KUL İHVANÎ KADİR SÛRESİ SOHBETİ

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

KUL İHVANÎ KADİR SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

KUL İHVANÎ KADİR SÛRESİ SOHBETİ

Konusu: KADİR SÛRESİ, RIZA, MELEK, AZAMET VE KUDRET, AKIL, KAZA-KADER (Kader-i Muallak ve Kader-i Mübrem)

Esselâmu aleykum ve rahmetullah.

Euzubillâhi's-semi’i’l- alîmi mine’ş -şeytânirracim.


وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ

Resim---- Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâti'ş-şeyâtîn(şeyâtîni).Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım." (Mu'minûn 23/97)

وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ


Resim---- Ve eûzu bike RABBi en yahdurûn(yahdurûni) .: Ve onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım RABB'im." (Mu'minûn 23/98)

Bismillâhirrahmânirrahim.

Resim---- Hasbîyallâhu, lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbu'l-arşi'l-azîmi. (Tevbe 7/12)

Subhâneke allahumme ve bihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve e’tubu ileyke.

Elhamdulillâhi RABBi’l-âlemin.


ALLAHu Zu'l-Celâl Lutfu Kereminden, İzzeti Şerefinden İnşaallahu'r-RAHMAN leylimizi Lutfullah ve Lutf-u Rasûlullah ile doldurur.
Bizi affeder bağışlar ve rahmetine gark eder.
Şu ANlarımızı hakkın ve hayrın hizmetinde kılar.
Kendisinden râzı olmamızı inşaallah kalblerimize ilham eder ve inşaallah bizden râzı olur.

Rızâ nedir?

İnsan yaratılırken ahsen-i takvim üzerine yaratılmış, muradullah gereği kulluk imtihanı için esfeli sâfiline indirilmiştir, kayıp üzerine, yitik üzerine, nisyan üzerine denenmektedir.

Rızâ bunun Rubûbiyyete çekilişidir, yitiğin bulunuşudur.
Herşeyde herkeste her zaman ve her halde olan şe'ndir, Rıza şe'ne iştiraktır
Îtiraz rızâsızlıktır, itiraz olsun olmasın derdidir, olan'a karşı duruştur,

Merhâmet merhâmetsizlik gibi zıddır.
Olmayıştır, olamayıştır. Aynı şeydirler. Hep aynı şeydir.

Çünkü iki şey olmadığı için oraya yazdım akıl donarsa kendine sâhib çıkar, buz olur, buz olmaz şeytan olur “Ben de varım!” dediği için.
Ne zaman ki erir “Ben HAKK’a SALL ediyorum!” derse, erir, O'na ulaşırsa Ehlullah olur.
EHL, Âile gibidir mahremiyyeti vardır.
Âl, elifledir çeker elifledir. direk elif'le değil hâşâ, çeker elif'dir.
Âl-i İmran, Âl-i İbrahim, Âl-i Âbâ hep bunlar lütfun ocaklarıdır.
Lütuf çok ilginç bir kelimedir.
Anlaşılması çok zordur. İnceliktir. Letâifte öyledir.
El-LATÎFu’l-HABÎR celle celâluhu.
ALLAHu Zu'l-Celâl lafzı çok hassastır. Şeffaftır, incedir.
Letâfet, ara kesitin ara kesitidir çünkü. İç taraflığıdır.

Şah damarla şah damardan yakın olanın arasındaki Ka'be Kavseyn'dir.
Bunlar o kadar hârika şeylerdir ki ancak yerinde zamânında ve hâlinde yaşanır ve zevk verir.
Zevk vermez HAZZ verir.
Hazz ise iki tâne, zâhir ve bâtın sâhibliğin hakk oluşudur.

İnsan dediğimiz de AKIL, zâhir ve bâtının ara kesitidir.
Aklın evveli ve âhiri yoktur.
Hiçbir şeyin kendisinde evveli ve âhiri olmaz zâten.
Evveli ve Âhiri her AN OL-AN ALLAH celle celâluhudur.
İşte böyle rızâdır bu.
Ondandır ki rızâsını bulduğunuzun canı sizindir, kanı sizindir her şeyi sizindir.

Rızâ yoksa saçının teline dokunsan kan dökülür.
Bu böyledir hep, İlâhî Kânun böyledir.
ALLAH celle celâluhu: “Râdiyeten-Merdiyyeten” buyurmuştur.
Kim ki ALLAH’tan râzı, ALLAH da ondan râzı anlamındadır yâni RABBu’l- âlemin.
Bu bu lûtuf işte “Râdiyeten-Merdiyyeten” in ara kesitidir.
Aradaki ince zardır. Geçiş hâlidir.
Hani suyun donma derecesi vardır, erime derecesi vardır.
Vardır da donmayla suyun, erimeyle buzun da bir ara kesiti vardır yalınız.
İki şey varsa bir ara kesiti vardır.
İşte buradaki lûtuf için kullanılışı anlamındadır.
Lâm harfi dâima Muhammediyetin inceliklerini taşır.
İşte burada RIZA lûtfen ve çok etkendir.

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

Resim---- “Ya eyyetuhe'n-nefsu'l-mutmeinnetu: Ey, RABBine, itaat edip huzûra eren nefis!” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

Resim---- “İrci'î ilâ RABBiki râdiyeten merdiyyeten : RABBine dönüver, sen O'ndan râzı, O da senden râzı olarak.” (Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

Resim---- “Fedhulî fî 'ibadî : Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي

Resim---- “Ve'dhulî cennetî: Gir cennetime!” (Fecr 89/30)

RÂZI olmak, râzı kılmak “Râdiyeten-Merdiyyeten” OLmak.
Fedhulî fî 'ibadî, hadi kullarımın arasına.
İbad kul mu yoksa ebediyeti bulanlar mı? kim bunlar ki râdiyeten merdiyyeten oldular?
Ve Fedhulî dahil ol.
İbad kul ibad ebede dâhil ol demektir.
Kul ibad'dır. İbad, ALLAH adına gerçekte ALLAH’ın olan Mâliku’l- Mülk olan Mâlik-i yevmi'd-dîn olan ALLAH celle celâluhu adına dâimi BİLEliktir İBAD.
Bu şuuru, bu nûru bu sırrı ve bu onuru Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ da şuurunu BİLmek, nûrunu BULmak, esrârını sürûrunu Muhammedî Mutluluğunda OLmak ve o nûru yâni “ALLAHu nûru's-semâvâti ve'l-ardı” nûrunu Ez-Zâhir de YAŞAmaktır. Şehâdet budur.
Bir kelimeyi söyleyip söylememek değildir.
Yaşamaktır şâhidlik. Yaşanmayan yalandır.
Onun için çâresizler Derûnî Derviş olamayanlardır.
Derûnî Dervişler ibad'dır. Kendileri çâredir dâima. Neden?
Çünkü onların elinin üzerinde ALLAHu Zu'l-Celâl'in eli vardır.
Yed'i vardır yed'i.

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

Resim---- “İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen) : Şüphesiz sana biat edenler, ancak ALLAH'a biat etmişlerdir. ALLAH'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de ALLAH'a verdiği ahdine vefâ gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.” (Fetih 48/10)

Yed nedir?

Dâimiyetin kullanılması demektir. Yed, Kudret Elidir o.
Keban elektriğini kullanmaktır.
Ellerinin üzerinde bizim elimiz gibi ALLAH’ın eli vardır diyen ve sanan akıl perestler, hayal perestler, nefis perestler çok.
Yok kelâmcı, yok şucu yok bucu. Kaderiyeci, Cebriyeci vs.ci vs. ci, cu..
Kim bunlar?
Hakîkattan hiç habersiz, rüyâda konuşanlar, uykuda konuşanlar tepişenler.
Hakîkat öyle değildir.
Hakîkat, sivrisinekte yaşamaktadır. En muhteşem insanda yaşamaktadır.
ALLAH Teâlâ’nın El-HaYY esmâsı yaşamaktadır hepsinde.
Küllî ŞEY Kudret Elindedir..
Resimlerin Ressamı gibi hâşâ!..
Tüm canlı-cansız resimlerin Ressamı gibi hâşâ!..
Zâhirde Bâtında bu böyledir.
Zâten TeK Ez-ZÂHİR ve El-BÂTIN OL-AN ALLAH Teâlâdır.

“ALLAHu nûru's-semâvâti ve'l-ardı.”

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا

Resim---- “Ve lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ard(ardı) ve kânallâhu bi kulli şey’in muhîtâ(muhîtan) : Göklerde ve yerde ne varsa tümü ALLAH'ındır. ALLAH, her şeyi kuşatandır.” (Nisâ 4/126)

“Ve kânallâhu bi kulli şey’in muhîtâ..”
Kullî şey’in muhittir, yutar.
Kulli şey’in kadirdir Kudret Elindedir.
Kulli şey’in haberdardır, LATÎFu’l -HABÎR'dir. Her şeyden haberdârdır.
El-ALÎM'dir Es-SEMİ’dir, En Bilici ve Duyucudur.
İşte böyle bir RIZÂda OLalım inşâallah.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

“Fecr” imiz, fecr nedir fecr?.
İçimizdeki “cerr” dir iç çekiştir.
Ne var içimizde, ÖZümüzde?
Ne olacak şah damarımızdan yakîn olan YARATAN RABBu’l- âlemin celle celâluhu.

İşte “cerr” bu ÖZ e koşuştur.
“Cezb”, O’nun bizi çekişidir.
Ne demek “cezb”?
Bilelik sâhibliğinin cem’idir.
Elbette TÜMde tam olur insanlar.
Gerçek ve mutlak TAMM olan ise İbni Mâce'nin hadis listesindeki 100 esmâu'l-husnâ dan biridir:
Et TÂMMU : Mutlak tam ve mükemmel olan ALLAH-U Zu'L-CELÂL. Eksiksiz, noksansız, tamam olandır.

Parça parça tamamlanır mı, Ne demek RABBine dön?
Bütün bunlar bizim Kur’ân-ı Kerim'imizin, yüce kitabımızın şu ANda, şimdi makinalarımıza gelen elektrik gibi yüreklerimize kalblerimize Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin o Muhteşem Mübârek Muazzam ve Mukaddes Ruh Âleminden, Gönül Âleminden, Hayy OL-AN Âleminden hava gibi akmakta, cereyan gibi akmakta çok şükürler OLsun!.

Resim---- “tecrî min tahtıhe'l-enhâru hâlidîne!” olmakta inşaallah!.

قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍ مِّن ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

Resim---- “Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezîne't-tekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhe'l-enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi) :De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için RABBlerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve ALLAH'ın rızası vardır. ALLAH, kulları hakkıyla görendir.”(Âl-i İmrân 3/15)

O zaman biz Kur’ân-ı okuruz ve Kur’ân da BİZi OKUr inşaallah!.
Böyle çırıl çıplak olursak yıkanırız. Böyle çırıl çıplak olursak işte!.
Buz içilir mi hiç?
Erirsek İÇiliriz. Erirsek, RÂZI OLuruz ve RÂZI Olunuruz!.
BUZ gibi kendimize sâhibken; kalıblı, kasıdlı, zâlim, bencil-egoist her türlü pisini-pasını, temizini-pakını, taşını-kayasını, iyisini-kötüsünü, gülünü-gübresini,ikrârını-inkârını içinde saklayan bir KİMlik ve KİŞİlik içindeyiz demektir.
Üzerine hangi yazıyla NE yazarsanız yazın “Buz oğlu Buz” dur.
Anuttur, yazıktır, hasrettir, hüsrandır, zarardır.

Mutlaka GAFLETtedir
Kesinlikle CEHÂLETtedir.
Ne yazık ki DALALETtedir.
Ey vah ki ne ey vah HIYANETtedir.


Neden?

Aşamaları aştıkça, her aşamanın bir kadir ve kıymeti vardır.
Bir evde bir bebek zarar verir de kimse kalkıp dövmez.
Ama 18 yaşında birisi yaparsa: “Delikanlıdır olabilir!” dersin.
Ancak 40 yaşında ki yaparsa hayret edersin.
Hele bu yaramazlığı çok kâmil birisi yaparsa dersin ki:
“Ne iştir bu iş?.” Neden?

Tüm bunlar dört aşamalıdır.
Hadi “” yı görmedin.
Hadi “İlâhe” yi de görmedin.
“İll┠yı da görmedin.
İnsaf et insaf! “ALLAHu Zu'lcelâl” i de mi görmeyeceksin hâşâ!.

Bu ne?

Ve bütün bunlar bir bütündür.
Biz Ehl-i Ali Melâmiyiz.
Melâm; Mim, Lâm, Mim dir. MiM-LâM-MiM dir “MeLâM”.
Muhteşem bir şeydir. Hârikadır.
Üçüncü Mim nedir? Üçüncü Mim değil beş Mim’lidir orası.
İşte bütün bu muhteşemlik insanın kendisindedir ve bütün bunlar aklının erimesine bağlıdır.
Erimeyen akıl yazıktır.
Yanacak olan akıldır yâni akıldan kastım onsuz olunamayan aklın işlediği “İŞ” ler bütün bunlar.
Akıl öyle bir ilginçliktedir ki her şeyi kendi ipi ile çeker gider.
Akıl ne ki.

Akıl ne ki?

Zât, Sıfat Esmâ ve EşyâBİLdiren ve BİRleştiren NE?..

Bunları SEVİYEleyen Ne?

İnsandakileri SEVİYEleyen ne?

Akıl ne ki, akıl nefis mi akıl bir şey mi?
Akıl ne ki?.
Onun için ANA DEĞER yargılarımızı yakalamadan harfleri öğrenmeden “1-BİR” SAYIsını BİLmeden ve Anlamadan “2-İKİ” RAKAMını, rakamını diyorum bakın!.
Çünkü 2, SAYI değil RAKAMdır. İki rakamdır.
Bir Tek sayı vardır bu ÂLEMde o da “1-BİR” dir.
Bu ÂLEM VAHDET ÂLEMidir..
2 diye bir şey yoktur sayı olarak, rakamdır 2.
Ayrı ayrı iki tâne “1-BİR” in “2-İKİ RAKAMI” torbasına konmasıdır 2.
1000 dediğimiz ise 1000 apayrı “1-BİR” lerin CÜMLEsidir.
Ve Bu ÂLEMi KESRET ÂLEMi göstermektedir..
Kesrette Vahdet ZEVKi ve Vahdette Kesret HAZZı ise Ârifler Anlayışıdır elbette..

Her zaman, aynı yerde ve aynı halde sadece 1 ŞEY vardır ve 1 yazarsınız. İkincisini ise ancak ayrı bir yere yazabilirsiniz.
Aynı Koordinatta ASLa İKİ Yoktur.
İki tâne adam var dediğinizde iki adam aynı adam mı?.
Ama siz diyorsunuz ki: “İnsan cinsinden iki kişi bir yerde!” gibi.
Bunları öğrenmeden neyin kesretini neyin vahdetini öğreneceksiniz?
Neyin üzerine bina kuracaksınız.
TUZun mu BUZ un mu?
İlk rAHMETte zAHMET verir Erir gider aziz canlar!..
Nasıl yapacaksınız yapılmaz!
Uydur kaydır bilgi bulgu vs ile TASAVVUF değil sadece kısır TASAVVUR olur!..
Onun için bakın bende şahsen sizler gibi bir heyecanla bakmaktayım OL-AN Kâinâta!...

Evet Aksaray’da ezan okunuyor.

Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin nûru’z -zâtı sırrı sâri’i fi’l- cemii’l- esmâi ve’s -sıfat bi adedi ilmike dâimen kesiran mubâraken tayyiben fîh.

En bereketlisinden, en ayıplarından arınmışlarından tertemiz Terbiye edilmiş, Tezkiye edilmiş, Tasfiye edilmiş arındırılmış ve Tecliye edilmiş cilâlandırılmışlarından bütün benliğimiz her ne bize âit şey gibi gözüküyorsa tümü ile birlikte SALL etmek istiyoruz. Ya Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm senin bu güzel dâvetine ezanına, senin kendi duanla iştirak ediyoruz.

“Allahumme rabbe hâzihî’d-da’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete ve’l-fadîlete ve’d-deracete’r-rafiah ve’b'ashu makâmen Mahmûden ellezi veadteh. İnneke la tuhlifu'l-mîâd.”

EZAN DUASI VE MANASI

اَللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةَ التاَّمَةِ وَالصَّلاَةِ اْلقاَئِمَةِ آتِ مُحَمَّداً الْوَسِيلَةَ وَاْلفََِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقاَماً مَحْمُوداً الَّذِي وَعَدْتَهُ
Resim---- Câbir radıyallâhu anh'den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allahumme: ALLAH’ım
RABBe: RABBi
hâzihidda'veti't-tâmmeh: eksiksiz dâvetin
ve's-salâti'l-kâimeh: ve kılınacak namazın
âti: ver
Muhammedeni'l: Muhammed’e
vesîlete: vesileyi
vel fadîlete: ve fazileti
veb'ashu: onu ulaştır
makâmen mahmûden: makâmı Mahmuda
illezî ve'adteh: öyle ki vaad ettiğin.


Resim---- "Kim ezanı işittiği zaman: Ey şu eksiksiz dâ'vetin ve kılınacak namazın RABBi ALLAH'ım! Muhammed'e vesîleyi ve fazîleti ver. Onu, kendisine vaadettiğin makâm-ı mahmûda ulaştır, diye duâ ederse, kıyâmet gününde o kimseye şefâatim vâcip olur."
(Buhârî, Ezân 8, Tefsîru sûre (17), 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân)

ALLAHumme RABBi hâzihidda'vetittâmmeh: ALLAHım bu bizim dâvetimizi tamamlasan.

Tamamlamak ne demektir?
Zâhir ve bâtında Muhammediyyetin fiilen kullanışıdır tamamlamak, cem’idir.
Et TÂMMu esmâsı vardır ALLAHu Zu'l-Celâl in.
Et TÂMMu : Mutlak tam ve mükemmel olan ALLAH-U Zu'L-CELÂL. Eksiksiz, noksansız, tamam olandır
ve's-salâti'l-kâimeh, bizim SALLımızı kâim et, ayağa kaldır, kıyam ettir fiilen iş görsün.

“ALLAHuekber!” der gibi yap yâni.
Kıyâma kaldır ayağa kaldır böyle durmasın.

Kıyam ve kâim. Kıyam ve kâim çok ilginçtir.
Kıyam ve kâim biz Hayyu'l-Kayyum'u çözmedik daha.
Kayyûm'u bilmiyoruz henüz.

Allahumme rabbe hâzihî’d-da’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete!

ALLAH’ım Muhammed'e vesîle ver. Kime versin vesîleyi?
Bana da ver. Sebep ver Vesîle ver.
Vesîle ne demek?

VESİLE: (Vâsile) Bahâne, sebeb. Fırsat. Elverişli durum. Vâsıta. Yol. Pâye, rütbe. Baba. Kurbiyet. Kendisi ile başkasına yaklaşılan şey. Cennet'te bir menzil adı. (El-Vesiletu menziletun fi-l Cenneti hadis-i şerifi bunu te'yid ediyor.)

Vesîle, SILA SALLının gözükmesi demektir.

“ALLAH’ım bana bir priz buldur!” demektir.

“Çok acil bir cereyana ihtiyacım var!” demektir.
Niye Sin le de Sad la değil. Değil tabi ya.

Bu sâhiblik bedenen sâhiblik değil de onun için Sin de sine SALLı bu.
Onun için deve gitti deve geldi buyuruyor gâfil Hacc'a gidenlere diye bir hadis okumuştum.

Gâfil gidenlere ne buyuruyor;
Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hacca gidenlere buyuruyor ki: “Deve gitti deve geldi.”

Neden?

Bedenen gitti bedenen SALL edemedi, bırak sînesi, kalbi, ruhu SALL ede.
Onun için S ler; Saddır, Sindir, üç noktalı peltek Sedir, şudur budur ama böyle uydur kaydır da değildir yâni.

Gayındır, Ayındır, Hemze Eliftir öyle ama kolay mı işte bütün bunlar bir seyir tâkip eder.

“Allahumme rabbe hâzihî’d-da’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete ve’l-fadîlete ve’d-daracete’r-rafiah"

Fazîletler fazlalıklar ver.
Bizi yüceltecek dereceler ver.
Nereye yüceleceğiz?
Yüceler yücesi şah damarımızından yakın olan RABBımıza doğru.
Bu gökte mi?
Evet. Gönül göklerimizde öyle diyelim.

Ve’b'ashu Makamen Mahmûden ellezi: Bizi şu Ahmediyyete.
Peki tek hamda Ulaştır.
Ya da ne bileyim ben Mahmûdiyetteki Makâmı Mahmud'daki bir gerçekten aklımız bir hamd etsin ALLAHu zu’l- Celâl le ve Ahmediyyet mahviyet sırrına ersin.

“Teşekkür ederim Ya RABBim ben gerçekten aklımı başıma aldım!” desin.

Makâmen Mahmûden ellezi veadtehu: Bu senin vaadindir.
Onu vaad ettin O’na.
Muhammed Aleyhi's-selâm’ın işi bu çünkü.
İşi neydi?
SALL etmek. Rasuldü çünkü. İrsalciydi yâni.
İnneke la tuhlifu'l-mîâd.
Hâşâ asla Sen sözünden dönmezsin. ALLAHu zu’l- Celâl bu!.

Bi rahmetike yâ erhame'r-râhimîn bi rahmetike yâ erhame'r-râhimîn bi rahmetike yâ erhame'r-râhimîn irhamnâ Yâ Rabbi.

“Ey merhâmetlilerin Merhâmetlisi rahmetinle bize merhâmet et!”

İşte böyle bir ezan duâsı vardır biliyorsunuz bu da hârikadır.
Evet. Bakın o kadar ilginçtir ki ezan dört tekbirle başlar.
Dört âleme çeker. Sonra ikiye bölüverir.
Akıl ve beden, kalb ve ruh gibi sanki bunlar dördü mükelleftir çünkü. Tekliği kabul dördüne âittir.

Dört köşedir bunlar. Dört yüzdür.
Bunlar kişiye tahsis edilmiş imkânlardır ve imkânla imtihan olmakta insan. Ne kadarsa o kadar.
Kudret böyledir. Kader böyledir.
Olmayana yoktur. Ne yapıyor orda:

Eşhedu en lâ ilâhe illallah
Eşhedu en lâ ilâhe illallah

zâhire ve bâtına nasıl SALLıyor?
Şehâdet ederiz ki ALLAH'tan başka ilâh yok.

Eşhedu enne muhammede'r-Rasûlullah

ikisinde de Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.
Abdullah Aleyhi's-selâm ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem olarak hakîkaten.

Sonra dönüyor ;

Hayya ale’s- salâh!
Hayya ale’s- salâh!

Beden ve Nefise: “Islah olmanız şart!” diyor.

Hayye ale'l-felah
Hayye ale'l-felah

Kalb ve Ruha: “İflah ettirmeniz şart!”

Birleşmenizin şartı bu çünkü.
Kalb ve Ruh dâima insanın çıkış kapılarıdır.
Meded kapılarıdır ve kendisine sağlanan imkânlardır.

Ve’d-daracete’r-rafia’: Hangi dereceye çıkacağım ben?.
Nerde merdiven. Nedir derece?
Benim imkânım var mı?
Var. Kesin. Evet.
Herkeste var Firavun’da da var Mûsâ’da da.
Kullanmak tercihe kalıyor. Bunu anlamamız lâzım.
Sonra “ALLAHuekber!” neden “ALLAHuekber!” iki tâne.
Neden olacak. Beden ve Nefis. Nefis ve Beden HAKKa döndü.
Artık Emrullah'a geçti Emri’ş- şeytandan yâni Hizbu’ş- şeytandan Hizbullah’a geçti.

“Allahuekber” Kalb ve RUH bir.

Ne oluyor “-ilâhe-İllâ-ALLAH!” tavaf dönüveriyor Kâbe’nin etrafında fır dönüyor. Bir kere.
Kâbe’nin üzerine bir çember geçmiş gibi.
İlâhe İlla ALLAH iş bitti.
Ve bu kelime İlâhe İlla ALLAH bütün kâinâtın var olmasına sebeptir.

Gerçekten O'ndan başka ilâh yoktur.
Anlaşıldı mı?
İlâh nedir?
Hiç baktık mı?
Yok bakamadık. Basit bir kelime gibi geliyor.
Basit bir kelime değil.
İlâh, ALLAH’ın yansımasıdır. Ulûhiyyet yansımasıdır. Evet.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12157
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen kulihvani »

Ne hikmetse Salı Sohbetlerine ne kadar bir şeyler hazırlayım desem de doğrusu ne olduğunu anlamadığım bir şey çıkıyor.
Bir şey oluyor ama kendi yürüyor demek istiyorum.
Benim programıma uymuyor.
“Şöyle yapsam böyle yapayım!” desem de boşa diyorum çünkü uymuyor.
Onu anladım ALLAH hayr versin.
Ama bunda da hikmet vardır.

Bizim temel değerleri toplamamız lâzım.
Bunları çözmemiz lâzım.
Bunlar çok önemli çünkü.
Bunları doğru çözersek biz hakîkaten anlarız meseleyi.
Geçiştirerek anlamayız.
Ne demek gece ve gündüz.
Bunun cem’i nedir yevm dir gün.
İlâhe İlla ALLAH'ın tevhid olduğu gibidir.

Şimdi başka bir şey.
Doğruyu bulup doğru anlamaya Kitabımız müsaid.
ALLAHımız celle celâluhu bunu bizden esirgemedi hâşâ.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz de esirgemiş değil.
“Bunlara okumayın! Kör gidin, sağır gidin!” dememiş, tam tersine “Oku!” ilk emirdir.
Öyle şeyler vardır ki “60 yıl ibâdet etse ârifin bir saatlik uykusuna değmez ibâdeti” anlamında açık hadislerde var.

