Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

07 MART 2017 KAF SURESİ SOHBETİ

Resim

ResimKul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti.. 07 MART 2017

Es-Selâmu aleykum ve Rahmetullâhi ve Berekâtuhu.

EÛZU BİLLÂHİ MİNE'ş- ŞEYTÂNİ'r-RACÎM
BİSMİ'LLÂHİ'r- RAHMÂNİ'r- RAHÎM

İstiğfar antivirüsüMüz: subhaneke allahümme ve bi hamdike, eşhedu en lâ ilâhe illa ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve’etubileyke

Ve'l- HaMduliLLÂhi RABBu’l- ÂleMîNN..

Yâ RABBulâlemin, yâ Rasullallah sallallahu aleyhi ve sellem istecertu.

Es salâtu ve’s- selâmu aleyke Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!

ALLAHümme ve sellim ve bârik alâ seydina MuhaMMedîn nuru zâtı sırrı sarii fil cemil esmâyı vel sıfat. Bi adedike ilmiken daimen kesiren mubâreken tayiben fihi Ya RABBu’l- Âlemin!.

Esselatu ve’s- selâmu aleyke Ya HabibâLLAH SALLallahu aleyhi ve SELLem.

ALLAHümme salli ve sellim ve bârik ala seyyidina MuhaMMedîn nuru’z- zâtı’s- sırrı sarii’ fî cemii’l- esmâi ve sıfati ve adedi dâimen ebeden kesiran mubâreken tayyiben fîh.

Es selatu ve’s- selâmu aleyke Ya seyyidi’l- evvelîne ve’l- âhirin elhamdülillâhiRABBülâlemin.

“ALLAHümme salli alâ seyyidinâ MuhaMMedîn ve alâ âli Seyyidinâ MuhaMMedîn bi adedi küllî dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra.”
Salaten tekunu leke rıdâen Yâ RABBülâlemin!
Salaten tekunu li hakkıke edâen Yâ Rahmetenlilâlemîn!.

Subhâneke ALLAHümme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe ente vahdeke lâ şerike leke! Estağfirruke veetevbileyke!

El hamdü lillâhi RABBi’l-âlemîn!

ALLAHümme inne esseluke’l- affe ve’l- afiyeh fi’d- dini ve’d- dünyayı ve’l- âhireh ALLAHümmesturnâ bi setrike’l- Cemîl!.

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm Yâ ALLAHu bike tâhassentü ve bi abdike ve Resûlîke Seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedîn Sallalâhu ALLAHümme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l-izâmi ve melâiketike'l-kirâmi ve Resûlîke aleyhim eftalü's-salavâti ve etemmü's-selâmi Ente'l-mahnî bilemhati ehl-i Bedrin velâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke YÂ RABB!”


ALLAH ALLAH ALLAH RABBi la işreke bi işreke veLa Havle Vela Kuvvete İlla Billlahil’Aliyyil’Azıym. Es salâtu ve’s- selâmu aleyke Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Tealâ aleyhi ve sellime istecertü.


Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedîn
Abdike (MuhaMMedîyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''Resim

Resim



Üç makamda gelmiştir. Üç makam çok önemlidir, üç boyut gibidir. Üç boyut insan içindir, akıl içindir. Daha doğrusu “x,y,z” diyorduk ya hani; en, boy, yüksekliğine.. Bir şey üç boyutta anlaşılır ya “ŞEYy”lik yâni bu üç boyutluk..
Bu üç boyutluk, ne zaman altı tane olursa Hakan, o zaman Kâbe gibi olur altı yüzlü olur. Yâni bir zar gibi olur, hani zar oynuyorlar ya.. Zar gibi olur, Kâbe gibi olur Türkçesi. Şimdi o Kâbeyi tıraşlayıp bilye haline getirmeye kalır hayat!. Bunu başaranlar Ehlullahtır. Bunu başaranlar bu âlemde mücâdele edenler, bu yolda yol bulabilenler Ehlullahtır. Ondandır ki, İslâm Dini, insanları Müslim, Mü’min hadi de ki Velîyullah olmakla yükümlendirmiştir. Çünkü Velîyullah olan kişinin mürşidi EhL-i Beyt aleyhumusselâmdır şimdiki tâbirle. Ve unutmamalıyız ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemle iş bitmesi lâzım, O’nda demir atması lâzım ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yüreğine.. Demirden kastım sabitlemesi lâzım üç de.. İlim, İrade ve idrakte kalması lâzım.. İştirakinin, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile “BİZ BİR İZ” olması lâzım..

Üçlü sistem çok önemlidir biz söylüyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. Ama kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz ki, buna da şükür!. Geçmişte de öyle oldu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin gününden beri böyle oldu. O zamanda böyleydi..
Ama sistem yürüyor.. Savaşlar oluyor diye güneş doğmamaktan vaz geçmiyor, rüzgar esmekten vazgeçmiyor, kuşlar uçmaktan vazgeçmiyor savaştan haberleri bile yok içinde dolaşıp duruyorlar!.
Sistemde bir şey yok!. Sadece, insanın aklındaki cenâbetlikte var!. Cenâbetliği silemediği için, Cenâbı ALLAHa inanamamaktadır netice olarak cenâbı Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme inanamamaktadır. Cenâbet çünkü..Ona haram yâni.. Yasak yâni “huyum böyle!” diyorsa yalan söylüyor.

Onun içindir ki üçlü sistem çok önemlidir..
“x,y,z” diyoruz ya bir ŞEYyin YERini KâiNâtta belirtme KOORDİNATımızdır..
Âlemde ne vardı?. Eşyâ vardı değil mi? Kâinât dediğimiz şey; eşyayla, “ŞEYy”lerden ibârettir. ŞEYylerin tümüdür EŞYÂ!. ALLAH celle celâlihu’dan başka ne varsa, tüm mâsivâ Eşyâdır. En uç ZÂTULLAH =>Sıfatullaha. Sıfatullah =>Rububiyyet ve Rusîliyetten ibârettir. Mânâ yönü Rububiyyet. Madde yönü Rusûliyettir.. İkisi de sıfattır çünkü.. Sonra esmâ OLuşumu başlar.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden sonra NÛRundan yaratılan Küllî ŞEYy, artık esmâ zuhurudur..

İşte insanoğluna Elest EZELinde bütün esmâlar yüklenmiştir istisnâsız. Onun için de Halife kılınmıştır. ALLAHu zü’L- CeLÂL, kendisine HALİFE kılmıştır. Ve “HİZBULLAH” buyurmuştur..
Ama Kendisine asla muhalif olmamak kaydıyla kılmıştır. Muhalif olursa ne olur?. HİZBUŞŞEYTAN olur.. Halife olursa Hizbullah olur..
Halife nasıl olunur?. Halife dediğim Emevî Halifesi, Abbasî Halifesi, Osmanla Halifesi değil!. Ben bahsettiğim Halifelik; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Halifesi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden başlıyor, cem’an peygamberler de dahil NÛRundan yaratılmıştır ki “Rahmetenli’l- âlemin”dir. Âlemlere Rahmettir.. Başka bu Âlemde MevCÛD Oluş Yolu yoktur..

Kur'ÂN-ı Kerîm her ÂN HAYydır, diridir. ŞE’ÂNuLLAHta her ÂN yeniden yaratılmaktadır. Her okuduğumuz Fâtiha yeni bir Fâtiha, yeni bir zamanın, mekanın ve hâlin Fâtihasıdır.. “Bu Fâtihayı biraz önce Hacı Mahmud bize imam oldu okudu” diyelim.. Bu, bu günün Fâtihası.. Dünkü Fâtiha dün okundu.. Yarınki Fâtiha henüz gelmediği için okunmadı.. “Bu gün okunan Fâtihada Hacı Mahmud niceydi?” Muhalif miydi Halife miydi?.” sorusunun cevâbı kendi vicdanında kalmaktadır.. Ne vardı vicdanında?. Vicdanında RABBısı var!. Tanış olmuşlarsa, “Kendini BİLip-TANIyıp da, RABBısını BİLip-TANImışsa, HİZBULLAHtır.. Tanımamışsa, o zaman O’nun yerine birini oturtmuştur ve sonuçta Hizbuşşeytandır!.
Bu ince bir sırdır ki neden öyledir?. Çünkü içerde gizli şirk vardır da o sebebden, yabancı sebeblere tapmaktadır, sonUÇ aramaktadır..

Aziz CÂNlar;
Bu gizli şirk öyle içerde ve gizlidir ki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem BUYruklarından DUYup UYaLım İnşâe ALLAHu TeÂLÂ;


Resim---Ebu Musa el-Eş’ari radiyallahu anhu: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir gün bize şu hutbeyi irad etti: “Ey insanlar! Bu şirkten kaçınınız, çünkü muhakkak ki o, bir karıncanın kımıldamasından daha gizlidir! ALLAH'ın söylemesini dilediği birisi şöyle dedi: O, bir karıncanın kımıldamasından daha gizli iken, biz ondan nasıl sakınacağız? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Ey ALLAH’ım, bile bile Sana şirk koşmaktan Sana sığınırım. Bilmediğim şeylerden dolayı Senden mağfiret dilerim!.” deyin” buyurdu.
(İbni Ebi Şeybe, Musannef, 29547; İ. Ahmed, Müsned, 4/403; Taberanî, Kebir; Taberanî, Evsat; Ebu Ya'lâ, Mecmea'z- Zevaid, 10/223,224; Terğib ve't-Terhib, 1/76.)

Resim---Mahmud bin Lebid radiyallahu anhu, bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hutbeye çıktı ve: “Ey İnsanlar! Sizi gizli şirk işlemekten sakındırırım!” buyurunca Sahabe: “Yâ Resûlullah! Gizli şirk nedir?” diye sordular. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Adam kalkar da namaz kılar, namazını kendisini görenlere iyi gösterir. İşte bu gizli şirktir." buyurdu.
(Beyhakî, 2/291; İbni Huzeyme, 9037.)

Hele şimdiki âhir vakit zamanımızda uyduruk Tarikatçıların câhil şeyh bozuntularını nerlere oturttuklarını ve saçmaladıklarını iyice anlamak için İÇ ve DIŞKULakla DİNLEyip DUYmak gerekir Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i;

Resim---Bir gün bir kiş Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e: "ALLAH ve SEN DİLErsen!." deyince, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sen beni ALLAH'a denk mi tutuyorsun!?. Öyle deme, sadece: “ALLAH dilerse!.” de.” buyurdu.
(İbni Mâce, Keffâret, 2, 13; Nesaî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyl, 988; Buharî, Edebu'l-Müfred, 787; İ. Ahmed, Müsned, 1/214, 247, 283.)

KONUmuza DÖNersek;
Halbuki MuhaMMedî MeLÂMette YOL neydi?.


Asla BEDEL BİÇME!.yeceksin!.
Kesinlikle KIYAS YAPMA!.yacaksın!.
Asla ŞART KOŞMA!.yacaksın!.
Kesinlikle Sebeb Arama!.yacaksın!.


Ve SonUÇu Sâhibimize bırakacaksın ki, O’nun adına; “MuhaMMed aleyhisselâm” derler. “AhMed aleyhisselâm” derler Ahmet Çakır CÂNım!
O’nun adına AhMed aleyhisselâm derler ki; O, ise AHAD’in göbekten “mim”lenmesinden ibârettir!.
Ne demek AHAD’in göbekten mimlenmesi?.
El AHAD ALLAH celle celâlihu’nun Nûru’ndan =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Nûru =>Netice olarak MÂSİVÂ yaratıldığı için MuhaMMed aleyhissalâtü ve’s- selâm bütün mâsivânın ANNEsi-ÜMMî-dir.
Mâsivâdan kastım “ALLAH celle celâlihu’dan başka KÜLLÎ ŞEYy, O’nun nurundan yaratılmıştır” anlamında söylüyorum..
burada bir şeye çok dikkat etmek lâzım ki; ZÂTULLAH => ALLAHu zü’L- CeLÂL’in aslabilinemezlik olan AHADİYyet Paerdesindedir. Bilemeyiz, hiç bilemeyiz, bildirdiği kadar biliriz!. Kimin bildirdiği kadar?. ZÂTULLAH’ın SÖZÜnü/KeLÂMuLLAH’ı, SES olarak söyleyen ZÂT kimdir?.


AhMed aleyhisselâmdır. Hakikat-ı MuhaMMed aleyhisselâm.
HaMid aleyhisselâmdır. Mârifet-i MuhaMMed aleyhisselâm.
MahMud aleyhisselâmdır. Tarikat-ı MuhaMMed aleyhisselâm.
MuhaMMed aleyhisselâmdır.. Şeriat-ı MuhaMMed aleyhisselâm..


Aşağıya indiğimiz zaman, bizim bölgeye geldik mi, üç tane “MİM” ile mim-leşiriz. Buna dikkat etmek lâzım..
“Makamı MahMud’a çıktım!.” diyene
Oh oh oh da nasıl çıktın söyle!.
Evet Tarikat Makamı da, günümüzde hangi tarikat?. Ortada Sırat-ı Mustakîm’e uygun;
Yol Yok, Yordam Yok, Yolcu Yok,
Yolluk Yok, Yoldaş Yok!..
İçi boş bir kuru lafla hayalî bir Makam-ı MahMud!..
“Hangi makam, nerde o?.” Desen cevabı hazırdır: “Âhirette!.”
Ne âhireti?. Şimdi Şe’ÂNULLh’in Şu Şehâdet ÂLeminde yokta tâa âhirete mi attın be câhil adam!.
Elbete âhiret var, hâşâ inkar etmiyorum da, âhiret mi var bu gün var iken!. Sen bana: “ Ben âhirette Müslüman olacağım!. de de bir göreyim seni bakayım!. “Âhirette namaz kılacağım!.” de de göreyimseni!.
Sen ne konuşuyorsun, “Ben daha önceden kıldım namazları dünyaya gelmeden!.” de de anlayayım ne demek istiyorsun!.

Şunu demek istiyorum GEÇMİŞsiz ve GELECEKsiz =>ŞİMDİ ŞU ÂNda: “Eşhedu en lâ ilâhe illâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden rasûlullah” şehâdetine katılıyor musun, katılmıyor musun?. Mesele bu; her yerde, her zaman, her halde ve her nefeste.. Böyle mi, değil mi?. Her halde diyor insan. Oysa bu, mutfağa da gider tuvâlete de gider.. İyi de olur, şöyle de olur, böyle de olur.. Eğer öyle olmasaydı;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helâk eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı." buyurmuştur.
(Müslim, Tevbe, 9,10, 11)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibidir.” buyurmuştur.
(İbn Mâce, Zühd 30)

Yeniden yaratırdı.. Onlar günah işlerlerdi de RABBımıza tevbe ederlerdi O da onları affederdi. Benzeri bir sürü âyetler, hadisler benzer meallerde demek istiyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.. Kimse sütten çıkmış ak kaşık olamaz bu âlemde!. Çok şey yapmak değildir. Mârifet kendini tanımak-anlamaktır. Kimin kabı olduğunu bilmektir, Kâbetü’r- RABBı BİLmek ve YAŞAmaktır!.
Bütün ibâdet kıbleleri Kâbe’yedir, neden?. Emerullahtır!.
Peki Muradullah nedir?. MuRaDuLLAH, Kâbetu’r-RABB olduğunu bilmektir. “Ben, şahdamarından da akRABa olan RABB’ımın Kâbesiyim!.” diyebiliyor musun?. Hadidurma de!. Zor mu geliyor, niye demeyim ki!.
Ecet söyle ve Uygula!. Şeytan Kâbeliği yapacağına, İkİ ŞEYylik Kâbeliği, İkİLik Kâbeliği yapacağına, “TEKETEKBİR”Lik Kâbesi yap!. Onu demek istiyorum, uzattım özür dilerim!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

ResimBunların sebebi şunun için söylüyorum biz eşyâ âleminde yaşıyoruz. eşyâ nedir?. eşyâ sanaldır, bu gün vardır yarın yoktur. eşyâ bir pazardır biraz sonra dağılır yerinde yeller eser. Hacı Mahmud sağ olsun pazardan bize bir şeyler aldı ama şimdi yerinde yerler esiyor. Pazar bitti eşyâ sanaldır. EŞYÂların münasebetinden OLAYlar doğuyor, olaylar da sanaldır. İkinci cihan savaşında otuz milyon insan ölmüştür, müştür diyorsun değil mi geçmiş gitmiştir. yâni o olay orda gelmiş geçmiş gitmiş sanaldır.. OLAYların münasebetinden ZAMAN doğar..
Bunu çok iyi anlamamız lâzım eşyâların münasebetinden birbiriyle ilişkisinden ilinti kurmasından olay.. iki elini birbirine vurdun mu ne yapar “şak! Şak!.” öter niye?. iki el birbiriyle münasebet kurduğu için ilgilendiği için.. iki kişi birbiriyle dövüşür, sevişir, bir şey yapar olayların münasebetinden ne doğar zaman doğar.. güneşin doğması batması olaylarından doğar zaman..
Halbuki 12 km. yukarı çıksan zaman sıfırdır.. karpuz gibi dönen bir dünya görürsün ne gece var ne gündüz var, hep güneş var!. 12 km. nedir ki.. 12 km. bizim buradan terminal gibi bir şey herhalde.. 12 km. yukarı çıksan zamanı sıfırlayıverirsin.. sanal olduğunu söylemeye çalışıyorum..


=>OLaY (Eşyaların münasebetinden doğar) =>zamÂN (Olayların münasebetinden doğar) =>ZaNN (ZamÂNların münasebetinden doğar ve çoğu da çürüktür.)

ALLAHu Zü’L- CELÂL, Kur'ÂN-ı Kerîmde zannların çoğu çürüktür diye bildirmiştir..:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
Resim--- "Yâ eyyyuhâllezîne âmenûctenibû kesîran mine’z- zanni, inne ba’da’z- zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ (ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûhu, vettekullâhe, innallâhe tevvâbun rahîmun.: Zandan çok sakının. Muhakkak ki bazı zanlar günahtır. Ve tecessüs etmeyin (merak edip insanların hatalarını araştırmayın). Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah’a karşı takva sahibi olunuz. Muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.” (Hucurât 49/12)

Niçin?. kendin kurguluyorsun “zannediyorum ki” diyorsun mecburen çoğu çürüktür o kadar çürüktür ki siz hayr dersiniz hayr değildir şer dersiniz şerr değildir onları ben yarattırım öyle âyetler vardır değil mi Hacı Mahmud..

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Resim--- "Kutibe aleykumu’l- kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn (ta’lemûne).: Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/216)

Biz RABBu’l- âleminden ne isteriz?. Yâ RABBi Zâtialîyin hakk ve hayr bildiğinden de biz istiyoruz. Hakk ve hayr olandan istiyoruz, kafandakinden değil.. Aklen değil naklen istiyoruz. Ben aklen bir insan olduğumu biliyorum, üç boyutluyum çünkü. Beden, Nefis, Kalb dediğimiz üçlü içinde kalmış.. Ruh, Emr Âlemindendir diye âyet vardır, ruh emr âlemindendir emr âlemi, emir veren âlemdir..

