında kalırsın" dedik. Ama şeytân ona vesvese verip.: “Ey Âdem! sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” dedi. Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi. Ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Âdem, RABB'ına karşı baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı. RABB’ı yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi. Onlara şöyle dedi.: “Birbirinize düşman olarak oradan inin. Elbet size benden bir hidâyet gelir. Benim yoluma uyan ne sapar ne de bedbaht olur."

فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى
Resim---“Bunun üzerine, (Âdem aleyhisselâm'a şöyle) dedik: “Ey Âdem! Muhakkak ki bu (şeytan), senin için ve zevcen (eşin) için düşmandır. Sonra sakının (dikkat edin ki) sizin ikinizi (de) cennetten çıkarmasın. O zaman şâkî olursunuz.” (Tâ-Hâ 117).

فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى
Resim---“Bunun üzerine, (Âdem aleyhisselâm'a şöyle) dedik: “Ey Âdem! Muhakkak ki bu (şeytan), senin için ve zevcen (eşin) için düşmandır. Sonra sakının (dikkat edin ki) sizin ikinizi (de) cennetten çıkarmasın. O zaman şâkî olursunuz.” (Tâ-Hâ 118).

وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى
Resim---“Ve muhakkak ki sen, orada susamazsın ve (sıcaktan) yanmazsın.” (Tâhâ 20/119).

فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا آدَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَى
Resim---“Böylece şeytan, ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana, ebedîlik ağacına ve sona ermeyecek bir saltanata, delâlet edeyim mi (ulaşmanı sağlayayım mı)?” (Tâhâ 20/120).

فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى
Resim---“Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edeb yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, RABB’ine âsi oldu, böylece azdı.” (Tâhâ 20/121).

ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى
Resim---“Sonra RABB’i, onu seçti. Böylece onun tövbesini kabul etti ve onu hidâyete erdirdi.” (Tâhâ 20/122).

قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى
Resim---“(ALLAHû TeALÂ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidâyet gelecek. O zaman kim hidâyetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.” (Tâhâ 20/123).

ALLAH TeÂLÂ'nın yüceliğindendir ki burada ve birçok yerdeki âyet-i kerimeler, bazılarının iddia ettiği gibi, "Hz. Havva, Hz. Âdem'e vesvese verdi, yasağı çiğnetti." iddiasından onu kurtarmaktadır.

"ALLAH'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkeklere, kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. ALLAH'tan bol ni’met isteyin. Doğrusu ALLAH herşeyi bilir."


وَلاَ تَتَمَنَّوْاْ مَا فَضَّلَ اللّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبُواْ وَلِلنِّسَاء نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُواْ اللّهَ مِن فَضْلِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Resim---“Ve ALLAH'ın bazınızı, bazınıza üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin (istemeyin). Erkekler için, kazandıklarından bir nâsib vardır ve kadınlar için de, kazandıklarından bir nâsib vardır. Ve ALLAH'tan, O'nun fazlından isteyin. Muhakkak ki ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.” (Nisâ 4/32).

"Ey İman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zâlimlerdir."

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن يَكُونُوا خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْرًا مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Resim---“Ey iman edenler, Bir kavim, (başka) bir kavimle alay etmesin. Belki onlar (alay edilenler) diğerlerinden daha hayırlıdır. Ve kadınlar da diğer kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden (diğerleri) daha hayırlıdırlar. Ve birbirinizi ayıplamayın. Kötü lâkaplarla çağırmayın. Îmândan sonra fâsık isimler ne kötü. Ve kim tövbe etmezse, işte o zaman onlar zâlimdirler.” (Hucurât 49/11).

"ALLAH ve Rasûlü bir şeye hükmettiği zaman, erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. ALLAH'a ve peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur."

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا
Resim---“Ve mü'min erkek ve mü'min kadının, ALLAH ve O'nun Resûl'ü, onlar için bir işin olmasına hükmettiği (karar verdiği) zaman, kendi işlerinde seçim hakkı olamaz. Ve kim, ALLAH ve O'nun Resûl'üne asi olursa (itaat etmezse), o takdirde apaçık bir dalâlet ile sapmış olur.” (Ahzâb 33/36).

"Onlar inkâr edip, sizi Mescid-i Haram'ı ziyâretten ve bağlı kurbanları yerlerine gitmekten alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle inanmış kadınları bilmeyerek ezmek sûretiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı ALLAH savaşı önlemezdi. ALLAH, dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştir. Eğer inananlarla inkarcılar birbirlerinden ayrılmış olsalardı, inkâr edenleri can yakıcı bir azâba uğratırdık."

هُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفًا أَن يَبْلُغَ مَحِلَّهُ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُّؤْمِنُونَ وَنِسَاء مُّؤْمِنَاتٌ لَّمْ تَعْلَمُوهُمْ أَن تَطَؤُوهُمْ فَتُصِيبَكُم مِّنْهُم مَّعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِيُدْخِلَ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ مَن يَشَاء لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Resim---“Onlar ki kâfirdirler. Ve sizi Mescid-i Haram'dan ve bekletilen kurbanları (kesim) mahalline ulaşmaktan men’ ettiler. Eğer kendilerini henüz tanımadığınız (bilmeden) helâk edeceğiniz mü'min erkekler ve mü'min kadınlar bulunmasaydı, bu yüzden bilmeksizin (haberiniz olmadan), onlardan size bir sıkıntı isâbet edecek olmasaydı (ALLAH, savaşmanıza müsaade ederdi). (ALLAH'ın savaşa müsaade etmemesi) ALLAH'ın dilediğini rahmetine dahil etmesi içindir. Eğer (mü'minler) ayrılmış olsalardı, onlardan kâfir olanları mutlaka elîm azâbla azâblandırırdık.” (Feth 48/25).

"MuhaMMed’in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü saymayın, O, sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden herbirine kazandığı günah karşılığı cezâ vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azâb vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın mü’minlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da.: “Bu apaçık bir iftiradır.” demesi gerekmez miydi?"

إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُم مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Resim---“Muhakkak ki (Hz. Ayşe hakkında) ifk (iftira) ile gelenler, sizden bir gruptur. Sizin için onun bir şerr olduğunu zannetmeyin. Hayır, o sizin için hayırdır. Onlardan herbirinin günahtan kazandıkları (cezâlar) vardır. Ve onun büyüğünü yönetene (uydurup, yayana) büyük azâb vardır.” (Nûr 24/11).

لَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْرًا وَقَالُوا هَذَا إِفْكٌ مُّبِينٌ
Resim---“Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, onu (bu iftirayı) işittikleri zaman kendi içlerinde hayır zanda bulunsalardı ve.: “Bu apaçık iftiradır!.” deselerdi olmaz mıydı (demeleri gerekmez miydi)?” (Nûr 24/12).

"RABB’im! Beni, anamı babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla, zâlimlerin de yalnız helâkını artır."

رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا تَبَارًا
Resim---“RABB’im, beni, annemi, babamı ve evime mü'min olarak girenleri ve mü'min kadınları ve mü'min erkekleri mağfiret et. Zâlimlere helâkından başka bir şeyi artırma.” (Nûh 71/28).

"Ey MuhaMMedi Bil ki, ALLAH'tan başka ilâh yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. ALLAH, gezip dolaştığınız ve duracağınız yeri bilir."

فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ
Resim---“Bu durumda ALLAH'tan başka İlâh olmadığını bil ve kendi günahların için, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile. Ve ALLAH, sizin dönüşünüzü ve sizin yurdunuzu bilir.” (MuhaMMed 47/19).

"Doğrusu teslim olan erkekler ve kadınlar, iman eden erkekler ve kadınlar, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, ALLAH'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte ALLAH bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır."

إِنَّ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمِينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
Resim---“Gerçekten İslâm olan (ALLAH'a teslim olan) erkekler ve İslâm olan kadınlar ve mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, kanitîn olan erkekler ve kanitîn olan kadınlar, sâdık erkekler ve sâdık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (RABB’ine) huşû’ duyan erkekler ve huşû’ duyan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar ve ALLAH'ı çok zikreden erkekler ve (çok) zikreden kadınlar! ALLAH, onlar için mağfiret ve azîm bir ecir (mükâfat) hazırladı.” (Ahzâb 33/35).

"Doğrusu, sadaka veren erkekler ve kadınlara, ALLAH'a güzel bir takdimde bulunanlara kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır."

إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَأَقْرَضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ
Resim---“Muhakkak ki, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve ALLAH'a (ALLAH için) güzel borç verenler (sadakalar ve borçlar) onlara kat kat ödenir. Ve onlar için kerim ecir vardır.” (Hadîd 57/18).

"ALLAH, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vâdetmiştir. ALLAH'ın hoşnut olması en büyük şeydir. İşte kurtuluş budur."

وَعَدَ اللّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Resim---“ALLAH, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara orada ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vaadetti. Adn Cennetlerinde güzel meskenler (vardır). Ve (bunların) en büyüğü, ALLAH'tan bir rızadır (ALLAH'ın razı olmasıdır). İşte o, fevzü’l- azîmdir (en büyük kurtuluştur).” (Tevbe 9/72).