Resim---- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ârifin bir saat uykusu câhilin altmış yıllık nâfile ibâdetinden üstündür.”buyurmuştur.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bir saatlik tefekkür 60 senelik ibâdetten daha hayırlıdır.” buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfu’l-Hâfâ I-370)

Âriflik, İrfan ve Tefekkür budur.
Firavun’un Sihirbazları Mûsâ aleyhi's-selâm mûcizelerini görünce bir saat düşünüp îman etmişlerdir.

Resim---- Abdullah İbn. Abbas (ra)'dan Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem: "Günün başında sihirbaz idiler , sonunda şehîd oldular." buyurmuştur.
(İmâm Suyutî Ed-Dürrü'l-Mensur III/515)

İşte bütün bunları biz çözmeliyiz.

“İnni, inn┠ALLAHu zu’l- Celâl: “innî” şüphesiz ki ben ve “inn┠şüphesiz ki "Biz” buyurur.
Buyuran kim?.
ALLAHu zu’l- Celâl ikisini de!
Neden birinde “İnnî” buyuruyor da diğerinde “İnn┠buyuruyor.
İşte bunu geçiştirmenin bir yararı yok.
Bu ikilik, iki gibi gözüken, iki gibi gözüken zâten var.
Yaşadığımız yer burası zâten bizim.
Biz “Var ol!” makla "İKİ" lik Âlemindeyiz zâten.
Bundan asla çıkamayız.
Neden “İnnî”?
ALLAHu zu’l- Celâl in Zâtı bu,
“İnn┠ise ana sıfatlarının kullanışıyla birlikte yaratılmış olan sistem üzerindedir.
Düşünebiliyor musunuz ALLAHu zu’l- Celâl hiçbir şey yaratmamış olsa “İnn┠“Biz” buyurmasına gerek var mı?
El-RABB celle celâluhu Esmâsına gerek var mı?
El-RABB celle celâluhu kime karşı El RABB celle celâluhu?
O zaman hangi esmâsını bize gösterir ALLAHu zu’l- Celâl.
Burada insan yaratılışının bir oyun bir şaka olmadığı açık.
ALLAHu zu’l- Celâl’in Ulûhiyyeti gereğidir.
Kendisi bu muhteşemliği bu muazzamlığı bu sistemi kendi kullanmıştır.
Bakın buraya gireceğim konuya girebilmek için çok önemli olduğu için buyuruyor iyi anlamamız için bakın.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Resim---- “Ve iz kâle rabbuke li'l-melâiketi innî câilun fî'l-ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfiku'd-dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne): Hani RABBin, Meleklere: "Muhakkak ben, yeryüzünde bir halîfe var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (ALLAH:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim" dedi.” (Bakara 2/30)



Resim---- Ve iz kâle rabbuke li'l-melâiketi İNNÎ câilun fî'l-ardı halîfeh: Hani Rabbin, Meleklere: "Muhakkak BEN, yeryüzünde bir halife var edeceğim"

İNNÎ: Şüphesiz BEN.
Ve iz kâle buyurduğunda RABBuke RABBin.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimize hitab.
Senin RABBin var ya evet. Meleklerine buyurduğunda.
Bu melek kelimesi, meleke kelimesi zamanla çözeceğimiz bir şey.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaza başlarken:
“Allahumme zu’l- melekûtu ve’l- ceberutu ve’l- kibriyâyı ve’l -azâmeh!” diye başlıyor ondan sonra “Allâhuekber!” buyuruyor.

Azâmet en uçtakidir. Şu andakidir. Şimdikidir.
Ne görüyorsak o dur ALLAHu zu’l- Celâl’in Nûrundan .
Meleke, melek nerde, melek başta.
“Zu’l- melekûtu ve’l- ceberûtu ve’l- kibriyâyı ve’l–azâmeh”
Bunu dörtlü sisteme dağıtıverdiğiniz zaman;
Azâmet Bedene iniverir.
Kibriya Nefse geliverir.
Ceberut cebriye Kalbe geliverir.
Melekutise Rûha karşılıktır.

Berre fiili nedir, kökü berr cerr gibi berr de vardır.
Bereket kökü buradandır. El Birr dir bu.
El Berru esmâdır.

El Berru : Ahdinde, iyilikte, hakta, hayırda mutlak sâdık olan ve yerine getiren ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL. İkram, lütuf, ihsân ve vâ'dinde sâdık olan. Ni'metlerini herkese umûmâ bahşeden keremkâr olan. İyilik, güzellik ve hayr dileyen ve yerine getiren. Birrin ve bereketin yaratıcısı... Mutlak birrin sâhibi, iyiliği sürekli sever, ahdine sâdık ve vefâkâr olan ALLAH-U Zu'L-CELÂL.

El Bârru : Bir kalıbtan dökürcesine düzgün, tertibli ve güzel yaratan.
Herkesi ve herşeyi Lâzım ve Lâyıkı üzere mütenâsib, umumî nizâma ve gâyelere uygun halk eden Cenâb-ı HAKK (celle celâluhu).
Yaratan, yaratıcı, lâzım ve lâyık şekli veren ALLAH-U Zu'L-CELÂL.

İşte melekeüut, mülk âlemidir.

Hangi mülk bu?

Maliki yevmi'd-din'dir.
Yevm neydi?
Gece-gündüz.. Zaman..
Ve o zaman bir Kudretullah var bir de Azâmetullah var.
Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azim.
Bakın azâmete.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyuruyor ki bütün şerlerden şeytan ve kötülüklerden insanlığa yakışmayan her şeyden yaratana sığınırım deyin. Ve deyin ki bu hadistir.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kişi evinden çıktığında “Bismillâhi tevekkeltu ala'llâhi lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah: ALLAH (cc) adıyla, ALLAH (cc)’a güvendim. Güc ve kudret ancak ALLAH (cc) dandır” derse kendisine “Bu sana kâfidir. Doğru yola girdirildin, ihtiyacın giderildi. Zararlı şeylerden korundun.” denilir ve şeytân ondan uzaklaşır.” buyurmuştur.
(Enes (ra) dan; Tirmizî, Nesâî ve İbn Hibban)

“Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-aliyyu'l-azim”
İkisi de aynı yerde.
Şerre karşı korunurken Hayrı da yapabilmek için gerekli kuvveti ve potansiyel gücü ALLAH Teâlâ’dan bilmek ve istemek.
Hayra ve şerre karşı kuvvet-güc istemek aynı hadisin içindedir.
“Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-aliyyu'l-azim” dersiniz.
Azâmetine sığınırsınız.
Havl Kuvvetullah'tır, bilinemeyen potonsiyel olandır.
Ne olur, ALLAH bilir kıyâmet kopabilir. Bütün kâinât yok olabilir.
Azâmet ise fiilen gözükendir, görüyorsun zâhirdir.
Ama kudretullah bâtındır.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Neden buraya girdik çünkü bildiğim kadarıyla Kadir Sûresine geldik.
Abese her halde bitmişti.
Kadir Sûresi ise en zor sûrelerden biridir.
Kadarla ilgilidir, Kaderle ilgilidir, Takdirle ilgilidir, Kudretle ilgilidir.
Bâtınla ilgilidir.
O kadar çok şeyle ilgilidir ki ufacık sûre.
Bin aydan hayırlıdır.
Bu seksen üç yıl dört ay yapıyor sanıyorum.
Bu kadar zamandan seksen üç yıl yaşasanız dört ay da fazla yaşasanız bir gece kadar yapamazsınız.
Leyl Kadar yapamazsınız. Neyi kadar?.
O gece ile ilgili Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimzin pek çok hadisi vardır.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem: “İnanarak ve sevâbını ALLAHu teâlâdan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.” buyurdu.
(Buhari, Müslim)

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem: “ALLAHu Teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.” buyurdu.
(Deylemî)

Yatsıdan sonra diyor dosdoğru dört rekat namaz kılarsanız ihyâ etmiş olursunuz.
Dört rekat namaz kılalım gelin SALL edelim.
Salât edelim dört rekat. Ve bin aydan hayırlı olsun.
Bu bir defa yaşanmayan yalanı anlamak lâzım.
Bu bizim anlamamızla ilgili bunları tüm çözebilmemiz için bu konuları çözmek zorundayız.
Yâni iyi anlamak zorundayız.
Kuvvet azâmettir.
Ama havl henüz ortaya çıkmayan kuvvettir. Kudretullahtır.
Rüzgâr sizi itebilir, deprem SALLayabilir, elektrik çarpabilir bunlar hep Azâmettir.
Ama öyle şeyler vardır ki Kudretullah'tır.
Yâni külli şey'in Kadîr O dur çünkü. Bütün bunları inşaallah görmeye çalışacağız, bilmeye çalışacağız, bulmaya çalışacağız.

“Bismillahi tevekkeltu 'alallâhi Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyi'l-azîm”

ALLAH celle celâluhu ismi şerifi Vâcibu’l- Vücud, Varlığı Zâtı îtibariyle lâzım ve lâyık olan ALLAH celle celâlihudur. Vâcibu’l- Vücud bu demektir.

Varlığı zâtı itibariyle lâzım ve lâyıkdır ki Ulûhiyyeti olsun.
ALLAH celle celâluhu dâim kâim var olan tektir.
İzâfî, geçici, iğreti gelip geçici şöyle böyle rol gereği çıkan varlığı “VAR” ından var edicisidir o.
Kendi “VAR”ından var edicisidir.

Halkın tümü Eşyâ Esmâ Sıfat Ve Zât özellik vasıf fiil ve dilemelerini de kapsamayla berâber Zâtına âit fiillerin tüm hususlarını da kapsar.
Kendi özünde Zâtendir o.
Kendi Zâtında Zât'tır yâni.

Bunu anlatırken er-RAHMAN isminde bir şey geçti bak burada potansiyel olarak bir şey söylüyor da onu söylemek istiyorum.
Er-RAHMAN meselâ Elif hayattır.
Lâm ilim gibi, Ra kudret gibi dedik değil mi?
Rahmânın Ra sı hakîkaten öyledir.
Er-RAHMAN ı “arşi istiva” buyuruyor ALLAHu z’l- Celâl .
El-KADİR celle celâluhu.
El-KADİR celle celâluhu kudreti olan demektir.
El-KADİR kudretini aynı zamanda kullanan demektir.

El-KADÎRu : Her hususta mutlak kudret (güc, tâkat, varlık, ehliyet, kâbiliyet, becerebilme, zenginlik, ALLAH Teâlâ'ya mahsus ezelî ve ebedî ve şu anda bütün kâinâtta tasarruf etme sıfatı) sahibi ve kudretin asıl kaynağı.

El-KADÎRu : Kudreti (gücü) ve iktidarı olan (işi yapabilen, gücü yeten). Gücünü Zâtından alan... Mutlak kudret sâhibi ALLAHu Zu'L-CELÂL.
El-MUKTEDİRu : Külli şeyi halkeden mutlak gücü yeten iktidârı olan ALLAHu Zu'L-CELÂL.

İlâhî kudretin; mutlak sâhibi oluşu, kullanabilişi ve kullanışı bildirir.
Kadr, Kudret (gücü yetmek, ölçü ile yapmak, plânlamak, kıymetini bilmek, rızkını daraltmak)kökünden bir sıfattır.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "ALLAH'ım! Sen'den, Senin ilim ve kudretinden hayır beklerim. Senin büyük lütfûndan taleb ederim. Sen Kâdirsin, benim gücüm yetmez; Sen bilirsin, ben bilmem, Sen bütün gizlilikleri bilensin." buyurmuştur.
(Buhârî,Teheccüd, 25, Tevhid, 10; Tirmizî, Vitr,18; Ebu Dâvud, Vitr, 31)

El-KADİR celle celâluhu azâmet ve kudretiyle küllü şey'in kaderini takdir ve kazâ icrâ eden ALLAH celle celâluhu.
Havl'i yâni potansiyel güç ve kuvveti olandır.
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-azîm” olandır.

Bu kitap Hasan dağında yazılmıştır.
Bir şeyler eklenememiştir fırsat olmadı.
Ama demek istiyorum ki bunlar o zaman görüldü yâni vardı.
Azâmet ve Kudret. Azâmette nahnu innâ, Kudrette innî!

Bakınız Kudretullaha, gerçek “BEN” KiMmiş?

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

Resim---- “İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekîmi's-salâte li zikrî : Gerçekten Ben, Ben ALLAH'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibâdet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."
(Tâ-Hâ 20/14)

سَابِقُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاء وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

Resim---- “Sâbikû ilâ mağfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ keardı's-semâi ve'l-ardı uıddet lillezîne âmenû billâhi ve rusulih(rusulihî), zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zû'l-fadli'l-azîm(azîmi).: RABBinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup ALLAH'a ve Rasûlu'ne îman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, ALLAH'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. ALLAH büyük fazl sâhibidir.”
(Hadîd 57/21)

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Resim---- “El hamdu lillâhi rabbi'l-âlemîn (âlemîne) : Hamd Âlemlerin RABBi'nedir
(Fâtiha ½)

“Biz"lik çok kişilikten deği de RABBi’l- Âlemîn Sıfatının Yaratıklarıyla işlemlerinde kullanılan zamirdir ve Azâmetullah gösterilmektedir.

ALLAHu zu’l- Celâl Azâmetiyle hitab etmektedir.

إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

Resim---- “İnnâ kezâlike nef’alu bil mucrimîn(mucrimîne) : İşte biz, suçlulara böyle yaparız (Sâffât 37/34)


Bir başka ortağı var da “Biz” dedi değildir hâşâ!.
Kudretiyle ve Azâmetiyle.
Bize yakın olan azâmettir.
Azâmet ve Kudretiyle bir şeyin kaderini takdir ve kazâsını icrâ ettiren. Takdir ettiren kaza ettiren ALLAH celle celâluhu.
Havl'i potansiyel gücü ve kuvveti yanında Fiilî gücü olan ve uygulayan.
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-azîm.”

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Yeryüzünde herhangi bir kimse “Lâ ilâhe illallâhu Vallâhu ekberu ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi” derse hataları deniz köpügü kadar olsa dahi örtülür.” buyurmuştur.
(İbni Ömer (ra) dan; Sahih olarak; İmâmı Ahmed ve Tirmizî)

Resim---- Ömer İbni Hattab Radiyallâhu anhu’dan: Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem: Müezzin: “ALLAHu ekber, ALLAHu ekber!” deyince sizden kim (samîmi olarak): “ALLAHu ekber, ALLAHu ekber” derse; sonra müezzin: “Eşhedu en lâ ilâhe illallah” deyince: “Eşhedu en lâ ilâhe illallah” derse; sonra müezzin: “Eşhedu enne Muhammeden Rasûlullah” deyince: “Eşhedu enne Muhammeden Rasûlullah”derse; sonra müezzin: “Hayye ala’s-salâh” deyince “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” derse; sonra müezzin: ALLAHu ekber, ALLAHu ekber” deyince: “ALLAHu ekber, ALLAHu ekber” derse sonra müezzin: “Lâ ilâhe illallah” deyince “Lâ ilâhe illallah”ı kalbinden (samîmiyyet ve ciddîyetle) derse cennete girer.”
(Müslim, Sâlât 12 (385); Ebu Dâvûd, Salât 36 (527)

“Subhânallâhu ve bihamdihi Subhânallahû’l-Azîm ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l-aliyyu’l-Azîm!” demekle:

"ALLAHu Zu’L-CELÂL’i hamd ile tesbih ve ta’zim edip, hakk ve hayra ulaşıp yaşamak için gerekli havl (potansiyel güç, mânevî, bâtınî) ve kuvvet (zâhirî,maddî aleni güç) ancak ve ancak Azîm olan Zâtına mahsusdur. Senin iznin ve inâyetin olmadan hakka inanıp hayr-û-hasânât işleyemem” deriz.
İznullah ve İnâyetullahı dileriz.

Ve yine “Subhânallahû ve bihamdihi Subhânallahi’l-Azîm ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l-aliyyu’l-âzim!” demekle:"ALLAHu Zu’L-CELÂL’i hamd ile tesbih ve ta’zim edip bâtıl ve şerden korunmak için lâzım ve lâyık olan havl ve kuvvet sâdece azâmet-u-kudret sâhibi Zâtına mahsusdur. Senin koruman olmadan bâtıldan ictinâb edip (kaçınıp) şerr-u-seyyiâttan korunamam!” deriz.
İsmetullaha ve Avnullaha sığınırız...

Lâ havle ve lâ kuvvete, asla potansiyel ve fiilen bir güç kuvvet yoktur.
İllâ! ancak kimindir bu? Lillâhi ...ALLAH’ındır. O da Aliyyu’l-Azîmdir.
Azâmeti azîm'dir, kuvveti de 'Aliyy'dir.
Hadi 'Aliyy'i çözün bakalım.

Şöyle bir bakalım.
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l aliyyu'l azîm.
Hayırları yapmak ve şerleri yapmamak için gereken, bize lâzım olan ve lâyık olan havl potansiyel güç ancak ALLAH celle celâluhu'dadır.
Ve tabi öyledir, elektrik olmazsa makine çalışmayacak demektir yâni.
Ve kuvvet mevcut güç ise yine ALLAH celle celâluhu'dadır.
ASLen ve ZÂTen de ondadır. ASLende ondadır. ZÂTen de ondadır.
ZÂTen ondadır. ASLen kime lâzım bana lâzım.
Ben aslından alabilirim. ALLAHu zu’l- Celâldedir buyuruyor.
Onun için vekil ediniyor zâten.
Kudret zâti subûtî sâbit olan el-KADİR ALLAH celle celâluhu.
Kendisinde sâbittir bu ancak kullarına lâzım ve lâyıkınca takdir ettiği kâbiliyet ve onların kapasiteleri istidadlarınca kaderince kadarınca nasib ve kısmet ederek.

Bu neye bağlıdır nasib takdirdir oysa kısmet kişinin tercihidir.
Bütün bünlar iki uca bağlıdır.
Şimdi AKIL tercih edecek.
NAKLi hazırdır ALLAHu zu’l- Celâl gizlemez.
ALLAHu zu’l- Celâl gizlenip beni bul demez.

Bir başka böyle bir seyir yapalım bu gün bir şeye girmeyelim.
Ama Azâmet ve Kudreti şöyle bir tarayalım demek istiyorum.
Kudretullah dediğimiz şey bize uzak olan muazzam şeydir yâni çok daha geniş olandır sanki Murâdullah gibi.
Ama Azâmetullah, Emrullah gibi fiilen yapılan denetlenen şu ANda içinde yaşanılan bir sistemdir.
Öyle gözükmekte demek istiyorum.
Burada bizim kadere çok temel teşkil eden bir şey daha var kader meselesi.
Biz bunu tam inceleyemeyiz ama zaman zaman inceleyemezsek içinden de çıkamayız.
Şöyle bir bakalım isterseniz.

Bizim bu Salı sohbetleri SALLama sohbetleri hep temel oluşturmazsak direk gitsek iki dakîkada bitiririz dört tâne âyettedir.
Ama bir şeye yaramaz bizim işimize yaramaz.
Biz kaderle imtihan olmaktayız.
Hepimizin alın yazısını parmak izlerimizle yazıyoruz hayâtın her ÂNına. Sanki anlımızdaki yazı, AKIL da parmak izimiz kalem gibi yazmaktayız.
O zaman çok iyi Zikreder, Fikreder, Şükreder, Sabredersek başarırız demektir.
Bunun için BİLmemiz lâzım, BULmamız lâzım OLmamız lâzım ve YAŞAmamız lâzım.

Bunları yapmalıyız ki, Muhammedî Şuur, Muhammedî Nur Muhammedî Surur, Muhammedî Onur dengesini kurabilelim.

Akıl, “O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar” âyetleri vardır.

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ

Resim---- “Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alu'r-ricse ale'l-lezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne) : ALLAH’ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar.”
(Yûnus 10/100)

لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Resim---- “Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne) :Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Enbiyâ 21/10)

Resim---- e fe lâ ta'kılûne : hâlâ akıl etmez misiniz?


إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

Resim---- “İnnâ enzelnâhu kur’ânen arabiyyen le allekum ta’kılûn(ta’kılûne) : Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.”
(Yûsuf 12/2)

Bilmedikleri için akla taş atmışlardır.
Barbaros Can soruyordu: “Hocam İbn-i Kesir’i de okumak için çok çaba sarf ettim sanıyorum. 9. ciltte mi ne kaldım. Neden?”

Çünkü selefî, doğrudur ama bana gelmiyor.
Soruyorlar İmamı Ahmed Efendimize: “Niye kavun yemiyorsun?.” “Kavun nasıl yenir diye bir hadis bulamadım da onun için yemiyorum!” Demekte bu sözün neresine bakacaksın.
Bir tâne hadis var Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ateşte pişen bir şey yediyseniz abdest alın dedi ve aldı.”
diye

Bir sürü hadis var tersine olan.
Koyun budunu pişmekte olan bir şeyden aldı yedi çölde.
Bir miktar yedi sonra elini yıkamak için su da yoktu.
Kumla sildi ve “Allahuekber!” dedi namaza durdu.
“Yoook ben öbürüne uyacağım!.”
Yâni demek istiyorum ki buradaki akıl, Kur’ân-ı Kerim'de nasıl? Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemde nasıl? hayatta nasıl?.
Ben akılperestlik demiyorum.
Ben Muhammedî Akıldan bahsediyorum.
Resim
Kullanıcı avatarı
sdemir
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Mesajlar: 487
Kayıt: 24 Mar 2008, 02:00

Mesaj gönderen sdemir »


إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

“İnnâ enzelnâhu kur’ânen arabiyyen le allekum ta’kılûn(ta’kılûne) :

Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.”

(Yûsuf 12/2)
[img]http://www.muhammedinur.com/resimler/cicekler/sdemirimza.gif[/img]
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Aklın hepsini dizen tesbihin ipi gibidir, ilik gibidir.
Aklı iyi anlamamız lâzım.
Akıl, Ayn-Kaf-Lâm'dır.
İçerdeki Lâm nedir?

Resim---- Ömeru’l-Fâruk soruyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e:“Yâ Rasululah kabirde sorgulama sırasında aklımız başımızda olacak mı?” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cevap veriyor:
“Evet bu günkü hâliniz gibi!”
buyuruyor.
(İmam-ı Ahmed 2. c. 172.)

Demin söylemiştim bir saatlik tefekkür altmış senelik ibâdetten hayırlıdır. buradaki sittin sene çokluğu ifâde içindir.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bir saatlik tefekkür 60 senelik ibâdetten daha hayırlıdır.” buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfu’l-Hâfâ I-370)

Önemli olan biz bu AKLı, İlmullah'la öğretip Edeb-i Rasûlullah'la Terbiye edecek miyiz?.
Bunun yedi telini akort edebilecek miyiz?.
Yedi sesi bir şehâdette toplayabilecek miyiz?.
Yoksa yedi yerimizden yedi ses çıkacak da gürültüsü, gümbürtüsü dünyâyı tutacak mı?

İşte Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Bu ibâdetler bana çok fazla geldi. Bana devamlı yapabileceğim bir şey söyle!”

diyen bir bedeviye dilini kullanmasını, ALLAH celle celâluhu'yu zikretmesini buyurmuştur.
Zikir nedir?
Zikir, Ze Ke Ra köküne sahib çıkmaktır.
Ze sâhiblik, Ke Ra ise zâhir ve bâtındaki Rubûbiyyet Sırrının kevne çıkışıdır, keremdir.
Yâni Muhammedî bir ikramdır.
Neden küfür çok kötüdür.
Yalandır da onun için.
Soruluyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem'e İmam-ı Mâlik Muvatta 19. kelâmdaki hadis. Sahih hadis bu!

Resim---- "Yâ Rasûlullah! mü'min korkak olur mu?" dedik,"Evet!" buyurdular."Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular.
Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!"
buyurdular.
(Muvatta, Kelam 19)

Bu inancımızın temelindedir Sadâkat Dini.
Sadâkatı olmayan bir kişiye ALLAH celle celâluhu korusun Muhammedî Şuur haramdır.

Önceleri adı Ebû Hikem olan kişi Ebû Cehil e dönüşür sadâkatsızsa.
Ebû Cehil’in adı Ebû Hikemdir.
Onun için Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ellerini açıp duâ etmiştir. İslâm'a gelsinde ismi güçlensin demiştir.
“İki Ömer den birisi” demiştir.
Ömer'dir onun da ismi. Ama sadâkatsızdır.
Ebû Leheb gibi. Önce bir sorun yok.
Önce sorunu olandan birisi de Ömeru’l- Fâruk radiyallâhu anha.
Ama o da sadâkatinden dolayı Ömeru'l- Fâruk olmuştlur.
Bunlar basit değildir.

Çünkü bir akıl kemâl bulmamışsa, yâni sadâkat ne bilmiyorsa, İlim'de Sadâkat, Edeb'de Samîmiyyet, İrfan'da Sabır yoksa Erkan'da Selâmet asla bulamayacaktır.

Onun için Akılların Terbiyesidir Bedenlerin Terbiyesi.

NEFSİN TEZKİYESİ AKLIN TEZKİYESİDİR.

Onlar bunlardır demiyorum, ama siz onu yapmak zorundasınız.
Kalbin Arındırılması yine aklın arındırmasıdır.
Kalb kendi başına akıldır çünkü bunların içinden ip gibi geçen.
Muhatab AKILdır, NAKİL nereye geçsin, yok muhatabı.

Bunun için Şeytânî Ahlâk'tan RABBâni Ahlâk'a geçmek de aynı anlamdadır.

“Ben şeytanımı Müslüman ettim!” buyrulan, nerde bu şeytan, sokakta mı?
Sokakta niye olsun?
Sen uyurken niye sokaktaki şeytandan haberin yok.
Şeytan aklıyın içinde.
Onun için Kemâl bulmamış akıllar zâten şeytanlıdır. Dikkat ediniz Kur’ân-ı Kerim'e Hâlim.