Resim---İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Yahudilerden bir gruba uğradı. Onlardan bazısı: "Muhammed'e ruh hakkında sorun" dedi; bazısı da: "Sakın sormayın, hoşunuza gitmeyecek şeyler işitirsiniz" diye aralarında konuştular. Sonunda kalkıp: "Ey Ebu'l-Kâsım bize ruh'tan anlat, (ruh nedir?)" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir müddet sessiz durdu. Ben anladım ki kendisine vahiy inmektedir. Sonra okudu: "Sana ruhtan sorarlar; de ki, ruh Allah'ın emrinden ibârettir. Size onun hakkında az bir ilim verilmiştir" (İsrâ, 85).
Bir rivâyette: "Onun hakkında az bir ilim verilmiştir" denmektedir. A'meş: "Bizim kıraatımızda böyledir"
demiştir..
(Buhârî, İlm 47, Tefsir, Benû İsrâil 13, İ'tisâm 3, Tevhid 28, 29; Müslim, Münâfıkûn 32, (2794); Tirmizi, Tefsir (3140)

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim--- "Ve yes’elûneke anir rûhı, kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).: Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsrâ 17/85)

Emr Âlemi nere?. ALLAHu zü’L- CeLÂLin kendi ÂLEMidir..

“Ruhumuzdan üfürdük” ne demek?. Hangi ruh?.


فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ
Resim--- "Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn (sâcidîne).: Artık onu dizayn edip- biçim verdiğim, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!” (Hicr 15/29)

Şu ÂNda, Şe’ÂNuLLAHta SüNNetuLLAH zere her ÂN bendeki RUH sendeki RUH!. Kaç tane?. TEK-BİR tane!. CeRRyÂN gibi.. Biz çoğuz diye çoğuzda birleşmeye çalışıyoruz ve onun için “BİZ BİR-İZ” diyoruz zâten!.
Nerde “BİZ BİR-İZ”?.

Emir veren kimdir yâni ALLAHtandır bundan ne çıkar ne anlayalım diye sorulduğunda Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme buyuruyor ki: “Aklınız kadar anlayın, herkes aklı kadar anlasın!.” Ne güzel cevâp değil mi..

Koca İmâm Fahreddin Râzi efendimizin bildirdiği bir hadis-i şerîfte : “Yâ Resûlullah! "Ruh, RABB'imin emrindendir." den ne anlayalım?" diye sorduklarında; Cenâb-ı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "aklınız kadar anlayın!" buyurmuştur...

(Fahreddin Râzi, Mefatih'ul Gayb-Tefsirü’l- kebir- gaybın anahtarları İsrâ Sûresi)

Bir yerde dört tane çocuk var; ilk okul, ortaokul, lise, üniversite öğrencilere “kitap nedir?.” diye soruyoruz.. Herkes aklı kadar cevâp veriyor doğrusu bu değil mi.. Ne olacaktı, gözü olmayandan gözü mü soracaktı. İmkanı olmayandan onu mu soracaktı.. Hasan Dağı’ndaki çobandan uzay bilgisi mi soracaktı.. Bunlar tamamen herkesin kaderi kadar ALLAHu zü’L- CeLÂLin sorumlu tuttup onları imtihana çekmekte.. Şimdi bitiriyorum burayı da, Kaf Sûresine geçecek.. ancak teknik olarak çok rahatlıkla Ahmet can anlayabilirsiniz ki üç boyutludur “x,y,z” dediğimiz üçlü sistem.. Akıl Sistemi; matematikte de böyledir, geometri de de böyledir.. üç esasta da böyledir üç boyut esastır “x,y,z” dersin noktanın koordinatını-yerini belirlersin.. Kâinâtta bir tane yeri vardır.. bir kordinata iki tane noktayı asla yerleştiremezsin.. Onun için bu âlem Teketek Âlemdir her şey “TEKE TEk”tir.. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor yâni şu içinde yaşadığımız Madde Âlemi, üç boyutlu bir âlemdir x,y,z gibidir.. Akıl Âlemidir.. BEDEN NEFİS KALB der durur Ruh Emr Âleminden gelmiştir gelmektedir. Kebandan gelen cereyan gibidir.. Emr Âlemi nedir yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem?. Ne buyuruyor “aklınız kadar anlayın” cevap.. Niye demiyor ki “ALLAHın âlemindendir”.. O zaman diyecekler ki “ALLAHla nasıl bağlantı kurar” ALLAHla bağlantın yokta seni beni bunları ben yarattım diyen bir ALLAHu zü’L- CeLÂLden bahsediyoruz..
Efendim bunları anlamadan biz körü körüne bütün işleri adam gibi yapalım aklı başında.. Ama bu işlere gelince her şeyi anlamadan “pıtır pıtır pıtır” nere gidiyorsun?. cennete gidiyorum, cehenneme gidiyorum.. güle güle git ikisi de senin olsun.. ne işim var kardeşim orda ne yapacaksın namaz mı kılacaksın, ibâdet mi yapacaksın, ne yapacaksın söyle bakıyım.. “köşk varmış, huri varmış, gılman varmış” diyeceksin ne var öyle anladığı için söylüyorum. Hakikat o değil, o âyetlerin muhteşemliğini bilmediği için “harra succeden”i anlamadığı için “huri”yi kadın yerine koyuvermekte Araplar böyle diyor muş!. Araplar her şeyi söylüyor.. Hangi Araplar diye sorduğunda islâmdan önceki Arapların şiirlerinde böyle geçiyormuş.. Yazıyor tefsirde.. Adama bak yahu benim Kur'ÂN-ı Kerîmi islâmdan önceki şâirlerin gazelleriyle açıklamaya çalışıyor..

Hülâsayı kelam üç boyuttan kasıt, dörtlü sistemin üçüdür.. Ruh Emr Âlemindendir yâni Ehlullah işidir.. direk Keban’dan elektirik alandır ruhu Kur’ÂN-ı Kerîmi burada bitirmiştir Hakikat-ı MuhaMMedî çünkü.. Orası Şeriat Tarikat Mârifet Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde biz kalmışız Hakikat-ı MuhaMMedîye kimdedir?. Adam “bendedir” diyor.. Sen kimsin b!. Okumuyor musun Hakikat-ı MuhaMMedîye MuhaMMed aleyhisselâmdır.. Sen MuhaMMed aleyhisselâm mısın?. Teslimiyet bakamından, İstikamet bakımından gerçekten orda mısın yahutta oyun mu oynuyorsun!.

Onun içinde sözlerim dâima kendimedir ona buna taş atmayla işim yoktur. Çünkü kimseye taş atmam zâten.. Kendime de atmam niye atayım yazık yâni!. Ama doğruyu ne zaman söyleyeceğiz, ne zaman dosdoğru inanacağız, “emr olunduğun gibi dosdoğru ol” ne zaman olacağız.. ne bakımdan olayım yâ RABBi.. “Emr olunduğun gibi dosdoğru ol!.” ne demek yâni dosdoğru olarak tercüme edilen kelime ne kelimesi Arapça da dosdoğru mu var.. neden dosdoğru diyorsun çünkü Türkçe kelime konuşmak zorundayım bir kelime bulmak zorundayım onu buluyorum..


İŞte bu >ATEŞten gÖMMlek olan saff-sırff Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İZinde BİZ-BİR-İZ OLaBİLmek SıRR-ı SıFıRRımİZ!..

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---“Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr: Seninle birlikte tâbi olanlarla-tevbe edenlerle birlikte EMROLunduğun gibi DoSDOĞru OL!. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.”
(Hûd 11/112)

BAKar mısın şu ÂYet-i CeLÎLeye!.
Fe.. hemen, müteâbien, derhal..İstiKÂMEt et! İstiKÂMEt üzere Olmaya sürekli kıyamda OL!..
Kemâ.. ne gibi.. öyleki..şuşey gibi ki..
Umirte.. Sana EMR olunduğu gibi..
ve men tâbe meake.. ve Senle beraber tövbe ederek, sana tâbî olanlarla birlikte..İLe/BİLE.. BİZ-iZ..

ve lâ tatgav: ve sakın tagi-tuğyan-tagutluk-azgınlık-âsilikle isyan etmeyin!
innehu bi mâ ta’melûne basîr: şüphesiz ki O, şahdamarınızdan da YaKÎN ve Hava gibi sizi İhata EDen amellerinizi-ettiklerinizi Görüp durmakta ve her ÂN şeÂNda yeniden yaratmakta olan ALLAH celle celâluhudur..

ÇakırcÂN ne DERsin ki,
ÜMMet-i MuhaMMed Olarak tAMM TESLİmiyyet OLmadan TÜMM İstikâmete,


=> SADAKATsız =>SaMîMiyyetsiz!.. => SABIR sız => SeLÂMetle nasıl ULAşır da YAŞArken el HaYY ALLAH celle celâluhunun MuhaMMedî ŞâHiDi OLaBİLiriz?!..
Bu ÂYet-i CeLÎLe, RaBB sÖZünden reSÛLL SeSine DÖKülünce, Azîz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin YÜZündeki simsiyah SAKalları AK ALEVle AteşleniVERmiş bir ÂNda.. ve sabah olduğunda HaYYrette kalan ÜMMetine: “HûD ile KızKARdeşleri Ağarttı!..” buyuracaktır..


Resim---Abdullah İbni Abbas radiyallahu anhu: “Bütün Kur’ân içinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme bu âyetten daha agır ve daha çetin bir âyet inmemiştir!” demiştir.

Resim---Sevgili Peygamberimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Hûd Sûresi ve kız kardeşleri beni ihtiyarlattı!” buyurmuştur.
(Tirmizî, Tefsiru’l- Kur’Ân, 57, V, 402)

Sûrenin nesinin kendisini ihtiyarlattıgı soruldugunda: Sana emredildigi gibi dosdogru ol! âyetinin kendisini ihtiyarlattığını söylemistir.
(Fahreddin er Râzî, Mefatihu’l-Gayb, XVIII, 71)

Bu âyette Resulullaha “beni ihtiyarlattı” dedirtecek kadar zor gelen nokta, dosdogru olma emrinin asıl kendisiyle ilgili olan kısmından ziyâde, ümmetiyle ilgili olan kısmıdır. Zira âyette “seninle beraber tövbe edenler de” (seninle beraber dosdogru olsun) denilmek sûretiyle müminlerin de aynı emre muhatab oldukları belirtilmektedir. Nitekim istikamet kadar yüksek bir makam olmadığı gibi, onun kadar da zor hiçbir emir yoktur.
(Hamdi Yazır, Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, V,18)

MuhaMMedî Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin;
Beşeriyyet-VeLÂyet-NüBüVVet-ReSÛLLiyyet Vasıflarıyla,
Tebliğ-Tenzir-Tebşir-Teşhid
görevleri yanında ABdullah aleyhi's-selâm olarak tıpkı bizler gibi bir insandan doğma İNSAN olarak her türlü cevr-i cihÂN ve çARK-ı çİLE ile denenmiştir..
Haa, taş dedik diye rastgele taşlardan dedim sanmayasın elbette Yakut TAŞInın KİMlik/KiŞiliğini NiCelik/NiTeliğini ancak SaRRaff olan Halis Muhlis Sıdık ve Âdil MuhaMMedî ERENler BİLir!..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Resim---Sevgili Peygamberimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Hûd Sûresi ve kız kardeşleri beni ihtiyarlattı!” buyurmuştur.
(Tirmizî, Tefsiru’l- Kur’Ân, 57, V, 402)

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---"Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr: Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.” (Hûd 11/112)

فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَقُلْ آمَنتُ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِن كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Resim---"Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr: İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emr olunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emr olundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır." (Şûrâ 42/15)

Âyette, Hz. Peygamber'in insanları davet edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre davete devam edilecek, inanmayanların teklif ve ısrarları dinlenmeyecektir..

Aziz Kardeşlerim, ben bunu fiilen yaşamış bir insanım yâni çilenin insanı nasıl çok kısa sürede beyaza boyayıverdiğini bilenlerdenim ALLAHa şükür Olsun.. Bu diş ağrısı gibidir, ancak çekenin BİLeBİLeceği ve çektirenin bBİLeceği bir İŞtir.
İslâmiyette böyledir zâten siz kendi vicdanınızda kendi vicdanınızın da vicdanındaki RABBınız TeÂLÂ ile bağlantı kurmakta zorluk çekiyorsanız bu işte bir problem vardır. Şunu yapın bunu yapın!. Da sonUÇta cereyan yoksa!..

Onun için biz üçlü sistemi iyi anlamamız lâzım; Beden Nefis Kalbi çok iyi anlamamız lâzım. Çünkü bunlar bizim sahamızdır. İlim İrade İdrak bizim işimizdir..
“Bunu yapan ne olur?.” diyorsan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde OLur.. “Bedeni Nefsi ve Kalbi tanıyan kişi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin KALBİNdedir.” Diyorum. Türkçe söylüyorum o kadar net söylüyorum ki, ALLAHu zü’L- CeLÂLi ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi şâhid tutuyorum. Öyle uydur kaydır söylemiyorum. Ordan buradan okuyup söylemiyorum lütfü kereminden izzeti şerefinden yaşamış olarak söylüyorum. Gözlerinden görmüş olarak söylüyorum.. Dosdoğru söylüyorum.. Kim yamuk görüyorsa gözünü kontrol ettirsini belki şaşı bakıyordur!. Bu ise çok önemli bir şeyfir ALLAH korusun bir ömür boyu Kör kalır..
Onun için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e: “Sırat-ı Mustakîm üzere dosdoğru, emr olunduğun gibi dosdoğru gel!.” Nereye geleceksin?. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e geleceksin!. Ne olacak?. İstikâmet Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in İstikâmetidir ki; o da, ALLAH celle celâlihudur.. Onun için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemtdir. Zâten onun için Kur'ÂN-ı Kerîmde, Rahmetenli’l- âlemindir.. Âlemler onsuz RAHMet bulamazlar da, zahmetlerde kalırlar maddî mânevî..

Efendim, “ALLAH celle celâlihu neden böyle ne yapmış niye böyle olmuş?” gibi içiboş sorular!.
Haaa o iş başka iş!. “Sen o zaman git, ALLAH celle celâlihu sana ömür verdiyse sen o kadar zırvala gez, bulursun cevâbını mezar taşında!.
Demek istiyorum ki küllî şey burada oluyor ve üçlü sistemde oluyor. Biz üçlü sistem içinde yaşamaktayız.. Ama ben de diyorum ki: “Altılı sistem var Kâbede” diyorum..
Kulluk Kâbesinde Muhammedî Ezân :

Resim

Bir Kâbe ezânımız vardır bir zamanlar fii tarihinde.. Kâbenin çapraz olan iki köşesinden bir düzlemle keserseniz ikiye bölüverirsiniz Zâhir ve Bâtın diye karşınıza ne çıkar?. İki tane üç boyutlu sistem çıkar. Birisi Zâhir birisi Bâtındır ondan dolayı vardır şimdi, şu ÂNda yer yüzünde yaşayan bulutlar gibi rüzgarlar gibi esen ALLAH dosdları dediğimiz zâtlar..
Bir hikaye bir masal gibi hâşâ bir yanlı felan değildiri yalan değildir, hakktır ama kendi üç boyutuna kitlenmiş buz dağları asla o ummandaki muhteşemliğe hasret kalacaklardır kendileri. Zâten bir damla SUya hasret donmuşlardır..
Bunları kim farkına vardırıp eritecek, arka düşürecek, akıtacak çarka düşürecek, havalara savurup suluktan buharlığa eriştirecek MuhaMMedîleştirecek ve ALLAHın Rahmetenli’l- âlemini yapacak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin yüreğinde..
Kime Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin bir damla gözyaşı inecek âlemlere rahmet olarak!.
Ben ALLAHa sığınarak söylüyorum, RABBıma ALLAHu zü’L- CeLÂLe İslâmın buhaline Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin ağladığına inanıyorum.. Yâni üzülmüş o kadar üzgün olarak söylüyorum, her bakımında olan ve olmayan bakımından öylesine İZler karıştı ki; adamın işi gücü İslam!. İslâmla zerre kadar alâkası yok putlarına tapıyor, gerçekten tapıyor!.
Ben kimseyi suçlamıyorum çok acı olduğunu söylemeye çalışıyorum alışkanlıklarına tapıyor. Kur'ÂN-ı Kerîmi okumuyor, anlamıyor, mânâsını bilmek istemiyor!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim KAF.. ÖZümüzdeki KUDRETuLLAH..

Bütün bu boyutun karşısında üç boyut daha vardır içinde ben bâzen derim ki MuhaMMedî Müslim ve MuhaMMedî Mü’min olmak ALLAHın izniyle insanın kendi elindedir.. Neden?. Çünkü tercihini böyle yapar. Hakikaten İmÂN eder ve amel-i sâlihle, Müslim olur Mü’min olur..
Buraya kadar güzel şeriat ve tarikat denilen içindeki sistem.. O sistemde böyle bir güzellik yakalayabilir.. Ama ondan sonra gelen Mü’minlikten sonra gelen, Velîyullahlık Ebdâllık Ebrârlık Ahyârlık Ahrârlık ve Ehlullah OLuş bunların tümünü yutan..


Resim

Hani GÜL-AYŞe'miz yapmıştı ya Kâbeye yerleştirmişti ya 6 tane ANNemizi..
Bâzen kafam eser de, aşağıya Kâbenin alt tabanına YEDuLLAHı yerleştiriveririm. Ne demek YEDuLLAH?. ALLAHı seven ve ALLAHın sevdikleri demektir. ALLAHın Velîsi olanlar, onlar da bu âlemde ALLAHın Velîsidirler ALLAHa toz kondurmazlar. Değil Hizbuşşeytan olmak hâşâ böyle yiğitler vardır. Gerçekten olmuştur bunların şahı, Şâh ALİ keremullahi veçhedir. Neden keremullahi veçhedir?. Hayatında bir kere puta tapmamıştır çünkü. Çocukken Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Kâbede göbeğini bağlamıştır, göbeğini düğümünü Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem atmıştır. Çünkü Kâbe doğan iki kişi vardır zâhirde ALİ keremullahi veçhedir. Bâtında kim?. Meryem aleyhisselâm İsâ aleyhisselâm.. Nerde?. Kâbenin Kapısının arkasında boz taşın olduğu yerde, “Rüknü Yemani”de.. Benim inancımı söylüyorum.. Kudüs’ün doğsunda bir yerde.. Kudüsün doğusundaki yer Kâbedir. Kâbe yâni bu bâtındır yâni İsâ aleyhisselâm.. Onun için herkes iftira etmişlerdir. Yok ALLAHın oğlu demişlerdir. Yok babası belirsiz demişlerdir. İfrat ve Tefrit yapmışlardır. ALLAHca anlayamadıkları için Kur'ÂN-ı Kerîmi, Kur'ÂN-ı Kerîmce anlayamadıkları için çok şeyler vardır. Onun içinde Kâbeyi bir TAMLadığımız zaman ne görüyoruz?
Altta VELÎYULLAH, tavanda tepede tavanı EHLİLLUH. Dört köşeye ben, EBDALLarı EBRÂRLarı AHYÂRLarı ve AHRÂRLarı yerleştiririm.. TÜMünün ayağının altına toprak olurum zâten. “TÜMünün toprak olurum” dediğim Küllühüm-dan ibârettir ve Nur-u MuhaMMedden ibârettir..