"İnanan erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter. ALLAH katında büyük kurtuluş işte budur."

لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَكَانَ ذَلِكَ عِندَ اللَّهِ فَوْزًا عَظِيمًا
Resim---“Mü'min kadın ve erkekleri orada ebedî kalmak üzere altından nehirler akan cennetlere koysun ve onların günahlarını örtsün diye. İşte bu, ALLAH'ın indinde fevzü’l- azîmdir.” (Fetih 48/5).

"İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir.: “Müjdeler, bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir.” İşte bu büyük kurtuluştur."

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَى نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِم بُشْرَاكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Resim---“O gün, mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, nûrları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün sizin müjdeniz, orada ebediyyen kalacağınız, altından nehirler akan cennetlerdir. İşte o, fevzül azîmdir (en büyük kurtuluştur).” (Hadîd 57/12).

"İki yüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir: Kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar; elleri de sıkıdır, “ALLAH”ı unuttular, ALLAH da onları unuttu. ALLAH, iki yüzlü erkek ve kadınlara ve inkarcılara, ebedî kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. O onlara yeter. ALLAH onları lânet lemistir. Onlara devâmlı bir azâb vardır."

الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُم مِّن بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُواْ اللّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Resim---“Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar, birbirlerindendir. Münkeri (kötülüğü) emrederler ve ma'ruftan (iyilikten) nehyederler (yasaklarlar) ve ellerini sıkarlar (cimrilik ederler). (Onlar), ALLAH'ı unuttular böylece (O da) onları unuttu. Muhakkak ki münâfıklar, fâsıklardır.” (Tevbe 9/67).

وَعَدَ الله الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا هِيَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
Resim---“ALLAH, münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara ve kâfirlere, orada ebedî kalacakları cehennem ateşini vaadetti. O (cehennem), onlara yeter. Ve ALLAH, onlara lânet etti. Ve onlar için ikâme edilmiş olan (devamlı kılınan) bir azâb vardır.” (Tevbe 9/68).

"İnananlara yardım etmez diye ALLAH'a kötü zanda bulanan iki yüzlü erkek ve kadınlara, puta tapan erkek ve kadınlara ALLAH azâb etsin; kötü zanları kendi başlarına gelsin! ALLAH onlara gazâbetmiş, onları lânetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Ne kötü dönüş yeridir o."

وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّانِّينَ بِاللَّهِ ظَنَّ السَّوْءِ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيرًا
Resim---“Ve münâfık erkek ve kadınlara, müşrik erkek ve kadınlara azâb etsin. Onlar ki, ALLAH'a kötü zan ile zanda bulundular. Kötü (zanları) onların üzerine dönsün. Ve ALLAH, onlara gazâblandı ve onları lânetledi. Ve onlar için cehennemi hazırladı, ne kötü varış yeri.” (Fetih 48/6).

"Bunun sonucu olarak, ALLAH, iki yüzlü erkek ve kadınlara, ALLAH'a ortak koşan erkek ve kadınlara azâb verecektir. ALLAH, inanan erkek ve kadınların tevbelerini kabul buyuracaktır. ALLAH bağışlar ve merhamet eder."

لِيُعَذِّبَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim---“(Bu), ALLAH'ın münâfık erkekleri ve münâfık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azâblandırması ve mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. ALLAH Gafûr'dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren), RAHÎM'dir (Rahîm esması ile tecelli eden).” (Ahzâb 33/73).

"İkiyüzlü erkek ve kadınlar, mü’minlere.: "Bizi de gözetin, ışığınızdan faydalanâlim" dedikleri gün onlara.: "Ardınıza dönün de ışık arayın" denir; inananlarla iki yüzlüler arasına kapısının içinde rahmet ve dışında azâb olan bir sur çekilir."

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ آمَنُوا انظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِن نُّورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُم بِسُورٍ لَّهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِن قِبَلِهِ الْعَذَابُ
Resim---“Münâfık erkeklerin ve münâfık kadınların, iman edenlere.: “Bizi bekleyin, sizin nurunuzdan bir parça alalım.” diyeceği gün, onlara: “Haydi arkanıza dönün ve nur arayın.” denir. Artık onların arasına, kapısı olan bir duvar çekilmiştir. Onun iç kısmında, orada rahmet ve onun dış tarafında, ondan (duvardan) önce azâb vardır.” (Hadîd 57/13).

"Ebu Leheb’in elleri kurusun, kurudu da. Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaşlanacaktır. Karısı da boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır."

تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ
Resim---“Ebu Leheb'in iki eli kurudu ve helâk oldu.” (Leheb 111/1).

مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ
Resim---“Ona malı ve kazandıkları bir fayda vermedi.” (Leheb 111/2).

سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ
Resim---“O bir alevli ateşe yaslanacak” (Leheb 111/3).

وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ
Resim---“Ve onun, odun taşıyan kadını da.” (Leheb 111/4).

فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍ
Resim---“Onun boynunda mesedden (bükülmüş liften) bir ip vardır.” (Leheb 111/5).
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim KADININ, KENDİ İRADESİYLE İMAN VEYÂ KÜFRÜ SEÇMESİ.:

"ALLAH, inkâr edenlere, Nûh'un karısıyla Lût'un karısını misâl gösterir: Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikâhı altında iken onlara karşı hâinlik edip inkârlarını gizlemişlerdi de hiçbir şey onları ALLAH'ın azâbından kurtaramamıştı. O iki kadına.: “Cehenneme girenlerle beraber siz de girin!.” denildi. ALLAH, inananlara Fir'avn'un karısını misâl gösterir. O.: “RABB’im!. Katından bana cennette bir ev yap; beni Fir'avn'dan ve onun işlediklerinden kurtar; beni zâlim milletin elinden kurtar!.” demişti. İffetini korumuş olan İmrân kızı Meryem’î de örnek verir. Ona Rûhumuzdan üflemiştik, RABBının sözlerini ve Kitablarını tasdik etmişti; O, bize gönülden itaat edenlerdendi."


ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
Resim---“ALLAH, kâfirlere, Hz. Nûh'un ve Hz. Lût'un hanımını örnek verdi. İkisi de, sâlih kullarımızdan iki kulumuzun (nikâhı) altındaydı. Fakat ikisi de ihânet etti. Bu yüzden ikisine de, ALLAH'tan bir şeye (azâba) karşı, onlardan (eşlerinden) bir fayda olmadı (onları kurtaramadılar). Ve onlara.: “İkiniz de ateşe girenlerle beraber (ateşe) girin.” denildi.” (Tahrîm 66/10).

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim---“Ve ALLAH, iman edenlere firavunun eşini örnek verdi: “RABB’im, SENin katında cennette benim için bir ev inşa et ve beni firavundan ve onun yaptıklarından kurtar. Ve zâlimler kavminden beni kurtar.” demişti.” (Tahrîm 66/11).

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
Resim---“İmran'ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi. Bu sebeple onun içine Ruhumuzdan üfledik. Ve o, RABB’inin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Ve o, kanitîn olanlardan oldu.” (Tahrîm 66/12).

Resim KADININ ÂİLEDEKİ YERİ.: KADIN, ERKEĞİN CAN YOLDAŞIDIR.:

ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"İçinizden, kendisiyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen toplum için dersler vardır."


وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Resim---“Ve O'nun âyetlerinden olarak sizin için nefslerinizden zevceler yaratmıştır ki, onunla sukûn bulasınız. Ve sizin aranızda sevgi ve rahmet (merhamet) kıldı (oluşturdu). Muhakkak ki bunda, tefekkür eden (düşünen) bir kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır.” (Rûm 30/21).

Resim ERKEĞİN ÂİLE REİSLİĞİ:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki:
"ALLAH'ın kimini kimine üstün kılmasından dolayı ve erkeklerin, mallarından sarfetmelelerinden dolayı, erkekler kadınlar üzerine gözeticidirler. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. ALLAH'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (namusu) koruyucudurlar. Ahlâksızlık etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara Öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihâyet dövün/çıkarın/kovun. Eğer size itaat ederlerse aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu ALLAH yücedir, büyüktür.."


الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُواْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُواْ عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا
Resim---“Erkekler, mallarından (kadınlar için mehir ve nafaka olarak) harcamaları sebebiyle ve ALLAH'ın, onların bir kısmını, diğerlerine üstün kılmasından dolayı, kadınların üzerinde daha çok kâimdirler (koruyup gözetici, idare edicidirler). Bu bakımdan sâlih amel (nefs tezkiyesi) yapan kadınlar itaatkârdırlar, ALLAH'ın (onların haklarını ve iffetlerini) korumasıyla, onlar da gaybde (kocalarının yokluğunda hem kendilerini, hem kocalarının mal ve şerefini) koruyucudurlar. İtaatsizliklerinden (baş kaldırmalarından) korktuğunuz (kadınlara) ise (önce) nasihat ediniz.Ve (sonra da) yataklarında yalnız bırakınız.Ve ( hâlâ itaat etmezlerse) onlara vurunuz. Bundan sonra eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Muhakkak ki ALLAH ÂLİ'dir (yücedir), KEBÎR'dir (büyüktür).” (Nisâ 4/34).
Resim KADININ HAKLARI ve GÖREVLERİ ARASINDA DENKLİK.:

ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"... Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde haktan vardır. Ne ki erkeklerinki onlardan bir derece üstündür. ALLAH güçlüdür, Hâkimdir."


وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ
Resim---“Boşanmış kadınlar üç kur (üç ay hâli müddeti) kendi kendilerine beklerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar). Eğer ALLAH'a ve yevmi’l- âhire îmân ediyorlarsa, rahimlerinde ALLAH'ın yaratmış olduğu şeyi gizlemeleri onlar için helâl olmaz. Şâyet onların kocaları barışmak (arayı düzeltmek) isterlerse, bu (bekleme süresi) içinde onlara tekrar geri dönmeye (başkasından) daha çok hak sâhibidirler. Erkeklerin, kadınları üzerinde (hakları) olduğu gibi, kadınların da erkekleri üzerinde maruf (hakları) vardır. Erkeklerin, kadınların üzerindeki (hakkı) bir derece daha üstündür. Ve ALLAH, AZÎZ'dir, HAKÎM'dir.” (Bakara 2/228).

Resim KADININ, SÜSE DÜŞKÜNLÜĞÜ ve TARTIŞMADAKİ ZÂYİFLIĞI.:

Yine ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Demek süs içinde yetiştirip de çekişmeyi beceremeyecek kadını mı?"


أَوَمَن يُنَشَّأُ فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍ
Resim---“Onlar, süs içinde büyütülüp de mücadelede açık olmayan (kızlar)ı mı (ALLAH'a yakıştırıyorlar)?” (Zuhrûf 43/18).

Resim ÇOK EVLİLİĞİN BİR SİSTEME KONMASI.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki:
"Eğer velîsi olduğunuz mal sâhibi yetim kızlarla evlenmekle, onlara haksızlık etmekten korkarsanız, onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şâyet aralarında adaletsiz¬lik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veyâ sâhib olduğunuz (câriye) ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur."


وَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تُقْسِطُواْ فِي الْيَتَامَى فَانكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تَعْدِلُواْ فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلاَّ تَعُولُواْ
Resim---“Ve eğer yetimler konusunda adalete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, o takdirde hoşunuza giden (size helâl olan diğer) kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Fakat, eğer (onlara da) adaletle davranamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane ile veyâ elinizin altındaki sâhib olduklarınızla (câriyelerinizle) yetinin. İşte bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.” (Nisâ 4/3).

"Âdil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız, Bâri bir tarafa tamamen meyletmeyin ki diğerini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız. İşleri düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki ALLAH şüphesiz bağışlar ve merhamet eder."

وَلَن تَسْتَطِيعُواْ أَن تَعْدِلُواْ بَيْنَ النِّسَاء وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلاَ تَمِيلُواْ كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ وَإِن تُصْلِحُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim---“Ve kadınlar arasında adaleti sağlamaya gayret etseniz bile asla güç yetiremezsiniz o halde birine tamamen meyledip (ilgi gösterip), böylece diğerini muallakta (boşta) gibi terketmeyin. Ve eğer arayı düzeltir ve takvâ sâhibi olursanız, o takdirde muhakkak ki ALLAH, GAFÛR'dur ve RAHÎM'dir.” (Nisâ 4/129).

Resim BOŞANMANIN BİR SİSTEME KONMASI.:

ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Boşanma iki defadır. Ya güzellikle tutma ya da iyilikle serbest bırakmadır. Kadınlara verdiklerinizden birşey almanız size helâl değildir. ALLAH'ın koyduğu sınırları koruyamayacağınızdan korkarsanız o başka. Eğer ALLAH'ın yasalarını koruyamazlar diye korkarsanız o zaman kadının fidye vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar ALLAH'ın yasalarıdır. Onları bozmayın. ALLAH'ın yasalarını bozanlar ancak zâlimlerdir."


الطَّلاَقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ وَلاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُواْ مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلاَّ أَن يَخَافَا أَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا افْتَدَتْ بِهِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَعْتَدُوهَا وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Resim---“Boşanma iki keredir. Bundan sonra (kadın) ya ma'rufla (örf ve âdete uygun olarak) iyilikle tutulur veya ihsanla serbest bırakılır. Kadınlarınıza verdiklerinizden bir şey (geri) almanız sizin için helâl olmaz. Ancak ikisi de, ALLAH'ın (evlilik hakkındaki) hududunu gereği üzere yerine getiremeyeceklerinden (ayakta tutamayacaklarından) korkmaları hariç. O zaman siz de eğer, ALLAH'ın bu hududunu ikâme edemeyeceklerinden (gereği üzere yerine getirimeyeceklerinden) korkarsanız, bu durumda kadının (ayrılmak için) verdiği fidye konusunda her ikisinin üzerine de günah yoktur. İşte bunlar ALLAH'ın hududlarıdır. Artık onları (ALLAH'ın hududlarını) aşmayın. Kim ALLAH'ın hududlarını aşarsa işte onlar, onlar zâlimlerdir.” (Bakara 2/229).

"Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini göze¬terek boşayın ve iddeti sayın. RABBınız olan ALLAH'tan sakının. Onları -apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana- evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar. Bunlar ALLAH'ın sınırlarıdır. ALLAH'ın sınırlarını kim aşarsa, şüphesiz kendine yazık etmiş olur. Bilemezsin, olur ki, ALLAH bunun ardından (gönlünüzde sevgi gibi) bir hal meydana getirir. Kadınların iddet süreleri bittiğinde, onları ya uygun şeklide alıkoyun ya da uygun bir şekilde onlardan ayrılın; içinizden de iki âdil şâhid getirin; şâhidliği ALLAH için yapın. İşte bu, ALLAH'a ve âhiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. ALLAH, kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar, ona beklemediği yerden rızık verir. ALLAH'a güvenen kimseye O yeter. ALLAH, buyruğunu yerine getirendir. ALLAH herşey için bir ölçü varetmiştir."

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاء فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِن بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا
Resim---“Ey nebî! Kadınları boşadığınız zaman, o takdirde onların iddetlerini sayarak iddetlerinde boşayın. Ve RABB’iniz ALLAH'a karşı takvâ sâhibi olun. Onları evlerinden siz çıkartmayın. Size açıkça bir fâhişelikle gelmedikçe onlar da (evlerinden) çıkmasınlar. Ve bunlar, ALLAH'ın hududlarıdır (sınırlarıdır). Ve kim ALLAH'ın hududlarını aşarsa, o takdirde kendi nefsine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki ALLAH bundan sonra bir iş (yeni bir durum) husule getirir (başka bir kapı açar).” (Talâk 65/1).

فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِّنكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا
Resim---“Böylece onların (boşadığınız hanımlarınızın) bekleme süreleri tamamlandığı (iddetleri sona erdiği) zaman artık onları ma’rufla (örfe uygun olarak güzellikle ve iyilikle) tutun (barındırın) veya marufla onlardan ayrılın (onları iyilikle serbest bırakın). Ve sizden adalet sâhibi iki kişi şâhidlik etsin (şâhid olsun). Şâhidliği ALLAH için yapın. ALLAH'a ve âhir güne (ALLAH'a ulaşma gününe) inanan kimseye işte bununla vaazedilir (böyle yapması istenir). Ve kim ALLAH'a karşı takvâ sâhibi olursa, (ALLAH) ona bir çıkış yeri nâsib kılar.” (Talâk 65/2).

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
Resim---“Ve hesap etmediği (aklına gelmeyen) bir yerden onu rızıklandırır. Kim ALLAH'a tevekkül ederse, artık ona O (ALLAH) kâfidir. Muhakkak ki ALLAH, emrini (işini) yerine getirendir. ALLAH herşey için bir kader tâyin etmiştir.” (Talâk 65/3).


[72] [72] Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/67-74.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim BOŞANMIŞ DUL KADININ HAKLARI.:

Boşandıktan sonra tekrar kocasına dönebilme hakkı ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona erdiğinde, kocaları ile -birbirleriyle güzellikle aniaşmıslarsa- evlenmelerine engel olmayın. İçinizden ALLAH'a ve âhiret gününe inanan kimse bundan ibret alır. Bu sizin için daha nezih ve daha paktır."


وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاء فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحْنَ أَزْوَاجَهُنَّ إِذَا تَرَاضَوْاْ بَيْنَهُم بِالْمَعْرُوفِ ذَلِكَ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكُمْ أَزْكَى لَكُمْ وَأَطْهَرُ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---“Ve kadınları boşadığınız zaman, bekleme sürelerini tamamladıktan sonra artık onlar kendi aralarında marufla (örf ve âdete uygun olarak iyilikle) razı olurlarsa, o takdirde onların (kadınların) eşleri ile nikâhlamalarına engel olmayın. işte böyle sizden Allah'a ve yevmi'l- âhire îmân etmiş olan kimseye bununla öğüt veriliyor işte bunlar, sizin daha çok tezkiye olmanız ve daha iyi temizlenmeniz içindir. Ve ALLAH bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/232).