“Billâhil ğarûr” âyetleri vardır iki tâne. “Dikkat edin ALLAH ile sizi kandırır!” diye.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ

Resim---- “Yâ eyyuhe'n-nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ teğurrannekumu'l-hayâtu'd-dunyâ, ve lâ yeğurrannekum billâhi'l-ğarûr(ğarûru) :Ey insanlar, hiç şüphesiz ALLAH'ın va'di haktır; öyleyse dünyâ hayâtı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi ALLAH ile (ALLAH'ın adını kullanarak) aldatmasın.”
(Fâtır 35/5)

يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ قَالُوا بَلَى وَلَكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِيُّ حَتَّى جَاء أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ

Resim---- “Yunâdûnehum e lem nekun meakum, kâlû belâ ve lâkinnekum fe tentum enfusekum ve terabbastum vertebtum ve ğarret kumu'l-emâniyyu hattâ câe emrullâhi ve ğarrekum billâhi'l-ğarûr(ğarûru): (Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip beklediniz, (ALLAH'a ve İslâm'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp aldattı. Sonunda ALLAH'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi ALLAH ile (ALLAH'ın adını kullanarak, hattâ mâsumca sizden görünerek) aldatmış oldu."
(Hadîd 57/14)

Adam sabahtan akşama kadar "ALLAH celle celâluhu! " diyor kandırılıyor iyi mi?

Ve şeytan kibirle, riyâ ile, bâtılı hak, şerri hayr göstererek, sapıklar peşine takarak vs. kandırıyor. Bu âyettir. Neden?
Çünkü şeytanı Müslüman olmadığı için.
Nerede Şeytanı?
İçinde. Aklının en azından yarısı "La İlâhe" yâni Buz.
"İllâ ALLAH" var ne zaman var?
Akıl BUZu, Erir de SEVİYElenirse var.

Ne gerekiyor?
Tercih gerekiyor. Tercih gerekiyor.
Tercih olmadan olsa o zaman Yaratana gidip söylemen lâzım, yâni söylenmesi lâzım hâşâ “öyle yapma da böyle yap!” diye.
Yâni sistem böyle kurulmuş onu demek istiyorum Sünnetullah budur.
Yâni gübre olmasa da gül açtıramazsın!.
İşte bunun için ÇÖPlük ve ÇÖL.
Bu fitne belâ dert çile yurdu çöplükte yalan Dünyâ'da yâni.
İnsan ancak aklı kemâl bulduğu zaman sükun bulur sükut bulur selâmet ve Sekine-yi Muhammed Aleyhi's-selâtı ve's-selâm'a ulaşır.
O zaman emeller kemâl buldu mu ecel kalkar ortadan.

Onun için buyuruyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şimdiki gibi aklınız başınızda olacak kabirde şimdiki gibi.

Resim---- Osman bin Affan (R.A.)dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ölünün defin işlemini bitirdikten sonra başında kalır ve derdi ki: “Kardeşiniz için istiğfarda bulununuz ve ona tesbit için (dilinin kabirdeki meleklerin suali esnasında kavl-i sabit olan kelime-i şehâdeti söyleyebilmesi için) dua edin, zira o, şu anda sorguya çekilmektedir.”
(Ebu Davud, Cenaiz, 73)

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Ömer’e: “Kabirde halin nicedir?” buyurunca, Hz.Ömer de: “Aklım başımda mı olacak ? demiş. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem: “Evet” buyurmuş. Hz. Ömer de: “O taktirde hiç aldırmam” cevâbını vermiştir.
(Fıkhu’l- Ekber, Aliyyu’l- Kri Şerhi)

Resim---- Ömerü’l-Faruk radiyallâhu anhu'ya soruyor: “Yâ Rasûlullah! Kabirde sorgulama sırasında akıllarımız bize gelecek mi?” Rasûlullah (sav): “Evet, bugünkü haliniz gibi...” buyuruyor.
(İmâm Ahmed, Müsned II-172)

Neden akıl başımızda olacak?
Çünkü tercihi yapan aklımızdır.
İnsanlar sahâbeler: “Şunu yapmayız bunu yaparız!” konuşuyorlar..

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki taş alıp birini çok uzağa atıyor birini ashâbının ayakları önüne bırakıyor. Ve buyuruyor ki: “Şu uzağa attığım taş emeliniz, ayaklarınızın ucundaki de eceliniz.”...

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün eline iki çakıl taşı aldı ve bunlardan birisini yakına, diğerini uzağa attı ve: “Bu neyi temsil ediyor, biliyor musunuz?” dedi. Sahabe-yi Güzin: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şu uzağa düşen EMEL, şu yakına düşen de ECELdir” buyurdu.
(Tirmizî, Emsal, 7)

Buyurun konuşun!“Lâ râhate fi’d- dünyâ: Dünyâ'da rahat yoktur!” hadisi vardır.
İmamı Câferi Sâdık Efendimize soruluyor: “Ne dersin?”
Buyuruyor ki: “Yaratılmayanı arayan çok olur!.” “Nedir o?” diyorlar.
“Rahattır. “Lâ rahatte fiddünya dünyada rahat yoktur” hadisi bu anlamdadır.”


Akıl kendi düzenini kendi kurar.
“Bana ne Dâru’s- Selâm'dan!” der
“Selâmet Yurdundan bana ne. Yiyip içip tepineyim geçip gideyim
Çünkü akıl böyle programlanmıştır ve imtihandadır.
Nefis AKILladır dâima..

Ama Kader Kaderullah'tır.
Şimdi kader konusunda iki şeyi bilmemiz lâzım.
Kazâ ve Kader.
KAZ Kahhâri bir karanlıktır. Bilinemeyendir. ALLAHu zu’l- Celâl kendine mahsusluğudur Muradullahtır.
Kudretullah'ta neyin olduğunu kendisi bilir. Ortaklık olamaz.
Ama KADER takdir edilendir.

“Al KULum bunu yapıp-yapmamak İMTİHANındasın!” demektir.

Kaza, Kader, Meşiyet-Dileme ve İrâdesiyle ALLAH celle celâluhu yaratır.
Plan proje yapar anlamında değil hâşâ.
Dördü bir ANda gelir bunun.
Nedir Meşiyyet?
Şeene sokuştur. Her AN “OL!” makta olan Yeniden Yaratış Şeenullah Sünnetullah'ıdır.

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ

Resim---- “Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin : Göklerdeki ve yerdeki kimseler hep O'ndan ister; O, her gün (her dem ve an) bir işte, bir tecellidedir.”
(Rahmân 55/29)


İrâde, ikiyi öne taşımaktır. İkİyi öne yâni ortaya sunmaktır. Birini seç demektir.
İşte kazâ ve kaderin temeli buna bağlıdır.
Kader Kur’ân-ı Kerim'imizde ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizde iki tip gözükmekte .
Kaderi Muallak, Kaderi Mübrem.
Âyetler vardır hadisler var!

ALLAHu Zu’l-CELÂL ise kullarını, selâmet için Daru’s- Selâm’a çağırıyor...
Sınırlı, sorumlu imkânla imtihan olan kullarız...
Ne diyelim?
Kader Kaderullah...
Kulun kaderi iki hallidir:

1-Kader-i Muallâk:


Zuhûr etmesi (ortaya çıkması) bâzı hususların oluşmasına bağlıdır.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kaderi ancak dua önler ve ömrü ancak iyilik artırır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Kader 6; İbni Mâce, Mukaddime 10)

Duâya ve sadaka verme şartına bağlı.

“ALLAH dilediğini mahveder, dilediğini sâbit tutar (isbat eder).”

يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ&#

Resim---- “Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbit(yusbitu), ve indehu ummul kitâb(kitâbi) : Allah dilediğini siler, dilediğini olduğu gibi bırakır; Ana kitap O'nun katındadır.” (Ra'd 13/39)


2-Kader-i Mübrem:

Kesin olan tebdili (değiştirme) ve tağyiri (başkalaştırmak) olmayan levh-i mahfûzdaki (ALLAH tarafından takdir edilen şeylerin yazılı bulunduğu mânevî levha, ilm-i ilâhî) Ummu’l-Kitâb’da mahfûz (korunup, saklanmış) kader...
ALLAHu Zu’l-CELÂL, hayrı emreder ve şerre rızâsı yoktur. İnsandan ortaya çıkanlar da dâhil herşey (iş, düşünce, hâl v.s.) EL HAKK celle celâluhu’nun havl (potansiyel, henüz ortaya çıkmamış güç) ve kuvvetiyledir.
Yârının (aldığımız en son nefesten bir sonraki) kaderini asla bilemeyiz.
Onun için duâ ederiz de; RABBımızın Hakkı ve Hayrı kalbimize ilhâm etmesini, işlememizde izin ve inâyet (lütuf-ihsân) vermesini, dînimizde, dünyâmızda ve âhiretimizde sırât-ı mustakîm üzere HİDÂYETini dileriz.
Habîbullah Aleyhi’s-Selâm'ın ŞEFÂATini dileriz.
Evliyâullah ve Ehlullahın HİMMETini (mânevî moral gücü desteğini) dileriz...
Ve bize hakka inanıp hayrı yaşamakta MUHAMMEDÎ GAYRET lûtfetmesini dileriz...
Ve deriz ki:
وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ إِن تُرَنِ أَنَا أَقَلَّ مِنكَ مَالًا وَوَلَدًا

Resim---- Ve lev lâ iz dehalte cenneteke kulte mâ şâallâhu lâ kuvvete illâ billâh(billâhi), in terani ene ekalle minke mâlen ve veledâ(veleden).“... Mâşâallah! Lâ kuvvete illâ billahi...: ALLAH’ın dilemesiyle ALLAH’ın yardımından başka hiçbirkuvvet yoktur!” (Kehf 18/39)

Yarınımız için RABB’ımızdan Hak ve Hayr diler, DU ederiz.
Bugünü yaşamanın amacının RIZÂ olduğunu asla unutmayız.
“OL-AN! = Kaza= Hukm-u HAKK” a râzı olup ŞÜKÜR veyâ SABIR ederiz.
Dünkü ömrümüzün noksan ve hatâlarına ise henüz diri ve aklımız başında iken TEVBE İSTİĞFÂR ederiz.
HAKK’a döneriz ve bağışlanmamızı dileriz.
İnşaallah!..
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Resim

Kader-i Muallak denilen değişebilen muallakta duran, değişme imkânı olan kaderdir.
Halbuki kader kesindir.
Kazâ edilmiştir fakat bakıyoruz ki açık hadisler var
Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem: “Duâ ömrü uzâtır” buyurmakta.

Halbuki âyetler vardır ömürler ne takdim edilir ne tehir edilir diye.
Ama başka âyeti kerimeler de var.
ALLAHu zu’l- Celâl in Meşiyyeti –Dilemesi olursa neyi değiştireceğine dâir.

Duâ kimin duâsı, peygamber duâsı baba duâsı, ne bileyim ben hasta duâsı, biçâre kalmış birisinin duâsı.
İşte böylesi tam isâbet 12 den vuran duâlar değiştirir.
Sadaka ömrü uzatır hadis. Âyette vardır benzeri.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem : “Müslüman kişinin verdiği sadaka ömrünü uzâtır, kötü ölümü önler.” Buyurmuştur.
(Camiu’s-Sağir, 3/1121)

Burada duâya ve sadaka vermeye bağlı bir kader değişimi vardır.
ALLAH celle celâluhu dilediğini mahveder dilediğini sâbit tutar.

فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ

Resim---- “Fa’âlun limâ yurîd(yurîdu) : (ALLAH) Her dilediğini yapıp gerçekleştirendir.” (Burûc 85/16)

Kaderi Muallakta şarta bağlamıştır.
Kader-i Mübrem ise tebdili kesin olarak mümkün olmayandır.
Levh-i Mafuzdaki Ana Levhada İlm-i İlâhi de Ummu’l- Kitab'ta korunmuş ve saklanmış olan bir kaderdir.
O öyle cereyan eder. Bunu iyi anlamamız lâzım.
ALLAHu zu’l- Celâl bir başka anlamda kader-i mübrem sanki ben öyle demiyorum ama öyle anlıyorum ki Kudretullah'daki kazâ gibidir.
Kader-i Muallak dediğimiz de Azâmetullah'daki fiilen yaşarken ortaya çıktığı için söylüyorum çünkü yaşarken duâ eder yaşarken sadaka verir insan.
Bu bakımdan diyorum bu bizim kendi sahâmızda yağan yağmur gibi artık bize gelmiş bir rahmettir.
Elime düşen yağmur damlaları benim gördüğüm fiziki bir olaydır.
Er-rahmâni'r-rahîm'den geldiğini biliyorum bu bana çok yakındır biliyorum.

Mubârek ve Muhteşem Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, yağmur yağarken ridasını sıyırıp omuzuna yağan rahmet damlasını göstererek:
“Bak Yâ Aişe! RABB’ımın son yarattığı...” buyuruyor.

Bunu buyurduğu zaman Er-rahamu'r-rahim olan ALLAHu zu’l- Celâl kâinâttaki her şeyden Hayy'dır. Hâzır ve nâzırdır.
Bunu çok iyi anlamamız lâzım bu bakımdan söylüyorum.
Yâni birisi gökyüzünden bakıyor değil.
Bu burada bir çok incelik var.
Bir de. ALLAHu zu’l- Celâl HAYRı emretmiştir ve RIZÂsı vardır.
Asla ŞERRe rızâsı yoktur.
Çünkü şerr, İKİliktir ŞEY-tan lıktır ve yaradılışın SEBEBidir.
İmtihan ana sorusu ve tek sorusudur zâten.
Hizbu'llah ve Hizbu'ş-şeytan diye ayırmıştır.
Başta AHD almış, kabul etmişiz ve bu ÂLEMe gelince de:

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

Resim---- “E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun) :"Ey âdem oğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytan'a kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;"
(Yâ-Sîn 36/60)

وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ

Resim---- “Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm (mustekîmun) Bana kulluk edin, doğru yol budur."
(Yâ-Sîn 36/61)

Kudretullah'ı görüyor musunuz?.
“Ve eni’budûnî” Bana tap Bana!. Bana ibâdet et!.
“Hâzâ sırâtun mustekîm” işte dosdoğru olan yol budur. Benim emrettiğim yol budur.

Bunu neden söylüyorum, çünkü Kudretullah HAVldir.
İnsandan ortaya çıkanlar da dâhil her şey; iş, düşünce, ahlâk, hâl vs. tümü bunlar yaratılış bakamından yaratma gücü O’nda olduğu için,
El-HAKK celle celâluhu'nun havl-potansiyel Kudreti ortaya çıkmaktadır.
Şeen geldikçe HER AN ortaya çıkan bir gücü kuvveti gibidir havl.
Bizim hayâtımızdaki en kısa zaman dilimi nedir yarım nefestir. Alamadığımız zaman bütün işlerimiz duman olur.
AN diyelim biz buna “AN”.
Biz ANın içinde yaşarız.
Ve “AN” ın dışında bir kaderi ne BİLebiliriz ne BULabiliriz ne OLup ne YAŞAyabiliriz.
Ancak şu ANın KADERini yaşarız en son!
Başka ŞEYler Bilsek de Bulsak Olsak da ancak bunu Yaşarız.
Katiyen iki yerde olamayız.
Normal şartlarda söylüyorum her şey TEK Koordinattadır bu ÂLEMde.

Onun için buyuruyor ALLAHu zu’l- Celâl: “Siz en iyisi duâ edin!"

قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا

Resim---- “Kul mâ ya’beu bikum rabbî lev lâ duâukum, fe kad kezzebtum fe sevfe yekûnu lizâmâ(lizâmen) :
De ki: "Sizin duânız olmasaydı RABBim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azâbı da) kaçınılmaz olacaktır."
(Furkân 25/77)

Resim---- ALLAHu Zu’L-CELÂL: “Habibi Edibim deki: Duânız (yalvarmanız) olmasa RABB’im size ne diye değer versin?”
(Furkân 25/77)

Duâ nedir duâ?
Dâimiyeti ondan istemektir.
O ise El Ebeddir.

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Resim---- “Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun) :O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir.” (Hadîd 57/3)

Evvel olandır Zâhir olandır Bâtın olandır Âhir olandır.
İnşaallah ALLAHu zu’l- Celâl Hak ve Hayrını kalbimize ilham etsin İŞlememizde izin versin.
İnâyet versin!. Hidâyet versin! Selâmet versin!.
Bizi dînimizde dünyâmızda buyurduğu-duyurdğu Sırât-ı Mustakîm üzere kılsın.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin şefaatının,
İç en iç, için içindekinin şuhûda çıkmasını şehâdete çıkmasını ve RABBımızın bizde kendisinin kendisine şâhid olmasını sağlasın.
Şifâ kılsın şefaat kılsın!.

ALLAH Dostları himmet etsin. Hâ Mim Mim dir o.
Zâhir ve bâtın Muhammedîyyetin hak oluşudur üzerimizde.
Yâni BİZ BİLE OLuştur. BİZ BİR OLuştur.
Manevî moral gücü desteği değildir aslında Fiilen OLUŞtur.
Seni çarpan elektrik beni de çarptı demektir.
Seni çalıştıran NUR beni de çalıştırdı demektir.
Dün bizim evde elektrik yoktu bu gün sizin kapıdaki direkten bizde elektrik aldık ve ALLAH’a hamd olsun Rabbımızın elektriğini kullanıyoruz BİZ BİR likte demektir.
Kehf Sûresi 39. âyet ne buyurur?


وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ إِن تُرَنِ أَنَا أَقَلَّ مِنكَ مَالًا وَوَلَدًا

Resim---- Ve lev lâ iz dehalte cenneteke kulte mâ şâallâhu lâ kuvvete illâ billâh(billâhi), in terani ene ekalle minke mâlen ve veledâ (veleden) : Bağına girdiğinde: Mâşâallah! Kuvvet yalnız ALLAH'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlâtça beni kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki):”
(Kehf 18/39)

Resim---- “... Mâşâallah! Lâ kuvvete illâ billahi...: ALLAH’ın dilemesiyle ALLAH’ın yardımından başka hiçbirkuvvet yoktur!”
(Kehf 18/39)

ALLAH celle celâluhu’ın dilemesiyle.
Mâşâallah Mâ ile şâa dilemesiyle.
ALLAH'ın dilemesiyle. “Lâ kuvvete illâ billâh” ALLAH'ın yardımından başka bir kuvvet yoktur.
“OL-AN” onun için zâten olsun olmasın bir itirazdır, kavgadır ve Kulluk İmtihanının kaybedilişidir.
“OL-AN”ı görmeyiştir.
Oysa“OL-AN” ALLAHu zu’l- Celâl in Murâdullah'ıdır ve Emrullah'ıdır, Kazâsı ve kaderidir.
“OL-AN” Hükm-ü Hak’tır!
İşte buna râzı olabilmek, buna râzı olmaktrı KULluk!.

Bunu iyice Zikredip, Fikredip, Şükredip de Sabredebilmek İmtihanımız.
Bunun için de “Olsun! – Olmasın!” larımızı RASULÎ SEVİYE ye sokup “OL-AN” ı Hükm-ü HAKK bilmek çok muazzam bir iştir.
Ve şehâdetin taa kendisidir.
Ancak bu sâbit durmaz.
Biz sâbit duramayız, yemek tabakları gibi her an kirlenip değiştiğimiz için! Değişmek zorundayız zâten değişmiyorsak sorun var demektir.
Mutlaka yakîn gelinceye kadar İKİlik kalkmamıştır çünkü!.

Yakîn nedir ki?

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

Resim---- “Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke'l-yakîn (yakînu) : Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr 15/99)

Yakîn: Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmektir.
Abd’in, RABB’ısını YAKÎN BULmasıdır Muhammedî Tasavvuf.
Ölüm korkusundan, nefse çıkış yolu bulamayıştan, halkı taklîd bakımından v.s. nedenlerle yapılan kulluk, câhil işidir.

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “ALLAH’dan dünya ve ahirette aff, afiyet ve yakîn isteyin.”
(İbn-i Mâce, Dua 5)

Onun için Sevgili Efendimiz;
Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyrmakta ki: “ALLAH’dan dünyâ ve âhirette aff, âfiyet ve yakîn isteyin.”
(İbn-i Mâce, Dua 5)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in BİZim için Sıhhat ve selâmet duâsı ise BİZce;

Bedenen Lisânen Yakîni BİLmek
Nefsen İlme’l-Yakîni BULmak
Kalben Ayne’l-Yakînde OLmak
Rûhen Hakka’l-Yakîni YAŞAmakla yerini bulacak İnşaallah..

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Bizim için korktuğuna bakınız!

Resim---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ümmetim için en çok korktuğum husus YAKÎNin azalmasıdır.” buyurmuştur.
(Ebu Hureyre (ra) dan; Buhârî, Tarihü’l-Kebîr V-264; Beyhâkî, Şuabu’l-Îmân I-63/30; Taberâni, Mecmau’l-Evsat IX-401/18864)

Mutlaka yakîn gelinceye kadar İKİlik kalkmamakta
Kalkamaz zâten Hay-YYat devam etmekte her AN ın yaşanaması ve İmtihanı sürmekte yakîn ise artık AYRısı Olmayandır.

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

Resim---- “Fedhulî fî ibâdî: Gir kullarım içine”
(Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي

Resim---- “Vedhulî cennetî: Gir Cennetime”
(Fecr 89/30)

O zaman şu “AN” Nedir??
“AN” dediğimiz şey bir sigara kağıdı gibidir bence acizâne düşüncemde.

“Geçmiş” dediğimiz şey sigara kağıdının bir yüzü gibidir.
“Gelecek” dediğimiz sigara kağıdının öbür yüzü gibidir.
“Şu-AN” ise sigara kağıdının kalınığı kadar AKIL BAZında..
Bizim için ALLAHu z’l- Celâl açısından yâni anlatabilmek için söylüyorum. Depolar dolusu “AN” var değildir!
Seriü’l- Hisab'dır ALLAHu zu’l- Celâl .
Bizim için de böyledir bu kadar azdır bu kadar basittir aslında!

ALLAHu zu’l- Celâl bakın Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ne buyuruyor?
Buyurduğu şu:

“BENi duyan ve uyanlar Hizbullah'ı tercih edenler!”

وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

Resim---- “…ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr (masîru): .. “İşittik ve itaat ettik!” RABBimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler.” (Bakara 2/285)

Ama şunlar aslâ değil!.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ

Resim---- “Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut tûr(tûra), huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vesmeû kâlû semi’nâ ve aseynâ ve uşribû fî kulûbihimu'l-icle bi kufrihim kul bi’se mâ ye’murukum bihî îmânukum in kuntum mu’minîn(mu’minîne) :Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, îmanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakara 2/93)

“Duyduk ama isyan ettik!” diyorlar. Bunlar Hizbu'ş-şeytan işte!.
Hizbullah'ı tercih edenler ne diyorlar: “Ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ: Ve biz duyduk ve uyduk!.”
İşte bunlar Fırka-yı Nâciyye OL-ANlar!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Sigara kağıdının bir yüzüne geçmiş yaramazlıklarımız için “Estağfirullah el-Azîm!” yazalım.
Öbür yüzüne de “Duânız olmasa neye yarardınız?” buyuruyor ya: Evet, Biz ancak sana duâ ederiz ve isteriz!” yazalım.

Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem’e ULAŞalım ki bizim adımıza O etsin!
O anlamda söylüyorum hani biz öyle söylüyoruz değil mi basit gibi geliyor.
Hakîkaten basit geliyor sanılmasın!
RABBi Bizim;
Tövbe Birliğimizi,
Duâ Bizliğimizi Birliğimizi,
Rızâ Bizliğimizi Birliğimizi,
Şehâdet Bizliğimizi Birliğimizi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem BİZ-BİR-İZ BİLEliğinde kıl İnşaallah!.”
Oldu mu olmadı mı onu söyle?
Olmadıysa git bin yıl ibadet et.
Kâbe’nin içine seni keçi bağlar gibi bağlayalım orada kal!
“Yazıklar olsun!” olur..

Ama benim kendi nefsime söylediğimi anladın mı?
O bir tek sayfanın geçmiş kısmına, virdler çekiyoruz hepimiz Muhammedî Tarikattayız.
“Estağfirullah el- Azîm ve etûbu ileyh!.”
“Subhânallahi ve bihamdihi estağfirullah el-azîm ve utûbu ileyh. Evet. Subhânallahi ve bihamdihi estağfirullah el- Azîm ve etûbu ileyh!.”
Yazdık ve Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem’in Tövbe BİZliğine BİRliğine yazdık hamdolsun RABBımız celle celâlihuya.
Gelecek duayı da yazdık.
“ALLAHım Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem’e ne yapacaksan BİZe de lutfet!
Ne yazdık oraya: ''Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyidinâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve Rasûluke Nebiyyi'l-Ummiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve Ehl-i Beytihi '' yazdık.
Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin dört âleminden DUÂ istiyorum yazdık.
Hani YAŞAyacaktık. Nasıl yaşayacaktık?.
İşte bu, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem’in RÂZI olduklarından râzı olacağım yaşarken “RIZA BİZLİĞİMİZ BİRLİĞİ” miz sigara kağıdının kendisidir.
Ne olur yaşarsak?
“ ilâhe İlla ALLAH!” olur!
Nasıl olur?
Muhammede’r-Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi olur.
“Eşhedu Enne Muhammede’r-Rasûlullah!”
Ben öyle bir Muhammed Aleyhi's-selâma inanıyorum ki: “Eşhedu en lâ ilâhe illallah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve rasûluhu!” ŞEHÂDET BİZ-BİRLİĞİmize çağırmakta!
İşte mesele bu!.

Nedir kader?