Bu pazarda vardır.. Gül Gübre, öte-böte, cak-cuk vardır. Mânâ Âlemi dediğimiz âlem anlatılırken, sonsuz akıl ölçüsünde anlatılmıştır ne anlarsanız onu anlarsınız buyurmuştur Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem herkes mecbur değildir onu anlamaya anladığıyla amel etmesi yeterlidir. Ama dünya işlerinde zehir gibiyken, her şeyi yerken öbür yere gelince yan çizdi mi ne diyordu ona anam: “At terli yemez!.” Diyordu. Terli olduğu için buğday bile yemez, terini atması lâzım.. Kimse yemez onu böyle bir şey yok, bir hâinliktir dürüst olmak şarttır..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem atını yakalamak için eteğinde arpa varmış gibi “Çü! Çü! Çü!” yapan bir adama diyor ki: Eğer eteğin boşsa bizden değilsin atı kandıramazsın mealinde buyuruyor. Atı arpa varmış gibi yakalamak amacı.. Hayvana bile yaptırmayan bir Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden bahsediyoruz.. İşte böyle bir bâtın Kâbesinden bahsediyoruz ben hayatımızdan evet el ele el ALLAHadır yazıyoruz çiziyoruz, delilik parayla değil ya yazmadık koymuyoruz zevklerde şiirlerde sen ben biz hepimiz BİZ BİRİZ.. Çünkü ben yazıyorum, Ahmet Çakır yazıyor felan yok öyle şey.. BİZ yazıyor BİZ BİR TAMız TÜMüz bunu anlamadıktan sonra tek başına Şeytanlığına devâm eder herkes..
Başka yol yok!. Onun içindir ki evet dışarda ne var dışarda bir şey yok kardeşim!. Tamamen dolara ve harama teslim olmuş bir ticaret!. Nerdeyse yalana teslim olmuş bir siyaset var!.
Senin içini bir çözelim bâri biz paçayı kurtaralım bu kadar açık!.
ALLAH celle celalehu; Ümmet-i MuhaMMede, Millet-i İbrahîm aleyhisselâma yardım etsin!.
Hangi kabiledensin hangi ırktansın nerden çıktı bunlar kardeşim!.
Ben Kur’ÂN-ı Kerîme göre İbrahim aleyhisselâm milletindenim.. Millet nedir târif et bakıyım bana bir!. Önüne gelen millet oldu.. kaç tane türk veya kürt milleti var şu anda.. zazası mazası kazası ötesi bötesi carkı curku.. birbirlerini öldürüp her biri yine de “eşhedu” çekiyorlar.. Hangisi gavur hangisi müslüman belirsiz halde. Bunun inançla Kur'ÂN-ı Kerîmle bir alâkası yok..


مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ ثُمَّ اِنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
Resim---“Min ecli żâlike ketebnâ ‘alâ benî isrâ-île ennehu men katele nefsen biġayri nefsin ev fesâdin fî-l-ardi fekeennemâ katele-nnâse cemî’an vemen ahyâhâ fekeennemâ ahyâ-nnâse cemî’a(n)(c) velekad câet-hum rusulunâ bilbeyyinâti śümme inne keśîran minhum ba’de żâlike fî-l-ardi lemusrifûn(e).: Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.” (Mâide5/32)

Bir cana kıyan bütün insanı öldürmüştür..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin çok üzgün halde ellerine açarak böyle şey yaptığını şâhid olmuştum.. Şimdiyse ağladığına inanıyorum İslâm Milletinin bu hale gelişine, param parça oluşuna, kıbleyi terk edişine siyonizmin, benzerlerinin, daha beterlerinin ellerine düşüp, benim elimle benim gözümü çıkarmasına, bizim çocuklarımıza bizim fırınımızı taşlatmasına ve bizi aç bırakmasına.. İslâm Milletini demek istiyorum ben bir millet derken şu andaki Türkiye’dek ya da Dünyadaki bir milletten bahsetmiyorum, Hanif Milletten bahsediyorum.. Hülâfadan bahsediyorum.. Gelin bugün önünden geçtik yarında geçeceğiz inşeallah soralımyatanlara.. Pınarbaşındaki mezarlığı ben çok gezdim mezarlığı.. Kimler var kimler Üsküp de doğmuş felan yerde doğmuş adam nerde ölmüş Bursa’da ölmüş bir tek cevâb alamazsınız..
Kurallar bunlar hepsi elbise gibi onu giymiş bunu giymiş bütün bunlar yanlış veya hatalıdır.. Kısaca şunu demek istiyorum üç boyutun karşısında bir üç boyut vardır tıpkı ellerimiz gibiler iç içe ellerinizi yapıştırırsanız garibân, birbirine ne eşittir ne zıttır bunun gavurcası “antipot”tur ama ben arapçasını hâlâ bulamadım. Çünkü zıt değil, eşit değil, ayrı değil, gayrı değil, aynı değil, ayrı değil sen burnunu ALLAH celle celalehu aşkına Barbaros aynaya bir daya da aynadaki SENle burnunu dayayan SEN arasındaki farkı bana bir söyle ya!. Sağın sola geçmiştir, solun sağa geçmiştir çok garip şeyler vardır hayatta.. Ara kesitler vardır Cennet ve Cehennem sevdalılarına duyurulur ki onların arasında bir Araf çizgisi vardır Âriflerin çizgisi vardır.. Onlar cehennem korkusuyla ve cennet sevdasıyla tavlanamazlar.. Onun için ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur’ÂN-ı Kerîmde buyurur onlar korkmazlar ve hüzünlenmezler, El Kahhâr olan ALLAHu zü’L- CeLÂL’in zâtında zevk ederler yok olur giderler zâtende öyledir şu ÂNda bile..


وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطًا۟
Resim---“Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) vekâna(A)llâhu bikulli şey-in muhîtâ(n).: Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.” (Nisâ 4/126)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

“ve kâna(A)llâhu bikulli şey-in muhîtâ” âyeti bu değil midir Garibân?.
ALLAH celle celalehu küllî ŞeYy'i kapsamış/yutmuşsa millet ne konuşuyor, biz mi anlamıyoruz bu âyeti bu yutuşu hava gibi yutmuşsa mı sanıyorlar yoksa kabzasına almış mıdır?. Neyden bahsediyorlar.
Sen söylemiştin bir zaman
“bing bang” dünya şişiyormuş diye. “Nereye şişiyormuş?.” diye sordum. ALLAHın yarattığı kâinâtın dışında bir kâinât daha varmış da oraya mı şişiyormuş?. Çünkü adamlar maddenin içinde yani üç boyutun içinde kaldıkları için şişirmeye çalışıyorlar!. Ve asla antipotunu bulamıyor!. KÛNu buluyor fe yeKÛNun içinde kalıyor!.
"KÛN fe yeKÛN" de ki yekûn!. ALLAH celle celalehu de ki KÛN ALLAH celle celalehu.. “fe ye”; ben, sen, o felan, eşyâ meşyâ işte!. KÛN RABBdır, içerdeki RABBdır bir RABB bir ALLAH celle celalehu yoktur ALLAHtır onun ÖZün ÖZÜndede AKREB OLÂNdır..
“ALLAHunuru’s-sümâvâtı ve’l ard”dır!. Bu âlemde bir ALLAH celle celalehu ve bir de O’nun NÛRu/KÜLLî ŞEYy’i vardır!.

ZÂT =>Sıfat =>ESMÂ =>EŞYâ..

Esmâdan kasdım bütün esmâlar öğretilmiştir. Neden Esmâ?
Çünkü, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Zâtı kendine mahsustur. AHADî Bilinemezliktedir. Nasıldır, nicedir, ne olmuştur filan yoktur. O, O dur. Sıfatları O’na çok yakındır. Sanki güneş diyelim ki güneş var, güneş en yakın sıfatları. Güneşi olan Isı, Işık vs. geldiği için onları görüyoruz ama neler geliyor ALLAH celle celâlihu bilir. Ultra geliyor başka şeyler. Bir sürü daha bilinmeyen şeyler geliyor. Bu Sıfatlar aşama geçirip Esmâ ve Eşyâ halinde yoğuşmaya başlar..
Bu esmâlar tecellî içerisinde takdir içerisinde maddeye dönüştüğünde, madde olarak gözüktüğünde “EŞY” ismini alır. Bu tıpkı bir integral ile türev gibidir.
Eşyâ =>Esmâdan, Esmâ =>Sıfattan, Sıfat =>ZÂT’tan yaratılmıştır.
Bu doğru mudur?. Doğrudur!. “EŞY” dediğimiz Zâhir ÂLeM ki, yerler ve göklerdir. Ve böyle âyet vardır.
Allahu nuru’s- semâvati ve’l- ard..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“Allâhu nûru’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ MISBÂHun, el mısbâhu fî zucâcetin, ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durriyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), NÛRUN ALÂ NÛR (nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle li’n- nâsi, vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).: Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde MİSBAH (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi (parlayan) yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna hidâyet eder (ulaştırır).."(Nur 24/35)


ALLAH celle celalehu öyle buyuruyor ve Rahtemenli’l- âlemin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem NÛRu EŞYÂ-laştıkça, bu tarafa geldikçe NÛR-u MuhaMMed olarak esinlenmektedir. Bunu anlatmak insanlara çok zor!. Neden?. Çünkü, insanlar CeNNeti bile buraya göre kıyaslıyor hâlâ!.
Orada kadın şu bu peşinde!. Bana CeNNet âyetlerinde bir tane karı koca, ana baba, çoluk çocuk bulamazsınız!.
Haa “Efendim “kasr” buyuruyor ben ona köşk diyorum!.” “Gılman buyuruyor ona oğlan çocuğu!.” Diyorum!. Diyenlere sözüm!.
Ulan oğlancılık/Livata yapan Lût Kavmi mi burası!.
“Huri”ye de “kadın” diyorlar ve yetmişbin tane verilecek miş!.
İyi de, kadınlara kaç tane erkek verilecek miş?!.
Böyle saçmalık mı olur, küfür rezaleti mi olu?. Küfür basbayağı küfür bunlar!.
Nedençağlar boyunca: “Sakın ha sakın Kur'ÂN-ı Kerîme dokunma yanarsın, mahvolursun, sen ANLAmadan körü körüne Oku!.”
Niyeymiş?!. Çünkü onu müderrisler bilir!. Kim onlar?. Medreselerde okudurlar!. Ne okudular Halkın asla anlayamadığı ve kendilerinin de hayatında anlamadığı şeylerle koskoca İslam Milletini bu hâle getirdiler!.

Gerçek ALLAH celle celâlihu DOStLarının, bir Niyazı Mısrî’nin hayatı burnundan getirmişlerr sürgünden sürgüne!.
Bir Yûnus Emre’nin yeri meçhuldur köyü yoktur, sırtında bir heybe dolaşıp durmuştur!.


Resim
“Bir BEN VARdır>bENde
=>bENden ===>İÇeru!.”


BU ŞİİRi için kendisinden üçyüz sonra gelen Meşhur Fetvâcı Ebussuud Efendi’ye fetvâ soruyor görevli birisi Anadolu’dan.. “Bir ben vardır bende benden içerü” diyen birisine ne yapılır?.” diye soran resmi yazıyla!.
Açın diyanetin osmanlı fetvalarını kitap vardı benim şeye gitti.. yâni bulabilirsiniz diyânetten isteyin “Ebussuud Efendi’nin Fetvâları” diye.. Cevaben Fetvâsında:
“Bunu söyleyen kişi fevt ola/öldürüle ve tekkesi başına yıkıla!.”
Niçin?!.Çünkü “Bir ben vardır bende benden içerü” dedi diye!.


Bir “BEN” Var Ben-den İçeru: aKRABa-lık âyetimiz:


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim---"Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil veridi.: Ve andolsun ki biz insanı yarattık ve nefsi, onu ne gibi vesveselere düşürür, biliriz ve biz, ona, şah damarından daha yakınız.”."(Kaf 50/16)

“Enâllahu RABBulâlemin: ben RABBulâlemin olan ALLAHım” buyuruyorken sen de çıkıp “ben de benim!” mi diyorsun.. Buna ikilik derler Şeytanlık derler türkçe olarak söylüyorum yoktur öyle bir şey!.
Ne zamandan beri güneşin ışığı, geri dönmüşte güneşe kafa tutuyor!. Sen, ben felan ne zamandan beri Ampuller Keban’a baş kaldırmış hâşâ böyle bir şey yok!.

Bunlar
“BİZBİR-İZ”liğin içindeler!. EYy siz dışardakiler, karanlıkta kalanlar!. İşte bunlar böyle konuşuyorlar Hakan’ım!. ALLAHu zü’L- CeLÂL lütf ü kerem etsin!. Bize hakk ve hayr versin İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Aziî CANLar!.
Bakın AZAMetuLLAh ZÂHİRîdir, Ez ZÂHİR OLan ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Azametini herkes görür ki, gözü olanlar görür, kulağı olanlar duyar ve yaşar!.
Ama, KUDRetuLLAH BÂTINîdir, bilemeyiz akıl fikir ermeyen şeyler OLur OLmuştur, Olmaktadır ve Olacaktır Hamd OLsun!. BAKarsın Kıyamet kopar!. Yâni KUDRetuLLAHtır!. Çünkü potansiyel!.
VeLÂ HavLe veLÂ KuVvete!. Kuvvet, ZÂHİRîdir ve ortada/Şu ÂNdadır!. Ama “HavL” dediğimiz şey, potansiyeldir, bilemiyiz ki ALLAH celle celalehu ne yapar ne eder!.Ve O ÂNda biz ne ederiz!. Gökten bir taş geliyor!. Hiç gelmezdi geliyor, hiç gelmezken!. Eee paramparça etti!.
HAKtır elbette!. Başı boş mu sanıyordun bu gezegenlerin sonsuz kürrelerin DENGe ve DÜZEN İÇİnde DÖNüşlerini Sefîl İHVÂNim Sennn!.

Bu İŞLerin, Materyalist SonUÇ-Lu ham AKLın Ürünü manyetizmayla cartla curtla açıklanacak bir hali yok!. Milimi milimine her şey yerli yerinde SİSTEMuLLAH-ta KÛN fe yekûn!. OLdu bitti her ŞEYy!. Ayrı değil ki birbirinden benim bedenim senin bedenin gibi, çünkü KÂİNÂT’ın Şahdamarı’ndan yakın =>RABBı cÜMMLlesinin!. Çünkü benim ayağım çekmiş gitmiş benden habersiz böyle bir şey yok SİSTEMuLLAHta!. Böyle saçmalık mı olur
"KÜLLÜHUM"dur!.

Onun içindir ki,
"BİZ BİR-İZ" diye ÜÇlüyorum ben!. Şeriatta, Tarikatta ve Mârifette!. Mârifet-i MuhaMMed’den niye Hakikat-ı MuhaMMedîye’ye geçmiyorum, çünkü Hakikat-ı MuhaMMedîye, MuhaMMed aleyhisselâm’ın yüreğinde HAZz edilecek bir İŞtir!. SÖZe, SOHBETe ve ZEVKe Sığmaz Hakan’ım!. HAZzedilir ve HAZMedilir ki, o da, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Yüreğinde olur!. Yüreğinde!. Yüreğinde!. Şehitler ölmez de, ALLAHın peygamberleri mi ölmüş, RAHMetenli'l- âlemin mi ölmüş!. RAHMetsiz mi kalmışız hâşâ!.
bunlar Şeytanlıktan başka bir şey değildir!. Ölüden diriden haberleri yok!.
Halbuki azıcık, iğne ucu kadar aklı olan bilir ki, “KÛN fe yeKÛN” !. ALLAHu zü’L- CeLÂL, Her ÂN yeniden yaratmaktadır!.
Bu ÂLEMi bir kerre EMRetmiş de Yaratmışta, şimdi bakım onarımıyla uğraşmıyor hâşâ!. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Yaratış Sistemini anlamaya çalışmak ŞARtt!. Ancak, gereken MuhaMMedî ilim İRADE İDRAK ve İŞTİRAK ve EDEB, İLİM, İRFÂN VE ERKÂN olmadıkça bunlar boşa çıkar, hayal olur!. Hayalın sonu ise HüsrÂN olur!.

Hakikat öyle değildir! Ne diyorsun:
“Suçunu i’tiraf et ettim ya RABBi, yaptım ya RABBi, özür diliyorum ya RABBi!.” RABBımız TeÂLÂ’da: “Affettim gitti seni!.” Buyuruyor!. "Sen de artık, riyakârlık, sahtekârlık yapma dosdoğru ol!. “Emr olunduğun gibi!.”
Demek ki Âhir Âlemi’nde Azamet var, Bâtın Âleminde ne var?. Bâtıniyette ne var?. Rububuyet bölümüdür, oluşum bölümüdür, ilâhîyyet bölümüdür Kudret Âlemi!.
Yâni Azamet Âlemi değil, Kudret Âlemidir.. Küllî ŞEYy’in Kadîr olan ALLAHın Âlemidir kardeşim!. ALLAHu zü’L- CeLÂL’e Şehâdetini sen bu Âlemde yapmak ZORundasın!. Küllî ŞEYy’i burada YAPmak ZORundasın!.

Âhirete inanmayan ALLAH celle celâlihu’ya da inanamaz!. İslâm DİNİnin iki temel özelliği vardır ki, birisi ALLAHa inanacak, ikincisi ÂHİRETe inanacak!. Âhirete inanmayan bir insan sonUÇa inanmadığı için, SeBeBlerde kalacağı için, MÜ’MİN değildir!. İslâm DİNİnin ana şartlarından biridir bu husus..
Ben onu demiyorum ama KULLuğun bu ÂLEMde yapıldığını söylüyorum!. Bundandır ki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem son NEFESe kadar ibâdet etmiştir!.

Burası BURSA'mda çokça varlar ama, ben karışmıyorum, kaçıyorum!. Yâni şey yapmıyorum ilgilenmiyorum, böyle zındık MeLÂMiler felan var!. Güyâ onlar Hakikate ermiş de, namazı hamlar kılsınmış da!. Cak cuk ediyor namaz kılmıyor, yahutta uydur kaydır yapıyor ki, bunlar tüm küfürdür!.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem son nefesine kadar kılmıştır ve ALLAHu zü’L- CeLÂL:
[/
s


ResimSON NEFESe KADAR=>İBÂDet!.:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---"Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke'l- yakîn.: (yakîn KUL olmaya ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol!."(Hicr 15/99)

حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ
Resim---"Hattâ etânâ’l- yakîn (yakinu).: Bize yakîn gelene kadar (ölüm ÂNı gelinceye kadar).."(Müddesir 74/47)


İbâdet, kulluk demektir!. Bizde âdet olmuş yapılan güzel şeylere ibâdet ediyoruz deriz.. İbâdette kulluk demektir yalnız.. O, zamanda boyut demektir, beyit demektir, üç boyut diyordum ya işte o ibâdın köküdür.. “ba’d” kökünden gelir.. Ben bunu söylemeye çalışıyorum!. Hepimizin üç boyutu vardır; BEDEN, NEFİS, KALB!. ve Dördüncüsü RÛH!.. Dahası var Haf’i, AHfâ ve bunların göbeğinde Kâbenin Göbeği gibi Akdes vardır!. Akdes, Kudsî RububîYyet vardır!. DIŞ Sonsuzun ANTİPOTu İÇ SONsuz!. Sıfır Sonsuz.. Eksi sonsuz gibi hâşâ!.
Yâni öylesine yüce gönüllü Nefs-i Akdesler vardır ki: “Güneş yarın batıdan doğacak deseler vallahi ALLAH celle celalehu onları yalancı çıkarmaz!.” buyurmuştur Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem!. Kur’ÂN-ı Kerîmi buyuran Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurmuştur!.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Size cennet ehlini haber vereyim mi? Her zayıf ve güçsüz olan kimsedir. Öyle bir kimsedir ki, bir konuda Allah’a yemin etse, Allah onun yeminini boşa çıkarmaz, yerine getirir. Size cehennem ehlini de haber vereyim mi? Her katı yürekli, şımarık, kibirli olan kimsedir.” buyurmuştur .
(Buharî, Tefsir, 68; Müslim, Cennet, 46-47)

Hadiste Cennet ehlinin özelliği olarak belirtilen “zayıf”tan maksat, güçsüz, dünyanın mal-mülk, makam, mevki gibi bir nüfuza sahip olmayan kimse demektir. “Mütezaaf”tan maksat ise, dünya hali itibariyle güçsüz olduğundan, insanlar tarafından hor-hakir görülen kimseir.