Resim BOŞANDIĞI KOCASINDAN OLAN ÇOCUĞUNU EMZİRME HAKKI.:

ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde temin etmek, çocuğun babasına borçtur. Herkese gücü nisbetinde teklifte bulunulur. Ne ana çocuğundan, ne de baba çocuğundan dolayı zarara sokulmasın. Mirasçıya da aynı şeyi yapmak borçtur... (Yâni, baba ölmüşse yerine vâris olan, onun sorumluluklarını yüklenir.)"


وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لاَ تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلاَّ وُسْعَهَا لاَ تُضَآرَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلاَ مَوْلُودٌ لَّهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالاً عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُواْ أَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ آتَيْتُم بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---“Anneler, (nikâhlı olsun veya boşanmış olsun, doğan) çocuklarını tam iki sene emzirirler. (Bu hüküm) süt emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler içindir. (Annelerin) yiyecekleri ve giyecekleri ma’rufla (örf ve âdet e uygun olarak) kendisi için doğurulmuş olanın (babanın) üzerinedir. (Hiç) kimse kendi gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef (sorumlu) tutulmasın. Ne bir anne çocuğu ile, ne de kendisi için doğurulmuş olan (baba), çocuğu ile zarara uğratılmasın. Ve mirasçının üzerindeki (sorumluluk) da bunun gibidir. Fakat eğer (ana ile baba) müşavere ederek (görüşerek) rızalarıyla çocuğu sütten kesmek isterlerse, o takdirde onların ikisi üzerine bir günah yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi (takdir ettiğiniz emzirme ücretini), marufla (örf ve âdet e uygun olarak süt anneye) teslim ettiğiniz zaman artık sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve ALLAH'a karşı takvâ sahibi olun. ALLAH'ın yaptıklarınızı çok iyi gördüğünü bilin!” (Bakara 2/233).

Resim KADININ, KOCASIYLA ANLAŞARAK ÇOCUĞU SÜTTEN KESME HAKKI.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki:
"... Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde ödersiniz, bu hususta size sorumluluk yoktur. ALLAH'tan sakının, yaptıklarınızı gördüğünü bilin." (Bakara 2/233)

Resim İDDETİN BİTİMİNDEN SONRA SÜSLENME VE DÜNÜRCÜ KABUL ETME HAKKI.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"İçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. ALLAH, işlediklerinizden haberdârdır."


وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِي أَنفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Resim---“Ve sizden vefat ettirilenlerin, geriye bıraktığı eşleri dört ay on gün kendi kendilerine beklerler. Böylece onların bekleme süresi tamamlandığı zaman artık, kendileri hakkında marufla (örf ve âdet e uygun olarak) yaptıkları şeylerden sizin üzerinize bir günah yoktur. ALLAH yaptıklarınızdan haberdârdır.” (Bakara 2/234).

Celâleyn Tefsîri'nde.: "Onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından" âyetini kendisini istemeye gelenler için süslenmesi ve onları karşılaması" diye tefsir edilmiştir..

Resim MÜKELLEFİYETİN DÜŞMESİ ve YEMİNLEŞME HUSUSUNDA KARI İLE KOCA ARASINDA EŞİTLİK.:

ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Karılarına zinâ isnad edip de kendilerinden başka şâhidleri olmayanların şâhidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna ALLAH'ı dört kez şâhid tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise ALLAH'ın lânetinin kendisine olmasını diler. Kocasının yalancılardan olduğuna ALLAH'ı dört defa şâhid tutması, kadından cezâyı savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin ALLAH'ın gazâbına uğramasını diler."


وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَاء إِلَّا أَنفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
Resim---“Ve zevcelerine (eşlerine) zinâ (iftirası) atanlar, kendilerinden başka şâhidleri yoksa o zaman onların herbirinin şâhidliği; kendisinin, muhakkak sadıklardan (doğru söyleyenlerden) olduğuna dair, dört defa ALLAH'a şâhidlik (yemin) etmesidir.” (Nûr 24/6).

وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَيَدْرَأُ
Resim---“Ve (yeminin) beşincisi, eğer yalan söyleyenlerden ise ALLAH'ın lânetinin kendi üzerine olmasıdır.” (Nûr 24/7).

عَنْهَا الْعَذَابَ أَنْ تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
Resim---“Ve (zevcenin, kadın eşin), ALLAH'a dört defa onun (zevcin, erkek eşin) mutlaka yalancılardan olduğuna dair şâhidlik (yemin) etmesi, ondan (kadından) azâbı (cezâyı) kaldırır.” (Nûr 24/8).

وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِن كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Resim---“Ve (yeminin) beşincisi eğer o (eşi), sadıklardan (doğru söyleyenlerden) ise ALLAH'ın gadabının (azâbının) kendi üzerine olmasıdır.” (Nûr 24/9).


[73] [73] Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/74-76.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim MİRASTA ORTAKLIK.:

BAŞLANGIÇTAKİ ORTAKLIK.:
ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Ana babanın ve yakınlarının bıraktıklarından erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınlarının bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veyâ çok belirli bir hissedir."


لِّلرِّجَالِ نَصيِبٌ مِّمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاء نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا
Resim---“Ana-baba ve yakın akrabaların geriye bıraktığından (mirasından) erkekler için bir pay vardır. Ve kadınlar için de, ana-baba ve yakın akrabaların geriye bıraktığından (mirasından) bir pay vardır. Ondan (bırakılanlardan) az veya çok farz kılınmış bir paydır.” (Nisâ 4/7).

Resim KIZ ve ERKEK ÇOCUKLARIN HİSSELERİ.:
ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"ALLAH, çocuklarınız hakkında, erkeğe iki kızın hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kızlar İkinin üstünde ise bırakılanın üçte ikisi onlarındır. Şâyet kız tek ise yarısı onundur..."


يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاء فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَآؤُكُمْ وَأَبناؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيما حَكِيمًا
Resim---“ALLAH size, çocuklarınızın (mirası) hakkında şöyle tavsiye ediyor. Erkeğe, kadının payının iki katı, fakat, eğer kadınlar ikiden fazla iseler, o zaman terekenin (mirasın) üçte ikisi onlarındır ve eğer o (kadın) bir tek ise, o zaman yarısı onundur. Eğer ölenin çocuğu varsa, onun anne ve babasının herbiri için, bıraktığı mirasın altıda biri pay vardır. Fakat onun çocuğu yoksa ve yalnız ana-baba mirasçı oluyorsa, o takdirde, üçte biri annesinindir (geriye kalan babanındır). Fakat eğer ölenin kardeşi de varsa, o zaman , altıda biri annesinindir. Bunlar, borcu ödenip ve de vasiyeti yerine getirildikten sonradır. Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. (Belirlenen bu paylar) ALLAH'tan bir farzdır. Muhakkak ki ALLAH, ALÎM'dir, HAKÎM'dir.” (Nisâ 4/11).

Resim ANA ve BABANIN HİSSESİ.:
ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"... Ölenin çocuğu varsa, ana ve babadan her birine bırakılan malın altıda biri; çocuğu olmayıp da ona ana ve babası mirasçı olduysa üçte biri anasmmdır. Kardeşleri varsa o vakit altıda biri anasınındır. Bu hükümler ölenin borcu Ödenip yaptığı vâsiyetler yerine getirildikten sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar ALLAH'ın koyduğu farzlardır. Doğrusu ALLAH ÂLİM'dir, HÂKİMdir."


يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاء فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَآؤُكُمْ وَأَبناؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيما حَكِيمًا
Resim---“ALLAH size, çocuklarınızın (mirası) hakkında şöyle tavsiye ediyor. Erkeğe, kadının payının iki katı, fakat, eğer kadınlar ikiden fazla iseler, o zaman terekenin (mirasın) üçte ikisi onlarındır ve eğer o (kadın) bir tek ise, o zaman yarısı onundur. Eğer ölenin çocuğu varsa, onun anne ve babasının herbiri için, bıraktığı mirasın altıda biri pay vardır. Fakat onun çocuğu yoksa ve yalnız ana-baba mirasçı oluyorsa, o takdirde, üçte biri annesinindir (geriye kalan babanındır). Fakat eğer ölenin kardeşi de varsa, o zaman , altıda biri annesinindir. Bunlar, borcu ödenip ve de vasiyeti yerine getirildikten sonradır. Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. (Belirlenen bu paylar) ALLAH'tan bir farzdır. Muhakkak ki ALLAH, ALÎM'dir, HAKÎM'dir.” (Nisâ 4/11).

Resim KARI ve KOCANIN HİSSESİ.:
ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Karılarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa bıraktıklarının -ettikleri vâsiyetten veyâ borçtan arta kalanın-dortte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa -ettiğiniz vasîyyet veyâ borç çıktıktan sonra- bıraktıklarınızın dörtte biri kanlarımzındır..."


وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلاَلَةً أَو امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوَاْ أَكْثَرَ مِن ذَلِكَ فَهُمْ شُرَكَاء فِي الثُّلُثِ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ
Resim---“Ve eğer eşlerinizin (kadınlarınızın) çocukları yoksa, onların bıraktıklarının yarısı sizindir. Fakat eğer onların (kadınların) çocukları varsa o zaman dörtte biri sizindir. (Bunlar) yapılan vasiyet veya (üzerindeki) borç ödendikten sonradır. Ve eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (kadınlarındır), fakat eğer çocuğunuz varsa o takdirde bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (kadınlarındır). Bu da yaptığınız vasiyet veya borç (ödendikten) sonradır. Ve eğer miras bırakan erkek veya kadının evlâdı ve ana-babası olmayıp, erkek veya kızkardeşi varsa, bu takdirde ikisinden herbiri için altıda biridir. Fakat eğer bundan daha fazla iseler, o zaman onlar üçte bire ortakdirlar. Bunlar (kimseyi ) darlığa düşürmeden yapılan vasiyet ve de borç ödendikten sonradır. (İşte bunlar), (size) ALLAH tarafından vasiyettir. Ve ALLAH ALÎM'dir, HALÎM'dir.” (Nisâ 4/12).

Resim ERKEK ve KIZ KARDEŞLERİN HİSSELERİ.:
ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"... Eğer miras bırakan erkek veyâ kadın; çocuğu ve ana-babası olmayan bir kimse olur da bir erkek veyâ bir kız kaidesi bulunursa, bunlardan herbirine altıda birciüşer. Eğer onlar bundan çoksalar, zarara uğratılmaksızın üçte birine ortak olurlar. Bunlar yaptıkları vasîyyet ve borç ödendikten sonradır. Bunlar ALLAH'tan birer vasîyyet (emir) dir. ALLAH ALÎM'dir, HALÎM'dir.” (Nisâ 4/12)


Resim KADININ ERKEKLERLE BERABER HİCRET ETMESİ.:
ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Kendilerine yazık edenlerin canlarını aldıkları zaman onlara; “ne yaptınız bakâlim?” denince: “Biz yeryüzünde zavallı (mustazaf) kimselerdik.” diyecekler, melekler de: “ALLAH'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” cevâbını verecekler. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir! Çâresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesnâdırlar. İşte ALLAH'ın bunları affetmesi umulur. ALLAH affedendir, bağışlayandır. ALLAH yolunda hicret eden kişi, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden ALLAH'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse onun ecrini vermek ALLAH'a düşer. ALLAH bağışlar ve merhamet eder." (Nisâ 4/97-100)


إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمْ قَالُواْ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الأَرْضِ قَالْوَاْ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُواْ فِيهَا فَأُوْلَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءتْ مَصِيرًا
Resim---“Muhakkak ki melekler, kendi nesflerine zulmedenleri öldürürken : "Siz nerede (ne işte) idiniz?" dediler. (Onlar da): "Biz yeryüzünde zayıf (güçsüz) kimselerdik." dediler. (Melekler): "ALLAH'ın arzı (yeryüzü) geniş değil miydi? Öyleyse orada hicret etseydiniz!" dediler. İşte onlar, onların varacağı yer cehennemdir ve (o) kötü bir varış yeridir.” (Nisâ 4/97).

إِلاَّ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلاَ يَهْتَدُونَ سَبِيلاً
Resim---“Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan, hiçbir çareye gücü yetmeyen, (hicret için) bir yola ulaşamayan, zayıf (güçsüz) olanlar hariç.” (Nisâ 4/98).

فَأُوْلَئِكَ عَسَى اللّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللّهُ عَفُوًّا غَفُورًا
Resim---“İşte onları, ALLAH'ın affetmesi umulur. Ve ALLAH affedendir, mağfiret edendir.” (Nisâ 4/99).

وَمَن يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللّهِ يَجِدْ فِي الأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً وَمَن يَخْرُجْ مِن بَيْتِهِ مُهَاجِرًا إِلَى اللّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلى اللّهِ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim---“Ve kim, ALLAH yolunda hicret (göç) ederse, yeryüzünde göç edilecek birçok geniş yer bulur. Ve kim, ALLAH ve O'nun elçisine hicret etmek için evinden çıkar, sonra da kendisine ölüm yetişirse, artık onun ecri (mükâfatı) ALLAH'a ait olmuştur. Ve ALLAH, GAFÛR'dur, RAHÎM'dir.” (Nisâ 4/100).

Resim---İbn Abbas'tan gelen bir rivâyette, o şöyle diyor.: "Ben ve annem müstaz'aflardandık; ben çocuklarda, annem de kadınlarda."
[74] [74] (Buharî; Kitabu'l-Cenâiz, "Çocuk Müslüman Olur ve Ölürse" bâbı, c. 3, s. 464.)

Resim---Zübeyr b. el-Münir der ki.: "Bu âyet, zayıflığın kadınlara mahsus bir Özellik olduğuna delâlet etmez, aksine bu konuda erkeklerle eşit olduğunu gösterir."
[75] [75] (Bkz: Fethu’l-Bâri; c. 3, s. 425.)

Resim KADINLARIN ERKEKLERLE BERABER MEDİNE'YE HİCRET ETMESİ.:
ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, ALLAH'ın sana gani’met olarak verdiği câriyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını almanı helâl kıldık..."


يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَاجَكَ اللَّاتِي آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ اللَّاتِي هَاجَرْنَ مَعَكَ وَامْرَأَةً مُّؤْمِنَةً إِن وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ إِنْ أَرَادَ النَّبِيُّ أَن يَسْتَنكِحَهَا خَالِصَةً لَّكَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فِي أَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim---“Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, ecirlerini (mehirlerini) verdiğin zevcelerini ve elinin (altında) mâlik olduğun, ALLAH'ın ganimet olarak sana verdiği (cariyelerini) helâl kıldık. Ve seninle beraber hicret eden amcanın kızları, halanın kızları, dayının kızları, teyzenin kızları ve nefsini Nebî (Peygamber) için hibe eden ve Nebî'nin (Peygamber'in) de onu almak istediği mü'min kadınları, (diğer) mü'minler hariç, sana özel olarak (helâl kıldık). Onlara (diğer mü'minlere) zevceleri ve ellerinin (altında) mâlik oldukları (cariyeleri) konusunda neyi farz kıldık, Biz biliriz. (Bu), senin üzerine bir zorluk olmaması içindir. Ve ALLAH, GAFÛR'dur (mağfiret eden), RAHÎM'dir (Rahîm esmâsıyla tecellî eden).” (Ahzâb 33/50).

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَآتُوهُم مَّا أَنفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسْأَلُوا مَا أَنفَقْتُمْ وَلْيَسْأَلُوا مَا أَنفَقُوا ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Resim---“Ey iman edenler! Hicret etmiş olan mü'min kadınlar size geldikleri zaman onları imtihan edin (hicret sebeplerini sorun). ALLAH, onların îmânını çok iyi biliyor. Artık onların mü'min hanımlar olduğunu bilirseniz (mü'min olduklarından emin olursanız), bundan sonra onları kâfirlere geri döndürmeyiniz. Onlar (mü'min hanımlar), diğerlerine (kâfir erkeklere) helâl değildir. Diğerleri de (kâfir erkekler de), onlar için (mü'min hanımlar için) helâl değildir. Onlara (kâfir erkeklere), infâk etmiş oldukları şeyi (mü'min olarak size gelen kadınlara daha önce vermiş oldukları mehirlerini) geri verin. Ve kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde, onlara nikâh yapmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve kâfir kadınları nikâh ile tutmayın. Ve siz ne infâk ettiyseniz (mehir olarak ne verdiyseniz) geri isteyiniz. Ve onlar da infâk ettiklerini istesinler. İşte bu, ALLAH'ın hükmüdür. Aranızda hüküm vermektedir. Ve ALLAH; ALÎM'dir (en iyi bilendir), HÂKİM'dir (hüküm sahibidir).” (Mumtehine 60/10).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "İnanmış ve hicret etmiş kadının imtihanı yalnızca İslamı arzulaması. ALLAH ve Rasûlü aşkıyla hicret ettiğine dâir ALLAH'a yemin ettirilmesidir. Daha sonra da Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e bîat eder. "
[76] [76] (Bkz: Fethu’l-Bâri; c. 10, s. 262.)

Resim KADINLARIN ERKEKLERLE BERABER RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’e BİAT ETMESİ.:
ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Ey peygamber! İnanmış kadınlar, ALLAH'a hiçbir ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarını öldürmemek, iftira etmemek ve uygun olanı işlemekte sana karşı gelmemek şartıyla sana biat etmek üzere geldikleri zaman, onları kabul et; onlara ALLAH'tan bağışlanma dile, doğrusu ALLAH, bağışlayandır, acıyandır."


يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَن لَّا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Ey Nebî (peygamber)! Mü'min kadınlar; ALLAH'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâda bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için ALLAH'tan mağfiret dile. Muhakkak ki ALLAH; GAFÛR'dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), RAHÎM'dir (Rahîm esmâsı ile tecellî edendir).” (Mumtehine 60/12).