İşte bu, işte bu!
Bunun dördünü bir araya getirdi mi o yapmadı olur kader işler ama!
Hacı Mahmud kalkarken bardağı kırdı, ama kırmadı.
Bardak kırıldı o sadece elinde olmadan dokundu.
Şerri tercih etmedi .
Bardağı kırdığı kesin ama şerle kırmadı, tercih etmedi onu diyorum.
Öyle yapmadı da kaldırdı duvara vurdu ya da benim bilgisayara vurdu .
Şerri tercih etti işte!.
İkisinde de Hacı Mahmud kırdı bardağı aslında!.

Kaderi çok iyi anlamak lâzım.
Şerri fiilen işleyip hele hele bilerek inanarak işleyip bir de utanmadan ALLAH celle celâluhu’ya yüklemek en kötü iftirâdır.
İnsan günah işleyebilir tevbe-istiğfar eder.
Ama bilerek: “Ben yapmadım o yaptı, kaderimmiş, çünkü bu işi O yarattı!” dediği zaman ALLAHu zü’l- Celâl’in El ADL celle celâlihu Esmâsını ve nice Sıfatlarını bir anda inkâr eder!
Zâten bunun çâresi hiç yoktur ALLAH celle celâluhu korusun!.
Çünkü ALLAHu zu’l- Celâl küllî şeyi ÖZünden ve YÜZünden gÖZetleyen el Latîfu’l- Habîrdir..

İşte böyle bir emânet bir AKIL insana yüklenen!
Dağların taşların kaldıramadığı böyle bir iştir akıl ki kaza ve kader onun üzerinde döner.

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

Resim--- “ İnnâ aradne'l emânete ale's-semâvâti ve'l-ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hameleha'l-insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen) :Biz emâneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zâlim, çok câhildir.”
(Ahzâb 33/72)

Emânet ne ki?

Çok şeyler denmiştir ve denecektir.
Acizâne fikrim ise “AKIL” dır.
AKLın kendisinde İKİlik olmakla berâber NAKLi BİLip, BULup, OLup, YAŞAma melekesi de Fıtraten yüklenmiştir.
Bunun için Ana-Baba, Toplum ve Devlet Aklın korunup rüşde erdirilmesinden sorumlu kılınmıştır.

Öyle bir şeydir ki bu insan aklı, nefsin yaradılış îtibâriyle yarısını teşkil eden; şeytanlık, şaşkınlık, taşkınlık, azgınlık, şehvetler ve bir sürü eşkiyalıklar Hizbu'ş-şeytanlık tarafıdır.

Ne zaman Müslüman oluverirse bunların tümü Muhammedî ahlâka dönüşüverir.
Ve kemâlat yolunda ilerlemeye başlar şah damarına doğru.
Öbür türlü belhume dallun hayvandan aşağıya iner.

Şunu hiçbir zaman unutmamızgerekir ki insanoğlu Mükerrem yaratılmıştır. ALLAHu zu’l- Celâl, Zu’l- Celâli Ve’l- İkram'dır :

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً

Resim--- “ Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fî'l-berri ve'l-bahri ve razaknâhum mine't-tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen) : Andolsun ki Biz, âdemoğlunu mükerrem- üstün bir şerefe mazhar kıldık. Karada ve denizde taşıdık. Ve onları temiz nîmetlerden rızıklandırdık. Yaratmış olduklarımızdan çoğuna onları üstün kıldık.” (İsrâ 17/70)

Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık.
Onları karada ve denizde taşıdık.
Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.

Ama mükerremlik İRFAN iledir.
İşte bunun için İLİM EDEB lâzımdır irfana erelim ERKANa erelim.
Rukun; rukun “Kun”un RIZ içinde “OL!”-uşmasıdır.
Murâdullah'ın Emrullah'a aynen yansıtılmasıdır.
Bunu nasıl değerlendirelim işte Kur’ân-ı Kerim'den bilmeye çalışıyoruz.

İnsan bakın iki yönlüdür.
Îcad ve imdad kelimeleri vardır. İkisi de ilginçtir.

Îcad nedir?

Ortaya çıkarma vücûda geçtirme, görünür kılma, var etmedir.
Vücuda getirilen, Muhtaçtır Mecburdur.
Çünkü öyle olmak kendi elinde değildir ve kim yaptıysa onun işidir.
Ama bunun devâmı ise imdad dediğimiz varlığın devâmı için yardımın şart olması.
İmdad nedir?.
Varlığını devam ettirmedir.
Îcad nasıl lâzımsa İmdad da lâyıktır.
Aksi takdirde yaşayamaz, SEVİYEleyemez, çekin fişini, söner.
İşte bu îcad ve imdad nîmetleriyle var olan insan Fakriyeti Acziyeti Zillet ve İlletiyle,
Muhtaçtır, Mecburdur, Me’murdur ve Mahkumdur “KUL” luk yapmaya.
Katiyyen ensesindeki yelesini ALLAHu zu’l- Celâl'in elinden kurtaramaz.

Peki nedir istidad nedir Fıtrî Yapı?

Kim İmdâdullah'ı çağırır? Nerden çağırır?
“ÖZ” ünden çağırır her şey.
Toprağa attığınız her tohum özünden çatlar.
Dışardan çatlamaz içerden çatlar ve içerden çürür.
İşte en büyük EMÂNETimizin AKLımızın ÖZü YAKÎN NÛRU'dur.
Yakîn nûrudur.
Yakîn Nûru ise ALLAHu zu’l- Celâl’in insanoğluna vaadedilen ihsanıdır.

Şah damarlarımızdan yakîn olan RABBu'l-Âlemin ile aramızdaki perde aklımızın rüşdüne erip Muhammedî Aşk hâline ve İlâhî Ünsiyet hâline cemâli Hazret-i İlâhiye Müşâhedesine ermektir.
Bu kemâl olmadan bu cemâl olmaz.

“Fedhulî fî ibâdî: Gir kullarım içine!” KEMÂLi varsa,
“Vedhulî cennetî: Gir Cennetime!” CEMÂLi vardır kardeşim!.

Bunun uyumakla, uyur gezerlikle dünyâ sarhoşluğuyla nefis sarhoşluğuyla Bilineceği, Bulunacağı Olunacağı, Yaşanacağı yoktur.
Onun için Muhammedî Melâmet cidden çok farklıdır.
Sokak Soytarılığından, Târikat Cambazlığından: “Öyle yaparsam şöyle olur, böyle yaparsam böyle olur!” değildir.

İlim, Edeb, İrfan, Erkan İşidir.

Rasûlullah gibi yaşarsam “OL-UR” a gelmek gerekir.
Ses çoktur, halk konuşur.
Çünkü her şeye dili döner halkın. Ağzı olan konuşur.
Bilgi de konuşur ancak, “EDeB” Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem'siz bilgi vardır İblis’inki gibi Allâme-yi Cihandır ama Muhammedî Edebi yoktur.

Şeytandan da beterdir İblisten de beterdir.
Diyelim ki edebi var.
İlimle, Edeb'le konuşuyor Bilgi de kalır!
Yâni İrfana geçemez.
Ne zaman ki Muhammedî İrfana ulaşır Ahlâk-ı Muhammedîye aleyhi's-salâtu ve's-selâm'a kavuşur.

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ

Resim--- “Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin) .: Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.”
(Kalem 68/4)

Hulk: Huy. Ahlâk. Tabiat. Yaratılıştan olan haslet. Seciyye. Cibilliyet. İnsanın doğuştan veya sonradan kazandığı ruhî ve zihnî hâllerdir.

Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellemin yaratılış özellik ve güzelliklerine ulaşıverirse o zaman işte Hakîkatın Ağzından Hakikatın Sesi duyulur.
Biz Müslümanlar, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellemin mübarek ağzından duyduk ALLAHu Zu'l-celâlin sözünü.
Hakîkatın Sesi Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem'in mubârek ağzındadır. İşte Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem de OL-ursak Şehâdeti yaşarız ve şah damarımızdan yakîn olan RABBımız Teâlâ’nın SÖZünü O’nun Sesinden duyarız İnşaallah!.
Sistemin Sâhibi, senden sana söylerse o zaman kelâm Kelâmullah olur.

Yoksa, Kervan Kıtmiri’nin söylediği aynen Kerbelâ Çölünde üren bir çoban köpeği gibi gelir.
Hiçbir değer taşımaz yüreğinden duymadığın için.
O zaman eğer kalbimiz Muhammedîyyet Merkezi ve Ravza-yı Mutaharrası olursa RUHumuzu buluruz.
Rûhumuzdan dediğimiz çıkış, ANAdan alacaktır.
Rahmâni İlhamları ve süratle Kalbimizin Rahimî Kapısına taşıyacaktır.
Tıpkı analarımızın bizi doğurduğu gün gibi.
Başımızı çıkarıp: "Ben nereye geldim!” diyemediğimiz gün gibi !
Ap-ayrı bir âlemde bu doğuşlar, bu vâridatlar var oluşlar!
Habli’l- Verid'lerin doğuruşları, ÖZündekini doğuruşları!
RABBu'l- Âlemîn ve Rahmetenli’l- Âleminin İşleri!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Bakın RABBu'l 'Âlemîn’in diyorum, Habli’l- Veridin ötesine.
Habl’l- Veride de diyorum ki: “Rahmetenli’l- Âleminin Semâsından yağan Yakîn Yağmurları gibi yağacaktır Kalblerimize İLHAMlar İnşaallah!.
O zaman canımız Cennet Bağı olacaktır, Fazilet Feyizleri olacaktır.
Ve Fazilet Fecrleri sökecek! Fazlaları fuzulları.
Zillet, İzzete dönüşecektir.
Cehâlet, Kemâlata dönüşecektir.
Kemâlat Kevserleri kaynamaya başlayacaktır yüreklerimizden. Muhammedî Merhâmet fışkıracaktır.
Muhammedî Muhabbet kaynakları coşacaktır.
O zaman anlayacağız ki Uluhiyet Kudreti neyimiş, Rububiyyet Azameti neyimiş!
Uluhuyyet Kudretini o zaman anlarız.
Rububiyyet Azametini o zaman anlarız.
Neyimiş Uluhiyyet Kudretindeki Muradullah nasılmış!
Rububiyyet Azametindeki Emrullah nasıl işleniyormuş.
Ve bütün oluşumlar nasıl Mülkullahta oluşuyormuş.
Bunlar tüm gözükecektir.
Cisimde Azametullah, Can da Kudretullah. Cem’i ise CeNNet!.
Celâlde Azametullah, Cemâlde Kudretullah.
Kudretullah ile Azametullah, Et-Tırnak, Parmak-Yüzük gibi sanıp ayrı görüşler ancak kemâlat İrfanıyla CEM’ Olur!.
“Aaa şimşek çakıyor!” der gibi.

… اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

Resim--- “Allâhu nûrus semâvâti vel ard (ardı),..: :Allah, göklerin ve yerin nurudur…” (Nûr 24/35)

“Allâhu nûrus semâvâti vel ard”
Her ne ŞEY ki görüyorsanız Allahın Nurudur!
ANladık mı? AN-ladık!.
Ayrı gayrı yok çok güzel.
Ama diyorum ki: “Barbaros gözün nasıl?”
“İyi hocam!”
Rabbınla nasılsın içerde sana Yakîn OL-AN’la?
“İyi hocam. Seninki nasıl?”
“Ben de iyiyim!.”
Bu “İLE” likltir, Parmak-Yüzük gibidir ve istediğim zaman çıkarıyorum masanın üzerine atıyorum!
Ama Kudretullaha geçiverdi mi BİR AN da “BİLE” liğe geçer Et-Tırnak Olur ve Muhammedî İrfana ER-ER!
“Nasıl yâni?”
Nasılı mı var Aksaray da cereyan kesildi, şimdi ev ev dolaşayım mı kimin kesildi diye.
Herkesin kesildi. Toptan kesildi, ANAdan kesildi çünkü.
Geldi herkesin geldi gibi.
“Hangi âletler çalışıyor?” u bırak!
Ahır mıydı, köşk müydü câmi miydi, meyhâne miydi bırak onları, cereyan kesildi diyoruz.
“BİZ BİR” liğinden bahsediyoruz!
İşte bunlardır Muhammedî Tasavufun SeyrSüluku.
Bu YOL da oyun oyuna dalmazsak “YÂR” e yolculuk budur.
Gerçekten Muhammedî Tasavvuf o zaman coşkulu olur.
Coşkudan kastım bir adeta bir yağmur gibi güzellikler içerisinde OL-uşlar ve aşkı meşk edişlerdir.

İşte vücudî olarak “İLE” likler, ayağım benim ile gözüm benim ile gibi ilelikler.
Şuhudî BİLElik, Sucudî YAKÎNlikler ve Uhudî sılalar SALLler!
Yâni artık fiş ile priz cana cereyanı geçiriyor!
Barbaros da bana diyor ki: “Hocam fişinen priz paslı değilse can cereyanı kullana biliyor!”
Bende onu SALLıyorum diyorum ki: “SALLıyorum kestiriyor musun ayakta. Seyrü sülük budur PASın-PİSin Silinmesi vs!”
Öyle ÇÖPlükten ÇÖLe, ayrı gayrıdan SILAya İrsal-Ulaşım, SALL ancak ve ancak Rasûlullah SALLallahu aleyhi vessellem’in işidir.
Biz TESLİM Oluruz ve İSTİKAMET ancak Rasûlullah SALLallahu aleyhi vessellem ile mümkündür.

Ne gariptir ki öyle bize fıtraten öyle yaratılmışızıdır ki görüp yaşadığımız her şey hakikatte yalan ğibi!
Oysa zuhuratın en Mükemmeli olan, insan açısından en Mükemmeli olan, en Mükkeremi olan, en Muhteşemi olan Bu HAYYAT tan daha Muazzam bir şey asla düşünülemez!.
Çünkü bütün vaad edilenler burda kazanılır ve kaybedilir.
MuhaMMed Aleyhissalâtü vesselâm’ bütün “MîM” lerini bedenen yaşadığı zaman toplamıştır üzerinde.
Doğmadan önce gelecektir potansiyeldir çünkü.
Geldiği “AN” da en MÜKEMMEL en MÜKEMMİL “HÂL” iyle gelmiştir.
Onun için Münir Hocam durmadan: “Sakın sakın “MuhaMMed İsm-i Şerîfi kelimesini abdestsiz ağzınıza almayın!” der durur!
Ne kadar titrer yüreği o “MîM” lerin KiM olduğunu bildiği için!.
Hani bir çocuğa dersiniz: “Sakın buna dokunma kırılırsa bir daha bulamayız!”
Böyle üzerinde durusunuz ya işte öyledir bu iş!.

Bizim bu Hayattan gitmemek için bütün yolları denenemiz emredilmiştir.
Bu Yalan Ülkesinden Hakikat Âlemine.
Ve bütün insanlarda son nefesini vermemek için çırpınır dururuz böyle yaratıldığımız için.
Halbuki bir gerçek vardır o da: “Öldü!” diyecekleri.
Şu gözüken Hakikaten Muhteşem Muazzam Mukaddes bu İKRAM dolu OL-AN bu Mevcudat de Mahlukat de Mâsivâ de ne dersen de, Allahu Zülcelâl in kendi Zâtı, Haysiyeti, Değeri, Şerefi, Varlığı, Uluhiyyeti Allah celle celâlihu oluşu bakımından sırf yokluktur.
Hiççç yokluktur.
Bir oyun oynanmaktadır, Tiyatro Oyunu gibi.
Vâcibü’l- Vucud Ol-AN Zâtıdır.
Gerçek vücud sahibi olan bir tek kendisidir.
Geri kalan tamamen gel geç oyunundaki MEVCÛDlardır.
Onun için TEVHİD basit gözüken 4 kelimelik bir CÜMLEdir.
En kolay bir CÜMLEdir hatta bir saniye bile sürmez.
Sürer mi bilmiyorum “ İlâhe İllâ Allah!” bitti.
Ama Tevhidin İhlası nedir?
Zincirlerini sökmeyenler için?.
Kimin ne zincirlerini?
Kendi engellerini sökmeyen, mâsivâ engellerini sökmeyen.
Bu zincirleri sökmeyi zevk etmeyen :
“Soyunmayan “YâR” e Seyr ü Süluk Hüriyetine hasret kalır’” diye yazmışım!.
Bakın bir daha okuyum: “Ağyar Zincirlerini yâni Mâsivâ Zincirlerini zevk etmeyen, soyamayan, “YâR” e Seyrü Süluk, Ulaşım, Salat SALLı Hürriyetine hasret kalır!”
Türkçesi SOYUNmayan “YâR” ini ÜRYAN GÖR-emez!.
Üryan “OL-AN” ı GÖRemeyen ise “BEN” lik Kalesinin Zindanında esirdir.
“Sevgilime CANımı da veririm!”
Diyen kimse O Sevgilinin Sırrı Sıfırına ermemiş ve canının gerçek sahibini bile bilememiş kişidir.
Bu Kulihvani böyle diyorsa; ya Uyuyor, ya Uyur-gezer ya da zilzurna Sarhoştur!
Oysa çok iyi bilir ki Âşık AYIKtır.
Ama deli olsun ama akıllı olsun.
Ama orda olsun ama burda olsun.
Ama cennette olsun ama cehennemde olsun, Âşık AYIKtır.
Hiçbir zaman: “Sevgilime canımı veririm!” demez.
“Veririm!” kelimesini kullanmaz.
Vereceği “Hiǔ liktir!
Âşık 4 Âlem Zengini FÂKİRdir!
Sermayesi; Fakriyyeti, Acziyyeti, Zilleti, ve İlletidir!..

Onun için İnşaallah Allah’ın izni ve inâyetiyle;
Muhammedî Hasbî hizmeti BİLiriz.
Muhammedî Merhameti BULuruz.
Muhammedî Merhamette OLuruz ve,
Muhammedî Hakikati YAŞArız inşallah!.
Bu da Tevhiddir.

Bütün bunlar, bakın: “Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard!” duyuyor musunuz?

Atomun dönüş sesini duy-bak Barbaros, nasıl inliyor DEVR-AN da ZeRRe?.
Bakıyor musun Hâlim, Kâinât bütün Kâinât nasıl toptan DÖNüyor SEYR-AN da KüRRe!.
Şah damarından da yakîn olan Kâbenin etrafında!.
Sanki Habli’l- Verid Kâbetullah!
Çekirdek O’da elektronlar gibi etrafında dönüyor CEVL-AN da CİSİM ve HAYR-AN da cAN!.

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ

Resim--- “Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm(hakîmi) :Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi Allâhı tesbîh (ve tenzîh) etmekdedir.” (Cuma 62/1)

“Yusebbihu” ya sebeb OL-AN Subhân Allahu Teâlâ!
Ne demek Subhân?
Subh, sabah demektir.
Subhân, Nurunun Hakikat Bileliğine geçici ve izafî de OL-sa Sahib kılan Allahu Teâlâ!
“Subhân olan Allahu Teâlâ’nın Kudretini ve Azametini İlimle, İradeyle, İdrakla ve İştirakle kardeşim Bildim, Buldum, Oldum Yaşa-yorum!.” demektir.
Yaşamayım mı?
Böyle uydur kaydır hâşâ bir inanca mı inanıyım ?
Bu benim aklıma karşı bir hainliktir.
Ee ne oldu bildiysek?
“KUL” luk Vasıflarımı, HİÇ liğimi, Fakriyyetimi, Acziyyetimi, Zilletimi, ve İlletimi anladım!
Hiçbir şeyimin olmadığını anladım.
Canımın da olmadığını anladım!
BiL-ince Fakriyyetimi,
BUL-unca Acziyyetimi,
OL-unca Zilletimi ve
YAŞA-yınca İlletimi Anladım!.

Ben bir “SeBeB-İLLET” le VaR OL-Anım!
Sebeb kalktı mı ben yoğum kardeşim!
Benim varlığım İLLET dediğimiz, hastalık dediğimiz yâni bir sebebe bağlılık, dâimi olamayışa bağlıdır.
Onun için Allahu Zülcelâl el Dâim olan KULsun sen dâim-ebedî olamazsın!.

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

Resim--- “Fedhulî fî 'ibadî: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي

Resim--- “Vedhulî cennetî: Gir cennetime!” (Fecr 89/30)

Gel Benim ebedîlerimin arasına gir, hadi gel!
Sen kendi başına hiçbir zaman ebedî olamazsın.
Kul olamazsın, Bu Dünyadan tatmin olamazsın!

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

Resim--- “Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh (mutmainnetu).: Ey o rabbına muti' olan nefs-i mutmeinne(Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

Resim--- “İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh (mardıyyeten).: Sen dön o rabbına hem râdıye olarak hem merdıyye de” . (Fecr 89/28)

Akılsızlar kulluğu kölelik sanır.
Haklıdırlar çöplükte köleliktir, çölde SULTANlıktır Halifetullahlıktır!.
Çöplük ve Çöl ayrı yerler değildir.
İki yoktur Allahu Zülcelâlde.
Çöplük Nur-u Mimsizliktir.
Çöl batmayan GÜNEŞe kavuşmadır.
Aynı yerdedir Gündüz-Gece, mesele “Güneş var mı yok mu?” da!.
Aynı kişisiniz siz.
“Ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ: İşittik ve itaat ettik
Karşınızda Muhteşem bir Muhammedî Canan var demektir.
Deseydi ki yok yok hâşâ: “Kâlû semi’nâ ve aseynâ: İşittik ve isyan ettik!”
Bu sefer kimdir canan, Lût aleyhisselâm’ın karısı vardır ve gâbirundur.
Dönmüştür, velev ki peygamberler doğurmuş olsa dahi Nûh aleyhisselâm’ın karısı olsa bile gâbirundur.
Bakınız, 950 sene yaşıyor, peygamberler doğuruyor ama ne oluyor son-Uçta gâbirundur.

İşte bütün bunları göz ardı edemeyiz.
Bunları kendimiz bunları var edemeyiz.
Onun için zâten Muhammedî Melâmet bir Sokak Tarikatı değildir.
Zâten Tarikat milletin anladığı anlamda değildir ve ayrı değildir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in Şeriatı, Tarikatı, Marifeti, Hakikatı birbirinden ayrılamaz.
Benim Bedenim Nefsim Kalbim ve Ruhum nasıl birbirinden ayrılıyor.
Ben bunların tümüyle yaşarım.
Kalbimi anlamak için Kalb profösörü mü olmam lâzım?
Hiç de değil bilebildiğim kadarıyla yaşıyorum zâten.
Ama doğru yaşamam lâzım.
Bu bakımdan diyorum Muhammedî Hasbî Hizmette;
Muhammedî Gayret,
Muhammedî Merhamet,
Muhammedî Muhabbet
Muhammedî Hakikat hep birbirini tamamlar.
Ve bununla ancak Subhân olan Allahu Zülcelâl in Kudretullahı ve Azametullahı İlim İrade İdrak ve İştirak edilir.
Bu dörtlerin tümü birbirini tam tamamlar.
Bir insana Fakriyet getirmeyen İlim ne İlmidir?
“Mâlikü’l- Mülk, Malikiyevmiddin OL-AN Allahu Zülcelâldir.”
Sözüne getirmeyen bir İLİM, Muhammedî Şuuru BİL-ememiş İLİM kimin ilmidir?
Edebsizdir ve İBLİS’in ilmidir.
Bir insana Acziyeti getirmeyen bir İRADE, edebsiz bir irade, Muhammedî Nuru BUL-amamış İRADE Eşkiyadır.
“Ben şunu yaparım bunu yaparım!” diyor!
Halbuki yarım nefeslik bir insan bu, ikinci bir yarımı yok elinde.
Geçene de sahib çıkamıyor, geri getirip düzeltemiyor, bir şey yapamıyor.
Sadece ilmek ata ata bir halı dokur gibi yaşarken bir de kalkıp hepsine sahib çıkıyor!
Kula Zilleti getirmeyen bir İDRAK Muhamedî değildir, Muhammedî Sürurda OL-amamıştır.
Onun için Allah celle celâlihu karşısında aciz değildir!
Buna istediğiniz kadar mu’cize gösterin Firavun gibidir.
Muhammedî Muhabbete ulaşmamış bir İDRAK, doruğa çekilmemiş,
Habbe yâni HaBBe ki Muhammedî Tohuma, Habibullah Tohumuna varamamış,
Öyle olamamış bir idrak doruğa çekiş, en zirveye çekiş yoksa bu adam zillet sahibi olamaz.

Allahu Zülcelâl “El Azîz BENim!” buyursa da, bu kimse de der ki:
“Bende Azîzim!”

ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ
Resim---“Zuk, inneke entel azîzul kerîm(kerîmu) :"(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun- çünkü sen azîzdin, kerîmdin." (Duhân 44/49)


Onun için Allahu Zülcelâl buyuruyor:

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

Resim---“E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun): "Ey âdem oğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (Yâ-Sîn 36/60)

وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ

Resim---“Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun): Ve bana kulluk edin doğru yol budur» diye” (Yâ-Sîn 36/60)

Bana tap bana yol budur!
Seninle anlaşma yaptık. Aklıyın şeytanlığına tapma, aklıyın şeytanlığına tapma!
AKLını Müslüman ette NAKİL gelsin.
İşte tümü bunların Muhammedî Onuru yaşayıştır!.
Onur; şereftir, haysiyettir ama bir şey daha var yalınız.
Onur’u buraya ben uydur-kaydır, şâir olduğum için uydurmuş değilim!
Âşık olduğum için koydum O-Nuru!.

… اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

Resim---“Allâhu nûrus semâvâti vel ard (ardı),…: Allah, göklerin ve yerin nurudur…” (Nûr 24/35)

Onur-O Nur, “Allâhu nûrus semâvâti vel ard” OL-AN NURdur o NUR!.
Rasûlullah SALLallahu Aleyhi Vessellem in değildir.
Rasûlullah SALLallahu Aleyhi Vessellem in sahip olduğu nur Allahu Zülcelâlin Nurudur.
İşte o zaman Hakikat-ı Muhammedîyye ye ulaşır İNSAN.
Ne demekte karacâhil ham sofu: “Allâhu nûrus semâvâti vel ard” âyeti müteşâbih âyettir. Biz onu okur geçeriz ve mânâsına bakmayız!”.
Oku geç bakalım müteşâbih âyettir diye dinlemeden-anlamadan, Kur’ân-ı Kerimin yarısından fazlasını!
Oku geç de duymayan, görmeyen kalbi mühürlülerden ol git!.
Bu Kur’ân-ı Kerim su gibi içilmek için, ekmek gibi yenmek için gelmiştir. Nasıl bir iş bunlarınki akıl fikir ermiyor.
Allah kimseyi kör, sağır ve kalbi mühürlülerin eline düşürmesin ve öyle yapmasın!.
Çünkü bu bağnazlığın kurtuluşu yok!.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

İşte ALLAHu Zu'l-celâl'in Kudretullah'ı şöyle söyleyim.
Azâmetullah'ın NEŞ’Esi İLİM ve İRÂDEyle BİLinir ve BULunur.
Kudretullah'ın HÜKMü, İDRAK ve İŞTİRAKle OLunur ve YAŞAnır.
Bir başka söyleyeceğimiz tarzda ise;
İnsan NEFSi ve BEDENi Azâmetullah'ı hep görür.
Güneş doğar, yağmur yağar, şimşek çakar, üşür, ısınır.
Yâni gözle görülebilecek güzelliklerdir bunlar.
Yaşanırsa şerden sığınılır.
Düşünceden sığınılır mı?
Yaşanırsa hayır ortaya çıkar düşüncede hayr olur mu?
Olur ama boşta kalır.
Teşebbüse geçilmeyen bir hayr hayr değil ki o bir düşünce tarzıdır.
Ama niyet eder şey alır yapmaya niyet ettiği için.
İşte burada dikkat etmemiz lâzım ama Fakriyet ve Acziyeti olmayan bir insan Azâmet'ten pay alamaz.
Zillet ve İlletini yâni ALLAH karşısında “BEN” liğini ve geçici olduğunu, bir “VAR” lığının bile olmadığını anlamadığı sürece Kudretullah’tan pay alamaz.
Yâni ne olacak alsak?
Azâmetullah ve Kudretullah'ı anlamayan kişinin Kur’ân-ı Kerîm'den bir alacağı vereceği yoktur zâten.
Okur, anlamayan İmamın okuduğu gibi okur.
“Bir bitse de gitsem!” diyor.
“Gır gır gır gır! Amene’r- Rasûlu!”
Bir dakika da sürmüyor hemen pırrradan geçiyor!.
Sonra her gün okuyor bunu mânâsı ne bakmamaktayız!.
Onun için ALLAH bize hayr versin!
Kudretullah, Murâdullah'la ilgilidir.
Ahadî'dir. En azından Ahadî'dir. Arka taraftadır.
Azâmetullah, Ahmedîyyet Âlemine gelmiş “OL-AN” dır.
Bize doğru gelenlerdir.
Mülk Âlemine yâni şu Şehâdet Âlemine, Melekût Âleminden Mülk Âlemine geçmektir.
Bakın Kudretullah'a Melekût Âlemi diyorum.
Azâmetullah'a Mülk Âlemi diyorum.
Ben böyle demiyorum.
Peki Akıl nerde akıl?
Akıl sanki Mülk Âlemi ile, yâni şu Şehâdet Âlemi ile Melekût Âlemi diyeceğimiz ve olduğu halde gözükmeyen Gaybî Âleminin arasındaki SIRAT KÖPRÜSÜdür bence... AKIL öyle gibi geliyor.
Bu iki âlemin sırlarını, iki âlemin sırları bu aklın sînesine ezelden sarılıp bükülüp, sokulup saklanmıştır.
Onun için Ali Efendimizin Muhteşem bir sözü vardı Âlemi ekber, Âlemi asgar olan insanın içine mundemiçtir diye, dürülmüş, bükülmüş, sokulmuştur.
Âlemde gördüğünüzü aramayın Adem’dedir.
İşte bütün bu akıl akıl akıl akıl.
Ama akıl herkesin dediği akıl değil.
Öyle bir akıl ki esfeli sâfiline indirilmiştir.
Öyle bir akıl ki bir dakîka da illiyine çıkacak kadar muhteşem bir iptir. Habli’l- veriddir çünkü. Tek iptir.

Kendisini bilememe, bulamamadan dolayı esfeli sâfilinde debelleniyor “ İlâhe” bölümünde demek istiyorum.
Firavunluğa kalkışıyor felân.
Eğer, eğer demeyim İnşallah ALLAHu Zu'l-celâl in görevlendirdiği;

ALLAH ve Rasûlune teslim olun!. Sakın başkasına teslim olmayın.
ALLAH ve Rasûlune îman edin. Aslâ başkasına îman etmeyin!.
ALLAH ve Rasûlune tâbi olun. Aslâ başkasına tâbi olmayın!.
ALLAH ve Rasûlune itaat edin Aslâ başkasına itaat etmeyin!.

Bize en yakın olan ve aynı zamanda biz gibi beşer Abdullah Sallallâhu Aleyhi ve sellem olan Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve sellemi duyarsa o zaman kendini bilmeme cehâletinden RABBini bilme, RABBiyle olma ve yaşama muhteşemliğine ve kemâlâtına yâni illiyine atlayıverir.

Atlar mı? Gâyet tâbi. Herkes yerinde durur SEVİYElenir.
Gece gündüz kalkar güneş doğduğu için ebedîyen.
Güneş yoktu vardıdan dolayı oluyordu gece gündüz..
İslâm geldi artık.
“Fe Subhanallah ben güneş doğdu diyorum sen gece nereye gitti?” diyorsun."
“Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi’l- azim.”
Bunun için Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve sellem Efendimizin neden Tebliğci, neden Tenzirci, neden Tebşirci, neden Teşhid şâhid olduğuna iyi dikkat etmek lâzım.
Kime tebliğ yapıyor, kime tenzir yapıyor.
Kime tebşir yapıyor. Kime şâhid oluyor.
Bunlar bende dördü de.
Tebliği kulağımla duymam lâzım. Gözümle görmem lâzım.
Elimle tutmam lâzım. Bedenen demek istiyorum.
Tenzir'i nefsin inzarı uyarmayı kesin olarak alması lâzım. Görmesi lâzım görmesi.
Onun için ALLAH Dostunu görmem gerekir.
Mutlaka diriden diriyedir. Öyle midir?
Öyledir kardeşim.

Tebşir beşâret Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ ın işidir. Kalbî bir işdir. Burda ve “kâlu semi'nâ ve ate'nâ-DUYduk ve UYduk derler!” çalışır.
Tebşir çalışır beşâret çalışır.
Yaşamak rûha âittir. Ebedî olan ruhtur çünkü.
Şah damarımızdan yakın olanın şâhidi budur Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem.
“Eşhedu en ilâhe illâ ALLAH ve Eşhedu enne Muhammeder Rasûlullah ” başka ilâh yoksa ben mi kalacağım geride .
Daha dışarıda mı duracakmışım.
Onun için ne buyuruyor. Sorar mülkün sâhibi kimdir. Kimse yok cevap verecek.
Ne diyor: “Vâhidu’l- Kahhar ALLAH!.” Kendisi.
Kimse kalmadı bak gördün mü. Yoktu zâten. İnşallah.
ALLAHu Zu'l-celâl bize böyle bir Hakîkaten Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem Efendimizin;

Muhammedî Hasbî Hizmette Muhammedî Şuurunu versin!.
Muhammedî Merhamette Nûrunu versin!.
Muhammedî Muhabbette Sürûrunu versin!
Muhammedî Hakikatte Onurunu yaşatsın bize inşaallah.

Böyle bir SALL böyle bir sıla bütün bunlar için bize bunları yapmak için. Demin saydıklarımı sırayla düşünün;

Sadâkatimiz olacak,
Samîmiyetimiz olacak,
Sabrımız olacak ki
Sıla Selâmetimiz olsun!

Böyle bir SALL sâhibi olmalıyız.
Bu çok basittir aslında.
Selâm ikimizin arasında bir SILAdır.
Salâvat, salâvat Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem Efendimize ulaşımdır.
Salat ALLAHu Zu'l-celâl ulaşımdır.
Yâni bu bildiğimiz şeylerdir.
Ama ne çâreki bu gün hepsi parça parça olmuştur.
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem Efendimizin Şeriatı ve Tarikatı Azâmetullahı fiilen Abdullah Aleyhi's-selâm gibi yaşamamıza yâni fiilen yapmamıza, bunu fiilen bilip bulup olup yaşamamıza bağlıdır.
Neydi bunlar?
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem’in Şeriatı, Akvâli idi kavli, Sözleriydi, Kur’ân-ı Kerim ve Sahih hadisleriydi. Ve sözlerine sadâkattı.
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem’in Târikat-ı Muhammedîye, milletin dediği gibi on bin tâne bundan çek beşbin tâne bundan çek diye papağanlık değildi.
Amellerini, fiillerini tatbîkatını, Sünneti Seniyyesini fiilen işlemekti. Fiillerinde samîmiyetti. İhlastı . İçi dışı birlikti, güzellikti.
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem’in Mârifet-i Muhammedîye dediğimiz Ahlâkını, hulkunu halk ediliş tavır ve tarzın aynen, hulukunu aynen yaşamaktır.
Mârifeti Muhammedîye Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem'in hulûkudur, Ahlâkıdır.
İnsanın yaratılış tavrı, tarzı, sitili, tutumu, huyu, tabiatı.
Muazzam ve mubârek ahlâkıdır.

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ

Resim---- “Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin) :Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem 68/4)

Huluku’l- Azim buyrulmuştur.

Resim---- Said b. Hişam diyor ki: Hz. 'Âişe (radiyallâhu anha)ya:
“Ey Mü'minlerin annesi! Bana, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin ahlâkını anlat!” dedim.
Hz. Âişe (radiyallâhu anha): “Sen, Kur'an-ı Kerim okuyorsun değil mi?” dedi.“Evet okuyorum!” dedim.
“İşte Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem Efendimizin ahlâkı, Kur'an-ı Kerîm idi” dedi.


Resim---- Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem: "Ben ancak güzel ahlâkı, ahlâkî faziletleri tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur.
(Beyhakî, es-Sünenu'l-Kübrâ, 15/252 No:21379; Mâlik, Muvatta, Husnu’l- Huluk:8, No:1723, 2/404)

Resim---- Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem: "Mü'minlerin imanca en mükemmel olanı, ahlâkça en güzel olanıdır." buyurmuştur.
(Tirmizî, Radâ:11, No:1162, 3/457; Ebu Dâvud, Sünnet:16, No:4682)

Resim---- Hz. Ayşe’nin Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem Efendimizin ahlâkı ile ilgili bir soru üzerine verdiği bu cevap, O’nun yaşantısının, Kur’ân ahlâkının hayâta geçirilmiş şekli olduğunu göstermektedir :
"Ey müminlerin annesi Peygamberin ahlâkı nasıldı?"
Cevap verdi: "Rasulullah’ın ahlakı... Mü’minûn sûresini okuyabiliyor musun? Bu sûreyi onuncu âyetine kadar oku! İşte ALLAH’ın Rasûlu’nun ahlakı böyle idi" dedi.

(Buhari)

'Âişe Vâlidemizin buyurduğu gibi siz Kur’ân-ı Kerim okumuyor musunuz okuyoruz.
Kur'an ahlâkıydı. Kur’ân-ı Kerîm'in kendi içinde vardır Hulukullah ALLAH’ın ahlâkı diye.
Kim tatbik edecek?
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem.
Adam Allâme-i cihan hârika petrol yeşili takım elbiseler giyiyor. Milyonlarca insanı etrâfında kelebek gibi döndürüyor. Herkesi kullanabiliyor.
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem'in Ehl-i Beytini de kullanıyor.
Aklına geleni kullanıyor.
Bu tuzağa düşmeyen kalmıyor.
Söyledikleri çok doğru, hattâ yaptıkları doğru ancak yalan söylüyor.
Yâni İblis ahlâkında birisi bu kişi ALLAH korusun!.
Ahlâk böyle içerde ve tehlikelidir.
Ne yapıyor o kimse?
Yalan söylemekte!
Ötekileri ne ediyor tuzak yapıyor başkalarına ALLAH korusun!.
Halbuki Hakîkat-i Muhammedî halleridir Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellemin.
Mutmaindir. Kânidir. Değişmez, değişmeyen huy hâline gelen ahlâktır Hakîkat-ı Muhammedî.
Cehenneme sokarsanız İbrâhim Aleyhi's-selâm gibi sokarsınız onu.
Cehennem felân vız gelir tırıs gider.

Bunun yazıldığı zamanlarda, Hakîkat-ı Muhammedîye için Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem: “Ahvâlî Hakîkatî-hallerim Hakîkatım!” buyurduğunda: “Kâbe Kavseyn gibi mi Ya Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem?" dedim,“Neam-evet!.” dedi, “O da bana lâzım değil!” demiştim.

Gerçekten lâzım değil, benim böyle bir işim yok çünkü.
Ka'be kavseyn gibi işim yok çünkü.
Ben sadece Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem le ka'be kavseyn olmak isterim gerisine hiç bakmam.

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

Resim---- “Fe kâne ka'be kavseyni ev ednâ. Summe denâ fe tedellâ : Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.” (Necm 53/8-9)

Çünkü bu denli önemlidir bu mutmainlik kâni oluş.
Hiç değişmeyen derimizi de yüzseler değişmeyecek olandır.
Hakîkattır bu. Bunu her an yaşarız.
Parmağınızı kestirmezsiniz kim olursa olsun, aklınız oldukça.
Çünkü aklınız buna mutmaindir.
“Yok yok senin değil!” deseler de beş milyar insan “bu parmak senin değildir” desede “Hayır hayır ne derseniz deyin ben kesin kâniyim, bu parmak benim kestirmiyorum!” dersiniz.

Zâhirde böyle olduğu gibi bâtında da böyledir. Eğer bu kesinse bu söylenenler yâni Sadâkat, Samîmiyet, Sabır ve Selâmet ulaşmışsa eğer bunlar mutmaindir o.
Huy hâline gelmiştir.
Hakîkatı Muhammedîye'dir.
Bu dördü bir arada değilse pek de bir işe yaramazlar.

İşte mesele budur ya zâten “” diye bir yere koysanız BEDENi, İlâhe diye NEFSi bir yere çektiniz Kâbe'nin bir yüzü, İllâ KALBi öbür yüzüne çektiniz. Evet ALLAHu Zu'l-celâl i de yapıştırdınız Hakîkat Âlemine.

Ne oldu?

İşte bütün bu. Siz bunu kurarsanız KUL KÂBESİ kurulur işte bunu bir tümleyebiliyor musunuz?
O zaman yedi kat yerin altındaki ESFELin yedi kat yerin üstünde gözüken İLLİYYİNNle birleşiverir. SEVİYEleniverir.
Ne kul kalır ne Kâbe kalır ve bütün bunların bu NASİBimizin KISMET olması için inşaallah çaba sarf ediyoruz.

Ve tüm Teslim Olmak, İman Etmek, Tâbi Olmak İtaat Etmek için ALLAHu Zu'l-celâl'in Rasûlullah'ı İmâm-ı Mutlak Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ına teslim olmamız şart ki ALLAHu Zu'l-celâl'e teslim olabilelim.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e îman etmemiz lâzım ki ALLAH’a îman edelim.
Onu bırakıp da mı ALLAH'a iman edeceğiz.
Adam câhil olduğu için diyor ki: “Ben önce ALLAH’a iman ederim!”
Nerden duydun ALLAH’ı? Sen ALLAH’ı dinlemiyor musun: “ALLAH ve Rasûlune iman edin!”

ALLAHu zu'l-Celâl'i BİZe BİLdiren, vahyin kendisine indiği, Kur'ân-ı Kerîm'in kendisi ile geldiği Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimize îmân etmeden kendisinin BİLdirdiği ALLAH'a îman ederim ondan sonra Rasûle îman ederim demek Kur'ân-ı Kerîm'i OKUyup ANlayamamaktandır.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

Resim---- “İnneme'l-mû’minûn ellezîne âmenû billâhi ve rasûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâh(sebîlillâhi), ulâike humu's-sâdikûn(sâdikûne) : Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, ALLAH'a ve Rasûlu'ne îman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan ALLAH yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sâdık (doğru) olanların ta kendileridir."
(Hucurât 49/15)

ALLAHu Zu’L-CELÂL’e ve Râsûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e îmân şu âyetlerde birlikte bildirilmektedir:

Nur 24/62; Hucurât 49/15; Hadid 57/7,19,21; Mücâdele 58/ 4-Saff 61/11 bknz.

Sana kul olarak da yakın olan Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve sellem efendimizi BİLmeden, O'na tâbi OLmadan, O'na itaat etmeden ve O'na îmân etmeden, O’nun bildirdiği ALLAHa mı îman edebileceksin?

Halbuki bugün İslâm âleminde bir kısım târikat ve cemaatlerin başındakiler doğrudan,

“Önce beni duy. Bana bir teslim ol. Bana tâbi ol.” diyorlar.

Kendi derdinde bir saçmalık içinde. Oysa, insanlara önderlik yapacak rehber olacak kişilerin Kur'ân-ı Kerîm ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Nass'ları ile amel ederek hizmetçi olmaları gerekir.

Oysa ALLAHu Zu'l-celâl'i Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem bildirmiştir.

Ben ALLAHu Zu'l-celâl şâhid, Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem, Ali Kerremullâhi veche hazır ve nâzır ki Kâbenin Kapısında ALLAH için duydum kendisinden:

“Bize Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem şurada şu şekilde ibadet ettirirdi!” diye.

Bana hiçbir zaman “Ben burda ettim!” demedi “Ettirirdi!” buyurdu .
Ben İmâm-ı Ali Efendimizin ne kadar Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem e gerçekten sâhip olduğunu anlatmak için söylüyorum.

Ben İmâmı Ali Efendimizin elini tutmuşsam Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem'in elini tutmuşumdur.
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem'in elinde olmayan bir eli yoktur Ali Efendimizin onu diyorum.
Önünde de yoktur. Bunu çok iyi anlamak lâzım.
Bizim anlayışımız, elimizin hizmet edilenin elinde OLması, hizmet edilenin İslâm'ı ANlamasına, YAŞAmasına hizmetçi OLunmasıdır..
ALLAH için hizmet etmelidir zâten.
Eğer Muhammedîyse Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Ve sellem efendimizin şerefini, haysiyetini biliyorsa onun adına konuşur yoksa yazıktır.
Olmaz demek istiyorum.

İşte budur teslimiyet. “Ve kâlu semi'na" teslimiyeti “Ve ate'na” istikâmetine dönüşür.
Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm, “ALLAHu ekber!” dedi mi bütün kâinât da der ve secdeye yata düşer.

Çünkü İmâm-ı Mutlaktır. Bir tekbiri DUY-ar ve UY-ar.

Ancak insan AKLıyla Kulluk imtihanında olduğundan TEVHİDi TERCİH SEÇeneği vardır, seçerse bu Tekbir'e katılır. Kâinattaki diğer varlıklar hâl lisânı ile hâl-i hazırda demektedirler..

Onun için Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin “Eşhehû en ilâhe illâ Allah” BİZ-BİR-İZ şehâdetine bütün kâinât iştirak etmektedir şu ANda zâten.

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ

Resim---- “Yusebbihu lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ardı'l-meliki'l-kuddûsi'l-azîzi'l-hakîm(hakîmi) : Göklerde ve yerde olanların tümü, Melîk; Kuddûs; Azîz; Hakîm olan ALLAH'ı tesbih eder.”
(Cuma 62/1)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Resim----

Resim----


يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ

Resim---- “Yusebbihu lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ardı'l-meliki'l-kuddûsi'l-azîzi'l-hakîm(hakîmi) :
Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan ALLAH'ı tesbih eder.”
(Cuma 62/1)


“Yusebbihu lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ard” bu demektir.
Şimdi şu ANda bu ŞEHÂDETe her “ŞEY” katılıyor.
Aklınla sen “Hayır bence katılmıyor!” diyorsun.
Köpek de, Çiçek de Taş da katılıyor.
Her şey katılıyor, ZeRRe de KüRRe de katılıyor.
Bir tek katılmayan İnsan aklıdır ve imtihandadır.
Buna ne diyeyim “HAKKa giden yol HAKK Dostlarının yüreğinden geçer”
Kerem Kapısı Muhammedî Kâmil'lerin yüreğidir.
ALLAH Celle Celâluhu bizi hakîkaten gerçekten Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem in yüreğinde olanların yüreğini elimiz etsin.
Başka hiç çıkış yolu yoktur.
Kimse yazı tura atarak Keban'dan elektrik alamaz.
Mutlaka mutlaka ALLAHu Zu'l-celâl bizden doğan çocuklar gibi bizim kaderimizde, nasibimizde hakk ve hayrı yaratmıştır.
ALLAHu Zu'l-celâl tercihimizi rızâsında kılsın.
Onun için zâten yakîn gelinceye kadar Kerem Kapısında sükun ve sükut içinde bekleyin!.

Sabırda Sükût, Samîmiyetle Sükûn içinde bekleyin!
Eşyâlar, Olaylar, Zamanlar Ve Zanlar sizi değiştirmesin.
Noksan aramayın mükemmeli seyredin.
Seyr budur. Noksan aramamaktadır.
Sülûk mükemmel içinde yürümektir.
Seyir dâima Azâmetullah'la olur.
Sülûk Kudretullahta olur.
Seyr dıştadır. Sülûk içtedir.
Gökler yukarıda değildir. Yukarıda olan Atmosferdir.

…اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

Resim---- “ALLAHu nûru's-semâvâti ve'l-ard(ardı):
ALLAH, göklerin ve yerin nûrudur…”
(Nûr 24/35)

“ALLAHu nûru's-semâvâti ve'l-ard”
ALLAH yerlerin ve göklerin nûrudur.
Melekler ALLAHın nûru değil midir?
Cennet ALLAH'ın nûru değil midir, tüm yaratıklar!.
Oradaki semâlar nedir semâlar “duyulan” demektir.
Ben gökyüzü öyle değil demiyorum o da olsun ben bir şey demiyorum ona. Esas, esas RESSAMı görmeyen kör RESİMlerden bir ilâh bulacaktır kendisine.
İşte bütün bunlar Azâmetullah'ı seyrediş Kudretullah'ı sezişi getirir.

Ne buyuruyor ALLAHu Zu'l-celâl, ALLAH'ın kelâmı sıdk ve adl üzere tamam oldu.

وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Resim---- “Ve temmet kelimetu rabbike sıdkan ve adla(adlen), lâ mubeddile li kelimâtih(kelimâtihî), ve huve's-semîu'l-alîm(alîmu) :
Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.”
(En'âm 6/115)

Onun için diyoruz ki ALLAHım bizi sıdık ve âdil Muhammedî'lerden kıl. Sadâkatımızı gerçekten Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin sıdkında kıl.

Samîmiyetimizi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin adâleti üzere kıl. Adli üzere kıl!.

Lütfullah'ın dâimiyetinin bendeki payıdır adâlet.
İşte Sadâkat ve Adâlet üzere ayaklarını basan gerçek Muhammedî Ârifler Âşıklar yâni Kâmiller mutlaka Sabır Ve Selâmete ulaşacaktır.

Elleriyle o meyveleri toplayacaklardır cennet meyvelerini.
İşte bunların ayaklarının kaymamasına sebep nedir?
Dâim ve Kâim KULluklarıdır.
Cenneti avcının içine koysanız Emrullah'ı dinler Murâdullah'ı izler. Cehennemi başına geçirseniz.

Derki: “Hayır hayır ben Muhammedîyim. Tek tercih kullanıyorum!”
Bir tek tercih neden bunu yapıyor?
Neden yapmasın ki çok iyi biliyor ki bir kul olarak bir insan olarak mutlaka Ehl-i Beytî olmak zorundadır.
Benim Ehl-i Beyt'ten kastım sokak soytarıları değildir.
Bunu piyasa malzemesi yapanlar değildir.
ALLAHtan korkmayanlar değildir.
Ehl-i Beyt dediğim anda Fatmatu’z-Zehrâ, Ali Keremullâhi vecvheden bahsediyorum demektir.
Onun kanına canını, îmanını taşıyan herkese sonsuz saygımız vardır.
Ama hepimiz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi yüreğimizde bulduğumuz zaman EHLiyiz.
Bunu böyle bilmemiz lâzım yoksa bizim kanımız onun kanına karışıyor.
Ne fark eder ben Kürt olsam, Türk olsam Arap olsam?
Bende söylerim anlamında hâşâ öyle değildir.
Ebu Leheb de onun kanını taşıyor.
Esas olan bizim gerçekten dâim ve kâim kulluğumuzdur.
Ne diyor adam: “Yazın çalar, kışın oynarız! İbâdetimiz budur!" İstediği kadar Kur’ân-ı Kerim: “Muhammedî İbâdet et!” desin.
"Biz içeriz şarabımızı cem’ ederiz. Ve de Biz Ehl-i Beyt'iz!.”

Hangi Ehl-i Beyt'siniz bizimkinden değilsiniz bir defa.
Ehl-i Beytî, Muhammedî, Kur’ânî ve RABBanî değilsiniz.
Bizim inancımız ve ahlâkımız hiç yok sizde!.
Hele hele ALLAHa sığınırız VELÂYETin içinde NÜBÜVVET SIRRInı elektrik gibi getiren şu andaki Ehl-i Beyt aleyhi's-selâm'la aslâ alâkası yok!.
Ki öyle olanlar zâten, ALLAH'tan korkarlar ve bir iğnenin ucu kadar bile bilerek işâret vermezler ve de vermemeleri gerekir.
Eğer onun değerini biliyorsa.
Neden?
Birisi der ki: “Şuna bak şu hâline bir de Ehl-i Beytmiş!”
O zaman taş doğrudan doğruya Ehl-i Beyt aleyhimu's-selâm'a gider o kimsenin yüzünden!.
Onun için diyor hâli hazır şimdi zâhir olan gizli değil murâkıp yâni gözetleyen, gâip değil!
Ne diyor âşık: “Meğer Mevlam üryân imiş!”