Resim---"Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Nice saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış, paçavra gibi iki parça eski/yırtık elbiseliler vardır ki: Kendilerine iltifat edilmez/kimse onları adam yerine koymaz. Fakat eğer bunlar Allah’a yemin etseler, Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz. Berâ b. Mâlik de onlardandır.” buyurmuştur.
(Tirmizi, Menakıb, 55; İbn Mace, Zühd, 4)

Mesele şudur ki; İslâm Dinimizi, ALLAHın Dinini, yâni Dinullahı, İslâmullahu KeLÂMuLLAhtan DUYupsav. UYup da: “Şöyle bir oh be!. diyerek göğsümüzü gere gere bir AŞKuLLAH İLe YASAsak!. bENlik AMPÜLümüz, KEBAN’ımızla BİZ BİR-İZ KILsak Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem YÜREĞİnde NAHNu OLsak da, İKİLİk/ŞEY-tÂN-Lığını kaldırsak!. “TEKBİR/BİZ-BİR” OLsak!. DUÂ edip istiyorum!.

İYİ Biliyoruz ki câhilce “benlik Davası”na düşenler Firavun ve Nemrud yandaşları ve Hİzbuşşeytanlardırlar!. ALLAHu zü’L- CeLÂL Korusun!.

Ben kimse için söylemiyorum sadece kendi Kudret anlayışımı anlatmak için söylüyorum.. Ve üç boyutun altı boyut olduğunu söylüyorum. Kâbe’nin altı boyutlu olduğunu söylüyorum!. Zâhir ve Bâtında bunlar birbirini TAMMamlar diyorum!. Bu boyutta Kâbe’nin köşeleri kesildikçe “KÜRRE”leşir ve son UÇta boyut moyut kalmaz ortada, basbayağı bir “KÜRRE” kalır ki, O’nun da her NOKTAsı VECHULLAHtır Hamd Olsun Hakanım!.


Resim

وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
Resim---"Ve lillahi’l- meşriku ve’l- mağribu fe eynema tuvellu fe semme vechullah, innallahe vasiun alîm: Ve doğu da ALLAH'ındır batı da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, ALLAH'ın Vechi (Zât’ı) işte oradadır. Muhakkak ki ALLAh Vâsi’dir (rahmeti ve lutfu geniştir, herşeyi ilmi ile kuşatandır)." (Bakara 2/115)

MÜjdesi ortaya çıkar!.
Ve her noktası ALLAH celle celalehu çeker!.
Her noktası baştır ve her noktası ayaktır!.
Şu ÂNda GÖKYÜZÜnde DÖNmekte OLan her KÜRRe gib ve de şu DÜNYâmız gibi!.


Hülâsa-yı KELÂM O ki;
SER-ü-SERü SEFîL İHVÂNimce;


Resim

ZEVK1589

Harf-i LiBÂsın SOYun =>SIFIR=>OL ki =>NOkta-yı ÜryÂN Gez!
YEdi CÂhîm-Sekiz CenNNet =>NÂRında =>NÛRun PüRyÂN Gez!

"Leyse kemislihu ŞEYy’un.."
"Fe eynemâ tüvellu.." BİL!.
GâH MERKEZ-in =>Mu’KİMi OL! =>GâHi MUHİT-te HeRyÂN Gez!..


30.08.1999 16:30
Lârâ shllri...


فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Resim---''Fâtırus semâvâti vel ard(ardı), ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en’âmi ezvâcâ(ezvâcen), yezreukum fîh(fîhi), leyse ke mislihî şey’un, ve huves semîul basîr(basîru) :[/color] O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir."(Şûrâ 42/11)

وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
Resim---"Ve lillahi’l- meşriku ve’l- mağribu fe eynema tuvellu fe semme vechullah, innallahe vasiun alîm: Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphe yok Allah, kuşatandır, bilendir."(Bakara 2/115)


MERKEZ:sükût-sabit
MUHİT: hareketli
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Kaf Sûresi 34.üncü sırada inen bir Sûredir 33.üncü sırada inen Mürselât Sûresi ve 35.inci sırada Beled Sûresinin ikisinin arasında inmiştir. Muhteşem bir Sûredir Mekke Döneminde inmiştir 45 âyettir.

ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ
Resim---"Kâf ve’l- kur’âni’l- mecîd (mecîdi).: Kaf, mukattaa harfi (şifre özelliği olan harf)” (Kaf 50/1)

Kaf, mukattaa harfi ki, şifre özelliği olan bir harftir. Ne anlarsan onu anlarsın ya da anlamazsın.. Ben Kudretullahı anlarım mesela.. ALLAH celle celâlihu Kudreti küllî şeye kadîrdir anlarım. Kaf ve bir de başka ne var diyor Kur'ÂN-ı Kerîm anladım. Nurullah Rububiyetinin, Kudretullahtan gelişine ne denir?. Ceryanın geldiği gibi, Kur'ÂN-ı Kerîm denir ve yeni yağan yağmur gibidir. Dünkü yağmur düne aittir. Hep yağar, hep yağar, hep yağar!. Öyle yapmıştı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ridâsını çevirivermiş
Ayşe Vâlidemiz: “Yâ Resûlullah! ALLAHın yarattığı en son şey nedir?.” sorusunu sorduğu için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bak bak Ayşe RABBımızın yarattığı en son damlayı görüyor musun?!.” buyurup omuzundaki en son yağmur damlasını göstermiştir çıplak omuzunda..
Bu yağmur dünkü yağmur değildir.. dünkü yağmur geçmiştir. Yarınki yağmur henüz yağmamıştır!. Bugün ise, Şehâdet Âlemidir, Şâhidlik Âlemidir. Şâhidi olmaya geldik, bizzât yaşamaya geldik ALLAHu zü’L- CeLÂLin Nuruyuz.. RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in NÛRundan yaratıldık NAHNU BİZ BİR-İZ-de YAŞıYORuz Hamd OLsun!.

Bırak onun bunun Nefsânî Hevâ ve Hevesiyle hüngürdemesinde, büngürdemesinde oynamasına, çağırmasına, bağırmasına!.
Ulu Câmi’de tepemin tası atıyor!. Adam Kur'ÂN-ı Kerîmi yanlış okuyor bir tarafa, ağızını oyana eğiyo bu yana çağırıyor!.
Bee kardeşim bozdun gittin her şeyi söz kalmadı, mânâ kalmadı!.
Sen ULU Dağda türkü mü çağırıyon, ne yapıyon!.
Adam gibi şunu "Kâf ve’l- kur’âni’l- mecîd” desen ya bana bir!.
İşte Kur'ÂN-ı Kerîmimiz böyle bir Kur'ÂN-ı Kerîmdir el Mecîddir!.
Ne demek "mecîd"?. “CûD” neydi?.
SALL Namazımızda;


MevCûD,
SüCûD,
ŞüHûD,
UHûD ALLAH celle celâlihu’ya..


CED Olsaydı.. ATA/BaBa-AnA olurdu yâni insanlara ait olurdu.
CİD OLunca.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e âit olurdu.
CûD OLunca Vâcibu’L- VüCûD Sâhibi OLan ALLAH celle celâlihu’ya âit olur..
Ki O Zü’L- CeLÂLu ve’L- İKRÂM =>KüLlî ŞEYy’i MevCûD kılan ALLAH celle celâlihu..

Bu hususta o kadar söylenecek çok şey var.. Fakat anlatmakta zorlanıyorum ya da gerek var mı onu da bilmiyorum. Ama birazcık akıllarda bir şey kalırsa seviniriz.. çünkü bunu hiç kimseye öğretemeyiz!.
Şimdi BURası BURSAmda, şu ÂN'da benim oturduğum TEKE TEK Teras Sarayından şöyle aşağıya baktığımızda değil mi Hacı Mahmud?. Parka baktığımızda binlerce âlem nasıl anlatayım burayı!. Işıkları şunları bunları benim gördüğümü Hacı Mahmud çok daha başka şeyler görebilir ki, sonsuz demek istiyorum!.

Onun için herkes kendi şehâdetini kendi getirmek zorundadır diğerleri ona hizmetçi olabilir!. Benim yerime Kadriye Kardeşim bir damla su içemez ama bana su içirebilir!. Ve benim yerime benim idrarımı yapamaz!. Yaptırabilir!.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem dahi böyledir Abdullah aleyhisselâm olarak.. Bakınız “Abdullah aleyhisselâm” olarak diyorum “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem” olarak demiyorum!.

MeCîD, ALLAHu zü’l- CeLÂL’in Kudretinin TeceLLîsi Kur’ÂN-ı Kerîmledir!. Buna çok dikkat etmemiz lâzım!. O âlemden bu âleme, bizim şu anda yaşadığımız Madde Âlemi’ne TEK-BİR KABLo çekiliyorsa bu kesinlikle Kur’ÂN-ı Kerîmdir!. Ve kesinlikle Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin NEFESinde SESinde ve ALLAHu zü’l- CeLÂL’in Şu ÂN SÖZÜdür..
Bu hat bu hattır işte mesele.. Bunun için ben insanlara hep söylerim yâni “OKUşun Kur’ÂN-ı Kerîmle KOKUşum, SOKUşun BİRLeşin!.” Diye.
Benim hayatımda çok hizmetçi olan insanlar oldu.. Adını sanını bilmediklerim oldu.. Nedenini bildiğim yok!. ALLAH celle celalehu biliyor ben az biliyorum, ya da söylemiyorum, şu bu!.
Neden ben Kaf Sûresine gireceğimde kafa hazırlamaya çalışıyorum kendimi!. Sizde dinliyorsunuz!.

Bir zamanlar Antalya’da yaşarken o şeylerde!. Biliyorsunuz ben savruk bir insanım ne idiği belirsiz bir insanım!. Güneşe koyduğunuz zaman yumurtayı, işçiler güneşe konulan yumurtanın yenecek hale geldiğini, rafatanı geçtiğini gösterdiler bana!. “Bak abi bak!. Güneşe koyduk yâni altmış derece felan sanırım ya da yetmiş derece bilmiyorum böyle o zamanlar da yâni üç ay oruç tutardım.. Yedi seneydi bir de beş sene cezâ yedik!. Böyle rastgele konuşmalar yüzünden neden yediysek on iki sene tırpan attık!. Niçin attık?. O zaman için attık, bu zaman değil yâni!.
O zaman öyleydi demek istiyorum!. CeNNet için, cehennem için, şunun için, bunun için değil idi!. Bu MuhaMMedî TERBİYe TÂLİMi öğretilmeye çalışılıyordu!.
Şahdamarı’ndan da yakın RABBı-sıyla tanışmamış, tanımamış, tanımıyor olan bir kişinin konuştuğu her şey, yaptığı her şey nedir?. Avara kasnaktır!.
"ve kenâllahu bi küllî şeyin muhit."

OLan ALLAH celle celâlihu, herşeyi yutmuş olan ALLAHu zü’L- CeLÂL’i âhirette arayan bir kişi, hâşâ dalga geçer gibidir yâni!.
Onun içindir ki, HÂL-ii HAZIR HUZURda olduysan vallahi sen HIZIRsın, HIZIR sensin yâni!. Elini ver de ALLAH celle celalehu aşkına bizim elimizde EL ELe EL ALLAH celle celâlihu’ya gidenlerden olsun!.
Başka var mı, başka var mı?. Bizim ampul-lamba yanıyor!. Bizim lamba yanıyor!. Ne yanması?!. Daha yanmıyor aha yok ya cereyan yok!. Ya da lamba patlak!. Ya da düğmesine basmadılar değil mi Hacı MahMud?. “Düğmesine basan olmadı” demek istiyorum!.
Basan kimdi?. Bu EL, ALLAHın ELİnde ELi olan ELdi!.

Aziz CÂNLar;
İşte bu Mübârek EL kirletildi bu gün!. Mürşid vs. diye bozuntularla!. Buna içerliyorum, buna üzülüyorum!. Öyle bir açık pazara döktüler ki iğrenç bir şekilde yâni Ticareti, Siyaseti soktular içine ALLAH celle celâlihu korusun!. ALLAH celle celâlihu’yaa sığınırım, yâni utanç duyuyorum bir insan olarak ne acı günler yaşamaktayız!.
“Çâre ne?.” Diyorum ki: “Kendine bir bak be kardeşim, senin bir tarafın Kıtmir, bir tarafın Kırat ve ortada KuL İhvÂNi diye birisi var!. Senin işin Halka Müfettişlik değil Müftülük değil!. Sen yaz çalış yaz yaz!. Hakan için yazma Hakan’ın oğlu Hüseyin Latif var!.Ve ondan doğacak çocuğa yaz!. Ve Hepsini NAHNU BİZBİR-İZ-Liğine çağır!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in İZi burada!.” de..
“Neden, Hakan’dan umudunu kestin mi Hocam?.”
Hakan da benim gibi.. yâni yerler yağlı o yana bu yana yağlı, deli de velî de kayacak hale gelmişiz!. Ama gelecek nesil MuhaMMedî Nesil RABBanî Kur'ÂN-ı Kerîm nesli, RABBanî nesil, Hasbi ve Habibî Hizmete Lâzım ve Lâyıktır!.
Ondandır ki Barbaros cân, Münir Derman Hocam: “Ben bütün eserlerimi bir tek kişi için yazdım!.” Diyor. O tek kişi ise, hâşâ O‘nu istismar eden değildir!. O tek kişi onun sırtına binen kişi değildir!. Sırtında da taşıyan da değildir!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin arkasında Halife ile o gün İmam Ali kerremallahu vechehu ile köle yanyana namaz kılmıştır, omuz omuza!. Öyle bir şeydir bu iş!. Böylesine bir omuz omuza NAHNU BİZ BİR-İZ-Liğidir!.
Onun için buyuruyor Derman Hocam ki: “Bir kişi için yazdım!.” Diye.
Ne demek istiyor?. “Kaldığım yerden devâm eder!.” diyor İnşâe ALLAh!.
Elbette kopyasını ya da aynısını değil!. Dünün çağrısı dünde kaldı!. Bu gün bu gündür ama, dünün devamıdır ve yarının anasıdır!.

Onun için de bu güzellik ve özelliklerimize dikkat etmemiz gerçekten gerekiyor!. Kudretullah ve Azametullahın içinde yaşamaktayız!.
“Hepiniz cehennemin zümerâ-sındasınız!.” mealen âyeti..

Necm Sûresinde içindeyiz
Ve hepimizin bu Hayat Cehenneminde İbrahimî-leşmeye, şeytanımızı müslüman etmeye, ateşimizi yâni cehennemizi CeNNet etmeye
Muhtacız, Mecburuz, Me’muruz ve de Mahkumuz!.


Kur'ân-ı Kerimimizde bir âyet-i celîle vardır “hepiniz cehenneme uğrayacaksınız” diye..
Peygamberler aleyhumu's-selâmlar da dahil HEPimİZ ceheNNeme uğrayacağız ki =>zâten şu ANda içindeyiz ki!..


وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ : Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrıyacakdır. Bu, Rabbinin üzerine kat'i olarak aldığı, kazaa etdiği (bir şey) dir.” (Meryem 19/71)

=> “SıRR-ı SıFıR SICağı”nda =>İBRAHîMî-Ler =>SaBîRun!.:

HAKk’ı tercihle İbrahîm aleyhisselâm için, cehennem “berden selâmen” olmuştur..
Berden seLÂM” et:


قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Resim---"Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm (ibrahîme): Ey ateş! İbrâhim için serinlik ve esenlik ol! dedik." (Enbiyâ 21/69)

Şimdi şu ÂNda ŞE’ÂN-da “Eşhedu enLâ İLâHe İLLALLAH ve Eşhedu enne MuhaMMeden RASÛLULLAH!.”
Yâni İnKÂRımızı =>İKRâR etmeye ve =>TEVHİd EHLi OLmaya =>ŞEHÂDet EHLi Olmaya, Hakiki, Halis, Muhlis, Sıddık ve Âdil MuhaMMedî Mü’minLer OLmaya gerçekten çok, çok büyük ihtiyacımız vardır!.
Bu bize Lâzımdır ve de Lâyıktır!.
Bunun dışında olanlara “vay lenâ!. vay lenâ!.” Azametullah da vız gelir tırıs gider, Kudretullah ta vız gelir tırıs gider!. Gider de, ne zamana kadar?. Sıfırı tüketinceye kadar ALLAH celle celalehu korusun!.

İşte bundan korusun ALLAH celle celâlihu!.
Yoksa Kendini bilmiş, RABBini bilmiş kişi, zâten öyle de olsa, böylede olsa ALLAHın kaderini yaşayacak!. Mesle bir tercih hakkı!. Çıkış YOLu hep Var SüNNetuLLAHta!.


قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---"Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâhi, innallâhe yagfiru’z- zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huve’l- gafûru’r- rahîm (rahîmu).: De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki ALLAH, günahların hepsini mağfiret eder (sevâba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)."
(Zümer 39/53)

Sakın ALLAH celle celâlihu’dan umut kesmeyin!. Umut kesenler kafirlerdir!. ALLAHın rahmetinden umut kesilir mi?. ALLAHın rahmeti kimdir?.
Rahmetenli’l- âlemin MuhaMMed aleyhisselâmdır kardeşim!.


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ Resim

Resim---“Ve erselnâke illâ rahmeten li’l- âlemîn (âlemîne) : (Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

Buyurunuz;

Kur'ân-ı Kerimimizde;

1-) ALLAH'A ve RESÛLÜNE TESLİM OLUN!:

(Ahzâb 33/56) (Âl-i İmrân 3/20)


إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Resim---“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen) : Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” (Ahzâb 33/56)

Resim

Kur'ân-ı Kerimimizde;

2-) ALLAH'A ve RESÛLÜNE İMAN EDİN!:

(A'raf 7/158) (Nur 24/47, 62) (Fetih 48/9, 13) (Hucurât 49/15) (Hadid 57/7, 19, 21) (Mücâdile 58/4) (Saff 61/11)


قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Resim---“Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne) : De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve ümmî Peygamber olan Resûlüne -ki o, Allah'a ve onun sözlerine inanın- iman edin ve O'na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A'râf 7/158)

Resim

Kur'ân-ı Kerimimizde;

3-) ALLAH'A VE RESÛLÜNE TÂBİ OLUN- istecibü!:

(Âl-İ İmrân 3/172) (Enfâl 8/24)


الَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِلّهِ وَالرَّسُولِ مِن بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُواْ مِنْهُمْ وَاتَّقَواْ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---“Ellezinestecâbû lillâhi ver resûli min ba’di mâ asâbehumul karh (karhu), lillezîne ahsenû minhum vettekav ecrun azîm (azîmun) : Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır.” (Âl-İ İmrân 3/172)

Resim

Kur'ân-ı Kerimimizde;

4-) ALLAH'A VE RESÛLÜNE İTÂAT EDİN!:

Âl-İ İmrân 3/32, 132; Nisâ 4/13, 59, 69, 80; Mâide 5/92; Enfâl 8/1, 20, 46; Tevbe 9/71; Nûr 24/47, 52, 54; Ahzâb 33/31, 33, 66, 71; Muhammed 47/33; Feth 48/17; Hucûrat 49/14; Mücâdile 58/13; Tegâbûn 64/12
Âyetlerinde geçmektedir.


قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Resim---"Kul etîûllâhe ve'r- resûl (resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn (kâfirîne) : De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-İ İmrân 3/32)

Resim

Kur'ân-ı Kerimimizde;

ALLAH'IN RESÛLÜNE İTAAT EDİN!:

(NİSA 4/64) (NÛR 24/56)


وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Resim---"Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve atîûr resûle leallekum turhamûn(turhamûne) : Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz.”.” (Nûr 24/56)

Resim

Din Adamı ama Yoz adamlar anlamıyor ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi hafife alıyor ne yapabilirsin ki!.

ALLAHu zü’L- CeLÂL, açık ve net olarak;
“ALLAH ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ine iman et!.” buyuruyor da, ben Hafıza diyorum ki.: “Şunu bana tercüme et!.” diyorum da o da diyor ki: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in ortağı mı?.” diyor.
Adama bak yahu!. Adam ortaklıkta kalmış, çifte şeytanlıkta illâ ortak arıyor!.
Katiyyen NAHNU BİZ BİR-İZ-Liği kabul edemiyor!. BİZLiği kabul edemiyor illâ ayrı düşecek!. Put BULacak!. Oysa bu bedenler vs. hep kabuktur ki onlar da NÛRuLLAHtan yaratıldı..KüLLî ŞEYy NÛRuLLAH’tan NÛR-u MuhaMMedîz ve netice olarak ALLAHu zü’L- CeLÂL’de yok oluruz!. Mülkü O’nundur.. “Mülk kimin?.” sorusuna cevâp veren olamaz!. Güneş, ışığını çekti kendisine yok etti gitti gibi!. Yâni var idi yok oldu!.

Yok olacaksa eğer tüm bunlar niye söylüyorum, akıl seviyelemelerimiz.. Senelerdir sohbetteyiz biz belli bir seviyeye gelmişti. Bu seviyelerin oturması lâzım yerine ki, üzerine ne yapacaksak yapalım!.
Kur'ÂN-ı Kerîm sohbetlerimizde İnşâe ALLAHu zü’L- CeLÂL Lütf ü Kereminden, İzzeti Şerefinden.. Siz de dua edin ben de ediyorum ki Kur’ÂN-ı Kerîm, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin nefesi.. Şu ÂSN ise Nefes BİZim, Ses Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin, SÖZ ALLAHu zü’L- CeLÂL’in.. Diyorum da anlatabiliyor muyum Kardeşim Kadriye AnA..


Resim

EL VÂHİDu’L- KAHHÂR ALLAH.:

ALLAH celle celâluhu, Şu ÂNda =>Şe’ÂN'da =>Küllî ŞeYYLeri her ÂN Yeniden Yaratan EŞsiz ŞÂHİD celle celâluhudur.:

سْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim--- “Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe'n (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş) üzerindedir.” (Rahmân 55/29)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim--- "Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulku’l- yevm(yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhâr olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Barbaros: Geliyor mu Hocam ses.. Böyle böldüm Hocam özür dilerim.. estağfirullah.. şimdi ALLAHın nurundan bahsediyoruz ya Hocam kabul.. şimdi şeyde şöyle bir kısım var oraya gelmiştim bu konuya iliştireyim ben burdan bunu anlıyorum doğru mu anlıyorum bilmiyorum. Çünkü dili ağır “şöyle bir iddia ileri sürülebilir” diyor ibni Arabî.” O şeyle değildir, bilmemizde O’nu bilmedir” diye. Bilirler diyor yâni ALLAH celle celâlihu için.. “O, şeyle değildir nehy etmek yâni değildir” diye bilmemizde “O’nu bilmedir” diyor. “O zaman öyle derlerse şöyle bir cevâp veririz” diyor bu tarz bilmede delil arada bir ortak olamayacağına hükmettiği için sen kendi niteliklerden onu soyutlamışsın öylelikle kendinde kendisini bilindiği tarzda sana bilinmeyen bir zâtlardan farklılaştın yoksa kendiliğinden sahip olduğu olumlu dedikleri bulunmadığı için senden farklılaşmış değildir neyi bildiğini öğren ve şöyle diyor de RABBim benim istinasız.. Burada Hocam, zannediyorum söylediğiniz şeye geliyor burda ALLAH celle celâlihu şöyle değildir böyle değildir vs. diye diye BİZ BİR-İZ-Likten uzaklaşırız yâni sadece şeyde kalırız her şey “Lâ İlâhe”de kalıyor. “İLLâ ALLAH” kısmını yapamıyoruz diye öyle hissettim Hocam.

Kulihvani: Hissetmene gerek yok zâten yapamazsın. ALLAH celle celâlihu hakkında Kur’ÂN-ı Kerîmin söyledikleri ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin buyurdukları ve duyurdukları var ALLAH celle celâlihu için neye hüküm vereceksin ki, ne verebilirsin ki yâni!. Neden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde el Fâtihayı çekiyoruz biz.
Bundan sonrası, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin Şehâdet Şerefi Sesiyle ilgili diyoruz. Başka yol yok diyoruz neden?. MuhaMMedî MeLÂMet, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde kitlenip kalıyor.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hâşâ bizim RABBımız değil!. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAH’ın Nûru, ALLAH’a giden Tek Yol, Sırat-ı Mustakî, Rahmetenli’l- Âlemîn.. Onun için MuhaMMedî MeLÂMette ve öyle sefih cak cuklar yoktur hiç!. Al gözüm =>Ver gözümdür!. Sorarsın Hacı Mahmud’a: “Hacı Mahmud, kurban olduğum ALLAH aşkına bak haram yiyor musun yalan söylüyor musun?.” diye.. Rahmetli Rasim Abi vardı.. Rasim Abi ALLAH celle celâlihu rahmet eylesin!.Bir zamanlar beni çağırdılar. Sahte Tarikatçılar onun evinde bir fitne tezgahı kurmuşlar celle celalehu affetsin insanları, bizi de affetsin!. Yâni tarikatçılar. Rahmetli Hacı Osman Efendi BaBam kaddesallahu sırrahu’nun oğlu felan da var!.mesleşu O’nun yerien ben onun tarikatını yürütmeye devâm edip etmeyeceğimi anlamaya çalışıyorlarmış!.
Halbuki yıllar öncesi ben, Rahmetli Hacı Osman Efendi BaBam kaddesallahu sırrahu’ya da dedim: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem mecbur etmediği sürece ben kimsenin mürşidi felan olmam da, Hasbî Hizmetçisi olurum!.” diye. Aynı şeyi işte Hacı Mahmud da çok yakinen bilir ki,aynısını Rahmetli Siirtli Muhammed Sıddık kaddesallahu sırrahu’ya da söylemişimdir ki.: “Sizin zamanındaki tarikat öleli çok oldu!. O devir kapandı!. Şimdiyse Hasbî Hizmet hizmetçilik devri başladı, hizmetçilik devri başladı!. Artık bu millete ne mürid ne de mürşidlik olur!.” Dedim.
Ne deyim daha ALLAH celle celâlihu’ya şükür!. Şimdi görüyorum ki doğru demişim.. Şimdi daha da daha doğru demişim!.

Haa MuhaMMedî MeLÂMet başka şeydir.. Barboros Cânım, kuduğun o kitabı yazanlar bizim MeLÂMetin içine girsinler eğer aldıklarıyla ve de çaldıklarıyla yeri göğü yıkarlar!.
Gübrenin içinde kaldık diye tohum yapsak, biz onu Kâinât Tohumu yapsak, fırlar çıkar kaçar.. Çünkü o dünyaperest adamı, gübreden gül açacağına inandıramazsın!. Sahtekâr Tasavvuf Simsarları ona, basit akıl oyunlarıyla bir şeyler söylemekteler, bir şeyler yapmaktalar o da gerçek sanıp inanıp onu yaşamakta!.

MuhaMMedî MeLÂMet ise, öyle değildir al gözüm ver gözümdür!. MuhaMMedî MeLÂMette Kur'ÂN-ı Kerîm okumasını bilmeyen bir insan da sofradadır yani bizim Baltacı Yahay Babam da sofradadır..
Geçen gün Burası Bursamda görmüş onu Hacı Mahmud.. Yine karakışta sırtında bir testere bir de balta.. Yada Temmuzun göbeğinde o çat sıcakta yine ne “odunciii!!..”
Ben.: “ALLAH ALLAH cehennem gibi sıcak var odun kırdıran olur mu?.” Diye sordum.. “Nâsibi yaratan HAKk TeÂLâ OLduran O’dur!. OLur mu OLur.. Hele Biz Bir kısmet Kapısını ÇALalım bir ülenn!.” dedi.

Demek istiyorum ki kim ne yapıyor bu âlemde!. Bulutlar ne yapıyor, rüzgar ne yapıyor, ışık ne yapıyor bunlar!. Bir gün güneş ki, eğer ışığını göndermese bütün Dünyâ Hayat Sistem çöker, dirilik kaynağı biter, fotosentez kaynağı kalkar ve yok olur sistem!.
Alavere dalavere yapmalarıyla felan bu işin içinden çıkamazlar!.
Ben sizin dediğiniz kitapları da okudum..Tam şu anda Muhiddin Arabî kaddesallahu sırrahu Hazretlerinden bahsediyorum!. O’nun kitapları halden hale girmiştir!. Piyasadaki kitapların kimi kendinindir kimi değildir.. Kimini onun isimi altın da yazmışlardır..
Ayrıca O değerli Zâtın kendisinin söyledikleri yanlış anlaşılmıştır..
Kendisi “Vahdet-i Mevcûd” demiştir!.
Vahdet-i Vücûd, ALLAHu zü’l- CeLÂLdir!.
Anlayamayanlarca, Vâcibu’l- Vücûd ALLAH’ın yerine kendini koyuyor şeklinde anlaşılmıştır. Halbuki söylediği “Vahdet-i Mevcûd”dur. Yâni mevcûdun vahdetinden bahsetmektedir.. Vâcibu’l- Vücûd’dan bahsetmiyor!.
Ama anlatamıyorsun tabi ki ahmaklara!.
Onun içinde ben o kitapları eskiden okuyordum. Fususi’l- Hikemi dört kere okumuşumdur.. Ebrârlardan olan bir zât vardı birisiyle tercüme etmişti o bir kazada vefat etmiştir. Çok değerli bir insandı şimdi ismini bile hatırlayan yok.. çıkaramayacağım üç dört çiltlik ondan seçmeler şey yapmıştık..

Netice olarak şunu söylemek istiyorum ki Barbaros cânım, “kim ne dedi?.” güzel şeydir. Ancak “Siz ne diyorsunuz?.”
“Şah damarınızdan daha akrabayım!.” diyenin ne dediğini anlamayacak akılda yaşta felan değilsiniz ki, çok iyi anlayacak haldesiniz!.


وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim---“Ve lillahi ma fi’s- semâvati ve ma fi’l- ard ve kanellahü bi külli şey'im mühiyta: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).” (Nisâ 98/126)

Âyetini anlamayacak durumda değilsiniz.. MUHİTin merkezin ne olduğunu herkesten daha iyi bilirsiniz.. Ama bütün bunlara rağmen ben biraz daha kütüphâne işi yapıyım diyorsan o zaman bir milyon cilt kitap vardır buyurunuz!.
İşte MuhaMMedî MeLÂMette bu yoktur!.
MuhaMMedî MeLÂMette; Hacı Mahmud’un burnuna bir tek fiske vur fiske fiske!. O’nu havaya fırlatır ve ayağa kaldırır!. “Burada yelenen ben miyim?. Bu kokuyu ben mi yaptım buraya, özür dilerim sizden!.” Der..
Hayatın içine atlayıverir!. UYanmıştır, DUYmuş ve UYmuştur!.
Çünkü UYANmıştır kardeşim adam!.
BUZ DAğı kalmışsa =>Hakı da, Boku da içinde kitlemiş yâni!.
Bu BENLik BUZ DAĞının üstüne ne yazarsan yaz!. İstediğini söyle!. Sen: “Yüce Dağ veya ALçak Dağ!.” de.. Şunu de bunu de, istediğini söyle sonUÇ hİÇ!.
Bunu ne diye soruyorum bu işte Ahmak Adam: “Su deposuyum!.” diyor!.
Ne SU deposu?!. Bir tek damla bile SU Bulamazsın, gözyaşı kadar bile!. Böylesine SU deposu ama BUZ Dağı Yürekte MuhamMMedî Merhamet bu kadar yoktur, RAHMetuLLAH bu kadar yoktur!. DONmuş, Kitlenmiştir!. Çünkü Firavunlaşmıştır, Nemrudlaşmıştır!.

Bunu söylemek istiyorum Barbaros CÂNım!.
Onun için MuhaMMedî MeLÂMet’teki Muhteşemlik bir adımda Selâmettedir!. Tek adımda!. Tek-BİR adımda selâmettedir!.
“Lâ İlâhe!.” der bir tek adım atar “İLLâ ALLAH”tadır!.
Bu kadar Muhteşemdir!. Çünkü MuhaMMedî MeLÂMet, halkın uydurduğu bir tarikat değildir!. “Ben de gireyim ben de oluyum!.” meselesi değildir!.

Çünkü bu yol, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e Hasbî HabîBî Hizmet ve ALLAHu zü’l- CeLÂL’e ibâdet yoludur!.
ALLAHu zü’l- CeLÂL’e ibâdeti; Kur’ÂN-ı Kerîm ve Hadis-i Şerifler belirlemiştir!. Açık seçik belirlemiştir!.
Ama sana yetmedi de: “Ben dahasını yapacağım!.” mı diyorsun!.Buyur yap kardeşim yap!. Senden önce de yapanlar oldu!.
Yâni sabaha kadar namaz kılanlar akşama kadar oruç tutanlar oldu!.

O kişinin kardeşi onun çocuklarına baktığı için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kardeşi ondan hayırlıdır!.” Buyurup!.
Eşine yağtığı haksızlıktan dolayı da: “Sen bizden değilsin!.” diye reddetmiştir ve karısını boşamıştır Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem!.
Neden?. O kişi MuhaMMedî İ’TİDÂDL YOLU OLAN SIRAT-ı MUSTAKÎM’iterkedip de; ibâdette İfrata gittiği için.. ya da âile hukuku işinde tefritte kaldığı için!.
Niye İ’tidal Yoluna gitmiyorsun?!.
MuhaMMedî MeLÂMet i’tidal yoludur, orta yoldur, SIRAT-ı MUSTAKÎMdir.. Hakk ve Hayr Yoludur ki, KelâmuLLAH YOLudur ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Yoludur.. Dosdoğru yoldur!.
Kim için?.
Ben kendi şahsım için söylüyorum ve ben katiyyen şunu yapmam ben söylüyorum!. Benim SÖZüm ki, bunu Hakan için değil onun oğlu Hüseyin Lâtif’inin çocukları için yazıyorum!.
Hakan da onun için yazıyor!. Zâten o şuurda değilse bir harmandalı daha döner boşu boşuna!.

Onun içindir ki ALLAH celle celalehu bizi Rububîyyet ve Rusulîyyet SELÂMında-SELÂMetinde KILsın!. Ve “DÂru’s- SELÂM” buyuruyor değil mi?. SELÂM Diyârı nere orası?.
CeNNet bir yaratıktır ve NÛr-u MuhaMMed’den yaratılmıştır ki açıkça bir yaratıktır çünkü!.

Ama adam anlamaz ki!. Cehennem de CeNNet gibidir.. Yine NÛr-u MuhaMMed’den yaratılmıştır!.
Ne zaman CeheNNeM oluyor?!.
İnsan ham ve depsizkiMuhaMMedî Tâlim ve TERBİYeden YOKsun AKLIyla, Firavun ve Nemrutluk yapmaya kalkıştı mı,işte o zaman cehennem oluyor!.
Bunun için de yaratılmıştır!.
ALLAHu zü’l- CeLÂL, insana AKIL verilmiştir, ESMÂ yüklenmiştir ve bu bir SORUMLULUK yüklemiştir ona!.
Aslan, ceylanı parçaladığı için cehenneme gitmiyor, çünkü ona öyle bir imkan sağlanmamıştır!. Ceylana kaçması aslana da koşması öğretilmiştir!.
Yâni Büyük Sahraya ya da KÂR-ü-BELÂ ÇÖLÜ’ne bir kamyon dolusu makinalı tüfek döktük diye aslanlar artık makinalı tüfekle ceylan avlamıyorlar!. Avlayamazlar da zâten!. Kâinât durdukça da avlayamazlar ki SÜNNETuLLAH’ı ZÂTından başkası değiştiremez!.
Aslanlar sadece aslanlık yaparlar ve başka bir şeylik yapamazlar!.
Ceylanlar da ceylanlık yapar kardeşim!..
Ama İnsanoğlu ESMÂ TÜMü AKLIndan dolayı of of of!!.. ALLAH celle celalehu korusun!.

Bakınız Kur'ÂN-ı Kerîmde ne diyor İblis ki ŞEYtÂN;


كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---"Ke meseli’ş- şeytâni iz kâle li’l- insânikfur, fe lemmâ kefera kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbe’l- âlemin (âlemîne).: (Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.” dedi.” (Haşr 59/16)

Şeytan bile RABBından korkarken o niye reddediyor onu!.
Çünkü Şeytân: “Artık sen benim işime yaramazsın!. Çünkü sen RABB’ını inkar ettin!. Ben ise, RABBu’l- âlemîn’den korkarım!.” derken ben ALLAHa sığınırım!.

Azîz Kardeşlerim;
Ben bunları HAKk TeÂLÂ’nın KULLarını tenkid olarak söylüyor değilim, üzüntüyle söylüyorum!.
İnsanları SIRAT-ı MUSTAKÎM’den çeldiren ayıran Şucular ya da BUcular!. O kadar rahat, o kadar emin, o kadar saçma, o kadar yanlış ve o kadar acı ki, yürek parçalayıcı!.
Böylesi ADAMı, şöyle bir görsen Riyakârın Sahtekârın Kralı yâni!.
Amma mangalda kül bırakmıyor!. “Din” dediği zaman sanki onunmuş felan feşmekan!..

GEL ÜLenn!. BİZim Baltacı Yahya Babam gibi tak hızarı ve baltayı boynuna da göreyim seni!.

Neyse herkes kendi halinde yerinde yurdunda şah damarından yakın RABBısıyla akRABBalığını kurmuş mu?. Kurmuş!. O zaman;


وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا

Resim---“Ve lillahi ma fi’s- semâvati ve ma fi’l- ard ve kanellahü bi külli şey'im mühiyta: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).” (Nisâ 98/126)

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Yarattığı Küllî Şeyi HÂLiyel Kapsadığını/yuttuğunu anlamış mı?. Anlamış!.
İÇerdeki NÛRuLLAHı gGÖRmüş mü?. GÖRmüş!.
Ampül =>Kebanda.. Keban =>ampulde mi?.
Neam/evet =>NAHNu =>BİZ BİR-İZ mi?.
EVvet!.. Şimdi şuÂNda ŞE’AÂULLAhta NAHNU =>BİZ BİR-İZ!.
Alkış!. Nasıl da hârika değil mi?.
Kim birleştiriyor bu MERKEZe bu ÇEMBERi?!. BİlenLer bİLir ki =>“r” yarı çapı.. Ben o “re” yarı çapının kullanılması, “re” harfi olarak kullanmasını ingilizcesini bilmiyorum ama çok hârika bir şeyy!.