Resim---Erkeklerin bîatının -bâzen- kadınların bîatıyla mutabık olduğu varid olmuştur. Ubade b. Samit anlatıyor.:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sahabeden bir grup yanındayken.:
"Geliniz, ALLAH'a hiçbir şeyi eş koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, iftira etmemek ve uygun olanı işlemekte bana karşı gelmemek şartı ile bana biat edin" buyurdu.

[77] [77] (Buharî; Kitabu’l-Menâkıb, c. 8, s. 222.)
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim MİRASTA ORTAKLIK.:

KADINLARIN ERKEKLERLE BERABER İYİLİĞİ EMRETMESİ, KÖTÜLÜĞÜ NEHYETMESİ.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır, iyiliği emreder kötülükten alikorlar, namaz kılarlar, zekat verirler, ALLAH'a ve peygamberine itaat ederler. İşte ALLAH bunlara rahmet edecektir. ALLAH, şüphesiz güçlüdür, Hâkimdir."


وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“Ve mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır. Ma'ruf ile emreder ve münkerden nehyederler (yasaklarlar) ve namazı ikâme ederler ve zekâtı verirler. ALLAH ve O'nun resûlüne itaat ederler. İşte onlar, ALLAH, onlara rahmet edecek. Muhakkak ki ALLAH; AZÎZ'dir, HAKÎM'dir.” (Tevbe 9/71).

KADINLARIN ZOR ve ŞİDDET ANLARINDA ERKEKLERE DESTEK OLMASI.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Hazırladıkları hendekleri tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenlerin cam çıksın! Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin elinde bulunan ve övülmeye lâyık ve güçlü olan ALLAH'a inanmış olmalarındandı. ALLAH herşeye şâhidtir. Ama inanmış erkek ve kadınlara İşkence ederek onları dinlerinden çevirmeye uğraşanlar, eğer tevbe etmezlerse, onlara cehennem azâbı vardır. Yakıcı azâb da onlaradır."


قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ
Resim---“Hendek kazıp mü’minleri hendeklere atarak zulüm ve işkence edenler kahrolsun.” (Burûc 85/4).

النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ
Resim---“(İçi) yakıt dolu ateşin (sahibleri).” (Burûc 85/5).

إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ
Resim---“Ateşin etrafında oturuyorlar, işkence edecekleri mü’minleri ateşin kenarında tutuyorlardı.” (Burûc 85/6).

وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ
Resim---“Ve onlar, mü'minlere yaptıkları şeyleri seyrediyorlardı.” (Burûc 85/7).

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
Resim---“Ve onlardan intikam almaları, AZÎZ ve HAMÎD olan ALLAH'a îmân etmelerinden başka bir şey için değildi.” (Burûc 85/8).

الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Resim---“O (ALLAH) ki, semaların ve yeryüzünün mülkü O'nundur. Ve ALLAH, herşeye ŞÂHİDdir.” (Burûc 85/9).

إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ
Resim---“Muhakkak ki onlar, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmemişlerdir. Artık onlar için cehennem azâbı ve yakıcı azâb vardır.” (Burûc 85/10).

"İnanan erkek ve kadınları, yapmadıktan birşeyden dolayı incitenler, şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah işlemiş olurlar." (Ahzâb, 58).
"Size ne oluyor da: 'RABB’imiz! Bizi, halkı zâlim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sâhib gönder, katından bize bir yardımcı lütfet' diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve ALLAH yolunda savaşmıyorsunuz?"


وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
Resim---“Ve size ne oluyor ki ALLAH'ın yolunda ve "Ey RABBimiz! Halkı zâlim olan bu kasabadan bizi çıkar ve katından bir velî ve katından bize bir yardımcı kıl (gönder)." diyen zayıf ve aciz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?.” (Nisâ 4/75).

KADINLARIN LÂNETLEŞMEYE KATILIMI.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"ALLAH katında İsa'nın durumu -kendisini topraktan yaratıp sonra 'ol' demesiyle oluveren- Âdem’in durumu gibidir. Gerçek RABB’indendir. O halde şüphelenenlerden olma. Ey Muhammedi Sana ilim geldikten sonra bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: 'Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağırâlim, sonra lanetleşelim de ALLAH'ın lânetinin yalancılara olmasını dileyelim'."


إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِن تُرَابٍ ثِمَّ قَالَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Resim---“Muhakkak ki ALLAH'ın indinde (nezdinde) Hz. Îsâ'nın durumu, Hz. Âdem'in durumu (yaratılışı) gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona.: “ol!.” dedi ( ve o oldu).” (Âl-i İmrân 3/59).

الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلاَ تَكُن مِّن الْمُمْتَرِينَ
Resim---“Hak, senin RABBin'dendir. Öyleyse şüphe edenlerden olma!” (Âl-i İmrân 3/60).

فَمَنْ حَآجَّكَ فِيهِ مِن بَعْدِ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْاْ نَدْعُ أَبْنَاءنَا وَأَبْنَاءكُمْ وَنِسَاءنَا وَنِسَاءكُمْ وَأَنفُسَنَا وأَنفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَل لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ
Resim---“Artık kim sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle tartışırsa o zaman de ki: ”Gelin, sizler ve bizler de dahil olmak üzere oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağırâlim (bir araya toplanâlim). Sonra dua edelim, böylece ALLAH'ın lânetini yalancıların üzerine kılalım.” ( (Âl-i İmrân 3/61).).


İbn Kesir, Tefsîr’inde bu âyeti.: "Gelin, oğullarımızı oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi lânetleşirken hazır bu-lundurâlim" diye açıklamıştır..
[78] [78] (Bkz.: İbni Kesir; Âl-i îmran Sûresi, 61. âyet.)

Yine şöyle rivâyet edilmiştir. Hristiyan olan Necran Kabilesi elçilerinin reislerinden olan Akib ve Tayyib, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in huzuruna geldiler. (Mesih’in ALLAH'ın kulu olduğunu kabul etmedikleri için) Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, onları lânetleşmeye çağırdı. Onlar da ertesi sabah lânetleşeceklerine söz verdiler.

Resim---Râvi diyor ki.: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’î yanına alarak oraya gitti. Onlara (gelmeleri için) adam gönderdi; fakat onlar gelmekten kaçındılar, gelmediler."
[79] [79] (Bkz.: İbni Kesir; Âl-İ İmrân Sûresi, 61. âyet.)

KADINLARA UYGULANACAK CEZÂLARIN AÇIKLANMASI.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Zinâ eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. ALLAH'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, ALLAH’ın Dini konusunda o ikisine acımayın. Onların cezâ görmesine inananlardan bir topluluk da şâhid olsun."


الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Zaniye (zinâ yapan kadın) ve zâni (zinâ yapan erkek); o zaman ikisinden herbirine yüz celde (yalnız cilde tesir edecek sopa) vurun. Eğer ALLAH'ın dînini (uygulama) konusunda, ALLAH'a ve âhiret gününe inanıyorsanız; onlara merhamet sizi tutmasın (size mani olmasın). Ve onların (ikisinin) azâbına, mü'minlerden bir grup şâhid olsun.” (Nûr 24/2).

"Hırsız erkek ve hırsız kadının yaptıklarından dolayı ALLAH tarafından ibret verici bir cezâ olarak ellerini kesin. ALLAH güçlüdür, Hâkimdir."

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُواْ أَيْدِيَهُمَا جَزَاء بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, ALLAH'tan bir cezâ olarak ellerini kesin. Ve ALLAH AZÎZ'dir, HAKÎM 'dir (hüküm ve hikmet sâhibidir).” (Mâide 5/38).

KADINLARIN ŞÂHİDLİKTEKİ YETKİLERİ.:

[80] [80] (Bkz.: Ulemânın, kadının şâhidliği konusundaki sözleri, (bu Kitabın beşinci bölümünde)..

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Ey inananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir kâtib doğru olarak yazsın; kâtib onu ALLAH'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazsın. RABBı olan ALLAH'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, sefih veyâ âciz ya da yazdıramayacak durumda ise, velîsi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şâhid tutun; eğer iki erkek bulamazsanız, şâhidliklerinden razı olacağınız bir erkek, -biri unuttuğunda diğerinin hatirlatması için- iki kadın olabilir."