İşte böyle bir şeref ki, hakîkaten kalbi Muhammedî olan bir Kâmil'in şerefidir.
Îmanî'dir, Subhânî'dir, Rabbânî'dir, Kur’ânî'dir.
Bir karargâhtır gönüllerde!.

Bunlar kişinin kendisine yüklendiği “AN”da Ni’mettir.
Terk ettiği “AN”da ihânettir.
Bu Oluşumlar tüm Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hüneridir.
O'nun mârifetidir, O'na âittir.
ALLAH'ın ona verdiği bir güzelliktir.
Sen de O’nun yolu YOLnun hizmetçisi ol!.
Hasbî Hizmet et ki Bu senin de olsun!
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sana bağışladı.
Bir damlasına sâhib çıkma tümünü dağıt!.
Onun adına hesâbına şerefine yaptıktan sonra helâl olsun!
Bunun için yaratıldı zâten SEN ve insanlar.
Bunun kaynağı kendi özündeki kudsî kaynaktır.
Akdes nokta'ndadır.
Hakîkat-ı Muhammedi'yyendir.
Nun Nokta'ndır. Nur Prizi'ndir.
Habli’l- Verid dediğimiz Nûr-u Mim’den ibârettir.
İşte Nûr-u Muhammed'le NÛRULLAH alınır.
Ondan sonra letâifler aydınlanır.
Can olur neşelenir, çalışır.
O zaman ALLAHu Zu'l-celâl in kelâmını kendinden duyarcasına DUYar ve UYar.
Kimi DUYar?
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i DUYar.
Kime UYar?
ALLAHa UYar.
Zâten Rasûlullah budur. Rasûl DUYulur ALLAH’a UYulur.
Rasûlullah bu demektir.
İrsal eden demektir, götüren demektir.
Görevli olan demektir. Rüşd sahibi OL-AN demektir.
SALL OL-AN demektir.
Elçi değildir hâşâ, maalesef bâzılarının söylediği gibi: “Geldi geçti postacı gibi!” değildir.
Ne buyuruyor ALLAHu Zu'l-celâl:

“Ey insanlar işte size RABBınızdan bir öğüt. Sadır derdine bir şifâ ve müminler için bir hidâyet ve rahmet geldi. Peki ALLAH’ın lütfuyla yâni fazlıyla rahmetiyle yalnızca onunla sevinç duyun. O onların toplayıp durduklarından hayırlıdır de!”

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

Resim---- “Yâ eyyuhe'n-nâsu kad câetkum mev'ızâtun min rabbikum ve şifâun limâ fî's-sudûri ve huden ve rahmetun li'l-mu'minîn(mu'minîne):
Ey insanlar! Size RABBinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidâyet ve rahmet gelmiştir.”
(Yûnus 10/57)

قُلْ بِفَضْلِ اللّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُواْ هُوَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ

Resim---- “Kul bi fadlillâhi ve bi rahmetihî fe bi zâlike felyefrehû, hûve hayrun mimmâ yecmeûn(yecmeûne):
De ki: Ancak ALLAH’ın lütfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların (dünyâ malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır.”
(Yûnus 10/58)

İşte böylesine ÖZündeki kudsî kaynaktaki Nûr-u Muhammed Prizinden Habli’l- Verid'inden de yakîn olan RABBu’l- Âlemîn'in Rahmânî Üfürüşü gibi her ÂN ALır Nûrullah'ı alANlar.

Buna lâzım ve lâyık olan böyle nefislerin fazîlet prizi ve fişi!
işte bu İlâhi-Fıtrî OL-AN İletim Hattının SALL Hattının, bir teli AKL dır bir teli NAKİLdir.
Aynen dünyâdaki gibidir. Çift gerekir çift!.

Ondandır ki “ İlâhe” AKILdır.
“İlla ALLAH” NAKİL gibidir.
Bu İkisi, BİLişince-BULuşunca-OLuşunca YAŞAnır “TEVD” im-İZ!

Ondandır ki “SEVİYE” lerseniz İnkâr ve İkrâr'ı bunun adına TEVD denir.
Dillendirirseniz “Eşhedu en ilâhe illâ ALLAH!” olur.

“Ben söyledim de Olmadı!”

Olmaz elbette, VUSUL ancak ve ancak USUL iledir.

Bir yere varamayış, YOLunu-İLMini BİLemeyiş, EDEBini BULamayış, İrfanında OLamayıştandır.
Ben kendi başıma demeden önce, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi tanıyayım bir. O’nu bir BİLeyim, BULayım, Onunla bir OLayım da o buyursun ki “Eşhedu en lâ ilâhe illallah ve Eşhedu enne Muhammede'r-Rasûlullah!”

Benim yalnızlık karasızlığında dememe gerek yok zâten ben O’nun arkasında cemaatim .

“Allâhuekber!” buyurdu, ben de EMRe UYup KuLluk İmtihanı Namazımı kılıyorum.
İşte mesele bu ya.

BİZ BİR-İZ dediğimiz tek cümleyle BUdur..
Bundan neden bahsettik?
Neden mi?

Şeriat-ı Muhammedîyye,
Târikat-ı Muhammedîyye,
Mârifet-i Muhammedîyye,
Hakikat-ı Muhammedîyye'den bahsettik.
Neden?
Çünkü bize lâzım Şeriat ve Târikatı,
Bize lâyık Mârifet ve Hakîkatı.
Çünkü bu ÂLEMde Biz fiilen yaşıyoruz.
Belki Bu son ÂN ve son nefesimizi vereceğiz Biz!.
Biraz sonra hesâba çekilecek hâle geleceğiz onun için demek istiyorum ki başkaları için ömür boyu yaşıyoruz. Başkaları için traş oluyoruz. süsleniyoruz.
Başkaları için güzel gözükmeye çalışıyoruz.
Başkaları için gizliyoruz.
Başkaları için, başkaları, için başkaları için...
Bu başkalarından ne zaman kurtulacağız?.
Ne zaman ben BİZim için yaşayacağım. Ne zaman?
Akıl ve Nakil telleri bana can cereyanı getirecek ve canım cennet olacak.
Cisim ve Can cennetine kavuşacağım.
Zâhir ve Bâtın'ım birleşecek.
Ne zaman ben iki Mim bulacağım Hamd Makâmında hamd edeceğim?.
Aklım ne zaman hamd edecek?.
Ne zaman Ahmediyyet'te TEKleşecek.
Ahadiyyet'te de yok olup gidecek Mim-Mim-Mim
Ahad sınır demektir, hudud demektir.
Kur’ân-ı Kerim âyetler vardır.
ALLAH’ın hudûduna tecâvüz etmeyin, çiğnetmeyin, koruyun diye.
Fenâfillâh'ı bir hayâl sananlar için söylüyorum.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi aklı sıra sollayıp geçenler için söylüyorum.

Bunlar aklın Hizbu'ş-şeytan sahâsındaki çılgınlıklarıdır.
Bizim bildiğimiz o değildir.

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

Resim---- “Âmene'r-rasûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî ve'l-mu’minûn(mu’minûne), küllün âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ ğufrâneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr(masîru) :
Peygamber, RABBi tarafından kendisine indirilene îman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri ALLAH'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine îman ettiler. «ALLAH'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey RABBimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır» dediler.”
(Bakara 2/285)


Resim---- “Ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ”

DUYduk ve UYduk Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Yâ RABBi!.
“Gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.”

Gufrâneke bizi bağışla!
Koşarak gittiğimiz yerde SEN varsın.
Masîr nedir? Suyun akarak vardığı yerdir.
Seğirtmek vardır yörükçe de koşmak değildir, yürümek değildir hızlı-koşar gibi yürümektir.
Böyle bir varış yeridir orası .
Oysa 1600 kilometre hızla dönüyor dünyâ ama farkında değiliz.

İşte NEFS antika NEFS.
Bir yüzü TOPRAK, bir İbrahîm aleyhi's-selâm gerek.
Bir yüzü ATEŞ bir Musâ aleyhi's-selâm gerek dilinden anlayan aleyhi's-selâm.
Bir yüzü Hava, SU İsâ aleyhi's-selâm gibi biri lâzım.
Ve bir yüzü Hakîkat HAVA gibi küllü şeyin muhît.
ALLAHu Zu'l-celâl'in muhît olduğu gibi ama ALLAH Teâlâ gibi değil.
ALLAHu Teâlâ’nın yarattıklarını çevreleyen mâsivânın tümünü yutan İLK NOKTA.
Tümünü yutan ne yaratıldıysa küllî ŞEYi.
Onun için diyorum hava gibidir diye Muhammed aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ın HAKÎKATına.
İşte böyle bir NEFS.
Hadi topla bakalım dördünü bir araya getir de TEVHİD olsun.
Herkes bir telden çalıyor.
Onun için ben bu BEDENe derim ki gel TOPRAK olmadan Hasbî Hizmet yapalım inşallah!.

Bu Ateş gibi Nefsime:

“Gel Er-RAHMÂN Er-RAHÎM Merhâmeti bulalım da Muhammedî Merhâmete kavuşalım."

Bulalım mutlaka bulalım onu.

SU gibi olan KALBime:

“Gel buzluğu bırak, eriyelim akalım, SU olalım buharlaşalım, arınalım, durulalım. Gök yüzündeki rahmet bulutları gibi olalım. Ve Muhammedî Muhabbet Habbeler BİZden cAN alsın!. "

Bütün canlılar bizden can alsın.
İster GÜL ister GÜBRE hiç fark etmez.
Yağan yağmurlar gibi tümünün üzerine rAHMED saçılsın!.
Muhammed aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ ın MuHABBEti budur çünkü.
Ve HAVA gibi olan insanın RUHu Muhammedî RUH, Muhammedî Hakîkata ulaştığı zaman tümünün ASLı astarı şah damarından yakın olan RABBu’l- Âleminin Rubûbiyyet Sırrına doğru koşar.

“Aklınız kadar anlayın!”

SIRRı budur.
Bunu zorlamayın!.

“İllâ ben bu teli koparacağım bana elektrik getirmiyor!” diye uğraşmayın!. Bunun eşi vardır eşi, eşi o olmadan yapamaz o işi.
İstediğin kadar uğraş ve ne dersen de yapamaz.
Keban'a bağlasan da yapamaz!.
İllâ ve illâ eşini ister.

İki tel gerek birine Toprak Hattı derler ve diğerine cÂN Hattı derler ve TÜMlerler “BİR” i “BİR” ini..

Onun içinde ALLAHu Zu'l-celâl hakta ve hayırda inşaallah BİZi BİR etsin BİLE etsin!
Bir soru vardı ben onu es geçtim ama şimdi cevaplıyorum.
Dedim ki: “Bir BEN var o da BENim!” doğru ve haktır.
Ve hep BEN kalacağım zâten.
Hiçbir zaman bu “BEN” likten çıkmayacağım.
Cennete girerken dahî böyle BEN olacağım! .
“Ey kulum seni cennete sokuyorum!” buyuracaktır ALLAHu Zu'l-celâl.
Yaratıklık kalkmadığı sürece bu böyledir.
Bu benim KİMliğim, KİŞİliğim ve de KULluğumdur.
Mesele Firavun oluşum olmayışımdır.

“Ebu Cehil’den midir Muhammed aleyhi's-salât u ve's-selâm’ dan mıdır?” bunu anlamak meselesi.
Yâni:

“Bu NEFSi öldüreceğim yok edeceğim!” bunlar câhilce laflardır.
Aslâ Muhammedî değildir. Kur’ânî değildir.
Okumuyor Kur’ânı çünkü.
Akdeniz'e bir tas su dökseniz zerreler kaybolmuş değil.
Bulunamaz hâle gelmiştir içinde, bilinemez hâle gelmiştir.
Vardır ama yok gibi vardır.

“Hİǔ liği ve “HEP” liği iyi anlamamız lâzım.
Çok iyi anlamamız lâzım ki, aksi takdirde çuvallarız demek istiyorum.
Bu BEN İzafî, Eğreti, Geçici Ve Rol Gereği Ol-An Ben derken, bir başka gerçek ve ben'i yaratan BİR BEN var vardır ki ALLAHu Zu'l-celâl'dir.

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

Resim---- “İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımı's-salâte li zikrî :
"Gerçekten Ben, Ben ALLAH'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibâdet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."
(Tâ-Hâ 20/14)

Yâ Mûsâ:

Resim---- “İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımı's-salâte li zikrî”
"Ben var ya Ben âlemlerin RABBi olan ASL OL-AN ALLAHım. "
BEN’im O!.
Bana tap bana!.
İşte bu BENin o BENe gitmesi için SILA etmesi için.
Bu BEN deki İzâfî, Eğreti, Geçici Ve Rol Gereği Ol-AN, Fakriyet, Acziyet Zillet Ve İllet İçindeki “BEN” liğin; “Hayyu’l- Kayyum" ve Dâim OL-AN Mutlak " BEN” liğe RUCU’ ederek Muhammedî Mahviyyetle Kulluk sınırında-Sıratında FENÂsı ile BEK Bulur ASLında inşallah!..
Ondandır ki:

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

Resim---- “Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li meni'l-mulku'l-yevm(yevme), lillâhi'l-vâhidi'l-kahhâr(kahhâri)
:O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey ALLAH'a karşı gizli kalmaz. (ALLAH sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan ALLAH'ındır."
(Mu'min 40/16)


“Mülk kimin?” diye sorulduğunda “Vâhidi’l- Kahhâr ALLAH!” buyurulduğunda “ŞEY” kalmaz!.
O zaman kalkıp da bir daha mı koşacak mısın yâni, bir şey yok demek istiyorum.
Bu geçiş SALLdır.
Benim kendimden geçişim, bu bakımdan geçişim Firavun’luktan Mûsâ’lığa geçişim.
Ebû Cehil’e uymaktan Muhammed aleyhi's-salât u ve's-selâm tâbiliğine geçişim.

“ İlâhe” den “İllâ ALLAH” lığa geçişim.
Gübre'likten Gül'lüğe geçişim!
Her ne diyorsan de bütün bunlar aynıdır.
İşte bu geçişim bir “SALL” dır.
Yâni iki lütfa sâhib çıkıştır.
SALL, bâtın ve zâhir lütfuna eriştir, buna bizzât sâhib oluştur.
“Hamd olsun yaşıyorum!” demektir.
Bir SALL daha vardır ki selâmet bulabilmemiz için mutlaka ALLAH Dost'larıyla SALL etmemiz lâzım. İrsal etmemiz lâzım.

Gerçekten SILA Yolu ALLAH Dost'larının yüreğinden geçer.
Biz bütün Kur’ân-ı Kerim'i peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selâm'ın SESinden aldık.
Ve Sahâbenin sesinden aldık bütün bunları.
Bu ses zinciri kıyâmete kadar gidecek inşaallah...
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Onun için İslâm Dîni hiç bir zaman kaybolmaz.
Bütün kitablar kaybolsa dahî yüreklerde “İllâ ALLAH” hâfızlar yetiştirir her bakımdan.
SALL dâima selâm'dır.

Neden selâmet selâm'dır?.

Allahumme ente's-selâmu ve minke's-selâm.
Es-selâmu aleykum ve rahmetullâhi
Es-selâmu aleykum ve rahmetullah.
Biz Bize hep bağlantı kurarız : “Selâm Selâm Selâm Selâm!” aramızda hep bu.

Resim--- Ebû Hureyre radıyallâhu anh'den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:"Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir. "
(Ebû Dâvûd, Edeb 139; Tirmizî, İsti'zân 15)

Resim---Ebu Hureyre radıyallâhu anh'dan rivâyete göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sizden biriniz kardeşiyle karşılaşınca, ona selâm versin. Eğer aralarını ağaç, duvar veya kaya ayırmış, sonra yine karşılaşmışsa, ona (tekrar) selâm versin"
(Ebû Dâvud; 5200)

Resim---“Aranıza bir ağaç girdi mi tekrar karşılaştığınızda yine selâm verin!”

Neden, nedir selâm?.

Lâm-Mim’e, Muhammedî Lutfa sâhib çıkıştır. Lûtuf'tur bu.
Lûtuf'tur bu. Başka lûtuf mu var?.
Var ise gidip mezarlıktakilere soralım.
Kafasına toprak dolmayan bir tek kişi gösterin.
“Şunu yaptı, bunu çattı!” ne yapmış.
Ya cehennem çukurunda tutuklu ya cennet bahçesinde, başka var mıymış? İnancımız bu bizim.
Onun bildiği varsa görmüştür demek istiyorum.
Demek ki selâm nedir esas selâm nedir?
Benim SALLımın bir Velâyet Selâm'ı bulmasına bağlı bu şart.

O ne yapar?

Ne yapacak onun görevi zâten işi, ana var oluş sebebi, inancı cennete koşmak, cehennemden kaçmak değildir.
O özel görevlidir tıpkı bir köprü gibidir.
Binlerce kişi geçer orda bekler o.
Hatırlarsınız ne demişti Hacı Osman Efendi:

“Ne zaman direkler dillendi de beni meyhânenin kapısına dikmeyin kâbenin kapısına dikin de orada görün benim hizmetçiliğimi?” diyor.

Kimin direği diyor?.

Böylesi bir direk Muhammed aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ ın direği değil.
Yer beğeniyorsun. Yok ALLAH korusun.

Ehl-i Beyt aleyhi's-selâm Ali Kerremullâhi Veche'den bahsediyorum.
Ne yapar?
Derki: “Oğlum salavat edelim salavat”
Kime salavat edelim?
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e işte.
Burdaki Vav nedir salavatın Vav'ı nedir?
İşte “SALL” ın vücûda gelişi nerdeymiş Barbaros?.
Salavat'taymış.
Selâm'da değil bizim selâmımızdan öte, ALLAHu Zu'l-celâl'in Selâm'ını demiyorum hâşâ. Ve Es-Selâm değil dediğim.

Bizim kendi aramızda selâmet selâm'ından bahsediyorum.
Ben niye bir kâmil arayım canım.
Bir sürü haydut varken, çalıp oynarken.
İşim gücüm varken dememek için selâm selâmet düşünüyorum çünkü. Ben buradayken Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şehâdetine bir şehâdet katıyım diyorum.

Bunu anlıyorum hayattan diyorum onun için zâten bu SALL ancak Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de vücud bulur.
Cûd kerem demektir, ikram demektir. Mükemmellik'tir.
Ve’ye girdiği anda yâni vav'landığı anda ortaya çıkar vücud olur.
Dâima böyle SILAdır. Vâsıl oldu mu ortaya çıkar SILA.
Ben HAKKçadan bahsediyorum Hurûfiyatçı falan değiliz hâşâ.
Biz kendi işimize bakıyoruz. Kimin önüne korsanız onu çıkarıverir ortaya vav.
Onun için salavat SALLarımızın Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de oluşudur.
Geriye yaşayış kaldı o SALL'ın. SALL OLdun, Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ilesin. Bu bizim teslîmiyetimizdir ve istikâmetimizi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz yapar ve biz O'nunla RABBimizi BİLir, BULur, şâhidi OLur ve şehâdetimizi YAŞArız işte gerçek SALAT budur.

Namaz de, duâ de ne dersen de kardeşim o SALATtır. Salâtullah'dır o.

Onu ancak Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Rasûlullah olarak yapar, İmam-ı Mutlak olarak yapar onu.

Onun için soruyoruz: “Kaç kere Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazımızda imam oldu?” diye şimdiki imamlara soruyorum.
Bazen: “Sen imam mesleği olarak muazzam bir iş yapıyorsun, senin imamın var mı?” diye.
“Yok!” diyor.
Çünkü kendi imam onun!..

Evet meşhur Gulûbân vardır Gulûbân.
Siirtli Hocam çok sever ve anlatırdı ve hakîkattı .
Bağdad’ın meşhur adamlarından birisidir Gulûbân.
Bağın bülbülü anlamında Gulûbân.
Dağda taşta dolaşan bir zât. Meczubdur. Meşhurdur.
Ama hiç câmiye gelmiyor cemaata katılmıyor.
Fazla da bir şey yapmıyor hani o Behlu’l- Dânâ gibi meydana girip çıkmıyor ama.
Durur mu coşmuş insanlar, taşmış insanlar?.
Başkaları İbâdetine güveniyor, bir şeylerine güveniyor.
Hayır ve hasenâtına güveniyor.
“Ey ALLAHım ben senin için neler yaptım haberin var mı baksan ya!” diyor.
“Hatim indirdim, hacca gittim daha da neler yapacağım!” diyor.
Gulûbân ise hiç umurunda değil bunlar. O bir şaşkın!.
Diyorlar ki: “Sen neden hiç bizim içimize girmezsin. Neden girmiyorsun karışmıyorsun bizlere sen hiç?.”
“Ben sizin içinize giremem! Sizin aranıza girip namaz kılamam!” diyor. “Yok, yok Bir kere kıl!” diyorlar.
“Peki!” diyor.
İmamın arkasına almışlar ve etrâfına durmuşlar ki kaçmaya.
İmam başlamış namaza, bir öğle namazı kılıyorlar sessiz.
Biraz uzatmış imam kıyâmı.
Olur ya belki Yâ-Sîn’i okuyordur zamm-ı sûrede.
Gulûbân dayanamamış: “Yeter ulan be! Bıktım usandım dolaşmandan!” demiş.
İnsanları yarmış geçmiş, oturmuş kapıya, surat bir karış.
Namazı kılmışlar selâm vermişler,
“Ne oldu niye vurdun çıktın aramızdan?.” demişler.
“Şu hergeleye sorun imama?.” demiş
“Ne oldu arkadaş ne ettin?” demişler.
“Hiç sormayın, “Allahu ekber!” dedim, Fâtiha'ya girerken Hacc yolunda buldum kendimi. Şunu yaptım bunu yaptım. Tam büyük Şeytan'ı taşlarken arkamdan bir ses duydum: “Yeter ulan be! Bıktım usandım dolaşmandan!” dedi Gulûbân Baba!” demiş.
İşte bu. İşte bu.

Mesele ne?.

Mesele DUYmak ve UYmak?

Kime?

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e... Tüm imamların İmamı Rasûlullah sallallâhu aleyhi vessellem’e.
Ne diyor: “Durdum divana, uydum Kur’âna!” diyor değil mi?.
Çok güzel hakîkâten güzel .
Ne bakımından güzel hakîkâten Kur’ân-ı Kerim'i duydu ve gerçekten bildi, buldu oldu anladıysa hârika, ayağının altını öperim gerçekten.
Ben olsam:

“Uydum Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e !” derim. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in İmam-ı Mutlak olarak arkasına Kâinât duruyor çünkü.
Dünyâ'nın en kötü insanı, en suçlu insanı Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin kapısını çalsın en muhteşem, mubârek mukaddes muazzam olmaya gelmiştir.
Aslâ İblis'in kapısına gönderilip kovulmaz.
Er-RAHMÂN Er-RAHÎM Kapısı Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kapısıdır.
“Mâliki yevmi'd-dîn” Kapısı Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir.
Orada kimse fakir değildir artık.
Fakriyle fahreder orada insanlar.

“Er-rahmâni'r-rahîm” zâten Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Merhâmet Kapısıdır.
BİZim kapımız Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir, “Er-RAHMÂNi'r-RAHÎM” Kapımızdır.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizim anamız babamızdır çünkü. Hattâ âyet vardır, nefislerinizden de evlâdır diye.

النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

Resim--- “En nebiyyu evlâ bi'l-mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ulû'l-erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi mine'l mu’minîne ve'l-muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ(ma’rûfen), kâne zâlike fî'l-kitâbi mestûra(mestûren) :Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, ALLAH’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır.”
(Ahzâb 33/6)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Beni ana-babasından, evladından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”
(Buharî)

Resim--- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Ömer (radiyallâhu anhu)’ya:“Ben sana herkesten daha sevimli olmadıkça imân etmiş olamazsın” buyurmuştur.
(Buhârî, İmân 8-9; Müslim, İmân 67-70)

“Anam babam sana fedâ olsun!” diyen Hazreti Ömer radiyallâhu anhu'ya olmaz demiştir, yetmez.
“Nefsim de!” dediğinde haaa şimdi oldu demiştir. Âyet inmiştir.