O “re” yarı çapının bir ucunda İçte-Rububîyyet vardır öbür ucunda-Dışta Rusûlîyyet vardır..
Ama En dış âlem ULUhiYYetttir..
Biz dâima ortadaki Rusûlîyyette İ’tidal Yoluna mecburuz..
Onun için de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemce anlamamız gerekir, hadisce anlamamız gerekir!.

Diyanetin bâzen hayırlı işleri de vardır, çok hayırlı işleri de vardır. Bir tanesi de, Sünnet-i Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem için çok güzel hazırlanmış yedi ciltlik kitabı..

Ben, “MuhaMMedî Metod” diye bir eser ALLAHın izniyle yazmak için bir sene önce ya da iki sene önce başlamıştım.. yâni MuhaMMedî Metod.. “Metod ingilizce diye biizi taşa tutarlar” diye “MuhaMMedî Sünnet.. SüNNet-i MuhaMMed aleyhisselâm” derim..
Bunun için lâzım olan nedir?. İşte bu yirmi bin hadistir!. Ne lâyık?. Kur'ÂN-ı Kerîm takviyesi lâzım!.
“ALLAHu zü’L- CeLÂL böyle buyurdu.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem böyle buyurdu ve şöyle uyguladı..” demek için..
Gerisi diyormuş ki efendim şöyle olursa böyle olursa diyormuş!.
Evet Muhiddin Arabî kaddesallahu sırrahu Hazretlerini ben okudum, severim!. Ancak, pek çok eserleriyle oynanmıştır bunu da bilirim fakat benim çevrim alanımın dışında bir zât ve büyüğümüz ALLAH celle celâlihu rahmet eylesin!. Garip bir hayat yaşamıştır.. Çok yakinen ilgilendiğim ya da bilgilendiğim değildir. Ne olmuş ne kalmış konularıyla da ilgilenmiyorum..

Çünkü ben =>İLİM, İRADE ve İDRAKİN kesin İŞTİRAKE burada/bu DÜnyâda YAŞArken geçmesini anlıyorum!.
İlim ve İrade sahibi olabilirsiniz fakat, İdrake çıkmanız için Doruğa çıkmanız için Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Gönül Dağına çıkmanız gerekiyor!.
Ben bunun altını çizer, çizer de çizerim kırmızı kâlemle Hakan oğuLcÂNım!.
Yoksa Şeytanın Dağına çıkarsın sana şey yapar yâni haaaa!.
İştirake geçince ceryÂN geldi mi?. GELdi!.
Yâni =>NÛRuLLAH ki =>NÛR-u MuhaMMed geldi mi?.
Çok şükür GELdi!.
Nasıl KULLanacağını da sEN Öğren koçum!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

EÛZU BİLLÂHİ MİNE'Ş-ŞEYTÂNİ'R-RACÎM
Bİ'SMİ'LLÂHİ'R-RAHMÂNİ'R-RAHÎM..

Euzu billahi's- semi’l- alîmu min eş şeytani’r racîm min hemezitihi ve nefhahi ve nefsihi.. Bismillahirrahmânirrahîm

Euzu bike RABBî yahdurunu.. Bismillahirrahmânirrahîm..
EL HAMDüLİLLAHi'r-RABBü’l- ÂLeMîn..

SubhÂNeke ALLAHumme ve bi hamdike,
Eşhedu en Lâ İLâhe ente vahdeke Lâ şerike Leke estağfiruke ve etûbu iLeyke..

Es Salâtü ve's- SeLâMu aLeyke Ya RaSûLALLAH sallallahu aleyhi vesellem istecertü!.

Resim''ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike (MuhaMMedîyyeti) ve
NeBîyyike (MahMudîyyeti) , ve
RaSûLike (AhMedîyyeti) ve
NeBîyyi’l-ÜMMîyyi (HaBîBîyyeti) ve aLâ âLihi, EhL-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi... ''Resim


Resim

Her Yerde BEDELsiz,
Her Zaman KIYASsız,
Her Halde ŞARTsız,
Her Nefes SEBEBsiz..

Bir SIRR-ı SIFIR sonUÇ için =>Eûzu Besmele çektik, tevbe ettik RABBımı TeÂLÂ’ya döndük.
Ve bu dönüşün; Mesnedi, Mazharı Füzesi daha doğrusu KALBi MuhaMMed aleyhisselâm olduğu için her halde hiçbir şart koşmaksızın ve her nefeste bir sebeb aramaksınız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin SIRR-ı SIFIRında =>SÎNEsinde yâni o’nun NÛRUnun içinde o denizin damlası olarak BİZ BİR-İZ-Liği içerisinde demek istiyorum. RUBUBÎYyet ve RUSÛLÎYyet BİZ BİR-İZ-Liğinde güneşten gelen ve güneşe giden ışınlar gibi salâvâtla =>salâta ulaşmak için demek istiyorum.. RUSÛLÎYyetten RUBUBÎYyete geçişi söylüyorum. Çünkü bunlar, uyduruk şeyler değildir YAŞAnmazsa yalan olur.. Çünkü “Yaşanmayan =>Yalan OLur!.” Yazık olur insÂN sûretinde yaratılışımıza yazık olur!. Verilen “AKL”a yazık olur =>NAKLe geçiremediğimiz için!.
Ne çâre ki BİLiyorsunuz AKIL ancak ve ancak NÛRULLAH’a Kavuşup da NÛRlandığı zaman NAKİLdir.. Lamba YANdığı zaman Merkez Keban-la BİZ BİR-İZdir güneş ve ışığı gibidir..
ALLAHuNÛRu’s- semâvât-ı ve’l- ard..
ALLAH ve yerde gökte olanlar güneşle ışığı gibidir biz ALLAHın NÛRuyuz biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRuyuz ve bu NÛR =>Bedenen>Nefsen>Kalben>Rûhen..
Demin duâ ederken Âdem Babamıza Havva Anamız’a aleyhumusselâm kadar bütün atalarımıza duâ ettim. Dedim ki, bilmiyorum insanlar ve ben hangi milletten yahutta hangi ırktan hangi zamanda ne yaşamışlar bilmiyorum!. Ancak.: “Yer yüzüne gelmemize sebeb oldukları için geçenlerimize/atalarımıza ben rahmet duâ ediyorum!.” dedim.
Şeriatları neydi?. Peygamberleri kimdi bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu zincirin içerisinde gerçekten halka olduklarıdır. DİRiden DİRİye DİRİ Beden Halkası olarak BİZe kadar gelen DİRİLik ZİNCİRİ olarak düşündüğümüz zaman hepsi bir DİRİ HALKAdır.. Diriden diriye geçen bir halka zincir halindedir.. Bedenle görüşmekte ama, Nefsen Kalben ve Rûhen AYNen YAŞAmaktadırlar şu ÂNda BİZde!.
Yâni, Ahmet Çakırla Rahmetli Babası Ali Çakır Babanın bir farkı yoktur.. Ancak bedensel olarak vardır.. Topraktan toprağa giden beden.. Görüntü beden, gölge beden..


Her YERde DEdiğim BEDENidir. Dâima BEDEL BİÇersin.
Her ZAMAN DEdiğim NEFSidir.. Sürekli KIYAS YAParsın.
Her HÂLde DEdiğim KALBidir.. Mutlaka ŞART KOŞarsın..
Her NEFESte DEdiğim RÛHudur.. Mutlaka bir SEBEB ARArsın!.

Hayatta, Her CÂNın Yaratılıştan/FITRAten bu böyledir.:

BEDENsel olarak sonuçta Bir Yudum SUya bir Nefeslik Havaya vs. MUHTAÇtır ve İLMî bir BEDELi vardır..
NEFSen durmadan Başkalarıyla ve başkalarını kendi Nefsiyle/İRADesiyle KIYASlamaya MECBURdur..
KALben ise OLsun OLmasınları inceler ve İDRAKla OLUMLu OLANLar için ŞART Koşmaya ME’MURdur/Emredilmiştir.
RÛHen ise, Kötü- İyi, İnkâr-İkrâr vs. İKİLeminden TERCİh ettiği EN DOĞRUyu/DORUkta Olanı YAŞAmaya MAHKUMdur..

MuhaMMedî MÜ’min KALB, ŞART KOŞAR dedik. Yâni münâfığın içeri girmesini istemez KALB.. KALB bir BERZAHtır/ İki yer arasındaki geçit ki İki âlemin arasıdır. Çünkü ALLAH celle celâlihu’ya geçiş kapısı vardır.. GİRiş Kapısı =>KALBdir.. GEÇiş Kapısı FUADdır.. MADDEden =>MÂNÂya GEÇiş gibidir..
Bu bir hikâye değildir masal değildir, İsLÂMî bir gerçektir!.
Batılılar bunu çözemediği için madde içerisinde kıvranıp durmaktadır ve asla mânâya geçemiyorlar..
Barboros bunu çok iyibilir yıllarca İngiltere’de yaşadı!.
Çünkü materyalist Akılları “feyeKÛN” MADDEsinden =>“KÛN” MÂNÂsına geçemiyor!. Baştaki “feyeKÛN” MADDEsinin bir “YARATANı” var demiyor!. “Madde =>Maddeyi yarattı!.” Diyor.. Ya da “KAOS/kargaşa, karışıklık!.” diyor felan feşmekan bir şeyler söylüyor!.
(Garibanın hanımı…….. özel sohbet…)

ÇİLE kıç attı mı, sizde bir türlü!. Bizde bir türlü!. ÇEKmeye başlar HAKAN!. ÇİLE güzeldir severim!. ÇİLE siz İLELikleri ve BİLELikleri ben miras yedi gibi kabul ederim bu YOLda!.
Bu MELÂMet YOLU-na DÜŞenler YOLCU OLması ŞARTtır.
Bu YOLun YOLCUsu OLması Lâzım, HAKk DOstLarı gibi..
YOLLUğu OLması Lâzım.. Kur'ÂN-ı Kerîm ve Hadis-i Şerifler gibi.
YOLDAŞI OLmazı Lâzım.. YOL GÖSTERENi/REHBERi Lâzım RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem gibi EhL-i Beyt aleyhumusselâm VelîYYuLLAHLarımız gibi..

İşte o zamÂN bu YOL =>HAKk YOLdur =>Sırat-ı Müstakîmdir!.
Yoksa tan tun meselesi değildir!. Bir şeyi bir şeye benzetmeden inanmak!. Onun için ALLAHu zü’L-CeLÂL, ZÂTını hep Teşbih/yarattığı bir şeye benzetişten =>Tenzih/ noksanlıktan uzak saymayı emr etmiştir..
ZÂtının dışındaysa benzeterek anlatış vardır Kur'ÂN-ı Kerîmde..
Âhirette cennetler yaratmıştır, saraylar köşkler kurmuştur ama onların hiç birisinde karı koca yoktur. Çoluk çocuk yoktur evlenmek yoktur. Ordaki kelimelere çok dikkat etmek lâzım.. Hiç birisinde bulamazsınız bu hayatın devâmını.. Çünkü şu hayatlarımız elbise gibi çıkarılınca burda kalan şeylerdir.. Öbür ÂLEMe oraya giden sonUÇta, BİRR ü Takvâdır..


يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Resim---“Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indALLÂHi ETKÂkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki ALLAH'ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok TAKVÂ sahibi olanınızdır. Muhakkak ki ALLAH, en iyi bilen ve haberdâr olandır.”(Hucurât 49/13)

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Resim---“Leyse’l- BİRRe en tuvellû vucûhekum kıbele’l- maşrıkı ve’l- magrıbi ve lâkinne’l- BİRRe men âmene billâhi ve’l- yevmi’l- âhırı ve’l- melâiketi ve’l- kitâbi ve’n- nebiyyîn (nebiyyîne), ve âte’l- mâle alâ hubbihî zevi’l- kurbâ ve’l- yetâmâ ve’l- mesâkîne vebne’s- sebîli, ve’s- sâilîne ve fî’r- rıkâb (rıkâbi), ve ekâme’s- salâte ve âte’z- zekât (zekâte), ve’l- mûfûne bi ahdihim izâ âhed (âhedû), ve’s- sâbirîne fîl be’sâi ve’d- darrâi ve hîne’l- be’s (be’si) ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humu’l- MUTTEKÛN (muttekûne).: Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrâr kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin BİRR, kişinin, ALLAH'a, yevm'il âhire (ALLAH'a ulaşılan sonraki güne, hidayet gününe, vuslât gününe) meleklere, Kitab'a ve peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık sahiplerine) yetimlere, miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara, isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (ALLAH'a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefâ edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte onlar sâdık olanlardır. İşte onlar MUTTEKİlerdir (TAKVÂ sahibi olanlardır).”(Bakra 2/177)

Çünkü en yüce insÂN, BİRR ve TAKVÂsı en yüce olan MuhaMMedî İnsÂNdır, İLK SÖZÜnde KAVİ olandır. Yâni sağlam ve güvenilir olandır. Onun için, ALLAHu zü’L-CeLÂL bize merhamet etsin rahmet etsin İnşâe ALLAH celle celâlihu!.
Kusurumuza bakmasın İsLÂMî Özellik ve Güzellikleri yaşamak ve yaşatmakta hepimizi =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Şefkatıyla, Şevkiyle, Merhameti Muhabbeti =>MuhaMMedî Hakikatında;
Şehâdet Şerefiyle Hasbî Şefât Şifâsıyla Habibî Hizmetçileri EYylesin!.
Başlarımızı =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Gönül Deryâsından fırlayan değil =>Sürekli BİZ BİR-İZ KILan DAMLALar gibi yapsın!.
=>VARLığımız gözükmesin ama kimse de =>Yokluğumuzu iddiâ edemesin!.
Çünkü oradayız hani Marmara Denizine dökülen bir GÖZYAŞI gibi BİZ BİR-İZ!. KILsın!. Böyle bir BİRLik ve TÜMMLüktür!.
Ondandır ki bunun sonUÇunda “cennette uyûn vardır” buyuruyor ALLAHu zü’L-CeLÂL!.


إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Resim---“İnne’l- muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).: Muhakkak ki; TAKVÂ sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.” (Hicr 13/45)

Cennette uyûn.. pınar başlararı.. Çeşmeler vs. diye yorumluyorlar.. “tecrimen tahtihe’l- enhar.” “altından ırmaklar akan!.” Buyuryor..
Bunlar mecazî, batınî, mânâda olduğu için insÂN aklı türkçeye çevirirken uydurmaya çalışıyor mecburen!. Başka da yapamıyorsun!. Ne yapacaksın ki başka kelime yok yapacak!.

Onun içindeir ki, ASLından öğrenmek, ASLından öğrenirken de Arapça değil de =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemce =>Kur'ÂN-ı Kerîmce =>HAKkça ALLAHça ÖĞRENmek gerekiyor!. Onu demek istiyorum!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

Bunun için ise sînelerin pisinin pasının temzlenmesi gerekiyor. Yalıtkanlıklar iletkenliğe dönüşmesi gerekiyor Hakan!. Bunu zımparalamak içinde ÇİLe diye bir mefhum çıkıyor ortaya. Hiç dert değil. Hiç dert değil millet çalsın oynasın bakalım nereye kadar!. Cartı çekinceye kadar çalıp oynayacaklar ve yazık olacak onu demek istiyorum!. “Vaylenâ” olacak. Onun için bu âlemdeki insÂNlar zom uykudadırlar..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar." buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfu'l-hâfâ, 2/312)

قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Resim---“Kul innel mevtellezî tefirrûne minhu fe innehu mulâkîkum summe tureddûne ilâ âlimil gaybi veş şehâdeti fe yunebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).: De ki: “Muhakkak ki o, sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, işte o mutlaka size mülâki olacak (siz ölümle karşılaşacaksınız). Sonra görünmeyeni ve görüneni bilen (Allah'a) döndürüleceksiniz. O zaman (Allah), yapmış olduklarınızı size haber verecek.” (Cumâ 62/8)

Ahmak akıllar, cehennemin zümerasında oldukları halde cennette zannederler kendilerini. Onun içinde kavga döğüş seviş öte böte vurur geçerler güzelim HAYyattan!.
Evet herkes için yaratılmıştır bu dünya
“ALLAH’ın NÛRu”dur ve Şehâdet Şehridir ki; en büyük şehirdir, en yüce makamdır zâten. Şehâdeti olmayanın hiçbir şeyi yoktur. Kendi kendine uydurduğu şeylerdir.. Oysa, Şehâdet burada yaşar Şâhidi olur ve dersin. Bütün ibâdetler burada yapılır. Hasbî Hizmetlerde burada yapılır. O âlemde sadece hesap görülür. Âhiret inâncında bir hesap görülür. Onlar ise, Bâtını Zâhir edenler, Âhirini Evvel edenler. “Lâ İLâHe İLLâ ALLAH” deyip tümünü BİZ BİR-İZ yapanlar, “NAHNU” yapanlar son-UÇta “ALLAH”ta yok olurlar ki, “FENÂFİLLAH” denilen şey budur bu günümüzde. Bunu insÂNlar oyuncak oynar gibi oynuyorlar ne yazık!.
Dikkat ederseniz biz, bir şeye çok dikkat ediyoruz baştan beri ediyoruz katiyen
ALLAH’ın izni ve inâyetiyle bunları ben yazıyorum ama, ben söylüyorum doğrudur, ama ben bunu piyasaya dökersem ve bundan maddî mânevî Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden ayrılır da ben dersem bu ne olur?!. Açıkça Şeytan’a uşaklık olur. Hizbuşşeytanlık olur. Ama, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in malını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına şerefine onun şehâdetine onun şerefine kullanabilirim efendim!. O’nun şefaatına O’nun şifâsına kullanabilirim. O’nun malını O’nun adına kullanabilirim.
“Bütün deryâ denizi benimdir!.” diyebilirim ve kullanırım ama, sâdık olmam lâzım, samîmi olmam lâzım ve bu konuda sabırlı olmam lâzım ki, buna “Melâmetin Selâmeti” diyorum ya!.
Melânetten =>Melâmete.. Melâmetten =>Selâmete..
Ne güzel söylüyor değilim.. şu ÂNda herkes Esfelîn Cehennemi’n zümerasındadır..


وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim---“Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

“Hepiniz cehenneme gireceksiniz” diye tercüme edilen açıkça girersiniz zâen içindesiniz.. MuhaMMedî mârifet, İBRAHîMî olup o cehennemi cennete çevirmektir.. berden selâmettir.. selâmete geçmektir..

HAKk’ı tercihle İbrahîm aleyhisselâm için, cehennem “berden selâmen” olmuştur..
Berden seLÂM” et:


قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Resim---"Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm (ibrahîme).: Ey ateş! İbrâhim için serinlik ve esenlik ol! dedik."(Enbiyâ 21/69)

Selâmete nasıl geçeceğiz?!. Melânetin içindeyiz!. Hayvan gübresi düşünün bu bir kuyuda.. suyu neye yarar?. Hiçbir şeye yaramaz pisliktir o!.
Adamın sînesi böyle bir pislik kuyusuysa buna yapacak bir şey var mı?. Temizlemekten başka bir yolu yok!. Halbuki, o pisliği tarlaya döksen bütün bitkilere can olur, kan olur!. Yâni Şeytan =>Müslüman olur!.
çünkü o pislik =>haslığa dönüşür, paslık =>haslığa dönüşür!. Bunu anlamak ve anlatmak bir insÂN için çok yüce bir iştir, MuhaMMedî Hasbî Hizmettir Habibî Hizmettir..
ALLAH celle celâlihu için Hasbî Hizmet..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için Habibî Hizmettir..
Bu ama bütün hizmetler
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme yapılır. İbâdetler ise, ALLAH celle celâlihu’ya yapılır.. Bundan şunu söylemek istiyorum ki.: “ne zaman?.” sorusunun cevabı.: “Her Yerde, Her Zaman, Her Halde ve Her Nefeste İnşâe ALLAHu’r- RahmÂN!.