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئًا فَإن كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لاَ يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ من رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاء أَن تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَاء إِذَا مَا دُعُواْ وَلاَ تَسْأَمُوْاْ أَن تَكْتُبُوْهُ صَغِيرًا أَو كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ اللّهِ وَأَقْومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلاَّ تَرْتَابُواْ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلاَّ تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوْاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“Ey iman edenler! Birbirinize belirli bir süreye kadar borç verdiğiniz zaman onu yazın (senet yapın). Aranızda bir kâtip onu adaletle yazsın. Ve kâtip, ALLAH'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, aynı şekilde yazsın. İzerinde hak bulunan (borçlu) da yazdırsın. Ve Rabbi olan ALLAH'a karşı takvâ sahibi olsun (ve emirlerinden sakınsın) ve ondan bir şey eksiltmesin. Fakat, eğer üzerinde hak olan (borçlu) olan kişi, sefih (aklı ermeyen) veya zayıf (küçük, güçsüz) ise veya kendisi onu (söyleyip) yazdıramayacak bir durumda ise o takdirde velisi onu adaletle yazdırsın. Ve erkeklerinizden iki kişiyi şâhid tutun. Fakat eğer iki erkek bulunamıyorsa, o zaman şâhidlerden razı olacağınız bir erkek ve iki kadını (şâhid) tutun ki ikisinden biri unutursa o takdirde, diğeri ona hatırlatır. Şâhidler çağrıldıkları zaman (şâhidlikten) kaçınmasınlar. Borç büyük olsun, küçük olsun vadesine kadar onu yazmaktan usanmayın. İşte bu, ALLAH'ın katında en âdil ve şâhidlik için en sağlam, şüphe etmemeniz için en yakın olandır. Ancak aranızda devretmeye hazır olan peşin bir ticâret (âlim-satım) ise, o zaman bunu yazmamanızdan dolayı sizin üzerinize bir günah yoktur. âlim-satım yaptığınız zaman da şâhid tutun. Kâtibe (yazıcıya) ve şâhidlere bir zarar verilmesin. eğer bunu yaparsanız (bir zarar verirseniz) bundan sonra o mutlaka sizin için bir fısk olur. ALLAH'a karşı takvâ sahibi olun. ALLAH size öğretiyor. Ve ALLAH, herşeyi en iyi bilendir.” (Bakara 2/282).

KADININ ONURUNUN KORUNMASI.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"İffetli kadınlara zinâ isnad edip de sonra dört şâhid getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebedİyyen onların şâhidliğini de kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir. Ama bundan sonra tevbe edip düzelenler bunun dışındadır. Şüphesiz ALLAH bağışlar ve merhamet eder."


وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَدًا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Resim---“Ve muhsinlere (iffetli kadınlara), (zinâ suçu, iftira) atan sonra da dört şâhid getiremeyenlere, o takdirde seksen celde (yalnız cilde tesir edecek sopa) vurun. Ve onların şehadetini (şâhidliğini) ebediyyen kabul etmeyin. Ve işte onlar, onlar fâsıklardır.” (Nûr 24/4).

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Bundan sonra tövbe edip ıslâh olanlar (düzelenler) hariç. Muhakkak ki ALLAH, GAFÛR'dur (mağfiret edendir), RAHÎM'dir (Rahîm esmâsıyla tecellî edendir).” (Nûr 24/5).

"İffetli, habersiz, mü’min kadınlara zinâ isnad edenler dünya ve âhirette lânetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayaklan yapmış oldukları¬na şâhidlik ettikleri gün onlar büyük azâba uğrayacaklardır. O gün, ALLAH onlara kesinleşmiş cezâlanın verecektir. ALLAH'ın apaçık "Hakk" olduğunu bileceklerdir."

إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Resim---“Muhakkak ki gâfil (kendisinin haberi olmaksızın) muhsin (iffetli) kadınlara ve mü'min kadınlara (iftira) atanlar, dünya ve âhirette lânetlenmiştir. Ve onlara azîm azâb vardır.” (Nûr 24/23).

يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Resim---“O gün onlara, onların dilleri, elleri ve ayakları (hayat filmleri) yapmış olduklarına şâhidlik edecek.” (Nûr 24/24).

يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ اللَّهُ دِينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبِينُ
Resim---“İzin günü ALLAH onlara dînlerini (negatif ve pozitif derecelerin karşılığını) hakkıyla ödeyecektir. Ve ALLAH'ın, Hakk Mübin (hakkı açıklayan, yerine getiren) olduğunu bilecekler.” (Nûr 24/25).

ERKEK VE KADIN ARASINDAKİ ŞİDDETLİ CÂZİBE TUZAĞI.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:
"Evinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapılan sıkı sıkı kapadı ve "hadi gelsene' dedi. Yûsuf günah işlemekten ALLAH'a sığınırım, doğrusu senin kocan benim efendimdir, bana iyi baktı. Haksızlık yapanlar şüphesiz, başarıya ulaşamazlar' dedi."


وَرَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَن نَّفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الأَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ قَالَ مَعَاذَ اللّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
Resim---“(Yûsuf'un) evinde kaldığı kadın, ondan murad almak istedi. Kapıları sımsıkı kapatıp.: “Hadi gel, senin için...” dedi. O (Yûsuf da) şöyle dedi.: “ALLAH'a sığınırım. O benim RABBimdir. Benim yerleşme yerimi en güzel şekilde yaptı. Muhakkak ki; zâlimler felâha (kurtuluşa) ermezler.” (Yûsuf 12/23).

"Andolsun ki kadın Yûsuf a karşı istekli idi; RABB’inden bir işâret görmeseydi Yûsuf da onu isteyecekti. İşte ondan kötülüğü ve fenâlığı böylece engelledik. Doğrusu o bizim çok samimî kullarımızdandır."

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِهَا لَوْلا أَن رَّأَى بُرْهَانَ رَبِّهِ كَذَلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاء إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ
Resim---“Ve andolsun ki; (kadın) onu arzuladı. Eğer RABBinin delilini görmeseydi, o (Yûsuf aleyhisselâm) da onu arzulamıştı. İşte böylece onu kötülükten ve fuhuştan uzaklaştırırız. Muhakkak ki; o muhlis kullarımızdandır.” (Yûsuf 12/24).

"Şehirde bir takım kadınlar: “Vezirin karısı kölesinin olmak istiyormuş; sevgisi bağrım yakmış; doğrusu onun besbelli sapıtmış olduğunu görüyoruz!” dediler."

وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتَاهَا عَن نَّفْسِهِ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا إِنَّا لَنَرَاهَا فِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ
Resim---“Şehirdeki kadınlar: “Azîzin (vezirin) hanımı, onun (emrinde) olan (kölesi) genç delikanlıyı elde etmek istiyor. Aşk onun kalbine işlemiş. Biz, gerçekten onu apaçık bir sapıklıkta görüyoruz.” dedi(ler).” (Yûsuf 12/30).

"... Kadınlar Yûsuf u görünce şaşıp ellerini kestiler ve "ALLAH'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok kıymetli bir melektir" dediler"

فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِّنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّهِ مَا هَذَا بَشَرًا إِنْ هَذَا إِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ
Resim---“(Kadınların) onu çekiştirdiklerini işittiği zaman, onlara (davetçi) gönderdi. Ve onlara karşılıklı oturacak yer hazırladı. Onlardan herbirine (meyve soymaları için) bir bıçak verdi. Ve (Yûsuf'a).: “Onlara (kadınlara), çık!” dedi. Böylece onu gördükleri zaman ona hayran kaldılar ve ellerini kestiler. Ve.: “Hâşâ! ALLAH için, bu bir beşer değil, ancak kerîm (bir) melektir.” dediler.” (Yûsuf 12/31).

"Yûsuf.: “RABB’im! Hapis benim için bunların istediklerini yapmaktan daha iyidir. Eğer tuzaklarım benden uzaklaştirmazsan onlara meyleder ve bilmeyenlerden olurum.” dedi."

قَالَتْ فَذَلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ وَلَقَدْ رَاوَدتُّهُ عَن نَّفْسِهِ فَاسَتَعْصَمَ وَلَئِن لَّمْ يَفْعَلْ مَا آمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًا مِّنَ الصَّاغِرِينَ
Resim---“Şöyle dedi: “Hakkında beni kınadığınız kişi; işte bu!” Yemin ederim ki; onun nefsini elde etmek istedim (onun nefsinden murat almak istedim). Fakat o, şiddetle sakındı. Ve eğer ona emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşenlerden olacak.” (Yûsuf 12/32).

قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلاَّ تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُن مِّنَ الْجَاهِلِينَ
Resim---“(Yûsuf aleyhisselâm) şöyle dedi: “RABBim, zindan bana, beni ona dâvet ettikleri şeyden daha sevimli.” Onların (kadınların) tuzaklarından beni uzaklaştırmazsan (uzaklaştırman hariç) onlara meylederim ve câhillerden olurum.” (Yûsuf 12/33).
[81] [81] Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/76-81.
Resim
Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4946
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: İSLÂM KADIN İLMİHALİ..

Mesaj gönderen Gul »

Resim KADINLARIN SOSYAL HAYATA KATILMASI.:

KATILMA ŞEKİLLERİNDEN MİSÂLLER.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor ki.:

1-) İbrahim aleyhisselâm Zamanında.:

Bir âyetî celîlede ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"RABB’imiz! Ben çocuklarımdan kimini namaz kılabilmeleri için, senin kutsal evinin yanında zirâate elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. RABB’imiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır."