“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha evlâdır”.
Evlâdır, Üstündür, lâzım ve lâyıktır.
Neden Nebiyyi Ümmî'dir ANAdır. Asıldır . İşte bu.
Hep diyorum ya Salı sohbetleri hep SALLama sohbetleri oluyor.
Yâni bizi SALLayan sohbetlerdir.
Çünkü “BEN” Buzu mutlaka erimelidir. Erimeyi bilmelidir.
Ve kesinlikle “SU” olmalıdır.
Velâyet arkında akmalıdır, Nehrinde demek istiyorum.
Onlara katışmalıdır .
Mutlaka arınmalıdır.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Aşk Ocağında buharlaşmalıdır.
Cevlan etmelidir demek istiyorum.
Ve illâ illâ Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bu muhteşemlik muazzamlığı içinde Rahmetenli'l-âlemin olan Ulûhiyet Bulutlarına karışmalıdır.
İşte “Er-Rahmâne'r-Rahîm” Kapısı Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Muhammedî Merhâmet Kapısı'dır.
RABBu'l-Âlemin Kapısı'dır Muhabbet Kapısı.
ALLAH Kapısı'dır Hakîkatı Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve sellem.
Bunu uydur kaydır, yakıştır takıştır kapısı değildir.
Can taşıyanlar dosdoğru olmak zorundadırlar.
Evet. Nasıl bir şey, bunu okuyalım ben bunu bir zamanlar böyle buraya bakıyorum.
Bir şey ararken bulduk.
Özündeki kudsî kaynaktaki Nûr-u Muhammed Prizinden kendisine lâyık ve lâzım nûru alacak olan nefsin fazîlet fişinin ilâhi ve Fıtrî İletim Hatlarının bir teli AKIL bir teli NAKİLdir.
Sanki akıl ve ruh gibi yâni böyle yakındır birbirine.
Ayrıca arada bir kalb vardır o da Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir zâten.
Nefs kendisini RABBısı karşısında Muhammedî mahviyette mahvolmuş toprak bilirse, ve ateş bulursa, evet su olursa; hava gibi her yerde yaşayacaktır.
İşte burda nefis akıl gerçekten Muhammedî Mahviyeti bulurda toprak oluverirse toprak hattı gibi olur elektrikteki şimdiki gibi.
Kontrol kaleminde elektrik yok sanırsınız ama iki telden diğeri de elektriğin gelmesi için ana şarttır her iki tel de.
O olmazsa öbürü gelemez çünkü.
İlâhe olmadan İlla ALLAH olamaz çünkü.
Onlar hep böyle birbirine bağlı, Nûr-u Mim ve Nûrullah gibi.
Bunları bilmemiz eğer bize başka bir şey getirirse ALLAH korusun en büyük felâketi getirir.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Yeri yağlamışlar adam diyor ki: “Ben veliyim kaymam. Deliler kayar!”
Ben de diyorum ki: “Burayı yağlamışlar deli de kayar veli de kayar. Kaymayanlar sadece Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in izine basanlardır. Deli olsun Veli olsun basmayanlar Veliyullah değil şeytanın velileridir eşkiyalarıdır!”
Kısacası eğer biz hepimiz gelecek zamANın tüm olmadığını yarım nefes yarım nefes geldiğini, hiçbir şeye değmeyeceğini, Kudretullah Kazasının Azametullah Kaderi içinde işlenişini, bu hükmün Hakk’ta oluşunu bizim basit tercihler yaptığımızı.
Hakk’ı ve hayrı dilemek olduğunu, bâtıl ve şerden kaçınmak olduğunu mecburen bize lâzım ve lâyık olanın bu olduğunu ANladığımız zaman bu hatalardan kurtuluruz.
Korunuruz yaşadığımız bir sebebe bir şeye dayanır.
Bir Yunus Emre dediğimiz anda yüreğimiz nasıl bir şaha kalkıyor nasıl.
Bir Hallac dediğimiz an yüreğimiz atıveriyor.
Hiç Hallacı siz hiç duydunuz mu?
Aşk olsun Yezid’e felân diyeni hiç duydunuz mu?
Bir insan, ben duymadım. Duymadım.
Ama Hz. Hüseyin Aleyhisselâtı Vesselâmın kabrindeki kokuyu çoğu zaman duyarım oruçluyken felân.
Çoğu zaman böyle yanık bir un kavurma kokusu.
Hiç farkında olmadan eğer un çorbası yapılıyorsa mutfaktan böyle bir koku geldiği zaman gidip bakmışımdır.
Bu koku aynısı diye.
Ruhumla hissediyorum. Çünkü seviyorum.
Bu kabul edilendir razı olunandır.
Reddedilen ise insan açısından ismi çok güzel olmasına rağmen, en kötüyü, en iğrenci ve en reddedileni yaptığı için YEZİDdir.
Neden Yezid “Lâ İlâhe” de kaldı.
Bende kaldı BİZ olamadı.
Hiçbir zaman da olamadı.
İşte bu. Bundanda Allah bizi korusun.
Böyle Kudretullahtaki alın yazımızı, Azametullahtaki parmak izimizle bir daha yazarız hayata.
Kalu Belâ daki alın yazımızı şu andaki Şeen Şehrinde parmak izimizle yazar okuruz bir dizi çeviririz.
Hem yaşarız hem seyrederiz hem de kayda alınır.
Bize bu tiyatroyu bir daha seyrettirecekler.
Allah bizi bağışlasın ve yardım etsin.

İşte alın yazımız gibi, parmak izimiz gibi biz dediğimiz özümüz gibi bize çok yakın olan kerem kaynağı Rasûli Ekrem sallallahu aleyhi vessellem efendimizin o Muhteşem Mübarek, Muazzam Mukaddes Habibi ve Hasbî Hizmet ve Hikmet Özellik ve Güzelliklerini Allahu Zülcelâl hepimize versin!
Sanki Yıldız Dağından doğan Kızılırmak Kaynakları gibi nasip etsin.
Ebedîyen söken şafaklar gibi kaynayan ırmak kaynakları gibi Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ ın Rahmetenlil Âlemin gibi bizim Sesimizle, Sözümüzle, Özümüzle, Hizmetimizle ebedîyen geçiş yolu olsun.
Sanki biz ÇİLE ÇÖLÜnün kumları gibi yatalım yere de kim geçerse geçsin üzerimizden, ama herkes geçsin en son biz kalalım.
Ve Allah bir zerremizin başını kaldırıp da “BEN” de dedirmesin.
Ben de insanım dedirmesin.
Ben kendim için söylüyorum.
Ve Allahu Zülcelâl bunu Rabbım çok şükürler olsun bahşetmiştir, lütfetmiştir.
Milyar sene yaşasam çok şükür buna şükredemem, hamd edemem ve sadece Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem e ait özellik, güzelliktir ve lütuf keremdir.
Yoksa insan mutlaka bir yerden bal pıçağı gibi bir yere yapışır .
Bunun kurtuluş çâresi Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem dedir.
Hiç başka yolu yoktur.
Halbuki göreceğiz ilerde bu “İKİ” lik o kadar felâkettir ki
Resim---- Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem dahi: “Şeytanımı Müslüman ettim!” buyuruyor.

Resim---- Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat Allah-u Teâlâ bana yardım etti ve şeytanını müslüman oldu, bana yalnız iyiliği emr eder!" buyurdu.
(İbn-i Mes'ud’dan; Müslim)

Oysa O şeytan İçin Allahuzülcelâl’in kesin buyruğu:

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

Resim----“E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun) :"Ey âdem oğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (Yâ-Sîn 36/60)

O öylesine bir felaket ”İKİ” liği ve TEVHİDsizliktirki;

Resim---- Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: "Şeytan, insan oğlunun çeşitli yollarında oturur. Önce İslâm yolu üzerinde durur ve (Ananın, babanın dinini terk edip müslüman mı olmak istersin?" der. (kandıramaz ise) ... Hicret yolu üzerine oturur... Sonra cihad yolu üzerine oturur... İnsan bunu da dinlemez ve mücahedesini yapar. Kim bu şekilde hareket ederek ölürse, Allah-u Teâlâ'nın Cerınetini hak etmiş olur." buyururdu.
(Sübre b. Ebi Fâkih’den; Nesaî)

Çâresi de EMRedilmiştir:

وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Resim----“Ve immâ yenzeganneke mineş şeytâni nezgun festeiz billâh(billâhi), innehu semîun alîm(alîmun): :Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” (A'râf 7/200)

Şeytandan da Şeytanlaşmış Şeytan uşaklarından da Allahuzülcelâl’e sığınırız:

وَإِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لاَ يُقْصِرُونَ
Resim----“Ve ihvânuhum yemuddûnehum fîl gayyi summe lâ yuksirûn(yuksirûne):(Şeytan'ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.” (A'râf 7/202)

Başka çâre yok çünkü.
Mâdem ki Abdullah aleyhisselâm’ın dahi şeytanı vardır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem demiyorum.
Mâdem ki bu âleme gelmiştir.
Âyet vardır Meryem Sûresinde hepiniz cehennemden geçeceksiniz diye..

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا

Resim----“Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen) :(Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.” (Meryem 19/71)

Geçmiyor muyuz?
“Hepiniz SIRATı geçeceksiniz!”
Geçmiyor muyuz. Hayat sıratından geçmiyor muyuz?
“ilâhe illâ ALLAH!” Sıratından geçmiyor muyuz biz hepimiz?
İşte böyle bir Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ ın Şeriat, Tarikatı, Mârifeti Ve Hakikat-ı Garrasında İLE-lik BİLE-lik BİZ-lik ve BİR-lik Muhteşemliği ve Güzelliği içinde, Özelliği içerisinde inşallah!

Allahu Zülcelâl kalblerimizi Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in dört âlemdeki Kevser Havuzunda damla etsin ebedîyen.
Daha doğrusu dördü BİRdir de TEVHİDde BİRdir demek istiyorum.
Benim âcizane hep duam ben hep söylerim.
Külhanbeyi olduğumdan değil deli dolu olduğumdan ve hamd olsun! Hayatım boyunca Allaha şükürler olsun güvenilen ve güvendiğim bir Kervan Kelbi olduğum için ve bundan şeref duyduğum için!
Tescilli olduğum için, hamd olsun en rahat, en güzel iştirbu inananlar için!. Salınarak cennete girmeyi istemem.
Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem’in yüreğinde girmeyi dilerim.
Benim için Emin Belde onun yüreğidir.
Hepimiz için benim dediğim bizim için ben sadece kelb kısmına kimseyi yakıştırmadığım için doğru bulmadığım için “ben” diyorum.
Yoksa “BİZ” dediğimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem’in “BİZ” liği Allahuzülcelâl’in “BİR” liği-Hizbullah dışında “ben” bulunmaz “BİZ” de.
Başkalarının başka bir “ben” leri var ise İblise-Hizbuşşeytan’a aittir ve “İKİ” lik “ben” idir.
İblis deyip de onu kötülediğimiz felân yok işini yapmakta..

Şeytan insanoğluna küfrü emreder küfredince de “ben senden beriyim Rabbul Âleminden korkarım!” der.

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ

Resim----“Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne) :Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana "İnkâr et" der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der.” (Haşr 59/16)

Ne yaptı Şeytan?
Aldı küfrü altına insanı!.
O kimse İblisten beter oldu!
Onun için Allaha sığınırız Rabbimize.
“Euzu billâhihimineşşeytanirracim. Bismillâhirrahmânirrahîm!” deriz..

Şimdi Kadir Sûresine Baklım BİZ BİR-likte inşaallah:

Kudretullah-Azametullah, Kaza-Kader tümünü tam bir şekilde içine alan Kadir Sûresi!
Neden Kudretullah gece Leyl?
Neden gündüz Azametullah?
Neden akıl gündüz gibidir insana göre?
Neden nakil gece gibidir?
Neden gece ve gündüze yevm deniyor?
Neden akıl ve naklin tevhidi deniyor?
Bütün bunlar öyle birbirini tamamlayan öyle güzellikler öyle özellikler ki inşaallah.

Biz El Azîm esmasını Azametullah bakımından inceleyeceğiz.
El Kâdir Ka çekerli Kâdir Kudretin bizzât sahibi.
El Kadîr İ çekerli Kudretini şu anda kullanıyor.
El Muktediru ikisinin de sahibi.
Bu üç esma Kur’ân-ı Kerimimdeki Esmaü’l- Hüsnada geçen Kudret Esmaklarına bakalım.
Bu Leyl ne demektir? Gece ne demektir?
Nehar ne demektir? Gündüz ne demektir?
İkisinin birleşimi olan “El Yevm” ne demektir?
Neden Malikiyevmiddin?

مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ

Resim----“Mâliki yevmid dîn (dîne) :Din Gününün sahibidir.” (Fâtiha ¼)

“Mâliki yevmid dîn” mesel⠓Mâliki neharid din” değil de “yevmid dîn”.
İşte bu yevm nedir, leyl nedir, Nehar nedir?
Bunlara bakacağız.
Leyle-i Kadir gecesi, Leyletü’l- Kadr, nedir Kudret Gecesi?
Niye gündüzü değil de gecesi?
Bu gece neden ihya edilir ve nasıl edilir?.
Neden onu değerlendiririz?

Resim---- Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: "Kim inanarak, sevabını ancak Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir."
(Buharî, Siyam: 71, İbni Mâce, Dua)

Bakınız ne buyuruyor Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem!
“Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa”

Kadir bilmek, kıyamda olmak ve Kâim oluşa iştirak ve Kadir Sûresi …
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

KADİR SÛRESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm
إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ
Resim--- “İnnâ enzelnâhu fî leyletil kadr(kadri): Biz onu (Kur’ân'ı) Kadir gecesinde indirdik.” (Kadir 25/1)

İnna enzelna leyletül kadr.
Biz buyurulmakta, ben değil.
Biz onu kadir gecesinde inzal ettik.
Rasûlullah SALLallahu aleyhi vessellem’e hitab.

وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ
Resim---“Ve mâ edrâke mâ leyletul kadr (kadri): Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?” (Kadir 25/2)

Sen idrak edebildin mi?

“Ve mâ adrâke” sen idrak edebildin mi “mâ leyletul kadr” neymiş kadir gecesi idrak edebildin mi?
Anladın mı yâni idrak edebildin mi?

Cevabı ise:
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ
Resim---“Leyletul kadri hayrun min elfi şehr(şehrin): Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.” (Kadir 25/3)

Bu öyle bir gecedir ki öyle bir Kudret Gecesidir ki bin aydan şehr’den hayırlıdır.
Ulfeti, bin aydan hayırlı gece.
Bin ay!..
İşte bu seksen üç yıl dört ay gibi bir zaman tekabül ediyor.
Bu kadar durmadan ibadet etsen de ondan hayırlıdır.
Bu hayr nedir hayr nedir?
Onlara bakacağız inşaallah.
Çünkü Kudret ancak böyle açılır.

تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ
Resim---“Tenezzelul melâiketu ver rûhu fîhâ bi izni rabbihim min kulli emrin: O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.” (Kadir 25/4)

“Tenezzelul melâiketu”
Meleküt Âlemi tenezzül eder ver ruhta gelir.
“Ver rûh”
Ruh, koku gibidir ve aynı köktendir harfler olarak.
En uçtur yâni insan ruhu gibidir, reyhan gibidir.
Revhdır ravhdır.
Ravh; İç açıklığı. Rahat. Rahmet.Hafif esen rüzgârın verdiği tatlılık, canlılıktır.
Ruh Emr Âlemindedir.
Bizzât Allah Âlemindendir, Emr Âlemindendir.

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim---“Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen) :Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsrâ 17/85)

“Ne anlayalım?” dendiğinde Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “Aklınız kadar” buyurmuştu.
“Fîh┠içine onun içine, “bi izni rabbihim” Rabblerinin izniyle, bakın Radiyeten-Merdiyeteni görün “bi izni” iziniyle razı olmak arasındaki fark nedir.
İçeri gir demekle içeri girmene razı oluyorum arasındaki fark nedir, aynı şeydir bu.
“Tenezzelul melâiketu ver rûhu fîhâ bi izni rabbihim min kulli emrin”
Niçin giriyorlarmış “min kulli emrin”, her ömür için, her emir için her mer için, kimse için, kimlik için mera emr, ömür hep aynı köktendir.
Bunlara inşaallah daha detaylı bakacağız.

سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ
Resim---“Selâmun, hiye hattâ matlaıl fecr(fecri): O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.” (Kadir 25/5)

“Selâmun” Bir selâm olarak, bakın hep baştan sona gelen; Dâru’s- selâm, selâm, selâmun!
Elif, Lâm, Mim gibi.
Selâmün burdaki “l┠bir tek selâmda, lâm a bizzât sahib çıkılır.
Eğer yürekten verilirse.
“Ente’s- selâmü ve minke’s- Selâm: Allahım Es Selâm Sensin ve Es Selâm Sendendir.”
Es Selâm Allah’tan Allah’a ise O’ndan O’na ise “hiye” ne zamana kadar?
Hatta o kadar ki.
“Matlaıl fecr” tulu’ edinceye-doğuncya kadar fecr.
Nerde, fecr iç çekişleridir.
İçerdeki güneş doğuncaya kadar.
Bu kadar güzel bir âyet, en güzel bu onu demek istiyorum .
Böyle bir kader böyle bir kadar içinden güneş doğuncaya kadar.
Kadarı getiren Kader ne güzel Kader İnşaallahurrahmân Allahın izni ve inâneyetiyle.
Salı sohbetinde inşaallah Kadirin sonuna getireceğiz.
Cuma Sohbetinde İnşiraha bakacağız.

Kulihvani : Evet Halim Can, buyur sor.

Halim: Evet hocam. Hocam şeye Efendimize ilk vahiy geldikten sonra “İkrâ!” buyurduktan sonra o ANda tek başına Efendimiz ve Tebliğ Görevi yükleniyor tâbiî ki şeyin yâni günümüzde insanlara biraz Allahı islamı anlattığımız zaman şeye geliyor muhabbet “O zaman ben niye şu haldeyim? O zaman niye bu olmuyor?” diye bir yaklaşıma geliyor.
Şimdi ben kendimi yokluyorum da bazen kendimi de aynı halde bulduğumu görüyorum.
Tek başına çıktığı yolda efendimiz yanına katılan işte islamın ilk sahabeleri Hz. Ebu Bekirdir, Ali Efendimizdir ve Hz. Hatice Anamızdır.
Hz. Hatice anamızın imanına doğrusu ben çok hayranım. Çok imreniyorum.
Yâni düşünüyorum ki Efendimiz hani vahiy kesildikten sonra bir sıkıntıya giriyor ve orda derdini Hz. Hatice Anamıza açıyor.
Şimdi normalde yâni benim ayarımda bir insan aklı orda derdi ki: “Ya sen bile inanamıyorsan ben nasıl inanayım?”
O zaman çoktan şüpheye düşer insan yoldan çıkar o anda aslında bir yerde hâşâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz imanını kaybetmiş değil.
Ama Hz. Hatice Anamız o anda islamı tek başına savunuyor konumunda görüyorum ben bir anlıkta olsa bile.
Bir konuşmasında “Allahım sen bizi ziyan etmezsin!” buyurduğunuz gibi “Sen şunu yaparsın bunu yaparsın!” diyerek Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizi yüreklendirirken aslında kendi yüreğini ortaya koyuyor.
Diğer yandan bakıyoruz Efendimize inanan ve peşine takılan yoluna canını veren insanların başına gelmedik kalmıyor.
Orda yine ben kendimi koyuyorum ortaya ve diyorum ki: “Seninle yola çıktık, sana inandık da başımıza bunlar geldi bak!” derdim, aklım derdi.
Şimdi hem böyle bir akla sahib olup da: “Şeytanımı Müslüman ettim!” diyeceğim haa!
Hani Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz: “Şeytanımı Müslüman ettim!” buyuruyor ya!
Müslüman edilen şeytan artık akla bunları fısıldamaması lâzım.
Şimdi hem kendini bu şekilde bilip hemde ondan sonra karşılık bekliyor konumunda gördüğüm zaman derin bir şeye düşüyorum kendimi yargılama durumunda buluyorum.
Hani ordaki iman sende var mı ki öyle bir şeye özeniyorsun imreniyorsun gibi.
Akıl aklı çekip alsak insanda hiçbir şey kalmıyor.
Ne bir beklenti kalıyor ne bir sorumluluk kalıyor.
Ne de bir arayış kalıyor.
Şimdi “aklı da nasıl çekip alıyım?” dediğim zaman yine elindeki tek araç akıl.
O da kendini yok etmiyor.
Zâten kâinâta baktığımız zaman her varlık kendi varlığını devam ettirme sistemiyle yaratılmış bunu görüyoruz, bilinçli olan her varlık.
Ki bilinçsizi yoktur zâten de yansıması olan her varlık kendisini koruma iç güdüsü içinde yaratılmış.
Eee şimdi akılda yaratılmış olduğuna göre o da kendini korumak derdinde. İşte bunu açma hususuna sürekli aklımızı tırmalayıp duruyoruz.
Şimdi demin buyurduğunuz gibi “sen idrak edebildin mi kadir gecesini” buyuruyor.
İşte idrak edemedik keşke idrak edebilmiş olsak ama idrak edebilmeye çalışıyoruz inşaallah açılsın o idrakimiz.
O inşirah bizde de oluşsun ki anlayalım idrak edelim çünkü hem bunu isteyip bu derece kafa yorup gönül yorup hem de ulaşamamış olmayı düşünmek insanı doğrusu belki düşenmemek daha iyi yâni bazen kendimi öyle teselli ediyorum.
Yâni Allah buyuruyor ki: Nefsine zulmeden kullarım Allahtan umudunuzu kesmeyin!”

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Resim---“Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu) : (Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zumer 39/53)

Eee şimdi o haldeyken bile Allahımız “Umud kesmeyin!” buyuruyorsa biz istiyorken arzularken niye umudumuzu keselim?.
Bu sürekli böyle git geller içinde işte!
Allah razı olsun dinliyoruz sizi, işte o zaman aklımızın dışında bir kaynaktan aktarılıyor aydınlanıyoruz.
İnşallah o muhabbetiniz bizi o idrake eriştirsin ulaştırsın yaşatsın hocam!. Allah razı olsun!.

Kulihvani : İnşâallah..
Dediğiniz çok doğru biz farkındaysak hep birlikteyiz İnşâallah ve BİZ BİR-İZ hamdolsun!.
Bir şeye dikkat ediyoruz ki “BİLmeye, BULmaya, OLmaya YAŞAmaya” çalışıyoruz ve hakikaten bu yakin gelinceye kadar devam edecek.

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

Resim---“Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn(yakînu) :Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr 15/99)

Bizim için yakin gelinceye kadar devam edecek!
Her AN her AN , Şe’ende!
Her nefesin her AN-ın kendisine mahsus şehâdeti vardır.
Kendisi için tevhidi vardır .
Bunu şöyle anlamak lâzım ki.
Reis-i Cumhur bir numaradır ancak, bir suç işlerse sıfır numara olur.
Nefis öyle bir sistemdir ki her an düşebilir aşağıya.
Diyelim ki en mükemmel bir nefis dahi olsa hata yaptığı anda aşağıya iner.

Resim---- Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz: "Kendisine emanet edilemeyen kimsenin imanı yoktur. "Zina eden kimse, mümin iken zina etmez, mümin iken hırsızlık yapmaz, mümin iken içki içmez... " buyurmuştur.
(Buhârî, Mezalim 30; Müslim, İman 100,104; Ebû Davûd, Sünnet, 15; Tirmizî İman, 11).

Soruluyor: “Mü’min zina eder mi?”
Ne buyuruyor: “Hayır ettiği zaman değildir!”
O kadar tehlikeli ki şey bir anda iner tekrar yine tövbe eder vs.
Fakat sistem hiç değişmez.
Dolayısıyla bizim böyle herkesin zannettiği gibi statik bir yer var oraya çıkınca öyle bir şey yok.
Her AN denenmekteyiz.
Biliyorsunuz ki hiç değişmeyen kuraldır bu...
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Bakın Mülk Süresinin birinci âyeti daha ilk daha başlarken nasıl “Tebarekellezi” ne bereketlidir.
Ne bâriktir, ne BİRRin sahibidir O!.
Rububiyetin zâhir ve bâtın Sırrını kevne getiren kâinâta çıkaran ne büyük vasıftır ne büyük yüceliktir ki Ellezi o işte bunu halk eden Allahu Zülcelâl “biyedihil mülk” mülkü elinde olan yed’inde olan Kudret Elinde olan buradaki işte Kudretullah ne kadar böyle şey “Ve huve alâ küllî şeyin kadîr” gerçekten gerçekten her şeye kudreti yetendir.
Bakın arkasından “ellezi halakal mevte vel hayate” o mevti yarattı ölümü vel hayatı diriliği yarattı, şunun için ki bir deneyelim sınayalım bir imtihan edelim sizi bir imtihan edelim.
Aceba hanginiz Ahsen-i amelâ, güzel amel edecek.
Bunu bir denemek için bakın nerede bu doğumdan ölüme kadar.
Hayat doğumu ölümü ve hayatı yarattı bu arada deneyelim diye.
Ve huvel azizul gafur kesinlikle bunu yapmaya gücü yeter ve gafurdur bağışlar.
Yâni merak etmeyin yâni hapı yuttuk demeyin anlamında bu.
Gafur yeter ki ayıkın anlamında inşaallah.
Dolayısıyla bizim böyle şey yapıldığı gibi uçmak kaçmak şeklinde anlamamız çok hata olur.
Ama aklımızın ârif aklı olması, örf aklı olması İrfan-ı Muhammedî Ahlâktaki akıl olmasına dikkat etmek zorundayız.
Bu ne kaderi değiştirtir bize ne de böyle uçarı kaçarı bir hayat getirir. Kendi getirdiklerini getirir zâten güzelliklerini yaşatır.
Ki yaşatıyor şu anda herkes bir işle meşgul bizde bununla meşgulüz.
Gâyet te mutluyuz.
Bu bizim Kur’ân-ı Kerim üzerindeki bu çalışmamız Allahu Zülcelâl in rızasını inşaallah cem edecek bir şeydir çünkü biz hakikaten onun rızası için çalışıyoruz.
Anlamaya çalışıyoruz onun emrettiği gibi yaşamaya çalışıyoruz.
Bir dediğiniz çok önemli bir şey aynı sizin gibi düşünmüşümdür.