Evvelâ tevbe ederiz, besmele çekeriz yâni eûzu besmele çekeriz. İstiğfarı tevbe ederiz efendim. Salâvât ederiz, hamd ederiz Her Yerde, Her Zaman, Her Halde ve Her Nefeste!.
Nasıl yaparız biz bunu?. Şöyle yaparız, SELL ederiz TESLİM OLuruz
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ki, İSTİKÂMETimizi ALLAH celle celâlihu’ya çevirsin!. Yâni ben patlak bir ampul değilim beni hatta bağlayın bakın Keban MERKEZİyLe nasıl NAHNU-BİZ BİR-İZ OLuVERiYORum!. Bütün kâinâtı aydınlatırım!. Şu ÂNda, şimdi BURSA’ya bakıyorum da, burası BURSAM’ın, bu güzel şehrimin, Mânânın beşinci bahşehrinin aşağılara rengarenk ampullerle kırmızı mavi efendim Temen Yerinin Parkın lambaları ve karşı komşularımız!. Bunlar her gece hep yanarlar!. Sonra bir kısmı söner.. Seherde kalkarsın ki, görürsün Kur'ÂN-ı Kerîmciler vardır onlar erken kalkarlar. Ezân okunur okunmaz namazı kılar pat yatarlar söndürürler!. Yıllardır böyle sürer bunlar hep!. Nedir?. Bağlantılardır.. Hiç yanmayan lambalardan haberimiz yoktur!.


صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
Resim---“Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn (yerciûne).: SAĞIRdırlar, DİLsizdirler, KÖRdürler. Bundan dolayı dönmezler." (Bakara 2/18)

“Summun bukmun umyun”durlar.. Yâni Beden Nefis ve Kalbleri kördür,sağıdır ve bunlar dillsizdir konuşamazlar!. Yâni başka hususlarda Şeytan İŞİne geçti mi şakırşakır şakır konuşur!. Ama Hizbullaha geçmek istese de bu cenâbet hâliyle geçemez zâten!. Neden?. Engel vardır çengel vardır!. Onu çekip durduran bir güç vardır!.
Onun için
ALLAH celle celâlihu bizi affetsin bağışlasın kusurumuza bakmasın!. Hele de, benim gibi dili durmayanların!. Ama çok şükür Olsun ALLAHu zü’L-CeLÂL’e ki, insÂNlar beni anlamıyor!. Kendi çocuklarım dahi evin eşyalarını değiştirmek evi değiştirmek vs. Neyse Mustafa geldi evi boyadı da güzel oldu.. Amma güzel bir zeytin yeşili buldu geldi.. “İyi dedim yap şu lekeler gitsin gözümün önünden!.”
Daha güzel oldu yâni onu demek istiyorum..
Peki neden burayı seviyorum?!. Burası
“BURSAmda TEKE TEK TERAS TEKKESİ”dir..
Bu bir inânçtır beni ameliyat eden prof. öyle dedi .: “Sen ne duruyorsun İstanbulda sen BURSA’ya- BURSA’na git moral iyi olması Şart!.” dedi Mustafa da var..
Bu Memoriyal Hastanesinde bütün hemşire kızlar “gülcü baba” geldi diyorlardı!. Çünkü her gün oraya giderken bir gül takıyordum sol yaka cebime oradaki görevli hanımlar teknisyenler vs.ler.: “biz böyle morali yüksek insÂN görmedik!.
Prof Dokturum da diyordu ki.: “Sen BURSA’ya git!. Aynı doktarlar orda da var!. İstersen buraya da gel amma şimdi durma git!. Tedâvinin yüzde ellisi en az yüzde ellisi moraldir. BURSA senin moralini çok yüksek tutuyor neden çok seviyorsun?.” diyordu. Ben de diyordum ki.: “BURSA benim Bâtınî SıLâm.. Burası;


MuhaMMedî Müslim,
MuhaMMedî Mü’min,
MuhaMMedî VELÎYuLLAH,
MuhaMMedî EHLuLLAH,
MuhaMMedî EBDÂL
MuhaMMedî EBRÂR
MuhaMMedî AHYÂR
MuhaMMedî AHRÂR YURDUdur..


Yetmiş iki millet doğrudur vardır, onlarda vardır..
Fakat farkında değildir insÂNlar!.
Çünkü onlar; bulut gibi, rüzgar gibi, güneşin ışığı gibi sessiz ve kimsesiz gezmektedirler Halk İÇİnde CÂNn Dostlarım!.
Çok seviyorum onun için BURSAmı!.

ALLAH celle celalehu Lütf-ü İkrâm etsin cümlemize!.
Ben sizlerden çok yaşlıyım çok zaman geçirdim..
Çoluk çocuk herkes dağıldı gitti!. Ben ise 4 şehre gittim 5. incisine geldim!. Ben oraları yıkmadım, o çarpıları ben atmadım!. Çünkü ben yapamam zâten!.


فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---“Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliye’l- mu’minîne minhu belâen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm (alîmun).: Onları siz öldürmediniz ama onları ALLAH öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama ALLAH attı. Ve ALLAH, mü'minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki ALLAH, işitendir ve bilendir.” (Enfâl 8/17)

“Sen atmadın =>ben attım!.” diyen El HAKk ALLAH celle celâlihu yapar!.
Attı BURSAir ki, BURSA’ya karşı MuHABBEtim
ALLAHın İZniyle çoktur!.
Ve severim yâni BURSAyı, her yönüyle severim!. Kaderimi buraya denkleştiren
RABBım TeÂLÂ’ya da sonsuz şükürler ederim yaşadığım sürece İnşâe ALLAH!.
ALLAH’ın izniyle burada kalmak isterim burada olmak isterim, ya da ben burada olmak zorunda mıyım onu da bilmiyorum!. Hiç de merak etmiyorum!. Ben fazla araştırıcı değilim biliyorsunuz..
Bana deseler ki.: “Yer yüzünde
ALLAH'ın bir tek kulu varmış en üstün o da senmişsin!.” deseler gülerim..
Ya da deseler ki.: “Dünyadaki en berbat insÂN senmişsin!.” Yine gülerim
İnşâe ALLAH!. Benim için değerleri hiç!. Çünkü ben bu ölçülere sığmam da onun için!. Onu demek istiyorum!.

Çünkü benim İNANcım
İnşâ ALLAHu TeÂLÂ =>Halis Muhlis, Sıddık ve Âdil MuhaMMedîyim hamd olsun!.
Bu kadar açık!. Başka da bir sermâyemi bilmedim ömrümce sadakattan başka!. Hiçbir kimseyle de ben bir kelimelik bile yarışmam!. Sadakattaysa asla yarışmam!. Çünkü sâdığım çok şükür!.
Bunları,
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin =>BİLiş BULuş OLuş YAŞAyış BAKımından söylüyorum!.
Sayın Hakan Ârif Yıldız =>“HAY BaBA” diyorum!. Yâni koçum benim.. On parmağıyla Kur'ÂN-ı Kerîm Sohbetlerimizi
LîVECHİLLAH YAZmakta!.

İşte onun içindir ki, farklılığımız,
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin FARKLILIĞIndan gelmektedir ve başka da yoktur!. Kullandığımız mal O’nun malıdır onu demek istiyorum.. O ise bize emanettir!.
Kur'ÂN-ı Kerîmde
ALLAHın emâneti.. yüklemek istedim dağlara taşlara ama onu insÂN kabul etti.. zalumen câhila.. çok zâlimlik ve câhillik etti kendine diye..


إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Resim---“İnnâ aradne’l- emânete ale’s- semâvâti ve’l- ardı ve’l- cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hameleha’l- insân (insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ (cehûlen).: Muhakkak ki BİZ, emâneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zâlimdir, çok cahildir.”(Ahzâb 33/72)

لِيُعَذِّبَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim---“Li yuazziballâhu’l- munâfikîne ve’l- munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâti ve yetûballâhu alel mu’minîne ve’l- mu’minât (mu’minâti), ve kânallâhu gafûren rahîmâ (rahîmen).: (Bu), ALLAH'ın münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması ve mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. ALLAH GAFÛR'dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren), RAHÎM'dir (Rahîm esması ile tecelli eden).” (Ahzâb 33/73)

İnsÂN neden hemen yükleniverdi?!. Yükleniverdi ama bu insÂN-lığı yüklenmek kolay mı!. Şimdi gel de bu bataktan çık çıkabiliyorsan!. Diyorum..

Neyse epeyi uzattık Gariban da gelsin istediydim Gariban da geldi..
Gariban, sâdık bir insÂNdır ki, bu özelliği çok yüksektir.. sâdık.. sadakatı bana olmuş olmamış umurumda değildir biliyorsunuz.. Sâdık olmasından şeref duyarım.. Sâdık olmamasından da üzüntü duymam biliyorsunuz!. MuhaMMedî Melâmet’in Kapısı yoktur ki; kapansın ya da, açılsın!. Dâvetsiz gelinir kovmadan gidilir!. Herkes kendi gelir kendi gider!. demek istiyorum..

Ne çâredir ki,
ALLAH celle celâlihu kimseye vermesin, terkedenler bir daha o kapıyı enselerinde görürler!. Benim kapımı değil MuhaMMedî Melâmet Kapısını terkedenler =>Melânete dönmüştür, gabirundur!. onu demek istiyorum..
Bu ise; çok acıdır, yazıktır, günahtır ve ayıptır!.
Aslında, aklına karşı ve kendine karşı yazık etmiştir.
Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.
BİZim =>BİRLiğimiz =>DİRLiğimiz =>ERLiğimiz =>SEFERBERLiğimiz
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’in YÜREĞİnde OLmalıdır!.
BİZ =>Sadece ve Yalnızca =>
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem’i =>MÜRŞİD-i MUTLAK =>İMÂM-ı MUTLAK BİLiriz!.

Biz de MÜRŞİDiz!. İMÂMız!.” diyenlere karışmayız!.
Kimseyi
RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemin yerine asla koymayız!. Düşünün ki, RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem ALLAH celle celâlihu’nun İMÂM-ı MUTLAK’ı OLarak TÜMM KÎNÂt CEMÂATInın Önünde HAYAt NAMAZI KILdırmkat ŞE’ÂNda HeR ÂNda Hamd olsun!.
Elbette ben de, KERVÂN KITMİRi OLarak ARKASInda
SIRR SAFının SOL UCUnda NâZ-NiYÂZ NAMAZımıza =>
“ALLAHu EKBER!.” Çekebilirim..
Bir köpek bile afv edersiniz oraya girmişse o da =>
“ALLAHu EKBER!.” Çekebilir!. Orada kral köle yoktur!. TEK-BİR NEBîYyü’L- ÜMMî ÜMMeti vardır!. SANki, TEK BİR KİŞİ gibidir!.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: "Mü'minler birbirlerini sevmekte/ muhabbette, birbirlerine acımakta/merhamette ve birbirlerini korumakta bir vücûda benzerler. Vücûdun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar." buyurmuştur.
(Numan ibni Beşir radıyallahu anhüma' dan; Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66.)

Yâni kendimize âit ne rütbe vardır ne şan-şeref hiçbir şey yoktur!. Bunların tümü de, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdedir ve söz hakkı, hareket hakkı ve emir hakkıda O’nundur..
Onun için çok hassas iştir!. MuhaMMedî MeLÂMî OLmak gerekiyor!.
İki yüzlü münâfık olmamak gerekiyor!.
Onu söylemeye çalışıyorum!. Kendime söylüyorum!.
Çok şükür ben münâfık değilim!. Niye münâfık oluyum üç günlük dünyada!. yâni onu kabul edecek değilim ben
İnşâe ALLAH!.

Onun içindir ki, Barbaros saftır ve temizdir ALLAHa Şükürler OLsun!.
Hepiniz öylesiniz de, Barbaros da kendi zâten en eskilerden Hakan’dan sonra en eski.. Fakat yıllarımız geçmiştir!. Ne günlerimiz geçmiştir!. Ne haller yaşamışızdır!. Neler görmüş, neler duymuşuzdur!.
Fakat BİZ; RABB'ımızın kaderini yaşamaktayız!.

KüLLî ŞEYy’e KaDîR olan ALLAHu zü’L-CeLÂLden hepimize BİRLikte HAKk ve HAYR DUÂ ediyorum CÂNdan YÜREKten DUÂ ediyorum..
Ben eskiden eskiden dediğim, barsak göbekten verilip de, bok torbasını boynuma takmadan önce pek çok şeyi bilmiyordum!.
Yaşayınca insÂNları tanıyorsunuz, kendinizi tanıyorsunuz bir daha tanıyorsunuz herkesi ve kendinizi!.
Çünkü MuhaMMedî ŞÛURa ULAŞanlara =>MuhaMMedî NÛR HELÂL OLsun!. OLur zâten!.


MuhaMMedî ŞÛURu BİLenler,
MuhaMMedî NÛRu BULurlar sonra,
MuhaMMedî SÜRÛRda OLurlar Esrârda ve,
MuhaMMedî O-NÛRu YAŞArlar..

EMRedilen Hakk ve HAYRı YAŞAmak içinİlahî Sırlara ULAŞIRLar orada OLurlar FİİLen ve o NÛRu MuhaMMedî ONÛRu, Şanı Şerefi YAŞArlar!.
Bir de
O-NÛRu =>yâni ALLAHın NÛRu’nu da FİİLEN YAŞAmış OLursun!. Beden, Nefs, KALbin =>RÛH KEBAN MERKEZ CERYÂN’ına bağlandığın için, KEBAN olmazsın ancak RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellemle bağlantını kurarsın NÛRu’nu O’nun Adına KULLANırsın ve MuhaMMedî KITMîR OLursun İnşâe ALLAHu’r- RahmÂN Hakanım HAY BaBam!.
SALLa GELsin HASAN DAĞImdan=>KEŞiŞ DAĞIma!.


çamlığım dibinde tütsün bir tütün..
gurbet görmeyenin yüreği bütün..


kulihvani==>sır serilmez,
=>çilesiz=>sırra erilmez,
ölüler =>ölmüş dirilmez,
sağlar hüseyin hüseyin!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »

ÖLü adama kimin elini vereceksin?. Kimin kolunu, yolunu vereceksin!.
Verdik de ne oldu?!. Yerle bir oldu!.
ALLAH korusun paramparça oldu!. Bu böyle bir garib iştir!.
Evet her zaman söylerim duâ ederim ki;
ALLAH celle celâlihu İŞLerinizi hayrlı kılsın, AŞLarınızı helâl kılsın, EŞLerinizi sâlih sâliha kılsın NESİLLerinizi EHL-i Beytî, Kur'ÂNî, MuhaMMedî, İLAHî, RABBÂNî KILsın!.
Ve BAŞLarınızı dâima MuhaMMedî KILsın İnşâe
ALLAHu TeÂLÂ!. diye duâ ediyorum!.
Çocuklarıma da ediyorum, sizlere de ediyorum, kendime de ediyorum!.


Çünkü “BİZ BİR-İZ” SÖZünün Sâdığı OLmamız Lâzım!.
“Lâ İLÂHe İLLâ ALLAH =>BİZ BİR-İZ” diyoruz “Lâ İLÂHe İLLâ” diyoruz “ALLAH” diyen kimdir?. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir!.
Ben, VELîyyuLLAH ya da EHLuLLAH ye da EHL-i BEYt aleyhisselâmdan bahsediyorum.
Bir sürü velâyet zinciri vardır oraya bağlı!.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ve ALLAH celle celâlihu’dan bahsediyorum!.
Bu dörtlüden bahsediyorum, bunu anlatmaya çalışıyorum, bunun için bunları söylüyorum!.
Gerisi teyyaredir, yellenmeden teyyaredir, gelir geçer!. Vıttırı zıttırı onlar değildir mesele!.

Bâzen bir
“ALLAH!.” çekilir ki, yer gök titrer!.
Yâni o
“ALLAH!.” HAYykırışı bütün kâinâta ulaşıverir birden!.
“Nasıl olur?!.” diyorsan
=>MERKEZden yayıldığı için bütün KüRRenin her noktasına RABBÂNî bir “İkrâ.:OKu!.” OKLarıyla ULAŞır!.
“Kim bundan mahrum kalır?!.” sorusunun cevabı basittir =>Ham Aklının Şeytanlığına uyup =>Şeytanlaşıp Hizbuşşeytan olanlar!.
Yâni zom uykuda olanlar ki, bunların en berbatı münafıklardır, kâfirinde altındadır!. Biliyorsunuz münâfık kâfirden de beterdir!. Kâfire söylersin uyandırırsın uyanır!. Münâfık zâten uyumuyor ki!. Durmadan İKİLİği oynuyor!. MünâfıkLık korkunç bir şeydir!.

Bir hususa dikkat etmeliyiz ki,
Tevhid EhLi olan bir kimseyi inancıyla suçlamak Dinimizce suçtur.:


وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
Resim---“Ve indehu mefâtihu'l- gaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve, ve ya’lemu mâ fî'l berri ve'l- bahr (bahri), ve mâ teskutu min varakatin illâ ya’lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâti'l- ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn (mubînin)..: Ve gaybın anahtarları, O'nun yanındadır. O'nu O'ndan başkası bilmez. Ve denizde ve karada ne varsa bilir. O bilmeksizin, bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içinde hiçbir yaş ve kuru bir dane yoktur ki, “Kitab-ı Mübîn”de bulunmasın.” (En'âm 6/59)

قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Resim---“Kul lâ ya’lemu men fîs semâvâti vel ardıl gaybe illallâh(illallâhu) ve mâ yeş’urûne eyyâne yub’asûn(yub’asûne).: De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.”(Neml 27/63)

Benim Münâfıklar için dikkat çekişim onların kalbini okumak, araştırmak için Müfettiş-Müftü Olmak değildir. Kendimiz, Münâfık Tuzağına düşmeyelim içindir..:

Resim---Savaşta yere düştükten sonra Kelime-i Şehâdeti getiren kişiyi öldüren Halid b. Velid'i hesaba çeken Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Hz. Halid'in.: "Korktu da bundan dolayı kelime-i şehâdeti getirdi" demesi üzerine.: "Kalbini yarıp baktın mı?" buyurarak kalbdekini bilmenin mümkün olmadığını bildirmiştir.
(Ebû Dâvud, Cihad, 95; Ibn Mâce, Fiten, 1).

Kaldı ki =>MünafıkLarı tanıyan kimselerin ÖZELLikLeri ve GÜZELLikLeri ise.:

Resim---Ömer radiyallahu anhu, Medine'de bir cenâze olduğunda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'den münâfıklar hakkında bilgi sahibi olan Huzeyfe b. Yemân radiyallahu anhu'yu gözetler ve onu cemaat arasında görmezse ölünün münâfık olmasından şüphelenerek cenâze namazına katılmazdı..
(Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, Ankara 1972, II, 468).

إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
Resim---“İnne fî zâlike le âyâtin li’l- mutevessimîn (mutevessimîne).: İşte bunda, dinin hakikatine eren, ferâset sahibi, ibret alan, düşünen, derin bir kavrayışa sahib anlayışlı kimseler için ibretler, ALLAH’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller vardır.”(Hicr 15/75)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Allah’ın öyle kulları vardır ki, onlar insanları tevessümle tanırlar.” buyurmuştur.
(Bezzâr, hasen).