رَّبَّنَا إِنِّي أَسْكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِندَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ الصَّلاَةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِّنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُم مِّنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
Resim---“Ey RABBimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını ekin bitmeyen bir vadiye, Senin Beyt-i Haram'ının yanında iskân ettim (yerleştirdim). Ey RABBimiz! Namazı ikâme etsinler. Bir kısım insanların kalbini onlara meylettir. Ve onları ürünlerden rızıklandır. Böylece onlar şükrederler.” (İbrahim 14/37)

Resim---İbn Abbas'tan gelen bir rivâyette şöyle anlatılır.: "... Hz. İbrahim aleyhisselâm, hanımı Haceri ve onun emzirdiği İsmail’i getirip ve Kâbe'nin yanına bırakır. Derken Curhumî’lerden bir grup onlara uğrar... Hacer SU’yun yanındayken ona geldiler ve.: "Bize izin ver de yanına gelelim!." dediler. O.: "Evet, fakat SU’da hakkınız yok!." dedi. Onlar ise "tamam" dediler. Hacer’in iyiliksever biri olduğunu anladılar. Yanına geldiler; âilelerine de adam gönderdiler, onlar da geldiler."
[82] [82] (Buharî; Kitabu Ehâdisi’l-Enbiyâ, c. 7, s . 208.)

Yine ALLAH TeÂLÂ şöyle buyurur:
"And olsun ki elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. “Selâm sana.” dediler. “Size de selâm.” dedi. Hemen kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerini ona uzatmadıklarını görünce, durumlarını beğenmedi ve içine korku düştü. Onlar.: “Korkma, biz Lût Milleti’ne gönderildik dediler. Bu arada İbrahim’in ayakta duran karısı gülünce.: “O’na Ishak'ı, ardından Yakub'u müjdeleriz.” dediler. “Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim. Doğrusu bu şaşılacak şey.” dedi. “Ey evin hanımı! ALLAH'ın rahmeti ve bereketi üzerine olmuşken, nasıl ALLAH'ın işine şaşarsın? O övülmeye lâyıktır. Yücelerin yücesidir.” dediler."


وَلَقَدْ جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُواْ سَلاَمًا قَالَ سَلاَمٌ فَمَا لَبِثَ أَن جَاء بِعِجْلٍ حَنِيذٍ
Resim---“Ve andolsun elçilerimiz İbrâhîm (aleyhisselâm)'a müjde ile geldiler: “Selâm” dediler. O (İbrâhîm aleyhisselâm) daç: “Selâm” dedi. Bunun üzerine, çok geçmeden kızarmış bir buzağı getirdi. (Kızarmış bir buzağı getirmesi gecikmedi.)” (Hûd 11/69)

فَلَمَّا رَأَى أَيْدِيَهُمْ لاَ تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُواْ لاَ تَخَفْ إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمِ لُوطٍ
Resim---“Fakat onların ellerinin ona uzanmadığını görünce onları yadırgadı. Ve onlardan (dolayı) bir korku hissetti. (Onlar).: “Korkma, muhakkak ki biz, Lût Kavmine gönderildik.” dediler.” (Hûd 11/70)

وَامْرَأَتُهُ قَآئِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِإِسْحَقَ وَمِن وَرَاء إِسْحَقَ يَعْقُوبَ
Resim---“Ve ayakta duran hanımı, bunun üzerine gülümsedi. O zaman onu, İshak ile ve İshak'ın arkasından Yâkub ile müjdeledik.” (Hûd 11/71)

قَالَتْ يَا وَيْلَتَى أَأَلِدُ وَأَنَاْ عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِي شَيْخًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عَجِيبٌ
Resim---“Hayret, ben ihtiyar (âciz) iken mi doğuracağım? Ve (işte) bu eşim de ihtiyar. Muhakkak ki bu, elbette şaşılacak bir şeydir.” dedi.” (Hûd 11/72)

قَالُواْ أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ رَحْمَتُ اللّهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ إِنَّهُ حَمِيدٌ مَّجِيدٌ
Resim---“(Melekler) dediler k.i: “ALLAH'ın emrine mi şaşırıyorsun? Ey ev halkı, ALLAH'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize!” Muhakkak ki O, HAMÎD (çok övülen, çok hamdedilen)dir, MECÎD'dir (şanı, yüce olan).” (Hûd 11/73)

Taberî ve Kurtubî tefsirinde Hz. İbrahim aleyhisselâm’ın hanımının, kocası yanındayken misâfirlerin hizmetini gördüğü ve onlarla beraber oturduğu anlatılmaktadır..

2-) Musâ aleyhisselâm Zamanında.:

ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Medyen Suyu’na geldiğinde, davarlarını sulayan bir insan topluluğu buldu. Onlardan başka hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü. Onlara.: “derdiniz nedir?” dedi. “Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır, onun için bu işi biz yapıyoruz.” dediler. Musâ, onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi: “RABB’im! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım dedi. O sırada kadınlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi. “Babam sulama ücretini Ödemek için seni çağırıyor.” dedi. Musâ ona gelince başından geçeni anlattı. O: Korkma artık zâlim milletten kurtuldun dedi."


وَلَمَّا وَرَدَ مَاء مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ أُمَّةً مِّنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِن دُونِهِمُ امْرَأتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتَّى يُصْدِرَ الرِّعَاء وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ
Resim---“Ve Medyen SUyu’na vardığı zaman, SU almakta olan bir insan topluluğu buldu ve onlardan başka, (hayvanlarını suya gitmekten) engelleyen iki kadın buldu. Onlara.: "Sizin haliniz (derdiniz) nedir?" dedi. (O iki kadın).: "Çobanlar (sürüleriyle) çekilmedikçe biz (hayvanlarımızı) SUlayamayız. Ve bizim babamız çok ihtiyar." dediler.” (Kasas 28/23)

فَسَقَى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّى إِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ
Resim---“Böylece ikisinin (sürüsünü) suladı, sonra gölgeye döndü ve.: "RABB’im muhakkak ki ben, bana hayır olarak indirdiğin herşeye fâkirim (muhtacım)." dedi.” (Kasas 28/24)

فَجَاءتْهُ إِحْدَاهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاء قَالَتْ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Resim---“İkisinden biri, hayâ ederek (utanarak) ona geldi.: "Muhakkak ki babam, bizim (sürümüzü) SUlamandan dolayı bir ecirle mükâfatlandırmak için seni dâvet ediyor." dedi. Ve (Musâ aleyhisselâm), ona geldiği zaman hikâyesini anlattı. (İhtiyar adam).: "Korkma! (Artık) sen, zâlimler kavminden kurtuldun." dedi.” (Kasas 28/25)

3-) Süleymân aleyhisselâm Zamanında.:

ALLAH TeÂLÂ buyuruyor.:
"Melike geldiğinde.: “Senin tahtın böyle miydi?” denildi. O da.: “Sanki bu, odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk.” dedi. Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, ALLAH'tan başka taptığı şeylerdi. Çünkü kendisi inkarcı bir millettendi. Ona "köşke gir!.” dendi, salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğim çekti. Süleymân.: “Doğrusu bu kristalden yapılmış parlak bir salondur.” dedi."


فَلَمَّا جَاءتْ قِيلَ أَهَكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَأَنَّهُ هُوَ وَأُوتِينَا الْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ
Resim---“Böylece geldiği zaman ona.: "Senin tahtın bunun gibi miydi (böyle miydi)?" denildi. (Sebe Melikesi).: "Sanki o." dedi. Ve (Süleymân aleyhisselâm).: "İlim bize ondan önce verildi. Ve biz müslümanlar, (ALLAH'a teslim olanlar) olduk." (Neml 42)

وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعْبُدُ مِن دُونِ اللَّهِ إِنَّهَا كَانَتْ مِن قَوْمٍ كَافِرِينَ
Resim---“Ve ALLAH'tan başka taptığı şeyler ona mâni’ oldu. Muhakkak ki o, kâfirler kavmindendi.” (Neml 43)

قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَن سَاقَيْهَا قَالَ إِنَّهُ صَرْحٌ مُّمَرَّدٌ مِّن قَوَارِيرَ قَالَتْ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَانَ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Ona.: "Köşke gir!." denildi. Onu gördüğü zaman derin su zannetti ve ayaklarını açtı (eteklerini çekti). (Süleymân aleyhisselâm).: "Muhakkak ki o, parlak, billur camdan bir köşktür." dedi. (Sebe Melikesi).: "RABB’im, muhakkak ki ben, nefsime zulmettim ve Süleymân (aleyhisselâm)'la beraber alemlerin RABBi olan ALLAH'a teslim oldum." dedi.” (Neml 44)

4-) RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem Zamanında.:

ALLAH TeÂLÂ şöyle buyuruyor.:
"Ey MuhaMMed! Kocası hakkında seninle tartışan ve ALLAH'a şikâyette bulunan kadının sözünü ALLAH işitmiştir. Esasen ALLAH konuşmanızı işitir. Doğrusu ALLAH işitendir, görendir."


قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
Resim---“ALLAH, kocası hakkında seninle tartışan ve ALLAH'a şikâyet edenin (kadının) sözünü işitmişti. Ve ALLAH, sizin konuşmalarınızı işitir. Muhakkak ki ALLAH; en iyi işitendir, en iyi görendir.” (Mücâdele 58/1)

[83] [83] Abdülhâlim Ebu Şakka, Tahrirü’l- Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/81-82.
Resim
Cevapla

“►Sünnet-i Seniyye◄” sayfasına dön