Ben Hatice Validemiz kadar hiçbir insana hayranlık duymamışımdır.
Ki onu çok iyi sizin gibi düşünüyor ve anlıyorum ki Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz, Abdullah da olarak öyle ağır imtihanları tek başına geçirmiştir ki ki öyle olmak zorunda zâten.
Neticede “ ilâhe” sınırındaki tek yaratıktır ve ilk yaratılandır .
Şeydir yâni şey kendisidir.
Onun için dikkat etmek lâzım Hatice aleyhasselam Validemiz orada “Kab” tır. Suyun KABıdır.
Önemsiz gibi gözükür ama SUyun KABIdır o.
Doğurandır zâten. Üretendir. Tekvin Sıfatına sahibtır.
Es Settar onun için gereklidir.
Kadına saygı, kadının kendi hayasını koruması, tesettür felân hep bu sırra dayanır ve bu SIRR-dandır.
Bu sırra ermeyen Hadice Sırrı, Hadice Sırrı diyoruz meselâ Sırr-ı Hadice vardır.
Ordaki insan dediğimiz şeyin özünde CAN vardır daha ileriye gidemez insan, cisim ve candan ibarettir.
İşte o can dediği her neyse onun dâimiyetinin hak oluşudur Hadice Sırrı.
Bu Hatice Validemizde çok muhteşem bir şekilde halk olmuştur onun için bütün kâinâtın Ehl-i Beytin Annesidir.
Onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem; herkes için çok evlenmek mârifetken, o gün birkaç en az iki üç kadınla evlenmek büyük bir hüner iken ve çok önemli bir şey iken üç tane kocadan ayrılan bir kadınla ve kendisinden 15 yaş büyük bir kadınla evlenmiş yirmi sene de evlenmemiş hiç tek başına tek evlilik sürdürmüştür.
Hep bunlar birbirine bağlıdır.
Bunlar basit şeyler değildir.
Ama dördüncüdür dördüncüdür ama bütün sistemi kapsar.
Zâhir başka Bâtın başkadır.
İşte “nefsün vahidetün” bir nefisten halk ettik bir de tersi vardır onun Kıyamet Sûresinde “nefislerin eşleşmesi” vardır.
Hadice, Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ ın zevci vardır.
Bir nefsin nefsün vahidetün oluşu vardır.
Bu bizim piyasadaki ya da hayattaki karı koca oluşlar binde bir tesadüf eder belki milyarda bir tesadüf eder ama esası temeli nefislerin tamamlanmasıdır.
İlâhe İllâ Allahtır.
Öyle bakıverdiğimiz anda “ İlâhe” ye kadını oturtuveririz mecburen “İllâ Allah”ı.
Er Rahîm esmasından dolayı kadın öyledir güzeldir, haramdır zâten. Muazzamdır basit gibi gözükür ama “İllâ Allah” ı koruyamazsın.

“Kalk bir su getir!” diyorsunuz.
“Getiremiyorum!” diyor mümkün değil.
Bedensiz ibadet edemezsiniz kulluk yapamazsınız melek olabilirsiniz ama Abdullah olamazsınız.
Halbuki Abdullahtır Halife olan.
Yâni burdaki Hatice Validemizin o muhteşemliğini tercih etmiştir kendisi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem le evlenmek için neler yapmıştır. Biliyorsunuz hadisleri okumuşsunuzdur hepiniz.
Bir tane annemiz vardır, kadın vardır kaç kere göndermiştir evlenmek için.
Neler demiştir işte çok para vereceğini hiç değilse kervanlarının başına geçmesini istemiştir.

Kervanına baş olmuştur.
Ve o kervan çok kâr getirmiştir hala bizde o kardan pay alıyoruz.
Bütün bunlar bütün ailesi karşı çıkmıştır tümü.
Kendi ailesinin Ebu Talib kendi ailesinin Haşimi Ailesinin bir bunu ar meselesi yapmıştır .
Bu kadar istememişlerdir.
Tek başına kalmıştır.
Kimse istememiştir, hiç kimse istememiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem böyle yüzüne bakılamayacak kadar güzel bir insan, özel bir insan, muhteşem bir insan Muhammedünü’l- Emin denilen bir insan, gidiyor Hatice Annemizle ecleniyor.
Hatice Annemiz isesanıyorum tam iyi anlayamadım ama ikisi yaşıyordu ama diğeri ölmüşmüydü bilemiyorum 2 veya 3 kişi ile evlenmiştei önceden.
Bu kişilerden ayrılıyor çocukları var onlardan.
Ve diyor ki ben onunla evleneceğim olmaz olmaz oluyor işte.
Oluyor da ne oluyor bakın Hıra’da ne kadar harikadır.
Azık götürüyor.
Ben çıktım Hıra’ya inşaallah çıkmayanlara Allah nasip etsin o zaman şimdiki gibi doğru dürüst biraz yapılmış ama yapılmayan yerler var . Çıkamayan hanımlar olmuştur çok.
Azık götürüyor ama bir bakıyor bi bir hoş Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem.
Azık kucağında öyle bir halde ki Kâbe gözüküyor oradan biliyorsunuz.
Üç gün bekliyor.
Ona götürdüğü azığın ucundan kenarından ucundan kenarından yemeğe kıyamıyor açlığa kıyamıyor.
Kendi ona götürdü halbuisem.
Ama Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem o halden çıkıp yemek de yiyemiyor.
Son günleri işte “ikra” nın gelişinin dördüncü günü gelmiştir.
Ama kaldıramıyor o.
Bu nasıl bir annedir ki hiç gelmeyen, eseri bile gözükmeyen vahyin gelişini bu kadar yüreğinde duyabiliyor.
İşte bu yürek Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in yüreğini içine alan yürektir KABB olan yürektir.
Burada çünkü “Rasûlullahlık” gelmemiştir daha Halimcam gelmemiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem gelmek üzeredir daha doğmamıştır yâni o gün doğmuştur.

Bütün bunlar Hatice Validemizin ne kadar önemli olduğunu özellikle kadınlar için harika olduğunu başka bir şey daha var dikkat edilmesi gerekin Sahihi Buhari hadisi bütün imamların hadisi biliyorsunuz.
Ne diyor Varaka amcası peki o senin söylediğin Hatice Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin kendisi de var: “O senin söylediğin vahiy getiren melek başını açsan gene geliyor mu?”
“Hayır!. Başımda örtü yokken gelmiyor!”
“Hakktır. Muhammed Rasûlullahtır.”
Görndünüz mü tesettürü yâni sırrını demek istiyorum.
Haticetü’l- Kübra Sırrını.
Hiçbir kere o acılar o sıkıntılar içinde bir Allahın kuluna Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem den şikâyetleniyor mu?.
Herkes ağzına geleni söylüyor taşa tutuyor.
Kan pere yara bere içinde kalıyor.
Koğulmadık yer kalmıyor sanki muhasaraya alınıyor her şeyini kaybediyor.
Ticareti yok oluyor Hatice Valedimezin kervanları yok oluyor.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz onları satıp da yemiyor. Çalışamaz hale düşüyor ekmeğe muhtaç hale düşüyor nerdeyse.
Bir kere şikâyet ediyor mu?
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem i tesettür ediyor maddede mânâda böyle bir muhteşem.
Onun için biz ben her zaman söylüyorum biliyorsunuz bu İslam âleminin çökmesinin tek sebebi vardır.
Anayı yemiştir anayı.
Anasını yemiştmir haramı yemiştir.
Kâbeyi yıkmıştır.
Hayat kâbesini yıkmıştır kadını yıkmakla nasıl yıkmıştır.
Haticetü’l- Kübrâ yok olmuştur gerçekten.
Ben demiyorum ki vakko marka tesettürü demiyorum mankenden bahsetmiyorum.
Ben Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ ın kadınından bahsediyorum.
Ahh işte ahh.
Bizim en büyük eksiğimiz budur.
Çok isterdim bütün arzumun yüzde doksandokuzuyla isterim ki bu İslam Milleti Muhammedî kadınlar çıkarsın çok önemli çünkü çok!.
Bu cemaatların dilli düdükleri değil.
Ya da tarikatların şak şakları değil.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin Kızları olmalı.
Aynen onlar gibi.
“Hangi cemaatında?”
Allahın cemaatında.
“Hangi tarikatında?”
Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ ın Tarikatında.
Var mı? Tarikatsız mıydı?
Yook tarıkatlıydı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz ne derse onu uygulardı. İlk defe o uyguladı zâten.
İlk defa namazı o kıldı.
Hz. Hatice Validemiz dört yıl tek başına.
Ali Efendimiz çocukken katılmıştır.
7 sene kıldım diyor Ali Efendimiz doğrudur doğrudur da kadın olarak tek kılan Hatice Validemiz.

Resim----Abbâs bin Abdillah (radiyallahu anhu) Alî bin Tâlib (radiyallahu anhu)’nun: “Ben ALLAH’ın kuluyum, O’nun Rasûlü’nün kardeşiyim. Sıddık-ı Ekber de benim. Benden sonra kezzab (çok yalancı) adamdan başka hiç kimse bunu (Sıddık-ı Ekber olduğunu), söyleyemez. İnsanlardan 7 yıl önce namaz kıldım.” buyurmuştur. (İbni Mâce, Mukaddime isnad sahih raviler sika Hâkim, Müstedrek’inde bu hadisi El Minhal’den rivâyetle Buhârî ve Müslim “şartları üzere sahihtir”demiştir. Nesâî, Fezail-i Alî de)

Belli bir şey bu. İlk inanan da odur.
Bu o kadar gecedir ki “leyletü’l- kadr” dır ki Hatice tül Kübra validemiz öyle bir “leyl” dir ki öyle bir Leylâ dır ki helâl olsun.
Onun ölye bir Kudret Havzasıdır ki ona “HARAM” lık sonsuz kere helâl olsun!
Öyle bir annedir o.
Öyle çileyi hiç kimse çekmemiştir.
O muhteşem hayatını Hanım Ağa hayatını, hem Şam’a hem Yemen’e kervan göndermek!
Tek onda var iki tarafaı hareket eden kervan.
Köşklerini hanlarını hamamlarını tümünü hayatını herkesin söylediklerini hâşâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem için “İşsiz güçsüz kârsız bir becerisi olmayan bir mesleği olmayan birisi, malı için evlendi yok onun için aldı bunun için aldı kendisinden şu kadar genç birisini aldı!” hep bunlar söylenmiştir.
Tüm bunları hiç duymamıştır bir şey duymuştur “ İlâhe İllâ Allah Muhammedu’r- Rasûlullah” dediğiniz gibi olmuştur.

Hatice Validemiz Allah’ın Rasûlulahısın Allah senden darılmadı.” Demekte ve destek olamktadır.
Ona muhabbetimiz ona sevgimiz sonsuzdur.
Onun için Allahu Zülcelâl övmekte övmüştür.
Hadisler vardır “Ya Hatice Allah sana selâm gönderdi” diye övdü Allah sana selâm gönderdi.

Resim----Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “(Âhiretin) en hayırlı kadını Meryem bint-i İmrân’dır. (Dünyânın) en hayırlı kadını ise Hatîce bint-i Huveylid’dir.” buyurmuştur.
(Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 20; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 69)

Hatice annemizin fedakârlığına Cebrâil (as) bile hayrandı.
Resim----Bu vahiy meleği birgün Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizle sohbet ediyordu.
Hz. Hatice’nin elinde bir kapla gelmekte olduğunu haber verdi.
Sonra da şunları söyledi: “-Hatice yanına geldiği zaman, ona Rabbinden ve benden selâm söyle! Ona cennette inciden yapılmış bir saray verileceğini müjdele!”

(Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr 20). (Riyazü’s Salihin, 2. Cilt, Sayfa: 505, Erkam Yay.)

“Cebrail böyle söyledi bana!”
Bir gün yaparız bir Haticetü’l- Kübrâ sohbeti inşaallah.
Ve Haticetü’l- Kübrâ Validemiz öldü gitti mi?
Yok yok! Hepimizin yüreğinde, her kadınımızın yüreği
Haticetü’l- Kübrâ yüreğidir.
Fatmatül Zehra yüreğidir.
Meryem aleyhisselâm yüreğidir.
Asiye Annemizin yüreğidir.
Bildikçe, buldukça, oldukça yaşadıkça hepsini görecektir.
Bu bir aşama aşamadır.
Yâni hepimizde vardır bu.
Hep kadınlarımızda inşaallah Allahu Zülcelâl bize merhamet eder, rahmet eder, inâyet eder hidâyet eder de darusselâm selâmeti buluruz.
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Mesaj gönderen Hakan »

Bir şey sormak isteyer var mı yoksa bırakalım geç oldu, işi gücü olanlar vardır.

Halim :
Hocam ben bir şey soracağım. Hep aklımda ama bu şimdi namaz kılarken kedi felân geliyor bazen seccadenin üzerine oturuyor ediyor felân. Bunun namaza bir şeyi var mıdır.
Namaza bir sakıncası var mıdır onu soracağım aklıma geliyor soramıyordum.

Kulihvani:
Bence yoktur çünkü onlar evcil kedilerdir.
Bir pislik bir kötülük taşımadıkları necasetten taharet.
Bir pislik taşımıyorsa.
Normalde kucağınızda ise kedi, Ebu Hureyle vardır biliyorsunuz hep camide bile yanında kucağında taşıyor her yerde.
Kucağında koynuna koyuyor öyle namaz kılıyor.
Seviyor o. Onun için de Ebu Hureyre diyor kedinin babası, kedi babası.
Kediyi çok seviyor çünkü her yerde kucağında koynunda koynunda yavru besliyor. Öyle alıştırıyor.

Çok vardır öyle Aksaray da Meşhur ben 1959 yılında görmüştüm çocukken görmüştüm onu.
Buharalı Hacı Abdullah Efendi vardı.
Arap kıyafeti giyer.
Çok uzun boylu muhteşem bir insandı.
Büyük Horasandan gelmişti Evliyaullahlardandı .
Onun da öyle bir kedisi varımış.
Babacağızım Allah rahmet eylesin o zaman gardiyandı.
Eğitmendi de attılar onları o zaman Demokrat Parti zamanında tümünü birden.
Önce kullandılar sonrada attılar perişan oldular kimisi iş bulamadı, reçberliğe dönemedi ve babamda gardiyan olmuştu o zaman.
Tâbi babam takip edermiş rahmetli başka şey almazmış.
Şeker çay alırmış.
“Tâhir Hoca sen şeker çay getir senden alınır” dermiş .
“Senin getirdiğin malzeme yenir” anlamında.
Hiç kimseden bir şey almadığı halde alırmış babamdan öyle babam anlattı onu.
O da her hafta alırmış yalınız. Çok istemezmiş.
Görüşmek için diyor belki de her hafta istermiş yâni.
Ve oturur sohbetler edermiş işte diyor ki bir gün gitmiş.
O işte o zamanlar tâbi soba yok bir ateş yakmış, ocağı var.
Bir tek oda hâlâ duruyor şimdi orası.
İnşallah geldiğinizde görürüz bakarız.
Kapalı ama bir oda hâlâ duruyor.
Mescidin bitişiği çünkü.
Ocağın küllerinin arasında bir kara isli bir tencerenin arasında süt şekerden diyor içine biraz attı ekmek doğradı diyor.
Biraz ısındıktan sonra çekti “Nerdesin nerdesin pisi pisi!” diye çağırdı diyor.
Kedi geldi.
Kedi ağzıyla, o da eliyle yiyor diyor ki diyor “Tâhir Hocam senin miden kaldırmaz ama biz bunla arkadaşız. Her şeyi beraber yaparız. Yemeği de beraber yeriz!” diyor.
Kedi de yiyor o da yiyor.
Bu kadar muazzam bir insandı.
Onun için kedi güzel bir hayvandır bence bir şey yok ama dışardan gelip pislik getirmiyorsa diyorum Halim Can.

Halim :
Yok hocam evimizden. Haftalık banyosunu da yapıyor Allaha şükür.
Karanlık bile olsa geliyor buluyor ayağımın dibine yatıyor ediyor.
Ondan sonra bakıyor hareket ediyor felân kalkıyor seccadenin ortasına yatıyor.
Bir yandan basmayım diye bir yandan da işte namazda önünde geçilirse felân şeyi var ya.
Hep ezbere bize öğretilen şeyler.
İnsan ikilemde kalıyor o zamanda inşaallah temiz ve içim daha rahat o zamanda sağolun hocam.

Kulihvani:
Namazı insanın önünden geçen insan bozar.
Yâni geçen bozar aslında namazı.
“Vurunuz, engelleyiniz” hadisleri vardır çünkü o saygısız insandır kıbleyi kestiği için.
Esas namazı kılanın değil öyle geçenin habersizliğinden dolayıdır.
Ama katiyen bir etkisi yoktur hayvanın.
O zâten “yusebbuhu lehu mafissemâvati vel ard” dır.
Rabbısını tesbih etmektedir her şey, insan hariç aklından dolayı.
Onun içinde bir sorun yoktur.
Evet Başka bir şey var mı?

Allahümme salli ve salli ve sellim ve barik alâ seydina Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûluke ve nebiyyül ümmiyyi ve ala alihi vessahbihi ve Ehl-i Beytihi.
Subhaneke allahümme vebihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfirke ve etubi ileyh.

Benim bedenen yaptığım bir hata noksan eksik ve kusur varsa gerçekten bilerek ve isteyerek kararlı olarak doğru bulmuyorum ve istiğfar ediyorum anlamındadır.

Subhaneke allahümme vebihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfirke ve etubi ileyh.

Eğer bunlar benim nefsimin bizzât kendimden doğmuşsa buna istiğfar ediyorum. Sebep buysa.

Subhaneke allahümme vebihamdike eşhedu enlâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfirke ve etubi ileyh.

Bu daha da ileri gitmiş de kalbime bir duman gibi oturmuşsa bundan da istiğfar ediyorum.
Üç kere buyurmuştur Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem anti virüs gibi temizler anlamında

Velhamdulillâhi Rabbul Âlemin.

Allahümme salli ve salli ve sellim ve barik alâ seydina Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûluke ve nebiyyül ümmiyyi ve alâ alihi vessahbihi ve Ehl-i Beytihi.

İnşallah gecelerimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin Nur-u Mim güneşiyle gündüze çevrilsin.
Allah bizi dinimizde ve dünyamızda ahiretimizde Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem i bilip bulup olup yaşayanlardan kılsın.
Geçmiş zamanlarda tövbe BİZ-BİRliğimiz olsun.
Gelecekte dua birliğimiz yaşarkan rıza BİZ-BİRliğimiz ve
son nefeslerde dahil şehâdet BİZ-BİRliğimiz olsun Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizde.
Allahu Zülcelâl salat ve selâmımız dârusselâmda Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem le olsun.
Birbirimizin hakkta hayrda rızada duacıları olalım.
Dua edelim.
Elimizden imkanlarından geldiğince insanlara Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin güzelliklerini taşıyıcı Hasbî Hizmetçiler olalım.
Bir bileşim bilişim buluşum yeri olarak sitemizi diri tutalım.
Hep beraber tutalım.
Çünkü nice insanlar gelmektedir.
Gerçekten güzel insanlar gelmektedir, gelecektir.
Hep bunlar bunlara ihtiyaç vardır.
Allahu Zülcelâl kendisi gönderir kendisi yapar yeter ki biz Allah rızası için hizmete devam edelim.

Esselâmü Aleyküm Ve Rahmetullah
Resim
Kullanıcı avatarı
MINA
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2740
Kayıt: 25 Eki 2008, 02:00

Mesaj gönderen MINA »

Hakan yazdı:

Allahümme salli ve salli ve sellim ve barik alâ seydina Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûluke ve nebiyyül ümmiyyi ve alâ alihi vessahbihi ve Ehl-i Beytihi.

İnşallah gecelerimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin Nur-u Mim güneşiyle gündüze çevrilsin.

Allah bizi dinimizde ve dünyamızda ahiretimizde Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem i bilip bulup olup yaşayanlardan kılsın.
Geçmiş zamanlarda tövbe BİZ-BİRliğimiz olsun.

Gelecekte dua birliğimiz yaşarkan rıza BİZ-BİRliğimiz ve
son nefeslerde dahil şehâdet BİZ-BİRliğimiz olsun Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizde.
Allahu Zülcelâl salat ve selâmımız dârusselâmda Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem le olsun.
Birbirimizin hakkta hayrda rızada duacıları olalım.
Dua edelim.

Elimizden imkanlarından geldiğince insanlara Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin güzelliklerini taşıyıcı Hasbî Hizmetçiler olalım.
Bir bileşim bilişim buluşum yeri olarak sitemizi diri tutalım.
Hep beraber tutalım.
Çünkü nice insanlar gelmektedir.
Gerçekten güzel insanlar gelmektedir, gelecektir.
Hep bunlar bunlara ihtiyaç vardır.
Allahu Zülcelâl kendisi gönderir kendisi yapar yeter ki biz Allah rızası için hizmete devam edelim.

Esselâmü Aleyküm Ve Rahmetullah

ve aleykum selam verahmetullahi ve berakatuh..

Allah c.c razı olsun...
amin...
''Ve Allah'a Sımsıkı Sarılın...''

Hacc / 78
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8977
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Mesaj gönderen nur-ye »

>>>>>> GÖNLÜMÜZÜN SESİ >>>>>>



ZEVK 996

Dost, bu gece sarhoş oldum, gezdim Kurân Bahçesinde
Anlamaz akıl, aşk işi; ruhum, rıza neşesinde
Kaf” kemâlât ve cehâlet, “Nunu nekre ve nûr oldu
Her zerrem HAKKla haykırdı, nefesim “Sûrun sesinde…


14.02.1994 05:50

Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8977
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KUL İHVANÎ KADİR SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen nur-ye »

AKIL ile ilgili HADİS-i ŞERİFler


Fasil : NAMAZ BÖLÜMÜ
Konu : Me`mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler
Ravi : Ebu Mes`ud el-Bedri


Hadis : Resulullah (sav) namazda omuzlarımıza eliyle dokunur ve: "Düzgün olun! Karışık durmayın, sonra kalblerinize de karışıklık ve ihtilaf girer. Hemen arkama, sizden akıl ve dirayet sahibi olanlar dursun. Sonra tedricen bunları takibedenler, sonra da onları takibedenler dursun" derdi. (Ebu Mes`ud ilave eder: "Bugün sizler ihtilafta çok ilerisiniz.")
HadisNo : 2810

Fasil : NAMAZ BÖLÜMÜ
Konu : Me`mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler
Ravi : İbnu Mes`ud
Hadis :
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benim hemen arkama sizden akıl ve dirayet sahipleri dursun. Sonra onları takip edenler, sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenler dursun. Çarşıların karışıklığından sakının.HadisNo : 2811

Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Kadının Kocası Üzerindeki HaklarıRavi : İbnu Ömer
Hadis : Resulullah (sav): "(Ey kadınlar topluluğu!) Ben, akıl sahiplerine aklı ve dini nakıs olanlardan galebe çalan sizin kadarını hiç görmedim!" demişti. İçlerinden dirayetli bir kadın: "Bizim aklımızın ve dinimizin noksanlığı nedir?" diye sordu. "Aklınızın noksanlığı, şahidlikte, iki kadının şehadetinin bir erkek şehadetine denk olmasıdır. Dindeki noksanlık ise, (ay hali sebebiyle) ramazanda oruç yemeniz ve bazı günler namaz kılmamanızdır" cevabını verdi. (Bu, Sahiheyn`de geçen uzunca bir hadisten bir parçadır)
HadisNo : 3307

Kütübü Sitte Hadisleri
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8977
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00

Re: KUL İHVANÎ KADİR SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim---İbn-i Mes'ud (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Allah Tealâ Hazretleri aklı yarattığı zaman ona; "Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti, o da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni nezdimde mahlûkatın en segilisi olana bindireceğim." buyurdu.
(Kütüb-i Sitte Ter.Şerh 1687)

Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsanı insan yapan akıldır, aklı olmayanın dini de yoktur" buyurmaktadır.
(Kenzü'l-Ummâl III/7033)


Resim---Şeddad İbni Evs (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Akıllı kimse, nefsini muhasebe eden ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz de, nefsini hevâsının peşine takan ve Allah'tan temennide bulunan kimsedir."
(Tirmizî Kıyâmet 26 (2461)

Resim---İbni Ömer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): (Bir bayram namazında kadınlara) "Ey kadınlar cemaatı! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfârı çok yapın, zîrâ ben, siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm." buyurunca bir kadın: "Niçin cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?" dedi, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ağzınızdan kötü söz çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında, akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!" buyurdu. O kadın: "Ey ALLAH'ın Rasülü! aklı ve dini eksik ne demek?" diye sorunca: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Aklı noksan tâbiri, iki kadının şâhidliğinin bir erkeğin şâhidliğine denk olmasını ifâde eder. Dinlerinin eksik olması, tâbiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını! Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifâde eder." buyurdu.
(Buhârî 5 bl.de ve imân 21; Müslim, imân 32; Nesâî kûsüf 17; Muvatta küsüf 2)


Resim---İmâm-ı Alî (keremullahi veche): "Belimi iki kişi kırar: Şerefinin zedelenmesine aldırmayan âlim ve zâhid olan câhil!" buyurmuştur. (Fahreddin er Razi cilt 2/479)

Resim---"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):Akıllı, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonra (ki hayat) için amel edendir. (Hakikati anlamaktan) âciz kimse de, nefsini hevâ (ve heveslerinin peşine takan ve Allah'tan olmayacak şeyler temenni edendir" buyurulmaktadır.
İbni Mâce, c. 2, s. 1423.

Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Kişinin asaleti, dini(ne bağlılığıdır. Mertliği (ve insaniye-ti), aklı(nın kemâli ile)dir. Değeri, ahlâkı(nın güzelliği ile)dir"
Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c. 2, s. 365.

Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"dini olmayanın aklı da yoktur" buyurulmuştur
Feyzü'l-Kadir, c. 4, s. 528.


Resim---"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Akıl bakımından rızıklanan kımse felâha (kurtuluşa) ermiştir." buyurdu.
(Aclûnî Keşfu'l-hafâ)


Resim---"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışan kimsedir." buyurdu.
(Tirmizî, Kıyâmet 25; İbni Mâce Zühd 31)
Resim
Kullanıcı avatarı
Hakan
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4580
Kayıt: 08 Eki 2006, 02:00

Re: KUL İHVANÎ KADİR SÛRESİ SOHBETİ

Mesaj gönderen Hakan »

Resim---- Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: "Kim inanarak, sevabını ancak Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir."
(Buharî, Siyam: 71, İbni Mâce, Dua)

Bakınız ne buyuruyor Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem!
“Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa”

Kadir bilmek, kıyamda olmak ve Kâim oluşa iştirak ve Kadir Sûresi …
Resim
Cevapla

“Kuran-ı Kerim Sohbetleri” sayfasına dön