Tevessüm.: Bir şeyin işaretlerine bakarak iyice anlamak.
Visâm.: (Vesim. c.) Damgalılar. Alâmetlenmiş olanlar. Güzel yüzlü olanlar..


RABBu’l- ÂLEMîN’e Sığınırız ve RahmetenLi’L-l ÂLEMîN’e, ÂLEMîN Merhamet Kaynağına dayanırız!.
Çünkü onun için isteriz ki herkesin şeytanı müslüman olsun
İnşâe ALLAH!.
Kâf Sûresine gelmiştik.. Kaf,
KudretuLLAHtır.. Kâinâta yansıması Kur'ÂN-ı Kerîm iledir.. ALLAHu zü’L-CeLÂL'in Zâhir ÂLeMe NÛRu =>Kur'ÂN-ı Kerîmdir.. Her ÂN, yeniden Fâtiha OKUsanız, Her ÂN yeni bir Fâtiha gökyüzünden sizin için iner!. Onu demek istiyorum!.


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Gönül âlemi’nden =>ALLAHın NÛRu =>Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin NÛRu OLarak size kadar gelir!. AYNı Kur'ÂN-ı Kerîm.. Ancak, dünkü yağmur bu günkü yağmur değildir!. Bu günkü başka yağmur yağmaktadır!. Her ÂN gelen Fâtiha, aynı Fâtiha değildir!. Bu gün sizin için başkadır, eğer Hakta ve Hayrda değişiyorsanız!. Değişmiyorsanız, taşlar gibiyseniz, Buzdağı gibiyseniz =>CeheNNem ATEŞİne kadar yolunuz var ki, zâten içindesiniz ve çıkmaya bir niyetiniz ve çabanız dayok yâni!.

ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ
Resim---“Kâf ve’l- kur’âni’l- mecîd (mecîdi).: Kâf. Mecîd (şerefli) Kur'ân'a andolsun.” (Kâf 50/1)

Kâf.. KuDRetuLLAH diyorum ben.. Başka şeyde söylenebilir..
ve’l- kur’âni’l- mecîd.. Nedir MeCÎD.. CÛD..MevCÛD.. VüCÛD.. SüCÛD.. ŞuHÛD.. varya bizim..
VüCÛD.. SüCÛD.. Beden ve Nefis ÂLemindeki CÛDLar.. LİLLAHi ALLAH celle celâlihu için..CÎDLer peygamberlere âit.. CEDLer bize âittir, Anamız Babamızdır yâni..
MeCÎD.. MuhaMMedî CÎD-Lerin adıdır.. Dâimiyyet cümleliğinin MuhaMMedî Cem’liğinde MuhaMMedî OLuş demektir..
MeCÎD.. Şerefli diyelim.. Neye göre şerefli?.
ALLAHu zü’L-CeLÂL’i kimle kıyaslıyorsun ki?!.
Çünkü O =>
Bedelsiz, Şartsız, Kıyassız, Sebebsiz OLANdır.. iş başkaydı yâni.. onun için “ALLAHuekber!.: ALLAH Büyüktür!.” Büyüktür de, neye göre büyüktür ULu Dağdan mı büyüktür Keşiş Dağından mı neye göre büyüktür.. bu büyüklük dünyadakinden başka bir büyüklük.. Buradaki “büyük” kelimesini bizim burada kullandığımız anlamda kullandığımız zaman güme gideriz!. Kur'ÂN-ı Kerîmdeki “Kebir”deki BİRR kevniyyeti göreceksin RUBUBÎYyet ve RUSÛLÎYyet BİLELiğindeki O’nun kâinâta çıkışını, Her ÂN yeniden gelen ceryan gibi gelşini, alternatik akım gibi sürekli gelşini demek istiyorum.. Yaşaman lâzım.. Yaşayıp o şehâdete iştirak etmen lâzım.. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şehadetine; İlim, İrade, İdraki anladım da.. Çok güzel bülbül gibi ötürüyorsun da, İştirak nerde?. Sıfır!.
Onun için
ALLAH celle celâlihu’ya sığınırız!. Buradaki vALLAHi, biLLAHi, tALLAHi gibi.. buradaki “ve, te, be” yemin harfleridir.. Kasem dediğimiz harflerdir.. Yoksa bağlaç kuruyor değil.. esas yemin and olsun yemin olsun gibi kesinlik bildirir..
ve’l- kur’âni’l- mecîd.. Kâf.. Kur'ÂN-ı Kerîm’e yemin olsun ki öyle bir Kur'ÂN ki mecîddir.. Mecîd ne idi?. Aynı zamanda ALLAHu zü’L-CeLÂLin Sıfatıydı ve Sıfatları zâten RUBUBÎYyetten bize yansıyor. Bütün Semâları bize yüklenmişti.. Nasıl gelecek?. RUBUBÎYyetten =>RUSÛLÎYyete.. RUSÛLÎYyetten de =>Bize gelecek değil mi yâni.. “Yok efendim öyle değil BURSA’nın elektriği Konya’dan geçmesin!.” Miş.. Hat ordan geçiyorsa oradan geçmesin yâni!. Karanlıkta kalmak istiyorsun öyle mi!. Kesin Konya’nınkini, trafoları kapatın bir karanlıkta kalsın BURSA bakıyım bir!. Onu demek istiyorum BİRİBİRine BİZ BAĞLı.. burada dikkat etmemiz gerekiyor.. Yemin olsun.. Ve bu bununla ilgili çok şeyler vardır Esmâ-i Hüsnalar okuyabiliriz mecîdle ilgili güzellik ve özellikleri.. Ama Kur’ÂN-ı Kerîm gerçekten KuDRetuLLAHa direk yansıtan Keban’dan gelen her ÂN yeniden gelen elektrik!. “Yok efendim ben dünkü elektriği kullanıyorum!.” Diyen varsa geç oradan elektrik sayacına-saatine bir sor bakıyım ne diyor!. Bizim saate bir sor!. “Tıkır tıkır tıkır yeni geldi!.” yazıyor değil mi?. Bedelini-Parasını da yazıyor aynı zamanda!. onu demek istiyorum..

Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4242
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Re: Kul İhvÂNi KAF Sûresi Sohbeti

Mesaj gönderen Hakan »


بَلْ عَجِبُوا أَن جَاءهُمْ مُنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا شَيْءٌ عَجِيبٌ
Resim---“Bel acibû en câehum munzirun minhum fe kâlel kâfirûne hâzâ şey’un acîbun.: Hayır, kendilerinden bir nezirin onlara gelmesine şaşırdılar. Bunun üzerine kâfirler: “Bu şaşılacak bir şey.” dediler.”(Kâf 50/1)

Bel.. bilâkis Kur'ÂN-ı Kerîm böyle olmasına rağmen Kudretullah fiilen Her ÂN ALLAH’ın Kudretini =>Azamet Âlemi’ne yâni Beden Âlemine.. RûHunu, Beden Âlemine diyelim hadi anlamak içi.. Merkezden Emr Âleminden alıp getiren bu Yüce Kudreti Kur’ÂN-ı Kerîmi, o kadar ki, tıpkı ceryan gibi hayat veriyor yâni Kur’ÂN-ı Kerîm.. Çünkü Her ÂN “bismillâhirrahmânirrahîm” derken ALLAHu zü’L-CeLÂL, yeniden nâzil ediyori onu demek istiyorum. Ama bu nâzil ediş sana, seni Peygamber yaratmakta anlamında değil!.
Dikkat et Keban’dan çıktığı zaman. hatta zâten senin fişin bir prize takılı değilse, sen çal oyna, gül oyna serbest sana!.
Zâten öyle de yapar!. Onu da söyleyim ondandır ki, bâzen ALLAHu zü’L-CeLÂL, öyle halk eder ki, ders verilir bir şey yapılır, ni’metler ikram edilir fakat, yüreği sînesindeki pas pis oraya meyilli oluşu, onu bir gün oradan koparır. Kendi kendinin ipini kendi çeker!.

Bel acibû en câehum munzirun minhum.. bilâkis bu inanmayanlar ya da, aykırı gidenler münkirler münâfıklar vs.ler bunların böyle olmasını acâib görmelerinin şaşmalarına.. kendi içlerinden bir nezredici uyarıcı gelmesine şaşıyorlar. Yâni acâiblerine gidiyor ve bu acâiblerine gittiğine ki, bu kâfirler diyorlar ki..

fe kâlel kâfirûne hâzâ şey’un acîbun.. bu ne acâib bir şeymiş yahu!. Ne?.. Kur’ÂN-ı Kerîm ne demişti başka Kaf.. Kudretullah.. demin ben dedim ama, bilmiyorum ne olduğunu tam olarak.. bunu bilemez kimse mukatta harfleri.. Ama vel Kur'ÂNi’l- Mecîd.. Kur’ÂN-ı Kerîm, mecîddir.. buyuruyor..

El Mecîdü celle celâlihu.:
Resim

ALLAHu zü’L-CeLÂL, El Mecid Esmâsının vüCÛDa getiriş, MuhaMMedî NÛRdan vüCÛDa geliş<=ALLAHın NÛRundan vüCÛDa geliş, açık seçik buyuruyor.. Kur'ÂN-ı Kerîme inamayanlar da derler ki.: “Bu çok acâib bir şey bu, böyle de olamaz!.” derler. Yâni kendi içlerinden bir uyarıcının gelmesini kabul edemezler. Çünkü onlar gök RABBlarıyla oturup kahve içmek istiyorlar!. Çünkü Yunan Tanrıları gibi tanrılar arıyorlar ya da, bir şeyler uyduruyorlar. Böyle bir gerçeğe, hakka ve hayra uyarıcının gelmesi onları şaşırttı. “Çok şaşılacak bir şey!.” derler..
ÂCİB derler.. BiLeLik Cemiyetini AYNen kabul edemezler!.
Biz bu hususta biliyorsunuz çok büyük sıkıntılar içindeyiz!.
RABB’ısını âhirete gönderenler, şahdamarından yakın akrabalığını kabul etmeyenler, onun bunun kulları, RABB TeÂLÂ’ya kul olmakta zorluk çekerler, yâni çekiyorlar!.
Onun için de, onlara fazla takmamak gerekiyor, uğraşmamak gerekiyor, senin kendinle uğraşman gerekiyor, bir eser bırakmak gerekiyor, yazıp çizmen gerekiyor!..
Eee Hakan da diyor ki.: “Beni uyandır dayı!.” diyor. Hakan'ın başka kardeşleri de vardır. Ya da amca çocukları vardır, daha yakın akrabalarım vardır!. Hani birileri vardı, Kaf Kalesine mi gittiler?!. Yoksa başka bir kaleye mi gittiler, ne oldu?. Ne olacak, olanlar oldu. Yâni bir şey mi oldu?. Hayır bir şey olmadı.. “Biz gidersek bu site yıkılır!." Hayır, bu siteyi siz kurmadınız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kurdu, dert etmeyin ALLAHa hamd ü senâ olsun!.
Şunu demek istiyorum, Hakan uyanmak istiyorsa o zaman Hakan uyandırılır, bu acâiblik gözünden silinir. Gözündeki uyku silindi mi, uyanıklık gelir!. Ne diyor bunlar, bu inkarda ve nifakta olanlar, münkir ve münâfık olanlar ne diyorlar.:

أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَلِكَ رَجْعٌ بَعِيدٌ
Resim---“E izâ mitnâ ve kunnâ turâbâ (turâben), zâlike rec’un baîdun.: “Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltileceğiz)?” İşte bu, uzak (gerçekleşmesi mümkün olmayan) bir dönüştür.” (Kâf 50/3)

E izâ mitnâ.. öLdüğümüzde mi?.
ve kunnâ turâbâ.. toprak olduğumuz da mı?.
zâlike rec’un baîdun.. pes yâni, dirileceğiz öyle mi?. Biz toz toprak olacağız, ondan sonra kalkacağız dirileceğiz öyle mi?!.
zâlike.. bu şu var ya şimdi anlatılan..
zâlike rec’un baîdun.. İşte bu, uzak, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir dönüştür. Kur’ÂN-ı Kerîm böyle buyuruyor.. bu çok uzak bir rücû’dur. yâni gerçekleşmesi mümkün değil bir geri dönüştür. Mümkün değil yâni.. ne mümkün değil?. Tekrar bu hayatın bizi diriltip de, hesaba çekme gibi.. Âhiret inancı, sıfıra düşüveriyor değil mi?. Biz toz toprak olduktan sonra dirilecekmişiz, hesaba çekilecekmişiz bu çok acâib bir şeydir ve biz bunu asla kabul edici değiliz!. Derler..

قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ الْأَرْضُ مِنْهُمْ وَعِندَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ
Resim---“Kad alimnâ mâ tenkusul ardu minhum, ve indenâ kitâbun hafîzun.: Arzın (toprağın) onlardan neleri eksilteceğini biz biliyorduk. Ve katımızda (illiyyine ve siccîne yerleştirilen bütün zamanlardaki bütün olayları) muhafaza eden bir kitab vardır.” (Kâf 50/4)

Kad alimnâ.. kesinlikle, muhakkak bildik.. Bilecektik, biliyorduk değil bildik!.
Kad alimnâ mâ tenkusul ardu minhum.. ALLAHu zü’L-CeLÂL ne buyuruyor kesinlikle biz biliriz ki, bildik ki, yâni bu belli bir şeydir ki; noksanlaştırır, eksiltir, çürütür.. yâni Yeryüzü’nün neleri yuttuğunu, neleri yok ettiğini, hangi bedenleri, kralları köleleri nasıl denize atılmış bir şey gibi yuttuğunu biz biliriz neler geldi neler geçti onlardan..
ve indenâ kitâbun hafîzun.. BİZim indimizde Dâimiyet NÛRu AYNiyetimizde hiç kimse kaçamaz.. yâni katımızda, huzurumuzda..
İND.. dâimiyetin NÛRunun AYNen OLmasıdır..
Meselâ benim laptop şimdi Keban’ın indindedir.. BİZ BİR-İZ.. NAHNUdur.. Ben şimdi gidip de, oraya götürüp laptopu koymadım.. ÖZden bağlılar onu demek istiyorum..
ve indenâ kitâbun hafîzun.. Bir kitab var.. BİLELik SENLiğini Kevniyete geçiren, BİLELiğe sâhib çıkışLığını KeVNiyete çıkaran bir kitab var. Sözü dinlenmesi gereken hafîz, muhafaza eden.. Katımızda muhafaza eden bir kitab vardır.. buyuruyor. ve BİZim katımızda muhafaza eden.. neyi muhafaza ediyor bu kitab?.
BİZ BİR-İZ-Liği kaydediyor yâni buradaki incelik hep söylüyorum fark demiyorum hâşâ fakat özellik ve güzellik bakımından dikkat edilmesi gereken bir şey vardır ki, bağlantı koptu mu;
Hakan’ın şimdi bulunduğu sürgün yeri Bitlis’te 3 metre kar var bulunduğu yer de.. Tam uygun değil bir öğretmen evinde kalıyor, çilesini tamamlıyor!. ALLAH celle celâlihu yâr ve yardımcısı olsun!. Sizler de, bizler de duâ edelim RABBımız teÂLÂ, Kefîl ve Vekîl olsun!. ve haksız yere öyle bir ÇİLLE DOLdurmakta İnşâe ALLAH hayr olsun!. El Kefîl ve’l- Vekîl celle celâlihu yardımcısı olur!.
Yâni hat kesildi mi Hakan gibi böyle iner çıkar, iner çıkar!. Çünkü hat kesiyor!. Bu münkürler, münâfıklar, yok diyenler, Kur’ÂN-ı Kerîmin heran yeniden gelişine inanmayanlar!. “Yok efendim işte fî tarihinde geldiydi de, ozaman birisi o’na (MuhaMMed aleyhisselâm) geldi de, acâib bir şey getirdi de!.. öyle mi hâşâ!. o Kitab değil bu kitab!. “Bu kitab” dediğim ise, şu ÂNda senin cızır cızır cızır yüreğinle yazdığın kitab!. Ama HizbuşşeytanHizbullah mı bir bakılacak!.

بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ فَهُمْ فِي أَمْرٍ مَّرِيجٍ
Resim---“Bel kezzebû bi’l- hakkı lemmâ câehum fe hum fî emrin merîcin.: Hayır (öyle değil), onlar kendilerine hak gelince onu yalanladılar. Bu durumda onlar, karışık bir emr (problem) içindeler.” (Kâf 50/5)

Bel kezzebû.. Bilâkis onlar yalanladılar.. BİLELik SÂHİBİnin bizzât ALLAHu zü’L- CELÂL’in kendi zâtının NÛRunu =>NÛRu MuhaMMed olarak bu kâinâta NAHNU-BİLELik için getirdiğini yalanladılar, bunu anlayamadılar!. “fe yeKÛN”un =>IŞIK, baştaki “KÛN”un GÜNEŞ OLduğunu ANLAyamadılar!.
fe yeKÛN =>NÛRu MuhaMMeddir.. KÛN =>ALLAHın NÛRudur..
Bel kezzebû bi’l- hakkı.. Bilâkis onların dediği gibi değil, evet ve hayır buyurmuyor bak.. bilâkis kesinlikle öyle değil.. onlar hakkı yalanladılar.. hakk ile.. bi’l- hakkı.. HAKk İLe BİLE OLuş.. “be” =>İLELik getirir, BİLELik getirir ama, Türkçede “e, a” diye tercüme etmek zorundasın..
El Hakkı yalanladılar..
lemmâ câehum.. onlara HAKk geldiği zaman, HAKk geldiğinde HAKk ı yalanladılar, HAKk a iman edip =>Hayrda amel edeceklerdi ya!. bilâkis onlar yalanladılar..
fe hum fî emrin merîcin.. İşte bu inançlarından dolayı onlar nedir?. onlar gerçekten çok merîc, rücû’ları mâsivâ olmuş yâni nereye gideceği belli olmayan bir insÂN gibi şaşkın, gâfil, câhil ve zâlim!. ALLAH celle celâlihu korusun dalalette ve ihânette de olabilir!. Çünkü hiç ayarı yok!
fî emrin merîcin.. böyle bir mecr içinde rucû’ları çok kötüdür.. yâni “ne diyeceklerini felân bilemezsin”.. Münâfığı târif ediyor bir anlamda değil mi.. Güvenilmeyen insÂN demek.. Onlar böyle bir emr-İŞ-ÖMüR içindedirler.. Böyle bir ömür sürerler.. Emr.. Emr, ALLAHu zü’L- CELÂL’in Emrinden alın ömrümüze kadar iner.. İmr olsa koca olur.. merâ meriâ karı olur..
Yâni hayatın devamı zincirleri olur yâni.. çekersen kopar!. Ne kopar?. Ne kopacak.. merîc kopar, sistem kopar, o da kimsenin eline verilmemiştir.. Onlar hakkı geldiği zaman yalanladılar, böyle karışık bir problem içindedirler.. Akılları Arap Saçı gibi karışmıştır.. yâni bir türlü çıkamazlar sanki lâbirent içindeler gibi.. yâni böyle bir problem içindedirler.. sen ne söylersen söyle “haklısın” derler ama, kendi yollarına giderler bu ise korkunç bir hatadır ALLAH korusun!.
Resim
Cevapla

“Kuran-ı Kerim Sohbetleri” sayfasına dön